Cam Şato 
Özgün adı: Throne of Glass 
Tüm hakları saklıdır. 
© 2012, Sarah Maas 
Bu kitap Nurcihan Kesim Telif Hakları Ajansı aracılığıyla Bloomsbury Publishing Inc.’den alınmıştır. 
Yazan: Sarah J. Maas 
Çeviri: Deniz Başkaya 
Yayına hazırlayan: Senem Kale 
Kapak tasarımı: Onur Erbay 
Grafik uygulama: Havva Alp 
Türkiye Yayın Hakları: Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş. 
Tüm hakları saklıdır. Bu kitabın hiçbir bölümü yayıncının izni olmadan kullanılamaz. 
İstanbul, 2013 
ISBN: 978-605-09-1264-7 
Sertifika no: 11940 
Basım yeri: Yıkılmazlar Basın Yayın Prom. ve Kağıt San. Tic. Ltd. Şti. 
Adres: Yalçın Koreş Cad. Basın Sanayi Sit. No:13-14 Yenibosna-İstanbul 
Tel: (0212) 515 49 47 
Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş. 
19 Mayıs Cad. Golden Plaza No:1 Kat:10 Şişli 34360 
Tel: (0212) 373 77 00 / Faks: (0212) 246 66 66 
www.dexkitap.com / satis@dogankitap.com.tr
Fiction Press’teki tüm okuyucularıma... 
Başından beri ve kitap yayınlandıktan çok sonra da 
yanımda oldukları için... 
Her şey için çok teşekkürler.
7 
1. BÖLÜM 
Endovier’ın tuz madenlerinde bir yıl süren köleliğin ardından Celaena Sardothien her yere kelepçeler ve kılıçlar eşliğinde gitmeye alışmıştı. Endovier’daki binlerce kölenin çoğu aynı muameleyi görse de Celaena madenlerden ayrılırken yanında fazladan yarım düzine muhafız vardı. Celaena, Adarlan’ın en kötü şöhretli suikastçısı olduğundan bu olağan bir durumdu. Olağan olmayansa kendisine siyahlar içindeki, kukuletalı bir adamın eşlik etmesiydi. 
Adam onu kolundan tutup madendeki memurların ve gözetmenlerin büyük bir kısmının barındığı pırıltılı binaya soktu. Koridorlardan geçip merdivenlerden çıktılar. Dolanıp durduklarından Celaena’nın geldiği yoldan geri gitme ihtimali kalmamıştı. 
En azından refakatçisi öyle olacağını umuyordu. Çünkü Celaena sadece dakikalar içinde aynı merdivenden bir yukarı çıkıp bir aşağı indiklerini gözden kaçırmamıştı. Binanın koridorlar ve merdiven boşluklarından oluşan standart bir yapısı olmasına karşın katlar arasında zikzaklar çizdiklerini de fark etmişti. 
Yönünü kolay kolay kaybedecek biri değildi. Adam kendisini şaşırtmak için o kadar çabalamasa gücenirdi.
SARAH J. MAAS 
8 
Epey uzun, ayak sesleri dışında çıt çıkmayan bir koridora girdiler. Kolunu sıkan uzun boylu ve atletik adamın kukuletasının gizlediği yüz hatlarını seçemiyordu. Bu aklını karıştırıp gözünü korkutmak için bir başka taktikti. Muhtemelen siyah giysiler de oyunun bir parçasıydı. Adamın başı kendisine doğru dönünce Celaena ona sırıttı. Adam Celaena’nın kolunu daha da sert sıkıp yüzünü yeniden önüne çevirdi. 
Neler olup bittiğini, adamın onu neden maden ocağının dışında beklediğini bilmese de bunun gurur verici bir yanı olması gerektiğini düşünüyordu. Gün boyunca dağın içlerinden kaya tuzu çıkardıktan sonra adamı yanında altı muhafızla beklerken görmek bile keyfini yerine getirmemişti. 
Fakat adam kendisini Celaena’nın gözetmenine Kraliyet Muhafızları Yüzbaşısı Chaol Westfall olarak tanıttığında Celaena’nın kulakları dikildi ve aniden sanki gök yere inmeye, dağlar dört yandan onu kıstırmaya, hatta yer şişip üzerine gelmeye başladı. Uzun zamandır korku denen duyguyu tatmamış, korkusuna geçit vermemişti. Her sabah uyandığında aynı sözü tekrarlıyordu: Korkmayacağım. Bir yıl boyunca bu sözün anlamı yıkılmak ve uyum sağlamak arasındaki fark olmuş; sözcük onu madenlerin karanlığında yok olmaktan korumuştu. Fakat yüzbaşı bunu asla bilemeyecekti. 
