İKTİSADİ GELİŞME ve VERGİLENDİRME DERSİ 2015
KIŞ DÖNEMİ
ÖĞRENCİ KOPYASI 1
DOÇ.DR.MUSTAFA DURMUŞ
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 1
DERS PLANI
• I. Giriş,Tarihsel Gelişim, Kavramlar ve Azgelişmişlik Sorunları
• II. Kalkınma –Büyüme Teorileri
• Kalkınma teorileri
• Büyüme Teorileri
• Klasik Büyüme Teorisi
• Marksist Büyüme Teorisi
• Keynesgil Büyüme Teorileri / İhracata Dönük Büyüme
• Teorileri
• Neo-Klasik Büyüme Teorileri
• Yeni(Endojen) Büyüme Teorileri
• III. Sermaye Birikimi – Kalkınma / Büyüme İlişkisi
• Sermaye birikimi
• Reel tasarrufların mobilizasyonu
• Yatırım- büyüme ilişkisi
• Vergileme-büyüme ilişkisi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 2
DERS PLANI
• IV. Özel tasarrufların mobilizasyonu sorunu
• Finansal piyasalar ve gelişmekte olan ülkelerde tasarrufların
• mobilizasyonu sorunu
• Finansal piyasaların geliştirilmesinde vergi politikasının rolü
• V. Alternatif Strateji : Kamu kesimi tasarrufları ve vergi
• politikası
• Örnek olay : 1868 Meiji Restorasyonu
• VI. Kamu harcamaları ve iktisadi kalkınma/ büyüme sorunu
• Dışsallıklar, sürdürülebilir kalkınma/çevre sorunları ve vergileme
• VII. Vergileme ve iktisadi kalkınma/büyüme
• Büyüme ile ilgili temel vergisel kavramlar ve tanımlar
• Gelişmekte olan ülkelerde vergi sistemleri / yapıları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 3
DERS PLANI
• VIII.Vergi Politikası : Kamusal tasarrufların Artırılması
• Vergi oranlarının değiştirilmesi
• - Ek Kayıp Analizi ve Laffer Eğrisi
• - Uygulamada farklı vergilerin farklı iktisadi
• etkileri
• - Vergi oranları ve kayıt dışılık
• Vergi tabanının genişletilmesi
• Vergi yönetiminde etkinliğin sağlanması
• Temel vergi reformu
• Vergi reformlarının sonuçları
• Vergi reformunun normatif analizi
• Vergi reformu siyaseti
• Optimal vergileme
• Etkin ve adil bir vergi sisteminin temel nitelikleri
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 4
DERS PLANI
• IX. Vergi Politikası : Özel Tasarrufların Artırılması /Teşvik Teorisi
• Tasarrufların vergilendirilmesinin özel tasarruflar üzerindeki etkileri
• İkame ve gelir etkileri
• Tasarruf-faiz esnekliği ilişkisi
• Tasarrufların vergilendirilmesinin yatırımlar üzerindeki etkileri
• Vergileme ve uluslararası sermaye
• Vergileme ve risk alma
• Vergileme ve işgücü
• Özel tasarrufların toplam tasarruf düzeyi üzerindeki etkileri
• X. Vergi teşviklerinin yatırımlar üzerindeki etkileri : Neo-Klasik Analiz : Sermayenin Kullanım Maliyeti
• Teşvik uygulamalarına yol açan nedenler
• Tanımlar, uygulama istatistikleri ve dünyada teşvik örnekleri
• Teşviklerin teorik gerekçeleri
• . Sermaye birikimi yetersizliği
• . Piyasa başarısızlıkları ve İkinci En İyi Çözümler
• . Ölçek ekonomileri ve yüksek sabit maliyetler
• . Olumlu dışsallıklar
• . Enformasyon asimetrisi ve özellikli piyasalar
• . Diğer nedenler
• Türkiye’de teşvik uygulamaları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 5
KAYNAKÇA
• Wallerstein, Immanuel,
• -The Modern World System I: Capitalist Agriculture and
the Origins of the European World Economy in the
Sixteenth Century, 1979.
• -The Modern World System II: Mercantilism and the
Consolidation of the European World-Economy, 1600-1750,
1980 .
• -The Modern World System III: The Second Era of Great
Expansion of the Capitalist World-Economy, 1730-1840s,
1988.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 6
KAYNAKÇA
• Andre Gunder Frank, "The Development of
Underdevelopment", 1966.
• Samir Amin, “Unequal Development: An Essay on the Social
Formations of Peripheral Capitalism”, 1976.
• A.P. Thirlwall, Growth and Development, 2005.
• M.Gillis, D.Perkins, M.Roemer, D. Snodgrass, Economics of
Development, 1996.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 7
KAYNAKÇA
• N. Gemmell, “Taxation and Development”, Surveys in
Development Economics (edt. N. Gemmell), 1987 içinde,
s.269-306.
• Robin Burgess ve Nicholas Stern, “Taxation and
Development”,Journal of Economic Literature Vol.31,No.2
(June 1993), s.762-830’dan çeviren Mustafa Durmuş,
“Vergileme ve Kalkınma”, Maliye Dergisi, Sayı 152, Ocak-
Haziran 2007, s. 1-59.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 8
KAYNAKÇA
• Fikret Başkaya,
• Paradigmanın İflası: Resmi İdeolojinin
Eleştirisine Giriş, Özgür Üniversite, 2009.
• Azgelişmişliğin Sürekliliği, Özgür Üniversite,
2004.
• Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü,
Özgür Üniversite, 2004.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 9
Temel Sorular
• 1. Kalkınma sorunsalı nedir?
• 2. Kalkınma - büyüme ilişkisi nedir? Her tür büyüme kalkınma anlamına
gelir mi?
• 3. Kalkınma- büyüme - ekoloji nasıl bir etkileşim içindedir?
• 4. Azgelişmişliğin nedenleri nelerdir?
• 5. Günümüzde kapitalist üretim tarzı altında kalkınmak mümkün müdür?
Kapitalizm artık kalkınmanın önünde engel midir?
• 6. Küresel kapitalizm altında kalkınma paradigması geçerli midir yoksa
çökmüş müdür?
• 7. Uluslar arası ve yerli piyasalara dayanılarak kalkınma ve sanayileşme
mümkün müdür?
• 8. Kalkınma açısından 2008 krizinden ne tür dersler çıkartılabilir?
• 9. Kalkınma ve gelişme için üretim tarzını değiştirmek gerekli midir?
• 10. Vergi politikaları ile kalkınma ve gelişmeyi ne ölçüde
gerçekleştirebiliriz?
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 10
• I. Tarihsel Gelişim, Kavramlar ve
Azgelişmişlik Sorunları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 11
• Tarihte Görülen Beş Toplum Biçimi:
• İlksel Toplum
• Köleci Toplum
• Feodal Toplum
• Kapitalist Toplum
• Sosyalist Toplum
12
TOPLUMLARIN GELİŞİMİ
Doç. Dr. Mustafa Durmuş
• (i) Temel amacı, güdüsü kâr elde etmek, sermaye
ve servet biriktirmektir ve temel araçları özel
mülkiyet ve fiyat mekanizması ve reel ve finansal
piyasalardır.
• (ii) Üretim araçları genelde özel mülkiyete /
teşebbüse aittir (devlet kapitalizmi hariç) ve
bunlar kar amaçlı olarak kullanılırlar.
• (iii) Kaynak tahsisi, arz, talep, fiyat, bölüşüm,
yatırım vb. kararları tamamen ya da çoğunlukla
piyasadaki aktörler tarafından alınır.
Kapitalizmin bazı temel özellikleri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
13
• (iv) Üretim süreci sonunda elde edilen kâr
sermaye sahibine kalır ve bu kâr diğer sermaye
kesimlerince ve vergi biçiminde devlet ile
paylaşılır.
• (v) İşçilere, işverenler tarafından ücret adı
altında ödeme yapıldığından kapitalizm ücretli
emek sistemidir.
Kapitalizmin bazı temel özellikleri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
14
• Kapitalizm “Meta fetişizmi” ne yol açar. Bu durum dolaşımda olan bir
malın/metanın iki ayrı yönü ile ilgilidir.
• İlki o malın gerçekte ne iş gördüğüyle alakalı olan ‘kullanım değeri’,
diğeri piyasa da kazandığı değer, yâni, ‘değişim değeri’dir.
• Kullanım değeri bir metanın işlevidir, örneğin bir ceketin ‘bizi
soğuktan korumak için’ üretilmiş olması gibi ne iş gördüğüyle ilgilidir.
• Değişim değeri bu ceket piyasaya çıktığında, vitrinlere yerleştiğinde,
diğer metalarla, insanla ve parayla ilişki içerisine girdiğinde kazandığı
değerdir.
• Böylece, ceket işlevinden sıyrılıp bambaşka bir sanal görüntüye sahip
olur. Onun artık bir markası, fiyatı, kullanacak olana sağlayacağı
“imaj” gibi özellikleri vardır.
Meta fetişizmi:
Kullanım değeri x Değişim değeri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
15
• Kapitalizmde metaların kullanım değerleri önemini yitirir ve
değişim değerleri belirleyici olur. Mallar ve hizmetler
değişim değeri üzerinden fiyatlanır.
• Örneğin, gençler Apple ürünü ‘iphone/ipad’ ya da
‘blackberry’ cihazlarından satın aldıklarında sadece modern
bir iletişim cihazı satın almazlar.
• Bu cihazlar, bahsedilen meta fetişizminden dolayı onlara ayrı
bir hüviyet, ayrı bir imaj, hava kazandırır (!)
• Kapitalizm en mahrem, en insani duygularımızı bile
piyasalaştırır, metalaştırır, hayatı meta fetişizminin sanal
dünyasına eklemler.
Meta fetişizmi:
Kullanım değeri x Değişim değeri
Meta fetişizmi:
Kullanım değeri x Değişim değeri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
16
Sosyalizm
• Toplumun, onu var edenler tarafından
kolektif yönetimi.
• Kolektif-ortak mülkiyet.
• Üretim, “kar elde etmek” için değil, yalnızca
“ihtiyaçların karşılanması” için yapılır.
• Kaynak tahsisi demokratik-planlama ile yapılır.
• “Meta fetişizmi” ortadan kalkar.
• Sosyalist üretim tarzında mal ve hizmetler ihtiyaçları
karşılamaya yönelik olarak “kullanım değerleri” esas
alınarak üretilirler.
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
17
• 1. Merkantilizm: (16.yy - 18yy) :
• Makineleşme öncesi dönem.
• İş bölümü yaygınlaşmakta, sermaye birikimi temelde ticaret,
tarım ve madencilik alanında gerçekleşmekte.
• Robinson Crusoe (17.yy) ilkel birikim dönemini anlatır.
• Üretim araçlarının üretimi ikincil bir öneme sahip.
• Tüketim malları üretimi kısıtlı el işçiliği ile yapılabilmektedir.
Kapitalizmin tarihsel birikim
dönemleri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
18
• 2. Liberal rekabetçi dönem (İngiltere Sanayi
Devrimi):
• Önce tekstil, sonrasında ise tüm sanayide
gerçekleşen sanayi devrimi dönemi.
• Birikim modern sanayiye, üretim araçları
üreten sanayiye kaydı.
• Fabrikalar , ulaştırma, iletişim, demiryolları,
telgraf, limanlar, buharlı gemiler ve genelde bir
alt yapı inşa dönemi.
• Kapitalistler arasındaki yoğun rekabetin ve
boom- bust döngülerinin dönemi.
• Bu dönemde fiyat rekabeti iktisadi faaliyetlerin
yönetilmesinde merkezi bir rol oynadı.
Kapitalizmin tarihsel birikim
dönemleri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
19
• 3. Tekelci kapitalizm (emperyalizm):
• 19yy’ın son çeyreğinde ortaya çıktı.
• Sermaye bir spiral biçiminde yoğunlaşıp merkezileşti ve giderek
küreselleşti.
• Kurumsal örgütlenme baskın tip haline geldi ve sınaî menkul kıymetler için
bir piyasa oluştu.
• Sanayiler oligopolist firmaların denetimine girdi ve fiyat, hâsıla, yatırım
düzeyi ile ilgili kararlar ve faaliyetler rekabetle değil, oligopolistik kurallara
göre oluştu.
• Otomobil, bilgisayar ve uçak yapımlarıyla sanayi daha da genişledi.
• Üretim sektörü giderek tüketim sektörünün büyümesine bağımlı hale
geldi.
Kapitalizmin tarihsel birikim
dönemleri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
20
• 4. Tekelci olgun kapitalizm:
• 1950’ler….
• Sweezy ve Magdoff:
• Olgun kapitalist ekonomiler büyümeyi sürdürebilmek için, sürekli artmakta
olan ekonomik artığı emebilecek yeni talep kaynakları bulmak zorundadır,
yoksa büyüyemezler.
• Diğer taraftan artan verimliliklerle sürekli büyüyen bu ekonomik artığın
yeni karlı yatırım alanlarına yöneltilmesi, yeni yatırım alanları bulmanın
güçlüklerinden dolayı, giderek zorlaşır.
21
Kapitalizmin tarihsel birikim
dönemleri
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
• Çünkü;
• Temel sınaî alt yapının yeni baştan kurulmasına gerek yoktu,
• Otomobil gibi çığır açıcı gelişmeler her zaman mümkün değil,
• Gelir ve servet eşitsizliği arttı, bu da yoksulların tüketimini kıstı,
• Zenginler fonlarını giderek daha spekülatif faaliyetlere yatırdılar,
• Yeni yatırımlar azaldı,
• Oligopolleşme sistemin dinamizmi ve esnekliğinin temeli olan fiyat
rekabetinin giderek yok olmasına neden oldu.
22
Olgun ekonomiler uzun süreli durgunluğa
girdiler
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
5.Tekelci finans kapital aşaması
(finansallaşmanın hızlanması)
• Finansallaşma stagnasyona yanıt oldu.
• FIRE, yani finans, sigorta ve gayrimenkul gibi alt parçalardan oluşan finans
sektörü;
• Sanayinin ekonomik artık üreten kapasitesini dengeledi.
• Hem finans sektöründe yeni istihdam yarattı, hem de varlık zenginleşmesiyle reel
sektör için efektif talep oluşturdu.
• Finans sektörü reel sektörde elde edilen karların değerlenebilmesi için ciddi
imkânlar yarattı.
• Kapitalistler her zaman sermayelerini büyütme arzusu içinde olduklarından,
paralarını finansal piyasalara akıttılar.
• Finansal sektör, çekici- exotik finansal araçlar sundu (menkul kıymetleştirme,
CDO ve CDS’ler, türev piyasalar).
İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa
Durmuş
23
•
Kapitalizmin son 30 yılının
dönüştürücü alt yapı ve üst yapı
dinamikleri
24Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Dönüştürücü alt yapı dinamikleri:
• Küresel kapitalist kriz
• Küreselleşme
• Rekabet biçiminin değişmesi / tekelleşmenin artması
• Finansallaşma
• Özelleştirmeler ve kamunun küçültülmesi
• Emek tasarruf edici ve emekçiyi ikincilleştiren teknoloji uygulamaları (özellikle de kamu
sektöründe)
• Dönüştürücü üst yapı dinamikleri:
• Burjuva ideolojisindeki dönüşüm: Neo liberal ideoloji
• Ekonomi politikaları
• Sosyal devletin çöküşü ve yeni yönetişim anlayışı
• Neo liberalizm muhafazakârlık ve dinsel ittifak: Piyasa İslam'ı / Kültürel hegemonya
• Sarı sendikacılık ve sendikal bürokrasi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 25
• 1945–75 dönemi yaygın bir biçimde:
• ABD’de ‘Altın Çağ’, Avrupa’da ‘Sosyal Devlet ya
da Sosyal Demokrasi’ ve azgelişmiş dünyada
‘Ulusal Kalkınma’ dönemi olarak adlandırılır.
• 1980’lerin başlarından itibaren bu dönem
sona erdi ve yerini ‘Neo liberalizm’ aldı.
Dönüştürücü alt yapı dinamikleri
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 26
• Bu dönemin temel özelliği;
• küreselleşme ve finansallaşmanın hızlanması ve
baskın hale gelmesi,
• tekellerin (ya da oligopollerin) hayatın her
alanında yaygınlaşması ve
• devletin ekonomiye müdahale alanının
daraltılarak, özelleştirmeler, taşeronlaştırma
aracılığıyla uluslararası piyasaların ve bunların
aktörleri dev sermaye şirketlerinin tam
hegemonyasının tesis edilmesidir.
Dönüştürücü alt yapı dinamikleri
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 27
• Bu dönemde ayrıca kapitalist krizlerin kısa dönemli iş
döngüleri olmaktan ziyade çok uzun yıllar süren uzatılmış
durgunluklara (stagnasyon) ve büyük resesyonlara dönüşmesi
ve
• bunların da üst yapıda burjuva demokratik devletlerden
vazgeçilerek finansal oligarşik yapılara yönelimi gibi eğilimler
söz konusudur.
Dönüştürücü alt yapı dinamikleri
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 28
• 2010 yılında, tüm dünyadaki reel mal üretiminin toplam değeri
ortalama 55–60 trilyon $ iken, finans piyasalarındaki yıllık toplam
işlem hacmi bunun 63 katı yani 3,450 trilyon $’dır.
• Dünya mali varlık stok hacmi 1980’de 12 trilyon $ iken 2007’de
196 trilyon $ oldu.
• Bu stoklar dünya hasılasının (derinlik) 1980’de % 120’sini,
• 2007’de ise % 356’sini oluşturuyordu.
Küreselleşme ve finansallaşmanın
boyutları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 29
• Küresel düzeyde sermaye ağının nasıl oluştuğu
finans kapitalin kontrol gücünü sergiler:
• Dünyada 2007 yılı itibariyle 43,060 çok uluslu
şirketten oluşan bir sermaye ağı var.
• Bu ağ küresel kapitalist ekonomik gücün kaynağını
oluşturuyor.
• Bu ağın % 40’ı tek başına 147 şirket tarafından
kontrol ediliyor. Özellikle en tepedeki 50 şirketten
biri hariç kalan tamamı finans şirketlerinden
oluşuyor.
Küreselleşme ve finansallaşmanın
boyutları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 30
Kapitalist sınıf zenginleşmesinin yeni yönü
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 31
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Küresel servet giderek daha az sayıda zengin seçkinin elinde birikiyor.
• Bu zenginler zenginliklerini asıl olarak finans, ilaç ve sağlık sektörü gibi
sektörlerden elde ediyorlar.
• Bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketler her yıl siyasilere, çıkarlarını
koruyan kollayan yönde politikalar uygulamalarını sağlamak için,
milyonlarca dolarlık kaynak aktaran lobicilik faaliyetlerinde bulunuyorlar.
• ABD’de en büyük lobicilik bütçe ve vergi alanlarında dönüyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 32
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Credit Swiss’in verilerine göre, 2010 yılından bu yana dünyanın en zengin
yetişkin % 1’i küresel servetten aldığı payı giderek artırdı.
• Öyle ki 2014 yılında bu en zengin % 1 küresel servetin % 48’ine, kalan % 99 ise %
52’sine sahip oldu.
• Bu kalan % 52’nin neredeyse tamamı ise en zengin % 20’lik gruba ait.
• Yani dünyanın en yoksul konumundaki % 80’i servetin sadece % 5’ine sahip
olabiliyor.
• Bu trend böyle devam ederse şekilde görüleceği gibi önümüzdeki iki yıl içinde bu
% 1’lik grup payını daha da artıracak ve 2016 yılında bu pay % 50’yi aşacaktır.
• Buna karşılık, en yoksul % 99’un payı daha da küçülecektir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 33
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 34
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Bu süreçte en tepedeki % 1’in payı en kalan % 99’dan daha hızlı arttı.
• 2010 yılında örneğin en zengin 80 kişinin toplam servetinin değeri 1,3
trilyon dolar iken 2014’te bu rakam 1,9 trilyon dolara ulaştı.
• Yani bu azınlığın servetinde 4 yılda 600 trilyon dolarlık artış ya da
nominal olarak % 50 artış gerçekleşti.
• Diğer taraftan en yoksul % 50’nin payı özellikle de 2010 yılından bu
yana giderek azalıyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 35
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 36
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Bu en zengin 80 seçkinin servetlerinin toplamı, dünya nüfusunun
yarısının, yani 3,5 milyar insanın servetinin toplamına eşit.
• Diğerlerinin servetleri yerinde sayarken bu 80 kişinin servetindeki hızlı
artış nedeniyle aralarındaki açık da giderek artıyor.
• Ayrıca milyarderlerin kendi aralarındaki servet farkı da açılıyor.
• Öyle ki 2010 yılında dünyanın en yoksul % 50’sinin servetine sahip olan
toplamda 388 milyarder varken, 2014 yılında bu sayı 80’e geriledi.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 37
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 38
Joseph Kishore, Wealth of world’s billionaires surges
past $7 trillion
http://www.wsws.org/en/articles/2015/03/04/forb-m04.html?view=mobilearticle, 4 March 2015
• Geçen hafta Pazartesi günü yayımlanan Forbes Dergisi’ne göre, dünya milyarderlerinin
toplam servetleri geçen yıl 6,4 trilyon dolardan, bu yıl itibariyle 7,05 trilyon dolara
yükseldi.
• Bu arada milyarder sayısı da % 11 artarak 1,826’ya ulaştı. Kişi başı ortalama servetin
tutarının 3,8 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.
• Bu kesimlerin servetleri, dünya borsaları ve diğer finansal piyasalar görülmemiş ölçüde
yükselişe geçerken,
• düşen petrol fiyatları ve iyice zayıflayan avroya rağmen ülke ekonomilerin çok kötü
durumda olması,
• miktarsal kolaylaştırmadan, ultra düşük faiz politikalarından ve diğer devlet
politikalarından asıl yararlananların bu büyük finans zenginleri olduğunu ortaya koyuyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 39
Finansallaşma
• Ekonomide hızla bir spekülatif finans sermayesi, gelir ve servet dağılımının
çok daha adaletsiz ve eşitsiz bir hale gelmesine neden olduğu gibi,
• kullanılan tüketici kredilerinin (yatırım kredisinden ziyade) çok büyük
boyutlara erişmesine ve de iç ve dış borç stoklarının (kamu ve özel) hızla
artmasına,
• döviz kurunun hızlı bir biçimde yükselmesine neden oldu.
• Kuşkusuz böyle bir gelişim var olan durgunluğun aşılmasında bir çözüm
gibi gözükürken,
• aynı zamanda yeni finansal krizlerin de tetikleyicisi oluyor.
•
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 40
Finansallaşma
• Nitekim toplam kredi stoku 2010 yılında 532 milyar lira iken, bu rakam sürekli yükselerek
2011’de 690 milyar lira,
• 2012’de 802 milyar lira, 2013’te 1,058 trilyon lira ve nihayet 2014 yılının üçüncü çeyreğinde
1,200 trilyon liraya ulaştı.
• Böyle bir finansallaşmanın diğer yüzünde yer alan borçlanma rakamlarına bakıldığında,
• 2002 yılında kullanılan ihtiyaç kredisi tutarının 3,3 milyar liradan, 2013 yılında 182 milyar
liraya fırladığı görülecektir.
• Yani 11 yılda ihtiyaç kredisi kullanımı 55 kat arttı.
• İhtiyaç kredisi kullanan sayısı da 1,3 milyon kişiden 11,2 milyon kişiye çıktı .
• Bu da dokuz kat artış anlamına geliyor.
• Yani AKP iktidarları döneminde ilave 9,9 milyon kişi borçlular arasında yerini aldı.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 41
Finansallaşma
• Bu borçluların yaklaşık yarısını (4,8 milyon) ücretli emekçiler oluşturuyor.
• Borçları en hızlı artanlar ise aylık 1000 lira gelir elde eden en düşük gelir
grubu.
• Bu dönemde bu kesimin ihtiyaç kredisi borcu yirmi bir kat artarak 1,8
milyar liradan 38,4 milyar liraya ulaştı.
• Vade dilimleri açısından ele alındığında bu dönemde en hızlı artan
borçların 328 kat ile 66 milyon liradan 21,7 milyar liraya çıkan 37-48 ay
vadeli krediler olduğu görülüyor.
• Kanuni takipteki borçlar ise bu dönemde beklendiği gibi otuz dokuz kat
artış gösterdi.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 42
Finansallaşma
• T. Bankalar Birliği’nin verilerine göre, Haziran 2014’te 360 milyar liraya ulaşan tüketici
kredilerinden (üçte ikisi ihtiyaç kredilerinden ve kredi kartlarından oluşuyor) 12 milyar liralık
kısmı batık kredi.
• İhtiyaç kredisi olarak kullanılan kredi kartların ile borçlananların sayısı 20 milyon kişiye
yaklaştı.
Bir başka anlatımla, Türkiye’de hane halkı borç stoku / GSYH oranı 2003 yılında yüzde 7,5 iken,
2013 yılında yüzde 55,2’ye kadar yükseldi.
• Tüketime yönelik kredilerdeki artışın sürmesi halinde, yükselen döviz kuru ve faiz oranı ile
birlikte, bu gelişme ekonomide tüketicilerin (konut alanlar da dâhil) ve inşaat firmalarının bir
borç temerrüdüne girmesi ve bu da bankacılık sektöründe bir finansal krizle
sonuçlanabilecektir.
• Böyle bir krizden, Türkiye’de borçlu bireylerin yanı sıra, bankacılık sektörü ve bireysel krediden
beslenen inşaat ve otomotiv sektörü de ciddi olarak etkilenecektir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 43
Finansallaşma
• Bireysel tüketici kredisi borçlarına ilişkin bu
veriler, hem iç tasarruf oranının neden bu
denli düşük olduğunu,
• hem de bu kesimleri tasarrufa yöneltmeye
dönük politikaların pratikte gerçek bir
karşılığının olmadığını ortaya koymaktadır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 44
• Finansallaşan ekonomide ucuz kredi emekçi
sınıfları sisteme bağlarken, sınıf bilincini
zayıflattı.
• Finansal sektörde çalışan emekçilerin sınıf
içindeki payı arttı.
• Bu kesimler sınıf bilinci ve eylemlilik
anlamında geleneksel sanayi işçisinin
gerisindeler.
• Zira kendilerini beyaz yakalı ve orta sınıf (!)
olarak görüyorlar.
• Türkiye’de bankalarda çalışan sayısı 220,000
civarında.
45 Doç.Dr.Mustafa Durmuş
Finansallaşma işçi sınıfını yapısını değiştirdi, emek
örgütlerini zayıflattı
• Finansallaşan ekonomide emekçiler giderek artan biçimde
borçlandırılarak tüketime teşvik ediliyorlar.
• Emekçiler tüketici kredileri ile ev, araba ve diğer tüketim
malı alımlarına yöneltildi.
• Tüm bu gelişmeler emekçilere borçlarını geri ödeyememe,
sahip olduklarını kaybetme korkusu yaşatıyor.
• Bu durum işlerini kaybetmemek adına onları örgütlü
mücadeleden ve sendikal faaliyetten uzak tutuyor.
• Emekçiler borçlandırılarak sistemin suç ortağı haline
getirilerek rehin alınıyorlar.
• Bu durumdaki kitleler ekonomik istikrar için izlenmekte olan
ekonomi politikalarını desteklemek durumunda kalıyorlar.
Finansallaşma işçi sınıfını yapısını değiştirdi, emek
örgütlerini zayıflattı
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 46
• Küresel reel piyasalarda da benzer bir oligopolleşme eğilimi söz
konusu.
• Yani dünya üretimi ve ticareti az sayıda çok uluslu şirket
tarafından doğrudan ve dolaylı yollarla kontrol edilmektedir.
• Dünyanın en büyük 100 çok uluslu şirketi ABD, AB ve Japonya’da
yerleşik (Triad).
• Bu şirketlerin aralarındaki ilişki klasik anlamdaki rekabetten farklı
olup daha ziyade bir rakiplik ve işbirliği diyalektiği biçiminde.
• Özellikle de fiyat rekabeti çok tehlikeli bir şey olarak
düşünüldüğünden genelde bundan sakınılır.
• Bunun yerine firmalar büyük ölçüde düşük emek gücü maliyetli
durumlara, kaynak rekabetine ve ürün farklılaşmasına yönelirler.
Küreselleşme ve reel üretimde
oligopolleşme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 47
• Uluslararası tekelci sermayenin iktisadi gücünün yoğunlaşması ve
kontrol gücünün artması aynı zamanda dolaylı bir biçimde,
taşeronluk ve yönetim sözleşmeleri, anahtar teslimi anlaşmalar,
franchising, lisanslama ve ürün paylaşımı gibi uluslararası stratejik
ittifaklarla da sağlanıyor.
• Örnek: Star Alliance gibi mega işbirlikleri THY dahil otuza yakın
ülke hava yollarını bünyesinde topladı.
Küreselleşme ve reel üretimde
oligopolleşme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 48
Özelleştirmeler
• Washington Uzlaşması sonrasında kamu küçültüldü,
özelleştirmeler başlatıldı.
• KİT’ler ve kamusal hizmetler özelleştirildi.
• Özelleştirme sadece mülkiyet devri ile değil,
serbestleştirme- düzenlemeden vazgeçme,
franchising, kullanma hakları, lisanslama, kamu-özel
ortaklıkları gibi yöntemlerde her alanda yapılıyor.
• Taşeronlaştırma özelleştirmenin en yaygın
uygulaması.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 49
• 1988-2010 yılları arasında;
• Bütün dünyada toplam 2 trilyon 352
milyar dolarlık özelleştirme uygulaması
gerçekleştirildi.
• Toplam özelleştirme uygulamalarının %
44’ü AB ülkeleri, kalan % 56’sı diğer
ülkeler tarafından gerçekleştirildi.
Özelleştirmeler
Dünyada özelleştirme uygulamaları
Rakamlarla Özelleştirme, N. Doğan, ÖİB
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 50
51
TÜRKİYE’DE YILLAR İTİBARİYLE
DAR ANLAMDA ÖZELLEŞTİRME GELİRLERİ
• Türkiye’de özelleştirme esasen AKP’nin iktidara geldiği 2002
yılından sonra hızlandı.
• 2003: 187 milyon $
• 2013: 14 milyar $ hedefleniyor (yaklaşık 100 kat).
• Türk Hava Yolları (THY), Erdemir, Tüpraş, Petkim, Türk Telekom gibi
önemli kuruluşlar özelleştirildi.
• Halka arz ve IMKB’de satışların payı % 24’ü geçmedi.
• 2003-2012 döneminde toplam özelleştirmelerin % 82.5’i (38
milyar $) gerçekleştirildi.
• 1986- 2002 : 8,053 Milyar $
• 2003-2012 : 38,042 Milyar $
• Toplam : 46,095 Milyar $.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş
52
Özelleştirilmiş belediye hizmetleri tekrar kamulaştırılıyor
(http://ipsnews.net)
• Dünyanın pek çok yerinde içme suyu ve atık su özel işletmeciliği
ve enerji dağıtımı özel işletmeciliğinden kamucu işletmelere
dönüş trendi yaşanıyor.
• Mevcut sözleşmeler sona erdiriliyor.
• Yeniden kamulaştırmalar hem yerel yönetimler düzeyinde : ABD,
Almanya ve Fransa),
• Hem bölgesel düzeyde : Arjantin (Buenos Aires ve Santa Fe
eyaletleri),
• Hem de ulusal düzeyde : Uruguay ve Mali gerçekleştiriliyor.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş
53
Özelleştirilmiş belediye hizmetleri tekrar kamulaştırılıyor
• Tekrar kamulaştırmaların temel nedenleri :
• Hızla artan katılımcı payları /ücretler-tarifeler,
• Hizmet kalitesi iyileştirme sözlerinin yerine getirilmemesi,
• Halkın artan memnuniyetsizliği ve muhalefeti.
• Özel firmaların çok büyük bir kısmı, mevcut alt yapıyı genişletmedi,
yenilemedi.
• Firmalar düşük gelirli aileler tarafından karşılanamayacak ölçüde hizmet
fiyatlarında artışa gitti.
• Yönetsel faaliyetler şeffaf değildi ve hesap sorulamıyordu.
• Mustafa Durmuş: “İşçilerin grevini erteleyen devlet, kayıp kaçak
bedellerini halka ödettirerek sermayeye destek çıkıyor…”
Doç. Dr.Mustafa Durmuş
• Özelleştirme sadece mülkiyet devri ile değil,
serbestleştirme- düzenlemeden vazgeçme,
franchising, kullanma hakları, lisanslama, kamu-özel
ortaklıkları gibi yöntemlerde her alanda yapılıyor.
• Taşeronlaştırma özelleştirmenin en yaygın
uygulaması.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 54
Özelleştirmeler işçi örgütlenmesine darbe
vurdu
• Taşeronlaştırma sadece ucuz işçilik nedeniyle ya da kıdem
tazminatı gibi bazı yasal sorumluluklardan kurtulmak için değil,
• dayanışma kültürünü yok edip , bireyci kültürü yerleştirmek,
• sendikasızlaştırmak ve sınıf bilincini yok etmek için de yapılıyor.
• Özelleştirilen işyerlerinde uygulanan esnek emek gücü politikaları
işçi sınıfı örgütlülüğünü zayıflatıyor.
• Taşeronlaştırma kaçınılmaz olarak iş cinayetlerinin de patlamasına
neden oluyor.
• Bunun en somut son üç örneği:
• Soma madeni, Torunlar residans inşaatı ve Ermenek maden.
• Son 10 yılda 13,000 işçi iş cinayetlerine kurban gitti.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 55
Özelleştirmeler işçi örgütlenmesine darbe
vurdu
Türkiye
• Bu arada işçilerin ve yakınlarının hayatını yakından etkileyen bir başka konu var ki
ona hiç değinilmiyor.
• Bu, işyerlerindeki sağlıksız koşulların yaratmış olduğu meslek hastalıkları ve bunun
neden olduğu ölümler.
• Bir araştırma ve deneyim (Dr Tellioğlu ):
• Meslek hastalıklarının işyerlerinde işverene getireceği mali yük ve düzenleme
yükümlülükleri nedeniyle yeterince teşhis ya da kabul edilmediğini söylüyor.
• Öyle ki Türkiye’de resmi olarak teşhis edilen meslek hastalığı vakası ile AB
kriterlerine göre kabul edilmesi gerekenler arasında 30 kat fark var.
• Yani örneğin 2012 yılında toplamda resmi olarak 395 meslek hastalığı vakası teşhis
edilmiş, ama gerçek sayı 18,743.
• Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı ortalama verilerin sadece % 2,5 düzeyinde bir
vaka Türkiye’de resmi meslek hastalığı vakası olarak kabul ediliyor.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 56
• Taşeronlaştırma sadece ucuz işçilik ya da kıdem
tazminatı gibi bazı yasal sorumluluklardan kurtulmak
için değil,
• dayanışma kültürünü yok edip , bireyci kültürü
yerleştirmek,
• sendikasızlaştırmak ve sınıf bilincini yok etmek için
de yapılıyor.
• Özelleştirilen işyerlerinde uygulanan esnek emek
gücü politikaları işçi sınıfı örgütlülüğünü zayıflatıyor.
Özelleştirmeler işçi örgütlenmesine darbe
vurdu
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 57
IMF’den çarpıcı itiraf
• “Gelir eşitsizliği birçok gelişmiş ülkede 1980’lerden bu yana artış gösteriyor.
• Bunun nedeni, büyük ölçüde, gelirin çok önemli bir kısmının en tepedekilerin elinde
toplanmış olması.
• Nitekim gelir bölüşümünde adaletsizliği gösteren en önemli göstergelerden olan Gini
Katsayısı, aşağıdaki grafik 1'den de görülebileceği gibi giderek büyüyor .
• Bu da gelirin giderek daha adaletsiz bölüşüldüğünü ortaya koyuyor.
• Gelir eşitsizliğini besleyen en önemi etken ise sendikalaşma oranının bu
süreç içinde giderek azalmasıdır.
• (Link: Florence Jaumotte and Carolina Osorio Buitron, Power from the People
FINANCE & DEVELOPMENT, March 2015, Vol. 52, No. 1, http://www.imf.org)
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 58
• Bu verilerden hareketle günümüz kapitalizminin en
çarpıcı özelliğinden birinin küresel düzeyde
tekelleşme (ya da oligopolleşme) olduğu,
• bunun giderek genel bir eğilim halini almakta
olduğu ve dünyada bu yapıdan özerk hiçbir
ekonomik faaliyetten söz etmenin mümkün
olamayacağı ileri sürülebilir.
• Bu gerçek, dünyanın en büyük ekonomilerinin ve
en güçlü hükümetlerinin dahi finans kapitalin
saldırılarına karşı durmalarının ne denli zor
olduğunu ortaya koymaktadır.
