200 MOST COMMON
TURKISH VERBS IN CONTEXT
WITH CONJUGATION TABLES
HALİT DEMİR
KAMAN Turkish Series
Copyright © 2022 Halit Demir
All rights reserved. No part of this publication may be reproduced,
stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any
means, electronic, mechanical, photocopying, recording or otherwise,
without the prior written permission of the author.
Visit the author’s website to see his other titles.
https://www.easyturkishgrammar.com
sevgili
anne ve babama
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5
INTRODUCTION
200 MOST COMMON TURKISH VERBS IN CONTEXT provides the most common Turkish verbs with conjugations tables for A1 and A2
learners of Turkish.
In this free e-book, you will find the first 100 verbs. They are not ordered according to their frequency, but partly according to their meaning.
The second 100 verbs will be available between 15 and 30 July 2022. You can get the full book from the same link on Google Play Books. If
you preorder it now from https://www.amazon.com/dp/B0B3JD2SRL, you can get it for only $4.90 instead of $9.90. The paperback version
will also be available on Amazon Marketplaces at that time.
The verbs are given with the case suffixes they need for their objects or complements. Each verb is exemplified in 5 sentences. The example
sentences are composed – to a great extent – of the preceding verbs on the list. So, the carefully structured list enables you to recycle the
verbs you have already studied, should you prefer to study them in the given order. If you want to learn a particular verb, you can use the
index.
Most example sentences are simple enough grammatically to be understood and used by A1 and A2 learners, although some might be
longer and slightly challenging. Additionally, each example Turkish sentence has accompanying English translations, some literal so that you
can better understand the Turkish way of constructing and expressing meanings.
Your reviews and suggestions for the second 100 verbs are welcome.
Follow the author's Facebook page for useful learning resources, tips and also special promotions at
https://www.facebook.com/selfstudyreferencebook
Halit Demir
6 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
1. olmak 1. to happen, occur 2. to be, become
‘Az önce korkunç bir şey oldu.’ ‘N’oldu (= Ne oldu), Ali?
‘Something terrible happened some time ago.’ ‘What happened, Ali?’
Birine/Bir şeye ne oldu? What’s happened to sb/sth?
‘Senin eline ne oldu?’ ‘Mutfakta kestim.’
‘What’s happened to your hand?’ ‘I have cut myself in the kitchen.’
Dışarı soğuk. Hasta olursun, oğlum Kalın bir şey giy.
It’s cold outside. You will get sick, son. Put on something thick.
İçeri sıcak oldu. Bir pencere açabilir miyiz, lütfen?
It became warmer inside. Can we please open a window?
Kızım, ‘Ben polis olacağım.’ diyor. 5 yaşında.
My daughter says, ‘I’m going to be a policewoman.’ She’s 5 years old.
note
As you can see, olmak functions as a main and linking verb,
usually translating as to be, or to become. With the preceding
word, the linking verb olmak may translate differently, as on
the following page.
phrases
Olur mu/Oldu mu?
Olur/Oldu.
Olmaz.
Olabilir.
Olamaz.
N’oluyor (= Ne oluyor)?
N’olur (= Ne olur).
N’olur n’olmaz (= Ne olur ne olmaz).
OK?
OK/Yes/All right.
No.
Maybe/Perhaps.
It can’t be.
What’s happening?
I beg you/Please.
Just in case.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
olurum +
olmam –
olur muyum ?
oluyorum
olmuyorum
oluyor muyum
oldum
olmadım
oldum mu
olmuşum
olmamışım
olmuş muyum
olacağım
olmayacağım
olacak mıyım
Sen
olursun
olmazsın
olur musun
oluyorsun
olmuyorsun
oluyor musun
oldun
olmadın
oldun mu
olmuşsun
olmamışsın
olmuş musun
olacaksın
olmayacaksın
olacak mısın
O
olur
olmaz
olur mu
oluyor
olmuyor
oluyor mu
oldu
olmadı
oldu mu
olmuş
olmamış
olmuş mu
olacak
olmayacak
olacak mı
Biz
oluruz
olmayız
olur muyuz
oluyoruz
olmuyoruz
oluyor muyuz
olduk
olmadık
olduk mu
olmuşuz
olmamışız
olmuş muyuz
olacağız
olmayacağız
olacak mıyız
Siz
olursunuz
olmazsınız
olur musunuz
oluyorsunuz
olmuyorsunuz
oluyor musunuz
oldunuz
olmadınız
oldunuz mu
olmuşsunuz
olmamışsınız
olmuş musunuz
olacaksınız
olmayacaksınız
olacak mısınız
Onlar
olurlar
olmazlar
olurlar mı
oluyorlar
olmuyorlar
oluyorlar mı
oldular
olmadılar
oldular mı
olmuşlar
olmamışlar
olmuşlar mı
olacaklar
olmayacaklar
olacaklar mı
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7
2. -e âşık olmak to fall in love
Ben karıma ilk görüşte âşık oldum. Biz aynı üniversitedeydik.
I fell in love at first sight with my wife. We were at the same university.
‘Sen hiç âşık oldun mu?’ ‘Ben aşka inanmıyorum, dostum.’
‘Have you ever fallen in love?’ ‘I don’t believe in love, man.’
Mert Figen’e âşık olmuş, ama ona söyleyemiyor. Utanıyor.
Mert has fallen in love with Figen, but he can’t tell her. He feels shy.
Mustafa her gördüğü güzel kıza âşık olur. Adam şıpsevdi. *
Mustafa falls in love with every beautiful girl he has seen.
birine âşık (+to be suffix) be in love with someone
Bengü erkek arkadaşına deli gibi âşık. Onu çok seviyor.
Bengü is madly in love with her boyfriend. She loves him so much.
grammar
In the simple present tense, the negatives of ben/biz are formed
differently from those of sen/siz and o/onlar. In ben/biz, the
tense suffix is omitted. The personal suffixes -m and -yız cover
the tense meaning. In sen/siz and on/onlar, the tense suffix
changes to -z.
word forms and phrases
ilk aşk
ilk görüşte aşk
Aşkın gözü kördür.
şıpsevdi *
first love
love at first sight
Love is blind.
used for men who fall in love very quickly.
We put circumflex over the a in âşık, but
we don’t put it over the a in aşk. The
circumflex extends the a in pronunciation.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
âşık olurum
... olmam
... olur muyum
... oluyorum
... olmuyorum
... oluyor muyum
... oldum
... olmadım
... oldum mu
... olmuşum
... olmamışım
... olmuş muyum
... olacağım
... olmayacağım
... olacak mıyım
Sen
... olursun
... olmazsın
... olur musun
... oluyorsun
... olmuyorsun
... oluyor musun
... oldun
... olmadın
... oldun mu
... olmuşsun
... olmamışsın
... olmuş musun
... olacaksın
... olmayacaksın
... olacak mısın
O
... olur
... olmaz
... olur mu
... oluyor
... olmuyor
... oluyor mu
... oldu
... olmadı
... oldu mu
... olmuş
... olmamış
... olmuş mu
... olacak
... olmayacak
... olacak mı
Biz
... oluruz
... olmayız
... olur muyuz
... oluyoruz
... olmuyoruz
... oluyor muyuz
... olduk
... olmadık
... olduk mu
... olmuşuz
... olmamışız
... olmuş muyuz
... olacağız
... olmayacağız
... olacak mıyız
Siz
... olursunuz
... olmazsınız
... olur musunuz
... oluyorsunuz
... olmuyorsunuz
... oluyor musunuz
... oldunuz
... olmadınız
... oldunuz mu
... olmuşsunuz
... olmamışsınız
... olmuş musunuz
... olacaksınız
... olmayacaksınız
... olacak mısınız
Onlar
... olurlar
... olmazlar
... olurlar mı
... oluyorlar
... olmuyorlar
... oluyorlar mı
... oldular
... olmadılar
... oldular mı
... olmuşlar
... olmamışlar
... olmuşlar mı
... olacaklar
... olmayacaklar
... olacaklar mı
8 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
3. memnun olmak to be pleased/glad/happy
Ben bütün derslerimi geçtim. Anne ve babam çok memnun olacaklar.
I have passed all my classes. My parents will be so glad.
verb stem+diğine memnun olmak * to be pleased to do
‘Seni gördüğüme memnun oldum.’ ‘Ben de memnun oldum.’
‘I’m glad to see you.’ ‘I’m glad to see you too.’
-den memnun (+to be suffix) to be pleased with sth/sb
Ülkede hiç kimse hükûmetten memnun değil.
No one in the country is happy with the government.
Caner başarılı bir öğrenci. Öğretmenleri ondan çok memnunlar.
Caner is a successful student. His teachers are very happy with him.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
memnun olurum
... olmam
... olur muyum
... oluyorum
... olmuyorum
... oluyor muyum
... oldum
... olmadım
... oldum mu
... olmuşum
... olmamışım
... olmuş muyum
... olacağım
... olmayacağım
... olacak mıyım
Sen
... olursun
... olmazsın
... olur musun
... oluyorsun
... olmuyorsun
... oluyor musun
... oldun
... olmadın
... oldun mu
... olmuşsun
... olmamışsın
... olmuş musun
... olacaksın
... olmayacaksın
... olacak mısın
O
... olur
... olmaz
... olur mu
... oluyor
... olmuyor
... oluyor mu
... oldu
... olmadı
... oldu mu
... olmuş
... olmamış
... olmuş mu
... olacak
... olmayacak
... olacak mı
Biz
... oluruz
... olmayız
... olur muyuz
... oluyoruz
... olmuyoruz
... oluyor muyuz
... olduk
... olmadık
... olduk mu
... olmuşuz
... olmamışız
... olmuş muyuz
... olacağız
... olmayacağız
... olacak mıyız
Siz
... olursunuz
... olmazsınız
... olur musunuz
... oluyorsunuz
... olmuyorsunuz
... oluyor musunuz
... oldunuz
... olmadınız
... oldunuz mu
... olmuşsunuz
... olmamışsınız
... olmuş musunuz
... olacaksınız
... olmayacaksınız
... olacak mısınız
Onlar
... olurlar
... olmazlar
... olurlar mı
... oluyorlar
... olmuyorlar
... oluyorlar mı
... oldular
... olmadılar
... oldular mı
... olmuşlar
... olmamışlar
... olmuşlar mı
... olacaklar
... olmayacaklar
... olacaklar mı
* grammar
-diğine changes according to person, as in:
singular: 1 gördüğüme 2 gördüğüne 3 gördüğüne
plural: 1 gördüğümüze 2 gördüğünüze 3 gördüklerine
The 2nd and 3rd person singular are identical in form.
word forms and phrases
memnuniyet
memnuniyet verici
memnuniyetle
(Tanıştığımıza) Memnun oldum.
Ben de (memnun oldum).
We also use them to say
goodbye to someone we have
just met for the first time.
satisfaction, pleasure
satisfactory, pleasing
with pleasure
Nice to meet you.
Nice to meet you too.
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9
4. -i yapmak to do; to make
‘Ev ödevlerini yaptın mı, Orkun?’ ‘Evet, yaptım. Şimdi dışarı çıkabilir miyim?’
‘Have you done your homework, Orkun?’ ‘Yes, I have. Can I go out now?’
Ben İngilizce öğretmeniyim. Siz ne iş yapıyorsunuz?
I’m an English teacher. What do you do for a living?
Annem doğum günüm için çok büyük bir pasta yapmış. Hepiniz davetlisiniz.
My mother has made a very big cake for my birthday. You are all invited.
‘Ne yapıyorsun, hayatım?’ ‘Alışveriş listesi yapıyorum, aşkım.’
‘What are you doing, honey?’ ‘I’m making a shopping list, love.’
Herkes hata yapar. Hiç kimse mükemmel değildir. Hata yapa yapa öğreniriz.
Everyone makes mistakes. Nobody is perfect. We learn by making mistakes.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yaparım
yapmam
yapar mıyım
yapıyorum
yapmıyorum
yapıyor muyum
yaptım
yapmadım
yaptım mı
yapmışım
yapmamışım
yapmış mıyım
yapacağım
yapmayacağım
yapacak mıyım
Sen
yaparsın
yapmazsın
yapar mısın
yapıyorsun
yapmıyorsun
yapıyor musun
yaptın
yapmadın
yaptın mı
yapmışsın
yapmamışsın
yapmış mısın
yapacaksın
yapmayacaksın
yapacak mısın
O
yapar
yapmaz
yapar mı
yapıyor
yapmıyor
yapıyor mu
yaptı
yapmadı
yaptı mı
yapmış
yapmamış
yapmış mı
yapacak
yapmayacak
yapacak mı
Biz
yaparız
yapmayız
yapar mıyız
yapıyoruz
yapmıyoruz
yapıyor muyuz
yaptık
yapmadık
yaptık mı
yapmışsız
yapmamışız
yapmış mıyız
yapacağız
yapmayacağız
yapacak mıyız
Siz
yaparsınız
yapmazsınız
yapar mısınız
yapıyorsunuz
yapmıyorsunuz
yapıyor musunuz
yapıtınız
yapmadınız
yaptınız mı
yapmışsınız
yapmamışsınız
yapmış mısınız
yapacaksınız
yapmayacaksınız
yapacak mısınız
Onlar
yaparlar
yapmazlar
yapar lar mı
yapıyorlar
yapmıyorlar
yapıyorlar mı
yaptılar
yapmadılar
yaptılar mı
yapmışlar
yapmamışlar
yapmışlar mı
yapacaklar
yapmayacaklar
yapacaklar mı
some common noun + yapmak combinations
pasta yapmak
çay/kahve yapmak
sandviç yapmak
gürültü yapmak
şaka yapmak
iyilik yapmak
alışveriş yapmak
ütü yapmak
temizlik yapmak
banyo yapmak
kahvaltı yapmak
tatil yapmak
piknik yapmak
seks yapmak
make a cake
make tea/coffee
make a sandwich
make a noise
make a joke
do a favour
do the shopping
do the ironing
do the cleaning
have a bath
have breakfast
have a holiday
have a picnic
have sex
10 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
5. -e gitmek to go (i. move/travel ii. attend iii. leave iv. do a particular activity)
Biz yarın öğleden sonra alışverişe gideceğiz. Evde olmayacağız.
We will go shopping tomorrow afternoon. We won’t be at home.
Türkiye’ye hiç gittiniz mi? Ya da bir gün gitmeyi planlıyor musunuz?
Have you ever been to Turkey? Or are you planning to go one day?
arabayla/otobüsle/metroyla gitmek to go by car/bus/metro
‘İşe nasıl gidiyorsun?’ ‘Genellikle metroyla gidiyorum.’
‘How do you go to work?’ ‘I usually go by metro/underground.’
yürüyüşe/yüzmeye gitmek to go for a walk; to go swimming
‘Hafta sonu yüzmeye gidelim mi?’ ‘Olur, gidelim.’
‘Shall we go swimming at the weekend?’ ‘Okay, let’s.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
giderim
gitmem
gider miyim
gidiyorum
gitmiyorum
gidiyor muyum
gittim
gitmedim
gittim mi
gitmişim
gitmemişim
gitmiş miyim
gideceğim
gitmeyeceğim
gidecek miyim
Sen
gidersin
gitmezsin
gider misin
gidiyorsun
gitmiyorsun
gidiyor musun
gittin
gitmedin
gittin mi
gitmişsin
gitmemişsin
gitmiş misin
gideceksin
gitmeyeceksin
gidecek misin
O
gider
gitmez
gider mi
gidiyor
gitmiyor
gidiyor mu
gitti
gitmedi
gitti mi
gitmiş
gitmemiş
gitmiş mi
gidecek
gitmeyecek
gidecek mi
Biz
gideriz
gitmeyiz
gider miyiz
gidiyoruz
gitmiyoruz
gidiyor muyuz
gittik
gitmedik
gittik mi
gitmişiz
gitmemişiz
gitmiş miyiz
gideceğiz
gitmeyeceğiz
gidecek miyiz
Siz
gidersiniz
gitmezsiniz
gider misiniz
gidiyorsunuz
gitmiyorsunuz
gidiyor musunuz
gittiniz
gitmediniz
gittiniz mi
gitmişsiniz
gitmemişsiniz
gitmiş misiniz
gideceksiniz
gitmeyeceksiniz
gidecek misiniz
Onlar
giderler
gitmezler
giderler mi
gidiyorlar
gitmiyorlar
gidiyorlar mı
gittiler
gitmediler
gittiler mi
gitmişler
gitmemişler
gitmişler mi
gidecekler
gitmeyecekler
gidecekler mi
grammar
The suffix -elim (or -alım) in gidelim in the last
example corresponds to the English let’s. If the
verb ends in a vowel, we put a y in between, as
in dinleyelim (let’s listen). In questions (-elim
mi/alım mı?), it corresponds to shall we.
word forms and phrases
expense
departure
departing passengers
sent message/e-mail
How is it going?
gider
gidiş
giden yolcu
giden mesaj/e-posta
Nasıl gidiyor?
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 1
6. -den/-e gelmek to come
‘Çocuklar okuldan geldiler mi?’ ‘5.00’te gelecekler.’
‘Have the kids come back from school?’ ‘They will come back at 5.00.’
‘Siz nereden geliyorsunuz?’ ‘Alışverişten geliyoruz.’
‘Where are you coming from?’ ‘We are coming from shopping.’
Cumhurbaşkanı yarın şehrimize geliyor.
The president is coming to our city tomorrow.
‘Berkan dün gece eve kaçta gelmiş?’ ’11.30’da gelmiş.’
‘What time did Berkan come home last night?’ ‘He came at 11.30.’
‘Akşam yemeğine bana gel.’ ‘Akşam anneme gideceğim.’
‘Come to my place for dinner.’ ‘I’ll go to my mother’s in the evening.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
gelirim
gelmem
gelir miyim
geliyorum
gelmiyorum
geliyor muyum
geldim
gelmedim
geldim mi
gelmişim
gelmemişim
gelmiş miyim
geleceğim
gelmeyeceğim
gelecek miyim
Sen
gelirsin
gelmezsin
gelir misin
geliyorsun
gelmiyorsun
geliyor musun
geldin
gelmedin
geldin mi
gelmişsin
gelmemişsin
gelmiş misin
geleceksin
gelmeyeceksin
gelecek misin
O
gelir
gelmez
gelir mi
geliyor
gelmiyor
geliyor mu
geldi
gelmedi
geldi mi
gelmiş
gelmemiş
gelmiş mi
gelecek
gelmeyecek
gelecek mi
Biz
geliriz
gelmeyiz
gelir miyiz
geliyoruz
gelmiyoruz
geliyor muyuz
geldik
gelmedik
geldik mi
gelmişiz
gelmemişiz
gelmiş miyiz
geleceğiz
gelmeyeceğiz
gelecek miyiz
Siz
gelirsiniz
gelmezsiniz
gelir misiniz
geliyorsunuz
gelmiyorsunuz
geliyor musunuz
geldiniz
gelmediniz
geldiniz mi
gelmişsiniz
gelmemişsiniz
gelmiş misiniz
geleceksiniz
gelmeyeceksiniz
gelecek misiniz
Onlar
gelirler
gelmezler
gelirler mi
geliyorlar
gelmiyorlar
geliyorlar mı
geldiler
gelmediler
geldiler mi
gelmişler
gelmemişler
gelmişler mi
gelecekler
gelmeyecekler
gelecekler mi
grammar
When we conjugate verbs with a single syllable ending in
a consonant in the simple present tense, we add -er/ar as
a tense suffix, except for 13 verbs. These irregular verbs
don’t take the vowel e or a in the tense suffix, but i, ı, u, or
u, depending on the preceding vowel. The verb gel is one
of these 13 verbs. The others are: bilir, verir, alır, kalır,
varır, sanır, ölür, görür, olur, vurur, bulur and durur. You
can find them all in this book.
word forms and phrases
gelir
geliş
gelen yolcu
gelen mesaj
income
arrival
arriving passengers
incoming message
12 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
7. -den/-e dönmek 1. to return (come back; go back) 2. to turn (direction)
Anne ve babam evde değil. İşten henüz dönmediler (= gelmediler).
My parents aren’t at home. They haven’t come back from work yet.
Onlar geçen hafta sonu İzmir’e döndüler.
They went back to İzmir last weekend.
Saat 5.00. Ofise dönmeyeceğim. Eve gideceğim.
It’s 5.00. I won’t go back to the office. I’ll go home.
Düz gidin sonra sağa dönün. Banka sol kolda.
Go straight ahead and then turn right. The bank is on the left hand.
Haritaya göre yanlış sokağa dönmüşüz. Bak.
According to the map, we have turned into the wrong street. Look.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
dönerim
dönmem
döner miyim
dönüyorum
dönmüyorum
dönüyor muyum
döndüm
dönmedim
döndüm mü
dönmüşüm
dönmemişim
dönmüş müyüm
döneceğim
dönmeyeceğim
dönecek miyim
Sen
dönersin
dönmezsin
döner misin
dönüyorsun
dönmüyorsun
dönüyor musun
döndün
dönmedin
döndün mü
dönmüşsün
dönmemişsin
dönmüş müsün
döneceksin
dönmeyeceksin
dönecek misin
O
döner
dönmez
döner mi
dönüyor
dönmüyor
dönüyor mu
döndü
dönmedi
döndü mü
dönmüş
dönmemiş
dönmüş mü
dönecek
dönmeyecek
dönecek mi
Biz
döneriz
dönmeyiz
döner miyiz
dönüyoruz
dönmüyoruz
dönüyor muyuz
döndük
dönmedik
döndük mü
dönmüşüz
dönmemişiz
dönmüş müyüz
döneceğiz
dönmeyeceğiz
dönecek miyiz
Siz
dönersiniz
dönmezsiniz
döner misiniz
dönüyorsunuz
dönmüyorsunuz
dönüyor musunuz
döndünüz
dönmediniz
döndünüz mü
dönmüşsünüz
dönmemişsiniz
dönmüş müsünüz
döneceksiniz
dönmeyeceksiniz
dönecek misiniz
Onlar
dönerler
dönmezler
dönerler mi
dönüyorlar
dönmüyorlar
dönüyorlar mı
döndüler
dönmediler
döndüler mi
dönmüşler
dönmemişler
dönmüşler mi
dönecekler
dönmeyecekler
dönecekler mi
grammar
As you can see in the conjugation table, the personal suffix -ler
(or -lar) precedes the interrogative mi/mı in all tenses. This is
true for all verbs. Actually, you can omit -ler/lar in all forms:
Onlar döner/dönmedi/dönecek mi, etc.
The plural suffix in onlar serves the same purpose. However, you
cannot omit onlar and -ler/lar at the same time, because
otherwise it would not be clear whether the person is o or onlar.
word forms and phrases
dönüş
gidiş dönüş (bileti)
-i iade etmek
1. coming back 2. turning/turn
return/round trip (ticket)
to give something back
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 3
8. -i beklemek to wait for -den beklemek to expect (demand)
Ben hastaneye gidiyorum. Duraktayım, otobüs bekliyorum.
I’m going to the hospital. I’m at the stop waiting for a bus.
Evde değiller. Çıkmışlar. Bizi beklememişler.
They aren’t at home. They have left. They didn’t wait for us.
Özgür’ü dün akşam 8.00’e kadar bekledik. Gelmedi.
We waited for Özgür until 8.00 yesterday evening. He didn’t show up.
Yeni müdür herkesten kusursuz iş bekliyor.
The new director expects excellent work from everybody.
Meltem senden bir özür bekliyor. Biliyorsun, değil mi?
Meltem expects an apology from you. You know that, don’t you?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
beklerim
beklemem
bekler miyim
bekliyorum
beklemiyorum
bekliyor muyum
bekledim
beklemedim
bekledim mi
beklemişim
beklememişim
beklemiş miyim
bekleyeceğim
beklemeyeceğim
bekleyecek miyim
Sen
beklersin
beklemezsin
bekler misin
bekliyorsun
beklemiyorsun
bekliyor musun
bekledin
beklemedin
bekledin mi
beklemişsin
beklememişsin
beklemiş misin
bekleyeceksin
beklemeyeceksin
bekleyecek misin
O
bekler
beklemez
bekler mi
bekliyor
beklemiyor
bekliyor mu
bekledi
beklemedi
bekledi mi
beklemiş
beklememiş
beklemiş mi
bekleyecek
beklemeyecek
bekleyecek mi
Biz
bekleriz
beklemeyiz
bekler miyiz
bekliyoruz
beklemiyoruz
bekliyor muyuz
bekledik
beklemedik
bekledik mi
beklemişiz
beklememişiz
beklemiş miyiz
bekleyeceğiz
beklemeyeceğiz
bekleyecek miyiz
Siz
beklersiniz
beklemezsiniz
bekler misiniz
bekliyorsunuz
beklemiyorsunuz
bekliyor musunuz
beklediniz
beklemediniz
beklediniz mi
beklemişsiniz
beklememişsiniz
beklemiş misiniz
bekleyeceksiniz
beklemeyeceksiniz
bekleyecek misiniz
Onlar
beklerler
beklemezler
beklerler mi
bekliyorlar
beklemiyorlar
bekliyorlar mı
beklediler
beklemediler
beklediler mi
beklemişler
beklememişler
beklemişler mi
bekleyecekler
beklemeyecekler
bekleyecekler mi
grammar
To conjugate a verb ending in e in the present continuous
tense, omit the e (bekle, söyle) and add -iyor or -üyor,
depending on what is now the last vowel of the verb:
bekliyor, söylüyor.
word forms and phrases
bir saniye/
bir dakika/biraz bekle
bekleme odası
beklenti
beklentisiz
beklentilerini karşılamak
wait a second/minute/
moment
waiting room
expectation
without expectation
to meet your expectations
14 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
9. -e girmek to enter (i. place ii. competition/exam iii. profession/organisation) -i girmek to enter (URL/password)
Hanımefendi, girin ve oturun lütfen. Kapıda beklemeyin. *
Madam, please come in and sit down. Don’t wait at the door.
Bu sene yarışmaya kaç okul giriyor?
How many schools are entering the competition this year?
Siyasete ne zaman girdiniz, Sayın Bakan?
When did you enter politics, Mr Minister?
bir yere …-den girmek to enter a place through …
Hırsız evime arka kapıdan girmiş.
The burglar has entered my house through the back door.
Devam etmek için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz.
To continue enter your username and password.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
girerim
girmem
girer miyim
giriyorum
girmiyorum
giriyor muyum
girdim
girmedim
girdim mi
girmişim
girmemişim
girmiş miyim
gireceğim
girmeyeceğim
girecek miyim
Sen
girersin
girmezsin
girer misin
giriyorsun
girmiyorsun
giriyor musun
girdin
girmedin
girdin mi
girmişsin
girmemişsin
girmiş misin
gireceksin
girmeyeceksin
girecek misin
O
girer
girmez
girer mi
giriyor
girmiyor
giriyor mu
girdi
girmedi
girdi mi
girmiş
girmemiş
girmiş mi
girecek
girmeyecek
girecek mi
Biz
gireriz
girmeyiz
girer miyiz
giriyoruz
girmiyoruz
giriyor muyuz
girdik
girmedik
girdik mi
girmişiz
girmemişiz
girmiş miyiz
gireceğiz
girmeyeceğiz
girecek miyiz
Siz
girersiniz
girmezsiniz
girer misiniz
giriyorsunuz
girmiyorsunuz
giriyor musunuz
girdiniz
girmediniz
girdiniz mi
girmişsiniz
girmemişsiniz
girmiş misiniz
gireceksiniz
girmeyeceksiniz
girecek misiniz
Onlar
girerler
girmezler
girerler mi
giriyorlar
girmiyorlar
giriyorlar mı
girdiler
girmediler
girdiler mi
girmişler
girmemişler
girmişler mi
girecekler
girmeyecekler
girecekler mi
* grammar
-(y)in (-ın, -ün, -un) in the first example is the imperative suffix
for the 2nd person plural (siz). We also use it for the 2nd person
singular (sen) when we speak more politely or formally. We can
add an extra -iz if we want to sound even more polite and formal.
word forms and phrases
giriş
ana/ön/arka giriş
otel/sinema girişi
İnternete girmek
bir web sitesine girmek
kapıdan kovsan bacadan girer
entrance
main/front/back entrance
hotel/cinema entrance
to use the Internet
to visit a website
always turns up like a bad penny
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 5
10. -e çıkmak 1. to go out 2. to go up/onto the top of sth -den çıkmak to leave (a place) ile çıkmak to date sb
Biz hafta sonu evi temizledik. Dışarı çıkmadık. Siz bir yere çıktınız mı?
We cleaned the house at the weekend. We didn’t go out. Did you go out anywhere?
Oğlum sandalyeye çıkmış ve dış kapıyı açmış. Henüz 3 yaşında.
My son climbed up on a chair and opened the front door. He’s only 3 years old.
Akşam işten erken çıkacağım, aşkım. İstersen buluşabiliriz.
I’ll leave work early in the evening, love. If you like, we can meet.
‘Sabah evden kaçta çıkıyorsun?’ ‘Saat 7.00’de.’
‘What time did you leave the house in the morning?’ ‘At 7.00 o’clock.’
‘Zeynep biriyle çıkıyor mu?’ ‘İş yerinden Mehmet’le, çıkıyor.’ *
‘Is Zeynep going out with someone?’ ‘She is going out with Mehmet from work.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
çıkarım
çıkmam
çıkar mıyım
çıkıyorum
çıkmıyorum
çıkıyor muyum
çıktım
çıkmadım
çıktım mı
çıkmışım
çıkmamışım
çıkmış mıyım
çıkacağım
çıkmayacağım
çıkacak mıyım
Sen
çıkarsın
çıkmazsın
çıkar mısın
çıkıyorsun
çıkmıyorsun
çıkıyor musun
çıktın
çıkmadın
çıktın mı
çıkmışsın
çıkmamışsın
çıkmış mısın
çıkacaksın
çıkmayacaksın
çıkacak mısın
O
çıkar
çıkmaz
çıkar mı
çıkıyor
çıkmıyor
çıkıyor mu
çıktı
çıkmadı
çıktı mı
çıkmış
çıkmamış
çıkmış mı
çıkacak
çıkmayacak
çıkacak mı
Biz
çıkarız
çıkmayız
çıkar mıyız
çıkıyoruz
çıkmıyoruz
çıkıyor muyuz
çıktık
çıkmadık
çıktık mı
çıkmışız
çıkmamışız
çıkmış mıyız
çıkacağız
çıkmayacağız
çıkacak mıyız
Siz
çıkarsınız
çıkmazsınız
çıkar mısınız
çıkıyorsunuz
çıkmıyorsunuz
çıkıyor musunuz
çıktınız
çıkmadınız
çıktınız mı
çıkmışsınız
çıkmamışsınız
çıkmış mısınız
çıkacaksınız
çıkmayacaksınız
çıkacak mısınız
Onlar
çıkarlar
çıkmazlar
çıkarlar mı
çıkıyorlar
çıkmıyorlar
çıkıyorlar mı
çıktılar
çıkmadılar
çıktılar mı
çıkmışlar
çıkmamışlar
çıkmışlar mı
çıkacaklar
çıkmayacaklar
çıkacaklar mı
* spelling
We usually change the word ile to a suffix (-le
or -la). If the receiving word ends in a vowel, we
put a y in between. We put an apostrophe after
proper names.
word forms and phrases
çıkış
çıkmaz sokak
alışverişe çıkmak
yola çıkmak
exit
dead end
to go shopping
to set off (start to go
somewhere)
16 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
11. -e varmak to arrive (get somewhere)
Biz dün gece eve çok geç vardık. Yolda kaza vardı.
We arrived home very late last night. There was an accident on the road.
Yolculuğunuz nasıldı? İzmir’e saat kaçta vardınız?
How was your journey? What time did you arrive in İzmir?
Sabah evden 7.00’de çıkıyorum. 8.00’de işe varıyorum.
I leave the house at 7.00 in the morning. I arrive at work at 8.00.
Bugün hava çok sıcak. Eve varır varmaz soğuk bir duş alacağım.
It’s too hot today. As soon as I get home, I’ll take a cold shower.
Annemler (= Annemle babam) Ankara’ya sağ salim varmışlar.
My mother and father have arrived safe and sound (= safely) in Ankara.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
varırım
varmam
varır mıyım
varıyorum
varmıyorum
varıyor muyum
vardım
varmadım
vardım mı
varmışım
varmamışım
varmış mıyım
varacağım
varmayacağım
varacak mıyım
Sen
varırsın
varmazsın
varır mısın
varıyorsun
varmıyorsun
varıyor musun
vardın
varmadın
vardın mı
varmışsın
varmamışsın
varmış mısın
varacaksın
varmayacaksın
varacak mısın
O
varır
varmaz
varır mı
varıyor
varmıyor
varıyor mu
vardı
varmadı
vardı mı
varmış
varmamış
varmış mı
varacak
varmayacak
varacak mı
Biz
varırız
varmayız
varır mıyız
varıyoruz
varmıyoruz
varıyor muyuz
vardık
varmadık
vardık mı
varmışız
varmamışız
varmış mıyız
varacağız
varmayacağız
varacak mıyız
Siz
varırsınız
varmazsınız
varır mısınız
varıyorsunuz
varmıyorsunuz
varıyor musunuz
vardınız
varmadınız
vardınız mı
varmışsınız
varmamışsınız
varmış mısınız
varacaksınız
varmayacaksınız
varacak mısınız
Onlar
varırlar
varmazlar
varırlar mı
varıyorlar
varmıyorlar
varıyorlar mı
vardılar
varmadılar
vardılar mı
varmışlar
varmamışlar
varmışlar mı
varacaklar
varmayacaklar
varacaklar mı
grammar
As you can see in the conjugation table, in the -di
past interrogative, all personal suffixes precede mı,
unlike in other tenses. The same is true for all verbs.
word forms and phrases
-e sağ salim varmak
-e vaktinde/zamanında varmak
varış
to arrive safely
to arrive on time
arrival
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 7
12. yatmak to go to bed -e/-de yatmak to lie (flat position) ile yatmak to sleep with someone
Çocuklar, size hâlâ niye yatmadınız mı? Saat 10.00’a geliyor.
Kids, why haven’t you gone to bed yet? It’s almost 10.00 o’clock.
Ben bu gece erken yatacağım. Ofiste çok yoruldum.
I will go to bed early tonight. I got so tired at the office.
Polis! Yere yat. Hemen!
Police! Lie down on the floor/ground. Now!
Erkek kardeşim tüm gün kanepede yatıyor ve futbol seyrediyor.
My brother lies on the sofa all day and watch football.
Adam, ‘Senden başka hiç kimseyle yatmadım.’ diye yemin ediyor.
The man swears, ‘I haven’t slept with anybody except you.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yatarım
yatmam
yatar mıyım
yatıyorum
yatmıyorum
yatıyor muyum
yattım
yatmadım
yattım mı
yatmışım
yatmamışım
yatmış mıyım
yatacağım
yatmayacağım
yatacak mıyım
Sen
yatarsın
yatmazsın
yatar mısın
yatıyorsun
yatmıyorsun
yatıyor musun
yattın
yatmadın
yattın mı
yatmışsın
yatmamışsın
yatmış mısın
yatacaksın
yatmayacaksın
yatacak mısın
O
yatar
yatmaz
yatar mı
yatıyor
yatmıyor
yatıyor mu
yattı
yatmadı
yattı mı
yatmış
yatmamış
yatmış mı
yatacak
yatmayacak
yatacak mı
Biz
yatarız
yatmayız
yatar mıyız
yatıyoruz
yatmıyoruz
yatıyor muyuz
yattık
yatmadık
yattık mı
yatmışız
yatmamışız
yatmış mıyız
yatacağız
yatmayacağız
yatacak mıyız
Siz
yatarsınız
yatmazsınız
yatar mısınız
yatıyorsunuz
yatmıyorsunuz
yatıyor musunuz
yattınız
yatmadınız
yattınız mı
yatmışsınız
yatmamışsınız
yatmış mısınız
yatacaksınız
yatmayacaksınız
yatacak mısınız
Onlar
yatarlar
yatmazlar
yatarlar mı
yatıyorlar
yatmıyorlar
yatıyorlar mı
yattılar
yatmadılar
yattılar mı
yatmışlar
yatmamışlar
yatmışlar mı
yatacaklar
yatmayacaklar
yatacaklar mı
word forms and phrases
yüzüstü yatmak
sırtüstü yatmak
hasta yatmak
önüne gelenle yatmak
Önüne changes according to
person:
önüme, önüne, önüne;
önümüze, önünüze, önlerine.
to lie face down
to lie on your back
to lie sick
to sleep around
18 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
13. uyumak to sleep
Çocuklar, bebek uyuyor. Gidip odanızda oynayın, tamam mı?
Kids, the baby’s asleep. Go and play in your room, okay?
uyanmak to wake up
Deniz henüz uyanmamış. Dün gece çok geç yattı.
Deniz hasn’t woken up yet. He went to bed too late last night.
-i uyandırmak to wake someone up
Beni niye bu kadar erken uyandırdın? Bugün pazar, anne.
Why have you woken me up so early? Today is Sunday, Mum.
Çocukları uyandırır mısın, hayatım? Okula geç kalacaklar.
Would you wake up the kids, honey? They will be late for school.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
uyurum
uyumam
uyur muyum
uyuyorum
uyumuyorum
uyuyor muyum
uyudum
uyumadım
uyudum mu
uyumuşum
uyumamışım
uyumuş muyum
uyuyacağım
uyumayacağım
uyuyacak mıyım
Sen
uyursun
uyumazsın
uyur musun
uyuyorsun
uyumuyorsun
uyuyor musun
uyudun
uyumadın
uyudun mu
uyumuşsun
uyumamışsın
uyumuş musun
uyuyacaksın
uyumayacaksın
uyuyacak mısın
O
uyur
uyumaz
uyur mu
uyuyor
uyumuyor
uyuyor mu
uyudu
uyumadı
uyudu mu
uyumuş
uyumamış
uyumuş mu
uyuyacak
uyumayacak
uyuyacak mı
Biz
uyuruz
uyumayız
uyur muyuz
uyuyoruz
uyumuyoruz
uyuyor muyuz
uyuduk
uyumadık
uyuduk mu
uyumuşuz
uyumamışız
uyumuş muyuz
uyuyacağız
uyumayacağız
uyuyacak mıyız
Siz
uyursunuz
uyumazsınız
uyur musunuz
uyuyorsunuz
uyumuyorsunuz
uyuyor musunuz
uyudunuz
uyumadınız
uyudunuz mu
uyumuşsunuz
uyumamışsınız
uyumuş musunuz
uyuyacaksınız
uyumayacaksınız
uyuyacak mısınız
Onlar
uyurlar
uyumazlar
uyurlar mı
uyuyorlar
uyumuyorlar
uyuyorlar mı
uyudular
uyumadılar
uyudular mı
uyumuşlar
uyumamışlar
uyumuşlar mı
uyuyacaklar
uyumayacaklar
uyuyacaklar mı
grammar
As you can see in the conjugation table,
in the future tense negative, the buffer
letter y stands between -me (or -ma) and
the tense suffix.
word forms and phrases
uyku
uykulu
uykusuz
uyanık
uyuyakalmak
kestirmek
sleep
sleepy
sleepless
1. awake 2. shrewd
to fall asleep
to have a nap
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 9
14. kalkmak 1. to get up (after sleeping) 2. to leave (bus/train etc) -den kalkmak to get up (stand up)
Arkın geç yatıyor ve geç kalkıyor. Öğleye kadar uyuyor.
Arkın goes to bed late and gets up late. He sleeps until noon.
Erken kalkmışsın. Bir yere mi gideceksin?
You got up early. Will you go somewhere?
Yarın otobüsünüz saat kaçta kalkıyor?
What time does your bus leave tomorrow?
Ali Bey masadan öfkeyle kalktı ve toplantıyı terk etti.
Mr Ali angrily got up from the table and left the meeting.
ayağa kalkmak to rise to your feet
Türkiye’de öğretmen sınıfa girince öğrenciler ayağa kalkarlar.
In Turkey, when teachers come to class, students stand up.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kalkarım
kalkmam
kalkar mıyım
kalkıyorum
kalkmıyorum
kalkıyor muyum
kalktım
kalkmadım
kalktım mı
kalkmışım
kalkmamışım
kalkmış mıyım
kalkacağım
kalkmayacağım
kalkacak mıyım
Sen
kalkarsın
kalkmazsın
kalkar mısın
kalkıyorsun
kalkmıyorsun
kalkıyor musun
kalktın
kalkmadın
kalktın mı
kalkmışsın
kalkmamışsın
kalkmış mısın
kalkacaksın
kalkmayacaksın
kalkacak mısın
O
kalkar
kalkmaz
kalkar mı
kalkıyor
kalkmıyor
kalkıyor mu
kalktı
kalkmadı
kalktı mı
kalkmış
kalkmamış
kalkmış mı
kalkacak
kalkmayacak
kalkacak mı
Biz
kalkarız
kalkmayız
kalkar mıyız
kalkıyoruz
kalkmıyoruz
kalkıyor muyuz
kalktık
kalkmadık
kalktık mı
kalkmışız
kalkmamışız
kalkmış mıyız
kalkacağız
kalkmayacağız
kalkacak mıyız
Siz
kalkarsınız
kalkmazsınız
kalkar mısınız
kalkıyorsunuz
kalkmıyorsunuz
kalkıyor musunuz
kalktınız
kalkmadınız
kalktınız mı
kalkmışsınız
kalkmamışsınız
kalkmış mısınız
kalkacaksınız
kalkmayacaksınız
kalkacak mısınız
Onlar
kalkarlar
kalkmazlar
kalkarlar mı
kalkıyorlar
kalkmıyorlar
kalkıyorlar mı
kalktılar
kalkmadılar
kalktılar mı
kalkmışlar
kalkmamışlar
kalkmışlar mı
kalkacaklar
kalkmayacaklar
kalkacaklar mı
proverbs
Erken kalkan yol alır.
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
Literally: The one who gets up
early goes ahead.
Means: The early bird catches
the worm.
Literally: The one who rises up
in anger sits back in defeat.
Means: You regret what you did
or said in a fit of anger.
20 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
15. -e bakmak 1. to look (i. see ii. search) 2. to look after
Niye sürekli saatine bakıyorsun? Bir yere mi gideceksin?
Why are you always looking at your watch? Are you going somewhere?
‘Ekranda ne görüyorsun?’ ‘Hiç.’ ‘Dikkatli bak.’
‘What can you see on the screen?’ ‘Nothing.’ ‘Look carefully.’
* Hey, bana bak. Seninle konuşuyorum.
Hey, look at me. I’m talking to you.
Saatimi gördün mü? Her yere baktım fakat bulamadım.
Have you seen my watch? I looked everywhere, but I couldn’t find it.
Sizinle gelemem. Öğleden sonra kardeşime bakacağım.
I can’t come with you. I’ll look after my brother/sister in the afternoon.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
bakarım
bakmam
bakar mıyım
bakıyorum
bakmıyorum
bakıyor muyum
baktım
bakmadım
baktım mı
bakmışım
bakmamışım
bakmış mıyım
bakacağım
bakmayacağım
bakacak mıyım
Sen
bakarsın
bakmazsın
bakar mısın
bakıyorsun
bakmıyorsun
bakıyor musun
baktın
bakmadın
baktın mı
bakmışsın
bakmamışsın
bakmış mısın
bakacaksın
bakmayacaksın
bakacak mısın
O
bakar
bakmaz
bakar mı
bakıyor
bakmıyor
bakıyor mu
baktı
bakmadı
baktı mı
bakmış
bakmamış
bakmış mı
bakacak
bakmayacak
bakacak mı
Biz
bakarız
bakmayız
bakar mıyız
bakıyoruz
bakmıyoruz
bakıyor muyuz
baktık
bakmadık
baktık mı
bakmışız
bakmamışız
bakmış mıyız
bakacağız
bakmayacağız
bakacak mıyız
Siz
bakarsınız
bakmazsınız
bakar mısınız
bakıyorsunuz
bakmıyorsunuz
bakıyor musunuz
baktınız
bakmadınız
baktınız mı
bakmışsınız
bakmamışsınız
bakmış mısınız
bakacaksınız
bakmayacaksınız
bakacak mısınız
Onlar
bakarlar
bakmazlar
bakarlar mı
bakıyorlar
bakmıyorlar
bakıyorlar mı
baktılar
bakmadılar
baktılar mı
bakmışlar
bakmamışlar
bakmışlar mı
bakacaklar
bakmayacaklar
bakacaklar mı
* note
Yes, the same spelling, the same meaning, and
almost the same pronunciation.
word forms and phrases
bakıcı
çocuk bakıcısı
birine tepeden bakmak
gözlerini dikip bakmak
Sen kendi işine bak.
Kendine iyi bak.
Bakar mısınız?
carer/caretaker
babysitter
to look down on someone
to stare
Mind your own business.
Take care (of yourself).
Excuse me (to politely get
someone’s attention).
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 1
16. -i görmek to see
Biz bir şey görmedik, Memur Bey. Biz o sırada kafenin dışındaydık.
We didn’t see anything, Officer. We were outside the café at the time.
‘Öğleden sonra öğretmenini göreceğim.’ ‘Niye göreceksin?’
‘I’ll see your teacher in the afternoon.’ ‘Why will you see him?’
Görmüyor musun? Çalışıyorum. Beni rahatsız etme, lütfen.
Can’t you see? I’m working. Don’t disturb me, please.
‘Biletinizi görebilir miyim, lütfen?’ ‘Tabii, buyurun.’ *
‘Can I see your ticket, please?’ ‘Sure, here you are.’
Bugün evime girmişler. Yan komşum lanet olası hırsızları görmüş.
They broke into my house today. My next-door saw the damn burglars.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
görürüm
görmem
görür müyüm
görüyorum
görmüyorum
görüyor muyum
gördüm
görmedim
gördüm mü
görmüşüm
görmemişim
görmüş müyüm
göreceğim
görmeyeceğim
görecek miyim
Sen
görürsün
görmezsin
görür müsün
görüyorsun
görmüyorsun
görüyor musun
gördün
görmedin
gördün mü
görmüşsün
görmemişsin
görmüş müsün
göreceksin
görmeyeceksin
görecek misin
O
görür
görmez
görür mü
görüyor
görmüyor
görüyor mu
gördü
görmedi
gördü mü
görmüş
görmemiş
görmüş mü
görecek
görmeyecek
görecek mi
Biz
görürüz
görmeyiz
görür müyüz
görüyoruz
görmüyoruz
görüyor muyuz
gördük
görmedik
gördük mü
görmüşüz
görmemişiz
görmüş müyüz
göreceğiz
görmeyeceğiz
görecek miyiz
Siz
görürsünüz
görmezsiniz
görür müsünüz
görüyorsunuz
görmüyorsunuz
görüyor musunuz
gördünüz
görmediniz
gördünüz mü
görmüşsünüz
görmemişsiniz
görmüş müsünüz
göreceksiniz
görmeyeceksiniz
görecek misiniz
Onlar
görürler
görmezler
görürler mi
görüyorlar
görmüyorlar
görüyorlar mı
gördüler
görmediler
gördüler mi
görmüşler
görmemişler
görmüşler mi
görecekler
görmeyecekler
görecekler mi
* grammar
The suffix -ebil (or -abil) can be added to any verb stem and
put into any tense – just like the verb bilmek (to know). It can
express ability, possibility, permission, or request. See the next
page for its negative form.
word forms
görüşmek üzere
sonra/yarın görüşürüz
-ile görüşmek
-i görmezden gelmek
öngörü
-i öngörmek
hoşgörü
-i hoş görmek
see you
see you later/tomorrow
to get together
1. to pretend not to see 2. to ignore
foresight
to foresee
tolerance
to tolerate
22 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
17. -i duymak to hear
Sen de tuhaf bir ses duydun mu? Arka bahçede biri olabilir.
Have you heard a strange noise too? It could be someone in the backyard.
Müzik dinliyordum. Seni duyamadım. Ne dedin, kanka? *
I was listening to music. I couldn’t hear you. What did you say, buddy?
Bugün okulu astım. Annem duyarsa beni öldürür.
I have cut school today. If my mother hears about it, she will kill me.
Seni duyuyorum. Sağır değilim. Öyle bağırmana gerek yok.
I can hear you. I’m not deaf. You don’t have to shout like that.
‘Melek, sana seslendim. Beni duymadın mı?’ ‘Hayır, duymadım, anne.’
‘Melek, I called you. Didn’t you hear me?’ ‘No, I didn’t, Mum.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
duyarım
duymam
duyar mıyım
duyuyorum
duymuyorum
duyuyor muyum
duydum
duymadım
duydum mu
duymuşum
duymamışım
duymuş muyum
duyacağım
duymayacağım
duyacak mıyım
Sen
duyarsın
duymazsın
duyar mısın
duyuyorsun
duymuyorsun
duyuyor musun
duydun
duymadın
duydun mu
duymuşsun
duymamışsın
duymuş musun
duyacaksın
duymayacaksın
duyacak mısın
O
duyar
duymaz
duyar mı
duyuyor
duymuyor
duyuyor mu
duydu
duymadı
duydu mu
duymuş
duymamış
duymuş mu
duyacak
duymayacak
duyacak mı
Biz
duyarız
duymayız
duyar mıyız
duyuyoruz
duymuyoruz
duyuyor muyuz
duyduk
duymadık
duyduk mu
duymuşuz
duymamışız
duymuş muyuz
duyacağız
duymayacağız
duyacak mıyız
Siz
duyarsınız
duymazsınız
duyar mısınız
duyuyorsunuz
duymuyorsunuz
duyuyor musunuz
duydunuz
duymadınız
duydunuz mu
duymuşsunuz
duymamışsınız
duymuş musunuz
duyacaksınız
duymayacaksınız
duyacak mısınız
Onlar
duyarlar
duymazlar
duyarlar mı
duyuyorlar
duymuyorlar
duyuyorlar mı
duydular
duymadılar
duydular mı
duymuşlar
duymamışlar
duymuşlar mı
duyacaklar
duymayacaklar
duyacaklar mı
* grammar
We negate -ebil/abil by replacing the bil with
-me/ma: duyabildim; duyamadım.
When -ebil/abil expresses possibility, as in the
first example (olabilir), it is negated differently.
word forms
duyum
duyurmak
duyuru
-i duymazdan gelmek
hearsay
to announce
announcement
1. to pretend not to hear
2. to turn a deaf ear
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 3
18. konuşmak to talk, speak
‘Müsait misin, Zeynep? Konuşabilir miyiz?’ ‘Evet, müsaitim.’
‘Are you free, Zeynep? Can we talk?’ ‘Yes, I’m free.’
Affedersiniz, Türkçe konuşabiliyor musunuz?
Excuse me, can you speak Turkish?
ile konuşmak to talk with/to
Deniz’le konuşur musun? Ev ödevlerini henüz yapmadı.
Will you talk to Deniz? She hasn’t done her homework yet.
hakkında konuşmak to talk about
Onlar sürekli futbol hakkında konuşuyorlar. Çok sıkıcılar.
They are always talking about football. They are too boring.
word forms
konuşma
konuşmacı
konuşma yapmak
konuşkan
havadan sudan konuşmak
saçma sapan konuşmak
speech
speaker
to make/deliver a speech
talkative
to talk about this and that
(lit from weather and water)
to talk nonsense
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
konuşurum
konuşmam
konuşur muyum
konuşuyorum
konuşmuyorum
konuşuyor muyum
konuştum
konuşmadım
konuştum mu
konuşmuşum
konuşmamışım
konuşmuş muyum
konuşacağım
konuşmayacağım
konuşacak mıyım
Sen
konuşursun
konuşmazsın
konuşur musun
konuşuyorsun
konuşmuyorsun
konuşuyor musun
konuştun
konuşmadın
konuştun mu
konuşmuşsun
konuşmamışsın
konuşmuş musun
konuşacaksın
konuşmayacaksın
konuşacak mısın
O
konuşur
konuşmaz
konuşur mu
konuşuyor
konuşmuyor
konuşuyor mu
konuştu
konuşmadı
konuştu mu
konuşmuş
konuşmamış
konuşmuş mu
konuşacak
konuşmayacak
konuşacak mı
Biz
konuşuruz
konuşmayız
konuşur muyuz
konuşuyoruz
konuşmuyoruz
konuşuyor muyuz
konuştuk
konuşmadık
konuştuk mu
konuşmuşuz
konuşmamışız
konuşmuş muyuz
konuşacağız
konuşmayacağız
konuşacak mıyız
Siz
konuşursunuz
konuşmazsınız
konuşur musunuz
konuşuyorsunuz
konuşmuyorsunuz
konuşuyor musunuz
konuştunuz
konuşmadınız
konuştunuz mu
konuşmuşsunuz
konuşmamışsınız
konuşmuş musunuz
konuşacaksınız
konuşmayacaksınız
konuşacak mısınız
Onlar
konuşurlar
konuşmazlar
konuşurlar mı
konuşuyorlar
konuşmuyorlar
konuşuyorlar mı
konuştular
konuşmadılar
konuştular mı
konuşmuşlar
konuşmamışlar
konuşmuşlar mı
konuşacaklar
konuşmayacaklar
konuşacaklar mı
24 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
19. -i dinlemek to listen
Siz ne tür müzik dinliyorsunuz? Ben genellikle pop ve caz dinliyorum.
What kind of music do you listen to? I mostly listen to pop and jazz.
Dinleyin, çocuklar. Size harika bir haberimiz var.
Listen up, kids. We have some great news for you.
Ali’ye ‘Gitme.’ dedim, ama beni dinlemedi. Çok inatçı.
‘Don’t go,’ I said to Ali, but he wouldn’t listen to me. He’s so stubborn.
Sabah haberlerini arabada işe giderken dinliyorum.
I listen to the morning news in the car while I drive to work.
Problemini anlatmak istersen dinlerim. Ben iyi bir dinleyiciyimdir.
If you would like to tell me your problem, I’ll listen. I’m a good listener.
grammar
In Turkish, a transitive verb has an object either without a
suffix or with the accusative suffix -i. If the object refers to
something indefinite or a kind of thing, it doesn’t get a suffix.
If, on the other hand, the object refers to something definite
that our readers or listeners know about, it gets the accusative
suffix -i. In this book, transitive verbs, in both Turkish and
English, are marked [tr] and intransitive verbs are marked
[intr], but not always.
word forms
dinleyici
-i gizlice dinlemek
-i dikkatli dinlemek
-i can kulağıyla dinlemek
listener; audience
to eavesdrop
to listen carefully/intently
to be all ears
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
dinlerim
dinlemem
dinler miyim
dinliyorum
dinlemiyorum
dinliyor muyum
dinledim
dinlemedim
dinledim mi
dinlemişim
dinlememişim
dinlemiş miyim
dinleyeceğim
dinlemeyeceğim
dinleyecek miyim
Sen
dinlersin
dinlemezsin
dinler misin
dinliyorsun
dinlemiyorsun
dinliyor musun
dinledin
dinlemedin
dinledin mi
dinlemişsin
dinlememişsin
dinlemiş misin
dinleyeceksin
dinlemeyeceksin
dinleyecek misin
O
dinler
dinlemez
dinler mi
dinliyor
dinlemiyor
dinliyor mu
dinledi
dinlemedi
dinledi mi
dinlemiş
dinlememiş
dinlemiş mi
dinleyecek
dinlemeyecek
dinleyecek mi
Biz
dinleriz
dinlemeyiz
dinler miyiz
dinliyoruz
dinlemiyoruz
dinliyor muyuz
dinledik
dinlemedik
dinledik mi
dinlemişiz
dinlememişiz
dinlemiş miyiz
dinleyeceğiz
dinlemeyeceğiz
dinleyecek miyiz
Siz
dinlersiniz
dinlemezsiniz
dinler misiniz
dinliyorsunuz
dinlemiyorsunuz
dinliyor musunuz
dinlediniz
dinlemediniz
dinlediniz mi
dinlemişsiniz
dinlememişsiniz
dinlemiş misiniz
dinleyeceksiniz
dinlemeyeceksiniz
dinleyecek misiniz
Onlar
dinlerler
dinlemezler
dinlerler mi
dinliyorlar
dinlemiyorlar
dinliyorlar mı
dinlediler
dinlemediler
dinlediler mi
dinlemişler
dinlememişler
dinlemişler mi
dinleyecekler
dinlemeyecekler
dinleyecekler mi
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 5
20. -i okumak to read okumak to study (a subject) at a university/school
‘Ahmet Altan’ın son kitabını okudun mu?’ ‘Hayır, okumadım.’
‘Have you read Ahmet Altan’s latest book?’ ‘No, I haven’t.’
‘Ne okuyorsun, Veli?’ ‘Şiir okuyorum.’
‘What are you reading, Veli?’ ‘I’m reading a poem.’
Meltem’in İngilizcesi çok iyi. Amerika’da ekonomi okumuş.
Meltem’s English is very good. She studied economics in America.
Kızım Ankara Üniversitesi’nde tıp okuyacak.
My daughter will study medicine at Ankara University.
birine bir şey okumak to read something to somebody
Ablam her gece çocuklarına masal okur.
My older sister reads (bedtime) stories to her children every night.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
okurum
okumam
okur muyum
okuyorum
okumuyorum
okuyor muyum
okudum
okumadım
okudum mu
okumuşum
okumamışım
okumuş muyum
okuyacağım
okumayacağım
okuyacak mıyım
Sen
okursun
okumazsın
okur musun
okuyorsun
okumuyorsun
okuyor musun
okudun
okumadın
okudun mu
okumuşsun
okumamışsın
okumuş musun
okuyacaksın
okumayacaksın
okuyacak mısın
O
okur
okumaz
okur mu
okuyor
okumuyor
okuyor mu
okudu
okumadı
okudu mu
okumuş
okumamış
okumuş mu
okuyacak
okumayacak
okuyacak mı
Biz
okuruz
okumayız
okur muyuz
okuyoruz
okumuyoruz
okuyor muyuz
okuduk
okumadık
okuduk mu
okumuşuz
okumamışız
okumuş muyuz
okuyacağız
okumayacağız
okuyacak mıyız
Siz
okursunuz
okumazsınız
okur musunuz
okuyorsunuz
okumuyorsunuz
okuyor musunuz
okudunuz
okumadınız
okudunuz mu
okumuşsunuz
okumamışsınız
okumuş musunuz
okuyacaksınız
okumayacaksınız
okuyacak mısınız
Onlar
okurlar
okumazlar
okurlar mı
okuyorlar
okumuyorlar
okuyorlar mı
okudular
okumadılar
okudular mı
okumuşlar
okumamışlar
okumuşlar mı
okuyacaklar
okumayacaklar
okuyacaklar mı
word forms and phrases
okur, okuyucu
okur yazar
okumuş
okuma parçası
-i sesli okumak
-i sessiz okumak
dua okumak
bela okumak
birinin aklını okumak
(kendi) bildiğini okumak
birine/bir şeye meydan okumak
reader
literate
well-educated
reading text
to read aloud
to read silently
to say prayer
to curse
to read someone’s mind
to go your own way
to challenge sb/sth
26 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
21. -i yazmak to write; to type yazmak to have words on
Bu kağıda adınızı, soyadınızı ve adresinizi yazar mısınız?
Would you write down your name, surname and address on this piece of paper?
Bu antivirüs programını kim yazmış? Çok başarılı.
Who wrote this anti-virus software? It’s a great success.
Yarın Türkçe dersinde kompozisyon yazacağız.
We are going to write an essay in Turkish class tomorrow.
Bak, kapıda ‘Girilmez’ yazıyor (= diyor). Hadi, gidelim buradan.
Look, it reads (= says) on the door: ‘No Entry’. Let’s get out of here.
not almak to take notes
Bugün tarih dersinde hiç not alamadım. Senin notlarını ödünç alabilir miyim?
I couldn’t take any notes in history class today. Can I borrow your notes?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yazarım
yazmam
yazar mıyım
yazıyorum
yazmıyorum
yazıyor muyum
yazdım
yazmadım
yazdım mı
yazmışım
yazmamışım
yazmış mıyım
yazacağım
yazmayacağım
yazacak mıyım
Sen
yazarsın
yazmazsın
yazar mısın
yazıyorsun
yazmıyorsun
yazıyor musun
yazdın
yazmadın
yazdın mı
yazmışsın
yazmamışsın
yazmış mısın
yazacaksın
yazmayacaksın
yazacak mısın
O
yazar
yazmaz
yazar mı
yazıyor
yazmıyor
yazıyor mu
yazdı
yazmadı
yazdı mı
yazmış
yazmamış
yazmış mı
yazacak
yazmayacak
yazacak mı
Biz
yazarız
yazmayız
yazar mıyız
yazıyoruz
yazmıyoruz
yazıyor muyuz
yazdık
yazmadık
yazdık mı
yazmışız
yazmamışız
yazmış mıyız
yazacağız
yazmayacağız
yazacak mıyız
Siz
yazarsınız
yazmazsınız
yazar mısınız
yazıyorsunuz
yazmıyorsunuz
yazıyor musunuz
yazdınız
yazmadınız
yazdınız mı
yazmışsınız
yazmamışsınız
yazmış mısınız
yazacaksınız
yazmayacaksınız
yazacak mısınız
Onlar
yazarlar
yazmazlar
yazarlar mı
yazıyorlar
yazmıyorlar
yazıyorlar mı
yazdılar
yazmadılar
yazdılar mı
yazmışlar
yazmamışlar
yazmışlar mı
yazacaklar
yazmayacaklar
yazacaklar mı
grammar
For new learners, it can be confusing when to use
the accusative -i. We always add it to nouns with
the possessive suffixes and to nouns preceded by
the demonstrative adjective bu, şu or o, as in the
first and second examples.
word forms and phrases
yazı
yazar
yaratıcı yazarlık
yazar kasa
yazgı (= kader)
-e yazılmak
birine yazmak/yazılmak
writing
writer
creative writing
cash register/till
fate
to enrol
to make a move/hit on sb
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 7
22. demek 1. to say 2. to mean (i. have a meaning ii. intend to say sth)
‘Ne dedin, tatlım? Seni duyamadım.’ ‘Ben acıktım, anne dedim.’
‘What did you say, sweetie? I couldn’t hear you.’ ‘I said, I’m hungry, Mum.’
birine bir şey demek to say something to someone
‘Eve gidiyorum.’ demiş Nevin’e. Başka bir şey dememiş.
‘I’m going home,’ s/he said to Nevin. S/he didn’t say anything else.
‘Bu İngilizce kelime ne demek?’ ‘Shelf. Raf demek.’
‘What does this English word mean?’ ‘Shelf. It means raf.’
As you can see in this example, we use demek for the meaning in 2.i.
We use istemek (to want) after demek for the meaning in 2.ii, as in:
Ne demek istiyorsunuz? Sizi anlamıyorum. Daha açık konuşur musunuz?
What do you mean? I can’t understand you. Can you speak more clearly?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
derim
demem
der miyim
diyorum
demiyorum
diyor muyum
dedim
demedim
dedim mi
demişim
dememişim
demiş miyim
diyeceğim
demeyeceğim
diyecek miyim
Sen
dersin
demezsin
der misin
diyorsun
demiyorsun
diyor musun
dedin
demedin
dedin mi
demişsin
dememişsin
demiş misin
diyeceksin
demeyeceksin
diyecek misin
O
der
demez
der mi
diyor
demiyor
diyor mu
dedi
demedi
dedi mi
demiş
dememiş
demiş mi
diyecek
demeyecek
diyecek mi
Biz
deriz
demeyiz
der miyiz
diyoruz
demiyoruz
diyor muyuz
dedik
demedik
dedik mi
demişiz
dememişiz
demiş miyiz
diyeceğiz
demeyeceğiz
diyecek miyiz
Siz
dersiniz
demezsiniz
der misiniz
diyorsunuz
demiyorsunuz
diyor musunuz
dediniz
demediniz
dediniz mi
demişsiniz
dememişsiniz
demiş misiniz
diyeceksiniz
demeyeceksiniz
diyecek misiniz
Onlar
derler
demezler
derler mi
diyorlar
demiyorlar
diyorlar mı
dediler
demediler
dediler mi
demişler
dememişler
demişler mi
diyecekler
demeyecekler
diyecekler mi
word forms and phrases
demeç
deyim
dedikodu
dedikoducu
dedikodu yapmak
statement
idiom
gossip
gossip (person)
to gossip
28 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
23. -i anlamak to understand; to see
Benim Türkçem iyi değil. Sizi anlayamıyorum. Daha yavaş konuşur musunuz?
My Turkish isn’t good. I can’t understand you. Can you speak more slowly?
Sanırım siz Mert Bey’i yanlış anlamışsınız. Toplantı yarın sabah.
I think you got Mr Mert misunderstood. The meeting is tomorrow morning.
‘Şakamı anlamadın, değil mi?’ ‘Yo, anladım. Hiç komik değildi.’
‘You couldn’t see my joke, could you?’ ‘Yes, I could. It wasn’t funny at all.’
Benim annem beni hiç anlamıyor. Beni hiç dinlemiyor.
My mother never understands me. She never listens to me.
-den anlamak to understand (fact/idea)
Ben futboldan hiç anlamam. Başka bir şey hakkında konuşsak olur mu?
I don’t understand football at all. Do you mind if we talk about something else?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
anlarım
anlamam
anlar mıyım
anlıyorum
anlamıyorum
anlıyor muyum
anladım
anlamadım
anladım mı
anlamışım
anlamamışım
anlamış mıyım
anlayacağım
anlamayacağım
anlayacak mıyım
Sen
anlarsın
anlamazsın
anlar mısın
anlıyorsun
anlamıyorsun
anlıyor musun
anladın
anlamadın
anladın mı
anlamışsın
anlamamışsın
anlamış mısın
anlayacaksın
anlamayacaksın
anlayacak mısın
O
anlar
anlamaz
anlar mı
anlıyor
anlamıyor
anlıyor mu
anladı
anlamadı
anladı mı
anlamış
anlamamış
anlamış mı
anlayacak
anlamayacak
anlayacak mı
Biz
anlarız
anlamayız
anlar mıyız
anlıyoruz
anlamıyoruz
anlıyor muyuz
anladık
anlamadık
anladık mı
anlamışız
anlamamışım
anlamış mıyız
anlayacağız
anlamayacağız
anlayacak mıyız
Siz
anlarsınız
anlamazsınız
anlar mısınız
anlıyorsunuz
anlamıyorsunuz
anlıyor musunuz
anladınız
anlamadınız
anladınız mı
anlamışsınız
anlamamışsınız
anlamış mısınız
anlayacaksınız
anlamayacaksınız
anlayacak mısınız
Onlar
anlarlar
anlamazlar
anlarlar mı
anlıyorlar
anlamıyorlar
anlıyorlar mı
anladılar
anlamadılar
anladılar mı
anlamışlar
anlamamışlar
anlamışlar mı
anlayacaklar
anlamayacaklar
anlayacaklar mı
grammar
In addition to nouns with the possessive suffixes,
we always add the accusative -i to the personal
pronouns (beni, seni, onu, etc) and to proper
names (of persons, countries, books, films, etc).
word forms
anlayış
anlayışlı
anlayışsız
understanding (i. knowledge
ii. sympathy)
understanding (sympathetic)
inconsiderate
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 9
24. düşünmek to think (use your mind to decide about sth, form an opinion, or imagine sth)
Biraz bekle, düşünüyorum. Bu benim için kolay bir karar değil.
Wait a moment, I’m thinking. This isn’t an easy decision for me.
Bu senin son kararın mı, arkadaşım? İyi düşündün mü?
Is that your final decision, my friend? Have you thought it over?
verb stem+meyi/mayı düşünmek to think about verb+ing
Biz arabamızı değiştirmeyi düşünüyoruz.
We are thinking about changing our car.
See the words we use for the English think in these examples:
‘Pardon, tanışıyor muyuz?’ ‘Hayır, sanmıyorum.’
‘Excuse me, have we met before?’ ‘No, I don’t think so.’
‘Sence yarın Bursaspor Beşiktaş’ı yenebilir mi?’ ‘Bence hayır.’
‘Do you think Bursaspor can beat Beşiktaş tomorrow?’ ‘I think not.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
düşünürüm
düşünmem
düşünür müyüm
düşünüyorum
düşünmüyorum
düşünüyor muyum
düşündüm
düşünmedim
düşündüm mü
düşünmüşüm
düşünmemişim
düşünmüş müyüm
düşüneceğim
düşünmeyeceğim
düşünecek miyim
Sen
düşünürsün
düşünmezsin
düşünür müsün
düşünüyorsun
düşünmüyorsun
düşünüyor musun
düşündün
düşünmedin
düşündün mü
düşünmüşsün
düşünmemişsin
düşünmüş müsün
düşüneceksin
düşünmeyeceksin
düşünecek misin
O
düşünür
düşünmez
düşünür mü
düşünüyor
düşünmüyor
düşünüyor mu
düşündü
düşünmedi
düşündü mü
düşünmüş
düşünmemiş
düşünmüş mü
düşünecek
düşünmeyecek
düşünecek mi
Biz
düşünürüz
düşünmeyiz
düşünür müyüz
düşünüyoruz
düşünmüyoruz
düşünüyor muyuz
düşündük
düşünmedik
düşündük mü
düşünmüşüz
düşünmemişiz
düşünmüş müyüz
düşüneceğiz
düşünmeyeceğiz
düşünecek miyiz
Siz
düşünürsünüz
düşünmezsiniz
düşünür müsünüz
düşünüyorsunuz
düşünmüyorsunuz
düşünüyor musunuz
düşündünüz
düşünmediniz
düşündünüz mü
düşünmüşsünüz
düşünmemişsiniz
düşünmüş müsünüz
düşüneceksiniz
düşünmeyeceksiniz
düşünecek misiniz
Onlar
düşünürler
düşünmezler
düşünürler mi
düşünüyorlar
düşünmüyorlar
düşünüyorlar mı
düşündüler
düşünmediler
düşündüler mi
düşünmüşler
düşünmemişler
düşünmüşler mi
düşünecekler
düşünmeyecekler
düşünecekler mi
word forms and phrases
düşünce
düşünceli
düşüncesiz
Bence
Sence …?
