DOĞRU OLMAK (DOĞRULUK)
Ayet:i Kerime:
En’âm Süresi 115. Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini
değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.
Ahzâb Suresi 70-71. Ey iman edenler! ‘Allah’a saygılı olun/emirlerine uyun’ ve doğru söz söyleyin ki (Allah)
işlerinizi düzeltsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse, muhakkak ki en büyük
bir başarıya/kurtuluşa ermiş olur.
Hadisi Şerif:
“Şüphesiz ki sözde ve işde doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye
söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da
cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” Buhâri, Edeb
69
Hz. Peygamber bir gün, yiyecek maddesi satan birinin yanına uğradı.. Elini tahıl çuvallarından birine daldırdı.
Çuvalın üst kısmı kuru, alt kısmı ise yaş olduğundan Hz. Peygamberin parmakları ıslandı. Hz. Peygamber satıcıya,
“Bu nedir?” diye sordu. Satıcı, tahılın yağmurdan ıslandığını söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) satıcıyı,
“Islak kısmı, insanların görebilmesi için yiyeceğin üzerine neden koymadın? Bizi aldatan bizden değildir!”
buyurarak uyardı. (Müslim, İman, 164)
İzcilik Türesi:
“ İzci sözünün eridir, şeref ve haysiyetini her şeyin üzerinde tutar.”
Doğruluk Nedir?
• Doğruluk; Doğru olma hâli, dürüstlük, sıdk, sadâkat, istikamet, hak, birr, hidâyet
anlamına gelen itikadî ve ahlâkî bir kavramdır. Allah'ın emrine ve kanunlarına uygun bir
yol izlemek ve insanların haklarına riâyet etmek demektir. İman eden ve inancını hayata
geçiren doğru insan, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in en güzel ahlâkını örnek alır. Zıddı
yalancılıktır.
• Doğruluğun karşısında yalancılık, bâtıl, dalâlet gibi özellikler bulunmaktadır.
Müslümanlar asla yalan söylemezler. Hz. Peygamber, "el-Emîn" olarak tanınmıştı.
Yalancılık ise, dar anlamıyla insanın günlük hayatta söz ve davranışlarında doğruluktan
uzaklaşması anlamına gelir. Geniş anlamda Allah'ın emir ve yasakları ile alay etmek,
Allah'a iftirada bulunmaktır. Bu da müşriklerin sıfatıdır.
• Büyükler buyuruyor ki:
Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. (Hazret-i Ebu Bekir)
Oğlum, yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman
Hakim)
Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hazret-i Ali)
Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisi daha derine atılır, bilmem. (Şabi)
Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar)
Doğruluk Nedir?
• İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (Hasan-ı Basri)
Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada
bulunamıyacağını bilirlerdi. (Hazret-i Âişe)
İstikamet [her işte daimi doğruluk], kerametten üstündür. (Seyyid Abdülhakim Arvasi)
Hazret-i Lokmana, (Bu dereceye ne ile kavuştun?) diye sual ettiler. (Doğruluk, emanete riayet ve bana
gerekmeyeni bırakmakla) diye cevap verdi.
Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri, "Bu işe başladığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas
aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?" diye soranlara buyurdu ki: (Temeli doğruluk üzerine attım. Hiç
yalan söylemedim. İçim ile dışım bir oldu. Bunun için işlerim hep rast gitti.)
Bütün kötülüklerin esası yalandır. Peygamber efendimizin en sevmediği huydur. Yalan söylemek haramdır.
Ancak üç yerde caizdir. Harpte, iki müslümanı barıştırmak için, hanımı ile iyi geçinmek için.
Din düşmanlarının zararından korunmak veya müslümanları korumak için yalan söylemek caizdir. Zalimden,
bir müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak caizdir. İki müslümanın, karı-kocanın arasının
açılmasını önlemek için, malını korumak için, müslümanın sırrını, aybını meydana çıkarmamak için ve
bunlar gibi haramları önlemek için yalan caiz olur, ölmemek için leş yemeye benzer. İyiliğe vesile olan yalan,
fitneye sebep olan doğrudan makbuldür.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yalan üç yerde caizdir: Harpte, zira harp, hiledir. İki müslümanı barıştırmak için, birinden diğerine iyi söz
getirmek. Hanımını idare etmek için.) [İbni Lal]
(Kötü şeyler irtikab eden, bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]
Doğruluk ile ilgili Hikâye
• Tabiinden Yûnus bin Ubeyd’in manifatura dükkânında,
fiatları, ikiyüz dirhem ile dörtyüz dirhem arasında değişen
kumaşlar satılıyordu. Dükkânında kardeşinin oğlu da
çalışıyordu. Yolda bir kimseyi kumaş satın almış gidiyor
görünce, kumaşı tanıyıp, kendi dükkânından alınmış
olduğunu anladı. O kimseye, “Bu kumaşı kaça satın aldınız?”
