3
2.2.2019
«Emanet» kelimesi lügatte«ihanet» kelimesinin
zıddı olarak, bir şeye ya da kimseye karşı kalp
sükûnu duymak, huzur hissetmek, korkmamak,
duyduklarını tasdik etmek, yalanlamamak,
istikamet üzere bulunmak ve birisine koruması
için verilen eşya vb. manalara gelmektedir. Bu
kelimenin «tevhid, adalet, akıl, insanın hakkı
olmayan şeylere elini uzatmasına engel olan
nefsinde yerleşik ahlâkî durum, Allâh’a itaat ve
Allâh’ın insana farz kılmış olduğu topyekün
yükümlülüklere» verilen bir ad olduğunu söyleyen
büyük yorumcular da olmuştur.
4.
4
2.2.2019
Emanet, peygamberlerin (ase)en temel vasıf ve
ahlâklarından birisidir. Efendimiz (sas), bisetten
önce ve sonra, «emin» vasfı ile zirvedeki şeref-i
nevi insan ve ferid-i kevn ü zamandır. Bu
durumda, kapsamı oldukça geniş emanet
kelimesinin bazı yönlerine kısaca işaret etmek
gerekirse; din, ırz, nefis, ruh, beden, ilim,
şahitlik, hüküm, söz, sır, elçilik, işitme, görme
vb. zahiri ve batınî duyuların hemen hepsinin bu
kapsam içerisinde değerlendirildiği görülür.
Bütün bunlarla beraber, emanet kelimesine
uygun daha geniş izahlar da yapılabilir.
5.
5
2.2.2019
Kur’ân-ı Kerîm’de “emanet”kelimesi müfessirîn-i
izâmın belirleyebildiği kadarı ile en az üç tevcih
ile kullanılmıştır:
1. Allâh’ın insanları yapmaları hususunda
sorumlu tuttuğu farzlar manasında:
وُنوُخَت ََل واُنَمٰا َين ٖذَّال اَهُّيَا اَيُخَت َو َلوُسَّالر َو َ هاّٰلل اواُنو
َونُمَلْعَت ْمُتْنَا َو ْمُكِتَاناَمَا
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne hıyanet
etmeyin, yapmanız gereken farzlara bile bile
hıyanet etmeyin!” (Enfâl sûresi, 8/27)
6.
2.2.2019
6
ال ىَلَع َةَناَمَْاَل َانْضَرَع اَّنِاِض ْرَ ْاَل َو ِتا َو ٰمَّس
ِمْحَي ْنَا َْنيَبَاَف ِلاَب ِجْال َوَهْنِم َنْقَفْشَا َو اَهَنْلا
َانَك ُهَّنِا ُانَسْنِ ْاَل اَهَلَمَح َوًوَلُهَج اًموُلَظ
“Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif
ettik de onlar bunu yüklenmekten
kaçındılar. Zira sorumluluğundan korktular,
ama onu insan yüklendi. İnsan cidden çok
zalim, çok cahildir.” (Ahzâb sûresi, 33/72)
7.
7
2.2.2019
2. Vediaların yaniinsanlardan emaneten alınanların
yerlerine tekrar verilmesi manasında:
َ ْاَل واُّدَؤُت ْنَا ْمُكُرُمْاَي َ هاّٰلل َّنِااَهِلَِْا ىٰلِا ِتَاناَم
“Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri sahiplerine teslim
etmenizi emreder…” (Nisâ sûresi, 4/58)
ْلَف اًضْعَب ْمُكُضْعَب َنِمَا ِْناَفاَمَا َنِمُتْاؤ ىِذَّال ِدَؤُيُهَتَن
ُهَّبَر َ هاّٰلل ِقَّتَيْل َو
“Kendisine itimat edilen kimse, Rabbi olan Allah’tan
korksun da üzerindeki emaneti ödesin.” (Bakara sûresi,
2/283)
8.
2.2.2019
8
ُهْنَمْاَت ْنِا ْنَمِباَتِكْال ِلَِْا ْنِم َوْيَلِا ٖهِدَؤُي ٍارَطْنِقِبْمُهْنِم َو َك
ٖهِدَؤُي ََل ٍَارني ٖدِب ُهْنَمْاَت ْنِا ْنَمْيَلَع َتُْمد اَم ََّلِا َْكيَلِاِه
اًمِئاَق
“Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki kendisine
yüklerle altın emanet bıraksan onları sana öder.
Ama öylesi de vardır ki, bir altın bile versen
başında dikilip durmadıkça onu sana geri
vermez.” (Âl-i İmran sûresi, 3/75)
9.
2.2.2019
9
َا اَمَك ََّلِاِهْيَلَع ْمُكُنَمٰا ْلَِ َلاَقِم ِهي ٖخَا ىٰلَع ْمُكُتْنِمُلْبَق ْن
“Yâkub dedi ki: ‘Daha önce onun kardeşini size
emanet ettiğim gibi bunu da size inanıp emânet
edeyim, öyle mi?” (Yusuf sûresi, 12/64)
ْمِِِدْهَع َو ْمِهِتَاناَمَ َِل ْمُِ َين ٖذَّوالَونُعاَر
“O müminler üzerlerindeki emanetleri gözetirler”
(Müminun sûresi, 23/8)
10.
10
2.2.2019
Huzeyfetü’bnü’l-Yeman naklediyor: “Hz.
Peygamber(sas), bize iki hadis irad buyurmuştu.
Ben bunlardan birini gördüm, diğerini de
bekliyorum. Buyurmuştu ki: ‘Emanet (din, adalet
duyguları) insanların kalplerinin derinliklerine
(yaratılışlarında, fıtri meyiller olarak) konmuştur.
Sonradan Kur’an-ı Kerim indi, (İnsanlar kalplerine
konmuş olan bu fitri temayüllerin) Kur’an ve
hadiste te’yidini buldular.’ Resulullah (sas) bize bu
emanetin kalplerden kalkmasından da bahsetti ve
buyurdu ki:
11.
11
2.2.2019
‘Kişi uykudaymış gibifarkında olmadan kalbinden
emanet alınır. Geride, benek izi gibi bir iz kalır.
Sonra ikinci sefer, yine uykudaymışçasına, kişi
farkında olmadan kalbindeki emanet
duygusundan bir miktar daha alınır. Bunun da,
kalpte bir kabarcık izi gibi bir izi kalır, yani şöyle
ki, ayağın üzerinden bir kor parçasını
yuvarlayacak olsan değdiği yerleri kabarmış
görürsün. Ne var ki, içinde işe yarar bir şey
yoktur.’ Sonra Hz. Peygamber (sas) bir çakıl
tanesi aldı, onu ayağının üzerinde yuvarladı. (Ve
sözüne devam etti:)
12.
12
2.2.2019
‘(Emanet bu şekildepeyder pey azalmaya devam
eder, o hale gelinir ki artık) alış verişe giden
insanlarda emanet (itimad, güven, doğruluk)
tamamen kaybolur. Hatta dürüstler ‘Falanca
kabilede dürüst insanlar varmış’ diye parmakla
gösterilirler. Bazen de, kalbinde zerre miktar iman
olmayan bir kimsenin ‘ne civanmert, ne kibar, ne
akıllı kişi’ diye övüldüğü olur.’ (Huzeyfe devam
etti:)
13.
13
2.2.2019
‘Ben öyle günlergördüm ki, hanginizle alış veriş
yaptığıma aldırmazdım. Muhatabım Müslüman
idiyse, bana karşı hile yapmasına dindarlığı mani
olurdu. Muhatabım Yahudi veya Hıristiyan idiyse,
onu da, amiri(nden validen gelen korku ve
disiplin) bana hile yapmaktan alıkoyardı. Fakat
bugün sizden sadece falanca falanca ile (gönül
huzuruyla) alış veriş yapabilirim.’ (Buhari, rikak
35, fiten 13)
14.
