1
2.2.2019
GÜLÇÜR
2
2.2.2019
3
2.2.2019
«Emanet» kelimesi lügatte «ihanet» kelimesinin
zıddı olarak, bir şeye ya da kimseye karşı kalp
sükûnu duymak, huzur hissetmek, korkmamak,
duyduklarını tasdik etmek, yalanlamamak,
istikamet üzere bulunmak ve birisine koruması
için verilen eşya vb. manalara gelmektedir. Bu
kelimenin «tevhid, adalet, akıl, insanın hakkı
olmayan şeylere elini uzatmasına engel olan
nefsinde yerleşik ahlâkî durum, Allâh’a itaat ve
Allâh’ın insana farz kılmış olduğu topyekün
yükümlülüklere» verilen bir ad olduğunu söyleyen
büyük yorumcular da olmuştur.
4
2.2.2019
Emanet, peygamberlerin (ase) en temel vasıf ve
ahlâklarından birisidir. Efendimiz (sas), bisetten
önce ve sonra, «emin» vasfı ile zirvedeki şeref-i
nevi insan ve ferid-i kevn ü zamandır. Bu
durumda, kapsamı oldukça geniş emanet
kelimesinin bazı yönlerine kısaca işaret etmek
gerekirse; din, ırz, nefis, ruh, beden, ilim,
şahitlik, hüküm, söz, sır, elçilik, işitme, görme
vb. zahiri ve batınî duyuların hemen hepsinin bu
kapsam içerisinde değerlendirildiği görülür.
Bütün bunlarla beraber, emanet kelimesine
uygun daha geniş izahlar da yapılabilir.
5
2.2.2019
Kur’ân-ı Kerîm’de “emanet” kelimesi müfessirîn-i
izâmın belirleyebildiği kadarı ile en az üç tevcih
ile kullanılmıştır:
1. Allâh’ın insanları yapmaları hususunda
sorumlu tuttuğu farzlar manasında:
‫و‬ُ‫ن‬‫و‬ُ‫خ‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬ُ‫خ‬َ‫ت‬ َ‫و‬ َ‫ل‬‫و‬ُ‫س‬َّ‫الر‬ َ‫و‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ‫ا‬‫وا‬ُ‫ن‬‫و‬
َ‫ون‬ُ‫م‬َ‫ل‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ِ‫ت‬‫َا‬‫ن‬‫ا‬َ‫م‬َ‫ا‬
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne hıyanet
etmeyin, yapmanız gereken farzlara bile bile
hıyanet etmeyin!” (Enfâl sûresi, 8/27)
2.2.2019
6
‫ال‬ ‫ى‬َ‫ل‬َ‫ع‬ َ‫ة‬َ‫ن‬‫ا‬َ‫م‬َ ْ‫اَل‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ض‬َ‫ر‬َ‫ع‬ ‫ا‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬
ِ‫م‬ْ‫ح‬َ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫ْن‬‫ي‬َ‫ب‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ‫ل‬‫ا‬َ‫ب‬ ِ‫ج‬ْ‫ال‬ َ‫و‬َ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ن‬ْ‫ق‬َ‫ف‬ْ‫ش‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ن‬ْ‫ل‬‫ا‬
َ‫ان‬َ‫ك‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ُ‫ان‬َ‫س‬ْ‫ن‬ِ ْ‫اَل‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ل‬َ‫م‬َ‫ح‬ َ‫و‬ً‫وَل‬ُ‫ه‬َ‫ج‬ ‫ا‬ً‫م‬‫و‬ُ‫ل‬َ‫ظ‬
“Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif
ettik de onlar bunu yüklenmekten
kaçındılar. Zira sorumluluğundan korktular,
ama onu insan yüklendi. İnsan cidden çok
zalim, çok cahildir.” (Ahzâb sûresi, 33/72)
7
2.2.2019
2. Vediaların yani insanlardan emaneten alınanların
yerlerine tekrar verilmesi manasında:
َ ْ‫اَل‬ ‫وا‬ُّ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ت‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ر‬ُ‫م‬ْ‫ا‬َ‫ي‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬ِ‫ا‬ ِ‫ت‬‫َا‬‫ن‬‫ا‬َ‫م‬
“Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri sahiplerine teslim
etmenizi emreder…” (Nisâ sûresi, 4/58)
ْ‫ل‬َ‫ف‬ ‫ا‬ً‫ض‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ض‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ َ‫ن‬ِ‫م‬َ‫ا‬ ْ‫ِن‬‫ا‬َ‫ف‬‫ا‬َ‫م‬َ‫ا‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫اؤ‬ ‫ى‬ِ‫ذ‬َّ‫ال‬ ِ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ي‬ُ‫ه‬َ‫ت‬َ‫ن‬
ُ‫ه‬َّ‫ب‬َ‫ر‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ق‬َّ‫ت‬َ‫ي‬ْ‫ل‬ َ‫و‬
“Kendisine itimat edilen kimse, Rabbi olan Allah’tan
korksun da üzerindeki emaneti ödesin.” (Bakara sûresi,
2/283)
2.2.2019
8
ُ‫ه‬ْ‫ن‬َ‫م‬ْ‫ا‬َ‫ت‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ت‬ِ‫ك‬ْ‫ال‬ ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫و‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ٖ‫ه‬ِ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ي‬ ٍ‫ار‬َ‫ط‬ْ‫ن‬ِ‫ق‬ِ‫ب‬ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫و‬ َ‫ك‬
ٖ‫ه‬ِ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ي‬ َ‫َل‬ ٍ‫َار‬‫ن‬‫ي‬ ٖ‫د‬ِ‫ب‬ ُ‫ه‬ْ‫ن‬َ‫م‬ْ‫ا‬َ‫ت‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ َ‫ت‬ْ‫ُم‬‫د‬ ‫ا‬َ‫م‬ َّ‫َل‬ِ‫ا‬ َ‫ْك‬‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ِ‫ه‬
‫ا‬ً‫م‬ِ‫ئ‬‫ا‬َ‫ق‬
“Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki kendisine
yüklerle altın emanet bıraksan onları sana öder.
Ama öylesi de vardır ki, bir altın bile versen
başında dikilip durmadıkça onu sana geri
vermez.” (Âl-i İmran sûresi, 3/75)
2.2.2019
9
َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬َ‫ك‬ َّ‫َل‬ِ‫ا‬ ِ‫ه‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ ْ‫ل‬َِ َ‫ل‬‫ا‬َ‫ق‬ِ‫م‬ ِ‫ه‬‫ي‬ ٖ‫خ‬َ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ُ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬
“Yâkub dedi ki: ‘Daha önce onun kardeşini size
emanet ettiğim gibi bunu da size inanıp emânet
edeyim, öyle mi?” (Yusuf sûresi, 12/64)
ْ‫م‬ِِِ‫د‬ْ‫ه‬َ‫ع‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ت‬‫َا‬‫ن‬‫ا‬َ‫م‬َ ِ‫َل‬ ْ‫م‬ُِ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫وال‬َ‫ون‬ُ‫ع‬‫ا‬َ‫ر‬
“O müminler üzerlerindeki emanetleri gözetirler”
(Müminun sûresi, 23/8)
10
2.2.2019
Huzeyfetü’bnü’l-Yeman naklediyor: “Hz.
Peygamber (sas), bize iki hadis irad buyurmuştu.
Ben bunlardan birini gördüm, diğerini de
bekliyorum. Buyurmuştu ki: ‘Emanet (din, adalet
duyguları) insanların kalplerinin derinliklerine
(yaratılışlarında, fıtri meyiller olarak) konmuştur.