diye sordu. O kimse dörtyüz dirheme aldığını söyleyince çok
üzüldü ve “Bu kumaşın değeri ikiyüz dirhemdir. Geri dönüp
paranızın üstünü alınız” buyurdu. O kimse, “Bu kumaş,
bizim orada beşyüz dirhem eder, ben aldanmış sayılmam”
deyince, “Olsun. Siz, gidip ikiyüz dirhem paranızı alınız”
dedi. O kimse gelip, ikiyüz dirhemini aldı gitti. Hazreti Yûnus
bin Ubeyd, dükkânda tezgâhtar olarak bulunan yeğenine,
“Kumaşı bu kadar pahalıya niye sattın?’, diye sordu. Yeğeni
“Vallahi kendi rızâsı ile aldı” dedi. Yûnus bin Ubeyd, “O râzı
olsa da, sen râzı olmayacaktın” buyurdu.
Doğruluk Drama
• Her şey zıddı ile tanınır ve bilinir. Gece-Gündüz, İyi-Kötü, Doğru Söz-Yalan Söz vb.
Yalan Söylemeyen Çocuk
İzci Lideri; bir izciyi Abdulkadir yapar. Diğer izcileri de yolcu ve eşkiyanın adamları
yapar. Aşağıdaki hikayeye uygun rollerini yaparlar. En sonunda lider, tüm izcileri
Hilal şeklinde oturtup Doğruluğun önemi ile ilgili kısa ve etkili bir konuşma
yapar.
Son söz olarak da;
“SİZİ ASSALAR, KESSELER, KUŞBAŞI KIYMA YAPSALAR DAHİ ASLA YALAN
SÖYLEMEYİN, DOĞRU SÖZLÜ OLUN” der.
• ''Ey Abdülkâdir! sen bunun için yaratılmadın ve bunlarla emir olunmadın''!
• Bu ses, Abdülkâdir Geylâni hazretlerini korkuttu. Eve gelince dama çıktı. Hacıları gördü. Arafat'ta
vakfeye durmuşlardı.
• -Anneciğim! bana izin ver de Bağdat'a gidip, ilim öğreneyim. Sâlihleri, evliyâyı ziyaret edeyim.
• Annesi de dedi ki:
• -Ey benim gözümün nûru ve gönlümün tâcı evladım, Abdülkâdir'im! senin ayrılığına dayanamam.
Sensiz ben ne yaparım? Bu bakımdan müsâade edemiyorum.
• Abdülkâdir-i Geylâni Hazretleri, tarlada olan bitenleri anlattı. Annesi ağladı. Kalkıp babasından miras
kalan 80 altını alıp, kırkını kardeşine ayırdı. Kırkını da bir keseye koydu ve keseyi elbisesinin
koltuğuna dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak dedi ki:
• -Ey benim gözümün nuru ve gönlümün tacı evlâdım, Abdülkâdir'im! Hak
teâlânın rızâsı için olmasaydı katiyyen bırakmazdım. Huzur ve esenlik
içinde sefere çık! Yolun açık olsun! seninle belki ebedi olarak ayrılıyoruz.
Sana son olarak nasihatım şudur ki:''Eğer beni memnun etmek istiyorsan,
hiçbir zaman yalan söyleme , doğruluktan asla ayrılma! Allahü teâlâ her
zaman ve her yerde doğrularla beraberdir''.
• Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü.
Bağdat'a gitmek üzere bulunan bir kervana rastgeldi ve aralarına katıldı.
Hemedan'ı geçmişlerdi. Bir müddet yol aldılar. Arz-ı Tetrenk denilen
mahalle geldiklerinde kervanda bir bağırıp, çağırma koptu. Önlerine
aniden bir sürü eşkıya çıkıp kervana saldırdılar. Bir anda sandıklar yere
yıkıldı. Eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer
birer sual edip, üzerlerinde her ne buldularsa aldılar. Sıra Seyyid
Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerine geldi. Eşkıyalardan biri latife olsun diye
bunu önüne çekip sordu:
• -Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var?