14
2.2.2019
Ebu Hüreyre’nin rivayetinegöre Resulullah (sas)
buyurdu ki: "Emanet kaybedilince kıyameti
bekleyin." "Emanet nasıl kaybolur?" diye
sordular. "İşler ehil olmayanlara teslim edilince"
diye cevapladı.(Buhari, rikak 35, ilim 2)
Yine Ebu Hüreyre Hz. Peygamber (sas)’in şu
sözünü rivayet etmiştir: "Sana emanet bırakanın
emanetini geri ver. Sana ihanet edene sen de
ihanet etme.« (Ebu Davud, büyu 81)
15.
15
2.2.2019
Ebu Musa’nın rivayetinegöre Hz. Peygamber
(sas) şöyle buyurmuştur: "Emin bir Müslüman
mal muhafızı olsa ve vazifesini dürüstlükle
yapsa, şöyle ki, kendisine (sadaka vs.
nevinden) emanet edileni gönül hoşluğuyla
eksiksiz ve tam olarak yerine verse, sadakayı
veren iki kişiden biri olur.« (Buhari, zekât 25,
vekâlet 16, icare 1)
16.
16
2.2.2019
Ebu Hureyre’nin rivayetinegöre Resulullah (sas),
yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek:
"(Ey Allah’ın Resulü!) Kıyamet ne zaman kopacak?"
dedi. Aleyhissalatu vesselam konuşmasına devam
etti, sözlerini bitirdiği vakit: "Sual sahibi nerede?"
buyurdular: Adam: "İşte buradayım ey Allah’ın
Resulü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Emanet
zayi edildiği vakit kıyameti bekleyin!" buyurdular.
Adam: "Emanet nasıl zayi edilir?" diye sordu.
Efendimiz: "İş, ehil olmayana tevdi edildi mi
kıyameti bekleyin." buyurdular. (Buhari, ilim 2,
rikak 35)
17.
17
2.2.2019
Hz. Ali (r.a)’ninrivayetine göre Resulullah (sas) (bir
gün): "Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca
ona büyük belanın gelmesi vacip olur"
buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah’ın Resulü!
Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalatu
vesselam saydı:
1- Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya
uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler
arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse.
2- Emanetleri alan sorumlu yetkililer ve
memurların, söz konusu malı yağmalayıp kendi
nefislerine helal bir ganimet kıldıkları zaman.
18.
18
2.2.2019
3- Zekât (ödemeyiibadet bilmeyip bir angarya
ve) ceza telakki ettikleri zaman.
4- Kişi annesinin hukukunu önemsemekten daha
fazla eşinin hukukunu önemsediği;
5- Babasından uzaklaşıp kendi ahbaplarına
yaklaştığı;
6- Mescidlerde (rıza-yı ilahi gözetmeyen alış-
veriş, eğlence ve siyasete vs. müteallik) sesler
yükseldiği;
7- Kavme, onların en alçağı (erzeli) reis olduğu;
19.
19
2.2.2019
8- (Devlet otoritesininyetersizliği sebebiyle tedhiş ve
zulümle insanları sindiren zorba kimselere) zararı
dokunmasın diye hürmet edildiği;
9- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından)
giyildiği;
10- Şarkıcılar ve çalgı aletleri edinildiği;
11- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden
gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle)
hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, yere batışı
veya suret değiştirmeyi veya gökten taş yağmasını
bekleyin.« (Tirmizi, fiten 39)
20.
20
2.2.2019
• İman’ın kemâlive İslâm’ın güzelliği emânet
ahlâkı ile daha bâriz hale gelir.
• Dinin mihveri ve Rabbülâlemîn’in insanı sınama
vesilelerinden birisidir.
• Emanet; dini, malı, bedeni, ruhu, aklı, maarifi,
adaleti, hukuku vb. korumada en önemli
dinamiklerden birisidir.
• Allâh’ın (cc) mümin kullarını vasıflandırırken en
temel ahlâki özellik olarak nazarlarımıza verdiği
“emanet” sıfatıdır.
• Kendisinde emanet duygusunun yaygın olduğu
bir toplumda hayır ve bereket yaygın hale gelir.
21.
21
2.2.2019
Teemmül kelimesi sebatetme, bekleme anlamına
geldiği gibi ibret ve ders alma maksadı ile içinde
yaşadığı dünyayı iyice ve etraflıca tetkik etme ve
düşünme manalarına da gelmektedir. Teemmül,
bir anlamda düşünce gücünün harekete
geçirilmesidir. “Kur’ân-ı Kerîm üzerinde teemmül
etmek” dediğimiz zaman; anlamaksızın ve
düşünmeksizin değil, insan kalbinin onun
ayetlerinin anlamları üzerinde derinlemesine
düşünmesi, ayet-i kerîmeleri düşünme ve anlama
gayretleri neticesinde de fikir atlasında
kanaviçeler örmesini kastetmekteyiz.
22.
22
2.2.2019
Tefekkür, teemmül vetedebbür kelimeleri ilk
anda eş anlamlı kelimeler gibi görünse de daha
yakından bakıldığında bu kelimeler arasında ince
anlam farklılıkları olduğu anlaşılır.
Tefekkür kelimesi kalbin herhangi bir şeyde
tereddüdü ve aklın kullanılarak kalpte bir suretin
oluşturulması, istenilenin elde edilebilmesi için
kalbin eşyaya ve delillere ait anlamlarda bir
tasarrufu manasına gelmektedir. Ayrıca tefekkürde,
zihni bakışın devamlılığı ya da şu anı geçip gelecek
zamanda devam etmesi de gerekmemektedir.
23.
23
2.2.2019
Tedebbür ise işinsonunun hesap edilmesi anlamına
gelmektedir. Bu açıdan tedebbürde zihnin hazır zamandan
gelecek zamana gidişi ve kalbin ya da aklın işlerin sonu ile
ilgili bir tasarrufu söz konusudur. Tedebbürde de tefekkürde
olduğu gibi zihni ya da aklî bakışın devamlılığı şart değildir.
Teemmül kelimesi ise beklemek, sebat etmek manalarına
gelmekte ve teemmülde öğrenme, anlama ve ders alma
amaçlı bildiğimiz göz ile bakışın devamlılığı şarttır. Bu açıdan
tek bir bakış ya da düşünüş teemmül olarak
isimlendirilmemektedir. Görüldüğü üzere tefekkür ve
tedebbür aklî ya da kalbî ameliyeler iken, teemmül ise daha
çok fizik âlemi sürekli bir şekilde temaşa eden bakış ile ilgili
bir kelimedir
24.
24
2.2.2019
Teemmül kelimesi Kur’ân-ıKerîm’de sarih bir şekilde yer
almaz. Ancak pek çok âyet-i kerîme Allâh’ın yarattıklarına,
geçmiş toplulukların hayatlarından ibret almaya bizleri
davet eder. Gözleri ile görmelerine, hemen önlerinde
cereyan etmesine rağmen, inançsızların teemmülsüzlükle
nasıl inkâr derelerine yuvarlandıkları, şimdiki zamanı ve
devamlılığı ifade eden “bakmıyorlar mı, görmüyorlar mı?”
şeklindeki soru edatları ile onlarca âyet-i kerîmede dile
getirilir. Kur’ân-ı Kerîm’in çağrısını yaptığı derinlemesine
ve analitik düşünce yani teemmül, bu çağrıya icabet eden
inananların durumları ve karşıtlığa kendini salmış
inançsızların da teemmülsüzlükle gaflet uykularına devam
edişleri belirgin çizgiler itibarı ile sunulmaya çalışılırsa
karşımıza şöyle bir tablo meydana çıkar.
25.
25
2.2.2019
En ince teferruatınakadar hayır ve şerre götüren yollar,
sebepler ve neticelerin tarifi. İnsana faydalı ve onu
mutluluğa götürecek bilgilerin anahtarları. İmanın insan
kalbinde sarsılmaya yer bırakmayacak bir tarzda
yerleştirilmesi ve temellerinin yükseltilmesi. Dünya ve
âhiretin tavsifi. Cennet ve Cehenneme ait tasvirler.
Allâh’ın zâtı, esmâ-i hüsnâsı, sıfât-ı ulyâsı, fiilleri,
sevdikleri, sevmedikleri, öfkelendikleri, adalet ve fazlının
ifham edilmesi. İnsanın nefis mertebelerine, güzel ve
çirkin sıfatlarına, amelleri yücelten ya da tam tersine yok
edip yıkan hususlara, mutluluk ve mutsuzluk ehlinin
derecelerine, âhiret hayatı ve hallerine temas edilmesi.