Sonradan Kur’an-ı Kerim indi, (İnsanlar kalplerine
konmuş olan bu fitri temayüllerin) Kur’an ve
hadiste te’yidini buldular.’ Resulullah (sas) bize bu
emanetin kalplerden kalkmasından da bahsetti ve
buyurdu ki:
11
2.2.2019
‘Kişi uykudaymış gibi farkında olmadan kalbinden
emanet alınır. Geride, benek izi gibi bir iz kalır.
Sonra ikinci sefer, yine uykudaymışçasına, kişi
farkında olmadan kalbindeki emanet
duygusundan bir miktar daha alınır. Bunun da,
kalpte bir kabarcık izi gibi bir izi kalır, yani şöyle
ki, ayağın üzerinden bir kor parçasını
yuvarlayacak olsan değdiği yerleri kabarmış
görürsün. Ne var ki, içinde işe yarar bir şey
yoktur.’ Sonra Hz. Peygamber (sas) bir çakıl
tanesi aldı, onu ayağının üzerinde yuvarladı. (Ve
sözüne devam etti:)
12
2.2.2019
‘(Emanet bu şekilde peyder pey azalmaya devam
eder, o hale gelinir ki artık) alış verişe giden
insanlarda emanet (itimad, güven, doğruluk)
tamamen kaybolur. Hatta dürüstler ‘Falanca
kabilede dürüst insanlar varmış’ diye parmakla
gösterilirler. Bazen de, kalbinde zerre miktar iman
olmayan bir kimsenin ‘ne civanmert, ne kibar, ne
akıllı kişi’ diye övüldüğü olur.’ (Huzeyfe devam
etti:)
13
2.2.2019
‘Ben öyle günler gördüm ki, hanginizle alış veriş
yaptığıma aldırmazdım. Muhatabım Müslüman
idiyse, bana karşı hile yapmasına dindarlığı mani
olurdu. Muhatabım Yahudi veya Hıristiyan idiyse,
onu da, amiri(nden validen gelen korku ve
disiplin) bana hile yapmaktan alıkoyardı. Fakat
bugün sizden sadece falanca falanca ile (gönül
huzuruyla) alış veriş yapabilirim.’ (Buhari, rikak
35, fiten 13)
14
2.2.2019
Ebu Hüreyre’nin rivayetine göre Resulullah (sas)
buyurdu ki: "Emanet kaybedilince kıyameti
bekleyin." "Emanet nasıl kaybolur?" diye
sordular. "İşler ehil olmayanlara teslim edilince"
diye cevapladı.(Buhari, rikak 35, ilim 2)
Yine Ebu Hüreyre Hz. Peygamber (sas)’in şu
sözünü rivayet etmiştir: "Sana emanet bırakanın
emanetini geri ver. Sana ihanet edene sen de
ihanet etme.« (Ebu Davud, büyu 81)
15
2.2.2019
Ebu Musa’nın rivayetine göre Hz. Peygamber
(sas) şöyle buyurmuştur: "Emin bir Müslüman
mal muhafızı olsa ve vazifesini dürüstlükle
yapsa, şöyle ki, kendisine (sadaka vs.
nevinden) emanet edileni gönül hoşluğuyla
eksiksiz ve tam olarak yerine verse, sadakayı
veren iki kişiden biri olur.« (Buhari, zekât 25,
vekâlet 16, icare 1)
16
2.2.2019
Ebu Hureyre’nin rivayetine göre Resulullah (sas),
yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek:
"(Ey Allah’ın Resulü!) Kıyamet ne zaman kopacak?"
dedi. Aleyhissalatu vesselam konuşmasına devam
etti, sözlerini bitirdiği vakit: "Sual sahibi nerede?"
buyurdular: Adam: "İşte buradayım ey Allah’ın
Resulü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Emanet
zayi edildiği vakit kıyameti bekleyin!" buyurdular.
Adam: "Emanet nasıl zayi edilir?" diye sordu.
Efendimiz: "İş, ehil olmayana tevdi edildi mi
kıyameti bekleyin." buyurdular. (Buhari, ilim 2,
rikak 35)
17
2.2.2019
Hz. Ali (r.a)’nin rivayetine göre Resulullah (sas) (bir
gün): "Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca
ona büyük belanın gelmesi vacip olur"
buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah’ın Resulü!
Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalatu
vesselam saydı:
1- Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya
uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler
arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse.
2- Emanetleri alan sorumlu yetkililer ve
memurların, söz konusu malı yağmalayıp kendi
nefislerine helal bir ganimet kıldıkları zaman.
18
2.2.2019
3- Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya
ve) ceza telakki ettikleri zaman.
4- Kişi annesinin hukukunu önemsemekten daha
fazla eşinin hukukunu önemsediği;
5- Babasından uzaklaşıp kendi ahbaplarına
yaklaştığı;
6- Mescidlerde (rıza-yı ilahi gözetmeyen alış-
veriş, eğlence ve siyasete vs. müteallik) sesler
yükseldiği;
7- Kavme, onların en alçağı (erzeli) reis olduğu;
19
2.2.2019
8- (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve
zulümle insanları sindiren zorba kimselere) zararı
dokunmasın diye hürmet edildiği;
9- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından)
giyildiği;
10- Şarkıcılar ve çalgı aletleri edinildiği;
11- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden
gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle)
hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, yere batışı
veya suret değiştirmeyi veya gökten taş yağmasını
bekleyin.« (Tirmizi, fiten 39)
20
2.2.2019
• İman’ın kemâli ve İslâm’ın güzelliği emânet
ahlâkı ile daha bâriz hale gelir.
• Dinin mihveri ve Rabbülâlemîn’in insanı sınama
vesilelerinden birisidir.
• Emanet; dini, malı, bedeni, ruhu, aklı, maarifi,
adaleti, hukuku vb. korumada en önemli
dinamiklerden birisidir.
• Allâh’ın (cc) mümin kullarını vasıflandırırken en
temel ahlâki özellik olarak nazarlarımıza verdiği
“emanet” sıfatıdır.
• Kendisinde emanet duygusunun yaygın olduğu
bir toplumda hayır ve bereket yaygın hale gelir.
21
2.2.2019
Teemmül kelimesi sebat etme, bekleme anlamına
geldiği gibi ibret ve ders alma maksadı ile içinde
yaşadığı dünyayı iyice ve etraflıca tetkik etme ve
düşünme manalarına da gelmektedir. Teemmül,
bir anlamda düşünce gücünün harekete
geçirilmesidir. “Kur’ân-ı Kerîm üzerinde teemmül
etmek” dediğimiz zaman; anlamaksızın ve
düşünmeksizin değil, insan kalbinin onun
ayetlerinin anlamları üzerinde derinlemesine
düşünmesi, ayet-i kerîmeleri düşünme ve anlama
gayretleri neticesinde de fikir atlasında
kanaviçeler örmesini kastetmekteyiz.
22
2.2.2019
Tefekkür, teemmül ve tedebbür kelimeleri ilk
anda eş anlamlı kelimeler gibi görünse de daha
yakından bakıldığında bu kelimeler arasında ince
anlam farklılıkları olduğu anlaşılır.
Tefekkür kelimesi kalbin herhangi bir şeyde
tereddüdü ve aklın kullanılarak kalpte bir suretin
oluşturulması, istenilenin elde edilebilmesi için
kalbin eşyaya ve delillere ait anlamlarda bir
tasarrufu manasına gelmektedir. Ayrıca tefekkürde,
zihni bakışın devamlılığı ya da şu anı geçip gelecek
zamanda devam etmesi de gerekmemektedir.
23
2.2.2019
Tedebbür ise işin sonunun hesap edilmesi anlamına
gelmektedir. Bu açıdan tedebbürde zihnin hazır zamandan
gelecek zamana gidişi ve kalbin ya da aklın işlerin sonu ile
ilgili bir tasarrufu söz konusudur. Tedebbürde de tefekkürde
olduğu gibi zihni ya da aklî bakışın devamlılığı şart değildir.