• -Üzerimde yanlız 40 altınım var.
• Eşkıya inanmamıştı. Bırakıp gitti. İkinci bir harâmi sual edip,
o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirdiler.
• ''Bu çocuk 40 altınım var'' diyor dediler.
• Bu defa da reisleri sordu:
• -Senin üzerinde ne var?
• -Hırkamda dikili 40 altınım var.
• Reisleri adamlarına dönerek dedi ki:
• -Açın bakın, bakalım! Adamları üstünü aradılar, içinde 40
altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler.
• Eşkıya reisi hayretle sordu:
• -Peki evlât, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin?
Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri dedi ki::
• -Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemiyeceğime
söz vermiştim. 40 altın için sözümü bozar mıyım?
• Bu sözleri duyup hakikate şahit olan eşkıya başının gözleri yaşardı. Abdülkâdir-i
Geylâni hazretlerinin hakikat dolu gözlerine bakıp onunla kendi yaşını ölçtü.
Kendisinin bu yaşa kadar nice hiyanet ve zulümler işlediğini, birgün Hakka
yönelmediğini acı acı düşündü ve o güne kadar yaptıklarından pişman olup, ellerini
başına vurarak şöyle haykırdı:
• -Eyvah! biz de Allahü teâlâ söz vermiştik.::Bunca zamandır şeytana uyup ahdimizi
bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Hak huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak? Sonra
arkadaşlarına dönerek dedi ki:
• -Ey arkadaşlarım! Bana bakınız, beni dinleyiniz! Ben, bunca senedir Hak teâlâ karşı
olan ahdimi bozdum. O'na isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün
günahlarıma tövbe ile Rabbimin yoluna iltica ediyorum. Bundan böyle inşaallah,
Hak teâlânın râzı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmıyacağım. Reislerine pek ziyade
bağlı olan eşkıyalar hep bir ağızdan dediler ki:
• -Efendimiz, reisimiz! Biz de sizden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidâyette de
reisimiz ol!
• Bunun üzerine kervan ehlinden ne alınmışsa sahiplerine iâde edildi. Bir sürü eşkıya
Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin önünde tövbe etti. Kendisi tekrar yoluna
devam ederek Bağdat'a vardı.

İlkokul Doğru Olmak

  • 1.
    DOĞRU OLMAK (DOĞRULUK) Ayet:iKerime: En’âm Süresi 115. Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir. Ahzâb Suresi 70-71. Ey iman edenler! ‘Allah’a saygılı olun/emirlerine uyun’ ve doğru söz söyleyin ki (Allah) işlerinizi düzeltsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse, muhakkak ki en büyük bir başarıya/kurtuluşa ermiş olur. Hadisi Şerif: “Şüphesiz ki sözde ve işde doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” Buhâri, Edeb 69 Hz. Peygamber bir gün, yiyecek maddesi satan birinin yanına uğradı.. Elini tahıl çuvallarından birine daldırdı. Çuvalın üst kısmı kuru, alt kısmı ise yaş olduğundan Hz. Peygamberin parmakları ıslandı. Hz. Peygamber satıcıya, “Bu nedir?” diye sordu. Satıcı, tahılın yağmurdan ıslandığını söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) satıcıyı, “Islak kısmı, insanların görebilmesi için yiyeceğin üzerine neden koymadın? Bizi aldatan bizden değildir!” buyurarak uyardı. (Müslim, İman, 164) İzcilik Türesi: “ İzci sözünün eridir, şeref ve haysiyetini her şeyin üzerinde tutar.”
  • 2.
