Nisâ sûresi
87
•Allah —ki Ondan başka
hiçbir tanrı yoktur —
geleceğinde şüphe olmayan
kıyamet gününde hepinizi
toplayacaktır.Allah’tan daha
doğru sözlü kim var?
4.
NİSÂ, 4:87 |Hesap günü
• Emirler, yasaklar, teşvikler, sakındırmalar arasında
manzaranın bütününü gösteren büyük resim:
• Bunlar size Allah tarafından bir hitaptır.
• Ondan başka ilâh yoktur.
• Bu âyetler size Allah tarafından indirildi.
• Kitabı size okuyan Elçimizdir.
• Allah sizi kıyamet gününde huzuruna toplayacaktır.
5.
NİSÂ, 4:87 |Hesap günü
• Önceki âyet Esmâ-i Hüsnâdan “Hasîb” ismiyle sona
ermişti.
• Bu âyet de Hesap Gününü hatırlatıyor.
• İman edenler için büyük bir müjde var:
• Yokluğa değil, İlâhî huzura gidiyorsunuz.
• Zerre kadar bir haksızlığa uğramadan, yaptığınız her
iyiliği orada bulacak ve karşılığını fazlasıyla alacaksınız.
6.
NİSÂ, 4:87 |Hesap günü
• “Geleceğinde şüphe olmayan”
• Âhiret hakkında her türlü şüpheden uzak, kesin bir iman
gereklidir.
• Onlar sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilene
de. Âhirete de onların tam ve kesin bir imanı vardır.
• Bakara, 2:4
7.
NİSÂ, 4:87 |Hesap günü
• İblis’in onlar üzerinde hiçbir gücü yoktur; âhirete iman
edenlerle ondan şüphe edenleri Biz böylece ayırt
ediyoruz. Rabbin ise herşeyi gözetip koruyucudur.
• Sebe’, 34:21
• Aslında âhirete dair bilgiler, peş peşe kendilerine
ulaşmıştır. Fakat onlar bundan şüphe içindedirler.
Hattâ bu konuda kördürler.
• Neml, 27:66
8.
NİSÂ, 4:87 |Hesap günü
• “Allah’tan daha doğru sözlü kim var?”
• Kıyamet günü hakkında şüphe içinde olmak, Allah’ı – hâşâ
– yalancılıkla itham etmek anlamını taşır.
• Onlar göklerin ve yerin saltanatına, yahutAllah’ın
yarattığı herhangi birşeye olsun bakmazlar mı?Yoksa
ecellerinin yaklaşmış olabileceğine de mi bakmazlar? Bu
Kur’ân’dan sonra daha hangi söze inanacaklar?
• A’râf, 7:185
Nisâ sûresi
88-89
• Sizene oluyor ki münafıklar
hakkında ikiye ayrılıyorsunuz?
Allah onları kendi kazandıkları
şeyler yüzünden gerisin geri
çevirmiştir. Yoksa Allah’ın
saptırdığını siz mi doğru yola
getireceksiniz?Allah’ın saptırdığı
kimse için sen bir çıkış yolu
bulamazsın.
• Onlar isterler ki, kendileri kâfir
oldukları gibi siz de kâfir olun da
onlarla eşit hale gelin. Allah
yolunda hicret etmedikçe,
onlardan hiç kimseyi veli
edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse,
onları bulduğunuz yerde yakalayın
ve öldürün; ve onlardan kendinize
veli veya yardımcı edinmeyin.
11.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• “Size ne oluyor ki münafıklar hakkında ikiye
ayrılıyorsunuz?”