Teemmül kelimesi ise beklemek, sebat etmek manalarına
gelmekte ve teemmülde öğrenme, anlama ve ders alma
amaçlı bildiğimiz göz ile bakışın devamlılığı şarttır. Bu açıdan
tek bir bakış ya da düşünüş teemmül olarak
isimlendirilmemektedir. Görüldüğü üzere tefekkür ve
tedebbür aklî ya da kalbî ameliyeler iken, teemmül ise daha
çok fizik âlemi sürekli bir şekilde temaşa eden bakış ile ilgili
bir kelimedir
24
2.2.2019
Teemmül kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de sarih bir şekilde yer
almaz. Ancak pek çok âyet-i kerîme Allâh’ın yarattıklarına,
geçmiş toplulukların hayatlarından ibret almaya bizleri
davet eder. Gözleri ile görmelerine, hemen önlerinde
cereyan etmesine rağmen, inançsızların teemmülsüzlükle
nasıl inkâr derelerine yuvarlandıkları, şimdiki zamanı ve
devamlılığı ifade eden “bakmıyorlar mı, görmüyorlar mı?”
şeklindeki soru edatları ile onlarca âyet-i kerîmede dile
getirilir. Kur’ân-ı Kerîm’in çağrısını yaptığı derinlemesine
ve analitik düşünce yani teemmül, bu çağrıya icabet eden
inananların durumları ve karşıtlığa kendini salmış
inançsızların da teemmülsüzlükle gaflet uykularına devam
edişleri belirgin çizgiler itibarı ile sunulmaya çalışılırsa
karşımıza şöyle bir tablo meydana çıkar.
25
2.2.2019
En ince teferruatına kadar hayır ve şerre götüren yollar,
sebepler ve neticelerin tarifi. İnsana faydalı ve onu
mutluluğa götürecek bilgilerin anahtarları. İmanın insan
kalbinde sarsılmaya yer bırakmayacak bir tarzda
yerleştirilmesi ve temellerinin yükseltilmesi. Dünya ve
âhiretin tavsifi. Cennet ve Cehenneme ait tasvirler.
Allâh’ın zâtı, esmâ-i hüsnâsı, sıfât-ı ulyâsı, fiilleri,
sevdikleri, sevmedikleri, öfkelendikleri, adalet ve fazlının
ifham edilmesi. İnsanın nefis mertebelerine, güzel ve
çirkin sıfatlarına, amelleri yücelten ya da tam tersine yok
edip yıkan hususlara, mutluluk ve mutsuzluk ehlinin
derecelerine, âhiret hayatı ve hallerine temas edilmesi.
26
2.2.2019
Kendisine dua edilecek Rabb’e, O’na nasıl ulaşılacağına,
O’na kavuşulduğunda itaatkâr kullarına yapacağı
ikramlara, bunun karşılığında da şeytanın yaptığı çağrıya,
şeytana uyma tehlikelerine, şeytana uyanların nasıl bir
ihanet ve azap ile karşılaşacaklarına yapılan tembihler.
İnsanın yaratılışına ve yaratılıştaki eşsiz ahengine ait
çizgiler. Ölümünden sonra yeryüzünün mucizevî bir
şekilde diriltilmesine, geçmiş topluluklar ve yaptıkları
hatalar neticesinde ibretlik yok edilişlerine yapılan
temaslar. Öldükten sonra dirilişin ve hesabın varlığına ait
şüphe götürmeyen deliller. Bir kısım insanların bakma,
görme, anlama ve duyma kabiliyetlerini âtıl, işe yaramaz
bırakmaları.
27
2.2.2019
Bütün bu açılardan hareketle Kur’ân-ı Kerîm’i
daha genel ve özet bir anlamda sunmaya
çalışırsak en başta tevhid ve delillerinin
anlatıldığını görürüz. Daha sonra da
peygamberlere iman, peygamberlerdeki (a.s.e)
doğruluk ve peygamberliklerinin isbatının
yapıldığını müşahade ederiz. Ardından meleklere
iman, meleklerin Allâh’ın emri ve izni ile hareket
eden varlıklar olduğu gerçeği ile yüz yüze geliriz.
İnsan nevinin anne rahminden itibaren âhirette
Rabb’inin huzurunda olacağı ana kadar olan
yolculuğu gözler önüne serilir.
28
2.2.2019
Âhiret gününe iman, âhirette Allâh’ın itaatkâr
kullarına mükâfat, isyan edenlere de ceza vereceği
gerçeği bütün haşmeti ile karşımızda yer alır. Kader;
helal-haram, emir-tavsiye, ibret-nasihat, kıssalar-
hikmetler; usul ve prensipler etrafında örgülenmiş
yüksek bir beyan âbidesi ile muvacehe halinde
olduğumuz rahatlıkla görülür.
İşte insan bütün bu uhrevî tablolar karşısında sanki
âhireti yaşıyormuş gibi olur. Bu tablolar sayesinde
doğruyu eğriden ayıracak bir ışığa ulaşır. Kendisine
sonsuz mutluluğu sağlayacak ve faydalı ilimleri elde
edebileceği hazinelerin anahtarlarına mâlik olur.
29
2.2.2019
Allâh’ın azabından çekinir, O’nun nimetlerini umar.
Hesabı çetin bir günün dehşetinde yegâne sığınağın
Allâh’ın rahmeti olduğunu anlar. Çok çeşitli,
karmaşık ve karanlıklı teori ve hipotezlerden
bunalan insan ruhu Allâh’ın izni ile anlaşılır, kolay,
aydınlık ve ferah bir iklime kavuşur. Helal ve
haramın sınırlarını bilir. Hakk’a bağlanır, vefalı olur,
kalbinin bidatlere ve sapıklığa kayması
tehlikesinden uzaklaşır. Kendisine zor gelebilecek
hususlarda dahi Allâh’ın yardımını hissederek
kolaylıklara ve ruhî bir şifaya kavuşur. Allâh’a
güvenir, O’na dayanır.
30
2.2.2019
Teemmül kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de sarih olarak
geçmez. Ancak Allâh’ın (cc) yaratmış olduğu
varlıklar ve bu varlıkların yaratılışındaki inceliklerin
görülmeye çalışılması emri pek çok âyet-i kerîmede
yer almaktadır. Yine bir kısım âyet-i kerîmeler
özellikle de müşriklerin gözlerinin önünde cereyan
eden incelikleri anlamaya çalışmamalarını, görme
ve bakıştaki devamlılığı ifade eden “Görmüyor
musunuz? Bakmıyor musunuz?” soruları ile
yermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in insanları manen
teemmüle çağırdığı hususlar genel hatları ve
bilebildiğimiz kadarı ile şu şekilde ifade edilebilir:
31
2.2.2019
1. Yerin ve göklerin yaratılışındaki
hikmetleri teemmül etmek:
ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ِ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ِ‫ل‬ْ‫ي‬َّ‫ال‬ ِ‫ف‬ َ‫َل‬ِ‫ت‬ْ‫اخ‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬
ٖ‫ر‬ْ‫ج‬َ‫ت‬ ‫ى‬ٖ‫ت‬َّ‫ال‬ ِ‫ك‬ْ‫ل‬ُ‫ف‬ْ‫ال‬ َ‫و‬ ِ‫ار‬َ‫ه‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬َ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ي‬ ‫ا‬َ‫م‬ِ‫ب‬ ِ‫ر‬ْ‫ح‬َ‫ب‬ْ‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫ى‬ُ‫ع‬
َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ل‬َ‫ز‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ َ‫اس‬َّ‫ن‬‫ال‬ِ‫ب‬ ‫ا‬َ‫ي‬ْ‫ح‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ٍ‫اء‬َ‫م‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ِ‫اء‬َ‫م‬ِ‫ه‬
ٖ‫ف‬ َّ‫ث‬َ‫ب‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ت‬ ْ‫و‬َ‫م‬ َ‫د‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ٍ‫ة‬َّ‫ب‬‫ا‬َ‫د‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬َ‫ه‬‫ي‬
‫ا‬ ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ح‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫و‬ ِ‫ح‬َ‫ا‬‫ي‬ ِ‫الر‬ ِ‫يف‬ ٖ‫ر‬ْ‫ص‬َ‫ت‬ َ‫و‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ْن‬‫ي‬َ‫ب‬ ِ‫ر‬َّ‫خ‬َ‫س‬ُ‫م‬ْ‫ل‬ِ‫اء‬َ‫م‬
ُ‫ل‬ِ‫ق‬ْ‫ع‬َ‫ي‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ِ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬َ‫ون‬
2.2.2019
32
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile
gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara
fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin
süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle
ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda,
yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda,
rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında,
gökle yer arasında emre hazır bulutların
duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler
için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller
vardır.” (Bakara Suresi, 2/164)
33
2.2.2019
Müşrikler Hz. Mûsa ve Hz. Îsâ (a.s.)’a verilen
mûcizeleri öğrenip o kabilden olarak Safa tepesinin
altın olmasını mûcize olarak istediler. Allah Teâla:
“İstersen yaparım, fakat iman etmezlerse, hiç
görülmedik şekilde azap gönderirim” deyince
Efendimiz: “O halde benimle halkımı baş başa
bırak, onları yavaş yavaş dine dâvet edeyim”
demesi üzerine bu âyet indirildi. Demek ki bu
âyette bildirilen gerçekler Safa tepesinin altın
olması gibi harikalardan daha önemlidir. Bu,
Kur’ânın din konusunda insan fikrini ne güzel
eğittiğini göstermeye kâfidir.