26.
26
2.2.2019
Kendisine dua edilecekRabb’e, O’na nasıl ulaşılacağına,
O’na kavuşulduğunda itaatkâr kullarına yapacağı
ikramlara, bunun karşılığında da şeytanın yaptığı çağrıya,
şeytana uyma tehlikelerine, şeytana uyanların nasıl bir
ihanet ve azap ile karşılaşacaklarına yapılan tembihler.
İnsanın yaratılışına ve yaratılıştaki eşsiz ahengine ait
çizgiler. Ölümünden sonra yeryüzünün mucizevî bir
şekilde diriltilmesine, geçmiş topluluklar ve yaptıkları
hatalar neticesinde ibretlik yok edilişlerine yapılan
temaslar. Öldükten sonra dirilişin ve hesabın varlığına ait
şüphe götürmeyen deliller. Bir kısım insanların bakma,
görme, anlama ve duyma kabiliyetlerini âtıl, işe yaramaz
bırakmaları.
27.
27
2.2.2019
Bütün bu açılardanhareketle Kur’ân-ı Kerîm’i
daha genel ve özet bir anlamda sunmaya
çalışırsak en başta tevhid ve delillerinin
anlatıldığını görürüz. Daha sonra da
peygamberlere iman, peygamberlerdeki (a.s.e)
doğruluk ve peygamberliklerinin isbatının
yapıldığını müşahade ederiz. Ardından meleklere
iman, meleklerin Allâh’ın emri ve izni ile hareket
eden varlıklar olduğu gerçeği ile yüz yüze geliriz.
İnsan nevinin anne rahminden itibaren âhirette
Rabb’inin huzurunda olacağı ana kadar olan
yolculuğu gözler önüne serilir.
28.
28
2.2.2019
Âhiret gününe iman,âhirette Allâh’ın itaatkâr
kullarına mükâfat, isyan edenlere de ceza vereceği
gerçeği bütün haşmeti ile karşımızda yer alır. Kader;
helal-haram, emir-tavsiye, ibret-nasihat, kıssalar-
hikmetler; usul ve prensipler etrafında örgülenmiş
yüksek bir beyan âbidesi ile muvacehe halinde
olduğumuz rahatlıkla görülür.
İşte insan bütün bu uhrevî tablolar karşısında sanki
âhireti yaşıyormuş gibi olur. Bu tablolar sayesinde
doğruyu eğriden ayıracak bir ışığa ulaşır. Kendisine
sonsuz mutluluğu sağlayacak ve faydalı ilimleri elde
edebileceği hazinelerin anahtarlarına mâlik olur.
29.
29
2.2.2019
Allâh’ın azabından çekinir,O’nun nimetlerini umar.
Hesabı çetin bir günün dehşetinde yegâne sığınağın
Allâh’ın rahmeti olduğunu anlar. Çok çeşitli,
karmaşık ve karanlıklı teori ve hipotezlerden
bunalan insan ruhu Allâh’ın izni ile anlaşılır, kolay,
aydınlık ve ferah bir iklime kavuşur. Helal ve
haramın sınırlarını bilir. Hakk’a bağlanır, vefalı olur,
kalbinin bidatlere ve sapıklığa kayması
tehlikesinden uzaklaşır. Kendisine zor gelebilecek
hususlarda dahi Allâh’ın yardımını hissederek
kolaylıklara ve ruhî bir şifaya kavuşur. Allâh’a
güvenir, O’na dayanır.
30.
30
2.2.2019
Teemmül kelimesi Kur’ân-ıKerîm’de sarih olarak
geçmez. Ancak Allâh’ın (cc) yaratmış olduğu
varlıklar ve bu varlıkların yaratılışındaki inceliklerin
görülmeye çalışılması emri pek çok âyet-i kerîmede
yer almaktadır. Yine bir kısım âyet-i kerîmeler
özellikle de müşriklerin gözlerinin önünde cereyan
eden incelikleri anlamaya çalışmamalarını, görme
ve bakıştaki devamlılığı ifade eden “Görmüyor
musunuz? Bakmıyor musunuz?” soruları ile
yermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in insanları manen
teemmüle çağırdığı hususlar genel hatları ve
bilebildiğimiz kadarı ile şu şekilde ifade edilebilir:
2.2.2019
32
“Göklerin ve yerinyaratılışında, gece ile
gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara
fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin
süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle
ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda,
yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda,
rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında,
gökle yer arasında emre hazır bulutların
duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler
için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller
vardır.” (Bakara Suresi, 2/164)
33.
33
2.2.2019
Müşrikler Hz. Mûsave Hz. Îsâ (a.s.)’a verilen
mûcizeleri öğrenip o kabilden olarak Safa tepesinin
altın olmasını mûcize olarak istediler. Allah Teâla:
“İstersen yaparım, fakat iman etmezlerse, hiç
görülmedik şekilde azap gönderirim” deyince
Efendimiz: “O halde benimle halkımı baş başa
bırak, onları yavaş yavaş dine dâvet edeyim”
demesi üzerine bu âyet indirildi. Demek ki bu
âyette bildirilen gerçekler Safa tepesinin altın
olması gibi harikalardan daha önemlidir. Bu,
Kur’ânın din konusunda insan fikrini ne güzel
eğittiğini göstermeye kâfidir.
34.
2.2.2019
34
ْرَ ْاَل َوِتا َو ٰمَّسال ِقَْلخ ىٖف َّنِاِلْيَّال ِف ََلِتْاخ َو ِض
َبْلَ ْاَل ىِلوُ َِل ٍتاَيٰ ََل ِارَهَّنال َوِبا
“Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında,
gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde
düşünen insanlar için elbette birçok dersler
vardır.” (Al-i İmran Suresi, 3/190)
35.
2.2.2019
35
َو ِتا َوٰمَّسال ىِف اَذاَم واُرُظْنا ِلُقاَم َو ِض ْرَ ْاَل
َق ْنَع ُرُذُّنال َو ُاتَيٰ ْاَل ىِنْغُتَونُنِمْؤُي ََل ٍم ْو
“De ki: ‘Göklerde ve yerde neler ve neler var,
bir baksanıza!’ Fakat bunca işaretler ve
uyarılar iman etmeyecek kimselere ne fayda
verir ki?” (Yunus Suresi, 10/101)
36.
36
2.2.2019
“Görüp düşünmüyorlar mıki gökleri ve yeri yaratan
Allah, kendilerinin benzerini yaratmaya elbette
kadirdir? O, kendileri için asla, şüphe götürmeyecek
bir vâde belirlemiştir. Ama zalimlerin işleri güçleri
inkârdan ibaret!” (İsra Suresi, 17/99)
َخ ى ٖذَّال َ هاّٰلل َّنَا ا ْوَرَي ْمَل َوَاَ ْاَل َو ِتا َو ٰمَّسال َقَلَض ْر
ُهَلْثِم َقُلْخَي ْنَا ىٰلَع ٌرِداَقََل ًَلَجَا ْمُهَل َلَعَج َو ْم
ِا َونُمِلاَّالظ ىَبَاَف ِهيٖف َْبيَراًورُفُك ََّل
38
2.2.2019
• “O gökleri,gördüğünüz gibi, direksiz yarattı.
Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar,
yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü
canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik
de orada her güzel çifti yetiştirdik. (Diğer
muhtemel mâna: “O, gökleri, görebileceğiniz
direkler olmaksızın yarattı.”) İşte bunlar
Allah’ın yarattıklarıdır. Peki, gösterin bakalım
O’ndan başkası ne yaratmış! Doğrusu, o
zalimler besbelli bir sapıklık içindedirler.”
(Lokman Suresi, 31/10–11)
2.2.2019
40
“Senden önce gönderdiğimizpeygamberler
de başka değil, ancak şehirlerde
oturanlardan vahye mazhar ettiğimiz bir
takım erkeklerdi. Onlar dünyayı hiç
gezmediler mi ki kendilerinden önce
yaşayanların âkıbetlerinin nasıl olduğunu
görüp anlasınlar? Âhiret diyarı elbette Allah’a
saygı duyup haramlardan sakınanlar için
daha iyidir. Siz ey müşrikler, hâlâ aklınızı
kullanmayacak mısınız?” (Yusuf Suresi,
12/109)
41.