• Bu münafıklar, Mekke ve çevresinde yaşayan, Müslüman
olduklarını söyleyen, ancak kâfirlerle birlikte hareket
eden, İslâm ve Müslümanlar aleyhinde faaliyetlerde
bulunan kimseler
• Medine’ye gelip Müslümanlığını ilân ettikten sonra
havasından şikâyet ederek Medine dışına çıkmak için izin
alan, sonra da kademe kademe uzaklaşarak müşriklere
katılan bir kavim
• Müslümanlar üstünken onlara dost görünen, zayıfken
düşmanlıklarını açığa vuran kâfirler
12.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• Savaşla ilgili âyetlerin devamında gelip “fâ” ile başlaması,
aynı konunun devamı olduğunu gösteriyor.
• Bazı Müslümanlar bunlara kâfir muamelesi yapmak
gerektiğini söylerken, diğerleri de Müslüman muamelesi
yapma görüşündeydi.
• “Allah onları kendi kazandıkları şeyler yüzünden gerisin
geri çevirmiştir”
• Tekrar inkâra döndüler.
• Hidayeti dalâlet, dalâleti hidayet, hayrı şer, şerri hayır,
doğruyu yanlış, yanlışı doğru, ilh. görmeye başlarlar.
• Bunun sebebi: kendi isyan ve inkârları / yaratıcısı: Allah.
13.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• Aslında kazandıkları şeyler onların kalplerini
paslandırmıştır.
• Mutaffifîn, 83:11-14
• Kul bir günah işlediği zaman, kalbinde siyah bir iz belirir.
• Eğer kul günahtan elini çeker, tevbe edip af dilerse, kalbi
cilâlanır ve iz silinir.
• Günahı işlemeye devam ettiği takdirde ise leke büyür,
nihayet kalbi tamamen kaplayacak hale gelir.
• Allah’ın ‘Kazandıkları şeyler kalplerini paslandırmıştır’
sözüyle kastettiği pas budur.
• Tirmizî,Tefsir 83:1
14.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• Dinlerini oyun ve eğlence edinen, dünya hayatına
aldanmış kimseleri bırak. Fakat sen Kur’ân ile öğüt ver ki,
kimse kazandığı şeyle helâke sürüklenmesin. O zaman
kişinin Allah’tan başka ne bir dostu olur, ne bir şefaatçisi.
Her türlü fidyeyi verse de yine kabul edilmez. İşte onlar,
kazandıkları günahlarla helâke düşmüş olanlardır. İnkâr
edip durmaları yüzünden onlara kaynar sudan bir içecek
ve acı bir azap vardır.
• En’âm, 6:70
15.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• İşte Benim dosdoğru yolum budur; ona uyun. Başka
yollara takılmayın ki sizi Onun yolundan saptırıp
parçalamasınlar. Sakınırsınız diye, Rabbiniz size işte
bunları emretti.
• En’âm, 6:153
• Kötü işi kendisine süslenip de artık onu güzel bir iş olarak
görmeye başlayan kimse mü’minler gibi olur mu?
• Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Onlar
için kendini yiyip bitirme. Allah onların özene bezene
yaptıkları işleri çok iyi biliyor.
• Fâtır, 35:8
16.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• “Allah’ın saptırdığını siz mi doğru yola getireceksiniz?
Allah’ın saptırdığı kimse için sen bir çıkış yolu
bulamazsın.”
• Kendi iradeleriyle dalâleti seçtikleri ve bunda ısrarlı
oldukları için Allah onların dalâletine hükmederek onları –
istek ve iradeleri doğrultusunda – saptırmıştır; Allah’ın
verdiği hükmü ise kimse değiştiremez.
• Allah’ın kimi saptırıp kimi hidayete ulaştıracağı, İlâhî
kanunlarla belirlenmiş ve Kitapta açıklanmıştır. Kullara
düşen, bu değişmez kanunlara göre davranmaktır. “Allah
dilediğini saptırır” şeklinde İlâhî iradeye atıf yapan
âyetlerden bu mânâ anlaşılmalıdır; çünkü kâinatta geçerli
olan kanunlar irade sıfatının tecellîsinden ibarettir.