2.2.2019
34
ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ِ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ِ‫ل‬ْ‫ي‬َّ‫ال‬ ِ‫ف‬ َ‫َل‬ِ‫ت‬ْ‫اخ‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬
َ‫ب‬ْ‫ل‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ل‬‫و‬ُ ِ‫َل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ ِ‫ار‬َ‫ه‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ِ‫ب‬‫ا‬
“Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında,
gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde
düşünen insanlar için elbette birçok dersler
vardır.” (Al-i İmran Suresi, 3/190)
2.2.2019
35
َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫ا‬َ‫ذ‬‫ا‬َ‫م‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬‫ا‬ ِ‫ل‬ُ‫ق‬‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬
َ‫ق‬ ْ‫ن‬َ‫ع‬ ُ‫ر‬ُ‫ذ‬ُّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ ُ‫ات‬َ‫ي‬ٰ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ن‬ْ‫غ‬ُ‫ت‬َ‫ون‬ُ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫ي‬ َ‫َل‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬
“De ki: ‘Göklerde ve yerde neler ve neler var,
bir baksanıza!’ Fakat bunca işaretler ve
uyarılar iman etmeyecek kimselere ne fayda
verir ki?” (Yunus Suresi, 10/101)
36
2.2.2019
“Görüp düşünmüyorlar mı ki gökleri ve yeri yaratan
Allah, kendilerinin benzerini yaratmaya elbette
kadirdir? O, kendileri için asla, şüphe götürmeyecek
bir vâde belirlemiştir. Ama zalimlerin işleri güçleri
inkârdan ibaret!” (İsra Suresi, 17/99)
َ‫خ‬ ‫ى‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ا‬ ْ‫و‬َ‫ر‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ق‬َ‫ل‬َ‫ض‬ ْ‫ر‬
ُ‫ه‬َ‫ل‬ْ‫ث‬ِ‫م‬ َ‫ق‬ُ‫ل‬ْ‫خ‬َ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ٌ‫ر‬ِ‫د‬‫ا‬َ‫ق‬َ‫َل‬ ً‫َل‬َ‫ج‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ل‬َ‫ع‬َ‫ج‬ َ‫و‬ ْ‫م‬
ِ‫ا‬ َ‫ون‬ُ‫م‬ِ‫ل‬‫ا‬َّ‫الظ‬ ‫ى‬َ‫ب‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ف‬ َ‫ْب‬‫ي‬َ‫ر‬‫ا‬ً‫ور‬ُ‫ف‬ُ‫ك‬ َّ‫َل‬
2.2.2019
37
ٍ‫د‬َ‫م‬َ‫ع‬ ِ‫ْر‬‫ي‬َ‫غ‬ِ‫ب‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ق‬َ‫ل‬َ‫خ‬ِ‫ف‬ ‫ى‬ٰ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ن‬ ْ‫و‬َ‫ر‬َ‫ت‬‫ى‬
ُ‫ك‬ِ‫ب‬ َ‫د‬‫ي‬ ٖ‫م‬َ‫ت‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫ى‬ِ‫س‬‫ا‬ َ‫و‬َ‫ر‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬َ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ف‬ َّ‫ث‬َ‫ب‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ل‬ُ‫ك‬
ِ‫اء‬َ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ل‬َ‫ز‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ٍ‫ة‬َّ‫ب‬‫ا‬َ‫د‬َ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ت‬َ‫ب‬ْ‫ن‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ً‫ء‬‫ا‬َ‫م‬ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬
ٍ‫يم‬ ٖ‫ر‬َ‫ك‬ ٍ‫ج‬ ْ‫و‬َ‫ز‬
َ‫خ‬ ‫ا‬َ‫ذ‬‫ا‬َ‫م‬ ‫ى‬ٖ‫ون‬ُ‫ر‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ُ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِٰ‫ُو‬‫د‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ َ‫ق‬َ‫ل‬ٖ‫ه‬ِ‫ن‬
ٖ‫ب‬ُ‫م‬ ٍ‫ل‬ َ‫َل‬َ‫ض‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫ون‬ُ‫م‬ِ‫ل‬‫ا‬َّ‫الظ‬ ِ‫ل‬َ‫ب‬ٍ‫ين‬
38
2.2.2019
• “O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı.
Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar,
yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü
canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik
de orada her güzel çifti yetiştirdik. (Diğer
muhtemel mâna: “O, gökleri, görebileceğiniz
direkler olmaksızın yarattı.”) İşte bunlar
Allah’ın yarattıklarıdır. Peki, gösterin bakalım
O’ndan başkası ne yaratmış! Doğrusu, o
zalimler besbelli bir sapıklık içindedirler.”