2.2.2019
41
“Bugün meskenlerinde dolaştıkları,daha
önce yaşamış bunca nesilleri helâk
edişimiz, onları yola getirmedi mi? Elbette
bunda akıllı kimseler için alınacak dersler
vardır.” (Taha Suresi, 20/128)
ْكَلَِْا ْمَك ْمُهَل ِدْهَي ْمَلَفَاُقْال َنِم ْمُهَلْبَق َانِونُر
َّنِا ْمِهِنِكاَسَم ىٖف َونُشْمَيٍتاَيٰ ََل َكِلٰذ ىٖف
ى ٰهُّنال ىِلوُ َِل
43
2.2.2019
“Onlar dünyayı hiçdolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden
önce yaşayanların akıbetlerinin nasıl olduğuna bakıp
anlasınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. Toprağı
altüst etmiş, sular, maden, ekin gibi nimetlerden
yararlanmış ve şimdikilerin imar edişlerinden daha
fazlasıyla yeryüzünü imar etmişler, resulleri de kendilerine
aşikâr, parlak deliller getirmişlerdi. Ama hakikati
reddettiler ve sonuçta da yok olup gittiler. Allah onlara
asla zulmetmedi, lâkin onlar kendi öz canlarına
zulmettiler. Sonra, o fenalık yapanların akıbetleri, en fena
bir akıbet oldu. Çünkü Allah’ın âyetlerini yalan saydılar.
Bir taraftan da onlarla eğleniyorlardı.” (Rum Suresi, 30/9–
10)
44.
44
2.2.2019
“Dünyada hiç dolaşıpda, kendilerinden önce yaşamış
ümmetlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı?
Onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ve ne de
yerde Allah’ı engelleyecek bir şey yoktur. Çünkü O alîmdir,
kadirdir (her şeyi hakkıyla bilir ve her şeye gücü yeter).”
(Fâtır Suresi, 35/44)
َيَف ِض ْرَ ْاَل ىِف واُير ٖسَي ْمَل َوَاِقاَع َانَك َْفيَك واُرُظْنُةَب
َشَا واُناَك َو ْمِهِلْبَق ْنِم َين ٖذَّالَك اَم َو ًة َّوُق ْمُهْنِم َّدُ هاّٰلل َان
َو ٰمَّسال ىِف ٍءْیَش ْنِم ُهَز ِجْعُيِلِض ْرَ ْاَل ىِف ََل َو ِتا
اًير ٖدَق اًميٖلَع َانَك ُهَّنِا
45.
2.2.2019
45
“Hiç dünyada dolaşıpda kendilerinden önce gelip geçenlerin
akıbetlerinin nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Onlar gerek
kuvvet, gerekse dünyada bıraktıkları eserler yönünden
kendilerinden daha güçlü idiler. Öyle iken Allah onları günahları
sebebiyle yakalayıp cezalandırdı ve Allah’a karşı kendilerini
koruyan da çıkmadı.” (Mümin Suresi, 40/21)
َيَف ِض ْرَ ْاَل ىِف واُير ٖسَي ْمَل َوَاِقاَع َانَك َْفيَك واُرُظْنُةَب
ُِ واُناَك ْمِهِلْبَق ْنِم واُناَك َين ٖذَّالًة َّوُق ْمُهْنِم َّدَشَا ْماًارَثٰا َو
ُنُذِب ُ هاّٰلل ُمَُِذَخَاَف ِض ْرَ ْاَل ىِفِم ْمُهَل َانَك اَم َو ْمِهِبوَن
ٍقا َو ْنِم ِ هاّٰلل
47
2.2.2019
“Onlar hiç dünyayıgezip dolaşmadılar mı ki
kendilerinden önceki ümmetlerin akıbetlerinin
nasıl olduğunu görüp ders alsınlar? Oysa onlar,
kendilerinden gerek kuvvet, gerek ülkede
bıraktıkları eserler bakımından daha ileri idiler.
Ama onların elde ettikleri bu özellikler
kendilerine fayda vermedi. Feci akıbetlerini
önleyemedi.” (Mümin Suresi, 40/82)
48.
48
2.2.2019
3. Allâh’ın nimetlerive yaratmasındaki
incelikleri teemmül etmek:
“Görmez misiniz ki gemiler Allah’ın lütfü ile
denizde yüzüyor. Bu, Allah’ın varlığının ve
kudretinin bazı delillerini göstermek içindir.
Elbette bunda pek sabırlı, çok şükürlü olanlar
için ibretler vardır.” (Lokman Suresi, 31/31)
ى ٖرْجَت َكْلُفْال َّنَا َرَت ْمَلَاِتَمْعِنِب ِرْحَبْال ىِفِ هاّٰلل
ٖف َّنِا ٖهِتاَيٰا ْنِم ْمُكَي ِرُيِلِلُكِل ٍتاَيٰ ََل َكِلٰذ ىٍارَّبَص
ٍورُكَش
2.2.2019
50
“Şüphesiz göklerde veyerde müminler için Allah’ın
kudret ve hikmetine dair çok deliller vardır. Siz
insanların yaratılışınızda ve Allah’ın dünyanın her
tarafında yaydığı canlılarda, kesin bilgiye ulaşıp
gerçekleri tasdik edecek kimseler için deliller
vardır. Gece ve gündüzün peş peşe gelip
müddetlerinin uzayıp kısalmasında, Allah’ın gökten
bir rızık, yani yağmur indirip onunla ölümünden
sonra yeryüzünü diriltmesinde, rüzgârları evirip
çevirmesinde, akıllarını kullanıp düşünecek
kimseler için Allah’ın kudretine ve hikmetine dair
birçok deliller vardır.” (Câsiye Suresi, 45/3–5)
51.
51
2.2.2019
Rüzgârlar gâh sıcak,gâh soğuk, gâh hızlı, gâh
durgun, bazen kuru, bazen nemli olurlar. Bazen
yağmur getirirken, bazen bulut götürürler.
Bunlar elbette tesadüfî olmayıp, hikmet sahibi
Allah’ın kanununa bağlıdır. Elbette mevsimlerin
değişmesi, yeryüzünde yağmur dağılımı, su
deveranı; güneşin, arzın, rüzgârların, suyun,
bitkilerin, hayvanların yönetiminin birbirinden
bağımsız düşünülmesinin imkânsız olduğunu
ortaya koymaktadır.
52.
2.2.2019
52
“Hiç üzerlerindeki göğebakmazlar mı? Bakıp
da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi,
onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik
olmadığını düşünmezler mi?” (Kaf Suresi,
50/6)
ِاءَمَّسال ىَلِا واُرُظْنَي ْمَلَفَاْيَنَب َْفيَك ْمُهَق ْوَفاََِان
ٍوجُرُف ْنِم اَهَل اَم َو اَِاَّنَّيَز َو
53.
53
2.2.2019
Gökyüzü âlemi akıllaradurgunluk verecek
derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan
yüz binlerce defa daha büyük gezegenler uzayda
top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler.
Güneş sistemi Samanyolu galaksisinin bir
köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa
daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur.
Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin
ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan
sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?
55
2.2.2019
“Yeri de döşedik,oraya dengeyi sağlayacak sağlam
ulu dağlar yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan
her çeşit bitkiden çiftler bitirdik. Bütün bunları,
Allah’a yönelecek her kula Yaradan’ın kudretini
hatırlatması, dersler veren birer basiret nişanesi ve
ibret numunesi olması için yaptık. Gökten bereketli
bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler,
salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları
yetiştirdik. Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek
içindir. Hem o su ile ölü toprağa hayat verdik. İşte
ölmüş insanların mezarlarından çıkışı da böyle
olacaktır.” (Kaf Suresi, 50/7–11)
56.
56
2.2.2019
Abdullah b. Abbas(ra) anlatıyor: “Allah Resûlü (sas)
babama bir deve hediye etmişti. Babam deveyi küçük buldu.
