Dr. ÜMİT YILMAZ
 Normal bir ses için laringeal fonksiyonlar koordineli,
etkili ve fizyolojik olarak dengede olmalı
 Bu sistemdeki herhangi bir problem ses kalitesini
etkileyebilir
 Bening laringeal lezyonlar bu sistemde bozukluğa yol
açabilirler
 Laringeal iskelet 9 adet kartilaj
içerir
 Ana yapıyı oluşturan 3 adet tek
kartilaj (tiroid , krikoid ve
epiglot)
 3 adet çift kartilaj mevcut
( aritenoid, kornikulat ve
kuneiform kıkırdaklar)
 Aritenoidler , Krikoid kıkırdak ile
krikoaritenoid eklemini yapar.
 Krikoariteniod eklem multiaksial
bir sinovyal eklemdir ( dışa
aşağıya veya içe yukarıya kayma ,
rotasyon )
 Rotasyon hareketiyle vokal
kordlar abduksiyon ve adduksiyon
 Kayma ile aritenoid kıkırdaklar
birbirine yaklaşır ve uzaklaşır.
Quadranguler membran:
•Epiglot kartilaj yanlarından
kornikulat ve aritenoid kartilaja
uzanır.
•Muköz membran ile kaplı
•Ariepiglottik fold, vestibuler
ligaman, ve yalancı vokal foldları
yapar.
Krikovokal membran:
Konus elastikus adı da verilir,
krikoid ve tiroid kıkırdaklar
arasında yer alır,
üst serbest kısmı vokal foldları
oluşturur.
Vokal kord abduktörleri
 Posterior krikoaritenoid kas
(Posticus)
 Aritenoid kartilajın muskuler kısmının arka
yüzeyine yapışır.
 Kasıldığında vokal kordlar laterale dönerek
abdüksiyon sağlanır
Vokal kord adduktörleri
•Lateral krikoaritenoid kas
•Aritenoid kartilaj muskuler
çıkıntısının lateral yüzeyine
yapışır.
•Posticus’un antagonistidir.
İntrensek
◦ Vokal kord adduktörleri
 Transvers(inter) aritenoid kas
(glottisin arka kısmını kapatmaya
yardımcı olurlar)
 Eksternal tiroaritenoid kas
(aritenoid lateral yüzeyine tutunurlar
ve vestibuler foldları ve vokal kordları
addukte eder)
Vokal kord tensörleri
1. Krikotiroid kas: (N.
Laryngea sup.):Krikoid laminayı
arkaya doğru eğerek vokal korları
alçaltır, uzatır, gerer ve addükte
eder
2. İnternal tiroaritenoid
(vokalis) kası:Aritenoid kartilajın
vokal çıkıntısına ve bazı lifleri konus
elastikusa yapışır.Kasıldığında vokal
kordları addüksiyona getirir.
 Larenks beslenmesi
 Süperior laringeal arter
Süperior tiroid arterin dalı(ECA),
tirohiyoid membranı delerek
larenkse ulaşır, vokal kordlara
kadar olan larenksi ve piriform
sinüsü besler
 İnferior laringeal arter
(vokal kordların alt kısmını besler)
inferior laringeal sinirle larenkse
ulaşır
a.subclavia-tirocervikal trunk-
inferior tiroid arter
 Larenks inervasyonu
 Süperior laringeal sinir(inferior vagal
ganglion)
 İnternal dalı (tamamen sensitif , vokal
kord seviyesine kadar larenksi inerve
eder)
 Eksternal dal motor dalı(krikotiroid
kas)
 Rekürren laringeal sinir( vagusun
dalı)
 Motor ve sensitif lifler içerir
 Motor lifler m.krikotiroid dışındaki
tüm larenks kaslarını inerve eder
 Sensitif lifler vokal kordların altında
kalan larinks duyusunu alır
 Vagustan ayrıldıktan sonra solda aortu ,
sağ subclavian veni dolanır.
 Vokal proçes
Kartilajen parça(aphonatör)
 Posterior 1/3
Membranöz parça(phonatör)
 Anterior 2/3
 Bening laringeal
lezyonların çoğu
membranöz bölümü etkiler
 Süperfisial tabaka
 Üstte ve altta yalancı çok katlı yassı
epitel
 Medial kordun kontakt yüzeyinde
nonkeratinize skuamöz epitel
 Lamina propria
 Süperfisial-reinke boşluğu
• Zayıf fibröz matriksten oluşur
 İntermediate – elastinden oluşur
 Derin tabaka
• Fibroblast ve yoğun kollajen içerir
 Kas tabakası-vokal kas
( tiroaritenoid kasın medial parçası)
 Majör fonksiyonları
 Havayolunun korunması: En
ilkel fonksiyondur, gıda maddelerinin alt solunum
yollarına kaçmasını engelleyen bir aktif kapak
(sfinkter) görevi görür. Larenks olmadan da yutma
gerçekleşir;yutma sırasında larenks çeşitli anatomik
mekanizmalar ve reflekslerle solunum yollarını
kapatarak tükrük ve gıdaların alt solunum yollarına
kaçmasını önler.
 Solunum: havanın alt solunum yollarına
iletilmesi ve solunum sırasında hava akımının
kontrolunu sağlar.
 Fonasyon: Filogenetik olarak larenksin en son
ortaya çıkan fonksiyonudur
 İnsan sesi larenks, akciğerler , diafram , abdominal
kaslar, boğaz, boyun kasları,dudaklar,dil ,buksinatörler
ve damağın koordineli çalışmasıyla ortaya çıkar.
 Konuşmanın 3 temel komponenti mevcuttur.
 Fonasyon
 Rezonans
 Artikülasyon
 SES: larenks tarafından ekspiratuar hava akımının
aerodinamik ve miyoelastik kuvvetlerin sonucu olarak,
vokal kordların serbest kenarlarının titreşmesiyle
üretilir.
 Normal bir fonasyon için:
 Uygun vokal kord kapanması
 Yeterli ekspiratuar güç
 Vokal kordların yeterli vibratuar kapasitesi
 Uygun vokal kord şekli
 Vokal kordun uzunluğunun ve gerginliğin istemli kontrolü gerekli
 Fonasyon sırasında vokal
kordlar üst kenar alt
kenarın arkasında olacak
şekilde ayrı kitle şeklinde
titreşir
 Posteriordan anterior yönde
ilerleyen bu dalgaya
mukozal dalga denir.
NORMAL VİDEOSTROBOSKOPİ
REZONANS
 Sesin uzatılması, amplifikasyonu ve filtrasyonudur.
 Fonasyonla yapılan ses göğüs,üst hava yolu ve kafanın
rezonansıyla insan sesi özelliği kazanır.
 Primer rezonans: farenksteki hava kolonudur.
ARTİKÜLASYON
 Artikülatörler hareket edebilen yapılardır. Dudaklar, dişler, dil,
sert damak, yumuşak damak, çene birer artikülatördür.
 Artikülatörler ses yollarının seklini ve bir ölçüye kadar
uzunluğunu değiştirerek larinksten gelen ses kaynağına
değişik rezonans özellikleri olan titreşimler yaratır.
Non-neoplastik
• Vokal kord nodülleri
• Vokal kord polipleri
• Reinke ödemi
• Vokal kord kistleri
• Larinks granülomları
• Sulkus vokalis
Neoplastik
• Larinks papillamatozu
Erişkin ve çocuklardaki en sık ses kısıklığı
nedenidir
Toplum içinde çok konuşan seslerini icra eden
(ses sanatçısı, öğretmen, imam) bireylerde daha sık
izlenmekte
Gergin, agresif kişilik yapısı ile yakın ilişkilidir
Çocuklarda genellikle erkeklerde, erişkinlerde ise
genç kadınlarda
Çocukluk çağı ses bozuklarının %40’ını
oluşturmaktadır
Çok konuşan çok bağıran gergin genç kadın tipik
adaydır
Uzun süreli sesin yanlış ve kötü kullanılmasına ve
aşırı zorlanması
 Nodüllerin sebebi genellikle konuşma, bağırma,
haykırma ve doğal olmayan şekilde düşük frekanslı
sesle konuşmak ve anksiyetenin meydana getirdiği aşırı
kas gerimi ile sesin yanlış kullanılmasıdır.
 Sesin yanlış kullanımı sonucu vokal kordun lamina
propriasının yüzeyel tabakasında vasküler dilatasyon ve
konjesyona neden olur.
 Sesin yanlış kullanılmasının doğurduğu vokal
travmanın kronikleşmesi ile bu tabakada ödem ,
konnektif dokuda hyalinizasyon ve fibrozise yol açar.
 Nodüllerin kord vokallerin 1/3 ön kısım ile 2/3 arka
kısmın birleşme yerinde sık görülmesinin nedeni
membranöz kord vokalin ortasına denk gelen bölgenin
vibratuar hareketin en fazla olduğu yer olmasıdır
 Histopatolojik bulgular; kronik nodülde keratin
oluşumunun görülebildiği bazal membran
kalınlaşması, epitel tabakasında hiperplazi ile birlikte
reinke ödemi, fibroblast varlığı, fibröz doku ve
hyalinizasyon varlığı, mikrokistik dejenerasyon ve
minimal inflamatuar değişiklikler
 Lamina proprianın süperfisyal tabakasında
immunohistokimyasal teknik yardımıyla protein tespiti
yapılmış ve yoğun fibronektin deposu gözlenmiş
 Fibronektin: fibroblastlarca üretilen glikoproteindir.