17.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• KulunaAllah yetmez mi? Onlar ise Allah’tan başkalarıyla
seni korkutmak istiyorlar. Allah kimi saptırırsa, artık ona
yol gösterecek kimse olmaz.
• Allah’ın doğru yola ilettiğini de saptıracak kimse yoktur.
Allah, Azîz ve intikam sahibi değil midir?
• Zümer, 39:36-37
• Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi birden iman
ederdi.Yoksa insanları imana gelinceye kadar zorlayacak
mısın?
• Hiç kimse Allah’ın izni olmadan iman etmez. Aklını
kullanmayanlara ise, O, pisliği musallat eder.
• Yunus, 10:99-100
18.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• “Onlar isterler ki, kendileri kâfir oldukları gibi siz de
kâfir olun da onlarla eşit hale gelin”
• Kâfirlerle birlikte Müslümanlar aleyhinde hareket ettikleri
için inkârları aşikâr hale gelmiş olan kimseler.
• İnkârcılardan birçoğunun Müslümanlar hakkında kötü
niyetler beslediğini Kur’an bize hatırlatır. Kitabımız,
başından sonuna kadar, mü’minleri düşmanlarının kötü
niyetleri hakkında bilgilendiren ikazlarla doludur.
19.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• Kitap Ehlinden birçoğu, imanınızdan sonra sizi tekrar
inkâra döndürmek ister. Bu, kendilerine hak apaçık
göründükten sonra içlerinden gelen kıskançlık
yüzündendir. Allah’ın emri gelinceye kadar siz hoşgörün,
bağışlayın. Şüphesiz ki Allah herşeye kadirdir.
• Bakara, 2:109
• Onlar sizi ele geçirecek olsalar size düşman kesilirler;
ellerini ve dillerini ancak kötülük niyetiyle size uzatırlar ve
sizin de kâfir olmanızı isterler.
• Mümtehine, 60:2
20.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• Dikkat! Gayrımüslimler arasında yaşayan Müslümanlar,
onların değerlerini benimsemek ve “onlar gibi olarak
onlarla eşit hale gelmek” tehlikesiyle karşı karşıyadır.
• Kur’anYolu’ndan:
• “İnkâr etmenizi, böylece onlara eşit ve benzer hale
gelmenizi isterler” cümlesi, farklı inanç ve düşüncede olan
grupların birbirlerine karşı sosyopsikolojik durum ve
tutumlarını ifade etmektedir. Bu beşerî ve sosyal kural
asırlar boyu değişmeden gelmiştir.
• . . .
21.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• Ulus-devletlerin doğduğu günümüzde de insanların
eşitlikten tam yararlanabilmeleri için aynı ulustan olması
gerekiyor. Uluslar, aradaki “farklı ulustan olma”
durumunun ortadan kalkmasını istemiyorlar; ancak
kültür, inanç ve ideoloji farkının temel haklar açısından bir
ayırımcılık sebebi sayılmamasını istiyorlar.
• Ne var ki, sözde çoğulculuğu savunanlar uygulamada
bunun, diğer inanç sistemlerinin, kültür ve ideolojilerin
ortadan kalkması ve dünyada tek tip bir kültürün
(günümüzde Batı kültürü) kalması şeklinde
gerçekleşmesini hedefliyorlar. Bunca insan hakları
belgelerine ve antlaşmalarına rağmen uygulamada sırf
renkleri, kültürleri ve inançları farklı . . .
22.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• . . . olduğu için bir kısım insanlar ve uluslar diğerlerine eşit
sayılmıyor, haklarına eşit derecede saygı gösterilmiyor ve
sahip çıkılmıyor. “Sen onların dinlerine uymadıkça
Yahudiler de, Hıristiyanlar da senden asla memnun
kalmayacaklardır” (Bakara, 2:120) meâlindeki âyet de bu
gerçeği ifade etmektedir.
• Bugün yeryüzünde mevcut birçok din, ideoloji ve kültür
açısından insan haklarında eşit olmanın şartı, aynı kültürü
ve inancı paylaşmaktır. Ancak İslâmda insanların insan
haklarından yararlanabilmeleri için Müslüman olmaları . . .
