Ölümcül Oyuncaklar 
Kayıp Ruhlar Şehri 
Bölüm Bir 
Son Konsey 
_KISIM BİR_ 
‘’Karar almaları ne kadar sürer dersin?’’ diye sordu Clary. Ne kadar süredir beklediklerini 
bilmiyordu ama sanki on saat geçmişti. Isabelle’in siyah , parlak pembe karışımı renklerden 
oluşan yatak odasında hiç saat yoktu. Sadece bir yığın kıyafet , dağılmış kitaplar , parlak 
makyaj setleri , göz farları, deri ceketler ve botlar vardı. Çılgınlar Kulübü’ün arka sahnesi gibi 
duruyordu. Clary bu karmaşıklığın içinde iki hafta geçirdiği için neredeyse bunu rahatlatıcı 
bulmaya başlamıştı. 
Isabelle pencerenin kenarında kucağında Church ile oturmaktaydı. Düzenli olarak kedinin 
kafasını okuşuyordu. Kedi gözlerini kısmış , bundan hoşlandığını ona belli ediyordu. Dışarıda 
ise Kasım fırtınası kasıp kavurmakta, yağmur pencereyi dövmekteydi. ‘’ Fazla uzun sürmez.’’ 
dedi yavaşça.Yüzünde makyaj olmayınca fazlasıyla genç görünüyordu.Gözlerinin altı 
morarmıştı. ‘’ Beş dakika , belki.’’ 
Clary bıçaklar ve magazin dergileri dolu Izzy’in yatağına oturdu ve boğazında acı tat bırakan 
o histen kurtulmaya çalıştı. Döneceğim. Beş Dakika. 
Dünyada her şeyden çok sevdiği çocuğa söylediği son sözleri buydu. Şimdi eğer bu sözlerin 
söyleyeceği son şeyler olduğunu bilseydi asla söylemezdi. 
Clary o anı çok net hatırlıyordu. Çatıdaki bahçede. Açık bir Ekim gecesinde , bulutsuz 
gökyüzünde yıldızlar beyaz kristaller gibi parlarken. Kaldırım taşı kana ve siyah mürekkeple 
bulanmıştı. Jace’in ağzı onun ağzındaydı ve ılık bir öpüş dünyayı titretiyordu. Boynuna 
Morgenstern yüzüğünü takmıştı.Aşk, ayı ve bütün yıldızları yerinden oynatıyor. 
Ona bakarak Clary asansöre binmiş , aşağıya inmiş ve annesine sıkıca sarılmış, lobideki 
diğerlerine katılmıştı. Luke , Simon hepsi oradaydı ama Clary sanki hiç Jace’i o çatıda 
bırakmamış gibi hissediyordu. 
Maryse ve Kadir yapılan ayini görmek için Jace’e atılmak üzere asansöre binmişlerdi. Beş 
dakika geçtikten sonra Maryse yalnız başına geri dönmüştü. Asansörün kapısı açıldığında ve 
Clary onun yüzünü – şaşkın ve acılı bir halde – gördüğünde olanları anlamıştı.
Ondan sonra olanlar ise adeta bir rüya idi. Lobideki bütün Gölgeavcıları Maryse’e doğru 
giderken Alec , Magnus’tan ayrılmış ve Isabelle dizleri üzerine düşmüştü. Kameraların 
ışıkları birbiri ardına çakarken , Gölgeavcıları onu geçmek için iterken Clary boşlukları 
doldurmuştu. Çatı boştu ve Jace gitmişti...Camdan tabut kırılmış , içerisinde taze kan vardı. 
Sebastian’da gitmişti. 
Gölgeavcıları hemen bir plan yapıp etrafı aramak için dağılırlarken Magnus’un ellerinde mavi 
alevlerle Clary’e dönmüş ve Jace’e ait bir eşyanın olup olmadığını sormuştu. Böylece onu 
takip edebilecekti. Clary hemen ona Morgenstern yüzüğünü verip Simon’ı aramıştı. Tam 
telefonu kapatığı zaman diğer Gölgeavcılarının dediklerini duydu. ‘’Takip etmek mi? Bu 
ancak yaşıyorsa işe yarar. Yukarıdaki kana bakılırsa yaşadığını hiç san- ‘’ 
Bir şekilde bunlar duyabileceği son sözlerdi. Yorgunluk , şok hepsi bir anda fazla gelmiş 
Clary o an yere düşmüştü. Yere çarpmadan önce annesi onu yakaladı. Ondan sonraki 
tamamen karanlıktı. Ancak ertesi gün Luke’un evindeki yatağında uyanmıştı. Kalbi çok hızlı 
atıyor gördüklerini bir kabus sanıyordu. 
Yataktan kalkmaya çalışırken gördüğü kolarında ve bacaklarındaki çürükler ise bunun bir 
kabus olmadığını gösteriyordu. Kotunu ve tişörtünü üstüne geçirip aşağıya indiğin Jocelyn, 
Luke, ve Simon’ı bitkin bir şekilde otururken gördü. Yüz ifadelerinden her şey anlaşılıyordu 
ama yine de sormak zorundaydı. ‘’ Onu buldular mı?Döndü mü?’’ 
Jocelyn ayağa kalktı. ‘’ Tatlım, o hala kayıp-‘’ 
‘’ Kayıp ama ölmemiş değil mi?’’ diye sordu Clary. ‘’ Cesedini filan bulmadılar değil mi? ‘’ 
Simon’ın yanındaki koltuğa çöktü. ‘’ Hayır ölmedi. Öyle olsaydı bilirdim. ‘’ 
Clary Simon’ın onun elini tutarken Luke’un bildiklerini anlatığıydı. Jace kayıptı. Ve 
Sebastian yoktu. Kötü haber ise yerde buldukları kanın Jace’e ait çıkmasıydı. İyi haberse 
tabutun ağzına kadar dolu gibi duran kanın su ile karıştırılmış olmasıydı. Şimdi o zaman ne 
olmuş olduysa da muhtemelen Jace’in sağ çıkmış olduğuydu. 
‘’ Peki aslında ne oldu?’’diye bastırdı Clary 
Luke kafasını salladı. ‘ Kimse bilmiyor.’’ 
Clary sanki kanı çekilmiş yerine soğuk su ile dolmuş gibi hissetti.’’ Yardım etmek istiyorum. 
Bir şeyler yapmak istiyorum. Jace kayıpken burada böyle oturamam.’’ 
‘’ O konuda endişelenmezdim.’’ dedi Jocelyn. ‘’ Merkez seni görmek istiyor. ‘’ 
Görünmez bir enerji Clary’e dolmuş gibi hemen ayağa kalktı. ‘’ İyi. Jace’i bulmaları 
konusunda yardımcı olabilecek her şeyi anlatırım. ‘’ 
‘’ Onlara her şeyi anlatacaksın çünkü ellerinde Ölümcül Kılıç var.’’ Dedi Jocelyn umutsuzca. 
‘’ Ah bebeğim çok üzgünüm. ‘’ 
Ve şimdi tekralayıp duran şahitliklerinden , binlerce kez Ölümcül Kılıçın karşısına 
çıkmasından sonra Clary Isabelle’in odasında oturumuş , Konseyin onun kaderini 
belirlemesini bekliyordu. O kılıçı tutmanın nasıl olduğunu hatırlamasına engel olamadı. 
Sanki binlerce küçük balık tenine hücüm ediyor ve zorla gerçeği çıkarmaya çalışıyor gibiydi. 
Birden kendini dizleri üzerinde , Konuşan Yıldızlar çemberinin ortasında doğruyu konuşurken 
buldu. Valentine’in Meleği çağırması , Clary’in kumlardaki ismi silip , kendi adını yazması , 
Meleği bir dilek dilemesini istemesi ve karşılığında Jace’in ölümden döndürmesi gibi her şeyi 
anlattı. Sonra Jace’in Lilith tarafından ele geçirilip , onun ölmüş erkek kardeşi Sebestian’ı 
diriltme çabasını. Simon’ın kanının kullanılması ve onu nasıl engellediklerini söyledi. Ayrıca
Sebestian’ın artık bir tehtit olmayacak bir şekilde ortadan kaldırdıklarını da ekledi. Onlara her 
şeyi söylemişti. 
Clary elini kaldırıp saatine baktı. ‘’ Bir saatir oradalar. Bu normal mi? Yoksa kötüye işaret 
mi? ‘’ 
Isabelle kediyi yere bir tıslama eşliğinde bıraktı. Yatağa Clary’in yanına geçip ona bakarken 
normalden daha ince gözüküyordu. Aynı Clary gibi o da bu iki hafta içersinde kilo 
kaybetmişti. Yine de her zamanki gibi asil görünüyordu. Maskarası gözlerini sipsiyaha 
boyamıştı. Bir fransız manken gibi görünüyordu , halbuki rakum gibi görünmesi lazımdı. 
Kollarını kaldırınca ellerindeki bilezikler şakırdadı. ‘’Hayır , kötüye işaret değil. ‘’ dedi. ‘’ 
Sadece bunun hakkında baya konuşmuşlar demek. ‘’ Lightwood yüzüğünü parmağında 
cevirdi. ‘’ İyi olacaksın. Kanuna karşı filan gelmedin. Önemli olan bu. ‘’ 
Clary iç çekti. Isabelle’in yanındaki omuzunun sıcaklığı bile kanındaki soğukluğu silip 
atamıyordu.Hiç bir kuralla karşı gelmediğini biliyordu ama Merkez ona çok sinirlenmiş 
olmalıydı. Bir gölgeavcısını ölümden geri döndürmüştü. Bunu yapan bir melek bile olsa , ne 
Jace ne de Clary bundan kimseye bahsetmemişti. 
Şimdi bu sır açığa çıkmıştı ve Merkezi adeta sarsmıştı. Clary onu cezalandırmak istediklerini 
biliyordu. Sadece onun seçiminin böyle bir soruna yol açtığı için bunun yapmak istiyorlardı. 
Kemiklerini kırar , tırnaklarını yerinden söker , Sessiz Kardeşlerin beyni pişirmelerine göz 
yumarlardı. Aslında Clary de onların kendisinin cezandırmalarını istiyordu. Bir tür Şeytanla 
anlaşma – Jace’in sağlam bir şekilde geri dönmesi karşılığında , acı çekmesi. 