 Süperfisyal tabakanın bazal membranın vokal
travmaya maruz kalan bölgesi ile bağlantısı olduğu
tespit edilmiş, bağlantıyı kalın tip 4 kollajen
bantlarının oluşturduğu gösterilmiş. Bu da skar
formasyonun gelişiminde rol oynar.
 Bu durum bazı vokal kord nodüllerinin konuşma
terapisine neden cevap vermediğini açıklamakta.
 Vokal kord nodüllerinin ilk semptomu ses kısıklığıdır.
 Kaba, çatallı veya hafif eforlu tarzda
 Sesini profesyonel kullananlarda ses kısılmasından
önce seste yorulma ve ses sanatçılarında ince sesleri
çıkaramama olarak kendini gösterebiliyor.
 Tanı anamnez ve indirekt laringoskop
 Kesin tanı laringovideostroboskopi ile konmaktadır .
 Nodüller kord vokalin kitlesini ve kalınlığını artırarak
nefeslilik ve ses kısıklığına yol açarlar.
 Stroboskopide vibrasyonda azalma, glottik kapanma
tam olmama şeklinde
 Kum saati şeklinde glottik açıklık tipiktir.
 Stroboskopik incelemesinde nodülün tipine göre
değişen vibrasyon kaybı vardır.
 Kord vokal vibrasyonunu fibröz nodüller ödematöz
nodüllere göre daha fazla etkilemektedirler.
 Nodül fibröz ve sert yapılı olduğu durumlarda nodül
bölgesinde vibrasyon gözlenmez.
15 yaşında şarkıcı
Tedavide temel prensip vokal hijyen ve ses terapisinin
beraber uygulanmasıdır.
Nodül ne kadar büyük ve fibrotik olursa olsun öncelik ses
istirahatidir
Tedavi ile gerilemeyenlerde (en az 3 aylık ses terapisi)
cerrahi uygulanır.Cerrahi sonrası ses terapisine devam
edilmeli.
Nodüllerde ses istirahati mutlak ses istirahati şeklinde değil
modifiye ses istirahati şeklinde olmalıdır.
Modifiye ses istirahati hastanın her defasında 5 dakikadan
fazla olmamak şartıyla günde 15 dakikaya kadar
konuşmasına izin verilir.
 Sesin oluşumunda rol alan respiatuar, fonatuar ve
artikülatuar aktiviteler arasındaki uyumu sağlamaya
yöntemlerdir
 Çiğneme yöntemi(fröschels)
 Esneme yöntemi (Boone)
 Şarkı-konuşma yöntemi(Boone)
 Vurgu yöntemi(Smith)
 Rezonan ses terapisi
Spesifik ses terapi yöntemleri
 Odituvar feedback
 Vizuel feedback
YAPILMAMASI GEREKENLER
 Gürültülü yerlerde konuşma
 Yüksek sesle konuşma, bağırma , çığlık
atma
 Yüksek sesle ağlama veya gülme
 Uzun süreli konuşma
 Aşırı öksürme ve boğaz temizleme
 Aktif ya da pasif sigara içimi
 Alkol alımı
 Tozlu ve/ veya kuru hava soluma
 Sekresyon vizkositesini artıran ilaçların
ve gıdaların alınması:kafeinli içecekler
,antihistaminikler ve dekonjestanlar,
 mide asiditesini artıran ilaçlar ve
gıdaların alınması: karbonik asitli
içecekler, baharatlar, aspirin
YAPILMASI GEREKENLER
 Ortam neminin artırılması
 Bol su içme
 Konuşma terapisine cevap alınamayan olgularda, sert
nodüllerde, hastanın şikayetleri nedeniyle sosyal yaşantısının
etkilenmesi gibi durumlarda cerrahi tedavi önerilir.
 Nodül cerrahisinin temelinde epitel dokusu ile altındaki
lamina proprianın korunması yer alır.
 Nodülün cerrahi eksizyonunda bouchayer ve ark. İleri
sürdüğü teknikte kord vokalin serbest kenarında yerleşen
nodül , merkezinden mikroforsepsle tutulup mediale çekilir,
takiben nodüler gelişme kıvrık mikromakas yardımıyla eksize
edilir.
 Nodülün cerrahi tedavisinde CO2 lazer de kullanılabilir. CO2
lazer iki şekilde kullanılabilmekte
 1. soğuk cerrahideki makas veya bistürinin yerine geçecek
tarzdaki uygulama
 2. epitel üzerindeki sınırlı kalınlaşma gösteren nodüllerde
lezyon medialize edilmeden lazerle traşlanır.
 Genellikle ünilateraldir
 Genellikle kord vokalin ön veya orta
1/3 kısmında yerleşir
 Saplı veya sapsız olabilen
 Bilateral görülebilir bu durumda
genellikle asimetrik
 Larinkste kronik enflamasyona yol açan
tüm faktörler poliplere neden olabilir
 Yoğun sigara içenlerde ve sesini yanlış
kullanan bayanlarda bilateral
görülebiliyor
 Çok sigara içenlerde polipler diffuz hale
gelip reinke ödemine dönüşebiliyorlar
 Bazı hastalarda fazla aspirin veya diğer
antikuagulan ajanların kullanımı polip
gelişimine eğilim doğurduğu ifade
edilmekte
 Polipler kord vokalin lamina
propriasının yüzeyel
tabakasında yer alır
 Mekanik stres sonrası lokalize
subepitelyal tabakada ödem
 Travma sonrası vazodilatasyon
damar permeabilitesinde artış
ve eritrosit, fibrin ve ödematöz
sıvı interselüler boşluğa
ekstravaze olması
 Hastalar en sık ses kısıklığı
şikayetiyle gelirler
 Bazı pediküllü polipler subglottik
bölgeye sarkarlar. Polip serbest
kenarda olmadığından hastada
belirgin ses kısıklığı yapmaz
ancak ses tonunu özellikle hızlı ve
heyecanlı konuşmalarda sabit
tutamaz ve diplofoni oluşur
 Bazı hastalar ses tellerinde
balgam şikayetiyle başvururlar
 Nadiren büyük polipler nefes
darlığı yapabilirler
 Tanı: indirekt larengoskopi, rijit
teleskop, flexible fiberoptik
larengoskop
 Tedavi: erken veya organize olmamış
ödemlerde , yumuşak poliplerde
medikal ses tedavisi ve irritan
faktörlerin sınırlandırılması
 Cerrahiye aday:
 Medikal ses tedavisine refrakter hasta
 Olayın kronik olduğu düşünülen hasta
 Ses düzelmesinin acil gerekli hastalar
 Hemorajik, pediküllü polipler
 Pediküllü, hemoraji ya da
fusiform poliplerde cerrahi
girişim gereklidir.
 Vasküler ağdan zengin
poliplerin eksizyonunda
CO2 lazer tekniği seçilmesi
nüksleri önlemek için daha
uygundur
A, Hemorrhagic polyp, right vocal fold. B, Polyp is grasped with right-turning heart-
shaped forceps to reveal pedunculation and flexibility of the mucosa. C, At the
moment of excision with a left-turning scissors. D, Tiny residual wound. This patient’s
voice was entirely normalized, including the upper voice.
 Polipoid dejenerasyon , Kronik
polipoid kordit, Kronik ödematöz
hipertrofi ve kronik hipertrofik
larenjit olarak da bilinen sıklıkla
her iki kord vokalin tüm uzunluğu
boyunca etkilendiği kronik
ödematöz bir lezyondur.
 Hemen daima bilateral, simetrik
 Asimetrik olabilir
 Ödem genellikle kord vokalin üst
yüzünde
 Her iki cinste eşit rastlanır
 Genelde 40-50 yaşlarda
 Özellikle 50 yaş üzeri bayanlarda
ses kısıklığının en yaygın sebebi
 Sigara içimi en majör faktör
 Sesin yanlış ve yoğun
kullanılması
 Hipotiroidizm
 Reflü larenjit
 Çevresel ve endüstriel
irritanlar
 Postnazal akıntı
 Reinke mesafesi; lamina proprianın
yüzeyel tabakasına uyan potansiyel
boşluk
 Sınırları;önde anterior komissür, arkada
aritenoid kartilajın vokal prosesi,
medialde üzerini örten epitel örtüsü,
lateralde vokal ligaman
 Reinke boşluğu vasküler konjesyon,
venöz staz ve zayıf lenfatik drenajdan
dolayı sıvı birikimine maruz kalır.
 Diffüz polipoid değişikler vokal
proçesden anterior komissüre kadar
membranöz kord vokal bölümünden
gelişir.
 Ödem genellikle bilateral ve simetrik
 Histolojik incelemede; bazal tabakada
epitelyal hiperplazi
 Tipik şikayet; çok konuşan ve sigara
içen kişide progresif ses kısıklığı ve
horlama
 Sesde kalınlaşma, nefeslilik, kabalaşma
görülür.