23.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• . . . şartı yoktur. AllahTeâlâ kullarının Müslüman
olmalarını ister, bundan hoşnut olur, fakat onları buna
zorlamaz. Dileyenlerin Kendisini de, hak dini de inkâr
etmelerine fırsat verir, bundan dolayı onlardan dünyada
rahmetini ve rızkını esirgemez. Müslümanlar da başka
dinden olanlara bu İlâhî muamele örneği çerçevesinde
yaklaşmak ve davranmak durumundadırlar.
• İslâm dini, Ehl-i Kitabı tevhid çerçevesinde birliğe, bütün
insanlığı da barış ve insan haklarına saygı ilişkisi içinde
yaşamaya davet etmesine rağmen, Müslümanlarla
Müslüman olmayanlar arasında hâlâ . . .
24.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• . . . değişmediği müşahede edilen uygulamadaki bu tutum
ve yaklaşım farkı sebebiyle onların dostluk ve
yardımlarına güvenmemek esastır. Müslümanlar elbette
kendilerine düşmanca davranmayan, antlaşmalarına
sadık kalan gayrımüslimlerle barış ve iyi ilişkiler içinde
olacaktır. Ancak karşı tarafın – açıklanan ve tarih boyunca
yaşanıp görülen – temel yaklaşım ve tutumlarının da
unutulmaması gerekmektedir.
• Kur’anYolu, 2:85-86 (Nisâ, 89. âyet açıklaması)
25.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• “Allah yolunda hicret etmedikçe, onlardan hiç kimseyi
veli edinmeyin”
• Hicret ederek Müslümanlara katılma imkânına sahip
oldukları halde kâfirler arasında kalmaya ve onlar gibi
davranmaya devam ettikçe…
• Hicretlerinin Allah yolunda olması gerekir.
26.
NİSÂ, 4:88-89 |Münafıklar
• “Eğer yüz çevirirlerse, onları bulduğunuz yerde
yakalayın ve öldürün; ve onlardan kendinize veli veya
yardımcı edinmeyin”
• Hicret etmeyi kabul etmedikleri takdirde, beraber
oldukları kimselerle aynı durumda, yani Müslümanlara
karşı savaş halindedirler; o zaman yakaladığınız yerde
onları öldürmeniz gerekir.
• Bütün kâfir toplulukları için durum böyle midir?
• Cevabı bir sonraki âyette:
Nisâ sûresi
90-91
• Ancak,aranızda antlaşma bulunan bir
kavme sığınanlar ve ne sizinle, ne de
kendi kavimleriyle savaşmayı göze
alamayarak size gelenler müstesnadır.
Allah isteseydi onları size musallat ederdi
de sizinle savaşırlardı. Onlar sizden uzak
durur, size karşı savaşmaz ve size barış
teklif ederlerse, Allah onlara karşı size bir
yetki vermemiştir.
• Bir de öyle kimselerle karşılaşacaksınız ki,
hem sizden, hem de kendi kavimlerinden
emin olmak isterler. Fakat ne zaman bir
fitneye çağırılsalar başaşağı içine dalarlar.
Eğer onlar sizden uzak durmaz, barışa
yanaşmaz ve ellerini sizden çekmezlerse,
onları bulduğunuz yerde yakalayın ve
öldürün. İşte öylelerine karşı size apaçık
bir yetki vermişizdir.
29.
NİSÂ, 4:90-91 |Münafıklar
• İstisnalar:
• Eğer o münafık aranızda antlaşma bulunan bir kavme
sığınırsa müstesnadır.
• Antlaşma devam ettiği ve o kavim antlaşmaya riayet
ettiği müddetçe onlara sığınanlara da dokunamazsınız.
• Müslümanlar, antlaşma yaptıkları topluluklara sığınan
münafıkları öldüremezler.