Celaena kolunu tutan eldivenli eli inceledi. Eldivenin koyu renkli derisi neredeyse kirli teniyle aynı tondaydı. 
Boştaki eliyle yırtık pırtık ve kirli tuniğini çıkarıp iç geçirmemek için kendisini tuttu. Madenlere gün doğmadan girip alacakaranlıkta çıktığından güneşi nadiren görüyordu. Üzerini kaplayan kirin altındaki teninin solukluğu endişe vericiydi. Bir zamanlar çekici, hatta güzel olduğu doğru olsa da... Eh, artık bunun bir önemi yoktu, değil mi? 
Bir koridordan daha geçmelerinin ardından Celaena yaban
CAM ŞATO 
9 
cının maharetle dövülmüş kılıcını inceledi. Silahın ışıltılı kabzası uçan bir kartal şeklindeydi. Adam onun bakışlarını fark edince eldivenli elini indirip kartalın altın başının üzerine koydu. Celaena’nın dudaklarına bir kez daha gülümseme yerleşti. 
Boğazını temizleyip yüzbaşıya “Burası Rifthold’dan epey uzak Yüzbaşı,” dedi. “Bir ara gürültüsünü işittiğim orduyla mı geldiniz buraya?” Adamın kukuletasının altındaki karanlığa baksa da bir şey göremedi. Yine de adamın gözlerinin kendisini değerlendirdiğini, tarttığını ve sınadığını hissediyordu. Bakışlarına aynı şekilde karşılık verdi. Kraliyet Muhafızları Yüzbaşısı ilginç bir rakip olabilirdi. Belki biraz çabalamasına bile değerdi. 
Adamın sonunda kılıcı tutan elini kaldırmasıyla pelerinin kıvrımları silahın üzerini örttü. Celaena yüzbaşının pelerininin oynamasıyla tuniğinin üzerine işlenen altın renkli ejderi gördü. Bu kraliyet armasıydı. 
Yüzbaşı “Adarlan ordusundan sana ne?” diye yanıt verdi. Kendisininki gibi –havalı ve telaffuzu net– bir ses duymak Celaena’nın hoşuna gitmişti. Bu ses iğrenç bir zorbadan çıksa da! 
Celaena omuz silkip “Hiç,” dedi. Yüzbaşı öfkeyle homurdandı. Ah, kanının mermere aktığını görmek ne de hoş olurdu. Bir keresinde Celaena kendisini kaybetmişti. İlk gözetmeni olmadık bir günde fazlaca üzerine geldiğinde. Kazmayı adamın bağırsaklarına soktuğunda hissettiklerini, kanının ellerinde ve yüzündeki yapışkanlığını hâlâ anımsıyordu. Göz açıp kapayana dek yanındaki muhafızların ikisini silahsız bırakabilirdi. Yüzbaşı eski gözetmeninden yaman çıkabilir miydi? Olasılıklar üzerine düşünüp yüzbaşıya bir kez daha sırıttı. 
Yüzbaşı onu “Bana öyle bakma,” diye uyardı ve eli tekrar kılıcına gitti. Celaena bu kez sırıtışını sakladı. Birkaç dakika önce gördüğü bir dizi ahşap kapıdan geçtiler. Kaçmak istese
S A R A H J . M A A S 
10 
tek yapması gereken bir sonraki koridorda sola dönüp merdivenlerden üç kat aşağı inmekti. Dikkatini dağıtmak için verdikleri onca çabanın onu binaya iyice aşina etmekten öte bir faydası olmamıştı. Aptallar. 
Celaena keçeleşmiş saçının bir tutamını yüzünden çekip “Nereye gidiyoruz bu arada?” diye sordu. Yüzbaşı yanıt vermeyince çenesini sıktı. 
Koridorlarda sesler çok fazla yankılandığından bütün binayı ayağa kaldırmadan yüzbaşıya saldıramazdı. Kollarındaki zincirlerin anahtarını yüzbaşının nereye koyduğunu görmediği gibi peşlerinden gelen altı muhafız da ona epey sıkıntı verecekti. Üstüne üstlük kelepçeler vardı. 