 Diplofonik bir ses , ses perdesinde
azalma ve monotonlaşma
 Sık sık boğaz temizleme ve kuru
öksürük
 Bayanlarda erkeksi ses gelişimi sık
görülür
 Ödem ciddi boyuta ulaşınca obstrüktif
karakter kazanabilir.
 Ve hastada böylece aşırı horlama ve
obstrüksiyon nedenli gece uykudan
uyanma, hava açlığını gidermek için
pencereye çıkma sık görülür
 Tanı: indirekt larengoskopi
 Stroboskopik incelemede,
 vibrasyon esnasında glottik
kapanma tamdır
 Bilateral kord vokal
hareketleri asimetriktir
 Başarılı vibratuar hareketler
aperiyodiktir
 Mukozal dalga hareketi
bariz artmıştır.
 Sigaranın bırakılması
 İrrittan toz ve dumanlardan
uzak durulması
 Hipotiroidizm tespit edilen
hastalar endokrinoloji
uzmanıyla değerlendirme
 Reflü larenjit ise antireflü
tedavisi
 medikal tedavide;
 Sistemik dekonjestanlar,
 Antiinflamatuar ilaçlar
 Antireflü tedavisi
 Erken vakalarda cerrahiye
gerek kalmadan ses eğitimi
ile başarılı sonuçlar
alınabilmekte
 Cerrahiye karar verirken göz
önünde bulunduracaklar
 Kişinin sesinin etkilenme
miktarı
 Etkilenen kişinin bundan ne
kadar etkilendiği
 Solunum sıkıntısının olup
olmadığı
 Yaş
 Sesini profesyonel kullanıp
kullanmadığı
 Uygulanan cerrahi tedaviler soğuk larinks
mikrocerrahisi ve CO2 lazer
mikrolarengoskopik eksizyonu
 Vasküler genişlemeleri fazla olduğu
vakalarda CO2 lazer tekniği önerilir.
 Soğuk larinks mikrocerrahisinde vokal
kordun fonasyon sağlayan medial yüzeyinin
integrasyonunu korumak çok önemli
 İnsizyonlar vokal kordun üst yüzeyinden
laterale doğru yapılmalı,
 Ödem veya fibröz eksudanın aspirasyonu için
mukoza eleve edilmeli
 Fazla mukoza doğal olması için traşlanabilir
 Mukoza korunması amacıyla sadece epitele
yapılan insizyonla da ödem aspire edilebilir.
 Cerrahi sonrası ses dinamiklerinin
kazandırılması için ses terapisi verilmeli ve
laringoözefageal reflü açısından hasta takip
edilmeli
 Bening larinks lezyonlarının %4
ünü oluşturur.
 Genellikle tek taraflı nadiren
bilateral
 Kord vokallerin özellikle orta 1/3
bölümünde
 Epidermoid ve mukus retansiyon
kisti olmak üzere 2 tip
 Her iki tipde lamina proprianın
yüzeyel tabakasında yerleşmekte
beraber boyut artışıyla alt
tabakalara uzanım
gösterebilmekte
 Mukus retansiyon kistleri, müköz
veya minör tükrüz bezi
glandlarının toplayıcı tüplerinin
tıkanmasını takiben meydana
genişleme sonucu oluşur
 Tipik olarak uzun süre entübe
edilen preterm infantların
subglottik bölgelerinde
 Duvarları 2 tabakadan oluşmakta
iç kısım silyalı kolumnar epitel,
dış kısım küboidal epitel
 Bouchayer ve ark. Yayınladıkları
raporlarda bu tip kistlerin
duvarında yaklaşık %40 vakada
metaplaziye rastlamışlardır
 Epidermoid kistler kaynağına yönelik
iki görüş mevcut
 Konjenital teoride; submukozal bölgede
yerleşen epitel hücre artıklarının yıllar
içinde yavaş yavaş büyüyerek kist
haline dönüşmesi
 Diğer teori; vokal kordlardaki travma
sonrası iyileşme dönemindeki
değişiklikler sonucu
 Epidermoid kistler de vokal ligamanın
elastik veya kollajen yapışma daha sık
olduğu için diseksiyonu zor
 Bu kistlerin duvarını çok katlı stratifiye
epitel oluşturur.
 Kist içeriği kolesterol kristalleri,
dökülen epitel artığı ve keratinden
oluşur.
 En sık geliş ses kısıklığı
 Ses kısıklığı yavaş progresyon göstermekte
 Özellikle çocuklarda boyut artışına bağlu
inspiratuar karekterde dispne
 Tanı açısından en zorluk çekilen bening laringeal
lezyonlardan biri
 Tanı zorluğunun önemli bir nedeni çoğu zaman vokal
kordlarda görülen lokal enflamatuar değişiklikler
 Lokal enflamasyon görüldüğünde muayene ses isitrahati
ve lokal enflamasyonun düzelmesi sonrası yenilenmeli
 Larenk aynası, fiberoptik incelemede kord vokal
bölgesinde kalınlaşma ve şişme görülebilir.
 Stroboskopik muayenede karşı kord vokalde reaksiyonel
küçük düzeyde vaskülarite artşı ve ödem görülür
 Mukus retansiyon kisti ve epidermoid kistler
görünüş açısından benzer
 Her ikisi de kord vokalin 1/3 orta bölümünde
yerleşmekle beraber
 mukus retansiyon kistleri kord vokalin serbest
kenarında gland bulunmadığından dolayı serbest
kenarın hafif alt bölümünden kaynaklanır
 Epidermoid kistler büyük oval sarımsı renkte ve
bazen bilateral
 Mukus retansiyon kisti küçük, gri renkli ve genelde
tek taraflı
 Epidermoid kist sesi daha çok etkiler
 Stroboskopide diğer bening laringeal lezyonlara
göre mukozal dalga daha fazla etkilenmekte, hatta
bazen hiç alınmayabilir.
 Nodül ve polipde olduğu gibi kistin öünde ve
arkasında glottik kapanma defekti vardır
 Ayrıca vokal kord serbest kenarında düzensizlik,
glottik kapanmada kum saati manzarası , asimetrik
ve aperiodik dalga özellikleri vardır.
 Lokal enflamasyon değişiklerin tedavi için NSAİİ ,
dekongestanlar
 Lokal enflamasyon düzeldikten sonra kesin tedavi
cerrahi eksizyon
 Destek tedaviler ve ses terapisin etkinliği sınırlı
 Cerrahi tedavide genellikle mikroflep tekniği tercih
edilmekte
 Kord vokal kistlerinde CO2 lazer uygulaması ancak
ilk insizyon aşamasında ve intaçı kanamaların
koagülasyonu amacıyla kullanılmakta
 Operasyona kord vokalin üst yüz ve ventriküle
mümkün olan en yakın yerden vokal kord uzun
eksenine paralel bir insizyon
 İnsizyon lateralden yapılmasının iki temel amacı
mevcut
 Lateralden yapılacak insizyon ile vokal kordun daha
kolay tanınması ve operasyon sonrası gelişebilecek
submukozal skar ve kontraktürün mukozal dalga
hareketini daha az etkilemesi
 İlk insizyon orak bıçakla yapılmasını takiben ağzı
yukarı bakan mikro makasla insizyon tamamlanır
 Künt elevatörle lamina proprianın süperficial
tabakası diğer tabakalardan ayrılır.
 Diseksiyona kist duvarı ile vokal ligaman arasında
kalınarak devam edilir.
 Diseksiyon esnasında özellikle dikkat edilmesi
gereken vokal ligamana zarar verilmemesi ve kist
içeriğinin dışarı çıkmasını engellemek
 Kistin total çıkarılmaması nüks riskine neden olur.
 Ameliyat sonrası dönemde olguların % 20’ sinde
skar ve polip oluşumu gibi sorunlarla karşılaşılabilir
 Membranöz kord vokalin serbest kenarı
boyunca yerleşen, üzeri epitel ile örtülü
çentik
 Genelde bilateral oldukça nadir
 Genellikle konjenital olduğu sanılıyor. Ama
kazanılmış olduğunu iddaa edenlerde mevcut
 Çocuklarda rastlanabilmekle beraber
özellikle ileri yaşlarda görülebilmekte
 Bouchayer ve ark. Sulkus vokalisin 4. ve 6.
brankial arklardan kaynaklanan konjenital
anomali olduğunu ifade etmişlerdi.
 Kanıt olarak sulkus vokalisin özellikle sesini
yanlış kullanma anamnezi olmayan, larenjit
geçirmemiş çocuklarda görüldüğü ve yeterli
bir tedavinin ardından yenilenmemesini
göstermişlerdir.
 Lezyonun etrafında ödem
ve enflamasyon olması ve
erişkinlerde de görülmesi
kazanılmış bir lezyon
olduğunu da düşündürmekte
 Aynı zamanda sulkus
vokalisin epidermoid
kistlerin spontan açılması
sonucu oluştuğuda
bildirilmiştir
 Lamina proprianın yüzeyel
tabakasında yerleşmiştir.
 Yüzeyde kalınlaşmış stratifiye
squamöz epitel, derininde
hiperkeratözise rastlanılabilir.