Onu benimle Efendimize geri gönderdi. Bana:
—Oğlum! Bunu Allah Resûlü’ne (sas) götür. Ona: ‘Biz çalışan
kişileriz. Eğer yanında daha büyük bir deve varsa onu bize
göndersin!’ dediğimi söyle, dedi. Deveyi alıp yola koyuldum.
Eve vardığımda Allah Resûlü (sas) o sırada Mescid-i
Nebevî’deydi. Deveyi bağlayıp Mescid’e gittim. Efendimiz
sahabeleri ile oturuyordu. Konuşmaya fırsat olmadan akşam
ezanı okundu. Kalkıp namaz kıldık. Allah Resûlü (sas) akşam
namazından sonra mescitten çıkmayıp yatsıya kadar namaz
kılmaya devam etti. Namazdan sonra sahabelerden ayrılarak
evine yöneldi. Ben de ardından gittim. Ayak sesimi duyunca:
57.
57
2.2.2019
—Kimsin? Diyerek banadöndü.
—Abbas’ın oğluyum.
—Amcamın oğlu? Merhaba Allah Resûlü’nün amcasının
oğlu! Niçin geldin?
—Babam şu sebeple beni buraya gönderdi.
—Bu saatte mi?
—Daha erken geldim, ancak yanınıza gelemedim.
—Getirdiğin deveyi, zekât develerinin bulunduğu yere
bırak.
—Olur, diyerek deveyi emrettiği yere götürdüm.
—Artık geç oldu. Bu gece istersen teyzenin yanında kal,
ne dersin? diye sorunca hiç düşünmeden büyük bir
sevinçle:
58.
58
2.2.2019
—Olur, dedim. Yanındanayrılarak eve gittim. Teyzem
bana akşam yemeği için sofra hazırladı. Yemekten sonra
yatmam için hazırlığa başlayan teyzem, bir örtüyü dörde
katlayıp yere serdi. Yatağım hazırdı. Ancak yastık yoktu.
Teyzeme:
—Başımı sizin yastığınızın bir köşesine koyup yatarım,
dedim. Yatarken dediğim gibi başımı onların yastığına
koydum. Uyumamaya çalışıyor, ‘gece uyumayıp, Allah
Resulü’nün (sas) ne kadar namaz kıldığını saymalıyım’
diye içimden geçiriyordum. Gecenin bir kısmı geçtikten
sonra Allah Resûlü (sas) hücre-i saadetlerine teşrif
buyurdular. O sırada ben uzanmış yatıyordum. Allah
Resûlü (sas) eşine:
59.
59
2.2.2019
—Ey Meymune! Diyeseslendi. Teyzem:
—Buyur, dedi. (Oda karanlık olduğu için)
Efendimiz:
—Kız kardeşinin oğlu geldi mi?
—Evet, işte burada!
—Sende yiyecek bir şeyler var mıydı? Ona
yiyebileceği bir şeyler verdin mi?
—Söylediğinizi daha önce yapmıştım.
—Çocuğun yatağını hazırladın mı?
—Evet!
60.
60
2.2.2019
Bundan sonra teyzeminüzerindeki örtünün
ucundan tuttu. Onu üzerine örtüp yanına yattı.
Örtü her ikisinin üzerini de kaplıyordu. Allah
Resûlü (sas) başını yastığa koyduktan bir süre
sonra uyumaya başladı. Uyku sesini duyuyordum.
İçimden ‘Şimdi uyudu. Ama gece namazı kılmadı’
diye geçiriyordum. Gecenin üçte biri geçince Allah
Resûlü (sas) kalkıp misvakını aldı, dişlerini
fırçaladı. Yattığım yerden misvakını dişlerine
sürerken çıkardığı sesi duyuyordum. Bu sırada:
61.
61
2.2.2019
“Göklerin ve yerinyaratılışında, gece ile gündüzün
sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere
denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip
kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda, yeryüzünde
hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgârların yönlerini
değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır
bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için
Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.” (Bakara
Suresi, 2/164) ayetini okuyordu. Misvakı bir kenara
koyduktan sonra asılı olan su kırbasına yöneldi. Kırbanın
bağını çözdü. Hemen yerimden kalkıp abdest suyunu
kendim dökmek istedim, ancak yanlış bir şey yapmaktan
da korkarak bu düşüncemden vazgeçtim.
62.
62
2.2.2019
Abdest aldıktan sonramescide gitti. Dört rekât namaz
kıldı. Her rekâtta 50 ayet uzunluğunda Kur’an okudu.
Rükû ve secdede uzun süre durarak namazını
tamamladı. Namazdan sonra yatağa döndü, yatıp
uyudu. Bir süre sonra uyumaya başladı. Uyku sesini
duyuyordum. Yine içimden; ‘Uyudu. Artık sabaha kadar
kalkıp namaz kılmaz’ diye geçiriyordum. Gece yarısı
olunca yeniden kalktı, önceki gibi dişlerini fırçaladı.
Abdest alarak mescide gitti. Yine aynı uzunlukta dört
rekât namaz kıldı. Namazdan sonra tekrar yatıp uyudu.
Ben yine içimden; ‘Uyudu. Artık sabaha kadar kalkıp
namaz kılmaz’ diye düşündüm.
63.
63
2.2.2019
Gecenin altıda biriya da daha azı kalmıştı ki
Allah Resûlü (sas) bir daha kalktı. Yine dişlerini
fırçaladı. Abdest alıp mescide gitti. Namaza
başlayınca Fatiha’dan sonra ‘Sebbihisme
rabbike’l a’lâ’ suresini okudu. Rükû ve secdelerini
yaptı. İkinci rekâtta Fatiha’dan sonra ‘Kafirûn
suresi’ni okudu. Rükû ve secdelerden sonra,
üçüncü rekâtta ‘İhlâs suresi’ni okudu, ‘Kunut
duaları’ndan sonra rükû ve secdelerini yaptı.
Namazı bittikten sonra fecir vakti oluncaya kadar
bir miktar oturdu. Fecir doğunca bana seslendi.
64.
64
2.2.2019
—Emrediniz, buyurunuz YâResûlallah! Diyerek
yerimden fırladım.
—Kalk! Vallahi zaten uyumuyordun, buyurdu.
Kalkıp abdest aldım. Arkasında namaza durdum.
Birinci rekâtta Fatiha’dan sonra Kafirûn suresini,
ikinci rekâtta ise İhlâs suresini okudu. Namazdan
sonra Allah’ı övgü ile anmaya başladı. Övgüsünü
şu dua ile tamamladı: ‘Allah’ım! Kalbimde bir nur
kıl! Kulağımda bir nur kıl! Gözümde bir nur kıl!
Sağımda, solumda, ön ve arka tarafımda benim
için bir nur kıl! Nurumu artır, nurumu artır!”
(Müslim, müsâfirîn 191, 199)
65.
65
2.2.2019
1. Kişi, hayrınve şerrin, iyilik ve kötülüğün, güzellik ve
çirkinliğin hakikatine ancak kuvvetli bir teemmül gücü ile
ulaşabilir.
2. İnsanın takva dairesine girebilmesinde ve nasihatlerin
kendisinde müessir olabilmesinde teemmül ahlâkı en iyi
yardımcılardan birisidir.
3. Zamanın kaliteli kullanılabilmesinde, günlerin faydalı
bir hale getirilebilmesinde teemmül oldukça önemli bir
aklî güç olarak karşımıza çıkar.
4. Teemmül, inançlı bir insanın inancında yakîne
ermesine, avam tabakasından havas tabakasına
geçmesinde güçlü bir saiktır.
66.
66
2.2.2019
Teenni kelimesi lügatteihtiyatlı, vakur ve akıllıca
davranma, bir işte acele etmeyip enini sonunu düşünerek
hareket etme anlamına gelir.