‘’ Bırak artık.’’ dedi Isabelle. Clary bir an onun kedi ile konuştuğunu sandı. Çünkü Church 
onu bıraktıklarında genelde yaptığı gibi yere yatmış , dört ayağı yukarıda ölü taklidi 
yapıyordu. Isabelle onun saçlarını geriye tarayıp , baktığında kendisine söylediğini fark etti. 
‘’ Neyi bırakayım?’’ 
‘’ Kendini cezalandırmak için sana yapmalarını dilediğin o bütün korkunç şeyleri düşünmeyi. 
Cezalandırılmayı istemeyi , sırf sen kurtulduğun ve Jace ... kayıp diye.’’ Isabelle’in sesi 
elektirik yemiş gibi inceldi. Asla Jace’in yaşayıp yaşamadığı ya da konusunda konuşmazdı. O 
ve Alec bunun olasılığı hakkında bile konuşmayı reddediyorlardı. Isabelle asla Clary’i o sırrı 
sakladığı için suçlamamıştı. Şimdi düşününce Isabelle tam bir destekleyiciydi. Clary ne 
zaman tekrar tanıklık için çağırırsa Isabel olarak onun yanında elini tutuyor , kolunu 
sıvazlıyordu. Ne zaman o Konsey görüşmelerine gitse orada oluyor , Clary’e bakış atmaya 
cesaret edenleri korkunç gözlerle süzüyordu. O ve Isabelle asla duygusal olarak yakın 
olmamışlardı ama şimdi erkeklerin eşlik etmesinden daha çok kendilerinde rahatlığı 
buluyorlardı.Isabelle onun yanını asla terk etmemişti ve Clare bunun için ona minnetardı. 
‘’ Elimde değil.’’ dedi Clary.’’ Eğer bana devriye için izin vermiş olsalardı – Eğer bana 
herhangi bir şeyi yapma izni vermiş olsalardı... Bunları düşünmeyecektim diye 
düşünüyorum’’ 
‘’ Bilmiyorum.’’ Bir kaç haftadır Alec ve Isabelle Jace’i arama ve devriye gezme işlerine 
gönderilmişlerdi. Clary onun Jace’i aramasına veya devriye gezmesine Jace’i ölümden 
döndürdüğü gerçeği ile ne yapacaklarına karar verene dek, izin vermediklerini öğrendiğinde o 
kadar sinirlenmişti ki odasının kapısını tekmelemişti. ‘’ Bazen faydasızmış gibi hissetiriyor.’’ 
‘’ Ne demek istiyorsun , sence Jace öldü mü?’’ 
‘’ Hayır , öyle demiyorum. Bence onlar New York’ta değiller artık.’’
‘’ Ama diğer şehirlerde de devriye geziyorlar değil mi? ‘’ Clary elini boynun götürdü ama 
yüzüğün orada olduğunu unutmuştu. Magnus hala JacE2i bulmak umuduyla yüzüğü elinde 
tutuyordu. Şimdiye kadar bir şey çıkmamıştı. 
‘’ Elbette. ‘’ Isabelle , merakal şimdi Clary’in boynunda duran gümüş sile uzandı. ‘’ Bu da 
ne?’’ 
Clary duraksadı. Seeling Kraliçesinin hediyesiydi bu. Hayır bu tam olarak doğru değildi. 
Periler hediye vermezdi. Eğer yardıma ihtiyaç duyarsa diye Clary’e bir çağrı zili vermişti 
Kraliçe. Jace’den günler geçtikçe haber alamayınca Clary onu kullanmayı düşünür olmuştu. 
Onu durduran tek şey , Kraliçe’nin korkunç bir karşılığı olmadıkça yardım etmeyeceğini 
bilmesiydi. 
Clary cevap vermeden kapı açıldı. İki kızda hemen doğruldu. Clary Izzy’in yastıklarından bir 
tanesini kaptı ve avuçlarını ona bastırdı. 
‘’ Hey.’’ Uzun bir figür kapıdan içeriye girdi. Isabelle’in ağabeyi Alec , Konsey kıyafeti 
giymişti. Gümüş rünler ile kaplı siyah bir kıyafetti. Siyah bir tişört ve siyah bir pantolon. 
Bütün bu siyahlık onu olduğundan daha soluk , gözlerini ise daha mavi gösteriyordu. Kız 
kardeşi gibi siyah saçları dimdüzdü ama kardeşinden daha kısaydı. Çenesine gelmeden 
kestirmişti. Ağzı düz bir çizgi gibiydi. 
Clary’in kalbi hızla atmaya başladı. Alec hiç mutlu görünmüyordu. Haberler her neyse , iyi 
olmadığı kesindi. 
İlk konuşan Isabelle oldu ‘’Nasıl geçti? ‘’ dedi sessizce ‘’ Karar ne oldu?’’ 
Alec masaya gidip , sandalyeye oturdu. Arkasını Clay ve Isabelle’e vermişti. Başak bir zaman 
olsa bu hareketini komik bulabilirlerdi. Alec uzun boylu , dansçı gibi bir çocuktu ve küçük 
sandalyenin üstünde komik görünüyordu. 
‘’Clary.’’ Dedi Alec. ‘’ Sen hiç bir şey ile suçlanmıyordun. Jian Penhallow kararı okudu ve 
senin yeterince ceza çekmişsin gibi hissetiğinden emin olduğunu ve hiç bir kurala karşı 
gelmediğini söyledi. ‘’ 
Isabelle derin bir nefes aldı ve gülümsedi. Bir anlık Clary’in duygularında da bir rahatlama 
oldu. Ceza yemeyecekti. Sessiz Şehirde bir yere kilitlenmeyecekti ya da Jace’e yardım 
edemeyeceği herhangi bir yere. Şu an konseyde olan Luke – kurtadamları temsilen orada 
bulunuyordu – annesine kararı bildireceğini söylemişti ama bir kereliğine Clary bu iyi haberi 
onunla paylaşmak istedi. 
‘’ Clary’’ dedi Alec , o tam telefonunu açmış , arayacak iken. ‘’ Bekle.’’ 
Alec’e baktı. Alec’in yüzünde rahatlama ya da iyi haber izleri yoktu. Çok ciddi görünüyordu. 
Clary korkarak telefonu kulağından indirdi. ‘’Alec , ne oldu? ‘’ 
‘’ Karar almalarının bu kadar uzun sürmesi senin hakkında değildi. Başka bir durum daha var. 
‘’ dedi Alec 
Buz hissi geri döndü. ‘’ Jace mi?’’ 
‘’ Tam olarak değil.’’ Dedi Alec, sandalyesini kavradı. ‘’ Bu gün erken saatlerde 
Moskova’dan bir haber geldi. Wrangel Adasındaki bölgeler dün yerle bir edilmiş.Bir tamir 
timi gönderiyorlar ama o kadar önemli bir bölgenin zarar görmesi – Konsey’in önceliği.’’
Bölgenin duvarları yerle bir edilmişti. Bunlar Clary’in anladığı kadarıyla koruma görevi 
yapan bir tür büyülü objelerdi. İlk Gölgeavcıları tarafından oraya konulmuşlardı. Bunlar 
iblisler tarafından ele geçirilebilirlerdi ama genelde onları uzak tutmaya yarıyorlardı. Clary , 
Jace’in söylediği şeyi hatırladı : Eskiden çok az iblis varmış. Şimdi benim yaşamım süresince 
bile durmadan artıyorlar. 
‘’ Şey , bu kötü.’’ Dedi Clary.’’ Ama bunun ne ilgisi var ara– ‘’ 
‘’ Merkezin öncelikleri var.’’ diye lafını kesti Alec.’’ Geçtiğimiz iki haftadır Jace ve 
Sebestian öncelikleriydi. Ama her şey boşa çıktı. İkisinin Aşağıdünyalıları avladığını gösteren 
hiç bir iz yok. Magnus’un yaptığı izleme büyülerinin hiç biri çalışmadı ve Elonie , gerçek 
Sebestian’ın annesi , onun kendisiyle haberleşmediğini söylüyor. Böyle uzar gider bu liste. 
Ayrıca hiç bir ajan garip bir doğal olmayan aktivitenin olmadığını söylüyor. Valentine’in eski 
çemberinden kimse başka bir haber almamış. Sessiz Kardeşler Sebestian’ı geri getiren ayinin 
nasıl bir şey olduğunu hala çözemediler. Genel olarak Sebestian’ın – ki onlar onadan Jonathan 
olarak bahsediyorlar – Jace’i kaçırdığı aşina ama onun dışında hiç bir şey bilmiyoruz.’’ 
‘’ Eh.’’ Dedi Isabelle. ‘’ peki bu ne demek? Daha fazla mı arayacağız? Ya da daha fazla mı 
nöbet?’’ 
Alec başını salladı. ‘’ Aramayı genişletmeyi tartışmadılar.’’ dedi sessizce. ‘’Artık buna 
öncelik vermeyecekler. İki hafta oldu ve hiç bir şey bulamadılar. Arama grupları önce Idris 
sonrada evlerine gönderilecekler. Nazik konuları tartıştıklarını söylemeye bile gerek yok. 
Kanunun tekrar yazılması , Aşağıdünyaların istekleri ve diğer güncellemeleri yapmak için 
konuşuyorlar. Bütün kanunu tekrar yazacaklar , hepsini fırlatıp atmak istemiyorlar.’’ 
‘’ Jace’in kaybolması bir grup aptal kuralı değiştirmesinden daha mı önemli? Vaz mı 
geçiyorlar? ‘’ dedi Clary 
‘’ Vazgeçmiyorlar... ‘’ 
‘’ Alec.’’ dedi Isbelle keskin bir şekilde. 