 Kollajen lif sayısı artarken,
kapiller arterlerde azalma
mevcut.
 Histolojide; vokal ligamanı
içeren fibrozis,
neovaskülarizasyon ve yoğun
inflamasyon bulunur
 Özellikle erkeklerde seste kalınlaşma, nefeslilik
ve çabuk yorulma sık görülür
 Seste görülen yorulma hiperkinetik ses
özelliğinden kaynaklı
 Hiperkinetik özellik, glottik kapanma defektinin
ortadan kaldırmak için harcanan çaba neticesinde
ortaya çıkar
 Fonasyon esnasında vokal kordlar yay gibi
gerildiğinden seste çatallaşma görülebilir
 Ford ve ark. göre Sulkus vokalis
 Tip 1 veya fizyolojik sulkus;
özelikle normal sese sahip
olanlarda. Sulkus, konuşma
esnasında stroboskopik
görülebilir
 Tip 2; sulkuslu hastalar,
vibrasyonda düzensizlik, kapiller
dilatasyon, vokal kordlarda
ödeme sahip disfonili hasta
 Tip 3; ciddi boyutta disfoni. Vokal
korda derin sulkusa ilaveten
patolojik değişikler mevcut
 Geniş çaplı teleskop yardımıyla
İndirekt larengoskopik olarak tanı
konulabilir.
 Larengoskopide membranöz
vokal kord serbest kenarda tüm
kord boyunca çökme, bazen
kenarlarda ödematöz füziform
şişlik veya yay gibi eğiklik
 Stroboskopik incelemede; kord
vokallerde kalınlaşma ve glottik
kapanma defekti mevcut.Mukozal
dalga girintinin olduğu segmente
kaybolur. Fonasyon süresi
kısalmıştır.
 Ses eğitimi tercih edilmeli
 Çeşitli cerrahi teknikler
önerilse de elde edilen
sonuçlar yüz güldürücü
değil
 Papillomatozis;tüm solunum mukozasında
görülebilen rekürren karekterde selim bir
neoplazi
 Vakaların yarısında yerleşim yeri larinks
 Larinkste en sık anterior glottis özellikle ön
komissürde yerleşir
 Diğer görülebilen yerler epiglot posterior
yüz, aryepiglottik kıvrımın larengeal yüzü,
ventrikül ve posterior glottis
 Papillom etyolojisinde enfeksiyonlar, travma
ve hormonlar neden olarak sürülmüştür
 Son çalışmalar viral etyolojiyi desteklemekte
 HPV tip 6 ve tip 11 sorumlu tutulmakta
 Tüm yaş gruplarında görülmekle beraber 3’te
2’si 15 yaş altı çocuklardır. En yoğun
görüldüğü yaş grubu 5 yaş altı
 Papillomlar çok katlı yassı epitel ile silyalı
solunum epitelinin birleşme alanlarından,
yani vokal kordun üst ve alt hizasından
gelişmeye başlarlar
 Epitel içinde latent kalan HPV hayatın
herhangi bir döneminde yeniden aktive olup
yeniden papillom gelişebilir
 Lezyonun histolojisinde etrafı hiperplastik
maturasyon gösteren squamöz epitelle örtülü
hipervasküler fibrokonnektif doku ve papiller
uzantılar görülür.
 Epitelde keratinizasyon yok yada çok hafif
 Erken dönem karsinom ile ayırımında bazen
güçlükle karşılaşılabilir.
 Batsakis’e göre malign transformasyon son
derece nadir görülmekle beraber özellikle
radyoterapi gören ve hastalığın juvenil
formunda görülmektedir
 Larengeal papillomatozisin 2
tipi mevcut
 1. juvenil tip: çocuklarda
solunum güçlüğü semptomu
ile kendini gösterir ve alt
solunum yollarına doğru
erişkinlerdekinden daha
invaziv seyreder
 2.erişkin tipi: erişkin çağda
ortaya çıkar, papillomların
büyüme ve invazyon hızı daha
yavaş
 5 yaş infantlarda özellikle
görülmesi nedeniyle bu yaş
grubunda çocuklarda
rastalanabilecek ses ve
solunum problemlerinde
aklımıza gelmeli
 İnfantlar genellikle ses
kısıklığı ve ağlamada görülen
değişiklik nedeniyle getirilirler
 Bazen solunum zorluğu ile
gelebilirler
 İndirekt larengoskopide birbirinden ayrı
farklı büyüklüklerde sessil pembemsi kırmızı
kitleler
 İnfantlarda bu muayeneyi tolere edemeyen
vakalarda genel anestezi altında yapılacak
direkt larengoskopik incelemeyle tanı
konulabilir
 Makroskopik muayene ile şüpheye düşülürse
alınan biyopsinin histopatoloji incelemesiyle
konur
 PCR tekniği kullanılarak yüksek spesifite ve
sensitivite HPV tayin edilebilmekte
 Stroboskopide; glottis vibratuar siklus
boyunca tam olarak kapanmaz maksimum
kapanmada açıklık düzensizlik gösterir. İki
kordun hareketleri asimetrik olup başarılı
vibrasyonlar aperiodik
 Papillomatöz dokunun
gelişimini önleyebilecek kesin
tedavi yoktur.
 Değişik tedavi yöntemleri öne
sürülmüştür
 Cerrahi tedavi yöntemleri
soğuk mikroşirürjik teknik ve
CO2 lazer
 Medikal tedaviler; alfa
interferon, fotodinamik tedavi,
asiklovir tedavi, ribaverin
tedavisi ve otovaksen tedavisi
Carbon-Dioxide-CO2-Laser-
Microsurgery-for-Adult-Onset-
Laryngeal-Papillomatosis
 Cerrahi tedavide amaç
papillomun kitlesini küçülterek
solunum yolunu açmaya ve ses
kalitesini düzeltmeye yöneliktir
 Yeni papillomların gelişerek alt
solunum yolarına invazyonunu
önlemek için mümkün olduğunca
traketomiden kaçınılmalı
 Ön ve arka kommisürün her iki
tarafından simultane olarak
çıkarılmamalı laringeal web
oluşumuna neden olunabilir
 Alfa interferon tedavisi
virütik etkiyi önlemek için
kullanılabilmektedir.
 Genellikle cerrahi tedaviden
sonra nüksleri azaltmak
amacıyla kullanılmakta
 Ancak doz ayarlamasının
güçlüğü ve yan etkileri
nedeniyle ciddi morbiditeye
sahip oluşu dezavantaj
oluşturmakta
 Genellikle kronik irritasyon
sonucunda gelişirler.
 İrritasyon nedenleri zor
entübasyon, uzun süreli
entübasyon, yüksek sesle
konuşma ve bağırma nedenli
kronik vokal travma,
larengofarengeal reflü, kronik
öksürük ve kronik boğaz
temizleme alışkanlığı
 Genellikle posterior 1/3 kord
vokalde yerleşim gösterirler
 Hastalığın başlangıcında vokal
proçesin medial tarafını örten
mukoperikondriumda
inflamasyon veya öksürük atağı
esnasında gelişen ülser görülür
 Daha sonra kronik boğaz
temizleme, bağırma ve öksürük
gibi irritatif faktörler sonucu
aritenoid kartilajda perikondrit ve
kondrit gelişir
 Yüzeydeyse gözle görülebilen
proliferatif vokal granülom gelişir
 Vokal kord granülomları etiyolojik faktöre göre değişik klinik
özellikler göstermekte
 Kontakt granülom; belirli ses özelliğine(düşük frekanslarda
konuşan) sahip erkeklerde , agresif kişilik yapısında olanlarda
 Kontakt granülom genellikle tek taraflı aritenoid proçeste görülür.
Karşı aritenoid de epitelyal hiperplazi mevcuttur
 Entübasyon granülomları; geçirilmiş cerrahi girişim veya uzun
süreli entübasyon varlığında
 Yapılan araştırmalarda granülomun varlığı ile entübasyon süresi
arasında ilişki tespit edilememiştir.
 Daha çok entübasyonun şekli, kullanılan tüpün geniş oluşu ve
enfeksiyon varlığı veya sonradan gelişmesi granülom gelişimi
üzerinde etkili
 Granülomlu hastalarda ses
kısıklığına ilaveten boğaza ve
kulağa yansıyan ağrıdan
şikayet etmekte
 Granülom çok büyük boyuta
ulaşmadıkça çok hafif bir
kısıklık mevcuttur.
 Membranöz vokal kordlar
normal ve glottik açıklık rahat
kapanabildiği için öksürük
esnasında veya konuşurken
düşük ve monoton bir ses
işitilir.
 Tanı indirekt veya teleskopik
incelemeyle konulabilir.
 Larengoskopide vokal proçes
bölgesinde üstü beyaz eksüda
ile kaplı, çökük ülsere alan
veya bu boşluğu dolduran
granülomatöz doku tanı
koydurucudur.
 Larengoözefageal reflüye
bağlı olanlarda bunlara ek
aritenoidin diğer kısımlarında
eritem ve ödem mevcuttur.
 Entübasyon bağlı olmayanlarda tedavi
altta yatan nedeni ortaya koymak ve
ortadan kaldırmaktır.