ْبَرَض اَذِا واُنَمٰا َين ٖذَّال اَهُّيَا اَيِ هاّٰلل ِليٖبَس ىٖف ْمُتواُنَّيَبَتَف
ُمُكْيَلِا ىٰقْلَا ْنَمِل واُلوُقَت ََل َواًنِمْؤُم َتْسَل َم ََلَّسال
َيْنُّدال ِةوٰيَحْال َضَرَع َونُغَتْبَتُمِنَاغَم ِ هاّٰلل َدْنِعَف اٌةَيرٖثَك
ا َّنَمَف ُلْبَق ْنِم ْمُتْنُك َكِلٰذَكَّيَبَتَف ْمُكْيَلَع ُ هّٰللَ هاّٰلل َّنِا واُن
اًيرَٖبخ َونُلَمْعَت اَمِب َانَك
67.
2.2.2019
67
“Ey iman edenler!Yeryüzünde Allah yolunda
sefere çıktığınız zaman, son derece dikkatli
davranın. Size selam verene, dünya hayatının
geçici ve az bir menfaatini elde etmek için:
“Sen mümin değilsin” demeyin. Unutmayın ki
Allah’ın yanında birçok ganimetler vardır.
Önceden siz de böyle idiniz, Allah size lütfetti
de imanla şereflendiniz. Öyleyse iyi anlayın,
dinleyin çok dikkatli davranın. Muhakkak ki
Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Nisa
Suresi, 4/94)
69
2.2.2019
“Ey iman edenler,herhangi bir fâsık size bir haber
getirecek olursa, onu iyice tahkik edin,
doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek,
birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra
yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât Suresi,
49/6)
ُكَءاَج ْنِا واُنَمٰا َين ٖذَّال اَهُّيَا اَيَبَتَف ٍاَبَنِب ٌقِساَف ْمْنَا واُنَّي
ِبْصُتَف ٍةَلاَهَجِب اًم ْوَق واُبي ٖصُتَن ْمُتْلَعَف اَم ىٰلَع واُحَين ٖمِدا
70.
2.2.2019
70
“Sana vahyedileni unutmamakiçin
tekrarlarken hemen anında bellemek için dilini
kımıldatma.” (Kıyamet Suresi, 75/16)
ْعَتِل ََكناَسِل ٖهِب ْك ِرَحُت ََلٖهِب َلَج
71.
71
2.2.2019
Hz. Ali (ra)rivayet ediyor: Resulullah (sas) beni
Yemen’e kadı olarak gönderdi. O sıralarda henüz
yaşım küçüktü, kazayı (hüküm vermeyi) bilmiyordum
(Beni takviye için): ‘(Sen tereddüt etme, git! Bu
vazife için) Allah kalbine hidayet koyacak ve delili de
sabit kılacak. Yanına iki davalı geldiği vakit, birinciyi
dinlediğin gibi, diğerini de bekleyip dinlemeden sakın
hüküm verme. Böyle yapman (daha isabetli) karar
vermen için gereklidir!’ buyurdular. Hz. Ali devamla
der ki: ‘Ondan sonra hep kadılık yaptım. Henüz, bir
kerecik olsun vermiş olduğum hükümlerde tereddüde
düşmedim.” (Ebu Davud, akdiye 6)
72.
72
2.2.2019
“İbnu Abbas’tan rivayetedildiğine göre Resulullah
(sas) buyurdular ki: ‘İtidalli (orta yol üzere) olmak,
teennili davranmak ve hal ve gidişi iyi olmak
peygamberliğin yirmi dört cüzünden bir cüzdür.”
(Muvatta, şi’r 17)
Sa’d İbnu Ebi Vakkas’tan rivayete göre Resulullah
(sas) buyurdular ki: “Teenni, ahiretle ilgili olanlar
dışında her amelde güzeldir.” (Ebu Davud, edeb 11)
İbnu Abbas’tan rivayete göre Resulullah (sas)
Eşeccü Abdi’l-Kays’a: “Muhakkak ki sende Allah ve
Resulü’nün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni.”
demiştir. (Müslim, iman 25)
73.
73
2.2.2019
1. Acele etmedenteenni ile davranan kimse
duasının kabulüne zemin hazırlamış olur.
2. Teenni ve hilim Allâh’ın ve Resulullah’ın sevdiği
iki sıfattır.
3. İnsanlar arasında herhangi bir konuda
hakemlik yapılacağında bu hakemlik teenni ile
davranıldığında başarıya ulaşır.
4. Teenni, övnülecek bir haslet olan sekinenin bir
parçasıdır.
74.
2.2.2019
74
Tebettül kelime anlamıolarak halktan ve dünyadan
ayrılarak, bir diğer manada mâsivadan uzaklaşarak ihlâs
ile Hakka ve ibadete yönelmek gibi esas anlamlarının yanı
sıra, evlenmekten vazgeçip zâhidlik etmeye de bir unvan
sayılmıştır. Erkekten kaçınma sureti ile namusuna özen
gösteren kadınlara da bu anlamda “Betül” denilmiştir. Hz.
Meryem’e ve Efendimiz (sas)’in kızı Fatıma’ya (r.anhâ) da
bu isim bir sıfat şeklinde verilmiştir. Çünkü bu yüksek
şahsiyetler kendi zamanlarındaki diğer kadınlardan,
özellikle ahlâkî anlamda farklı, iffetlerini oldukça yüksek
seviyede tutan ve dini hayatlarına ziyadesi ile önem veren
kişiler olarak temayüz etmişlerdir.
75.
2.2.2019
75
“Tebettül” kelimesini derecelendirenlerolmuştur. Buna
göre:
1. İbadet niyeti, kastı ve tam bir ihlâs ile Allâh’a
yönelerek, َُونبَعْلَي ْمِه ِض َْوخ ىٖف ْمُِ ْرَذ َّمُث ُ هاّٰلل ِلُق “Sen Allah de! sonra da
onları bırak kendi batıllarında oynaya dursunlar.” (Enam
Suresi, 6/91) âyet-i kerîmesinin işârî manasına dâhil
olmak,
2. Havf ve recâ duygusundaki gelişmeye paralel bir
şekilde dünyevî lezzetlere ve ilgilere karşı alakasızlaşmak,
3. Nefsanî hazlardan, kalbini ve aklını ifsat edebilecek fikrî
teşevvüşlerden kısaca masivadan infisal ile inâbe,
tevekkül ve meâliye iştiyak helezonlarına tutunarak
Allâh’a ittisal için yol almak.
76.
2.2.2019
76
ْلَّتَبَت َو َكِبَرَمْسا ِرُكْذا َوًيَلْٖتبَت ِهْيَلِا
“Rabbinin yüce adını zikret, fânilere bel
bağlamaktan kurtul ve bütün gönlünle yalnız
O’na yönel.” (Müzzemmil Suresi, 73/8)
َْبغ ْارَف َكِبَر ىٰلِا َو
“Hep Rabbine yönel, O’na yaklaş!” (İnşirah
Suresi, 94/8)
77.
2.2.2019
77
“O göklerin, yerinve o ikisinin arasında olan
her şeyin Rabbidir. Öyleyse yalnız O’na kulluk
et. O’na ibadetinde sabır ve sebat göster. Ona
denk ve adaş olacak hiç kimse bilir misin?”
(Meryem Suresi, 19/65)
اَم َو ِض ْرَ ْاَل َو ِتا َو ٰمَّسال ُّبَرُهْدُبْعاَف اَمُهَنْيَب
ْعَت ْلَِ ٖهِتَداَبِعِل ْرِبَطْصا َواايِمَس ُهَل ُمَل
78.
2.2.2019
78
1. Kulun imanındakienginliğin ve Allâh’a (cc)
yakınlığının bir remzi ve işaretidir.
2. Tebettül, kulun duasına Rabbinin cevabı için
önemli vesilelerden birisidir.
3. Tebettül ile kalp parlar, insanın gönül dünyası
aydınlık hale gelir.
4. Tebettül kulun Allâh ile irtibatının yüksekliğini
ve ihlâsındaki tamamiyeti gösterir.
5. Tebettül ile kul büyük bir sevaba ve Rabbin
rızasına mazhar olur.
79.
2.2.2019
79
Tebeyyün kelimesi lügattebelli olma, meydana çıkma,
mananın ya da herhangi bir eşyanın görülüp hakikatinin
anlaşılması gibi anlamlara gelmektedir. Bu kelime ıstılahta
ise özellikle bilginin, insan zihninde ve ruhundaki
derecesini ya da geldiği mertebeyi göstermektedir. Şöyle
ki:
Önce şuurlanma, sonra da sırası ile anlama, ezberleme,
hatırlama, anlatma, görüş oluşturma -ki buna mantıkî
öncüllerin peşi peşine getirilmesi de denilebilir- sonra da
tebeyyün yani bir konuyu etraflıca anlama gelir.