Tavanından demir avizelerin sarktığı bir koridora girdiler. Duvar boyunca uzanan pencerelerin ardında gece çökmüştü; fenerlerin parlak ışığı aralarına gizlenecek bir sürü gölge sağlıyordu. 
Celaena avludan, diğer kölelerin ayaklarını sürüyerek geceledikleri ahşap binaya ilerlediklerini işitebiliyordu. Zincir şakırtılarına karışan acı dolu inlemeler gün boyunca söyledikleri şarkılar kadar iç karartıcı bir nakarat oluşturuyordu. Ara sıra inen kamçının solosu, Adarlan’ın en büyük suçluları, en yoksul vatandaşları ve en yeni esirleri için bestelediği gaddarlık senfonisine ekleniyordu. 
Esirlerin bazıları büyü yapmakla suçlanan insanlarken –büyü krallıktan silindiğinden bunu yapamazlardı aslında– Endovier’a gelenlerin çoğu sayıları her geçen gün daha da artan asilerdi. Bunlar genellikle Adarlan hükümdarlığına karşı hâlâ direnen Eyllwe’dendi. Fakat ne zaman Celaena en son haberleri almak için onları sıkıştırsa ona boş gözlerle bakıyorlardı. Daha madene gelmeden çökmüşlerdi. Onların Adarlan askerlerinden neler çektiklerini düşünmek Celaena’nın tüylerini ürpertiyor
C A M Ş A T O 
11 
du. Bazı günler belki de toplu katliamlarda ölmelerinin onlar için daha iyi olacağını düşündüğü olurdu. Belki kendisi de ihanete uğrayıp yakalandığı o gece ölse daha iyiydi. 
Fakat yürümeye devam ederlerken düşünmesi gereken başka konular vardı. Asılacağı gün sonunda gelmiş miydi? Midesi bulandı. İdamında Kraliyet Muhafızları Yüzbaşısı tarafından alınacak kadar önemli biriydi. Peki niye onu önce bu binaya getirmişlerdi? 
Sonunda diğer tarafını göremediği kırmızı ve altın rengi cam kapılar önünde durdular. Yüzbaşı Westfall kapının iki yanında dikilen iki muhafıza çenesiyle işaret edince muhafızlar onu mızraklarını yere vurarak selamladılar. 
Yüzbaşı Celaena’nın kolunu daha da fazla, canını acıtacak kadar sıktı. Onu kendisine doğru çekse de ayakları kurşun gibi ağırlaşan Celaena direndi. Yüzbaşı bir nebze keyiflenmiş gibi “Madenlerde kalmayı mı tercih edersin?” diye sordu. 
“Belki bana neler olduğu söylense kendimi karşı koymak zorunda hissetmem.” 
“Yakında anlayacaksın.” Celaena’nın avuçları terlemişti. Evet, ölecekti. Ecel gelip çatmıştı işte. 
Gıcırtıyla açılan kapıların arkasında bir taht odası göründü. Üzüm salkımı biçiminde, cam bir avize tavanın büyük bir kısmını kaplıyor, yanan elmas şekilleri odanın uzak ucundaki pencerelere yansıyordu. Pencerelerin dışındaki çıplaklıkla kıyaslandığında içerisinin varlığı yüze inen bir tokat hissi uyandırıyordu. Celaena gibi kölelerin emekleriyle elde edilen zenginliğin sonucuydu bu. 
Yüzbaşı “Buradan,” diye homurdanıp boştaki eliyle Celaena’yı içeri iterek sonunda onu serbest bıraktı. Tökezleyen Celaena doğrulurken nasırlı ayakları düz zeminde kaydı. Arkasına bakınca refakatçilerine altı muhafız daha eklendiğini gördü.
S A R A H J . M A A S 
12 
On dört muhafız, bir de yüzbaşı. Siyah üniformaların göğüslerine sarı kraliyet armaları işlenmişti. Bunlar kraliyet ailesinin özel muhafızlarıydı; doğdukları günden beri korumak ve öldürmek için eğitilen acımasız, şimşek gibi hızlı askerler. 
Başı dönen ve bir anda üzerine büyük bir ağırlık çöken Celaena odaya bakındı. Şatafatlı, kızılağaçtan bir tahtın üzerinde yakışıklı, genç bir adam oturuyordu. Herkes diz çökerken Celaena’nın kalbi duracak gibi oldu. 