Dönüştürücü alt yapı dinamikleri
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 59
Küreselleşme emperyalist sömürüyü daha da
arttırırken işçi sınıfının yapısını dönüştürdü (S. Amin)
• Bugün sermaye temerküzü kendisini uluslararası
tekelci sermayenin hızlı büyümesinde gösteriyor.
• Teknolojinin yanı sıra sermaye her zamankinden
daha fazla mobil durumda .
• Çünkü dev firmalar giderek küreselleşiyor ve
finansallaşıyor.
• Bugün, ulusal düzeydekine ilave olarak küresel
bir artı değer oluşumu ve bunun yarattığı bir
rant bölüşümü söz konusu.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 60
• Yani;
• Metropol ve az gelişmiş ülkelerdeki emek gücü
verimlilikleri arasındaki fark kapanırken, ücret
farklılıkları giderek açılıyor.
• Böylece metropollere doğru akan bir emperyalist
rant oluşuyor.
• Çünkü az gelişmiş ülkelerdeki emek, değerinin
çok altında ücretlendiriliyor.
• Bu rantı artırarak sürdürmek isteyen emperyalizm
azgelişmiş ülkelerdeki işçi örgütlenmelerini daha
da baskılıyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 61
Küreselleşme emperyalist sömürüyü daha da
arttırırken işçi sınıfının yapısını dönüştürdü
• Küreselleşme ve teknolojik gelişmeler azgelişmiş ülkelerde
prekarya (precartiat) adı verilen bir emekçi katmanını ortaya
çıkardı.
• Bu emekçiler uluslararası iş bölümüne uygun bir biçimde
esnek / güvencesiz istihdam koşullarında ve genelde yarı
zamanlı istihdam ediliyorlar.
• Büyük ölçüde kadınlardan, gençlerden, engelli işçilerden,
tekrar çalışmak zorunda kalan emeklilerden, eski
mahkûmlardan ve göçmenlerden, esnaftan, iktisadi değişim
nedeniyle yerlerinden edilmiş olan kalifiye ve yarı-kalifiye
işçilerden ve işsizlerden oluşuyor.
•
Prekarya
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 62
• 2008 krizi bugün hızla bir Büyük Resesyon’a, borç krizine, sosyal
ve politik krizlere dönüştü.
• Onlarca trilyon dolarlık banka ve şirket kurtarma, miktarsal
kolaylaştırma, sıfıra yakın faiz oranı politikası ve devasa alt ve üst
yapı harcaması biçimindeki maliye politikaları işe yaramadı.
• ABD hala büyümesini kriz öncesi düzeye çıkartamazken, Japon
ekonomisinde resesyon sürüyor.
• Avrupa bölgesi ise çok daha kötü durumda üçüncü bir dip
resesyona, yani küçülmeye doğru gidiyor.
• Dünyanın en ileri ve en güçlü sanayi ülkesi olan Almanya dahi ilk
kez ciddi bir daralmanın içine girdi.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 63
Kapitalist kriz derinleşiyor
Mustafa Durmuş: “21. Yüzyılın Üçüzleri: Küresel durgunluk + Savaş + Otoriterleşme “
• ABD’deki inişin nedeni, yavaşlayan küresel büyüme ve özellikle de Avrupa daralmasının
olumsuz etkilerine ilişkin endişeler.
• Bu ülkede perakende satışlar (Eylül/Ağustos) % 0,3 düştü.
• Bu durum cılız da olsa bir süredir sözü edilen toparlanmanın sona ermekte olduğunu
gösteriyor.
• Almanya ikinci çeyrekte kötü gelen sınaî hâsıla, GSYH ve ihracat verileri nedeniyle 2014
büyümesini % 1,8’den % 1,2’ye, 2015 için ise % 2’den % 1,3’e çekmişti.
• Dünya çapında fiyat düşüşleri en çok petrol ve demir cevheri gibi temel sanayi ürün girdi
fiyatlarında da yaşanıyor.
• Brent ham petrolü % 28 ve demir cevheri fiyatları % 40 düştü.
• Bloomberg sınaî metal endeksi % 37 düştü.
• Altın 2011 fiyatlarına göre % 38 düştü.
• Mısır, Haziran ayına göre % 22, hububat % 16, soya fasulyesi % 28 (son dört yılın en düşüğü)
düştü.
• Mustafa Durmuş: DÜŞEN PETROL FİYATLARI KÜRESEL DURGUNLUĞU DERİNLEŞTİRİYOR,
KAPİTALİST REKABETİ KIZIŞTIRIYOR!
(http://mustafadurmusblog.blogspot.com.tr/2015/03/dusen-petrol-fiyatlari-kuresel.html)
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 64
Kapitalist kriz derinleşiyor
• Japonya’da umut bağlanan Abenomics’in artık pilinin tükendiği
yaygın olarak kabul ediliyor.
• Çin ekonomisindeki büyüme hız kesti.
• Zira dünyanın bu en büyük ikinci ekonomisinin 2008’den bu yana
büyümesinin en önemli kaynağını oluşturan gayri menkul piyasası
inişte.
• Yatırımlar azaldı ve bunun neden olacağı bir finansal istikrarsızlık
tehlikesi yatırımcıları korkutuyor.
• Mustafa Durmuş: “Çin: Küresel Ekonominin Ters Esen Rüzgarları”
• C.P. Chandrasekhar and Jayati Ghosh:
• Ever Expanding Debt Bubbles in China and India, IDEAs, March 2015.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 65
Kapitalist kriz derinleşiyor
• Başta IMF, ECB, DB, OECD ve BIS gibi kuruluşlar olmak üzere
ekonomistlerin büyük bir kısmı yeni bir finansal krizin
patlamakta olduğu konusunda hem fikirler.
• Krizin gelmesi kesin, ama ne zaman ve hangi ülkede önce
patlak vereceği bilinmiyor?
• Araştırmacılara göre, uygulanan onlarca trilyon dolarlık
parasal kolaylaştırma politikası sadece yeni balonların
şişirilmesine yaradı.
• Bankalara ve büyük yatırım fonlarına aktarılan bu taze para
reel sektör yatırımcılarına ulaşmadı, daha ziyade finans
piyasalarında yeni ve büyük karların yaratılması ve
spekülatif kazançlar için kullanıldı.
• Böylece özellikle Fed ve ECB gibi merkez bankaları eliyle yeni
balonlar şişirilirken, özel yatırımlar çok düşük kaldı.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 66
Kapitalist kriz derinleşiyor
• Bu kez durum 2008 öncesinden de ciddi.
• Zira 2008’den farklı olarak tüm kapitalist metropol ekonomileri
çok borçlular.
• Buna karşılık bu borçların ödenmesini sağlayabilecek tek
mekanizma olan büyüme hızları çok düşük hatta ekside kalıyor.
• Bu da onları daha kırılgan hale getirirken, aynı zamanda da
emekçileri daha da baskılamalarına, yeni kemer sıkma
politikalarına razı etmelerine ve savaş gibi yollarda dışarıda
çözüm aramalarına neden oluyor.
• Diğer yandan uluslar arası sermaye hareketleri aracılığıyla kriz
giderek Türkiye gibi azgelişmiş ülkelere yıkılmaya başladı.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 67
Kapitalist kriz derinleşiyor
• Dünyadaki borç stokları Lehman’ın batışından bu yana % 38 arttı (finansal sektörün
borcu hariç).
• Kamu + özel borç stoku 2008’de % 180 iken, 2013 yılında % 212’ye yükseldi.
• Yıllardır yürütülmekte olan finansallaşma ile dünya borsaları gerçek değerlerini % 30
üzerine çıktı.
• Ayrıca trilyonlarca dolar agü’lerdeki konut ve inşaat sektörüne aktı (Brezilya ve Türkiye).
• Brezilya’da konut fiyatları % 180 arttı.
• Balonun büyüğü Çin’de oluştu. Hükümet şu ana kadar ekonomiye 13 trilyon dolar
pompaladı.
• Bu 4,4 trilyon dolarlık bir gölge bankacılığına ve bir o kadar da konut balonunun
şişmesine neden oldu. Çin’in toplam borcu (finans hariç) 2008’de % 147 iken 2013
yılında % 217’ye fırladı.
• Gölge bankacılığının (hedge fonları, sigorta şirketleri, private equity fonları brokerlar vb)
tüm dünyada işlem hacmi 70 trilyon doları buldu.
• Öyle ki ABD’de gölge bankacılığı normal bankacılık sisteminin 2,5 katına çıktı.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 68
Cenevre Raporu (Ekim 2014):
Şişirilen balo patlamak üzere
• Yeni bir bankacılık krizi geliyor.
• Ama bu kez devletin bankaları kurtarması gündemde olmayacak.
• Dodd-Frank Yasası’na göre, müflis bankalar müşterilerinin hesaplarına el
koyabilecek (bailing in).
• Bunlara yerel hükümetlerin mevduatları da dahil.
• Türev alacaklar iflas durumunda ilk ödenecekler arasında yer aldığından, zarar
büyük olduğunda diğer alacaklıların paraları ödenmeyecek.
• Şu anda beş büyük ABD bankasındaki türev araç riskinin her bir banka için tutarı 40
trilyon dolardan fazla. Bu araçların ticareti modern bir kumar şeklinde yürüyor.
• Son dönemde bankalar Wall Street’i gezegenin en büyük gazinosuna dönüştürdüler.
• Yüksek türev ticareti karı: NYT: ABD bankalarının hesaplarında 280 trilyon dolarlık
türev araç var.
• Bu türev araç balonu patladığında hasar öyle büyük olacak ki bunun miktarını
tahmin etmek bile çok zor olacak.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 69
Kapitalist kriz derinleşiyor
• Bu yeni aşamada kriz uluslararası sermaye
hareketleri aracılığıyla giderek azgelişmiş
ülkelere ve özellikle de bunlar arasında
“yükselen ekonomiler” olarak anılan ve
aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelere
yıkılıyor.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 70
Kriz azgelişmişlere aktarılıyor
• ABD’de Fed beklenen kararını verdi:
Finansal piyasalardan yapılan her ay 85 milyar dolarlık menkul kıymet alımına son
veriliyor.
• Bu ABD’de faiz oranlarını yükseltecek.
• IMF :
• “ABD’de faiz oranlarının yükselmesi ile azgelişmiş ülkelerden hızla yabancı sermaye
çıkışları artacak ve bu da küresel büyümeyi daha da yavaşlatırken, yeni bir finansal
krizi tetikleyecek.”
• Kapitalist üretim tarzının kendi içinden mevcut küresel krize ekonomik bir çözüm
olmadığı artık giderek netleşiyor.
• Bu yapılan son üst düzey toplantılardan her hangi bir sonuç çıkmamasından
anlaşılıyor.
• Uluslararası sermayenin krizden çıkış stratejisinde bu krizi azgelişmişlere
aktararak çıkmak olduğu gibi, tıpkı daha önceki krizlerde olduğu gibi , krizi işçi
sınıfına ödetmek, bunu sağlayabilmek için de asker-polis rejimi olarak
adlandırılabilecek daha otoriter rejimlere yönelmek ve dünyayı bir diğer büyük
savaşa sokmak gibi çözümler var.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 71
Fed’in miktarsal sıkılaştırması geliyor
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 72
Finansal kriz oluşma mekanizması
• Gelişmiş ülkeler, merkez bankaları aracılığıyla, son beş yıllık
durgunluklarını ve toparlanmadaki başarısızlıklarının
sonuçlarını azgelişmişlere ödettiriyorlar.
• Zira merkez bankalarının sıkılaştırma politikalarıyla
yükselen ekonomilerden sermaye çıkışları artacak, döviz
kurları yükselecek, doğrudan yabancı sermaye yatırımları
azalacak, enflasyon artıp, ihracat yavaşlayacak ve tüm
bunlar da azgelişmiş ekonomilerin daralmasına neden
olacak.
• Özellikle büyümeleri ihracatlarına bağımlı olan yükselen
ekonomiler bu gelişmelerden çok ağır bir biçimde
etkilenecek.
•
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 73
Finansal kriz oluşma mekanizması
• 26 ülkeyi içeren endeks; 2012 yılı için, cari hesap
dengesi, kredi büyümesi, kısa vadeli dış
borçların ve dış borç servisinin toplam rezervler
içindeki payı, finansal açıklık ve döviz kurlarından
oluşan bir sepete göre hesaplanıyor ve en yüksek
risk 20 puan olarak belirleniyor.
• Türkiye 18 puan gibi rekor bir puan ile yabancı
sermaye akımlarının donması durumunda en
riskli ülke olarak ortaya çıkıyor.
• (The Economist, Which emerging markets are most vulnerable to a freeze in capital inflows?,
The capital-freeze index,, http://www.economist.com, Sep 7th 2013).
Doç.Dr. Mustafa Durmuş 74
The Economist:
En riskli “yükselen ekonomi”: Türkiye
• Endeksin bileşenleri olarak, cari hesap dengesinde, cari açığı % 6,3 olarak en
riskli üçüncü;
• kısa vadeli dış borçlar ve dış borç servisinin döviz rezervleri içindeki payı % 150
olarak en riskli üçüncü;
• 2009–2012 döneminde yıllık ortalama % değişme cinsinden iç kredi artışı
olarak % 114 ile birinci;
• finansal açıklık ( 0–1000) içinde 200 puan ile birinci ve
• Ocak-Ağustos 2013 döneminde dolar karşısında ulusal paraların değerindeki
yüzde değişme cinsinden % 13 değer kaybederek yedinci sırada yer alıyor.
• Böylece Türkiye aralarında G. Afrika, Ukrayna ve bazı L. Amerikan ülkelerinin
bulunduğu kırmızı bölgenin en başında yer alıyor.
• Mustafa Durmuş:
• DOLARIN YÜKSELİŞİNİN İKTİSADİ VE SİYASAL ETKİLERİ
75
The Economist:
En riskli “yükselen ekonomi”: Türkiye
Doç.Dr. Mustafa Durmuş
• Ekonomik krizler kapitalist sistem için işlevseldirler.
• Öyle ki krizler sermayeye dengesizliklerini ve ayarsızlıklarını
yeniden düzenlemede yardımcı olurlar ve sermayenin
genişlemesinin yeni bir dönemi için temel oluştururlar.
• Yani düzenli iş-döngüsü krizleri sisteme yardımcı olur.
• Ancak bu döngülere ilaveten ekonomide uzun dönemli trendlerde
mevcuttur.
• Örneğin 1960’lardan bu yana onlarca yıldır kapitalist ekonomilerin
büyüme trendi yavaşlıyor.
• Bu sorun ABD, Japonya ve Avrupa gibi gelişmiş ekonomilerde
yaşanıyor.
• Büyüme oranları % 1’e doğru geriliyor.
• Bu demektir ki bu ülkelerin ekonomileri bu oranlarda ancak 70
yılda bir iki katına çıkabilecektir.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 76
Kriz?
• Şüphesiz kapitalist sınıf sadece 70 yılda iki katına çıkmayı
kabullenmeyecektir.
• O halde ne yapacaklar?
• Eğer pasta büyümüyorsa, pastadaki payınızı artırabilmenin tek yolu
pastayı yeniden bölüşmek ve diğerlerinin payını azaltarak sizinkini
büyütmektir.
• Bu bağlamda bir dünya savaşı öngörüsü afaki değil.
• Afganistan, Libya ve Irak savaşlarını üst üste ekleseniz durumu
kurtarmaya yetmiyor.
• Ekonomiyi teşvik etmek için daha işin başında bu küçük savaşlar
gibi 15 tane daha savaşa ihtiyaç var.
• Yapacakları şey bu nedenle de ekonomileri yeniden
finansallaştırmaktı.
• Bunu hali hazırda yaptılar ama durumu daha da kötüleştirdiler.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 77
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• Kaldı ki savaşların sadece yeniden paylaşım ve kriz çözücü etkileri yok.
• Bu savaşlar emekçilere ve sistem muhaliflerine de bir gözdağı niteliğindedir.
• Zira savaş dönemleri olağanüstü hal dönemleridir. Demokratik hak ve özgürlükler,
her türlü muhalif örgütlenme, grevler, gösteriler, mitingler ya tamamen yasaklanır
ya da askıya alınır.
• Aynı zamanda milliyetçilik, şovenizm ve ırkçılık azdırılarak faşizm dalgası da
yükseltilir ve azınlıklar, muhalifler ve sosyalistler ciddi hedef haline getirilirler.
• Bugün Türkiye 30 yıldır devam eden bir iç savaşın yanı sıra hemen sınırında, Orta
Doğu’da şimdilik bir bölgesel savaş görünümüne sahip bir dünya savaşının eşiğinde.
• The New York Times’ın haberine göre Obama Yönetimi önümüzdeki 30 yıl boyunca
nükleer silah kapasitesini yenilemek için 1trilyon dolardan fazla bir kaynak ayırmayı
planlıyor.
• ABD ve emperyalist blok IŞİD’i olduğundan çok daha büyük bir canavar gibi
göstererek yeni işgaline ön hazırlık yapıyor.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 78
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• Başta IMF ve DB olmak üzere uluslara arası kuruluşların
raporları krizin derinliğinin bir kanıtı.
• Zira bu raporlar yakın gelecekte bir ekonomik büyüme
artışının olmayacağını ileri sürüyor.
• Krizin derinleşmesi ise temel kapitalist güçler arasındaki
gerilimin ve militarizmin yükselişe geçmesinin sürükleyici
gücünü oluşturuyor.
• Uluslararası düzeydeki bölünme de giderek derinleşiyor.
• ABD finans sektörü, ECB’nin miktarsal kolaylaştırma
programını daha da genişleterek sürdürmesini istiyor.
• Alman sermayesi ise bunun kendi pozisyonunu
zayıflatacağını düşünerek buna karşı çıkıyor.
• Bu çekişme geçmişte Ekim 1987’deki borsa çöküşünün
nedenlerinden biriydi.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 79
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• ABD faizleri yükseltip, ECB ve Japon merkez bankaları
düşürdüğünde carry trade’nin koşulları oluşuyor.
• Yani yatırımcılar uluslar arası piyasalarda düşük faizle borçlanıp
ABD’deki varlıklara yatırım yapıyorlar.
• Summers Almanya’yı eleştiriyor ve mevcut durumu 1930
Depresyonu ile kıyaslıyor.
• Alman maliye bakanı ise krizin nedeninin ABD olduğunu ileri
sürüyor.
• ECB bölünmüş durumda.
• Almanya miktarsal kolaylaştırma politikalarının daha fazla
sürdürülmesine karşı.
•
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 80
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• Tarihe bakmak gerekli:
• 1910’lı yıllardaki ekonomik büyümenin sonlanması sistemik
krizin mekanik araçlarla çözüme kavuşturulmasını, yani
rakiplerin birbirlerine karşı askeri araçlara başvurmasını da
beraberinde getirmişti.
• Bugün bu koşullar daha da geçerli, dolayısıyla mekanik
araçlar için hazırlıklar yapılıyor.
• Durgunluk ve resesyonun kalıcı hale gelmesiyle militarizmin
küresel olarak yükselişe geçmesi tesadüf değil.
• Almanya ve Japonya 20yyın ilk yarısındaki tutumlarına geri
dönüyorlar.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 81
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• 1.D.S’dan 100 ve 2.D.S’dan yaklaşık 75 yıl sonra Alman siyasal elitleri
tekrar savaşı kaşımaya başladılar.
• Almanya’nın Avrupa ve dünyadaki liderliğini ön plana çıkartan propaganda
faaliyetlerine başladılar.
• Bu yıl Alman Cumhurbaşkanı, şu ana kadar süren askeri kısıtlamalara artık
son vereceklerini açıkladı.
• Alman Hükümeti Ukrayna’da sağcı bir darbeyi desteklerken, Rusya’ya karşı
ekonomik savaşı da başlattı.
• Orta Doğu’da IŞİD’in neden olduğu durumu kullanarak ekonomik ve politik
çıkarlarını askeri araçlarla korumaya başladı.
• K. Irak’ta Peşmergeyi silahlandırdı, Suriye’ye karşı yapılan hava saldırısına
destek verdi.
• Bu arada Almanya’nın kendi içinde şu ana kadar görülmemiş bir askeri
propaganda tüm medyaya hakim oldu.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 82
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• ABD emperyalizmi Orta Doğu’da savaşı körüklüyor ve aynı
zamanda Rusya’ya ve Çin’e karşı Asya’da yığınak yapıyor.
• Ekonomik gerilim giderek açığa çıkıyor.
• ABD ve Alman finans kapitali arasındaki gerilim giderek artıyor.
• Avustralya, ABD’nin Çin ve Rusya karşıtı politikalarının pivot uygulayıcısı
olarak harekete geçti ve Orta Doğu’daki müdahaleye katılacağını açıkladı.
• Avustralya’nın yıllardır Çin’e yaptığı demir cevheri ve diğer sınai
hammadde ihracatının getirileri sona ermeye başladı, böylece Avustralya
ABD’ye daha da yaklaştı.
• Kuşkusuz ekonomik ve politik süreçler arasındaki ilişki hemen görülmez ve
karmaşık bir nitelikte.
• Ama gelişimin yönü net:
• Küresel ekonomik büyümedeki yavaşlama bir 3.D.S’nın koşullarını
oluşturuyor.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 83
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• Kapitalist krize çözüm bulamayan egemen seçkinler tüm dünyada işçi sınıfına
yönelik saldırılarını artırıyor, en küçük direnişleri dahi askeri araçlarla bastırmaya
çalışıyorlar.
• Jeopolitik durum 1939’daki koşullardaki gibi bir dünya savaşı olasılığını güçlendiriyor.
• 2. D. S. öncesindeki ekonomik gelişim 2008 öncesine benziyor.
• 1913-14 yıllarına gelindiğinde kapitalist dünya ekonomisi büyümesinin sınırlarına ulaşmıştı.
• 1890’lardan itibaren ekonomik gelişimin yönü yukarı doğru idi, ama bu durum kendi zıttını
yaratmış ve çöküşün koşullarını da oluşturmuştu.
• Patlak veren kriz sadece periyodik bir çalkantının işareti değil, uzatılmış bir ekonomik
durgunluğun da başlangıcıydı.
• Emperyalist savaş ise bu zor durumdan bir kurtulma girişimiydi.
• Bir önceki dönemin yolundan ekonomik gelişimi sürdürmek çok zordu, zira
burjuvazi piyasaların sınırlarını zorlamaktan korkuyordu.
• Bu bir sınıf gerilimi yarattı, siyaset bu gerilimi daha da artırdı ve bu da Ağustos’ta
savaşa neden oldu.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 84
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• Kuşkusuz tarih tekerrür etmez.
• Ancak 1914 ve 2008 öncesi periyodların benzerliği de ihmal
edilemez.
• Daha 2006’ya kadar “büyük ılımlılık” yaşanmış ve 1970 ve
1980’lerin sorunlarının çözüldüğüne inanılmıştı.
• Çin yükselen bir ekonomi olarak dünya ekonomisine yeni
sağlam bir temel oluşturuyor hatta Afrika bile küresel
kapitalist genişleme için yeni bir çıkış alanı gibi
değerlendiriliyordu.
• Ama genişlemenin temellendiği yapı aslında finansal
spekülasyon ve asalaklığa dayalı kumdan bir kale gibiydi.
• Tıpkı veremliler gibi, kapitalizmin yatağa düşmeden önce
yanaklarında güller açmıştı.
Doç. Dr.Mustafa Durmuş 85
Kriz- savaş- otoriter yönelimler
• Dönüştürücü üst yapı dinamikleri
• Burjuva ideolojisindeki dönüşüm ve neo liberal
ideoloji ve ekonomi politikaları, sosyal devletin
çöküşü ve Yeni Yönetişim anlayışı
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 86
• 1970’li yıllardan bu yana metropol ülkelerde
geliştirilen neo-liberal ideoloji ve neo-liberal
politikalar IMF, DTÖ ve DB gibi örgütler aracılığıyla
tüm dünyaya egemen kılındı.
• Bu ideoloji, işçi sınıfı ve aydınlar başta olmak üzere
toplumun büyük kesiminin ülke sorunlarına ilgisiz
kalmasına neden oldu.
• Ayrıca bu ideolojinin muhafazakarlık ve din ile
ittifakı toplumun dönüştürülmesinde etkili oluyor.
Neo-liberal ideoloji
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 87
• Neo-liberalizm, emek örgütleri ve sendika
karşıtı yasaların hayata geçirilmesi, sendikal
faaliyetlerin yasaklanması ya da kısıtlanması
demek.
• Bu rejimde sendikalara biçilen rol, emek gücü
piyasalarının düzenlenmesi ve yönetilmesinde
sendikaların, kapitalistlerin ve devletin
yönlendiriciliği altında müttefiklik-yardımcılık
rolüdür.
Neo-liberal ideoloji
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 88
• Neo liberal dönemde sınıfsal güç dengelerinde ve
kapitalist devlet anlayışında önemli değişiklikler
meydana geldi.
• Bu gelişmeler sosyal devletlerin günümüzde içine
girdikleri paradigma değişikliğinin ve beraberindeki
kamusallık anlayışındaki değişimin de arka planını
oluşturuyor.
Sınıfsal güç dengesindeki değişim
89Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• 1980 sonrası neo liberalizm olarak
adlandırılır.
• Neo-liberal dönem sermayenin
hegemonyasının yeniden ve daha güçlü
bir biçimde kurulmasını sağlarken, sosyal
devletin de giderek ortadan kalkmasına
neden oldu.
Neo liberalizm:
Sosyal devletin sonu
90Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• 1980 kırılması birbiriyle ilişkili iki önemli geçiş içeriyor:
• (i) Fordist yapılanmadan Post-Fordist yapılanmaya geçildi.
• Fordist dönemde sermaye ile emek arasında bir çeşit ateş kes mevcuttu ve
örgütlü emek ,ücret artışları ve iş güvenliği bağlamında oldukça
güçlenmişti.
• Post- Fordist dönemde ise bu ateşkes bitti ve emek ikame edilebilir,
vazgeçilebilir, kullanılıp atılabilir bir hale dönüştürüldü.
• (ii) Keynesyen teoriden Post-Keynesyen teoriye geçildi.
• Keynesyen teori altında hükümetten ekonomiyi düzenlemesi ve toplumun
refahı için sosyal refah programlarını sürdürmesi bekleniyordu.
• Post-Keynesyen / Neo liberal dönemde ise hükümet bunların hiçbirini
yapmamalıydı.
Neo liberalizm
91Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Kısaca;
• Fordizm ve Keynesyenizm işçi sınıfını ve genel
olarak vatandaşları kapitalizmin aşırılıklarından
koruyan bir çeşit «Toplumsal Anlaşma» idi.
• Neo liberalizm dünya çapındaki siyaset ve
ekonomiyi giderek daha fazla hâkim sınıf ya da
ulusların emrine sokacak şekilde şekillendiren
bir ideoloji.
• Topluma karşı açgözlü bir topyekûn saldırının,
savaşın hikâyesi.
Neo liberalizm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 92
• (i) Kamusal mal ve hizmetlerin metalaştırılması ve
kamunun küçültülmesi (özelleştirmeler).
• (ii) Her türlü metaı bir spekülasyon aracına
dönüştüren bir hızlı finansallaşma.
• (iii) Her türlü doğal, sosyal ve reel felaketin ve
krizin kapitalist sınıf için ve onun tarafından
manipülasyonu.
• (iv) Servetin üst sınıflar lehine ve
bölüştürülmesinde devletin açık ve pervasız bir
biçimde bir araç olarak kullanılması.
Neo liberalizmin dört ayağı (D. Harvey)
93Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Neo liberalizm ile birlikte geleneksel sermaye birikimi
yöntemlerine ilave olarak,
• sağlık ve eğitim gibi kamusal hizmetlere ve doğaya
ve doğal kaynaklara el koyma biçiminde çağdaş bir
“ilkel birikim modeli” de yoğun bir biçimde
kullanılmaya başlandı.
• Bu gelişmeler kamusallığın da daraltılarak
etkisizleştirilmesiyle sonuçlandı.
İlkel birikime dönüş
94Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Türkiye ekonomisinin bu süreçte dönüştürülmesi ve büyük şirketler ve
sermayenin hegemonyasının tam tesisi şöyle bir kronoloji izledi:
• 24 Ocak 1980 Kararları;
• Haziran 1980’de faiz oranlarının serbest bırakılması;
• 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi;
• 1982 anayasası ile HSYK, YÖK benzeri kurumların oluşturulması;
• 1982’den itibaren Sermaye Piyasası Kurulu ve İMKB’nin kurularak
uluslararası finans piyasalarıyla bütünleşmenin adımlarının atılması;
• 1984 yılından itibaren vergilemeden giderek vazgeçilerek kamu
finansmanının asıl olarak iç ve dış borçlanmayla karşılanması;
• 1986 yılından itibaren hız kazanan özelleştirmeler ile her şeye yerli ve
yabancı sermaye tarafından el konulması ;
• 1989 yılında döviz giriş ve çıkışının serbest bırakılarak küresel piyasalara
entegrasyonun sağlanması.
Türkiye’de neo liberalizm
Doç.Dr. Mustafa Durmuş 95
• 2001 yılında Ecevit başbakanlığındaki Koalisyon Hükümeti’ne
dışarıdan bakan olarak atanmış olan K. Derviş’in uluslararası
sermayenin istekleri doğrultusunda hazırlamış olduğu “Güçlü
Ekonomiye Geçiş Programı” ekonomik dönüşümün belki de en
önemli yapı taşı.
• Zira sonrasında iktidar olan yeni liberal - yeni muhafazakar AKP
Hükümeti bu programı hiç sorgulamak gereği duymadı.
• Uluslararası piyasalarla bütünleşti.
• Buna sadece yoksullara yardım programı biçimindeki muhafazakar
soslu “yeni popülist” bir uygulamayı ilave etti.
Türkiye’de neo liberalizm ve 2002 sonrası neo muhafazakarlık
Doç.Dr. Mustafa Durmuş 96
• Yönetim, devlet dışındaki aktörleri de (sivil toplum
örgütleri, şirketler, piyasalar vb) içeren, “birlikte
yönetme”, “hükümet olmadan yönetme” olarak
tanımlanıyor.
• Son derece esnek, aynı ölçüde kaygan ve değişken bir
kavram.
• Söylemde tarafsız , siyasi ve ideolojik olmayan bir
özellik sergiler.
• Gerçekte bu kavram yeni bir siyasal iktidar modeli.
• Toplumun ezilenlerini dışlarken, toplumun geleceğini
sermaye sınıfının egemenliğine mutlak olarak teslim
eder.
Neo liberal Yönetişim
97Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Avrupalı devletler tekil kemer sıkma
uygulamalarında yeterince başarılı olamayınca,
• 2011’den itibaren Yeni Avrupa Ekonomik
Yönetişimi adı altında hem ulusal düzeyde hem de
ulus üstü bir açık hegemonya modeline
başvuruluyor.
• «Avrupa Sömestri» ile ulusal meclislerin bütçe
yapma hakkı fiilen ortadan kaldırılıyor ve Avrupa
Komisyonu’na veriliyor, üye ülke ekonomileri
izlenip denetleniyor.
Yönetişim AB’de kanunlaştı
98Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Üst yapıdaki en önemli değişim ideoloji alanında
oldu.
• “Neo liberal burjuva ideolojisi” din ve
muhafazakârlık gibi yerleşik diğer ideolojilerle yaptığı
işbirliği sonucunda,
• adeta yeni bir din gibi kesin biat edilen bir ideolojiye
dönüştü.
Kültürel Hegemonya tesisi: Neo liberalizm – ideoloji-yeni
muhafazakarlık - din işbirliği
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 99
Kültürel hegemonya eşitsizlikleri
meşrulaştırıyor
• Sabır,
• Sınav,
• Şükür,
• Tevekkül,
• Kader
• Referanslarını kullanan kültürel hegemonya
toplumdaki eşitsizliklerin emekçiler tarafından
normal görülüp kabul edilmesini, itaat
edilmesini sağlıyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 100
• Türkiye’de dinsel pratiklerin ve simgelerin
kamusal alandaki görünürlüğü hızla arttı.
• Piyasa İslamı, özelleştirmeler aracılığıyla
sosyal devletin tamamıyla yok edilmesinde
bir araç olarak kullanılıyor.
• Amerika’da olduğu gibi, dinsel olan, yeniden
yorumlanmış bir kamusal alanın tam ortasına
oturtulmaya çalışılıyor.
Piyasa İslamı:
Sosyal devletin yok edilmesinde araç
101Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Piyasa İslam’ı Bush’un “inanç temelli inisiyatif” fikrinin bir
uzantısı:
• «Şimdiye kadar devletin sağladığı bazı sosyal hizmetler özel
sektör ve dini cemaatler üzerinden ve hayırseverlik
temelinde verilecektir (Religious contractors)».
• «Cemaatler eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerini
kendileri yönetebilirler».
102Doç.Dr.Mustafa Durmuş
«Piyasa İslam» ı sosyal devlete karşı
• Dinsel referans geleneksel İslami bir duruştan ziyade
bir kamu karşıtlığından besleniyor.
• Hükümete sadece büyüme ile ilgilenmek düşüyor.
• Dinsel lügatin zekât, sadaka, vakıflar gibi temel
kavramları yeni sosyal politika araçları olarak sosyal
devlete alternatif olarak sunuluyor.
Kamusallıkta boşalan yer «Piyasa İslam» ı
ile doldurulmak isteniyor
103Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Neo liberal yeniden yapılandırma ile geçen 30 yılın
ardından gelen kemer sıkma çağında;
• Avrupa Birliği ülkelerindeki sosyal devletlerin
geleceği son derece belirsiz.
• Kemer sıkma AB’de kurumsallaştırılıp, kalıcı hale
getiriliyor.
• Sermaye açısından artık emek ile uzlaşmaya gerek de
yer de yok.
Çağ, kalıcı kemer sıkma çağı
104Doç.Dr.Mustafa Durmuş
Kalkınma-Büyüme İlişkisi
• İki kavram birbirine karıştırılıyor.
• İkisi arasında nitelik farklılıkları var.
• Kalkınma: İnsanın doğa karşısında egemenliğinin artması,
üretici güçlerde kesintisiz bir değişme ve gelişme ve dinamizm.
• Ekonomik, sosyal, toplumsal ve siyasal yapıların değişerek
insan yaşamının maddi ve manevi alanlarda ilerlemesi, birey
ve toplum refahının artması.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 105
Kalkınma-Büyüme İlişkisi
• Kalkınma, sosyo-ekonomik yapısal bir dönüşüm.
• Büyüme ve gelişmeyi içerir:
- Sanayileşme,
- Kişi başına düşen gelir artışı,
- Adil bir gelir dağılımı,
- Etkin kaynak tahsisi,
- İleri teknoloji,
- Sosyo-kültürel gelişme,
- Demokrasi ve insan hakları,
- Eğitim, sağlık, sosyal güvenliğin insan hakkı olarak kabulü,
- Çevre bilincinin gelişmesi.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 106
Kalkınma
• Goulet: Kalkınmanın üç olmazsa olmazı: Zorunlu ihtiyaçların karşılanması,
özgüven-bağımsızlık ve özgürlük.
• 1.Yurttaşlarının konut-barınma, gıda, eğitim, sağlık gibi zorunlu
ihtiyaçlarını bedelsiz olarak karşılayamayan;
• 2. Emperyalistlerce kaynakları sömürülen ve diğer ülkelerle ilişkilerini
eşit bir zeminde sürdüremeyen;
• 3. Halklarının, insanlarının kendi geleceklerini özgürce belirleyebilme hak
ve özgürlüklerine sahip olmadığı bir ülke, toplum, ekonomi
gerçek anlamda kalkınmış sayılamaz
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 107
İktisadi Kalkınma
• İktisadi kalkınma, sermaye birikimi başta olmak
üzere, teknolojik gelişme, sosyal ve politik alanda
kurumsal düzenlemeler ve etkin bir kamu
yönetiminin varlığını gerekli kılar.
• Kaldor : İktisadi kalkınma ancak sanayileşme
ve sermaye birikimi ile mümkün.
• İktisadi olarak kalkınmış ülkeler sanayileşmiş
ülkelerdir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 108
İktisadi Büyüme
• İktisadi büyüme kalkınma sürecinin lokomotifi : Kişi başına
düşen milli gelirdeki artış.
• İktisadi büyüme kabaca üç yolla gerçekleşir:
-Mevcut üretim kapasitesinin daha yoğun kullanımı
(kapasite kullanımı),
-Potansiyel hasıla ile fiili hasıla arasındaki açığın
kapatılmasına yönelik olmak üzere kaynakların yeniden tahsisi
(etkin kaynak tahsisi)
-İşgücü kullanımına göre fiziki sermayenin ve/veya
teknolojinin hızlandırılması (verimlilik artışı).
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 109
Kalkınma-sanayileşme –sermaye birikimi
• Sermaye birikimi :Bir ekonomide üretimi artırmayı hedefleyen,
sermaye stokuna net ilaveler.
• Dar anlamda özel ve kamusal yatırım harcamaları sermaye birikiminin
temel unsurları.