(Lokman Suresi, 31/10–11)
39
2.2.2019
2. Geçmiş toplulukların akıbetlerini
/sonlarını teemmül etmek:
َّ‫َل‬ِ‫ا‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ل‬َ‫س‬ ْ‫ر‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ْ‫م‬ِ‫ه‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ ٖ‫وح‬ُ‫ن‬ ً‫اَل‬َ‫ج‬ ِ‫ر‬ْ‫ن‬ِ‫م‬
ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ ‫ى‬ ٰ‫ر‬ُ‫ق‬ْ‫ال‬ ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬‫وا‬
ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ُ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ٰ ْ‫اَل‬ ُ‫ار‬َ‫د‬َ‫ل‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ِ‫ة‬َ‫ر‬ ِ‫خ‬
َ‫ت‬ َ‫َل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ ‫ا‬ ْ‫و‬َ‫ق‬َّ‫ت‬‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ل‬ِ‫ل‬ ٌ‫ْر‬‫ي‬َ‫خ‬َ‫ون‬ُ‫ل‬ِ‫ق‬ْ‫ع‬
2.2.2019
40
“Senden önce gönderdiğimiz peygamberler
de başka değil, ancak şehirlerde
oturanlardan vahye mazhar ettiğimiz bir
takım erkeklerdi. Onlar dünyayı hiç
gezmediler mi ki kendilerinden önce
yaşayanların âkıbetlerinin nasıl olduğunu
görüp anlasınlar? Âhiret diyarı elbette Allah’a
saygı duyup haramlardan sakınanlar için
daha iyidir. Siz ey müşrikler, hâlâ aklınızı
kullanmayacak mısınız?” (Yusuf Suresi,
12/109)
2.2.2019
41
“Bugün meskenlerinde dolaştıkları, daha
önce yaşamış bunca nesilleri helâk
edişimiz, onları yola getirmedi mi? Elbette
bunda akıllı kimseler için alınacak dersler
vardır.” (Taha Suresi, 20/128)
ْ‫ك‬َ‫ل‬َِْ‫ا‬ ْ‫م‬َ‫ك‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ ِ‫د‬ْ‫ه‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ُ‫ق‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ‫َا‬‫ن‬ِ‫ون‬ُ‫ر‬
َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ن‬ِ‫ك‬‫ا‬َ‫س‬َ‫م‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫ون‬ُ‫ش‬ْ‫م‬َ‫ي‬ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬
‫ى‬ ٰ‫ه‬ُّ‫ن‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ل‬‫و‬ُ ِ‫َل‬
2.2.2019
42
َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬
َ‫ك‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ُ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َّ‫د‬َ‫ش‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬
َ‫ث‬ْ‫ك‬َ‫ا‬ ‫ا‬َِ‫و‬ُ‫ر‬َ‫م‬َ‫ع‬ َ‫و‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫وا‬ُ‫ار‬َ‫ث‬َ‫ا‬ َ‫و‬‫ا‬َِ‫و‬ُ‫ر‬َ‫م‬َ‫ع‬ ‫ا‬َّ‫م‬ِ‫م‬ َ‫ر‬
َ‫ن‬ِ‫ي‬َ‫ب‬ْ‫ال‬ِ‫ب‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ُ‫ل‬ُ‫س‬ُ‫ر‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ت‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫ج‬ َ‫و‬ْ‫ظ‬َ‫ي‬ِ‫ل‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬َ‫ف‬ ِ‫ت‬‫ا‬ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫م‬ِ‫ل‬
ُ‫م‬ِ‫ل‬ْ‫ظ‬َ‫ي‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫ك‬ٰ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ون‬
َّ‫م‬ُ‫ث‬َ‫ان‬َ‫ك‬َ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ُ‫ؤ‬‫ا‬َ‫س‬َ‫ا‬‫ا‬‫ى‬ٰ‫وا‬ُّ‫س‬‫ال‬ْ‫ن‬َ‫ا‬‫وا‬ُ‫ب‬َّ‫ذ‬َ‫ك‬
ِ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ِ‫ب‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ َ‫و‬‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ب‬ْ‫س‬َ‫ي‬َ‫ن‬ ُ‫ٶ‬ ِ‫ز‬ْ‫ه‬َ‫ت‬
43
2.2.2019
“Onlar dünyayı hiç dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden
önce yaşayanların akıbetlerinin nasıl olduğuna bakıp
anlasınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. Toprağı
altüst etmiş, sular, maden, ekin gibi nimetlerden
yararlanmış ve şimdikilerin imar edişlerinden daha
fazlasıyla yeryüzünü imar etmişler, resulleri de kendilerine
aşikâr, parlak deliller getirmişlerdi. Ama hakikati
reddettiler ve sonuçta da yok olup gittiler. Allah onlara
asla zulmetmedi, lâkin onlar kendi öz canlarına
zulmettiler. Sonra, o fenalık yapanların akıbetleri, en fena
bir akıbet oldu. Çünkü Allah’ın âyetlerini yalan saydılar.
Bir taraftan da onlarla eğleniyorlardı.” (Rum Suresi, 30/9–
10)
44
2.2.2019
“Dünyada hiç dolaşıp da, kendilerinden önce yaşamış
ümmetlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı?
Onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ve ne de
yerde Allah’ı engelleyecek bir şey yoktur. Çünkü O alîmdir,
kadirdir (her şeyi hakkıyla bilir ve her şeye gücü yeter).”
(Fâtır Suresi, 35/44)
َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬ُ‫ة‬َ‫ب‬
َ‫ش‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َّ‫د‬ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ان‬
َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ٍ‫ء‬ْ‫ی‬َ‫ش‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫ه‬َ‫ز‬ ِ‫ج‬ْ‫ع‬ُ‫ي‬ِ‫ل‬ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ َ‫َل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬
‫ا‬ً‫ير‬ ٖ‫د‬َ‫ق‬ ‫ا‬ً‫م‬‫ي‬ٖ‫ل‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬
2.2.2019
45
“Hiç dünyada dolaşıp da kendilerinden önce gelip geçenlerin
akıbetlerinin nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Onlar gerek
kuvvet, gerekse dünyada bıraktıkları eserler yönünden
kendilerinden daha güçlü idiler. Öyle iken Allah onları günahları
sebebiyle yakalayıp cezalandırdı ve Allah’a karşı kendilerini
koruyan da çıkmadı.” (Mümin Suresi, 40/21)
َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬ُ‫ة‬َ‫ب‬
ُِ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َّ‫د‬َ‫ش‬َ‫ا‬ ْ‫م‬‫ا‬ً‫ار‬َ‫ث‬ٰ‫ا‬ َ‫و‬
ُ‫ن‬ُ‫ذ‬ِ‫ب‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ُ‫م‬َُِ‫ذ‬َ‫خ‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ب‬‫و‬َ‫ن‬
ٍ‫ق‬‫ا‬ َ‫و‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬
2.2.2019
46
َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬َ‫ي‬َ‫ان‬
ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ُ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫و‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ر‬َ‫ث‬ْ‫ك‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬َّ‫د‬َ‫ش‬َ‫ا‬
َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫ا‬ً‫ار‬َ‫ث‬ٰ‫ا‬ َ‫و‬ ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬َ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬َ‫ع‬ ‫ى‬ٰ‫ن‬ْ‫غ‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬‫ا‬
َ‫ون‬ُ‫ب‬ِ‫س‬ْ‫ك‬َ‫ي‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬
47
2.2.2019
“Onlar hiç dünyayı gezip dolaşmadılar mı ki
kendilerinden önceki ümmetlerin akıbetlerinin
nasıl olduğunu görüp ders alsınlar? Oysa onlar,
kendilerinden gerek kuvvet, gerek ülkede
bıraktıkları eserler bakımından daha ileri idiler.
Ama onların elde ettikleri bu özellikler
kendilerine fayda vermedi. Feci akıbetlerini
önleyemedi.” (Mümin Suresi, 40/82)
48
2.2.2019
3. Allâh’ın nimetleri ve yaratmasındaki
incelikleri teemmül etmek:
“Görmez misiniz ki gemiler Allah’ın lütfü ile
denizde yüzüyor. Bu, Allah’ın varlığının ve
kudretinin bazı delillerini göstermek içindir.