 Reflüye bağlı ise asit sekresyonunu
artıran gıdalardan uzak durulması,
kahve, sigara , alkol kısıtlanması ve
stresden uzak yaşam
 Ek olarak 6 ay h2 reseptör blokerleri
veya PPI kullanımı
 Tedavi ile granülomda gerileme
olmazsa mikrolarengeal cerrahi
yöntemle cerrahi eksizyon denenebilir.
 Postop antireflü ve antibiyoterapi ile
devam edilir
 Postop konuşma terapisi verilmeli
Bening laringeal lezyonlar

Bening laringeal lezyonlar

  • 1.
  • 2.
     Normal birses için laringeal fonksiyonlar koordineli, etkili ve fizyolojik olarak dengede olmalı  Bu sistemdeki herhangi bir problem ses kalitesini etkileyebilir  Bening laringeal lezyonlar bu sistemde bozukluğa yol açabilirler
  • 3.
     Laringeal iskelet9 adet kartilaj içerir  Ana yapıyı oluşturan 3 adet tek kartilaj (tiroid , krikoid ve epiglot)  3 adet çift kartilaj mevcut ( aritenoid, kornikulat ve kuneiform kıkırdaklar)
  • 4.
     Aritenoidler ,Krikoid kıkırdak ile krikoaritenoid eklemini yapar.  Krikoariteniod eklem multiaksial bir sinovyal eklemdir ( dışa aşağıya veya içe yukarıya kayma , rotasyon )  Rotasyon hareketiyle vokal kordlar abduksiyon ve adduksiyon  Kayma ile aritenoid kıkırdaklar birbirine yaklaşır ve uzaklaşır.
  • 5.
    Quadranguler membran: •Epiglot kartilajyanlarından kornikulat ve aritenoid kartilaja uzanır. •Muköz membran ile kaplı •Ariepiglottik fold, vestibuler ligaman, ve yalancı vokal foldları yapar. Krikovokal membran: Konus elastikus adı da verilir, krikoid ve tiroid kıkırdaklar arasında yer alır, üst serbest kısmı vokal foldları oluşturur.
  • 6.
    Vokal kord abduktörleri Posterior krikoaritenoid kas (Posticus)  Aritenoid kartilajın muskuler kısmının arka yüzeyine yapışır.  Kasıldığında vokal kordlar laterale dönerek abdüksiyon sağlanır Vokal kord adduktörleri •Lateral krikoaritenoid kas •Aritenoid kartilaj muskuler çıkıntısının lateral yüzeyine yapışır. •Posticus’un antagonistidir.
  • 7.
    İntrensek ◦ Vokal kordadduktörleri  Transvers(inter) aritenoid kas (glottisin arka kısmını kapatmaya yardımcı olurlar)  Eksternal tiroaritenoid kas (aritenoid lateral yüzeyine tutunurlar ve vestibuler foldları ve vokal kordları addukte eder)
  • 8.
    Vokal kord tensörleri 1.Krikotiroid kas: (N. Laryngea sup.):Krikoid laminayı arkaya doğru eğerek vokal korları alçaltır, uzatır, gerer ve addükte eder 2. İnternal tiroaritenoid (vokalis) kası:Aritenoid kartilajın vokal çıkıntısına ve bazı lifleri konus elastikusa yapışır.Kasıldığında vokal kordları addüksiyona getirir.
  • 9.
     Larenks beslenmesi Süperior laringeal arter Süperior tiroid arterin dalı(ECA), tirohiyoid membranı delerek larenkse ulaşır, vokal kordlara kadar olan larenksi ve piriform sinüsü besler  İnferior laringeal arter (vokal kordların alt kısmını besler) inferior laringeal sinirle larenkse ulaşır a.subclavia-tirocervikal trunk- inferior tiroid arter
  • 10.
     Larenks inervasyonu Süperior laringeal sinir(inferior vagal ganglion)  İnternal dalı (tamamen sensitif , vokal kord seviyesine kadar larenksi inerve eder)  Eksternal dal motor dalı(krikotiroid kas)  Rekürren laringeal sinir( vagusun dalı)  Motor ve sensitif lifler içerir  Motor lifler m.krikotiroid dışındaki tüm larenks kaslarını inerve eder  Sensitif lifler vokal kordların altında kalan larinks duyusunu alır  Vagustan ayrıldıktan sonra solda aortu , sağ subclavian veni dolanır.
  • 12.
     Vokal proçes Kartilajenparça(aphonatör)  Posterior 1/3 Membranöz parça(phonatör)  Anterior 2/3  Bening laringeal lezyonların çoğu membranöz bölümü etkiler
  • 13.
     Süperfisial tabaka Üstte ve altta yalancı çok katlı yassı epitel  Medial kordun kontakt yüzeyinde nonkeratinize skuamöz epitel  Lamina propria  Süperfisial-reinke boşluğu • Zayıf fibröz matriksten oluşur  İntermediate – elastinden oluşur  Derin tabaka • Fibroblast ve yoğun kollajen içerir  Kas tabakası-vokal kas ( tiroaritenoid kasın medial parçası)
  • 14.
     Majör fonksiyonları Havayolunun korunması: En ilkel fonksiyondur, gıda maddelerinin alt solunum yollarına kaçmasını engelleyen bir aktif kapak (sfinkter) görevi görür. Larenks olmadan da yutma gerçekleşir;yutma sırasında larenks çeşitli anatomik mekanizmalar ve reflekslerle solunum yollarını kapatarak tükrük ve gıdaların alt solunum yollarına kaçmasını önler.  Solunum: havanın alt solunum yollarına iletilmesi ve solunum sırasında hava akımının kontrolunu sağlar.  Fonasyon: Filogenetik olarak larenksin en son ortaya çıkan fonksiyonudur
  • 15.
     İnsan sesilarenks, akciğerler , diafram , abdominal kaslar, boğaz, boyun kasları,dudaklar,dil ,buksinatörler ve damağın koordineli çalışmasıyla ortaya çıkar.  Konuşmanın 3 temel komponenti mevcuttur.  Fonasyon  Rezonans  Artikülasyon
  • 16.
     SES: larenkstarafından ekspiratuar hava akımının aerodinamik ve miyoelastik kuvvetlerin sonucu olarak, vokal kordların serbest kenarlarının titreşmesiyle üretilir.  Normal bir fonasyon için:  Uygun vokal kord kapanması  Yeterli ekspiratuar güç  Vokal kordların yeterli vibratuar kapasitesi  Uygun vokal kord şekli  Vokal kordun uzunluğunun ve gerginliğin istemli kontrolü gerekli
  • 17.
     Fonasyon sırasındavokal kordlar üst kenar alt kenarın arkasında olacak şekilde ayrı kitle şeklinde titreşir  Posteriordan anterior yönde ilerleyen bu dalgaya mukozal dalga denir.
  • 18.
  • 19.
    REZONANS  Sesin uzatılması,amplifikasyonu ve filtrasyonudur.  Fonasyonla yapılan ses göğüs,üst hava yolu ve kafanın rezonansıyla insan sesi özelliği kazanır.  Primer rezonans: farenksteki hava kolonudur. ARTİKÜLASYON  Artikülatörler hareket edebilen yapılardır. Dudaklar, dişler, dil, sert damak, yumuşak damak, çene birer artikülatördür.  Artikülatörler ses yollarının seklini ve bir ölçüye kadar uzunluğunu değiştirerek larinksten gelen ses kaynağına değişik rezonans özellikleri olan titreşimler yaratır.
  • 21.
    Non-neoplastik • Vokal kordnodülleri • Vokal kord polipleri • Reinke ödemi • Vokal kord kistleri • Larinks granülomları • Sulkus vokalis Neoplastik • Larinks papillamatozu
  • 22.
    Erişkin ve çocuklardakien sık ses kısıklığı nedenidir Toplum içinde çok konuşan seslerini icra eden (ses sanatçısı, öğretmen, imam) bireylerde daha sık izlenmekte Gergin, agresif kişilik yapısı ile yakın ilişkilidir Çocuklarda genellikle erkeklerde, erişkinlerde ise genç kadınlarda Çocukluk çağı ses bozuklarının %40’ını oluşturmaktadır Çok konuşan çok bağıran gergin genç kadın tipik adaydır Uzun süreli sesin yanlış ve kötü kullanılmasına ve aşırı zorlanması
  • 23.
     Nodüllerin sebebigenellikle konuşma, bağırma, haykırma ve doğal olmayan şekilde düşük frekanslı sesle konuşmak ve anksiyetenin meydana getirdiği aşırı kas gerimi ile sesin yanlış kullanılmasıdır.  Sesin yanlış kullanımı sonucu vokal kordun lamina propriasının yüzeyel tabakasında vasküler dilatasyon ve konjesyona neden olur.  Sesin yanlış kullanılmasının doğurduğu vokal travmanın kronikleşmesi ile bu tabakada ödem , konnektif dokuda hyalinizasyon ve fibrozise yol açar.  Nodüllerin kord vokallerin 1/3 ön kısım ile 2/3 arka kısmın birleşme yerinde sık görülmesinin nedeni membranöz kord vokalin ortasına denk gelen bölgenin vibratuar hareketin en fazla olduğu yer olmasıdır
  • 24.