Tebeyyünden sonraki basamaklarda ise teemmül ve
istibsâr gelmektedir. Bu terimin zıt anlamları ise sırası ile
cahillik, akılca hafiflik, acelecilik, gaflet, ifrat ve tefrittir.
80.
2.2.2019
80
ُرَي ْوَل ِباَتِكْالِلَِْا ْنِم ٌيرٖثَك َّد َوِناَميٖا ِدْعَب ْنِم ْمُكَنوُّداًارَّفُك ْمُك
َم ِدْعَب ْنِم ْمِهِسُفْنَا ِدْنِع ْنِم ًادَسَحَف ُّقَحْال ُمُهَل ََّنيَبَت اواُفْعا
ِرْمَاِب ُ هاّٰلل َىِتْاَي ىهتَح واُحَفْصا َوْیَش ِلُك ىٰلَع َ هاّٰلل َّنِا ٖهٌير ٖدَق ٍء
“Sırf nefislerinden ileri gelen bir kıskançlık
sebebiyle, Ehl-i kitaptan birçok kimse, gerçek
kendilerine ayan beyan belli olduktan sonra, sizi
imanınızdan uzaklaştırıp kâfir haline çevirmek
isterler. Allah bu husustaki emrini bildirinceye
kadar affedin ve hoşgörün. Şüphesiz Allah her
şeye kadirdir.” (Bakara Suresi, 2/109)
81.
2.2.2019
81
“Şafak vakti, gününağarması gecenin
karanlığından fark edilinceye kadar yiyin için.”
(Bakara Suresi, 2/187)
َتَي ىهتَح واُبَرْشا َو واُلُك َوَخْال ُمُكَل َنَّيَبُطْي
َ ْاَل ِْطيَخْال َنِم ُضَيْبَ ْاَلِرْجَفْال َنِم ِد َوْس
َِىغْال َنِم ُدْشُّالر َنَّيَبَت ْدَق ِين ٖالد ىِف َهاَرْكِا ََل
“Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan,
hak batıldan ayrılıp belli olmuştur.” (Bakara
Suresi, 2/256)
2.2.2019
83
“Ey iman edenler!Yeryüzünde Allah yolunda
sefere çıktığınız zaman, son derece dikkatli
davranın. Size selam verene, dünya hayatının
geçici ve az bir menfaatini elde etmek için: “Sen
mümin değilsin” demeyin. Unutmayın ki Allah’ın
yanında birçok ganimetler vardır. Önceden siz
de böyle idiniz, Allah size lütfetti de imanla
şereflendiniz. Öyleyse iyi anlayın, dinleyin çok
dikkatli davranın. Muhakkak ki Allah yaptığınız
her şeyden haberdardır.” (Nisa Suresi, 4/94)
84.
2.2.2019
84
“Her kim de,hidâyet yolu kendisine iyice belli
olduktan sonra, Resülullaha muhalefet eder ve
müminlerin yolundan başka bir yola tâbi olursa,
Biz onu döndüğü yolda bırakırız ama âhirette de
kendisini cehenneme koyarız. Orası ne fena bir
varış yeridir! ” (Nisa Suresi, 4/115)
ْعَب ْنِم َلوُسَّالر ِقِقَاشُي ْنَم َوُهْال ُهَل َنَّيَبَت اَم ِدىٰد
ِمْؤُمْال ِليٖبَس َْريَغ ْعِبَّتَي َوهل َوَت اَم ٖهِل َوُن َينٖنٖهِلْصُن َو ى
اًير ٖصَم ْتَءاَس َو َمَّنَهَج
85.
2.2.2019
85
“Hay Allah seniaffedesice! Niçin sence doğru
söyleyenler iyice belli oluncaya ve yalancılar da
meydana çıkıncaya kadar beklemeyip izin isteyen
o münafıklara izin verdin?” (Tevbe Suresi, 9/44)
ُنِمْؤُي َين ٖذَّال َكُنِذْاَتْسَي ََلٰ ْاَل ِم ْوَيْال َو ِ هاّٰللِب َونْنَا ِر ِخ
ِهِسُفْنَا َو ْمِهِلا َوْمَاِب ُوادِِاَجُيَّتُمْالِب ٌميٖلَع ُ هاّٰلل َو ْمَينٖق
2.2.2019
87
“Kâfir olarak ölüpcehennemlik oldukları
kendilerine belli olduktan sonra, akraba bile
olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek, ne
Peygamberin, ne de müminlerin yapacağı bir iş
değildir. İbrâhim’in, babası için af dilemesi ise,
sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için
olmuştu. Fakat onun Allah düşmanı olduğu
kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti.
Gerçekten İbrâhim çok yumuşak huylu ve pek
sabırlı idi.” (Tevbe Suresi, 9/113–114)
88.
2.2.2019
88
“Evet, Biz ilerideonlara delillerimizi gerek dış
dünyada, gerek kendi öz varlıklarında
göstereceğiz; ta ki Kur’ân’ın, Allah tarafından
gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından
da iyice anlaşılacak. Rabbinin her şeye şahid
olması yetmez mi?” (Fussilet Suresi, 41/53)
ِقاَفٰ ْاَل ىِف َانِتاَيٰا ْمِهي ٖرُنَسهتَح ْمِهِسُفْنَا ىٖف َوى
َا ُّقَحْال ُهَّنَا ْمُهَل َنَّيَبَتَيَا َكِبَرِب ِفْكَي ْمَل َوىٰلَع ُهَّن
ٌدي َٖهش ٍءْیَش ِلُك
89.
2.2.2019
89
“Ey iman edenler,herhangi bir fâsık size bir
haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin,
doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği
bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık
edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”
(Hucurât Suresi, 49/6)
ْنَا واُنَّيَبَتَف ٍاَبَنِب ٌقِساَف ْمُكَءاَج ْنِا واُنَمٰا َين ٖذَّال اَهُّيَا اَي
ْصُتَف ٍةَلاَهَجِب اًم ْوَق واُبي ٖصُتْمُتْلَعَف اَم ىٰلَع واُحِب
َين ٖمِدَان
90.
2.2.2019
90
“Resülullah Velid b.Ukbe b. Ebi Muayt’ı, zekât memuru
olarak Beni Müstalık kabilesine göndermişti. Bu zatla o
kabile arasında cahiliyye dönemine ait bir düşmanlık
vardı. Kabile onun geldiğini duyunca, Allah Teâlâ’ya ve
O’nun Rasulü’ne tazimen Velid b. Ukbe’yi kabul ettiler.
Zekât memuru olarak geldiğini herkese haber ettiler. Velid
kendisini öldürecekleri yolunda vesveseye düştü. Korkup,
geldiği yoldan geriye Resülullah’ın yanına döndü ve:
“Müstalık oğulları, sadakalarını vermediler. Beni de
öldürmek istediler.” dedi. Bu söz üzerine Resülullah
gazaba gelip, onlara savaş açmaya niyet etti.
91.
2.2.2019
91
Velid’in geri dönüşünümüteakiben Müstalık oğulları da
Rasulullah’a geldiler ve: “Senin elçinin zekât memuru olarak
geldiğini öğrenince ona ikramda bulunmak ve Allah’ın hakkı
olan zekâttan yanımızda bulunanları da kendisine ödemek
istedik. Fakat onun maalesef geri döndüğünü haber aldık.
Bizler Allah’ın ve Resulünün gazabından Allah’a sığınırız. Sen
bize bir elçi gönderip mallarımızın zekâtını istedin. Biz
bununla pek mutlu olduk. Gözlerimiz bununla doldu. Ancak
gönderdiğin elçi geri dönünce bunu Allah ve Resulünün
bizlere olan kızgınlığından dolayı zekât mallarımızı
reddettiğini düşündük. Bu durum bizde bir korku meydana
getirdi. Bu nedenle sizi ziyarete geldik. Bizler, Allah’ın ve
Resulünün gazabından Allah’a sığınırız.