Alec derin bir nefes aldı ve uzun - Jace gibi olan – parmaklarını birleştirdi. '' Clary senin için 
- bizim için - hep Jace'i aramak önceliğimiz olmuştu. Merkez ise hep Sebastian'ı arıyordu. O 
tehlikeli bir katil. Alicante'in duvarlarını yıkmıştı. Bir katil ... Jace ise ...'' dedi Alec 
'' Sadece başka bir Gölgeavcısı. '' dedi Isabelle. '' Bizler ölürüz ve her zaman hatırlanırız. '' 
‘’ Ölümcül Savaşta kahraman olduğu için ekstra kredi alıyor ama sonunda Merkez bu konuda 
kararını aldı : Arama devam edecek ama şuan bekleme oyunundayız. Sebestian’ın bir hamle 
yapmasını bekliyorlar. Merkez için bu üçüncü önceliklerinden. Bizden normal yaşamımıza 
dönmemizi bekliyorlar.’’ 
Normal yaşam? Clary buna inanamıyordu. Jace olmadan normal bir yaşam mı? 
‘’ Bu Max öldükten sonra bize söyledikleri şeydi. ‘’ dedi Isabelle. Gözleri yaşla dolmuştu ama 
kızgınlıkla yanıyordu. ‘’Eğer normal yaşamlarımıza dönersen yas tutmayı çabuk atlatırız 
sanıyorlar. ‘’
‘’ Güya iyi bir tavsiye olması gerek.’’ Dedi Alec. 
‘’ Bunu babama söyle. Toplantı için Idris’ten buraya dönmedi bile değil mi?’’ 
Başını salladı ve ellerini yana düşürdü. ‘’ Hayır. Eğer gelseydi Jace’in araması için daha fazla 
çoğunluk olacaktı. Magnus , Luke ve Kardeş Zacharian devam edilmesini isteyenlerdi ama 
toplantı sonunda yeterli olmadı. ‘’ 
Clary Alec’e baktı. ‘’ Alec.’’ dedi. ‘’ Hiç bir şey hissetmiyor musun?’’ 
Alec’in gözleri bir anlığına byüdü. Clary ilk defa buraya geldiğinde gördüğü , ondan nefret 
eden çocuğu tekrar gördü. Tırnaklarını ısıran , tişörtlerinde delikler olan çocuğu. ‘’ Üzgün 
olduğunu biliyorum Clary ama sakın benim ve Isabelle’in Jace’i sende daha az sevdiğimizi – 
‘’ 
‘’ Onu demiyorum.’’ dedi Clary. ‘’ Parabatai bağınızdan bahsediyorum. Codex’te yazan 
ayini okudum. İki parabatai arasındaki bağı biliyorum. Senin ondan bir şeyler hissedebiliyor 
olman lazım. Yani ... yaşıyor mu, biliyor musun? ‘’ 
‘’ Clary bunu bilmediğini düşünmemiştim. ‘’ dedi Isabelle. 
‘’ Kesinlikle yaşıyor. Eğer öyle olmasaydı böyle burada durabilir miydim sanıyorsun? Bağda 
bir şeylerin yanlış olduğu kesin ama hala nefes aldığını hissedebiliyorum.’’ 
‘’ O yanlış şey hapis filan tutulduğu için olabilir mi?’’ dedi Clary 
Alec pencereden dışarıya baktı. ‘’ Olabilir. Bilmiyorum. Daha önce hiç böyle bir şey 
hissetmemiştim. ‘’ 
‘’Ama yaşıyor.’’ 
Alec direk ona baktı ‘’Bundan eminim.’’ 
‘’Merkezi boşver. Onu kendimiz arayalım.’’ Dedi Clary. 
‘’ Clary ... Eğer herhangi bir olasılık olsaydı ... Burada durmazdık ... ‘’ 
‘’ Merkezin bizden istediğini yaptık.’’ Diye araya girdi Isabelle. ‘’ Devriyeler , aramalar. 
Başka yöntemlerde var.’’ 
‘’Kuralları yıkacağımız yöntemler diyorsun yani. ‘’ dedi Alec , biraz tereddütle. Clary onun 
Gölgeavcıları kuralını tekrarlamayacağını umdu : Sed lex , dura lex ‘’ Kanun zor olabilir ama 
o Kanundur.’’ Clary tekrar duyabileceğini sanmıyordu. 
‘’ Seeling Kraliçesi bana bir iyilik önerdi. ‘’ dedi Clary.’’ Fişek partisinde. ‘’ O gecenin 
hatırası , nasıl mutlu olduğunu hatırlayınca derin bir nefes alması gerekti. ‘’ Ve onunla nasıl 
iletişim kurabileceğimi söyledi.’’ 
‘’ Perilerin Kraliçesi hiç bir şeyi bedavaya vermez.’’
‘’ Biliyorum. Ne yapmak gerekiyorsa onu kendim üstleneceğim. Peri kızın ona bu çanı 
verirken ki sözleri aklına geldi. Onu kurtarmak için ne gerekiyorsa yaparsın. Cennet ya da 
Cehenneme borçlu olsan bile. Değil mi? ‘’Sadece birinizin benimle gelmesini istiyorum. Peri 
dilini cevirmek konusunda pek iyi değilim. Biriniz yanımda olursa verecekleri zararın bir 
limiti olabilir. Yapabileceği her hangi bir şey –‘’ 
‘’Ben seninle gelirim.’’ Dedi Isabelle. 
Alec kardeşine karanlık bir bakış attı. ‘’ Konsey onlara çok önce sordu. Yalan söyleyemezler. 
Yapacak bir şeylerinin olmadığını söylediler.’’ 
‘’ Konsey onlara Jace ve Sebestian’ın nerede olduğunu bilip bilmediklerini sordu. ‘’ dedi 
Clary. ‘’ Onları aramalarını söylemedi. Peri Kraliçesi babamın yaptıklarını , benim ve Jace’in 
kanını , tutsak olan meleği biliyordu. Bu olayın gözünden kaçtığını sanmam.’’ 
‘’Doğru söylüyor’’ dedi Isabelle. ‘’ Yalan söylemeseler bile Perileri sorgulamanın ne kadar 
zor olduğunu bilirsin ama bir iyilik. İşte bu bambaşka bir şey.’’ 
‘’ Ve büyük olasılıkla tehlikeli bir şey. ‘’dedi Alec. ‘’ Eğer clary’in böyle bir şey yapaağını 
Jace bilseydi – ‘’ 
‘’ Umurumda değil.’’ Dedi Clary. ‘’ O benim için yapardı. Bana Jace aynısını benim için 
yapmazdı de. Eğer ben kayıp olan olsaydı-‘’ 
‘’ Küllerinden seni çıkarana dek , dünyayı yakardı. ‘’ dedi Alec. ‘’ Biliyorum. Sence ben şuan 
dünyayı yakmak istemiyor muyum sanıyorsun? Ama önce ’’ 
‘’ Ağabey olamaya çalışıyorsun.’’ Dedi Isabelle. ‘’ Anladım.’’ 
Alec kendini kontrol etmek için çabalıyormuş gibi görünüyordu ‘’Eğer Max ve Jace’den 
sonra sana bir şey olursa Isabelle...’’ 
Izzy yataktan kalkıp Alec’in yanına gitti. Kollarını ona doladı ve kulağına bir şeyler fısıldadı. 
Clary onların aynı renk saçlarının birbirine dolaşmasını seyrederken hiç kıskanmıyordu. Her 
zaman bir ağabeyi olsun istemişti. Şimdi vardı. Ama cehennemden kaçan bir tane. Bu sanki 
hep bir yavru köpek istemiş ama ona kuduz bir tane vermişler gibiydi. Isabelle’in saçlarını 
okşadı Alec ve başını salladı. ‘’ Hepimiz gitmeliyiz.’’ dedi. ‘’ Ne yapacağımı Magnus’a haber 
versem iyi olur. Haberinin olmaması adil olmaz.’’ 
‘’ Telefonumu kullanmak ister misin?’’ diye sordu Isabelle , pembe cep telefonunu 
göstererek. 
Alec başını salladı ‘’ Aşağı katta diğerleriyle beraber bekliyor. Aynı şekilde Luke’u da seni 
eklerken bulabilirsin Clary. Annen bütün bu olanlar yüzünden kendini hasta hissediyor. Luke 
seni alıp eve dönmeyi bekliyordur.’’ 
‘’ Annem Sebestian’ın verlığı için kendini suçluyor.’’ Dedi Clary. ‘’ O kadar yıldır ölü 
oldğunu düşünmesine rağmen.’’ 
‘’ Onu suçu değil.’’ Dedi Isabelle. ‘’ Kimse onu suçlamıyor.’’
‘’ Fark etmez.’’ dedi Alec. ‘’ Sen kendini suçlarken başkasına gerek kalmaz.’’ 
Sessizlik içersinde üçünde Enstitü’deki koridoru geçti. Garip olan koridorun Idris’e gitmek 
için izin isteyen ya da başka şeylerle ilgilenen Gölgeavcıları kalabalığının olmasıydı. Hiç biri 
Alec , Isabelle ve Clary’e tam olarak merakla bakmadı. Ama Clary kendi hakkındaki 
fısıltıların başladığını duyabiliyordu. ‘’Valentine’in kızı.’’ Fısıltılarını binlerce kez duymuştu. 
Şimdi o kadar çok Konsey görüşmesine çağırılmıştı ki bir nevi tanıdık olmuştu. Fısıltılarda 
belli sayıda azalma vardı. Asansörle aşağıya indiklerinde Konsey üyelerinin aileleri ve 
dostlarıyla dolu kalabalığı gördüler. Luke ve Magnus kenarda oturmuş konuşuyorlardı. 
Luke’un yanında tıpkı ona benzeyen mavi gözlu , uzun boylu bir kadın vardı. Luke’ın kız 
kardeşi Amatis. 
Magnus Alec’i görür görmez ayağa kalktı ve konuşmaya başladılar. Isabelle nereye gittiğini 
söyleme zahmetine katlanmadan yanlarından ayrıldı. Clary doğruça Luke ve Amatis’in yanına 
gitti. İki kardeş çok yorgun görünüyorlardı. Amatis Luke’un omuzunu sempatik bir şekilde 
okşadı. Luke Clary’i görünce ona sarıldı , Amatis adını temize çıkardığı için onu tebrik etti. 