• Geniş anlamda sermaye birikimi :
- Fiziki sermaye malları ( fabrikalar, makineler ve binalar),
- Alt yapı harcamaları ( yol, baraj ve hava limanları),
- Beşeri sermaye ( eğitim + sağlık yatırımları)
- Yaşam standardını ve işgücü verimliliğini artıran tüketim harcamaları.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 110
• Beşeri sermaye terimi insan varlığını cansız
nesnelerle birleştiren bir terim.
• Ana akım: «Beşeri sermaye ekonomideki ajanların
gelir yaratmaya dönük üretken kapasiteleridir».
• Ancak bu tanım işçilerin yaşam ve çalışma
koşullarını içermiyor. Bu nedenle de okullarda
aldıkları eğitimin süresi ile ilişkilendirerek ölçüm
yapıyor.
• İşe başlamadan önceki dönem pasif olarak ele
alınırken, işte öğrendikleri ihmal ediliyor.
Perelman The Invisible Handcuffs of Capitalism,
2011)
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 111
• Eğitim alamayan, ağır işlerde ve düşük ücretlerle
çalışanların mevcut durumları bu kavram ile
meşrulaştırılıyor.
• Eğitimin ırka, cinse ve sınıfsal konumlara göre
nasıl değiştiği gerçeği de unutuluyor.
• Bu kavram işçiyi insanlık halinden çıkartıp,
işyerinde cansız, sabit bir sermaye malı konumuna
indirgiyor.
• Oysa bir insan olarak işçiler sadece pasif, aldıkları
emirleri uygulayan araçlar değiller.
Perelman, The Invisible Handcuffs of Capitalism,
2011
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 112
• İşçiler kapasiteleri, arzuları, umutları olan varlıklar.
• Kavram insanı diğer sermaye biçimlerine indirger.
• İnsan varoluşunun diğer kısımları da sermaye
biçimlerine indirgeniyor.
• 16 tür sermaye kavramından söz ediliyor: Entelektüel,
dini, doğal, dijital, psikolojik, politik, aile, bilgi vb.
• Bu durum Thatcher’in TINA’sı ile ilişkilidir.
• Piyasa mantığına uygun düşmeyen hiçbir şey anlamlı
değildir.
Perelman, The Invisible Handcuffs of Capitalism,
2011
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 113
Sermaye birikimi
• Kapitalist büyümenin temel biçimi ve amacı,
• Kapitalistlerin servet biriktirme biçimi,
• Kapitalist krizlerin temel nedeni (aşırı birikim krizleri:
1929, 2008),
• İktisadi büyüme : Sermayenin büyümesi.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 114
• Krizlere ve sosyal adaletsizliğe neden olan
sermaye birikimi mi,
• yoksa sermayenin ve teknolojinin
üzerindeki mülkiyet biçimi mi?
• Sermaye X üretim araçları
Sermaye birikimi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 115
• Emekçiler «sermayenin gerekli olduğuna»
inandırıldığından sermaye üretim ve toplumu
yönetmeyi sürdürür.
• Eğitim, gelenek ve alışkanlıklarla işçiler
kapitalist üretim tarzının doğa kanunları gibi
geçerli ve gerekli olduğuna inandırılırlar bu da
onların tüm direncini kırar.
116
Eleştirel akım:
Sermaye birikimi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Sermayenin tam olarak ne olduğunu anlamak gerekir.
• Marx (Das Kapital):
• «Sermaye işçilerin kendilerinin yarattığı ama sonuçta kendilerine karşı bir
silaha dönüşen bir ürün.
• Araç, alet, makine gibi insanın zihinsel ve el emeğine dayalı faaliyetlerinin
sonucunda ürettiği şey.
• Sermayeye baktığımızda onun geçmişteki ve devam eden emek
sömürüsünün bir sonucu olduğunu görürüz».
117
Sermaye birikimi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Bu durum neden kolayca anlaşılmaz?
• Çünkü sömürü açık değildir.
• İşçinin emeğini işverene sattığı ve bunun da karşılığını aldığı
algısı yaratılır.
• Örnek: Ücretlerin saat ücreti olarak hesaplanıp ödenmesi
biçimindeki uygulama bu görüntüyü güçlendirir.
• “Tüm emek sanki ödenmiş emekmiş gibi ortaya çıkar.”
118
Sermaye birikimi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Böylece çalışılan bir günün gerekli ve artık emek;
ödenmiş ve ödenmemiş emek biçiminde ayrıldığı
gerçeği gizlenir.
• Bu yanılsama/illüzyon sermayenin gerçekte
kaynağının işçilerin ödenmemiş emekleri olduğunu
gerçeğini de gizlemek için yaratılır.
119
Sermaye birikimi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Oysa sermayenin büyümesinin ön koşulu artı değerin
büyümesidir.
• Bu nedenle sermaye herhangi bir üretken gücün
geliştirilmesinin değil, artı değer üretimini artıracak ve onu
realize edecek gelişmelerin peşindedir.
• Yani sermaye seçici davranır ve üretkenlik artışının meyvesini
toplama derdindedir.
• Bilim ve teknoloji uygulamaları da bu bağlamda sermayenin
hizmetindedir.
120
Sermaye birikimi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Oysa sermaye geçmiş ve yaşayan sosyal emeğin, sosyal
mirasın bir sonucudur.
• Sosyal miras, kuşaklarca üretilen ürünler sermaye sahiplerine
ait oldukça, işçiler sermayenin kontrolü altında kalmaya
devam ederler.
• Sermayenin geçmiş ve yaşayan sosyal emeğin bir sonucu
olması onun toplumsal mülkiyete ait olmasını haklı ve gerekli
kılar .
121
Sermaye birikimi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
Marksist iktisat ve Neo klasik iktisatta sermaye
kavramı
• Marx’a göre sermaye sosyal, siyasal ve yönetsel bir kategoridir.
• Egemen sınıfın üretim araçlarını denetleme aracıdır.
• Para veya makine biçiminde ya da sabit veya değişken olabilir.
• Özü itibariyle ne fizikseldir ne de finansaldır.
• Özü güçtür. Yani kapitalistlere, karar alma ve işçilerden artı
değer yaratma, çıkartma yetkisi veren bir güçtür.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 122
Alternatif bir üretim tarzı
• Sosyal Mülkiyet: Üretim araçlarının sosyal
mülkiyeti olmalı çünkü sosyal verimliliğin
hepimizin özgür gelişimine yönlendirilmesi
ancak bu sayede mümkündür.
• Sosyal Üretim: İşçiler tarafından organize
edilecek olan sosyal üretim üreticiler arasında
yeni işbirliği ilişkisini inşa eder ve bu tüm
üreticilerin tam gelişimi için şarttır.
• Sosyal ihtiyaçların karşılanması: Dayanışmacı
bir toplumda toplumsal ihtiyaçların karşılanması
temeldir; birimizin özgür gelişimi hepimizin
özgür gelişiminin koşuludur.
Sosyalmülkiyet
SosyalÜretim SosyalİhtiyaçlarınKarşılanması
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 123
Kapitalizm altında büyüme ve kalkınma
(Azgelişmiş ülkeler)
• İktisadi büyüme ve kalkınmanın planlanması, örgütlenmesi ve
finanse edilmesi kamunun görevi, çünkü;
• Özel tasarruflar az, yetersiz,
• Finansal piyasalar azgelişmiş ve spekülatif,
• Sermaye birikimi yetersiz ,
• Teknoloji geri ve dışa bağımlı,
• Özel sektör sadece kar maksimizasyonu peşinde .
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 124
• Büyüme Fetişizmi
• M. Durmuş, « Büyüme, Neyin Büyümesi?»,
• Ekonomik Yaklaşım, Sayı 83, cilt 23, 2012.
• Büyüme : Asıl soruyu sormak!, www.siyasihaber.org. 2014.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 125
• İktisadi büyüme GSYH’deki yüzdesel artışla ölçülüyor.
• Ama bu ölçüm tatmin edici değil. Zira;
• insana ait maliyetleri ve faydaları,
• emek ve emekçilerin çalışma koşullarını göz ardı ederken,
• ticari işlemlerin değerleri üzerinde yoğunlaşıyor.
• Sadece belirli piyasa işlemlerinin değerini ölçüyor.
• Üretimi ya da örneğin özgün bir biçimde faydalı mal
üretimini göstermiyor.
• Bunun nedeni ölçmenin malların “değişim değerine”
dayandırılması, “kullanım değerleri»nin göz ardı edilmesi.
İktisadi büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 126
• “Kimler, nasıl çalışır?” gibi konular istatistiklerde
yer almaz.
• Emek gücü sadece piyasada bir işlem olarak yer
aldığında hesaba katılır.
• Keza bir akademisyenin yazdığı bir makale
toplumun bilinçlenmesine ciddi katkı sağlasa da,
yazar ünlü bir pop şarkıcının elde ettiği gibi
yüksek bir geliri elde edemediğinden, şarkıcının
yüksek geliri GSYH hesabında yer alırken
akademisyenin katkısı sadece kendisini ödenen
aylık maaş miktarında yer alır.
İktisadi büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 127
• Oysa GSYH içinde, dolayısıyla da ticari işlemler
arasında yer almayan çok sayıda faaliyet
toplum için, insanlık için temel bir öneme
sahiptir.
• Örneğin bugün barış çabaları silah
üretmekten daha değerlidir ama GSYH’ye her
hangi bir katkı sağlamamaktadır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 128
İktisadi büyüme
• Diğer yandan böyle bir ölçme biçimi sermaye
çevreleri açısından işlevseldir.
• Zira bu kesimlere hem ticari işlemlerle ilgili
enformasyon kolaylığını sunarak,
• hem de piyasaların ne denli etkin çalıştıkları
biçimindeki yaygın yanılsamayı güçlendirerek hizmet
eder.
İktisadi büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 129
• Ayrıca GSYH kavramı; ev içi üretimi
hesaplamaya dâhil etmez.
• Hiçbir ayrıştırma yapmaksızın tüm ticari
faaliyetlerin insanlara hizmet ettiğini
varsayar.
• Dinamik bir süreç içinde değişen GSYH
yapısının hesaplanmasının zorluklarını dikkate
almaz.
İktisadi büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 130
• Bilgi eksikliği içeren ya da irrasyonel satın almaların ötesinde
tüketicilerin aslında almaya niyetli olmadıkları satın almaları
kapsama dâhil eder.
• Diğer taraftan örneğin otomobillerin neden olduğu trafik
sıkışıklığı, atmosfer kirliliği vs fiyatlamanın dışında kalacağı için
GSYH içinde değil, dışında kalır.
• Otoların neden olduğu trafik kazaları ise hastane ödemeleri
ve oto yedek parça, tamir ve sigorta gibi ödemelere neden
olduğundan GSYH’yi artırır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 131
İktisadi büyüme
• Ayrıca ülke karşılaştırmalarında da sorunlar
söz konusudur.
• Örneğin ücretlerin düşük, fakat işçilerin iyi
koşullarda sosyal konut, uygun ulaşım ve
ulusal sağlık hizmetine sahip olduğu ülkelerde
bu tür farklılıkların ülke karşılaştırmalarında
hesaba katılması çok zordur.
•
İktisadi büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 132
• Bu anlamda kişi başına düşen gelirin yüksekliği bir
ülkenin iktisadi ve sosyal kalkınmışlığının göstergesi
olamaz.
• Öyle olsaydı, bu gelirin nasıl bölüşüldüğü bir yana,
örneğin kişi başına düşen geliri 35.000 doların üstünde
olan Suudi Arabistan’ın dünyanın sosyal ve ekonomik
olarak en gelişmiş ülkelerinden biri olması gerekirdi.
• Bu bağlamda tek başına iktisadi büyüme hızının ya da
kişi başına düşen gelirin yüksekliği bir ülkenin
emekçileri ve işsizlerince alkışlanacak ya da gurur
duyulacak bir şey değildir.
İktisadi büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 133
Gelir bölüşümü – bebek ölümleri ilişkisi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 134
Inequality and health, 2011, inequality.org
Inequality and health, 2011, inequality.org
Inequality and health, 2011, inequality.org
Inequality and health, 2011, inequality.org
Küba
• 11 milyon nüfus. Ömür 75 yıl. Bebek ölüm oranı binde 7.
Yaygın ulusal sağlık sistemi 1959’da başlatıldı. GSYH’sinin %
6,3’ünü sağlığa harcıyor.
• Kişi başı sağlık harcaması 131 dolar gibi çok düşük bir rakam
olsa da DSÖ’nün (WHO) 1997 sağlık sistemleri performansı
sıralamasında 191 ülke içinde ilk 39’a giriyor (ABD 37.).
• Herkese ücretsiz sağlık hizmeti veriliyor. Hizmet kamuya ait
hastanelerde kamu personelince veriliyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 139
• Hastalar 24 saat mahalledeki doktor ve hemşireye ulaşabiliyor.
• 1 doktor–1 hemşire takımına 120–170 hasta düşüyor. Gerekli olduğunda
hastalar uzman kliniklere (polyclinics) ya da hastaneler sevk ediliyorlar.
• Doktorlar yaşlılar için evlere ziyarete gidiyorlar. Her hasta yılda iki kez
kontrolden geçiyor.
• Devlet sağlık harcamalarının % 89,2’sini karşılıyor. Buna ilaç ve diş bakımı
da dâhil. Kalan kısım cepten yapılıyor. Bunun nedeni ülkeye uygulanan
ambargo.
• Küba Latin Amerika’nın her yerine dayanışma amaçlı doktor gönderiyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 140
Küba
Venezuella
• Kaynak:
• Venezuelan Economic and Social Performance
Under Hugo Chávez, in Graphs
• Jake Johnston and Sara Kozameh
• 07 March 2013
• http://www.cepr.net
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 141
Venezuella:
İktisadi Büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 142
Venezuella:
İşsizlik oranı
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 143
Venezuella:
Yoksulluk oranları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 144
Venezuella:
Gini Katsayıları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 145
Venezuella:
Sosyal harcamalar (% 11.3- %22.8’e)
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 146
Venezuella:
Eğitim göstergeleri
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 147
Venezuella:
Yüksek öğretim mezunları
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 148
Venezuella:
Kamucu emeklilik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 149
• Türkiye gibi % 50’ye kadar varan kayıt dışılık GSYH
hesabını saptırır.
• Özellikle de bildirilmemiş nakit işlemleri hesaplamaya
dâhil edilmediğinden, devasa boyutlarda vergi
kaçakçılığı ya da vergiden kaçınma sonucunda vergi
kayıpları doğuyor.
• Tüm bunlar doğru GSYH hesaplaması yapılmasını
önlüyor.
İktisadi büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 150
• Ana akım iktisat ideolojisi GSYH artışı olarak tanımladığı
ekonomik büyüme kılıfına bürünerek piyasaların tek
başına toplum için en yüksek faydayı garantileyeceğini ileri
sürer.
• Bu haliyle bu kavram adeta büyük istatistiklerden oluşan
bir halı gibidir.
• Altına işçiler, onların yaşam ve çalışma koşulları
süpürülerek despotik burjuva iktisat ideolojisinin doğası
gizlenir.
• GSYH’nin ekonomik başarının bir ölçütü olarak kabul
edilmesi dikkatlerin daha adil ve eşitlikçi iyi bir topluma
olan ihtiyaçtan uzaklaştırılmasına neden olur.
İktisadi büyüme
Perelman
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 151
• ► Kapitalist büyüme bir yanılsamadır.
• Bu yönüyle de toplumdaki sömürü ilişkilerini ve
ekonomideki büyümenin ve zenginliklerin ne
pahasına ve kimler tarafından yaratıldığını gizlemeye
hizmet eder.
• Hem ülke içinde yaratılmış olan ‘artı değer’ hem de dış
ticaret aracılığıyla çok uluslu şirketlerin el koydukları
yarı sömürge ülke işçilerinin yaratmış olduğu ‘artı
değer’, ‘katma değer’ olarak gösterilir.
• Böylece hem zenginliği yaratan gerçek kaynaklar hem
de acımasız bir yerli ve emperyalist sömürü gizlenmiş
olur.
“Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da
toplumun bütünü için ne değişirdi?”
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 152
• ► Büyüme sorunu daha ziyade metropol kapitalist
ekonomilerin bir sorunudur ve yatırım, talep, tüketim
eksikliği ve azalan kâr oranları gibi nedenlerden dolayı
ortaya çıkar.
• Azgelişmiş ülkeler için düşük büyüme bir sorun olsa da
asıl sorun kalkınma ve sanayileşme sorunudur.
• Çünkü bu ülkeler genelde gelişmişlerden daha hızlı
büyüseler de kapitalist bir üretim tarzı içinde
kalkınamamakta ya da sanayileşememektedirler.
• Ya da en fazla “yarı- sanayileşmiş” bir ülke konumuna
gelebilmekte ve ABD, Avrupa ve Japonya’nın terk ettiği
sanayilere yönelebilmektedirler.
“Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da
toplumun bütünü için ne değişirdi?”
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 153
• Bu anlamda son 10 yıldır ortalama % 5-6’larda
büyümesine rağmen Türkiye’nin kalkınmakta ve
sanayileşmekte olduğunu ileri sürmek mümkün değil.
• Türkiye daha ziyade dışa bağımlı bir yarı-sanayileşmiş
ülke ve ekonomi, temel sosyal kalkınmışlık özelliklerine
de sahip olmayan bir ülke konumunda.
• Bu nedenle de özellikle siyasal iktidarların hızlı
büyüme oranlarının arkasına sığınarak yaptığı
“gelişme” ya da “refah artışı” iddiaları gerçekçi değil.
“Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da
toplumun bütünü için ne değişirdi?”
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 154
• ► İktisadi büyüme kavramı pratikte toplumdaki sınıfsal
eşitsizlikleri açıklayamadığı gibi bu tür eşitsizlikleri gizlemek,
perdelemek için de kullanılıyor.
• Örneğin birkaç banka ya da sınai tekel kar ettiğinde ortalama, kişi
başına düşen gelir de büyümekte, iktisadi büyüme de
hızlanmaktadır.
• Bu anlamda İktisadi büyüme sermayenin, servetin büyümesidir.
• Öyle ki iktisadi büyümenin hızlandığı yıllarda servet ve sermaye
sahiplerinin varlık stokları da çok hızlı büyürken, ücretlilerin ya da
küçük üretici, esnaf ve köylünün gelirleri yerinde sayar ya da çok az
artar.
• Bu sonuca neden olan faktörlerden biri de hükümetlerin emek
aleyhine uyguladıkları, ücret, gelir ve vergi politikalarıdır.
“Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da
toplumun bütünü için ne değişirdi?”
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 155
• ► Günümüzde iktisadi büyüme yeterli
düzeyde ve güvenceli istihdam yaratmayan
bir büyümedir.
• ► İktisadi büyüme sonucunda gelir ve servet
dağılımındaki adaletsizlik düzelmiyor daha da
artıyor.
“Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da
toplumun bütünü için ne değişirdi?”
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 156
• ► Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve
tüketim çılgınlığı doğayı tahrip ediyor.
• Çünkü kapitalist üretimin doğrudan amacı insan
ihtiyaçlarının ya da toplumsal ihtiyaçların
karşılanması değil, kâr, daha fazla kâr ve en fazla
kâr elde etmek.
• Daha fazla kâr için daha fazla üretim ve tüketim
yapılıyor.
• Bunun sonucunda ekonomi büyüyor ancak böyle
bir büyüme sırasında hem emek hem de çevre
sömürülüyor, tahrip ediliyor.
“Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da
toplumun bütünü için ne değişirdi?”
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 157
• Büyüme ve refah artışı asıl olarak sanayi
devrimiyle, sermaye birikimi, sanayileşme ve
teknolojik ilerlemenin hızlanmasıyla son 160
yıldan bu yana gerçekleşti.
• Bir yazara göre eğer 1850 tarihine kadar ki 6000
yıllık insan ömrü 1 gün ile ifade edilirse geçtiğimiz
yüz yıl ½ saatten biraz fazla eder.
• Ancak bu son ½ saatte toplam 1 günden çok daha
fazla üretim yapılmış ve gelir ve refah yaratılmıştır.
Bölüşüm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 158
• Örneğin 1970–1990 döneminde küresel
sanayiler iki kat büyüdü.
• Keza son 30 yıldır finansal sermaye ve finans
sektörü çok daha hızlı büyüdü.
• Finansal işlemlerin , sermayenin, piyasaların
ve kurumların genel ekonomi içindeki ve milli
gelir içindeki payı ciddi biçimde arttı.
Bölüşüm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 159
• Gelir ve servet bu denli artarken, bunun
bölüşümü son derece adaletsiz oldu.
• 160 yıl öncesine göre yaşam standardı
iyileşmiş olan emekçi sınıflar ile sermaye sınıfı
arasındaki uçurum daha da büyüdü.
• Son kriz emekçileri hem mutlak hem de nispi
olarak daha da yoksullaştırdı.
Bölüşüm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 160
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Günümüzde dünyada insanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir
ölçüde servet dağılımı adaletsizliği mevcut.
• Küresel servet giderek daha az sayıda zengin seçkinin elinde birikiyor.
• Bu zenginler zenginliklerini asıl olarak finans, ilaç ve sağlık sektörü gibi
sektörlerden elde ediyorlar.
• Bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketler her yıl siyasilere, çıkarlarını
koruyan kollayan yönde politikalar uygulamalarını sağlamak için,
milyonlarca dolarlık kaynak aktaran lobicilik faaliyetlerinde bulunuyorlar.
• ABD’de en büyük lobicilik bütçe ve vergi alanlarında dönüyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 161
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Credit Swiss’in verilerine göre, 2010 yılından bu yana dünyanın en zengin
yetişkin % 1’i küresel servetten aldığı payı giderek artırdı.
• Öyle ki 2014 yılında bu en zengin % 1 küresel servetin % 48’ine, kalan % 99 ise %
52’sine sahip oldu.
• Bu kalan % 52’nin neredeyse tamamı ise en zengin % 20’lik gruba ait.
• Yani dünyanın en yoksul konumundaki % 80’i servetin sadece % 5’ine sahip
olabiliyor.
• Bu trend böyle devam ederse şekilde görüleceği gibi önümüzdeki iki yıl içinde bu
% 1’lik grup payını daha da artıracak ve 2016 yılında bu pay % 50’yi aşacaktır.
• Buna karşılık, en yoksul % 99’un payı daha da küçülecektir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 162
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Bu süreçte en tepedeki % 1’in payı en kalan % 99’dan daha
hızlı arttı.
• 2010 yılında örneğin en zengin 80 kişinin toplam servetinin
değeri 1,3 trilyon dolar iken 2014’te bu rakam 1,9 trilyon
dolara ulaştı.
• Yani bu azınlığın servetinde 4 yılda 600 trilyon dolarlık artış
ya da nominal olarak % 50 artış gerçekleşti.
• Diğer taraftan en yoksul % 50’nin payı özellikle de 2010
yılından bu yana giderek azalıyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 163
Küresel servet eşitsizliği:
En zengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit…
Oxfam Issue Briefing
January 2015
• Bu en zengin 80 seçkinin servetlerinin toplamı, dünya nüfusunun
yarısının, yani 3,5 milyar insanın servetinin toplamına eşit.
• Diğerlerinin servetleri yerinde sayarken bu 80 kişinin servetindeki hızlı
artış nedeniyle aralarındaki açık da giderek artıyor.
• Ayrıca milyarderlerin kendi aralarındaki servet farkı da açılıyor.
• Öyle ki 2010 yılında dünyanın en yoksul % 50’sinin servetine sahip olan
toplamda 388 milyarder varken, 2014 yılında bu sayı 80’e geriledi.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 164
• Türkiye’de de servet bölüşümü son derece adaletsizdir ve zengin
ve yoksul arasındaki uçurum giderek artmaktadır.
• Örneğin Türkiye’de 2013 yılında 79,000 dolar milyoneri mevcuttur
ve bu sayının 2019 yılında % 39 oranında artarak 110,000 olması
beklenmektedir.
• Keza 1,250 civarında ultra zengin mevcuttur ve bunların bir
kısmının serveti 1 milyar doların üzerindedir (Forbes geçen yıl
Türkiye’deki 1 milyar doların üzerindeki servet sahiplerinin
sayısının 40’ın üzerinde olduğunu açıklamıştı).
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 165
• Bu ultra zenginlerin yarısı 50–100 milyon dolar arasında ve % 40’ı
100–500 milyon dolar arasında bir servete sahiptir (Global Wealth
Report, 2014: 24, 27, 43).
• Bu veriler Türkiye’deki yaşam standardına göre yaklaşık 25-30
milyon, AB standartlarına göre 41 milyon yoksulun olduğu ve bu
yoksulluğun giderek arttığı Türkiye’de son on iki yıldır övünülen
ekonomik büyümenin aslında bir servet büyümesinden başka bir
şey olmadığını ortaya koymaktadır.
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 166
• Yoksulluğun en önemli belirleyicilerinden olan gelirin Türkiye’deki
bölüşümü de son derece adaletsizdir.
• Öyle ki TÜİK verilerine göre, en üstte yer alan % 20’lik hane halkı
gurubu toplam gelirin neredeyse yarısına el koyarken, kalan yarısı
Türkiye nüfusunun % 80’i tarafından paylaşılmak zorundadır.
• Ya da, en tepedeki üçte birlik bir nüfus gelirin üçte ikisine el
koyarken, en alttaki % 60’lık nüfus kalan üçte bir ile yetinmek
durumundadır (TUİK, 2014).
• Gelir bölüşümü göstergesi olarak kabul edilen Gini katsayısı 0.40
civarında olup, Türkiye, Şili ve Meksika’dan sonra OECD ülkeleri
içinde en yüksek Gini katsayısına sahip ülkedir.
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 167
• Diğer taraftan gelir ve servet bölüşümü eşitsizliği kapitalizm
açısından sürpriz bir sonuç değildir.
• Son olarak Piketty’nin çalışmasında da ortaya konulduğu (Piketty,
2014) gibi,
• savaş ve bunalım ve refah devleti gibi istisnai dönemlerin dışında,
200 yıllık sanayi kapitalizmi döneminde
• servet gibi gelir de giderek artan bir biçimde işçiler ve emekçiler
aleyhine olmak üzere eşitsiz ve adaletsiz bir biçimde
bölüştürülmüştür.
• 21yy için Piketty bu gidişin daha da kötüleşeceğini ve önüne
geçilemez ise servetin milli gelirden aldığı payın daha da artacağını
ileri sürüyor.
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 168
• Diğer taraftan 2,5 milyar insan günde 2,5 dolardan az bir gelir
tüketebiliyor.
• Dünyada kişi başına günde 2 kg’lık bir gıda üretilirken
toplamda 1,4 milyar insan aç yaşıyor.
• Dünyadaki en büyük 147 çok uluslu şirket küresel sermayenin
% 40’ını kontrol ederken, bunların çoğunluğunu bankalar ve
sigorta şirketleri gibi finans kapital kuruluşları oluşturuyor.
Bölüşüm:
Küresel eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 169
• Servet dünyada coğrafi olarak da eşit ya da adil
dağılmıyor.
• 2000 yılında ABD ve Kanada tüm servetin % 34’üne,
• Avrupa % 30’una ve
• zengin Asya-Pasifik ülkeleri % 24’üne sahipken,
• kalan servet diğer bölgelere (L. Amerika ve Afrika %
12) ait.
Bölüşüm:
Küresel eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 170
• Diğer taraftan dünyanın en zengin ülkesi ABD’
de son kriz öncesinde dahi yaklaşık 50 milyon
insanın sağlık sigortası yoktu.
• 10 milyonun üzerinde insan en fazla haftalık
290 dolar olan asgari ücret ile geçinmek
zorunda ve
• nüfusun % 15’i, yani 46 milyon insan ise
yoksul konumunda.
Bölüşüm:
En zengin ABD aynı zamanda an adaletsiz ülke
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 171
• Eşitsizlik farklı birim ve ölçeklerde kendini
sürekli üretiyor.
• Bugün her bölgenin ya da metropol kentin
kendi yerel seçkinleri oluştu.
• Muhtemelen dünyadaki zenginlik bölüşümü
geçmişte bugünkü kadar eşitsiz olmadı.
• Var oluşumuzun % 90’ında, tarımın
geliştirilmesine kadar ki dönemde, insanlar
bir hayli eşitlikçi toplumlarda yaşadı.
Bölüşüm:
Eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 172
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 173
Yoksulluk kadın ve kızlar arasında çok daha yaygın. 2007 yılında kadınların % 20’si günlük 1.25
doların altında ve % 40’ı 2 doların altında gelir kullanabiliyordu. Genç kadınlar ve kızlarda bu
oranlar sırasıyla % 25 ve % 50 civarında
• Türkiye’de öncelikle servet dağılımı son derece adaletsiz.
• Bu adaletsizlik son yıllarda izlenmekte olan neo liberal
politikalarla daha da arttı.
• 2008 krizi sonrasında Türkiye’de servet zenginlerinin sayısını
arttı.
• 28 Şubat 2011 tarihli Forbes Dergisi:
• Türkiye’nin en zenginleri listesinde (Forbes 100) yer alan
Türk dolar milyarderlerinin sayısı son üç yılda artarak 2011
yılında 39 oldu.
• Geçen yıl bu sayı 28 ve 2009 yılında ise 13 idi. 39 dolar
milyarderinin bilinen servetlerinin toplamı 100 milyar doları
aşıyor.
Türkiye’de Bölüşüm:
Servet dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 174
• Bu durum son yıllarda uygulanan ekonomi
politikalarından asıl olarak kimlerin fayda
sağladığını,
• gurur duyulan büyümenin ne anlama
geldiğini,
• büyümenin istihdamı ve emekçi sınıfların
gelirlerini artırmadığını,
• servet zengini sermayedarlar yarattığını ortaya
koyuyor.
Türkiye’de Bölüşüm:
Servet dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 175
• Ekonomist Dergisi 'En Zengin 100 Türk'
Araştırması’nın 2012 sonuçları:
• En zengin 100 Türk’ün toplam serveti 2012 yılında
geçen yıla oranla % 25 arttı.
• Dikkat çekici yükseliş İslami sermayenin önde
gelen markalarından Ülker Grubu'na ait.
• Geçen yıl altıncı sırada bulunan Ülker Ailesi’ne ait
Yıldız Holding, Koç Holding ve Doğuş Holding’in
ardından üçüncü sıraya yükseldi.
• Sabancı Holding ise dördüncü sırada yer alabildi.
Türkiye’de Bölüşüm:
Servet dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 176
• Şirket hissesi, gayrimenkul, toprak /arsa, banka
mevduat hesapları, Hazine bonosu, repo, borsa
gelirleri gibi servet unsurlarına sahip olmayan
emekçi sınıflar gelir dağılımından da adaletli bir
şekilde pay alamıyor.
• TÜİK gelir dağılımı araştırmaları sosyal sınıfların
milli gelirden aldığı payları göstermiyor.
• Buna rağmen % 20’lik hane halkı gruplarına göre
yapılan gelir dağılımı araştırması en üst gelir
grubu ile alttakiler arasındaki uçurumu
göstermeye yetiyor.
Türkiye’de Bölüşüm:
Gelir dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 177
Türkiye’de Bölüşüm:
Gelir dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik
• Türkiye’de insani gelişmişlik düzeyi çok düşük.
• Bu endeks 169 ülke arasındaki insani gelişmişlik farklarını gösteriyor.
• Endeks, sağlık(ömür beklentisi), eğitim süresi ve okullaşma oranı ve
kişi başına düşen milli gelir gibi asıl olarak üç temel kaleme
dayanıyor.
• Endeksin değeri 1’ e yaklaştıkça o ülkedeki insanların refah düzeyleri
artar, yoksulluk düzeyi azalır.
• OECD ülkelerinin endeks ortalaması : 0.88 .
• Norveç’in 0.94 ile en tepede (1.) ve Zimbabwe’nin 0.14 ile sonuncu
(169.) olduğu sıralamada Türkiye 0.68 ile 83. sırada yer alıyor.
• Daha önceleri Türkiye 70’li sıralarda yer almaktaydı.
• İran, Ermenistan, Gürcistan, Yemen, Fas, Suriye, Mısır, Ürdün, Libya
ve Tunus gibi ülkeler Türkiye’nin üstünde sıralanıyor.
UNDP / İnsani Gelişme Endeksi 2010
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 179
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 180
UNDP Human Development, Report 2013 The Rise of the South:
Human Progress in a Diverse World Summary
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 181
UNDP Human Development, Report 2013 The Rise of the South:
Human Progress in a Diverse World Summary
Doç. Dr. Mustafa Durmuş 182
UNDP Human Development, Report 2013 The Rise of the South:
Human Progress in a Diverse World Summary
• 31 OECD ülkesinde 6 sosyal adalet göstergesinin ağırlıklı
ortalaması OECD genelinde 6.67.
• Türkiye 6 göstergenin hepsinde 5 puanın altında kalarak
4.19 ile son sırada (31.sırada) yer aldı.
• Böylece Türkiye OECD’nin en sosyal adaletsiz ülkesi olarak
tescillendi.
• Yoksullukla mücadele: 4.26
• Eğitimde eşitlik: 3.67
• İstihdam imkânı: 4.86
• Sosyal bütünleşme: 3.22
• Sağlık: 3.79
• Kuşaklararası adalet: 5.05.
OECD / Sosyal Adalet Göstergeleri 2011
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 183
• Emekten yana kamu bütçe politikaları ile bu
adaletsizlikleri bir miktar azaltmak mümkün.
• Ancak Türkiye’de bütçeler bu amaçla
kullanılmıyor.
• Tam tersine bütçeler gelir ve servetin
zenginler ve sermaye grupları lehine yeniden
bölüştürülmesine hizmet ediyor.
Türkiye’de Bölüşüm:
Gelir dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 184
• OECD ülkelerinde kamu bütçesinden yapılan
sosyal amaçlı harcamalar ortalama olarak 1980
yılında %15.5 ve 2012’de % 21.7’ dir.
• Türkiye ‘de ise bu oran 1980’de % 3.22’ den 2009
yılında % 12.8’e yükseldi.
• Türkiye’de sosyal amaçlı harcamalar Meksika,
Güney Kore ve Şili’den sonra en düşük dördüncü
düzeyde.
• Yani, en düşük sosyal amaçlı yardım yapan ülkeler
ile en eşitsiz gelir dağılımına sahip ülkeler
arasında paralellik bulunmaktadır.
Türkiye’de Bölüşüm:
Gelir dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 185
• Bu eşitsizlik ve adaletsizlik göstergeleri sınıfsal
bölünmüşlüğün sadece çarpıcı sonuçları.
• 500 yıllık kapitalizmin insanlara, iddia edilenin aksine, sınıfsal
sömürü, yoksulluk, eşitsizlik ve adaletsizlik ve krizler dışında
pek de bir şey vermediğinin göstergeleri.
• Bu sonuçları doğuran şey, toplumdaki diğer sömürü ve ezme
biçimlerinin üzerinde, artı değer sömürüsüne, kâr
maksimizasyonu için üretime ve çevreyi tahrip eden, işçi ve
emekçi sınıfları baskılamaya dayalı kapitalist üretim tarzının
bizzat kendisi.
Bölüşüm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 186
• İşsizlikte olduğu gibi, yoksulluk, gelir ve servet dağılımı
adaletsizliğinin nedeni ana akım iktisatçıların ileri sürdüğü
gibi kaynak yetersizliği değil, kapitalist sistemin kaynakları
dağıtma biçimidir.
• Çünkü kaynaklar piyasalar tarafından ihtiyaçların
karşılanması için değil, kâr elde etmek için dağıtılmakta ve
devlet izlediği sosyo-ekonomi politikaları ile bunu
kolaylaştırmaktadır.
Bölüşüm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 187
• Keza bu bir kerelik bir olarak kalmıyor,
• piyasalar ve devlet bu eşitsizlikleri hem
yeniden üretiyor hem de daha da
derinleştiriyor.
• İktisadi krizler ise bu eşitsizlik ve adaletsizliği
daha da artırıyor.
Bölüşüm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 188
• Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet devam
ettiği sürece,
• istihdam, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal
konut gibi hakları karşılamaya dönük kamusal
hizmetler tüm toplumun, insanlığın ya da
çevrenin yararına olacak bir biçimde sunulamaz.
• Bu haklar birer birer ortadan kaldırılarak sermaye
için yeni kârlı alanlara dönüştürülecek şekilde
metalaştırılır.
Eleştirel akım:
Bölüşüm
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 189
• Sosyal devletlerin çöküşü kapitalizmi reforme etme
çabasının sadece kısa bir süre için işe yarayabildiğini
gösterdi.
• Bu nedenle de kısa erimde mevcut sistemde çalışan
sınıfların ve işsizlerin çıkarlarını koruyup geliştiren her tür
iyileştirme için mücadele edilmeli.