Elbette bunda pek sabırlı, çok şükürlü olanlar
için ibretler vardır.” (Lokman Suresi, 31/31)
‫ى‬ ٖ‫ر‬ْ‫ج‬َ‫ت‬ َ‫ك‬ْ‫ل‬ُ‫ف‬ْ‫ال‬ َّ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫ر‬َ‫ت‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ا‬ِ‫ت‬َ‫م‬ْ‫ع‬ِ‫ن‬ِ‫ب‬ ِ‫ر‬ْ‫ح‬َ‫ب‬ْ‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬
ٖ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ٖ‫ه‬ِ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ي‬ ِ‫ر‬ُ‫ي‬ِ‫ل‬ِ‫ل‬ُ‫ك‬ِ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬ ‫ى‬ٍ‫ار‬َّ‫ب‬َ‫ص‬
ٍ‫ور‬ُ‫ك‬َ‫ش‬
2.2.2019
49
ٰ َ‫َل‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬َ‫ين‬ٖ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬
َ‫د‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ُّ‫ث‬ُ‫ب‬َ‫ي‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ِ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫و‬ِ‫ق‬‫و‬ُ‫ي‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ِ‫ل‬ ٌ‫ات‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ٍ‫ة‬َّ‫ب‬‫ا‬َ‫ون‬ُ‫ن‬
‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ِ‫ار‬َ‫ه‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ ِ‫ل‬ْ‫ي‬َّ‫ال‬ ِ‫ف‬ َ‫َل‬ِ‫ت‬ْ‫اخ‬ َ‫و‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ل‬َ‫ز‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ِ‫اء‬َ‫م‬
َ‫ب‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ِ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫ا‬َ‫ي‬ْ‫ح‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ٍ‫ق‬ ْ‫ز‬ ِ‫ر‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ٖ‫ر‬ْ‫ص‬َ‫ت‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ت‬ ْ‫و‬َ‫م‬ َ‫د‬ْ‫ع‬ِ‫يف‬
َ‫ون‬ُ‫ل‬ِ‫ق‬ْ‫ع‬َ‫ي‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ِ‫ل‬ ٌ‫ات‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ِ‫اح‬َ‫ي‬ ِ‫الر‬
2.2.2019
50
“Şüphesiz göklerde ve yerde müminler için Allah’ın
kudret ve hikmetine dair çok deliller vardır. Siz
insanların yaratılışınızda ve Allah’ın dünyanın her
tarafında yaydığı canlılarda, kesin bilgiye ulaşıp
gerçekleri tasdik edecek kimseler için deliller
vardır. Gece ve gündüzün peş peşe gelip
müddetlerinin uzayıp kısalmasında, Allah’ın gökten
bir rızık, yani yağmur indirip onunla ölümünden
sonra yeryüzünü diriltmesinde, rüzgârları evirip
çevirmesinde, akıllarını kullanıp düşünecek
kimseler için Allah’ın kudretine ve hikmetine dair
birçok deliller vardır.” (Câsiye Suresi, 45/3–5)
51
2.2.2019
Rüzgârlar gâh sıcak, gâh soğuk, gâh hızlı, gâh
durgun, bazen kuru, bazen nemli olurlar. Bazen
yağmur getirirken, bazen bulut götürürler.
Bunlar elbette tesadüfî olmayıp, hikmet sahibi
Allah’ın kanununa bağlıdır. Elbette mevsimlerin
değişmesi, yeryüzünde yağmur dağılımı, su
deveranı; güneşin, arzın, rüzgârların, suyun,
bitkilerin, hayvanların yönetiminin birbirinden
bağımsız düşünülmesinin imkânsız olduğunu
ortaya koymaktadır.
2.2.2019
52
“Hiç üzerlerindeki göğe bakmazlar mı? Bakıp
da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi,
onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik
olmadığını düşünmezler mi?” (Kaf Suresi,
50/6)
ِ‫اء‬َ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ْ‫ي‬َ‫ن‬َ‫ب‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ق‬ ْ‫و‬َ‫ف‬‫ا‬َِ‫َا‬‫ن‬
ٍ‫وج‬ُ‫ر‬ُ‫ف‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ل‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ‫ا‬َِ‫ا‬َّ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ز‬ َ‫و‬
53
2.2.2019
Gökyüzü âlemi akıllara durgunluk verecek
derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan
yüz binlerce defa daha büyük gezegenler uzayda
top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler.
Güneş sistemi Samanyolu galaksisinin bir
köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa
daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur.
Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin
ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan
sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?
2.2.2019
54
‫ي‬ٖ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ‫ا‬َِ‫َا‬‫ن‬ْ‫د‬َ‫د‬َ‫م‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ٖ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ت‬َ‫ب‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ َ‫ى‬ِ‫س‬‫ا‬ َ‫و‬َ‫ر‬ ‫ا‬َ‫ه‬‫ا‬َ‫ه‬‫ي‬
ٍ‫يج‬ ٖ‫ه‬َ‫ب‬ ٍ‫ج‬ ْ‫و‬َ‫ز‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬
ُ‫م‬ ٍ‫د‬ْ‫ب‬َ‫ع‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ِ‫ل‬ ‫ى‬ ٰ‫ر‬ْ‫ك‬ِ‫ذ‬ َ‫و‬ ً‫ة‬َ‫ر‬ ِ‫ْص‬‫ب‬َ‫ت‬ٍ‫ب‬‫ي‬ٖ‫ن‬
َّ‫ب‬َ‫ح‬ َ‫و‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َّ‫ن‬َ‫ج‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ت‬َ‫ب‬ْ‫ن‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ‫ا‬ً‫ك‬َ‫ار‬َ‫ب‬ُ‫م‬ ً‫ء‬‫ا‬َ‫م‬ ِ‫اء‬َ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ل‬َّ‫َز‬‫ن‬ َ‫و‬
ِ‫د‬‫ي‬ ٖ‫ص‬َ‫ح‬ْ‫ال‬
ٖ‫َض‬‫ن‬ ٌ‫ع‬ْ‫ل‬َ‫ط‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ق‬ِ‫س‬‫ا‬َ‫ب‬ َ‫ل‬ْ‫خ‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ٌ‫د‬‫ي‬
َ‫ب‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ي‬ْ‫ح‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ِ‫د‬‫ا‬َ‫ب‬ِ‫ع‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬ ‫ا‬ً‫ق‬ ْ‫ز‬ ِ‫ر‬ُ‫خ‬ْ‫ال‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬ ‫ا‬ً‫ت‬ْ‫ي‬َ‫م‬ ً‫ة‬َ‫د‬ْ‫ل‬ُ‫ج‬‫و‬ُ‫ر‬
55
2.2.2019
“Yeri de döşedik, oraya dengeyi sağlayacak sağlam
ulu dağlar yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan
her çeşit bitkiden çiftler bitirdik. Bütün bunları,
Allah’a yönelecek her kula Yaradan’ın kudretini
hatırlatması, dersler veren birer basiret nişanesi ve
ibret numunesi olması için yaptık. Gökten bereketli
bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler,
salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları
yetiştirdik. Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek
içindir. Hem o su ile ölü toprağa hayat verdik. İşte
ölmüş insanların mezarlarından çıkışı da böyle
olacaktır.” (Kaf Suresi, 50/7–11)
56
2.2.2019
Abdullah b. Abbas (ra) anlatıyor: “Allah Resûlü (sas)
babama bir deve hediye etmişti. Babam deveyi küçük buldu.
Onu benimle Efendimize geri gönderdi. Bana:
—Oğlum! Bunu Allah Resûlü’ne (sas) götür. Ona: ‘Biz çalışan
kişileriz. Eğer yanında daha büyük bir deve varsa onu bize
göndersin!’ dediğimi söyle, dedi. Deveyi alıp yola koyuldum.
Eve vardığımda Allah Resûlü (sas) o sırada Mescid-i
Nebevî’deydi. Deveyi bağlayıp Mescid’e gittim. Efendimiz
sahabeleri ile oturuyordu. Konuşmaya fırsat olmadan akşam
ezanı okundu. Kalkıp namaz kıldık. Allah Resûlü (sas) akşam
namazından sonra mescitten çıkmayıp yatsıya kadar namaz
kılmaya devam etti. Namazdan sonra sahabelerden ayrılarak
evine yöneldi. Ben de ardından gittim. Ayak sesimi duyunca:
57
2.2.2019
—Kimsin? Diyerek bana döndü.
—Abbas’ın oğluyum.
—Amcamın oğlu? Merhaba Allah Resûlü’nün amcasının
oğlu! Niçin geldin?
—Babam şu sebeple beni buraya gönderdi.
—Bu saatte mi?
—Daha erken geldim, ancak yanınıza gelemedim.
—Getirdiğin deveyi, zekât develerinin bulunduğu yere
bırak.