     Histopatolojik bulgular;kronik nodülde keratin oluşumunun görülebildiği bazal membran kalınlaşması, epitel tabakasında hiperplazi ile birlikte reinke ödemi, fibroblast varlığı, fibröz doku ve hyalinizasyon varlığı, mikrokistik dejenerasyon ve minimal inflamatuar değişiklikler  Lamina proprianın süperfisyal tabakasında immunohistokimyasal teknik yardımıyla protein tespiti yapılmış ve yoğun fibronektin deposu gözlenmiş  Fibronektin: fibroblastlarca üretilen glikoproteindir.  Süperfisyal tabakanın bazal membranın vokal travmaya maruz kalan bölgesi ile bağlantısı olduğu tespit edilmiş, bağlantıyı kalın tip 4 kollajen bantlarının oluşturduğu gösterilmiş. Bu da skar formasyonun gelişiminde rol oynar.  Bu durum bazı vokal kord nodüllerinin konuşma terapisine neden cevap vermediğini açıklamakta.
  • 25.
     Vokal kordnodüllerinin ilk semptomu ses kısıklığıdır.  Kaba, çatallı veya hafif eforlu tarzda  Sesini profesyonel kullananlarda ses kısılmasından önce seste yorulma ve ses sanatçılarında ince sesleri çıkaramama olarak kendini gösterebiliyor.  Tanı anamnez ve indirekt laringoskop  Kesin tanı laringovideostroboskopi ile konmaktadır .  Nodüller kord vokalin kitlesini ve kalınlığını artırarak nefeslilik ve ses kısıklığına yol açarlar.  Stroboskopide vibrasyonda azalma, glottik kapanma tam olmama şeklinde  Kum saati şeklinde glottik açıklık tipiktir.  Stroboskopik incelemesinde nodülün tipine göre değişen vibrasyon kaybı vardır.  Kord vokal vibrasyonunu fibröz nodüller ödematöz nodüllere göre daha fazla etkilemektedirler.  Nodül fibröz ve sert yapılı olduğu durumlarda nodül bölgesinde vibrasyon gözlenmez. 15 yaşında şarkıcı
  • 26.
    Tedavide temel prensipvokal hijyen ve ses terapisinin beraber uygulanmasıdır. Nodül ne kadar büyük ve fibrotik olursa olsun öncelik ses istirahatidir Tedavi ile gerilemeyenlerde (en az 3 aylık ses terapisi) cerrahi uygulanır.Cerrahi sonrası ses terapisine devam edilmeli. Nodüllerde ses istirahati mutlak ses istirahati şeklinde değil modifiye ses istirahati şeklinde olmalıdır. Modifiye ses istirahati hastanın her defasında 5 dakikadan fazla olmamak şartıyla günde 15 dakikaya kadar konuşmasına izin verilir.
  • 27.
     Sesin oluşumundarol alan respiatuar, fonatuar ve artikülatuar aktiviteler arasındaki uyumu sağlamaya yöntemlerdir  Çiğneme yöntemi(fröschels)  Esneme yöntemi (Boone)  Şarkı-konuşma yöntemi(Boone)  Vurgu yöntemi(Smith)  Rezonan ses terapisi Spesifik ses terapi yöntemleri  Odituvar feedback  Vizuel feedback
  • 28.
    YAPILMAMASI GEREKENLER  Gürültülüyerlerde konuşma  Yüksek sesle konuşma, bağırma , çığlık atma  Yüksek sesle ağlama veya gülme  Uzun süreli konuşma  Aşırı öksürme ve boğaz temizleme  Aktif ya da pasif sigara içimi  Alkol alımı  Tozlu ve/ veya kuru hava soluma  Sekresyon vizkositesini artıran ilaçların ve gıdaların alınması:kafeinli içecekler ,antihistaminikler ve dekonjestanlar,  mide asiditesini artıran ilaçlar ve gıdaların alınması: karbonik asitli içecekler, baharatlar, aspirin YAPILMASI GEREKENLER  Ortam neminin artırılması  Bol su içme
  • 29.
     Konuşma terapisinecevap alınamayan olgularda, sert nodüllerde, hastanın şikayetleri nedeniyle sosyal yaşantısının etkilenmesi gibi durumlarda cerrahi tedavi önerilir.  Nodül cerrahisinin temelinde epitel dokusu ile altındaki lamina proprianın korunması yer alır.  Nodülün cerrahi eksizyonunda bouchayer ve ark. İleri sürdüğü teknikte kord vokalin serbest kenarında yerleşen nodül , merkezinden mikroforsepsle tutulup mediale çekilir, takiben nodüler gelişme kıvrık mikromakas yardımıyla eksize edilir.  Nodülün cerrahi tedavisinde CO2 lazer de kullanılabilir. CO2 lazer iki şekilde kullanılabilmekte  1. soğuk cerrahideki makas veya bistürinin yerine geçecek tarzdaki uygulama  2. epitel üzerindeki sınırlı kalınlaşma gösteren nodüllerde lezyon medialize edilmeden lazerle traşlanır.
  • 30.
     Genellikle ünilateraldir Genellikle kord vokalin ön veya orta 1/3 kısmında yerleşir  Saplı veya sapsız olabilen  Bilateral görülebilir bu durumda genellikle asimetrik  Larinkste kronik enflamasyona yol açan tüm faktörler poliplere neden olabilir  Yoğun sigara içenlerde ve sesini yanlış kullanan bayanlarda bilateral görülebiliyor  Çok sigara içenlerde polipler diffuz hale gelip reinke ödemine dönüşebiliyorlar  Bazı hastalarda fazla aspirin veya diğer antikuagulan ajanların kullanımı polip gelişimine eğilim doğurduğu ifade edilmekte
  • 31.
     Polipler kordvokalin lamina propriasının yüzeyel tabakasında yer alır  Mekanik stres sonrası lokalize subepitelyal tabakada ödem  Travma sonrası vazodilatasyon damar permeabilitesinde artış ve eritrosit, fibrin ve ödematöz sıvı interselüler boşluğa ekstravaze olması
  • 32.
     Hastalar ensık ses kısıklığı şikayetiyle gelirler  Bazı pediküllü polipler subglottik bölgeye sarkarlar. Polip serbest kenarda olmadığından hastada belirgin ses kısıklığı yapmaz ancak ses tonunu özellikle hızlı ve heyecanlı konuşmalarda sabit tutamaz ve diplofoni oluşur  Bazı hastalar ses tellerinde balgam şikayetiyle başvururlar  Nadiren büyük polipler nefes darlığı yapabilirler
  • 33.
     Tanı: indirektlarengoskopi, rijit teleskop, flexible fiberoptik larengoskop  Tedavi: erken veya organize olmamış ödemlerde , yumuşak poliplerde medikal ses tedavisi ve irritan faktörlerin sınırlandırılması  Cerrahiye aday:  Medikal ses tedavisine refrakter hasta  Olayın kronik olduğu düşünülen hasta  Ses düzelmesinin acil gerekli hastalar  Hemorajik, pediküllü polipler
  • 34.
     Pediküllü, hemorajiya da fusiform poliplerde cerrahi girişim gereklidir.  Vasküler ağdan zengin poliplerin eksizyonunda CO2 lazer tekniği seçilmesi nüksleri önlemek için daha uygundur
  • 35.
    A, Hemorrhagic polyp,right vocal fold. B, Polyp is grasped with right-turning heart- shaped forceps to reveal pedunculation and flexibility of the mucosa. C, At the moment of excision with a left-turning scissors. D, Tiny residual wound. This patient’s voice was entirely normalized, including the upper voice.
  • 36.
     Polipoid dejenerasyon, Kronik polipoid kordit, Kronik ödematöz hipertrofi ve kronik hipertrofik larenjit olarak da bilinen sıklıkla her iki kord vokalin tüm uzunluğu boyunca etkilendiği kronik ödematöz bir lezyondur.  Hemen daima bilateral, simetrik  Asimetrik olabilir  Ödem genellikle kord vokalin üst yüzünde  Her iki cinste eşit rastlanır  Genelde 40-50 yaşlarda  Özellikle 50 yaş üzeri bayanlarda ses kısıklığının en yaygın sebebi
  • 37.
     Sigara içimien majör faktör  Sesin yanlış ve yoğun kullanılması  Hipotiroidizm  Reflü larenjit  Çevresel ve endüstriel irritanlar  Postnazal akıntı
  • 38.
     Reinke mesafesi;lamina proprianın yüzeyel tabakasına uyan potansiyel boşluk  Sınırları;önde anterior komissür, arkada aritenoid kartilajın vokal prosesi, medialde üzerini örten epitel örtüsü, lateralde vokal ligaman  Reinke boşluğu vasküler konjesyon, venöz staz ve zayıf lenfatik drenajdan dolayı sıvı birikimine maruz kalır.  Diffüz polipoid değişikler vokal proçesden anterior komissüre kadar membranöz kord vokal bölümünden gelişir.  Ödem genellikle bilateral ve simetrik  Histolojik incelemede; bazal tabakada epitelyal hiperplazi
  • 39.