• Ancak, toplumsal yapının dönüştürülüp, siyasal iktidarın
tekelci sermayeden alınmadan bu reformların asla güvende
ve kalıcı olamayacağının da bilinciyle;
• uzun erimde kaynakların, tüm toplumun ve ekolojinin
ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için bu sorunlara neden olan
üretim tarzını ve bunun neden olduğu bölüşüm ilişkilerini
değiştirmek gerekmektedir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 190
Eleştirel akım:
Bölüşüm
• Ekonomiyi kontrolü altında tutan büyük
işletmelerin ve bankaların kamusal
mülkiyete devredilmesi,
• Dış ticaretin devletleştirilmesi,
• Bu işletmelerin yönetim ve denetiminin
işçilerin ve diğer emekçi sınıfların ve bir
bütün olarak toplumun demokratik olarak
seçilmiş olan temsilcilerine bırakılması
gerekli.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 191
Eleştirel akım:
Bölüşüm
Büyüme fetişizmi
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 192
• Kapitalizm toparlanma dönemlerinde de yeni istihdam
ya da ücret artışı yaratmıyor.
• Büyümeyi daha çok emek gücü verimliliğini artırarak
sağlıyor.
• İstihdam artışı ise verimlilik artışının çok gerisinde.
• Bir araştırmaya göre, 2011 yılının ilk çeyreğinde
ABD’nin 2007–2009 resesyonundan çıkışı (toparlanma)
hem işsiz yani istihdam yaratmayan hem de ücretsiz
(ücret artışı yaratmayan) bir toparlanmadır.
• Toplam istihdam 2009’un dip yapmış çeyreğindeki
düzeyden yukarı çıkamamış ve reel saatlik ve haftalık
ücretler ya sabit kalmış ya da azalmıştır.
İstihdamsız büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 193
• Kısaca, günümüzde üretim artışı, kârlılık ve ekonomik
büyüme yeni yatırımlarla değil, daha ziyade emek
gücünün daha verimli çalıştırılmasıyla sağlanıyor.
• İmalat sanayindeki sermaye yoğunluğundaki (sermayenin
organik bileşimi) artış bir yandan büyümeyi sağlarken, diğer
yandan çalışan işçi sayısını azaltıyor.
• Sermaye artışı kadar yeni istihdam yaratılmasını mümkün
olmuyor.
• İşçilerin daha az kullanılmasının yaratacağı kâr azalması ise
emek gücü verimliliğinin artırılması (nispi artı değer
sömürüsü) ya da mevcut sanayileri düşük ücretli az gelişmiş
ülkelere kaydırarak önleniyor.
İstihdamsız büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 194
• Özellikle de kriz dönemlerinde işçiler işlerinden olma
korkusuyla daha sıkı ve verimli çalışıyorlar.
• ILO’ya göre, dünya genelinde emek gücü verimliliği 2010
yılında % 3,1 arttı.
• Buna karşılık reel ücretler ya çok az arttı ya da geriledi.
• Dünya genelinde % 0,5 artarken gelişmiş ülkelerde % 0,5–0,6
arasında düştü.
İstihdamsız büyüme
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 195
• Diğer taraftan hem işsizlik hem de esnek istihdam koşullarında
çalıştırma hem tekil olarak işçiler hem de bir sınıf olarak işçi sınıfı
için çok temel bir sorun.
• Çünkü tekil olarak, borç batağına saplanma ve alkole meyletme
gibi davranış bozukluklarına neden olabiliyor.
• İşini kaybetme, ödemelerini yapamama korkusu, çoluk
çocuğun perişan edilmesi korkusu yaşanıyor.
• Bu reel sosyalizmin çöküşünden sonra Rusya’da ve son aylarda
Yunanistan ve Çin’de görüldüğü gibi intiharlar, hane halkına dönük
şiddet, kalp krizi, hipertansiyon, radikalleşme, hapis ve psikolojik
rahatsızlıklar biçiminde sonuçlanıyor.
İşsizlik sosyal bir sorun
196Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• 2010 yılında Wuhan’daki Foxconn elektronik
fabrikasında 18 işçi çok kötü çalışma
koşullarının yarattığı stresten dolayı fabrika
binasından kendisini attı ve 14’ü öldü.
• Ayrıca aynı fabrikada ölümle sonuçlanan çok
sayıda patlama oldu ve uluslararası
soruşturmalara konu oldu.
197
İşsizlik sosyal bir sorun
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
• Zira işsizlik ve güvencesiz çalışma toplumdan soyutlanmak
anlamına geliyor, öyle ki piyasa ile ilişki kurulamadığında işçinin
varoluşu tehlikeye giriyor.
• Diğer taraftan, işsizler çalışanlar için de önemli bir tehdit
oluşturuyor.
• Çünkü işsizlik, emek sömürüsü, işverene bağımlılık ve
güvencesizlik durumu işçinin özgüvenini ortadan kaldırır.
• Mücadele gücünü zayıflatır, onu kolayca manipüle edilebilir ve
adeta utandırılır bir hale dönüştürür.
198
İşsizlik sosyal bir sorun
Doç.Dr.Mustafa Durmuş
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Kapitalist üretimin doğrudan amacı insan ihtiyaçlarının ya da
toplumsal ihtiyaçların karşılanması değil, kâr, daha fazla kâr ve
en fazla kâr elde etmektir.
• Daha fazla kâr için daha fazla üretim ve tüketim yapılır ve
bunu sonucunda ekonomi büyür ancak böyle bir büyüme
sırasında hem emek hem de çevre sömürülür, tahrip edilir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 199
• Doğal çevrenin hafife alınması kapitalizmin başından
bu yana temel bir karakteristiğidir.
• Kapitalist üretim sadece emeğe değil, çevreye de
zarar vermektedir.
• Yani ekolojik tahribat kapitalizmin genetiğinde
mevcuttur: “Doğal kaynaklar kesintisiz bir şekilde
tüketilerek azaltılır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 200
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Howard Zinn : “Kâr güdüsünün insanlık için ne denli tahrip edici olduğu
yönündeki Marx’ın algısı bugün çok daha önemli bir hale geldi.
• Para kazanma ve kâr güdüsü bugün kimyasallar üreten firmaların havayı,
suyu kirletmesine ve silah firmalarının kimlere karşı kullanılacağı dahi
bilinmeyen devasa silah üretimine neden olmaktadır.
• Dolayısıyla toplumların gerçek anlamda demokratikleşmesi kâr motifinin
ortadan kaldırılmasıyla mümkündür».
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 201
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Diğer taraftan hem emek üzerinde (işsiz kalma, yabancılaşma ve
itibarsızlaşma, iş kazalarına maruz kalma gibi) hem de çevre üzerinde
(küresel ısınma, hava ve su kirliliği gibi) yaratılan bu tahribat burjuva
politikacılar tarafından görmezden gelinir.
• Ya da metafizik güçlere ve doğal felaketlere bağlanır.
• Ana akım iktisatçılarca ya hiç önemsenmez (dolayısıyla da iktisat ders
kitaplarında yer verilmez)
• ya da en iyisinden “dışsallıklar” kavramı altında geçiştirilir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 202
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Bir başka anlatımla, “ iktisadi büyüme
fetişizmi devasa ekolojik sorunlara neden
olmaktadır.
• Buna karşılık iktisatçıların bugüne kadar
üretebildikleri çözümler büyük çaplı sosyal
maliyetlere neden olan bu faaliyetleri sadece
meşrulaştırmaktadır
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 203
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Gerçekten de iktisat ve maliye literatüründe yer alan
çalışmalara bakıldığında,
• ilk olarak dışsallık kavramını sistematik bir biçimde kullanmış
olan ünlü İngiliz maliyeci A.C. Pigou’dan bu yana iktisatçıların
üretebildikleri çözümlerin büyük çaplı toplumsal maliyetlere
neden olan bu faaliyetleri meşrulaştırmak olduğu görülür.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 204
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• “Pigou dışsallıkları iyiliksever ‘bırakınız yapsınlar’ın bir istisnası
olarak düşünmüştü.
• Oysa dışsallıklar gerçekte bir istisna değil bir genel kuraldır” .
• Bu nedenle de bu etkiler literatürde “Pigoucu Vergiler” olarak
adlandırılan vergilerle ya da dışsal etkilere maruz kalan kamu
mallarının üzerinde özel mülkiyet haklarının tesis edilmesi
gibi piyasacı çözümlerle ortadan kaldırılamayacak kadar
önemlidirler.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 205
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Yaşanmakta olan ekolojik felaketlerin ana nedeninin kâr
sürümlü kapitalist üretim ve büyüme olduğu gerçeğinin
“dışsallık” gibi kavramlarla örtülebilmesinin nedeni ekoloji
biliminin burjuva ana akım iktisat tarafından ele geçirilmesidir.
• Bu anlayış ekolojinin asıl olarak bir “kullanım değeri”
olduğunu unutturmaya çalışarak “değişim değerini” ön
plana çıkartır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 206
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Bu anlamda ABD’ de binlerce genç araştırmacı ve onların Avrupa’daki
taklitçileri bu işe mobilize olmuş bir durumda dışsallık biçimindeki
maliyetleri ve buna ilişkin vergi miktarını hesaplamaktadırlar.
• Ekolojik maliyetler, vergileme yoluyla dışsal ekonomiler içinde eritilip,
değişim değerinin (piyasa fiyatı) içine eklenerek telafi edilmeye
çalışılmaktadır.
• Bu aslında ekoloji ile kapitalizmin doğaları gereği bir birine zıt olduğu
gerçeğini gizleme çabasından başka bir şey değildir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 207
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• O halde kapitalizm, çevre sömürüsü ve çevre yıkımı
ilişkisi nasıl açıklanabilir?
• Bunun için kâr sürümlü iktisadi büyümenin her gün
devasa enerji ve hammadde kaynaklarının
kullanılmasını gerektirdiğini ve bu kaynakların
tamamının “biyosfer”den elde edildiği gerçeğinin
bilinmesi gerekir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 208
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Hem büyüme hem de hızlı nüfus artışı doğadaki kaynakların
sınırlarını zorluyor.
• Örneğin elli yıl önce dünya nüfusu üç milyardı, bugün yedi
milyara çıktı.
• Bugün dünyada ortalama kişi başına düşen gelir 10,000 dolar
(gelişmiş ülkelerde 40,000 dolar ve azgelişmişlerde 4,000
dolar).
• Yani dünya ekonomisi bugün yıllık toplam 70 trilyon doları
zorluyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 209
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Bu rakam 1960 yılında 10 trilyon dolar civarındaydı.
• Diğer yandan son kriz öncesinde Çin ve Hindistan yılda ortalama % 10, en
yavaş büyüyen bölge % 5, azgelişmiş dünya % 7, gelişmiş dünya % 2 ve
dünya ortalama % 4–5 büyüdü.
• Bu bir yandan az gelişmiş ülkelerdeki yoksulluğun azaltılmasına yardımcı
olsa da,
• bu büyüme hızı sürerse dünya ekonomisinin büyüklüğü 2030’dan önce 140
trilyon dolar, 2050’den önce ise 280 trilyon dolar olacak.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 210
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Amin, Wackernagel ve Rees’in çalışmasına atfen, bu yazarların ulaştığı sonuçların
endişe verici olduğunun altını çizer.
• Öyle ki, gezegenimizin biyolojik kaynak kapasitesi kişi başına 2.1 global hektar
iken (yani, 6.3 milyar insan için 13.2 milyar global hektar), 1990’larda fiili tüketim
bunu aşmış ve ortalama kişi başına 2.7 global hektar olmuştur.
• Aslında bu ortalama rakam da gerçeği yansıtmamakta, onu maskelemektedir.
• Çünkü Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’nın ortalaması hali hazırda bu genel
ortalamanın iki katıdır.
• Yani Güney ülkelerinin göreli olarak düşük bir oransallığa sahip olması bu gelişmiş
merkezlerin durumunun gizlenmesine yardımcı olmaktadır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 211
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Bu gelişim, kaynağı biyosfer olan en başta fosil enerji
kaynaklarını hızla tüketiyor ve iklim değişiklikleri,
ısı, yağmur ve fırtına anlamında önemli
istikrarsızlıklara neden oluyor.
• Bir başka anlatımla , kapitalizmin hali hazırdaki
büyümesi gezegenimizi ve insanlığı imha ediyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 212
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Bu genişlemenin kaçınılmaz sonucu ya az gelişmiş dünyada
yaşayan bazı insanların fiilen soylarının yok olması,
• ya da en azından bu insanların giderek daha da yoksullaşmaya
mahkûm edilmesidir.
• Nitekim sorunun böyle bir kalıcı-nihai çözümünü (!)
meşrulaştırmaya dönük bir eko-faşist düşünce tarzı
geliştirilmektedir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 213
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• Biyosfer, gezegenimizin ekolojik sistemidir ve insanlar dâhil tüm canlıların litosfer, hidrosfer ve
atmosfer ile olan karşılıklı etkileşimini anlatan bir kavram.
• İhtiyacımız olanı biyosferden alırız ve emek aracılığıyla onu ihtiyaçlarımız için dönüştürürüz.
• Örneğin üretim sırasında okyanuslardan atmosfere düzenli olarak, aralarındaki doğal
değişimin % 7’ si oranında karbon salınıyor .
• Bu salınım gezegenimizin ısınmasına neden oluyor.
• Son dönemlerde küresel sanayilerin devasa büyümesi göz önüne alındığında ortaya çıkan
karbon salınımının ve bu büyümeyi sağlamak için gerekli olan enerji ve hammaddenin
büyüklüğü kendisini gösterir.
• Bu büyümeyi sağlayan tüm enerji ve hammadde biyosferden geldi.
• Bu çapta bir kullanım, daha fazla üretim ve daha fazla kâr için gerekiyor.
• Ancak bu durum kaçınılmaz olarak ekolojik sorunlara yol açıyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 214
Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip
ediyor
• “Metabolik Yarılma” (Marx), kapitalizmle birlikte köylülerin, kendi topraklarında,
şirketlerin işçileri durumuna düşmeleri veya ücretli işçiler olarak kentlere göç
etmeleri ile başlayan bir olguyu anlatır.
• Kentlerin varoşlarında yaşamaya başlayan bu emekçi yığınları, kötü yaşam
koşullarına ve köle gibi çalıştırılmaya katlanmak zorunda bırakıldılar.
• Büyüyen kentleri beslemek için topraktan daha fazla ürün elde etmek kaçınılmaz
hale geldi.
• Büyütülen “endüstriyel tarım”; doğanın ve insanın zehirlenmesinde, salgın
hastalıkların ortaya çıkmasında ve yayılmasında da başlıca etken oldu.
• Toprağın doğal çevrimi bozulurken kentler; fabrikalar, hava kirliliği, asit
yağmurları ve atık sorunları ile birer kirlilik kaynağına dönüştüler.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 215
Metabolik Yarılma
• Sağlıklı bir ekoloji anlayışı:
• “İnsan” doğa sayesinde yaşar, yani doğa onun bedenidir ve ölmek istemiyorsa
onunla kesintisiz bir diyalogu muhafaza etmelidir.
• İnsanın fiziksel ve ruhsal hayatının doğayla bağıntılı olması doğanın kendisiyle
bağıntılı olduğu anlamına gelir, zira insan doğanın bir parçasıdır.”
• Hiçbir canlı ya da birey dünyaya tek başına sahip değildir.
• Hiçbir ulus ya da halk da tek başına yeryüzüne sahip değildir.
• Doğa üzerindeki tüm canlılar, birbirini takip eden kuşaklara aittir, bu nedenle de
korunup gözetilmelidir.
• Oysa kapitalist üretim tarzı insanları topraklarına ve doğaya yabancılaştırmaktadır .
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 216
Metabolik Yarılma
• Özetle, kapitalist sermaye birikimi, üzerine oturduğu
doğal temelleri yok etmektedir.
• Bu temeller; kendisine, emeğine, ürününe
yabancılaşmış, baskılanan insan ve
• Bu insanın tasarrufu altındaki zengin doğal kaynaklar
anlamında yeryüzüdür.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 217
Metabolik Yarılma
Temel ekolojik sorunlar
• Kapitalist büyümenin neden olduğu ekolojik sorunların en
önemlileri şöyle sıralanabilir:
• Küresel Isınma, ozon tabakasının incelmesi, hava kirliliği ve asit
yağmurları, su kirliliği, tehlikeli atıkların yarattığı tahribat, biyo
çeşitlilik azalması (ekolojik çeşitlilik, tür biyo çeşitliliği ve gen
çeşitliliği), ormanların bozulması (yağmur ormanlarının tahrip
edilmesi), çölleşme ve toprak kalitesinde azalma ve gıda
krizleri.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 218
Küresel ısınma
• Bu etkilerin içinde en sıcak hissedilenlerin başında kuşkusuz küresel
ısınma gelir.
• Türkiye’ de de son yıllarda Ayamama, Zonguldak, Rize ve en son Samsun
Canik’te yaşanan ve çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan sel
felaketlerinin nedeni, bir kısmında her ne kadar rant için dere yataklarına
devlet eliyle toplu konut yapılması nedeniyle bu ölümler gerçekleşmiş olsa
da,
• son tahlilde küresel ısınma sonucunda ortaya çıkan iklim değişimleri ve
bunun neden olduğu aşırı yağışlardır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 219
• Küresel ısınmaya yol açan nedenin sera gazlarındaki hızlı artış olduğu bilinmektedir.
• Atmosferdeki karbondioksit (CO2), metan gazı (CH4), azotmonoksit (N2O), ozon (O3) ve
kloroflorokarbon (CFC) doğal sera gazları olarak bilinirler.
• Bu gazlar dünya yüzeyinde uygun yaşama ortamı yaratan gazlar olup, Güneşten gelen
radyasyonu geçirmekte, ancak dünya yüzeyinden gelen alçak frekans ve uzun dalga bu
radyasyonları absorbe etmektedir.
• Böylece bu gazlar Güneş ısısını atmosferde tutarlar.
• Hesaplamalara göre bu gazlar olmasaydı, yeryüzü şimdikinden 33 derece daha soğuk olacaktı.
• Bu gazların sınai faaliyetler ve kimyasal tüketimler sonucu ‘havaya salınım oranlarının’
artması, beraberinde küresel ısınmayı (sera etkisi) getiriyor.
• Sera etkisinde, özellikle karbondioksit (CO2) gazının payı büyük.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 220
Küresel ısınma
• Atmosferdeki sera gazlarının iki katına çıkması sonucu ortalama küresel ısınma 1–2
derece artacaktır.
• Bu durum, kutuplar için çok büyük bir ısınma demektir.
• Küresel ısınmanın ne gibi sonuçlara yol açacağı tam olarak kestirilememekle
birlikte, buzulların erimeye başlaması sonucu denizlerde su seviyesinin
yükselmesi, küresel iklim değişiklikleri, soğuk bölgelerin ısınması, çölleşmelerin
artması, hızlı buharlaşma ve ani yağışlar sonucu erozyonların meydana gelmesi ve
tarım arazilerinin zarar görmesi, çölleşme sonucu bazı toprak arazilerinin
kaybolması, neticede baş gösterecektir.
• Kıtlıklar, iklim değişiklikleri sonucu kıyı bölgelerinde oluşabilecek tayfun ve güçlü
fırtınalar vb. felaketler küresel ısınma sonucu meydana gelecek büyük tehlikeler
arasında düşünülmektedir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 221
Küresel ısınma
Jessica Desvarieux, NASA Climate Predictions Show Serious Threat to Humanity,
http://truth-out.org, Monday, 24 March 2014
• NASA destekli bir araştırma raporuna göre gezegenimiz daha evvel
yapılmış olan tahminlere göre % 20 daha fazla ısınacak.
• 1880 yılından bu yana en yüksek yedinci ısınma yılı 2013 oldu.
• Sanayi Devriminden bu yana küresel ısınma 0.85 C artış gösterdi. Kuzey
kutbunda ise gerçekte bu ısınma o tarihten bu yana 5 kat artış gösterdi.
• En son raporlardan birine göre önümüzdeki 30 yıl boyunca 6 C artış ortaya
çıkabilir.
• İnsan gezegenimizde hiçbir zaman 3,5 C ya da taban düzeyinin üzerinde
yaşamadı.
• Şu anda 0.85 C ve hızla artış gösteriyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 222
• IPCC’nin verilerine göre küresel ısınma çok tehlikeli boyutlara ulaştı.
• Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri bu şekilde artarak devam ederse
dünyada çok önemli değişiklikler olacak.
• Örneğin 2,5 derecelik bir ısınma canlıların % 25–30’ unu, 3,5 derecelik bir
ısınma ise % 40-70’ini yok edebilecek.
• Keza ısınma artıp deniz seviyesi yükselince (örneğin 7 metre) milyonlarca
insanın yaşadığı şehirler sular altında kalacak.
• 4,4 milyar insan su bulma sıkıntısı çekerken, gıda üretimi birden
düşebilecek.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 223
Küresel ısınma
• Mayıs 2012’de Kuzey Kutbu’nda yapılan düzenli ölçümlere
göre sera gazı düzeyi yüzlerce yıldır ilk kez milyonda 400
düzeyine çıktı.
• Dünyanın diğer bölgeleri de bunu izleyecek.
• Bu çok önemli bir eşiğin aşıldığı anlamına geliyor.
• Zira Kuzey Kutbu hem karbondioksit (CO2) düzeyi hem de
bunun etkileri açısından küresel ısınma için temel gösterge
olarak alınıyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 224
Küresel ısınma
• Yani artık atmosferde daha çok karbon dioksit var.
• Bu gaz küresel ısınmaya neden olan temel faktör olarak
biliniyor ve atmosferde yüz yıl kalabiliyor.
• Geçtiğimiz yıllarda yapılan uluslararası toplantılarda bu
düzeyin 2020 yılına kadar 350’de tutulması kararı alınmıştı ki
bunun gerçekleşmediği görülüyor.
• Sanayi devriminden önce bu düzey yaklaşık 275 idi.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 225
Küresel ısınma
Alice Bell, A Brief History of Climate Change, 27 September, 2013,
http://www.newleftproject.org
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 226
Aaron Cantú, Disturbing New Report: Air Pollution Killed 7 Million People in 2012—Or About 1
in 8 Premature Deaths, http://www.alternet.org, March 26, 2014
• DSÖ’ye göre 2012 yılında hava kirliliği nedeniyle ölen insan sayısı yaklaşık 7
milyon.
• 2011 yılında bu sayı yaklaşık 3,5 milyondu.
• Ayrıca 8 milyon prematüre bebek ölümü hava kirliğinden kaynaklı olarak
gerçekleşti.
• Bu etki daha çok az gelişmiş Asya’da gerçekleşti. Hava kirliliğinden kaynaklı
kalp krizinden ölen sayısı ise tam olarak 2.296.900.
• Ayrıca kanser kaynaklı çok sayıda ölüm vakası var.
• Ölümlerin % 9’u çocuk ölümü şeklinde gerçekleşti.
• Hava kirliliğinin kaynakları arasında ön plana çıkan sektörler ulaştırma,
enerji, atık yönetimi ve sanayi sektörüydü.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 227
• 21yyın küresel iklim krizinin en büyük sorumlusu sadece 90 şirket.
• Bunlar arasında hem özel şirketler hem de devlet şirketleri var.
• Bunlar sanayileşmenin başlangıcından bu yana ortaya çıkan gaz emisyonunun üçte
ikisine yol açtılar.
• Chevron, Exxon ve BP, sanayileşmenin başlangıcında bu yana küresel iklim
değişikliklerinden en fazla sorumlu şirketlerin arasında yer alıyorlar.
• Petrol, kömür ve doğal gaz şirketleri karbon emisyonuna dolayısıyla da küresel iklim
değişikliğine en fazla yol açan şirketler.
• Bu şirketler aynı zamanda sorumluluğu en fazla inkar edenlerin yürüttüğü
kampanyanın da ana fonlayıcıları.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 228
Suzanne Goldenberg, Just 90 companies caused two-thirds of man-made global
warming emissions, The Guardian, 20 November 2013
State of Power 2013, Dirty Money: The Finance and Fossil Fuel Web, 26
January 2013, http://www.tni.org
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 229
• Exxon Valdez tankerinin Alaska körfezine 11 milyon galon
tutarında ham petrolü boşaltmasının üzerinden 25 yıl geçti.
• Tüm kuşak için şu ana kadar görülmüş en büyük çevre felaketi
olarak tarihe geçti.
• Şirketin Alaska’ya bu zararı tazmin olarak 92 milyon ödemede
bulunması kararlaştırılmıştı.
• Şirketin temizleme işlerinde çalışan işçilerin ortalama ömrü
51 yıl.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 230
Dr. Martin Robards, The 25th Anniversary of the Exxon Valdez: Have We Learned Anything
From Our Mistakes?, The Guardian ,http://www.alternet.org, March 24, 2014
• Ekolojik sorunlar küresel ısınmayla sınırlı değil.
• Tarımda kârlılığı artırmak için önce “yeşil devrim” olarak pazarlanan kimyasal
zehirlerin kullanılmasının, bugünlerde ise “gen devrimi” olarak sunulan genetiği
değiştirilmiş organizmaların (GDO’lu ürünlerin) yol açtığı ciddi boyutta çevre
sorunları ve bunun neden olacağı toplumsal sorunlar (açlık, savaşlar, göçler vb)
söz konusudur.
• Su ve toprak kirliliği sorunları, su kıtlığı, gıda krizi, doğal kaynak stoklarının
azalması, biyo çeşitlilikte yaşanan kayıplar, nesli tehlikede ve yok olan türler
emek ve doğa üzerinde tahakküm kuran kapitalizmin hem dünyayı ve insanlığı nasıl
bir felakete sürüklediğini hem de kendi çıkmazını gözler önüne seriyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 231
Temel ekolojik sorunlar
• Bu denli ciddi boyuttaki ekolojik sorunlara karşı sistemin
bulabildiği çözümler;
• çevre kirliliği yaratan faaliyetlerin vergilendirilmesi (Pigoucu
Vergiler, yeşil vergiler),
• çevresel etkiye konu olan kamusal malların özelleştirilmesi
ve böylece korunması (!),
• çevre dostu faaliyetlerin sübvanse edilmesi,
• kirletme izinleri ve kota ticareti (Kyoto Protokolü),
• eğitim, yasaklama ve regülasyon oldu.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 232
Temel ekolojik sorunlar
• Oysa bu, çözüm gibi sunulan piyasacı önlemlerin gerçek çözüm olabilmesi
mümkün değil.
• Öncelikle bu önlemlerle sıradan insanlar bu felaketlerin sorumlusu olarak
gösterilmeye çalışılıyor. Böylece de gerçek sorumluları gizleniyor.
• Örneğin otomobil kullanmak durumundayız, çünkü ucuz ve yaygın bir toplu
kamusal ulaştırma sistemi yok ve giderek alış veriş merkezleri şehir dışına
taşınıyor.
• Otomobil kullanarak atmosferi kirlettiğimiz yönünde suçlanırken, neden
her yıl onlarca milyon adet otomobilin üretildiği, bunun yerine çevreci
toplu ulaştırmaya başvurulmadığı sorgulanmaz.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 233
Temel ekolojik sorunlar
• Birbirinden bağımsız yaşamları içeren büyük evler, villalar konut ve
finans piyasasının canlandırılması için teşvik edilirler, bunların ısınması
ise atmosferi ısıtır.
• Oysa merkezi ısınma sistemlerine sahip sosyal konutlar bu emisyonu
azaltabilir.
• Kyoto Protokolü’nün özünü oluşturan karbon ticareti Doğu Avrupa
ülkelerinin çöktüğü bir dönemde ortaya atıldı.
• Bu protokol Batılı büyük şirketlere emisyonlarını daha fazla atmosfere
gönderme hakkı tanıyor.
• Keza bu ticaret yüzlerce milyon dolarlık kârlı bir kota ticareti piyasası
oluşturdu. Bu protokol atmosferi her türlü zehir ve pisliğin döküldüğü bir
büyük kazana çeviriyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 234
Temel ekolojik sorunlar
• “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı ile gezegenin kaynaklarına erişim hakkı
metalaştırılıyor.
• Balıkçılık kotaları gibi düzenlemeler ve atmosferi kirletme izinleri ile dünya
kaynakları ihaleye çıkartılıyor.
• Bu önlemlerle aslında çevre kirliliğine neden olan büyük sermaye çözüm
ortağı olarak sunuluyor.
• Bu tür öneriler sonuçta, çok uluslu oligopollerin insanlığın geleceğiyle ilgili
olarak koydukları ipoteği daha da sürdürebilme imkânı anlamına geliyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 235
Temel ekolojik sorunlar
• Özetle; kâr amacı diğer amaçların üstüne çıktığında çevre üzerindeki
olumsuz etkiler de kaçınılmaz hale geliyor.
• Su, hava, toprak kirliliği tek bir amaçlı, kâr amaçlı bir üretim sisteminin yan
ürünleri.
• Kapitalist üretim ve değişim tarzı altında, sanayiyi, çevre üzerindeki
olumsuz etkilerini minimize edecek yöntemleri bulup kullanmaya teşvik
eden kalıtsal mekanizmalar mevcut değil.
• Örneğin sanayide kullanılmak üzere üretilen yeni kimyasallar, insan ya da
doğa üzerinde ne tür etkileri olacağı konusunda hiçbir araştırma
yapılmaksızın takdim ediliyorlar.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 236
Temel ekolojik sorunlar
• Aşırı kalabalık ve sağlıksız koşullarda beslenen hayvanların
yemine katılan anti-biyotikler de rutin olarak kullanılıyorlar.
• Bütün bunlar antibiyotiğe karşı dirençle ortaya çıkan
hastalıkların gelişip yaygınlaşmasına neden oluyor.
• Otomotiv sektörünün neden olduğu devasa çevresel felaketler
ise ortada.
• Yenilenemeyen fosil yakıt ve metallerin kullanımıyla birlikte
çevreyle ilgili hasara artarak sürüyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 237
Temel ekolojik sorunlar
• Küresel ısınma ve iklim değişikliklerinin neden olduğu felaketin
önlenmesi konusunda önerilen çözümlerden biri de dünya
nüfusunun kontrol altına alınması.
• Bu yöndeki önerilerden bazıları, bugünkü tüketim düzeyini
karşılayabilmek için en az üç tane dünya gerektiği iddiasıyla,
soykırımları dahi savunabilmektedir.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 238
Temel ekolojik sorunlar
• Bu konuda antikapitalist bir perspektiften önerilen bir çözüm ‘negatif’ ya da ‘sıfır iktisadi
büyüme’dir. Aslında büyümenin sınırlarına ilk dikkat 40 yıl kadar önce Roma Kulübü
tarafından çekilmişti. 2008 yılında Serge Latouche’ye atfen sıfır büyüme ya da büyümesiz
ekonomi (degrowth economy) kavramı ortaya atıldı ve 2010 yılında Barselona’da buna ilişkin
bir açıklama (Degrowth Decleration) yayımlandı. Benzer bir şekilde ekoloji iktisatçısı Herman
Daly “durağan durum” ekonomisi konusunda ısrarcı oldu. Yazar bunu yaparken de J. S. Mill’in
“durağan durum ekonomisi tezi”ne başvurur. Çünkü Mill’e göre ekonominin belli bir noktadan
itibaren niceliksel değil, niteliksel olarak büyütülmesi gereklidir. 1944’te Lewis Munford ise
“Condition of Man” adlı çalışmasında sadece durağan durumun yeterli olamayacağını ve
komünizm konseptine başvurulması gerektiğini vurgulamış ve Marx’a atfen kaynakların
ihtiyaçlara göre dağıtılması gerektiğini savunmuştur. Son olarak bugün ileri gelişmiş
ülkelerdeki ekonomik büyümenin durdurulması hatta bu ekonomilerin küçültülmesi ihtiyacı
Nicholas Georgescu Roegen’in “The Entropy Law and the Economic Process” adlı eserinde
teorileşir. Bu görüşün arkasında sınırsız ekonomik büyüme ile sürdürülebilir çevre arasındaki
uyumsuzluğu anlatan antikapitalist düşünce yatmaktadır. Yani, buna göre büyümenin doğal
bir sınırı vardır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 239
Temel ekolojik sorunlar
• Diğer taraftan, “böyle bir sınıra ulaşıldığı” iddiası, kanıtlanması zor bir iddia.
• Burada çevre sorunlarına neden olan şeyin büyümenin kendisi mi, yoksa
kapitalist büyüme mi olduğunun ayrıştırılması gerekir.
• “Ekonomik küçülme kapitalizm ile uyumlu mudur?” Temel soru bu olmalıdır.
• Eko kapitalizm teoride akla yatkın olsa da pratikte uygulanabilir değildir.
• Ekolojik ayak izlerinin azaltılabilmesi yüksek düzeyde düzenlemeyi gerektiriyor.
• Ancak çok uluslu şirketlerce yönlendirilen piyasa sistemi böyle bir şeye izin
vermeyecektir.
• Keza, sıfır büyüme önerisinin bugünün iktisadi krizi ve durgunluğu karşısında
çözümsüz kalması kaçınılmaz.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 240
Temel ekolojik sorunlar
• Sıfır büyümeyi gelişmiş ülkelerin yanı sıra az gelişmiş ülkelere de uygulatmak kategorik bir
yanlışlıktır, anlamsız.
• Zira az gelişmiş dünyada asıl sorun emperyalizme bağımlılık üreten bağlantıları ortadan
kaldırmak, mevcut üretim tarzını dönüştürmek ve kendine yeterli, eşitlikçi bir üretim olanağı
yaratmaktır.
• Bu ülkelerin sıfır büyümeyi göğüsleyebilmesi mümkün değildir, ama su, gıda, sağlık ve
eğitim gibi gerçek ihtiyaçlara yönlendirilmiş bir sürdürülebilir kalkınmayı kullanmaları
mümkündür.
• Bu, mevcut kapitalist/emperyalist üretim ilişkilerinden kopuş ve buna uygun radikal bir sosyal
yapı oluşumunu gerektirir.
• Küba, Venezuela ve Bolivya gibi ülkelerde öncelikler hali hazırda kârdan sosyal ihtiyaçlara
kaydırılmıştır.
• Örneğin, “Yaşayan Gezegen Raporu’nda ” Küba yeryüzündeki en yüksek insani gelişme ve
sürdürülebilir ekolojik ayak izine sahip tek ülke olarak yer alıyor.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 241
Temel ekolojik sorunlar
• Ayrıca ekolojik geleceğimiz dünya nüfusunun azaltılmasını ya da kapitalizm öncesi
düşük verimlilik zamanlarına geri dönülmesini gerektirmiyor.
• Çünkü insan dünyada yaşayan bir asalak değil, doğanın bir parçası.
• Yıllar öncesinde kapitalizm öyle bir üretken güç geliştirdi ki bunun sayesinde,
bireyler yaşamları için gerekli olandan daha fazlasını üretebilir hale geldiler.
• Ne kadar çok insan çalışırsa üretken gücümüz o kadar artıyor ve o kadar fazlasına
sahip olabiliyoruz.
• Buradaki sorun gezegenin kaynaklarının ve üretim ve tüketimin demokratik bir
biçimde yönetimi ve denetimi söz konusu olmadığında bu üretken gücün yıkıcı
sonuçlara yol açmasıdır.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 242
Temel ekolojik sorunlar
• Üretici güçlerin sonu olmayan bir birikim ve kâr için değil, insan ve toplumun
bütününün ihtiyaçlarını karşılamak için özgürce kullanıldığı ve sömürünün
ortadan kaldırıldığı yeni bir üretim tarzı ve bölüşüm biçiminde büyüme de üretici
güçlerin gelişimi de çevre dostu olacaktır.
• Kör bir üretkenlikten bağımsız, özgür bir strateji insanlara anlamlı işler yapma
fırsatı da sunacaktır.
• Böyle ele alınan bir ekolojik mücadele soyut biçimde sıfır büyümeyi değil, daha
somut olarak sermaye azaltımını da hedeflemeli.
• Sınırsız bir sermaye birikimine dayalı sistemin yerine eşitlikçi ve özgürlükçü yeni
bir toplum inşa edilmeli ve bu toplum insanlığın ve çevrenin ortak ihtiyaçlarına
kendisini vakfetmeli.
Doç.Dr.Mustafa Durmuş 243
Temel ekolojik sorunlar

Igv 2015 öğr kop 1

  • 1.
    İKTİSADİ GELİŞME veVERGİLENDİRME DERSİ 2015 KIŞ DÖNEMİ ÖĞRENCİ KOPYASI 1 DOÇ.DR.MUSTAFA DURMUŞ Doç.Dr.Mustafa Durmuş 1
  • 2.