Sanırım/Sanıyorum
Sanmam/Sanmıyorum
Düşünüyorum,
o halde varım.
thought
thoughtful
thoughtless
I think (when you think that
something is true, or will happen)
Do you think …?
I think (when you say that you
believe something is true although
you aren’t sure)
I don’t think so
I think,
therefore I am.
30 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
25. -i bilmek to know (1. have information 2. skill/experience 3. be sure)
Murat uzun zamandır burada çalışıyor. Herkesi tanır ve her şeyi bilir. *
Murat has been working here for a long time. He knows everyone and everything.
Ben Sibel’in soyadını bilmiyorum. Siz biliyor musunuz?
I don’t know Sibel’s surname. Do you know it?
‘Saat kaç biliyor musun?’ ’11.00’e geliyor. Bir yere mi gideceksin?’
‘Do you know what time it is?’ ‘It’s almost 11.00. Are you going somewhere?’
Karım üç yabancı dil biliyor: İngilizce, Fransızca ve İtalyanca.
My wife knows three foreign languages: English, French and Italian.
‘Hafta sonu Beril’in partisine gidecek misin?’ ‘Bilmem. Ya sen?’
‘Will you go to Beril’s party at the weekend?’ ‘I don’t know. What about you?’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
bilirim
bilmem
bilir miyim
biliyorum
bilmiyorum
biliyor muyum
bildim
bilmedim
bildim mi
bilmişim
bilmemişim
bilmiş miyim
bileceğim
bilmeyeceğim
bilecek miyim
Sen
bilirsin
bilmezsin
bilir misin
biliyorsun
bilmiyorsun
biliyor musun
bildin
bilmedin
bildin mi
bilmişsin
bilmemişsin
bilmiş misin
bileceksin
bilmeyeceksin
bilecek misin
O
bilir
bilmez
bilir mi
biliyor
bilmiyor
biliyor mu
bildi
bilmedi
bildi mi
bilmiş
bilmemiş
bilmiş mi
bilecek
bilmeyecek
bilecek mi
Biz
biliriz
bilmeyiz
bilir miyiz
biliyoruz
bilmiyoruz
biliyor muyuz
bildik
bilmedik
bildik mi
bilmişiz
bilmemişiz
bilmiş miyiz
bileceğiz
bilmeyeceğiz
bilecek miyiz
Siz
bilirsiniz
bilmezsiniz
bilir misiniz
biliyorsunuz
bilmiyorsunuz
biliyor musunuz
bildiniz
bilmediniz
bildiniz mi
bilmişsiniz
bilmemişsiniz
bilmiş misiniz
bileceksiniz
bilmeyeceksiniz
bilecek misiniz
Onlar
bilirler
bilmezler
bilirler mi
biliyorlar
bilmiyorlar
biliyorlar mı
bildiler
bilmediler
bildiler mi
bilmişler
bilmemişler
bilmişler mi
bilecekler
bilmeyecekler
bilecekler mi
* note
We use the verb tanımak for know in the
meaning of being familiar with someone. See
#78.
word forms and phrases
bilgi
bilgili
bilim
bilinç
çok bilmiş
Allah bilir!
Bildiğim kadarıyla
Kesin/Net bilmiyorum.
information
knowledgeable
science
consciousness
smart alec/ass
God knows!
As far as I know
I don’t know for sure.
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 1
26. vermek to give
birine bir şey (in the nominative case) vermek
Anne, bize biraz para verir misin? Okuldan sonra sinemaya gideceğiz.
Mum, can you give me some money? We are going to the cinema after school.
‘Bana bir şans daha ver, aşkım.’ ‘Sana hiçbir şey yok. Defol git hayatımdan.’
‘Give me another chance, love.’ ‘I have nothing for you. Get out of my life.’
bir şeyi (in the accusative case) birine vermek
Gamze tüm oyuncak bebeklerini yan komşunun kızına vermiş.
Gamze has given all her dolls to the next-door’s girl.
Telefon numaranı Mustafa’ya verdim. Seni yarın arayacak.
I have given your telephone number to Mustafa. He will call you tomorrow.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
veririm
vermem
verir miyim
veriyorum
vermiyorum
veriyor muyum
verdim
vermedim
verdim mi
vermişim
vermemişim
vermiş miyim
vereceğim
vermeyeceğim
verecek miyim
Sen
verirsin
vermezsin
verir misin
veriyorsun
vermiyorsun
veriyor musun
verdin
vermedin
verdin mi
vermişsin
vermemişsin
vermiş misin
vereceksin
vermeyeceksin
verecek misin
O
verir
vermez
verir mi
veriyor
vermiyor
veriyor mu
verdi
vermedi
verdi mi
vermiş
vermemiş
vermiş mi
verecek
vermeyecek
verecek mi
Biz
veririz
vermeyiz
verir miyiz
veriyoruz
vermiyoruz
veriyor muyuz
verdik
vermedik
verdik mi
vermişiz
vermemişiz
vermiş miyiz
vereceğiz
vermeyeceğiz
verecek miyiz
Siz
verirsiniz
vermezsiniz
verir misiniz
veriyorsunuz
vermiyorsunuz
veriyor musunuz
verdiniz
vermediniz
verdiniz mi
vermişsiniz
vermemişsiniz
vermiş misiniz
vereceksiniz
vermeyeceksiniz
verecek misiniz
Onlar
verirler
vermezler
verirler mi
veriyorlar
vermiyorlar
veriyorlar mı
verdiler
vermediler
verdiler mi
vermişler
vermemişler
vermişler mi
verecekler
vermeyecekler
verecekler mi
some common noun + vermek collocations
tavsiye vermek
örnek vermek
cevap vermek
ümit vermek
öpücük vermek
izin vermek
fikir vermek
bilgi vermek
öncelik vermek
karar vermek
söz vermek
ödünç vermek
kilo vermek
nefes vermek
give advice
give an example
give an answer
give hope
give a kiss
give permission
give an idea
give information
give priority
make a decision
make a promise
lend
lose weight
breathe out
32 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
27. -i almak 1. to take 2. to get, receive -den almak to pick sb/sth up
‘Sen bu dönem Türkçe alacak mısın?’ ‘Hayır, almayacağım. Ya sen?’
‘Are you going to take Turkish this term?’ ‘No, I’m not. What about you?’
Anahtarlarını al. Ben akşam evde olmayacağım.
Take your keys. I won’t be home in the evening.
‘E-postamı aldınız mı?’ ‘Hayır, almadım. Ne zaman gönderdiniz?
‘Have you received my e-mail?’ ‘No, I haven’t. When did you send it?’
Biri masamdan yine faremi almış.
Somebody has taken my mouse off my desk again.
Bugün çocukları okuldan sen alır mısın? Benim 3.00’te bir toplantım var.
Will you pick the kids up from school today? I have a meeting at 3.00.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
alırım
almam
alır mıyım
alıyorum
almıyorum
alıyor muyum
aldım
almadım
aldım mı
almışım
almamışım
almış mıyım
alacağım
almayacağım
alacak mıyım
Sen
alırsın
almazsın
alır mısın
alıyorsun
almıyorsun
alıyor musun
aldın
almadın
aldın mı
almışsın
almamışsın
almış mısın
alacaksın
almayacaksın
alacak mısın
O
alır
almaz
alır mı
alıyor
almıyor
alıyor mu
aldı
almadı
aldı mı
almış
almamış
almış mı
alacak
almayacak
alacak mı
Biz
alırım
almayız
alır mıyız
alıyoruz
almıyoruz
alıyor muyuz
aldık
almadık
aldık mı
almışız
almamışız
almış mıyız
alacağız
almayacağız
alacak mıyız
Siz
alırsınız
almazsınız
alır mısınız
alıyorsunuz
almıyorsunuz
alıyor musunuz
aldınız
almadınız
aldınız mı
almışsınız
almamışsınız
almış mısınız
alacaksınız
almayacaksınız
alacak mısınız
Onlar
alırlar
almazlar
alırlar mı
alıyorlar
almıyorlar
alıyorlar mı
aldılar
almadılar
aldılar mı
almışlar
almamışlar
almışlar mı
alacaklar
almayacaklar
alacaklar mı
some common noun + almak collocations
duş almak
karar almak
risk almak
ders almak
mesaj almak
not almak
zaman almak
uyuşturucu almak
ilaç almak
-i ciddiye almak
-i dikkate almak
kilo almak
-den izin almak
nefes almak
take a shower
take a decision
take a risk
take a class
take a message
take notes
take time
take drugs
take medicine
take sth/sb seriously
take into account
put on weight
get permission
breathe in
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 3
28. -i (satın) almak to buy
‘Daha hızlı bir dizüstü satın alacağım.’ ‘Can geçen hafta i7 almış. Çok memnun.’
‘I will buy a faster laptop.’ ‘Can bought an i7 last week. He’s very happy with it.’
‘Elbiseni nereden aldın? Çok şık.’ ‘Kızılay’da bir mağazadan.’
‘Where did you buy your dress? It’s so elegant.’ ‘In a shop in Kızılay [in Ankara].
birine bir şey almak to buy someone something
Kocam bana hiç çiçek almadı. 10 yıldır evliyiz.
My husband has never bought me flowers. We have been married for 10 years.
bir şeyi 20/50 vb liraya almak to buy something for 20/50 etc liras
‘Bu bluzu 25 liraya aldım.’ ‘A! Sudan ucuz.’
‘I bought this blouse for 25 liras.’ ‘Ah! That’s dirt cheap [lit cheaper than water].’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
satın alırım
satın almam
satın alır mıyım
satın alıyorum
satın almıyorum
satın alıyor muyum
satın aldım
satın almadım
satın aldım mı
satın almışım
satın almamışım
satın almış mıyım
satın alacağım
satın almayacağım
satın alacak mıyım
Sen
satın alırsın
satın almazsın
satın alır mısın
satın alıyorsun
satın almıyorsun
satın alıyor musun
satın aldın
satın almadın
satın aldın mı
satın almışsın
satın almamışsın
satın almış mısın
satın alacaksın
satın almayacaksın
satın alacak mısın
O
satın alır
satın almaz
satın alır mı
satın alıyor
satın almıyor
satın alıyor mu
satın aldı
satın almadı
satın aldı mı
satın almış
satın almamış
satın almış mı
satın alacak
satın almayacak
satın alacak mı
Biz
satın alırım
satın almayız
satın alır mıyız
satın alıyoruz
satın almıyoruz
satın alıyor muyuz
satın aldık
satın almadık
satın aldık mı
satın almışız
satın almamışız
satın almış mıyız
satın alacağız
satın almayacağız
satın alacak mıyız
Siz
satın alırsınız
satın almazsınız
satın alır mısınız
satın alıyorsunuz
satın almıyorsunuz
satın alıyor musunuz
satın aldınız
satın almadınız
aldınız mı
satın almışsınız
satın almamışsınız
satın almış mısınız
satın alacaksınız
satın almayacaksınız
satın alacak mısınız
Onlar
satın alırlar
satın almazlar
satın alırlar mı
satın alıyorlar
satın almıyorlar
satın alıyorlar mı
satın aldılar
satın almadılar
satın aldılar mı
satın almışlar
satın almamışlar
satın almışlar mı
satın alacaklar
satın almayacaklar
satın alacaklar mı
word forms and phrases
(on-line) alışveriş
nakit almak
kredi kartıyla almak
taksitle almak
veresiye almak
ucuza almak
pahalıya almak
indirimden almak
uygun fiyata almak
(online) shopping
to buy in cash
to buy by credit card
to buy on instalments
to buy on credit
to buy at a low price
to buy at a high price
to buy in a sale
to buy at a bargain price
34 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
29. -i satmak to sell (1. offer sth for people to buy 2. give sth in return for money) satmak to be bought by people
O dükkân ikinci el mobilya ve beyaz eşya satıyor. Ben geçen yıl bir masa aldım.
That shop sells second-hand furniture and household appliances. I bought a table last year.
‘Yan daireyi 1.500.000 liraya satmışlar.’ ‘Ya, kime satmışlar?’
‘They have sold the flat next door for 1.500.000 liras.’ ‘Really, who did they sell it to?’
Arabamızı yan komşumuza satacağız. Sıfır bir araba alacağız.
We will sell our car to our next-door neighbour. We will buy a brand-new car.
Son kitabı sadece 100.000 adet satmış. Ben de aldım ama pek beğenmedim.
His/Her last book sold only 100.000 copies. I bought it too, but I didn’t like it much.
birini satmak to sell someone out
O herif kendi çıkarı için herkesi satar. İğrenç bir insan ve siyasetçidir.
That guy sells everyone out for his own interests. He’s a disgusting person and politician.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
satarım
satmam
satar mıyım
satıyorum
satmıyorum
satıyor muyum
sattım
satmadım
sattım mı
satmışım
satmamışım
satmış mıyım
satacağım
satmayacağım
satacak mıyım
Sen
satarsın
satmazsın
satar mısın
satıyorsun
satmıyorsun
satıyor musun
sattın
satmadın
sattın mı
satmışsın
satmamışsın
satmış mısın
satacaksın
satmayacaksın
satacak mısın
O
satar
satmaz
satar mı
satıyor
satmıyor
satıyor mu
sattı
satmadı
sattı mı
satmış
satmamış
satmış mı
satacak
satmayacak
satacak mı
Biz
satarız
satmayız
satar mıyız
satıyoruz
satmıyoruz
satıyor muyuz
sattık
satmadık
sattık mı
satmışız
satmamışız
satmış mıyız
satacağız
satmayacağız
satacak mıyız
Siz
satarsınız
satmazsınız
satar mısınız
satıyorsunuz
satmıyorsunuz
satıyor musunuz
sattınız
satmadınız
sattınız mı
satmışsınız
satmamışsınız
satmış mısınız
satacaksınız
satmayacaksınız
satacak mısınız
Onlar
satarlar
satmazlar
satarlar mı
satıyorlar
satmıyorlar
satıyorlar mı
sattılar
satmadılar
sattılar mı
satmışlar
satmamışlar
satmışlar mı
satacaklar
satmayacaklar
satacaklar mı
word forms and phrases
satıcı
alıcı
satılık
satış elemanı
satış fiyatı
indirim
Satıldı.
Tükendi/Bitti/Kalmadı.
seller
buyer
for sale
shop assistant,
salesperson
selling price
sale (lower price)
Sold.
Sold out.
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 5
30. -i kiralamak to rent
Biz geçen yaz Bodrum’da ev kiraladık. Otelden çok daha ucuzdu.
We rented a house in Bodrum last summer. It was much cheaper than a hotel.
Arabamı sattım. Yenisini satın almayacağım. Kiralayacağım.
I have sold my car. I’m not going to buy a new one. I’ll rent.
Yan daireyi yeni evli bir çift kiralamış.
A newly married couple has rented the flat next-door.
bir şeyi birine kiralamak to rent out something to someone
Antalya’daki yazlıklarını kışın üniversite öğrencilerine kiralıyorlar.
They rent out their summer house in Antalya to university students in winter.
Ev sahibi dairesini bekârlara kiraya vermiyor (= kiralamıyor), maalesef.
The landlord/lady doesn’t rent out his/her flat to single people, unfortunately.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kiralarım
kiralamam
kiralar mıyım
kiralıyorum
kiralamıyorum
kiralıyor muyum
kiraladım
kiralamadım
kiraladım mı
kiralamışım
kiralamamışım
kiralamış mıyım
kiralayacağım
kiralamayacağım
kiralayacak mıyım
Sen
kiralarsın
kiralamazsın
kiralar mısın
kiralıyorsun
kiralamıyorsun
kiralıyor musun
kiraladın
kiralamadın
kiraladın mı
kiralamışsın
kiralamamışsın
kiralamış mısın
kiralayacaksın
kiralamayacaksın
kiralayacak mısın
O
kiralar
kiralamaz
kiralar mı
kiralıyor
kiralamıyor
kiralıyor mu
kiraladı
kiralamadı
kiraladı mı
kiralamış
kiralamamış
kiralamış mı
kiralayacak
kiralamayacak
kiralayacak mı
Biz
kiralarız
kiralamayız
kiralar mıyız
kiralıyoruz
kiralamıyoruz
kiralıyor muyuz
kiraladık
kiralamadık
kiraladık mı
kiralamışız
kiralamamışız
kiralamış mıyız
kiralayacağız
kiralamayacağız
kiralayacak mıyız
Siz
kiralarsınız
kiralamazsınız
kiralar mısınız
kiralıyorsunuz
kiralamıyorsunuz
kiralıyor musunuz
kiraladınız
kiralamadınız
kiraladınız mı
kiralamışsınız
kiralamamışsınız
kiralamış mısınız
kiralayacaksınız
kiralamayacaksınız
kiralayacak mısınız
Onlar
kiralarlar
kiralamazlar
kiralarlar mı
kiralıyorlar
kiralamıyorlar
kiralıyorlar mı
kiraladılar
kiralamadılar
kiraladılar mı
kiralamışlar
kiralamamışlar
kiralamışlar mı
kiralayacaklar
kiralamayacaklar
kiralayacaklar mı
grammar
To conjugate a verb ending in a in the present
continuous tense, omit the a (kirala, oyna) and
add -ıyor or -uyor, depending on what is now the
last vowel of the verb: kiralıyor, oynuyor.
word forms and phrases
kiralık
kiracı
kira
kira ödemek
kira kontratı
ev sahibi
kiralık daire/araba
for rent
tenant
rent (n)
to pay a rent
rental contract
landlord/lady
rented flat/car
36 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
31. -i sevmek to love; to like
‘Elbiseni sevdim. Rengi çok hoş.’ ‘Teşekkürler. Hafta sonu aldım.’
‘I like your dress. Its colour is so nice.’ ‘Thanks. I bought it at the weekend.’
‘Seni seviyorum. Benimle evlenir misin?’ ‘Ben de seni seviyorum, ama …’
‘I love you. Will you marry me?’ ‘I love you too, but …’
Melis bu hediyeyi çok sevecek. Ahmet Ümit en sevdiği yazar.
Melis will like this gift so much. Ahmet Ümit is her favourite writer.
verb stem+meyi/mayı sevmek to love/like verb+ing
Bütün çocuklar çizgi film seyretmeyi sever.
All children love watching cartoons.
‘Boş vakitlerinizde ne yapmayı seversiniz?’ ‘Alışverişe gitmeyi seviyorum.’
‘What do you like doing in your free time?’ ‘I like going shopping.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
severim
sevmem
sever miyim
seviyorum
sevmiyorum
seviyor muyum
sevdim
sevmedim
sevdim mi
sevmişim
sevmemişim
sevmiş miyim
seveceğim
sevmeyeceğim
sevecek miyim
Sen
seversin
sevmezsin
sever misin
seviyorsun
sevmiyorsun
seviyor musun
sevdin
sevmedin
sevdin mi
sevmişsin
sevmemişsin
sevmiş misin
seveceksin
sevmeyeceksin
sevecek misin
O
sever
sevmez
sever mi
seviyor
sevmiyor
seviyor mu
sevdi
sevmedi
sevdi mi
sevmiş
sevmemiş
sevmiş mi
sevecek
sevmeyecek
sevecek mi
Biz
severiz
sevmeyiz
sever miyiz
seviyoruz
sevmiyoruz
seviyor muyuz
sevdik
sevmedik
sevdik mi
sevmişiz
sevmemişiz
sevmiş miyiz
seveceğiz
sevmeyeceğiz
sevecek miyiz
Siz
seversiniz
sevmezsiniz
sever misiniz
seviyorsunuz
sevmiyorsunuz
seviyor musunuz
sevdiniz
sevmediniz
sevdiniz mi
sevmişsiniz
sevmemişsiniz
sevmiş misiniz
seveceksiniz
sevmeyeceksiniz
sevecek misiniz
Onlar
severler
sevmezler
severler mi
seviyorlar
sevmiyorlar
seviyorlar mı
sevdiler
sevmediler
sevdiler mi
sevmişler
sevmemişler
sevmişler mi
sevecekler
sevmeyecekler
sevecekler mi
word forms and phrases
sevgi
sevgili
sevgisiz
sevinç
sevinçli
seve seve/severek
sevişmek
love
i. boyfriend, or girlfriend
ii. dear (brother/friend)
loveless (marriage/relationship)
joy
joyful
gladly, happily
to make love
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 7
32. -i istemek to want; to would like istemek to ask (for help/advice etc)
Bakar mısınız? Ben bir simit ve çay istiyorum, lütfen.
Excuse me, I would like a simit [similar to a bagel] and a tea, please.
Ben bu oyuncağı istiyorum, anne. Bunu alalım. N’olur!
I want this toy, Mum. Let’s buy this. Please!
‘Biraz daha pasta ister misiniz, çocuklar?’ ‘Evet, isteriz.’ *
‘Do you want some more cake, kids?’ ‘Yes, we do.’
verb stem+mek/mak istemek to want/would like to verb
Canan gelmek istemedi. Evde kalmak istedi.
Canan didn’t want to come. She wanted to stay at home.
‘Senden bir iyilik isteyeceğim, dostum.’ ‘Tabii, dostum. Ne istersen.’
‘I’ll ask you for a favour, mate.’ ‘Sure, mate. Whatever you ask.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
isterim
istemem
ister miyim
istiyorum
istemiyorum
istiyor muyum
istedim
istemedim
istedim mi
istemişim
istememişim
istemiş miyim
isteyeceğim
istemeyeceğim
isteyecek miyim
Sen
istersin
istemezsin
ister misin
istiyorsun
istemiyorsun
istiyor musun
istedin
istemedin
istedin mi
istemişsin
istememişsin
istemiş misin
isteyeceksin
istemeyeceksin
isteyecek misin
O
ister
istemez
ister mi
istiyor
istemiyor
istiyor mu
istedi
istemedi
istedi mi
istemiş
istememiş
istemiş mi
isteyecek
istemeyecek
isteyecek mi
Biz
isteriz
istemeyiz
ister miyiz
istiyoruz
istemiyoruz
istiyor muyuz
istedik
istemedik
istedik mi
istemişiz
istememişiz
istemiş miyiz
isteyeceğiz
istemeyeceğiz
isteyecek miyiz
Siz
istersiniz
istemezsiniz
ister misiniz
istiyorsunuz
istemiyorsunuz
istiyor musunuz
istediniz
istemediniz
istediniz mi
istemişsiniz
istememişsiniz
istemiş misiniz
isteyeceksiniz
istemeyeceksiniz
isteyecek misiniz
Onlar
isterler
istemezler
isterler mi
istiyorlar
istemiyorlar
istiyorlar mı
istediler
istemediler
istediler mi
istemişler
istememişler
istemişler mi
isteyecekler
istemeyecekler
isteyecekler mi
* grammar
In yes/no questions, we repeat the verbs in the answers
(or Hayır, istemeyiz). In Turkish, there are no words like the
English auxiliary verbs am, do, did, etc.
word forms and phrases
istek
istekli
isteksiz
isteyerek
istemeyerek
Nasıl istersen.
Nasıl istersen öyle yap.
want (n), desire
willing
unwilling, reluctant
1. willingly 2. intentionally
1. unwillingly 2. unintentionally
As you wish/please.
Do as you please/Have it your way.
38 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
33. -de çalışmak to work [intr] (do a job/an activity) çalışmak [intr] to operate (machine/equipment)
Ayşe’nin eski kocası makine mühendisi. Bir araba fabrikasında çalışıyor.
Ayşe’s ex-husband is a mechanical engineer. He works in a car factory.
Dayım uzun yıllar Almanya’da Mercedes’te çalışmış.
My (maternal) uncle worked for Mercedes in Germany for many years.
Bu sınavı geçmek için çok çalıştım. 10 gün hiç dışarı çıkmadım.
I worked hard to pass this exam. I never left the house for 10 days.
Bulaşık makinesi çalışmıyor. Lanet makine yine bozuldu.
The dishwasher doesn’t work. The damn machine has broken again.
bir makineyi çalıştırmak [tr] to work a machine
‘İçeri çok sıcak.’ ‘Klimayı çalıştırayım mı?’ ‘İyi olur.’
It’s too hot inside.’ ‘Shall I work the air conditioner?’ ‘That would be nice.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
çalışırım
çalışmam
çalışır mıyım
çalışıyorum
çalışmıyorum
çalışıyor muyum
çalıştım
çalışmadım
çalıştım mı
çalışmışım
çalışmamışım
çalışmış mıyım
çalışacağım
çalışmayacağım
çalışacak mıyım
Sen
çalışırsın
çalışmazsın
çalışır mısın
çalışıyorsun
çalışmıyorsun
çalışıyor musun
çalıştın
çalışmadın
çalıştın mı
çalışmışsın
çalışmamışsın
çalışmış mısın
çalışacaksın
çalışmayacaksın
çalışacak mısın
O
çalışır
çalışmaz
çalışır mı
çalışıyor
çalışmıyor
çalışıyor mu
çalıştı
çalışmadı
çalıştı mı
çalışmış
çalışmamış
çalışmış mı
çalışacak
çalışmayacak
çalışacak mı
Biz
çalışırız
çalışmayız
çalışır mıyız
çalışıyoruz
çalışmıyoruz
çalışıyor muyuz
çalıştık
çalışmadık
çalıştık mı
çalışmışız
çalışmamışız
çalışmış mıyız
çalışacağız
çalışmayacağız
çalışacak mıyız
Siz
çalışırsınız
çalışmazsınız
çalışır mısınız
çalışıyorsunuz
çalışmıyorsunuz
çalışıyor musunuz
çalıştınız
çalışmadınız
çalıştınız mı
çalışmışsınız
çalışmamışsınız
çalışmış mısınız
çalışacaksınız
çalışmayacaksınız
çalışacak mısınız
Onlar
çalışırlar
çalışmazlar
çalışırlar mı
çalışıyorlar
çalışmıyorlar
çalışıyorlar mı
çalıştılar
çalışmadılar
çalıştılar mı
çalışmışlar
çalışmamışlar
çalışmışlar mı
çalışacaklar
çalışmayacaklar
çalışacaklar mı
grammar
The suffix -ayım (or -eyim) in interrogative
sentences means shall I?, as you can see in
the last example.
In affirmative sentences, it means let me:
Size yardım edeyim (Let me help you).
word forms and phrases
çalışkan
çalışan
çalışan anneler
çalışma
çalışma saatleri
hard-working
employee
working mothers
study (n); working
working hours
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 9
34. başlamak [intr] to start (happening) -e başlamak to start (doing sth)
‘Film yeni başladı. Gel, birlikte izleyelim, aşkım.’ ‘Geliyorum.’
‘The film has just started. Come, let’s watch it together, love.’ ‘I’m coming.’
Ben gelecek pazartesi yeni bir işe başlayacağım.
I’ll start a new job next Monday.
verb stem+meye/maya başlamak to start verb+ing/start to verb sth
Siz Türkçe öğrenmeye ne zaman başladınız?
When did you start learning Turkish?
-i başlatmak [tr] to make something start happening
Kavgayı Alp başlatmamış, Berk başlatmış. Diğer öğrenciler de öyle diyor.
Ozan didn’t start the fight, Berk did. Other students say that too.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
başlarım
başlamam
başlar mıyım
başlıyorum
başlamıyorum
başlıyor muyum
başladım
başlamadım
başladım mı
başlamışım
başlamamışım
başlamış mıyım
başlayacağım
başlamayacağım
başlayacak mıyım
Sen
başlarsın
başlamazsın
başlar mısın
başlıyorsun
başlamıyorsun
başlıyor musun
başladın
başlamadın
başladın mı
başlamışsın
başlamamışsın
başlamış mısın
başlayacaksın
başlamayacaksın
başlayacak mısın
O
başlar
başlamaz
başlar mı
başlıyor
başlamıyor
başlıyor mu
başladı
başlamadı
başladı mı
başlamış
başlamamış
başlamış mı
başlayacak
başlamayacak
başlayacak mı
Biz
başlarız
başlamayız
başlar mıyız
başlıyoruz
başlamıyoruz
başlıyor muyuz
başladık
başlamadık
başladık mı
başlamışız
başlamamışız
başlamış mıyız
başlayacağız
başlamayacağız
başlayacak mıyız
Siz
başlarsınız
başlamazsınız
başlar mısınız
başlıyorsunuz
başlamıyorsunuz
başlıyor musunuz
başladınız
başlamadınız
başladınız mı
başlamışsınız
başlamamışsınız
başlamış mısınız
başlayacaksınız
başlamayacaksınız
başlayacak mısınız
Onlar
başlarlar
başlamazlar
başlarlar mı
başlıyorlar
başlamıyorlar
başlıyorlar mı
başladılar
başlamadılar
başladılar mı
başlamışlar
başlamamışlar
başlamışlar mı
başlayacaklar
başlamayacaklar
başlayacaklar mı
word forms and phrases
baş
filmin başı
ilk başta/başlarda
(ay/yıl) başında
yeni bir başlangıç
baştan sona
başlamak üzere
güne başlamak
beginning (the first part of sth)
the beginning of the film
in the beginning
at the beginning of (the month/year)
a new beginning
from beginning to end
be about to start
to start the day
40 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
35. durmak [intr] to stop
Biraz durabilir miyiz? Ben çok yoruldum. Bir saattir yürüyoruz.
Can we stop for a while? I got too tired. We have been working for an hour.
Yağmur durmuş, millet. Hazırlanıp çıkalım. Haydi, acele edin.
The rain has stopped, guys. Let’s get ready and go. Come on, hurry up.
Benzinlikte durur musun? Ben tuvalete gideceğim.
Can you stop at the oil/gas station. I’ll go to the toilet.
-i durdurmak [tr] to stop
‘Niye durdun?’ ‘Bak, polis bütün arabaları durduruyor.’
‘Why did you stop?’ ‘Look, the police are stopping all the cars.’
N’oldu (= Ne oldu)? Hakem maçı niye durdurdu yine?
What’s happened? Why has the referee stopped the match/game again?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
dururum
durmam
durur muyum
duruyorum
durmuyorum
duruyor muyum
durdum
durmadım
durdum mu
durmuşum
durmamışım
durmuş muyum
duracağım
durmayacağım
duracak mıyım
Sen
durursun
durmazsın
durur musun
duruyorsun
durmuyorsun
duruyor musun
durdun
durmadın
durdun mu
durmuşsun
durmamışsın
durmuş musun
duracaksın
durmayacaksın
duracak mısın
O
durur
durmaz
durur mu
duruyor
durmuyor
duruyor mu
durdu
durmadı
durdu mu
durmuş
durmamış
durmuş mu
duracak
durmayacak
duracak mı
Biz
dururuz
durmayız
durur muyuz
duruyoruz
durmuyoruz
duruyor muyuz
durduk
durmadık
durduk mu
durmuşuz
durmamışız
durmuş muyuz
duracağız
durmayacağız
duracak mıyız
Siz
durursunuz
durmazsınız
durur musunuz
duruyorsunuz
durmuyorsunuz
duruyor musunuz
durdunuz
durmadınız
durdunuz mu
durmuşsunuz
durmamışsınız
durmuş musunuz
duracaksınız
durmayacaksınız
duracak mısınız
Onlar
dururlar
durmazlar
dururlar mı
duruyorlar
durmuyorlar
duruyorlar mı
durdular
durmadılar
durdular mı
durmuşlar
durmamışlar
durmuşlar mı
duracaklar
durmayacaklar
duracaklar mı
word forms and phrases
durmaksızın
durmaksızın konuşmak
durak
otobüs durağı
dur işareti
nonstop (adv), continuously
to talk nonstop
stop (bus/train)
bus stop
stop sign
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 1
36. yorulmak to get tired
Ben bugün bayağı yorulmuşum. Ofiste gün boyu toplantılarım vardı.
I got quite tired today. I had meetings at the office all day.
Benim bacaklarım yoruldu. Biraz dinlenebilir miyiz?
My legs are tired. Can we rest for a while?
verb+mekten/maktan yorulmak to be tired from verb+ing
Bütün gün evi temizlemekten çok yorulduk.
We were exhausted from cleaning the house all day.
verb+mekten/maktan yorulmak to be tired of verb+ing
Seninle sürekli tartışmaktan yoruldum. Her şeye itiraz ediyorsun.
I’m tired of arguing with you all the time. You contradict everything.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yorulurum
yorulmam
yorulur muyum
yoruluyorum
yorulmuyorum
yoruluyor muyum
yoruldum
yorulmadım
yoruldum mu
yorulmuşum
yorulmamışım
yorulmuş muyum
yorulacağım
yorulmayacağım
yorulacak mıyım
Sen
yorulursun
yorulmazsın
yorulur musun
yoruluyorsun
yorulmuyorsun
yoruluyor musun
yoruldun
yorulmadın
yoruldun mu
yorulmuşsun
yorulmamışsın
yorulmuş musun
yorulacaksın
yorulmayacaksın
yorulacak mısın
O
yorulur
yorulmaz
yorulur mu
yoruluyor
yorulmuyor
yoruluyor mu
yoruldu
yorulmadı
yoruldu mu
yorulmuş
yorulmamış
yorulmuş mu
yorulacak
yorulmayacak
yorulacak mı
Biz
yoruluruz
yorulmayız
yorulur muyuz
yoruluyoruz
yorulmuyoruz
yoruluyor muyuz
yorulduk
yorulmadık
yorulduk mu
yorulmuşuz
yorulmamışız
yorulmuş muyuz
yorulacağız
yorulmayacağız
yorulacak mıyız
Siz
yorulursunuz
yorulmazsınız
yorulur musunuz
yoruluyorsunuz
yorulmuyorsunuz
yoruluyor musunuz
yoruldunuz
yorulmadınız
yoruldunuz mu
yorulmuşsunuz
yorulmamışsınız
yorulmuş musunuz
yorulacaksınız
yorulmayacaksınız
yorulacak mısınız
Onlar
yorulurlar
yorulmazlar
yorulurlar mı
yoruluyorlar
yorulmuyorlar
yoruluyorlar mı
yoruldular
yorulmadılar
yoruldular mı
yorulmuşlar
yorulmamışlar
yorulmuşlar mı
yorulacaklar
yorulmayacaklar
yorulacaklar mı
word forms and phrases
yorgun
kendini yorgun hissetmek
yorucu
birini yormak
tired
to feel tired
tiring
make sb feel tired
42 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
37. dinlenmek to rest (relaxing)
Bir saattir durmaksızın yürüyoruz. Biraz durup dinlenelim.
We’ve been walking nonstop for an hour. Let’s stop for a while and rest.
Gribin en iyi tedavisi dinlenmek. Evine git ve dinlen.
The best treatment for flu is to rest. Go home and rest.
Yorucu bir gündü. Ben akşam yemeğine kadar biraz dinleneceğim.
It was a tiring day. I’m going to rest a little until dinner.
Dün gece iyi dinlendin mi? Bugün yapacak işlerimiz var.
Did you have some good rest last night? Today we have things to do.
ayaklarını/gözlerini vb dinlendirmek to rest your feet/eyes etc
Biraz durup bacaklarımızı dinlendirdik ve sandviçlerimizi yedik.
We stopped for a while and rested our legs and ate our sandwiches.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
dinlenirim
dinlenmem
dinlenir miyim
dinleniyorum
dinlenmiyorum
dinleniyor muyum
dinlendim
dinlenmedim
dinlendim mi
dinlenmişim
dinlenmemişim
dinlenmiş miyim
dinleneceğim
dinlenmeyeceğim
dinlenecek miyim
Sen
dinlenirsin
dinlenmezsin
dinlenir misin
dinleniyorsun
dinlenmiyorsun
dinleniyor musun
dinlendin
dinlenmedin
dinlendin mi
dinlenmişsin
dinlenmemişsin
dinlenmiş misin
dinleneceksin
dinlenmeyeceksin
dinlenecek misin
O
dinlenir
dinlenmez
dinlenir mi
dinleniyor
dinlenmiyor
dinleniyor mu
dinlendi
dinlenmedi
dinlendi mi
dinlenmiş
dinlenmemiş
dinlenmiş mi
dinlenecek
dinlenmeyecek
dinlenecek mi
Biz
dinleniriz
dinlenmeyiz
dinlenir miyiz
dinleniyoruz
dinlenmiyoruz
dinleniyor muyuz
dinlendik
dinlenmedik
dinlendik mi
dinlenmişiz
dinlenmemişiz
dinlenmiş miyiz
dinleneceğiz
dinlenmeyeceğiz
dinlenecek miyiz
Siz
dinlenirsiniz
dinlenmezsiniz
dinlenir misiniz
dinleniyorsunuz
dinlenmiyorsunuz
dinleniyor musunuz
dinlendiniz
dinlenmediniz
dinlendiniz mi
dinlenmişsiniz
dinlenmemişsiniz
dinlenmiş misiniz
dinleneceksiniz
dinlenmeyeceksiniz
dinlenecek misiniz
Onlar
dinlenirler
dinlenmezler
dinlenirler mi
dinleniyorlar
dinlenmiyorlar
dinleniyorlar mı
dinlendiler
dinlenmediler
dinlendiler mi
dinlenmişler
dinlenmemişler
dinlenmişler mi
dinlenecekler
dinlenmeyecekler
dinlenecekler mi
word forms and phrases
dinlenmiş
kendini dinlenmiş hissetmek
dinlendirici
müzik/masaj/ambiyans
rested
to feel rested
relaxing
music/massage/ambience
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 3
38. -i bitirmek [tr] to finish [tr]
‘Jale, ev ödevini bitirdin mi?’ ‘Yapmaya daha yeni başladım.’
‘Jale, have you finished your homework?’ ‘I have only just started doing.’
Çocuklar bütün pastayı kaşla göz arasında bitirmişler.
The kids have finished the whole cake in no time.
verb+meyi/mayı bitirmek to finish verb+ing
‘Ev ödevini yapmayı bitirdin mi?’ ‘Bitirdim. Şimdi dışarı çıkabilir miyim?’
‘Have you finished doing your homework?’ ‘I have. Can I go out now?’
bitmek [intr] to finish [tr]
Maç az önce bitti. Beşiktaş 2-1 kazandı. Heyecan verici bir maçtı.
The match has just finished. Beşiktaş has won 2-1. It was an exciting match.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
bitiririm
bitirmem
bitirir miyim
bitiriyorum
bitirmiyorum
bitiriyor muyum
bitirdim
bitirmedim
bitirdim mi
bitirmişim
bitirmemişim
bitirmiş miyim
bitireceğim
bitirmeyeceğim
bitirecek miyim
Sen
bitirirsin
bitirmezsin
bitirir misin
bitiriyorsun
bitirmiyorsun
bitiriyor musun
bitirdin
bitirmedin
bitirdin mi
bitirmişsin
bitirmemişsin
bitirmiş misin
bitireceksin
bitirmeyeceksin
bitirecek misin
O
bitirir
bitirmez
bitirir mi
bitiriyor
bitirmiyor
bitiriyor mu
bitirdi
bitirmedi
bitirdi mi
bitirmiş
bitirmemiş
bitirmiş mi
bitirecek
bitirmeyecek
bitirecek mi
Biz
bitiririz
bitirmeyiz
bitirir miyiz
bitiriyoruz
bitirmiyoruz
bitiriyor muyuz
bitirdik
bitirmedik
bitirdik mi
bitirmişiz
bitirmemişiz
bitirmiş miyiz
bitireceğiz
bitirmeyeceğiz
bitirecek miyiz
Siz
bitirirsiniz
bitirmezsiniz
bitirir misiniz
bitiriyorsunuz
bitirmiyorsunuz
bitiriyor musunuz
bitirdiniz
bitirmediniz
bitirdiniz mi
bitirmişsiniz
bitirmemişsiniz
bitirmiş misiniz
bitireceksiniz
bitirmeyeceksiniz
bitirecek misiniz
Onlar
bitirirler
bitirmezler
bitirirler mi
bitiriyorlar
bitirmiyorlar
bitiriyorlar mı
bitirdiler
bitirmediler
bitirdiler mi
bitirmişler
bitirmemişler
bitirmişler mi
bitirecekler
bitirmeyecekler
bitirecekler mi
word forms and phrases
bitiş
bitiş çizgisi
bitiş tarihi
(Benim) İşim bitti.
Seninle işim bitti.
Ben bittim/Sen bittin.
Bir ilişkiyi bitirmek
Telefonumun şarjı bitti.
finish; end
finish line
end time
I’m finished/done.
I’m finished/done with you.
I’m dead/You’re dead.
to end a relationship
My phone has gone flat.
44 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
39. -i seyretmek (= izlemek) to watch (look)
Biz hafta sonu dışarı çıkmayacağız. Evde film seyredeceğiz.
We won’t go out at the weekend. We will watch films/movies at home.
Ben mutfaktayım, çocuklar da televizyonda çizgi film seyrediyorlar.
I’m in the kitchen and the kids are watching a cartoon on television.
Kocam Türk dizilerini asla izlemez. Nefret eder. İki televizyonumuz var.
My husband never watches Turkish series. He hates them. We have two TV’s.
Herkes kavgayı sadece seyretmiş. Hiç kimse polisi aramamış.
Everybody only watched the fight. Nobody called the police.
Bugün sahilde oturdum ve gün batımını izledim. Çok güzeldi.
Today I sat on the shore and watched the sunset. It was very beautiful.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
seyrederim
seyretmem
seyreder miyim
seyrediyorum
seyretmiyorum
seyrediyor muyum
seyrettim
seyretmedim
seyrettim mi
seyretmişim
seyretmemişim
seyretmiş miyim
seyredeceğim
seyretmeyeceğim
seyredecek miyim
Sen
seyredersin
seyretmezsin
seyreder misin
seyrediyorsun
seyretmiyorsun
seyrediyor musun
seyrettin
seyretmedin
seyrettin mi
seyretmişsin
seyretmemişsin
seyretmiş misin
seyredeceksin
seyretmeyeceksin
seyredecek misin
O
seyreder
seyretmez
seyreder mi
seyrediyor
seyretmiyor
seyrediyor mu
seyretti
seyretmedi
seyretti mi
seyretmiş
seyretmemiş
seyretmiş mi
seyredecek
seyretmeyecek
seyredecek mi
Biz
seyrederiz
seyretmeyiz
seyreder miyiz
seyrediyoruz
seyretmiyoruz
seyrediyor muyuz
seyrettik
seyretmedik
seyrettik mi
seyretmişiz
seyretmemişiz
seyretmiş miyiz
seyredeceğiz
seyretmeyeceğiz
seyredecek miyiz
Siz
seyredersiniz
seyretmezsiniz
seyreder misiniz
seyrediyorsunuz
seyretmiyorsunuz
seyrediyor musunuz
seyrettiniz
seyretmediniz
seyrettiniz mi
seyretmişsiniz
seyretmemişsiniz
seyretmiş misiniz
seyredeceksiniz
seyretmeyeceksiniz
seyredecek misiniz
Onlar
seyrederler
seyretmezler
seyrederler mi
seyrediyorlar
seyretmiyorlar
seyrediyorlar mı
seyrettiler
seyretmediler
seyrettiler mi
seyretmişler
seyretmemişler
seyretmişler mi
seyredecekler
seyretmeyecekler
seyredecekler mi
word forms and phrases
seyirci (= izleyici)
-e seyirci kalmak
-i ilgiyle seyretmek
-i dikkatlice seyretmek
-i sessizce seyretmek
-i çaresizce seyretmek
audience; spectator
to stand by (do nothing)
to watch with interest
to watch carefully
to watch silently
to watch helplessly
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 5
40. -i söylemek to tell
Buraya gelir misin, Cansu? Sana bir şey söyleyeceğim. Çok önemli.
Can you come here, Cansu? I will tell you something. It’s very important.
‘Bunu hiç kimseye söyleme.’ ‘Tamam, söylemem. Sen merak etme.’
‘Don’t tell anybody about this.’ ‘Okay, I won’t. Don’t worry about it.’
yalan/doğru söylemek to tell a lie/the truth
‘Yalan söylüyorsun.’ ‘Doğru söylüyorum. Yemin ederim!’
‘You are telling a lie.’ ‘I’m telling the truth. I swear it!
fıkra/hikâye/masal anlatmak to tell a story/joke (a funny story)
‘Dede, bize bir masal anlatır mısın?’ ‘Tabii, Anlatırım. Bir gün …’
‘Grandpa, will you tell us a (bedtime) story?’ ‘Of course, I will. One day ...’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
söylerim
söylemem
söyler miyim
söylüyorum
söylemiyorum
söylüyor muyum
söyledim
söylemedim
söyledim mi
söylemişim
söylememişim
söylemiş miyim
söyleyeceğim
söylemeyeceğim
söyleyecek miyim
Sen
söylersin
söylemezsin
söyler misin
söylüyorsun
söylemiyorsun
söylüyor musun
söyledin
söylemedin
söyledin mi
söylemişsin
söylememişsin
söylemiş misin
söyleyeceksin
söylemeyeceksin
söyleyecek misin
O
söyler
söylemez
söyler mi
söylüyor
söylemiyor
söylüyor mu
söyledi
söylemedi
söyledi mi
söylemiş
söylememiş
söylemiş mi
söyleyecek
söylemeyecek
söyleyecek mi
Biz
söyleriz
söylemeyiz
söyler miyiz
söylüyoruz
söylemiyoruz
söylüyor muyuz
söyledik
söylemedik
söyledik mi
söylemişiz
söylememişiz
söylemiş miyiz
söyleyeceğiz
söylemeyeceğiz
söyleyecek miyiz
Siz
söylersiniz
söylemezsiniz
söyler misiniz
söylüyorsunuz
söylemiyorsunuz
söylüyor musunuz
söylediniz
söylemediniz
söylediniz mi
söylemişsiniz
söylememişsiniz
söylemiş misiniz
söyleyeceksiniz
söylemeyeceksiniz
söyleyecek misiniz
Onlar
söylerler
söylemezler
söylerler mi
söylüyorlar
söylemiyorlar
söylüyorlar mı
söylediler
söylemediler
söylediler mi
söylemişler
söylememişler
söylemişler mi
söyleyecekler
söylemeyecekler
söyleyecekler mi
word forms and phrases
şarkı söylemek
-e selam söylemek
söylenti
söylenmek
to sing
to send your regards to
rumour
to grumble
46 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
41. -e gülmek to laugh
Zeynep, sana bir şey söyleyeceğim fakat gülmeyeceksin. Önce söz bana söz ver.
Zeynep, I’m going to tell you something, but you won’t laugh. Promise me first.
Senin bu şakana gülmeyeceğim. Hiç komik değil. Aksine çok aptalca.
I won’t laugh at this joke of yours. It isn’t funny at all. On the contrary, it’s too stupid.
‘Sen benim aksanıma mı gülüyorsun?’ ‘Kesinlikle hayır.’
‘Are laughing at my accent?’ ‘Absolutely not.’
-e gülümsemek to smile
Çok yakışıklı bir adamdı. Baktı ve gülümsedi. Bir şey demedi.
He was a very handsome man. He looked and smiled. He didn’t say anything.
Ayşegül Hanım her sabah ofiste herkese gülümser ve günaydın der.
Ms Ayşegül smiles at everyone in the office and says good morning every morning.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
gülerim
gülmem
güler miyim
gülüyorum
gülmüyorum
gülüyor muyum
güldüm
gülmedim
güldüm mü
gülmüşüm
gülmemişim
gülmüş müyüm
güleceğim
gülmeyeceğim
gülecek miyim
Sen
gülersin
gülmezsin
güler misin
gülüyorsun
gülmüyorsun
gülüyor musun
güldün
gülmedin
güldün mü
gülmüşsün
gülmemişsin
gülmüş müsün
güleceksin
gülmeyeceksin
gülecek misin
O
güler
gülmez
güler mi
gülüyor
gülmüyor
gülüyor mu
güldü
gülmedi
güldü mü
gülmüş
gülmemiş
gülmüş mü
gülecek
gülmeyecek
gülecek mi
Biz
güleriz
gülmeyiz
güler miyiz
gülüyoruz
gülmüyoruz
gülüyor muyuz
güldük
gülmedik
güldük mü
gülmüşüz
gülmemişiz
gülmüş müyüz
güleceğiz
gülmeyeceğiz
gülecek miyiz
Siz
gülersiniz
gülmezsiniz
güler misiniz
gülüyorsunuz
gülmüyorsunuz
gülüyor musunuz
güldünüz
gülmediniz
güldünüz mü
gülmüşsünüz
gülmemişsiniz
gülmüş müsünüz
güleceksiniz
gülmeyeceksiniz
gülecek misiniz
Onlar
gülerler
gülmezler
gülerler mi
gülüyorlar
gülmüyorlar
gülüyorlar mı
güldüler
gülmediler
güldüler mi
gülmüşler
gülmemişler
gülmüşler mi
gülecekler
gülmeyecekler
gülecekler mi
word forms and phrases
gülerek
-i güldürmek
güler yüzlü
gülünç
-i gülümsetmek
gülümseme
gül (sesteş)
yüzü gülmek
kahkaha
kahkaha atmak
sırıtmak
laughingly
to make sb laugh
amiable, pleasant
ridiculous
to make sb smile
smile (n)
rose (homonym)
to be happy
laughter
to laugh very loudly
to smirk
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 7
42. -den nefret etmek to hate
Sibel eski kocasından hâlâ çok nefret ediyor. Adını dahi duymak istemiyor.
Sibel still hates her ex-husband so much. She doesn’t even want to hear his name.
‘Yalan ve yalancılardan nefret ederim.’ ‘Onlardan kim nefret etmez ki?’
‘I hate lies and liars.’ ‘Who doesn’t hate them?’
Asel işinden ayrılmış. Patronundan nefret etmiş. Çok gıcık bir adammış.
Asel quit her job. She hated her boss (= employer). He’s a very annoying man.
verb+ten/tan nefret etmek to hate to verb/hate verb+ing
O para harcamaktan nefret eder. Harpagon’dan bile daha cimridir.
S/he hates to spend money. S/he is even meaner than Harpagon.
Küçük kızım, ‘Her gün erken kalkmaktan ve okula gitmekten nefret ediyorum.’ diyor.
My younger daughter says, ‘I hate getting up early and going to school every day.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
nefret ederim
nefret etmem
nefret eder miyim
nefret ediyorum
nefret etmiyorum
nefret ediyor muyum
nefret ettim
nefret etmedim
nefret ettim mi
nefret etmişim
nefret etmemişim
nefret etmiş miyim
nefret edeceğim
nefret etmeyeceğim
nefret edecek miyim
Sen
nefret edersin
nefret etmezsin
nefret eder misin
nefret ediyorsun
nefret etmiyorsun
nefret ediyor musun
nefret ettin
nefret etmedin
nefret ettin mi
nefret etmişsin
nefret etmemişsin
nefret etmiş misin
nefret edeceksin
nefret etmeyeceksin
nefret edecek misin
O
nefret eder
nefret etmez
nefret eder mi
nefret ediyor
nefret etmiyor
nefret ediyor mu
nefret etti
nefret etmedi
nefret etti mi
nefret etmiş
nefret etmemiş
nefret etmiş mi
nefret edecek
nefret etmeyecek
nefret edecek mi
Biz
nefret ederiz
nefret etmeyiz
nefret eder miyiz
nefret ediyoruz
nefret etmiyoruz
nefret ediyor muyuz
nefret ettik
nefret etmedik
nefret ettik mi
nefret etmişiz
nefret etmemişiz
nefret etmiş miyiz
nefret edeceğiz
nefret etmeyeceğiz
nefret edecek miyiz
Siz
nefret edersiniz
nefret etmezsiniz
nefret eder misiniz
nefret ediyorsunuz
nefret etmiyorsunuz
nefret ediyor musunuz
nefret ettiniz
nefret etmediniz
nefret ettiniz mi
nefret etmişsiniz
nefret etmemişsiniz
nefret etmiş misiniz
nefret edeceksiniz
nefret etmeyeceksiniz
nefret edecek misiniz
Onlar
nefret ederler
nefret etmezler
nefret ederler mi
nefret ediyorlar
nefret etmiyorlar
nefret ediyorlar mı
nefret ettiler
nefret etmediler
nefret ettiler mi
nefret etmişler
nefret etmemişler
nefret etmişler mi
nefret edecekler
nefret etmeyecekler
nefret edecekler mi
note
Etmek is an auxiliary verb. It has no equivalent
in English, but can be seen as a particle that
makes verbs from nouns. You can find a list of
the most common verbs with etmek on the
following page.
word forms and phrases
nefret
nefretle
aşk ve nefret ilişkisi
nefret dolu
nefret suçu/söylemi
nefret edilen
hate, hatred
in disgust
love-hate relationship
full of hate
hate crime/speech
hated
48 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
On the following pages we will study some of these verbs in context.
pronunciation
When the noun or adjective ends in
a consonant,
it is joined in pronunciation with
etmek, as in:
dave-tetmek
ha-ketmek
ipta-letmek
par-ketmek
şo-ketmek
tahmi-netmek
tekra-retmek
In English, the same thing happens
when you say, for example,
can I and look at.
As you can see in the list, this
connection also occurs in the
spelling of some verbs, with slight
changes:
affetmek (af + etmek)
emretmek (emir + etmek)
küfretmek (küfür + etmek)
hissetmek (his +etmek)
acele etmek hurry
affetmek forgive
berbat etmek spoil, ruin
davet etmek invite
devam etmek continue; go on
emretmek order (tell sb to sth)
endişe etmek worry
hak etmek deserve; merit
hakaret etmek insult
hayret etmek be astonished
hediye etmek give as a gift
hissetmek feel; sense
ısrar etmek insist
icat etmek invent
iddia etmek claim (truth)
inkâr etmek deny
intihar etmek commit suicide
iptal etmek cancel
ispat etmek prove
israf etmek waste, squander
işaret etmek point (to)
işgal etmek occupy (by force)
kâr etmek profit
kontrol etmek control
küfretmek swear (offensive)
merak etmek be curious
organize etmek organize
park etmek park (a vehicle)
protesto etmek protest
rahatsız etmek disturb
rica etmek request
seyahat etmek travel
sohbet etmek have a chat
şikâyet etmek complain; report
şok etmek shock
şüphe etmek doubt
tahmin etmek guess
takip etmek follow; chase
talep etmek demand
tamir etmek repair; fix
tavsiye etmek advise
tebrik etmek congratulate
tehdit etmek threaten
teklif etmek offer/suggest
tekrar etmek repeat
telaffuz etmek pronounce
tercih etmek prefer
tercüme etmek translate
tereddüt etmek hesitate
terk etmek abandon; leave
teşekkür etmek thank
ümit/umut etmek hope
yemin etmek swear (promise)
zannetmek assume
zarar etmek lose (money)
ziyaret etmek visit
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 9
43. -e teşekkür etmek to thank
‘İşten sonra Starbucks’ta kahve içelim mi?’ ‘Teşekkür ederim ama eve gitmeliyim.’
‘Shall we have a coffee at Starbucks after work?’ ‘Thank you, but I have to go home.’
Bize çok yardım ettiniz. Size ve eşinize çok teşekkür ederiz.
You helped us a lot. We thank you and your spouse very much.
Biliyorum şimdi bana kızgınsın fakat bir gün bana teşekkür edeceksin.
I know you are angry with me now, but one day you will thank me.
birine bir şey için teşekkür etmek to thank someone for something
‘Hediye için dayına teşekkür ettin mi, Miray?’ ‘Evet, ettim.’
‘Did you thank your (maternal) uncle for the gift, Miray?’ ‘Yes, I did.’
‘Yardımınız için size çok teşekkür ederiz. Gerçekten.’ ‘Bir şey değil./Rica ederiz.’
‘Thank you so much for your help. Really.’ ‘No problem./Sure etc.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
teşekkür ederim
… etmem
… eder miyim
teşekkür ediyorum
… etmiyorum
… ediyor muyum
teşekkür ettim
… etmedim
… ettim mi
teşekkür etmişim
… etmemişim
… etmiş miyim
teşekkür edeceğim
… etmeyeceğim
… edecek miyim
Sen
… edersin
… etmezsin
… eder misin
… ediyorsun
… etmiyorsun
… ediyor musun
… ettin
… etmedin
… ettin mi
… etmişsin
… etmemişsin
… etmiş misin
… edeceksin
… etmeyeceksin
… edecek misin
O
… eder
… etmez
… eder mi
… ediyor
… etmiyor
… ediyor mu
… etti
… etmedi
… etti mi
… etmiş
… etmemiş
… etmiş mi
… edecek
… etmeyecek
… edecek mi
Biz
… ederiz
… etmeyiz
… eder miyiz
… ediyoruz
… etmiyoruz
… ediyor muyuz
… ettik
… etmedik
… ettik mi
… etmişiz
… etmemişiz
… etmiş miyiz
… edeceğiz
… etmeyeceğiz
… edecek miyiz
Siz
… edersiniz
… etmezsiniz
… eder misiniz
… ediyorsunuz
… etmiyorsunuz
… ediyor musunuz
… ettiniz
… etmediniz
… ettiniz mi
… etmişsiniz
… etmemişsiniz
… etmiş misiniz
… edeceksiniz
… etmeyeceksiniz
… edecek misiniz
Onlar
… ederler
… etmezler
… ederler mi
… ediyorlar
… etmiyorlar
… ediyorlar mı
… ettiler
… etmediler
… ettiler mi
… etmişler
… etmemişler
… etmişler mi
… edecekler
… etmeyecekler
… edecekler mi
word forms and phrases
içten teşekkür etmek
teşekkürler
müteşekkir
Allah’a şükür
Şimdiden teşekkür ederim.
to thank warmly
thanks
thankful
thank God
Thank you in advance.
50 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
44. -den özür dilemek to apologise
İrem’den özür dilemeyecek misin? Dün gece onu çok kırdın. Biliyorsun, değil mi?
Won’t you apologise to İrem? You hurt her so much last night. You know that, don’t you?
Ondan özür diledim ama özrümü kabul etmedi. Bana hâlâ çok kızgın.
I told her I was sorry, but she didn’t accept my apology. She is still very angry with me.
Kaan senden özür dilemiş fakat özrünü kabul etmemişsin. Çok pişman.
Kaan apologised to you, but you didn’t accept his apology. He’s very regretful.
bir şey için özür dilemek to apologise for something
Sayın yolcularımız, gecikme için özür dileriz.
Dear passengers, we apologise for the delay.
Dünkü davranışım için özür dilerim, aşkım. Bir daha olmayacak. Söz veriyorum.
I’m sorry for my behaviour yesterday, love. It won’t happen again. I promise you that.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
özür dilerim
… dilemem
… diler miyim
özür diliyorum
… dilemiyorum
… diliyor muyum
özür diledim
… dilemedim
… diledim mi
özür dilemişim
… dilememişim
… dilemiş miyim
özür dileyeceğim
… dilemeyeceğim
… dileyecek miyim
Sen
… dilersin
… dilemezsin
… diler misin
… diliyorsun
… dilemiyorsun
… diliyor musun
… diledin
… dilemedin
… diledin mi
… dilemişsin
… dilememişsin
… dilemiş misin
… dileyeceksin
… dilemeyeceksin
… dileyecek misin
O
… diler
… dilemez
… diler mi
… diliyor
… dilemiyor
… diliyor mu
… diledi
… dilemedi
… diledi mi
… dilemiş
… dilememiş
… dilemiş mi
… dileyecek
… dilemeyecek
… dileyecek mi
Biz
… dileriz
… dilemeyiz
… diler miyiz
… diliyoruz
… dilemiyoruz
… diliyor muyuz
… diledik
… dilemedik
… diledik mi
… dilemişiz
… dilememişiz
… dilemiş miyiz
… dileyeceğiz
… dilemeyeceğiz
… dileyecek miyiz
Siz
… dilersiniz
… dilemezsiniz
… diler misiniz
… diliyorsunuz
… dilemiyorsunuz
… diliyor musunuz
… dilediniz
… dilemediniz
… dilediniz mi
… dilemişsiniz
… dilememişsiniz
… dilemiş misiniz
… dileyeceksiniz
… dilemeyeceksiniz
… dileyecek misiniz
Onlar
… dilerler
… dilemezler
… dilerler mi
… diliyorlar
… dilemiyorlar
… diliyorlar mı
… dilediler
… dilemediler
… dilediler mi
… dilemişler
… dilememişler
… dilemişler mi
… dileyecekler
… dilemeyecekler
… dileyecekler mi
spelling
When we add a suffix that begins with a
vowel to the noun özür, we omit the ü as
in özrüm (my apology).
word forms and phrases
özür
-den özür beklemek
özürlü
özürsüz
apology
to expect an apology
1. disabled 2. faulty
without excuse
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 1
45. -i affetmek to forgive
Cem’i asla affetmeyeceğim. Ofiste herkesin önünde bana bağırdı.
I’ll never forgive Cem. He shouted at me in front of everyone at the office.
Bizim gıcık patron en küçük bir hatayı bile asla affetmez.
Our annoying boss (employer) never forgives even a small mistake.
Ceren’den defalarca özür diledim ama beni affetmedi.
I apologised to Ceren many times, but she didn’t forgive me.
Seni affediyoruz, ama okulunu bir daha asmayacaksın, oldu mu?
We forgive you, but you won’t cut your school again, all right?
kendimi/kendini affetmek to forgive myself/yourself
O adamın yalanlarına aptal gibi inandım. Kendimi hâlâ affedemiyorum.
I believed that man’s lies like an idiot. I still cannot forgive myself.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
affederim
affetmem
affeder miyim
affediyorum
affetmiyorum
affediyor muyum
affettim
affetmedim
affettim mi
affetmişim
affetmemişim
affetmiş miyim
affedeceğim
affetmeyeceğim
affedecek miyim
Sen
affedersin
affetmezsin
affeder misin
affediyorsun
affetmiyorsun
affediyor musun
affettin
affetmedin
affettin mi
affetmişsin
affetmemişsin
affetmiş misin
affedeceksin
affetmeyeceksin
affedecek misin
O
affeder
affetmez
affeder mi
affediyor
affetmiyor
affediyor mu
affetti
affetmedi
affetti mi
affetmiş
affetmemiş
affetmiş mi
affedecek
affetmeyecek
affedecek mi
Biz
affederiz
affetmeyiz
affeder miyiz
affediyoruz
affetmiyoruz
affediyor muyuz
affettik
affetmedik
affettik mi
affetmişiz
affetmemişiz
affetmiş miyiz
affedeceğiz
affetmeyeceğiz
affedecek miyiz
Siz
affedersiniz
affetmezsiniz
affeder misiniz
affediyorsunuz
affetmiyorsunuz
affediyor musunuz
affettiniz
affetmediniz
affettiniz mi
affetmişsiniz
affetmemişsiniz
affetmiş misiniz
affedeceksiniz
affetmeyeceksiniz
affedecek misiniz
Onlar
affederler
affetmezler
affederler mi
affediyorlar
affetmiyorlar
affediyorlar mı
affettiler
affetmediler
affettiler mi
affetmişler
affetmemişler
affetmişler mi
affedecekler
affetmeyecekler
affedecekler mi
word forms and phrases
af
affedilebilir
affedilmez
affedici
affedersiniz
1. forgiveness 2. amnesty
forgivable
unforgivable
forgiving
1. I beg your pardon/excuse me
2. forgive me
3. excuse me (to politely get
someone’s attention)
52 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
46. doğmak 1. to be born 2. to rise (sun/moon/star)
Ben Ankara’da doğdum. Sen nerede doğdun?
I was born in Ankara. Where were you born?
Atatürk 1881’de Selanik’te doğdu.
Atatürk was born in Thessalonica [in Greece] in 1881.
Doğarız, yaşarız ve ölürüz. Hayat dediğin bu.
We are born, we live and we die. That’s what you call life.
Güneş doğudan doğar ve batıdan batar.
The sun rises in the east and sets in the west.
doğurmak to give birth (to somebody)
Benim babaannem 12 çoçuk doğurmuş.
My (paternal) grandmother gave birth to 12 babies.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
doğarım
doğmam
doğar mıyım
doğuyorum
doğmuyorum
doğuyor muyum
doğdum
doğmadım
doğdum mu
doğmuşum
doğmamışım
doğmuş muyum
doğacağım
doğmayacağım
doğacak mıyım
Sen
doğarsın
doğmazsın
doğar mısın
doğuyorsun
doğmuyorsun
doğuyor musun
doğdun
doğmadın
doğdun mu
doğmuşsun
doğmamışsın
doğmuş musun
doğacaksın
doğmayacaksın
doğacak mısın
O
doğar
doğmaz
doğar mı
doğuyor
doğmuyor
doğuyor mu
doğdu
doğmadı
doğdu mu
doğmuş
doğmamış
doğmuş mu
doğacak
doğmayacak
doğacak mı
Biz
doğarız
doğmayız
doğar mıyız
doğuyoruz
doğmuyoruz
doğuyor muyuz
doğduk
doğmadık
doğduk mu
doğmuşuz
doğmamışız
doğmuş muyuz
doğacağız
doğmayacağız
doğacak mıyız
Siz
doğarsınız
doğmazsınız
doğar mısınız
doğuyorsunuz
doğmuyorsunuz
doğuyor musunuz
doğdunuz
doğmadınız
doğdunuz mu
doğmuşsunuz
doğmamışsınız
doğmuş musunuz
doğacaksınız
doğmayacaksınız
doğacak mısınız
Onlar
doğarlar
doğmazlar
doğarlar mı
doğuyorlar
doğmuyorlar
doğuyorlar mı
doğdular
doğmadılar
doğdular mı
doğmuşlar
doğmamışlar
doğmuşlar mı
doğacaklar
doğmayacaklar
doğacaklar mı
note
Doğmak is not a passive verb, it is an
active verb.
word forms and phrases
doğum
doğum tarihi/yeri
doğum günü
doğum günü partisi/pastası/hediyesi
doğum günü kutlamak
hamile kalmak
gün doğumu x gün batımı
doğu x batı
birth
date/place of birth
birthday
birthday party/cake/gift
to celebrate birthday
to become pregnant
sunrise x sunset
east x west
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 3
47. -e/-de oturmak to sit (1. in a chair etc 2. do nothing) -de oturmak to live (in a place/home)
Biz bugün sahilde oturduk. Gün batımını seyrettik. Çok güzeldi.
We sat on the shore today. We watched the sunset. It was so beautiful.
Esra, gel benim yanıma otur. Sana bir şey söyleyeceğim.
Esra, come sit beside me. I’ll tell you something.
Orada oturuyorsun ve şikâyet ediyorsun. Gelip bana yardım et.
You are sitting there and complaining. Come and help me.
Büyükanne ve babam 50 yıl bu evde oturmuşlar. Satamam.
My grandparents lived in this house for 50 years. I can’t sell it.
‘Nerede oturuyorsunuz?’ ‘Ben Kavaklıdere’de oturuyorum, ya siz?’
‘Where do you live?’ ‘I live in Kavaklıdere [in Ankara], and you?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
otururum
oturmam
oturur muyum
oturuyorum
oturmuyorum
oturuyor muyum
oturdum
oturmadım
oturdum mu
oturmuşum
oturmamışım
oturmuş muyum
oturacağım
oturmayacağım
oturacak mıyım
Sen
oturursun
oturmazsın
oturur musun
oturuyorsun
oturmuyorsun
oturuyor musun
oturdun
oturmadın
oturdun mu
oturmuşsun
oturmamışsın
oturmuş musun
oturacaksın
oturmayacaksın
oturacak mısın
O
oturur
oturmaz
oturur mu
oturuyor
oturmuyor
oturuyor mu
oturdu
oturmadı
oturdu mu
oturmuş
oturmamış
oturmuş mu
oturacak
oturmayacak
oturacak mı
Biz
otururuz
oturmayız
oturur muyuz
oturuyoruz
oturmuyoruz
oturuyor muyuz
oturduk
oturmadık
oturduk mu
oturmuşuz
oturmamışız
oturmuş muyuz
oturacağız
oturmayacağız
oturacak mıyız
Siz
oturursunuz
oturmazsınız
oturur musunuz
oturuyorsunuz
oturmuyorsunuz
oturuyor musunuz
oturdunuz
oturmadınız
oturdunuz mu
oturmuşsunuz
oturmamışsınız
oturmuş musunuz
oturacaksınız
oturmayacaksınız
oturacak mısınız
Onlar
otururlar
oturmazlar
otururlar mı
oturuyorlar
oturmuyorlar
oturuyorlar mı
oturdular
oturmadılar
oturdular mı
oturmuşlar
oturmamışlar
oturmuşlar mı
oturacaklar
oturmayacaklar
oturacaklar mı
word forms and phrases
boş boş oturmak
sofraya oturmak
to do nothing useful
to sit down to a meal
54 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
48. yaşamak 1. to live 2. to be alive
Biz 20 sene yurt dışında, Almanya’da, yaşadık. Türkiye’ye geçen yaz döndük.