Clary kendini aptalaşmış gibi hissediyordu. Sanki hem orada hem de orada değildi. 
Clary Alec ve Magnus’u görebiliyordu. Bir şeyler konuşuyorlardı ve bir süre sonra Alec ona 
yanaştı. İkisi sanki dünyadan kopmuş gibi kendi dillerinden konuşmaya başlayınca Clary hem 
mutlu oldu hem de üzüldü. Alec mutlu diye o da mutluydu ama bu görüntü ona fazlasıyla 
Jace’i hatırlatıyordu. Jace’in sözleri kulağında çınladı : Senden başka hiç kimseyi 
istemiyorum. 
‘’ Dünyadan Clary’e.’’ dedi Luke. ‘’ Eve gidelim mi artık? Annen seni görmek için 
sabırsızlanıyor ve Amatis ile biraz konuşmak istiyor. Kendisi yarın Idris’e dönecek. Yemek 
yiyebiliriz diye düşündüm. Yemek yiyeceğimiz yeri sen seçebilirsin.’’ Sesindeki endişeyi 
saklamaya çalışsada Clary onu duyabiliyordu. Çok zayıflamıştı. Kıyafetleri bile artık 
olmuyordu. 
‘’ Kendi pek kutlama havasında hissetmiyorum.’’ dedi. ‘’ Özelliklede Konsey Jace’i aramayı 
kısıtlamışken. ‘’ 
‘’ Clary duracakları anlamına gelmiyor bu.’’ dedi Luke 
‘’ Biliyorum. Sadece arama ve kurtarma görevi artık cesetleri bulma görevi oldu gibi geliyor 
kulağa. ‘’ Yutkundu. ‘’ Şey ...en Alec ve Isabelle ile taki yemek için kalacağım. Normal bir 
şeyler yapacağız sadece.’’ 
Amatis kapıya doğru yöneldi. ‘’ Dışarıda çok kötü yağmur yağıyor. ‘’ 
Clary dudaklarını yaladı ve hissetiği kadar kötü görünmediğini umdu. ‘’ Erimem ya.’’ 
Luke eline biraz para sıkıştırdı ve arkadaşlarıyla normal bir şeyler yapacağına sevindi. ‘’ Bir 
şeyler yiyeceğine söz ver.’’ 
‘’ Tamam.’’ Clary onlar giderken kendini suçlu hissederek gülümsedi.
Magnus ve Alec etrafta görünmüyorlardı. Clary kalabalığın içinden Isabelle’in siyah saçlarını 
gördü ve ona doğru yürümeye başladı. Yanında konuştuğu kişiyi göremiyordu ama biraz daha 
yaklaşınca şaşkınlıkla onun Aline Penhallow olduğunu fark etti. 
‘’ Annenin yeni Konsül olması garip olmalı.’’ Diyordu Isabelle , Clary onlara katıldığında. ‘’ 
Hey Aline , Clary’i hatırlarsın.’’ 
İki kızda birbirlerini selamladılar. Clary bir keresinde Aline’i Jace’i öperken yakalamıştı. O 
zamanlar bu onu çok kızdırmıştı şimdi ise faydasızdı. Jace’in bu odada olup , herhangi birini 
öpmesine artık aldırmazdı. Hiç değilse bu yaşadığı anlamına gelirdi. 
‘’ Ve bu da Aline’in kız arkadaşı , Helen.’’ dedi Isabelle üzerine bastırarak.Clary Izzy’e kötü 
bir bakış attı. Onu aptal filan mı sanıyordu? Aline’in Jace’i bir erkeğin ona çekici gelip 
gelmeyeceğini anlamak için öptüğünü daha önce söylediğini hatırlıyordu.Anlaşılan cevap 
hayırdı. ‘’ Clary , Helen’ın annesi Los Angeles’daki Enstitü’yü yönetiyor.Helen bu Clary 
Fray.’’ 
‘’Valentine’in kızı.’’ dedi Helen utanarak. 
‘’ O kısmı pek düşünmemeye çalışıyorum.’’ 
‘’ Üzgünüm. Neden düşünmek istemediğini anlayabiliyorum.’’ dedi Helen kızararak. ‘’ 
Konsey’de Jace’i aramaya devam etmeleri gerektiği yönünde oy verdi. Üzgünüm az 
kişiydik.’’ 
‘’ Teşekkürler. ‘’ dedi bu konuda konuşmak istemeyen Clary. Aline’e döndü. ‘’ Annenin 
Konsül olduğunu duydum kutlarım. Senin için heyecalı olsa gerek.’’ 
‘’ Eskisinden daha meşgul olduğu bir gerçek. ‘’ Isabelle’e döndü. ‘’ Onu konsül olarak babaın 
önerdiğini biliyor muydun?’’ 
‘’ Hayır. Hayır , bilmiyordum.’’ Clary , Isabelle’in yanında adeta donduğunu hissetti. 
‘’ Bende şaşırdım.’’ dedi Aline ‘’ Halbuki buraya döneceğini sanıyordum ve sonra o gidip – ‘’ 
Aline Clary’in arkasına doğru baktı. ‘’ Helen , erkek kardeşin sanırım düyanın en büyük 
erişmiş balmumu dağını yapmaya çalışıyor. Onu durdurmak isteyebilirsin.’’ 
Helen kızgın bir ses çıkardı ve kalabalığın içinde ilerlemeye çalışan kardeşine doğru yürüdü. 
Alec ise ters yönden onlara doğru geliyordu. Yanlarına ulaşınca Aline’i kucakladı. Helen’ın 
arkasından bakarak.’’ Bu senin kız arkadaşın mı?’’ 
‘’ Evet , Helen Blackthorn.’’ 
‘’ Ailesinin kanında peri kanı olduğunu duymuştum.’’ 
Helen’ın arkasından bakan Clary , kızdaki hafif sivri kulakların bu yüzden olduğunu fark etti. 
Peri kanı görünüşünde daha baskın gelmiş olmalıydı. 
‘’ Biraz.’’ Dedi Aline. ‘’ Bak , sana teşekkür etmek istiyorum.’’
‘’ Ne için?’’ dedi Alec. 
‘’ Daha önce yaptığın hareket için.’’ dedi Aline. ‘’ Magnus’u herkesin önünde öptüğün 
zamanı hatırlıyor musun? O zaman benimde harekette geçme cesaretim oldu. Aileme 
söylemek için kendimi zorlamamı sağladın. Ve eğer sen öyle yapmış olmasaydın Helen ile 
tanışacağımı sanmıyordum. Ve ona ne olduğumu söyleyeceğimi.’’ 
‘’ Ah.’’ Alec şaşırmıştı. Daha önce yaptığı hareketin diğerlerine ön ayak olacağını 
düşünmediği belli oluyordu. ‘’ Peki ailen – onlar bu konuda iyiler mi?’’ 
‘’ Sayılır.’’ Aline gözlerini yuvarladı. ‘’ Daha çok görmezden gelmeyi tercih ediyorlar. Sanki 
konuşmazlarsa yok olacakmış gibi.Ama daha kötüsü olabilirdi.’’ 
‘’ Kesinlikle daha kötüsü olabilirdi. ‘’ dedi Alec. 
Aline ona anlarmış gibi baktı. ‘’ Üzgünüm. Eğer ailen kabul etme –‘’ 
‘’ Ailesi bu konuda iyi.’’ dedi Isabelle adeta saldırır gibi. 
‘’ Şey , her neyse. Bu konuda pek bir şey söylemem gerekiyor. Özellikle Jace kayıpken. 
Hepiniz çok endişeli olmalısınız. Biliyorum insanlar onun hakkında en aptalça şeyleri 
söyleyeceklerdir. Söyleyecek şeyleri olmadığında genelde bunu yaparlar. Ben sadece – Bende 
size bir şey söylemek istiyorum. ‘’ Derin nefes aldı. Clary ve Lightwoodlara baktı. ‘’ Bir 
keresinde bizi ziyaret için Idris’e geldiğiniz zamanı hatırlıyorum. Hepimiz on iki – on üç 
yaşlarındaydık. Bir gün Jace ormanı görmek istemişti. Bizde atlar alıp, sadece ikimiz ormanın 
içine dalmıştık. Kaybolduk. Orman çok sık , karanlık ve ürkütücüydü. Ben çok korkmuştum , 
öleceğimi düşünüyordum. Jace bana geri döneceğimizi söylemişti. Bir kaç saatimizi aldı ama 
o beni geri götürmeyi başardı. Çünkü pes etmek ona göre bir seçenek değildi. Şimdi de geri 
döneceğini biliyorum. O her zaman döner.” 
Clary hiç Isabelle’in ağladığını görmemişti ama şimdi gözlerinde yaşlar parlığıyordu. Alec ise 
ayaklarına bakıyordu. Clary kendini ağlamamak içni zorladı. Onu on iki yaşlarında , 
karanlıkta kaybolmuşken düşünemiyordu. Aynı şimdi onun tuzağa düşüp , bir yerlerde yardım 
isterken düşünemediği gibi. Alec ve Isabelle söyleyecek bir söz bulamıyorlarmış gibiydi. 
Bu yüzden Clary konuştu. “ Aline. Teşekkür ederiz.” 
Aline utangeç bir gülümseme sundu. 
“ Aline!” dedi Helen elinde on iki yaşlarında bir çoçuğu sürükleyip getiriyordu. Çocuk 
kahverengi saçlı , mavi gözlü tatlı bir erkek çocuğuydu. 
“ Geri döndük. Jules bütün bu yeri yıkmadan önce gitsek iyi olur. Tibs ve Livvy nereye gitti 
hiç bir fikrim yok.’’ 
‘’ Balmumu yiyorlardı.’’ dedi Jules. 
‘’ Tanrım.’’ Helen herkes özür diler gibi baktı. “ Boş ver. Benim altı kardeşim var. Birisi 
büyük olmak üzere. Sanki hayvanat bahçesinde gibiydim.’’ 
Jules Alec’ten Isabelle sonra Clary’e baktı. ‘’ Sizin kaç tane kardeşiniz var?’’
Isabelle sabit bir sesle. ‘’ Sadece üç tane.’’ dedi. 