    DERS PLANI • I.Giriş,Tarihsel Gelişim, Kavramlar ve Azgelişmişlik Sorunları • II. Kalkınma –Büyüme Teorileri • Kalkınma teorileri • Büyüme Teorileri • Klasik Büyüme Teorisi • Marksist Büyüme Teorisi • Keynesgil Büyüme Teorileri / İhracata Dönük Büyüme • Teorileri • Neo-Klasik Büyüme Teorileri • Yeni(Endojen) Büyüme Teorileri • III. Sermaye Birikimi – Kalkınma / Büyüme İlişkisi • Sermaye birikimi • Reel tasarrufların mobilizasyonu • Yatırım- büyüme ilişkisi • Vergileme-büyüme ilişkisi Doç.Dr.Mustafa Durmuş 2
  • 3.
    DERS PLANI • IV.Özel tasarrufların mobilizasyonu sorunu • Finansal piyasalar ve gelişmekte olan ülkelerde tasarrufların • mobilizasyonu sorunu • Finansal piyasaların geliştirilmesinde vergi politikasının rolü • V. Alternatif Strateji : Kamu kesimi tasarrufları ve vergi • politikası • Örnek olay : 1868 Meiji Restorasyonu • VI. Kamu harcamaları ve iktisadi kalkınma/ büyüme sorunu • Dışsallıklar, sürdürülebilir kalkınma/çevre sorunları ve vergileme • VII. Vergileme ve iktisadi kalkınma/büyüme • Büyüme ile ilgili temel vergisel kavramlar ve tanımlar • Gelişmekte olan ülkelerde vergi sistemleri / yapıları Doç.Dr.Mustafa Durmuş 3
  • 4.
    DERS PLANI • VIII.VergiPolitikası : Kamusal tasarrufların Artırılması • Vergi oranlarının değiştirilmesi • - Ek Kayıp Analizi ve Laffer Eğrisi • - Uygulamada farklı vergilerin farklı iktisadi • etkileri • - Vergi oranları ve kayıt dışılık • Vergi tabanının genişletilmesi • Vergi yönetiminde etkinliğin sağlanması • Temel vergi reformu • Vergi reformlarının sonuçları • Vergi reformunun normatif analizi • Vergi reformu siyaseti • Optimal vergileme • Etkin ve adil bir vergi sisteminin temel nitelikleri Doç.Dr.Mustafa Durmuş 4
  • 5.
    DERS PLANI • IX.Vergi Politikası : Özel Tasarrufların Artırılması /Teşvik Teorisi • Tasarrufların vergilendirilmesinin özel tasarruflar üzerindeki etkileri • İkame ve gelir etkileri • Tasarruf-faiz esnekliği ilişkisi • Tasarrufların vergilendirilmesinin yatırımlar üzerindeki etkileri • Vergileme ve uluslararası sermaye • Vergileme ve risk alma • Vergileme ve işgücü • Özel tasarrufların toplam tasarruf düzeyi üzerindeki etkileri • X. Vergi teşviklerinin yatırımlar üzerindeki etkileri : Neo-Klasik Analiz : Sermayenin Kullanım Maliyeti • Teşvik uygulamalarına yol açan nedenler • Tanımlar, uygulama istatistikleri ve dünyada teşvik örnekleri • Teşviklerin teorik gerekçeleri • . Sermaye birikimi yetersizliği • . Piyasa başarısızlıkları ve İkinci En İyi Çözümler • . Ölçek ekonomileri ve yüksek sabit maliyetler • . Olumlu dışsallıklar • . Enformasyon asimetrisi ve özellikli piyasalar • . Diğer nedenler • Türkiye’de teşvik uygulamaları Doç.Dr.Mustafa Durmuş 5
  • 6.
    KAYNAKÇA • Wallerstein, Immanuel, •-The Modern World System I: Capitalist Agriculture and the Origins of the European World Economy in the Sixteenth Century, 1979. • -The Modern World System II: Mercantilism and the Consolidation of the European World-Economy, 1600-1750, 1980 . • -The Modern World System III: The Second Era of Great Expansion of the Capitalist World-Economy, 1730-1840s, 1988. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 6
  • 7.
    KAYNAKÇA • Andre GunderFrank, "The Development of Underdevelopment", 1966. • Samir Amin, “Unequal Development: An Essay on the Social Formations of Peripheral Capitalism”, 1976. • A.P. Thirlwall, Growth and Development, 2005. • M.Gillis, D.Perkins, M.Roemer, D. Snodgrass, Economics of Development, 1996. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 7
  • 8.
    KAYNAKÇA • N. Gemmell,“Taxation and Development”, Surveys in Development Economics (edt. N. Gemmell), 1987 içinde, s.269-306. • Robin Burgess ve Nicholas Stern, “Taxation and Development”,Journal of Economic Literature Vol.31,No.2 (June 1993), s.762-830’dan çeviren Mustafa Durmuş, “Vergileme ve Kalkınma”, Maliye Dergisi, Sayı 152, Ocak- Haziran 2007, s. 1-59. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 8
  • 9.
    KAYNAKÇA • Fikret Başkaya, •Paradigmanın İflası: Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş, Özgür Üniversite, 2009. • Azgelişmişliğin Sürekliliği, Özgür Üniversite, 2004. • Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü, Özgür Üniversite, 2004. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 9
  • 10.
    Temel Sorular • 1.Kalkınma sorunsalı nedir? • 2. Kalkınma - büyüme ilişkisi nedir? Her tür büyüme kalkınma anlamına gelir mi? • 3. Kalkınma- büyüme - ekoloji nasıl bir etkileşim içindedir? • 4. Azgelişmişliğin nedenleri nelerdir? • 5. Günümüzde kapitalist üretim tarzı altında kalkınmak mümkün müdür? Kapitalizm artık kalkınmanın önünde engel midir? • 6. Küresel kapitalizm altında kalkınma paradigması geçerli midir yoksa çökmüş müdür? • 7. Uluslar arası ve yerli piyasalara dayanılarak kalkınma ve sanayileşme mümkün müdür? • 8. Kalkınma açısından 2008 krizinden ne tür dersler çıkartılabilir? • 9. Kalkınma ve gelişme için üretim tarzını değiştirmek gerekli midir? • 10. Vergi politikaları ile kalkınma ve gelişmeyi ne ölçüde gerçekleştirebiliriz? Doç.Dr.Mustafa Durmuş 10
  • 11.
    • I. TarihselGelişim, Kavramlar ve Azgelişmişlik Sorunları Doç.Dr.Mustafa Durmuş 11
  • 12.
    • Tarihte GörülenBeş Toplum Biçimi: • İlksel Toplum • Köleci Toplum • Feodal Toplum • Kapitalist Toplum • Sosyalist Toplum 12 TOPLUMLARIN GELİŞİMİ Doç. Dr. Mustafa Durmuş
  • 13.
    • (i) Temelamacı, güdüsü kâr elde etmek, sermaye ve servet biriktirmektir ve temel araçları özel mülkiyet ve fiyat mekanizması ve reel ve finansal piyasalardır. • (ii) Üretim araçları genelde özel mülkiyete / teşebbüse aittir (devlet kapitalizmi hariç) ve bunlar kar amaçlı olarak kullanılırlar. • (iii) Kaynak tahsisi, arz, talep, fiyat, bölüşüm, yatırım vb. kararları tamamen ya da çoğunlukla piyasadaki aktörler tarafından alınır. Kapitalizmin bazı temel özellikleri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 13
  • 14.
    • (iv) Üretimsüreci sonunda elde edilen kâr sermaye sahibine kalır ve bu kâr diğer sermaye kesimlerince ve vergi biçiminde devlet ile paylaşılır. • (v) İşçilere, işverenler tarafından ücret adı altında ödeme yapıldığından kapitalizm ücretli emek sistemidir. Kapitalizmin bazı temel özellikleri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 14
  • 15.
    • Kapitalizm “Metafetişizmi” ne yol açar. Bu durum dolaşımda olan bir malın/metanın iki ayrı yönü ile ilgilidir. • İlki o malın gerçekte ne iş gördüğüyle alakalı olan ‘kullanım değeri’, diğeri piyasa da kazandığı değer, yâni, ‘değişim değeri’dir. • Kullanım değeri bir metanın işlevidir, örneğin bir ceketin ‘bizi soğuktan korumak için’ üretilmiş olması gibi ne iş gördüğüyle ilgilidir. • Değişim değeri bu ceket piyasaya çıktığında, vitrinlere yerleştiğinde, diğer metalarla, insanla ve parayla ilişki içerisine girdiğinde kazandığı değerdir. • Böylece, ceket işlevinden sıyrılıp bambaşka bir sanal görüntüye sahip olur. Onun artık bir markası, fiyatı, kullanacak olana sağlayacağı “imaj” gibi özellikleri vardır. Meta fetişizmi: Kullanım değeri x Değişim değeri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 15
  • 16.
    • Kapitalizmde metalarınkullanım değerleri önemini yitirir ve değişim değerleri belirleyici olur. Mallar ve hizmetler değişim değeri üzerinden fiyatlanır. • Örneğin, gençler Apple ürünü ‘iphone/ipad’ ya da ‘blackberry’ cihazlarından satın aldıklarında sadece modern bir iletişim cihazı satın almazlar. • Bu cihazlar, bahsedilen meta fetişizminden dolayı onlara ayrı bir hüviyet, ayrı bir imaj, hava kazandırır (!) • Kapitalizm en mahrem, en insani duygularımızı bile piyasalaştırır, metalaştırır, hayatı meta fetişizminin sanal dünyasına eklemler. Meta fetişizmi: Kullanım değeri x Değişim değeri Meta fetişizmi: Kullanım değeri x Değişim değeri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 16
  • 17.
    Sosyalizm • Toplumun, onuvar edenler tarafından kolektif yönetimi. • Kolektif-ortak mülkiyet. • Üretim, “kar elde etmek” için değil, yalnızca “ihtiyaçların karşılanması” için yapılır. • Kaynak tahsisi demokratik-planlama ile yapılır. • “Meta fetişizmi” ortadan kalkar. • Sosyalist üretim tarzında mal ve hizmetler ihtiyaçları karşılamaya yönelik olarak “kullanım değerleri” esas alınarak üretilirler. İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 17
  • 18.
    • 1. Merkantilizm:(16.yy - 18yy) : • Makineleşme öncesi dönem. • İş bölümü yaygınlaşmakta, sermaye birikimi temelde ticaret, tarım ve madencilik alanında gerçekleşmekte. • Robinson Crusoe (17.yy) ilkel birikim dönemini anlatır. • Üretim araçlarının üretimi ikincil bir öneme sahip. • Tüketim malları üretimi kısıtlı el işçiliği ile yapılabilmektedir. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 18
  • 19.
    • 2. Liberalrekabetçi dönem (İngiltere Sanayi Devrimi): • Önce tekstil, sonrasında ise tüm sanayide gerçekleşen sanayi devrimi dönemi. • Birikim modern sanayiye, üretim araçları üreten sanayiye kaydı. • Fabrikalar , ulaştırma, iletişim, demiryolları, telgraf, limanlar, buharlı gemiler ve genelde bir alt yapı inşa dönemi. • Kapitalistler arasındaki yoğun rekabetin ve boom- bust döngülerinin dönemi. • Bu dönemde fiyat rekabeti iktisadi faaliyetlerin yönetilmesinde merkezi bir rol oynadı. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 19
  • 20.
    • 3. Tekelcikapitalizm (emperyalizm): • 19yy’ın son çeyreğinde ortaya çıktı. • Sermaye bir spiral biçiminde yoğunlaşıp merkezileşti ve giderek küreselleşti. • Kurumsal örgütlenme baskın tip haline geldi ve sınaî menkul kıymetler için bir piyasa oluştu. • Sanayiler oligopolist firmaların denetimine girdi ve fiyat, hâsıla, yatırım düzeyi ile ilgili kararlar ve faaliyetler rekabetle değil, oligopolistik kurallara göre oluştu. • Otomobil, bilgisayar ve uçak yapımlarıyla sanayi daha da genişledi. • Üretim sektörü giderek tüketim sektörünün büyümesine bağımlı hale geldi. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 20
  • 21.
    • 4. Tekelciolgun kapitalizm: • 1950’ler…. • Sweezy ve Magdoff: • Olgun kapitalist ekonomiler büyümeyi sürdürebilmek için, sürekli artmakta olan ekonomik artığı emebilecek yeni talep kaynakları bulmak zorundadır, yoksa büyüyemezler. • Diğer taraftan artan verimliliklerle sürekli büyüyen bu ekonomik artığın yeni karlı yatırım alanlarına yöneltilmesi, yeni yatırım alanları bulmanın güçlüklerinden dolayı, giderek zorlaşır. 21 Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 22.
    • Çünkü; • Temelsınaî alt yapının yeni baştan kurulmasına gerek yoktu, • Otomobil gibi çığır açıcı gelişmeler her zaman mümkün değil, • Gelir ve servet eşitsizliği arttı, bu da yoksulların tüketimini kıstı, • Zenginler fonlarını giderek daha spekülatif faaliyetlere yatırdılar, • Yeni yatırımlar azaldı, • Oligopolleşme sistemin dinamizmi ve esnekliğinin temeli olan fiyat rekabetinin giderek yok olmasına neden oldu. 22 Olgun ekonomiler uzun süreli durgunluğa girdiler İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 23.
    5.Tekelci finans kapitalaşaması (finansallaşmanın hızlanması) • Finansallaşma stagnasyona yanıt oldu. • FIRE, yani finans, sigorta ve gayrimenkul gibi alt parçalardan oluşan finans sektörü; • Sanayinin ekonomik artık üreten kapasitesini dengeledi. • Hem finans sektöründe yeni istihdam yarattı, hem de varlık zenginleşmesiyle reel sektör için efektif talep oluşturdu. • Finans sektörü reel sektörde elde edilen karların değerlenebilmesi için ciddi imkânlar yarattı. • Kapitalistler her zaman sermayelerini büyütme arzusu içinde olduklarından, paralarını finansal piyasalara akıttılar. • Finansal sektör, çekici- exotik finansal araçlar sundu (menkul kıymetleştirme, CDO ve CDS’ler, türev piyasalar). İzinsiz çoğaltılamaz- Doç.Dr.Mustafa Durmuş 23
  • 24.
    • Kapitalizmin son 30yılının dönüştürücü alt yapı ve üst yapı dinamikleri 24Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 25.
    • Dönüştürücü altyapı dinamikleri: • Küresel kapitalist kriz • Küreselleşme • Rekabet biçiminin değişmesi / tekelleşmenin artması • Finansallaşma • Özelleştirmeler ve kamunun küçültülmesi • Emek tasarruf edici ve emekçiyi ikincilleştiren teknoloji uygulamaları (özellikle de kamu sektöründe) • Dönüştürücü üst yapı dinamikleri: • Burjuva ideolojisindeki dönüşüm: Neo liberal ideoloji • Ekonomi politikaları • Sosyal devletin çöküşü ve yeni yönetişim anlayışı • Neo liberalizm muhafazakârlık ve dinsel ittifak: Piyasa İslam'ı / Kültürel hegemonya • Sarı sendikacılık ve sendikal bürokrasi Doç.Dr.Mustafa Durmuş 25
  • 26.
    • 1945–75 dönemiyaygın bir biçimde: • ABD’de ‘Altın Çağ’, Avrupa’da ‘Sosyal Devlet ya da Sosyal Demokrasi’ ve azgelişmiş dünyada ‘Ulusal Kalkınma’ dönemi olarak adlandırılır. • 1980’lerin başlarından itibaren bu dönem sona erdi ve yerini ‘Neo liberalizm’ aldı. Dönüştürücü alt yapı dinamikleri Doç.Dr.Mustafa Durmuş 26
  • 27.
    • Bu dönemintemel özelliği; • küreselleşme ve finansallaşmanın hızlanması ve baskın hale gelmesi, • tekellerin (ya da oligopollerin) hayatın her alanında yaygınlaşması ve • devletin ekonomiye müdahale alanının daraltılarak, özelleştirmeler, taşeronlaştırma aracılığıyla uluslararası piyasaların ve bunların aktörleri dev sermaye şirketlerinin tam hegemonyasının tesis edilmesidir. Dönüştürücü alt yapı dinamikleri Doç.Dr.Mustafa Durmuş 27
  • 28.
    • Bu dönemdeayrıca kapitalist krizlerin kısa dönemli iş döngüleri olmaktan ziyade çok uzun yıllar süren uzatılmış durgunluklara (stagnasyon) ve büyük resesyonlara dönüşmesi ve • bunların da üst yapıda burjuva demokratik devletlerden vazgeçilerek finansal oligarşik yapılara yönelimi gibi eğilimler söz konusudur. Dönüştürücü alt yapı dinamikleri Doç.Dr.Mustafa Durmuş 28
  • 29.
    • 2010 yılında,tüm dünyadaki reel mal üretiminin toplam değeri ortalama 55–60 trilyon $ iken, finans piyasalarındaki yıllık toplam işlem hacmi bunun 63 katı yani 3,450 trilyon $’dır. • Dünya mali varlık stok hacmi 1980’de 12 trilyon $ iken 2007’de 196 trilyon $ oldu. • Bu stoklar dünya hasılasının (derinlik) 1980’de % 120’sini, • 2007’de ise % 356’sini oluşturuyordu. Küreselleşme ve finansallaşmanın boyutları Doç.Dr.Mustafa Durmuş 29
  • 30.
    • Küresel düzeydesermaye ağının nasıl oluştuğu finans kapitalin kontrol gücünü sergiler: • Dünyada 2007 yılı itibariyle 43,060 çok uluslu şirketten oluşan bir sermaye ağı var. • Bu ağ küresel kapitalist ekonomik gücün kaynağını oluşturuyor. • Bu ağın % 40’ı tek başına 147 şirket tarafından kontrol ediliyor. Özellikle en tepedeki 50 şirketten biri hariç kalan tamamı finans şirketlerinden oluşuyor. Küreselleşme ve finansallaşmanın boyutları Doç.Dr.Mustafa Durmuş 30
  • 31.
    Kapitalist sınıf zenginleşmesininyeni yönü Doç.Dr.Mustafa Durmuş 31
  • 32.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Küresel servet giderek daha az sayıda zengin seçkinin elinde birikiyor. • Bu zenginler zenginliklerini asıl olarak finans, ilaç ve sağlık sektörü gibi sektörlerden elde ediyorlar. • Bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketler her yıl siyasilere, çıkarlarını koruyan kollayan yönde politikalar uygulamalarını sağlamak için, milyonlarca dolarlık kaynak aktaran lobicilik faaliyetlerinde bulunuyorlar. • ABD’de en büyük lobicilik bütçe ve vergi alanlarında dönüyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 32
  • 33.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Credit Swiss’in verilerine göre, 2010 yılından bu yana dünyanın en zengin yetişkin % 1’i küresel servetten aldığı payı giderek artırdı. • Öyle ki 2014 yılında bu en zengin % 1 küresel servetin % 48’ine, kalan % 99 ise % 52’sine sahip oldu. • Bu kalan % 52’nin neredeyse tamamı ise en zengin % 20’lik gruba ait. • Yani dünyanın en yoksul konumundaki % 80’i servetin sadece % 5’ine sahip olabiliyor. • Bu trend böyle devam ederse şekilde görüleceği gibi önümüzdeki iki yıl içinde bu % 1’lik grup payını daha da artıracak ve 2016 yılında bu pay % 50’yi aşacaktır. • Buna karşılık, en yoksul % 99’un payı daha da küçülecektir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 33
  • 34.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 Doç.Dr.Mustafa Durmuş 34
  • 35.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Bu süreçte en tepedeki % 1’in payı en kalan % 99’dan daha hızlı arttı. • 2010 yılında örneğin en zengin 80 kişinin toplam servetinin değeri 1,3 trilyon dolar iken 2014’te bu rakam 1,9 trilyon dolara ulaştı. • Yani bu azınlığın servetinde 4 yılda 600 trilyon dolarlık artış ya da nominal olarak % 50 artış gerçekleşti. • Diğer taraftan en yoksul % 50’nin payı özellikle de 2010 yılından bu yana giderek azalıyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 35
  • 36.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 Doç.Dr.Mustafa Durmuş 36
  • 37.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Bu en zengin 80 seçkinin servetlerinin toplamı, dünya nüfusunun yarısının, yani 3,5 milyar insanın servetinin toplamına eşit. • Diğerlerinin servetleri yerinde sayarken bu 80 kişinin servetindeki hızlı artış nedeniyle aralarındaki açık da giderek artıyor. • Ayrıca milyarderlerin kendi aralarındaki servet farkı da açılıyor. • Öyle ki 2010 yılında dünyanın en yoksul % 50’sinin servetine sahip olan toplamda 388 milyarder varken, 2014 yılında bu sayı 80’e geriledi. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 37
  • 38.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 Doç.Dr.Mustafa Durmuş 38
  • 39.
    Joseph Kishore, Wealthof world’s billionaires surges past $7 trillion http://www.wsws.org/en/articles/2015/03/04/forb-m04.html?view=mobilearticle, 4 March 2015 • Geçen hafta Pazartesi günü yayımlanan Forbes Dergisi’ne göre, dünya milyarderlerinin toplam servetleri geçen yıl 6,4 trilyon dolardan, bu yıl itibariyle 7,05 trilyon dolara yükseldi. • Bu arada milyarder sayısı da % 11 artarak 1,826’ya ulaştı. Kişi başı ortalama servetin tutarının 3,8 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. • Bu kesimlerin servetleri, dünya borsaları ve diğer finansal piyasalar görülmemiş ölçüde yükselişe geçerken, • düşen petrol fiyatları ve iyice zayıflayan avroya rağmen ülke ekonomilerin çok kötü durumda olması, • miktarsal kolaylaştırmadan, ultra düşük faiz politikalarından ve diğer devlet politikalarından asıl yararlananların bu büyük finans zenginleri olduğunu ortaya koyuyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 39
  • 40.
    Finansallaşma • Ekonomide hızlabir spekülatif finans sermayesi, gelir ve servet dağılımının çok daha adaletsiz ve eşitsiz bir hale gelmesine neden olduğu gibi, • kullanılan tüketici kredilerinin (yatırım kredisinden ziyade) çok büyük boyutlara erişmesine ve de iç ve dış borç stoklarının (kamu ve özel) hızla artmasına, • döviz kurunun hızlı bir biçimde yükselmesine neden oldu. • Kuşkusuz böyle bir gelişim var olan durgunluğun aşılmasında bir çözüm gibi gözükürken, • aynı zamanda yeni finansal krizlerin de tetikleyicisi oluyor. • Doç.Dr.Mustafa Durmuş 40
  • 41.
    Finansallaşma • Nitekim toplamkredi stoku 2010 yılında 532 milyar lira iken, bu rakam sürekli yükselerek 2011’de 690 milyar lira, • 2012’de 802 milyar lira, 2013’te 1,058 trilyon lira ve nihayet 2014 yılının üçüncü çeyreğinde 1,200 trilyon liraya ulaştı. • Böyle bir finansallaşmanın diğer yüzünde yer alan borçlanma rakamlarına bakıldığında, • 2002 yılında kullanılan ihtiyaç kredisi tutarının 3,3 milyar liradan, 2013 yılında 182 milyar liraya fırladığı görülecektir. • Yani 11 yılda ihtiyaç kredisi kullanımı 55 kat arttı. • İhtiyaç kredisi kullanan sayısı da 1,3 milyon kişiden 11,2 milyon kişiye çıktı . • Bu da dokuz kat artış anlamına geliyor. • Yani AKP iktidarları döneminde ilave 9,9 milyon kişi borçlular arasında yerini aldı. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 41
  • 42.
    Finansallaşma • Bu borçlularınyaklaşık yarısını (4,8 milyon) ücretli emekçiler oluşturuyor. • Borçları en hızlı artanlar ise aylık 1000 lira gelir elde eden en düşük gelir grubu. • Bu dönemde bu kesimin ihtiyaç kredisi borcu yirmi bir kat artarak 1,8 milyar liradan 38,4 milyar liraya ulaştı. • Vade dilimleri açısından ele alındığında bu dönemde en hızlı artan borçların 328 kat ile 66 milyon liradan 21,7 milyar liraya çıkan 37-48 ay vadeli krediler olduğu görülüyor. • Kanuni takipteki borçlar ise bu dönemde beklendiği gibi otuz dokuz kat artış gösterdi. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 42
  • 43.
    Finansallaşma • T. BankalarBirliği’nin verilerine göre, Haziran 2014’te 360 milyar liraya ulaşan tüketici kredilerinden (üçte ikisi ihtiyaç kredilerinden ve kredi kartlarından oluşuyor) 12 milyar liralık kısmı batık kredi. • İhtiyaç kredisi olarak kullanılan kredi kartların ile borçlananların sayısı 20 milyon kişiye yaklaştı. Bir başka anlatımla, Türkiye’de hane halkı borç stoku / GSYH oranı 2003 yılında yüzde 7,5 iken, 2013 yılında yüzde 55,2’ye kadar yükseldi. • Tüketime yönelik kredilerdeki artışın sürmesi halinde, yükselen döviz kuru ve faiz oranı ile birlikte, bu gelişme ekonomide tüketicilerin (konut alanlar da dâhil) ve inşaat firmalarının bir borç temerrüdüne girmesi ve bu da bankacılık sektöründe bir finansal krizle sonuçlanabilecektir. • Böyle bir krizden, Türkiye’de borçlu bireylerin yanı sıra, bankacılık sektörü ve bireysel krediden beslenen inşaat ve otomotiv sektörü de ciddi olarak etkilenecektir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 43
  • 44.
    Finansallaşma • Bireysel tüketicikredisi borçlarına ilişkin bu veriler, hem iç tasarruf oranının neden bu denli düşük olduğunu, • hem de bu kesimleri tasarrufa yöneltmeye dönük politikaların pratikte gerçek bir karşılığının olmadığını ortaya koymaktadır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 44
  • 45.
    • Finansallaşan ekonomideucuz kredi emekçi sınıfları sisteme bağlarken, sınıf bilincini zayıflattı. • Finansal sektörde çalışan emekçilerin sınıf içindeki payı arttı. • Bu kesimler sınıf bilinci ve eylemlilik anlamında geleneksel sanayi işçisinin gerisindeler. • Zira kendilerini beyaz yakalı ve orta sınıf (!) olarak görüyorlar. • Türkiye’de bankalarda çalışan sayısı 220,000 civarında. 45 Doç.Dr.Mustafa Durmuş Finansallaşma işçi sınıfını yapısını değiştirdi, emek örgütlerini zayıflattı
  • 46.
    • Finansallaşan ekonomideemekçiler giderek artan biçimde borçlandırılarak tüketime teşvik ediliyorlar. • Emekçiler tüketici kredileri ile ev, araba ve diğer tüketim malı alımlarına yöneltildi. • Tüm bu gelişmeler emekçilere borçlarını geri ödeyememe, sahip olduklarını kaybetme korkusu yaşatıyor. • Bu durum işlerini kaybetmemek adına onları örgütlü mücadeleden ve sendikal faaliyetten uzak tutuyor. • Emekçiler borçlandırılarak sistemin suç ortağı haline getirilerek rehin alınıyorlar. • Bu durumdaki kitleler ekonomik istikrar için izlenmekte olan ekonomi politikalarını desteklemek durumunda kalıyorlar. Finansallaşma işçi sınıfını yapısını değiştirdi, emek örgütlerini zayıflattı Doç.Dr.Mustafa Durmuş 46
  • 47.
    • Küresel reelpiyasalarda da benzer bir oligopolleşme eğilimi söz konusu. • Yani dünya üretimi ve ticareti az sayıda çok uluslu şirket tarafından doğrudan ve dolaylı yollarla kontrol edilmektedir. • Dünyanın en büyük 100 çok uluslu şirketi ABD, AB ve Japonya’da yerleşik (Triad). • Bu şirketlerin aralarındaki ilişki klasik anlamdaki rekabetten farklı olup daha ziyade bir rakiplik ve işbirliği diyalektiği biçiminde. • Özellikle de fiyat rekabeti çok tehlikeli bir şey olarak düşünüldüğünden genelde bundan sakınılır. • Bunun yerine firmalar büyük ölçüde düşük emek gücü maliyetli durumlara, kaynak rekabetine ve ürün farklılaşmasına yönelirler. Küreselleşme ve reel üretimde oligopolleşme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 47
  • 48.
    • Uluslararası tekelcisermayenin iktisadi gücünün yoğunlaşması ve kontrol gücünün artması aynı zamanda dolaylı bir biçimde, taşeronluk ve yönetim sözleşmeleri, anahtar teslimi anlaşmalar, franchising, lisanslama ve ürün paylaşımı gibi uluslararası stratejik ittifaklarla da sağlanıyor. • Örnek: Star Alliance gibi mega işbirlikleri THY dahil otuza yakın ülke hava yollarını bünyesinde topladı. Küreselleşme ve reel üretimde oligopolleşme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 48
  • 49.
    Özelleştirmeler • Washington Uzlaşmasısonrasında kamu küçültüldü, özelleştirmeler başlatıldı. • KİT’ler ve kamusal hizmetler özelleştirildi. • Özelleştirme sadece mülkiyet devri ile değil, serbestleştirme- düzenlemeden vazgeçme, franchising, kullanma hakları, lisanslama, kamu-özel ortaklıkları gibi yöntemlerde her alanda yapılıyor. • Taşeronlaştırma özelleştirmenin en yaygın uygulaması. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 49
  • 50.
    • 1988-2010 yıllarıarasında; • Bütün dünyada toplam 2 trilyon 352 milyar dolarlık özelleştirme uygulaması gerçekleştirildi. • Toplam özelleştirme uygulamalarının % 44’ü AB ülkeleri, kalan % 56’sı diğer ülkeler tarafından gerçekleştirildi. Özelleştirmeler Dünyada özelleştirme uygulamaları Rakamlarla Özelleştirme, N. Doğan, ÖİB Doç. Dr.Mustafa Durmuş 50
  • 51.
    51 TÜRKİYE’DE YILLAR İTİBARİYLE DARANLAMDA ÖZELLEŞTİRME GELİRLERİ • Türkiye’de özelleştirme esasen AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından sonra hızlandı. • 2003: 187 milyon $ • 2013: 14 milyar $ hedefleniyor (yaklaşık 100 kat). • Türk Hava Yolları (THY), Erdemir, Tüpraş, Petkim, Türk Telekom gibi önemli kuruluşlar özelleştirildi. • Halka arz ve IMKB’de satışların payı % 24’ü geçmedi. • 2003-2012 döneminde toplam özelleştirmelerin % 82.5’i (38 milyar $) gerçekleştirildi. • 1986- 2002 : 8,053 Milyar $ • 2003-2012 : 38,042 Milyar $ • Toplam : 46,095 Milyar $. Doç. Dr.Mustafa Durmuş
  • 52.
    52 Özelleştirilmiş belediye hizmetleritekrar kamulaştırılıyor (http://ipsnews.net) • Dünyanın pek çok yerinde içme suyu ve atık su özel işletmeciliği ve enerji dağıtımı özel işletmeciliğinden kamucu işletmelere dönüş trendi yaşanıyor. • Mevcut sözleşmeler sona erdiriliyor. • Yeniden kamulaştırmalar hem yerel yönetimler düzeyinde : ABD, Almanya ve Fransa), • Hem bölgesel düzeyde : Arjantin (Buenos Aires ve Santa Fe eyaletleri), • Hem de ulusal düzeyde : Uruguay ve Mali gerçekleştiriliyor. Doç. Dr.Mustafa Durmuş
  • 53.
    53 Özelleştirilmiş belediye hizmetleritekrar kamulaştırılıyor • Tekrar kamulaştırmaların temel nedenleri : • Hızla artan katılımcı payları /ücretler-tarifeler, • Hizmet kalitesi iyileştirme sözlerinin yerine getirilmemesi, • Halkın artan memnuniyetsizliği ve muhalefeti. • Özel firmaların çok büyük bir kısmı, mevcut alt yapıyı genişletmedi, yenilemedi. • Firmalar düşük gelirli aileler tarafından karşılanamayacak ölçüde hizmet fiyatlarında artışa gitti. • Yönetsel faaliyetler şeffaf değildi ve hesap sorulamıyordu. • Mustafa Durmuş: “İşçilerin grevini erteleyen devlet, kayıp kaçak bedellerini halka ödettirerek sermayeye destek çıkıyor…” Doç. Dr.Mustafa Durmuş
  • 54.
    • Özelleştirme sadecemülkiyet devri ile değil, serbestleştirme- düzenlemeden vazgeçme, franchising, kullanma hakları, lisanslama, kamu-özel ortaklıkları gibi yöntemlerde her alanda yapılıyor. • Taşeronlaştırma özelleştirmenin en yaygın uygulaması. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 54 Özelleştirmeler işçi örgütlenmesine darbe vurdu
  • 55.
    • Taşeronlaştırma sadeceucuz işçilik nedeniyle ya da kıdem tazminatı gibi bazı yasal sorumluluklardan kurtulmak için değil, • dayanışma kültürünü yok edip , bireyci kültürü yerleştirmek, • sendikasızlaştırmak ve sınıf bilincini yok etmek için de yapılıyor. • Özelleştirilen işyerlerinde uygulanan esnek emek gücü politikaları işçi sınıfı örgütlülüğünü zayıflatıyor. • Taşeronlaştırma kaçınılmaz olarak iş cinayetlerinin de patlamasına neden oluyor. • Bunun en somut son üç örneği: • Soma madeni, Torunlar residans inşaatı ve Ermenek maden. • Son 10 yılda 13,000 işçi iş cinayetlerine kurban gitti. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 55 Özelleştirmeler işçi örgütlenmesine darbe vurdu
  • 56.
    Türkiye • Bu aradaişçilerin ve yakınlarının hayatını yakından etkileyen bir başka konu var ki ona hiç değinilmiyor. • Bu, işyerlerindeki sağlıksız koşulların yaratmış olduğu meslek hastalıkları ve bunun neden olduğu ölümler. • Bir araştırma ve deneyim (Dr Tellioğlu ): • Meslek hastalıklarının işyerlerinde işverene getireceği mali yük ve düzenleme yükümlülükleri nedeniyle yeterince teşhis ya da kabul edilmediğini söylüyor. • Öyle ki Türkiye’de resmi olarak teşhis edilen meslek hastalığı vakası ile AB kriterlerine göre kabul edilmesi gerekenler arasında 30 kat fark var. • Yani örneğin 2012 yılında toplamda resmi olarak 395 meslek hastalığı vakası teşhis edilmiş, ama gerçek sayı 18,743. • Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı ortalama verilerin sadece % 2,5 düzeyinde bir vaka Türkiye’de resmi meslek hastalığı vakası olarak kabul ediliyor. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 56
  • 57.
    • Taşeronlaştırma sadeceucuz işçilik ya da kıdem tazminatı gibi bazı yasal sorumluluklardan kurtulmak için değil, • dayanışma kültürünü yok edip , bireyci kültürü yerleştirmek, • sendikasızlaştırmak ve sınıf bilincini yok etmek için de yapılıyor. • Özelleştirilen işyerlerinde uygulanan esnek emek gücü politikaları işçi sınıfı örgütlülüğünü zayıflatıyor. Özelleştirmeler işçi örgütlenmesine darbe vurdu Doç.Dr.Mustafa Durmuş 57
  • 58.
    IMF’den çarpıcı itiraf •“Gelir eşitsizliği birçok gelişmiş ülkede 1980’lerden bu yana artış gösteriyor. • Bunun nedeni, büyük ölçüde, gelirin çok önemli bir kısmının en tepedekilerin elinde toplanmış olması. • Nitekim gelir bölüşümünde adaletsizliği gösteren en önemli göstergelerden olan Gini Katsayısı, aşağıdaki grafik 1'den de görülebileceği gibi giderek büyüyor . • Bu da gelirin giderek daha adaletsiz bölüşüldüğünü ortaya koyuyor. • Gelir eşitsizliğini besleyen en önemi etken ise sendikalaşma oranının bu süreç içinde giderek azalmasıdır. • (Link: Florence Jaumotte and Carolina Osorio Buitron, Power from the People FINANCE & DEVELOPMENT, March 2015, Vol. 52, No. 1, http://www.imf.org) Doç.Dr.Mustafa Durmuş 58
  • 59.
    • Bu verilerdenhareketle günümüz kapitalizminin en çarpıcı özelliğinden birinin küresel düzeyde tekelleşme (ya da oligopolleşme) olduğu, • bunun giderek genel bir eğilim halini almakta olduğu ve dünyada bu yapıdan özerk hiçbir ekonomik faaliyetten söz etmenin mümkün olamayacağı ileri sürülebilir. • Bu gerçek, dünyanın en büyük ekonomilerinin ve en güçlü hükümetlerinin dahi finans kapitalin saldırılarına karşı durmalarının ne denli zor olduğunu ortaya koymaktadır. Dönüştürücü alt yapı dinamikleri Doç.Dr.Mustafa Durmuş 59
  • 60.