We lived abroad, in Germany, for 20 years. We returned to Turkey last summer.
Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyorlar, dünyanın her yerinde.
Women live longer than men, in all parts of the world.
Annemin babası yaşıyor (= sağ). 82 yaşında. Babamın babası iki yıl önce öldü.
My mother’s father is alive. He’s 82. My father’s father died two years ago.
As we learned on the previous page, we use oturmak (almost always) when
we talk about the place or house we live in. Look at this example too:
Beni burada bırakabilirsin. Yolun karşısında, o beyaz evde oturuyorum.
You can drop me off here. I live across the road, in that white house over there.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yaşarım
yaşamam
yaşar mıyım
yaşıyorum
yaşamıyorum
yaşıyor muyum
yaşadım
yaşamadım
yaşadım mı
yaşamışım
yaşamamışım
yaşamış mıyım
yaşayacağım
yaşamayacağım
yaşayacak mıyım
Sen
yaşarsın
yaşamazsın
yaşar mısın
yaşıyorsun
yaşamıyorsun
yaşıyor musun
yaşadın
yaşamadın
yaşadın mı
yaşamışsın
yaşamamışsın
yaşamış mısın
yaşayacaksın
yaşamayacaksın
yaşayacak mısın
O
yaşar
yaşamaz
yaşar mı
yaşıyor
yaşamıyor
yaşıyor mu
yaşadı
yaşamadı
yaşadı mı
yaşamış
yaşamamış
yaşamış mı
yaşayacak
yaşamayacak
yaşayacak mı
Biz
yaşarız
yaşamayız
yaşar mıyız
yaşıyoruz
yaşamıyoruz
yaşıyor muyuz
yaşadık
yaşamadık
yaşadık mı
yaşamışız
yaşamamışız
yaşamış mıyız
yaşayacağız
yaşamayacağız
yaşayacak mıyız
Siz
yaşarsınız
yaşamazsınız
yaşar mısınız
yaşıyorsunuz
yaşamıyorsunuz
yaşıyor musunuz
yaşadınız
yaşamadınız
yaşadınız mı
yaşamışsınız
yaşamamışsınız
yaşamış mısınız
yaşayacaksınız
yaşamayacaksınız
yaşayacak mısınız
Onlar
yaşarlar
yaşamazlar
yaşarlar mı
yaşıyorlar
yaşamıyorlar
yaşıyorlar mı
yaşadılar
yaşamadılar
yaşadılar mı
yaşamışlar
yaşamamışlar
yaşamışlar mı
yaşayacaklar
yaşamayacaklar
yaşayacaklar mı
word forms and phrases
yaşam (= hayat)
yaşam süresi
yaşam döngüsü
yaş
yaş (sesteş)
yaşlı x genç
anı yaşamak
hayatını yaşamak
yaşasın
life
lifespan
life cycle
age (how old)
wet (homonym)
old x young
to live for/in the moment
to live your life freely
hooray
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 5
49. ölmek to die
Sabahki trafik kazasında iki kişi ölmüş. Az önce haberlerde duydum.
Two people died in the traffic accident in the morning. I have just heard it on the news.
-den ölmek to die of/from
Murat’ın babası sağ değil. Geçen kış Çin virüsünden öldü.
Murat’s father isn’t alive. He died from the Chinese virus last winter.
We use vefat etmek when we want to avoid saying the word ölmek.
Annem geçen kasımda vefat etti. 75 yaşındaydı.
My mother passed away last November. She was 75 years old.
-i öldürmek to kill; to murder
Ekrandaki lanet olası katil karısını öldürmüş. İnşallah hapiste geberir.
The damn murderer on the screen killed his wife. I hope he’ll die like a dog in prison.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
ölürüm
ölmem
ölür müyüm
ölüyorum
ölmüyorum
ölüyor muyum
öldüm
ölmedim
öldüm mü
ölmüşüm
ölmemişim
ölmüş müyüm
öleceğim
ölmeyeceğim
ölecek miyim
Sen
ölürsün
ölmezsin
ölür müsün
ölüyorsun
ölmüyorsun
ölüyor musun
öldün
ölmedin
öldün mü
ölmüşsün
ölmemişsin
ölmüş müsün
öleceksin
ölmeyeceksin
ölecek misin
O
ölür
ölmez
ölür mü
ölüyor
ölmüyor
ölüyor mu
öldü
ölmedi
öldü mü
ölmüş
ölmemiş
ölmüş mü
ölecek
ölmeyecek
ölecek mi
Biz
ölürüz
ölmeyiz
ölür müyüz
ölüyoruz
ölmüyoruz
ölüyor muyuz
öldük
ölmedik
öldük mü
ölmüşüz
ölmemişiz
ölmüş müyüz
öleceğiz
ölmeyeceğiz
ölecek miyiz
Siz
ölürsünüz
ölmezsiniz
ölür müsünüz
ölüyorsunuz
ölmüyorsunuz
ölüyor musunuz
öldünüz
ölmediniz
öldünüz mü
ölmüşsünüz
ölmemişsiniz
ölmüş müsünüz
öleceksiniz
ölmeyeceksiniz
ölecek misiniz
Onlar
ölürler
ölmezler
ölürler mi
ölüyorlar
ölmüyorlar
ölüyorlar mı
öldüler
ölmediler
öldüler mi
ölmüşler
ölmemişler
ölmüşler mi
ölecekler
ölmeyecekler
ölecekler mi
word forms and phrases
ölü (adj; n)
ölüm
ölümlü x ölümsüz
genç ölmek
30/55 yaşında ölmek
vakit (= zaman) öldürmek
intihar etmek
gebermek
gebertmek
dead (not living)
death
mortal x immortal
to die young
to die aged 30/55
to kill time
to commit suicide
to die like a dog
to kill
56 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
50. -i anlatmak to tell, relate
Gel otur ve bana her şeyi anlat. Ama sakın yalan söyleme.
Come sit and tell me everything. But don’t you ever tell lies.
Dede, bize bir masal anlatır mısın?
Grandpa, can you tell us a (bedtime) story?
Bize kazayı anlatacak mısın? Ne zaman ve nasıl oldu?
Will you tell us about the accident? When and how did it happen?
Metin dün gece bana bütün hayat hikâyesini anlattı.
Metin related his whole life story to me last night.
Bak, bu kitap İngilizce gramerini çok iyi anlatıyor.
Look, this book tells (explains) English grammar very well.
Note: Compare this verb with söylemek #40.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
anlatırım
anlatmam
anlatır mıyım
anlatıyorum
anlatmıyorum
anlatıyor muyum
anlattım
anlatmadım
anlattım mı
anlatmışım
anlatmamışım
anlatmış mıyım
anlatacağım
anlatmayacağım
anlatacak mıyım
Sen
anlatırsın
anlatmazsın
anlatır mısın
anlatıyorsun
anlatmıyorsun
anlatıyor musun
anlattın
anlatmadın
anlattın mı
anlatmışsın
anlatmamışsın
anlatmış mısın
anlatacaksın
anlatmayacaksın
anlatacak mısın
O
anlatır
anlatmaz
anlatır mı
anlatıyor
anlatmıyor
anlatıyor mu
anlattı
anlatmadı
anlattı mı
anlatmış
anlatmamış
anlatmış mı
anlatacak
anlatmayacak
anlatacak mı
Biz
anlatırız
anlatmayız
anlatır mıyız
anlatıyoruz
anlatmıyoruz
anlatıyor muyuz
anlattık
anlatmadık
anlattık mı
anlatmışız
anlatmamışız
anlatmış mıyız
anlatacağız
anlatmayacağız
anlatacak mıyız
Siz
anlatırsınız
anlatmazsınız
anlatır mısınız
anlatıyorsunuz
anlatmıyorsunuz
anlatıyor musunuz
anlattınız
anlatmadınız
anlattınız mı
anlatmışsınız
anlatmamışsınız
anlatmış mısınız
anlatacaksınız
anlatmayacaksınız
anlatacak mısınız
Onlar
anlatırlar
anlatmazlar
anlatırlar mı
anlatıyorlar
anlatmıyorlar
anlatıyorlar mı
anlattılar
anlatmadılar
anlattılar mı
anlatmışlar
anlatmamışlar
anlatmışlar mı
anlatacaklar
anlatmayacaklar
anlatacaklar mı
word forms and phrases
anlatıcı
-i kısaca anlatmak
-i detaylıca anlatmak
birine problemini anlatmak
birine sırrını söylemek
Sen ne anlatıyorsun?
Bana hikâye anlatma.
narrator
to tell/explain briefly
to tell/explain in detail
to tell your problem to someone
to tell your secret to someone
What are you talking about?
Don’t give me that story.
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 7
51. -e/-de kalmak 1. to stay 2. to remain, be left -den kalmak to fail (exam/test)
Bu hafta sonu bende kal. Çocuklar babalarında kalacaklar.
Stay at my place this weekend. The kids will stay with their father.
Niye akşam yemeğine kalmıyorsun? Birazdan hazır olur.
Why don’t you stay for dinner? It will be ready soon.
Biz boşandık ama arkadaş kaldık.
We have got divorced, but we have remained friends.
Buzdolabında ne kadar süt kaldı? Kahvaltıya krep yapacağım.
How much milk is left in the fridge? I’ll make crepes for breakfast.
Muhammed kimyadan kalmış fakat diğer bütün derslerini geçmiş.
Muhammed failed chemistry, but he passed all his other subjects.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kalırım
kalmam
kalır mıyım
kalıyorum
kalmıyorum
kalıyor muyum
kaldım
kalmadım
kaldım mı
kalmışım
kalmamışım
kalmış mıyım
kalacağım
kalmayacağım
kalacak mıyım
Sen
kalırsın
kalmazsın
kalır mısın
kalıyorsun
kalmıyorsun
kalıyor musun
kaldın
kalmadın
kaldın mı
kalmışsın
kalmamışsın
kalmış mısın
kalacaksın
kalmayacaksın
kalacak mısın
O
kalır
kalmaz
kalır mı
kalıyor
kalmıyor
kalıyor mu
kaldı
kalmadı
kaldı mı
kalmış
kalmamış
kalmış mı
kalacak
kalmayacak
kalacak mı
Biz
kalırız
kalmayız
kalır mıyız
kalıyoruz
kalmıyoruz
kalıyor muyuz
kaldık
kalmadık
kaldık mı
kalmışız
kalmamışız
kalmış mıyız
kalacağız
kalmayacağız
kalacak mıyız
Siz
kalırsınız
kalmazsınız
kalır mısınız
kalıyorsunuz
kalmıyorsunuz
kalıyor musunuz
kaldınız
kalmadınız
kaldınız mı
kalmışsınız
kalmamışsınız
kalmış mısınız
kalacaksınız
kalmayacaksınız
kalacak mısınız
Onlar
kalırlar
kalmazlar
kalırlar mı
kalıyorlar
kalmıyorlar
kalıyorlar mı
kaldılar
kalmadılar
kaldılar mı
kalmışlar
kalmamışlar
kalmışlar mı
kalacaklar
kalmayacaklar
kalacaklar mı
word forms and collocations
kalıcı
hoşça kal
sağlıcakla kal
formda kalmak
uyanık kalmak
biriyle irtibatta kalmak
-e geç kalmak
hayatta kalmak
hamile kalmak
kalacak yer
permanent
goodbye
stay healthy
to stay fit
to stay awake
to stay in touch with sb
to be late
to survive
to become pregnant
place to stay
58 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
52. -i geçmek to pass (1. go past 2. succeed in an exam/test) -den geçmek to go along/through geçmek to go by [time]
Düz gidin sonra süpermarketi geçin. Eczane sağda.
Go straight ahead and then go past the supermarket. The chemist’s is on the right.
‘Yasemin direksiyon sınavını geçmiş mi?’ ‘Bilmiyorum. Henüz aramadı.’
‘Has Yasemin passed the driving test?’ ‘I don’t know. She hasn’t called yet.’
Biz bu sokaktan geçmedik mi? En iyisi adresi birine soralım.
Haven’t we passed along this street? It’s better to ask someone for the address.
Kışın günler yavaş geçiyor. Çok sıkıcı, değil mi?
In winter the days pass slowly. It’s too boring, isn’t it?
-i geçirmek to use time doing a particular thing, or in a particular place
Efe tüm hafta sonunu bilgisayarın karşısında geçirdi. Ödevlerini yapmadı.
Efe spent the whole weekend in front of the computer. He didn’t do his homework.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
geçerim
geçmem
geçer miyim
geçiyorum
geçmiyorum
geçiyor muyum
geçtim
geçmedim
geçtim mi
geçmişim
geçmemişim
geçmiş miyim
geçeceğim
geçmeyeceğim
geçecek miyim
Sen
geçersin
geçmezsin
geçer misin
geçiyorsun
geçmiyorsun
geçiyor musun
geçtin
geçmedin
geçtin mi
geçmişsin
geçmemişsin
geçmiş misin
geçeceksin
geçmeyeceksin
geçecek misin
O
geçer
geçmez
geçer mi
geçiyor
geçmiyor
geçiyor mu
geçti
geçmedi
geçti mi
geçmiş
geçmemiş
geçmiş mi
geçecek
geçmeyecek
geçecek mi
Biz
geçeriz
geçmeyiz
geçer miyiz
geçiyoruz
geçmiyoruz
geçiyor muyuz
geçtik
geçmedik
geçtik mi
geçmişiz
geçmemişiz
geçmiş miyiz
geçeceğiz
geçmeyeceğiz
geçecek miyiz
Siz
geçersiniz
geçmezsiniz
geçer misiniz
geçiyorsunuz
geçmiyorsunuz
geçiyor musunuz
geçtiniz
geçmediniz
geçtiniz mi
geçmişsiniz
geçmemişsiniz
geçmiş misiniz
geçeceksiniz
geçmeyeceksiniz
geçecek misiniz
Onlar
geçerler
geçmezler
geçerler mi
geçiyorlar
geçmiyorlar
geçiyorlar mı
geçtiler
geçmediler
geçtiler mi
geçmişler
geçmemişler
geçmişler mi
geçecekler
geçmeyecekler
geçecekler mi
word forms and collocations
geçici
geçmiş x gelecek
öz geçmiş
geçen hafta/ay/yıl
geçenlerde
Geçmiş olsun.
Bu da geçer.
iyi zaman geçirmek
biriyle zaman geçirmek
temporary
past x future
resume/CV
last week/month/year
the other day; lately
Get well soon (said to sb
who is sick, or had an
accident)
All things must pass.
to have a good time
to spend time with sb
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 9
53. -e saymak to count (say the numbers) -i saymak to count (1. find the total 2. consider)
Kızım İngilizce 10’a kadar sayabiliyor. Anaokulunda öğrenmiş.
My daughter can count up to 10 in English. She learned it in kindergarten.
Hazır olun, millet. 10’dan geriye sayacağım.
Be ready, guys. I’ll count backwards from 10.
‘Kutudaki biletleri sayar mısın, Ezgi?’ … ’79 bilet saydım.’
‘Can you count the tickets in the box, Ezgi?’ ... ‘I counted 79 tickets.’
‘Senin kaç ayakkabın var?’ ‘Bilmiyorum. Saymadım.’
‘How many shoes do you have?’ ‘I don’t know. I haven’t counted.’
Biz onu artık arkadaş olarak saymıyoruz. Bize yalan söyledi.
We no longer count him/her as one of our friends. S/he has lied to us.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
sayarım
saymam
sayar mıyım
sayıyorum
saymıyorum
sayıyor muyum
saydım
saymadım
saydım mı
saymışım
saymamışım
saymış mıyım
sayacağım
saymayacağım
sayacak mıyım
Sen
sayarsın
saymazsın
sayar mısın
sayıyorsun
saymıyorsun
sayıyor musun
saydın
saymadın
saydın mı
saymışsın
saymamışsın
saymış mısın
sayacaksın
saymayacaksın
sayacak mısın
O
sayar
saymaz
sayar mı
sayıyor
saymıyor
sayıyor mu
saydı
saymadı
saydı mı
saymış
saymamış
saymış mı
sayacak
saymayacak
sayacak mı
Biz
sayarız
saymayız
sayar mıyız
sayıyoruz
saymıyoruz
sayıyor muyuz
saydık
saymadık
saydık mı
saymışız
saymamışız
saymış mıyız
sayacağız
saymayacağız
sayacak mıyız
Siz
sayarsınız
saymazsınız
sayar mısınız
sayıyorsunuz
saymıyorsunuz
sayıyor musunuz
saydınız
saymadınız
saydınız mı
saymışsınız
saymamışsınız
saymış mısınız
sayacaksınız
saymayacaksınız
sayacak mısınız
Onlar
sayarlar
saymazlar
sayarlar mı
sayıyorlar
saymıyorlar
sayıyorlar mı
saydılar
saymadılar
saydılar mı
saymışlar
saymamışlar
saymışlar mı
sayacaklar
saymayacaklar
sayacaklar mı
word forms and phrases
sayı
sayılı
sayısız
sayaç
koyunları saymak
saygı
-e saygı duymak
saygılı
saygısız
saygısızlık
-e saygısızlık yapmak
number
limited in number
limitless; countless
counter
to count sheep
respect
to respect
respectful
disrespectful
disrespect
to disrespect
60 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
54. sürmek 1. to drive (car/bus) 2. to last (for a particular length of time)
Ben yorgunum. Biraz kestireceğim. Beş saat araba sürdüm.
I’m tired. I’ll have a short nap. I have been driving for five hours.
We also use kullanmak in the sense of driving.
Karımın arabasını kullanıyorum. Benimkini sattım.
I drive my wife’s car. I have sold mine.
Dikkatli sür/kullan. Kaza yapacaksın yine.
Drive carefully. You are going to have an accident again.
Dil kursunda her ders 40 dakika sürüyor.
Each lesson at the language school lasts 40 minutes.
Ateşkes uzun sürmedi. İki taraf da barış istemiyor.
The ceasefire hasn’t lasted long. Both sides don’t want peace.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
sürerim
sürmem
sürer miyim
sürüyorum
sürmüyorum
sürüyor muyum
sürdüm
sürmedim
sürdüm mü
sürmüşüm
sürmemişim
sürmüş müyüm
süreceğim
sürmeyeceğim
sürecek miyim
Sen
sürersin
sürmezsin
sürer misin
sürüyorsun
sürmüyorsun
sürüyor musun
sürdün
sürmedin
sürdün mü
sürmüşsün
sürmemişsin
sürmüş müsün
süreceksin
sürmeyeceksin
sürecek misin
O
sürer
sürmez
sürer mi
sürüyor
sürmüyor
sürüyor mu
sürdü
sürmedi
sürdü mü
sürmüş
sürmemiş
sürmüş mü
sürecek
sürmeyecek
sürecek mi
Biz
süreriz
sürmeyiz
sürer miyiz
sürüyoruz
sürmüyoruz
sürüyor muyuz
sürdük
sürmedik
sürdük mü
sürmüşüz
sürmemişiz
sürmüş müyüz
süreceğiz
sürmeyeceğiz
sürecek miyiz
Siz
sürersiniz
sürmezsiniz
sürer misiniz
sürüyorsunuz
sürmüyorsunuz
sürüyor musunuz
sürdünüz
sürmediniz
sürdünüz mü
sürmüşsünüz
sürmemişsiniz
sürmüş müsünüz
süreceksiniz
sürmeyeceksiniz
sürecek misiniz
Onlar
sürerler
sürmezler
sürerler mi
sürüyorlar
sürmüyorlar
sürüyorlar mı
sürdüler
sürmediler
sürdüler mi
sürmüşler
sürmemişler
sürmüşler mi
sürecekler
sürmeyecekler
sürecekler mi
word forms and phrases
sürücü (= şoför)
sürücüsüz araba
süre
süreli
süresiz
süreç
driver
driverless car
length of time
periodic
indefinitely
process
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 1
55. -e binmek 1. to get into/on (car/bus/train/plane) 2. to ride a bike/horse
Bu bizim otobüsümüz değil. Biz bir sonraki otobüse bineceğiz.
This is not our bus. We are going to get on the next bus.
Şimdi trene bindim. Eve gidiyorum.
I have just got on the train. I’m going home.
Hafta sonları biz çocuklarla sahilde bisiklete bineriz.
At weekends, we ride bikes along the coast with the children.
-de/-den inmek to get off/out of
Hanımefendi, siz gelecek durakta ineceksiniz.
Miss, you will get off at the next stop.
Trenden yanlış istasyonda inmişim. Eve taksiyle döndüm.
I got off the train at the wrong station. I returned home by taxi.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
bin/inerim
bin/inmem
bin/iner miyim
bin/iniyorum
bin/inmiyorum
bin/iniyor muyum
bin/indim
bin/inmedim
bin/indim mi
bin/inmişim
bin/inmemişim
bin/inmiş miyim
bin/ineceğim
bin/inmeyeceğim
bin/inecek miyim
Sen
bin/inersin
bin/inmezsin
bin/iner misin
bin/iniyorsun
bin/inmiyorsun
bin/iniyor musun
bin/indin
bin/inmedin
bin/indin mi
bin/inmişsin
bin/inmemişsin
bin/inmiş misin
bin/ineceksin
bin/inmeyeceksin
bin/inecek misin
O
bin/iner
bin/inmez
bin/iner mi
bin/iniyor
bin/inmiyor
bin/iniyor mu
bin/indi
bin/inmedi
bin/indi mi
bin/inmiş
bin/inmemiş
bin/inmiş mi
bin/inecek
bin/inmeyecek
bin/inecek mi
Biz
bin/ineriz
bin/inmeyiz
bin/iner miyiz
bin/iniyoruz
bin/inmiyoruz
bin/iniyor muyuz
bin/indik
bin/inmedik
bin/indik mi
bin/inmişiz
bin/inmemişiz
bin/inmiş miyiz
bin/ineceğiz
bin/inmeyeceğiz
bin/inecek miyiz
Siz
bin/inersiniz
bin/inmezsiniz
bin/iner misiniz
bin/iniyorsunuz
bin/inmiyorsunuz
bin/iniyor musunuz
bin/indiniz
bin/inmediniz
bin/indiniz mi
bin/inmişsiniz
bin/inmemişsiniz
bin/inmiş misiniz
bin/ineceksiniz
bin/inmeyeceksiniz
bin/inecek misiniz
Onlar
bin/inerler
bin/inmezler
bin/inerler mi
bin/iniyorlar
bin/inmiyorlar
bin/iniyorlar mı
bin/indiler
bin/inmediler
bin/indiler mi
bin/inmişler
bin/inmemişler
bin/inmişler mi
bin/inecekler
bin/inmeyecekler
bin/inecekler mi
word forms and phrases
biniş salonu
biniş kartı
inen yolcu
binen yolcu
attan inip eşeğe binmek
boarding lounge
boarding card/pass
embarking passengers
disembarking passengers
to come down in the world
(lit to get off a horse and get
on a donkey)
62 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
56. -i kesmek to cut
Meltem soğan doğrarken parmağını kesmiş.
Meltem has cut her finger while she was chopping an onion.
‘Pastayı sen keser misin, aşkım?’ ‘Zevkle, aşkım.’
‘Would you cut the cake, love?’ ‘With pleasure, my love.’
Diyetisyenim, ‘Yağ ve şekeri kesmelisiniz.’ dedi. *
My dietician said, ’You must cut fat and sugar.’
Bu paragrafı kes ve yeni bir dosyaya yapıştır, oldu mu?
Cut and paste this paragraph into a new file, okay?
-i kestirmek to have something cut
Ben öğleden sonra berbere gideceğim. Saçımı kestireceğim.
I’ll go the barber’s in the afternoon. I’ll have my hair cut.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
keserim
kesmem
keser miyim
kesiyorum
kesmiyorum
kesiyor muyum
kestim
kesmedim
kestim mi
kesmişim
kesmemişim
kesmiş miyim
keseceğim
kesmeyeceğim
kesecek miyim
Sen
kesersin
kesmezsin
keser misin
kesiyorsun
kesmiyorsun
kesiyor musun
kestin
kesmedin
kestin mi
kesmişsin
kesmemişsin
kesmiş misin
keseceksin
kesmeyeceksin
kesecek misin
O
keser
kesmez
keser mi
kesiyor
kesmiyor
kesiyor mu
kesti
kesmedi
kesti mi
kesmiş
kesmemiş
kesmiş mi
kesecek
kesmeyecek
kesecek mi
Biz
keseriz
kesmeyiz
keser miyiz
kesiyoruz
kesmiyoruz
kesiyor muyuz
kestik
kesmedik
kestik mi
kesmişiz
kesmemişiz
kesmiş miyiz
keseceğiz
kesmeyeceğiz
kesecek miyiz
Siz
kesersiniz
kesmezsiniz
keser misiniz
kesiyorsunuz
kesmiyorsunuz
kesiyor musunuz
kestiniz
kesmediniz
kestiniz mi
kesmişsiniz
kesmemişsiniz
kesmiş misiniz
keseceksiniz
kesmeyeceksiniz
kesecek misiniz
Onlar
keserler
kesmezler
keserler mi
kesiyorlar
kesmiyorlar
kesiyorlar mı
kestiler
kesmediler
kestiler mi
kesmişler
kesmemişler
kesmişler mi
kesecekler
kesmeyecekler
kesecekler mi
* grammar
The suffix -meli (or -malı) expresses advice. It is
also used to express necessity or obligation. It is
followed by the personal suffixes, for which we
use the simple present tense.
word forms and phrases
kesici
keskin
kesik
kesinti
kestirme
Kısa kes.
Kes saçmalamayı.
Kafa ütülemeyi kes.
cutter
sharp
cut (skin wound)
cut (reduction)
short cut
Cut it short.
Cut the crap.
Stop ironing my head.
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 3
57. -i getirmek to bring
Partide içecek olmayacak, arkadaşlar. Herkes kendi içeceğini getirecek.
There will be no drinks at the party, guys. Everyone will bring their own drinks.
Bakar mısınız? Hesabı getirir misiniz, lütfen?
Excuse me, would you bring the bill/check, please?
birine bir şey(i) getirmek to bring someone something
Sana kitap/bugünkü gazeteyi getirdim, okumak istersen.
I have brought you a book/today’s newspaper if you want to read.
bir yere birini getirmek to bring someone to a place
Berk eve kız arkadaşını getirmiş. Daha önce hiç eve kız getirmemişti.
Berk has brought his girlfriend home. He had never brought a girl home before.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
getiririm
getirmem
getirir miyim
getiriyorum
getirmiyorum
getiriyor muyum
getirdim
getirmedim
getirdim mi
getirmişim
getirmemişim
getirmiş miyim
getireceğim
getirmeyeceğim
getirecek miyim
Sen
getirirsin
getirmezsin
getirir misin
getiriyorsun
getirmiyorsun
getiriyor musun
getirdin
getirmedin
getirdin mi
getirmişsin
getirmemişsin
getirmiş misin
getireceksin
getirmeyeceksin
getirecek misin
O
getirir
getirmez
getirir mi
getiriyor
getirmiyor
getiriyor mu
getirdi
getirmedi
getirdi mi
getirmiş
getirmemiş
getirmiş mi
getirecek
getirmeyecek
getirecek mi
Biz
getiririz
getirmeyiz
getirir miyiz
getiriyoruz
getirmiyoruz
getiriyor muyuz
getirdik
getirmedik
getirdik mi
getirmişiz
getirmemişiz
getirmiş miyiz
getireceğiz
getirmeyeceğiz
getirecek miyiz
Siz
getirirsiniz
getirmezsiniz
getirir misiniz
getiriyorsunuz
getirmiyorsunuz
getiriyor musunuz
getirdiniz
getirmediniz
getirdiniz mi
getirmişsiniz
getirmemişsiniz
getirmiş misiniz
getireceksiniz
getirmeyeceksiniz
getirecek misiniz
Onlar
getirirler
getirmezler
getirirler mi
getiriyorlar
getirmiyorlar
getiriyorlar mı
getirdiler
getirmediler
getirdiler mi
getirmişler
getirmemişler
getirmişler mi
getirecekler
getirmeyecekler
getirecekler mi
word forms and phrases
getiri
-i gidip getirmek
-i yanında getirmek
-i yerine getirmek
-e şans getirmek
-i oyuna getirmek
-i dile getirmek
-i gündeme getirmek
1. profit, return 2. advantage
to fetch
to bring sth/sb along
to fulfil
to bring good luck
to deceive someone
to voice
to bring up (a subject)
64 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
58. -i götürmek to take (from one place to another)
Yarın cep telefonumu tamirciye götüreceğim. Yine bozuldu.
I’ll take my mobile phone to a repair shop tomorrow. It’s broken again.
‘Sizi havaalanına kim götürecek?’ ‘Sen götürebilir misin?’
‘Who will take you to the airport?’ ‘Can you?’
Annem evde değil. Kardeşimi hastaneye götürdü.
My mother isn’t at home. She has taken my sibling to the hospital.
Pia, baban balkonda. Gazeteyi ona götürür müsün?
Pia, your father is on the balcony. Can you take the newspaper to him?
Eski kocam hafta sonu çocukları lunaparka götürmüş.
My ex-husband took the kids to the amusement park at the weekend.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
götürürüm
götürmem
götürür müyüm
götürüyorum
götürmüyorum
götürüyor muyum
götürdüm
götürmedim
götürdüm mü
götürmüşüm
götürmemişim
götürmüş müyüm
götüreceğim
götürmeyeceğim
götürecek miyim
Sen
götürürsün
götürmezsin
götürür müsün
götürüyorsun
götürmüyorsun
götürüyor musun
götürdün
götürmedin
götürdün mü
götürmüşsün
götürmemişsin
götürmüş müsün
götüreceksin
götürmeyeceksin
götürecek misin
O
götürür
götürmez
götürür mü
götürüyor
götürmüyor
götürüyor mu
götürdü
götürmedi
götürdü mü
götürmüş
götürmemiş
götürmüş mü
götürecek
götürmeyecek
götürecek mi
Biz
götürürüz
götürmeyiz
götürür müyüz
götürüyoruz
götürmüyoruz
götürüyor muyuz
götürdük
götürmedik
götürdük mü
götürmüşüz
götürmemişiz
götürmüş müyüz
götüreceğiz
götürmeyeceğiz
götürecek miyiz
Siz
götürürsünüz
götürmezsiniz
götürür müsünüz
götürüyorsunuz
götürmüyorsunuz
götürüyor musunuz
götürdünüz
götürmediniz
götürdünüz mü
götürmüşsünüz
götürmemişsiniz
götürmüş müsünüz
götüreceksiniz
götürmeyeceksiniz
götürecek misiniz
Onlar
götürürler
götürmezler
götürürler mi
götürüyorlar
götürmüyorlar
götürüyorlar mı
götürdüler
götürmediler
götürdüler mi
götürmüşler
götürmemişler
götürmüşler mi
götürecekler
götürmeyecekler
götürecekler mi
word forms and phrases
götürü
-i geri götürmek
-i yanında götürmek
getir götür işi
getir götür işi yapmak
disadvantage
to take sth/sb back
to take sth/sb along
errand
to run errands
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 5
59. -i çekmek 1. to pull 2. to tug 3. to tow 4. to attract
Kız herkesin içinde oğlanı kendine (doğru) çekti ve öptü.
The girl pulled the boy towards her in public and kissed him.
Anne! Metehan yine saçımı çekiyor! Ona bir şey söyle.
Mum! Metehan is pulling my hair again! Tell him something.
Kolumu çekme, kızım. Bak, telefonda konuşuyorum.
Don’t tug at my arm, girl. Look, I’m talking on the phone.
Polis arabamı çekmiş. Bana taksi çağırır mısın?
The police have towed my car away. Can you call me a taxi?
O kız benim ilgimi çekmiyor. Hiç benim tipim değil.
That girl doesn’t attract my interest. She isn’t my type at all.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
çekerim
çekmem
çeker miyim
çekiyorum
çekmiyorum
çekiyor muyum
çektim
çekmedim
çektim mi
çekmişim
çekmemişim
çekmiş miyim
çekeceğim
çekmeyeceğim
çekecek miyim
Sen
çekersin
çekmezsin
çeker misin
çekiyorsun
çekmiyorsun
çekiyor musun
çektin
çekmedin
çektin mi
çekmişsin
çekmemişsin
çekmiş misin
çekeceksin
çekmeyeceksin
çekecek misin
O
çeker
çekmez
çeker mi
çekiyor
çekmiyor
çekiyor mu
çekti
çekmedi
çekti mi
çekmiş
çekmemiş
çekmiş mi
çekecek
çekmeyecek
çekecek mi
Biz
çekeriz
çekmeyiz
çeker miyiz
çekiyoruz
çekmiyoruz
çekiyor muyuz
çektik
çekmedik
çektik mi
çekmişiz
çekmemişiz
çekmiş miyiz
çekeceğiz
çekmeyeceğiz
çekecek miyiz
Siz
çekersiniz
çekmezsiniz
çeker misiniz
çekiyorsunuz
çekmiyorsunuz
çekiyor musunuz
çektiniz
çekmediniz
çektiniz mi
çekmişsiniz
çekmemişsiniz
çekmiş misiniz
çekeceksiniz
çekmeyeceksiniz
çekecek misiniz
Onlar
çekerler
çekmezler
çekerler mi
çekiyorlar
çekmiyorlar
çekiyorlar mı
çektiler
çekmediler
çektiler mi
çekmişler
çekmemişler
çekmişler mi
çekecekler
çekmeyecekler
çekecekler mi
word forms and collocations
Çekiniz
çekici
çekmece
çekyat
yerçekimi
dikkat çekmek
(bankadan) para çekmek
fotoğraf çekmek
tepki çekmek
kopya çekmek
acı çekmek
Pull (on doors)
1. tow truck 2. attractive
drawer
sofa bed
gravity
to attract/draw attention
to take/get money out
to take photos
to get reaction
to cheat (in exam)
to suffer
66 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
60. -i itmek to push
Kapıyı tüm gücümle itiyorum fakat açılmıyor. Çok fena sıkışmış.
I’m pushing the door with all my might, but it won’t open. It’s stuck very badly.
‘Arkadaşını niye ittin, Mustafa?’ ‘Ama önce o itti, öğretmenim.’
‘Why did you push your friend, Mustafa?’ ‘But s/he pushed first, Sir/Miss.’
Niye itiyorsunuz? Niye sıranızı beklemiyorsunuz?
Why are you pushing? Why don’t you wait for your turn?
bir şeyi/birini bir yere itmek to push sth/sb into/towards a place
‘Masayı şu köşeye iter misin?’ ‘Ben iteyim, sen çek.’
‘Would you push the table into that corner?’ ‘I’ll push, you pull.’
Duydun mu dün gece metroda bir adamı raylara itmişler.
Did you hear that last night they pushed a man onto the tracks in the metro.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
iterim
itmem
iter miyim
itiyorum
itmiyorum
itiyor muyum
ittim
itmedim
ittim mi
itmişim
itmemişim
itmiş miyim
iteceğim
itmeyeceğim
itecek miyim
Sen
itersin
itmezsin
iter misin
itiyorsun
itmiyorsun
itiyor musun
ittin
itmedin
ittin mi
itmişsin
itmemişsin
itmiş misin
iteceksin
itmeyeceksin
itecek misin
O
iter
itmez
iter mi
itiyor
itmiyor
itiyor mu
itti
itmedi
itti mi
itmiş
itmemiş
itmiş mi
itecek
itmeyecek
itecek mi
Biz
iteriz
itmeyiz
iter miyiz
itiyoruz
itmiyoruz
itiyor muyuz
ittik
itmedik
ittik mi
itmişiz
itmemişiz
itmiş miyiz
iteceğiz
itmeyeceğiz
itecek miyiz
Siz
itersiniz
itmezsiniz
iter misiniz
itiyorsunuz
itmiyorsunuz
itiyor musunuz
ittiniz
itmediniz
ittiniz mi
itmişsiniz
itmemişsiniz
itmiş misiniz
iteceksiniz
itmeyeceksiniz
itecek misiniz
Onlar
iterler
itmezler
iterler mi
itiyorlar
itmiyorlar
itiyorlar mı
ittiler
itmediler
ittiler mi
itmişler
itmemişler
itmişler mi
itecekler
itmeyecekler
itecekler mi
word forms and phrases
İtiniz
itici
itiş kakış
Push (on doors)
unlikeable
scuffle
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 7
61. -e katılmak 1. to agree with 2. to join (do together) 3. to participate
Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Ben katılmıyorum. Hiç gerçekçi değil.
Do you agree with this view? I don’t. It isn’t realistic at all.
Ben Nermin’e yüzde yüz katılıyorum. Bence haklı.
I agree with Nermin one hundred percent. I think she is right.
Orada yalnız oturma, dostum. Burada yerimiz var. Gel bize katıl.
Don’t sit there alone, mate. We have seats here. Come join us.
Ben öğle yemeğine çıkıyorum. Bana katılır mısın?
I’m going out for lunch. Would you like to join me?
Kulübümüzün faaliyetlerine katılabilirsin. Üye olmana gerek yok.
You can take part in our club’s activities. You don’t have to be a member.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
katılırım
katılmam
katılır mıyım
katılıyorum
katılmıyorum
katılıyor muyum
katıldım
katılmadım
katıldım mı
katılmışım
katılmamışım
katılmış mıyım
katılacağım
katılmayacağım
katılacak mıyım
Sen
katılırsın
katılmazsın
katılır mısın
katılıyorsun
katılmıyorsun
katılıyor musun
katıldın
katılmadın
katıldın mı
katılmışsın
katılmamışsın
katılmış mısın
katılacaksın
katılmayacaksın
katılacak mısın
O
katılır
katılmaz
katılır mı
katılıyor
katılmıyor
katılıyor mu
katıldı
katılmadı
katıldı mı
katılmış
katılmamış
katılmış mı
katılacak
katılmayacak
katılacak mı
Biz
katılırız
katılmayız
katılır mıyız
katılıyoruz
katılmıyoruz
katılıyor muyuz
katıldık
katılmadık
katıldık mı
katılmışız
katılmamışız
katılmış mıyız
katılacağız
katılmayacağız
katılacak mıyız
Siz
katılırsınız
katılmazsınız
katılır mısınız
katılıyorsunuz
katılmıyorsunuz
katılıyor musunuz
katıldınız
katılmadınız
katıldınız mı
katılmışsınız
katılmamışsınız
katılmış mısınız
katılacaksınız
katılmayacaksınız
katılacak mısınız
Onlar
katılırlar
katılmazlar
katılırlar mı
katılıyorlar
katılmıyorlar
katılıyorlar mı
katıldılar
katılmadılar
katıldılar mı
katılmışlar
katılmamışlar
katılmışlar mı
katılacaklar
katılmayacaklar
katılacaklar mı
word forms and phrases
katılım
katılımcı
aktif katılımcı
katılımcı demokrasi
participation
participant; participatory
active participant
participatory democracy
68 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
62. -i seçmek to choose, select, pick
Ankaralılar bu pazar sandığa gidiyorlar. Yeni belediye başkanlarını seçecekler.
Ankarans are going to the polls this Sunday. They will select their new mayor.
‘Bak, kelimelerini dikkatli seç. Yoksa …’ ‘Yoksa ne? Hadi, söyle.’
‘Look, choose your words carefully. Or …’ ‘Or what? Come on, say it.’
‘Sen bu dönem hangi dersleri seçtin?’ ‘Henüz seçmedim.
‘Which classes have you picked this term?’ ‘I haven’t yet.’
Deniz, ben bu kırmızı elbiseyi seçiyorum. Çok şık, değil mi?
Deniz, I choose this red dress. It is so elegant, isn’t it?
birini bir şeye seçmek to choose someone for something
‘Ahmet’in nesi var?’ ‘Antrenörü yine onu takıma seçmemiş.’
‘What’s wrong with Ahmet?’ ‘His coach hasn’t picked him for the team again.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
seçerim
seçmem
seçer miyim
seçiyorum
seçmiyorum
seçiyor muyum
seçtim
seçmedim
seçtim mi
seçmişim
seçmemişim
seçmiş miyim
seçeceğim
seçmeyeceğim
seçecek miyim
Sen
seçersin
seçmezsin
seçer misin
seçiyorsun
seçmiyorsun
seçiyor musun
seçtin
seçmedin
seçtin mi
seçmişsin
seçmemişsin
seçmiş misin
seçeceksin
seçmeyeceksin
seçecek misin
O
seçer
seçmez
seçer mi
seçiyor
seçmiyor
seçiyor mu
seçti
seçmedi
seçti mi
seçmiş
seçmemiş
seçmiş mi
seçecek
seçmeyecek
seçecek mi
Biz
seçeriz
seçmeyiz
seçer miyiz
seçiyoruz
seçmiyoruz
seçiyor muyuz
seçtik
seçmedik
seçtik mi
seçmişiz
seçmemişiz
seçmiş miyiz
seçeceğiz
seçmeyeceğiz
seçecek miyiz
Siz
seçersiniz
seçmezsiniz
seçer misiniz
seçiyorsunuz
seçmiyorsunuz
seçiyor musunuz
seçtiniz
seçmediniz
seçtiniz mi
seçmişsiniz
seçmemişsiniz
seçmiş misiniz
seçeceksiniz
seçmeyeceksiniz
seçecek misiniz
Onlar
seçerler
seçmezler
seçerler mi
seçiyorlar
seçmiyorlar
seçiyorlar mı
seçtiler
seçmediler
seçtiler mi
seçmişler
seçmemişler
seçmişler mi
seçecekler
seçmeyecekler
seçecekler mi
word forms and phrases
seçim
seçmen
seçenek
çoktan seçmeli
seçici
seçkin
election
voter
option, choice
multiple choice
picky
distinguished
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 9
63. -i açıklamak 1. to explain 2. to announce (officially tell people about sth)
Dün geceki davranışını nasıl açıklayacaksın? Hiç hoş değildi.
How will you explain your behaviour last night? It wasn’t nice at all.
Sınav kurallarını açıklar mısınız, öğretmenim?
Would you explain the rules for the exam, Sir/Miss?
Bekle, aşkım! Her şeyi açıklayabilirim.
Wait, love! I can explain everything.
Cumhurbaşkanı akşam yeni vergileri açıklayacak.
The President will announce new taxes in the evening.
bir şeyi birine açıklamak to explain sth to sb
Sistemi bana kısaca açıklar mısınız? Nasıl çalışıyor?
Could you briefly explain the system to me? How does it work?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
açıklarım
açıklamam
açıklar mıyım
açıklıyorum
açıklamıyorum
açıklıyor muyum
açıkladım
açıklamadım
açıkladım mı
açıklamışım
açıklamamışım
açıklamış mıyım
açıklayacağım
açıklamayacağım
açıklayacak mıyım
Sen
açıklarsın
açıklamazsın
açıklar mısın
açıklıyorsun
açıklamıyorsun
açıklıyor musun
açıkladın
açıklamadın
açıkladın mı
açıklamışsın
açıklamamışsın
açıklamış mısın
açıklayacaksın
açıklamayacaksın
açıklayacak mısın
O
açıklar
açıklamaz
açıklar mı
açıklıyor
açıklamıyor
açıklıyor mu
açıkladı
açıklamadı
açıkladı mı
açıklamış
açıklamamış
açıklamış mı
açıklayacak
açıklamayacak
açıklayacak mı
Biz
açıklarız
açıklamayız
açıklar mıyız
açıklıyoruz
açıklamıyoruz
açıklıyor muyuz
açıkladık
açıklamadık
açıkladık mı
açıklamışız
açıklamamışız
açıklamış mıyız
açıklayacağız
açıklamayacağız
açıklayacak mıyız
Siz
açıklarsınız
açıklamazsınız
açıklar mısınız
açıklıyorsunuz
açıklamıyorsunuz
açıklıyor musunuz
açıkladınız
açıklamadınız
açıkladınız mı
açıklamışsınız
açıklamamışsınız
açıklamış mısınız
açıklayacaksınız
açıklamayacaksınız
açıklayacak mısınız
Onlar
açıklarlar
açıklamazlar
açıklarlar mı
açıklıyorlar
açıklamıyorlar
açıklıyorlar mı
açıkladılar
açıklamadılar
açıkladılar mı
açıklamışlar
açıklamamışlar
açıklamışlar mı
açıklayacaklar
açıklamayacaklar
açıklayacaklar mı
word forms and phrases
açıklama
mantıklı/makul bir açıklama
bir açıklama yapmak
bir açıklama beklemek
açıklayıcı
Açıklamak zor.
Bu her şeyi açıklıyor.
Açıklamak zorunda değilsin.
Bana bir açıklama borçlusun.
explanation
a reasonable explanation
to give an explanation
to wait for/expect an explanation
explanatory
It’s hard to explain.
This explains everything.
You don’t have to explain.
You owe me an explanation.
70 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
64. -i yemek to eat
Bütün bir pastayı yemişler. Çocuklar siz yemediniz, değil mi?
They have eaten a whole cake. Kids, you haven’t eaten it, have you?
Ben az önce büyük bir sandviç yedim. Aç değilim, gerçekten.
I have just had a big sandwich. I’m not hungry, really.
Çok taze sebze ve meyve yiyiniz, özellikle kış aylarında.
Eat a lot of fresh vegetables and fruit, especially in winter months.
Sen sürekli abur cubur yiyorsun. Çok sağlıksız.
You always eat fast food. It’s too unhealthy.
Bugün bizim evlilik yıldönümümüz. Akşam yemeğini dışarıda yiyeceğiz.
It’s our wedding anniversary today. We will have dinner out.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yerim
yemem
yer miyim
yiyorum
yemiyorum
yiyor muyum
yedim
yemedim
yedim mi
yemişim
yememişim
yemiş miyim
yiyeceğim
yemeyeceğim
yiyecek miyim
Sen
yersin
yemezsin
yer misin
yiyorsun
yemiyorsun
yiyor musun
yedin
yemedin
yedin mi
yemişsin
yememişsin
yemiş misin
yiyeceksin
yemeyeceksin
yiyecek misin
O
yer
yemez
yer mi
yiyor
yemiyor
yiyor mu
yedi
yemedi
yedi mi
yemiş
yememiş
yemiş mi
yiyecek
yemeyecek
yiyecek mi
Biz
yeriz
yemeyiz
yer miyiz
yiyoruz
yemiyoruz
yiyor muyuz
yedik
yemedik
yedik mi
yemişiz
yememişiz
yemiş miyiz
yiyeceğiz
yemeyeceğiz
yiyecek miyiz
Siz
yersiniz
yemezsiniz
yer misiniz
yiyorsunuz
yemiyorsunuz
yiyor musunuz
yediniz
yemediniz
yediniz mi
yemişsiniz
yememişsiniz
yemiş misiniz
yiyeceksiniz
yemeyeceksiniz
yiyecek misiniz
Onlar
yerler
yemezler
yerler mi
yiyorlar
yemiyorlar
yiyorlar mı
yediler
yemediler
yediler mi
yemişler
yememişler
yemişler mi
yiyecekler
yemeyecekler
yiyecekler mi
word forms and phrases
aç
acıkmak
yemek
yiyecek
yemek tarifi
yemek yapmak/pişirmek
öğle/akşam yemeği
yemekhane
fil gibi yemek
kuş gibi yemek
dayak yemek
azar yemek
Yemezler.
hungry
to feel hungry
meal
food
recipe
to cook
lunch/dinner
cafeteria/canteen
to eat like a horse
to eat like a bird
to be beaten
to be rebuked
I don’t buy it.
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 1
65. -i içmek to drink
‘Ne içiyorsun?’ ‘Kahve. Sana da yapayım mı?’
‘What are you drinking?’ ‘Coffee. Shall I make one for you too?’
Benim portakal suyumu kim içti? Sen mi içtin, Merve?
Who has drunk my orange juice? Have you drunk it, Merve?
Sen yine içmişsin. Nefesin kokuyor.
You have been drinking again. Your breath smells.
We also say çorba/sigara/ilaç içmek.
Yeni erkek arkadaşım sporcu. Sigara ve içki içmiyor.
My new boyfriend is a sportsman. He doesn’t smoke or drink.
Babaanne, bu ilacı günde üç defa içeceksin/alacaksın, oldu mu?
Grandma, you will take this medicine three times a day, okay?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
içerim
içmem
içer miyim
içiyorum
içmiyorum
içiyor muyum
içtim
içmedim
içtim mi
içmişim
içmemişim
içmiş miyim
içeceğim
içmeyeceğim
içecek miyim
Sen
içersin
içmezsin
içer misin
içiyorsun
içmiyorsun
içiyor musun
içtin
içmedin
içtin mi
içmişsin
içmemişsin
içmiş misin
içeceksin
içmeyeceksin
içecek misin
O
içer
içmez
içer mi
içiyor
içmiyor
içiyor mu
içti
içmedi
içti mi
içmiş
içmemiş
içmiş mi
içecek
içmeyecek
içecek mi
Biz
içeriz
içmeyiz
içer miyiz
içiyoruz
içmiyoruz
içiyor muyuz
içtik
içmedik
içtik mi
içmişiz
içmemişiz
içmiş miyiz
içeceğiz
içmeyeceğiz
içecek miyiz
Siz
içersiniz
içmezsiniz
içer misiniz
içiyorsunuz
içmiyorsunuz
içiyor musunuz
içtiniz
içmediniz
içtiniz mi
içmişsiniz
içmemişsiniz
içmiş misiniz
içeceksiniz
içmeyeceksiniz
içecek misiniz
Onlar
içerler
içmezler
içerler mi
içiyorlar
içmiyorlar
içiyorlar mı
içtiler
içmediler
içtiler mi
içmişler
içmemişler
içmişler mi
içecekler
içmeyecekler
içecekler mi
word forms and phrases
içecek
içki
sıcak içecek
soğuk içecek
yiyip içmek
yudum yudum içmek
drink (n)
alcoholic drink
hot drink
cold drink
to eat and drink
to sip
72 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
66. -i açmak 1. to open 2. to turn on
Affedersiniz, pencereyi açar mısınız? İçeri çok sıcak.
Excuse me, would you open the window? It’s too hot inside.
‘Hediyeni açmayacak mısın?’ ‘Sonra açarım.’
‘Won’t you open your present?’ ‘I’ll open later.’
Ben bu kavanozu açamıyorum. Sen açabilir misin?
I can’t open this jar. Can you open it?
Televizyonu niye açtın? Ben ev ödevimi yapıyorum.
Why did you turn on the television? I’m doing my homework.
açılmak to open up (shops/banks etc)
‘Bankalar saat kaçta açılıyor?’ ‘Saat 9.00’da açılıyor.’
‘What time do the banks open?’ ‘They open at 9.00 o’clock.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
açarım
açmam
açar mıyım
açıyorum
açmıyorum
açıyor muyum
açtım
açmadım
açtım mı
açmışım
açmamışım
açmış mıyım
açacağım
açmayacağım
açacak mıyım
Sen
açarsın
açmazsın
açar mısın
açıyorsun
açmıyorsun
açıyor musun
açtın
açmadın
açtın mı
açmışsın
açmamışsın
açmış mısın
açacaksın
açmayacaksın
açacak mısın
O
açar
açmaz
açar mı
açıyor
açmıyor
açıyor mu
açtı
açmadı
açtı mı
açmış
açmamış
açmış mı
açacak
açmayacak
açacak mı
Biz
açarız
açmayız
açar mıyız
açıyoruz
açmıyoruz
açıyor muyuz
açtık
açmadık
açtık mı
açmışız
açmamışız
açmış mıyız
açacağız
açmayacağız
açacak mıyız
Siz
açarsınız
açmazsınız
açar mısınız
açıyorsunuz
açmıyorsunuz
açıyor musunuz
açtınız
açmadınız
açtınız mı
açmışsınız
açmamışsınız
açmış mısınız
açacaksınız
açmayacaksınız
açacak mısınız
Onlar
açarlar
açmazlar
açarlar mı
açıyorlar
açmıyorlar
açıyorlar mı
açtılar
açmadılar
açtılar mı
açmışlar
açmamışlar
açmışlar mı
açacaklar
açmayacaklar
açacaklar mı
word forms and collocations
açık
açacak
konserve açacağı
açılış
hesap açmak
-e savaş açmak
-e dava açmak
çiçek açmak
-e kucak açmak
gözlerini dört açmak
open; on
opener
tin/can opener
opening
to open an account
to wage war
to press charges
to bloom (plants/flowers)
to receive with open arms
to keep your eyes wide open
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 3
67. -i kapatmak (or kapamak) 1. to close 2. to turn off
‘Pencereyi kim kapattı? İçeri çok sıcak.’ ‘Kendi kapandı.’
‘Who closed the window? It’s too hot inside.’ ‘It closed itself.’
Şimdi gözlerini kapa ve uyu, tatlım.
Now shut your eyes and go to sleep, sweetie.
Seyretmiyorsan televizyonu kapatır mısın?
If you aren’t watching, could you turn off the television?
Ofisten çıkmadan ışıkları kapatmamışsın.
Before you left the office, you didn’t turn off the lights.
kapanmak to close up (shops/banks etc)
‘Alışveriş merkezleri 10.00’da kapanıyor, değil mi?’ ‘Sanırım.’
‘Shopping centres close at 10.00, don’t they?’ ‘I think so.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kapatırım
kapatmam
kapatır mıyım
kapatıyorum
kapatmıyorum
kapatıyor muyum
kapattım
kapatmadım
kapattım mı
kapatmışım
kapatmamışım
kapatmış mıyım
kapatacağım
kapatmayacağım
kapatacak mıyım
Sen
kapatırsın
kapatmazsın
kapatır mısın
kapatıyorsun
kapatmıyorsun
kapatıyor musun
kapattın
kapatmadın
kapattın mı
kapatmışsın
kapatmamışsın
kapatmış mısın
kapatacaksın
kapatmayacaksın
kapatacak mısın
O
kapatır
kapatmaz
kapatır mı
kapatıyor
kapatmıyor
kapatıyor mu
kapattı
kapatmadı
kapattı mı
kapatmış
kapatmamış
kapatmış mı
kapatacak
kapatmayacak
kapatacak mı
Biz
kapatırız
kapatmayız
kapatır mıyız
kapatıyoruz
kapatmıyoruz
kapatıyor muyuz
kapattık
kapatmadık
kapattık mı
kapatmışız
kapatmamışız
kapatmış mıyız
kapatacağız
kapatmayacağız
kapatacak mıyız
Siz
kapatırsınız
kapatmazsınız
kapatır mısınız
kapatıyorsunuz
kapatmıyorsunuz
kapatıyor musunuz
kapattınız
kapatmadınız
kapattınız mı
kapatmışsınız
kapatmamışsınız
kapatmış mısınız
kapatacaksınız
kapatmayacaksınız
kapatacak mısınız
Onlar
kapatırlar
kapatmazlar
kapatırlar mı
kapatıyorlar
kapatmıyorlar
kapatıyorlar mı
kapattılar
kapatmadılar
kapattılar mı
kapatmışlar
kapatmamışlar
kapatmışlar mı
kapatacaklar
kapatmayacaklar
kapatacaklar mı
word forms and collocations
kapalı
telefonu kapatmak
telefonu birinin yüzüne kapatmak
konuyu kapatmak
bir şeyi ucuza kapatmak
bir şeyi sıkı/sıkıca kapatmak
Kapa çeneni!
closed; off
to hang up
to hang up on someone
to drop the subject
to buy something dirt cheap
to close tightly
Shut up!
74 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
68. -i kullanmak to use
Uygurlara yaptıklarından dolayı ben Çinlilerin mallarını kullanmıyorum.
Because what they do to the Uyghurs, I don’t use the Chinese products.
Telefonumun şarjı bitmiş. Seninkini kullanabilir miyim, Cemre?
My phone has gone flat. Can I use yours, Cemre?
Benim bilgisayarımı yine kim kullandı? Bir yakalarsam, …
Who used my computer again? If I catch them, …
Göremiyor musun, sevgili arkadaşım? Adam seni resmen kullanıyor.
Can’t you see, my dear friend? The man is actually using you.
Tolga uzun süre uyuşturucu kullanmış. Bana eski bir arkadaşı söyledi.
Tolga used drugs for a long time. An old friend of his told me.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kullanırım
kullanmam
kullanır mıyım
kullanıyorum
kullanmıyorum
kullanıyor muyum
kullandım
kullanmadım
kullandım mı
kullanmışım
kullanmamışım
kullanmış mıyım
kullanacağım
kullanmayacağım
kullanacak mıyım
Sen
kullanırsın
kullanmazsın
kullanır mısın
kullanıyorsun
kullanmıyorsun
kullanıyor musun
kullandın
kullanmadın
kullandın mı
kullanmışsın
kullanmamışsın
kullanmış mısın
kullanacaksın
kullanmayacaksın
kullanacak mısın
O
kullanır
kullanmaz
kullanır mı
kullanıyor
kullanmıyor
kullanıyor mu
kullandı
kullanmadı
kullandı mı
kullanmış
kullanmamış
kullanmış mı
kullanacak
kullanmayacak
kullanacak mı
Biz
kullanırız
kullanmayız
kullanır mıyız
kullanıyoruz
kullanmıyoruz
kullanıyor muyuz
kullandık
kullanmadık
kullandık mı
kullanmışız
kullanmamışız
kullanmış mıyız
kullanacağız
kullanmayacağız
kullanacak mıyız
Siz
kullanırsınız
kullanmazsınız
kullanır mısınız
kullanıyorsunuz
kullanmıyorsunuz
kullanıyor musunuz
kullandınız
kullanmadınız
kullandınız mı
kullanmışsınız
kullanmamışsınız
kullanmış mısınız
kullanacaksınız
kullanmayacaksınız
kullanacak mısınız
Onlar
kullanırlar
kullanmazlar
kullanırlar mı
kullanıyorlar
kullanmıyorlar
kullanıyorlar mı
kullandılar
kullanmadılar
kullandılar mı
kullanmışlar
kullanmamışlar
kullanmışlar mı
kullanacaklar
kullanmayacaklar
kullanacaklar mı
word forms and collocations
kullanım
kullanıcı
kullanışlı
kullanışsız
kullan-at (çakmak)
kullan-at telefon
-i yanlış kullanmak
-i kötüye kullanmak
oy kullanmak
alkol kullanmak
sigara kullanmak/içmek
use
user
handy, useful
useless
throwaway, disposable (lighter)
burner phone
to use in the wrong way
to use for the wrong purpose
to vote
to use alcohol
to smoke
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 5
69. -i taşımak to carry (1. lift and take 2. have with you)
Bu kutuyu sen taşır mısın, Levent? Çok ağır. Ben kaldıramadım.
Would you carry this box, Levent? It’s too heavy. I couldn’t lift it.
Sandalyeleri kim taşıyacak? Ben taşıyamam. Omzum ağrıyor.
Who will carry the chairs? I can’t do it. My shoulder hurts.
Tüm valizleri tek başına mı taşıdın? Niye yardım istemedin?
Did you carry all the suitcases by yourself? Why didn’t you ask for help?
Ben üzerimde nakit taşımıyorum. Kredi kartı kullanıyorum.
I don’t carry cash on me. I use a credit card.
Suzan her zaman biber gazı taşır. İki kez kullanmış bile.
Suzan always carries pepper spray. She has already used it twice.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
taşırım
taşımam
taşır mıyım
taşıyorum
taşımıyorum
taşıyor muyum
taşıdım
taşımadım
taşıdım mı
taşımışım
taşımamışım
taşımış mıyım
taşıyacağım
taşımayacağım
taşıyacak mıyım
Sen
taşırsın
taşımazsın
taşır mısın
taşıyorsun
taşımıyorsun
taşıyor musun
taşıdın
taşımadın
taşıdın mı
taşımışsın
taşımamışsın
taşımış mısın
taşıyacaksın
taşımayacaksın
taşıyacak mısın
O
taşır
taşımaz
taşır mı
taşıyor
taşımıyor
taşıyor mu
taşıdı
taşımadı
taşıdı mı
taşımış
taşımamış
taşımış mı
taşıyacak
taşımayacak
taşıyacak mı
Biz
taşırız
taşımayız
taşır mıyız
taşıyoruz
taşımıyoruz
taşıyor muyuz
taşıdık
taşımadık
taşıdık mı
taşımışız
taşımamışız
taşımış mıyız
taşıyacağız
taşımayacağız
taşıyacak mıyız
Siz
taşırsınız
taşımazsınız
taşır mısınız
taşıyorsunuz
taşımıyorsunuz
taşıyor musunuz
taşıdınız
taşımadınız
taşıdınız mı
taşımışsınız
taşımamışsınız
taşımış mısınız
taşıyacaksınız
taşımayacaksınız
taşıyacak mısınız
Onlar
taşırlar
taşımazlar
taşırlar mı
taşıyorlar
taşımıyorlar
taşıyorlar mı
taşıdılar
taşımadılar
taşıdılar mı
taşımışlar
taşımamışlar
taşımışlar mı
taşıyacaklar
taşımayacaklar
taşıyacaklar mı
word forms and phrases
taşıyıcı (= portör)
taşınabilir
ev taşımak
hastalık taşımak
laf taşımak
porter
portable
to move house
to carry a disease
to spread gossip, secrets, etc
76 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
70. -e/-den taşınmak to move (change place)
Daha büyük bir eve taşınacağız. Çocuklar ayrı odalar istiyor.
We will move into a bigger house. The children want separate rooms.
Eski müdürüm emekli olmuş ve Alanya’ya taşınmış.
My old boss retired and moved to Alanya.
Biz o mahalleye yeni taşındık. Henüz kimseyi tanımıyoruz.
We’ve just moved to that neighbourhood. We don’t know anyone yet.
Ben bir veya iki haftaya bu binadan taşınıyorum. Çok eski.
I’m moving out of this building in one week or two. It’s too old.
bir yerden bir yere taşınmak to move from one place to another
* Dayımlar geçen yaz İstanbul’dan Ankara’ya taşındılar.
My uncle (and his family) moved from Istanbul to Ankara last summer.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
taşınırım
taşınmam
taşınır mıyım
taşınıyorum
taşınmıyorum
taşınıyor muyum
taşındım
taşınmadım
taşındım mı
taşınmışım
taşınmamışım
taşınmış mıyım
taşınacağım
taşınmayacağım
taşınacak mıyım
Sen
taşınırsın
taşınmazsın
taşınır mısın
taşınıyorsun
taşınmıyorsun
taşınıyor musun
taşındın
taşınmadın
taşındın mı
taşınmışsın
taşınmamışsın
taşınmış mısın
taşınacaksın
taşınmayacaksın
taşınacak mısın
O
taşınır
taşınmaz
taşınır mı
taşınıyor
taşınmıyor
taşınıyor mu
taşındı
taşınmadı
taşındı mı
taşınmış
taşınmamış
taşınmış mı
taşınacak
taşınmayacak
taşınacak mı
Biz
taşınırız
taşınmayız
taşınır mıyız
taşınıyoruz
taşınmıyoruz
taşınıyor muyuz
taşındık
taşınmadık
taşındık mı
taşınmışız
taşınmamışız
taşınmış mıyız
taşınacağız
taşınmayacağız
taşınacak mıyız
Siz
taşınırsınız
taşınmazsınız
taşınır mısınız
taşınıyorsunuz
taşınmıyorsunuz
taşınıyor musunuz
taşındınız
taşınmadınız
taşındınız mı
taşınmışsınız
taşınmamışsınız
taşınmış mısınız
taşınacaksınız
taşınmayacaksınız
taşınacak mısınız
Onlar
taşınırlar
taşınmazlar
taşınırlar mı
taşınıyorlar
taşınmıyorlar
taşınıyorlar mı
taşındılar
taşınmadılar
taşındılar mı
taşınmışlar
taşınmamışlar
taşınmışlar mı
taşınacaklar
taşınmayacaklar
taşınacaklar mı
* note
The plural suffix -lar refers to
the whole family.
word forms and phrases
birinin evine taşınmak
evden eve nakliyat
to move in with someone
door to door mover
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 7
71. endişelenmek (= endişe etmek) to worry (be anxious)
Benim için endişelenmeyin, arkadaşlar. Ben çok iyiyim. Gerçekten.
Don’t worry about me, guys. I’m ver well. Really.
Annemi aramalıyım, yoksa endişelenir. Bugün henüz konuşmadık.
I must call my mum, or she will worry. Today we haven’t talked yet.
Çocuklar için endişe ediyorum. Evde yalnızlar.
I’m worried about the children. They are alone at home.
-i endişelendirmek to make someone anxious
Aileme henüz söylemedim. Onları endişelendirmek istemiyorum.
I haven’t told my family yet. I don’t want to worry them.
Ali, gün boyu telefonun kapalıydı. Beni çok endişelendirdin.
Ali, your phone’s been switched off all day. You’ve worried me a lot.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
endişelenirim
endişelenmem
endişelenir miyim
endişeleniyorum
endişelenmiyorum
endişeleniyor muyum
endişelendim
endişelenmedim
endişelendim mi
endişelenmişim
endişelenmemişim
endişelenmiş miyim
endişeleneceğim
endişelenmeyeceğim
endişelenecek miyim
Sen
endişelenirsin
endişelenmezsin
endişelenir misin
endişeleniyorsun
endişelenmiyorsun
endişeleniyor musun
endişelendin
endişelenmedin
endişelendin mi
endişelenmişsin
endişelenmemişsin
endişelenmiş misin
endişeleneceksin
endişelenmeyeceksin
endişelenecek misin
O
endişelenir
endişelenmez
endişelenir mi
endişeleniyor
endişelenmiyor
endişeleniyor mu
endişelendi
endişelenmedi
endişelendi mi
endişelenmiş
endişelenmemiş
endişelenmiş mi
endişelenecek
endişelenmeyecek
endişelenecek mi
Biz
endişeleniriz
endişelenmeyiz
endişelenir miyiz
endişeleniyoruz
endişelenmiyoruz
endişeleniyor muyuz
endişelendik
endişelenmedik
endişelendik mi
endişelenmişiz
endişelenmemişiz
endişelenmiş miyiz
endişeleneceğiz
endişelenmeyeceğiz
endişelenecek miyiz
Siz
endişelenirsiniz
endişelenmezsiniz
endişelenir misiniz
endişeleniyorsunuz
endişelenmiyorsunuz
endişeleniyor musunuz
endişelendiniz
endişelenmediniz
endişelendiniz mi
endişelenmişsiniz
endişelenmemişsiniz
endişelenmiş misiniz
endişeleneceksiniz
endişelenmeyeceksiniz
endişelenecek misiniz
Onlar
endişelenirler
endişelenmezler
endişelenirler mi
endişeleniyorlar
endişelenmiyorlar
endişeleniyorlar mı
endişelendiler
endişelenmediler
endişelendiler mi
endişelenmişler
endişelenmemişler
endişelenmişler mi
endişelenecekler
endişelenmeyecekler
endişelenecekler mi
word forms and phrases
endişe
endişeyle
endişeli
endişesiz
endişe verici
(durum/gelişme)
worry
anxiously
worried
carefree
worrying
(situation/development)
78 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
72. -i göstermek to show [tr]
Buraya gelir misin, Özlem? Sana çok ilginç bir şey göstereceğim.
Will you come here, Özlem? I will show you something very interesting.
Buket dün gece bize tatil fotoğraflarını gösterdi.
Buket showed us her holiday photos last night.
Hayır, öyle değil. Sana göstereyim. … İşte böyle yap. Anladın mı?
No, it’s not like that. Let me show you. … Do it like this. You got it?
Herkes saygı ve sevgi ister. Ama göstermez.
Everyone wants respect and love. But they don’t show it.
Sürekli çalışıyorsun. Çocuklarına hiç ilgi göstermiyorsun.
You are always working. You don’t show any interest in your children.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
gösteririm
göstermem
gösterir miyim
gösteriyorum
göstermiyorum
gösteriyor muyum
gösterdim
göstermedim
gösterdim mi
göstermişim
göstermemişim
göstermiş miyim
göstereceğim
göstermeyeceğim
gösterecek miyim
Sen
gösterirsin
göstermezsin
gösterir misin
gösteriyorsun
göstermiyorsun
gösteriyor musun
gösterdin
göstermedin
gösterdin mi
göstermişsin
göstermemişsin
göstermiş misin
göstereceksin
göstermeyeceksin
gösterecek misin
O
gösterir
göstermez
gösterir mi
gösteriyor
göstermiyor
gösteriyor mu
gösterdi
göstermedi
gösterdi mi
göstermiş
göstermemiş
göstermiş mi
gösterecek
göstermeyecek
gösterecek mi
Biz
gösteririz
göstermeyiz
gösterir miyiz
gösteriyoruz
göstermiyoruz
gösteriyor muyuz
gösterdik
göstermedik
gösterdik mi
göstermişiz
göstermemişiz
göstermiş miyiz
göstereceğiz
göstermeyeceğiz
gösterecek miyiz
Siz
gösterirsiniz
göstermezsiniz
gösterir misiniz
gösteriyorsunuz
göstermiyorsunuz
gösteriyor musunuz
gösterdiniz
göstermediniz
gösterdiniz mi
göstermişsiniz
göstermemişsiniz
göstermiş misiniz
göstereceksiniz
göstermeyeceksiniz
gösterecek misiniz
Onlar
gösterirler
göstermezler
gösterirler mi
gösteriyorlar
göstermiyorlar
gösteriyorlar mı
gösterdiler
göstermediler
gösterdiler mi
göstermişler
göstermemişler
göstermişler mi
gösterecekler
göstermeyecekler
gösterecekler mi
word forms and phrases
gösteri
gösteri yapmak
gösteriş yapmak
gösteriş budalası
gösterişli
gösterişsiz
gösterge
birine gününü göstermek
show; demonstration
to demonstrate (protest)
to show off
show-off
flamboyant
modest
indicator
to let someone have it
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 9
73. -i kaybetmek to lose (1. cannot find 2. not win 3. die 4. stop having 5. money/time)
Ne arıyorsun, Mustafa? Sen yine telefonunu mu kaybettin?