Adarlan’ın veliaht prensinin karşısında duruyordu.

Cam Şato Ön Okuması

  • 2.
    Cam Şato Özgünadı: Throne of Glass Tüm hakları saklıdır. © 2012, Sarah Maas Bu kitap Nurcihan Kesim Telif Hakları Ajansı aracılığıyla Bloomsbury Publishing Inc.’den alınmıştır. Yazan: Sarah J. Maas Çeviri: Deniz Başkaya Yayına hazırlayan: Senem Kale Kapak tasarımı: Onur Erbay Grafik uygulama: Havva Alp Türkiye Yayın Hakları: Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş. Tüm hakları saklıdır. Bu kitabın hiçbir bölümü yayıncının izni olmadan kullanılamaz. İstanbul, 2013 ISBN: 978-605-09-1264-7 Sertifika no: 11940 Basım yeri: Yıkılmazlar Basın Yayın Prom. ve Kağıt San. Tic. Ltd. Şti. Adres: Yalçın Koreş Cad. Basın Sanayi Sit. No:13-14 Yenibosna-İstanbul Tel: (0212) 515 49 47 Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş. 19 Mayıs Cad. Golden Plaza No:1 Kat:10 Şişli 34360 Tel: (0212) 373 77 00 / Faks: (0212) 246 66 66 www.dexkitap.com / satis@dogankitap.com.tr
  • 5.
    Fiction Press’teki tümokuyucularıma... Başından beri ve kitap yayınlandıktan çok sonra da yanımda oldukları için... Her şey için çok teşekkürler.
  • 7.
    7 1. BÖLÜM Endovier’ın tuz madenlerinde bir yıl süren köleliğin ardından Celaena Sardothien her yere kelepçeler ve kılıçlar eşliğinde gitmeye alışmıştı. Endovier’daki binlerce kölenin çoğu aynı muameleyi görse de Celaena madenlerden ayrılırken yanında fazladan yarım düzine muhafız vardı. Celaena, Adarlan’ın en kötü şöhretli suikastçısı olduğundan bu olağan bir durumdu. Olağan olmayansa kendisine siyahlar içindeki, kukuletalı bir adamın eşlik etmesiydi. Adam onu kolundan tutup madendeki memurların ve gözetmenlerin büyük bir kısmının barındığı pırıltılı binaya soktu. Koridorlardan geçip merdivenlerden çıktılar. Dolanıp durduklarından Celaena’nın geldiği yoldan geri gitme ihtimali kalmamıştı. En azından refakatçisi öyle olacağını umuyordu. Çünkü Celaena sadece dakikalar içinde aynı merdivenden bir yukarı çıkıp bir aşağı indiklerini gözden kaçırmamıştı. Binanın koridorlar ve merdiven boşluklarından oluşan standart bir yapısı olmasına karşın katlar arasında zikzaklar çizdiklerini de fark etmişti. Yönünü kolay kolay kaybedecek biri değildi. Adam kendisini şaşırtmak için o kadar çabalamasa gücenirdi.
  • 8.
    SARAH J. MAAS 8 Epey uzun, ayak sesleri dışında çıt çıkmayan bir koridora girdiler. Kolunu sıkan uzun boylu ve atletik adamın kukuletasının gizlediği yüz hatlarını seçemiyordu. Bu aklını karıştırıp gözünü korkutmak için bir başka taktikti. Muhtemelen siyah giysiler de oyunun bir parçasıydı. Adamın başı kendisine doğru dönünce Celaena ona sırıttı. Adam Celaena’nın kolunu daha da sert sıkıp yüzünü yeniden önüne çevirdi. Neler olup bittiğini, adamın onu neden maden ocağının dışında beklediğini bilmese de bunun gurur verici bir yanı olması gerektiğini düşünüyordu. Gün boyunca dağın içlerinden kaya tuzu çıkardıktan sonra adamı yanında altı muhafızla beklerken görmek bile keyfini yerine getirmemişti. Fakat adam kendisini Celaena’nın gözetmenine Kraliyet Muhafızları Yüzbaşısı Chaol Westfall olarak tanıttığında Celaena’nın kulakları dikildi ve aniden sanki gök yere inmeye, dağlar dört yandan onu kıstırmaya, hatta yer şişip üzerine gelmeye başladı. Uzun zamandır korku denen duyguyu tatmamış, korkusuna geçit vermemişti. Her sabah uyandığında aynı sözü tekrarlıyordu: Korkmayacağım. Bir yıl boyunca bu sözün anlamı yıkılmak ve uyum sağlamak arasındaki fark olmuş; sözcük onu madenlerin karanlığında yok olmaktan korumuştu. Fakat yüzbaşı bunu asla bilemeyecekti. Celaena kolunu tutan eldivenli eli inceledi. Eldivenin koyu renkli derisi neredeyse kirli teniyle aynı tondaydı. Boştaki eliyle yırtık pırtık ve kirli tuniğini çıkarıp iç geçirmemek için kendisini tuttu. Madenlere gün doğmadan girip alacakaranlıkta çıktığından güneşi nadiren görüyordu. Üzerini kaplayan kirin altındaki teninin solukluğu endişe vericiydi. Bir zamanlar çekici, hatta güzel olduğu doğru olsa da... Eh, artık bunun bir önemi yoktu, değil mi? Bir koridordan daha geçmelerinin ardından Celaena yaban
  • 9.