    Küreselleşme emperyalist sömürüyüdaha da arttırırken işçi sınıfının yapısını dönüştürdü (S. Amin) • Bugün sermaye temerküzü kendisini uluslararası tekelci sermayenin hızlı büyümesinde gösteriyor. • Teknolojinin yanı sıra sermaye her zamankinden daha fazla mobil durumda . • Çünkü dev firmalar giderek küreselleşiyor ve finansallaşıyor. • Bugün, ulusal düzeydekine ilave olarak küresel bir artı değer oluşumu ve bunun yarattığı bir rant bölüşümü söz konusu. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 60
  • 61.
    • Yani; • Metropolve az gelişmiş ülkelerdeki emek gücü verimlilikleri arasındaki fark kapanırken, ücret farklılıkları giderek açılıyor. • Böylece metropollere doğru akan bir emperyalist rant oluşuyor. • Çünkü az gelişmiş ülkelerdeki emek, değerinin çok altında ücretlendiriliyor. • Bu rantı artırarak sürdürmek isteyen emperyalizm azgelişmiş ülkelerdeki işçi örgütlenmelerini daha da baskılıyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 61 Küreselleşme emperyalist sömürüyü daha da arttırırken işçi sınıfının yapısını dönüştürdü
  • 62.
    • Küreselleşme veteknolojik gelişmeler azgelişmiş ülkelerde prekarya (precartiat) adı verilen bir emekçi katmanını ortaya çıkardı. • Bu emekçiler uluslararası iş bölümüne uygun bir biçimde esnek / güvencesiz istihdam koşullarında ve genelde yarı zamanlı istihdam ediliyorlar. • Büyük ölçüde kadınlardan, gençlerden, engelli işçilerden, tekrar çalışmak zorunda kalan emeklilerden, eski mahkûmlardan ve göçmenlerden, esnaftan, iktisadi değişim nedeniyle yerlerinden edilmiş olan kalifiye ve yarı-kalifiye işçilerden ve işsizlerden oluşuyor. • Prekarya Doç.Dr.Mustafa Durmuş 62
  • 63.
    • 2008 krizibugün hızla bir Büyük Resesyon’a, borç krizine, sosyal ve politik krizlere dönüştü. • Onlarca trilyon dolarlık banka ve şirket kurtarma, miktarsal kolaylaştırma, sıfıra yakın faiz oranı politikası ve devasa alt ve üst yapı harcaması biçimindeki maliye politikaları işe yaramadı. • ABD hala büyümesini kriz öncesi düzeye çıkartamazken, Japon ekonomisinde resesyon sürüyor. • Avrupa bölgesi ise çok daha kötü durumda üçüncü bir dip resesyona, yani küçülmeye doğru gidiyor. • Dünyanın en ileri ve en güçlü sanayi ülkesi olan Almanya dahi ilk kez ciddi bir daralmanın içine girdi. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 63 Kapitalist kriz derinleşiyor Mustafa Durmuş: “21. Yüzyılın Üçüzleri: Küresel durgunluk + Savaş + Otoriterleşme “
  • 64.
    • ABD’deki inişinnedeni, yavaşlayan küresel büyüme ve özellikle de Avrupa daralmasının olumsuz etkilerine ilişkin endişeler. • Bu ülkede perakende satışlar (Eylül/Ağustos) % 0,3 düştü. • Bu durum cılız da olsa bir süredir sözü edilen toparlanmanın sona ermekte olduğunu gösteriyor. • Almanya ikinci çeyrekte kötü gelen sınaî hâsıla, GSYH ve ihracat verileri nedeniyle 2014 büyümesini % 1,8’den % 1,2’ye, 2015 için ise % 2’den % 1,3’e çekmişti. • Dünya çapında fiyat düşüşleri en çok petrol ve demir cevheri gibi temel sanayi ürün girdi fiyatlarında da yaşanıyor. • Brent ham petrolü % 28 ve demir cevheri fiyatları % 40 düştü. • Bloomberg sınaî metal endeksi % 37 düştü. • Altın 2011 fiyatlarına göre % 38 düştü. • Mısır, Haziran ayına göre % 22, hububat % 16, soya fasulyesi % 28 (son dört yılın en düşüğü) düştü. • Mustafa Durmuş: DÜŞEN PETROL FİYATLARI KÜRESEL DURGUNLUĞU DERİNLEŞTİRİYOR, KAPİTALİST REKABETİ KIZIŞTIRIYOR! (http://mustafadurmusblog.blogspot.com.tr/2015/03/dusen-petrol-fiyatlari-kuresel.html) Doç. Dr.Mustafa Durmuş 64 Kapitalist kriz derinleşiyor
  • 65.
    • Japonya’da umutbağlanan Abenomics’in artık pilinin tükendiği yaygın olarak kabul ediliyor. • Çin ekonomisindeki büyüme hız kesti. • Zira dünyanın bu en büyük ikinci ekonomisinin 2008’den bu yana büyümesinin en önemli kaynağını oluşturan gayri menkul piyasası inişte. • Yatırımlar azaldı ve bunun neden olacağı bir finansal istikrarsızlık tehlikesi yatırımcıları korkutuyor. • Mustafa Durmuş: “Çin: Küresel Ekonominin Ters Esen Rüzgarları” • C.P. Chandrasekhar and Jayati Ghosh: • Ever Expanding Debt Bubbles in China and India, IDEAs, March 2015. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 65 Kapitalist kriz derinleşiyor
  • 66.
    • Başta IMF,ECB, DB, OECD ve BIS gibi kuruluşlar olmak üzere ekonomistlerin büyük bir kısmı yeni bir finansal krizin patlamakta olduğu konusunda hem fikirler. • Krizin gelmesi kesin, ama ne zaman ve hangi ülkede önce patlak vereceği bilinmiyor? • Araştırmacılara göre, uygulanan onlarca trilyon dolarlık parasal kolaylaştırma politikası sadece yeni balonların şişirilmesine yaradı. • Bankalara ve büyük yatırım fonlarına aktarılan bu taze para reel sektör yatırımcılarına ulaşmadı, daha ziyade finans piyasalarında yeni ve büyük karların yaratılması ve spekülatif kazançlar için kullanıldı. • Böylece özellikle Fed ve ECB gibi merkez bankaları eliyle yeni balonlar şişirilirken, özel yatırımlar çok düşük kaldı. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 66 Kapitalist kriz derinleşiyor
  • 67.
    • Bu kezdurum 2008 öncesinden de ciddi. • Zira 2008’den farklı olarak tüm kapitalist metropol ekonomileri çok borçlular. • Buna karşılık bu borçların ödenmesini sağlayabilecek tek mekanizma olan büyüme hızları çok düşük hatta ekside kalıyor. • Bu da onları daha kırılgan hale getirirken, aynı zamanda da emekçileri daha da baskılamalarına, yeni kemer sıkma politikalarına razı etmelerine ve savaş gibi yollarda dışarıda çözüm aramalarına neden oluyor. • Diğer yandan uluslar arası sermaye hareketleri aracılığıyla kriz giderek Türkiye gibi azgelişmiş ülkelere yıkılmaya başladı. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 67 Kapitalist kriz derinleşiyor
  • 68.
    • Dünyadaki borçstokları Lehman’ın batışından bu yana % 38 arttı (finansal sektörün borcu hariç). • Kamu + özel borç stoku 2008’de % 180 iken, 2013 yılında % 212’ye yükseldi. • Yıllardır yürütülmekte olan finansallaşma ile dünya borsaları gerçek değerlerini % 30 üzerine çıktı. • Ayrıca trilyonlarca dolar agü’lerdeki konut ve inşaat sektörüne aktı (Brezilya ve Türkiye). • Brezilya’da konut fiyatları % 180 arttı. • Balonun büyüğü Çin’de oluştu. Hükümet şu ana kadar ekonomiye 13 trilyon dolar pompaladı. • Bu 4,4 trilyon dolarlık bir gölge bankacılığına ve bir o kadar da konut balonunun şişmesine neden oldu. Çin’in toplam borcu (finans hariç) 2008’de % 147 iken 2013 yılında % 217’ye fırladı. • Gölge bankacılığının (hedge fonları, sigorta şirketleri, private equity fonları brokerlar vb) tüm dünyada işlem hacmi 70 trilyon doları buldu. • Öyle ki ABD’de gölge bankacılığı normal bankacılık sisteminin 2,5 katına çıktı. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 68 Cenevre Raporu (Ekim 2014): Şişirilen balo patlamak üzere
  • 69.
    • Yeni birbankacılık krizi geliyor. • Ama bu kez devletin bankaları kurtarması gündemde olmayacak. • Dodd-Frank Yasası’na göre, müflis bankalar müşterilerinin hesaplarına el koyabilecek (bailing in). • Bunlara yerel hükümetlerin mevduatları da dahil. • Türev alacaklar iflas durumunda ilk ödenecekler arasında yer aldığından, zarar büyük olduğunda diğer alacaklıların paraları ödenmeyecek. • Şu anda beş büyük ABD bankasındaki türev araç riskinin her bir banka için tutarı 40 trilyon dolardan fazla. Bu araçların ticareti modern bir kumar şeklinde yürüyor. • Son dönemde bankalar Wall Street’i gezegenin en büyük gazinosuna dönüştürdüler. • Yüksek türev ticareti karı: NYT: ABD bankalarının hesaplarında 280 trilyon dolarlık türev araç var. • Bu türev araç balonu patladığında hasar öyle büyük olacak ki bunun miktarını tahmin etmek bile çok zor olacak. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 69 Kapitalist kriz derinleşiyor
  • 70.
    • Bu yeniaşamada kriz uluslararası sermaye hareketleri aracılığıyla giderek azgelişmiş ülkelere ve özellikle de bunlar arasında “yükselen ekonomiler” olarak anılan ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelere yıkılıyor. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 70 Kriz azgelişmişlere aktarılıyor
  • 71.
    • ABD’de Fedbeklenen kararını verdi: Finansal piyasalardan yapılan her ay 85 milyar dolarlık menkul kıymet alımına son veriliyor. • Bu ABD’de faiz oranlarını yükseltecek. • IMF : • “ABD’de faiz oranlarının yükselmesi ile azgelişmiş ülkelerden hızla yabancı sermaye çıkışları artacak ve bu da küresel büyümeyi daha da yavaşlatırken, yeni bir finansal krizi tetikleyecek.” • Kapitalist üretim tarzının kendi içinden mevcut küresel krize ekonomik bir çözüm olmadığı artık giderek netleşiyor. • Bu yapılan son üst düzey toplantılardan her hangi bir sonuç çıkmamasından anlaşılıyor. • Uluslararası sermayenin krizden çıkış stratejisinde bu krizi azgelişmişlere aktararak çıkmak olduğu gibi, tıpkı daha önceki krizlerde olduğu gibi , krizi işçi sınıfına ödetmek, bunu sağlayabilmek için de asker-polis rejimi olarak adlandırılabilecek daha otoriter rejimlere yönelmek ve dünyayı bir diğer büyük savaşa sokmak gibi çözümler var. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 71 Fed’in miktarsal sıkılaştırması geliyor
  • 72.
    Doç. Dr.Mustafa Durmuş72 Finansal kriz oluşma mekanizması
  • 73.
    • Gelişmiş ülkeler,merkez bankaları aracılığıyla, son beş yıllık durgunluklarını ve toparlanmadaki başarısızlıklarının sonuçlarını azgelişmişlere ödettiriyorlar. • Zira merkez bankalarının sıkılaştırma politikalarıyla yükselen ekonomilerden sermaye çıkışları artacak, döviz kurları yükselecek, doğrudan yabancı sermaye yatırımları azalacak, enflasyon artıp, ihracat yavaşlayacak ve tüm bunlar da azgelişmiş ekonomilerin daralmasına neden olacak. • Özellikle büyümeleri ihracatlarına bağımlı olan yükselen ekonomiler bu gelişmelerden çok ağır bir biçimde etkilenecek. • Doç. Dr.Mustafa Durmuş 73 Finansal kriz oluşma mekanizması
  • 74.
    • 26 ülkeyiiçeren endeks; 2012 yılı için, cari hesap dengesi, kredi büyümesi, kısa vadeli dış borçların ve dış borç servisinin toplam rezervler içindeki payı, finansal açıklık ve döviz kurlarından oluşan bir sepete göre hesaplanıyor ve en yüksek risk 20 puan olarak belirleniyor. • Türkiye 18 puan gibi rekor bir puan ile yabancı sermaye akımlarının donması durumunda en riskli ülke olarak ortaya çıkıyor. • (The Economist, Which emerging markets are most vulnerable to a freeze in capital inflows?, The capital-freeze index,, http://www.economist.com, Sep 7th 2013). Doç.Dr. Mustafa Durmuş 74 The Economist: En riskli “yükselen ekonomi”: Türkiye
  • 75.
    • Endeksin bileşenleriolarak, cari hesap dengesinde, cari açığı % 6,3 olarak en riskli üçüncü; • kısa vadeli dış borçlar ve dış borç servisinin döviz rezervleri içindeki payı % 150 olarak en riskli üçüncü; • 2009–2012 döneminde yıllık ortalama % değişme cinsinden iç kredi artışı olarak % 114 ile birinci; • finansal açıklık ( 0–1000) içinde 200 puan ile birinci ve • Ocak-Ağustos 2013 döneminde dolar karşısında ulusal paraların değerindeki yüzde değişme cinsinden % 13 değer kaybederek yedinci sırada yer alıyor. • Böylece Türkiye aralarında G. Afrika, Ukrayna ve bazı L. Amerikan ülkelerinin bulunduğu kırmızı bölgenin en başında yer alıyor. • Mustafa Durmuş: • DOLARIN YÜKSELİŞİNİN İKTİSADİ VE SİYASAL ETKİLERİ 75 The Economist: En riskli “yükselen ekonomi”: Türkiye Doç.Dr. Mustafa Durmuş
  • 76.
    • Ekonomik krizlerkapitalist sistem için işlevseldirler. • Öyle ki krizler sermayeye dengesizliklerini ve ayarsızlıklarını yeniden düzenlemede yardımcı olurlar ve sermayenin genişlemesinin yeni bir dönemi için temel oluştururlar. • Yani düzenli iş-döngüsü krizleri sisteme yardımcı olur. • Ancak bu döngülere ilaveten ekonomide uzun dönemli trendlerde mevcuttur. • Örneğin 1960’lardan bu yana onlarca yıldır kapitalist ekonomilerin büyüme trendi yavaşlıyor. • Bu sorun ABD, Japonya ve Avrupa gibi gelişmiş ekonomilerde yaşanıyor. • Büyüme oranları % 1’e doğru geriliyor. • Bu demektir ki bu ülkelerin ekonomileri bu oranlarda ancak 70 yılda bir iki katına çıkabilecektir. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 76 Kriz?
  • 77.
    • Şüphesiz kapitalistsınıf sadece 70 yılda iki katına çıkmayı kabullenmeyecektir. • O halde ne yapacaklar? • Eğer pasta büyümüyorsa, pastadaki payınızı artırabilmenin tek yolu pastayı yeniden bölüşmek ve diğerlerinin payını azaltarak sizinkini büyütmektir. • Bu bağlamda bir dünya savaşı öngörüsü afaki değil. • Afganistan, Libya ve Irak savaşlarını üst üste ekleseniz durumu kurtarmaya yetmiyor. • Ekonomiyi teşvik etmek için daha işin başında bu küçük savaşlar gibi 15 tane daha savaşa ihtiyaç var. • Yapacakları şey bu nedenle de ekonomileri yeniden finansallaştırmaktı. • Bunu hali hazırda yaptılar ama durumu daha da kötüleştirdiler. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 77 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 78.
    • Kaldı kisavaşların sadece yeniden paylaşım ve kriz çözücü etkileri yok. • Bu savaşlar emekçilere ve sistem muhaliflerine de bir gözdağı niteliğindedir. • Zira savaş dönemleri olağanüstü hal dönemleridir. Demokratik hak ve özgürlükler, her türlü muhalif örgütlenme, grevler, gösteriler, mitingler ya tamamen yasaklanır ya da askıya alınır. • Aynı zamanda milliyetçilik, şovenizm ve ırkçılık azdırılarak faşizm dalgası da yükseltilir ve azınlıklar, muhalifler ve sosyalistler ciddi hedef haline getirilirler. • Bugün Türkiye 30 yıldır devam eden bir iç savaşın yanı sıra hemen sınırında, Orta Doğu’da şimdilik bir bölgesel savaş görünümüne sahip bir dünya savaşının eşiğinde. • The New York Times’ın haberine göre Obama Yönetimi önümüzdeki 30 yıl boyunca nükleer silah kapasitesini yenilemek için 1trilyon dolardan fazla bir kaynak ayırmayı planlıyor. • ABD ve emperyalist blok IŞİD’i olduğundan çok daha büyük bir canavar gibi göstererek yeni işgaline ön hazırlık yapıyor. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 78 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 79.
    • Başta IMFve DB olmak üzere uluslara arası kuruluşların raporları krizin derinliğinin bir kanıtı. • Zira bu raporlar yakın gelecekte bir ekonomik büyüme artışının olmayacağını ileri sürüyor. • Krizin derinleşmesi ise temel kapitalist güçler arasındaki gerilimin ve militarizmin yükselişe geçmesinin sürükleyici gücünü oluşturuyor. • Uluslararası düzeydeki bölünme de giderek derinleşiyor. • ABD finans sektörü, ECB’nin miktarsal kolaylaştırma programını daha da genişleterek sürdürmesini istiyor. • Alman sermayesi ise bunun kendi pozisyonunu zayıflatacağını düşünerek buna karşı çıkıyor. • Bu çekişme geçmişte Ekim 1987’deki borsa çöküşünün nedenlerinden biriydi. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 79 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 80.
    • ABD faizleriyükseltip, ECB ve Japon merkez bankaları düşürdüğünde carry trade’nin koşulları oluşuyor. • Yani yatırımcılar uluslar arası piyasalarda düşük faizle borçlanıp ABD’deki varlıklara yatırım yapıyorlar. • Summers Almanya’yı eleştiriyor ve mevcut durumu 1930 Depresyonu ile kıyaslıyor. • Alman maliye bakanı ise krizin nedeninin ABD olduğunu ileri sürüyor. • ECB bölünmüş durumda. • Almanya miktarsal kolaylaştırma politikalarının daha fazla sürdürülmesine karşı. • Doç. Dr.Mustafa Durmuş 80 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 81.
    • Tarihe bakmakgerekli: • 1910’lı yıllardaki ekonomik büyümenin sonlanması sistemik krizin mekanik araçlarla çözüme kavuşturulmasını, yani rakiplerin birbirlerine karşı askeri araçlara başvurmasını da beraberinde getirmişti. • Bugün bu koşullar daha da geçerli, dolayısıyla mekanik araçlar için hazırlıklar yapılıyor. • Durgunluk ve resesyonun kalıcı hale gelmesiyle militarizmin küresel olarak yükselişe geçmesi tesadüf değil. • Almanya ve Japonya 20yyın ilk yarısındaki tutumlarına geri dönüyorlar. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 81 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 82.
    • 1.D.S’dan 100ve 2.D.S’dan yaklaşık 75 yıl sonra Alman siyasal elitleri tekrar savaşı kaşımaya başladılar. • Almanya’nın Avrupa ve dünyadaki liderliğini ön plana çıkartan propaganda faaliyetlerine başladılar. • Bu yıl Alman Cumhurbaşkanı, şu ana kadar süren askeri kısıtlamalara artık son vereceklerini açıkladı. • Alman Hükümeti Ukrayna’da sağcı bir darbeyi desteklerken, Rusya’ya karşı ekonomik savaşı da başlattı. • Orta Doğu’da IŞİD’in neden olduğu durumu kullanarak ekonomik ve politik çıkarlarını askeri araçlarla korumaya başladı. • K. Irak’ta Peşmergeyi silahlandırdı, Suriye’ye karşı yapılan hava saldırısına destek verdi. • Bu arada Almanya’nın kendi içinde şu ana kadar görülmemiş bir askeri propaganda tüm medyaya hakim oldu. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 82 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 83.
    • ABD emperyalizmiOrta Doğu’da savaşı körüklüyor ve aynı zamanda Rusya’ya ve Çin’e karşı Asya’da yığınak yapıyor. • Ekonomik gerilim giderek açığa çıkıyor. • ABD ve Alman finans kapitali arasındaki gerilim giderek artıyor. • Avustralya, ABD’nin Çin ve Rusya karşıtı politikalarının pivot uygulayıcısı olarak harekete geçti ve Orta Doğu’daki müdahaleye katılacağını açıkladı. • Avustralya’nın yıllardır Çin’e yaptığı demir cevheri ve diğer sınai hammadde ihracatının getirileri sona ermeye başladı, böylece Avustralya ABD’ye daha da yaklaştı. • Kuşkusuz ekonomik ve politik süreçler arasındaki ilişki hemen görülmez ve karmaşık bir nitelikte. • Ama gelişimin yönü net: • Küresel ekonomik büyümedeki yavaşlama bir 3.D.S’nın koşullarını oluşturuyor. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 83 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 84.
    • Kapitalist krizeçözüm bulamayan egemen seçkinler tüm dünyada işçi sınıfına yönelik saldırılarını artırıyor, en küçük direnişleri dahi askeri araçlarla bastırmaya çalışıyorlar. • Jeopolitik durum 1939’daki koşullardaki gibi bir dünya savaşı olasılığını güçlendiriyor. • 2. D. S. öncesindeki ekonomik gelişim 2008 öncesine benziyor. • 1913-14 yıllarına gelindiğinde kapitalist dünya ekonomisi büyümesinin sınırlarına ulaşmıştı. • 1890’lardan itibaren ekonomik gelişimin yönü yukarı doğru idi, ama bu durum kendi zıttını yaratmış ve çöküşün koşullarını da oluşturmuştu. • Patlak veren kriz sadece periyodik bir çalkantının işareti değil, uzatılmış bir ekonomik durgunluğun da başlangıcıydı. • Emperyalist savaş ise bu zor durumdan bir kurtulma girişimiydi. • Bir önceki dönemin yolundan ekonomik gelişimi sürdürmek çok zordu, zira burjuvazi piyasaların sınırlarını zorlamaktan korkuyordu. • Bu bir sınıf gerilimi yarattı, siyaset bu gerilimi daha da artırdı ve bu da Ağustos’ta savaşa neden oldu. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 84 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 85.
    • Kuşkusuz tarihtekerrür etmez. • Ancak 1914 ve 2008 öncesi periyodların benzerliği de ihmal edilemez. • Daha 2006’ya kadar “büyük ılımlılık” yaşanmış ve 1970 ve 1980’lerin sorunlarının çözüldüğüne inanılmıştı. • Çin yükselen bir ekonomi olarak dünya ekonomisine yeni sağlam bir temel oluşturuyor hatta Afrika bile küresel kapitalist genişleme için yeni bir çıkış alanı gibi değerlendiriliyordu. • Ama genişlemenin temellendiği yapı aslında finansal spekülasyon ve asalaklığa dayalı kumdan bir kale gibiydi. • Tıpkı veremliler gibi, kapitalizmin yatağa düşmeden önce yanaklarında güller açmıştı. Doç. Dr.Mustafa Durmuş 85 Kriz- savaş- otoriter yönelimler
  • 86.
    • Dönüştürücü üstyapı dinamikleri • Burjuva ideolojisindeki dönüşüm ve neo liberal ideoloji ve ekonomi politikaları, sosyal devletin çöküşü ve Yeni Yönetişim anlayışı Doç.Dr.Mustafa Durmuş 86
  • 87.
    • 1970’li yıllardanbu yana metropol ülkelerde geliştirilen neo-liberal ideoloji ve neo-liberal politikalar IMF, DTÖ ve DB gibi örgütler aracılığıyla tüm dünyaya egemen kılındı. • Bu ideoloji, işçi sınıfı ve aydınlar başta olmak üzere toplumun büyük kesiminin ülke sorunlarına ilgisiz kalmasına neden oldu. • Ayrıca bu ideolojinin muhafazakarlık ve din ile ittifakı toplumun dönüştürülmesinde etkili oluyor. Neo-liberal ideoloji Doç.Dr.Mustafa Durmuş 87
  • 88.
    • Neo-liberalizm, emekörgütleri ve sendika karşıtı yasaların hayata geçirilmesi, sendikal faaliyetlerin yasaklanması ya da kısıtlanması demek. • Bu rejimde sendikalara biçilen rol, emek gücü piyasalarının düzenlenmesi ve yönetilmesinde sendikaların, kapitalistlerin ve devletin yönlendiriciliği altında müttefiklik-yardımcılık rolüdür. Neo-liberal ideoloji Doç.Dr.Mustafa Durmuş 88
  • 89.
    • Neo liberaldönemde sınıfsal güç dengelerinde ve kapitalist devlet anlayışında önemli değişiklikler meydana geldi. • Bu gelişmeler sosyal devletlerin günümüzde içine girdikleri paradigma değişikliğinin ve beraberindeki kamusallık anlayışındaki değişimin de arka planını oluşturuyor. Sınıfsal güç dengesindeki değişim 89Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 90.
    • 1980 sonrasıneo liberalizm olarak adlandırılır. • Neo-liberal dönem sermayenin hegemonyasının yeniden ve daha güçlü bir biçimde kurulmasını sağlarken, sosyal devletin de giderek ortadan kalkmasına neden oldu. Neo liberalizm: Sosyal devletin sonu 90Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 91.
    • 1980 kırılmasıbirbiriyle ilişkili iki önemli geçiş içeriyor: • (i) Fordist yapılanmadan Post-Fordist yapılanmaya geçildi. • Fordist dönemde sermaye ile emek arasında bir çeşit ateş kes mevcuttu ve örgütlü emek ,ücret artışları ve iş güvenliği bağlamında oldukça güçlenmişti. • Post- Fordist dönemde ise bu ateşkes bitti ve emek ikame edilebilir, vazgeçilebilir, kullanılıp atılabilir bir hale dönüştürüldü. • (ii) Keynesyen teoriden Post-Keynesyen teoriye geçildi. • Keynesyen teori altında hükümetten ekonomiyi düzenlemesi ve toplumun refahı için sosyal refah programlarını sürdürmesi bekleniyordu. • Post-Keynesyen / Neo liberal dönemde ise hükümet bunların hiçbirini yapmamalıydı. Neo liberalizm 91Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 92.
    • Kısaca; • Fordizmve Keynesyenizm işçi sınıfını ve genel olarak vatandaşları kapitalizmin aşırılıklarından koruyan bir çeşit «Toplumsal Anlaşma» idi. • Neo liberalizm dünya çapındaki siyaset ve ekonomiyi giderek daha fazla hâkim sınıf ya da ulusların emrine sokacak şekilde şekillendiren bir ideoloji. • Topluma karşı açgözlü bir topyekûn saldırının, savaşın hikâyesi. Neo liberalizm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 92
  • 93.
    • (i) Kamusalmal ve hizmetlerin metalaştırılması ve kamunun küçültülmesi (özelleştirmeler). • (ii) Her türlü metaı bir spekülasyon aracına dönüştüren bir hızlı finansallaşma. • (iii) Her türlü doğal, sosyal ve reel felaketin ve krizin kapitalist sınıf için ve onun tarafından manipülasyonu. • (iv) Servetin üst sınıflar lehine ve bölüştürülmesinde devletin açık ve pervasız bir biçimde bir araç olarak kullanılması. Neo liberalizmin dört ayağı (D. Harvey) 93Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 94.
    • Neo liberalizmile birlikte geleneksel sermaye birikimi yöntemlerine ilave olarak, • sağlık ve eğitim gibi kamusal hizmetlere ve doğaya ve doğal kaynaklara el koyma biçiminde çağdaş bir “ilkel birikim modeli” de yoğun bir biçimde kullanılmaya başlandı. • Bu gelişmeler kamusallığın da daraltılarak etkisizleştirilmesiyle sonuçlandı. İlkel birikime dönüş 94Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 95.
    • Türkiye ekonomisininbu süreçte dönüştürülmesi ve büyük şirketler ve sermayenin hegemonyasının tam tesisi şöyle bir kronoloji izledi: • 24 Ocak 1980 Kararları; • Haziran 1980’de faiz oranlarının serbest bırakılması; • 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi; • 1982 anayasası ile HSYK, YÖK benzeri kurumların oluşturulması; • 1982’den itibaren Sermaye Piyasası Kurulu ve İMKB’nin kurularak uluslararası finans piyasalarıyla bütünleşmenin adımlarının atılması; • 1984 yılından itibaren vergilemeden giderek vazgeçilerek kamu finansmanının asıl olarak iç ve dış borçlanmayla karşılanması; • 1986 yılından itibaren hız kazanan özelleştirmeler ile her şeye yerli ve yabancı sermaye tarafından el konulması ; • 1989 yılında döviz giriş ve çıkışının serbest bırakılarak küresel piyasalara entegrasyonun sağlanması. Türkiye’de neo liberalizm Doç.Dr. Mustafa Durmuş 95
  • 96.
    • 2001 yılındaEcevit başbakanlığındaki Koalisyon Hükümeti’ne dışarıdan bakan olarak atanmış olan K. Derviş’in uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda hazırlamış olduğu “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” ekonomik dönüşümün belki de en önemli yapı taşı. • Zira sonrasında iktidar olan yeni liberal - yeni muhafazakar AKP Hükümeti bu programı hiç sorgulamak gereği duymadı. • Uluslararası piyasalarla bütünleşti. • Buna sadece yoksullara yardım programı biçimindeki muhafazakar soslu “yeni popülist” bir uygulamayı ilave etti. Türkiye’de neo liberalizm ve 2002 sonrası neo muhafazakarlık Doç.Dr. Mustafa Durmuş 96
  • 97.
    • Yönetim, devletdışındaki aktörleri de (sivil toplum örgütleri, şirketler, piyasalar vb) içeren, “birlikte yönetme”, “hükümet olmadan yönetme” olarak tanımlanıyor. • Son derece esnek, aynı ölçüde kaygan ve değişken bir kavram. • Söylemde tarafsız , siyasi ve ideolojik olmayan bir özellik sergiler. • Gerçekte bu kavram yeni bir siyasal iktidar modeli. • Toplumun ezilenlerini dışlarken, toplumun geleceğini sermaye sınıfının egemenliğine mutlak olarak teslim eder. Neo liberal Yönetişim 97Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 98.
    • Avrupalı devletlertekil kemer sıkma uygulamalarında yeterince başarılı olamayınca, • 2011’den itibaren Yeni Avrupa Ekonomik Yönetişimi adı altında hem ulusal düzeyde hem de ulus üstü bir açık hegemonya modeline başvuruluyor. • «Avrupa Sömestri» ile ulusal meclislerin bütçe yapma hakkı fiilen ortadan kaldırılıyor ve Avrupa Komisyonu’na veriliyor, üye ülke ekonomileri izlenip denetleniyor. Yönetişim AB’de kanunlaştı 98Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 99.
    • Üst yapıdakien önemli değişim ideoloji alanında oldu. • “Neo liberal burjuva ideolojisi” din ve muhafazakârlık gibi yerleşik diğer ideolojilerle yaptığı işbirliği sonucunda, • adeta yeni bir din gibi kesin biat edilen bir ideolojiye dönüştü. Kültürel Hegemonya tesisi: Neo liberalizm – ideoloji-yeni muhafazakarlık - din işbirliği Doç.Dr.Mustafa Durmuş 99
  • 100.
    Kültürel hegemonya eşitsizlikleri meşrulaştırıyor •Sabır, • Sınav, • Şükür, • Tevekkül, • Kader • Referanslarını kullanan kültürel hegemonya toplumdaki eşitsizliklerin emekçiler tarafından normal görülüp kabul edilmesini, itaat edilmesini sağlıyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 100
  • 101.
    • Türkiye’de dinselpratiklerin ve simgelerin kamusal alandaki görünürlüğü hızla arttı. • Piyasa İslamı, özelleştirmeler aracılığıyla sosyal devletin tamamıyla yok edilmesinde bir araç olarak kullanılıyor. • Amerika’da olduğu gibi, dinsel olan, yeniden yorumlanmış bir kamusal alanın tam ortasına oturtulmaya çalışılıyor. Piyasa İslamı: Sosyal devletin yok edilmesinde araç 101Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 102.
    • Piyasa İslam’ıBush’un “inanç temelli inisiyatif” fikrinin bir uzantısı: • «Şimdiye kadar devletin sağladığı bazı sosyal hizmetler özel sektör ve dini cemaatler üzerinden ve hayırseverlik temelinde verilecektir (Religious contractors)». • «Cemaatler eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerini kendileri yönetebilirler». 102Doç.Dr.Mustafa Durmuş «Piyasa İslam» ı sosyal devlete karşı
  • 103.
    • Dinsel referansgeleneksel İslami bir duruştan ziyade bir kamu karşıtlığından besleniyor. • Hükümete sadece büyüme ile ilgilenmek düşüyor. • Dinsel lügatin zekât, sadaka, vakıflar gibi temel kavramları yeni sosyal politika araçları olarak sosyal devlete alternatif olarak sunuluyor. Kamusallıkta boşalan yer «Piyasa İslam» ı ile doldurulmak isteniyor 103Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 104.
    • Neo liberalyeniden yapılandırma ile geçen 30 yılın ardından gelen kemer sıkma çağında; • Avrupa Birliği ülkelerindeki sosyal devletlerin geleceği son derece belirsiz. • Kemer sıkma AB’de kurumsallaştırılıp, kalıcı hale getiriliyor. • Sermaye açısından artık emek ile uzlaşmaya gerek de yer de yok. Çağ, kalıcı kemer sıkma çağı 104Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 105.
    Kalkınma-Büyüme İlişkisi • İkikavram birbirine karıştırılıyor. • İkisi arasında nitelik farklılıkları var. • Kalkınma: İnsanın doğa karşısında egemenliğinin artması, üretici güçlerde kesintisiz bir değişme ve gelişme ve dinamizm. • Ekonomik, sosyal, toplumsal ve siyasal yapıların değişerek insan yaşamının maddi ve manevi alanlarda ilerlemesi, birey ve toplum refahının artması. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 105
  • 106.
    Kalkınma-Büyüme İlişkisi • Kalkınma,sosyo-ekonomik yapısal bir dönüşüm. • Büyüme ve gelişmeyi içerir: - Sanayileşme, - Kişi başına düşen gelir artışı, - Adil bir gelir dağılımı, - Etkin kaynak tahsisi, - İleri teknoloji, - Sosyo-kültürel gelişme, - Demokrasi ve insan hakları, - Eğitim, sağlık, sosyal güvenliğin insan hakkı olarak kabulü, - Çevre bilincinin gelişmesi. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 106
  • 107.
    Kalkınma • Goulet: Kalkınmanınüç olmazsa olmazı: Zorunlu ihtiyaçların karşılanması, özgüven-bağımsızlık ve özgürlük. • 1.Yurttaşlarının konut-barınma, gıda, eğitim, sağlık gibi zorunlu ihtiyaçlarını bedelsiz olarak karşılayamayan; • 2. Emperyalistlerce kaynakları sömürülen ve diğer ülkelerle ilişkilerini eşit bir zeminde sürdüremeyen; • 3. Halklarının, insanlarının kendi geleceklerini özgürce belirleyebilme hak ve özgürlüklerine sahip olmadığı bir ülke, toplum, ekonomi gerçek anlamda kalkınmış sayılamaz Doç.Dr.Mustafa Durmuş 107
  • 108.
    İktisadi Kalkınma • İktisadikalkınma, sermaye birikimi başta olmak üzere, teknolojik gelişme, sosyal ve politik alanda kurumsal düzenlemeler ve etkin bir kamu yönetiminin varlığını gerekli kılar. • Kaldor : İktisadi kalkınma ancak sanayileşme ve sermaye birikimi ile mümkün. • İktisadi olarak kalkınmış ülkeler sanayileşmiş ülkelerdir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 108
  • 109.
    İktisadi Büyüme • İktisadibüyüme kalkınma sürecinin lokomotifi : Kişi başına düşen milli gelirdeki artış. • İktisadi büyüme kabaca üç yolla gerçekleşir: -Mevcut üretim kapasitesinin daha yoğun kullanımı (kapasite kullanımı), -Potansiyel hasıla ile fiili hasıla arasındaki açığın kapatılmasına yönelik olmak üzere kaynakların yeniden tahsisi (etkin kaynak tahsisi) -İşgücü kullanımına göre fiziki sermayenin ve/veya teknolojinin hızlandırılması (verimlilik artışı). Doç.Dr.Mustafa Durmuş 109
  • 110.
    Kalkınma-sanayileşme –sermaye birikimi •Sermaye birikimi :Bir ekonomide üretimi artırmayı hedefleyen, sermaye stokuna net ilaveler. • Dar anlamda özel ve kamusal yatırım harcamaları sermaye birikiminin temel unsurları. • Geniş anlamda sermaye birikimi : - Fiziki sermaye malları ( fabrikalar, makineler ve binalar), - Alt yapı harcamaları ( yol, baraj ve hava limanları), - Beşeri sermaye ( eğitim + sağlık yatırımları) - Yaşam standardını ve işgücü verimliliğini artıran tüketim harcamaları. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 110
  • 111.