—Olur, diyerek deveyi emrettiği yere götürdüm.
—Artık geç oldu. Bu gece istersen teyzenin yanında kal,
ne dersin? diye sorunca hiç düşünmeden büyük bir
sevinçle:
58
2.2.2019
—Olur, dedim. Yanından ayrılarak eve gittim. Teyzem
bana akşam yemeği için sofra hazırladı. Yemekten sonra
yatmam için hazırlığa başlayan teyzem, bir örtüyü dörde
katlayıp yere serdi. Yatağım hazırdı. Ancak yastık yoktu.
Teyzeme:
—Başımı sizin yastığınızın bir köşesine koyup yatarım,
dedim. Yatarken dediğim gibi başımı onların yastığına
koydum. Uyumamaya çalışıyor, ‘gece uyumayıp, Allah
Resulü’nün (sas) ne kadar namaz kıldığını saymalıyım’
diye içimden geçiriyordum. Gecenin bir kısmı geçtikten
sonra Allah Resûlü (sas) hücre-i saadetlerine teşrif
buyurdular. O sırada ben uzanmış yatıyordum. Allah
Resûlü (sas) eşine:
59
2.2.2019
—Ey Meymune! Diye seslendi. Teyzem:
—Buyur, dedi. (Oda karanlık olduğu için)
Efendimiz:
—Kız kardeşinin oğlu geldi mi?
—Evet, işte burada!
—Sende yiyecek bir şeyler var mıydı? Ona
yiyebileceği bir şeyler verdin mi?
—Söylediğinizi daha önce yapmıştım.
—Çocuğun yatağını hazırladın mı?
—Evet!
60
2.2.2019
Bundan sonra teyzemin üzerindeki örtünün
ucundan tuttu. Onu üzerine örtüp yanına yattı.
Örtü her ikisinin üzerini de kaplıyordu. Allah
Resûlü (sas) başını yastığa koyduktan bir süre
sonra uyumaya başladı. Uyku sesini duyuyordum.
İçimden ‘Şimdi uyudu. Ama gece namazı kılmadı’
diye geçiriyordum. Gecenin üçte biri geçince Allah
Resûlü (sas) kalkıp misvakını aldı, dişlerini
fırçaladı. Yattığım yerden misvakını dişlerine
sürerken çıkardığı sesi duyuyordum. Bu sırada:
61
2.2.2019
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün
sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere
denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip
kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda, yeryüzünde
hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgârların yönlerini
değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır
bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için
Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.” (Bakara
Suresi, 2/164) ayetini okuyordu. Misvakı bir kenara
koyduktan sonra asılı olan su kırbasına yöneldi. Kırbanın
bağını çözdü. Hemen yerimden kalkıp abdest suyunu
kendim dökmek istedim, ancak yanlış bir şey yapmaktan
da korkarak bu düşüncemden vazgeçtim.
62
2.2.2019
Abdest aldıktan sonra mescide gitti. Dört rekât namaz
kıldı. Her rekâtta 50 ayet uzunluğunda Kur’an okudu.
Rükû ve secdede uzun süre durarak namazını
tamamladı. Namazdan sonra yatağa döndü, yatıp
uyudu. Bir süre sonra uyumaya başladı. Uyku sesini
duyuyordum. Yine içimden; ‘Uyudu. Artık sabaha kadar
kalkıp namaz kılmaz’ diye geçiriyordum. Gece yarısı
olunca yeniden kalktı, önceki gibi dişlerini fırçaladı.
Abdest alarak mescide gitti. Yine aynı uzunlukta dört
rekât namaz kıldı. Namazdan sonra tekrar yatıp uyudu.
Ben yine içimden; ‘Uyudu. Artık sabaha kadar kalkıp
namaz kılmaz’ diye düşündüm.
63
2.2.2019
Gecenin altıda biri ya da daha azı kalmıştı ki
Allah Resûlü (sas) bir daha kalktı. Yine dişlerini
fırçaladı. Abdest alıp mescide gitti. Namaza
başlayınca Fatiha’dan sonra ‘Sebbihisme
rabbike’l a’lâ’ suresini okudu. Rükû ve secdelerini
yaptı. İkinci rekâtta Fatiha’dan sonra ‘Kafirûn
suresi’ni okudu. Rükû ve secdelerden sonra,
üçüncü rekâtta ‘İhlâs suresi’ni okudu, ‘Kunut
duaları’ndan sonra rükû ve secdelerini yaptı.
Namazı bittikten sonra fecir vakti oluncaya kadar
bir miktar oturdu. Fecir doğunca bana seslendi.
64
2.2.2019
—Emrediniz, buyurunuz Yâ Resûlallah! Diyerek
yerimden fırladım.
—Kalk! Vallahi zaten uyumuyordun, buyurdu.
Kalkıp abdest aldım. Arkasında namaza durdum.
Birinci rekâtta Fatiha’dan sonra Kafirûn suresini,
ikinci rekâtta ise İhlâs suresini okudu. Namazdan
sonra Allah’ı övgü ile anmaya başladı. Övgüsünü
şu dua ile tamamladı: ‘Allah’ım! Kalbimde bir nur
kıl! Kulağımda bir nur kıl! Gözümde bir nur kıl!
Sağımda, solumda, ön ve arka tarafımda benim
için bir nur kıl! Nurumu artır, nurumu artır!”
(Müslim, müsâfirîn 191, 199)
65
2.2.2019
1. Kişi, hayrın ve şerrin, iyilik ve kötülüğün, güzellik ve
çirkinliğin hakikatine ancak kuvvetli bir teemmül gücü ile
ulaşabilir.
2. İnsanın takva dairesine girebilmesinde ve nasihatlerin
kendisinde müessir olabilmesinde teemmül ahlâkı en iyi
yardımcılardan birisidir.
3. Zamanın kaliteli kullanılabilmesinde, günlerin faydalı
bir hale getirilebilmesinde teemmül oldukça önemli bir
aklî güç olarak karşımıza çıkar.
4. Teemmül, inançlı bir insanın inancında yakîne
ermesine, avam tabakasından havas tabakasına
geçmesinde güçlü bir saiktır.
66
2.2.2019
Teenni kelimesi lügatte ihtiyatlı, vakur ve akıllıca
davranma, bir işte acele etmeyip enini sonunu düşünerek
hareket etme anlamına gelir.
ْ‫ب‬َ‫ر‬َ‫ض‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ل‬‫ي‬ٖ‫ب‬َ‫س‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬
ُ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ِ‫ل‬ ‫وا‬ُ‫ل‬‫و‬ُ‫ق‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ َ‫و‬‫ا‬ً‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ل‬ َ‫م‬ َ‫َل‬َّ‫س‬‫ال‬
َ‫ي‬ْ‫ن‬ُّ‫د‬‫ال‬ ِ‫ة‬‫و‬ٰ‫ي‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ َ‫ض‬َ‫ر‬َ‫ع‬ َ‫ون‬ُ‫غ‬َ‫ت‬ْ‫ب‬َ‫ت‬ُ‫م‬ِ‫ن‬‫َا‬‫غ‬َ‫م‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬ٌ‫ة‬َ‫ير‬ٖ‫ث‬َ‫ك‬
‫ا‬ َّ‫ن‬َ‫م‬َ‫ف‬ ُ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬ُ‫ك‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ ُ ‫ه‬‫ّٰلل‬َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬
‫ا‬ً‫ير‬ٖ‫َب‬‫خ‬ َ‫ون‬ُ‫ل‬َ‫م‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ِ‫ب‬ َ‫ان‬َ‫ك‬
2.2.2019
67
“Ey iman edenler! Yeryüzünde Allah yolunda
sefere çıktığınız zaman, son derece dikkatli
davranın. Size selam verene, dünya hayatının
geçici ve az bir menfaatini elde etmek için:
“Sen mümin değilsin” demeyin. Unutmayın ki
Allah’ın yanında birçok ganimetler vardır.