     Tipik şikayet;çok konuşan ve sigara içen kişide progresif ses kısıklığı ve horlama  Sesde kalınlaşma, nefeslilik, kabalaşma görülür.  Diplofonik bir ses , ses perdesinde azalma ve monotonlaşma  Sık sık boğaz temizleme ve kuru öksürük  Bayanlarda erkeksi ses gelişimi sık görülür  Ödem ciddi boyuta ulaşınca obstrüktif karakter kazanabilir.  Ve hastada böylece aşırı horlama ve obstrüksiyon nedenli gece uykudan uyanma, hava açlığını gidermek için pencereye çıkma sık görülür
  • 40.
     Tanı: indirektlarengoskopi  Stroboskopik incelemede,  vibrasyon esnasında glottik kapanma tamdır  Bilateral kord vokal hareketleri asimetriktir  Başarılı vibratuar hareketler aperiyodiktir  Mukozal dalga hareketi bariz artmıştır.
  • 41.
     Sigaranın bırakılması İrrittan toz ve dumanlardan uzak durulması  Hipotiroidizm tespit edilen hastalar endokrinoloji uzmanıyla değerlendirme  Reflü larenjit ise antireflü tedavisi
  • 42.
     medikal tedavide; Sistemik dekonjestanlar,  Antiinflamatuar ilaçlar  Antireflü tedavisi  Erken vakalarda cerrahiye gerek kalmadan ses eğitimi ile başarılı sonuçlar alınabilmekte
  • 43.
     Cerrahiye kararverirken göz önünde bulunduracaklar  Kişinin sesinin etkilenme miktarı  Etkilenen kişinin bundan ne kadar etkilendiği  Solunum sıkıntısının olup olmadığı  Yaş  Sesini profesyonel kullanıp kullanmadığı
  • 44.
     Uygulanan cerrahitedaviler soğuk larinks mikrocerrahisi ve CO2 lazer mikrolarengoskopik eksizyonu  Vasküler genişlemeleri fazla olduğu vakalarda CO2 lazer tekniği önerilir.  Soğuk larinks mikrocerrahisinde vokal kordun fonasyon sağlayan medial yüzeyinin integrasyonunu korumak çok önemli  İnsizyonlar vokal kordun üst yüzeyinden laterale doğru yapılmalı,  Ödem veya fibröz eksudanın aspirasyonu için mukoza eleve edilmeli  Fazla mukoza doğal olması için traşlanabilir  Mukoza korunması amacıyla sadece epitele yapılan insizyonla da ödem aspire edilebilir.  Cerrahi sonrası ses dinamiklerinin kazandırılması için ses terapisi verilmeli ve laringoözefageal reflü açısından hasta takip edilmeli
  • 45.
     Bening larinkslezyonlarının %4 ünü oluşturur.  Genellikle tek taraflı nadiren bilateral  Kord vokallerin özellikle orta 1/3 bölümünde  Epidermoid ve mukus retansiyon kisti olmak üzere 2 tip  Her iki tipde lamina proprianın yüzeyel tabakasında yerleşmekte beraber boyut artışıyla alt tabakalara uzanım gösterebilmekte
  • 46.
     Mukus retansiyonkistleri, müköz veya minör tükrüz bezi glandlarının toplayıcı tüplerinin tıkanmasını takiben meydana genişleme sonucu oluşur  Tipik olarak uzun süre entübe edilen preterm infantların subglottik bölgelerinde  Duvarları 2 tabakadan oluşmakta iç kısım silyalı kolumnar epitel, dış kısım küboidal epitel  Bouchayer ve ark. Yayınladıkları raporlarda bu tip kistlerin duvarında yaklaşık %40 vakada metaplaziye rastlamışlardır
  • 47.
     Epidermoid kistlerkaynağına yönelik iki görüş mevcut  Konjenital teoride; submukozal bölgede yerleşen epitel hücre artıklarının yıllar içinde yavaş yavaş büyüyerek kist haline dönüşmesi  Diğer teori; vokal kordlardaki travma sonrası iyileşme dönemindeki değişiklikler sonucu  Epidermoid kistler de vokal ligamanın elastik veya kollajen yapışma daha sık olduğu için diseksiyonu zor  Bu kistlerin duvarını çok katlı stratifiye epitel oluşturur.  Kist içeriği kolesterol kristalleri, dökülen epitel artığı ve keratinden oluşur.
  • 48.
     En sıkgeliş ses kısıklığı  Ses kısıklığı yavaş progresyon göstermekte  Özellikle çocuklarda boyut artışına bağlu inspiratuar karekterde dispne
  • 49.
     Tanı açısındanen zorluk çekilen bening laringeal lezyonlardan biri  Tanı zorluğunun önemli bir nedeni çoğu zaman vokal kordlarda görülen lokal enflamatuar değişiklikler  Lokal enflamasyon görüldüğünde muayene ses isitrahati ve lokal enflamasyonun düzelmesi sonrası yenilenmeli  Larenk aynası, fiberoptik incelemede kord vokal bölgesinde kalınlaşma ve şişme görülebilir.  Stroboskopik muayenede karşı kord vokalde reaksiyonel küçük düzeyde vaskülarite artşı ve ödem görülür
  • 50.
     Mukus retansiyonkisti ve epidermoid kistler görünüş açısından benzer  Her ikisi de kord vokalin 1/3 orta bölümünde yerleşmekle beraber  mukus retansiyon kistleri kord vokalin serbest kenarında gland bulunmadığından dolayı serbest kenarın hafif alt bölümünden kaynaklanır  Epidermoid kistler büyük oval sarımsı renkte ve bazen bilateral  Mukus retansiyon kisti küçük, gri renkli ve genelde tek taraflı  Epidermoid kist sesi daha çok etkiler  Stroboskopide diğer bening laringeal lezyonlara göre mukozal dalga daha fazla etkilenmekte, hatta bazen hiç alınmayabilir.  Nodül ve polipde olduğu gibi kistin öünde ve arkasında glottik kapanma defekti vardır  Ayrıca vokal kord serbest kenarında düzensizlik, glottik kapanmada kum saati manzarası , asimetrik ve aperiodik dalga özellikleri vardır.
  • 51.
     Lokal enflamasyondeğişiklerin tedavi için NSAİİ , dekongestanlar  Lokal enflamasyon düzeldikten sonra kesin tedavi cerrahi eksizyon  Destek tedaviler ve ses terapisin etkinliği sınırlı  Cerrahi tedavide genellikle mikroflep tekniği tercih edilmekte  Kord vokal kistlerinde CO2 lazer uygulaması ancak ilk insizyon aşamasında ve intaçı kanamaların koagülasyonu amacıyla kullanılmakta
  • 52.
     Operasyona kordvokalin üst yüz ve ventriküle mümkün olan en yakın yerden vokal kord uzun eksenine paralel bir insizyon  İnsizyon lateralden yapılmasının iki temel amacı mevcut  Lateralden yapılacak insizyon ile vokal kordun daha kolay tanınması ve operasyon sonrası gelişebilecek submukozal skar ve kontraktürün mukozal dalga hareketini daha az etkilemesi  İlk insizyon orak bıçakla yapılmasını takiben ağzı yukarı bakan mikro makasla insizyon tamamlanır  Künt elevatörle lamina proprianın süperficial tabakası diğer tabakalardan ayrılır.  Diseksiyona kist duvarı ile vokal ligaman arasında kalınarak devam edilir.  Diseksiyon esnasında özellikle dikkat edilmesi gereken vokal ligamana zarar verilmemesi ve kist içeriğinin dışarı çıkmasını engellemek  Kistin total çıkarılmaması nüks riskine neden olur.  Ameliyat sonrası dönemde olguların % 20’ sinde skar ve polip oluşumu gibi sorunlarla karşılaşılabilir
  • 53.
     Membranöz kordvokalin serbest kenarı boyunca yerleşen, üzeri epitel ile örtülü çentik  Genelde bilateral oldukça nadir  Genellikle konjenital olduğu sanılıyor. Ama kazanılmış olduğunu iddaa edenlerde mevcut  Çocuklarda rastlanabilmekle beraber özellikle ileri yaşlarda görülebilmekte  Bouchayer ve ark. Sulkus vokalisin 4. ve 6. brankial arklardan kaynaklanan konjenital anomali olduğunu ifade etmişlerdi.  Kanıt olarak sulkus vokalisin özellikle sesini yanlış kullanma anamnezi olmayan, larenjit geçirmemiş çocuklarda görüldüğü ve yeterli bir tedavinin ardından yenilenmemesini göstermişlerdir.
  • 54.
     Lezyonun etrafındaödem ve enflamasyon olması ve erişkinlerde de görülmesi kazanılmış bir lezyon olduğunu da düşündürmekte  Aynı zamanda sulkus vokalisin epidermoid kistlerin spontan açılması sonucu oluştuğuda bildirilmiştir
  • 55.
     Lamina proprianınyüzeyel tabakasında yerleşmiştir.  Yüzeyde kalınlaşmış stratifiye squamöz epitel, derininde hiperkeratözise rastlanılabilir.  Kollajen lif sayısı artarken, kapiller arterlerde azalma mevcut.  Histolojide; vokal ligamanı içeren fibrozis, neovaskülarizasyon ve yoğun inflamasyon bulunur
  • 56.