    • Beşeri sermayeterimi insan varlığını cansız nesnelerle birleştiren bir terim. • Ana akım: «Beşeri sermaye ekonomideki ajanların gelir yaratmaya dönük üretken kapasiteleridir». • Ancak bu tanım işçilerin yaşam ve çalışma koşullarını içermiyor. Bu nedenle de okullarda aldıkları eğitimin süresi ile ilişkilendirerek ölçüm yapıyor. • İşe başlamadan önceki dönem pasif olarak ele alınırken, işte öğrendikleri ihmal ediliyor. Perelman The Invisible Handcuffs of Capitalism, 2011) Doç. Dr. Mustafa Durmuş 111
  • 112.
    • Eğitim alamayan,ağır işlerde ve düşük ücretlerle çalışanların mevcut durumları bu kavram ile meşrulaştırılıyor. • Eğitimin ırka, cinse ve sınıfsal konumlara göre nasıl değiştiği gerçeği de unutuluyor. • Bu kavram işçiyi insanlık halinden çıkartıp, işyerinde cansız, sabit bir sermaye malı konumuna indirgiyor. • Oysa bir insan olarak işçiler sadece pasif, aldıkları emirleri uygulayan araçlar değiller. Perelman, The Invisible Handcuffs of Capitalism, 2011 Doç. Dr. Mustafa Durmuş 112
  • 113.
    • İşçiler kapasiteleri,arzuları, umutları olan varlıklar. • Kavram insanı diğer sermaye biçimlerine indirger. • İnsan varoluşunun diğer kısımları da sermaye biçimlerine indirgeniyor. • 16 tür sermaye kavramından söz ediliyor: Entelektüel, dini, doğal, dijital, psikolojik, politik, aile, bilgi vb. • Bu durum Thatcher’in TINA’sı ile ilişkilidir. • Piyasa mantığına uygun düşmeyen hiçbir şey anlamlı değildir. Perelman, The Invisible Handcuffs of Capitalism, 2011 Doç. Dr. Mustafa Durmuş 113
  • 114.
    Sermaye birikimi • Kapitalistbüyümenin temel biçimi ve amacı, • Kapitalistlerin servet biriktirme biçimi, • Kapitalist krizlerin temel nedeni (aşırı birikim krizleri: 1929, 2008), • İktisadi büyüme : Sermayenin büyümesi. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 114
  • 115.
    • Krizlere vesosyal adaletsizliğe neden olan sermaye birikimi mi, • yoksa sermayenin ve teknolojinin üzerindeki mülkiyet biçimi mi? • Sermaye X üretim araçları Sermaye birikimi Doç.Dr.Mustafa Durmuş 115
  • 116.
    • Emekçiler «sermayeningerekli olduğuna» inandırıldığından sermaye üretim ve toplumu yönetmeyi sürdürür. • Eğitim, gelenek ve alışkanlıklarla işçiler kapitalist üretim tarzının doğa kanunları gibi geçerli ve gerekli olduğuna inandırılırlar bu da onların tüm direncini kırar. 116 Eleştirel akım: Sermaye birikimi Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 117.
    • Sermayenin tamolarak ne olduğunu anlamak gerekir. • Marx (Das Kapital): • «Sermaye işçilerin kendilerinin yarattığı ama sonuçta kendilerine karşı bir silaha dönüşen bir ürün. • Araç, alet, makine gibi insanın zihinsel ve el emeğine dayalı faaliyetlerinin sonucunda ürettiği şey. • Sermayeye baktığımızda onun geçmişteki ve devam eden emek sömürüsünün bir sonucu olduğunu görürüz». 117 Sermaye birikimi Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 118.
    • Bu durumneden kolayca anlaşılmaz? • Çünkü sömürü açık değildir. • İşçinin emeğini işverene sattığı ve bunun da karşılığını aldığı algısı yaratılır. • Örnek: Ücretlerin saat ücreti olarak hesaplanıp ödenmesi biçimindeki uygulama bu görüntüyü güçlendirir. • “Tüm emek sanki ödenmiş emekmiş gibi ortaya çıkar.” 118 Sermaye birikimi Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 119.
    • Böylece çalışılanbir günün gerekli ve artık emek; ödenmiş ve ödenmemiş emek biçiminde ayrıldığı gerçeği gizlenir. • Bu yanılsama/illüzyon sermayenin gerçekte kaynağının işçilerin ödenmemiş emekleri olduğunu gerçeğini de gizlemek için yaratılır. 119 Sermaye birikimi Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 120.
    • Oysa sermayeninbüyümesinin ön koşulu artı değerin büyümesidir. • Bu nedenle sermaye herhangi bir üretken gücün geliştirilmesinin değil, artı değer üretimini artıracak ve onu realize edecek gelişmelerin peşindedir. • Yani sermaye seçici davranır ve üretkenlik artışının meyvesini toplama derdindedir. • Bilim ve teknoloji uygulamaları da bu bağlamda sermayenin hizmetindedir. 120 Sermaye birikimi Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 121.
    • Oysa sermayegeçmiş ve yaşayan sosyal emeğin, sosyal mirasın bir sonucudur. • Sosyal miras, kuşaklarca üretilen ürünler sermaye sahiplerine ait oldukça, işçiler sermayenin kontrolü altında kalmaya devam ederler. • Sermayenin geçmiş ve yaşayan sosyal emeğin bir sonucu olması onun toplumsal mülkiyete ait olmasını haklı ve gerekli kılar . 121 Sermaye birikimi Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 122.
    Marksist iktisat veNeo klasik iktisatta sermaye kavramı • Marx’a göre sermaye sosyal, siyasal ve yönetsel bir kategoridir. • Egemen sınıfın üretim araçlarını denetleme aracıdır. • Para veya makine biçiminde ya da sabit veya değişken olabilir. • Özü itibariyle ne fizikseldir ne de finansaldır. • Özü güçtür. Yani kapitalistlere, karar alma ve işçilerden artı değer yaratma, çıkartma yetkisi veren bir güçtür. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 122
  • 123.
    Alternatif bir üretimtarzı • Sosyal Mülkiyet: Üretim araçlarının sosyal mülkiyeti olmalı çünkü sosyal verimliliğin hepimizin özgür gelişimine yönlendirilmesi ancak bu sayede mümkündür. • Sosyal Üretim: İşçiler tarafından organize edilecek olan sosyal üretim üreticiler arasında yeni işbirliği ilişkisini inşa eder ve bu tüm üreticilerin tam gelişimi için şarttır. • Sosyal ihtiyaçların karşılanması: Dayanışmacı bir toplumda toplumsal ihtiyaçların karşılanması temeldir; birimizin özgür gelişimi hepimizin özgür gelişiminin koşuludur. Sosyalmülkiyet SosyalÜretim SosyalİhtiyaçlarınKarşılanması Doç.Dr.Mustafa Durmuş 123
  • 124.
    Kapitalizm altında büyümeve kalkınma (Azgelişmiş ülkeler) • İktisadi büyüme ve kalkınmanın planlanması, örgütlenmesi ve finanse edilmesi kamunun görevi, çünkü; • Özel tasarruflar az, yetersiz, • Finansal piyasalar azgelişmiş ve spekülatif, • Sermaye birikimi yetersiz , • Teknoloji geri ve dışa bağımlı, • Özel sektör sadece kar maksimizasyonu peşinde . Doç.Dr.Mustafa Durmuş 124
  • 125.
    • Büyüme Fetişizmi •M. Durmuş, « Büyüme, Neyin Büyümesi?», • Ekonomik Yaklaşım, Sayı 83, cilt 23, 2012. • Büyüme : Asıl soruyu sormak!, www.siyasihaber.org. 2014. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 125
  • 126.
    • İktisadi büyümeGSYH’deki yüzdesel artışla ölçülüyor. • Ama bu ölçüm tatmin edici değil. Zira; • insana ait maliyetleri ve faydaları, • emek ve emekçilerin çalışma koşullarını göz ardı ederken, • ticari işlemlerin değerleri üzerinde yoğunlaşıyor. • Sadece belirli piyasa işlemlerinin değerini ölçüyor. • Üretimi ya da örneğin özgün bir biçimde faydalı mal üretimini göstermiyor. • Bunun nedeni ölçmenin malların “değişim değerine” dayandırılması, “kullanım değerleri»nin göz ardı edilmesi. İktisadi büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 126
  • 127.
    • “Kimler, nasılçalışır?” gibi konular istatistiklerde yer almaz. • Emek gücü sadece piyasada bir işlem olarak yer aldığında hesaba katılır. • Keza bir akademisyenin yazdığı bir makale toplumun bilinçlenmesine ciddi katkı sağlasa da, yazar ünlü bir pop şarkıcının elde ettiği gibi yüksek bir geliri elde edemediğinden, şarkıcının yüksek geliri GSYH hesabında yer alırken akademisyenin katkısı sadece kendisini ödenen aylık maaş miktarında yer alır. İktisadi büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 127
  • 128.
    • Oysa GSYHiçinde, dolayısıyla da ticari işlemler arasında yer almayan çok sayıda faaliyet toplum için, insanlık için temel bir öneme sahiptir. • Örneğin bugün barış çabaları silah üretmekten daha değerlidir ama GSYH’ye her hangi bir katkı sağlamamaktadır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 128 İktisadi büyüme
  • 129.
    • Diğer yandanböyle bir ölçme biçimi sermaye çevreleri açısından işlevseldir. • Zira bu kesimlere hem ticari işlemlerle ilgili enformasyon kolaylığını sunarak, • hem de piyasaların ne denli etkin çalıştıkları biçimindeki yaygın yanılsamayı güçlendirerek hizmet eder. İktisadi büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 129
  • 130.
    • Ayrıca GSYHkavramı; ev içi üretimi hesaplamaya dâhil etmez. • Hiçbir ayrıştırma yapmaksızın tüm ticari faaliyetlerin insanlara hizmet ettiğini varsayar. • Dinamik bir süreç içinde değişen GSYH yapısının hesaplanmasının zorluklarını dikkate almaz. İktisadi büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 130
  • 131.
    • Bilgi eksikliğiiçeren ya da irrasyonel satın almaların ötesinde tüketicilerin aslında almaya niyetli olmadıkları satın almaları kapsama dâhil eder. • Diğer taraftan örneğin otomobillerin neden olduğu trafik sıkışıklığı, atmosfer kirliliği vs fiyatlamanın dışında kalacağı için GSYH içinde değil, dışında kalır. • Otoların neden olduğu trafik kazaları ise hastane ödemeleri ve oto yedek parça, tamir ve sigorta gibi ödemelere neden olduğundan GSYH’yi artırır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 131 İktisadi büyüme
  • 132.
    • Ayrıca ülkekarşılaştırmalarında da sorunlar söz konusudur. • Örneğin ücretlerin düşük, fakat işçilerin iyi koşullarda sosyal konut, uygun ulaşım ve ulusal sağlık hizmetine sahip olduğu ülkelerde bu tür farklılıkların ülke karşılaştırmalarında hesaba katılması çok zordur. • İktisadi büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 132
  • 133.
    • Bu anlamdakişi başına düşen gelirin yüksekliği bir ülkenin iktisadi ve sosyal kalkınmışlığının göstergesi olamaz. • Öyle olsaydı, bu gelirin nasıl bölüşüldüğü bir yana, örneğin kişi başına düşen geliri 35.000 doların üstünde olan Suudi Arabistan’ın dünyanın sosyal ve ekonomik olarak en gelişmiş ülkelerinden biri olması gerekirdi. • Bu bağlamda tek başına iktisadi büyüme hızının ya da kişi başına düşen gelirin yüksekliği bir ülkenin emekçileri ve işsizlerince alkışlanacak ya da gurur duyulacak bir şey değildir. İktisadi büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 133
  • 134.
    Gelir bölüşümü –bebek ölümleri ilişkisi Doç.Dr.Mustafa Durmuş 134
  • 135.
    Inequality and health,2011, inequality.org
  • 136.
    Inequality and health,2011, inequality.org
  • 137.
    Inequality and health,2011, inequality.org
  • 138.
    Inequality and health,2011, inequality.org
  • 139.
    Küba • 11 milyonnüfus. Ömür 75 yıl. Bebek ölüm oranı binde 7. Yaygın ulusal sağlık sistemi 1959’da başlatıldı. GSYH’sinin % 6,3’ünü sağlığa harcıyor. • Kişi başı sağlık harcaması 131 dolar gibi çok düşük bir rakam olsa da DSÖ’nün (WHO) 1997 sağlık sistemleri performansı sıralamasında 191 ülke içinde ilk 39’a giriyor (ABD 37.). • Herkese ücretsiz sağlık hizmeti veriliyor. Hizmet kamuya ait hastanelerde kamu personelince veriliyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 139
  • 140.
    • Hastalar 24saat mahalledeki doktor ve hemşireye ulaşabiliyor. • 1 doktor–1 hemşire takımına 120–170 hasta düşüyor. Gerekli olduğunda hastalar uzman kliniklere (polyclinics) ya da hastaneler sevk ediliyorlar. • Doktorlar yaşlılar için evlere ziyarete gidiyorlar. Her hasta yılda iki kez kontrolden geçiyor. • Devlet sağlık harcamalarının % 89,2’sini karşılıyor. Buna ilaç ve diş bakımı da dâhil. Kalan kısım cepten yapılıyor. Bunun nedeni ülkeye uygulanan ambargo. • Küba Latin Amerika’nın her yerine dayanışma amaçlı doktor gönderiyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 140 Küba
  • 141.
    Venezuella • Kaynak: • VenezuelanEconomic and Social Performance Under Hugo Chávez, in Graphs • Jake Johnston and Sara Kozameh • 07 March 2013 • http://www.cepr.net Doç.Dr.Mustafa Durmuş 141
  • 142.
  • 143.
  • 144.
  • 145.
  • 146.
    Venezuella: Sosyal harcamalar (%11.3- %22.8’e) Doç.Dr.Mustafa Durmuş 146
  • 147.
  • 148.
  • 149.
  • 150.
    • Türkiye gibi% 50’ye kadar varan kayıt dışılık GSYH hesabını saptırır. • Özellikle de bildirilmemiş nakit işlemleri hesaplamaya dâhil edilmediğinden, devasa boyutlarda vergi kaçakçılığı ya da vergiden kaçınma sonucunda vergi kayıpları doğuyor. • Tüm bunlar doğru GSYH hesaplaması yapılmasını önlüyor. İktisadi büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 150
  • 151.
    • Ana akımiktisat ideolojisi GSYH artışı olarak tanımladığı ekonomik büyüme kılıfına bürünerek piyasaların tek başına toplum için en yüksek faydayı garantileyeceğini ileri sürer. • Bu haliyle bu kavram adeta büyük istatistiklerden oluşan bir halı gibidir. • Altına işçiler, onların yaşam ve çalışma koşulları süpürülerek despotik burjuva iktisat ideolojisinin doğası gizlenir. • GSYH’nin ekonomik başarının bir ölçütü olarak kabul edilmesi dikkatlerin daha adil ve eşitlikçi iyi bir topluma olan ihtiyaçtan uzaklaştırılmasına neden olur. İktisadi büyüme Perelman Doç.Dr.Mustafa Durmuş 151
  • 152.
    • ► Kapitalistbüyüme bir yanılsamadır. • Bu yönüyle de toplumdaki sömürü ilişkilerini ve ekonomideki büyümenin ve zenginliklerin ne pahasına ve kimler tarafından yaratıldığını gizlemeye hizmet eder. • Hem ülke içinde yaratılmış olan ‘artı değer’ hem de dış ticaret aracılığıyla çok uluslu şirketlerin el koydukları yarı sömürge ülke işçilerinin yaratmış olduğu ‘artı değer’, ‘katma değer’ olarak gösterilir. • Böylece hem zenginliği yaratan gerçek kaynaklar hem de acımasız bir yerli ve emperyalist sömürü gizlenmiş olur. “Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da toplumun bütünü için ne değişirdi?” Doç.Dr.Mustafa Durmuş 152
  • 153.
    • ► Büyümesorunu daha ziyade metropol kapitalist ekonomilerin bir sorunudur ve yatırım, talep, tüketim eksikliği ve azalan kâr oranları gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkar. • Azgelişmiş ülkeler için düşük büyüme bir sorun olsa da asıl sorun kalkınma ve sanayileşme sorunudur. • Çünkü bu ülkeler genelde gelişmişlerden daha hızlı büyüseler de kapitalist bir üretim tarzı içinde kalkınamamakta ya da sanayileşememektedirler. • Ya da en fazla “yarı- sanayileşmiş” bir ülke konumuna gelebilmekte ve ABD, Avrupa ve Japonya’nın terk ettiği sanayilere yönelebilmektedirler. “Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da toplumun bütünü için ne değişirdi?” Doç.Dr.Mustafa Durmuş 153
  • 154.
    • Bu anlamdason 10 yıldır ortalama % 5-6’larda büyümesine rağmen Türkiye’nin kalkınmakta ve sanayileşmekte olduğunu ileri sürmek mümkün değil. • Türkiye daha ziyade dışa bağımlı bir yarı-sanayileşmiş ülke ve ekonomi, temel sosyal kalkınmışlık özelliklerine de sahip olmayan bir ülke konumunda. • Bu nedenle de özellikle siyasal iktidarların hızlı büyüme oranlarının arkasına sığınarak yaptığı “gelişme” ya da “refah artışı” iddiaları gerçekçi değil. “Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da toplumun bütünü için ne değişirdi?” Doç.Dr.Mustafa Durmuş 154
  • 155.
    • ► İktisadibüyüme kavramı pratikte toplumdaki sınıfsal eşitsizlikleri açıklayamadığı gibi bu tür eşitsizlikleri gizlemek, perdelemek için de kullanılıyor. • Örneğin birkaç banka ya da sınai tekel kar ettiğinde ortalama, kişi başına düşen gelir de büyümekte, iktisadi büyüme de hızlanmaktadır. • Bu anlamda İktisadi büyüme sermayenin, servetin büyümesidir. • Öyle ki iktisadi büyümenin hızlandığı yıllarda servet ve sermaye sahiplerinin varlık stokları da çok hızlı büyürken, ücretlilerin ya da küçük üretici, esnaf ve köylünün gelirleri yerinde sayar ya da çok az artar. • Bu sonuca neden olan faktörlerden biri de hükümetlerin emek aleyhine uyguladıkları, ücret, gelir ve vergi politikalarıdır. “Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da toplumun bütünü için ne değişirdi?” Doç.Dr.Mustafa Durmuş 155
  • 156.
    • ► Günümüzdeiktisadi büyüme yeterli düzeyde ve güvenceli istihdam yaratmayan bir büyümedir. • ► İktisadi büyüme sonucunda gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik düzelmiyor daha da artıyor. “Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da toplumun bütünü için ne değişirdi?” Doç.Dr.Mustafa Durmuş 156
  • 157.
    • ► Kapitalistbüyüme, daha fazla üretim ve tüketim çılgınlığı doğayı tahrip ediyor. • Çünkü kapitalist üretimin doğrudan amacı insan ihtiyaçlarının ya da toplumsal ihtiyaçların karşılanması değil, kâr, daha fazla kâr ve en fazla kâr elde etmek. • Daha fazla kâr için daha fazla üretim ve tüketim yapılıyor. • Bunun sonucunda ekonomi büyüyor ancak böyle bir büyüme sırasında hem emek hem de çevre sömürülüyor, tahrip ediliyor. “Büyüme oranı % 10’larda olsaydı emekçiler için ya da toplumun bütünü için ne değişirdi?” Doç.Dr.Mustafa Durmuş 157
  • 158.
    • Büyüme verefah artışı asıl olarak sanayi devrimiyle, sermaye birikimi, sanayileşme ve teknolojik ilerlemenin hızlanmasıyla son 160 yıldan bu yana gerçekleşti. • Bir yazara göre eğer 1850 tarihine kadar ki 6000 yıllık insan ömrü 1 gün ile ifade edilirse geçtiğimiz yüz yıl ½ saatten biraz fazla eder. • Ancak bu son ½ saatte toplam 1 günden çok daha fazla üretim yapılmış ve gelir ve refah yaratılmıştır. Bölüşüm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 158
  • 159.
    • Örneğin 1970–1990döneminde küresel sanayiler iki kat büyüdü. • Keza son 30 yıldır finansal sermaye ve finans sektörü çok daha hızlı büyüdü. • Finansal işlemlerin , sermayenin, piyasaların ve kurumların genel ekonomi içindeki ve milli gelir içindeki payı ciddi biçimde arttı. Bölüşüm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 159
  • 160.
    • Gelir veservet bu denli artarken, bunun bölüşümü son derece adaletsiz oldu. • 160 yıl öncesine göre yaşam standardı iyileşmiş olan emekçi sınıflar ile sermaye sınıfı arasındaki uçurum daha da büyüdü. • Son kriz emekçileri hem mutlak hem de nispi olarak daha da yoksullaştırdı. Bölüşüm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 160
  • 161.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Günümüzde dünyada insanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir ölçüde servet dağılımı adaletsizliği mevcut. • Küresel servet giderek daha az sayıda zengin seçkinin elinde birikiyor. • Bu zenginler zenginliklerini asıl olarak finans, ilaç ve sağlık sektörü gibi sektörlerden elde ediyorlar. • Bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketler her yıl siyasilere, çıkarlarını koruyan kollayan yönde politikalar uygulamalarını sağlamak için, milyonlarca dolarlık kaynak aktaran lobicilik faaliyetlerinde bulunuyorlar. • ABD’de en büyük lobicilik bütçe ve vergi alanlarında dönüyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 161
  • 162.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Credit Swiss’in verilerine göre, 2010 yılından bu yana dünyanın en zengin yetişkin % 1’i küresel servetten aldığı payı giderek artırdı. • Öyle ki 2014 yılında bu en zengin % 1 küresel servetin % 48’ine, kalan % 99 ise % 52’sine sahip oldu. • Bu kalan % 52’nin neredeyse tamamı ise en zengin % 20’lik gruba ait. • Yani dünyanın en yoksul konumundaki % 80’i servetin sadece % 5’ine sahip olabiliyor. • Bu trend böyle devam ederse şekilde görüleceği gibi önümüzdeki iki yıl içinde bu % 1’lik grup payını daha da artıracak ve 2016 yılında bu pay % 50’yi aşacaktır. • Buna karşılık, en yoksul % 99’un payı daha da küçülecektir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 162
  • 163.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Bu süreçte en tepedeki % 1’in payı en kalan % 99’dan daha hızlı arttı. • 2010 yılında örneğin en zengin 80 kişinin toplam servetinin değeri 1,3 trilyon dolar iken 2014’te bu rakam 1,9 trilyon dolara ulaştı. • Yani bu azınlığın servetinde 4 yılda 600 trilyon dolarlık artış ya da nominal olarak % 50 artış gerçekleşti. • Diğer taraftan en yoksul % 50’nin payı özellikle de 2010 yılından bu yana giderek azalıyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 163
  • 164.
    Küresel servet eşitsizliği: Enzengin % 1’in serveti kalan % 99’unkine eşit… Oxfam Issue Briefing January 2015 • Bu en zengin 80 seçkinin servetlerinin toplamı, dünya nüfusunun yarısının, yani 3,5 milyar insanın servetinin toplamına eşit. • Diğerlerinin servetleri yerinde sayarken bu 80 kişinin servetindeki hızlı artış nedeniyle aralarındaki açık da giderek artıyor. • Ayrıca milyarderlerin kendi aralarındaki servet farkı da açılıyor. • Öyle ki 2010 yılında dünyanın en yoksul % 50’sinin servetine sahip olan toplamda 388 milyarder varken, 2014 yılında bu sayı 80’e geriledi. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 164
  • 165.
    • Türkiye’de deservet bölüşümü son derece adaletsizdir ve zengin ve yoksul arasındaki uçurum giderek artmaktadır. • Örneğin Türkiye’de 2013 yılında 79,000 dolar milyoneri mevcuttur ve bu sayının 2019 yılında % 39 oranında artarak 110,000 olması beklenmektedir. • Keza 1,250 civarında ultra zengin mevcuttur ve bunların bir kısmının serveti 1 milyar doların üzerindedir (Forbes geçen yıl Türkiye’deki 1 milyar doların üzerindeki servet sahiplerinin sayısının 40’ın üzerinde olduğunu açıklamıştı). Doç.Dr.Mustafa Durmuş 165
  • 166.
    • Bu ultrazenginlerin yarısı 50–100 milyon dolar arasında ve % 40’ı 100–500 milyon dolar arasında bir servete sahiptir (Global Wealth Report, 2014: 24, 27, 43). • Bu veriler Türkiye’deki yaşam standardına göre yaklaşık 25-30 milyon, AB standartlarına göre 41 milyon yoksulun olduğu ve bu yoksulluğun giderek arttığı Türkiye’de son on iki yıldır övünülen ekonomik büyümenin aslında bir servet büyümesinden başka bir şey olmadığını ortaya koymaktadır. Doç. Dr. Mustafa Durmuş 166
  • 167.
    • Yoksulluğun enönemli belirleyicilerinden olan gelirin Türkiye’deki bölüşümü de son derece adaletsizdir. • Öyle ki TÜİK verilerine göre, en üstte yer alan % 20’lik hane halkı gurubu toplam gelirin neredeyse yarısına el koyarken, kalan yarısı Türkiye nüfusunun % 80’i tarafından paylaşılmak zorundadır. • Ya da, en tepedeki üçte birlik bir nüfus gelirin üçte ikisine el koyarken, en alttaki % 60’lık nüfus kalan üçte bir ile yetinmek durumundadır (TUİK, 2014). • Gelir bölüşümü göstergesi olarak kabul edilen Gini katsayısı 0.40 civarında olup, Türkiye, Şili ve Meksika’dan sonra OECD ülkeleri içinde en yüksek Gini katsayısına sahip ülkedir. Doç. Dr. Mustafa Durmuş 167
  • 168.
    • Diğer taraftangelir ve servet bölüşümü eşitsizliği kapitalizm açısından sürpriz bir sonuç değildir. • Son olarak Piketty’nin çalışmasında da ortaya konulduğu (Piketty, 2014) gibi, • savaş ve bunalım ve refah devleti gibi istisnai dönemlerin dışında, 200 yıllık sanayi kapitalizmi döneminde • servet gibi gelir de giderek artan bir biçimde işçiler ve emekçiler aleyhine olmak üzere eşitsiz ve adaletsiz bir biçimde bölüştürülmüştür. • 21yy için Piketty bu gidişin daha da kötüleşeceğini ve önüne geçilemez ise servetin milli gelirden aldığı payın daha da artacağını ileri sürüyor. Doç. Dr. Mustafa Durmuş 168
  • 169.
    • Diğer taraftan2,5 milyar insan günde 2,5 dolardan az bir gelir tüketebiliyor. • Dünyada kişi başına günde 2 kg’lık bir gıda üretilirken toplamda 1,4 milyar insan aç yaşıyor. • Dünyadaki en büyük 147 çok uluslu şirket küresel sermayenin % 40’ını kontrol ederken, bunların çoğunluğunu bankalar ve sigorta şirketleri gibi finans kapital kuruluşları oluşturuyor. Bölüşüm: Küresel eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 169
  • 170.
    • Servet dünyadacoğrafi olarak da eşit ya da adil dağılmıyor. • 2000 yılında ABD ve Kanada tüm servetin % 34’üne, • Avrupa % 30’una ve • zengin Asya-Pasifik ülkeleri % 24’üne sahipken, • kalan servet diğer bölgelere (L. Amerika ve Afrika % 12) ait. Bölüşüm: Küresel eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 170
  • 171.
    • Diğer taraftandünyanın en zengin ülkesi ABD’ de son kriz öncesinde dahi yaklaşık 50 milyon insanın sağlık sigortası yoktu. • 10 milyonun üzerinde insan en fazla haftalık 290 dolar olan asgari ücret ile geçinmek zorunda ve • nüfusun % 15’i, yani 46 milyon insan ise yoksul konumunda. Bölüşüm: En zengin ABD aynı zamanda an adaletsiz ülke Doç.Dr.Mustafa Durmuş 171
  • 172.
    • Eşitsizlik farklıbirim ve ölçeklerde kendini sürekli üretiyor. • Bugün her bölgenin ya da metropol kentin kendi yerel seçkinleri oluştu. • Muhtemelen dünyadaki zenginlik bölüşümü geçmişte bugünkü kadar eşitsiz olmadı. • Var oluşumuzun % 90’ında, tarımın geliştirilmesine kadar ki dönemde, insanlar bir hayli eşitlikçi toplumlarda yaşadı. Bölüşüm: Eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 172
  • 173.
    Doç. Dr. MustafaDurmuş 173 Yoksulluk kadın ve kızlar arasında çok daha yaygın. 2007 yılında kadınların % 20’si günlük 1.25 doların altında ve % 40’ı 2 doların altında gelir kullanabiliyordu. Genç kadınlar ve kızlarda bu oranlar sırasıyla % 25 ve % 50 civarında
  • 174.
    • Türkiye’de öncelikleservet dağılımı son derece adaletsiz. • Bu adaletsizlik son yıllarda izlenmekte olan neo liberal politikalarla daha da arttı. • 2008 krizi sonrasında Türkiye’de servet zenginlerinin sayısını arttı. • 28 Şubat 2011 tarihli Forbes Dergisi: • Türkiye’nin en zenginleri listesinde (Forbes 100) yer alan Türk dolar milyarderlerinin sayısı son üç yılda artarak 2011 yılında 39 oldu. • Geçen yıl bu sayı 28 ve 2009 yılında ise 13 idi. 39 dolar milyarderinin bilinen servetlerinin toplamı 100 milyar doları aşıyor. Türkiye’de Bölüşüm: Servet dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 174
  • 175.
    • Bu durumson yıllarda uygulanan ekonomi politikalarından asıl olarak kimlerin fayda sağladığını, • gurur duyulan büyümenin ne anlama geldiğini, • büyümenin istihdamı ve emekçi sınıfların gelirlerini artırmadığını, • servet zengini sermayedarlar yarattığını ortaya koyuyor. Türkiye’de Bölüşüm: Servet dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 175
  • 176.
    • Ekonomist Dergisi'En Zengin 100 Türk' Araştırması’nın 2012 sonuçları: • En zengin 100 Türk’ün toplam serveti 2012 yılında geçen yıla oranla % 25 arttı. • Dikkat çekici yükseliş İslami sermayenin önde gelen markalarından Ülker Grubu'na ait. • Geçen yıl altıncı sırada bulunan Ülker Ailesi’ne ait Yıldız Holding, Koç Holding ve Doğuş Holding’in ardından üçüncü sıraya yükseldi. • Sabancı Holding ise dördüncü sırada yer alabildi. Türkiye’de Bölüşüm: Servet dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 176
  • 177.
    • Şirket hissesi,gayrimenkul, toprak /arsa, banka mevduat hesapları, Hazine bonosu, repo, borsa gelirleri gibi servet unsurlarına sahip olmayan emekçi sınıflar gelir dağılımından da adaletli bir şekilde pay alamıyor. • TÜİK gelir dağılımı araştırmaları sosyal sınıfların milli gelirden aldığı payları göstermiyor. • Buna rağmen % 20’lik hane halkı gruplarına göre yapılan gelir dağılımı araştırması en üst gelir grubu ile alttakiler arasındaki uçurumu göstermeye yetiyor. Türkiye’de Bölüşüm: Gelir dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 177
  • 178.
  • 179.
    • Türkiye’de insanigelişmişlik düzeyi çok düşük. • Bu endeks 169 ülke arasındaki insani gelişmişlik farklarını gösteriyor. • Endeks, sağlık(ömür beklentisi), eğitim süresi ve okullaşma oranı ve kişi başına düşen milli gelir gibi asıl olarak üç temel kaleme dayanıyor. • Endeksin değeri 1’ e yaklaştıkça o ülkedeki insanların refah düzeyleri artar, yoksulluk düzeyi azalır. • OECD ülkelerinin endeks ortalaması : 0.88 . • Norveç’in 0.94 ile en tepede (1.) ve Zimbabwe’nin 0.14 ile sonuncu (169.) olduğu sıralamada Türkiye 0.68 ile 83. sırada yer alıyor. • Daha önceleri Türkiye 70’li sıralarda yer almaktaydı. • İran, Ermenistan, Gürcistan, Yemen, Fas, Suriye, Mısır, Ürdün, Libya ve Tunus gibi ülkeler Türkiye’nin üstünde sıralanıyor. UNDP / İnsani Gelişme Endeksi 2010 Doç.Dr.Mustafa Durmuş 179
  • 180.
    Doç. Dr. MustafaDurmuş 180 UNDP Human Development, Report 2013 The Rise of the South: Human Progress in a Diverse World Summary
  • 181.
    Doç. Dr. MustafaDurmuş 181 UNDP Human Development, Report 2013 The Rise of the South: Human Progress in a Diverse World Summary
  • 182.
    Doç. Dr. MustafaDurmuş 182 UNDP Human Development, Report 2013 The Rise of the South: Human Progress in a Diverse World Summary
  • 183.
    • 31 OECDülkesinde 6 sosyal adalet göstergesinin ağırlıklı ortalaması OECD genelinde 6.67. • Türkiye 6 göstergenin hepsinde 5 puanın altında kalarak 4.19 ile son sırada (31.sırada) yer aldı. • Böylece Türkiye OECD’nin en sosyal adaletsiz ülkesi olarak tescillendi. • Yoksullukla mücadele: 4.26 • Eğitimde eşitlik: 3.67 • İstihdam imkânı: 4.86 • Sosyal bütünleşme: 3.22 • Sağlık: 3.79 • Kuşaklararası adalet: 5.05. OECD / Sosyal Adalet Göstergeleri 2011 Doç.Dr.Mustafa Durmuş 183
  • 184.
    • Emekten yanakamu bütçe politikaları ile bu adaletsizlikleri bir miktar azaltmak mümkün. • Ancak Türkiye’de bütçeler bu amaçla kullanılmıyor. • Tam tersine bütçeler gelir ve servetin zenginler ve sermaye grupları lehine yeniden bölüştürülmesine hizmet ediyor. Türkiye’de Bölüşüm: Gelir dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 184
  • 185.
    • OECD ülkelerindekamu bütçesinden yapılan sosyal amaçlı harcamalar ortalama olarak 1980 yılında %15.5 ve 2012’de % 21.7’ dir. • Türkiye ‘de ise bu oran 1980’de % 3.22’ den 2009 yılında % 12.8’e yükseldi. • Türkiye’de sosyal amaçlı harcamalar Meksika, Güney Kore ve Şili’den sonra en düşük dördüncü düzeyde. • Yani, en düşük sosyal amaçlı yardım yapan ülkeler ile en eşitsiz gelir dağılımına sahip ülkeler arasında paralellik bulunmaktadır. Türkiye’de Bölüşüm: Gelir dağılımında eşitsizlik - adaletsizlik Doç.Dr.Mustafa Durmuş 185
  • 186.
    • Bu eşitsizlikve adaletsizlik göstergeleri sınıfsal bölünmüşlüğün sadece çarpıcı sonuçları. • 500 yıllık kapitalizmin insanlara, iddia edilenin aksine, sınıfsal sömürü, yoksulluk, eşitsizlik ve adaletsizlik ve krizler dışında pek de bir şey vermediğinin göstergeleri. • Bu sonuçları doğuran şey, toplumdaki diğer sömürü ve ezme biçimlerinin üzerinde, artı değer sömürüsüne, kâr maksimizasyonu için üretime ve çevreyi tahrip eden, işçi ve emekçi sınıfları baskılamaya dayalı kapitalist üretim tarzının bizzat kendisi. Bölüşüm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 186
  • 187.
    • İşsizlikte olduğugibi, yoksulluk, gelir ve servet dağılımı adaletsizliğinin nedeni ana akım iktisatçıların ileri sürdüğü gibi kaynak yetersizliği değil, kapitalist sistemin kaynakları dağıtma biçimidir. • Çünkü kaynaklar piyasalar tarafından ihtiyaçların karşılanması için değil, kâr elde etmek için dağıtılmakta ve devlet izlediği sosyo-ekonomi politikaları ile bunu kolaylaştırmaktadır. Bölüşüm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 187
  • 188.
    • Keza bubir kerelik bir olarak kalmıyor, • piyasalar ve devlet bu eşitsizlikleri hem yeniden üretiyor hem de daha da derinleştiriyor. • İktisadi krizler ise bu eşitsizlik ve adaletsizliği daha da artırıyor. Bölüşüm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 188
  • 189.
    • Üretim araçlarıüzerindeki özel mülkiyet devam ettiği sürece, • istihdam, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal konut gibi hakları karşılamaya dönük kamusal hizmetler tüm toplumun, insanlığın ya da çevrenin yararına olacak bir biçimde sunulamaz. • Bu haklar birer birer ortadan kaldırılarak sermaye için yeni kârlı alanlara dönüştürülecek şekilde metalaştırılır. Eleştirel akım: Bölüşüm Doç.Dr.Mustafa Durmuş 189
  • 190.