‘’Sen onlara benzemiyorsun.’’ dedi Jules Clary’e 
‘’ Onlarla akraba değilim Benim hiç kardeşim yok.’’ 
‘’ Hiç mi?’’ dedi çocuk sanki inanmıyormuş gibi .’’ Bu yüzden mi bu kadar üzgün 
görünüyorsun?’’ 
Clary siyah saçlı Sebestian’ı düşündü. Eğer gerçekten erkek kardeşim olmasaydı , bunların 
hiç biri olmayacaktı. Nefret buz tutmuş bedenine yayıldı. ‘’ Evet.’’ dedi yumuşak bir sesle. 
‘’ Bu yüzden üzgünüm.’’ 
ONOKUMALAR.COM 
CEVİRİ : BUKET

Kayıp ruhlar şehri

  • 1.
    Ölümcül Oyuncaklar KayıpRuhlar Şehri Bölüm Bir Son Konsey _KISIM BİR_ ‘’Karar almaları ne kadar sürer dersin?’’ diye sordu Clary. Ne kadar süredir beklediklerini bilmiyordu ama sanki on saat geçmişti. Isabelle’in siyah , parlak pembe karışımı renklerden oluşan yatak odasında hiç saat yoktu. Sadece bir yığın kıyafet , dağılmış kitaplar , parlak makyaj setleri , göz farları, deri ceketler ve botlar vardı. Çılgınlar Kulübü’ün arka sahnesi gibi duruyordu. Clary bu karmaşıklığın içinde iki hafta geçirdiği için neredeyse bunu rahatlatıcı bulmaya başlamıştı. Isabelle pencerenin kenarında kucağında Church ile oturmaktaydı. Düzenli olarak kedinin kafasını okuşuyordu. Kedi gözlerini kısmış , bundan hoşlandığını ona belli ediyordu. Dışarıda ise Kasım fırtınası kasıp kavurmakta, yağmur pencereyi dövmekteydi. ‘’ Fazla uzun sürmez.’’ dedi yavaşça.Yüzünde makyaj olmayınca fazlasıyla genç görünüyordu.Gözlerinin altı morarmıştı. ‘’ Beş dakika , belki.’’ Clary bıçaklar ve magazin dergileri dolu Izzy’in yatağına oturdu ve boğazında acı tat bırakan o histen kurtulmaya çalıştı. Döneceğim. Beş Dakika. Dünyada her şeyden çok sevdiği çocuğa söylediği son sözleri buydu. Şimdi eğer bu sözlerin söyleyeceği son şeyler olduğunu bilseydi asla söylemezdi. Clary o anı çok net hatırlıyordu. Çatıdaki bahçede. Açık bir Ekim gecesinde , bulutsuz gökyüzünde yıldızlar beyaz kristaller gibi parlarken. Kaldırım taşı kana ve siyah mürekkeple bulanmıştı. Jace’in ağzı onun ağzındaydı ve ılık bir öpüş dünyayı titretiyordu. Boynuna Morgenstern yüzüğünü takmıştı.Aşk, ayı ve bütün yıldızları yerinden oynatıyor. Ona bakarak Clary asansöre binmiş , aşağıya inmiş ve annesine sıkıca sarılmış, lobideki diğerlerine katılmıştı. Luke , Simon hepsi oradaydı ama Clary sanki hiç Jace’i o çatıda bırakmamış gibi hissediyordu. Maryse ve Kadir yapılan ayini görmek için Jace’e atılmak üzere asansöre binmişlerdi. Beş dakika geçtikten sonra Maryse yalnız başına geri dönmüştü. Asansörün kapısı açıldığında ve Clary onun yüzünü – şaşkın ve acılı bir halde – gördüğünde olanları anlamıştı.
  • 2.
    Ondan sonra olanlarise adeta bir rüya idi. Lobideki bütün Gölgeavcıları Maryse’e doğru giderken Alec , Magnus’tan ayrılmış ve Isabelle dizleri üzerine düşmüştü. Kameraların ışıkları birbiri ardına çakarken , Gölgeavcıları onu geçmek için iterken Clary boşlukları doldurmuştu. Çatı boştu ve Jace gitmişti...Camdan tabut kırılmış , içerisinde taze kan vardı. Sebastian’da gitmişti. Gölgeavcıları hemen bir plan yapıp etrafı aramak için dağılırlarken Magnus’un ellerinde mavi alevlerle Clary’e dönmüş ve Jace’e ait bir eşyanın olup olmadığını sormuştu. Böylece onu takip edebilecekti. Clary hemen ona Morgenstern yüzüğünü verip Simon’ı aramıştı. Tam telefonu kapatığı zaman diğer Gölgeavcılarının dediklerini duydu. ‘’Takip etmek mi? Bu ancak yaşıyorsa işe yarar. Yukarıdaki kana bakılırsa yaşadığını hiç san- ‘’ Bir şekilde bunlar duyabileceği son sözlerdi. Yorgunluk , şok hepsi bir anda fazla gelmiş Clary o an yere düşmüştü. Yere çarpmadan önce annesi onu yakaladı. Ondan sonraki tamamen karanlıktı. Ancak ertesi gün Luke’un evindeki yatağında uyanmıştı. Kalbi çok hızlı atıyor gördüklerini bir kabus sanıyordu. Yataktan kalkmaya çalışırken gördüğü kolarında ve bacaklarındaki çürükler ise bunun bir kabus olmadığını gösteriyordu. Kotunu ve tişörtünü üstüne geçirip aşağıya indiğin Jocelyn, Luke, ve Simon’ı bitkin bir şekilde otururken gördü. Yüz ifadelerinden her şey anlaşılıyordu ama yine de sormak zorundaydı. ‘’ Onu buldular mı?Döndü mü?’’ Jocelyn ayağa kalktı. ‘’ Tatlım, o hala kayıp-‘’ ‘’ Kayıp ama ölmemiş değil mi?’’ diye sordu Clary. ‘’ Cesedini filan bulmadılar değil mi? ‘’ Simon’ın yanındaki koltuğa çöktü. ‘’ Hayır ölmedi. Öyle olsaydı bilirdim. ‘’ Clary Simon’ın onun elini tutarken Luke’un bildiklerini anlatığıydı. Jace kayıptı. Ve Sebastian yoktu. Kötü haber ise yerde buldukları kanın Jace’e ait çıkmasıydı. İyi haberse tabutun ağzına kadar dolu gibi duran kanın su ile karıştırılmış olmasıydı. Şimdi o zaman ne olmuş olduysa da muhtemelen Jace’in sağ çıkmış olduğuydu. ‘’ Peki aslında ne oldu?’’diye bastırdı Clary Luke kafasını salladı. ‘ Kimse bilmiyor.’’ Clary sanki kanı çekilmiş yerine soğuk su ile dolmuş gibi hissetti.’’ Yardım etmek istiyorum. Bir şeyler yapmak istiyorum. Jace kayıpken burada böyle oturamam.’’ ‘’ O konuda endişelenmezdim.’’ dedi Jocelyn. ‘’ Merkez seni görmek istiyor. ‘’ Görünmez bir enerji Clary’e dolmuş gibi hemen ayağa kalktı. ‘’ İyi. Jace’i bulmaları konusunda yardımcı olabilecek her şeyi anlatırım. ‘’ ‘’ Onlara her şeyi anlatacaksın çünkü ellerinde Ölümcül Kılıç var.’’ Dedi Jocelyn umutsuzca. ‘’ Ah bebeğim çok üzgünüm. ‘’ Ve şimdi tekralayıp duran şahitliklerinden , binlerce kez Ölümcül Kılıçın karşısına çıkmasından sonra Clary Isabelle’in odasında oturumuş , Konseyin onun kaderini belirlemesini bekliyordu. O kılıçı tutmanın nasıl olduğunu hatırlamasına engel olamadı. Sanki binlerce küçük balık tenine hücüm ediyor ve zorla gerçeği çıkarmaya çalışıyor gibiydi. Birden kendini dizleri üzerinde , Konuşan Yıldızlar çemberinin ortasında doğruyu konuşurken buldu. Valentine’in Meleği çağırması , Clary’in kumlardaki ismi silip , kendi adını yazması , Meleği bir dilek dilemesini istemesi ve karşılığında Jace’in ölümden döndürmesi gibi her şeyi anlattı. Sonra Jace’in Lilith tarafından ele geçirilip , onun ölmüş erkek kardeşi Sebestian’ı diriltme çabasını. Simon’ın kanının kullanılması ve onu nasıl engellediklerini söyledi. Ayrıca
  • 3.