     Özellikle erkeklerdeseste kalınlaşma, nefeslilik ve çabuk yorulma sık görülür  Seste görülen yorulma hiperkinetik ses özelliğinden kaynaklı  Hiperkinetik özellik, glottik kapanma defektinin ortadan kaldırmak için harcanan çaba neticesinde ortaya çıkar  Fonasyon esnasında vokal kordlar yay gibi gerildiğinden seste çatallaşma görülebilir
  • 57.
     Ford veark. göre Sulkus vokalis  Tip 1 veya fizyolojik sulkus; özelikle normal sese sahip olanlarda. Sulkus, konuşma esnasında stroboskopik görülebilir  Tip 2; sulkuslu hastalar, vibrasyonda düzensizlik, kapiller dilatasyon, vokal kordlarda ödeme sahip disfonili hasta  Tip 3; ciddi boyutta disfoni. Vokal korda derin sulkusa ilaveten patolojik değişikler mevcut
  • 58.
     Geniş çaplıteleskop yardımıyla İndirekt larengoskopik olarak tanı konulabilir.  Larengoskopide membranöz vokal kord serbest kenarda tüm kord boyunca çökme, bazen kenarlarda ödematöz füziform şişlik veya yay gibi eğiklik  Stroboskopik incelemede; kord vokallerde kalınlaşma ve glottik kapanma defekti mevcut.Mukozal dalga girintinin olduğu segmente kaybolur. Fonasyon süresi kısalmıştır.
  • 59.
     Ses eğitimitercih edilmeli  Çeşitli cerrahi teknikler önerilse de elde edilen sonuçlar yüz güldürücü değil
  • 60.
     Papillomatozis;tüm solunummukozasında görülebilen rekürren karekterde selim bir neoplazi  Vakaların yarısında yerleşim yeri larinks  Larinkste en sık anterior glottis özellikle ön komissürde yerleşir  Diğer görülebilen yerler epiglot posterior yüz, aryepiglottik kıvrımın larengeal yüzü, ventrikül ve posterior glottis  Papillom etyolojisinde enfeksiyonlar, travma ve hormonlar neden olarak sürülmüştür  Son çalışmalar viral etyolojiyi desteklemekte  HPV tip 6 ve tip 11 sorumlu tutulmakta  Tüm yaş gruplarında görülmekle beraber 3’te 2’si 15 yaş altı çocuklardır. En yoğun görüldüğü yaş grubu 5 yaş altı
  • 61.
     Papillomlar çokkatlı yassı epitel ile silyalı solunum epitelinin birleşme alanlarından, yani vokal kordun üst ve alt hizasından gelişmeye başlarlar  Epitel içinde latent kalan HPV hayatın herhangi bir döneminde yeniden aktive olup yeniden papillom gelişebilir  Lezyonun histolojisinde etrafı hiperplastik maturasyon gösteren squamöz epitelle örtülü hipervasküler fibrokonnektif doku ve papiller uzantılar görülür.  Epitelde keratinizasyon yok yada çok hafif  Erken dönem karsinom ile ayırımında bazen güçlükle karşılaşılabilir.  Batsakis’e göre malign transformasyon son derece nadir görülmekle beraber özellikle radyoterapi gören ve hastalığın juvenil formunda görülmektedir
  • 62.
     Larengeal papillomatozisin2 tipi mevcut  1. juvenil tip: çocuklarda solunum güçlüğü semptomu ile kendini gösterir ve alt solunum yollarına doğru erişkinlerdekinden daha invaziv seyreder  2.erişkin tipi: erişkin çağda ortaya çıkar, papillomların büyüme ve invazyon hızı daha yavaş
  • 63.
     5 yaşinfantlarda özellikle görülmesi nedeniyle bu yaş grubunda çocuklarda rastalanabilecek ses ve solunum problemlerinde aklımıza gelmeli  İnfantlar genellikle ses kısıklığı ve ağlamada görülen değişiklik nedeniyle getirilirler  Bazen solunum zorluğu ile gelebilirler
  • 64.
     İndirekt larengoskopidebirbirinden ayrı farklı büyüklüklerde sessil pembemsi kırmızı kitleler  İnfantlarda bu muayeneyi tolere edemeyen vakalarda genel anestezi altında yapılacak direkt larengoskopik incelemeyle tanı konulabilir  Makroskopik muayene ile şüpheye düşülürse alınan biyopsinin histopatoloji incelemesiyle konur  PCR tekniği kullanılarak yüksek spesifite ve sensitivite HPV tayin edilebilmekte  Stroboskopide; glottis vibratuar siklus boyunca tam olarak kapanmaz maksimum kapanmada açıklık düzensizlik gösterir. İki kordun hareketleri asimetrik olup başarılı vibrasyonlar aperiodik
  • 65.
     Papillomatöz dokunun gelişiminiönleyebilecek kesin tedavi yoktur.  Değişik tedavi yöntemleri öne sürülmüştür  Cerrahi tedavi yöntemleri soğuk mikroşirürjik teknik ve CO2 lazer  Medikal tedaviler; alfa interferon, fotodinamik tedavi, asiklovir tedavi, ribaverin tedavisi ve otovaksen tedavisi Carbon-Dioxide-CO2-Laser- Microsurgery-for-Adult-Onset- Laryngeal-Papillomatosis
  • 66.
     Cerrahi tedavideamaç papillomun kitlesini küçülterek solunum yolunu açmaya ve ses kalitesini düzeltmeye yöneliktir  Yeni papillomların gelişerek alt solunum yolarına invazyonunu önlemek için mümkün olduğunca traketomiden kaçınılmalı  Ön ve arka kommisürün her iki tarafından simultane olarak çıkarılmamalı laringeal web oluşumuna neden olunabilir
  • 67.
     Alfa interferontedavisi virütik etkiyi önlemek için kullanılabilmektedir.  Genellikle cerrahi tedaviden sonra nüksleri azaltmak amacıyla kullanılmakta  Ancak doz ayarlamasının güçlüğü ve yan etkileri nedeniyle ciddi morbiditeye sahip oluşu dezavantaj oluşturmakta
  • 68.
     Genellikle kronikirritasyon sonucunda gelişirler.  İrritasyon nedenleri zor entübasyon, uzun süreli entübasyon, yüksek sesle konuşma ve bağırma nedenli kronik vokal travma, larengofarengeal reflü, kronik öksürük ve kronik boğaz temizleme alışkanlığı  Genellikle posterior 1/3 kord vokalde yerleşim gösterirler
  • 69.
     Hastalığın başlangıcındavokal proçesin medial tarafını örten mukoperikondriumda inflamasyon veya öksürük atağı esnasında gelişen ülser görülür  Daha sonra kronik boğaz temizleme, bağırma ve öksürük gibi irritatif faktörler sonucu aritenoid kartilajda perikondrit ve kondrit gelişir  Yüzeydeyse gözle görülebilen proliferatif vokal granülom gelişir
  • 70.
     Vokal kordgranülomları etiyolojik faktöre göre değişik klinik özellikler göstermekte  Kontakt granülom; belirli ses özelliğine(düşük frekanslarda konuşan) sahip erkeklerde , agresif kişilik yapısında olanlarda  Kontakt granülom genellikle tek taraflı aritenoid proçeste görülür. Karşı aritenoid de epitelyal hiperplazi mevcuttur  Entübasyon granülomları; geçirilmiş cerrahi girişim veya uzun süreli entübasyon varlığında  Yapılan araştırmalarda granülomun varlığı ile entübasyon süresi arasında ilişki tespit edilememiştir.  Daha çok entübasyonun şekli, kullanılan tüpün geniş oluşu ve enfeksiyon varlığı veya sonradan gelişmesi granülom gelişimi üzerinde etkili
  • 71.
     Granülomlu hastalardases kısıklığına ilaveten boğaza ve kulağa yansıyan ağrıdan şikayet etmekte  Granülom çok büyük boyuta ulaşmadıkça çok hafif bir kısıklık mevcuttur.  Membranöz vokal kordlar normal ve glottik açıklık rahat kapanabildiği için öksürük esnasında veya konuşurken düşük ve monoton bir ses işitilir.
  • 72.
     Tanı indirektveya teleskopik incelemeyle konulabilir.  Larengoskopide vokal proçes bölgesinde üstü beyaz eksüda ile kaplı, çökük ülsere alan veya bu boşluğu dolduran granülomatöz doku tanı koydurucudur.  Larengoözefageal reflüye bağlı olanlarda bunlara ek aritenoidin diğer kısımlarında eritem ve ödem mevcuttur.
  • 73.
     Entübasyon bağlıolmayanlarda tedavi altta yatan nedeni ortaya koymak ve ortadan kaldırmaktır.  Reflüye bağlı ise asit sekresyonunu artıran gıdalardan uzak durulması, kahve, sigara , alkol kısıtlanması ve stresden uzak yaşam  Ek olarak 6 ay h2 reseptör blokerleri veya PPI kullanımı  Tedavi ile granülomda gerileme olmazsa mikrolarengeal cerrahi yöntemle cerrahi eksizyon denenebilir.  Postop antireflü ve antibiyoterapi ile devam edilir  Postop konuşma terapisi verilmeli