    Doğruluk Nedir? • Doğruluk;Doğru olma hâli, dürüstlük, sıdk, sadâkat, istikamet, hak, birr, hidâyet anlamına gelen itikadî ve ahlâkî bir kavramdır. Allah'ın emrine ve kanunlarına uygun bir yol izlemek ve insanların haklarına riâyet etmek demektir. İman eden ve inancını hayata geçiren doğru insan, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in en güzel ahlâkını örnek alır. Zıddı yalancılıktır. • Doğruluğun karşısında yalancılık, bâtıl, dalâlet gibi özellikler bulunmaktadır. Müslümanlar asla yalan söylemezler. Hz. Peygamber, "el-Emîn" olarak tanınmıştı. Yalancılık ise, dar anlamıyla insanın günlük hayatta söz ve davranışlarında doğruluktan uzaklaşması anlamına gelir. Geniş anlamda Allah'ın emir ve yasakları ile alay etmek, Allah'a iftirada bulunmaktır. Bu da müşriklerin sıfatıdır. • Büyükler buyuruyor ki: Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. (Hazret-i Ebu Bekir) Oğlum, yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim) Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hazret-i Ali) Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisi daha derine atılır, bilmem. (Şabi) Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar)
  • 3.
    Doğruluk Nedir? • İçidışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (Hasan-ı Basri) Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamıyacağını bilirlerdi. (Hazret-i Âişe) İstikamet [her işte daimi doğruluk], kerametten üstündür. (Seyyid Abdülhakim Arvasi) Hazret-i Lokmana, (Bu dereceye ne ile kavuştun?) diye sual ettiler. (Doğruluk, emanete riayet ve bana gerekmeyeni bırakmakla) diye cevap verdi. Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri, "Bu işe başladığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?" diye soranlara buyurdu ki: (Temeli doğruluk üzerine attım. Hiç yalan söylemedim. İçim ile dışım bir oldu. Bunun için işlerim hep rast gitti.) Bütün kötülüklerin esası yalandır. Peygamber efendimizin en sevmediği huydur. Yalan söylemek haramdır. Ancak üç yerde caizdir. Harpte, iki müslümanı barıştırmak için, hanımı ile iyi geçinmek için. Din düşmanlarının zararından korunmak veya müslümanları korumak için yalan söylemek caizdir. Zalimden, bir müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak caizdir. İki müslümanın, karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, müslümanın sırrını, aybını meydana çıkarmamak için ve bunlar gibi haramları önlemek için yalan caiz olur, ölmemek için leş yemeye benzer. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuldür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Yalan üç yerde caizdir: Harpte, zira harp, hiledir. İki müslümanı barıştırmak için, birinden diğerine iyi söz getirmek. Hanımını idare etmek için.) [İbni Lal] (Kötü şeyler irtikab eden, bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]
  • 4.
    Doğruluk ile ilgiliHikâye • Tabiinden Yûnus bin Ubeyd’in manifatura dükkânında, fiatları, ikiyüz dirhem ile dörtyüz dirhem arasında değişen kumaşlar satılıyordu. Dükkânında kardeşinin oğlu da çalışıyordu. Yolda bir kimseyi kumaş satın almış gidiyor görünce, kumaşı tanıyıp, kendi dükkânından alınmış olduğunu anladı. O kimseye, “Bu kumaşı kaça satın aldınız?” diye sordu. O kimse dörtyüz dirheme aldığını söyleyince çok üzüldü ve “Bu kumaşın değeri ikiyüz dirhemdir. Geri dönüp paranızın üstünü alınız” buyurdu. O kimse, “Bu kumaş, bizim orada beşyüz dirhem eder, ben aldanmış sayılmam” deyince, “Olsun. Siz, gidip ikiyüz dirhem paranızı alınız” dedi. O kimse gelip, ikiyüz dirhemini aldı gitti. Hazreti Yûnus bin Ubeyd, dükkânda tezgâhtar olarak bulunan yeğenine, “Kumaşı bu kadar pahalıya niye sattın?’, diye sordu. Yeğeni “Vallahi kendi rızâsı ile aldı” dedi. Yûnus bin Ubeyd, “O râzı olsa da, sen râzı olmayacaktın” buyurdu.
  • 5.