    CAM ŞATO 9 cının maharetle dövülmüş kılıcını inceledi. Silahın ışıltılı kabzası uçan bir kartal şeklindeydi. Adam onun bakışlarını fark edince eldivenli elini indirip kartalın altın başının üzerine koydu. Celaena’nın dudaklarına bir kez daha gülümseme yerleşti. Boğazını temizleyip yüzbaşıya “Burası Rifthold’dan epey uzak Yüzbaşı,” dedi. “Bir ara gürültüsünü işittiğim orduyla mı geldiniz buraya?” Adamın kukuletasının altındaki karanlığa baksa da bir şey göremedi. Yine de adamın gözlerinin kendisini değerlendirdiğini, tarttığını ve sınadığını hissediyordu. Bakışlarına aynı şekilde karşılık verdi. Kraliyet Muhafızları Yüzbaşısı ilginç bir rakip olabilirdi. Belki biraz çabalamasına bile değerdi. Adamın sonunda kılıcı tutan elini kaldırmasıyla pelerinin kıvrımları silahın üzerini örttü. Celaena yüzbaşının pelerininin oynamasıyla tuniğinin üzerine işlenen altın renkli ejderi gördü. Bu kraliyet armasıydı. Yüzbaşı “Adarlan ordusundan sana ne?” diye yanıt verdi. Kendisininki gibi –havalı ve telaffuzu net– bir ses duymak Celaena’nın hoşuna gitmişti. Bu ses iğrenç bir zorbadan çıksa da! Celaena omuz silkip “Hiç,” dedi. Yüzbaşı öfkeyle homurdandı. Ah, kanının mermere aktığını görmek ne de hoş olurdu. Bir keresinde Celaena kendisini kaybetmişti. İlk gözetmeni olmadık bir günde fazlaca üzerine geldiğinde. Kazmayı adamın bağırsaklarına soktuğunda hissettiklerini, kanının ellerinde ve yüzündeki yapışkanlığını hâlâ anımsıyordu. Göz açıp kapayana dek yanındaki muhafızların ikisini silahsız bırakabilirdi. Yüzbaşı eski gözetmeninden yaman çıkabilir miydi? Olasılıklar üzerine düşünüp yüzbaşıya bir kez daha sırıttı. Yüzbaşı onu “Bana öyle bakma,” diye uyardı ve eli tekrar kılıcına gitti. Celaena bu kez sırıtışını sakladı. Birkaç dakika önce gördüğü bir dizi ahşap kapıdan geçtiler. Kaçmak istese
  • 10.