What are you seeking, Mustafa? Have you lost your phone again?
Hiç kimse hükûmetten memnun değil. Bu seçimi kesin kaybeder.
Nobody is happy with the government. It will definitely lose this election.
Çin virüsünden milyonlarca kişi hayatını kaybetti.
Millions of people have lost their lives because of the Chinese virus.
Her gün işe geç kalıyorsun. Bir gün işini kaybedeceksin.
You are late for work every day. One day you will lose your job.
Cengiz arabasını satıyor. Borsada çok para kaybetmiş.
Cengiz is selling his car. He lost a lot of money on the stock market.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kaybederim
kaybetmem
kaybeder miyim
kaybediyorum
kaybetmiyorum
kaybediyor muyum
kaybettim
kaybetmedim
kaybettim mi
kaybetmişim
kaybetmemişim
kaybetmiş miyim
kaybedeceğim
kaybetmeyeceğim
kaybedecek miyim
Sen
kaybedersin
kaybetmezsin
kaybeder misin
kaybediyorsun
kaybetmiyorsun
kaybediyor musun
kaybettin
kaybetmedin
kaybettin mi
kaybetmişsin
kaybetmemişsin
kaybetmiş misin
kaybedeceksin
kaybetmeyeceksin
kaybedecek misin
O
kaybeder
kaybetmez
kaybeder mi
kaybediyor
kaybetmiyor
kaybediyor mu
kaybetti
kaybetmedi
kaybetti mi
kaybetmiş
kaybetmemiş
kaybetmiş mi
kaybedecek
kaybetmeyecek
kaybedecek mi
Biz
kaybederiz
kaybetmeyiz
kaybeder miyiz
kaybediyoruz
kaybetmiyoruz
kaybediyor muyuz
kaybettik
kaybetmedik
kaybettik mi
kaybetmişiz
kaybetmemişiz
kaybetmiş miyiz
kaybedeceğiz
kaybetmeyeceğiz
kaybedecek miyiz
Siz
kaybedersiniz
kaybetmezsiniz
kaybeder misiniz
kaybediyorsunuz
kaybetmiyorsunuz
kaybediyor musunuz
kaybettiniz
kaybetmediniz
kaybettiniz mi
kaybetmişsiniz
kaybetmemişsiniz
kaybetmiş misiniz
kaybedeceksiniz
kaybetmeyeceksiniz
kaybedecek misiniz
Onlar
kaybederler
kaybetmezler
kaybederler mi
kaybediyorlar
kaybetmiyorlar
kaybediyorlar mı
kaybettiler
kaybetmediler
kaybettiler mi
kaybetmişler
kaybetmemişler
kaybetmişler mi
kaybedecekler
kaybetmeyecekler
kaybedecekler mi
word forms and collocations
kayıp
kaybolmak
ilgini kaybetmek
ümidini kaybetmek
güvenini kaybetmek
öz güvenini kaybetmek
The possessive suffix
changes according to person:
ilgimi, ümidimi, etc.
missing
to go missing; get lost
to lose your interest
to lose your hope
to lose your trust
to lose your self-confidence
80 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
74. -i bulmak 1. to find 2. to invent
‘Anahtarlarını buldun mu, Yunus Emre?’ ‘Hayır, henüz bulamadım.’
‘Have you found your keys, Yunus Emre?’ ‘No, I couldn’t find them yet.’
Bir gün bilim insanları kansere de bir tedavi bulacaklar.
One day scientist will also find a cure for cancer.
birşeyi/birini sıkıcı/ilginç vb bulmak to find sth/sb boring/interesting etc
Ben o kızı çok sıkıcı buluyorum. Çok konuşuyor.
I find that girl too boring. She talks too much.
‘İstanbul’u nasıl buldunuz?’ ‘Harika bir şehir. Çok sevdim.’
‘How do you like Istanbul?’ ‘It’s a great city. I like it so much.’
Graham Bell diyorlar, ama telefonu aslında kim buldu (= icat etti)?
They say it was Graham Bell, but who really invented the telephone?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
bulurum
bulmam
bulur muyum
buluyorum
bulmuyorum
buluyor muyum
buldum
bulmadım
buldum mu
bulmuşum
bulmamışım
bulmuş muyum
bulacağım
bulmayacağım
bulacak mıyım
Sen
bulursun
bulmazsın
bulur musun
buluyorsun
bulmuyorsun
buluyor musun
buldun
bulmadın
buldun mu
bulmuşsun
bulmamışsın
bulmuş musun
bulacaksın
bulmayacaksın
bulacak mısın
O
bulur
bulmaz
bulur mu
buluyor
bulmuyor
buluyor mu
buldu
bulmadı
buldu mu
bulmuş
bulmamış
bulmuş mu
bulacak
bulmayacak
bulacak mı
Biz
buluruz
bulmayız
bulur muyuz
buluyoruz
bulmuyoruz
buluyor muyuz
bulduk
bulmadık
bulduk mu
bulmuşuz
bulmamışız
bulmuş muyuz
bulacağız
bulmayacağız
bulacak mıyız
Siz
bulursunuz
bulmazsınız
bulur musunuz
buluyorsunuz
bulmuyorsunuz
buluyor musunuz
buldunuz
bulmadınız
buldunuz mu
bulmuşsunuz
bulmamışsınız
bulmuş musunuz
bulacaksınız
bulmayacaksınız
bulacak mısınız
Onlar
bulurlar
bulmazlar
bularlar mı
buluyorlar
bulmuyorlar
buluyorlar mı
buldular
bulmadılar
buldular mı
bulmuşlar
bulmamışlar
bulmuşlar mı
bulacaklar
bulmayacaklar
bulacaklar mı
word forms
bulgu
buluş (= icat)
buluş yapmak
buluntu
bulmaca
kafayı bulmak
bir yolunu bulmak
finding
invention
to make an invention
find
crossword
to get drunk
to find a way
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 1
75. -i kazanmak 1. to win 2. to earn (i. money for work ii. sth deserved)
‘Sence gelecek seçimi kim kazanır?’ ‘Ben siyasetle ilgilenmiyorum.’
‘Who do you think will win the next election?’ ‘I’m not interested in politics.’
FIFA 2018’i Fransa kazandı. 2022’yi kim kazanacak acaba?
France won FIFA 2018. I wonder who will win the 2022?
Gamze Milli Piyango’dan 100.000 lira kazanmış.
Gamze has won 100.000 liras on the National Lottery.
Ben ayda yaklaşık 9.000 lira kazanıyorum. Karım benden çok kazanıyor.
I earn around 9.000 liras a month. My wife earns more than me.
Yeni yöneticimiz kısa sürede bütün çalışanların saygısını kazandı.
Our new manager has earned the respect of all the staff in a short time.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kazanırım
kazanmam
kazanır mıyım
kazanıyorum
kazanmıyorum
kazanıyor muyum
kazandım
kazanmadım
kazandım mı
kazanmışım
kazanmamışım
kazanmış mıyım
kazanacağım
kazanmayacağım
kazanacak mıyım
Sen
kazanırsın
kazanmazsın
kazanır mısın
kazanıyorsun
kazanmıyorsun
kazanıyor musun
kazandın
kazanmadın
kazandın mı
kazanmışsın
kazanmamışsın
kazanmış mısın
kazanacaksın
kazanmayacaksın
kazanacak mısın
O
kazanır
kazanmaz
kazanır mı
kazanıyor
kazanmıyor
kazanıyor mu
kazandı
kazanmadı
kazandı mı
kazanmış
kazanmamış
kazanmış mı
kazanacak
kazanmayacak
kazanacak mı
Biz
kazanırız
kazanmayız
kazanır mıyız
kazanıyoruz
kazanmıyoruz
kazanıyor muyuz
kazandık
kazanmadık
kazandık mı
kazanmışız
kazanmamışız
kazanmış mıyız
kazanacağız
kazanmayacağız
kazanacak mıyız
Siz
kazanırsınız
kazanmazsınız
kazanır mısınız
kazanıyorsunuz
kazanmıyorsunuz
kazanıyor musunuz
kazandınız
kazanmadınız
kazandınız mı
kazanmışsınız
kazanmamışsınız
kazanmış mısınız
kazanacaksınız
kazanmayacaksınız
kazanacak mısınız
Onlar
kazanırlar
kazanmazlar
kazanırlar mı
kazanıyorlar
kazanmıyorlar
kazanıyorlar mı
kazandılar
kazanmadılar
kazandılar mı
kazanmışlar
kazanmamışlar
kazanmışlar mı
kazanacaklar
kazanmayacaklar
kazanacaklar mı
word forms and phrases
kazanç
kazançlı
kazançsız
kazan kazan
kazanan x kaybeden
bir yarışmada/yarışta
birinci gelmek/olmak
gain; profit; income
profitable
unprofitable
win-win
winner x loser
to come first
in a competition/race
82 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
76. -i harcamak to spend (money/energy/force/time)
Tüm cep harçlığını harcadın mı? Daha iki gün oldu, Pelin Su.
Have you spent all your pocket money? It’s been only two days, Pelin Su.
Ben bu hafta çok para harcadım. Daha fazla harcayamam.
I have spent a lot of money this week. I can’t spend any more.
bir şeye para/energy vb harcamak to spend money/time etc on sth
İlk aylığımı ayakkabı ve çantalara harcayacağım.
I will spend my first salary on shoes and handbags.
Umut bilgisayar oyunlarına yüzlerce lira harcamış yine.
Umut has spent hundred of liras on video games again.
Bu kitaba çok zaman ve enerji harcadım. Umarım beğenirsiniz.
I have spent a lot of time and energy into this book. I hope you will enjoy it.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
harcarım
harcamam
harcar mıyım
harcıyorum
harcamıyorum
harcıyor muyum
harcadım
harcamadım
harcadım mı
harcamışım
harcamamışım
harcamış mıyım
harcayacağım
harcamayacağım
harcayacak mıyım
Sen
harcarsın
harcamazsın
harcar mısın
harcıyorsun
harcamıyorsun
harcıyor musun
harcadın
harcamadın
harcadın mı
harcamışsın
harcamamışsın
harcamış mısın
harcayacaksın
harcamayacaksın
harcayacak mısın
O
harcar
harcamaz
harcar mı
harcıyor
harcamıyor
harcıyor mu
harcadı
harcamadı
harcadı mı
harcamış
harcamamış
harcamış mı
harcayacak
harcamayacak
harcayacak mı
Biz
harcarız
harcamayız
harcar mıyız
harcıyoruz
harcamıyoruz
harcıyor muyuz
harcadık
harcamadık
harcadık mı
harcamışız
harcamamışız
harcamış mıyız
harcayacağız
harcamayacağız
harcayacak mıyız
Siz
harcarsınız
harcamazsınız
harcar mısınız
harcıyorsunuz
harcamıyorsunuz
harcıyor musunuz
harcadınız
harcamadınız
harcadınız mı
harcamışsınız
harcamamışsınız
harcamış mısınız
harcayacaksınız
harcamayacaksınız
harcayacak mısınız
Onlar
harcarlar
harcamazlar
harcarlar mı
harcıyorlar
harcamıyorlar
harcıyorlar mı
harcadılar
harcamadılar
harcadılar mı
harcamışlar
harcamamışlar
harcamışlar mı
harcayacaklar
harcamayacaklar
harcayacaklar mı
note
For the verb spend in the meaning of
using time doing a particular thing, or in
a particular place, see geçirmek #52.
word forms and phrases
harcama
gereksiz harcama
su gibi para harcamak
hesapsızca harcamak
idareli harcamak
expense, spending
unnecessary spending
to spend money like water
to spend extravagantly
to spend carefully
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 3
77. tanışmak to meet (for the first time)
‘Pardon, tanışıyor muyuz?’ ‘Evet. Birkaç hafta önce Starbucks’ta tanışmıştık.’
‘Excuse me, have we met before?’ ‘Yes. We met at Starbucks a few weeks ago.’
biriyle tanışmak to meet someone
‘Yeni müdürle tanıştın mı?’ ‘Hayır, henüz tanışmadım. Nasıl biri?’
‘Have you met the new boss?’ ‘No, I haven’t met yet. What’s he like?’
Hakan, annem seninle tanışmak istiyor. Bu akşam yemeğe davetlisin.
Hakan, my mother wants to meet you. You are invited to dinner this evening.
birini biriyle tanıştırmak to introduce someone to another person
‘Beni kız arkadaşınla tanıştırmayacak mısın, Cem?’ ‘Bu Ece. Bu da Aslıgül.’
‘Wont you introduce me to your girlfriend, Cem?’ ‘This is Ece. This is Aslıgül.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
tanışırım
tanışmam
tanışır mıyım
tanışıyorum
tanışmıyorum
tanışıyor muyum
tanıştım
tanışmadım
tanıştım mı
tanışmışım
tanışmamışım
tanışmış mıyım
tanışacağım
tanışmayacağım
tanışacak mıyım
Sen
tanışırsın
tanışmazsın
tanışır mısın
tanışıyorsun
tanışmıyorsun
tanışıyor musun
tanıştın
tanışmadın
tanıştın mı
tanışmışsın
tanışmamışsın
tanışmış mısın
tanışacaksın
tanışmayacaksın
tanışacak mısın
O
tanışır
tanışmaz
tanışır mı
tanışıyor
tanışmıyor
tanışıyor mu
tanıştı
tanışmadı
tanıştı mı
tanışmış
tanışmamış
tanışmış mı
tanışacak
tanışmayacak
tanışacak mı
Biz
tanışırız
tanışmayız
tanışır mıyız
tanışıyoruz
tanışmıyoruz
tanışıyor muyuz
tanıştık
tanışmadık
tanıştık mı
tanışmışız
tanışmamışız
tanışmış mıyız
tanışacağız
tanışmayacağız
tanışacak mıyız
Siz
tanışırsınız
tanışmazsınız
tanışır mısınız
tanışıyorsunuz
tanışmıyorsunuz
tanışıyor musunuz
tanıştınız
tanışmadınız
tanıştınız mı
tanışmışsınız
tanışmamışsınız
tanışmış mısınız
tanışacaksınız
tanışmayacaksınız
tanışacak mısınız
Onlar
tanışırlar
tanışmazlar
tanışırlar mı
tanışıyorlar
tanışmıyorlar
tanışıyorlar mı
tanıştılar
tanışmadılar
tanıştılar mı
tanışmışlar
tanışmamışlar
tanışmışlar mı
tanışacaklar
tanışmayacaklar
tanışacaklar mı
word forms and phrases
tanış
tanışma aşaması
tanışma toplantısı
acquaintance (someone you
have met, but do not know well
dating phase
acquaintance meeting
84 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
78. -i tanımak to know (someone); to recognise
Sen şu kızı tanıyorsun, değil mi? Beni onunla tanıştırır mısın?
You know that girl over there, don’t you? Would you introduce me to her?
Sen beni hiç tanımamışsın. Ben sana hiç yalan söyledim mi?
You never knew me. Have I ever lied to you?
Nil 5 yıldır burada çalışıyor. Herkesi tanır. Ona sorun.
Nil has been working here for 5 years. She knows everybody. Ask her.
Dün liseden Özge’yi gördüm. Beni tanıyamadı.
I saw Özge from high school yesterday. She couldn’t recognise me.
birini bir yerden tanımak to know sb from somewhere
Ben sizi bir yerden tanıyorum. … Starbucks’ta çalışıyorsunuz, değil mi?
I know you from somewhere. … You work at Starbucks, right?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
tanırım
tanımam
tanır mıyım
tanıyorum
tanımıyorum
tanıyor muyum
tanıdım
tanımadım
tanıdım mı
tanımışım
tanımamışım
tanımış mıyım
tanıyacağım
tanımayacağım
tanıyacak mıyım
Sen
tanırsın
tanımazsın
tanır mısın
tanıyorsun
tanımıyorsun
tanıyor musun
tanıdın
tanımadın
tanıdın mı
tanımışsın
tanımamışsın
tanımış mısın
tanıyacaksın
tanımayacaksın
tanıyacak mısın
O
tanır
tanımaz
tanır mı
tanıyor
tanımıyor
tanıyor mu
tanıdı
tanımadı
tanıdı mı
tanımış
tanımamış
tanımış mı
tanıyacak
tanımayacak
tanıyacak mı
Biz
tanırız
tanımayız
tanır mıyız
tanıyoruz
tanımıyoruz
tanıyor muyuz
tanıdık
tanımadık
tanıdık mı
tanımışız
tanımamışız
tanımış mıyız
tanıyacağız
tanımayacağız
tanıyacak mıyız
Siz
tanırsınız
tanımazsınız
tanır mısınız
tanıyorsunuz
tanımıyorsunuz
tanıyor musunuz
tanıdınız
tanımadınız
tanıdınız mı
tanımışsınız
tanımamışsınız
tanımış mısınız
tanıyacaksınız
tanımayacaksınız
tanıyacak mısınız
Onlar
tanırlar
tanımazlar
tanırlar mı
tanıyorlar
tanımıyorlar
tanıyorlar mı
tanıdılar
tanımadılar
tanıdılar mı
tanımışlar
tanımamışlar
tanımışlar mı
tanıyacaklar
tanımayacaklar
tanıyacaklar mı
word forms and phrases
tanıdık (= tanış)
tanınmış
birini iyi/yakından tanımak
birini ismen tanımak
birini şahsen tanımak
birini tanımazdan gelmek
acquaintance
recognised
to know sb well
to know sb by name
to know sb personally
to pretend not to know sb
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 5
79. buluşmak to meet (up)
Biz dün işten sonra Kahve Dünyası’nda buluştuk.
Yesterday we met in Kahve Dünyası [a coffee shop] after work.
Onlar her cuma akşamı buluşurlar ve kağıt oynarlar.
They meet every Friday evening and play cards.
İlişkileri varmış. Yıllarca gizlice buluşmuşlar.
They have an affair. They have been meeting secretly for years.
biriyle buluşmak to meet someone
‘Nisan’la nerede buluşacaksınız?’ ‘Henüz konuşmadık.’
‘Where will you meet Nisan?’ ‘We haven’t talked about that yet.’
Dün işten sonra erkek arkadaşımla buluştum. Kahve içtik.
Yesterday I met my boyfriend after work. We had coffee.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
buluşurum
buluşmam
buluşur muyum
buluşuyorum
buluşmuyorum
buluşuyor muyum
buluştum
buluşmadım
buluştum mu
buluşmuşum
buluşmamışım
buluşmuş muyum
buluşacağım
buluşmayacağım
buluşacak mıyım
Sen
buluşursun
buluşmazsın
buluşur musun
buluşuyorsun
buluşmuyorsun
buluşuyor musun
buluştun
buluşmadın
buluştun mu
buluşmuşsun
buluşmamışsın
buluşmuş musun
buluşacaksın
buluşmayacaksın
buluşacak mısın
O
buluşur
buluşmaz
buluşur mu
buluşuyor
buluşmuyor
buluşuyor mu
buluştu
buluşmadı
buluştu mu
buluşmuş
buluşmamış
buluşmuş mu
buluşacak
buluşmayacak
buluşacak mı
Biz
buluşuruz
buluşmayız
buluşur muyuz
buluşuyoruz
buluşmuyoruz
buluşuyor muyuz
buluştuk
buluşmadık
buluştuk mu
buluşmuşuz
buluşmamışız
buluşmuş muyuz
buluşacağız
buluşmayacağız
buluşacak mıyız
Siz
buluşursunuz
buluşmazsınız
buluşur musunuz
buluşuyorsunuz
buluşmuyorsunuz
buluşuyor musunuz
buluştunuz
buluşmadınız
buluştunuz mu
buluşmuşsunuz
buluşmamışsınız
buluşmuş musunuz
buluşacaksınız
buluşmayacaksınız
buluşacak mısınız
Onlar
buluşurlar
buluşmazlar
buluşarlar mı
buluşuyorlar
buluşmuyorlar
buluşuyorlar mı
buluştular
buluşmadılar
buluştular mı
buluşmuşlar
buluşmamışlar
buluşmuşlar mı
buluşacaklar
buluşmayacaklar
buluşacaklar mı
word forms and phrases
buluşma
buluşma yeri/noktası
ortak noktada buluşmak
meeting
meeting place/point
to meet on a common ground
86 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
80. -i aramak 1. to look for; to search 2. to call (telephone)
Biz şehir merkezinde kiralık eşyalı bir daire arıyoruz.
We are looking for a furnished flat/apartment to rent in the city centre.
Ozan’ı mı arıyorsun? Ofisten 5 veya 10 dakika önce çıktı.
Are you looking for Ozan? He left the office 5 or 10 minutes ago.
Polis her yerde kayıp çocuğu aradı fakat bulamadı.
The police searched everywhere for the missing child but couldn’t find him.
Şimdi biraz meşgulüm, hayatım. Seni sonra arayacağım, tamam mı?
I’m a bit busy now, honey. I’ll call you later, all right?
Telefonumda cevapsız bir çağrı var. … Ozan aramış. Geri aramayacağım.
There is a missed call on my phone. … Ozan called. I won’t call him back.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
ararım
aramam
arar mıyım
arıyorum
aramıyorum
arıyor muyum
aradım
aramadım
aradım mı
aramışım
aramamışım
aramış mıyım
arayacağım
aramayacağım
arayacak mıyım
Sen
ararsın
aramazsın
arar mısın
arıyorsun
aramıyorsun
arıyor musun
aradın
aramadın
aradın mı
aramışsın
aramamışsın
aramış mısın
arayacaksın
aramayacaksın
arayacak mısın
O
arar
aramaz
arar mı
arıyor
aramıyor
arıyor mu
aradı
aramadı
aradı mı
aramış
aramamış
aramış mı
arayacak
aramayacak
arayacak mı
Biz
ararız
aramayız
arar mıyız
arıyoruz
aramıyoruz
arıyor muyuz
aradık
aramadık
aradık mı
aramışız
aramamışız
aramış mıyız
arayacağız
aramayacağız
arayacak mıyız
Siz
ararsınız
aramazsınız
arar mısınız
arıyorsunuz
aramıyorsunuz
arıyor musunuz
aradınız
aramadınız
aradınız mı
aramışsınız
aramamışsınız
aramış mısınız
arayacaksınız
aramayacaksınız
arayacak mısınız
Onlar
ararlar
aramazlar
ararlar mı
arıyorlar
aramıyorlar
arıyorlar mı
aradılar
aramadılar
aradılar mı
aramışlar
aramamışlar
aramışlar mı
arayacaklar
aramayacaklar
arayacaklar mı
word forms and phrases
arama
arama kurtarma
iş aramak
çözüm aramak
bahane aramak
çare aramak
didik didik aramak
bela aramak
samanlıkta iğne
aramak
search (n)
search and rescue
to look for work
to look for a solution
to look for an excuse
to look for a remedy
to search thoroughly
to look for trouble
to look for a needle in
a haystack
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 7
81. -i kırmak 1. to break [tr] 2. to hurt (make someone upset, sad, etc)
Ümit hastanede. Sabah bisikletten düştü ve kolunu kırdı.
Ümit is in hospital. He fell off the bike in the morning and broke his arm.
Benim vazomu kim kırdı? Benim için çok değerliydi.
Who has broken my vase? It was very important to me.
O herifi bu sokakta bir daha görürsem yemin ederim kafasını kıracağım.
If I see that guy in this street again, I swear I’ll knock his head off.
Seni kırmak istemiyorum, aşkım. Bu tartışmaya bir son verelim.
I don’t want to hurt you, love. Let’s put an end to this quarrel.
Osman, dün Selini çok kırmışsın. Senden bir özür bekliyor.
Osman, you hurt Selin badly yesterday. She expects an apology from you.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
kırarım
kırmam
kırar mıyım
kırıyorum
kırmıyorum
kırıyor muyum
kırdım
kırmadım
kırdım mı
kırmışım
kırmamışım
kırmış mıyım
kıracağım
kırmayacağım
kıracak mıyım
Sen
kırarsın
kırmazsın
kırar mısın
kırıyorsun
kırmıyorsun
kırıyor musun
kırdın
kırmadın
kırdın mı
kırmışsın
kırmamışsın
kırmış mısın
kıracaksın
kırmayacaksın
kıracak mısın
O
kırar
kırmaz
kırar mı
kırıyor
kırmıyor
kırıyor mu
kırdı
kırmadı
kırdı mı
kırmış
kırmamış
kırmış mı
kıracak
kırmayacak
kıracak mı
Biz
kırarız
kırmayız
kırar mıyız
kırıyoruz
kırmıyoruz
kırıyor muyuz
kırdık
kırmadık
kırdık mı
kırmışız
kırmamışız
kırmış mıyız
kıracağız
kırmayacağız
kıracak mıyız
Siz
kırarsınız
kırmazsınız
kırar mısınız
kırıyorsunuz
kırmıyorsunuz
kırıyor musunuz
kırdınız
kırmadınız
kırdınız mı
kırmışsınız
kırmamışsınız
kırmış mısınız
kıracaksınız
kırmayacaksınız
kıracak mısınız
Onlar
kırarlar
kırmazlar
kırarlar mı
kırıyorlar
kırmıyorlar
kırıyorlar mı
kırdılar
kırmadılar
kırdılar mı
kırmışlar
kırmamışlar
kırmışlar mı
kıracaklar
kırmayacaklar
kıracaklar mı
word forms and phrases
kırık
kırılır x kırılmaz
kırılgan
kırıcı
pot kırmak
okulu kırmak
birinin kalbini kırmak
birinin cesaretini kırmak
kırılmak
broken (bone/object)
breakable x unbreakable
1. fragile (situation)
2. touchy (person)
offending
to make a faux pas
to play truant/hooky
to break someone’s heart
to dishearten someone
1. to break [intr]
2. to be offended
88 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
82. -i hazırlamak to prepare
Bu sabah kahvaltıyı kocam hazırlamış. Çok şaşırdım.
My husband made breakfast this morning. I was really surprised.
Leyla Hanım, cumaya kadar bize bir sunum hazırlar mısınız?
Ms Leyla, would you prepare a presentation for us by Friday?
Bizim okulumuz öğrencilerimizi geleceğe hazırlıyor.
Our school is preparing our children for the future.
hazırlanmak to get ready
Rabia banyoda, hazırlanıyor. Arkadaşlarıyla buluşacakmış.
Rabia is in the bathroom getting ready. She will meet her friends.
‘İş görüşmene hazırlandın mı, Su?’ ‘Hemen hemen hazırım.’
‘Have you prepared for your job interview, Su?’ ‘I’m almost ready.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
hazırlarım
hazırlamam
hazırlar mıyım
hazırlıyorum
hazırlamıyorum
hazırlıyor muyum
hazırladım
hazırlamadım
hazırladım mı
hazırlamışım
hazırlamamışım
hazırlamış mıyım
hazırlayacağım
hazırlamayacağım
hazırlayacak mıyım
Sen
hazırlarsın
hazırlamazsın
hazırlar mısın
hazırlıyorsun
hazırlamıyorsun
hazırlıyor musun
hazırladın
hazırlamadın
hazırladın mı
hazırlamışsın
hazırlamamışsın
hazırlamış mısın
hazırlayacaksın
hazırlamayacaksın
hazırlayacak mısın
O
hazırlar
hazırlamaz
hazırlar mı
hazırlıyor
hazırlamıyor
hazırlıyor mu
hazırladı
hazırlamadı
hazırladı mı
hazırlamış
hazırlamamış
hazırlamış mı
hazırlayacak
hazırlamayacak
hazırlayacak mı
Biz
hazırlarız
hazırlamayız
hazırlar mıyız
hazırlıyoruz
hazırlamıyoruz
hazırlıyor muyuz
hazırladık
hazırlamadık
hazırladık mı
hazırlamışız
hazırlamamışız
hazırlamış mıyız
hazırlayacağız
hazırlamayacağız
hazırlayacak mıyız
Siz
hazırlarsınız
hazırlamazsınız
hazırlar mısınız
hazırlıyorsunuz
hazırlamıyorsunuz
hazırlıyor musunuz
hazırladınız
hazırlamadınız
hazırladınız mı
hazırlamışsınız
hazırlamamışsınız
hazırlamış mısınız
hazırlayacaksınız
hazırlamayacaksınız
hazırlayacak mısınız
Onlar
hazırlarlar
hazırlamazlar
hazırlarlar mı
hazırlıyorlar
hazırlamıyorlar
hazırlıyorlar mı
hazırladılar
hazırlamadılar
hazırladılar mı
hazırlamışlar
hazırlamamışlar
hazırlamışlar mı
hazırlayacaklar
hazırlamayacaklar
hazırlayacaklar mı
word forms and phrases
hazır
hazır gıda
hazırlık
hazırlıklı
hazırlıksız
ready
ready-made food
preparation; preparatory
prepared
unprepared
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 9
83. -i yönetmek 1. to manage (business) 2. be in charge 3. to govern, rule 4. to direct (film/play)
Bu adayın iyi bir öz geçmişi var. Büyük inşaat projeleri yönetmiş.
This applicant has a good CV. S/he managed large construction projects.
Bundan sonra finans departmanımızı Aysun Hanım yönetecek.
From now on, Ms Aysun will head up our finance department.
Yeni müdür çok genç. Çalışanları pek yönetemiyor.
The new manager is too young. S/he can’t manage the staff effectively.
Hükûmetten hiç kimse memnun değil. Ülkeyi çok kötü yönetiyor.
Nobody is happy with the government. It governs the country very badly.
Kartal Tibet iyi bir sinema oyuncuydu. Kendisi birçok dizi ve film de yönetti.
Kartal Tibet was a good film actor. He also directed many series and films.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yönetirim
yönetmem
yönetir miyim
yönetiyorum
yönetmiyorum
yönetiyor muyum
yönettim
yönetmedim
yönettim mi
yönetmişim
yönetmemişim
yönetmiş miyim
yöneteceğim
yönetmeyeceğim
yönetecek miyim
Sen
yönetirsin
yönetmezsin
yönetir misin
yönetiyorsun
yönetmiyorsun
yönetiyor musun
yönettin
yönetmedin
yönettin mi
yönetmişsin
yönetmemişsin
yönetmiş misin
yöneteceksin
yönetmeyeceksin
yönetecek misin
O
yönetir
yönetmez
yönetir mi
yönetiyor
yönetmiyor
yönetiyor mu
yönetti
yönetmedi
yönetti mi
yönetmiş
yönetmemiş
yönetmiş mi
yönetecek
yönetmeyecek
yönetecek mi
Biz
yönetiriz
yönetmeyiz
yönetir miyiz
yönetiyoruz
yönetmiyoruz
yönetiyor muyuz
yönettik
yönetmedik
yönettik mi
yönetmişiz
yönetmemişiz
yönetmiş miyiz
yöneteceğiz
yönetmeyeceğiz
yönetecek miyiz
Siz
yönetirsiniz
yönetmezsiniz
yönetir misiniz
yönetiyorsunuz
yönetmiyorsunuz
yönetiyor musunuz
yönettiniz
yönetmediniz
yönettiniz mi
yönetmişsiniz
yönetmemişsiniz
yönetmiş misiniz
yöneteceksiniz
yönetmeyeceksiniz
yönetecek misiniz
Onlar
yönetirler
yönetmezler
yönetirler mi
yönetiyorlar
yönetmiyorlar
yönetiyorlar mı
yönettiler
yönetmediler
yönettiler mi
yönetmişler
yönetmemişler
yönetmişler mi
yönetecekler
yönetmeyecekler
yönetecekler mi
word forms and phrases
yönetim
yönetici
yönetmen
management
manager
director (film/play)
90 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
84. düşmek to fall
Kuzenim Ece bugün merdivenlerden düşmüş. Kolunu kırmış.
My cousin Ece has fallen down the stairs today. She has broken her arm.
Gelecek hafta sıcaklıklar ülke genelinde hissedilir derecede düşecek.
Next week temperatures will drop significantly across the country.
-i düşürmek to drop (let something fall)
Beyefendi, bir saniye. Anahtarlarınızı düşürdünüz.
Sir, just a second. You have dropped your keys.
Ben spor salonuna gidiyorum. Sabah kolyemi düşürmüşüm.
I’m going to the gym. I dropped my necklace in the morning.
Sen masanın altında ne arıyorsun? Bir şey mi düşürdün?
What are you looking for under the table? Have you dropped something?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
düşerim
düşmem
düşer miyim
düşüyorum
düşmüyorum
düşüyor muyum
düştüm
düşmedim
düştüm mü
düşmüşüm
düşmemişim
düşmüş müyüm
düşeceğim
düşmeyeceğim
düşecek miyim
Sen
düşersin
düşmezsin
düşer misin
düşüyorsun
düşmüyorsun
düşüyor musun
düştün
düşmedin
düştün mü
düşmüşsün
düşmemişsin
düşmüş müsün
düşeceksin
düşmeyeceksin
düşecek misin
O
düşer
düşmez
düşer mi
düşüyor
düşmüyor
düşüyor mu
düştü
düşmedi
düştü mü
düşmüş
düşmemiş
düşmüş mü
düşecek
düşmeyecek
düşecek mi
Biz
düşeriz
düşmeyiz
düşer miyiz
düşüyoruz
düşmüyoruz
düşüyor muyuz
düştük
düşmedik
düştük mü
düşmüşüz
düşmemişiz
düşmüş müyüz
düşeceğiz
düşmeyeceğiz
düşecek miyiz
Siz
düşersiniz
düşmezsiniz
düşer misiniz
düşüyorsunuz
düşmüyorsunuz
düşüyor musunuz
düştünüz
düşmediniz
düştünüz mü
düşmüşsünüz
düşmemişsiniz
düşmüş müsünüz
düşeceksiniz
düşmeyeceksiniz
düşecek misiniz
Onlar
düşerler
düşmezler
düşerler mi
düşüyorlar
düşmüyorlar
düşüyorlar mı
düştüler
düşmediler
düştüler mi
düşmüşler
düşmemişler
düşmüşler mi
düşecekler
düşmeyecekler
düşecekler mi
word forms and phrases
düşüş
düşük (gelir/fiyat)
gözden düşmek
küçük düşmek
birini küçük düşürmek
fall (n)
low (income/price)
to fall from grace/favour
to look/feel small
to make sb look/feel small
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 1
85. oynamak to play (1. children 2. games/sports 3. theatre/film) -i oynamak to play (pretend)
Çocuklar salonda oynuyorlar. Bebek de uyuyor.
The kids are playing in the living room. And the baby’s asleep.
Biz dersten sonra satranç oynayacağız. Gelip izleyebilirsin.
We will play chess after class. You can come and watch.
Berna’yla ben her cuma işten sonra tenis oynarız.
Berna and I play tennis every Friday after work.
Kemal Sunal 82 filmde oynamış.
Kemal Sunal [was a famous comedian] appeared in 82 films.
Aptalı oynama. Neden bahsettiğimi çok iyi biliyorsun.
Don’t play dumb. You know very well what I’m talking about.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
oynarım
oynamam
oynar mıyım
oynuyorum
oynamıyorum
oynuyor muyum
oynadım
oynamadım
oynadım mı
oynamışım
oynamamışım
oynamış mıyım
oynayacağım
oynamayacağım
oynayacak mıyım
Sen
oynarsın
oynamazsın
oynar mısın
oynuyorsun
oynamıyorsun
oynuyor musun
oynadın
oynamadın
oynadın mı
oynamışsın
oynamamışsın
oynamış mısın
oynayacaksın
oynamayacaksın
oynayacak mısın
O
oynar
oynamaz
oynar mı
oynuyor
oynamıyor
oynuyor mu
oynadı
oynamadı
oynadı mı
oynamış
oynamamış
oynamış mı
oynayacak
oynamayacak
oynayacak mı
Biz
oynarız
oynamayız
oynar mıyız
oynuyoruz
oynamıyoruz
oynuyor muyuz
oynadık
oynamadık
oynadık mı
oynamışız
oynamamışız
oynamış mıyız
oynayacağız
oynamayacağız
oynayacak mıyız
Siz
oynarsınız
oynamazsınız
oynar mısınız
oynuyorsunuz
oynamıyorsunuz
oynuyor musunuz
oynadınız
oynamadınız
oynadınız mı
oynamışsınız
oynamamışsınız
oynamış mısınız
oynayacaksınız
oynamayacaksınız
oynayacak mısınız
Onlar
oynarlar
oynamazlar
oynarlar mı
oynuyorlar
oynamıyorlar
oynuyorlar mı
oynadılar
oynamadılar
oynadılar mı
oynamışlar
oynamamışlar
oynamışlar mı
oynayacaklar
oynamayacaklar
oynayacaklar mı
word forms and phrases
oyun
oyun alanı
oyuncu
oyunculuk
oyuncak
çocuk oyuncağı
satranç/tavla/kağıt oynamak
game; play
playground
player; actor
acting
toy
a piece of cake
to play chess/backgammon/cards
92 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
86. çalmak 1. to play (i. instrument ii. radio/CD) 2. to ring (phone/bell) [intr] -i çalmak 1. to ring (bell) [tr] 2. to steal
Yasemin çok güzel gitar çalabiliyor. Sesi de çok güzel.
Yasemin can play the guitar very well. Her voice is also very beautiful.
Radyoda çok güzel bir şarkı çalıyor. Dinlemek ister misin?
A very nice song is playing on the radio. Do you want to listen to it?
Sen duştayken telefonun uzun uzun çaldı.
When you were in the shower, your phone rang for a long time.
Arabamdan dizüstü bilgisayarımı çalmışlar. Kahrolası hırsızlar!
They have stolen my laptop computer from my car. Damn thieves!
-i çaldırmak to have something stolen
Bugün pazarda telefonumu çaldırdım. Daha geçen ay almıştım.
I had my phone stolen at the market today. I only bought it last month.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
çalarım
çalmam
çalar mıyım
çalıyorum
çalmıyorum
çalıyor muyum
çaldım
çalmadım
çaldım mı
çalmışım
çalmamışım
çalmış mıyım
çalacağım
çalmayacağım
çalacak mıyım
Sen
çalarsın
çalmazsın
çalar mısın
çalıyorsun
çalmıyorsun
çalıyor musun
çaldın
çalmadın
çaldın mı
çalmışsın
çalmamışsın
çalmış mısın
çalacaksın
çalmayacaksın
çalacak mısın
O
çalar
çalmaz
çalar mı
çalıyor
çalmıyor
çalıyor mu
çaldı
çalmadı
çaldı mı
çalmış
çalmamış
çalmış mı
çalacak
çalmayacak
çalacak mı
Biz
çalarız
çalmayız
çalar mıyız
çalıyoruz
çalmıyoruz
çalıyor muyuz
çaldık
çalmadık
çaldık mı
çalmışız
çalmamışız
çalmış mıyız
çalacağız
çalmayacağız
çalacak mıyız
Siz
çalarsınız
çalmazsınız
çalar mısınız
çalıyorsunuz
çalmıyorsunuz
çalıyor musunuz
çaldınız
çalmadınız
çaldınız mı
çalmışsınız
çalmamışsınız
çalmış mısınız
çalacaksınız
çalmayacaksınız
çalacak mısınız
Onlar
çalarlar
çalmazlar
çalarlar mı
çalıyorlar
çalmıyorlar
çalıyorlar mı
çaldılar
çalmadılar
çaldılar mı
çalmışlar
çalmamışlar
çalmışlar mı
çalacaklar
çalmayacaklar
çalacaklar mı
word forms and phrases
zili çalmak
kapıyı çalmak
korna çalmak
ıslık çalmak
çalıntı (araba/telefon)
to ring the bell
to knock the door
to honk car horn
to whistle
stolen (car/phone)
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 3
87. büyümek [intr] to grow (1. increase 2. person/animal/plants)
Biz pazarda henüz yeniyiz fakat işimiz günden güne büyüyor.
We are still new to the market, but our business is growing day by day.
Türkiye ekonomisi geçen yıl sadece %2 büyümüş. *
Turkey’s economy grew by only 2% last year.
Çocuklar çok hızlı büyüyorlar. Zamanı hiç fark etmiyorsunuz.
Children grow really fast. You don’t notice the time at all.
Bu ağaçlar her iklimde ve toprakta büyür.
These trees grow in all climates and soils.
-i büyütmek 1. to raise, bring up (children) 2. enlarge sth
Beni anneannem ve dedem büyüttü. Anne ve babam bir kazada ölmüş.
My grandparents raised me. My parents died in an accident.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
büyürüm
büyümem
büyür müyüm
büyüyorum
büyümüyorum
büyüyor muyum
büyüdüm
büyümedim
büyüdüm mü
büyümüşüm
büyümemişim
büyümüş müyüm
büyüyeceğim
büyümeyeceğim
büyüyecek miyim
Sen
büyürsün
büyümezsin
büyür müsün
büyüyorsun
büyümüyorsun
büyüyor musun
büyüdün
büyümedin
büyüdün mü
büyümüşsün
büyümemişsin
büyümüş müsün
büyüyeceksin
büyümeyeceksin
büyüyecek misin
O
büyür
büyümez
büyür mü
büyüyor
büyümüyor
büyüyor mu
büyüdü
büyümedi
büyüdü mü
büyümüş
büyümemiş
büyümüş mü
büyüyecek
büyümeyecek
büyüyecek mi
Biz
büyürüz
büyümeyiz
büyür müyüz
büyüyoruz
büyümüyoruz
büyüyor muyuz
büyüdük
büyümedik
büyüdük mü
büyümüşüz
büyümemişiz
büyümüş müyüz
büyüyeceğiz
büyümeyeceğiz
büyüyecek miyiz
Siz
büyürsünüz
büyümezsiniz
büyür müsünüz
büyüyorsunuz
büyümüyorsunuz
büyüyor musunuz
büyüdünüz
büyümediniz
büyüdünüz mü
büyümüşsünüz
büyümemişsiniz
büyümüş müsünüz
büyüyeceksiniz
büyümeyeceksiniz
büyüyecek misiniz
Onlar
büyürler
büyümezler
büyürler mi
büyüyorlar
büyümüyorlar
büyüyorlar mı
büyüdüler
büyümediler
büyüdüler mi
büyümüşler
büyümemişler
büyümüşler mi
büyüyecekler
büyümeyecekler
büyüyecekler mi
* note
The sign % always comes first, and
we read it as yüzde iki/yirmi/elli etc.
word forms and phrases
büyük
büyük/küçük harf
hızlı/yavaş/istikrarlı büyümek
uzamak
Para ağaçta yetişmiyor.
sebze/meyve yetiştirmek
bıyık/sakal bırakmak
tırnak/saç uzatmak
big
upper/lower case
to grow rapidly/slowly/steadily
to grow taller
Money doesn’t grow on trees.
to grow vegetables/fruit [tr]
to grow moustache/beard [tr]
to grow nails/hair [tr]
94 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
88. -i ödemek to pay
‘Elektrik faturasını ödedin mi, Mustafa?’ ‘Yarın ödeyeceğim.’
‘Have you paid the electricity bill, Mustafa?’ ‘I’ll pay it tomorrow.’
Ben bütün borçlarımı ödedim, Allah’a şükür.
I have paid off all my debts, thank to God.
‘İçecekleri kim ödüyor, beyler?’ ‘Mehmet’in sırası.’
‘Who is paying for the drinks, guys?’ ‘Mehmet’s turn.’
Nakit ödemek zorunda değilsiniz. Kredi kartıyla ödeyebilirsiniz.
You don’t have to pay in cash. You can pay by credit card.
birine bir miktar ödemek to pay someone an amount
Buzdolabı bozulmuş. Ev arkadaşım tamirciye 300 lira ödemiş.
The fridge was broken. My flatmate paid the repairman 300 liras.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
öderim
ödemem
öder miyim
ödüyorum
ödemiyorum
ödüyor muyum
ödedim
ödemedim
ödedim mi
ödemişim
ödememişim
ödemiş miyim
ödeyeceğim
ödemeyeceğim
ödeyecek miyim
Sen
ödersin
ödemezsin
öder misin
ödüyorsun
ödemiyorsun
ödüyor musun
ödedin
ödemedin
ödedin mi
ödemişsin
ödememişsin
ödemiş misin
ödeyeceksin
ödemeyeceksin
ödeyecek misin
O
öder
ödemez
öder mi
ödüyor
ödemiyor
ödüyor mu
ödedi
ödemedi
ödedi mi
ödemiş
ödememiş
ödemiş mi
ödeyecek
ödemeyecek
ödeyecek mi
Biz
öderiz
ödemeyiz
öder miyiz
ödüyoruz
ödemiyoruz
ödüyor muyuz
ödedik
ödemedik
ödedik mi
ödemişiz
ödememişiz
ödemiş miyiz
ödeyeceğiz
ödemeyeceğiz
ödeyecek miyiz
Siz
ödersiniz
ödemezsiniz
öder misiniz
ödüyorsunuz
ödemiyorsunuz
ödüyor musunuz
ödediniz
ödemediniz
ödediniz mi
ödemişsiniz
ödememişsiniz
ödemiş misiniz
ödeyeceksiniz
ödemeyeceksiniz
ödeyecek misiniz
Onlar
öderler
ödemezler
öderler mi
ödüyorlar
ödemiyorlar
ödüyorlar mı
ödediler
ödemediler
ödediler mi
ödemişler
ödememişler
ödemişler mi
ödeyecekler
ödemeyecekler
ödeyecekler mi
word forms and phrases
ödeme
haftalık/aylık/yıllık ödeme
peşin ödemek
taksitle ödemek
geri ödemek
payment
weekly/monthly/yearly payment
to pay upfront
to pay in instalments
to pay back
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 5
89. sormak to ask (question)
Çok soru soruyorsun. Sıkıldım ben. Başka soru sorma, tamam mı?
You ask too many questions. I’m bored. Don’t ask any more questions, okay?
‘Sana özel bir soru sorabilir miyim?’ ‘Ben özel soruları sevmiyorum.’
‘May I ask you a personal question?’ ‘I don’t like personal questions.’
Melih aradı. ‘Bir şeye ihtiyacınız var mı?’ diye sordu.
Melih called. He asked, ‘Do you need anything?’
Çocuklar bazen tuhaf sorular sorarlar. Sabırlı olmalısınız.
Children sometimes ask awkward questions. You should be patient.
bir şeyi birine sormak to ask somebody for something
Ben adresi birine soracağım. Kendimiz bulamayacağız.
I will ask someone for the address. We won’t be able to find it ourselves.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
sorarım
sormam
sorar mıyım
soruyorum
sormuyorum
soruyor muyum
sordum
sormadım
sordum mu
sormuşum
sormamışım
sormuş muyum
soracağım
sormayacağım
soracak mıyım
Sen
sorarsın
sormazsın
sorar mısın
soruyorsun
sormuyorsun
soruyor musun
sordun
sormadın
sordun mu
sormuşsun
sormamışsın
sormuş musun
soracaksın
sormayacaksın
soracak mısın
O
sorar
sormaz
sorar mı
soruyor
sormuyor
soruyor mu
sordu
sormadı
sordu mu
sormuş
sormamış
sormuş mu
soracak
sormayacak
soracak mı
Biz
sorarız
sormayız
sorar mıyız
soruyoruz
sormuyoruz
soruyor muyuz
sorduk
sormadık
sorduk mu
sormuşuz
sormamışız
sormuş muyuz
soracağız
sormayacağız
soracak mıyız
Siz
sorarsınız
sormazsınız
sorar mısınız
soruyorsunuz
sormuyorsunuz
soruyor musunuz
sordunuz
sormadınız
sordunuz mu
sormuşsunuz
sormamışsınız
sormuş musunuz
soracaksınız
sormayacaksınız
soracak mısınız
Onlar
sorarlar
sormazlar
sorarlar mı
soruyorlar
sormuyorlar
soruyorlar mı
sordular
sormadılar
sordular mı
sormuşlar
sormamışlar
sormuşlar mı
soracaklar
sormayacaklar
soracaklar mı
word forms and phrases
soru
sorun
sorunlu
sorunsuz
sorgu
sorgulamak
Bana sorarsan.
Kendine sor.
Sorma.
question
problem (difficulty)
problematic; troubled
smooth
interrogation
to interrogate; to question
If you ask me.
Ask yourself.
Don’t ask.
96 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
90. -i cevaplamak (= yanıtlamak) to answer
Kusura bakma ama bu soruyu cevaplamayacağım. Özel bir soru.
I’m sorry, but I won’t answer this question. It’s a personal question.
Yazılıda bütün soruları yanıtladın mı? … Tebrikler!
Have you answered all the questions in the exam? … Congrats!
Paragrafı okuyunuz ve aşağıdaki soruları cevaplayınız.
Read the paragraph and answer the following questions.
birine/bir şeye cevap vermek to give an answer to sb/sth
Soruna çok kısa bir cevap vereceğim. Hayır! Bir daha sorma.
I’ll give a very short answer to your question. No! Don’t ask it again.
‘Serkan’a henüz bir cevap vermedin mi?’ ‘Sanırım evet diyeceğim.’
‘Have you given Serkan an answer yet?’ ‘I think I’ll say yes.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
cevaplarım
cevaplamam
cevaplar mıyım
cevaplıyorum
cevaplamıyorum
cevaplıyor muyum
cevapladım
cevaplamadım
cevapladım mı
cevaplamışım
cevaplamamışım
cevaplamış mıyım
cevaplayacağım
cevaplamayacağım
cevaplayacak mıyım
Sen
cevaplarsın
cevaplamazsın
cevaplar mısın
cevaplıyorsun
cevaplamıyorsun
cevaplıyor musun
cevapladın
cevaplamadın
cevapladın mı
cevaplamışsın
cevaplamamışsın
cevaplamış mısın
cevaplayacaksın
cevaplamayacaksın
cevaplayacak mısın
O
cevaplar
cevaplamaz
cevaplar mı
cevaplıyor
cevaplamıyor
cevaplıyor mu
cevapladı
cevaplamadı
cevapladı mı
cevaplamış
cevaplamamış
cevaplamış mı
cevaplayacak
cevaplamayacak
cevaplayacak mı
Biz
cevaplarız
cevaplamayız
cevaplar mıyız
cevaplıyoruz
cevaplamıyoruz
cevaplıyor muyuz
cevapladık
cevaplamadık
cevapladık mı
cevaplamışız
cevaplamamışız
cevaplamış mıyız
cevaplayacağız
cevaplamayacağız
cevaplayacak mıyız
Siz
cevaplarsınız
cevaplamazsınız
cevaplar mısınız
cevaplıyorsunuz
cevaplamıyorsunuz
cevaplıyor musunuz
cevapladınız
cevaplamadınız
cevapladınız mı
cevaplamışsınız
cevaplamamışsınız
cevaplamış mısınız
cevaplayacaksınız
cevaplamayacaksınız
cevaplayacak mısınız
Onlar
cevaplarlar
cevaplamazlar
cevaplarlar mı
cevaplıyorlar
cevaplamıyorlar
cevaplıyorlar mı
cevapladılar
cevaplamadılar
cevapladılar mı
cevaplamışlar
cevaplamamışlar
cevaplamışlar mı
cevaplayacaklar
cevaplamayacaklar
cevaplayacaklar mı
word forms and phrases
cevap (= yanıt)
doğru cevap
yanlış cevap
cevap aramak
cevapsız
cevapsız arama
answer; reply
right/correct answer
wrong/incorrect answer
to look for an answer
unanswered
missed call
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 7
91. -i giymek to put on; to wear (clothes, shoes)
Dışarı çok soğuk, çocuklar. Montlarınızı giyin, yoksa hasta olursunuz.
It’s too cold outside, children. Put on your coats, or else you will get sick.
Takım elbise giymişsin. İş görüşmen filan mı var?
You are wearing a suit. Do you have a job interview or something?
giyinmek to get dressed
Giyiniyorum, hayatım. Bir dakikaya geliyorum. Sen bir şeyler iç.
I’m getting dressed, honey. Coming in a minute. You have a drink.
-i takmak to put on/to wear (glasses/jewellery)
Alt yazılar çok küçük, okuyamıyorum. Gözlüğümü takmam lâzım.
The subtitles are too small, I can’t read them. I have to put my glasses on.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
giyerim
giymem
giyer miyim
giyiyorum
giymiyorum
giyiyor muyum
giydim
giymedim
giydim mi
giymişim
giymemişim
giymiş miyim
giyeceğim
giymeyeceğim
giyecek miyim
Sen
giyersin
giymezsin
giyer misin
giyiyorsun
giymiyorsun
giyiyor musun
giydin
giymedin
giydin mi
giymişsin
giymemişsin
giymiş misin
giyeceksin
giymeyeceksin
giyecek misin
O
giyer
giymez
giyer mi
giyiyor
giymiyor
giyiyor mu
giydi
giymedi
giydi mi
giymiş
giymemiş
giymiş mi
giyecek
giymeyecek
giyecek mi
Biz
giyeriz
giymeyiz
giyer miyiz
giyiyoruz
giymiyoruz
giyiyor muyuz
giydik
giymedik
giydik mi
giymişiz
giymemişiz
giymiş miyiz
giyeceğiz
giymeyeceğiz
giyecek miyiz
Siz
giyersiniz
giymezsiniz
giyer misiniz
giyiyorsunuz
giymiyorsunuz
giyiyor musunuz
giydiniz
giymediniz
giydiniz mi
giymişsiniz
giymemişsiniz
giymiş misiniz
giyeceksiniz
giymeyeceksiniz
giyecek misiniz
Onlar
giyerler
giymezler
giyerler mi
giyiyorlar
giymiyorlar
giyiyorlar mı
giydiler
giymediler
giydiler mi
giymişler
giymemişler
giymişler mi
giyecekler
giymeyecekler
giyecekler mi
word forms and phrases
giysi (= elbise)
iyi giyimli
şık giyimli
giyinik
yarı giyinik
alelacele giyinmek
takı
takıp takıştırmak
clothes
well-dressed
elegantly/smartly dressed
dressed (having your clothes on)
half dressed
to quickly put on your clothes
jewellery
to put on your best clothes
98 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
92. -i çıkarmak to remove (i. clothes/shoes/jewellery ii. stain/rubbish) -den çıkarmak to remove from job
Genç bir adam giysilerini yırtar gibi çıkardı ve parktaki havuza atladı.
A young man tore off his clothes and jumped into the pool in the park.
Lütfen girmeden botlarınızı çıkarır mısınız?
Would you please take your boots off before you come in?
Yüzüğünü çıkarmışsın. Nişanlından ayrıldın mı?
You have taken your ring off. Have you broken up with your fiancé?
Bu deterjan her türlü lekeyi çıkarıyor. Dene istersen.
This detergent removes all kinds of stains. Try it out if you like.
birini işten çıkarmak to remove someone from their job
Yusuf’u işten çıkarmışlar. Adam müdürüyle sürekli kavga ediyormuş.
They sacked Yusuf. The man was arguing with his boss all the time.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
çıkarırım
çıkarmam
çıkarır mıyım
çıkarıyorum
çıkarmıyorum
çıkarıyor muyum
çıkardım
çıkarmadım
çıkardım mı
çıkarmışım
çıkarmamışım
çıkarmış mıyım
çıkaracağım
çıkarmayacağım
çıkaracak mıyım
Sen
çıkarırsın
çıkarmazsın
çıkarır mısın
çıkarıyorsun
çıkarmıyorsun
çıkarıyor musun
çıkardın
çıkarmadın
çıkardın mı
çıkarmışsın
çıkarmamışsın
çıkarmış mısın
çıkaracaksın
çıkarmayacaksın
çıkaracak mısın
O
çıkarır
çıkarmaz
çıkarır mı
çıkarıyor
çıkarmıyor
çıkarıyor mu
çıkardı
çıkarmadı
çıkardı mı
çıkarmış
çıkarmamış
çıkarmış mı
çıkaracak
çıkarmayacak
çıkaracak mı
Biz
çıkarırız
çıkarmayız
çıkarır mıyız
çıkarıyoruz
çıkarmıyoruz
çıkarıyor muyuz
çıkardık
çıkarmadık
çıkardık mı
çıkarmışız
çıkarmamışız
çıkarmış mıyız
çıkaracağız
çıkarmayacağız
çıkaracak mıyız
Siz
çıkarırsınız
çıkarmazsınız
çıkarır mısınız
çıkarıyorsunuz
çıkarmıyorsunuz
çıkarıyor musunuz
çıkardınız
çıkarmadınız
çıkardınız mı
çıkarmışsınız
çıkarmamışsınız
çıkarmış mısınız
çıkaracaksınız
çıkarmayacaksınız
çıkaracak mısınız
Onlar
çıkarırlar
çıkarmazlar
çıkarırlar mı
çıkarıyorlar
çıkarmıyorlar
çıkarıyorlar mı
çıkardılar
çıkarmadılar
çıkardılar mı
çıkarmışlar
çıkarmamışlar
çıkarmışlar mı
çıkaracaklar
çıkarmayacaklar
çıkaracaklar mı
word forms and phrases
yırtar gibi çıkarmak
giyinmek x soyunmak
giyinik x çıplak
yarı çıplak
çırılçıplak
leke çıkarıcı
to quickly remove your clothes
to get dressed x to get undressed
dressed x naked
half naked
stark/buck naked
stain remover
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 9
93. -i yıkamak to wash (something/yourself)
Bulaşıkları sen yıkar mısın, canım? Benim dizim başladı.
Will you wash the dishes, dear? My TV show has begun.
‘Ben saçımı her gün yıkarım.’ ‘Ben gün aşırı yıkıyorum.’
‘I wash my hair every day.’ ‘I wash (it) every other day.’
Çocuklar, yemekten önce ellerinizi yıkadınız, değil mi?
Kids, you have washed your hands before the meal, haven’t you?
Arabayı çok iyi yıkamışsın. Aferin sana, oğlum.
You have washed the car very well. Well done to you, my son.
Salata için birkaç domates ve salatalık yıkayabilir misin?
Can you wash some tomatoes and cucumbers for the salad?
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yıkarım
yıkamam
yıkar mıyım
yıkıyorum
yıkamıyorum
yıkıyor muyum
yıkadım
yıkamadım
yıkadım mı
yıkamışım
yıkamamışım
yıkamış mıyım
yıkayacağım
yıkamayacağım
yıkayacak mıyım
Sen
yıkarsın
yıkamazsın
yıkar mısın
yıkıyorsun
yıkamıyorsun
yıkıyor musun
yıkadın
yıkamadın
yıkadın mı
yıkamışsın
yıkamamışsın
yıkamış mısın
yıkayacaksın
yıkamayacaksın
yıkayacak mısın
O
yıkar
yıkamaz
yıkar mı
yıkıyor
yıkamıyor
yıkıyor mu
yıkadı
yıkamadı
yıkadı mı
yıkamış
yıkamamış
yıkamış mı
yıkayacak
yıkamayacak
yıkayacak mı
Biz
yıkarız
yıkamayız
yıkar mıyız
yıkıyoruz
yıkamıyoruz
yıkıyor muyuz
yıkadık
yıkamadık
yıkadık mı
yıkamışız
yıkamamışız
yıkamış mıyız
yıkayacağız
yıkamayacağız
yıkayacak mıyız
Siz
yıkarsınız
yıkamazsınız
yıkar mısınız
yıkıyorsunuz
yıkamıyorsunuz
yıkıyor musunuz
yıkadınız
yıkamadınız
yıkadınız mı
yıkamışsınız
yıkamamışsınız
yıkamış mısınız
yıkayacaksınız
yıkamayacaksınız
yıkayacak mısınız
Onlar
yıkarlar
yıkamazlar
yıkarlar mı
yıkıyorlar
yıkamıyorlar
yıkıyorlar mı
yıkadılar
yıkamadılar
yıkadılar mı
yıkamışlar
yıkamamışlar
yıkamışlar mı
yıkayacaklar
yıkamayacaklar
yıkayacaklar mı
word forms and phrases
çamaşır yıkamak
elde yıkamak
beyin yıkamak
yıkanmak (= banyo yapmak)
to do the washing/laundry
to handwash
to brainwash
to have a bath
100 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
94. -i temizlemek to clean
Biz bu hafta sonu dışarı çıkmayacağız. Evi temizleyeceğiz.
We won’t go out this weekend. We will clean the house.
Sen masanı hiç temizlemiyor musun? Çok pis.
Don’t you ever clean your desk? It’s too dirty.
Benim karım balık temizlemeyi sevmiyor. Dışarıda yiyoruz.
My wife doesn’t like cleaning fish. I eat out.
Hırsız direksiyondan parmak izlerini temizlemiş.
The thief cleaned his/her fingerprints off the wheel.
temizlenmek to clean yourself up
Bahçede çalışıyordum. Gidip temizleneceğim.
I’ve been working in the garden. I’ll go and clean myself up.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
temizlerim
temizlemem
temizler miyim
temizliyorum
temizlemiyorum
temizliyor muyum
temizledim
temizlemedim
temizledim mi
temizlemişim
temizlememişim
temizlemiş miyim
temizleyeceğim
temizlemeyeceğim
temizleyecek miyim
Sen
temizlersin
temizlemezsin
temizler misin
temizliyorsun
temizlemiyorsun
temizliyor musun
temizledin
temizlemedin
temizledin mi
temizlemişsin
temizlememişsin
temizlemiş misin
temizleyeceksin
temizlemeyeceksin
temizleyecek misin
O
temizler
temizlemez
temizler mi
temizliyor
temizlemiyor
temizliyor mu
temizledi
temizlemedi
temizledi mi
temizlemiş
temizlememiş
temizlemiş mi
temizleyecek
temizlemeyecek
temizleyecek mi
Biz
temizleriz
temizlemeyiz
temizler miyiz
temizliyoruz
temizlemiyoruz
temizliyor muyuz
temizledik
temizlemedik
temizledik mi
temizlemişiz
temizlememişiz
temizlemiş miyiz
temizleyeceğiz
temizlemeyeceğiz
temizleyecek miyiz
Siz
temizlersiniz
temizlemezsiniz
temizler misiniz
temizliyorsunuz
temizlemiyorsunuz
temizliyor musunuz
temizlediniz
temizlemediniz
temizlediniz mi
temizlemişsiniz
temizlememişsiniz
temizlemiş misiniz
temizleyeceksiniz
temizlemeyeceksiniz
temizleyecek misiniz
Onlar
temizlerler
temizlemezler
temizlerler mi
temizliyorlar
temizlemiyorlar
temizliyorlar mı
temizlediler
temizlemediler
temizlediler mi
temizlemişler
temizlememişler
temizlemişler mi
temizleyecekler
temizlemeyecekler
temizleyecekler mi
word forms and phrases
temiz x kirli
tertemiz
temizlik
temizlikçi
bahar temizliği
kuru temizleme
temiz tutmak
temizlik yapmak
pencereleri silmek
clean x dirty
spotless
cleaning
cleaner
spring-cleaning
dry cleaning
to keep clean
to do the cleaning
to clean the windows
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 1
95. -i unutmak to forget
Sürekli bir şeyleri unutuyorsun. Bu defa neyi unuttun?
You always forget something. What have you forgotten this time?
Melis Hanım cep telefonunu masasında unutmuş.
Ms Melis has left her mobile phone on her desk.
Senin iyiliğini yaşadığım sürece asla unutmayacağım.
I will never forget your favour as long as I live.
verb+meyi/mayı unutmak to forget to verb
Babaanne, ilaçlarını içmeyi unutma, oldu mu?
Grandpa, don’t forget to take your medicine, all right?
‘Dün beni aramayı unuttun mu?’ ‘Evet, unuttum. Özür dilerim.’
‘Did you forget to call me yesterday?’ ‘Yes, I did. I’m sorry.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
unuturum
unutmam
unutur muyum
unutuyorum
unutmuyorum
unutuyor muyum
unuttum
unutmadım
unuttum mu
unutmuşum
unutmamışım
unutmuş muyum
unutacağım
unutmayacağım
unutacak mıyım
Sen
unutursun
unutmazsın
unutur musun
unutuyorsun
unutmuyorsun
unutuyor musun
unuttun
unutmadın
unuttun mu
unutmuşsun
unutmamışsın
unutmuş musun
unutacaksın
unutmayacaksın
unutacak mısın
O
unutur
unutmaz
unutur mu
unutuyor
unutmuyor
unutuyor mu
unuttu
unutmadı
unuttu mu
unutmuş
unutmamış
unutmuş mu
unutacak
unutmayacak
unutacak mı
Biz
unuturuz
unutmayız
unutur muyuz
unutuyoruz
unutmuyoruz
unutuyor muyuz
unuttuk
unutmadık
unuttuk mu
unutmuşuz
unutmamışız
unutmuş muyuz
unutacağız
unutmayacağız
unutacak mıyız
Siz
unutursunuz
unutmazsınız
unutur musunuz
unutuyorsunuz
unutmuyorsunuz
unutuyor musunuz
unuttunuz
unutmadınız
unuttunuz mu
unutmuşsunuz
unutmamışsınız
unutmuş musunuz
unutacaksınız
unutmayacaksınız
unutacak mısınız
Onlar
unuturlar
unutmazlar
unuturlar mı
unutuyorlar
unutmuyorlar
unutuyorlar mı
unuttular
unutmadılar
unuttular mı
unutmuşlar
unutmamışlar
unutmuşlar mı
unutacaklar
unutmayacaklar
unutacaklar mı
word forms and phrases
unutkan
unutkanlık
unutulmaz
Unutma.
Unut gitsin.
neredeyse unutmak
forgetful
forgetfulness
unforgettable
Don’t forget.
Forget it.
to almost forget
102 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
96. -i hatırlamak to remember
Ben annemi hayal mayal hatırlıyorum. Ben 5 yaşındayken vefat etmiş.
I can vaguely remember my mother. She passed away when I was 5.
Liseden Melisa’yı gördüm. Beni zar zor hatırladı.
I saw Melisa from high school. She could hardly remember me.
Özge telefonda bir adamla konuşmuş ama adını hatırlamıyor.
Özge spoke to a man on the phone, but she doesn’t remember his name.
Seni her zaman hatırlayacağım. Sen de beni unutma.
I will always remember you. You won’t forget me either.
birine bir şeyi hatırlatmak to remind somebody of something
Bu şarkı bana hep ilk randevumuzu hatırlatıyor. Çok romantikti.
This song always reminds me of our first date. It was so romantic.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
hatırlarım
hatırlamam
hatırlar mıyım
hatırlıyorum
hatırlamıyorum
hatırlıyor muyum
hatırladım
hatırlamadım
hatırladım mı
hatırlamışım
hatırlamamışım
hatırlamış mıyım
hatırlayacağım
hatırlamayacağım
hatırlayacak mıyım
Sen
hatırlarsın
hatırlamazsın
hatırlar mısın
hatırlıyorsun
hatırlamıyorsun
hatırlıyor musun
hatırladın
hatırlamadın
hatırladın mı
hatırlamışsın
hatırlamamışsın
hatırlamış mısın
hatırlayacaksın
hatırlamayacaksın
hatırlayacak mısın
O
hatırlar
hatırlamaz
hatırlar mı
hatırlıyor
hatırlamıyor
hatırlıyor mu
hatırladı
hatırlamadı
hatırladı mı
hatırlamış
hatırlamamış
hatırlamış mı
hatırlayacak
hatırlamayacak
hatırlayacak mı
Biz
hatırlarız
hatırlamayız
hatırlar mıyız
hatırlıyoruz
hatırlamıyoruz
hatırlıyor muyuz
hatırladık
hatırlamadık
hatırladık mı
hatırlamışız
hatırlamamışız
hatırlamış mıyız
hatırlayacağız
hatırlamayacağız
hatırlayacak mıyız
Siz
hatırlarsınız
hatırlamazsınız
hatırlar mısınız
hatırlıyorsunuz
hatırlamıyorsunuz
hatırlıyor musunuz
hatırladınız
hatırlamadınız
hatırladınız mı
hatırlamışsınız
hatırlamamışsınız
hatırlamış mısınız
hatırlayacaksınız
hatırlamayacaksınız
hatırlayacak mısınız
Onlar
hatırlarlar
hatırlamazlar
hatırlarlar mı
hatırlıyorlar
hatırlamıyorlar
hatırlıyorlar mı
hatırladılar
hatırlamadılar
hatırladılar mı
hatırlamışlar
hatırlamamışlar
hatırlamışlar mı
hatırlayacaklar
hatırlamayacaklar
hatırlayacaklar mı
word forms and phrases
hayal mayal hatırlamak
zar zor hatırlamak
doğru x yanlış hatırlamak
iyi hatırlamak
net hatırlamak
hatırladığım kadarıyla
hatıra
hatırat
to remember vaguely
to remember hardly/barely
to remember (in)correctly
to remember well
to remember clearly/vividly
as far as I can remember
memory
memoir
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 3
97. -e inanmak to believe
Emre ve Can polise her şeyi anlatmışlar fakat onlara inanmamışlar.