    Doğruluk Drama • Herşey zıddı ile tanınır ve bilinir. Gece-Gündüz, İyi-Kötü, Doğru Söz-Yalan Söz vb. Yalan Söylemeyen Çocuk İzci Lideri; bir izciyi Abdulkadir yapar. Diğer izcileri de yolcu ve eşkiyanın adamları yapar. Aşağıdaki hikayeye uygun rollerini yaparlar. En sonunda lider, tüm izcileri Hilal şeklinde oturtup Doğruluğun önemi ile ilgili kısa ve etkili bir konuşma yapar. Son söz olarak da; “SİZİ ASSALAR, KESSELER, KUŞBAŞI KIYMA YAPSALAR DAHİ ASLA YALAN SÖYLEMEYİN, DOĞRU SÖZLÜ OLUN” der. • ''Ey Abdülkâdir! sen bunun için yaratılmadın ve bunlarla emir olunmadın''! • Bu ses, Abdülkâdir Geylâni hazretlerini korkuttu. Eve gelince dama çıktı. Hacıları gördü. Arafat'ta vakfeye durmuşlardı. • -Anneciğim! bana izin ver de Bağdat'a gidip, ilim öğreneyim. Sâlihleri, evliyâyı ziyaret edeyim. • Annesi de dedi ki: • -Ey benim gözümün nûru ve gönlümün tâcı evladım, Abdülkâdir'im! senin ayrılığına dayanamam. Sensiz ben ne yaparım? Bu bakımdan müsâade edemiyorum. • Abdülkâdir-i Geylâni Hazretleri, tarlada olan bitenleri anlattı. Annesi ağladı. Kalkıp babasından miras kalan 80 altını alıp, kırkını kardeşine ayırdı. Kırkını da bir keseye koydu ve keseyi elbisesinin koltuğuna dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak dedi ki:
  • 6.
    • -Ey benimgözümün nuru ve gönlümün tacı evlâdım, Abdülkâdir'im! Hak teâlânın rızâsı için olmasaydı katiyyen bırakmazdım. Huzur ve esenlik içinde sefere çık! Yolun açık olsun! seninle belki ebedi olarak ayrılıyoruz. Sana son olarak nasihatım şudur ki:''Eğer beni memnun etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme , doğruluktan asla ayrılma! Allahü teâlâ her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir''. • Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü. Bağdat'a gitmek üzere bulunan bir kervana rastgeldi ve aralarına katıldı. Hemedan'ı geçmişlerdi. Bir müddet yol aldılar. Arz-ı Tetrenk denilen mahalle geldiklerinde kervanda bir bağırıp, çağırma koptu. Önlerine aniden bir sürü eşkıya çıkıp kervana saldırdılar. Bir anda sandıklar yere yıkıldı. Eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer birer sual edip, üzerlerinde her ne buldularsa aldılar. Sıra Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerine geldi. Eşkıyalardan biri latife olsun diye bunu önüne çekip sordu: • -Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var? • -Üzerimde yanlız 40 altınım var.
  • 7.
    • Eşkıya inanmamıştı.Bırakıp gitti. İkinci bir harâmi sual edip, o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirdiler. • ''Bu çocuk 40 altınım var'' diyor dediler. • Bu defa da reisleri sordu: • -Senin üzerinde ne var? • -Hırkamda dikili 40 altınım var. • Reisleri adamlarına dönerek dedi ki: • -Açın bakın, bakalım! Adamları üstünü aradılar, içinde 40 altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler. • Eşkıya reisi hayretle sordu: • -Peki evlât, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin? Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri dedi ki:: • -Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemiyeceğime söz vermiştim. 40 altın için sözümü bozar mıyım?
  • 8.
    • Bu sözleriduyup hakikate şahit olan eşkıya başının gözleri yaşardı. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin hakikat dolu gözlerine bakıp onunla kendi yaşını ölçtü. Kendisinin bu yaşa kadar nice hiyanet ve zulümler işlediğini, birgün Hakka yönelmediğini acı acı düşündü ve o güne kadar yaptıklarından pişman olup, ellerini başına vurarak şöyle haykırdı: • -Eyvah! biz de Allahü teâlâ söz vermiştik.::Bunca zamandır şeytana uyup ahdimizi bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Hak huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak? Sonra arkadaşlarına dönerek dedi ki: • -Ey arkadaşlarım! Bana bakınız, beni dinleyiniz! Ben, bunca senedir Hak teâlâ karşı olan ahdimi bozdum. O'na isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün günahlarıma tövbe ile Rabbimin yoluna iltica ediyorum. Bundan böyle inşaallah, Hak teâlânın râzı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmıyacağım. Reislerine pek ziyade bağlı olan eşkıyalar hep bir ağızdan dediler ki: • -Efendimiz, reisimiz! Biz de sizden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidâyette de reisimiz ol! • Bunun üzerine kervan ehlinden ne alınmışsa sahiplerine iâde edildi. Bir sürü eşkıya Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin önünde tövbe etti. Kendisi tekrar yoluna devam ederek Bağdat'a vardı.