    S A RA H J . M A A S 10 tek yapması gereken bir sonraki koridorda sola dönüp merdivenlerden üç kat aşağı inmekti. Dikkatini dağıtmak için verdikleri onca çabanın onu binaya iyice aşina etmekten öte bir faydası olmamıştı. Aptallar. Celaena keçeleşmiş saçının bir tutamını yüzünden çekip “Nereye gidiyoruz bu arada?” diye sordu. Yüzbaşı yanıt vermeyince çenesini sıktı. Koridorlarda sesler çok fazla yankılandığından bütün binayı ayağa kaldırmadan yüzbaşıya saldıramazdı. Kollarındaki zincirlerin anahtarını yüzbaşının nereye koyduğunu görmediği gibi peşlerinden gelen altı muhafız da ona epey sıkıntı verecekti. Üstüne üstlük kelepçeler vardı. Tavanından demir avizelerin sarktığı bir koridora girdiler. Duvar boyunca uzanan pencerelerin ardında gece çökmüştü; fenerlerin parlak ışığı aralarına gizlenecek bir sürü gölge sağlıyordu. Celaena avludan, diğer kölelerin ayaklarını sürüyerek geceledikleri ahşap binaya ilerlediklerini işitebiliyordu. Zincir şakırtılarına karışan acı dolu inlemeler gün boyunca söyledikleri şarkılar kadar iç karartıcı bir nakarat oluşturuyordu. Ara sıra inen kamçının solosu, Adarlan’ın en büyük suçluları, en yoksul vatandaşları ve en yeni esirleri için bestelediği gaddarlık senfonisine ekleniyordu. Esirlerin bazıları büyü yapmakla suçlanan insanlarken –büyü krallıktan silindiğinden bunu yapamazlardı aslında– Endovier’a gelenlerin çoğu sayıları her geçen gün daha da artan asilerdi. Bunlar genellikle Adarlan hükümdarlığına karşı hâlâ direnen Eyllwe’dendi. Fakat ne zaman Celaena en son haberleri almak için onları sıkıştırsa ona boş gözlerle bakıyorlardı. Daha madene gelmeden çökmüşlerdi. Onların Adarlan askerlerinden neler çektiklerini düşünmek Celaena’nın tüylerini ürpertiyor
  • 11.
    C A MŞ A T O 11 du. Bazı günler belki de toplu katliamlarda ölmelerinin onlar için daha iyi olacağını düşündüğü olurdu. Belki kendisi de ihanete uğrayıp yakalandığı o gece ölse daha iyiydi. Fakat yürümeye devam ederlerken düşünmesi gereken başka konular vardı. Asılacağı gün sonunda gelmiş miydi? Midesi bulandı. İdamında Kraliyet Muhafızları Yüzbaşısı tarafından alınacak kadar önemli biriydi. Peki niye onu önce bu binaya getirmişlerdi? Sonunda diğer tarafını göremediği kırmızı ve altın rengi cam kapılar önünde durdular. Yüzbaşı Westfall kapının iki yanında dikilen iki muhafıza çenesiyle işaret edince muhafızlar onu mızraklarını yere vurarak selamladılar. Yüzbaşı Celaena’nın kolunu daha da fazla, canını acıtacak kadar sıktı. Onu kendisine doğru çekse de ayakları kurşun gibi ağırlaşan Celaena direndi. Yüzbaşı bir nebze keyiflenmiş gibi “Madenlerde kalmayı mı tercih edersin?” diye sordu. “Belki bana neler olduğu söylense kendimi karşı koymak zorunda hissetmem.” “Yakında anlayacaksın.” Celaena’nın avuçları terlemişti. Evet, ölecekti. Ecel gelip çatmıştı işte. Gıcırtıyla açılan kapıların arkasında bir taht odası göründü. Üzüm salkımı biçiminde, cam bir avize tavanın büyük bir kısmını kaplıyor, yanan elmas şekilleri odanın uzak ucundaki pencerelere yansıyordu. Pencerelerin dışındaki çıplaklıkla kıyaslandığında içerisinin varlığı yüze inen bir tokat hissi uyandırıyordu. Celaena gibi kölelerin emekleriyle elde edilen zenginliğin sonucuydu bu. Yüzbaşı “Buradan,” diye homurdanıp boştaki eliyle Celaena’yı içeri iterek sonunda onu serbest bıraktı. Tökezleyen Celaena doğrulurken nasırlı ayakları düz zeminde kaydı. Arkasına bakınca refakatçilerine altı muhafız daha eklendiğini gördü.
  • 12.
    S A RA H J . M A A S 12 On dört muhafız, bir de yüzbaşı. Siyah üniformaların göğüslerine sarı kraliyet armaları işlenmişti. Bunlar kraliyet ailesinin özel muhafızlarıydı; doğdukları günden beri korumak ve öldürmek için eğitilen acımasız, şimşek gibi hızlı askerler. Başı dönen ve bir anda üzerine büyük bir ağırlık çöken Celaena odaya bakındı. Şatafatlı, kızılağaçtan bir tahtın üzerinde yakışıklı, genç bir adam oturuyordu. Herkes diz çökerken Celaena’nın kalbi duracak gibi oldu. Adarlan’ın veliaht prensinin karşısında duruyordu.