Emre and Can told the police everything, but they didn’t believe them.
‘Sen Allah’a inanıyor musun?’ ‘Evet. Ben inançlı bir insanım.’
‘Do you believe in God?’ ‘Yes, I do. I’m a faithful person.’
‘Ben mucizelere inanırım.’ ‘Ben öyle şeylere inanmıyorum.’
‘I believe in miracles.’ ‘I don’t believe in those things.’
Biz Ayhan’a inandık fakat o bize yalan söylemiş. Bizi kandırmış.
We believed Ayhan, but he lied to us. He deceived us.
‘Şimdi ben buna inanmak zorunda mıyım?’ ‘İster inan, ister inanma.’
‘Now do I have to believe this?’ ‘Believe it or not.’
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
inanırım
inanmam
inanır mıyım
inanıyorum
inanmıyorum
inanıyor muyum
inandım
inanmadım
inandım mı
inanmışım
inanmamışım
inanmış mıyım
inanacağım
inanmayacağım
inanacak mıyım
Sen
inanırsın
inanmazsın
inanır mısın
inanıyorsun
inanmıyorsun
inanıyor musun
inandın
inanmadın
inandın mı
inanmışsın
inanmamışsın
inanmış mısın
inanacaksın
inanmayacaksın
inanacak mısın
O
inanır
inanmaz
inanır mı
inanıyor
inanmıyor
inanıyor mu
inandı
inanmadı
inandı mı
inanmış
inanmamış
inanmış mı
inanacak
inanmayacak
inanacak mı
Biz
inanırız
inanmayız
inanır mıyız
inanıyoruz
inanmıyoruz
inanıyor muyuz
inandık
inanmadık
inandık mı
inanmışız
inanmamışız
inanmış mıyız
inanacağız
inanmayacağız
inanacak mıyız
Siz
inanırsınız
inanmazsınız
inanır mısınız
inanıyorsunuz
inanmıyorsunuz
inanıyor musunuz
inandınız
inanmadınız
inandınız mı
inanmışsınız
inanmamışsınız
inanmış mısınız
inanacaksınız
inanmayacaksınız
inanacak mısınız
Onlar
inanırlar
inanmazlar
inanırlar mı
inanıyorlar
inanmıyorlar
inanıyorlar mı
inandılar
inanmadılar
inandılar mı
inanmışlar
inanmamışlar
inanmışlar mı
inanacaklar
inanmayacaklar
inanacaklar mı
word forms and phrases
inanç
inançlı
inançsız
inanan/imanlı
inanmayan/imansız
inandırıcı
inanılmaz
İnanması zor.
Gözlerime/Kulaklarıma
inanamıyorum.
faith, belief
faithful
beliefless
believer
unbeliever
credible, believable
incredible, unbelievable
It’s hard to believe.
I can’t believe my
eyes/ears.
104 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
98. yürümek to walk
Benim annemle babam her sabah 3, 4 km yürürler. 59 ve 63 yaşındalar.
My parents walk 3 or 4 km every morning. They are 59 and 63 years old.
Emir bacağını kırdı. Bir ay yürüyemeyecek.
Emir has broken his leg. He won’t be able to walk for a month.
‘Dün gece eve nasıl gitmişler?’ ‘Yürümüşler.’
‘How did they go home last night?’ ‘They walked.’
Bir saattir yürüyoruz. Şurada biraz dinlenelim mi?
We have been walking for an hour. Shall we rest for a while over there?
bir yerden bir yere yürümek to walk from one place to another
Ben bu akşam işten eve (kadar) yürüdüm. Yaklaşık 10 km. Hiç durmadım.
I walked home from work this evening. That’s about 10 km. I never stopped.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yürürüm
yürümem
yürür müyüm
yürüyorum
yürümüyorum
yürüyor muyum
yürüdüm
yürümedim
yürüdüm mü
yürümüşüm
yürümemişim
yürümüş müyüm
yürüyeceğim
yürümeyeceğim
yürüyecek miyim
Sen
yürürsün
yürümezsin
yürür müsün
yürüyorsun
yürümüyorsun
yürüyor musun
yürüdün
yürümedin
yürüdün mü
yürümüşsün
yürümemişsin
yürümüş müsün
yürüyeceksin
yürümeyeceksin
yürüyecek misin
O
yürür
yürümez
yürür mü
yürüyor
yürümüyor
yürüyor mu
yürüdü
yürümedi
yürüdü mü
yürümüş
yürümemiş
yürümüş mü
yürüyecek
yürümeyecek
yürüyecek mi
Biz
yürürüz
yürümeyiz
yürür müyüz
yürüyoruz
yürümüyoruz
yürüyor muyuz
yürüdük
yürümedik
yürüdük mü
yürümüşüz
yürümemişiz
yürümüş müyüz
yürüyeceğiz
yürümeyeceğiz
yürüyecek miyiz
Siz
yürürsünüz
yürümezsiniz
yürür müsünüz
yürüyorsunuz
yürümüyorsunuz
yürüyor musunuz
yürüdünüz
yürümediniz
yürüdünüz mü
yürümüşsünüz
yürümemişsiniz
yürümüş müsünüz
yürüyeceksiniz
yürümeyeceksiniz
yürüyecek misiniz
Onlar
yürürler
yürümezler
yürürler mi
yürüyorlar
yürümüyorlar
yürüyorlar mı
yürüdüler
yürümediler
yürüdüler mi
yürümüşler
yürümemişler
yürümüşler mi
yürüyecekler
yürümeyecekler
yürüyecekler mi
word forms and phrases
yürüyüş
yürüyüşe gitmek/çıkmak
yürüyerek/yayan gitmek
walk
to go for a walk
to go on foot
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 5
99. koşmak to run; to jog
Koştum fakat treni yakalayamadım. Sigarayı bırakmam lâzım.
I ran, but I couldn’t catch the train. I have to stop smoking.
Sibel eskiden atletmiş. Defalarca maraton koşmuş.
Sibel used to be an athlete. She ran a marathon many times.
Hepimiz hırsızın arkasından koştuk ama adi herif çok hızlıydı.
We all ran after the thief, but the fucking guy was too fast.
Karımla ben her sabah sahil boyunca koşarız.
My wife and I jog along the coast every morning.
Ders bitince bütün çocuklar oyun alanına koştular.
When class was over, all the children ran to the playground.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
koşarım
koşmam
koşar mıyım
koşuyorum
koşmuyorum
koşuyor muyum
koştum
koşmadım
koştum mu
koşmuşum
koşmamışım
koşmuş muyum
koşacağım
koşmayacağım
koşacak mıyım
Sen
koşarsın
koşmazsın
koşar mısın
koşuyorsun
koşmuyorsun
koşuyor musun
koştun
koşmadın
koştun mu
koşmuşsun
koşmamışsın
koşmuş musun
koşacaksın
koşmayacaksın
koşacak mısın
O
koşar
koşmaz
koşar mı
koşuyor
koşmuyor
koşuyor mu
koştu
koşmadı
koştu mu
koşmuş
koşmamış
koşmuş mu
koşacak
koşmayacak
koşacak mı
Biz
koşarız
koşmayız
koşar mıyız
koşuyoruz
koşmuyoruz
koşuyor muyuz
koştuk
koşmadık
koştuk mu
koşmuşuz
koşmamışız
koşmuş muyuz
koşacağız
koşmayacağız
koşacak mıyız
Siz
koşarsınız
koşmazsınız
koşar mısınız
koşuyorsunuz
koşmuyorsunuz
koşuyor musunuz
koştunuz
koşmadınız
koştunuz mu
koşmuşsunuz
koşmamışsınız
koşmuş musunuz
koşacaksınız
koşmayacaksınız
koşacak mısınız
Onlar
koşarlar
koşmazlar
koşarlar mı
koşuyorlar
koşmuyorlar
koşuyorlar mı
koştular
koşmadılar
koştular mı
koşmuşlar
koşmamışlar
koşmuşlar mı
koşacaklar
koşmayacaklar
koşacaklar mı
word forms and phrases
koşu
koşucu
koşuya gitmek/çıkmak
jogging
jogger
to go jogging
106 | P a g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T
100. yüzmek to swim
Oğlum yüzmeyi seviyor. 5 yaşından beri yüzüyor.
My son loves swimming. He’s been swimming since he was 5 years old.
Hafta sonu ne yapıyorsun, Duygu? Yüzmeye gidelim mi?
What are you doing at the weekend, Duygu? Shall we go swimming?
Yüzmek eğlenceli bir spor. Ben haftada üç kez yüzerim.
Swimming is a fun sport. I swim three times a week.
Cenk çok iyi bir yüzücü. Bu gölü boydan boya yüzebilir.
Cenk is a very good swimmer. He can swim across this lake.
Biz hafta sonu havuza gittik ama ben yüzmedim. Sadece güneşlendim.
We went to the pool at the weekend, but I didn’t swim. I only sunbathed.
Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future
Ben
yüzerim
yüzmem
yüzer miyim
yüzüyorum
yüzmüyorum
yüzüyor muyum
yüzdüm
yüzmedim
yüzdüm mü
yüzmüşüm
yüzmemişim
yüzmüş müyüm
yüzeceğim
yüzmeyeceğim
yüzecek miyim
Sen
yüzersin
yüzmezsin
yüzer misin
yüzüyorsun
yüzmüyorsun
yüzüyor musun
yüzdün
yüzmedin
yüzdün mü
yüzmüşsün
yüzmemişsin
yüzmüş müsün
yüzeceksin
yüzmeyeceksin
yüzecek misin
O
yüzer
yüzmez
yüzer mi
yüzüyor
yüzmüyor
yüzüyor mu
yüzdü
yüzmedi
yüzdü mü
yüzmüş
yüzmemiş
yüzmüş mü
yüzecek
yüzmeyecek
yüzecek mi
Biz
yüzeriz
yüzmeyiz
yüzer miyiz
yüzüyoruz
yüzmüyoruz
yüzüyor muyuz
yüzdük
yüzmedik
yüzdük mü
yüzmüşüz
yüzmemişiz
yüzmüş müyüz
yüzeceğiz
yüzmeyeceğiz
yüzecek miyiz
Siz
yüzersiniz
yüzmezsiniz
yüzer misiniz
yüzüyorsunuz
yüzmüyorsunuz
yüzüyor musunuz
yüzdünüz
yüzmediniz
yüzdünüz mü
yüzmüşsünüz
yüzmemişsiniz
yüzmüş müsünüz
yüzeceksiniz
yüzmeyeceksiniz
yüzecek misiniz
Onlar
yüzerler
yüzmezler
yüzerler mi
yüzüyorlar
yüzmüyorlar
yüzüyorlar mı
yüzdüler
yüzmediler
yüzdüler mi
yüzmüşler
yüzmemişler
yüzmüşler mi
yüzecekler
yüzmeyecekler
yüzecekler mi
word forms and phrases
yüzücü
yüzme havuzu
yüzmeye gitmek
yüz (sesteş)
swimmer
swimming pool
to go swimming
1. face 2. hundred (homonyms)
2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 7
101.
See the following pages for the index and the author’s other titles.
The numbers refer to the order of the verbs, not to the pages. I N D E X
açıklamak 63
açmak 66
affetmek 45
almak 27
anlamak 23
anlatmak 50
aramak 80
âşık olmak 2
bakmak 15
başlamak 34
beklemek 8
bilmek 25
binmek 55
bitirmek 38
bulmak 74
buluşmak 79
büyümek 87
cevaplamak/yanıtlamak 90
çalışmak 33
çalmak 86
çekmek 59
çıkarmak 92
çıkmak 10
demek 22
dinlemek 19
dinlenmek 37
doğmak 46
dönmek 7
durmak 35
duymak 17
düşmek 84
düşünmek 24
memnun olmak 3
endişelenmek/endişe etmek 71
geçmek 52
gelmek 6
getirmek 57
girmek 9
gitmek 5
giymek 91
görmek 16
göstermek 72
götürmek 58
gülmek 41
harcamak 76
hatırlamak 96
hazırlamak 82
içmek 65
inanmak 97
istemek 32
itmek 60
kalkmak 14
kalmak 51
kapatmak/kapamak 67
katılmak 61
kaybetmek 73
kazanmak 75
kesmek 56
kırmak 81
kiralamak 30
konuşmak 18
koşmak 99
kullanmak 68
nefret etmek 42
okumak 20
olmak 1
oturmak 47
oynamak 85
ödemek 88
ölmek 49
özür dilemek 44
satın almak 28
satmak 29
saymak 53
seçmek 62
sevmek 31
seyretmek/izlemek 39
sormak 89
söylemek 40
sürmek 54
tanımak 78
tanışmak 77
taşımak 69
taşınmak 70
temizlemek 94
teşekkür etmek 43
unutmak 95
uyumak 13
varmak 11
vermek 26
yapmak 4
yaşamak 48
yatmak 12
yazmak 21
yemek 64
yıkamak 93
yorulmak 36
yönetmek 83
yürümek 98
yüzmek 100
OTHER TITLES BY THE AUTHOR
See the descriptions and sample pages at https://www.easyturkishgrammar.com
See the descriptions and sample pages at https://www.easyturkishgrammar.com

200 MOST COMMON TURKISH VERBS IN CONTEXT.pdf

  • 2.
    200 MOST COMMON TURKISHVERBS IN CONTEXT WITH CONJUGATION TABLES HALİT DEMİR KAMAN Turkish Series
  • 3.
    Copyright © 2022Halit Demir All rights reserved. No part of this publication may be reproduced, stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any means, electronic, mechanical, photocopying, recording or otherwise, without the prior written permission of the author. Visit the author’s website to see his other titles. https://www.easyturkishgrammar.com
  • 4.
  • 6.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 INTRODUCTION 200 MOST COMMON TURKISH VERBS IN CONTEXT provides the most common Turkish verbs with conjugations tables for A1 and A2 learners of Turkish. In this free e-book, you will find the first 100 verbs. They are not ordered according to their frequency, but partly according to their meaning. The second 100 verbs will be available between 15 and 30 July 2022. You can get the full book from the same link on Google Play Books. If you preorder it now from https://www.amazon.com/dp/B0B3JD2SRL, you can get it for only $4.90 instead of $9.90. The paperback version will also be available on Amazon Marketplaces at that time. The verbs are given with the case suffixes they need for their objects or complements. Each verb is exemplified in 5 sentences. The example sentences are composed – to a great extent – of the preceding verbs on the list. So, the carefully structured list enables you to recycle the verbs you have already studied, should you prefer to study them in the given order. If you want to learn a particular verb, you can use the index. Most example sentences are simple enough grammatically to be understood and used by A1 and A2 learners, although some might be longer and slightly challenging. Additionally, each example Turkish sentence has accompanying English translations, some literal so that you can better understand the Turkish way of constructing and expressing meanings. Your reviews and suggestions for the second 100 verbs are welcome. Follow the author's Facebook page for useful learning resources, tips and also special promotions at https://www.facebook.com/selfstudyreferencebook Halit Demir
  • 7.
    6 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 1. olmak 1. to happen, occur 2. to be, become ‘Az önce korkunç bir şey oldu.’ ‘N’oldu (= Ne oldu), Ali? ‘Something terrible happened some time ago.’ ‘What happened, Ali?’ Birine/Bir şeye ne oldu? What’s happened to sb/sth? ‘Senin eline ne oldu?’ ‘Mutfakta kestim.’ ‘What’s happened to your hand?’ ‘I have cut myself in the kitchen.’ Dışarı soğuk. Hasta olursun, oğlum Kalın bir şey giy. It’s cold outside. You will get sick, son. Put on something thick. İçeri sıcak oldu. Bir pencere açabilir miyiz, lütfen? It became warmer inside. Can we please open a window? Kızım, ‘Ben polis olacağım.’ diyor. 5 yaşında. My daughter says, ‘I’m going to be a policewoman.’ She’s 5 years old. note As you can see, olmak functions as a main and linking verb, usually translating as to be, or to become. With the preceding word, the linking verb olmak may translate differently, as on the following page. phrases Olur mu/Oldu mu? Olur/Oldu. Olmaz. Olabilir. Olamaz. N’oluyor (= Ne oluyor)? N’olur (= Ne olur). N’olur n’olmaz (= Ne olur ne olmaz). OK? OK/Yes/All right. No. Maybe/Perhaps. It can’t be. What’s happening? I beg you/Please. Just in case. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben olurum + olmam – olur muyum ? oluyorum olmuyorum oluyor muyum oldum olmadım oldum mu olmuşum olmamışım olmuş muyum olacağım olmayacağım olacak mıyım Sen olursun olmazsın olur musun oluyorsun olmuyorsun oluyor musun oldun olmadın oldun mu olmuşsun olmamışsın olmuş musun olacaksın olmayacaksın olacak mısın O olur olmaz olur mu oluyor olmuyor oluyor mu oldu olmadı oldu mu olmuş olmamış olmuş mu olacak olmayacak olacak mı Biz oluruz olmayız olur muyuz oluyoruz olmuyoruz oluyor muyuz olduk olmadık olduk mu olmuşuz olmamışız olmuş muyuz olacağız olmayacağız olacak mıyız Siz olursunuz olmazsınız olur musunuz oluyorsunuz olmuyorsunuz oluyor musunuz oldunuz olmadınız oldunuz mu olmuşsunuz olmamışsınız olmuş musunuz olacaksınız olmayacaksınız olacak mısınız Onlar olurlar olmazlar olurlar mı oluyorlar olmuyorlar oluyorlar mı oldular olmadılar oldular mı olmuşlar olmamışlar olmuşlar mı olacaklar olmayacaklar olacaklar mı
  • 8.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 2. -e âşık olmak to fall in love Ben karıma ilk görüşte âşık oldum. Biz aynı üniversitedeydik. I fell in love at first sight with my wife. We were at the same university. ‘Sen hiç âşık oldun mu?’ ‘Ben aşka inanmıyorum, dostum.’ ‘Have you ever fallen in love?’ ‘I don’t believe in love, man.’ Mert Figen’e âşık olmuş, ama ona söyleyemiyor. Utanıyor. Mert has fallen in love with Figen, but he can’t tell her. He feels shy. Mustafa her gördüğü güzel kıza âşık olur. Adam şıpsevdi. * Mustafa falls in love with every beautiful girl he has seen. birine âşık (+to be suffix) be in love with someone Bengü erkek arkadaşına deli gibi âşık. Onu çok seviyor. Bengü is madly in love with her boyfriend. She loves him so much. grammar In the simple present tense, the negatives of ben/biz are formed differently from those of sen/siz and o/onlar. In ben/biz, the tense suffix is omitted. The personal suffixes -m and -yız cover the tense meaning. In sen/siz and on/onlar, the tense suffix changes to -z. word forms and phrases ilk aşk ilk görüşte aşk Aşkın gözü kördür. şıpsevdi * first love love at first sight Love is blind. used for men who fall in love very quickly. We put circumflex over the a in âşık, but we don’t put it over the a in aşk. The circumflex extends the a in pronunciation. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben âşık olurum ... olmam ... olur muyum ... oluyorum ... olmuyorum ... oluyor muyum ... oldum ... olmadım ... oldum mu ... olmuşum ... olmamışım ... olmuş muyum ... olacağım ... olmayacağım ... olacak mıyım Sen ... olursun ... olmazsın ... olur musun ... oluyorsun ... olmuyorsun ... oluyor musun ... oldun ... olmadın ... oldun mu ... olmuşsun ... olmamışsın ... olmuş musun ... olacaksın ... olmayacaksın ... olacak mısın O ... olur ... olmaz ... olur mu ... oluyor ... olmuyor ... oluyor mu ... oldu ... olmadı ... oldu mu ... olmuş ... olmamış ... olmuş mu ... olacak ... olmayacak ... olacak mı Biz ... oluruz ... olmayız ... olur muyuz ... oluyoruz ... olmuyoruz ... oluyor muyuz ... olduk ... olmadık ... olduk mu ... olmuşuz ... olmamışız ... olmuş muyuz ... olacağız ... olmayacağız ... olacak mıyız Siz ... olursunuz ... olmazsınız ... olur musunuz ... oluyorsunuz ... olmuyorsunuz ... oluyor musunuz ... oldunuz ... olmadınız ... oldunuz mu ... olmuşsunuz ... olmamışsınız ... olmuş musunuz ... olacaksınız ... olmayacaksınız ... olacak mısınız Onlar ... olurlar ... olmazlar ... olurlar mı ... oluyorlar ... olmuyorlar ... oluyorlar mı ... oldular ... olmadılar ... oldular mı ... olmuşlar ... olmamışlar ... olmuşlar mı ... olacaklar ... olmayacaklar ... olacaklar mı
  • 9.
    8 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 3. memnun olmak to be pleased/glad/happy Ben bütün derslerimi geçtim. Anne ve babam çok memnun olacaklar. I have passed all my classes. My parents will be so glad. verb stem+diğine memnun olmak * to be pleased to do ‘Seni gördüğüme memnun oldum.’ ‘Ben de memnun oldum.’ ‘I’m glad to see you.’ ‘I’m glad to see you too.’ -den memnun (+to be suffix) to be pleased with sth/sb Ülkede hiç kimse hükûmetten memnun değil. No one in the country is happy with the government. Caner başarılı bir öğrenci. Öğretmenleri ondan çok memnunlar. Caner is a successful student. His teachers are very happy with him. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben memnun olurum ... olmam ... olur muyum ... oluyorum ... olmuyorum ... oluyor muyum ... oldum ... olmadım ... oldum mu ... olmuşum ... olmamışım ... olmuş muyum ... olacağım ... olmayacağım ... olacak mıyım Sen ... olursun ... olmazsın ... olur musun ... oluyorsun ... olmuyorsun ... oluyor musun ... oldun ... olmadın ... oldun mu ... olmuşsun ... olmamışsın ... olmuş musun ... olacaksın ... olmayacaksın ... olacak mısın O ... olur ... olmaz ... olur mu ... oluyor ... olmuyor ... oluyor mu ... oldu ... olmadı ... oldu mu ... olmuş ... olmamış ... olmuş mu ... olacak ... olmayacak ... olacak mı Biz ... oluruz ... olmayız ... olur muyuz ... oluyoruz ... olmuyoruz ... oluyor muyuz ... olduk ... olmadık ... olduk mu ... olmuşuz ... olmamışız ... olmuş muyuz ... olacağız ... olmayacağız ... olacak mıyız Siz ... olursunuz ... olmazsınız ... olur musunuz ... oluyorsunuz ... olmuyorsunuz ... oluyor musunuz ... oldunuz ... olmadınız ... oldunuz mu ... olmuşsunuz ... olmamışsınız ... olmuş musunuz ... olacaksınız ... olmayacaksınız ... olacak mısınız Onlar ... olurlar ... olmazlar ... olurlar mı ... oluyorlar ... olmuyorlar ... oluyorlar mı ... oldular ... olmadılar ... oldular mı ... olmuşlar ... olmamışlar ... olmuşlar mı ... olacaklar ... olmayacaklar ... olacaklar mı * grammar -diğine changes according to person, as in: singular: 1 gördüğüme 2 gördüğüne 3 gördüğüne plural: 1 gördüğümüze 2 gördüğünüze 3 gördüklerine The 2nd and 3rd person singular are identical in form. word forms and phrases memnuniyet memnuniyet verici memnuniyetle (Tanıştığımıza) Memnun oldum. Ben de (memnun oldum). We also use them to say goodbye to someone we have just met for the first time. satisfaction, pleasure satisfactory, pleasing with pleasure Nice to meet you. Nice to meet you too.
  • 10.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 4. -i yapmak to do; to make ‘Ev ödevlerini yaptın mı, Orkun?’ ‘Evet, yaptım. Şimdi dışarı çıkabilir miyim?’ ‘Have you done your homework, Orkun?’ ‘Yes, I have. Can I go out now?’ Ben İngilizce öğretmeniyim. Siz ne iş yapıyorsunuz? I’m an English teacher. What do you do for a living? Annem doğum günüm için çok büyük bir pasta yapmış. Hepiniz davetlisiniz. My mother has made a very big cake for my birthday. You are all invited. ‘Ne yapıyorsun, hayatım?’ ‘Alışveriş listesi yapıyorum, aşkım.’ ‘What are you doing, honey?’ ‘I’m making a shopping list, love.’ Herkes hata yapar. Hiç kimse mükemmel değildir. Hata yapa yapa öğreniriz. Everyone makes mistakes. Nobody is perfect. We learn by making mistakes. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yaparım yapmam yapar mıyım yapıyorum yapmıyorum yapıyor muyum yaptım yapmadım yaptım mı yapmışım yapmamışım yapmış mıyım yapacağım yapmayacağım yapacak mıyım Sen yaparsın yapmazsın yapar mısın yapıyorsun yapmıyorsun yapıyor musun yaptın yapmadın yaptın mı yapmışsın yapmamışsın yapmış mısın yapacaksın yapmayacaksın yapacak mısın O yapar yapmaz yapar mı yapıyor yapmıyor yapıyor mu yaptı yapmadı yaptı mı yapmış yapmamış yapmış mı yapacak yapmayacak yapacak mı Biz yaparız yapmayız yapar mıyız yapıyoruz yapmıyoruz yapıyor muyuz yaptık yapmadık yaptık mı yapmışsız yapmamışız yapmış mıyız yapacağız yapmayacağız yapacak mıyız Siz yaparsınız yapmazsınız yapar mısınız yapıyorsunuz yapmıyorsunuz yapıyor musunuz yapıtınız yapmadınız yaptınız mı yapmışsınız yapmamışsınız yapmış mısınız yapacaksınız yapmayacaksınız yapacak mısınız Onlar yaparlar yapmazlar yapar lar mı yapıyorlar yapmıyorlar yapıyorlar mı yaptılar yapmadılar yaptılar mı yapmışlar yapmamışlar yapmışlar mı yapacaklar yapmayacaklar yapacaklar mı some common noun + yapmak combinations pasta yapmak çay/kahve yapmak sandviç yapmak gürültü yapmak şaka yapmak iyilik yapmak alışveriş yapmak ütü yapmak temizlik yapmak banyo yapmak kahvaltı yapmak tatil yapmak piknik yapmak seks yapmak make a cake make tea/coffee make a sandwich make a noise make a joke do a favour do the shopping do the ironing do the cleaning have a bath have breakfast have a holiday have a picnic have sex
  • 11.
    10 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 5. -e gitmek to go (i. move/travel ii. attend iii. leave iv. do a particular activity) Biz yarın öğleden sonra alışverişe gideceğiz. Evde olmayacağız. We will go shopping tomorrow afternoon. We won’t be at home. Türkiye’ye hiç gittiniz mi? Ya da bir gün gitmeyi planlıyor musunuz? Have you ever been to Turkey? Or are you planning to go one day? arabayla/otobüsle/metroyla gitmek to go by car/bus/metro ‘İşe nasıl gidiyorsun?’ ‘Genellikle metroyla gidiyorum.’ ‘How do you go to work?’ ‘I usually go by metro/underground.’ yürüyüşe/yüzmeye gitmek to go for a walk; to go swimming ‘Hafta sonu yüzmeye gidelim mi?’ ‘Olur, gidelim.’ ‘Shall we go swimming at the weekend?’ ‘Okay, let’s.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben giderim gitmem gider miyim gidiyorum gitmiyorum gidiyor muyum gittim gitmedim gittim mi gitmişim gitmemişim gitmiş miyim gideceğim gitmeyeceğim gidecek miyim Sen gidersin gitmezsin gider misin gidiyorsun gitmiyorsun gidiyor musun gittin gitmedin gittin mi gitmişsin gitmemişsin gitmiş misin gideceksin gitmeyeceksin gidecek misin O gider gitmez gider mi gidiyor gitmiyor gidiyor mu gitti gitmedi gitti mi gitmiş gitmemiş gitmiş mi gidecek gitmeyecek gidecek mi Biz gideriz gitmeyiz gider miyiz gidiyoruz gitmiyoruz gidiyor muyuz gittik gitmedik gittik mi gitmişiz gitmemişiz gitmiş miyiz gideceğiz gitmeyeceğiz gidecek miyiz Siz gidersiniz gitmezsiniz gider misiniz gidiyorsunuz gitmiyorsunuz gidiyor musunuz gittiniz gitmediniz gittiniz mi gitmişsiniz gitmemişsiniz gitmiş misiniz gideceksiniz gitmeyeceksiniz gidecek misiniz Onlar giderler gitmezler giderler mi gidiyorlar gitmiyorlar gidiyorlar mı gittiler gitmediler gittiler mi gitmişler gitmemişler gitmişler mi gidecekler gitmeyecekler gidecekler mi grammar The suffix -elim (or -alım) in gidelim in the last example corresponds to the English let’s. If the verb ends in a vowel, we put a y in between, as in dinleyelim (let’s listen). In questions (-elim mi/alım mı?), it corresponds to shall we. word forms and phrases expense departure departing passengers sent message/e-mail How is it going? gider gidiş giden yolcu giden mesaj/e-posta Nasıl gidiyor?
  • 12.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 1 6. -den/-e gelmek to come ‘Çocuklar okuldan geldiler mi?’ ‘5.00’te gelecekler.’ ‘Have the kids come back from school?’ ‘They will come back at 5.00.’ ‘Siz nereden geliyorsunuz?’ ‘Alışverişten geliyoruz.’ ‘Where are you coming from?’ ‘We are coming from shopping.’ Cumhurbaşkanı yarın şehrimize geliyor. The president is coming to our city tomorrow. ‘Berkan dün gece eve kaçta gelmiş?’ ’11.30’da gelmiş.’ ‘What time did Berkan come home last night?’ ‘He came at 11.30.’ ‘Akşam yemeğine bana gel.’ ‘Akşam anneme gideceğim.’ ‘Come to my place for dinner.’ ‘I’ll go to my mother’s in the evening.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben gelirim gelmem gelir miyim geliyorum gelmiyorum geliyor muyum geldim gelmedim geldim mi gelmişim gelmemişim gelmiş miyim geleceğim gelmeyeceğim gelecek miyim Sen gelirsin gelmezsin gelir misin geliyorsun gelmiyorsun geliyor musun geldin gelmedin geldin mi gelmişsin gelmemişsin gelmiş misin geleceksin gelmeyeceksin gelecek misin O gelir gelmez gelir mi geliyor gelmiyor geliyor mu geldi gelmedi geldi mi gelmiş gelmemiş gelmiş mi gelecek gelmeyecek gelecek mi Biz geliriz gelmeyiz gelir miyiz geliyoruz gelmiyoruz geliyor muyuz geldik gelmedik geldik mi gelmişiz gelmemişiz gelmiş miyiz geleceğiz gelmeyeceğiz gelecek miyiz Siz gelirsiniz gelmezsiniz gelir misiniz geliyorsunuz gelmiyorsunuz geliyor musunuz geldiniz gelmediniz geldiniz mi gelmişsiniz gelmemişsiniz gelmiş misiniz geleceksiniz gelmeyeceksiniz gelecek misiniz Onlar gelirler gelmezler gelirler mi geliyorlar gelmiyorlar geliyorlar mı geldiler gelmediler geldiler mi gelmişler gelmemişler gelmişler mi gelecekler gelmeyecekler gelecekler mi grammar When we conjugate verbs with a single syllable ending in a consonant in the simple present tense, we add -er/ar as a tense suffix, except for 13 verbs. These irregular verbs don’t take the vowel e or a in the tense suffix, but i, ı, u, or u, depending on the preceding vowel. The verb gel is one of these 13 verbs. The others are: bilir, verir, alır, kalır, varır, sanır, ölür, görür, olur, vurur, bulur and durur. You can find them all in this book. word forms and phrases gelir geliş gelen yolcu gelen mesaj income arrival arriving passengers incoming message
  • 13.
    12 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 7. -den/-e dönmek 1. to return (come back; go back) 2. to turn (direction) Anne ve babam evde değil. İşten henüz dönmediler (= gelmediler). My parents aren’t at home. They haven’t come back from work yet. Onlar geçen hafta sonu İzmir’e döndüler. They went back to İzmir last weekend. Saat 5.00. Ofise dönmeyeceğim. Eve gideceğim. It’s 5.00. I won’t go back to the office. I’ll go home. Düz gidin sonra sağa dönün. Banka sol kolda. Go straight ahead and then turn right. The bank is on the left hand. Haritaya göre yanlış sokağa dönmüşüz. Bak. According to the map, we have turned into the wrong street. Look. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben dönerim dönmem döner miyim dönüyorum dönmüyorum dönüyor muyum döndüm dönmedim döndüm mü dönmüşüm dönmemişim dönmüş müyüm döneceğim dönmeyeceğim dönecek miyim Sen dönersin dönmezsin döner misin dönüyorsun dönmüyorsun dönüyor musun döndün dönmedin döndün mü dönmüşsün dönmemişsin dönmüş müsün döneceksin dönmeyeceksin dönecek misin O döner dönmez döner mi dönüyor dönmüyor dönüyor mu döndü dönmedi döndü mü dönmüş dönmemiş dönmüş mü dönecek dönmeyecek dönecek mi Biz döneriz dönmeyiz döner miyiz dönüyoruz dönmüyoruz dönüyor muyuz döndük dönmedik döndük mü dönmüşüz dönmemişiz dönmüş müyüz döneceğiz dönmeyeceğiz dönecek miyiz Siz dönersiniz dönmezsiniz döner misiniz dönüyorsunuz dönmüyorsunuz dönüyor musunuz döndünüz dönmediniz döndünüz mü dönmüşsünüz dönmemişsiniz dönmüş müsünüz döneceksiniz dönmeyeceksiniz dönecek misiniz Onlar dönerler dönmezler dönerler mi dönüyorlar dönmüyorlar dönüyorlar mı döndüler dönmediler döndüler mi dönmüşler dönmemişler dönmüşler mi dönecekler dönmeyecekler dönecekler mi grammar As you can see in the conjugation table, the personal suffix -ler (or -lar) precedes the interrogative mi/mı in all tenses. This is true for all verbs. Actually, you can omit -ler/lar in all forms: Onlar döner/dönmedi/dönecek mi, etc. The plural suffix in onlar serves the same purpose. However, you cannot omit onlar and -ler/lar at the same time, because otherwise it would not be clear whether the person is o or onlar. word forms and phrases dönüş gidiş dönüş (bileti) -i iade etmek 1. coming back 2. turning/turn return/round trip (ticket) to give something back
  • 14.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 3 8. -i beklemek to wait for -den beklemek to expect (demand) Ben hastaneye gidiyorum. Duraktayım, otobüs bekliyorum. I’m going to the hospital. I’m at the stop waiting for a bus. Evde değiller. Çıkmışlar. Bizi beklememişler. They aren’t at home. They have left. They didn’t wait for us. Özgür’ü dün akşam 8.00’e kadar bekledik. Gelmedi. We waited for Özgür until 8.00 yesterday evening. He didn’t show up. Yeni müdür herkesten kusursuz iş bekliyor. The new director expects excellent work from everybody. Meltem senden bir özür bekliyor. Biliyorsun, değil mi? Meltem expects an apology from you. You know that, don’t you? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben beklerim beklemem bekler miyim bekliyorum beklemiyorum bekliyor muyum bekledim beklemedim bekledim mi beklemişim beklememişim beklemiş miyim bekleyeceğim beklemeyeceğim bekleyecek miyim Sen beklersin beklemezsin bekler misin bekliyorsun beklemiyorsun bekliyor musun bekledin beklemedin bekledin mi beklemişsin beklememişsin beklemiş misin bekleyeceksin beklemeyeceksin bekleyecek misin O bekler beklemez bekler mi bekliyor beklemiyor bekliyor mu bekledi beklemedi bekledi mi beklemiş beklememiş beklemiş mi bekleyecek beklemeyecek bekleyecek mi Biz bekleriz beklemeyiz bekler miyiz bekliyoruz beklemiyoruz bekliyor muyuz bekledik beklemedik bekledik mi beklemişiz beklememişiz beklemiş miyiz bekleyeceğiz beklemeyeceğiz bekleyecek miyiz Siz beklersiniz beklemezsiniz bekler misiniz bekliyorsunuz beklemiyorsunuz bekliyor musunuz beklediniz beklemediniz beklediniz mi beklemişsiniz beklememişsiniz beklemiş misiniz bekleyeceksiniz beklemeyeceksiniz bekleyecek misiniz Onlar beklerler beklemezler beklerler mi bekliyorlar beklemiyorlar bekliyorlar mı beklediler beklemediler beklediler mi beklemişler beklememişler beklemişler mi bekleyecekler beklemeyecekler bekleyecekler mi grammar To conjugate a verb ending in e in the present continuous tense, omit the e (bekle, söyle) and add -iyor or -üyor, depending on what is now the last vowel of the verb: bekliyor, söylüyor. word forms and phrases bir saniye/ bir dakika/biraz bekle bekleme odası beklenti beklentisiz beklentilerini karşılamak wait a second/minute/ moment waiting room expectation without expectation to meet your expectations
  • 15.
    14 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 9. -e girmek to enter (i. place ii. competition/exam iii. profession/organisation) -i girmek to enter (URL/password) Hanımefendi, girin ve oturun lütfen. Kapıda beklemeyin. * Madam, please come in and sit down. Don’t wait at the door. Bu sene yarışmaya kaç okul giriyor? How many schools are entering the competition this year? Siyasete ne zaman girdiniz, Sayın Bakan? When did you enter politics, Mr Minister? bir yere …-den girmek to enter a place through … Hırsız evime arka kapıdan girmiş. The burglar has entered my house through the back door. Devam etmek için kullanıcı adınızı ve şifrenizi giriniz. To continue enter your username and password. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben girerim girmem girer miyim giriyorum girmiyorum giriyor muyum girdim girmedim girdim mi girmişim girmemişim girmiş miyim gireceğim girmeyeceğim girecek miyim Sen girersin girmezsin girer misin giriyorsun girmiyorsun giriyor musun girdin girmedin girdin mi girmişsin girmemişsin girmiş misin gireceksin girmeyeceksin girecek misin O girer girmez girer mi giriyor girmiyor giriyor mu girdi girmedi girdi mi girmiş girmemiş girmiş mi girecek girmeyecek girecek mi Biz gireriz girmeyiz girer miyiz giriyoruz girmiyoruz giriyor muyuz girdik girmedik girdik mi girmişiz girmemişiz girmiş miyiz gireceğiz girmeyeceğiz girecek miyiz Siz girersiniz girmezsiniz girer misiniz giriyorsunuz girmiyorsunuz giriyor musunuz girdiniz girmediniz girdiniz mi girmişsiniz girmemişsiniz girmiş misiniz gireceksiniz girmeyeceksiniz girecek misiniz Onlar girerler girmezler girerler mi giriyorlar girmiyorlar giriyorlar mı girdiler girmediler girdiler mi girmişler girmemişler girmişler mi girecekler girmeyecekler girecekler mi * grammar -(y)in (-ın, -ün, -un) in the first example is the imperative suffix for the 2nd person plural (siz). We also use it for the 2nd person singular (sen) when we speak more politely or formally. We can add an extra -iz if we want to sound even more polite and formal. word forms and phrases giriş ana/ön/arka giriş otel/sinema girişi İnternete girmek bir web sitesine girmek kapıdan kovsan bacadan girer entrance main/front/back entrance hotel/cinema entrance to use the Internet to visit a website always turns up like a bad penny
  • 16.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 5 10. -e çıkmak 1. to go out 2. to go up/onto the top of sth -den çıkmak to leave (a place) ile çıkmak to date sb Biz hafta sonu evi temizledik. Dışarı çıkmadık. Siz bir yere çıktınız mı? We cleaned the house at the weekend. We didn’t go out. Did you go out anywhere? Oğlum sandalyeye çıkmış ve dış kapıyı açmış. Henüz 3 yaşında. My son climbed up on a chair and opened the front door. He’s only 3 years old. Akşam işten erken çıkacağım, aşkım. İstersen buluşabiliriz. I’ll leave work early in the evening, love. If you like, we can meet. ‘Sabah evden kaçta çıkıyorsun?’ ‘Saat 7.00’de.’ ‘What time did you leave the house in the morning?’ ‘At 7.00 o’clock.’ ‘Zeynep biriyle çıkıyor mu?’ ‘İş yerinden Mehmet’le, çıkıyor.’ * ‘Is Zeynep going out with someone?’ ‘She is going out with Mehmet from work.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben çıkarım çıkmam çıkar mıyım çıkıyorum çıkmıyorum çıkıyor muyum çıktım çıkmadım çıktım mı çıkmışım çıkmamışım çıkmış mıyım çıkacağım çıkmayacağım çıkacak mıyım Sen çıkarsın çıkmazsın çıkar mısın çıkıyorsun çıkmıyorsun çıkıyor musun çıktın çıkmadın çıktın mı çıkmışsın çıkmamışsın çıkmış mısın çıkacaksın çıkmayacaksın çıkacak mısın O çıkar çıkmaz çıkar mı çıkıyor çıkmıyor çıkıyor mu çıktı çıkmadı çıktı mı çıkmış çıkmamış çıkmış mı çıkacak çıkmayacak çıkacak mı Biz çıkarız çıkmayız çıkar mıyız çıkıyoruz çıkmıyoruz çıkıyor muyuz çıktık çıkmadık çıktık mı çıkmışız çıkmamışız çıkmış mıyız çıkacağız çıkmayacağız çıkacak mıyız Siz çıkarsınız çıkmazsınız çıkar mısınız çıkıyorsunuz çıkmıyorsunuz çıkıyor musunuz çıktınız çıkmadınız çıktınız mı çıkmışsınız çıkmamışsınız çıkmış mısınız çıkacaksınız çıkmayacaksınız çıkacak mısınız Onlar çıkarlar çıkmazlar çıkarlar mı çıkıyorlar çıkmıyorlar çıkıyorlar mı çıktılar çıkmadılar çıktılar mı çıkmışlar çıkmamışlar çıkmışlar mı çıkacaklar çıkmayacaklar çıkacaklar mı * spelling We usually change the word ile to a suffix (-le or -la). If the receiving word ends in a vowel, we put a y in between. We put an apostrophe after proper names. word forms and phrases çıkış çıkmaz sokak alışverişe çıkmak yola çıkmak exit dead end to go shopping to set off (start to go somewhere)
  • 17.
    16 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 11. -e varmak to arrive (get somewhere) Biz dün gece eve çok geç vardık. Yolda kaza vardı. We arrived home very late last night. There was an accident on the road. Yolculuğunuz nasıldı? İzmir’e saat kaçta vardınız? How was your journey? What time did you arrive in İzmir? Sabah evden 7.00’de çıkıyorum. 8.00’de işe varıyorum. I leave the house at 7.00 in the morning. I arrive at work at 8.00. Bugün hava çok sıcak. Eve varır varmaz soğuk bir duş alacağım. It’s too hot today. As soon as I get home, I’ll take a cold shower. Annemler (= Annemle babam) Ankara’ya sağ salim varmışlar. My mother and father have arrived safe and sound (= safely) in Ankara. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben varırım varmam varır mıyım varıyorum varmıyorum varıyor muyum vardım varmadım vardım mı varmışım varmamışım varmış mıyım varacağım varmayacağım varacak mıyım Sen varırsın varmazsın varır mısın varıyorsun varmıyorsun varıyor musun vardın varmadın vardın mı varmışsın varmamışsın varmış mısın varacaksın varmayacaksın varacak mısın O varır varmaz varır mı varıyor varmıyor varıyor mu vardı varmadı vardı mı varmış varmamış varmış mı varacak varmayacak varacak mı Biz varırız varmayız varır mıyız varıyoruz varmıyoruz varıyor muyuz vardık varmadık vardık mı varmışız varmamışız varmış mıyız varacağız varmayacağız varacak mıyız Siz varırsınız varmazsınız varır mısınız varıyorsunuz varmıyorsunuz varıyor musunuz vardınız varmadınız vardınız mı varmışsınız varmamışsınız varmış mısınız varacaksınız varmayacaksınız varacak mısınız Onlar varırlar varmazlar varırlar mı varıyorlar varmıyorlar varıyorlar mı vardılar varmadılar vardılar mı varmışlar varmamışlar varmışlar mı varacaklar varmayacaklar varacaklar mı grammar As you can see in the conjugation table, in the -di past interrogative, all personal suffixes precede mı, unlike in other tenses. The same is true for all verbs. word forms and phrases -e sağ salim varmak -e vaktinde/zamanında varmak varış to arrive safely to arrive on time arrival
  • 18.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 7 12. yatmak to go to bed -e/-de yatmak to lie (flat position) ile yatmak to sleep with someone Çocuklar, size hâlâ niye yatmadınız mı? Saat 10.00’a geliyor. Kids, why haven’t you gone to bed yet? It’s almost 10.00 o’clock. Ben bu gece erken yatacağım. Ofiste çok yoruldum. I will go to bed early tonight. I got so tired at the office. Polis! Yere yat. Hemen! Police! Lie down on the floor/ground. Now! Erkek kardeşim tüm gün kanepede yatıyor ve futbol seyrediyor. My brother lies on the sofa all day and watch football. Adam, ‘Senden başka hiç kimseyle yatmadım.’ diye yemin ediyor. The man swears, ‘I haven’t slept with anybody except you.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yatarım yatmam yatar mıyım yatıyorum yatmıyorum yatıyor muyum yattım yatmadım yattım mı yatmışım yatmamışım yatmış mıyım yatacağım yatmayacağım yatacak mıyım Sen yatarsın yatmazsın yatar mısın yatıyorsun yatmıyorsun yatıyor musun yattın yatmadın yattın mı yatmışsın yatmamışsın yatmış mısın yatacaksın yatmayacaksın yatacak mısın O yatar yatmaz yatar mı yatıyor yatmıyor yatıyor mu yattı yatmadı yattı mı yatmış yatmamış yatmış mı yatacak yatmayacak yatacak mı Biz yatarız yatmayız yatar mıyız yatıyoruz yatmıyoruz yatıyor muyuz yattık yatmadık yattık mı yatmışız yatmamışız yatmış mıyız yatacağız yatmayacağız yatacak mıyız Siz yatarsınız yatmazsınız yatar mısınız yatıyorsunuz yatmıyorsunuz yatıyor musunuz yattınız yatmadınız yattınız mı yatmışsınız yatmamışsınız yatmış mısınız yatacaksınız yatmayacaksınız yatacak mısınız Onlar yatarlar yatmazlar yatarlar mı yatıyorlar yatmıyorlar yatıyorlar mı yattılar yatmadılar yattılar mı yatmışlar yatmamışlar yatmışlar mı yatacaklar yatmayacaklar yatacaklar mı word forms and phrases yüzüstü yatmak sırtüstü yatmak hasta yatmak önüne gelenle yatmak Önüne changes according to person: önüme, önüne, önüne; önümüze, önünüze, önlerine. to lie face down to lie on your back to lie sick to sleep around
  • 19.
    18 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 13. uyumak to sleep Çocuklar, bebek uyuyor. Gidip odanızda oynayın, tamam mı? Kids, the baby’s asleep. Go and play in your room, okay? uyanmak to wake up Deniz henüz uyanmamış. Dün gece çok geç yattı. Deniz hasn’t woken up yet. He went to bed too late last night. -i uyandırmak to wake someone up Beni niye bu kadar erken uyandırdın? Bugün pazar, anne. Why have you woken me up so early? Today is Sunday, Mum. Çocukları uyandırır mısın, hayatım? Okula geç kalacaklar. Would you wake up the kids, honey? They will be late for school. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben uyurum uyumam uyur muyum uyuyorum uyumuyorum uyuyor muyum uyudum uyumadım uyudum mu uyumuşum uyumamışım uyumuş muyum uyuyacağım uyumayacağım uyuyacak mıyım Sen uyursun uyumazsın uyur musun uyuyorsun uyumuyorsun uyuyor musun uyudun uyumadın uyudun mu uyumuşsun uyumamışsın uyumuş musun uyuyacaksın uyumayacaksın uyuyacak mısın O uyur uyumaz uyur mu uyuyor uyumuyor uyuyor mu uyudu uyumadı uyudu mu uyumuş uyumamış uyumuş mu uyuyacak uyumayacak uyuyacak mı Biz uyuruz uyumayız uyur muyuz uyuyoruz uyumuyoruz uyuyor muyuz uyuduk uyumadık uyuduk mu uyumuşuz uyumamışız uyumuş muyuz uyuyacağız uyumayacağız uyuyacak mıyız Siz uyursunuz uyumazsınız uyur musunuz uyuyorsunuz uyumuyorsunuz uyuyor musunuz uyudunuz uyumadınız uyudunuz mu uyumuşsunuz uyumamışsınız uyumuş musunuz uyuyacaksınız uyumayacaksınız uyuyacak mısınız Onlar uyurlar uyumazlar uyurlar mı uyuyorlar uyumuyorlar uyuyorlar mı uyudular uyumadılar uyudular mı uyumuşlar uyumamışlar uyumuşlar mı uyuyacaklar uyumayacaklar uyuyacaklar mı grammar As you can see in the conjugation table, in the future tense negative, the buffer letter y stands between -me (or -ma) and the tense suffix. word forms and phrases uyku uykulu uykusuz uyanık uyuyakalmak kestirmek sleep sleepy sleepless 1. awake 2. shrewd to fall asleep to have a nap
  • 20.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 9 14. kalkmak 1. to get up (after sleeping) 2. to leave (bus/train etc) -den kalkmak to get up (stand up) Arkın geç yatıyor ve geç kalkıyor. Öğleye kadar uyuyor. Arkın goes to bed late and gets up late. He sleeps until noon. Erken kalkmışsın. Bir yere mi gideceksin? You got up early. Will you go somewhere? Yarın otobüsünüz saat kaçta kalkıyor? What time does your bus leave tomorrow? Ali Bey masadan öfkeyle kalktı ve toplantıyı terk etti. Mr Ali angrily got up from the table and left the meeting. ayağa kalkmak to rise to your feet Türkiye’de öğretmen sınıfa girince öğrenciler ayağa kalkarlar. In Turkey, when teachers come to class, students stand up. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kalkarım kalkmam kalkar mıyım kalkıyorum kalkmıyorum kalkıyor muyum kalktım kalkmadım kalktım mı kalkmışım kalkmamışım kalkmış mıyım kalkacağım kalkmayacağım kalkacak mıyım Sen kalkarsın kalkmazsın kalkar mısın kalkıyorsun kalkmıyorsun kalkıyor musun kalktın kalkmadın kalktın mı kalkmışsın kalkmamışsın kalkmış mısın kalkacaksın kalkmayacaksın kalkacak mısın O kalkar kalkmaz kalkar mı kalkıyor kalkmıyor kalkıyor mu kalktı kalkmadı kalktı mı kalkmış kalkmamış kalkmış mı kalkacak kalkmayacak kalkacak mı Biz kalkarız kalkmayız kalkar mıyız kalkıyoruz kalkmıyoruz kalkıyor muyuz kalktık kalkmadık kalktık mı kalkmışız kalkmamışız kalkmış mıyız kalkacağız kalkmayacağız kalkacak mıyız Siz kalkarsınız kalkmazsınız kalkar mısınız kalkıyorsunuz kalkmıyorsunuz kalkıyor musunuz kalktınız kalkmadınız kalktınız mı kalkmışsınız kalkmamışsınız kalkmış mısınız kalkacaksınız kalkmayacaksınız kalkacak mısınız Onlar kalkarlar kalkmazlar kalkarlar mı kalkıyorlar kalkmıyorlar kalkıyorlar mı kalktılar kalkmadılar kalktılar mı kalkmışlar kalkmamışlar kalkmışlar mı kalkacaklar kalkmayacaklar kalkacaklar mı proverbs Erken kalkan yol alır. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Literally: The one who gets up early goes ahead. Means: The early bird catches the worm. Literally: The one who rises up in anger sits back in defeat. Means: You regret what you did or said in a fit of anger.
  • 21.
    20 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 15. -e bakmak 1. to look (i. see ii. search) 2. to look after Niye sürekli saatine bakıyorsun? Bir yere mi gideceksin? Why are you always looking at your watch? Are you going somewhere? ‘Ekranda ne görüyorsun?’ ‘Hiç.’ ‘Dikkatli bak.’ ‘What can you see on the screen?’ ‘Nothing.’ ‘Look carefully.’ * Hey, bana bak. Seninle konuşuyorum. Hey, look at me. I’m talking to you. Saatimi gördün mü? Her yere baktım fakat bulamadım. Have you seen my watch? I looked everywhere, but I couldn’t find it. Sizinle gelemem. Öğleden sonra kardeşime bakacağım. I can’t come with you. I’ll look after my brother/sister in the afternoon. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben bakarım bakmam bakar mıyım bakıyorum bakmıyorum bakıyor muyum baktım bakmadım baktım mı bakmışım bakmamışım bakmış mıyım bakacağım bakmayacağım bakacak mıyım Sen bakarsın bakmazsın bakar mısın bakıyorsun bakmıyorsun bakıyor musun baktın bakmadın baktın mı bakmışsın bakmamışsın bakmış mısın bakacaksın bakmayacaksın bakacak mısın O bakar bakmaz bakar mı bakıyor bakmıyor bakıyor mu baktı bakmadı baktı mı bakmış bakmamış bakmış mı bakacak bakmayacak bakacak mı Biz bakarız bakmayız bakar mıyız bakıyoruz bakmıyoruz bakıyor muyuz baktık bakmadık baktık mı bakmışız bakmamışız bakmış mıyız bakacağız bakmayacağız bakacak mıyız Siz bakarsınız bakmazsınız bakar mısınız bakıyorsunuz bakmıyorsunuz bakıyor musunuz baktınız bakmadınız baktınız mı bakmışsınız bakmamışsınız bakmış mısınız bakacaksınız bakmayacaksınız bakacak mısınız Onlar bakarlar bakmazlar bakarlar mı bakıyorlar bakmıyorlar bakıyorlar mı baktılar bakmadılar baktılar mı bakmışlar bakmamışlar bakmışlar mı bakacaklar bakmayacaklar bakacaklar mı * note Yes, the same spelling, the same meaning, and almost the same pronunciation. word forms and phrases bakıcı çocuk bakıcısı birine tepeden bakmak gözlerini dikip bakmak Sen kendi işine bak. Kendine iyi bak. Bakar mısınız? carer/caretaker babysitter to look down on someone to stare Mind your own business. Take care (of yourself). Excuse me (to politely get someone’s attention).
  • 22.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 1 16. -i görmek to see Biz bir şey görmedik, Memur Bey. Biz o sırada kafenin dışındaydık. We didn’t see anything, Officer. We were outside the café at the time. ‘Öğleden sonra öğretmenini göreceğim.’ ‘Niye göreceksin?’ ‘I’ll see your teacher in the afternoon.’ ‘Why will you see him?’ Görmüyor musun? Çalışıyorum. Beni rahatsız etme, lütfen. Can’t you see? I’m working. Don’t disturb me, please. ‘Biletinizi görebilir miyim, lütfen?’ ‘Tabii, buyurun.’ * ‘Can I see your ticket, please?’ ‘Sure, here you are.’ Bugün evime girmişler. Yan komşum lanet olası hırsızları görmüş. They broke into my house today. My next-door saw the damn burglars. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben görürüm görmem görür müyüm görüyorum görmüyorum görüyor muyum gördüm görmedim gördüm mü görmüşüm görmemişim görmüş müyüm göreceğim görmeyeceğim görecek miyim Sen görürsün görmezsin görür müsün görüyorsun görmüyorsun görüyor musun gördün görmedin gördün mü görmüşsün görmemişsin görmüş müsün göreceksin görmeyeceksin görecek misin O görür görmez görür mü görüyor görmüyor görüyor mu gördü görmedi gördü mü görmüş görmemiş görmüş mü görecek görmeyecek görecek mi Biz görürüz görmeyiz görür müyüz görüyoruz görmüyoruz görüyor muyuz gördük görmedik gördük mü görmüşüz görmemişiz görmüş müyüz göreceğiz görmeyeceğiz görecek miyiz Siz görürsünüz görmezsiniz görür müsünüz görüyorsunuz görmüyorsunuz görüyor musunuz gördünüz görmediniz gördünüz mü görmüşsünüz görmemişsiniz görmüş müsünüz göreceksiniz görmeyeceksiniz görecek misiniz Onlar görürler görmezler görürler mi görüyorlar görmüyorlar görüyorlar mı gördüler görmediler gördüler mi görmüşler görmemişler görmüşler mi görecekler görmeyecekler görecekler mi * grammar The suffix -ebil (or -abil) can be added to any verb stem and put into any tense – just like the verb bilmek (to know). It can express ability, possibility, permission, or request. See the next page for its negative form. word forms görüşmek üzere sonra/yarın görüşürüz -ile görüşmek -i görmezden gelmek öngörü -i öngörmek hoşgörü -i hoş görmek see you see you later/tomorrow to get together 1. to pretend not to see 2. to ignore foresight to foresee tolerance to tolerate
  • 23.
    22 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 17. -i duymak to hear Sen de tuhaf bir ses duydun mu? Arka bahçede biri olabilir. Have you heard a strange noise too? It could be someone in the backyard. Müzik dinliyordum. Seni duyamadım. Ne dedin, kanka? * I was listening to music. I couldn’t hear you. What did you say, buddy? Bugün okulu astım. Annem duyarsa beni öldürür. I have cut school today. If my mother hears about it, she will kill me. Seni duyuyorum. Sağır değilim. Öyle bağırmana gerek yok. I can hear you. I’m not deaf. You don’t have to shout like that. ‘Melek, sana seslendim. Beni duymadın mı?’ ‘Hayır, duymadım, anne.’ ‘Melek, I called you. Didn’t you hear me?’ ‘No, I didn’t, Mum.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben duyarım duymam duyar mıyım duyuyorum duymuyorum duyuyor muyum duydum duymadım duydum mu duymuşum duymamışım duymuş muyum duyacağım duymayacağım duyacak mıyım Sen duyarsın duymazsın duyar mısın duyuyorsun duymuyorsun duyuyor musun duydun duymadın duydun mu duymuşsun duymamışsın duymuş musun duyacaksın duymayacaksın duyacak mısın O duyar duymaz duyar mı duyuyor duymuyor duyuyor mu duydu duymadı duydu mu duymuş duymamış duymuş mu duyacak duymayacak duyacak mı Biz duyarız duymayız duyar mıyız duyuyoruz duymuyoruz duyuyor muyuz duyduk duymadık duyduk mu duymuşuz duymamışız duymuş muyuz duyacağız duymayacağız duyacak mıyız Siz duyarsınız duymazsınız duyar mısınız duyuyorsunuz duymuyorsunuz duyuyor musunuz duydunuz duymadınız duydunuz mu duymuşsunuz duymamışsınız duymuş musunuz duyacaksınız duymayacaksınız duyacak mısınız Onlar duyarlar duymazlar duyarlar mı duyuyorlar duymuyorlar duyuyorlar mı duydular duymadılar duydular mı duymuşlar duymamışlar duymuşlar mı duyacaklar duymayacaklar duyacaklar mı * grammar We negate -ebil/abil by replacing the bil with -me/ma: duyabildim; duyamadım. When -ebil/abil expresses possibility, as in the first example (olabilir), it is negated differently. word forms duyum duyurmak duyuru -i duymazdan gelmek hearsay to announce announcement 1. to pretend not to hear 2. to turn a deaf ear
  • 24.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 3 18. konuşmak to talk, speak ‘Müsait misin, Zeynep? Konuşabilir miyiz?’ ‘Evet, müsaitim.’ ‘Are you free, Zeynep? Can we talk?’ ‘Yes, I’m free.’ Affedersiniz, Türkçe konuşabiliyor musunuz? Excuse me, can you speak Turkish? ile konuşmak to talk with/to Deniz’le konuşur musun? Ev ödevlerini henüz yapmadı. Will you talk to Deniz? She hasn’t done her homework yet. hakkında konuşmak to talk about Onlar sürekli futbol hakkında konuşuyorlar. Çok sıkıcılar. They are always talking about football. They are too boring. word forms konuşma konuşmacı konuşma yapmak konuşkan havadan sudan konuşmak saçma sapan konuşmak speech speaker to make/deliver a speech talkative to talk about this and that (lit from weather and water) to talk nonsense Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben konuşurum konuşmam konuşur muyum konuşuyorum konuşmuyorum konuşuyor muyum konuştum konuşmadım konuştum mu konuşmuşum konuşmamışım konuşmuş muyum konuşacağım konuşmayacağım konuşacak mıyım Sen konuşursun konuşmazsın konuşur musun konuşuyorsun konuşmuyorsun konuşuyor musun konuştun konuşmadın konuştun mu konuşmuşsun konuşmamışsın konuşmuş musun konuşacaksın konuşmayacaksın konuşacak mısın O konuşur konuşmaz konuşur mu konuşuyor konuşmuyor konuşuyor mu konuştu konuşmadı konuştu mu konuşmuş konuşmamış konuşmuş mu konuşacak konuşmayacak konuşacak mı Biz konuşuruz konuşmayız konuşur muyuz konuşuyoruz konuşmuyoruz konuşuyor muyuz konuştuk konuşmadık konuştuk mu konuşmuşuz konuşmamışız konuşmuş muyuz konuşacağız konuşmayacağız konuşacak mıyız Siz konuşursunuz konuşmazsınız konuşur musunuz konuşuyorsunuz konuşmuyorsunuz konuşuyor musunuz konuştunuz konuşmadınız konuştunuz mu konuşmuşsunuz konuşmamışsınız konuşmuş musunuz konuşacaksınız konuşmayacaksınız konuşacak mısınız Onlar konuşurlar konuşmazlar konuşurlar mı konuşuyorlar konuşmuyorlar konuşuyorlar mı konuştular konuşmadılar konuştular mı konuşmuşlar konuşmamışlar konuşmuşlar mı konuşacaklar konuşmayacaklar konuşacaklar mı
  • 25.
    24 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 19. -i dinlemek to listen Siz ne tür müzik dinliyorsunuz? Ben genellikle pop ve caz dinliyorum. What kind of music do you listen to? I mostly listen to pop and jazz. Dinleyin, çocuklar. Size harika bir haberimiz var. Listen up, kids. We have some great news for you. Ali’ye ‘Gitme.’ dedim, ama beni dinlemedi. Çok inatçı. ‘Don’t go,’ I said to Ali, but he wouldn’t listen to me. He’s so stubborn. Sabah haberlerini arabada işe giderken dinliyorum. I listen to the morning news in the car while I drive to work. Problemini anlatmak istersen dinlerim. Ben iyi bir dinleyiciyimdir. If you would like to tell me your problem, I’ll listen. I’m a good listener. grammar In Turkish, a transitive verb has an object either without a suffix or with the accusative suffix -i. If the object refers to something indefinite or a kind of thing, it doesn’t get a suffix. If, on the other hand, the object refers to something definite that our readers or listeners know about, it gets the accusative suffix -i. In this book, transitive verbs, in both Turkish and English, are marked [tr] and intransitive verbs are marked [intr], but not always. word forms dinleyici -i gizlice dinlemek -i dikkatli dinlemek -i can kulağıyla dinlemek listener; audience to eavesdrop to listen carefully/intently to be all ears Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben dinlerim dinlemem dinler miyim dinliyorum dinlemiyorum dinliyor muyum dinledim dinlemedim dinledim mi dinlemişim dinlememişim dinlemiş miyim dinleyeceğim dinlemeyeceğim dinleyecek miyim Sen dinlersin dinlemezsin dinler misin dinliyorsun dinlemiyorsun dinliyor musun dinledin dinlemedin dinledin mi dinlemişsin dinlememişsin dinlemiş misin dinleyeceksin dinlemeyeceksin dinleyecek misin O dinler dinlemez dinler mi dinliyor dinlemiyor dinliyor mu dinledi dinlemedi dinledi mi dinlemiş dinlememiş dinlemiş mi dinleyecek dinlemeyecek dinleyecek mi Biz dinleriz dinlemeyiz dinler miyiz dinliyoruz dinlemiyoruz dinliyor muyuz dinledik dinlemedik dinledik mi dinlemişiz dinlememişiz dinlemiş miyiz dinleyeceğiz dinlemeyeceğiz dinleyecek miyiz Siz dinlersiniz dinlemezsiniz dinler misiniz dinliyorsunuz dinlemiyorsunuz dinliyor musunuz dinlediniz dinlemediniz dinlediniz mi dinlemişsiniz dinlememişsiniz dinlemiş misiniz dinleyeceksiniz dinlemeyeceksiniz dinleyecek misiniz Onlar dinlerler dinlemezler dinlerler mi dinliyorlar dinlemiyorlar dinliyorlar mı dinlediler dinlemediler dinlediler mi dinlemişler dinlememişler dinlemişler mi dinleyecekler dinlemeyecekler dinleyecekler mi
  • 26.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 5 20. -i okumak to read okumak to study (a subject) at a university/school ‘Ahmet Altan’ın son kitabını okudun mu?’ ‘Hayır, okumadım.’ ‘Have you read Ahmet Altan’s latest book?’ ‘No, I haven’t.’ ‘Ne okuyorsun, Veli?’ ‘Şiir okuyorum.’ ‘What are you reading, Veli?’ ‘I’m reading a poem.’ Meltem’in İngilizcesi çok iyi. Amerika’da ekonomi okumuş. Meltem’s English is very good. She studied economics in America. Kızım Ankara Üniversitesi’nde tıp okuyacak. My daughter will study medicine at Ankara University. birine bir şey okumak to read something to somebody Ablam her gece çocuklarına masal okur. My older sister reads (bedtime) stories to her children every night. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben okurum okumam okur muyum okuyorum okumuyorum okuyor muyum okudum okumadım okudum mu okumuşum okumamışım okumuş muyum okuyacağım okumayacağım okuyacak mıyım Sen okursun okumazsın okur musun okuyorsun okumuyorsun okuyor musun okudun okumadın okudun mu okumuşsun okumamışsın okumuş musun okuyacaksın okumayacaksın okuyacak mısın O okur okumaz okur mu okuyor okumuyor okuyor mu okudu okumadı okudu mu okumuş okumamış okumuş mu okuyacak okumayacak okuyacak mı Biz okuruz okumayız okur muyuz okuyoruz okumuyoruz okuyor muyuz okuduk okumadık okuduk mu okumuşuz okumamışız okumuş muyuz okuyacağız okumayacağız okuyacak mıyız Siz okursunuz okumazsınız okur musunuz okuyorsunuz okumuyorsunuz okuyor musunuz okudunuz okumadınız okudunuz mu okumuşsunuz okumamışsınız okumuş musunuz okuyacaksınız okumayacaksınız okuyacak mısınız Onlar okurlar okumazlar okurlar mı okuyorlar okumuyorlar okuyorlar mı okudular okumadılar okudular mı okumuşlar okumamışlar okumuşlar mı okuyacaklar okumayacaklar okuyacaklar mı word forms and phrases okur, okuyucu okur yazar okumuş okuma parçası -i sesli okumak -i sessiz okumak dua okumak bela okumak birinin aklını okumak (kendi) bildiğini okumak birine/bir şeye meydan okumak reader literate well-educated reading text to read aloud to read silently to say prayer to curse to read someone’s mind to go your own way to challenge sb/sth
  • 27.