    Sebestian’ın artık birtehtit olmayacak bir şekilde ortadan kaldırdıklarını da ekledi. Onlara her şeyi söylemişti. Clary elini kaldırıp saatine baktı. ‘’ Bir saatir oradalar. Bu normal mi? Yoksa kötüye işaret mi? ‘’ Isabelle kediyi yere bir tıslama eşliğinde bıraktı. Yatağa Clary’in yanına geçip ona bakarken normalden daha ince gözüküyordu. Aynı Clary gibi o da bu iki hafta içersinde kilo kaybetmişti. Yine de her zamanki gibi asil görünüyordu. Maskarası gözlerini sipsiyaha boyamıştı. Bir fransız manken gibi görünüyordu , halbuki rakum gibi görünmesi lazımdı. Kollarını kaldırınca ellerindeki bilezikler şakırdadı. ‘’Hayır , kötüye işaret değil. ‘’ dedi. ‘’ Sadece bunun hakkında baya konuşmuşlar demek. ‘’ Lightwood yüzüğünü parmağında cevirdi. ‘’ İyi olacaksın. Kanuna karşı filan gelmedin. Önemli olan bu. ‘’ Clary iç çekti. Isabelle’in yanındaki omuzunun sıcaklığı bile kanındaki soğukluğu silip atamıyordu.Hiç bir kuralla karşı gelmediğini biliyordu ama Merkez ona çok sinirlenmiş olmalıydı. Bir gölgeavcısını ölümden geri döndürmüştü. Bunu yapan bir melek bile olsa , ne Jace ne de Clary bundan kimseye bahsetmemişti. Şimdi bu sır açığa çıkmıştı ve Merkezi adeta sarsmıştı. Clary onu cezalandırmak istediklerini biliyordu. Sadece onun seçiminin böyle bir soruna yol açtığı için bunun yapmak istiyorlardı. Kemiklerini kırar , tırnaklarını yerinden söker , Sessiz Kardeşlerin beyni pişirmelerine göz yumarlardı. Aslında Clary de onların kendisinin cezandırmalarını istiyordu. Bir tür Şeytanla anlaşma – Jace’in sağlam bir şekilde geri dönmesi karşılığında , acı çekmesi. ‘’ Bırak artık.’’ dedi Isabelle. Clary bir an onun kedi ile konuştuğunu sandı. Çünkü Church onu bıraktıklarında genelde yaptığı gibi yere yatmış , dört ayağı yukarıda ölü taklidi yapıyordu. Isabelle onun saçlarını geriye tarayıp , baktığında kendisine söylediğini fark etti. ‘’ Neyi bırakayım?’’ ‘’ Kendini cezalandırmak için sana yapmalarını dilediğin o bütün korkunç şeyleri düşünmeyi. Cezalandırılmayı istemeyi , sırf sen kurtulduğun ve Jace ... kayıp diye.’’ Isabelle’in sesi elektirik yemiş gibi inceldi. Asla Jace’in yaşayıp yaşamadığı ya da konusunda konuşmazdı. O ve Alec bunun olasılığı hakkında bile konuşmayı reddediyorlardı. Isabelle asla Clary’i o sırrı sakladığı için suçlamamıştı. Şimdi düşününce Isabelle tam bir destekleyiciydi. Clary ne zaman tekrar tanıklık için çağırırsa Isabel olarak onun yanında elini tutuyor , kolunu sıvazlıyordu. Ne zaman o Konsey görüşmelerine gitse orada oluyor , Clary’e bakış atmaya cesaret edenleri korkunç gözlerle süzüyordu. O ve Isabelle asla duygusal olarak yakın olmamışlardı ama şimdi erkeklerin eşlik etmesinden daha çok kendilerinde rahatlığı buluyorlardı.Isabelle onun yanını asla terk etmemişti ve Clare bunun için ona minnetardı. ‘’ Elimde değil.’’ dedi Clary.’’ Eğer bana devriye için izin vermiş olsalardı – Eğer bana herhangi bir şeyi yapma izni vermiş olsalardı... Bunları düşünmeyecektim diye düşünüyorum’’ ‘’ Bilmiyorum.’’ Bir kaç haftadır Alec ve Isabelle Jace’i arama ve devriye gezme işlerine gönderilmişlerdi. Clary onun Jace’i aramasına veya devriye gezmesine Jace’i ölümden döndürdüğü gerçeği ile ne yapacaklarına karar verene dek, izin vermediklerini öğrendiğinde o kadar sinirlenmişti ki odasının kapısını tekmelemişti. ‘’ Bazen faydasızmış gibi hissetiriyor.’’ ‘’ Ne demek istiyorsun , sence Jace öldü mü?’’ ‘’ Hayır , öyle demiyorum. Bence onlar New York’ta değiller artık.’’
  • 4.
    ‘’ Ama diğerşehirlerde de devriye geziyorlar değil mi? ‘’ Clary elini boynun götürdü ama yüzüğün orada olduğunu unutmuştu. Magnus hala JacE2i bulmak umuduyla yüzüğü elinde tutuyordu. Şimdiye kadar bir şey çıkmamıştı. ‘’ Elbette. ‘’ Isabelle , merakal şimdi Clary’in boynunda duran gümüş sile uzandı. ‘’ Bu da ne?’’ Clary duraksadı. Seeling Kraliçesinin hediyesiydi bu. Hayır bu tam olarak doğru değildi. Periler hediye vermezdi. Eğer yardıma ihtiyaç duyarsa diye Clary’e bir çağrı zili vermişti Kraliçe. Jace’den günler geçtikçe haber alamayınca Clary onu kullanmayı düşünür olmuştu. Onu durduran tek şey , Kraliçe’nin korkunç bir karşılığı olmadıkça yardım etmeyeceğini bilmesiydi. Clary cevap vermeden kapı açıldı. İki kızda hemen doğruldu. Clary Izzy’in yastıklarından bir tanesini kaptı ve avuçlarını ona bastırdı. ‘’ Hey.’’ Uzun bir figür kapıdan içeriye girdi. Isabelle’in ağabeyi Alec , Konsey kıyafeti giymişti. Gümüş rünler ile kaplı siyah bir kıyafetti. Siyah bir tişört ve siyah bir pantolon. Bütün bu siyahlık onu olduğundan daha soluk , gözlerini ise daha mavi gösteriyordu. Kız kardeşi gibi siyah saçları dimdüzdü ama kardeşinden daha kısaydı. Çenesine gelmeden kestirmişti. Ağzı düz bir çizgi gibiydi. Clary’in kalbi hızla atmaya başladı. Alec hiç mutlu görünmüyordu. Haberler her neyse , iyi olmadığı kesindi. İlk konuşan Isabelle oldu ‘’Nasıl geçti? ‘’ dedi sessizce ‘’ Karar ne oldu?’’ Alec masaya gidip , sandalyeye oturdu. Arkasını Clay ve Isabelle’e vermişti. Başak bir zaman olsa bu hareketini komik bulabilirlerdi. Alec uzun boylu , dansçı gibi bir çocuktu ve küçük sandalyenin üstünde komik görünüyordu. ‘’Clary.’’ Dedi Alec. ‘’ Sen hiç bir şey ile suçlanmıyordun. Jian Penhallow kararı okudu ve senin yeterince ceza çekmişsin gibi hissetiğinden emin olduğunu ve hiç bir kurala karşı gelmediğini söyledi. ‘’ Isabelle derin bir nefes aldı ve gülümsedi. Bir anlık Clary’in duygularında da bir rahatlama oldu. Ceza yemeyecekti. Sessiz Şehirde bir yere kilitlenmeyecekti ya da Jace’e yardım edemeyeceği herhangi bir yere. Şu an konseyde olan Luke – kurtadamları temsilen orada bulunuyordu – annesine kararı bildireceğini söylemişti ama bir kereliğine Clary bu iyi haberi onunla paylaşmak istedi. ‘’ Clary’’ dedi Alec , o tam telefonunu açmış , arayacak iken. ‘’ Bekle.’’ Alec’e baktı. Alec’in yüzünde rahatlama ya da iyi haber izleri yoktu. Çok ciddi görünüyordu. Clary korkarak telefonu kulağından indirdi. ‘’Alec , ne oldu? ‘’ ‘’ Karar almalarının bu kadar uzun sürmesi senin hakkında değildi. Başka bir durum daha var. ‘’ dedi Alec Buz hissi geri döndü. ‘’ Jace mi?’’ ‘’ Tam olarak değil.’’ Dedi Alec, sandalyesini kavradı. ‘’ Bu gün erken saatlerde Moskova’dan bir haber geldi. Wrangel Adasındaki bölgeler dün yerle bir edilmiş.Bir tamir timi gönderiyorlar ama o kadar önemli bir bölgenin zarar görmesi – Konsey’in önceliği.’’
  • 5.
    Bölgenin duvarları yerlebir edilmişti. Bunlar Clary’in anladığı kadarıyla koruma görevi yapan bir tür büyülü objelerdi. İlk Gölgeavcıları tarafından oraya konulmuşlardı. Bunlar iblisler tarafından ele geçirilebilirlerdi ama genelde onları uzak tutmaya yarıyorlardı. Clary , Jace’in söylediği şeyi hatırladı : Eskiden çok az iblis varmış. Şimdi benim yaşamım süresince bile durmadan artıyorlar. ‘’ Şey , bu kötü.’’ Dedi Clary.’’ Ama bunun ne ilgisi var ara– ‘’ ‘’ Merkezin öncelikleri var.’’ diye lafını kesti Alec.’’ Geçtiğimiz iki haftadır Jace ve Sebestian öncelikleriydi. Ama her şey boşa çıktı. İkisinin Aşağıdünyalıları avladığını gösteren hiç bir iz yok. Magnus’un yaptığı izleme büyülerinin hiç biri çalışmadı ve Elonie , gerçek Sebestian’ın annesi , onun kendisiyle haberleşmediğini söylüyor. Böyle uzar gider bu liste. Ayrıca hiç bir ajan garip bir doğal olmayan aktivitenin olmadığını söylüyor. Valentine’in eski çemberinden kimse başka bir haber almamış. Sessiz Kardeşler Sebestian’ı geri getiren ayinin nasıl bir şey olduğunu hala çözemediler. Genel olarak Sebestian’ın – ki onlar onadan Jonathan olarak bahsediyorlar – Jace’i kaçırdığı aşina ama onun dışında hiç bir şey bilmiyoruz.’’ ‘’ Eh.’’ Dedi Isabelle. ‘’ peki bu ne demek? Daha fazla mı arayacağız? Ya da daha fazla mı nöbet?’’ Alec başını salladı. ‘’ Aramayı genişletmeyi tartışmadılar.’’ dedi sessizce. ‘’Artık buna öncelik vermeyecekler. İki hafta oldu ve hiç bir şey bulamadılar. Arama grupları önce Idris sonrada evlerine gönderilecekler. Nazik konuları tartıştıklarını söylemeye bile gerek yok. Kanunun tekrar yazılması , Aşağıdünyaların istekleri ve diğer güncellemeleri yapmak için konuşuyorlar. Bütün kanunu tekrar yazacaklar , hepsini fırlatıp atmak istemiyorlar.’’ ‘’ Jace’in kaybolması bir grup aptal kuralı değiştirmesinden daha mı önemli? Vaz mı geçiyorlar? ‘’ dedi Clary ‘’ Vazgeçmiyorlar... ‘’ ‘’ Alec.’’ dedi Isbelle keskin bir şekilde. Alec derin bir nefes aldı ve uzun - Jace gibi olan – parmaklarını birleştirdi. '' Clary senin için - bizim için - hep Jace'i aramak önceliğimiz olmuştu. Merkez ise hep Sebastian'ı arıyordu. O tehlikeli bir katil. Alicante'in duvarlarını yıkmıştı. Bir katil ... Jace ise ...'' dedi Alec '' Sadece başka bir Gölgeavcısı. '' dedi Isabelle. '' Bizler ölürüz ve her zaman hatırlanırız. '' ‘’ Ölümcül Savaşta kahraman olduğu için ekstra kredi alıyor ama sonunda Merkez bu konuda kararını aldı : Arama devam edecek ama şuan bekleme oyunundayız. Sebestian’ın bir hamle yapmasını bekliyorlar. Merkez için bu üçüncü önceliklerinden. Bizden normal yaşamımıza dönmemizi bekliyorlar.’’ Normal yaşam? Clary buna inanamıyordu. Jace olmadan normal bir yaşam mı? ‘’ Bu Max öldükten sonra bize söyledikleri şeydi. ‘’ dedi Isabelle. Gözleri yaşla dolmuştu ama kızgınlıkla yanıyordu. ‘’Eğer normal yaşamlarımıza dönersen yas tutmayı çabuk atlatırız sanıyorlar. ‘’
  • 6.