92.
2.2.2019
92
Resülullah’a öyle uzuncamazeretler dile
getirdiler ki müezzin ikindi namazı için ezan
okudu. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ey iman
edenler, herhangi bir fâsık size bir haber
getirecek olursa, onu iyice tahkik edin,
doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek,
birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra
yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât Suresi,
49/6) âyet-i kerîmesini indirdi. Ayette kast
olunan kişi Velid b. Ukbe’dir.”
93.
2.2.2019
93
1. Aklın vedüşüncenin çalıştırılması gereği
görülmektedir.
2. Bireyin ve toplumun düşüncesizce ve işin
aslının anlamadan harekete geçmesini
önlemektedir.
3. İnsanın özgüveninin gelişmesine sebeptir.
4. İnsanda şüphe ve tereddütlerini yeşerip boy
atmasının önüne geçer.
5. Tebeyyün, bireyin ve toplumun haklarının
zanlar ve şüpheler karşısında korunmasını sağlar.
94.
2.2.2019
94
Sıkıntı, bilindiği üzeredilimizde karmaşayı,
engeli, problemi ve konfor bozucu hemen her
durumu ifade eden bir kelimedir. Zor ve
sıkıntılı durumda kalmışlara yardım hem insani
hem de dini bir vecibedir. Ancak, sıkıntı ve
zorlukları asıl giderenin Cenâb-ı Hak olduğu
mülahazasından asla uzak kalmamak gerekir.
Biraz sonra aktarmaya çalışacağımız âyet-i
kerîmeler bu hususu oldukça net bir şekilde
gözler önüne sermektedir.
95.
2.2.2019
95
“Eyyûbu da an.Hani o: “Ya Rabbî, bu dert bana iyice
dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın”
diye niyaz etmiş, Biz de onun duasını kabul buyurup
katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak
üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını
bir misliyle beraber vermiştik.” (Enbiya Suresi, 21/83–84)
َّسَم ىٖنَا ُهَّبَر ىٰدَان ْذِا َوبُّيَا َوَتْنَا َو ُّرُّضال َىِنُمَح ْرَا
َين ٖم ِاحَّالرَكَف ُهَل َانْبَجَتْساَفٍرُض ْنِم ٖهِب اَم َانْفَش
ى ٰرْكِذ َو َانِدْنِع ْنِم ًةَمْحَر ْمُهَعَم ْمُهَلْثِم َو ُهَلَِْا ُهَانْيَتٰا َو
َين ٖدِباَعْلِل
96.
2.2.2019
96
“O nesneler miüstün yoksa çaresiz kalıp
yalvaran insanın duasını kabul edip onun
sıkıntısını gideren ve sizleri dünyada halifeler
yapan Allah mı? Allah ile beraber bir ilâh mı
vardır? Siz pek az düşünüyorsunuz. ” (Neml
Suresi, 27/62)
ُهاَعَد اَذِا َّرَطْضُمْال ُيب ٖجُي ْنَّمَاَءوُّسال ُفِشْكَي َو
ٰلِاَء ِض ْرَ ْاَل َءاَفَلُخ ْمُكُلَعْجَي َوَت اَم ًيَلٖلَق ِ هاّٰلل َعَم ٌهَونُرَّكَذ
97.
2.2.2019
97
“Zünnûn’un da duasınıkabul buyurduk ve
sıkıntıdan kurtardık. İşte Biz müminleri böyle
kurtarırız.” (Enbiya Suresi, 21/88)
ِم ُهَانْيَّجَن َو ُهَل َانْبَجَتْساَفِجْنُن َكِلٰذَك َو َِمغْال َنى
َينٖنِمْؤُمْال
98.
2.2.2019
98
“Esma binti Ümeys’ten(r. anha) rivayet edildiğine
göre Resûlüllah (sas) şöyle buyurmuştur: ‘Sıkıntı
ve üzüntü zamanında söyleyeceğin sözleri sana
öğreteyim: Allâhu rabbî, lâ üşrikü bihî şey’en.’
(Allah benim Rabbîmdir, O’na hiç bir şeyi ortak
koşmam)” (Ebû Dâvud, salât 361)
“Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah
(sas)’ı bir şey üzecek olsa şu duayı okurdu: ‘Yâ
Hayyu ya Kayyum, birahmetike estağîs. (Ey diri
olan, ey Kayyûm olan Rabbim rahmetinle
yardımını istiyorum).’ (Tirmizî, daavât 99)
99.
2.2.2019
99
İbnu Mes’ud (ra)şöyle demektedir: “Kimin sıkıntısı artarsa şu duayı
okusun: ‘Allâhümme innî abdük vebnü abdik vebnü emetik, nâsiyetî
biyedik, mâzin fiyye hükmük, adlün fiyye kadâük, es’elüke biküllismin
hüve leke semmeyte bihi nefseke ev allemtehü ehaden min halkike
ev enzeltehü fî kitâbike ev iste’serte bihi fî ilmi’l-ğaybi indeke, en
tec’ale’l-Kur’âne rebîa kalbî ve nûra sadrî ve cilâe hüznî ve zehâbe
hemmî’ (Allahım ben senin kulunum, alnım senin elinde. Hakkımdaki
hükmün caridir. Kazân hakkımda adalettir. Kendini isimlendirdiğin
bütün isimlerle veya yarattıklarından herhangi birisine öğrettiğin
isimlerle ya da kitabında indirdiğin veya nezdinde mevcut gaybî
ilminde sadece kendinin bildiği sana ait her bir isim adına senden
Kur’ân’ı kalbimin baharı, göğsümün ışığı, sıkıntı ve gamlarımın atılma
ve silinme vesilesi kılmanı dilerim.’ Bu duayı okuyan her kulun gam ve
sıkıntısını Allah gidermiş, yerine ferahlık vermiştir. Denildi ki; Yâ
Resülallah, bu duayı ezberleyelim mi? Buyurdu ki; ‘Elbette, işiten her
kimsenin bu duayı öğrenmesi gerekir”
100.
2.2.2019
100
Abdullah İbni Abbasradıyallahu anhümâ’dan
nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Bir gün Hz.
Peygamber’in terkisinde bulunuyordum. Bana:
‘Ey çocuk! Allâh’ın (cc) kendisi ile faydalanmanı
sağlayacağı bazı sözleri sana öğreteyim! Allah’ın
dinini koru ki, Allah (cc) da seni korusun. Allâh’ın
hakkını koru ki Allâh’ı sana yardım eder bulasın.
Sen bolluk ve refah zamanında Allah’ı hatırlar ve
anarsan, Allah da sıkıntın anında seni hatırlar ve
yardım eder. İstediğini Allah’tan iste, yardımı da
Allâh’tan bekle.
101.
2.2.2019
101
Bütün varlıklar sanafaydalı olmak için bir araya
gelse ve Allah’ın senin hakkında takdir etmediği
bir faydayı gerçekleştirmeye çalışsalar
başaramazlar. Bütün varlıklar sana zarar vermek
için bir araya gelse ve Allah’ın senin hakkında
takdir etmediği bir zararı gerçekleştirmeye
çalışsalar buna da güçleri yetmez. Bil ki, sana hoş
görünmeyen bir şeye sabretmende çokça hayırlar
vardır. Yardım mutlaka sabırladır. Kurtuluş da
sıkıntı iledir. Muhakkak ki her zorlukla beraber bir
kolaylık vardır.” (Tirmizî, kıyâmet 59)
102.
2.2.2019
102
Sıkıntıyı giderme ileilgili
hatırda kalacaklar:
1. Sıkıntılardan en büyük kurtarıcı Allâh (c.c)’tır.
Allâh hem bu dünyada hem de ahirette insanların
sıkıntılarını hafifletecektir.
2. Nebi (s.a.s) ashabına ve dolayısı ile bütün
Müslümanlara sıkıntı duydukları anda nasıl dua
etmeleri gerektiğin anlatmıştır.
3. Başkalarındaki sıkıntıları giderme, kıyamet ve
onun korkutucu hallerinden kurtuluşa bir
vesiledir.