    26 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 21. -i yazmak to write; to type yazmak to have words on Bu kağıda adınızı, soyadınızı ve adresinizi yazar mısınız? Would you write down your name, surname and address on this piece of paper? Bu antivirüs programını kim yazmış? Çok başarılı. Who wrote this anti-virus software? It’s a great success. Yarın Türkçe dersinde kompozisyon yazacağız. We are going to write an essay in Turkish class tomorrow. Bak, kapıda ‘Girilmez’ yazıyor (= diyor). Hadi, gidelim buradan. Look, it reads (= says) on the door: ‘No Entry’. Let’s get out of here. not almak to take notes Bugün tarih dersinde hiç not alamadım. Senin notlarını ödünç alabilir miyim? I couldn’t take any notes in history class today. Can I borrow your notes? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yazarım yazmam yazar mıyım yazıyorum yazmıyorum yazıyor muyum yazdım yazmadım yazdım mı yazmışım yazmamışım yazmış mıyım yazacağım yazmayacağım yazacak mıyım Sen yazarsın yazmazsın yazar mısın yazıyorsun yazmıyorsun yazıyor musun yazdın yazmadın yazdın mı yazmışsın yazmamışsın yazmış mısın yazacaksın yazmayacaksın yazacak mısın O yazar yazmaz yazar mı yazıyor yazmıyor yazıyor mu yazdı yazmadı yazdı mı yazmış yazmamış yazmış mı yazacak yazmayacak yazacak mı Biz yazarız yazmayız yazar mıyız yazıyoruz yazmıyoruz yazıyor muyuz yazdık yazmadık yazdık mı yazmışız yazmamışız yazmış mıyız yazacağız yazmayacağız yazacak mıyız Siz yazarsınız yazmazsınız yazar mısınız yazıyorsunuz yazmıyorsunuz yazıyor musunuz yazdınız yazmadınız yazdınız mı yazmışsınız yazmamışsınız yazmış mısınız yazacaksınız yazmayacaksınız yazacak mısınız Onlar yazarlar yazmazlar yazarlar mı yazıyorlar yazmıyorlar yazıyorlar mı yazdılar yazmadılar yazdılar mı yazmışlar yazmamışlar yazmışlar mı yazacaklar yazmayacaklar yazacaklar mı grammar For new learners, it can be confusing when to use the accusative -i. We always add it to nouns with the possessive suffixes and to nouns preceded by the demonstrative adjective bu, şu or o, as in the first and second examples. word forms and phrases yazı yazar yaratıcı yazarlık yazar kasa yazgı (= kader) -e yazılmak birine yazmak/yazılmak writing writer creative writing cash register/till fate to enrol to make a move/hit on sb
  • 28.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 7 22. demek 1. to say 2. to mean (i. have a meaning ii. intend to say sth) ‘Ne dedin, tatlım? Seni duyamadım.’ ‘Ben acıktım, anne dedim.’ ‘What did you say, sweetie? I couldn’t hear you.’ ‘I said, I’m hungry, Mum.’ birine bir şey demek to say something to someone ‘Eve gidiyorum.’ demiş Nevin’e. Başka bir şey dememiş. ‘I’m going home,’ s/he said to Nevin. S/he didn’t say anything else. ‘Bu İngilizce kelime ne demek?’ ‘Shelf. Raf demek.’ ‘What does this English word mean?’ ‘Shelf. It means raf.’ As you can see in this example, we use demek for the meaning in 2.i. We use istemek (to want) after demek for the meaning in 2.ii, as in: Ne demek istiyorsunuz? Sizi anlamıyorum. Daha açık konuşur musunuz? What do you mean? I can’t understand you. Can you speak more clearly? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben derim demem der miyim diyorum demiyorum diyor muyum dedim demedim dedim mi demişim dememişim demiş miyim diyeceğim demeyeceğim diyecek miyim Sen dersin demezsin der misin diyorsun demiyorsun diyor musun dedin demedin dedin mi demişsin dememişsin demiş misin diyeceksin demeyeceksin diyecek misin O der demez der mi diyor demiyor diyor mu dedi demedi dedi mi demiş dememiş demiş mi diyecek demeyecek diyecek mi Biz deriz demeyiz der miyiz diyoruz demiyoruz diyor muyuz dedik demedik dedik mi demişiz dememişiz demiş miyiz diyeceğiz demeyeceğiz diyecek miyiz Siz dersiniz demezsiniz der misiniz diyorsunuz demiyorsunuz diyor musunuz dediniz demediniz dediniz mi demişsiniz dememişsiniz demiş misiniz diyeceksiniz demeyeceksiniz diyecek misiniz Onlar derler demezler derler mi diyorlar demiyorlar diyorlar mı dediler demediler dediler mi demişler dememişler demişler mi diyecekler demeyecekler diyecekler mi word forms and phrases demeç deyim dedikodu dedikoducu dedikodu yapmak statement idiom gossip gossip (person) to gossip
  • 29.
    28 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 23. -i anlamak to understand; to see Benim Türkçem iyi değil. Sizi anlayamıyorum. Daha yavaş konuşur musunuz? My Turkish isn’t good. I can’t understand you. Can you speak more slowly? Sanırım siz Mert Bey’i yanlış anlamışsınız. Toplantı yarın sabah. I think you got Mr Mert misunderstood. The meeting is tomorrow morning. ‘Şakamı anlamadın, değil mi?’ ‘Yo, anladım. Hiç komik değildi.’ ‘You couldn’t see my joke, could you?’ ‘Yes, I could. It wasn’t funny at all.’ Benim annem beni hiç anlamıyor. Beni hiç dinlemiyor. My mother never understands me. She never listens to me. -den anlamak to understand (fact/idea) Ben futboldan hiç anlamam. Başka bir şey hakkında konuşsak olur mu? I don’t understand football at all. Do you mind if we talk about something else? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben anlarım anlamam anlar mıyım anlıyorum anlamıyorum anlıyor muyum anladım anlamadım anladım mı anlamışım anlamamışım anlamış mıyım anlayacağım anlamayacağım anlayacak mıyım Sen anlarsın anlamazsın anlar mısın anlıyorsun anlamıyorsun anlıyor musun anladın anlamadın anladın mı anlamışsın anlamamışsın anlamış mısın anlayacaksın anlamayacaksın anlayacak mısın O anlar anlamaz anlar mı anlıyor anlamıyor anlıyor mu anladı anlamadı anladı mı anlamış anlamamış anlamış mı anlayacak anlamayacak anlayacak mı Biz anlarız anlamayız anlar mıyız anlıyoruz anlamıyoruz anlıyor muyuz anladık anlamadık anladık mı anlamışız anlamamışım anlamış mıyız anlayacağız anlamayacağız anlayacak mıyız Siz anlarsınız anlamazsınız anlar mısınız anlıyorsunuz anlamıyorsunuz anlıyor musunuz anladınız anlamadınız anladınız mı anlamışsınız anlamamışsınız anlamış mısınız anlayacaksınız anlamayacaksınız anlayacak mısınız Onlar anlarlar anlamazlar anlarlar mı anlıyorlar anlamıyorlar anlıyorlar mı anladılar anlamadılar anladılar mı anlamışlar anlamamışlar anlamışlar mı anlayacaklar anlamayacaklar anlayacaklar mı grammar In addition to nouns with the possessive suffixes, we always add the accusative -i to the personal pronouns (beni, seni, onu, etc) and to proper names (of persons, countries, books, films, etc). word forms anlayış anlayışlı anlayışsız understanding (i. knowledge ii. sympathy) understanding (sympathetic) inconsiderate
  • 30.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 2 9 24. düşünmek to think (use your mind to decide about sth, form an opinion, or imagine sth) Biraz bekle, düşünüyorum. Bu benim için kolay bir karar değil. Wait a moment, I’m thinking. This isn’t an easy decision for me. Bu senin son kararın mı, arkadaşım? İyi düşündün mü? Is that your final decision, my friend? Have you thought it over? verb stem+meyi/mayı düşünmek to think about verb+ing Biz arabamızı değiştirmeyi düşünüyoruz. We are thinking about changing our car. See the words we use for the English think in these examples: ‘Pardon, tanışıyor muyuz?’ ‘Hayır, sanmıyorum.’ ‘Excuse me, have we met before?’ ‘No, I don’t think so.’ ‘Sence yarın Bursaspor Beşiktaş’ı yenebilir mi?’ ‘Bence hayır.’ ‘Do you think Bursaspor can beat Beşiktaş tomorrow?’ ‘I think not.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben düşünürüm düşünmem düşünür müyüm düşünüyorum düşünmüyorum düşünüyor muyum düşündüm düşünmedim düşündüm mü düşünmüşüm düşünmemişim düşünmüş müyüm düşüneceğim düşünmeyeceğim düşünecek miyim Sen düşünürsün düşünmezsin düşünür müsün düşünüyorsun düşünmüyorsun düşünüyor musun düşündün düşünmedin düşündün mü düşünmüşsün düşünmemişsin düşünmüş müsün düşüneceksin düşünmeyeceksin düşünecek misin O düşünür düşünmez düşünür mü düşünüyor düşünmüyor düşünüyor mu düşündü düşünmedi düşündü mü düşünmüş düşünmemiş düşünmüş mü düşünecek düşünmeyecek düşünecek mi Biz düşünürüz düşünmeyiz düşünür müyüz düşünüyoruz düşünmüyoruz düşünüyor muyuz düşündük düşünmedik düşündük mü düşünmüşüz düşünmemişiz düşünmüş müyüz düşüneceğiz düşünmeyeceğiz düşünecek miyiz Siz düşünürsünüz düşünmezsiniz düşünür müsünüz düşünüyorsunuz düşünmüyorsunuz düşünüyor musunuz düşündünüz düşünmediniz düşündünüz mü düşünmüşsünüz düşünmemişsiniz düşünmüş müsünüz düşüneceksiniz düşünmeyeceksiniz düşünecek misiniz Onlar düşünürler düşünmezler düşünürler mi düşünüyorlar düşünmüyorlar düşünüyorlar mı düşündüler düşünmediler düşündüler mi düşünmüşler düşünmemişler düşünmüşler mi düşünecekler düşünmeyecekler düşünecekler mi word forms and phrases düşünce düşünceli düşüncesiz Bence Sence …? Sanırım/Sanıyorum Sanmam/Sanmıyorum Düşünüyorum, o halde varım. thought thoughtful thoughtless I think (when you think that something is true, or will happen) Do you think …? I think (when you say that you believe something is true although you aren’t sure) I don’t think so I think, therefore I am.
  • 31.
    30 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 25. -i bilmek to know (1. have information 2. skill/experience 3. be sure) Murat uzun zamandır burada çalışıyor. Herkesi tanır ve her şeyi bilir. * Murat has been working here for a long time. He knows everyone and everything. Ben Sibel’in soyadını bilmiyorum. Siz biliyor musunuz? I don’t know Sibel’s surname. Do you know it? ‘Saat kaç biliyor musun?’ ’11.00’e geliyor. Bir yere mi gideceksin?’ ‘Do you know what time it is?’ ‘It’s almost 11.00. Are you going somewhere?’ Karım üç yabancı dil biliyor: İngilizce, Fransızca ve İtalyanca. My wife knows three foreign languages: English, French and Italian. ‘Hafta sonu Beril’in partisine gidecek misin?’ ‘Bilmem. Ya sen?’ ‘Will you go to Beril’s party at the weekend?’ ‘I don’t know. What about you?’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben bilirim bilmem bilir miyim biliyorum bilmiyorum biliyor muyum bildim bilmedim bildim mi bilmişim bilmemişim bilmiş miyim bileceğim bilmeyeceğim bilecek miyim Sen bilirsin bilmezsin bilir misin biliyorsun bilmiyorsun biliyor musun bildin bilmedin bildin mi bilmişsin bilmemişsin bilmiş misin bileceksin bilmeyeceksin bilecek misin O bilir bilmez bilir mi biliyor bilmiyor biliyor mu bildi bilmedi bildi mi bilmiş bilmemiş bilmiş mi bilecek bilmeyecek bilecek mi Biz biliriz bilmeyiz bilir miyiz biliyoruz bilmiyoruz biliyor muyuz bildik bilmedik bildik mi bilmişiz bilmemişiz bilmiş miyiz bileceğiz bilmeyeceğiz bilecek miyiz Siz bilirsiniz bilmezsiniz bilir misiniz biliyorsunuz bilmiyorsunuz biliyor musunuz bildiniz bilmediniz bildiniz mi bilmişsiniz bilmemişsiniz bilmiş misiniz bileceksiniz bilmeyeceksiniz bilecek misiniz Onlar bilirler bilmezler bilirler mi biliyorlar bilmiyorlar biliyorlar mı bildiler bilmediler bildiler mi bilmişler bilmemişler bilmişler mi bilecekler bilmeyecekler bilecekler mi * note We use the verb tanımak for know in the meaning of being familiar with someone. See #78. word forms and phrases bilgi bilgili bilim bilinç çok bilmiş Allah bilir! Bildiğim kadarıyla Kesin/Net bilmiyorum. information knowledgeable science consciousness smart alec/ass God knows! As far as I know I don’t know for sure.
  • 32.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 1 26. vermek to give birine bir şey (in the nominative case) vermek Anne, bize biraz para verir misin? Okuldan sonra sinemaya gideceğiz. Mum, can you give me some money? We are going to the cinema after school. ‘Bana bir şans daha ver, aşkım.’ ‘Sana hiçbir şey yok. Defol git hayatımdan.’ ‘Give me another chance, love.’ ‘I have nothing for you. Get out of my life.’ bir şeyi (in the accusative case) birine vermek Gamze tüm oyuncak bebeklerini yan komşunun kızına vermiş. Gamze has given all her dolls to the next-door’s girl. Telefon numaranı Mustafa’ya verdim. Seni yarın arayacak. I have given your telephone number to Mustafa. He will call you tomorrow. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben veririm vermem verir miyim veriyorum vermiyorum veriyor muyum verdim vermedim verdim mi vermişim vermemişim vermiş miyim vereceğim vermeyeceğim verecek miyim Sen verirsin vermezsin verir misin veriyorsun vermiyorsun veriyor musun verdin vermedin verdin mi vermişsin vermemişsin vermiş misin vereceksin vermeyeceksin verecek misin O verir vermez verir mi veriyor vermiyor veriyor mu verdi vermedi verdi mi vermiş vermemiş vermiş mi verecek vermeyecek verecek mi Biz veririz vermeyiz verir miyiz veriyoruz vermiyoruz veriyor muyuz verdik vermedik verdik mi vermişiz vermemişiz vermiş miyiz vereceğiz vermeyeceğiz verecek miyiz Siz verirsiniz vermezsiniz verir misiniz veriyorsunuz vermiyorsunuz veriyor musunuz verdiniz vermediniz verdiniz mi vermişsiniz vermemişsiniz vermiş misiniz vereceksiniz vermeyeceksiniz verecek misiniz Onlar verirler vermezler verirler mi veriyorlar vermiyorlar veriyorlar mı verdiler vermediler verdiler mi vermişler vermemişler vermişler mi verecekler vermeyecekler verecekler mi some common noun + vermek collocations tavsiye vermek örnek vermek cevap vermek ümit vermek öpücük vermek izin vermek fikir vermek bilgi vermek öncelik vermek karar vermek söz vermek ödünç vermek kilo vermek nefes vermek give advice give an example give an answer give hope give a kiss give permission give an idea give information give priority make a decision make a promise lend lose weight breathe out
  • 33.
    32 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 27. -i almak 1. to take 2. to get, receive -den almak to pick sb/sth up ‘Sen bu dönem Türkçe alacak mısın?’ ‘Hayır, almayacağım. Ya sen?’ ‘Are you going to take Turkish this term?’ ‘No, I’m not. What about you?’ Anahtarlarını al. Ben akşam evde olmayacağım. Take your keys. I won’t be home in the evening. ‘E-postamı aldınız mı?’ ‘Hayır, almadım. Ne zaman gönderdiniz? ‘Have you received my e-mail?’ ‘No, I haven’t. When did you send it?’ Biri masamdan yine faremi almış. Somebody has taken my mouse off my desk again. Bugün çocukları okuldan sen alır mısın? Benim 3.00’te bir toplantım var. Will you pick the kids up from school today? I have a meeting at 3.00. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben alırım almam alır mıyım alıyorum almıyorum alıyor muyum aldım almadım aldım mı almışım almamışım almış mıyım alacağım almayacağım alacak mıyım Sen alırsın almazsın alır mısın alıyorsun almıyorsun alıyor musun aldın almadın aldın mı almışsın almamışsın almış mısın alacaksın almayacaksın alacak mısın O alır almaz alır mı alıyor almıyor alıyor mu aldı almadı aldı mı almış almamış almış mı alacak almayacak alacak mı Biz alırım almayız alır mıyız alıyoruz almıyoruz alıyor muyuz aldık almadık aldık mı almışız almamışız almış mıyız alacağız almayacağız alacak mıyız Siz alırsınız almazsınız alır mısınız alıyorsunuz almıyorsunuz alıyor musunuz aldınız almadınız aldınız mı almışsınız almamışsınız almış mısınız alacaksınız almayacaksınız alacak mısınız Onlar alırlar almazlar alırlar mı alıyorlar almıyorlar alıyorlar mı aldılar almadılar aldılar mı almışlar almamışlar almışlar mı alacaklar almayacaklar alacaklar mı some common noun + almak collocations duş almak karar almak risk almak ders almak mesaj almak not almak zaman almak uyuşturucu almak ilaç almak -i ciddiye almak -i dikkate almak kilo almak -den izin almak nefes almak take a shower take a decision take a risk take a class take a message take notes take time take drugs take medicine take sth/sb seriously take into account put on weight get permission breathe in
  • 34.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 3 28. -i (satın) almak to buy ‘Daha hızlı bir dizüstü satın alacağım.’ ‘Can geçen hafta i7 almış. Çok memnun.’ ‘I will buy a faster laptop.’ ‘Can bought an i7 last week. He’s very happy with it.’ ‘Elbiseni nereden aldın? Çok şık.’ ‘Kızılay’da bir mağazadan.’ ‘Where did you buy your dress? It’s so elegant.’ ‘In a shop in Kızılay [in Ankara]. birine bir şey almak to buy someone something Kocam bana hiç çiçek almadı. 10 yıldır evliyiz. My husband has never bought me flowers. We have been married for 10 years. bir şeyi 20/50 vb liraya almak to buy something for 20/50 etc liras ‘Bu bluzu 25 liraya aldım.’ ‘A! Sudan ucuz.’ ‘I bought this blouse for 25 liras.’ ‘Ah! That’s dirt cheap [lit cheaper than water].’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben satın alırım satın almam satın alır mıyım satın alıyorum satın almıyorum satın alıyor muyum satın aldım satın almadım satın aldım mı satın almışım satın almamışım satın almış mıyım satın alacağım satın almayacağım satın alacak mıyım Sen satın alırsın satın almazsın satın alır mısın satın alıyorsun satın almıyorsun satın alıyor musun satın aldın satın almadın satın aldın mı satın almışsın satın almamışsın satın almış mısın satın alacaksın satın almayacaksın satın alacak mısın O satın alır satın almaz satın alır mı satın alıyor satın almıyor satın alıyor mu satın aldı satın almadı satın aldı mı satın almış satın almamış satın almış mı satın alacak satın almayacak satın alacak mı Biz satın alırım satın almayız satın alır mıyız satın alıyoruz satın almıyoruz satın alıyor muyuz satın aldık satın almadık satın aldık mı satın almışız satın almamışız satın almış mıyız satın alacağız satın almayacağız satın alacak mıyız Siz satın alırsınız satın almazsınız satın alır mısınız satın alıyorsunuz satın almıyorsunuz satın alıyor musunuz satın aldınız satın almadınız aldınız mı satın almışsınız satın almamışsınız satın almış mısınız satın alacaksınız satın almayacaksınız satın alacak mısınız Onlar satın alırlar satın almazlar satın alırlar mı satın alıyorlar satın almıyorlar satın alıyorlar mı satın aldılar satın almadılar satın aldılar mı satın almışlar satın almamışlar satın almışlar mı satın alacaklar satın almayacaklar satın alacaklar mı word forms and phrases (on-line) alışveriş nakit almak kredi kartıyla almak taksitle almak veresiye almak ucuza almak pahalıya almak indirimden almak uygun fiyata almak (online) shopping to buy in cash to buy by credit card to buy on instalments to buy on credit to buy at a low price to buy at a high price to buy in a sale to buy at a bargain price
  • 35.
    34 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 29. -i satmak to sell (1. offer sth for people to buy 2. give sth in return for money) satmak to be bought by people O dükkân ikinci el mobilya ve beyaz eşya satıyor. Ben geçen yıl bir masa aldım. That shop sells second-hand furniture and household appliances. I bought a table last year. ‘Yan daireyi 1.500.000 liraya satmışlar.’ ‘Ya, kime satmışlar?’ ‘They have sold the flat next door for 1.500.000 liras.’ ‘Really, who did they sell it to?’ Arabamızı yan komşumuza satacağız. Sıfır bir araba alacağız. We will sell our car to our next-door neighbour. We will buy a brand-new car. Son kitabı sadece 100.000 adet satmış. Ben de aldım ama pek beğenmedim. His/Her last book sold only 100.000 copies. I bought it too, but I didn’t like it much. birini satmak to sell someone out O herif kendi çıkarı için herkesi satar. İğrenç bir insan ve siyasetçidir. That guy sells everyone out for his own interests. He’s a disgusting person and politician. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben satarım satmam satar mıyım satıyorum satmıyorum satıyor muyum sattım satmadım sattım mı satmışım satmamışım satmış mıyım satacağım satmayacağım satacak mıyım Sen satarsın satmazsın satar mısın satıyorsun satmıyorsun satıyor musun sattın satmadın sattın mı satmışsın satmamışsın satmış mısın satacaksın satmayacaksın satacak mısın O satar satmaz satar mı satıyor satmıyor satıyor mu sattı satmadı sattı mı satmış satmamış satmış mı satacak satmayacak satacak mı Biz satarız satmayız satar mıyız satıyoruz satmıyoruz satıyor muyuz sattık satmadık sattık mı satmışız satmamışız satmış mıyız satacağız satmayacağız satacak mıyız Siz satarsınız satmazsınız satar mısınız satıyorsunuz satmıyorsunuz satıyor musunuz sattınız satmadınız sattınız mı satmışsınız satmamışsınız satmış mısınız satacaksınız satmayacaksınız satacak mısınız Onlar satarlar satmazlar satarlar mı satıyorlar satmıyorlar satıyorlar mı sattılar satmadılar sattılar mı satmışlar satmamışlar satmışlar mı satacaklar satmayacaklar satacaklar mı word forms and phrases satıcı alıcı satılık satış elemanı satış fiyatı indirim Satıldı. Tükendi/Bitti/Kalmadı. seller buyer for sale shop assistant, salesperson selling price sale (lower price) Sold. Sold out.
  • 36.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 5 30. -i kiralamak to rent Biz geçen yaz Bodrum’da ev kiraladık. Otelden çok daha ucuzdu. We rented a house in Bodrum last summer. It was much cheaper than a hotel. Arabamı sattım. Yenisini satın almayacağım. Kiralayacağım. I have sold my car. I’m not going to buy a new one. I’ll rent. Yan daireyi yeni evli bir çift kiralamış. A newly married couple has rented the flat next-door. bir şeyi birine kiralamak to rent out something to someone Antalya’daki yazlıklarını kışın üniversite öğrencilerine kiralıyorlar. They rent out their summer house in Antalya to university students in winter. Ev sahibi dairesini bekârlara kiraya vermiyor (= kiralamıyor), maalesef. The landlord/lady doesn’t rent out his/her flat to single people, unfortunately. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kiralarım kiralamam kiralar mıyım kiralıyorum kiralamıyorum kiralıyor muyum kiraladım kiralamadım kiraladım mı kiralamışım kiralamamışım kiralamış mıyım kiralayacağım kiralamayacağım kiralayacak mıyım Sen kiralarsın kiralamazsın kiralar mısın kiralıyorsun kiralamıyorsun kiralıyor musun kiraladın kiralamadın kiraladın mı kiralamışsın kiralamamışsın kiralamış mısın kiralayacaksın kiralamayacaksın kiralayacak mısın O kiralar kiralamaz kiralar mı kiralıyor kiralamıyor kiralıyor mu kiraladı kiralamadı kiraladı mı kiralamış kiralamamış kiralamış mı kiralayacak kiralamayacak kiralayacak mı Biz kiralarız kiralamayız kiralar mıyız kiralıyoruz kiralamıyoruz kiralıyor muyuz kiraladık kiralamadık kiraladık mı kiralamışız kiralamamışız kiralamış mıyız kiralayacağız kiralamayacağız kiralayacak mıyız Siz kiralarsınız kiralamazsınız kiralar mısınız kiralıyorsunuz kiralamıyorsunuz kiralıyor musunuz kiraladınız kiralamadınız kiraladınız mı kiralamışsınız kiralamamışsınız kiralamış mısınız kiralayacaksınız kiralamayacaksınız kiralayacak mısınız Onlar kiralarlar kiralamazlar kiralarlar mı kiralıyorlar kiralamıyorlar kiralıyorlar mı kiraladılar kiralamadılar kiraladılar mı kiralamışlar kiralamamışlar kiralamışlar mı kiralayacaklar kiralamayacaklar kiralayacaklar mı grammar To conjugate a verb ending in a in the present continuous tense, omit the a (kirala, oyna) and add -ıyor or -uyor, depending on what is now the last vowel of the verb: kiralıyor, oynuyor. word forms and phrases kiralık kiracı kira kira ödemek kira kontratı ev sahibi kiralık daire/araba for rent tenant rent (n) to pay a rent rental contract landlord/lady rented flat/car
  • 37.
    36 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 31. -i sevmek to love; to like ‘Elbiseni sevdim. Rengi çok hoş.’ ‘Teşekkürler. Hafta sonu aldım.’ ‘I like your dress. Its colour is so nice.’ ‘Thanks. I bought it at the weekend.’ ‘Seni seviyorum. Benimle evlenir misin?’ ‘Ben de seni seviyorum, ama …’ ‘I love you. Will you marry me?’ ‘I love you too, but …’ Melis bu hediyeyi çok sevecek. Ahmet Ümit en sevdiği yazar. Melis will like this gift so much. Ahmet Ümit is her favourite writer. verb stem+meyi/mayı sevmek to love/like verb+ing Bütün çocuklar çizgi film seyretmeyi sever. All children love watching cartoons. ‘Boş vakitlerinizde ne yapmayı seversiniz?’ ‘Alışverişe gitmeyi seviyorum.’ ‘What do you like doing in your free time?’ ‘I like going shopping.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben severim sevmem sever miyim seviyorum sevmiyorum seviyor muyum sevdim sevmedim sevdim mi sevmişim sevmemişim sevmiş miyim seveceğim sevmeyeceğim sevecek miyim Sen seversin sevmezsin sever misin seviyorsun sevmiyorsun seviyor musun sevdin sevmedin sevdin mi sevmişsin sevmemişsin sevmiş misin seveceksin sevmeyeceksin sevecek misin O sever sevmez sever mi seviyor sevmiyor seviyor mu sevdi sevmedi sevdi mi sevmiş sevmemiş sevmiş mi sevecek sevmeyecek sevecek mi Biz severiz sevmeyiz sever miyiz seviyoruz sevmiyoruz seviyor muyuz sevdik sevmedik sevdik mi sevmişiz sevmemişiz sevmiş miyiz seveceğiz sevmeyeceğiz sevecek miyiz Siz seversiniz sevmezsiniz sever misiniz seviyorsunuz sevmiyorsunuz seviyor musunuz sevdiniz sevmediniz sevdiniz mi sevmişsiniz sevmemişsiniz sevmiş misiniz seveceksiniz sevmeyeceksiniz sevecek misiniz Onlar severler sevmezler severler mi seviyorlar sevmiyorlar seviyorlar mı sevdiler sevmediler sevdiler mi sevmişler sevmemişler sevmişler mi sevecekler sevmeyecekler sevecekler mi word forms and phrases sevgi sevgili sevgisiz sevinç sevinçli seve seve/severek sevişmek love i. boyfriend, or girlfriend ii. dear (brother/friend) loveless (marriage/relationship) joy joyful gladly, happily to make love
  • 38.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 7 32. -i istemek to want; to would like istemek to ask (for help/advice etc) Bakar mısınız? Ben bir simit ve çay istiyorum, lütfen. Excuse me, I would like a simit [similar to a bagel] and a tea, please. Ben bu oyuncağı istiyorum, anne. Bunu alalım. N’olur! I want this toy, Mum. Let’s buy this. Please! ‘Biraz daha pasta ister misiniz, çocuklar?’ ‘Evet, isteriz.’ * ‘Do you want some more cake, kids?’ ‘Yes, we do.’ verb stem+mek/mak istemek to want/would like to verb Canan gelmek istemedi. Evde kalmak istedi. Canan didn’t want to come. She wanted to stay at home. ‘Senden bir iyilik isteyeceğim, dostum.’ ‘Tabii, dostum. Ne istersen.’ ‘I’ll ask you for a favour, mate.’ ‘Sure, mate. Whatever you ask.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben isterim istemem ister miyim istiyorum istemiyorum istiyor muyum istedim istemedim istedim mi istemişim istememişim istemiş miyim isteyeceğim istemeyeceğim isteyecek miyim Sen istersin istemezsin ister misin istiyorsun istemiyorsun istiyor musun istedin istemedin istedin mi istemişsin istememişsin istemiş misin isteyeceksin istemeyeceksin isteyecek misin O ister istemez ister mi istiyor istemiyor istiyor mu istedi istemedi istedi mi istemiş istememiş istemiş mi isteyecek istemeyecek isteyecek mi Biz isteriz istemeyiz ister miyiz istiyoruz istemiyoruz istiyor muyuz istedik istemedik istedik mi istemişiz istememişiz istemiş miyiz isteyeceğiz istemeyeceğiz isteyecek miyiz Siz istersiniz istemezsiniz ister misiniz istiyorsunuz istemiyorsunuz istiyor musunuz istediniz istemediniz istediniz mi istemişsiniz istememişsiniz istemiş misiniz isteyeceksiniz istemeyeceksiniz isteyecek misiniz Onlar isterler istemezler isterler mi istiyorlar istemiyorlar istiyorlar mı istediler istemediler istediler mi istemişler istememişler istemişler mi isteyecekler istemeyecekler isteyecekler mi * grammar In yes/no questions, we repeat the verbs in the answers (or Hayır, istemeyiz). In Turkish, there are no words like the English auxiliary verbs am, do, did, etc. word forms and phrases istek istekli isteksiz isteyerek istemeyerek Nasıl istersen. Nasıl istersen öyle yap. want (n), desire willing unwilling, reluctant 1. willingly 2. intentionally 1. unwillingly 2. unintentionally As you wish/please. Do as you please/Have it your way.
  • 39.
    38 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 33. -de çalışmak to work [intr] (do a job/an activity) çalışmak [intr] to operate (machine/equipment) Ayşe’nin eski kocası makine mühendisi. Bir araba fabrikasında çalışıyor. Ayşe’s ex-husband is a mechanical engineer. He works in a car factory. Dayım uzun yıllar Almanya’da Mercedes’te çalışmış. My (maternal) uncle worked for Mercedes in Germany for many years. Bu sınavı geçmek için çok çalıştım. 10 gün hiç dışarı çıkmadım. I worked hard to pass this exam. I never left the house for 10 days. Bulaşık makinesi çalışmıyor. Lanet makine yine bozuldu. The dishwasher doesn’t work. The damn machine has broken again. bir makineyi çalıştırmak [tr] to work a machine ‘İçeri çok sıcak.’ ‘Klimayı çalıştırayım mı?’ ‘İyi olur.’ It’s too hot inside.’ ‘Shall I work the air conditioner?’ ‘That would be nice.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben çalışırım çalışmam çalışır mıyım çalışıyorum çalışmıyorum çalışıyor muyum çalıştım çalışmadım çalıştım mı çalışmışım çalışmamışım çalışmış mıyım çalışacağım çalışmayacağım çalışacak mıyım Sen çalışırsın çalışmazsın çalışır mısın çalışıyorsun çalışmıyorsun çalışıyor musun çalıştın çalışmadın çalıştın mı çalışmışsın çalışmamışsın çalışmış mısın çalışacaksın çalışmayacaksın çalışacak mısın O çalışır çalışmaz çalışır mı çalışıyor çalışmıyor çalışıyor mu çalıştı çalışmadı çalıştı mı çalışmış çalışmamış çalışmış mı çalışacak çalışmayacak çalışacak mı Biz çalışırız çalışmayız çalışır mıyız çalışıyoruz çalışmıyoruz çalışıyor muyuz çalıştık çalışmadık çalıştık mı çalışmışız çalışmamışız çalışmış mıyız çalışacağız çalışmayacağız çalışacak mıyız Siz çalışırsınız çalışmazsınız çalışır mısınız çalışıyorsunuz çalışmıyorsunuz çalışıyor musunuz çalıştınız çalışmadınız çalıştınız mı çalışmışsınız çalışmamışsınız çalışmış mısınız çalışacaksınız çalışmayacaksınız çalışacak mısınız Onlar çalışırlar çalışmazlar çalışırlar mı çalışıyorlar çalışmıyorlar çalışıyorlar mı çalıştılar çalışmadılar çalıştılar mı çalışmışlar çalışmamışlar çalışmışlar mı çalışacaklar çalışmayacaklar çalışacaklar mı grammar The suffix -ayım (or -eyim) in interrogative sentences means shall I?, as you can see in the last example. In affirmative sentences, it means let me: Size yardım edeyim (Let me help you). word forms and phrases çalışkan çalışan çalışan anneler çalışma çalışma saatleri hard-working employee working mothers study (n); working working hours
  • 40.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 3 9 34. başlamak [intr] to start (happening) -e başlamak to start (doing sth) ‘Film yeni başladı. Gel, birlikte izleyelim, aşkım.’ ‘Geliyorum.’ ‘The film has just started. Come, let’s watch it together, love.’ ‘I’m coming.’ Ben gelecek pazartesi yeni bir işe başlayacağım. I’ll start a new job next Monday. verb stem+meye/maya başlamak to start verb+ing/start to verb sth Siz Türkçe öğrenmeye ne zaman başladınız? When did you start learning Turkish? -i başlatmak [tr] to make something start happening Kavgayı Alp başlatmamış, Berk başlatmış. Diğer öğrenciler de öyle diyor. Ozan didn’t start the fight, Berk did. Other students say that too. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben başlarım başlamam başlar mıyım başlıyorum başlamıyorum başlıyor muyum başladım başlamadım başladım mı başlamışım başlamamışım başlamış mıyım başlayacağım başlamayacağım başlayacak mıyım Sen başlarsın başlamazsın başlar mısın başlıyorsun başlamıyorsun başlıyor musun başladın başlamadın başladın mı başlamışsın başlamamışsın başlamış mısın başlayacaksın başlamayacaksın başlayacak mısın O başlar başlamaz başlar mı başlıyor başlamıyor başlıyor mu başladı başlamadı başladı mı başlamış başlamamış başlamış mı başlayacak başlamayacak başlayacak mı Biz başlarız başlamayız başlar mıyız başlıyoruz başlamıyoruz başlıyor muyuz başladık başlamadık başladık mı başlamışız başlamamışız başlamış mıyız başlayacağız başlamayacağız başlayacak mıyız Siz başlarsınız başlamazsınız başlar mısınız başlıyorsunuz başlamıyorsunuz başlıyor musunuz başladınız başlamadınız başladınız mı başlamışsınız başlamamışsınız başlamış mısınız başlayacaksınız başlamayacaksınız başlayacak mısınız Onlar başlarlar başlamazlar başlarlar mı başlıyorlar başlamıyorlar başlıyorlar mı başladılar başlamadılar başladılar mı başlamışlar başlamamışlar başlamışlar mı başlayacaklar başlamayacaklar başlayacaklar mı word forms and phrases baş filmin başı ilk başta/başlarda (ay/yıl) başında yeni bir başlangıç baştan sona başlamak üzere güne başlamak beginning (the first part of sth) the beginning of the film in the beginning at the beginning of (the month/year) a new beginning from beginning to end be about to start to start the day
  • 41.
    40 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 35. durmak [intr] to stop Biraz durabilir miyiz? Ben çok yoruldum. Bir saattir yürüyoruz. Can we stop for a while? I got too tired. We have been working for an hour. Yağmur durmuş, millet. Hazırlanıp çıkalım. Haydi, acele edin. The rain has stopped, guys. Let’s get ready and go. Come on, hurry up. Benzinlikte durur musun? Ben tuvalete gideceğim. Can you stop at the oil/gas station. I’ll go to the toilet. -i durdurmak [tr] to stop ‘Niye durdun?’ ‘Bak, polis bütün arabaları durduruyor.’ ‘Why did you stop?’ ‘Look, the police are stopping all the cars.’ N’oldu (= Ne oldu)? Hakem maçı niye durdurdu yine? What’s happened? Why has the referee stopped the match/game again? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben dururum durmam durur muyum duruyorum durmuyorum duruyor muyum durdum durmadım durdum mu durmuşum durmamışım durmuş muyum duracağım durmayacağım duracak mıyım Sen durursun durmazsın durur musun duruyorsun durmuyorsun duruyor musun durdun durmadın durdun mu durmuşsun durmamışsın durmuş musun duracaksın durmayacaksın duracak mısın O durur durmaz durur mu duruyor durmuyor duruyor mu durdu durmadı durdu mu durmuş durmamış durmuş mu duracak durmayacak duracak mı Biz dururuz durmayız durur muyuz duruyoruz durmuyoruz duruyor muyuz durduk durmadık durduk mu durmuşuz durmamışız durmuş muyuz duracağız durmayacağız duracak mıyız Siz durursunuz durmazsınız durur musunuz duruyorsunuz durmuyorsunuz duruyor musunuz durdunuz durmadınız durdunuz mu durmuşsunuz durmamışsınız durmuş musunuz duracaksınız durmayacaksınız duracak mısınız Onlar dururlar durmazlar dururlar mı duruyorlar durmuyorlar duruyorlar mı durdular durmadılar durdular mı durmuşlar durmamışlar durmuşlar mı duracaklar durmayacaklar duracaklar mı word forms and phrases durmaksızın durmaksızın konuşmak durak otobüs durağı dur işareti nonstop (adv), continuously to talk nonstop stop (bus/train) bus stop stop sign
  • 42.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 1 36. yorulmak to get tired Ben bugün bayağı yorulmuşum. Ofiste gün boyu toplantılarım vardı. I got quite tired today. I had meetings at the office all day. Benim bacaklarım yoruldu. Biraz dinlenebilir miyiz? My legs are tired. Can we rest for a while? verb+mekten/maktan yorulmak to be tired from verb+ing Bütün gün evi temizlemekten çok yorulduk. We were exhausted from cleaning the house all day. verb+mekten/maktan yorulmak to be tired of verb+ing Seninle sürekli tartışmaktan yoruldum. Her şeye itiraz ediyorsun. I’m tired of arguing with you all the time. You contradict everything. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yorulurum yorulmam yorulur muyum yoruluyorum yorulmuyorum yoruluyor muyum yoruldum yorulmadım yoruldum mu yorulmuşum yorulmamışım yorulmuş muyum yorulacağım yorulmayacağım yorulacak mıyım Sen yorulursun yorulmazsın yorulur musun yoruluyorsun yorulmuyorsun yoruluyor musun yoruldun yorulmadın yoruldun mu yorulmuşsun yorulmamışsın yorulmuş musun yorulacaksın yorulmayacaksın yorulacak mısın O yorulur yorulmaz yorulur mu yoruluyor yorulmuyor yoruluyor mu yoruldu yorulmadı yoruldu mu yorulmuş yorulmamış yorulmuş mu yorulacak yorulmayacak yorulacak mı Biz yoruluruz yorulmayız yorulur muyuz yoruluyoruz yorulmuyoruz yoruluyor muyuz yorulduk yorulmadık yorulduk mu yorulmuşuz yorulmamışız yorulmuş muyuz yorulacağız yorulmayacağız yorulacak mıyız Siz yorulursunuz yorulmazsınız yorulur musunuz yoruluyorsunuz yorulmuyorsunuz yoruluyor musunuz yoruldunuz yorulmadınız yoruldunuz mu yorulmuşsunuz yorulmamışsınız yorulmuş musunuz yorulacaksınız yorulmayacaksınız yorulacak mısınız Onlar yorulurlar yorulmazlar yorulurlar mı yoruluyorlar yorulmuyorlar yoruluyorlar mı yoruldular yorulmadılar yoruldular mı yorulmuşlar yorulmamışlar yorulmuşlar mı yorulacaklar yorulmayacaklar yorulacaklar mı word forms and phrases yorgun kendini yorgun hissetmek yorucu birini yormak tired to feel tired tiring make sb feel tired
  • 43.
    42 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 37. dinlenmek to rest (relaxing) Bir saattir durmaksızın yürüyoruz. Biraz durup dinlenelim. We’ve been walking nonstop for an hour. Let’s stop for a while and rest. Gribin en iyi tedavisi dinlenmek. Evine git ve dinlen. The best treatment for flu is to rest. Go home and rest. Yorucu bir gündü. Ben akşam yemeğine kadar biraz dinleneceğim. It was a tiring day. I’m going to rest a little until dinner. Dün gece iyi dinlendin mi? Bugün yapacak işlerimiz var. Did you have some good rest last night? Today we have things to do. ayaklarını/gözlerini vb dinlendirmek to rest your feet/eyes etc Biraz durup bacaklarımızı dinlendirdik ve sandviçlerimizi yedik. We stopped for a while and rested our legs and ate our sandwiches. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben dinlenirim dinlenmem dinlenir miyim dinleniyorum dinlenmiyorum dinleniyor muyum dinlendim dinlenmedim dinlendim mi dinlenmişim dinlenmemişim dinlenmiş miyim dinleneceğim dinlenmeyeceğim dinlenecek miyim Sen dinlenirsin dinlenmezsin dinlenir misin dinleniyorsun dinlenmiyorsun dinleniyor musun dinlendin dinlenmedin dinlendin mi dinlenmişsin dinlenmemişsin dinlenmiş misin dinleneceksin dinlenmeyeceksin dinlenecek misin O dinlenir dinlenmez dinlenir mi dinleniyor dinlenmiyor dinleniyor mu dinlendi dinlenmedi dinlendi mi dinlenmiş dinlenmemiş dinlenmiş mi dinlenecek dinlenmeyecek dinlenecek mi Biz dinleniriz dinlenmeyiz dinlenir miyiz dinleniyoruz dinlenmiyoruz dinleniyor muyuz dinlendik dinlenmedik dinlendik mi dinlenmişiz dinlenmemişiz dinlenmiş miyiz dinleneceğiz dinlenmeyeceğiz dinlenecek miyiz Siz dinlenirsiniz dinlenmezsiniz dinlenir misiniz dinleniyorsunuz dinlenmiyorsunuz dinleniyor musunuz dinlendiniz dinlenmediniz dinlendiniz mi dinlenmişsiniz dinlenmemişsiniz dinlenmiş misiniz dinleneceksiniz dinlenmeyeceksiniz dinlenecek misiniz Onlar dinlenirler dinlenmezler dinlenirler mi dinleniyorlar dinlenmiyorlar dinleniyorlar mı dinlendiler dinlenmediler dinlendiler mi dinlenmişler dinlenmemişler dinlenmişler mi dinlenecekler dinlenmeyecekler dinlenecekler mi word forms and phrases dinlenmiş kendini dinlenmiş hissetmek dinlendirici müzik/masaj/ambiyans rested to feel rested relaxing music/massage/ambience
  • 44.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 3 38. -i bitirmek [tr] to finish [tr] ‘Jale, ev ödevini bitirdin mi?’ ‘Yapmaya daha yeni başladım.’ ‘Jale, have you finished your homework?’ ‘I have only just started doing.’ Çocuklar bütün pastayı kaşla göz arasında bitirmişler. The kids have finished the whole cake in no time. verb+meyi/mayı bitirmek to finish verb+ing ‘Ev ödevini yapmayı bitirdin mi?’ ‘Bitirdim. Şimdi dışarı çıkabilir miyim?’ ‘Have you finished doing your homework?’ ‘I have. Can I go out now?’ bitmek [intr] to finish [tr] Maç az önce bitti. Beşiktaş 2-1 kazandı. Heyecan verici bir maçtı. The match has just finished. Beşiktaş has won 2-1. It was an exciting match. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben bitiririm bitirmem bitirir miyim bitiriyorum bitirmiyorum bitiriyor muyum bitirdim bitirmedim bitirdim mi bitirmişim bitirmemişim bitirmiş miyim bitireceğim bitirmeyeceğim bitirecek miyim Sen bitirirsin bitirmezsin bitirir misin bitiriyorsun bitirmiyorsun bitiriyor musun bitirdin bitirmedin bitirdin mi bitirmişsin bitirmemişsin bitirmiş misin bitireceksin bitirmeyeceksin bitirecek misin O bitirir bitirmez bitirir mi bitiriyor bitirmiyor bitiriyor mu bitirdi bitirmedi bitirdi mi bitirmiş bitirmemiş bitirmiş mi bitirecek bitirmeyecek bitirecek mi Biz bitiririz bitirmeyiz bitirir miyiz bitiriyoruz bitirmiyoruz bitiriyor muyuz bitirdik bitirmedik bitirdik mi bitirmişiz bitirmemişiz bitirmiş miyiz bitireceğiz bitirmeyeceğiz bitirecek miyiz Siz bitirirsiniz bitirmezsiniz bitirir misiniz bitiriyorsunuz bitirmiyorsunuz bitiriyor musunuz bitirdiniz bitirmediniz bitirdiniz mi bitirmişsiniz bitirmemişsiniz bitirmiş misiniz bitireceksiniz bitirmeyeceksiniz bitirecek misiniz Onlar bitirirler bitirmezler bitirirler mi bitiriyorlar bitirmiyorlar bitiriyorlar mı bitirdiler bitirmediler bitirdiler mi bitirmişler bitirmemişler bitirmişler mi bitirecekler bitirmeyecekler bitirecekler mi word forms and phrases bitiş bitiş çizgisi bitiş tarihi (Benim) İşim bitti. Seninle işim bitti. Ben bittim/Sen bittin. Bir ilişkiyi bitirmek Telefonumun şarjı bitti. finish; end finish line end time I’m finished/done. I’m finished/done with you. I’m dead/You’re dead. to end a relationship My phone has gone flat.
  • 45.
    44 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 39. -i seyretmek (= izlemek) to watch (look) Biz hafta sonu dışarı çıkmayacağız. Evde film seyredeceğiz. We won’t go out at the weekend. We will watch films/movies at home. Ben mutfaktayım, çocuklar da televizyonda çizgi film seyrediyorlar. I’m in the kitchen and the kids are watching a cartoon on television. Kocam Türk dizilerini asla izlemez. Nefret eder. İki televizyonumuz var. My husband never watches Turkish series. He hates them. We have two TV’s. Herkes kavgayı sadece seyretmiş. Hiç kimse polisi aramamış. Everybody only watched the fight. Nobody called the police. Bugün sahilde oturdum ve gün batımını izledim. Çok güzeldi. Today I sat on the shore and watched the sunset. It was very beautiful. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben seyrederim seyretmem seyreder miyim seyrediyorum seyretmiyorum seyrediyor muyum seyrettim seyretmedim seyrettim mi seyretmişim seyretmemişim seyretmiş miyim seyredeceğim seyretmeyeceğim seyredecek miyim Sen seyredersin seyretmezsin seyreder misin seyrediyorsun seyretmiyorsun seyrediyor musun seyrettin seyretmedin seyrettin mi seyretmişsin seyretmemişsin seyretmiş misin seyredeceksin seyretmeyeceksin seyredecek misin O seyreder seyretmez seyreder mi seyrediyor seyretmiyor seyrediyor mu seyretti seyretmedi seyretti mi seyretmiş seyretmemiş seyretmiş mi seyredecek seyretmeyecek seyredecek mi Biz seyrederiz seyretmeyiz seyreder miyiz seyrediyoruz seyretmiyoruz seyrediyor muyuz seyrettik seyretmedik seyrettik mi seyretmişiz seyretmemişiz seyretmiş miyiz seyredeceğiz seyretmeyeceğiz seyredecek miyiz Siz seyredersiniz seyretmezsiniz seyreder misiniz seyrediyorsunuz seyretmiyorsunuz seyrediyor musunuz seyrettiniz seyretmediniz seyrettiniz mi seyretmişsiniz seyretmemişsiniz seyretmiş misiniz seyredeceksiniz seyretmeyeceksiniz seyredecek misiniz Onlar seyrederler seyretmezler seyrederler mi seyrediyorlar seyretmiyorlar seyrediyorlar mı seyrettiler seyretmediler seyrettiler mi seyretmişler seyretmemişler seyretmişler mi seyredecekler seyretmeyecekler seyredecekler mi word forms and phrases seyirci (= izleyici) -e seyirci kalmak -i ilgiyle seyretmek -i dikkatlice seyretmek -i sessizce seyretmek -i çaresizce seyretmek audience; spectator to stand by (do nothing) to watch with interest to watch carefully to watch silently to watch helplessly
  • 46.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 5 40. -i söylemek to tell Buraya gelir misin, Cansu? Sana bir şey söyleyeceğim. Çok önemli. Can you come here, Cansu? I will tell you something. It’s very important. ‘Bunu hiç kimseye söyleme.’ ‘Tamam, söylemem. Sen merak etme.’ ‘Don’t tell anybody about this.’ ‘Okay, I won’t. Don’t worry about it.’ yalan/doğru söylemek to tell a lie/the truth ‘Yalan söylüyorsun.’ ‘Doğru söylüyorum. Yemin ederim!’ ‘You are telling a lie.’ ‘I’m telling the truth. I swear it! fıkra/hikâye/masal anlatmak to tell a story/joke (a funny story) ‘Dede, bize bir masal anlatır mısın?’ ‘Tabii, Anlatırım. Bir gün …’ ‘Grandpa, will you tell us a (bedtime) story?’ ‘Of course, I will. One day ...’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben söylerim söylemem söyler miyim söylüyorum söylemiyorum söylüyor muyum söyledim söylemedim söyledim mi söylemişim söylememişim söylemiş miyim söyleyeceğim söylemeyeceğim söyleyecek miyim Sen söylersin söylemezsin söyler misin söylüyorsun söylemiyorsun söylüyor musun söyledin söylemedin söyledin mi söylemişsin söylememişsin söylemiş misin söyleyeceksin söylemeyeceksin söyleyecek misin O söyler söylemez söyler mi söylüyor söylemiyor söylüyor mu söyledi söylemedi söyledi mi söylemiş söylememiş söylemiş mi söyleyecek söylemeyecek söyleyecek mi Biz söyleriz söylemeyiz söyler miyiz söylüyoruz söylemiyoruz söylüyor muyuz söyledik söylemedik söyledik mi söylemişiz söylememişiz söylemiş miyiz söyleyeceğiz söylemeyeceğiz söyleyecek miyiz Siz söylersiniz söylemezsiniz söyler misiniz söylüyorsunuz söylemiyorsunuz söylüyor musunuz söylediniz söylemediniz söylediniz mi söylemişsiniz söylememişsiniz söylemiş misiniz söyleyeceksiniz söylemeyeceksiniz söyleyecek misiniz Onlar söylerler söylemezler söylerler mi söylüyorlar söylemiyorlar söylüyorlar mı söylediler söylemediler söylediler mi söylemişler söylememişler söylemişler mi söyleyecekler söylemeyecekler söyleyecekler mi word forms and phrases şarkı söylemek -e selam söylemek söylenti söylenmek to sing to send your regards to rumour to grumble
  • 47.
    46 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 41. -e gülmek to laugh Zeynep, sana bir şey söyleyeceğim fakat gülmeyeceksin. Önce söz bana söz ver. Zeynep, I’m going to tell you something, but you won’t laugh. Promise me first. Senin bu şakana gülmeyeceğim. Hiç komik değil. Aksine çok aptalca. I won’t laugh at this joke of yours. It isn’t funny at all. On the contrary, it’s too stupid. ‘Sen benim aksanıma mı gülüyorsun?’ ‘Kesinlikle hayır.’ ‘Are laughing at my accent?’ ‘Absolutely not.’ -e gülümsemek to smile Çok yakışıklı bir adamdı. Baktı ve gülümsedi. Bir şey demedi. He was a very handsome man. He looked and smiled. He didn’t say anything. Ayşegül Hanım her sabah ofiste herkese gülümser ve günaydın der. Ms Ayşegül smiles at everyone in the office and says good morning every morning. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben gülerim gülmem güler miyim gülüyorum gülmüyorum gülüyor muyum güldüm gülmedim güldüm mü gülmüşüm gülmemişim gülmüş müyüm güleceğim gülmeyeceğim gülecek miyim Sen gülersin gülmezsin güler misin gülüyorsun gülmüyorsun gülüyor musun güldün gülmedin güldün mü gülmüşsün gülmemişsin gülmüş müsün güleceksin gülmeyeceksin gülecek misin O güler gülmez güler mi gülüyor gülmüyor gülüyor mu güldü gülmedi güldü mü gülmüş gülmemiş gülmüş mü gülecek gülmeyecek gülecek mi Biz güleriz gülmeyiz güler miyiz gülüyoruz gülmüyoruz gülüyor muyuz güldük gülmedik güldük mü gülmüşüz gülmemişiz gülmüş müyüz güleceğiz gülmeyeceğiz gülecek miyiz Siz gülersiniz gülmezsiniz güler misiniz gülüyorsunuz gülmüyorsunuz gülüyor musunuz güldünüz gülmediniz güldünüz mü gülmüşsünüz gülmemişsiniz gülmüş müsünüz güleceksiniz gülmeyeceksiniz gülecek misiniz Onlar gülerler gülmezler gülerler mi gülüyorlar gülmüyorlar gülüyorlar mı güldüler gülmediler güldüler mi gülmüşler gülmemişler gülmüşler mi gülecekler gülmeyecekler gülecekler mi word forms and phrases gülerek -i güldürmek güler yüzlü gülünç -i gülümsetmek gülümseme gül (sesteş) yüzü gülmek kahkaha kahkaha atmak sırıtmak laughingly to make sb laugh amiable, pleasant ridiculous to make sb smile smile (n) rose (homonym) to be happy laughter to laugh very loudly to smirk
  • 48.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 7 42. -den nefret etmek to hate Sibel eski kocasından hâlâ çok nefret ediyor. Adını dahi duymak istemiyor. Sibel still hates her ex-husband so much. She doesn’t even want to hear his name. ‘Yalan ve yalancılardan nefret ederim.’ ‘Onlardan kim nefret etmez ki?’ ‘I hate lies and liars.’ ‘Who doesn’t hate them?’ Asel işinden ayrılmış. Patronundan nefret etmiş. Çok gıcık bir adammış. Asel quit her job. She hated her boss (= employer). He’s a very annoying man. verb+ten/tan nefret etmek to hate to verb/hate verb+ing O para harcamaktan nefret eder. Harpagon’dan bile daha cimridir. S/he hates to spend money. S/he is even meaner than Harpagon. Küçük kızım, ‘Her gün erken kalkmaktan ve okula gitmekten nefret ediyorum.’ diyor. My younger daughter says, ‘I hate getting up early and going to school every day.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben nefret ederim nefret etmem nefret eder miyim nefret ediyorum nefret etmiyorum nefret ediyor muyum nefret ettim nefret etmedim nefret ettim mi nefret etmişim nefret etmemişim nefret etmiş miyim nefret edeceğim nefret etmeyeceğim nefret edecek miyim Sen nefret edersin nefret etmezsin nefret eder misin nefret ediyorsun nefret etmiyorsun nefret ediyor musun nefret ettin nefret etmedin nefret ettin mi nefret etmişsin nefret etmemişsin nefret etmiş misin nefret edeceksin nefret etmeyeceksin nefret edecek misin O nefret eder nefret etmez nefret eder mi nefret ediyor nefret etmiyor nefret ediyor mu nefret etti nefret etmedi nefret etti mi nefret etmiş nefret etmemiş nefret etmiş mi nefret edecek nefret etmeyecek nefret edecek mi Biz nefret ederiz nefret etmeyiz nefret eder miyiz nefret ediyoruz nefret etmiyoruz nefret ediyor muyuz nefret ettik nefret etmedik nefret ettik mi nefret etmişiz nefret etmemişiz nefret etmiş miyiz nefret edeceğiz nefret etmeyeceğiz nefret edecek miyiz Siz nefret edersiniz nefret etmezsiniz nefret eder misiniz nefret ediyorsunuz nefret etmiyorsunuz nefret ediyor musunuz nefret ettiniz nefret etmediniz nefret ettiniz mi nefret etmişsiniz nefret etmemişsiniz nefret etmiş misiniz nefret edeceksiniz nefret etmeyeceksiniz nefret edecek misiniz Onlar nefret ederler nefret etmezler nefret ederler mi nefret ediyorlar nefret etmiyorlar nefret ediyorlar mı nefret ettiler nefret etmediler nefret ettiler mi nefret etmişler nefret etmemişler nefret etmişler mi nefret edecekler nefret etmeyecekler nefret edecekler mi note Etmek is an auxiliary verb. It has no equivalent in English, but can be seen as a particle that makes verbs from nouns. You can find a list of the most common verbs with etmek on the following page. word forms and phrases nefret nefretle aşk ve nefret ilişkisi nefret dolu nefret suçu/söylemi nefret edilen hate, hatred in disgust love-hate relationship full of hate hate crime/speech hated
  • 49.
    48 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T On the following pages we will study some of these verbs in context. pronunciation When the noun or adjective ends in a consonant, it is joined in pronunciation with etmek, as in: dave-tetmek ha-ketmek ipta-letmek par-ketmek şo-ketmek tahmi-netmek tekra-retmek In English, the same thing happens when you say, for example, can I and look at. As you can see in the list, this connection also occurs in the spelling of some verbs, with slight changes: affetmek (af + etmek) emretmek (emir + etmek) küfretmek (küfür + etmek) hissetmek (his +etmek) acele etmek hurry affetmek forgive berbat etmek spoil, ruin davet etmek invite devam etmek continue; go on emretmek order (tell sb to sth) endişe etmek worry hak etmek deserve; merit hakaret etmek insult hayret etmek be astonished hediye etmek give as a gift hissetmek feel; sense ısrar etmek insist icat etmek invent iddia etmek claim (truth) inkâr etmek deny intihar etmek commit suicide iptal etmek cancel ispat etmek prove israf etmek waste, squander işaret etmek point (to) işgal etmek occupy (by force) kâr etmek profit kontrol etmek control küfretmek swear (offensive) merak etmek be curious organize etmek organize park etmek park (a vehicle) protesto etmek protest rahatsız etmek disturb rica etmek request seyahat etmek travel sohbet etmek have a chat şikâyet etmek complain; report şok etmek shock şüphe etmek doubt tahmin etmek guess takip etmek follow; chase talep etmek demand tamir etmek repair; fix tavsiye etmek advise tebrik etmek congratulate tehdit etmek threaten teklif etmek offer/suggest tekrar etmek repeat telaffuz etmek pronounce tercih etmek prefer tercüme etmek translate tereddüt etmek hesitate terk etmek abandon; leave teşekkür etmek thank ümit/umut etmek hope yemin etmek swear (promise) zannetmek assume zarar etmek lose (money) ziyaret etmek visit
  • 50.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 4 9 43. -e teşekkür etmek to thank ‘İşten sonra Starbucks’ta kahve içelim mi?’ ‘Teşekkür ederim ama eve gitmeliyim.’ ‘Shall we have a coffee at Starbucks after work?’ ‘Thank you, but I have to go home.’ Bize çok yardım ettiniz. Size ve eşinize çok teşekkür ederiz. You helped us a lot. We thank you and your spouse very much. Biliyorum şimdi bana kızgınsın fakat bir gün bana teşekkür edeceksin. I know you are angry with me now, but one day you will thank me. birine bir şey için teşekkür etmek to thank someone for something ‘Hediye için dayına teşekkür ettin mi, Miray?’ ‘Evet, ettim.’ ‘Did you thank your (maternal) uncle for the gift, Miray?’ ‘Yes, I did.’ ‘Yardımınız için size çok teşekkür ederiz. Gerçekten.’ ‘Bir şey değil./Rica ederiz.’ ‘Thank you so much for your help. Really.’ ‘No problem./Sure etc.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben teşekkür ederim … etmem … eder miyim teşekkür ediyorum … etmiyorum … ediyor muyum teşekkür ettim … etmedim … ettim mi teşekkür etmişim … etmemişim … etmiş miyim teşekkür edeceğim … etmeyeceğim … edecek miyim Sen … edersin … etmezsin … eder misin … ediyorsun … etmiyorsun … ediyor musun … ettin … etmedin … ettin mi … etmişsin … etmemişsin … etmiş misin … edeceksin … etmeyeceksin … edecek misin O … eder … etmez … eder mi … ediyor … etmiyor … ediyor mu … etti … etmedi … etti mi … etmiş … etmemiş … etmiş mi … edecek … etmeyecek … edecek mi Biz … ederiz … etmeyiz … eder miyiz … ediyoruz … etmiyoruz … ediyor muyuz … ettik … etmedik … ettik mi … etmişiz … etmemişiz … etmiş miyiz … edeceğiz … etmeyeceğiz … edecek miyiz Siz … edersiniz … etmezsiniz … eder misiniz … ediyorsunuz … etmiyorsunuz … ediyor musunuz … ettiniz … etmediniz … ettiniz mi … etmişsiniz … etmemişsiniz … etmiş misiniz … edeceksiniz … etmeyeceksiniz … edecek misiniz Onlar … ederler … etmezler … ederler mi … ediyorlar … etmiyorlar … ediyorlar mı … ettiler … etmediler … ettiler mi … etmişler … etmemişler … etmişler mi … edecekler … etmeyecekler … edecekler mi word forms and phrases içten teşekkür etmek teşekkürler müteşekkir Allah’a şükür Şimdiden teşekkür ederim. to thank warmly thanks thankful thank God Thank you in advance.
  • 51.
    50 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 44. -den özür dilemek to apologise İrem’den özür dilemeyecek misin? Dün gece onu çok kırdın. Biliyorsun, değil mi? Won’t you apologise to İrem? You hurt her so much last night. You know that, don’t you? Ondan özür diledim ama özrümü kabul etmedi. Bana hâlâ çok kızgın. I told her I was sorry, but she didn’t accept my apology. She is still very angry with me. Kaan senden özür dilemiş fakat özrünü kabul etmemişsin. Çok pişman. Kaan apologised to you, but you didn’t accept his apology. He’s very regretful. bir şey için özür dilemek to apologise for something Sayın yolcularımız, gecikme için özür dileriz. Dear passengers, we apologise for the delay. Dünkü davranışım için özür dilerim, aşkım. Bir daha olmayacak. Söz veriyorum. I’m sorry for my behaviour yesterday, love. It won’t happen again. I promise you that. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben özür dilerim … dilemem … diler miyim özür diliyorum … dilemiyorum … diliyor muyum özür diledim … dilemedim … diledim mi özür dilemişim … dilememişim … dilemiş miyim özür dileyeceğim … dilemeyeceğim … dileyecek miyim Sen … dilersin … dilemezsin … diler misin … diliyorsun … dilemiyorsun … diliyor musun … diledin … dilemedin … diledin mi … dilemişsin … dilememişsin … dilemiş misin … dileyeceksin … dilemeyeceksin … dileyecek misin O … diler … dilemez … diler mi … diliyor … dilemiyor … diliyor mu … diledi … dilemedi … diledi mi … dilemiş … dilememiş … dilemiş mi … dileyecek … dilemeyecek … dileyecek mi Biz … dileriz … dilemeyiz … diler miyiz … diliyoruz … dilemiyoruz … diliyor muyuz … diledik … dilemedik … diledik mi … dilemişiz … dilememişiz … dilemiş miyiz … dileyeceğiz … dilemeyeceğiz … dileyecek miyiz Siz … dilersiniz … dilemezsiniz … diler misiniz … diliyorsunuz … dilemiyorsunuz … diliyor musunuz … dilediniz … dilemediniz … dilediniz mi … dilemişsiniz … dilememişsiniz … dilemiş misiniz … dileyeceksiniz … dilemeyeceksiniz … dileyecek misiniz Onlar … dilerler … dilemezler … dilerler mi … diliyorlar … dilemiyorlar … diliyorlar mı … dilediler … dilemediler … dilediler mi … dilemişler … dilememişler … dilemişler mi … dileyecekler … dilemeyecekler … dileyecekler mi spelling When we add a suffix that begins with a vowel to the noun özür, we omit the ü as in özrüm (my apology). word forms and phrases özür -den özür beklemek özürlü özürsüz apology to expect an apology 1. disabled 2. faulty without excuse
  • 52.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 1 45. -i affetmek to forgive Cem’i asla affetmeyeceğim. Ofiste herkesin önünde bana bağırdı. I’ll never forgive Cem. He shouted at me in front of everyone at the office. Bizim gıcık patron en küçük bir hatayı bile asla affetmez. Our annoying boss (employer) never forgives even a small mistake. Ceren’den defalarca özür diledim ama beni affetmedi. I apologised to Ceren many times, but she didn’t forgive me. Seni affediyoruz, ama okulunu bir daha asmayacaksın, oldu mu? We forgive you, but you won’t cut your school again, all right? kendimi/kendini affetmek to forgive myself/yourself O adamın yalanlarına aptal gibi inandım. Kendimi hâlâ affedemiyorum. I believed that man’s lies like an idiot. I still cannot forgive myself. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben affederim affetmem affeder miyim affediyorum affetmiyorum affediyor muyum affettim affetmedim affettim mi affetmişim affetmemişim affetmiş miyim affedeceğim affetmeyeceğim affedecek miyim Sen affedersin affetmezsin affeder misin affediyorsun affetmiyorsun affediyor musun affettin affetmedin affettin mi affetmişsin affetmemişsin affetmiş misin affedeceksin affetmeyeceksin affedecek misin O affeder affetmez affeder mi affediyor affetmiyor affediyor mu affetti affetmedi affetti mi affetmiş affetmemiş affetmiş mi affedecek affetmeyecek affedecek mi Biz affederiz affetmeyiz affeder miyiz affediyoruz affetmiyoruz affediyor muyuz affettik affetmedik affettik mi affetmişiz affetmemişiz affetmiş miyiz affedeceğiz affetmeyeceğiz affedecek miyiz Siz affedersiniz affetmezsiniz affeder misiniz affediyorsunuz affetmiyorsunuz affediyor musunuz affettiniz affetmediniz affettiniz mi affetmişsiniz affetmemişsiniz affetmiş misiniz affedeceksiniz affetmeyeceksiniz affedecek misiniz Onlar affederler affetmezler affederler mi affediyorlar affetmiyorlar affediyorlar mı affettiler affetmediler affettiler mi affetmişler affetmemişler affetmişler mi affedecekler affetmeyecekler affedecekler mi word forms and phrases af affedilebilir affedilmez affedici affedersiniz 1. forgiveness 2. amnesty forgivable unforgivable forgiving 1. I beg your pardon/excuse me 2. forgive me 3. excuse me (to politely get someone’s attention)
  • 53.
    52 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 46. doğmak 1. to be born 2. to rise (sun/moon/star) Ben Ankara’da doğdum. Sen nerede doğdun? I was born in Ankara. Where were you born? Atatürk 1881’de Selanik’te doğdu. Atatürk was born in Thessalonica [in Greece] in 1881. Doğarız, yaşarız ve ölürüz. Hayat dediğin bu. We are born, we live and we die. That’s what you call life. Güneş doğudan doğar ve batıdan batar. The sun rises in the east and sets in the west. doğurmak to give birth (to somebody) Benim babaannem 12 çoçuk doğurmuş. My (paternal) grandmother gave birth to 12 babies. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben doğarım doğmam doğar mıyım doğuyorum doğmuyorum doğuyor muyum doğdum doğmadım doğdum mu doğmuşum doğmamışım doğmuş muyum doğacağım doğmayacağım doğacak mıyım Sen doğarsın doğmazsın doğar mısın doğuyorsun doğmuyorsun doğuyor musun doğdun doğmadın doğdun mu doğmuşsun doğmamışsın doğmuş musun doğacaksın doğmayacaksın doğacak mısın O doğar doğmaz doğar mı doğuyor doğmuyor doğuyor mu doğdu doğmadı doğdu mu doğmuş doğmamış doğmuş mu doğacak doğmayacak doğacak mı Biz doğarız doğmayız doğar mıyız doğuyoruz doğmuyoruz doğuyor muyuz doğduk doğmadık doğduk mu doğmuşuz doğmamışız doğmuş muyuz doğacağız doğmayacağız doğacak mıyız Siz doğarsınız doğmazsınız doğar mısınız doğuyorsunuz doğmuyorsunuz doğuyor musunuz doğdunuz doğmadınız doğdunuz mu doğmuşsunuz doğmamışsınız doğmuş musunuz doğacaksınız doğmayacaksınız doğacak mısınız Onlar doğarlar doğmazlar doğarlar mı doğuyorlar doğmuyorlar doğuyorlar mı doğdular doğmadılar doğdular mı doğmuşlar doğmamışlar doğmuşlar mı doğacaklar doğmayacaklar doğacaklar mı note Doğmak is not a passive verb, it is an active verb. word forms and phrases doğum doğum tarihi/yeri doğum günü doğum günü partisi/pastası/hediyesi doğum günü kutlamak hamile kalmak gün doğumu x gün batımı doğu x batı birth date/place of birth birthday birthday party/cake/gift to celebrate birthday to become pregnant sunrise x sunset east x west
  • 54.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 3 47. -e/-de oturmak to sit (1. in a chair etc 2. do nothing) -de oturmak to live (in a place/home) Biz bugün sahilde oturduk. Gün batımını seyrettik. Çok güzeldi. We sat on the shore today. We watched the sunset. It was so beautiful. Esra, gel benim yanıma otur. Sana bir şey söyleyeceğim. Esra, come sit beside me. I’ll tell you something. Orada oturuyorsun ve şikâyet ediyorsun. Gelip bana yardım et. You are sitting there and complaining. Come and help me. Büyükanne ve babam 50 yıl bu evde oturmuşlar. Satamam. My grandparents lived in this house for 50 years. I can’t sell it. ‘Nerede oturuyorsunuz?’ ‘Ben Kavaklıdere’de oturuyorum, ya siz?’ ‘Where do you live?’ ‘I live in Kavaklıdere [in Ankara], and you? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben otururum oturmam oturur muyum oturuyorum oturmuyorum oturuyor muyum oturdum oturmadım oturdum mu oturmuşum oturmamışım oturmuş muyum oturacağım oturmayacağım oturacak mıyım Sen oturursun oturmazsın oturur musun oturuyorsun oturmuyorsun oturuyor musun oturdun oturmadın oturdun mu oturmuşsun oturmamışsın oturmuş musun oturacaksın oturmayacaksın oturacak mısın O oturur oturmaz oturur mu oturuyor oturmuyor oturuyor mu oturdu oturmadı oturdu mu oturmuş oturmamış oturmuş mu oturacak oturmayacak oturacak mı Biz otururuz oturmayız oturur muyuz oturuyoruz oturmuyoruz oturuyor muyuz oturduk oturmadık oturduk mu oturmuşuz oturmamışız oturmuş muyuz oturacağız oturmayacağız oturacak mıyız Siz oturursunuz oturmazsınız oturur musunuz oturuyorsunuz oturmuyorsunuz oturuyor musunuz oturdunuz oturmadınız oturdunuz mu oturmuşsunuz oturmamışsınız oturmuş musunuz oturacaksınız oturmayacaksınız oturacak mısınız Onlar otururlar oturmazlar otururlar mı oturuyorlar oturmuyorlar oturuyorlar mı oturdular oturmadılar oturdular mı oturmuşlar oturmamışlar oturmuşlar mı oturacaklar oturmayacaklar oturacaklar mı word forms and phrases boş boş oturmak sofraya oturmak to do nothing useful to sit down to a meal
  • 55.