    • Sosyal devletlerinçöküşü kapitalizmi reforme etme çabasının sadece kısa bir süre için işe yarayabildiğini gösterdi. • Bu nedenle de kısa erimde mevcut sistemde çalışan sınıfların ve işsizlerin çıkarlarını koruyup geliştiren her tür iyileştirme için mücadele edilmeli. • Ancak, toplumsal yapının dönüştürülüp, siyasal iktidarın tekelci sermayeden alınmadan bu reformların asla güvende ve kalıcı olamayacağının da bilinciyle; • uzun erimde kaynakların, tüm toplumun ve ekolojinin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için bu sorunlara neden olan üretim tarzını ve bunun neden olduğu bölüşüm ilişkilerini değiştirmek gerekmektedir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 190 Eleştirel akım: Bölüşüm
  • 191.
    • Ekonomiyi kontrolüaltında tutan büyük işletmelerin ve bankaların kamusal mülkiyete devredilmesi, • Dış ticaretin devletleştirilmesi, • Bu işletmelerin yönetim ve denetiminin işçilerin ve diğer emekçi sınıfların ve bir bütün olarak toplumun demokratik olarak seçilmiş olan temsilcilerine bırakılması gerekli. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 191 Eleştirel akım: Bölüşüm
  • 192.
  • 193.
    • Kapitalizm toparlanmadönemlerinde de yeni istihdam ya da ücret artışı yaratmıyor. • Büyümeyi daha çok emek gücü verimliliğini artırarak sağlıyor. • İstihdam artışı ise verimlilik artışının çok gerisinde. • Bir araştırmaya göre, 2011 yılının ilk çeyreğinde ABD’nin 2007–2009 resesyonundan çıkışı (toparlanma) hem işsiz yani istihdam yaratmayan hem de ücretsiz (ücret artışı yaratmayan) bir toparlanmadır. • Toplam istihdam 2009’un dip yapmış çeyreğindeki düzeyden yukarı çıkamamış ve reel saatlik ve haftalık ücretler ya sabit kalmış ya da azalmıştır. İstihdamsız büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 193
  • 194.
    • Kısaca, günümüzdeüretim artışı, kârlılık ve ekonomik büyüme yeni yatırımlarla değil, daha ziyade emek gücünün daha verimli çalıştırılmasıyla sağlanıyor. • İmalat sanayindeki sermaye yoğunluğundaki (sermayenin organik bileşimi) artış bir yandan büyümeyi sağlarken, diğer yandan çalışan işçi sayısını azaltıyor. • Sermaye artışı kadar yeni istihdam yaratılmasını mümkün olmuyor. • İşçilerin daha az kullanılmasının yaratacağı kâr azalması ise emek gücü verimliliğinin artırılması (nispi artı değer sömürüsü) ya da mevcut sanayileri düşük ücretli az gelişmiş ülkelere kaydırarak önleniyor. İstihdamsız büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 194
  • 195.
    • Özellikle dekriz dönemlerinde işçiler işlerinden olma korkusuyla daha sıkı ve verimli çalışıyorlar. • ILO’ya göre, dünya genelinde emek gücü verimliliği 2010 yılında % 3,1 arttı. • Buna karşılık reel ücretler ya çok az arttı ya da geriledi. • Dünya genelinde % 0,5 artarken gelişmiş ülkelerde % 0,5–0,6 arasında düştü. İstihdamsız büyüme Doç.Dr.Mustafa Durmuş 195
  • 196.
    • Diğer taraftanhem işsizlik hem de esnek istihdam koşullarında çalıştırma hem tekil olarak işçiler hem de bir sınıf olarak işçi sınıfı için çok temel bir sorun. • Çünkü tekil olarak, borç batağına saplanma ve alkole meyletme gibi davranış bozukluklarına neden olabiliyor. • İşini kaybetme, ödemelerini yapamama korkusu, çoluk çocuğun perişan edilmesi korkusu yaşanıyor. • Bu reel sosyalizmin çöküşünden sonra Rusya’da ve son aylarda Yunanistan ve Çin’de görüldüğü gibi intiharlar, hane halkına dönük şiddet, kalp krizi, hipertansiyon, radikalleşme, hapis ve psikolojik rahatsızlıklar biçiminde sonuçlanıyor. İşsizlik sosyal bir sorun 196Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 197.
    • 2010 yılındaWuhan’daki Foxconn elektronik fabrikasında 18 işçi çok kötü çalışma koşullarının yarattığı stresten dolayı fabrika binasından kendisini attı ve 14’ü öldü. • Ayrıca aynı fabrikada ölümle sonuçlanan çok sayıda patlama oldu ve uluslararası soruşturmalara konu oldu. 197 İşsizlik sosyal bir sorun Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 198.
    • Zira işsizlikve güvencesiz çalışma toplumdan soyutlanmak anlamına geliyor, öyle ki piyasa ile ilişki kurulamadığında işçinin varoluşu tehlikeye giriyor. • Diğer taraftan, işsizler çalışanlar için de önemli bir tehdit oluşturuyor. • Çünkü işsizlik, emek sömürüsü, işverene bağımlılık ve güvencesizlik durumu işçinin özgüvenini ortadan kaldırır. • Mücadele gücünü zayıflatır, onu kolayca manipüle edilebilir ve adeta utandırılır bir hale dönüştürür. 198 İşsizlik sosyal bir sorun Doç.Dr.Mustafa Durmuş
  • 199.
    Kapitalist büyüme, dahafazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor • Kapitalist üretimin doğrudan amacı insan ihtiyaçlarının ya da toplumsal ihtiyaçların karşılanması değil, kâr, daha fazla kâr ve en fazla kâr elde etmektir. • Daha fazla kâr için daha fazla üretim ve tüketim yapılır ve bunu sonucunda ekonomi büyür ancak böyle bir büyüme sırasında hem emek hem de çevre sömürülür, tahrip edilir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 199
  • 200.
    • Doğal çevreninhafife alınması kapitalizmin başından bu yana temel bir karakteristiğidir. • Kapitalist üretim sadece emeğe değil, çevreye de zarar vermektedir. • Yani ekolojik tahribat kapitalizmin genetiğinde mevcuttur: “Doğal kaynaklar kesintisiz bir şekilde tüketilerek azaltılır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 200 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 201.
    • Howard Zinn: “Kâr güdüsünün insanlık için ne denli tahrip edici olduğu yönündeki Marx’ın algısı bugün çok daha önemli bir hale geldi. • Para kazanma ve kâr güdüsü bugün kimyasallar üreten firmaların havayı, suyu kirletmesine ve silah firmalarının kimlere karşı kullanılacağı dahi bilinmeyen devasa silah üretimine neden olmaktadır. • Dolayısıyla toplumların gerçek anlamda demokratikleşmesi kâr motifinin ortadan kaldırılmasıyla mümkündür». Doç.Dr.Mustafa Durmuş 201 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 202.
    • Diğer taraftanhem emek üzerinde (işsiz kalma, yabancılaşma ve itibarsızlaşma, iş kazalarına maruz kalma gibi) hem de çevre üzerinde (küresel ısınma, hava ve su kirliliği gibi) yaratılan bu tahribat burjuva politikacılar tarafından görmezden gelinir. • Ya da metafizik güçlere ve doğal felaketlere bağlanır. • Ana akım iktisatçılarca ya hiç önemsenmez (dolayısıyla da iktisat ders kitaplarında yer verilmez) • ya da en iyisinden “dışsallıklar” kavramı altında geçiştirilir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 202 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 203.
    • Bir başkaanlatımla, “ iktisadi büyüme fetişizmi devasa ekolojik sorunlara neden olmaktadır. • Buna karşılık iktisatçıların bugüne kadar üretebildikleri çözümler büyük çaplı sosyal maliyetlere neden olan bu faaliyetleri sadece meşrulaştırmaktadır Doç.Dr.Mustafa Durmuş 203 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 204.
    • Gerçekten deiktisat ve maliye literatüründe yer alan çalışmalara bakıldığında, • ilk olarak dışsallık kavramını sistematik bir biçimde kullanmış olan ünlü İngiliz maliyeci A.C. Pigou’dan bu yana iktisatçıların üretebildikleri çözümlerin büyük çaplı toplumsal maliyetlere neden olan bu faaliyetleri meşrulaştırmak olduğu görülür. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 204 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 205.
    • “Pigou dışsallıklarıiyiliksever ‘bırakınız yapsınlar’ın bir istisnası olarak düşünmüştü. • Oysa dışsallıklar gerçekte bir istisna değil bir genel kuraldır” . • Bu nedenle de bu etkiler literatürde “Pigoucu Vergiler” olarak adlandırılan vergilerle ya da dışsal etkilere maruz kalan kamu mallarının üzerinde özel mülkiyet haklarının tesis edilmesi gibi piyasacı çözümlerle ortadan kaldırılamayacak kadar önemlidirler. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 205 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 206.
    • Yaşanmakta olanekolojik felaketlerin ana nedeninin kâr sürümlü kapitalist üretim ve büyüme olduğu gerçeğinin “dışsallık” gibi kavramlarla örtülebilmesinin nedeni ekoloji biliminin burjuva ana akım iktisat tarafından ele geçirilmesidir. • Bu anlayış ekolojinin asıl olarak bir “kullanım değeri” olduğunu unutturmaya çalışarak “değişim değerini” ön plana çıkartır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 206 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 207.
    • Bu anlamdaABD’ de binlerce genç araştırmacı ve onların Avrupa’daki taklitçileri bu işe mobilize olmuş bir durumda dışsallık biçimindeki maliyetleri ve buna ilişkin vergi miktarını hesaplamaktadırlar. • Ekolojik maliyetler, vergileme yoluyla dışsal ekonomiler içinde eritilip, değişim değerinin (piyasa fiyatı) içine eklenerek telafi edilmeye çalışılmaktadır. • Bu aslında ekoloji ile kapitalizmin doğaları gereği bir birine zıt olduğu gerçeğini gizleme çabasından başka bir şey değildir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 207 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 208.
    • O haldekapitalizm, çevre sömürüsü ve çevre yıkımı ilişkisi nasıl açıklanabilir? • Bunun için kâr sürümlü iktisadi büyümenin her gün devasa enerji ve hammadde kaynaklarının kullanılmasını gerektirdiğini ve bu kaynakların tamamının “biyosfer”den elde edildiği gerçeğinin bilinmesi gerekir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 208 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 209.
    • Hem büyümehem de hızlı nüfus artışı doğadaki kaynakların sınırlarını zorluyor. • Örneğin elli yıl önce dünya nüfusu üç milyardı, bugün yedi milyara çıktı. • Bugün dünyada ortalama kişi başına düşen gelir 10,000 dolar (gelişmiş ülkelerde 40,000 dolar ve azgelişmişlerde 4,000 dolar). • Yani dünya ekonomisi bugün yıllık toplam 70 trilyon doları zorluyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 209 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 210.
    • Bu rakam1960 yılında 10 trilyon dolar civarındaydı. • Diğer yandan son kriz öncesinde Çin ve Hindistan yılda ortalama % 10, en yavaş büyüyen bölge % 5, azgelişmiş dünya % 7, gelişmiş dünya % 2 ve dünya ortalama % 4–5 büyüdü. • Bu bir yandan az gelişmiş ülkelerdeki yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olsa da, • bu büyüme hızı sürerse dünya ekonomisinin büyüklüğü 2030’dan önce 140 trilyon dolar, 2050’den önce ise 280 trilyon dolar olacak. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 210 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 211.
    • Amin, Wackernagelve Rees’in çalışmasına atfen, bu yazarların ulaştığı sonuçların endişe verici olduğunun altını çizer. • Öyle ki, gezegenimizin biyolojik kaynak kapasitesi kişi başına 2.1 global hektar iken (yani, 6.3 milyar insan için 13.2 milyar global hektar), 1990’larda fiili tüketim bunu aşmış ve ortalama kişi başına 2.7 global hektar olmuştur. • Aslında bu ortalama rakam da gerçeği yansıtmamakta, onu maskelemektedir. • Çünkü Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’nın ortalaması hali hazırda bu genel ortalamanın iki katıdır. • Yani Güney ülkelerinin göreli olarak düşük bir oransallığa sahip olması bu gelişmiş merkezlerin durumunun gizlenmesine yardımcı olmaktadır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 211 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 212.
    • Bu gelişim,kaynağı biyosfer olan en başta fosil enerji kaynaklarını hızla tüketiyor ve iklim değişiklikleri, ısı, yağmur ve fırtına anlamında önemli istikrarsızlıklara neden oluyor. • Bir başka anlatımla , kapitalizmin hali hazırdaki büyümesi gezegenimizi ve insanlığı imha ediyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 212 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 213.
    • Bu genişlemeninkaçınılmaz sonucu ya az gelişmiş dünyada yaşayan bazı insanların fiilen soylarının yok olması, • ya da en azından bu insanların giderek daha da yoksullaşmaya mahkûm edilmesidir. • Nitekim sorunun böyle bir kalıcı-nihai çözümünü (!) meşrulaştırmaya dönük bir eko-faşist düşünce tarzı geliştirilmektedir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 213 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 214.
    • Biyosfer, gezegenimizinekolojik sistemidir ve insanlar dâhil tüm canlıların litosfer, hidrosfer ve atmosfer ile olan karşılıklı etkileşimini anlatan bir kavram. • İhtiyacımız olanı biyosferden alırız ve emek aracılığıyla onu ihtiyaçlarımız için dönüştürürüz. • Örneğin üretim sırasında okyanuslardan atmosfere düzenli olarak, aralarındaki doğal değişimin % 7’ si oranında karbon salınıyor . • Bu salınım gezegenimizin ısınmasına neden oluyor. • Son dönemlerde küresel sanayilerin devasa büyümesi göz önüne alındığında ortaya çıkan karbon salınımının ve bu büyümeyi sağlamak için gerekli olan enerji ve hammaddenin büyüklüğü kendisini gösterir. • Bu büyümeyi sağlayan tüm enerji ve hammadde biyosferden geldi. • Bu çapta bir kullanım, daha fazla üretim ve daha fazla kâr için gerekiyor. • Ancak bu durum kaçınılmaz olarak ekolojik sorunlara yol açıyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 214 Kapitalist büyüme, daha fazla üretim ve tüketim doğayı tahrip ediyor
  • 215.
    • “Metabolik Yarılma”(Marx), kapitalizmle birlikte köylülerin, kendi topraklarında, şirketlerin işçileri durumuna düşmeleri veya ücretli işçiler olarak kentlere göç etmeleri ile başlayan bir olguyu anlatır. • Kentlerin varoşlarında yaşamaya başlayan bu emekçi yığınları, kötü yaşam koşullarına ve köle gibi çalıştırılmaya katlanmak zorunda bırakıldılar. • Büyüyen kentleri beslemek için topraktan daha fazla ürün elde etmek kaçınılmaz hale geldi. • Büyütülen “endüstriyel tarım”; doğanın ve insanın zehirlenmesinde, salgın hastalıkların ortaya çıkmasında ve yayılmasında da başlıca etken oldu. • Toprağın doğal çevrimi bozulurken kentler; fabrikalar, hava kirliliği, asit yağmurları ve atık sorunları ile birer kirlilik kaynağına dönüştüler. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 215 Metabolik Yarılma
  • 216.
    • Sağlıklı birekoloji anlayışı: • “İnsan” doğa sayesinde yaşar, yani doğa onun bedenidir ve ölmek istemiyorsa onunla kesintisiz bir diyalogu muhafaza etmelidir. • İnsanın fiziksel ve ruhsal hayatının doğayla bağıntılı olması doğanın kendisiyle bağıntılı olduğu anlamına gelir, zira insan doğanın bir parçasıdır.” • Hiçbir canlı ya da birey dünyaya tek başına sahip değildir. • Hiçbir ulus ya da halk da tek başına yeryüzüne sahip değildir. • Doğa üzerindeki tüm canlılar, birbirini takip eden kuşaklara aittir, bu nedenle de korunup gözetilmelidir. • Oysa kapitalist üretim tarzı insanları topraklarına ve doğaya yabancılaştırmaktadır . Doç.Dr.Mustafa Durmuş 216 Metabolik Yarılma
  • 217.
    • Özetle, kapitalistsermaye birikimi, üzerine oturduğu doğal temelleri yok etmektedir. • Bu temeller; kendisine, emeğine, ürününe yabancılaşmış, baskılanan insan ve • Bu insanın tasarrufu altındaki zengin doğal kaynaklar anlamında yeryüzüdür. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 217 Metabolik Yarılma
  • 218.
    Temel ekolojik sorunlar •Kapitalist büyümenin neden olduğu ekolojik sorunların en önemlileri şöyle sıralanabilir: • Küresel Isınma, ozon tabakasının incelmesi, hava kirliliği ve asit yağmurları, su kirliliği, tehlikeli atıkların yarattığı tahribat, biyo çeşitlilik azalması (ekolojik çeşitlilik, tür biyo çeşitliliği ve gen çeşitliliği), ormanların bozulması (yağmur ormanlarının tahrip edilmesi), çölleşme ve toprak kalitesinde azalma ve gıda krizleri. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 218
  • 219.
    Küresel ısınma • Buetkilerin içinde en sıcak hissedilenlerin başında kuşkusuz küresel ısınma gelir. • Türkiye’ de de son yıllarda Ayamama, Zonguldak, Rize ve en son Samsun Canik’te yaşanan ve çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan sel felaketlerinin nedeni, bir kısmında her ne kadar rant için dere yataklarına devlet eliyle toplu konut yapılması nedeniyle bu ölümler gerçekleşmiş olsa da, • son tahlilde küresel ısınma sonucunda ortaya çıkan iklim değişimleri ve bunun neden olduğu aşırı yağışlardır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 219
  • 220.
    • Küresel ısınmayayol açan nedenin sera gazlarındaki hızlı artış olduğu bilinmektedir. • Atmosferdeki karbondioksit (CO2), metan gazı (CH4), azotmonoksit (N2O), ozon (O3) ve kloroflorokarbon (CFC) doğal sera gazları olarak bilinirler. • Bu gazlar dünya yüzeyinde uygun yaşama ortamı yaratan gazlar olup, Güneşten gelen radyasyonu geçirmekte, ancak dünya yüzeyinden gelen alçak frekans ve uzun dalga bu radyasyonları absorbe etmektedir. • Böylece bu gazlar Güneş ısısını atmosferde tutarlar. • Hesaplamalara göre bu gazlar olmasaydı, yeryüzü şimdikinden 33 derece daha soğuk olacaktı. • Bu gazların sınai faaliyetler ve kimyasal tüketimler sonucu ‘havaya salınım oranlarının’ artması, beraberinde küresel ısınmayı (sera etkisi) getiriyor. • Sera etkisinde, özellikle karbondioksit (CO2) gazının payı büyük. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 220 Küresel ısınma
  • 221.
    • Atmosferdeki seragazlarının iki katına çıkması sonucu ortalama küresel ısınma 1–2 derece artacaktır. • Bu durum, kutuplar için çok büyük bir ısınma demektir. • Küresel ısınmanın ne gibi sonuçlara yol açacağı tam olarak kestirilememekle birlikte, buzulların erimeye başlaması sonucu denizlerde su seviyesinin yükselmesi, küresel iklim değişiklikleri, soğuk bölgelerin ısınması, çölleşmelerin artması, hızlı buharlaşma ve ani yağışlar sonucu erozyonların meydana gelmesi ve tarım arazilerinin zarar görmesi, çölleşme sonucu bazı toprak arazilerinin kaybolması, neticede baş gösterecektir. • Kıtlıklar, iklim değişiklikleri sonucu kıyı bölgelerinde oluşabilecek tayfun ve güçlü fırtınalar vb. felaketler küresel ısınma sonucu meydana gelecek büyük tehlikeler arasında düşünülmektedir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 221 Küresel ısınma
  • 222.
    Jessica Desvarieux, NASAClimate Predictions Show Serious Threat to Humanity, http://truth-out.org, Monday, 24 March 2014 • NASA destekli bir araştırma raporuna göre gezegenimiz daha evvel yapılmış olan tahminlere göre % 20 daha fazla ısınacak. • 1880 yılından bu yana en yüksek yedinci ısınma yılı 2013 oldu. • Sanayi Devriminden bu yana küresel ısınma 0.85 C artış gösterdi. Kuzey kutbunda ise gerçekte bu ısınma o tarihten bu yana 5 kat artış gösterdi. • En son raporlardan birine göre önümüzdeki 30 yıl boyunca 6 C artış ortaya çıkabilir. • İnsan gezegenimizde hiçbir zaman 3,5 C ya da taban düzeyinin üzerinde yaşamadı. • Şu anda 0.85 C ve hızla artış gösteriyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 222
  • 223.
    • IPCC’nin verilerinegöre küresel ısınma çok tehlikeli boyutlara ulaştı. • Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri bu şekilde artarak devam ederse dünyada çok önemli değişiklikler olacak. • Örneğin 2,5 derecelik bir ısınma canlıların % 25–30’ unu, 3,5 derecelik bir ısınma ise % 40-70’ini yok edebilecek. • Keza ısınma artıp deniz seviyesi yükselince (örneğin 7 metre) milyonlarca insanın yaşadığı şehirler sular altında kalacak. • 4,4 milyar insan su bulma sıkıntısı çekerken, gıda üretimi birden düşebilecek. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 223 Küresel ısınma
  • 224.
    • Mayıs 2012’deKuzey Kutbu’nda yapılan düzenli ölçümlere göre sera gazı düzeyi yüzlerce yıldır ilk kez milyonda 400 düzeyine çıktı. • Dünyanın diğer bölgeleri de bunu izleyecek. • Bu çok önemli bir eşiğin aşıldığı anlamına geliyor. • Zira Kuzey Kutbu hem karbondioksit (CO2) düzeyi hem de bunun etkileri açısından küresel ısınma için temel gösterge olarak alınıyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 224 Küresel ısınma
  • 225.
    • Yani artıkatmosferde daha çok karbon dioksit var. • Bu gaz küresel ısınmaya neden olan temel faktör olarak biliniyor ve atmosferde yüz yıl kalabiliyor. • Geçtiğimiz yıllarda yapılan uluslararası toplantılarda bu düzeyin 2020 yılına kadar 350’de tutulması kararı alınmıştı ki bunun gerçekleşmediği görülüyor. • Sanayi devriminden önce bu düzey yaklaşık 275 idi. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 225 Küresel ısınma
  • 226.
    Alice Bell, ABrief History of Climate Change, 27 September, 2013, http://www.newleftproject.org Doç.Dr.Mustafa Durmuş 226
  • 227.
    Aaron Cantú, DisturbingNew Report: Air Pollution Killed 7 Million People in 2012—Or About 1 in 8 Premature Deaths, http://www.alternet.org, March 26, 2014 • DSÖ’ye göre 2012 yılında hava kirliliği nedeniyle ölen insan sayısı yaklaşık 7 milyon. • 2011 yılında bu sayı yaklaşık 3,5 milyondu. • Ayrıca 8 milyon prematüre bebek ölümü hava kirliğinden kaynaklı olarak gerçekleşti. • Bu etki daha çok az gelişmiş Asya’da gerçekleşti. Hava kirliliğinden kaynaklı kalp krizinden ölen sayısı ise tam olarak 2.296.900. • Ayrıca kanser kaynaklı çok sayıda ölüm vakası var. • Ölümlerin % 9’u çocuk ölümü şeklinde gerçekleşti. • Hava kirliliğinin kaynakları arasında ön plana çıkan sektörler ulaştırma, enerji, atık yönetimi ve sanayi sektörüydü. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 227
  • 228.
    • 21yyın küreseliklim krizinin en büyük sorumlusu sadece 90 şirket. • Bunlar arasında hem özel şirketler hem de devlet şirketleri var. • Bunlar sanayileşmenin başlangıcından bu yana ortaya çıkan gaz emisyonunun üçte ikisine yol açtılar. • Chevron, Exxon ve BP, sanayileşmenin başlangıcında bu yana küresel iklim değişikliklerinden en fazla sorumlu şirketlerin arasında yer alıyorlar. • Petrol, kömür ve doğal gaz şirketleri karbon emisyonuna dolayısıyla da küresel iklim değişikliğine en fazla yol açan şirketler. • Bu şirketler aynı zamanda sorumluluğu en fazla inkar edenlerin yürüttüğü kampanyanın da ana fonlayıcıları. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 228 Suzanne Goldenberg, Just 90 companies caused two-thirds of man-made global warming emissions, The Guardian, 20 November 2013
  • 229.
    State of Power2013, Dirty Money: The Finance and Fossil Fuel Web, 26 January 2013, http://www.tni.org Doç.Dr.Mustafa Durmuş 229
  • 230.
    • Exxon Valdeztankerinin Alaska körfezine 11 milyon galon tutarında ham petrolü boşaltmasının üzerinden 25 yıl geçti. • Tüm kuşak için şu ana kadar görülmüş en büyük çevre felaketi olarak tarihe geçti. • Şirketin Alaska’ya bu zararı tazmin olarak 92 milyon ödemede bulunması kararlaştırılmıştı. • Şirketin temizleme işlerinde çalışan işçilerin ortalama ömrü 51 yıl. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 230 Dr. Martin Robards, The 25th Anniversary of the Exxon Valdez: Have We Learned Anything From Our Mistakes?, The Guardian ,http://www.alternet.org, March 24, 2014
  • 231.
    • Ekolojik sorunlarküresel ısınmayla sınırlı değil. • Tarımda kârlılığı artırmak için önce “yeşil devrim” olarak pazarlanan kimyasal zehirlerin kullanılmasının, bugünlerde ise “gen devrimi” olarak sunulan genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO’lu ürünlerin) yol açtığı ciddi boyutta çevre sorunları ve bunun neden olacağı toplumsal sorunlar (açlık, savaşlar, göçler vb) söz konusudur. • Su ve toprak kirliliği sorunları, su kıtlığı, gıda krizi, doğal kaynak stoklarının azalması, biyo çeşitlilikte yaşanan kayıplar, nesli tehlikede ve yok olan türler emek ve doğa üzerinde tahakküm kuran kapitalizmin hem dünyayı ve insanlığı nasıl bir felakete sürüklediğini hem de kendi çıkmazını gözler önüne seriyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 231 Temel ekolojik sorunlar
  • 232.
    • Bu denliciddi boyuttaki ekolojik sorunlara karşı sistemin bulabildiği çözümler; • çevre kirliliği yaratan faaliyetlerin vergilendirilmesi (Pigoucu Vergiler, yeşil vergiler), • çevresel etkiye konu olan kamusal malların özelleştirilmesi ve böylece korunması (!), • çevre dostu faaliyetlerin sübvanse edilmesi, • kirletme izinleri ve kota ticareti (Kyoto Protokolü), • eğitim, yasaklama ve regülasyon oldu. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 232 Temel ekolojik sorunlar
  • 233.
    • Oysa bu,çözüm gibi sunulan piyasacı önlemlerin gerçek çözüm olabilmesi mümkün değil. • Öncelikle bu önlemlerle sıradan insanlar bu felaketlerin sorumlusu olarak gösterilmeye çalışılıyor. Böylece de gerçek sorumluları gizleniyor. • Örneğin otomobil kullanmak durumundayız, çünkü ucuz ve yaygın bir toplu kamusal ulaştırma sistemi yok ve giderek alış veriş merkezleri şehir dışına taşınıyor. • Otomobil kullanarak atmosferi kirlettiğimiz yönünde suçlanırken, neden her yıl onlarca milyon adet otomobilin üretildiği, bunun yerine çevreci toplu ulaştırmaya başvurulmadığı sorgulanmaz. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 233 Temel ekolojik sorunlar
  • 234.
    • Birbirinden bağımsızyaşamları içeren büyük evler, villalar konut ve finans piyasasının canlandırılması için teşvik edilirler, bunların ısınması ise atmosferi ısıtır. • Oysa merkezi ısınma sistemlerine sahip sosyal konutlar bu emisyonu azaltabilir. • Kyoto Protokolü’nün özünü oluşturan karbon ticareti Doğu Avrupa ülkelerinin çöktüğü bir dönemde ortaya atıldı. • Bu protokol Batılı büyük şirketlere emisyonlarını daha fazla atmosfere gönderme hakkı tanıyor. • Keza bu ticaret yüzlerce milyon dolarlık kârlı bir kota ticareti piyasası oluşturdu. Bu protokol atmosferi her türlü zehir ve pisliğin döküldüğü bir büyük kazana çeviriyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 234 Temel ekolojik sorunlar
  • 235.
    • “Sürdürülebilir Kalkınma”kavramı ile gezegenin kaynaklarına erişim hakkı metalaştırılıyor. • Balıkçılık kotaları gibi düzenlemeler ve atmosferi kirletme izinleri ile dünya kaynakları ihaleye çıkartılıyor. • Bu önlemlerle aslında çevre kirliliğine neden olan büyük sermaye çözüm ortağı olarak sunuluyor. • Bu tür öneriler sonuçta, çok uluslu oligopollerin insanlığın geleceğiyle ilgili olarak koydukları ipoteği daha da sürdürebilme imkânı anlamına geliyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 235 Temel ekolojik sorunlar
  • 236.
    • Özetle; kâramacı diğer amaçların üstüne çıktığında çevre üzerindeki olumsuz etkiler de kaçınılmaz hale geliyor. • Su, hava, toprak kirliliği tek bir amaçlı, kâr amaçlı bir üretim sisteminin yan ürünleri. • Kapitalist üretim ve değişim tarzı altında, sanayiyi, çevre üzerindeki olumsuz etkilerini minimize edecek yöntemleri bulup kullanmaya teşvik eden kalıtsal mekanizmalar mevcut değil. • Örneğin sanayide kullanılmak üzere üretilen yeni kimyasallar, insan ya da doğa üzerinde ne tür etkileri olacağı konusunda hiçbir araştırma yapılmaksızın takdim ediliyorlar. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 236 Temel ekolojik sorunlar
  • 237.
    • Aşırı kalabalıkve sağlıksız koşullarda beslenen hayvanların yemine katılan anti-biyotikler de rutin olarak kullanılıyorlar. • Bütün bunlar antibiyotiğe karşı dirençle ortaya çıkan hastalıkların gelişip yaygınlaşmasına neden oluyor. • Otomotiv sektörünün neden olduğu devasa çevresel felaketler ise ortada. • Yenilenemeyen fosil yakıt ve metallerin kullanımıyla birlikte çevreyle ilgili hasara artarak sürüyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 237 Temel ekolojik sorunlar
  • 238.
    • Küresel ısınmave iklim değişikliklerinin neden olduğu felaketin önlenmesi konusunda önerilen çözümlerden biri de dünya nüfusunun kontrol altına alınması. • Bu yöndeki önerilerden bazıları, bugünkü tüketim düzeyini karşılayabilmek için en az üç tane dünya gerektiği iddiasıyla, soykırımları dahi savunabilmektedir. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 238 Temel ekolojik sorunlar
  • 239.
    • Bu konudaantikapitalist bir perspektiften önerilen bir çözüm ‘negatif’ ya da ‘sıfır iktisadi büyüme’dir. Aslında büyümenin sınırlarına ilk dikkat 40 yıl kadar önce Roma Kulübü tarafından çekilmişti. 2008 yılında Serge Latouche’ye atfen sıfır büyüme ya da büyümesiz ekonomi (degrowth economy) kavramı ortaya atıldı ve 2010 yılında Barselona’da buna ilişkin bir açıklama (Degrowth Decleration) yayımlandı. Benzer bir şekilde ekoloji iktisatçısı Herman Daly “durağan durum” ekonomisi konusunda ısrarcı oldu. Yazar bunu yaparken de J. S. Mill’in “durağan durum ekonomisi tezi”ne başvurur. Çünkü Mill’e göre ekonominin belli bir noktadan itibaren niceliksel değil, niteliksel olarak büyütülmesi gereklidir. 1944’te Lewis Munford ise “Condition of Man” adlı çalışmasında sadece durağan durumun yeterli olamayacağını ve komünizm konseptine başvurulması gerektiğini vurgulamış ve Marx’a atfen kaynakların ihtiyaçlara göre dağıtılması gerektiğini savunmuştur. Son olarak bugün ileri gelişmiş ülkelerdeki ekonomik büyümenin durdurulması hatta bu ekonomilerin küçültülmesi ihtiyacı Nicholas Georgescu Roegen’in “The Entropy Law and the Economic Process” adlı eserinde teorileşir. Bu görüşün arkasında sınırsız ekonomik büyüme ile sürdürülebilir çevre arasındaki uyumsuzluğu anlatan antikapitalist düşünce yatmaktadır. Yani, buna göre büyümenin doğal bir sınırı vardır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 239 Temel ekolojik sorunlar
  • 240.
    • Diğer taraftan,“böyle bir sınıra ulaşıldığı” iddiası, kanıtlanması zor bir iddia. • Burada çevre sorunlarına neden olan şeyin büyümenin kendisi mi, yoksa kapitalist büyüme mi olduğunun ayrıştırılması gerekir. • “Ekonomik küçülme kapitalizm ile uyumlu mudur?” Temel soru bu olmalıdır. • Eko kapitalizm teoride akla yatkın olsa da pratikte uygulanabilir değildir. • Ekolojik ayak izlerinin azaltılabilmesi yüksek düzeyde düzenlemeyi gerektiriyor. • Ancak çok uluslu şirketlerce yönlendirilen piyasa sistemi böyle bir şeye izin vermeyecektir. • Keza, sıfır büyüme önerisinin bugünün iktisadi krizi ve durgunluğu karşısında çözümsüz kalması kaçınılmaz. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 240 Temel ekolojik sorunlar
  • 241.
    • Sıfır büyümeyigelişmiş ülkelerin yanı sıra az gelişmiş ülkelere de uygulatmak kategorik bir yanlışlıktır, anlamsız. • Zira az gelişmiş dünyada asıl sorun emperyalizme bağımlılık üreten bağlantıları ortadan kaldırmak, mevcut üretim tarzını dönüştürmek ve kendine yeterli, eşitlikçi bir üretim olanağı yaratmaktır. • Bu ülkelerin sıfır büyümeyi göğüsleyebilmesi mümkün değildir, ama su, gıda, sağlık ve eğitim gibi gerçek ihtiyaçlara yönlendirilmiş bir sürdürülebilir kalkınmayı kullanmaları mümkündür. • Bu, mevcut kapitalist/emperyalist üretim ilişkilerinden kopuş ve buna uygun radikal bir sosyal yapı oluşumunu gerektirir. • Küba, Venezuela ve Bolivya gibi ülkelerde öncelikler hali hazırda kârdan sosyal ihtiyaçlara kaydırılmıştır. • Örneğin, “Yaşayan Gezegen Raporu’nda ” Küba yeryüzündeki en yüksek insani gelişme ve sürdürülebilir ekolojik ayak izine sahip tek ülke olarak yer alıyor. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 241 Temel ekolojik sorunlar
  • 242.
    • Ayrıca ekolojikgeleceğimiz dünya nüfusunun azaltılmasını ya da kapitalizm öncesi düşük verimlilik zamanlarına geri dönülmesini gerektirmiyor. • Çünkü insan dünyada yaşayan bir asalak değil, doğanın bir parçası. • Yıllar öncesinde kapitalizm öyle bir üretken güç geliştirdi ki bunun sayesinde, bireyler yaşamları için gerekli olandan daha fazlasını üretebilir hale geldiler. • Ne kadar çok insan çalışırsa üretken gücümüz o kadar artıyor ve o kadar fazlasına sahip olabiliyoruz. • Buradaki sorun gezegenin kaynaklarının ve üretim ve tüketimin demokratik bir biçimde yönetimi ve denetimi söz konusu olmadığında bu üretken gücün yıkıcı sonuçlara yol açmasıdır. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 242 Temel ekolojik sorunlar
  • 243.
    • Üretici güçlerinsonu olmayan bir birikim ve kâr için değil, insan ve toplumun bütününün ihtiyaçlarını karşılamak için özgürce kullanıldığı ve sömürünün ortadan kaldırıldığı yeni bir üretim tarzı ve bölüşüm biçiminde büyüme de üretici güçlerin gelişimi de çevre dostu olacaktır. • Kör bir üretkenlikten bağımsız, özgür bir strateji insanlara anlamlı işler yapma fırsatı da sunacaktır. • Böyle ele alınan bir ekolojik mücadele soyut biçimde sıfır büyümeyi değil, daha somut olarak sermaye azaltımını da hedeflemeli. • Sınırsız bir sermaye birikimine dayalı sistemin yerine eşitlikçi ve özgürlükçü yeni bir toplum inşa edilmeli ve bu toplum insanlığın ve çevrenin ortak ihtiyaçlarına kendisini vakfetmeli. Doç.Dr.Mustafa Durmuş 243 Temel ekolojik sorunlar