    ‘’ Güya iyibir tavsiye olması gerek.’’ Dedi Alec. ‘’ Bunu babama söyle. Toplantı için Idris’ten buraya dönmedi bile değil mi?’’ Başını salladı ve ellerini yana düşürdü. ‘’ Hayır. Eğer gelseydi Jace’in araması için daha fazla çoğunluk olacaktı. Magnus , Luke ve Kardeş Zacharian devam edilmesini isteyenlerdi ama toplantı sonunda yeterli olmadı. ‘’ Clary Alec’e baktı. ‘’ Alec.’’ dedi. ‘’ Hiç bir şey hissetmiyor musun?’’ Alec’in gözleri bir anlığına byüdü. Clary ilk defa buraya geldiğinde gördüğü , ondan nefret eden çocuğu tekrar gördü. Tırnaklarını ısıran , tişörtlerinde delikler olan çocuğu. ‘’ Üzgün olduğunu biliyorum Clary ama sakın benim ve Isabelle’in Jace’i sende daha az sevdiğimizi – ‘’ ‘’ Onu demiyorum.’’ dedi Clary. ‘’ Parabatai bağınızdan bahsediyorum. Codex’te yazan ayini okudum. İki parabatai arasındaki bağı biliyorum. Senin ondan bir şeyler hissedebiliyor olman lazım. Yani ... yaşıyor mu, biliyor musun? ‘’ ‘’ Clary bunu bilmediğini düşünmemiştim. ‘’ dedi Isabelle. ‘’ Kesinlikle yaşıyor. Eğer öyle olmasaydı böyle burada durabilir miydim sanıyorsun? Bağda bir şeylerin yanlış olduğu kesin ama hala nefes aldığını hissedebiliyorum.’’ ‘’ O yanlış şey hapis filan tutulduğu için olabilir mi?’’ dedi Clary Alec pencereden dışarıya baktı. ‘’ Olabilir. Bilmiyorum. Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim. ‘’ ‘’Ama yaşıyor.’’ Alec direk ona baktı ‘’Bundan eminim.’’ ‘’Merkezi boşver. Onu kendimiz arayalım.’’ Dedi Clary. ‘’ Clary ... Eğer herhangi bir olasılık olsaydı ... Burada durmazdık ... ‘’ ‘’ Merkezin bizden istediğini yaptık.’’ Diye araya girdi Isabelle. ‘’ Devriyeler , aramalar. Başka yöntemlerde var.’’ ‘’Kuralları yıkacağımız yöntemler diyorsun yani. ‘’ dedi Alec , biraz tereddütle. Clary onun Gölgeavcıları kuralını tekrarlamayacağını umdu : Sed lex , dura lex ‘’ Kanun zor olabilir ama o Kanundur.’’ Clary tekrar duyabileceğini sanmıyordu. ‘’ Seeling Kraliçesi bana bir iyilik önerdi. ‘’ dedi Clary.’’ Fişek partisinde. ‘’ O gecenin hatırası , nasıl mutlu olduğunu hatırlayınca derin bir nefes alması gerekti. ‘’ Ve onunla nasıl iletişim kurabileceğimi söyledi.’’ ‘’ Perilerin Kraliçesi hiç bir şeyi bedavaya vermez.’’
  • 7.
    ‘’ Biliyorum. Neyapmak gerekiyorsa onu kendim üstleneceğim. Peri kızın ona bu çanı verirken ki sözleri aklına geldi. Onu kurtarmak için ne gerekiyorsa yaparsın. Cennet ya da Cehenneme borçlu olsan bile. Değil mi? ‘’Sadece birinizin benimle gelmesini istiyorum. Peri dilini cevirmek konusunda pek iyi değilim. Biriniz yanımda olursa verecekleri zararın bir limiti olabilir. Yapabileceği her hangi bir şey –‘’ ‘’Ben seninle gelirim.’’ Dedi Isabelle. Alec kardeşine karanlık bir bakış attı. ‘’ Konsey onlara çok önce sordu. Yalan söyleyemezler. Yapacak bir şeylerinin olmadığını söylediler.’’ ‘’ Konsey onlara Jace ve Sebestian’ın nerede olduğunu bilip bilmediklerini sordu. ‘’ dedi Clary. ‘’ Onları aramalarını söylemedi. Peri Kraliçesi babamın yaptıklarını , benim ve Jace’in kanını , tutsak olan meleği biliyordu. Bu olayın gözünden kaçtığını sanmam.’’ ‘’Doğru söylüyor’’ dedi Isabelle. ‘’ Yalan söylemeseler bile Perileri sorgulamanın ne kadar zor olduğunu bilirsin ama bir iyilik. İşte bu bambaşka bir şey.’’ ‘’ Ve büyük olasılıkla tehlikeli bir şey. ‘’dedi Alec. ‘’ Eğer clary’in böyle bir şey yapaağını Jace bilseydi – ‘’ ‘’ Umurumda değil.’’ Dedi Clary. ‘’ O benim için yapardı. Bana Jace aynısını benim için yapmazdı de. Eğer ben kayıp olan olsaydı-‘’ ‘’ Küllerinden seni çıkarana dek , dünyayı yakardı. ‘’ dedi Alec. ‘’ Biliyorum. Sence ben şuan dünyayı yakmak istemiyor muyum sanıyorsun? Ama önce ’’ ‘’ Ağabey olamaya çalışıyorsun.’’ Dedi Isabelle. ‘’ Anladım.’’ Alec kendini kontrol etmek için çabalıyormuş gibi görünüyordu ‘’Eğer Max ve Jace’den sonra sana bir şey olursa Isabelle...’’ Izzy yataktan kalkıp Alec’in yanına gitti. Kollarını ona doladı ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Clary onların aynı renk saçlarının birbirine dolaşmasını seyrederken hiç kıskanmıyordu. Her zaman bir ağabeyi olsun istemişti. Şimdi vardı. Ama cehennemden kaçan bir tane. Bu sanki hep bir yavru köpek istemiş ama ona kuduz bir tane vermişler gibiydi. Isabelle’in saçlarını okşadı Alec ve başını salladı. ‘’ Hepimiz gitmeliyiz.’’ dedi. ‘’ Ne yapacağımı Magnus’a haber versem iyi olur. Haberinin olmaması adil olmaz.’’ ‘’ Telefonumu kullanmak ister misin?’’ diye sordu Isabelle , pembe cep telefonunu göstererek. Alec başını salladı ‘’ Aşağı katta diğerleriyle beraber bekliyor. Aynı şekilde Luke’u da seni eklerken bulabilirsin Clary. Annen bütün bu olanlar yüzünden kendini hasta hissediyor. Luke seni alıp eve dönmeyi bekliyordur.’’ ‘’ Annem Sebestian’ın verlığı için kendini suçluyor.’’ Dedi Clary. ‘’ O kadar yıldır ölü oldğunu düşünmesine rağmen.’’ ‘’ Onu suçu değil.’’ Dedi Isabelle. ‘’ Kimse onu suçlamıyor.’’
  • 8.
    ‘’ Fark etmez.’’dedi Alec. ‘’ Sen kendini suçlarken başkasına gerek kalmaz.’’ Sessizlik içersinde üçünde Enstitü’deki koridoru geçti. Garip olan koridorun Idris’e gitmek için izin isteyen ya da başka şeylerle ilgilenen Gölgeavcıları kalabalığının olmasıydı. Hiç biri Alec , Isabelle ve Clary’e tam olarak merakla bakmadı. Ama Clary kendi hakkındaki fısıltıların başladığını duyabiliyordu. ‘’Valentine’in kızı.’’ Fısıltılarını binlerce kez duymuştu. Şimdi o kadar çok Konsey görüşmesine çağırılmıştı ki bir nevi tanıdık olmuştu. Fısıltılarda belli sayıda azalma vardı. Asansörle aşağıya indiklerinde Konsey üyelerinin aileleri ve dostlarıyla dolu kalabalığı gördüler. Luke ve Magnus kenarda oturmuş konuşuyorlardı. Luke’un yanında tıpkı ona benzeyen mavi gözlu , uzun boylu bir kadın vardı. Luke’ın kız kardeşi Amatis. Magnus Alec’i görür görmez ayağa kalktı ve konuşmaya başladılar. Isabelle nereye gittiğini söyleme zahmetine katlanmadan yanlarından ayrıldı. Clary doğruça Luke ve Amatis’in yanına gitti. İki kardeş çok yorgun görünüyorlardı. Amatis Luke’un omuzunu sempatik bir şekilde okşadı. Luke Clary’i görünce ona sarıldı , Amatis adını temize çıkardığı için onu tebrik etti. Clary kendini aptalaşmış gibi hissediyordu. Sanki hem orada hem de orada değildi. Clary Alec ve Magnus’u görebiliyordu. Bir şeyler konuşuyorlardı ve bir süre sonra Alec ona yanaştı. İkisi sanki dünyadan kopmuş gibi kendi dillerinden konuşmaya başlayınca Clary hem mutlu oldu hem de üzüldü. Alec mutlu diye o da mutluydu ama bu görüntü ona fazlasıyla Jace’i hatırlatıyordu. Jace’in sözleri kulağında çınladı : Senden başka hiç kimseyi istemiyorum. ‘’ Dünyadan Clary’e.’’ dedi Luke. ‘’ Eve gidelim mi artık? Annen seni görmek için sabırsızlanıyor ve Amatis ile biraz konuşmak istiyor. Kendisi yarın Idris’e dönecek. Yemek yiyebiliriz diye düşündüm. Yemek yiyeceğimiz yeri sen seçebilirsin.’’ Sesindeki endişeyi saklamaya çalışsada Clary onu duyabiliyordu. Çok zayıflamıştı. Kıyafetleri bile artık olmuyordu. ‘’ Kendi pek kutlama havasında hissetmiyorum.’’ dedi. ‘’ Özelliklede Konsey Jace’i aramayı kısıtlamışken. ‘’ ‘’ Clary duracakları anlamına gelmiyor bu.’’ dedi Luke ‘’ Biliyorum. Sadece arama ve kurtarma görevi artık cesetleri bulma görevi oldu gibi geliyor kulağa. ‘’ Yutkundu. ‘’ Şey ...en Alec ve Isabelle ile taki yemek için kalacağım. Normal bir şeyler yapacağız sadece.’’ Amatis kapıya doğru yöneldi. ‘’ Dışarıda çok kötü yağmur yağıyor. ‘’ Clary dudaklarını yaladı ve hissetiği kadar kötü görünmediğini umdu. ‘’ Erimem ya.’’ Luke eline biraz para sıkıştırdı ve arkadaşlarıyla normal bir şeyler yapacağına sevindi. ‘’ Bir şeyler yiyeceğine söz ver.’’ ‘’ Tamam.’’ Clary onlar giderken kendini suçlu hissederek gülümsedi.