    54 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 48. yaşamak 1. to live 2. to be alive Biz 20 sene yurt dışında, Almanya’da, yaşadık. Türkiye’ye geçen yaz döndük. We lived abroad, in Germany, for 20 years. We returned to Turkey last summer. Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyorlar, dünyanın her yerinde. Women live longer than men, in all parts of the world. Annemin babası yaşıyor (= sağ). 82 yaşında. Babamın babası iki yıl önce öldü. My mother’s father is alive. He’s 82. My father’s father died two years ago. As we learned on the previous page, we use oturmak (almost always) when we talk about the place or house we live in. Look at this example too: Beni burada bırakabilirsin. Yolun karşısında, o beyaz evde oturuyorum. You can drop me off here. I live across the road, in that white house over there. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yaşarım yaşamam yaşar mıyım yaşıyorum yaşamıyorum yaşıyor muyum yaşadım yaşamadım yaşadım mı yaşamışım yaşamamışım yaşamış mıyım yaşayacağım yaşamayacağım yaşayacak mıyım Sen yaşarsın yaşamazsın yaşar mısın yaşıyorsun yaşamıyorsun yaşıyor musun yaşadın yaşamadın yaşadın mı yaşamışsın yaşamamışsın yaşamış mısın yaşayacaksın yaşamayacaksın yaşayacak mısın O yaşar yaşamaz yaşar mı yaşıyor yaşamıyor yaşıyor mu yaşadı yaşamadı yaşadı mı yaşamış yaşamamış yaşamış mı yaşayacak yaşamayacak yaşayacak mı Biz yaşarız yaşamayız yaşar mıyız yaşıyoruz yaşamıyoruz yaşıyor muyuz yaşadık yaşamadık yaşadık mı yaşamışız yaşamamışız yaşamış mıyız yaşayacağız yaşamayacağız yaşayacak mıyız Siz yaşarsınız yaşamazsınız yaşar mısınız yaşıyorsunuz yaşamıyorsunuz yaşıyor musunuz yaşadınız yaşamadınız yaşadınız mı yaşamışsınız yaşamamışsınız yaşamış mısınız yaşayacaksınız yaşamayacaksınız yaşayacak mısınız Onlar yaşarlar yaşamazlar yaşarlar mı yaşıyorlar yaşamıyorlar yaşıyorlar mı yaşadılar yaşamadılar yaşadılar mı yaşamışlar yaşamamışlar yaşamışlar mı yaşayacaklar yaşamayacaklar yaşayacaklar mı word forms and phrases yaşam (= hayat) yaşam süresi yaşam döngüsü yaş yaş (sesteş) yaşlı x genç anı yaşamak hayatını yaşamak yaşasın life lifespan life cycle age (how old) wet (homonym) old x young to live for/in the moment to live your life freely hooray
  • 56.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 5 49. ölmek to die Sabahki trafik kazasında iki kişi ölmüş. Az önce haberlerde duydum. Two people died in the traffic accident in the morning. I have just heard it on the news. -den ölmek to die of/from Murat’ın babası sağ değil. Geçen kış Çin virüsünden öldü. Murat’s father isn’t alive. He died from the Chinese virus last winter. We use vefat etmek when we want to avoid saying the word ölmek. Annem geçen kasımda vefat etti. 75 yaşındaydı. My mother passed away last November. She was 75 years old. -i öldürmek to kill; to murder Ekrandaki lanet olası katil karısını öldürmüş. İnşallah hapiste geberir. The damn murderer on the screen killed his wife. I hope he’ll die like a dog in prison. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben ölürüm ölmem ölür müyüm ölüyorum ölmüyorum ölüyor muyum öldüm ölmedim öldüm mü ölmüşüm ölmemişim ölmüş müyüm öleceğim ölmeyeceğim ölecek miyim Sen ölürsün ölmezsin ölür müsün ölüyorsun ölmüyorsun ölüyor musun öldün ölmedin öldün mü ölmüşsün ölmemişsin ölmüş müsün öleceksin ölmeyeceksin ölecek misin O ölür ölmez ölür mü ölüyor ölmüyor ölüyor mu öldü ölmedi öldü mü ölmüş ölmemiş ölmüş mü ölecek ölmeyecek ölecek mi Biz ölürüz ölmeyiz ölür müyüz ölüyoruz ölmüyoruz ölüyor muyuz öldük ölmedik öldük mü ölmüşüz ölmemişiz ölmüş müyüz öleceğiz ölmeyeceğiz ölecek miyiz Siz ölürsünüz ölmezsiniz ölür müsünüz ölüyorsunuz ölmüyorsunuz ölüyor musunuz öldünüz ölmediniz öldünüz mü ölmüşsünüz ölmemişsiniz ölmüş müsünüz öleceksiniz ölmeyeceksiniz ölecek misiniz Onlar ölürler ölmezler ölürler mi ölüyorlar ölmüyorlar ölüyorlar mı öldüler ölmediler öldüler mi ölmüşler ölmemişler ölmüşler mi ölecekler ölmeyecekler ölecekler mi word forms and phrases ölü (adj; n) ölüm ölümlü x ölümsüz genç ölmek 30/55 yaşında ölmek vakit (= zaman) öldürmek intihar etmek gebermek gebertmek dead (not living) death mortal x immortal to die young to die aged 30/55 to kill time to commit suicide to die like a dog to kill
  • 57.
    56 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 50. -i anlatmak to tell, relate Gel otur ve bana her şeyi anlat. Ama sakın yalan söyleme. Come sit and tell me everything. But don’t you ever tell lies. Dede, bize bir masal anlatır mısın? Grandpa, can you tell us a (bedtime) story? Bize kazayı anlatacak mısın? Ne zaman ve nasıl oldu? Will you tell us about the accident? When and how did it happen? Metin dün gece bana bütün hayat hikâyesini anlattı. Metin related his whole life story to me last night. Bak, bu kitap İngilizce gramerini çok iyi anlatıyor. Look, this book tells (explains) English grammar very well. Note: Compare this verb with söylemek #40. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben anlatırım anlatmam anlatır mıyım anlatıyorum anlatmıyorum anlatıyor muyum anlattım anlatmadım anlattım mı anlatmışım anlatmamışım anlatmış mıyım anlatacağım anlatmayacağım anlatacak mıyım Sen anlatırsın anlatmazsın anlatır mısın anlatıyorsun anlatmıyorsun anlatıyor musun anlattın anlatmadın anlattın mı anlatmışsın anlatmamışsın anlatmış mısın anlatacaksın anlatmayacaksın anlatacak mısın O anlatır anlatmaz anlatır mı anlatıyor anlatmıyor anlatıyor mu anlattı anlatmadı anlattı mı anlatmış anlatmamış anlatmış mı anlatacak anlatmayacak anlatacak mı Biz anlatırız anlatmayız anlatır mıyız anlatıyoruz anlatmıyoruz anlatıyor muyuz anlattık anlatmadık anlattık mı anlatmışız anlatmamışız anlatmış mıyız anlatacağız anlatmayacağız anlatacak mıyız Siz anlatırsınız anlatmazsınız anlatır mısınız anlatıyorsunuz anlatmıyorsunuz anlatıyor musunuz anlattınız anlatmadınız anlattınız mı anlatmışsınız anlatmamışsınız anlatmış mısınız anlatacaksınız anlatmayacaksınız anlatacak mısınız Onlar anlatırlar anlatmazlar anlatırlar mı anlatıyorlar anlatmıyorlar anlatıyorlar mı anlattılar anlatmadılar anlattılar mı anlatmışlar anlatmamışlar anlatmışlar mı anlatacaklar anlatmayacaklar anlatacaklar mı word forms and phrases anlatıcı -i kısaca anlatmak -i detaylıca anlatmak birine problemini anlatmak birine sırrını söylemek Sen ne anlatıyorsun? Bana hikâye anlatma. narrator to tell/explain briefly to tell/explain in detail to tell your problem to someone to tell your secret to someone What are you talking about? Don’t give me that story.
  • 58.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 7 51. -e/-de kalmak 1. to stay 2. to remain, be left -den kalmak to fail (exam/test) Bu hafta sonu bende kal. Çocuklar babalarında kalacaklar. Stay at my place this weekend. The kids will stay with their father. Niye akşam yemeğine kalmıyorsun? Birazdan hazır olur. Why don’t you stay for dinner? It will be ready soon. Biz boşandık ama arkadaş kaldık. We have got divorced, but we have remained friends. Buzdolabında ne kadar süt kaldı? Kahvaltıya krep yapacağım. How much milk is left in the fridge? I’ll make crepes for breakfast. Muhammed kimyadan kalmış fakat diğer bütün derslerini geçmiş. Muhammed failed chemistry, but he passed all his other subjects. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kalırım kalmam kalır mıyım kalıyorum kalmıyorum kalıyor muyum kaldım kalmadım kaldım mı kalmışım kalmamışım kalmış mıyım kalacağım kalmayacağım kalacak mıyım Sen kalırsın kalmazsın kalır mısın kalıyorsun kalmıyorsun kalıyor musun kaldın kalmadın kaldın mı kalmışsın kalmamışsın kalmış mısın kalacaksın kalmayacaksın kalacak mısın O kalır kalmaz kalır mı kalıyor kalmıyor kalıyor mu kaldı kalmadı kaldı mı kalmış kalmamış kalmış mı kalacak kalmayacak kalacak mı Biz kalırız kalmayız kalır mıyız kalıyoruz kalmıyoruz kalıyor muyuz kaldık kalmadık kaldık mı kalmışız kalmamışız kalmış mıyız kalacağız kalmayacağız kalacak mıyız Siz kalırsınız kalmazsınız kalır mısınız kalıyorsunuz kalmıyorsunuz kalıyor musunuz kaldınız kalmadınız kaldınız mı kalmışsınız kalmamışsınız kalmış mısınız kalacaksınız kalmayacaksınız kalacak mısınız Onlar kalırlar kalmazlar kalırlar mı kalıyorlar kalmıyorlar kalıyorlar mı kaldılar kalmadılar kaldılar mı kalmışlar kalmamışlar kalmışlar mı kalacaklar kalmayacaklar kalacaklar mı word forms and collocations kalıcı hoşça kal sağlıcakla kal formda kalmak uyanık kalmak biriyle irtibatta kalmak -e geç kalmak hayatta kalmak hamile kalmak kalacak yer permanent goodbye stay healthy to stay fit to stay awake to stay in touch with sb to be late to survive to become pregnant place to stay
  • 59.
    58 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 52. -i geçmek to pass (1. go past 2. succeed in an exam/test) -den geçmek to go along/through geçmek to go by [time] Düz gidin sonra süpermarketi geçin. Eczane sağda. Go straight ahead and then go past the supermarket. The chemist’s is on the right. ‘Yasemin direksiyon sınavını geçmiş mi?’ ‘Bilmiyorum. Henüz aramadı.’ ‘Has Yasemin passed the driving test?’ ‘I don’t know. She hasn’t called yet.’ Biz bu sokaktan geçmedik mi? En iyisi adresi birine soralım. Haven’t we passed along this street? It’s better to ask someone for the address. Kışın günler yavaş geçiyor. Çok sıkıcı, değil mi? In winter the days pass slowly. It’s too boring, isn’t it? -i geçirmek to use time doing a particular thing, or in a particular place Efe tüm hafta sonunu bilgisayarın karşısında geçirdi. Ödevlerini yapmadı. Efe spent the whole weekend in front of the computer. He didn’t do his homework. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben geçerim geçmem geçer miyim geçiyorum geçmiyorum geçiyor muyum geçtim geçmedim geçtim mi geçmişim geçmemişim geçmiş miyim geçeceğim geçmeyeceğim geçecek miyim Sen geçersin geçmezsin geçer misin geçiyorsun geçmiyorsun geçiyor musun geçtin geçmedin geçtin mi geçmişsin geçmemişsin geçmiş misin geçeceksin geçmeyeceksin geçecek misin O geçer geçmez geçer mi geçiyor geçmiyor geçiyor mu geçti geçmedi geçti mi geçmiş geçmemiş geçmiş mi geçecek geçmeyecek geçecek mi Biz geçeriz geçmeyiz geçer miyiz geçiyoruz geçmiyoruz geçiyor muyuz geçtik geçmedik geçtik mi geçmişiz geçmemişiz geçmiş miyiz geçeceğiz geçmeyeceğiz geçecek miyiz Siz geçersiniz geçmezsiniz geçer misiniz geçiyorsunuz geçmiyorsunuz geçiyor musunuz geçtiniz geçmediniz geçtiniz mi geçmişsiniz geçmemişsiniz geçmiş misiniz geçeceksiniz geçmeyeceksiniz geçecek misiniz Onlar geçerler geçmezler geçerler mi geçiyorlar geçmiyorlar geçiyorlar mı geçtiler geçmediler geçtiler mi geçmişler geçmemişler geçmişler mi geçecekler geçmeyecekler geçecekler mi word forms and collocations geçici geçmiş x gelecek öz geçmiş geçen hafta/ay/yıl geçenlerde Geçmiş olsun. Bu da geçer. iyi zaman geçirmek biriyle zaman geçirmek temporary past x future resume/CV last week/month/year the other day; lately Get well soon (said to sb who is sick, or had an accident) All things must pass. to have a good time to spend time with sb
  • 60.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 5 9 53. -e saymak to count (say the numbers) -i saymak to count (1. find the total 2. consider) Kızım İngilizce 10’a kadar sayabiliyor. Anaokulunda öğrenmiş. My daughter can count up to 10 in English. She learned it in kindergarten. Hazır olun, millet. 10’dan geriye sayacağım. Be ready, guys. I’ll count backwards from 10. ‘Kutudaki biletleri sayar mısın, Ezgi?’ … ’79 bilet saydım.’ ‘Can you count the tickets in the box, Ezgi?’ ... ‘I counted 79 tickets.’ ‘Senin kaç ayakkabın var?’ ‘Bilmiyorum. Saymadım.’ ‘How many shoes do you have?’ ‘I don’t know. I haven’t counted.’ Biz onu artık arkadaş olarak saymıyoruz. Bize yalan söyledi. We no longer count him/her as one of our friends. S/he has lied to us. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben sayarım saymam sayar mıyım sayıyorum saymıyorum sayıyor muyum saydım saymadım saydım mı saymışım saymamışım saymış mıyım sayacağım saymayacağım sayacak mıyım Sen sayarsın saymazsın sayar mısın sayıyorsun saymıyorsun sayıyor musun saydın saymadın saydın mı saymışsın saymamışsın saymış mısın sayacaksın saymayacaksın sayacak mısın O sayar saymaz sayar mı sayıyor saymıyor sayıyor mu saydı saymadı saydı mı saymış saymamış saymış mı sayacak saymayacak sayacak mı Biz sayarız saymayız sayar mıyız sayıyoruz saymıyoruz sayıyor muyuz saydık saymadık saydık mı saymışız saymamışız saymış mıyız sayacağız saymayacağız sayacak mıyız Siz sayarsınız saymazsınız sayar mısınız sayıyorsunuz saymıyorsunuz sayıyor musunuz saydınız saymadınız saydınız mı saymışsınız saymamışsınız saymış mısınız sayacaksınız saymayacaksınız sayacak mısınız Onlar sayarlar saymazlar sayarlar mı sayıyorlar saymıyorlar sayıyorlar mı saydılar saymadılar saydılar mı saymışlar saymamışlar saymışlar mı sayacaklar saymayacaklar sayacaklar mı word forms and phrases sayı sayılı sayısız sayaç koyunları saymak saygı -e saygı duymak saygılı saygısız saygısızlık -e saygısızlık yapmak number limited in number limitless; countless counter to count sheep respect to respect respectful disrespectful disrespect to disrespect
  • 61.
    60 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 54. sürmek 1. to drive (car/bus) 2. to last (for a particular length of time) Ben yorgunum. Biraz kestireceğim. Beş saat araba sürdüm. I’m tired. I’ll have a short nap. I have been driving for five hours. We also use kullanmak in the sense of driving. Karımın arabasını kullanıyorum. Benimkini sattım. I drive my wife’s car. I have sold mine. Dikkatli sür/kullan. Kaza yapacaksın yine. Drive carefully. You are going to have an accident again. Dil kursunda her ders 40 dakika sürüyor. Each lesson at the language school lasts 40 minutes. Ateşkes uzun sürmedi. İki taraf da barış istemiyor. The ceasefire hasn’t lasted long. Both sides don’t want peace. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben sürerim sürmem sürer miyim sürüyorum sürmüyorum sürüyor muyum sürdüm sürmedim sürdüm mü sürmüşüm sürmemişim sürmüş müyüm süreceğim sürmeyeceğim sürecek miyim Sen sürersin sürmezsin sürer misin sürüyorsun sürmüyorsun sürüyor musun sürdün sürmedin sürdün mü sürmüşsün sürmemişsin sürmüş müsün süreceksin sürmeyeceksin sürecek misin O sürer sürmez sürer mi sürüyor sürmüyor sürüyor mu sürdü sürmedi sürdü mü sürmüş sürmemiş sürmüş mü sürecek sürmeyecek sürecek mi Biz süreriz sürmeyiz sürer miyiz sürüyoruz sürmüyoruz sürüyor muyuz sürdük sürmedik sürdük mü sürmüşüz sürmemişiz sürmüş müyüz süreceğiz sürmeyeceğiz sürecek miyiz Siz sürersiniz sürmezsiniz sürer misiniz sürüyorsunuz sürmüyorsunuz sürüyor musunuz sürdünüz sürmediniz sürdünüz mü sürmüşsünüz sürmemişsiniz sürmüş müsünüz süreceksiniz sürmeyeceksiniz sürecek misiniz Onlar sürerler sürmezler sürerler mi sürüyorlar sürmüyorlar sürüyorlar mı sürdüler sürmediler sürdüler mi sürmüşler sürmemişler sürmüşler mi sürecekler sürmeyecekler sürecekler mi word forms and phrases sürücü (= şoför) sürücüsüz araba süre süreli süresiz süreç driver driverless car length of time periodic indefinitely process
  • 62.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 1 55. -e binmek 1. to get into/on (car/bus/train/plane) 2. to ride a bike/horse Bu bizim otobüsümüz değil. Biz bir sonraki otobüse bineceğiz. This is not our bus. We are going to get on the next bus. Şimdi trene bindim. Eve gidiyorum. I have just got on the train. I’m going home. Hafta sonları biz çocuklarla sahilde bisiklete bineriz. At weekends, we ride bikes along the coast with the children. -de/-den inmek to get off/out of Hanımefendi, siz gelecek durakta ineceksiniz. Miss, you will get off at the next stop. Trenden yanlış istasyonda inmişim. Eve taksiyle döndüm. I got off the train at the wrong station. I returned home by taxi. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben bin/inerim bin/inmem bin/iner miyim bin/iniyorum bin/inmiyorum bin/iniyor muyum bin/indim bin/inmedim bin/indim mi bin/inmişim bin/inmemişim bin/inmiş miyim bin/ineceğim bin/inmeyeceğim bin/inecek miyim Sen bin/inersin bin/inmezsin bin/iner misin bin/iniyorsun bin/inmiyorsun bin/iniyor musun bin/indin bin/inmedin bin/indin mi bin/inmişsin bin/inmemişsin bin/inmiş misin bin/ineceksin bin/inmeyeceksin bin/inecek misin O bin/iner bin/inmez bin/iner mi bin/iniyor bin/inmiyor bin/iniyor mu bin/indi bin/inmedi bin/indi mi bin/inmiş bin/inmemiş bin/inmiş mi bin/inecek bin/inmeyecek bin/inecek mi Biz bin/ineriz bin/inmeyiz bin/iner miyiz bin/iniyoruz bin/inmiyoruz bin/iniyor muyuz bin/indik bin/inmedik bin/indik mi bin/inmişiz bin/inmemişiz bin/inmiş miyiz bin/ineceğiz bin/inmeyeceğiz bin/inecek miyiz Siz bin/inersiniz bin/inmezsiniz bin/iner misiniz bin/iniyorsunuz bin/inmiyorsunuz bin/iniyor musunuz bin/indiniz bin/inmediniz bin/indiniz mi bin/inmişsiniz bin/inmemişsiniz bin/inmiş misiniz bin/ineceksiniz bin/inmeyeceksiniz bin/inecek misiniz Onlar bin/inerler bin/inmezler bin/inerler mi bin/iniyorlar bin/inmiyorlar bin/iniyorlar mı bin/indiler bin/inmediler bin/indiler mi bin/inmişler bin/inmemişler bin/inmişler mi bin/inecekler bin/inmeyecekler bin/inecekler mi word forms and phrases biniş salonu biniş kartı inen yolcu binen yolcu attan inip eşeğe binmek boarding lounge boarding card/pass embarking passengers disembarking passengers to come down in the world (lit to get off a horse and get on a donkey)
  • 63.
    62 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 56. -i kesmek to cut Meltem soğan doğrarken parmağını kesmiş. Meltem has cut her finger while she was chopping an onion. ‘Pastayı sen keser misin, aşkım?’ ‘Zevkle, aşkım.’ ‘Would you cut the cake, love?’ ‘With pleasure, my love.’ Diyetisyenim, ‘Yağ ve şekeri kesmelisiniz.’ dedi. * My dietician said, ’You must cut fat and sugar.’ Bu paragrafı kes ve yeni bir dosyaya yapıştır, oldu mu? Cut and paste this paragraph into a new file, okay? -i kestirmek to have something cut Ben öğleden sonra berbere gideceğim. Saçımı kestireceğim. I’ll go the barber’s in the afternoon. I’ll have my hair cut. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben keserim kesmem keser miyim kesiyorum kesmiyorum kesiyor muyum kestim kesmedim kestim mi kesmişim kesmemişim kesmiş miyim keseceğim kesmeyeceğim kesecek miyim Sen kesersin kesmezsin keser misin kesiyorsun kesmiyorsun kesiyor musun kestin kesmedin kestin mi kesmişsin kesmemişsin kesmiş misin keseceksin kesmeyeceksin kesecek misin O keser kesmez keser mi kesiyor kesmiyor kesiyor mu kesti kesmedi kesti mi kesmiş kesmemiş kesmiş mi kesecek kesmeyecek kesecek mi Biz keseriz kesmeyiz keser miyiz kesiyoruz kesmiyoruz kesiyor muyuz kestik kesmedik kestik mi kesmişiz kesmemişiz kesmiş miyiz keseceğiz kesmeyeceğiz kesecek miyiz Siz kesersiniz kesmezsiniz keser misiniz kesiyorsunuz kesmiyorsunuz kesiyor musunuz kestiniz kesmediniz kestiniz mi kesmişsiniz kesmemişsiniz kesmiş misiniz keseceksiniz kesmeyeceksiniz kesecek misiniz Onlar keserler kesmezler keserler mi kesiyorlar kesmiyorlar kesiyorlar mı kestiler kesmediler kestiler mi kesmişler kesmemişler kesmişler mi kesecekler kesmeyecekler kesecekler mi * grammar The suffix -meli (or -malı) expresses advice. It is also used to express necessity or obligation. It is followed by the personal suffixes, for which we use the simple present tense. word forms and phrases kesici keskin kesik kesinti kestirme Kısa kes. Kes saçmalamayı. Kafa ütülemeyi kes. cutter sharp cut (skin wound) cut (reduction) short cut Cut it short. Cut the crap. Stop ironing my head.
  • 64.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 3 57. -i getirmek to bring Partide içecek olmayacak, arkadaşlar. Herkes kendi içeceğini getirecek. There will be no drinks at the party, guys. Everyone will bring their own drinks. Bakar mısınız? Hesabı getirir misiniz, lütfen? Excuse me, would you bring the bill/check, please? birine bir şey(i) getirmek to bring someone something Sana kitap/bugünkü gazeteyi getirdim, okumak istersen. I have brought you a book/today’s newspaper if you want to read. bir yere birini getirmek to bring someone to a place Berk eve kız arkadaşını getirmiş. Daha önce hiç eve kız getirmemişti. Berk has brought his girlfriend home. He had never brought a girl home before. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben getiririm getirmem getirir miyim getiriyorum getirmiyorum getiriyor muyum getirdim getirmedim getirdim mi getirmişim getirmemişim getirmiş miyim getireceğim getirmeyeceğim getirecek miyim Sen getirirsin getirmezsin getirir misin getiriyorsun getirmiyorsun getiriyor musun getirdin getirmedin getirdin mi getirmişsin getirmemişsin getirmiş misin getireceksin getirmeyeceksin getirecek misin O getirir getirmez getirir mi getiriyor getirmiyor getiriyor mu getirdi getirmedi getirdi mi getirmiş getirmemiş getirmiş mi getirecek getirmeyecek getirecek mi Biz getiririz getirmeyiz getirir miyiz getiriyoruz getirmiyoruz getiriyor muyuz getirdik getirmedik getirdik mi getirmişiz getirmemişiz getirmiş miyiz getireceğiz getirmeyeceğiz getirecek miyiz Siz getirirsiniz getirmezsiniz getirir misiniz getiriyorsunuz getirmiyorsunuz getiriyor musunuz getirdiniz getirmediniz getirdiniz mi getirmişsiniz getirmemişsiniz getirmiş misiniz getireceksiniz getirmeyeceksiniz getirecek misiniz Onlar getirirler getirmezler getirirler mi getiriyorlar getirmiyorlar getiriyorlar mı getirdiler getirmediler getirdiler mi getirmişler getirmemişler getirmişler mi getirecekler getirmeyecekler getirecekler mi word forms and phrases getiri -i gidip getirmek -i yanında getirmek -i yerine getirmek -e şans getirmek -i oyuna getirmek -i dile getirmek -i gündeme getirmek 1. profit, return 2. advantage to fetch to bring sth/sb along to fulfil to bring good luck to deceive someone to voice to bring up (a subject)
  • 65.
    64 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 58. -i götürmek to take (from one place to another) Yarın cep telefonumu tamirciye götüreceğim. Yine bozuldu. I’ll take my mobile phone to a repair shop tomorrow. It’s broken again. ‘Sizi havaalanına kim götürecek?’ ‘Sen götürebilir misin?’ ‘Who will take you to the airport?’ ‘Can you?’ Annem evde değil. Kardeşimi hastaneye götürdü. My mother isn’t at home. She has taken my sibling to the hospital. Pia, baban balkonda. Gazeteyi ona götürür müsün? Pia, your father is on the balcony. Can you take the newspaper to him? Eski kocam hafta sonu çocukları lunaparka götürmüş. My ex-husband took the kids to the amusement park at the weekend. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben götürürüm götürmem götürür müyüm götürüyorum götürmüyorum götürüyor muyum götürdüm götürmedim götürdüm mü götürmüşüm götürmemişim götürmüş müyüm götüreceğim götürmeyeceğim götürecek miyim Sen götürürsün götürmezsin götürür müsün götürüyorsun götürmüyorsun götürüyor musun götürdün götürmedin götürdün mü götürmüşsün götürmemişsin götürmüş müsün götüreceksin götürmeyeceksin götürecek misin O götürür götürmez götürür mü götürüyor götürmüyor götürüyor mu götürdü götürmedi götürdü mü götürmüş götürmemiş götürmüş mü götürecek götürmeyecek götürecek mi Biz götürürüz götürmeyiz götürür müyüz götürüyoruz götürmüyoruz götürüyor muyuz götürdük götürmedik götürdük mü götürmüşüz götürmemişiz götürmüş müyüz götüreceğiz götürmeyeceğiz götürecek miyiz Siz götürürsünüz götürmezsiniz götürür müsünüz götürüyorsunuz götürmüyorsunuz götürüyor musunuz götürdünüz götürmediniz götürdünüz mü götürmüşsünüz götürmemişsiniz götürmüş müsünüz götüreceksiniz götürmeyeceksiniz götürecek misiniz Onlar götürürler götürmezler götürürler mi götürüyorlar götürmüyorlar götürüyorlar mı götürdüler götürmediler götürdüler mi götürmüşler götürmemişler götürmüşler mi götürecekler götürmeyecekler götürecekler mi word forms and phrases götürü -i geri götürmek -i yanında götürmek getir götür işi getir götür işi yapmak disadvantage to take sth/sb back to take sth/sb along errand to run errands
  • 66.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 5 59. -i çekmek 1. to pull 2. to tug 3. to tow 4. to attract Kız herkesin içinde oğlanı kendine (doğru) çekti ve öptü. The girl pulled the boy towards her in public and kissed him. Anne! Metehan yine saçımı çekiyor! Ona bir şey söyle. Mum! Metehan is pulling my hair again! Tell him something. Kolumu çekme, kızım. Bak, telefonda konuşuyorum. Don’t tug at my arm, girl. Look, I’m talking on the phone. Polis arabamı çekmiş. Bana taksi çağırır mısın? The police have towed my car away. Can you call me a taxi? O kız benim ilgimi çekmiyor. Hiç benim tipim değil. That girl doesn’t attract my interest. She isn’t my type at all. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben çekerim çekmem çeker miyim çekiyorum çekmiyorum çekiyor muyum çektim çekmedim çektim mi çekmişim çekmemişim çekmiş miyim çekeceğim çekmeyeceğim çekecek miyim Sen çekersin çekmezsin çeker misin çekiyorsun çekmiyorsun çekiyor musun çektin çekmedin çektin mi çekmişsin çekmemişsin çekmiş misin çekeceksin çekmeyeceksin çekecek misin O çeker çekmez çeker mi çekiyor çekmiyor çekiyor mu çekti çekmedi çekti mi çekmiş çekmemiş çekmiş mi çekecek çekmeyecek çekecek mi Biz çekeriz çekmeyiz çeker miyiz çekiyoruz çekmiyoruz çekiyor muyuz çektik çekmedik çektik mi çekmişiz çekmemişiz çekmiş miyiz çekeceğiz çekmeyeceğiz çekecek miyiz Siz çekersiniz çekmezsiniz çeker misiniz çekiyorsunuz çekmiyorsunuz çekiyor musunuz çektiniz çekmediniz çektiniz mi çekmişsiniz çekmemişsiniz çekmiş misiniz çekeceksiniz çekmeyeceksiniz çekecek misiniz Onlar çekerler çekmezler çekerler mi çekiyorlar çekmiyorlar çekiyorlar mı çektiler çekmediler çektiler mi çekmişler çekmemişler çekmişler mi çekecekler çekmeyecekler çekecekler mi word forms and collocations Çekiniz çekici çekmece çekyat yerçekimi dikkat çekmek (bankadan) para çekmek fotoğraf çekmek tepki çekmek kopya çekmek acı çekmek Pull (on doors) 1. tow truck 2. attractive drawer sofa bed gravity to attract/draw attention to take/get money out to take photos to get reaction to cheat (in exam) to suffer
  • 67.
    66 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 60. -i itmek to push Kapıyı tüm gücümle itiyorum fakat açılmıyor. Çok fena sıkışmış. I’m pushing the door with all my might, but it won’t open. It’s stuck very badly. ‘Arkadaşını niye ittin, Mustafa?’ ‘Ama önce o itti, öğretmenim.’ ‘Why did you push your friend, Mustafa?’ ‘But s/he pushed first, Sir/Miss.’ Niye itiyorsunuz? Niye sıranızı beklemiyorsunuz? Why are you pushing? Why don’t you wait for your turn? bir şeyi/birini bir yere itmek to push sth/sb into/towards a place ‘Masayı şu köşeye iter misin?’ ‘Ben iteyim, sen çek.’ ‘Would you push the table into that corner?’ ‘I’ll push, you pull.’ Duydun mu dün gece metroda bir adamı raylara itmişler. Did you hear that last night they pushed a man onto the tracks in the metro. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben iterim itmem iter miyim itiyorum itmiyorum itiyor muyum ittim itmedim ittim mi itmişim itmemişim itmiş miyim iteceğim itmeyeceğim itecek miyim Sen itersin itmezsin iter misin itiyorsun itmiyorsun itiyor musun ittin itmedin ittin mi itmişsin itmemişsin itmiş misin iteceksin itmeyeceksin itecek misin O iter itmez iter mi itiyor itmiyor itiyor mu itti itmedi itti mi itmiş itmemiş itmiş mi itecek itmeyecek itecek mi Biz iteriz itmeyiz iter miyiz itiyoruz itmiyoruz itiyor muyuz ittik itmedik ittik mi itmişiz itmemişiz itmiş miyiz iteceğiz itmeyeceğiz itecek miyiz Siz itersiniz itmezsiniz iter misiniz itiyorsunuz itmiyorsunuz itiyor musunuz ittiniz itmediniz ittiniz mi itmişsiniz itmemişsiniz itmiş misiniz iteceksiniz itmeyeceksiniz itecek misiniz Onlar iterler itmezler iterler mi itiyorlar itmiyorlar itiyorlar mı ittiler itmediler ittiler mi itmişler itmemişler itmişler mi itecekler itmeyecekler itecekler mi word forms and phrases İtiniz itici itiş kakış Push (on doors) unlikeable scuffle
  • 68.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 7 61. -e katılmak 1. to agree with 2. to join (do together) 3. to participate Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Ben katılmıyorum. Hiç gerçekçi değil. Do you agree with this view? I don’t. It isn’t realistic at all. Ben Nermin’e yüzde yüz katılıyorum. Bence haklı. I agree with Nermin one hundred percent. I think she is right. Orada yalnız oturma, dostum. Burada yerimiz var. Gel bize katıl. Don’t sit there alone, mate. We have seats here. Come join us. Ben öğle yemeğine çıkıyorum. Bana katılır mısın? I’m going out for lunch. Would you like to join me? Kulübümüzün faaliyetlerine katılabilirsin. Üye olmana gerek yok. You can take part in our club’s activities. You don’t have to be a member. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben katılırım katılmam katılır mıyım katılıyorum katılmıyorum katılıyor muyum katıldım katılmadım katıldım mı katılmışım katılmamışım katılmış mıyım katılacağım katılmayacağım katılacak mıyım Sen katılırsın katılmazsın katılır mısın katılıyorsun katılmıyorsun katılıyor musun katıldın katılmadın katıldın mı katılmışsın katılmamışsın katılmış mısın katılacaksın katılmayacaksın katılacak mısın O katılır katılmaz katılır mı katılıyor katılmıyor katılıyor mu katıldı katılmadı katıldı mı katılmış katılmamış katılmış mı katılacak katılmayacak katılacak mı Biz katılırız katılmayız katılır mıyız katılıyoruz katılmıyoruz katılıyor muyuz katıldık katılmadık katıldık mı katılmışız katılmamışız katılmış mıyız katılacağız katılmayacağız katılacak mıyız Siz katılırsınız katılmazsınız katılır mısınız katılıyorsunuz katılmıyorsunuz katılıyor musunuz katıldınız katılmadınız katıldınız mı katılmışsınız katılmamışsınız katılmış mısınız katılacaksınız katılmayacaksınız katılacak mısınız Onlar katılırlar katılmazlar katılırlar mı katılıyorlar katılmıyorlar katılıyorlar mı katıldılar katılmadılar katıldılar mı katılmışlar katılmamışlar katılmışlar mı katılacaklar katılmayacaklar katılacaklar mı word forms and phrases katılım katılımcı aktif katılımcı katılımcı demokrasi participation participant; participatory active participant participatory democracy
  • 69.
    68 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 62. -i seçmek to choose, select, pick Ankaralılar bu pazar sandığa gidiyorlar. Yeni belediye başkanlarını seçecekler. Ankarans are going to the polls this Sunday. They will select their new mayor. ‘Bak, kelimelerini dikkatli seç. Yoksa …’ ‘Yoksa ne? Hadi, söyle.’ ‘Look, choose your words carefully. Or …’ ‘Or what? Come on, say it.’ ‘Sen bu dönem hangi dersleri seçtin?’ ‘Henüz seçmedim. ‘Which classes have you picked this term?’ ‘I haven’t yet.’ Deniz, ben bu kırmızı elbiseyi seçiyorum. Çok şık, değil mi? Deniz, I choose this red dress. It is so elegant, isn’t it? birini bir şeye seçmek to choose someone for something ‘Ahmet’in nesi var?’ ‘Antrenörü yine onu takıma seçmemiş.’ ‘What’s wrong with Ahmet?’ ‘His coach hasn’t picked him for the team again.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben seçerim seçmem seçer miyim seçiyorum seçmiyorum seçiyor muyum seçtim seçmedim seçtim mi seçmişim seçmemişim seçmiş miyim seçeceğim seçmeyeceğim seçecek miyim Sen seçersin seçmezsin seçer misin seçiyorsun seçmiyorsun seçiyor musun seçtin seçmedin seçtin mi seçmişsin seçmemişsin seçmiş misin seçeceksin seçmeyeceksin seçecek misin O seçer seçmez seçer mi seçiyor seçmiyor seçiyor mu seçti seçmedi seçti mi seçmiş seçmemiş seçmiş mi seçecek seçmeyecek seçecek mi Biz seçeriz seçmeyiz seçer miyiz seçiyoruz seçmiyoruz seçiyor muyuz seçtik seçmedik seçtik mi seçmişiz seçmemişiz seçmiş miyiz seçeceğiz seçmeyeceğiz seçecek miyiz Siz seçersiniz seçmezsiniz seçer misiniz seçiyorsunuz seçmiyorsunuz seçiyor musunuz seçtiniz seçmediniz seçtiniz mi seçmişsiniz seçmemişsiniz seçmiş misiniz seçeceksiniz seçmeyeceksiniz seçecek misiniz Onlar seçerler seçmezler seçerler mi seçiyorlar seçmiyorlar seçiyorlar mı seçtiler seçmediler seçtiler mi seçmişler seçmemişler seçmişler mi seçecekler seçmeyecekler seçecekler mi word forms and phrases seçim seçmen seçenek çoktan seçmeli seçici seçkin election voter option, choice multiple choice picky distinguished
  • 70.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 6 9 63. -i açıklamak 1. to explain 2. to announce (officially tell people about sth) Dün geceki davranışını nasıl açıklayacaksın? Hiç hoş değildi. How will you explain your behaviour last night? It wasn’t nice at all. Sınav kurallarını açıklar mısınız, öğretmenim? Would you explain the rules for the exam, Sir/Miss? Bekle, aşkım! Her şeyi açıklayabilirim. Wait, love! I can explain everything. Cumhurbaşkanı akşam yeni vergileri açıklayacak. The President will announce new taxes in the evening. bir şeyi birine açıklamak to explain sth to sb Sistemi bana kısaca açıklar mısınız? Nasıl çalışıyor? Could you briefly explain the system to me? How does it work? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben açıklarım açıklamam açıklar mıyım açıklıyorum açıklamıyorum açıklıyor muyum açıkladım açıklamadım açıkladım mı açıklamışım açıklamamışım açıklamış mıyım açıklayacağım açıklamayacağım açıklayacak mıyım Sen açıklarsın açıklamazsın açıklar mısın açıklıyorsun açıklamıyorsun açıklıyor musun açıkladın açıklamadın açıkladın mı açıklamışsın açıklamamışsın açıklamış mısın açıklayacaksın açıklamayacaksın açıklayacak mısın O açıklar açıklamaz açıklar mı açıklıyor açıklamıyor açıklıyor mu açıkladı açıklamadı açıkladı mı açıklamış açıklamamış açıklamış mı açıklayacak açıklamayacak açıklayacak mı Biz açıklarız açıklamayız açıklar mıyız açıklıyoruz açıklamıyoruz açıklıyor muyuz açıkladık açıklamadık açıkladık mı açıklamışız açıklamamışız açıklamış mıyız açıklayacağız açıklamayacağız açıklayacak mıyız Siz açıklarsınız açıklamazsınız açıklar mısınız açıklıyorsunuz açıklamıyorsunuz açıklıyor musunuz açıkladınız açıklamadınız açıkladınız mı açıklamışsınız açıklamamışsınız açıklamış mısınız açıklayacaksınız açıklamayacaksınız açıklayacak mısınız Onlar açıklarlar açıklamazlar açıklarlar mı açıklıyorlar açıklamıyorlar açıklıyorlar mı açıkladılar açıklamadılar açıkladılar mı açıklamışlar açıklamamışlar açıklamışlar mı açıklayacaklar açıklamayacaklar açıklayacaklar mı word forms and phrases açıklama mantıklı/makul bir açıklama bir açıklama yapmak bir açıklama beklemek açıklayıcı Açıklamak zor. Bu her şeyi açıklıyor. Açıklamak zorunda değilsin. Bana bir açıklama borçlusun. explanation a reasonable explanation to give an explanation to wait for/expect an explanation explanatory It’s hard to explain. This explains everything. You don’t have to explain. You owe me an explanation.
  • 71.
    70 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 64. -i yemek to eat Bütün bir pastayı yemişler. Çocuklar siz yemediniz, değil mi? They have eaten a whole cake. Kids, you haven’t eaten it, have you? Ben az önce büyük bir sandviç yedim. Aç değilim, gerçekten. I have just had a big sandwich. I’m not hungry, really. Çok taze sebze ve meyve yiyiniz, özellikle kış aylarında. Eat a lot of fresh vegetables and fruit, especially in winter months. Sen sürekli abur cubur yiyorsun. Çok sağlıksız. You always eat fast food. It’s too unhealthy. Bugün bizim evlilik yıldönümümüz. Akşam yemeğini dışarıda yiyeceğiz. It’s our wedding anniversary today. We will have dinner out. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yerim yemem yer miyim yiyorum yemiyorum yiyor muyum yedim yemedim yedim mi yemişim yememişim yemiş miyim yiyeceğim yemeyeceğim yiyecek miyim Sen yersin yemezsin yer misin yiyorsun yemiyorsun yiyor musun yedin yemedin yedin mi yemişsin yememişsin yemiş misin yiyeceksin yemeyeceksin yiyecek misin O yer yemez yer mi yiyor yemiyor yiyor mu yedi yemedi yedi mi yemiş yememiş yemiş mi yiyecek yemeyecek yiyecek mi Biz yeriz yemeyiz yer miyiz yiyoruz yemiyoruz yiyor muyuz yedik yemedik yedik mi yemişiz yememişiz yemiş miyiz yiyeceğiz yemeyeceğiz yiyecek miyiz Siz yersiniz yemezsiniz yer misiniz yiyorsunuz yemiyorsunuz yiyor musunuz yediniz yemediniz yediniz mi yemişsiniz yememişsiniz yemiş misiniz yiyeceksiniz yemeyeceksiniz yiyecek misiniz Onlar yerler yemezler yerler mi yiyorlar yemiyorlar yiyorlar mı yediler yemediler yediler mi yemişler yememişler yemişler mi yiyecekler yemeyecekler yiyecekler mi word forms and phrases aç acıkmak yemek yiyecek yemek tarifi yemek yapmak/pişirmek öğle/akşam yemeği yemekhane fil gibi yemek kuş gibi yemek dayak yemek azar yemek Yemezler. hungry to feel hungry meal food recipe to cook lunch/dinner cafeteria/canteen to eat like a horse to eat like a bird to be beaten to be rebuked I don’t buy it.
  • 72.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 1 65. -i içmek to drink ‘Ne içiyorsun?’ ‘Kahve. Sana da yapayım mı?’ ‘What are you drinking?’ ‘Coffee. Shall I make one for you too?’ Benim portakal suyumu kim içti? Sen mi içtin, Merve? Who has drunk my orange juice? Have you drunk it, Merve? Sen yine içmişsin. Nefesin kokuyor. You have been drinking again. Your breath smells. We also say çorba/sigara/ilaç içmek. Yeni erkek arkadaşım sporcu. Sigara ve içki içmiyor. My new boyfriend is a sportsman. He doesn’t smoke or drink. Babaanne, bu ilacı günde üç defa içeceksin/alacaksın, oldu mu? Grandma, you will take this medicine three times a day, okay? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben içerim içmem içer miyim içiyorum içmiyorum içiyor muyum içtim içmedim içtim mi içmişim içmemişim içmiş miyim içeceğim içmeyeceğim içecek miyim Sen içersin içmezsin içer misin içiyorsun içmiyorsun içiyor musun içtin içmedin içtin mi içmişsin içmemişsin içmiş misin içeceksin içmeyeceksin içecek misin O içer içmez içer mi içiyor içmiyor içiyor mu içti içmedi içti mi içmiş içmemiş içmiş mi içecek içmeyecek içecek mi Biz içeriz içmeyiz içer miyiz içiyoruz içmiyoruz içiyor muyuz içtik içmedik içtik mi içmişiz içmemişiz içmiş miyiz içeceğiz içmeyeceğiz içecek miyiz Siz içersiniz içmezsiniz içer misiniz içiyorsunuz içmiyorsunuz içiyor musunuz içtiniz içmediniz içtiniz mi içmişsiniz içmemişsiniz içmiş misiniz içeceksiniz içmeyeceksiniz içecek misiniz Onlar içerler içmezler içerler mi içiyorlar içmiyorlar içiyorlar mı içtiler içmediler içtiler mi içmişler içmemişler içmişler mi içecekler içmeyecekler içecekler mi word forms and phrases içecek içki sıcak içecek soğuk içecek yiyip içmek yudum yudum içmek drink (n) alcoholic drink hot drink cold drink to eat and drink to sip
  • 73.
    72 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 66. -i açmak 1. to open 2. to turn on Affedersiniz, pencereyi açar mısınız? İçeri çok sıcak. Excuse me, would you open the window? It’s too hot inside. ‘Hediyeni açmayacak mısın?’ ‘Sonra açarım.’ ‘Won’t you open your present?’ ‘I’ll open later.’ Ben bu kavanozu açamıyorum. Sen açabilir misin? I can’t open this jar. Can you open it? Televizyonu niye açtın? Ben ev ödevimi yapıyorum. Why did you turn on the television? I’m doing my homework. açılmak to open up (shops/banks etc) ‘Bankalar saat kaçta açılıyor?’ ‘Saat 9.00’da açılıyor.’ ‘What time do the banks open?’ ‘They open at 9.00 o’clock.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben açarım açmam açar mıyım açıyorum açmıyorum açıyor muyum açtım açmadım açtım mı açmışım açmamışım açmış mıyım açacağım açmayacağım açacak mıyım Sen açarsın açmazsın açar mısın açıyorsun açmıyorsun açıyor musun açtın açmadın açtın mı açmışsın açmamışsın açmış mısın açacaksın açmayacaksın açacak mısın O açar açmaz açar mı açıyor açmıyor açıyor mu açtı açmadı açtı mı açmış açmamış açmış mı açacak açmayacak açacak mı Biz açarız açmayız açar mıyız açıyoruz açmıyoruz açıyor muyuz açtık açmadık açtık mı açmışız açmamışız açmış mıyız açacağız açmayacağız açacak mıyız Siz açarsınız açmazsınız açar mısınız açıyorsunuz açmıyorsunuz açıyor musunuz açtınız açmadınız açtınız mı açmışsınız açmamışsınız açmış mısınız açacaksınız açmayacaksınız açacak mısınız Onlar açarlar açmazlar açarlar mı açıyorlar açmıyorlar açıyorlar mı açtılar açmadılar açtılar mı açmışlar açmamışlar açmışlar mı açacaklar açmayacaklar açacaklar mı word forms and collocations açık açacak konserve açacağı açılış hesap açmak -e savaş açmak -e dava açmak çiçek açmak -e kucak açmak gözlerini dört açmak open; on opener tin/can opener opening to open an account to wage war to press charges to bloom (plants/flowers) to receive with open arms to keep your eyes wide open
  • 74.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 3 67. -i kapatmak (or kapamak) 1. to close 2. to turn off ‘Pencereyi kim kapattı? İçeri çok sıcak.’ ‘Kendi kapandı.’ ‘Who closed the window? It’s too hot inside.’ ‘It closed itself.’ Şimdi gözlerini kapa ve uyu, tatlım. Now shut your eyes and go to sleep, sweetie. Seyretmiyorsan televizyonu kapatır mısın? If you aren’t watching, could you turn off the television? Ofisten çıkmadan ışıkları kapatmamışsın. Before you left the office, you didn’t turn off the lights. kapanmak to close up (shops/banks etc) ‘Alışveriş merkezleri 10.00’da kapanıyor, değil mi?’ ‘Sanırım.’ ‘Shopping centres close at 10.00, don’t they?’ ‘I think so.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kapatırım kapatmam kapatır mıyım kapatıyorum kapatmıyorum kapatıyor muyum kapattım kapatmadım kapattım mı kapatmışım kapatmamışım kapatmış mıyım kapatacağım kapatmayacağım kapatacak mıyım Sen kapatırsın kapatmazsın kapatır mısın kapatıyorsun kapatmıyorsun kapatıyor musun kapattın kapatmadın kapattın mı kapatmışsın kapatmamışsın kapatmış mısın kapatacaksın kapatmayacaksın kapatacak mısın O kapatır kapatmaz kapatır mı kapatıyor kapatmıyor kapatıyor mu kapattı kapatmadı kapattı mı kapatmış kapatmamış kapatmış mı kapatacak kapatmayacak kapatacak mı Biz kapatırız kapatmayız kapatır mıyız kapatıyoruz kapatmıyoruz kapatıyor muyuz kapattık kapatmadık kapattık mı kapatmışız kapatmamışız kapatmış mıyız kapatacağız kapatmayacağız kapatacak mıyız Siz kapatırsınız kapatmazsınız kapatır mısınız kapatıyorsunuz kapatmıyorsunuz kapatıyor musunuz kapattınız kapatmadınız kapattınız mı kapatmışsınız kapatmamışsınız kapatmış mısınız kapatacaksınız kapatmayacaksınız kapatacak mısınız Onlar kapatırlar kapatmazlar kapatırlar mı kapatıyorlar kapatmıyorlar kapatıyorlar mı kapattılar kapatmadılar kapattılar mı kapatmışlar kapatmamışlar kapatmışlar mı kapatacaklar kapatmayacaklar kapatacaklar mı word forms and collocations kapalı telefonu kapatmak telefonu birinin yüzüne kapatmak konuyu kapatmak bir şeyi ucuza kapatmak bir şeyi sıkı/sıkıca kapatmak Kapa çeneni! closed; off to hang up to hang up on someone to drop the subject to buy something dirt cheap to close tightly Shut up!
  • 75.
    74 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 68. -i kullanmak to use Uygurlara yaptıklarından dolayı ben Çinlilerin mallarını kullanmıyorum. Because what they do to the Uyghurs, I don’t use the Chinese products. Telefonumun şarjı bitmiş. Seninkini kullanabilir miyim, Cemre? My phone has gone flat. Can I use yours, Cemre? Benim bilgisayarımı yine kim kullandı? Bir yakalarsam, … Who used my computer again? If I catch them, … Göremiyor musun, sevgili arkadaşım? Adam seni resmen kullanıyor. Can’t you see, my dear friend? The man is actually using you. Tolga uzun süre uyuşturucu kullanmış. Bana eski bir arkadaşı söyledi. Tolga used drugs for a long time. An old friend of his told me. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kullanırım kullanmam kullanır mıyım kullanıyorum kullanmıyorum kullanıyor muyum kullandım kullanmadım kullandım mı kullanmışım kullanmamışım kullanmış mıyım kullanacağım kullanmayacağım kullanacak mıyım Sen kullanırsın kullanmazsın kullanır mısın kullanıyorsun kullanmıyorsun kullanıyor musun kullandın kullanmadın kullandın mı kullanmışsın kullanmamışsın kullanmış mısın kullanacaksın kullanmayacaksın kullanacak mısın O kullanır kullanmaz kullanır mı kullanıyor kullanmıyor kullanıyor mu kullandı kullanmadı kullandı mı kullanmış kullanmamış kullanmış mı kullanacak kullanmayacak kullanacak mı Biz kullanırız kullanmayız kullanır mıyız kullanıyoruz kullanmıyoruz kullanıyor muyuz kullandık kullanmadık kullandık mı kullanmışız kullanmamışız kullanmış mıyız kullanacağız kullanmayacağız kullanacak mıyız Siz kullanırsınız kullanmazsınız kullanır mısınız kullanıyorsunuz kullanmıyorsunuz kullanıyor musunuz kullandınız kullanmadınız kullandınız mı kullanmışsınız kullanmamışsınız kullanmış mısınız kullanacaksınız kullanmayacaksınız kullanacak mısınız Onlar kullanırlar kullanmazlar kullanırlar mı kullanıyorlar kullanmıyorlar kullanıyorlar mı kullandılar kullanmadılar kullandılar mı kullanmışlar kullanmamışlar kullanmışlar mı kullanacaklar kullanmayacaklar kullanacaklar mı word forms and collocations kullanım kullanıcı kullanışlı kullanışsız kullan-at (çakmak) kullan-at telefon -i yanlış kullanmak -i kötüye kullanmak oy kullanmak alkol kullanmak sigara kullanmak/içmek use user handy, useful useless throwaway, disposable (lighter) burner phone to use in the wrong way to use for the wrong purpose to vote to use alcohol to smoke
  • 76.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 5 69. -i taşımak to carry (1. lift and take 2. have with you) Bu kutuyu sen taşır mısın, Levent? Çok ağır. Ben kaldıramadım. Would you carry this box, Levent? It’s too heavy. I couldn’t lift it. Sandalyeleri kim taşıyacak? Ben taşıyamam. Omzum ağrıyor. Who will carry the chairs? I can’t do it. My shoulder hurts. Tüm valizleri tek başına mı taşıdın? Niye yardım istemedin? Did you carry all the suitcases by yourself? Why didn’t you ask for help? Ben üzerimde nakit taşımıyorum. Kredi kartı kullanıyorum. I don’t carry cash on me. I use a credit card. Suzan her zaman biber gazı taşır. İki kez kullanmış bile. Suzan always carries pepper spray. She has already used it twice. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben taşırım taşımam taşır mıyım taşıyorum taşımıyorum taşıyor muyum taşıdım taşımadım taşıdım mı taşımışım taşımamışım taşımış mıyım taşıyacağım taşımayacağım taşıyacak mıyım Sen taşırsın taşımazsın taşır mısın taşıyorsun taşımıyorsun taşıyor musun taşıdın taşımadın taşıdın mı taşımışsın taşımamışsın taşımış mısın taşıyacaksın taşımayacaksın taşıyacak mısın O taşır taşımaz taşır mı taşıyor taşımıyor taşıyor mu taşıdı taşımadı taşıdı mı taşımış taşımamış taşımış mı taşıyacak taşımayacak taşıyacak mı Biz taşırız taşımayız taşır mıyız taşıyoruz taşımıyoruz taşıyor muyuz taşıdık taşımadık taşıdık mı taşımışız taşımamışız taşımış mıyız taşıyacağız taşımayacağız taşıyacak mıyız Siz taşırsınız taşımazsınız taşır mısınız taşıyorsunuz taşımıyorsunuz taşıyor musunuz taşıdınız taşımadınız taşıdınız mı taşımışsınız taşımamışsınız taşımış mısınız taşıyacaksınız taşımayacaksınız taşıyacak mısınız Onlar taşırlar taşımazlar taşırlar mı taşıyorlar taşımıyorlar taşıyorlar mı taşıdılar taşımadılar taşıdılar mı taşımışlar taşımamışlar taşımışlar mı taşıyacaklar taşımayacaklar taşıyacaklar mı word forms and phrases taşıyıcı (= portör) taşınabilir ev taşımak hastalık taşımak laf taşımak porter portable to move house to carry a disease to spread gossip, secrets, etc
  • 77.
    76 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 70. -e/-den taşınmak to move (change place) Daha büyük bir eve taşınacağız. Çocuklar ayrı odalar istiyor. We will move into a bigger house. The children want separate rooms. Eski müdürüm emekli olmuş ve Alanya’ya taşınmış. My old boss retired and moved to Alanya. Biz o mahalleye yeni taşındık. Henüz kimseyi tanımıyoruz. We’ve just moved to that neighbourhood. We don’t know anyone yet. Ben bir veya iki haftaya bu binadan taşınıyorum. Çok eski. I’m moving out of this building in one week or two. It’s too old. bir yerden bir yere taşınmak to move from one place to another * Dayımlar geçen yaz İstanbul’dan Ankara’ya taşındılar. My uncle (and his family) moved from Istanbul to Ankara last summer. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben taşınırım taşınmam taşınır mıyım taşınıyorum taşınmıyorum taşınıyor muyum taşındım taşınmadım taşındım mı taşınmışım taşınmamışım taşınmış mıyım taşınacağım taşınmayacağım taşınacak mıyım Sen taşınırsın taşınmazsın taşınır mısın taşınıyorsun taşınmıyorsun taşınıyor musun taşındın taşınmadın taşındın mı taşınmışsın taşınmamışsın taşınmış mısın taşınacaksın taşınmayacaksın taşınacak mısın O taşınır taşınmaz taşınır mı taşınıyor taşınmıyor taşınıyor mu taşındı taşınmadı taşındı mı taşınmış taşınmamış taşınmış mı taşınacak taşınmayacak taşınacak mı Biz taşınırız taşınmayız taşınır mıyız taşınıyoruz taşınmıyoruz taşınıyor muyuz taşındık taşınmadık taşındık mı taşınmışız taşınmamışız taşınmış mıyız taşınacağız taşınmayacağız taşınacak mıyız Siz taşınırsınız taşınmazsınız taşınır mısınız taşınıyorsunuz taşınmıyorsunuz taşınıyor musunuz taşındınız taşınmadınız taşındınız mı taşınmışsınız taşınmamışsınız taşınmış mısınız taşınacaksınız taşınmayacaksınız taşınacak mısınız Onlar taşınırlar taşınmazlar taşınırlar mı taşınıyorlar taşınmıyorlar taşınıyorlar mı taşındılar taşınmadılar taşındılar mı taşınmışlar taşınmamışlar taşınmışlar mı taşınacaklar taşınmayacaklar taşınacaklar mı * note The plural suffix -lar refers to the whole family. word forms and phrases birinin evine taşınmak evden eve nakliyat to move in with someone door to door mover
  • 78.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 7 71. endişelenmek (= endişe etmek) to worry (be anxious) Benim için endişelenmeyin, arkadaşlar. Ben çok iyiyim. Gerçekten. Don’t worry about me, guys. I’m ver well. Really. Annemi aramalıyım, yoksa endişelenir. Bugün henüz konuşmadık. I must call my mum, or she will worry. Today we haven’t talked yet. Çocuklar için endişe ediyorum. Evde yalnızlar. I’m worried about the children. They are alone at home. -i endişelendirmek to make someone anxious Aileme henüz söylemedim. Onları endişelendirmek istemiyorum. I haven’t told my family yet. I don’t want to worry them. Ali, gün boyu telefonun kapalıydı. Beni çok endişelendirdin. Ali, your phone’s been switched off all day. You’ve worried me a lot. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben endişelenirim endişelenmem endişelenir miyim endişeleniyorum endişelenmiyorum endişeleniyor muyum endişelendim endişelenmedim endişelendim mi endişelenmişim endişelenmemişim endişelenmiş miyim endişeleneceğim endişelenmeyeceğim endişelenecek miyim Sen endişelenirsin endişelenmezsin endişelenir misin endişeleniyorsun endişelenmiyorsun endişeleniyor musun endişelendin endişelenmedin endişelendin mi endişelenmişsin endişelenmemişsin endişelenmiş misin endişeleneceksin endişelenmeyeceksin endişelenecek misin O endişelenir endişelenmez endişelenir mi endişeleniyor endişelenmiyor endişeleniyor mu endişelendi endişelenmedi endişelendi mi endişelenmiş endişelenmemiş endişelenmiş mi endişelenecek endişelenmeyecek endişelenecek mi Biz endişeleniriz endişelenmeyiz endişelenir miyiz endişeleniyoruz endişelenmiyoruz endişeleniyor muyuz endişelendik endişelenmedik endişelendik mi endişelenmişiz endişelenmemişiz endişelenmiş miyiz endişeleneceğiz endişelenmeyeceğiz endişelenecek miyiz Siz endişelenirsiniz endişelenmezsiniz endişelenir misiniz endişeleniyorsunuz endişelenmiyorsunuz endişeleniyor musunuz endişelendiniz endişelenmediniz endişelendiniz mi endişelenmişsiniz endişelenmemişsiniz endişelenmiş misiniz endişeleneceksiniz endişelenmeyeceksiniz endişelenecek misiniz Onlar endişelenirler endişelenmezler endişelenirler mi endişeleniyorlar endişelenmiyorlar endişeleniyorlar mı endişelendiler endişelenmediler endişelendiler mi endişelenmişler endişelenmemişler endişelenmişler mi endişelenecekler endişelenmeyecekler endişelenecekler mi word forms and phrases endişe endişeyle endişeli endişesiz endişe verici (durum/gelişme) worry anxiously worried carefree worrying (situation/development)
  • 79.
    78 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 72. -i göstermek to show [tr] Buraya gelir misin, Özlem? Sana çok ilginç bir şey göstereceğim. Will you come here, Özlem? I will show you something very interesting. Buket dün gece bize tatil fotoğraflarını gösterdi. Buket showed us her holiday photos last night. Hayır, öyle değil. Sana göstereyim. … İşte böyle yap. Anladın mı? No, it’s not like that. Let me show you. … Do it like this. You got it? Herkes saygı ve sevgi ister. Ama göstermez. Everyone wants respect and love. But they don’t show it. Sürekli çalışıyorsun. Çocuklarına hiç ilgi göstermiyorsun. You are always working. You don’t show any interest in your children. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben gösteririm göstermem gösterir miyim gösteriyorum göstermiyorum gösteriyor muyum gösterdim göstermedim gösterdim mi göstermişim göstermemişim göstermiş miyim göstereceğim göstermeyeceğim gösterecek miyim Sen gösterirsin göstermezsin gösterir misin gösteriyorsun göstermiyorsun gösteriyor musun gösterdin göstermedin gösterdin mi göstermişsin göstermemişsin göstermiş misin göstereceksin göstermeyeceksin gösterecek misin O gösterir göstermez gösterir mi gösteriyor göstermiyor gösteriyor mu gösterdi göstermedi gösterdi mi göstermiş göstermemiş göstermiş mi gösterecek göstermeyecek gösterecek mi Biz gösteririz göstermeyiz gösterir miyiz gösteriyoruz göstermiyoruz gösteriyor muyuz gösterdik göstermedik gösterdik mi göstermişiz göstermemişiz göstermiş miyiz göstereceğiz göstermeyeceğiz gösterecek miyiz Siz gösterirsiniz göstermezsiniz gösterir misiniz gösteriyorsunuz göstermiyorsunuz gösteriyor musunuz gösterdiniz göstermediniz gösterdiniz mi göstermişsiniz göstermemişsiniz göstermiş misiniz göstereceksiniz göstermeyeceksiniz gösterecek misiniz Onlar gösterirler göstermezler gösterirler mi gösteriyorlar göstermiyorlar gösteriyorlar mı gösterdiler göstermediler gösterdiler mi göstermişler göstermemişler göstermişler mi gösterecekler göstermeyecekler gösterecekler mi word forms and phrases gösteri gösteri yapmak gösteriş yapmak gösteriş budalası gösterişli gösterişsiz gösterge birine gününü göstermek show; demonstration to demonstrate (protest) to show off show-off flamboyant modest indicator to let someone have it
  • 80.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 7 9 73. -i kaybetmek to lose (1. cannot find 2. not win 3. die 4. stop having 5. money/time) Ne arıyorsun, Mustafa? Sen yine telefonunu mu kaybettin? What are you seeking, Mustafa? Have you lost your phone again? Hiç kimse hükûmetten memnun değil. Bu seçimi kesin kaybeder. Nobody is happy with the government. It will definitely lose this election. Çin virüsünden milyonlarca kişi hayatını kaybetti. Millions of people have lost their lives because of the Chinese virus. Her gün işe geç kalıyorsun. Bir gün işini kaybedeceksin. You are late for work every day. One day you will lose your job. Cengiz arabasını satıyor. Borsada çok para kaybetmiş. Cengiz is selling his car. He lost a lot of money on the stock market. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kaybederim kaybetmem kaybeder miyim kaybediyorum kaybetmiyorum kaybediyor muyum kaybettim kaybetmedim kaybettim mi kaybetmişim kaybetmemişim kaybetmiş miyim kaybedeceğim kaybetmeyeceğim kaybedecek miyim Sen kaybedersin kaybetmezsin kaybeder misin kaybediyorsun kaybetmiyorsun kaybediyor musun kaybettin kaybetmedin kaybettin mi kaybetmişsin kaybetmemişsin kaybetmiş misin kaybedeceksin kaybetmeyeceksin kaybedecek misin O kaybeder kaybetmez kaybeder mi kaybediyor kaybetmiyor kaybediyor mu kaybetti kaybetmedi kaybetti mi kaybetmiş kaybetmemiş kaybetmiş mi kaybedecek kaybetmeyecek kaybedecek mi Biz kaybederiz kaybetmeyiz kaybeder miyiz kaybediyoruz kaybetmiyoruz kaybediyor muyuz kaybettik kaybetmedik kaybettik mi kaybetmişiz kaybetmemişiz kaybetmiş miyiz kaybedeceğiz kaybetmeyeceğiz kaybedecek miyiz Siz kaybedersiniz kaybetmezsiniz kaybeder misiniz kaybediyorsunuz kaybetmiyorsunuz kaybediyor musunuz kaybettiniz kaybetmediniz kaybettiniz mi kaybetmişsiniz kaybetmemişsiniz kaybetmiş misiniz kaybedeceksiniz kaybetmeyeceksiniz kaybedecek misiniz Onlar kaybederler kaybetmezler kaybederler mi kaybediyorlar kaybetmiyorlar kaybediyorlar mı kaybettiler kaybetmediler kaybettiler mi kaybetmişler kaybetmemişler kaybetmişler mi kaybedecekler kaybetmeyecekler kaybedecekler mi word forms and collocations kayıp kaybolmak ilgini kaybetmek ümidini kaybetmek güvenini kaybetmek öz güvenini kaybetmek The possessive suffix changes according to person: ilgimi, ümidimi, etc. missing to go missing; get lost to lose your interest to lose your hope to lose your trust to lose your self-confidence
  • 81.