• Ancak bu kimseleri dost edinmek yine yasaktır.
30.
NİSÂ, 4:90-91 |Münafıklar
• Ahde vefa, iman etmekle yükümlü bulunduğumuz İlâhî
sıfatlardandır.
• Mü’minlerin de başlıca özellikleri arasındadır.
• Ahdine Allah’tan daha vefalı kim var?
• Tevbe, 9:111
• Mü’minler emanet ve ahidlerine riayet ederler.
• Mü’minûn, 23:8
31.
NİSÂ, 4:90-91 |Münafıklar
• «Ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmayı göze
alamayarak size gelenler de müstesnadır»
• Kendi kavimleriyle savaşmak için cesaretleri olmadığı
gibi, Müslümanlara karşı savaşmaya da niyetleri olmayan
kimseler.
• Müslümanlara karşı savaşmadıkları ve savaşanlarla da
ittifak içinde olmadıkları için, onlara savaş açma izni yok.
• Sizinle savaşanlara karşı siz de Allah yolunda savaşın,
fakat haddi aşmayın. ÇünküAllah haddi aşanları sevmez.
• Bakara, 2:190
32.
NİSÂ, 4:90-91 |Münafıklar
• Sizinle din uğrunda savaşmamış ve sizi yurdunuzdan
çıkarmamış olanlara iyilik yapmaktan ve âdil
davranmaktan Allah sizi men etmez. Aslında Allah adalet
edenleri sever.
• Allah ancak sizinle din uğrunda savaşmış, sizi
yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza destek olmuş
kimseleri veli edinmekten sizi men eder. Kim onları veli
edinirse, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.
• Mümtehine, 60:8-9
33.
NİSÂ, 4:90-91 |Münafıklar
• “Bir de öyle kimselerle karşılaşacaksınız ki, hem sizden,
hem de kendi kavimlerinden emin olmak isterler. Fakat
ne zaman bir fitneye çağırılsalar başaşağı içine
dalarlar.”
• Bir taraftan barışsever görünürler / böylece her iki
taraftan da gelecek tehlikelerden emin olmak isterler.
• Bir taraftan da, her türlü hainliğin içine balıklama dalarlar!
• Hıyanetin onlar için dayanılmaz bir cazibesi vardır; en
küçük bir fırsatı zayi etmezler.
• . . .
34.
NİSÂ, 4:90-91 |Münafıklar
• Tabiatları bu olduğuna göre, en sakin zamanlarda bile
onlardan umulmadık bir hainlik bekleneceğini bilmeli ve ona
göre tedbirli bulunmalısınız.
• İç ve dış düşmanlar, sınır komşuları, müttefikler, ilh.
konularında bu âyetin bize anlatacağı çok şey var:
• “Eğer onlar sizden uzak durmaz, barışa yanaşmaz ve
ellerini sizden çekmezlerse, onları bulduğunuz yerde
yakalayın ve öldürün. İşte öylelerine karşı size apaçık bir
yetki vermişizdir.”
• Krş.
• Size selâm verildiğinde, ya aynısıyla, yahut daha güzeliyle o
selâmı alın. Zira Allah herşeyin hesabını tutmaktadır.
• Nisâ, 4:86
35.
NİSÂ, 4:90-91 |Münafıklar
• Mesele sadece İslâm vatanını ve Müslüman topluluğu
savunma meselesinden ibaret değildir. Mesele, aynı
zamanda, dünyanın her tarafında tebliğ ve davet
hürriyetini hiçbir engelle karşılaşmayacak şekilde
sağlamak, dünyanın herhangi bir köşesindeki herhangi bir
fert İslâm akidesini seçmek istediği zaman ona bu
hürriyeti temin etmek; fazilet düzeninin ve fazilet
kanunlarının, İslâmı ister kabul etsin ister etmesin eşit
şekilde bütün insanları güvence altına alması meselesidir.
• Şehid Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’an