  • 9.
    Magnus ve Alecetrafta görünmüyorlardı. Clary kalabalığın içinden Isabelle’in siyah saçlarını gördü ve ona doğru yürümeye başladı. Yanında konuştuğu kişiyi göremiyordu ama biraz daha yaklaşınca şaşkınlıkla onun Aline Penhallow olduğunu fark etti. ‘’ Annenin yeni Konsül olması garip olmalı.’’ Diyordu Isabelle , Clary onlara katıldığında. ‘’ Hey Aline , Clary’i hatırlarsın.’’ İki kızda birbirlerini selamladılar. Clary bir keresinde Aline’i Jace’i öperken yakalamıştı. O zamanlar bu onu çok kızdırmıştı şimdi ise faydasızdı. Jace’in bu odada olup , herhangi birini öpmesine artık aldırmazdı. Hiç değilse bu yaşadığı anlamına gelirdi. ‘’ Ve bu da Aline’in kız arkadaşı , Helen.’’ dedi Isabelle üzerine bastırarak.Clary Izzy’e kötü bir bakış attı. Onu aptal filan mı sanıyordu? Aline’in Jace’i bir erkeğin ona çekici gelip gelmeyeceğini anlamak için öptüğünü daha önce söylediğini hatırlıyordu.Anlaşılan cevap hayırdı. ‘’ Clary , Helen’ın annesi Los Angeles’daki Enstitü’yü yönetiyor.Helen bu Clary Fray.’’ ‘’Valentine’in kızı.’’ dedi Helen utanarak. ‘’ O kısmı pek düşünmemeye çalışıyorum.’’ ‘’ Üzgünüm. Neden düşünmek istemediğini anlayabiliyorum.’’ dedi Helen kızararak. ‘’ Konsey’de Jace’i aramaya devam etmeleri gerektiği yönünde oy verdi. Üzgünüm az kişiydik.’’ ‘’ Teşekkürler. ‘’ dedi bu konuda konuşmak istemeyen Clary. Aline’e döndü. ‘’ Annenin Konsül olduğunu duydum kutlarım. Senin için heyecalı olsa gerek.’’ ‘’ Eskisinden daha meşgul olduğu bir gerçek. ‘’ Isabelle’e döndü. ‘’ Onu konsül olarak babaın önerdiğini biliyor muydun?’’ ‘’ Hayır. Hayır , bilmiyordum.’’ Clary , Isabelle’in yanında adeta donduğunu hissetti. ‘’ Bende şaşırdım.’’ dedi Aline ‘’ Halbuki buraya döneceğini sanıyordum ve sonra o gidip – ‘’ Aline Clary’in arkasına doğru baktı. ‘’ Helen , erkek kardeşin sanırım düyanın en büyük erişmiş balmumu dağını yapmaya çalışıyor. Onu durdurmak isteyebilirsin.’’ Helen kızgın bir ses çıkardı ve kalabalığın içinde ilerlemeye çalışan kardeşine doğru yürüdü. Alec ise ters yönden onlara doğru geliyordu. Yanlarına ulaşınca Aline’i kucakladı. Helen’ın arkasından bakarak.’’ Bu senin kız arkadaşın mı?’’ ‘’ Evet , Helen Blackthorn.’’ ‘’ Ailesinin kanında peri kanı olduğunu duymuştum.’’ Helen’ın arkasından bakan Clary , kızdaki hafif sivri kulakların bu yüzden olduğunu fark etti. Peri kanı görünüşünde daha baskın gelmiş olmalıydı. ‘’ Biraz.’’ Dedi Aline. ‘’ Bak , sana teşekkür etmek istiyorum.’’
  • 10.
    ‘’ Ne için?’’dedi Alec. ‘’ Daha önce yaptığın hareket için.’’ dedi Aline. ‘’ Magnus’u herkesin önünde öptüğün zamanı hatırlıyor musun? O zaman benimde harekette geçme cesaretim oldu. Aileme söylemek için kendimi zorlamamı sağladın. Ve eğer sen öyle yapmış olmasaydın Helen ile tanışacağımı sanmıyordum. Ve ona ne olduğumu söyleyeceğimi.’’ ‘’ Ah.’’ Alec şaşırmıştı. Daha önce yaptığı hareketin diğerlerine ön ayak olacağını düşünmediği belli oluyordu. ‘’ Peki ailen – onlar bu konuda iyiler mi?’’ ‘’ Sayılır.’’ Aline gözlerini yuvarladı. ‘’ Daha çok görmezden gelmeyi tercih ediyorlar. Sanki konuşmazlarsa yok olacakmış gibi.Ama daha kötüsü olabilirdi.’’ ‘’ Kesinlikle daha kötüsü olabilirdi. ‘’ dedi Alec. Aline ona anlarmış gibi baktı. ‘’ Üzgünüm. Eğer ailen kabul etme –‘’ ‘’ Ailesi bu konuda iyi.’’ dedi Isabelle adeta saldırır gibi. ‘’ Şey , her neyse. Bu konuda pek bir şey söylemem gerekiyor. Özellikle Jace kayıpken. Hepiniz çok endişeli olmalısınız. Biliyorum insanlar onun hakkında en aptalça şeyleri söyleyeceklerdir. Söyleyecek şeyleri olmadığında genelde bunu yaparlar. Ben sadece – Bende size bir şey söylemek istiyorum. ‘’ Derin nefes aldı. Clary ve Lightwoodlara baktı. ‘’ Bir keresinde bizi ziyaret için Idris’e geldiğiniz zamanı hatırlıyorum. Hepimiz on iki – on üç yaşlarındaydık. Bir gün Jace ormanı görmek istemişti. Bizde atlar alıp, sadece ikimiz ormanın içine dalmıştık. Kaybolduk. Orman çok sık , karanlık ve ürkütücüydü. Ben çok korkmuştum , öleceğimi düşünüyordum. Jace bana geri döneceğimizi söylemişti. Bir kaç saatimizi aldı ama o beni geri götürmeyi başardı. Çünkü pes etmek ona göre bir seçenek değildi. Şimdi de geri döneceğini biliyorum. O her zaman döner.” Clary hiç Isabelle’in ağladığını görmemişti ama şimdi gözlerinde yaşlar parlığıyordu. Alec ise ayaklarına bakıyordu. Clary kendini ağlamamak içni zorladı. Onu on iki yaşlarında , karanlıkta kaybolmuşken düşünemiyordu. Aynı şimdi onun tuzağa düşüp , bir yerlerde yardım isterken düşünemediği gibi. Alec ve Isabelle söyleyecek bir söz bulamıyorlarmış gibiydi. Bu yüzden Clary konuştu. “ Aline. Teşekkür ederiz.” Aline utangeç bir gülümseme sundu. “ Aline!” dedi Helen elinde on iki yaşlarında bir çoçuğu sürükleyip getiriyordu. Çocuk kahverengi saçlı , mavi gözlü tatlı bir erkek çocuğuydu. “ Geri döndük. Jules bütün bu yeri yıkmadan önce gitsek iyi olur. Tibs ve Livvy nereye gitti hiç bir fikrim yok.’’ ‘’ Balmumu yiyorlardı.’’ dedi Jules. ‘’ Tanrım.’’ Helen herkes özür diler gibi baktı. “ Boş ver. Benim altı kardeşim var. Birisi büyük olmak üzere. Sanki hayvanat bahçesinde gibiydim.’’ Jules Alec’ten Isabelle sonra Clary’e baktı. ‘’ Sizin kaç tane kardeşiniz var?’’
  • 11.
    Isabelle sabit birsesle. ‘’ Sadece üç tane.’’ dedi. ‘’Sen onlara benzemiyorsun.’’ dedi Jules Clary’e ‘’ Onlarla akraba değilim Benim hiç kardeşim yok.’’ ‘’ Hiç mi?’’ dedi çocuk sanki inanmıyormuş gibi .’’ Bu yüzden mi bu kadar üzgün görünüyorsun?’’ Clary siyah saçlı Sebestian’ı düşündü. Eğer gerçekten erkek kardeşim olmasaydı , bunların hiç biri olmayacaktı. Nefret buz tutmuş bedenine yayıldı. ‘’ Evet.’’ dedi yumuşak bir sesle. ‘’ Bu yüzden üzgünüm.’’ ONOKUMALAR.COM CEVİRİ : BUKET