    80 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 74. -i bulmak 1. to find 2. to invent ‘Anahtarlarını buldun mu, Yunus Emre?’ ‘Hayır, henüz bulamadım.’ ‘Have you found your keys, Yunus Emre?’ ‘No, I couldn’t find them yet.’ Bir gün bilim insanları kansere de bir tedavi bulacaklar. One day scientist will also find a cure for cancer. birşeyi/birini sıkıcı/ilginç vb bulmak to find sth/sb boring/interesting etc Ben o kızı çok sıkıcı buluyorum. Çok konuşuyor. I find that girl too boring. She talks too much. ‘İstanbul’u nasıl buldunuz?’ ‘Harika bir şehir. Çok sevdim.’ ‘How do you like Istanbul?’ ‘It’s a great city. I like it so much.’ Graham Bell diyorlar, ama telefonu aslında kim buldu (= icat etti)? They say it was Graham Bell, but who really invented the telephone? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben bulurum bulmam bulur muyum buluyorum bulmuyorum buluyor muyum buldum bulmadım buldum mu bulmuşum bulmamışım bulmuş muyum bulacağım bulmayacağım bulacak mıyım Sen bulursun bulmazsın bulur musun buluyorsun bulmuyorsun buluyor musun buldun bulmadın buldun mu bulmuşsun bulmamışsın bulmuş musun bulacaksın bulmayacaksın bulacak mısın O bulur bulmaz bulur mu buluyor bulmuyor buluyor mu buldu bulmadı buldu mu bulmuş bulmamış bulmuş mu bulacak bulmayacak bulacak mı Biz buluruz bulmayız bulur muyuz buluyoruz bulmuyoruz buluyor muyuz bulduk bulmadık bulduk mu bulmuşuz bulmamışız bulmuş muyuz bulacağız bulmayacağız bulacak mıyız Siz bulursunuz bulmazsınız bulur musunuz buluyorsunuz bulmuyorsunuz buluyor musunuz buldunuz bulmadınız buldunuz mu bulmuşsunuz bulmamışsınız bulmuş musunuz bulacaksınız bulmayacaksınız bulacak mısınız Onlar bulurlar bulmazlar bularlar mı buluyorlar bulmuyorlar buluyorlar mı buldular bulmadılar buldular mı bulmuşlar bulmamışlar bulmuşlar mı bulacaklar bulmayacaklar bulacaklar mı word forms bulgu buluş (= icat) buluş yapmak buluntu bulmaca kafayı bulmak bir yolunu bulmak finding invention to make an invention find crossword to get drunk to find a way
  • 82.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 1 75. -i kazanmak 1. to win 2. to earn (i. money for work ii. sth deserved) ‘Sence gelecek seçimi kim kazanır?’ ‘Ben siyasetle ilgilenmiyorum.’ ‘Who do you think will win the next election?’ ‘I’m not interested in politics.’ FIFA 2018’i Fransa kazandı. 2022’yi kim kazanacak acaba? France won FIFA 2018. I wonder who will win the 2022? Gamze Milli Piyango’dan 100.000 lira kazanmış. Gamze has won 100.000 liras on the National Lottery. Ben ayda yaklaşık 9.000 lira kazanıyorum. Karım benden çok kazanıyor. I earn around 9.000 liras a month. My wife earns more than me. Yeni yöneticimiz kısa sürede bütün çalışanların saygısını kazandı. Our new manager has earned the respect of all the staff in a short time. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kazanırım kazanmam kazanır mıyım kazanıyorum kazanmıyorum kazanıyor muyum kazandım kazanmadım kazandım mı kazanmışım kazanmamışım kazanmış mıyım kazanacağım kazanmayacağım kazanacak mıyım Sen kazanırsın kazanmazsın kazanır mısın kazanıyorsun kazanmıyorsun kazanıyor musun kazandın kazanmadın kazandın mı kazanmışsın kazanmamışsın kazanmış mısın kazanacaksın kazanmayacaksın kazanacak mısın O kazanır kazanmaz kazanır mı kazanıyor kazanmıyor kazanıyor mu kazandı kazanmadı kazandı mı kazanmış kazanmamış kazanmış mı kazanacak kazanmayacak kazanacak mı Biz kazanırız kazanmayız kazanır mıyız kazanıyoruz kazanmıyoruz kazanıyor muyuz kazandık kazanmadık kazandık mı kazanmışız kazanmamışız kazanmış mıyız kazanacağız kazanmayacağız kazanacak mıyız Siz kazanırsınız kazanmazsınız kazanır mısınız kazanıyorsunuz kazanmıyorsunuz kazanıyor musunuz kazandınız kazanmadınız kazandınız mı kazanmışsınız kazanmamışsınız kazanmış mısınız kazanacaksınız kazanmayacaksınız kazanacak mısınız Onlar kazanırlar kazanmazlar kazanırlar mı kazanıyorlar kazanmıyorlar kazanıyorlar mı kazandılar kazanmadılar kazandılar mı kazanmışlar kazanmamışlar kazanmışlar mı kazanacaklar kazanmayacaklar kazanacaklar mı word forms and phrases kazanç kazançlı kazançsız kazan kazan kazanan x kaybeden bir yarışmada/yarışta birinci gelmek/olmak gain; profit; income profitable unprofitable win-win winner x loser to come first in a competition/race
  • 83.
    82 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 76. -i harcamak to spend (money/energy/force/time) Tüm cep harçlığını harcadın mı? Daha iki gün oldu, Pelin Su. Have you spent all your pocket money? It’s been only two days, Pelin Su. Ben bu hafta çok para harcadım. Daha fazla harcayamam. I have spent a lot of money this week. I can’t spend any more. bir şeye para/energy vb harcamak to spend money/time etc on sth İlk aylığımı ayakkabı ve çantalara harcayacağım. I will spend my first salary on shoes and handbags. Umut bilgisayar oyunlarına yüzlerce lira harcamış yine. Umut has spent hundred of liras on video games again. Bu kitaba çok zaman ve enerji harcadım. Umarım beğenirsiniz. I have spent a lot of time and energy into this book. I hope you will enjoy it. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben harcarım harcamam harcar mıyım harcıyorum harcamıyorum harcıyor muyum harcadım harcamadım harcadım mı harcamışım harcamamışım harcamış mıyım harcayacağım harcamayacağım harcayacak mıyım Sen harcarsın harcamazsın harcar mısın harcıyorsun harcamıyorsun harcıyor musun harcadın harcamadın harcadın mı harcamışsın harcamamışsın harcamış mısın harcayacaksın harcamayacaksın harcayacak mısın O harcar harcamaz harcar mı harcıyor harcamıyor harcıyor mu harcadı harcamadı harcadı mı harcamış harcamamış harcamış mı harcayacak harcamayacak harcayacak mı Biz harcarız harcamayız harcar mıyız harcıyoruz harcamıyoruz harcıyor muyuz harcadık harcamadık harcadık mı harcamışız harcamamışız harcamış mıyız harcayacağız harcamayacağız harcayacak mıyız Siz harcarsınız harcamazsınız harcar mısınız harcıyorsunuz harcamıyorsunuz harcıyor musunuz harcadınız harcamadınız harcadınız mı harcamışsınız harcamamışsınız harcamış mısınız harcayacaksınız harcamayacaksınız harcayacak mısınız Onlar harcarlar harcamazlar harcarlar mı harcıyorlar harcamıyorlar harcıyorlar mı harcadılar harcamadılar harcadılar mı harcamışlar harcamamışlar harcamışlar mı harcayacaklar harcamayacaklar harcayacaklar mı note For the verb spend in the meaning of using time doing a particular thing, or in a particular place, see geçirmek #52. word forms and phrases harcama gereksiz harcama su gibi para harcamak hesapsızca harcamak idareli harcamak expense, spending unnecessary spending to spend money like water to spend extravagantly to spend carefully
  • 84.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 3 77. tanışmak to meet (for the first time) ‘Pardon, tanışıyor muyuz?’ ‘Evet. Birkaç hafta önce Starbucks’ta tanışmıştık.’ ‘Excuse me, have we met before?’ ‘Yes. We met at Starbucks a few weeks ago.’ biriyle tanışmak to meet someone ‘Yeni müdürle tanıştın mı?’ ‘Hayır, henüz tanışmadım. Nasıl biri?’ ‘Have you met the new boss?’ ‘No, I haven’t met yet. What’s he like?’ Hakan, annem seninle tanışmak istiyor. Bu akşam yemeğe davetlisin. Hakan, my mother wants to meet you. You are invited to dinner this evening. birini biriyle tanıştırmak to introduce someone to another person ‘Beni kız arkadaşınla tanıştırmayacak mısın, Cem?’ ‘Bu Ece. Bu da Aslıgül.’ ‘Wont you introduce me to your girlfriend, Cem?’ ‘This is Ece. This is Aslıgül.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben tanışırım tanışmam tanışır mıyım tanışıyorum tanışmıyorum tanışıyor muyum tanıştım tanışmadım tanıştım mı tanışmışım tanışmamışım tanışmış mıyım tanışacağım tanışmayacağım tanışacak mıyım Sen tanışırsın tanışmazsın tanışır mısın tanışıyorsun tanışmıyorsun tanışıyor musun tanıştın tanışmadın tanıştın mı tanışmışsın tanışmamışsın tanışmış mısın tanışacaksın tanışmayacaksın tanışacak mısın O tanışır tanışmaz tanışır mı tanışıyor tanışmıyor tanışıyor mu tanıştı tanışmadı tanıştı mı tanışmış tanışmamış tanışmış mı tanışacak tanışmayacak tanışacak mı Biz tanışırız tanışmayız tanışır mıyız tanışıyoruz tanışmıyoruz tanışıyor muyuz tanıştık tanışmadık tanıştık mı tanışmışız tanışmamışız tanışmış mıyız tanışacağız tanışmayacağız tanışacak mıyız Siz tanışırsınız tanışmazsınız tanışır mısınız tanışıyorsunuz tanışmıyorsunuz tanışıyor musunuz tanıştınız tanışmadınız tanıştınız mı tanışmışsınız tanışmamışsınız tanışmış mısınız tanışacaksınız tanışmayacaksınız tanışacak mısınız Onlar tanışırlar tanışmazlar tanışırlar mı tanışıyorlar tanışmıyorlar tanışıyorlar mı tanıştılar tanışmadılar tanıştılar mı tanışmışlar tanışmamışlar tanışmışlar mı tanışacaklar tanışmayacaklar tanışacaklar mı word forms and phrases tanış tanışma aşaması tanışma toplantısı acquaintance (someone you have met, but do not know well dating phase acquaintance meeting
  • 85.
    84 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 78. -i tanımak to know (someone); to recognise Sen şu kızı tanıyorsun, değil mi? Beni onunla tanıştırır mısın? You know that girl over there, don’t you? Would you introduce me to her? Sen beni hiç tanımamışsın. Ben sana hiç yalan söyledim mi? You never knew me. Have I ever lied to you? Nil 5 yıldır burada çalışıyor. Herkesi tanır. Ona sorun. Nil has been working here for 5 years. She knows everybody. Ask her. Dün liseden Özge’yi gördüm. Beni tanıyamadı. I saw Özge from high school yesterday. She couldn’t recognise me. birini bir yerden tanımak to know sb from somewhere Ben sizi bir yerden tanıyorum. … Starbucks’ta çalışıyorsunuz, değil mi? I know you from somewhere. … You work at Starbucks, right? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben tanırım tanımam tanır mıyım tanıyorum tanımıyorum tanıyor muyum tanıdım tanımadım tanıdım mı tanımışım tanımamışım tanımış mıyım tanıyacağım tanımayacağım tanıyacak mıyım Sen tanırsın tanımazsın tanır mısın tanıyorsun tanımıyorsun tanıyor musun tanıdın tanımadın tanıdın mı tanımışsın tanımamışsın tanımış mısın tanıyacaksın tanımayacaksın tanıyacak mısın O tanır tanımaz tanır mı tanıyor tanımıyor tanıyor mu tanıdı tanımadı tanıdı mı tanımış tanımamış tanımış mı tanıyacak tanımayacak tanıyacak mı Biz tanırız tanımayız tanır mıyız tanıyoruz tanımıyoruz tanıyor muyuz tanıdık tanımadık tanıdık mı tanımışız tanımamışız tanımış mıyız tanıyacağız tanımayacağız tanıyacak mıyız Siz tanırsınız tanımazsınız tanır mısınız tanıyorsunuz tanımıyorsunuz tanıyor musunuz tanıdınız tanımadınız tanıdınız mı tanımışsınız tanımamışsınız tanımış mısınız tanıyacaksınız tanımayacaksınız tanıyacak mısınız Onlar tanırlar tanımazlar tanırlar mı tanıyorlar tanımıyorlar tanıyorlar mı tanıdılar tanımadılar tanıdılar mı tanımışlar tanımamışlar tanımışlar mı tanıyacaklar tanımayacaklar tanıyacaklar mı word forms and phrases tanıdık (= tanış) tanınmış birini iyi/yakından tanımak birini ismen tanımak birini şahsen tanımak birini tanımazdan gelmek acquaintance recognised to know sb well to know sb by name to know sb personally to pretend not to know sb
  • 86.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 5 79. buluşmak to meet (up) Biz dün işten sonra Kahve Dünyası’nda buluştuk. Yesterday we met in Kahve Dünyası [a coffee shop] after work. Onlar her cuma akşamı buluşurlar ve kağıt oynarlar. They meet every Friday evening and play cards. İlişkileri varmış. Yıllarca gizlice buluşmuşlar. They have an affair. They have been meeting secretly for years. biriyle buluşmak to meet someone ‘Nisan’la nerede buluşacaksınız?’ ‘Henüz konuşmadık.’ ‘Where will you meet Nisan?’ ‘We haven’t talked about that yet.’ Dün işten sonra erkek arkadaşımla buluştum. Kahve içtik. Yesterday I met my boyfriend after work. We had coffee. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben buluşurum buluşmam buluşur muyum buluşuyorum buluşmuyorum buluşuyor muyum buluştum buluşmadım buluştum mu buluşmuşum buluşmamışım buluşmuş muyum buluşacağım buluşmayacağım buluşacak mıyım Sen buluşursun buluşmazsın buluşur musun buluşuyorsun buluşmuyorsun buluşuyor musun buluştun buluşmadın buluştun mu buluşmuşsun buluşmamışsın buluşmuş musun buluşacaksın buluşmayacaksın buluşacak mısın O buluşur buluşmaz buluşur mu buluşuyor buluşmuyor buluşuyor mu buluştu buluşmadı buluştu mu buluşmuş buluşmamış buluşmuş mu buluşacak buluşmayacak buluşacak mı Biz buluşuruz buluşmayız buluşur muyuz buluşuyoruz buluşmuyoruz buluşuyor muyuz buluştuk buluşmadık buluştuk mu buluşmuşuz buluşmamışız buluşmuş muyuz buluşacağız buluşmayacağız buluşacak mıyız Siz buluşursunuz buluşmazsınız buluşur musunuz buluşuyorsunuz buluşmuyorsunuz buluşuyor musunuz buluştunuz buluşmadınız buluştunuz mu buluşmuşsunuz buluşmamışsınız buluşmuş musunuz buluşacaksınız buluşmayacaksınız buluşacak mısınız Onlar buluşurlar buluşmazlar buluşarlar mı buluşuyorlar buluşmuyorlar buluşuyorlar mı buluştular buluşmadılar buluştular mı buluşmuşlar buluşmamışlar buluşmuşlar mı buluşacaklar buluşmayacaklar buluşacaklar mı word forms and phrases buluşma buluşma yeri/noktası ortak noktada buluşmak meeting meeting place/point to meet on a common ground
  • 87.
    86 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 80. -i aramak 1. to look for; to search 2. to call (telephone) Biz şehir merkezinde kiralık eşyalı bir daire arıyoruz. We are looking for a furnished flat/apartment to rent in the city centre. Ozan’ı mı arıyorsun? Ofisten 5 veya 10 dakika önce çıktı. Are you looking for Ozan? He left the office 5 or 10 minutes ago. Polis her yerde kayıp çocuğu aradı fakat bulamadı. The police searched everywhere for the missing child but couldn’t find him. Şimdi biraz meşgulüm, hayatım. Seni sonra arayacağım, tamam mı? I’m a bit busy now, honey. I’ll call you later, all right? Telefonumda cevapsız bir çağrı var. … Ozan aramış. Geri aramayacağım. There is a missed call on my phone. … Ozan called. I won’t call him back. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben ararım aramam arar mıyım arıyorum aramıyorum arıyor muyum aradım aramadım aradım mı aramışım aramamışım aramış mıyım arayacağım aramayacağım arayacak mıyım Sen ararsın aramazsın arar mısın arıyorsun aramıyorsun arıyor musun aradın aramadın aradın mı aramışsın aramamışsın aramış mısın arayacaksın aramayacaksın arayacak mısın O arar aramaz arar mı arıyor aramıyor arıyor mu aradı aramadı aradı mı aramış aramamış aramış mı arayacak aramayacak arayacak mı Biz ararız aramayız arar mıyız arıyoruz aramıyoruz arıyor muyuz aradık aramadık aradık mı aramışız aramamışız aramış mıyız arayacağız aramayacağız arayacak mıyız Siz ararsınız aramazsınız arar mısınız arıyorsunuz aramıyorsunuz arıyor musunuz aradınız aramadınız aradınız mı aramışsınız aramamışsınız aramış mısınız arayacaksınız aramayacaksınız arayacak mısınız Onlar ararlar aramazlar ararlar mı arıyorlar aramıyorlar arıyorlar mı aradılar aramadılar aradılar mı aramışlar aramamışlar aramışlar mı arayacaklar aramayacaklar arayacaklar mı word forms and phrases arama arama kurtarma iş aramak çözüm aramak bahane aramak çare aramak didik didik aramak bela aramak samanlıkta iğne aramak search (n) search and rescue to look for work to look for a solution to look for an excuse to look for a remedy to search thoroughly to look for trouble to look for a needle in a haystack
  • 88.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 7 81. -i kırmak 1. to break [tr] 2. to hurt (make someone upset, sad, etc) Ümit hastanede. Sabah bisikletten düştü ve kolunu kırdı. Ümit is in hospital. He fell off the bike in the morning and broke his arm. Benim vazomu kim kırdı? Benim için çok değerliydi. Who has broken my vase? It was very important to me. O herifi bu sokakta bir daha görürsem yemin ederim kafasını kıracağım. If I see that guy in this street again, I swear I’ll knock his head off. Seni kırmak istemiyorum, aşkım. Bu tartışmaya bir son verelim. I don’t want to hurt you, love. Let’s put an end to this quarrel. Osman, dün Selini çok kırmışsın. Senden bir özür bekliyor. Osman, you hurt Selin badly yesterday. She expects an apology from you. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben kırarım kırmam kırar mıyım kırıyorum kırmıyorum kırıyor muyum kırdım kırmadım kırdım mı kırmışım kırmamışım kırmış mıyım kıracağım kırmayacağım kıracak mıyım Sen kırarsın kırmazsın kırar mısın kırıyorsun kırmıyorsun kırıyor musun kırdın kırmadın kırdın mı kırmışsın kırmamışsın kırmış mısın kıracaksın kırmayacaksın kıracak mısın O kırar kırmaz kırar mı kırıyor kırmıyor kırıyor mu kırdı kırmadı kırdı mı kırmış kırmamış kırmış mı kıracak kırmayacak kıracak mı Biz kırarız kırmayız kırar mıyız kırıyoruz kırmıyoruz kırıyor muyuz kırdık kırmadık kırdık mı kırmışız kırmamışız kırmış mıyız kıracağız kırmayacağız kıracak mıyız Siz kırarsınız kırmazsınız kırar mısınız kırıyorsunuz kırmıyorsunuz kırıyor musunuz kırdınız kırmadınız kırdınız mı kırmışsınız kırmamışsınız kırmış mısınız kıracaksınız kırmayacaksınız kıracak mısınız Onlar kırarlar kırmazlar kırarlar mı kırıyorlar kırmıyorlar kırıyorlar mı kırdılar kırmadılar kırdılar mı kırmışlar kırmamışlar kırmışlar mı kıracaklar kırmayacaklar kıracaklar mı word forms and phrases kırık kırılır x kırılmaz kırılgan kırıcı pot kırmak okulu kırmak birinin kalbini kırmak birinin cesaretini kırmak kırılmak broken (bone/object) breakable x unbreakable 1. fragile (situation) 2. touchy (person) offending to make a faux pas to play truant/hooky to break someone’s heart to dishearten someone 1. to break [intr] 2. to be offended
  • 89.
    88 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 82. -i hazırlamak to prepare Bu sabah kahvaltıyı kocam hazırlamış. Çok şaşırdım. My husband made breakfast this morning. I was really surprised. Leyla Hanım, cumaya kadar bize bir sunum hazırlar mısınız? Ms Leyla, would you prepare a presentation for us by Friday? Bizim okulumuz öğrencilerimizi geleceğe hazırlıyor. Our school is preparing our children for the future. hazırlanmak to get ready Rabia banyoda, hazırlanıyor. Arkadaşlarıyla buluşacakmış. Rabia is in the bathroom getting ready. She will meet her friends. ‘İş görüşmene hazırlandın mı, Su?’ ‘Hemen hemen hazırım.’ ‘Have you prepared for your job interview, Su?’ ‘I’m almost ready.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben hazırlarım hazırlamam hazırlar mıyım hazırlıyorum hazırlamıyorum hazırlıyor muyum hazırladım hazırlamadım hazırladım mı hazırlamışım hazırlamamışım hazırlamış mıyım hazırlayacağım hazırlamayacağım hazırlayacak mıyım Sen hazırlarsın hazırlamazsın hazırlar mısın hazırlıyorsun hazırlamıyorsun hazırlıyor musun hazırladın hazırlamadın hazırladın mı hazırlamışsın hazırlamamışsın hazırlamış mısın hazırlayacaksın hazırlamayacaksın hazırlayacak mısın O hazırlar hazırlamaz hazırlar mı hazırlıyor hazırlamıyor hazırlıyor mu hazırladı hazırlamadı hazırladı mı hazırlamış hazırlamamış hazırlamış mı hazırlayacak hazırlamayacak hazırlayacak mı Biz hazırlarız hazırlamayız hazırlar mıyız hazırlıyoruz hazırlamıyoruz hazırlıyor muyuz hazırladık hazırlamadık hazırladık mı hazırlamışız hazırlamamışız hazırlamış mıyız hazırlayacağız hazırlamayacağız hazırlayacak mıyız Siz hazırlarsınız hazırlamazsınız hazırlar mısınız hazırlıyorsunuz hazırlamıyorsunuz hazırlıyor musunuz hazırladınız hazırlamadınız hazırladınız mı hazırlamışsınız hazırlamamışsınız hazırlamış mısınız hazırlayacaksınız hazırlamayacaksınız hazırlayacak mısınız Onlar hazırlarlar hazırlamazlar hazırlarlar mı hazırlıyorlar hazırlamıyorlar hazırlıyorlar mı hazırladılar hazırlamadılar hazırladılar mı hazırlamışlar hazırlamamışlar hazırlamışlar mı hazırlayacaklar hazırlamayacaklar hazırlayacaklar mı word forms and phrases hazır hazır gıda hazırlık hazırlıklı hazırlıksız ready ready-made food preparation; preparatory prepared unprepared
  • 90.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 8 9 83. -i yönetmek 1. to manage (business) 2. be in charge 3. to govern, rule 4. to direct (film/play) Bu adayın iyi bir öz geçmişi var. Büyük inşaat projeleri yönetmiş. This applicant has a good CV. S/he managed large construction projects. Bundan sonra finans departmanımızı Aysun Hanım yönetecek. From now on, Ms Aysun will head up our finance department. Yeni müdür çok genç. Çalışanları pek yönetemiyor. The new manager is too young. S/he can’t manage the staff effectively. Hükûmetten hiç kimse memnun değil. Ülkeyi çok kötü yönetiyor. Nobody is happy with the government. It governs the country very badly. Kartal Tibet iyi bir sinema oyuncuydu. Kendisi birçok dizi ve film de yönetti. Kartal Tibet was a good film actor. He also directed many series and films. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yönetirim yönetmem yönetir miyim yönetiyorum yönetmiyorum yönetiyor muyum yönettim yönetmedim yönettim mi yönetmişim yönetmemişim yönetmiş miyim yöneteceğim yönetmeyeceğim yönetecek miyim Sen yönetirsin yönetmezsin yönetir misin yönetiyorsun yönetmiyorsun yönetiyor musun yönettin yönetmedin yönettin mi yönetmişsin yönetmemişsin yönetmiş misin yöneteceksin yönetmeyeceksin yönetecek misin O yönetir yönetmez yönetir mi yönetiyor yönetmiyor yönetiyor mu yönetti yönetmedi yönetti mi yönetmiş yönetmemiş yönetmiş mi yönetecek yönetmeyecek yönetecek mi Biz yönetiriz yönetmeyiz yönetir miyiz yönetiyoruz yönetmiyoruz yönetiyor muyuz yönettik yönetmedik yönettik mi yönetmişiz yönetmemişiz yönetmiş miyiz yöneteceğiz yönetmeyeceğiz yönetecek miyiz Siz yönetirsiniz yönetmezsiniz yönetir misiniz yönetiyorsunuz yönetmiyorsunuz yönetiyor musunuz yönettiniz yönetmediniz yönettiniz mi yönetmişsiniz yönetmemişsiniz yönetmiş misiniz yöneteceksiniz yönetmeyeceksiniz yönetecek misiniz Onlar yönetirler yönetmezler yönetirler mi yönetiyorlar yönetmiyorlar yönetiyorlar mı yönettiler yönetmediler yönettiler mi yönetmişler yönetmemişler yönetmişler mi yönetecekler yönetmeyecekler yönetecekler mi word forms and phrases yönetim yönetici yönetmen management manager director (film/play)
  • 91.
    90 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 84. düşmek to fall Kuzenim Ece bugün merdivenlerden düşmüş. Kolunu kırmış. My cousin Ece has fallen down the stairs today. She has broken her arm. Gelecek hafta sıcaklıklar ülke genelinde hissedilir derecede düşecek. Next week temperatures will drop significantly across the country. -i düşürmek to drop (let something fall) Beyefendi, bir saniye. Anahtarlarınızı düşürdünüz. Sir, just a second. You have dropped your keys. Ben spor salonuna gidiyorum. Sabah kolyemi düşürmüşüm. I’m going to the gym. I dropped my necklace in the morning. Sen masanın altında ne arıyorsun? Bir şey mi düşürdün? What are you looking for under the table? Have you dropped something? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben düşerim düşmem düşer miyim düşüyorum düşmüyorum düşüyor muyum düştüm düşmedim düştüm mü düşmüşüm düşmemişim düşmüş müyüm düşeceğim düşmeyeceğim düşecek miyim Sen düşersin düşmezsin düşer misin düşüyorsun düşmüyorsun düşüyor musun düştün düşmedin düştün mü düşmüşsün düşmemişsin düşmüş müsün düşeceksin düşmeyeceksin düşecek misin O düşer düşmez düşer mi düşüyor düşmüyor düşüyor mu düştü düşmedi düştü mü düşmüş düşmemiş düşmüş mü düşecek düşmeyecek düşecek mi Biz düşeriz düşmeyiz düşer miyiz düşüyoruz düşmüyoruz düşüyor muyuz düştük düşmedik düştük mü düşmüşüz düşmemişiz düşmüş müyüz düşeceğiz düşmeyeceğiz düşecek miyiz Siz düşersiniz düşmezsiniz düşer misiniz düşüyorsunuz düşmüyorsunuz düşüyor musunuz düştünüz düşmediniz düştünüz mü düşmüşsünüz düşmemişsiniz düşmüş müsünüz düşeceksiniz düşmeyeceksiniz düşecek misiniz Onlar düşerler düşmezler düşerler mi düşüyorlar düşmüyorlar düşüyorlar mı düştüler düşmediler düştüler mi düşmüşler düşmemişler düşmüşler mi düşecekler düşmeyecekler düşecekler mi word forms and phrases düşüş düşük (gelir/fiyat) gözden düşmek küçük düşmek birini küçük düşürmek fall (n) low (income/price) to fall from grace/favour to look/feel small to make sb look/feel small
  • 92.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 1 85. oynamak to play (1. children 2. games/sports 3. theatre/film) -i oynamak to play (pretend) Çocuklar salonda oynuyorlar. Bebek de uyuyor. The kids are playing in the living room. And the baby’s asleep. Biz dersten sonra satranç oynayacağız. Gelip izleyebilirsin. We will play chess after class. You can come and watch. Berna’yla ben her cuma işten sonra tenis oynarız. Berna and I play tennis every Friday after work. Kemal Sunal 82 filmde oynamış. Kemal Sunal [was a famous comedian] appeared in 82 films. Aptalı oynama. Neden bahsettiğimi çok iyi biliyorsun. Don’t play dumb. You know very well what I’m talking about. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben oynarım oynamam oynar mıyım oynuyorum oynamıyorum oynuyor muyum oynadım oynamadım oynadım mı oynamışım oynamamışım oynamış mıyım oynayacağım oynamayacağım oynayacak mıyım Sen oynarsın oynamazsın oynar mısın oynuyorsun oynamıyorsun oynuyor musun oynadın oynamadın oynadın mı oynamışsın oynamamışsın oynamış mısın oynayacaksın oynamayacaksın oynayacak mısın O oynar oynamaz oynar mı oynuyor oynamıyor oynuyor mu oynadı oynamadı oynadı mı oynamış oynamamış oynamış mı oynayacak oynamayacak oynayacak mı Biz oynarız oynamayız oynar mıyız oynuyoruz oynamıyoruz oynuyor muyuz oynadık oynamadık oynadık mı oynamışız oynamamışız oynamış mıyız oynayacağız oynamayacağız oynayacak mıyız Siz oynarsınız oynamazsınız oynar mısınız oynuyorsunuz oynamıyorsunuz oynuyor musunuz oynadınız oynamadınız oynadınız mı oynamışsınız oynamamışsınız oynamış mısınız oynayacaksınız oynamayacaksınız oynayacak mısınız Onlar oynarlar oynamazlar oynarlar mı oynuyorlar oynamıyorlar oynuyorlar mı oynadılar oynamadılar oynadılar mı oynamışlar oynamamışlar oynamışlar mı oynayacaklar oynamayacaklar oynayacaklar mı word forms and phrases oyun oyun alanı oyuncu oyunculuk oyuncak çocuk oyuncağı satranç/tavla/kağıt oynamak game; play playground player; actor acting toy a piece of cake to play chess/backgammon/cards
  • 93.
    92 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 86. çalmak 1. to play (i. instrument ii. radio/CD) 2. to ring (phone/bell) [intr] -i çalmak 1. to ring (bell) [tr] 2. to steal Yasemin çok güzel gitar çalabiliyor. Sesi de çok güzel. Yasemin can play the guitar very well. Her voice is also very beautiful. Radyoda çok güzel bir şarkı çalıyor. Dinlemek ister misin? A very nice song is playing on the radio. Do you want to listen to it? Sen duştayken telefonun uzun uzun çaldı. When you were in the shower, your phone rang for a long time. Arabamdan dizüstü bilgisayarımı çalmışlar. Kahrolası hırsızlar! They have stolen my laptop computer from my car. Damn thieves! -i çaldırmak to have something stolen Bugün pazarda telefonumu çaldırdım. Daha geçen ay almıştım. I had my phone stolen at the market today. I only bought it last month. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben çalarım çalmam çalar mıyım çalıyorum çalmıyorum çalıyor muyum çaldım çalmadım çaldım mı çalmışım çalmamışım çalmış mıyım çalacağım çalmayacağım çalacak mıyım Sen çalarsın çalmazsın çalar mısın çalıyorsun çalmıyorsun çalıyor musun çaldın çalmadın çaldın mı çalmışsın çalmamışsın çalmış mısın çalacaksın çalmayacaksın çalacak mısın O çalar çalmaz çalar mı çalıyor çalmıyor çalıyor mu çaldı çalmadı çaldı mı çalmış çalmamış çalmış mı çalacak çalmayacak çalacak mı Biz çalarız çalmayız çalar mıyız çalıyoruz çalmıyoruz çalıyor muyuz çaldık çalmadık çaldık mı çalmışız çalmamışız çalmış mıyız çalacağız çalmayacağız çalacak mıyız Siz çalarsınız çalmazsınız çalar mısınız çalıyorsunuz çalmıyorsunuz çalıyor musunuz çaldınız çalmadınız çaldınız mı çalmışsınız çalmamışsınız çalmış mısınız çalacaksınız çalmayacaksınız çalacak mısınız Onlar çalarlar çalmazlar çalarlar mı çalıyorlar çalmıyorlar çalıyorlar mı çaldılar çalmadılar çaldılar mı çalmışlar çalmamışlar çalmışlar mı çalacaklar çalmayacaklar çalacaklar mı word forms and phrases zili çalmak kapıyı çalmak korna çalmak ıslık çalmak çalıntı (araba/telefon) to ring the bell to knock the door to honk car horn to whistle stolen (car/phone)
  • 94.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 3 87. büyümek [intr] to grow (1. increase 2. person/animal/plants) Biz pazarda henüz yeniyiz fakat işimiz günden güne büyüyor. We are still new to the market, but our business is growing day by day. Türkiye ekonomisi geçen yıl sadece %2 büyümüş. * Turkey’s economy grew by only 2% last year. Çocuklar çok hızlı büyüyorlar. Zamanı hiç fark etmiyorsunuz. Children grow really fast. You don’t notice the time at all. Bu ağaçlar her iklimde ve toprakta büyür. These trees grow in all climates and soils. -i büyütmek 1. to raise, bring up (children) 2. enlarge sth Beni anneannem ve dedem büyüttü. Anne ve babam bir kazada ölmüş. My grandparents raised me. My parents died in an accident. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben büyürüm büyümem büyür müyüm büyüyorum büyümüyorum büyüyor muyum büyüdüm büyümedim büyüdüm mü büyümüşüm büyümemişim büyümüş müyüm büyüyeceğim büyümeyeceğim büyüyecek miyim Sen büyürsün büyümezsin büyür müsün büyüyorsun büyümüyorsun büyüyor musun büyüdün büyümedin büyüdün mü büyümüşsün büyümemişsin büyümüş müsün büyüyeceksin büyümeyeceksin büyüyecek misin O büyür büyümez büyür mü büyüyor büyümüyor büyüyor mu büyüdü büyümedi büyüdü mü büyümüş büyümemiş büyümüş mü büyüyecek büyümeyecek büyüyecek mi Biz büyürüz büyümeyiz büyür müyüz büyüyoruz büyümüyoruz büyüyor muyuz büyüdük büyümedik büyüdük mü büyümüşüz büyümemişiz büyümüş müyüz büyüyeceğiz büyümeyeceğiz büyüyecek miyiz Siz büyürsünüz büyümezsiniz büyür müsünüz büyüyorsunuz büyümüyorsunuz büyüyor musunuz büyüdünüz büyümediniz büyüdünüz mü büyümüşsünüz büyümemişsiniz büyümüş müsünüz büyüyeceksiniz büyümeyeceksiniz büyüyecek misiniz Onlar büyürler büyümezler büyürler mi büyüyorlar büyümüyorlar büyüyorlar mı büyüdüler büyümediler büyüdüler mi büyümüşler büyümemişler büyümüşler mi büyüyecekler büyümeyecekler büyüyecekler mi * note The sign % always comes first, and we read it as yüzde iki/yirmi/elli etc. word forms and phrases büyük büyük/küçük harf hızlı/yavaş/istikrarlı büyümek uzamak Para ağaçta yetişmiyor. sebze/meyve yetiştirmek bıyık/sakal bırakmak tırnak/saç uzatmak big upper/lower case to grow rapidly/slowly/steadily to grow taller Money doesn’t grow on trees. to grow vegetables/fruit [tr] to grow moustache/beard [tr] to grow nails/hair [tr]
  • 95.
    94 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 88. -i ödemek to pay ‘Elektrik faturasını ödedin mi, Mustafa?’ ‘Yarın ödeyeceğim.’ ‘Have you paid the electricity bill, Mustafa?’ ‘I’ll pay it tomorrow.’ Ben bütün borçlarımı ödedim, Allah’a şükür. I have paid off all my debts, thank to God. ‘İçecekleri kim ödüyor, beyler?’ ‘Mehmet’in sırası.’ ‘Who is paying for the drinks, guys?’ ‘Mehmet’s turn.’ Nakit ödemek zorunda değilsiniz. Kredi kartıyla ödeyebilirsiniz. You don’t have to pay in cash. You can pay by credit card. birine bir miktar ödemek to pay someone an amount Buzdolabı bozulmuş. Ev arkadaşım tamirciye 300 lira ödemiş. The fridge was broken. My flatmate paid the repairman 300 liras. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben öderim ödemem öder miyim ödüyorum ödemiyorum ödüyor muyum ödedim ödemedim ödedim mi ödemişim ödememişim ödemiş miyim ödeyeceğim ödemeyeceğim ödeyecek miyim Sen ödersin ödemezsin öder misin ödüyorsun ödemiyorsun ödüyor musun ödedin ödemedin ödedin mi ödemişsin ödememişsin ödemiş misin ödeyeceksin ödemeyeceksin ödeyecek misin O öder ödemez öder mi ödüyor ödemiyor ödüyor mu ödedi ödemedi ödedi mi ödemiş ödememiş ödemiş mi ödeyecek ödemeyecek ödeyecek mi Biz öderiz ödemeyiz öder miyiz ödüyoruz ödemiyoruz ödüyor muyuz ödedik ödemedik ödedik mi ödemişiz ödememişiz ödemiş miyiz ödeyeceğiz ödemeyeceğiz ödeyecek miyiz Siz ödersiniz ödemezsiniz öder misiniz ödüyorsunuz ödemiyorsunuz ödüyor musunuz ödediniz ödemediniz ödediniz mi ödemişsiniz ödememişsiniz ödemiş misiniz ödeyeceksiniz ödemeyeceksiniz ödeyecek misiniz Onlar öderler ödemezler öderler mi ödüyorlar ödemiyorlar ödüyorlar mı ödediler ödemediler ödediler mi ödemişler ödememişler ödemişler mi ödeyecekler ödemeyecekler ödeyecekler mi word forms and phrases ödeme haftalık/aylık/yıllık ödeme peşin ödemek taksitle ödemek geri ödemek payment weekly/monthly/yearly payment to pay upfront to pay in instalments to pay back
  • 96.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 5 89. sormak to ask (question) Çok soru soruyorsun. Sıkıldım ben. Başka soru sorma, tamam mı? You ask too many questions. I’m bored. Don’t ask any more questions, okay? ‘Sana özel bir soru sorabilir miyim?’ ‘Ben özel soruları sevmiyorum.’ ‘May I ask you a personal question?’ ‘I don’t like personal questions.’ Melih aradı. ‘Bir şeye ihtiyacınız var mı?’ diye sordu. Melih called. He asked, ‘Do you need anything?’ Çocuklar bazen tuhaf sorular sorarlar. Sabırlı olmalısınız. Children sometimes ask awkward questions. You should be patient. bir şeyi birine sormak to ask somebody for something Ben adresi birine soracağım. Kendimiz bulamayacağız. I will ask someone for the address. We won’t be able to find it ourselves. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben sorarım sormam sorar mıyım soruyorum sormuyorum soruyor muyum sordum sormadım sordum mu sormuşum sormamışım sormuş muyum soracağım sormayacağım soracak mıyım Sen sorarsın sormazsın sorar mısın soruyorsun sormuyorsun soruyor musun sordun sormadın sordun mu sormuşsun sormamışsın sormuş musun soracaksın sormayacaksın soracak mısın O sorar sormaz sorar mı soruyor sormuyor soruyor mu sordu sormadı sordu mu sormuş sormamış sormuş mu soracak sormayacak soracak mı Biz sorarız sormayız sorar mıyız soruyoruz sormuyoruz soruyor muyuz sorduk sormadık sorduk mu sormuşuz sormamışız sormuş muyuz soracağız sormayacağız soracak mıyız Siz sorarsınız sormazsınız sorar mısınız soruyorsunuz sormuyorsunuz soruyor musunuz sordunuz sormadınız sordunuz mu sormuşsunuz sormamışsınız sormuş musunuz soracaksınız sormayacaksınız soracak mısınız Onlar sorarlar sormazlar sorarlar mı soruyorlar sormuyorlar soruyorlar mı sordular sormadılar sordular mı sormuşlar sormamışlar sormuşlar mı soracaklar sormayacaklar soracaklar mı word forms and phrases soru sorun sorunlu sorunsuz sorgu sorgulamak Bana sorarsan. Kendine sor. Sorma. question problem (difficulty) problematic; troubled smooth interrogation to interrogate; to question If you ask me. Ask yourself. Don’t ask.
  • 97.
    96 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 90. -i cevaplamak (= yanıtlamak) to answer Kusura bakma ama bu soruyu cevaplamayacağım. Özel bir soru. I’m sorry, but I won’t answer this question. It’s a personal question. Yazılıda bütün soruları yanıtladın mı? … Tebrikler! Have you answered all the questions in the exam? … Congrats! Paragrafı okuyunuz ve aşağıdaki soruları cevaplayınız. Read the paragraph and answer the following questions. birine/bir şeye cevap vermek to give an answer to sb/sth Soruna çok kısa bir cevap vereceğim. Hayır! Bir daha sorma. I’ll give a very short answer to your question. No! Don’t ask it again. ‘Serkan’a henüz bir cevap vermedin mi?’ ‘Sanırım evet diyeceğim.’ ‘Have you given Serkan an answer yet?’ ‘I think I’ll say yes.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben cevaplarım cevaplamam cevaplar mıyım cevaplıyorum cevaplamıyorum cevaplıyor muyum cevapladım cevaplamadım cevapladım mı cevaplamışım cevaplamamışım cevaplamış mıyım cevaplayacağım cevaplamayacağım cevaplayacak mıyım Sen cevaplarsın cevaplamazsın cevaplar mısın cevaplıyorsun cevaplamıyorsun cevaplıyor musun cevapladın cevaplamadın cevapladın mı cevaplamışsın cevaplamamışsın cevaplamış mısın cevaplayacaksın cevaplamayacaksın cevaplayacak mısın O cevaplar cevaplamaz cevaplar mı cevaplıyor cevaplamıyor cevaplıyor mu cevapladı cevaplamadı cevapladı mı cevaplamış cevaplamamış cevaplamış mı cevaplayacak cevaplamayacak cevaplayacak mı Biz cevaplarız cevaplamayız cevaplar mıyız cevaplıyoruz cevaplamıyoruz cevaplıyor muyuz cevapladık cevaplamadık cevapladık mı cevaplamışız cevaplamamışız cevaplamış mıyız cevaplayacağız cevaplamayacağız cevaplayacak mıyız Siz cevaplarsınız cevaplamazsınız cevaplar mısınız cevaplıyorsunuz cevaplamıyorsunuz cevaplıyor musunuz cevapladınız cevaplamadınız cevapladınız mı cevaplamışsınız cevaplamamışsınız cevaplamış mısınız cevaplayacaksınız cevaplamayacaksınız cevaplayacak mısınız Onlar cevaplarlar cevaplamazlar cevaplarlar mı cevaplıyorlar cevaplamıyorlar cevaplıyorlar mı cevapladılar cevaplamadılar cevapladılar mı cevaplamışlar cevaplamamışlar cevaplamışlar mı cevaplayacaklar cevaplamayacaklar cevaplayacaklar mı word forms and phrases cevap (= yanıt) doğru cevap yanlış cevap cevap aramak cevapsız cevapsız arama answer; reply right/correct answer wrong/incorrect answer to look for an answer unanswered missed call
  • 98.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 7 91. -i giymek to put on; to wear (clothes, shoes) Dışarı çok soğuk, çocuklar. Montlarınızı giyin, yoksa hasta olursunuz. It’s too cold outside, children. Put on your coats, or else you will get sick. Takım elbise giymişsin. İş görüşmen filan mı var? You are wearing a suit. Do you have a job interview or something? giyinmek to get dressed Giyiniyorum, hayatım. Bir dakikaya geliyorum. Sen bir şeyler iç. I’m getting dressed, honey. Coming in a minute. You have a drink. -i takmak to put on/to wear (glasses/jewellery) Alt yazılar çok küçük, okuyamıyorum. Gözlüğümü takmam lâzım. The subtitles are too small, I can’t read them. I have to put my glasses on. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben giyerim giymem giyer miyim giyiyorum giymiyorum giyiyor muyum giydim giymedim giydim mi giymişim giymemişim giymiş miyim giyeceğim giymeyeceğim giyecek miyim Sen giyersin giymezsin giyer misin giyiyorsun giymiyorsun giyiyor musun giydin giymedin giydin mi giymişsin giymemişsin giymiş misin giyeceksin giymeyeceksin giyecek misin O giyer giymez giyer mi giyiyor giymiyor giyiyor mu giydi giymedi giydi mi giymiş giymemiş giymiş mi giyecek giymeyecek giyecek mi Biz giyeriz giymeyiz giyer miyiz giyiyoruz giymiyoruz giyiyor muyuz giydik giymedik giydik mi giymişiz giymemişiz giymiş miyiz giyeceğiz giymeyeceğiz giyecek miyiz Siz giyersiniz giymezsiniz giyer misiniz giyiyorsunuz giymiyorsunuz giyiyor musunuz giydiniz giymediniz giydiniz mi giymişsiniz giymemişsiniz giymiş misiniz giyeceksiniz giymeyeceksiniz giyecek misiniz Onlar giyerler giymezler giyerler mi giyiyorlar giymiyorlar giyiyorlar mı giydiler giymediler giydiler mi giymişler giymemişler giymişler mi giyecekler giymeyecekler giyecekler mi word forms and phrases giysi (= elbise) iyi giyimli şık giyimli giyinik yarı giyinik alelacele giyinmek takı takıp takıştırmak clothes well-dressed elegantly/smartly dressed dressed (having your clothes on) half dressed to quickly put on your clothes jewellery to put on your best clothes
  • 99.
    98 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 92. -i çıkarmak to remove (i. clothes/shoes/jewellery ii. stain/rubbish) -den çıkarmak to remove from job Genç bir adam giysilerini yırtar gibi çıkardı ve parktaki havuza atladı. A young man tore off his clothes and jumped into the pool in the park. Lütfen girmeden botlarınızı çıkarır mısınız? Would you please take your boots off before you come in? Yüzüğünü çıkarmışsın. Nişanlından ayrıldın mı? You have taken your ring off. Have you broken up with your fiancé? Bu deterjan her türlü lekeyi çıkarıyor. Dene istersen. This detergent removes all kinds of stains. Try it out if you like. birini işten çıkarmak to remove someone from their job Yusuf’u işten çıkarmışlar. Adam müdürüyle sürekli kavga ediyormuş. They sacked Yusuf. The man was arguing with his boss all the time. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben çıkarırım çıkarmam çıkarır mıyım çıkarıyorum çıkarmıyorum çıkarıyor muyum çıkardım çıkarmadım çıkardım mı çıkarmışım çıkarmamışım çıkarmış mıyım çıkaracağım çıkarmayacağım çıkaracak mıyım Sen çıkarırsın çıkarmazsın çıkarır mısın çıkarıyorsun çıkarmıyorsun çıkarıyor musun çıkardın çıkarmadın çıkardın mı çıkarmışsın çıkarmamışsın çıkarmış mısın çıkaracaksın çıkarmayacaksın çıkaracak mısın O çıkarır çıkarmaz çıkarır mı çıkarıyor çıkarmıyor çıkarıyor mu çıkardı çıkarmadı çıkardı mı çıkarmış çıkarmamış çıkarmış mı çıkaracak çıkarmayacak çıkaracak mı Biz çıkarırız çıkarmayız çıkarır mıyız çıkarıyoruz çıkarmıyoruz çıkarıyor muyuz çıkardık çıkarmadık çıkardık mı çıkarmışız çıkarmamışız çıkarmış mıyız çıkaracağız çıkarmayacağız çıkaracak mıyız Siz çıkarırsınız çıkarmazsınız çıkarır mısınız çıkarıyorsunuz çıkarmıyorsunuz çıkarıyor musunuz çıkardınız çıkarmadınız çıkardınız mı çıkarmışsınız çıkarmamışsınız çıkarmış mısınız çıkaracaksınız çıkarmayacaksınız çıkaracak mısınız Onlar çıkarırlar çıkarmazlar çıkarırlar mı çıkarıyorlar çıkarmıyorlar çıkarıyorlar mı çıkardılar çıkarmadılar çıkardılar mı çıkarmışlar çıkarmamışlar çıkarmışlar mı çıkaracaklar çıkarmayacaklar çıkaracaklar mı word forms and phrases yırtar gibi çıkarmak giyinmek x soyunmak giyinik x çıplak yarı çıplak çırılçıplak leke çıkarıcı to quickly remove your clothes to get dressed x to get undressed dressed x naked half naked stark/buck naked stain remover
  • 100.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 9 9 93. -i yıkamak to wash (something/yourself) Bulaşıkları sen yıkar mısın, canım? Benim dizim başladı. Will you wash the dishes, dear? My TV show has begun. ‘Ben saçımı her gün yıkarım.’ ‘Ben gün aşırı yıkıyorum.’ ‘I wash my hair every day.’ ‘I wash (it) every other day.’ Çocuklar, yemekten önce ellerinizi yıkadınız, değil mi? Kids, you have washed your hands before the meal, haven’t you? Arabayı çok iyi yıkamışsın. Aferin sana, oğlum. You have washed the car very well. Well done to you, my son. Salata için birkaç domates ve salatalık yıkayabilir misin? Can you wash some tomatoes and cucumbers for the salad? Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yıkarım yıkamam yıkar mıyım yıkıyorum yıkamıyorum yıkıyor muyum yıkadım yıkamadım yıkadım mı yıkamışım yıkamamışım yıkamış mıyım yıkayacağım yıkamayacağım yıkayacak mıyım Sen yıkarsın yıkamazsın yıkar mısın yıkıyorsun yıkamıyorsun yıkıyor musun yıkadın yıkamadın yıkadın mı yıkamışsın yıkamamışsın yıkamış mısın yıkayacaksın yıkamayacaksın yıkayacak mısın O yıkar yıkamaz yıkar mı yıkıyor yıkamıyor yıkıyor mu yıkadı yıkamadı yıkadı mı yıkamış yıkamamış yıkamış mı yıkayacak yıkamayacak yıkayacak mı Biz yıkarız yıkamayız yıkar mıyız yıkıyoruz yıkamıyoruz yıkıyor muyuz yıkadık yıkamadık yıkadık mı yıkamışız yıkamamışız yıkamış mıyız yıkayacağız yıkamayacağız yıkayacak mıyız Siz yıkarsınız yıkamazsınız yıkar mısınız yıkıyorsunuz yıkamıyorsunuz yıkıyor musunuz yıkadınız yıkamadınız yıkadınız mı yıkamışsınız yıkamamışsınız yıkamış mısınız yıkayacaksınız yıkamayacaksınız yıkayacak mısınız Onlar yıkarlar yıkamazlar yıkarlar mı yıkıyorlar yıkamıyorlar yıkıyorlar mı yıkadılar yıkamadılar yıkadılar mı yıkamışlar yıkamamışlar yıkamışlar mı yıkayacaklar yıkamayacaklar yıkayacaklar mı word forms and phrases çamaşır yıkamak elde yıkamak beyin yıkamak yıkanmak (= banyo yapmak) to do the washing/laundry to handwash to brainwash to have a bath
  • 101.
    100 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 94. -i temizlemek to clean Biz bu hafta sonu dışarı çıkmayacağız. Evi temizleyeceğiz. We won’t go out this weekend. We will clean the house. Sen masanı hiç temizlemiyor musun? Çok pis. Don’t you ever clean your desk? It’s too dirty. Benim karım balık temizlemeyi sevmiyor. Dışarıda yiyoruz. My wife doesn’t like cleaning fish. I eat out. Hırsız direksiyondan parmak izlerini temizlemiş. The thief cleaned his/her fingerprints off the wheel. temizlenmek to clean yourself up Bahçede çalışıyordum. Gidip temizleneceğim. I’ve been working in the garden. I’ll go and clean myself up. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben temizlerim temizlemem temizler miyim temizliyorum temizlemiyorum temizliyor muyum temizledim temizlemedim temizledim mi temizlemişim temizlememişim temizlemiş miyim temizleyeceğim temizlemeyeceğim temizleyecek miyim Sen temizlersin temizlemezsin temizler misin temizliyorsun temizlemiyorsun temizliyor musun temizledin temizlemedin temizledin mi temizlemişsin temizlememişsin temizlemiş misin temizleyeceksin temizlemeyeceksin temizleyecek misin O temizler temizlemez temizler mi temizliyor temizlemiyor temizliyor mu temizledi temizlemedi temizledi mi temizlemiş temizlememiş temizlemiş mi temizleyecek temizlemeyecek temizleyecek mi Biz temizleriz temizlemeyiz temizler miyiz temizliyoruz temizlemiyoruz temizliyor muyuz temizledik temizlemedik temizledik mi temizlemişiz temizlememişiz temizlemiş miyiz temizleyeceğiz temizlemeyeceğiz temizleyecek miyiz Siz temizlersiniz temizlemezsiniz temizler misiniz temizliyorsunuz temizlemiyorsunuz temizliyor musunuz temizlediniz temizlemediniz temizlediniz mi temizlemişsiniz temizlememişsiniz temizlemiş misiniz temizleyeceksiniz temizlemeyeceksiniz temizleyecek misiniz Onlar temizlerler temizlemezler temizlerler mi temizliyorlar temizlemiyorlar temizliyorlar mı temizlediler temizlemediler temizlediler mi temizlemişler temizlememişler temizlemişler mi temizleyecekler temizlemeyecekler temizleyecekler mi word forms and phrases temiz x kirli tertemiz temizlik temizlikçi bahar temizliği kuru temizleme temiz tutmak temizlik yapmak pencereleri silmek clean x dirty spotless cleaning cleaner spring-cleaning dry cleaning to keep clean to do the cleaning to clean the windows
  • 102.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 1 95. -i unutmak to forget Sürekli bir şeyleri unutuyorsun. Bu defa neyi unuttun? You always forget something. What have you forgotten this time? Melis Hanım cep telefonunu masasında unutmuş. Ms Melis has left her mobile phone on her desk. Senin iyiliğini yaşadığım sürece asla unutmayacağım. I will never forget your favour as long as I live. verb+meyi/mayı unutmak to forget to verb Babaanne, ilaçlarını içmeyi unutma, oldu mu? Grandpa, don’t forget to take your medicine, all right? ‘Dün beni aramayı unuttun mu?’ ‘Evet, unuttum. Özür dilerim.’ ‘Did you forget to call me yesterday?’ ‘Yes, I did. I’m sorry.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben unuturum unutmam unutur muyum unutuyorum unutmuyorum unutuyor muyum unuttum unutmadım unuttum mu unutmuşum unutmamışım unutmuş muyum unutacağım unutmayacağım unutacak mıyım Sen unutursun unutmazsın unutur musun unutuyorsun unutmuyorsun unutuyor musun unuttun unutmadın unuttun mu unutmuşsun unutmamışsın unutmuş musun unutacaksın unutmayacaksın unutacak mısın O unutur unutmaz unutur mu unutuyor unutmuyor unutuyor mu unuttu unutmadı unuttu mu unutmuş unutmamış unutmuş mu unutacak unutmayacak unutacak mı Biz unuturuz unutmayız unutur muyuz unutuyoruz unutmuyoruz unutuyor muyuz unuttuk unutmadık unuttuk mu unutmuşuz unutmamışız unutmuş muyuz unutacağız unutmayacağız unutacak mıyız Siz unutursunuz unutmazsınız unutur musunuz unutuyorsunuz unutmuyorsunuz unutuyor musunuz unuttunuz unutmadınız unuttunuz mu unutmuşsunuz unutmamışsınız unutmuş musunuz unutacaksınız unutmayacaksınız unutacak mısınız Onlar unuturlar unutmazlar unuturlar mı unutuyorlar unutmuyorlar unutuyorlar mı unuttular unutmadılar unuttular mı unutmuşlar unutmamışlar unutmuşlar mı unutacaklar unutmayacaklar unutacaklar mı word forms and phrases unutkan unutkanlık unutulmaz Unutma. Unut gitsin. neredeyse unutmak forgetful forgetfulness unforgettable Don’t forget. Forget it. to almost forget
  • 103.
    102 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 96. -i hatırlamak to remember Ben annemi hayal mayal hatırlıyorum. Ben 5 yaşındayken vefat etmiş. I can vaguely remember my mother. She passed away when I was 5. Liseden Melisa’yı gördüm. Beni zar zor hatırladı. I saw Melisa from high school. She could hardly remember me. Özge telefonda bir adamla konuşmuş ama adını hatırlamıyor. Özge spoke to a man on the phone, but she doesn’t remember his name. Seni her zaman hatırlayacağım. Sen de beni unutma. I will always remember you. You won’t forget me either. birine bir şeyi hatırlatmak to remind somebody of something Bu şarkı bana hep ilk randevumuzu hatırlatıyor. Çok romantikti. This song always reminds me of our first date. It was so romantic. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben hatırlarım hatırlamam hatırlar mıyım hatırlıyorum hatırlamıyorum hatırlıyor muyum hatırladım hatırlamadım hatırladım mı hatırlamışım hatırlamamışım hatırlamış mıyım hatırlayacağım hatırlamayacağım hatırlayacak mıyım Sen hatırlarsın hatırlamazsın hatırlar mısın hatırlıyorsun hatırlamıyorsun hatırlıyor musun hatırladın hatırlamadın hatırladın mı hatırlamışsın hatırlamamışsın hatırlamış mısın hatırlayacaksın hatırlamayacaksın hatırlayacak mısın O hatırlar hatırlamaz hatırlar mı hatırlıyor hatırlamıyor hatırlıyor mu hatırladı hatırlamadı hatırladı mı hatırlamış hatırlamamış hatırlamış mı hatırlayacak hatırlamayacak hatırlayacak mı Biz hatırlarız hatırlamayız hatırlar mıyız hatırlıyoruz hatırlamıyoruz hatırlıyor muyuz hatırladık hatırlamadık hatırladık mı hatırlamışız hatırlamamışız hatırlamış mıyız hatırlayacağız hatırlamayacağız hatırlayacak mıyız Siz hatırlarsınız hatırlamazsınız hatırlar mısınız hatırlıyorsunuz hatırlamıyorsunuz hatırlıyor musunuz hatırladınız hatırlamadınız hatırladınız mı hatırlamışsınız hatırlamamışsınız hatırlamış mısınız hatırlayacaksınız hatırlamayacaksınız hatırlayacak mısınız Onlar hatırlarlar hatırlamazlar hatırlarlar mı hatırlıyorlar hatırlamıyorlar hatırlıyorlar mı hatırladılar hatırlamadılar hatırladılar mı hatırlamışlar hatırlamamışlar hatırlamışlar mı hatırlayacaklar hatırlamayacaklar hatırlayacaklar mı word forms and phrases hayal mayal hatırlamak zar zor hatırlamak doğru x yanlış hatırlamak iyi hatırlamak net hatırlamak hatırladığım kadarıyla hatıra hatırat to remember vaguely to remember hardly/barely to remember (in)correctly to remember well to remember clearly/vividly as far as I can remember memory memoir
  • 104.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 3 97. -e inanmak to believe Emre ve Can polise her şeyi anlatmışlar fakat onlara inanmamışlar. Emre and Can told the police everything, but they didn’t believe them. ‘Sen Allah’a inanıyor musun?’ ‘Evet. Ben inançlı bir insanım.’ ‘Do you believe in God?’ ‘Yes, I do. I’m a faithful person.’ ‘Ben mucizelere inanırım.’ ‘Ben öyle şeylere inanmıyorum.’ ‘I believe in miracles.’ ‘I don’t believe in those things.’ Biz Ayhan’a inandık fakat o bize yalan söylemiş. Bizi kandırmış. We believed Ayhan, but he lied to us. He deceived us. ‘Şimdi ben buna inanmak zorunda mıyım?’ ‘İster inan, ister inanma.’ ‘Now do I have to believe this?’ ‘Believe it or not.’ Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben inanırım inanmam inanır mıyım inanıyorum inanmıyorum inanıyor muyum inandım inanmadım inandım mı inanmışım inanmamışım inanmış mıyım inanacağım inanmayacağım inanacak mıyım Sen inanırsın inanmazsın inanır mısın inanıyorsun inanmıyorsun inanıyor musun inandın inanmadın inandın mı inanmışsın inanmamışsın inanmış mısın inanacaksın inanmayacaksın inanacak mısın O inanır inanmaz inanır mı inanıyor inanmıyor inanıyor mu inandı inanmadı inandı mı inanmış inanmamış inanmış mı inanacak inanmayacak inanacak mı Biz inanırız inanmayız inanır mıyız inanıyoruz inanmıyoruz inanıyor muyuz inandık inanmadık inandık mı inanmışız inanmamışız inanmış mıyız inanacağız inanmayacağız inanacak mıyız Siz inanırsınız inanmazsınız inanır mısınız inanıyorsunuz inanmıyorsunuz inanıyor musunuz inandınız inanmadınız inandınız mı inanmışsınız inanmamışsınız inanmış mısınız inanacaksınız inanmayacaksınız inanacak mısınız Onlar inanırlar inanmazlar inanırlar mı inanıyorlar inanmıyorlar inanıyorlar mı inandılar inanmadılar inandılar mı inanmışlar inanmamışlar inanmışlar mı inanacaklar inanmayacaklar inanacaklar mı word forms and phrases inanç inançlı inançsız inanan/imanlı inanmayan/imansız inandırıcı inanılmaz İnanması zor. Gözlerime/Kulaklarıma inanamıyorum. faith, belief faithful beliefless believer unbeliever credible, believable incredible, unbelievable It’s hard to believe. I can’t believe my eyes/ears.
  • 105.
    104 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 98. yürümek to walk Benim annemle babam her sabah 3, 4 km yürürler. 59 ve 63 yaşındalar. My parents walk 3 or 4 km every morning. They are 59 and 63 years old. Emir bacağını kırdı. Bir ay yürüyemeyecek. Emir has broken his leg. He won’t be able to walk for a month. ‘Dün gece eve nasıl gitmişler?’ ‘Yürümüşler.’ ‘How did they go home last night?’ ‘They walked.’ Bir saattir yürüyoruz. Şurada biraz dinlenelim mi? We have been walking for an hour. Shall we rest for a while over there? bir yerden bir yere yürümek to walk from one place to another Ben bu akşam işten eve (kadar) yürüdüm. Yaklaşık 10 km. Hiç durmadım. I walked home from work this evening. That’s about 10 km. I never stopped. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yürürüm yürümem yürür müyüm yürüyorum yürümüyorum yürüyor muyum yürüdüm yürümedim yürüdüm mü yürümüşüm yürümemişim yürümüş müyüm yürüyeceğim yürümeyeceğim yürüyecek miyim Sen yürürsün yürümezsin yürür müsün yürüyorsun yürümüyorsun yürüyor musun yürüdün yürümedin yürüdün mü yürümüşsün yürümemişsin yürümüş müsün yürüyeceksin yürümeyeceksin yürüyecek misin O yürür yürümez yürür mü yürüyor yürümüyor yürüyor mu yürüdü yürümedi yürüdü mü yürümüş yürümemiş yürümüş mü yürüyecek yürümeyecek yürüyecek mi Biz yürürüz yürümeyiz yürür müyüz yürüyoruz yürümüyoruz yürüyor muyuz yürüdük yürümedik yürüdük mü yürümüşüz yürümemişiz yürümüş müyüz yürüyeceğiz yürümeyeceğiz yürüyecek miyiz Siz yürürsünüz yürümezsiniz yürür müsünüz yürüyorsunuz yürümüyorsunuz yürüyor musunuz yürüdünüz yürümediniz yürüdünüz mü yürümüşsünüz yürümemişsiniz yürümüş müsünüz yürüyeceksiniz yürümeyeceksiniz yürüyecek misiniz Onlar yürürler yürümezler yürürler mi yürüyorlar yürümüyorlar yürüyorlar mı yürüdüler yürümediler yürüdüler mi yürümüşler yürümemişler yürümüşler mi yürüyecekler yürümeyecekler yürüyecekler mi word forms and phrases yürüyüş yürüyüşe gitmek/çıkmak yürüyerek/yayan gitmek walk to go for a walk to go on foot
  • 106.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 5 99. koşmak to run; to jog Koştum fakat treni yakalayamadım. Sigarayı bırakmam lâzım. I ran, but I couldn’t catch the train. I have to stop smoking. Sibel eskiden atletmiş. Defalarca maraton koşmuş. Sibel used to be an athlete. She ran a marathon many times. Hepimiz hırsızın arkasından koştuk ama adi herif çok hızlıydı. We all ran after the thief, but the fucking guy was too fast. Karımla ben her sabah sahil boyunca koşarız. My wife and I jog along the coast every morning. Ders bitince bütün çocuklar oyun alanına koştular. When class was over, all the children ran to the playground. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben koşarım koşmam koşar mıyım koşuyorum koşmuyorum koşuyor muyum koştum koşmadım koştum mu koşmuşum koşmamışım koşmuş muyum koşacağım koşmayacağım koşacak mıyım Sen koşarsın koşmazsın koşar mısın koşuyorsun koşmuyorsun koşuyor musun koştun koşmadın koştun mu koşmuşsun koşmamışsın koşmuş musun koşacaksın koşmayacaksın koşacak mısın O koşar koşmaz koşar mı koşuyor koşmuyor koşuyor mu koştu koşmadı koştu mu koşmuş koşmamış koşmuş mu koşacak koşmayacak koşacak mı Biz koşarız koşmayız koşar mıyız koşuyoruz koşmuyoruz koşuyor muyuz koştuk koşmadık koştuk mu koşmuşuz koşmamışız koşmuş muyuz koşacağız koşmayacağız koşacak mıyız Siz koşarsınız koşmazsınız koşar mısınız koşuyorsunuz koşmuyorsunuz koşuyor musunuz koştunuz koşmadınız koştunuz mu koşmuşsunuz koşmamışsınız koşmuş musunuz koşacaksınız koşmayacaksınız koşacak mısınız Onlar koşarlar koşmazlar koşarlar mı koşuyorlar koşmuyorlar koşuyorlar mı koştular koşmadılar koştular mı koşmuşlar koşmamışlar koşmuşlar mı koşacaklar koşmayacaklar koşacaklar mı word forms and phrases koşu koşucu koşuya gitmek/çıkmak jogging jogger to go jogging
  • 107.
    106 | Pa g e 2 0 0 M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T 100. yüzmek to swim Oğlum yüzmeyi seviyor. 5 yaşından beri yüzüyor. My son loves swimming. He’s been swimming since he was 5 years old. Hafta sonu ne yapıyorsun, Duygu? Yüzmeye gidelim mi? What are you doing at the weekend, Duygu? Shall we go swimming? Yüzmek eğlenceli bir spor. Ben haftada üç kez yüzerim. Swimming is a fun sport. I swim three times a week. Cenk çok iyi bir yüzücü. Bu gölü boydan boya yüzebilir. Cenk is a very good swimmer. He can swim across this lake. Biz hafta sonu havuza gittik ama ben yüzmedim. Sadece güneşlendim. We went to the pool at the weekend, but I didn’t swim. I only sunbathed. Simple Present Present Continuous -di Past -miş Past Future Ben yüzerim yüzmem yüzer miyim yüzüyorum yüzmüyorum yüzüyor muyum yüzdüm yüzmedim yüzdüm mü yüzmüşüm yüzmemişim yüzmüş müyüm yüzeceğim yüzmeyeceğim yüzecek miyim Sen yüzersin yüzmezsin yüzer misin yüzüyorsun yüzmüyorsun yüzüyor musun yüzdün yüzmedin yüzdün mü yüzmüşsün yüzmemişsin yüzmüş müsün yüzeceksin yüzmeyeceksin yüzecek misin O yüzer yüzmez yüzer mi yüzüyor yüzmüyor yüzüyor mu yüzdü yüzmedi yüzdü mü yüzmüş yüzmemiş yüzmüş mü yüzecek yüzmeyecek yüzecek mi Biz yüzeriz yüzmeyiz yüzer miyiz yüzüyoruz yüzmüyoruz yüzüyor muyuz yüzdük yüzmedik yüzdük mü yüzmüşüz yüzmemişiz yüzmüş müyüz yüzeceğiz yüzmeyeceğiz yüzecek miyiz Siz yüzersiniz yüzmezsiniz yüzer misiniz yüzüyorsunuz yüzmüyorsunuz yüzüyor musunuz yüzdünüz yüzmediniz yüzdünüz mü yüzmüşsünüz yüzmemişsiniz yüzmüş müsünüz yüzeceksiniz yüzmeyeceksiniz yüzecek misiniz Onlar yüzerler yüzmezler yüzerler mi yüzüyorlar yüzmüyorlar yüzüyorlar mı yüzdüler yüzmediler yüzdüler mi yüzmüşler yüzmemişler yüzmüşler mi yüzecekler yüzmeyecekler yüzecekler mi word forms and phrases yüzücü yüzme havuzu yüzmeye gitmek yüz (sesteş) swimmer swimming pool to go swimming 1. face 2. hundred (homonyms)
  • 108.
    2 0 0M O S T C O M M O N T U R K I S H V E R B S I N C O N T E X T P a g e | 1 0 7 101. See the following pages for the index and the author’s other titles.
  • 109.
    The numbers referto the order of the verbs, not to the pages. I N D E X açıklamak 63 açmak 66 affetmek 45 almak 27 anlamak 23 anlatmak 50 aramak 80 âşık olmak 2 bakmak 15 başlamak 34 beklemek 8 bilmek 25 binmek 55 bitirmek 38 bulmak 74 buluşmak 79 büyümek 87 cevaplamak/yanıtlamak 90 çalışmak 33 çalmak 86 çekmek 59 çıkarmak 92 çıkmak 10 demek 22 dinlemek 19 dinlenmek 37 doğmak 46 dönmek 7 durmak 35 duymak 17 düşmek 84 düşünmek 24 memnun olmak 3 endişelenmek/endişe etmek 71 geçmek 52 gelmek 6 getirmek 57 girmek 9 gitmek 5 giymek 91 görmek 16 göstermek 72 götürmek 58 gülmek 41 harcamak 76 hatırlamak 96 hazırlamak 82 içmek 65 inanmak 97 istemek 32 itmek 60 kalkmak 14 kalmak 51 kapatmak/kapamak 67 katılmak 61 kaybetmek 73 kazanmak 75 kesmek 56 kırmak 81 kiralamak 30 konuşmak 18 koşmak 99 kullanmak 68 nefret etmek 42 okumak 20 olmak 1 oturmak 47 oynamak 85 ödemek 88 ölmek 49 özür dilemek 44 satın almak 28 satmak 29 saymak 53 seçmek 62 sevmek 31 seyretmek/izlemek 39 sormak 89 söylemek 40 sürmek 54 tanımak 78 tanışmak 77 taşımak 69 taşınmak 70 temizlemek 94 teşekkür etmek 43 unutmak 95 uyumak 13 varmak 11 vermek 26 yapmak 4 yaşamak 48 yatmak 12 yazmak 21 yemek 64 yıkamak 93 yorulmak 36 yönetmek 83 yürümek 98 yüzmek 100
  • 110.
    OTHER TITLES BYTHE AUTHOR See the descriptions and sample pages at https://www.easyturkishgrammar.com
  • 111.
    See the descriptionsand sample pages at https://www.easyturkishgrammar.com