Önceden siz de böyle idiniz, Allah size lütfetti
de imanla şereflendiniz. Öyleyse iyi anlayın,
dinleyin çok dikkatli davranın. Muhakkak ki
Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Nisa
Suresi, 4/94)
2.2.2019
68
“Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan
unutma endişesi ile Kur’ân’ı okumada acele
etme ve: ‘Ya Rabbî! Benim ilmimi artır’ de.”
(Taha Suresi, 20/114)
َ‫و‬ ُّ‫ق‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ ُ‫ك‬ِ‫ل‬َ‫م‬ْ‫ال‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ‫ى‬َ‫ل‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫ت‬َ‫ف‬ِ‫ن‬ٰ‫ا‬ ْ‫ر‬ُ‫ق‬ْ‫ال‬ِ‫ب‬ ْ‫ل‬َ‫ج‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ْ‫ن‬ِ‫م‬
ُ‫ي‬ْ‫ح‬ َ‫و‬ َ‫ْك‬‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ ٰ‫ض‬ْ‫ق‬ُ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ِ‫ع‬ ‫ى‬ٖ‫ن‬ْ‫د‬ ِ‫ز‬ ِ‫ب‬َ‫ر‬ ْ‫ل‬ُ‫ق‬ َ‫و‬ ُ‫ه‬‫ا‬ً‫م‬ْ‫ل‬
69
2.2.2019
“Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber
getirecek olursa, onu iyice tahkik edin,
doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek,
birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra
yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât Suresi,
49/6)
ُ‫ك‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫ج‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ا‬َ‫ب‬َ‫ن‬ِ‫ب‬ ٌ‫ق‬ِ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬
ِ‫ب‬ْ‫ص‬ُ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ة‬َ‫ل‬‫ا‬َ‫ه‬َ‫ج‬ِ‫ب‬ ‫ا‬ً‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ ‫وا‬ُ‫ب‬‫ي‬ ٖ‫ص‬ُ‫ت‬َ‫ن‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ل‬َ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫م‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ‫وا‬ُ‫ح‬َ‫ين‬ ٖ‫م‬ِ‫د‬‫ا‬
2.2.2019
70
“Sana vahyedileni unutmamak için
tekrarlarken hemen anında bellemek için dilini
kımıldatma.” (Kıyamet Suresi, 75/16)
ْ‫ع‬َ‫ت‬ِ‫ل‬ َ‫َك‬‫ن‬‫ا‬َ‫س‬ِ‫ل‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ْ‫ك‬ ِ‫ر‬َ‫ح‬ُ‫ت‬ َ‫َل‬ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ َ‫ل‬َ‫ج‬
71
2.2.2019
Hz. Ali (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sas) beni
Yemen’e kadı olarak gönderdi. O sıralarda henüz
yaşım küçüktü, kazayı (hüküm vermeyi) bilmiyordum
(Beni takviye için): ‘(Sen tereddüt etme, git! Bu
vazife için) Allah kalbine hidayet koyacak ve delili de
sabit kılacak. Yanına iki davalı geldiği vakit, birinciyi
dinlediğin gibi, diğerini de bekleyip dinlemeden sakın
hüküm verme. Böyle yapman (daha isabetli) karar
vermen için gereklidir!’ buyurdular. Hz. Ali devamla
der ki: ‘Ondan sonra hep kadılık yaptım. Henüz, bir
kerecik olsun vermiş olduğum hükümlerde tereddüde
düşmedim.” (Ebu Davud, akdiye 6)
72
2.2.2019
“İbnu Abbas’tan rivayet edildiğine göre Resulullah
(sas) buyurdular ki: ‘İtidalli (orta yol üzere) olmak,
teennili davranmak ve hal ve gidişi iyi olmak
peygamberliğin yirmi dört cüzünden bir cüzdür.”
(Muvatta, şi’r 17)
Sa’d İbnu Ebi Vakkas’tan rivayete göre Resulullah
(sas) buyurdular ki: “Teenni, ahiretle ilgili olanlar
dışında her amelde güzeldir.” (Ebu Davud, edeb 11)
İbnu Abbas’tan rivayete göre Resulullah (sas)
Eşeccü Abdi’l-Kays’a: “Muhakkak ki sende Allah ve
Resulü’nün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni.”
demiştir. (Müslim, iman 25)
73
2.2.2019
1. Acele etmeden teenni ile davranan kimse
duasının kabulüne zemin hazırlamış olur.
2. Teenni ve hilim Allâh’ın ve Resulullah’ın sevdiği
iki sıfattır.
3. İnsanlar arasında herhangi bir konuda
hakemlik yapılacağında bu hakemlik teenni ile
davranıldığında başarıya ulaşır.
4. Teenni, övnülecek bir haslet olan sekinenin bir
parçasıdır.
2.2.2019
74
Tebettül kelime anlamı olarak halktan ve dünyadan
ayrılarak, bir diğer manada mâsivadan uzaklaşarak ihlâs
ile Hakka ve ibadete yönelmek gibi esas anlamlarının yanı
sıra, evlenmekten vazgeçip zâhidlik etmeye de bir unvan
sayılmıştır. Erkekten kaçınma sureti ile namusuna özen
gösteren kadınlara da bu anlamda “Betül” denilmiştir. Hz.
Meryem’e ve Efendimiz (sas)’in kızı Fatıma’ya (r.anhâ) da
bu isim bir sıfat şeklinde verilmiştir. Çünkü bu yüksek
şahsiyetler kendi zamanlarındaki diğer kadınlardan,
özellikle ahlâkî anlamda farklı, iffetlerini oldukça yüksek
seviyede tutan ve dini hayatlarına ziyadesi ile önem veren
kişiler olarak temayüz etmişlerdir.
2.2.2019
75
“Tebettül” kelimesini derecelendirenler olmuştur. Buna
göre:
1. İbadet niyeti, kastı ve tam bir ihlâs ile Allâh’a
yönelerek, َ‫ُون‬‫ب‬َ‫ع‬ْ‫ل‬َ‫ي‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ ِ‫ض‬ ْ‫َو‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ ْ‫م‬ُِ ْ‫ر‬َ‫ذ‬ َّ‫م‬ُ‫ث‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ل‬ُ‫ق‬ “Sen Allah de! sonra da
onları bırak kendi batıllarında oynaya dursunlar.” (Enam
Suresi, 6/91) âyet-i kerîmesinin işârî manasına dâhil
olmak,
2. Havf ve recâ duygusundaki gelişmeye paralel bir
şekilde dünyevî lezzetlere ve ilgilere karşı alakasızlaşmak,
3. Nefsanî hazlardan, kalbini ve aklını ifsat edebilecek fikrî
teşevvüşlerden kısaca masivadan infisal ile inâbe,
tevekkül ve meâliye iştiyak helezonlarına tutunarak
Allâh’a ittisal için yol almak.
2.2.2019
76
ْ‫ل‬َّ‫ت‬َ‫ب‬َ‫ت‬ َ‫و‬ َ‫ك‬ِ‫ب‬َ‫ر‬ َ‫م‬ْ‫س‬‫ا‬ ِ‫ر‬ُ‫ك‬ْ‫ذ‬‫ا‬ َ‫و‬ً‫يَل‬ٖ‫ْت‬‫ب‬َ‫ت‬ ِ‫ه‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬
“Rabbinin yüce adını zikret, fânilere bel
bağlamaktan kurtul ve bütün gönlünle yalnız
O’na yönel.” (Müzzemmil Suresi, 73/8)
ْ‫َب‬‫غ‬ ْ‫ار‬َ‫ف‬ َ‫ك‬ِ‫ب‬َ‫ر‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬ِ‫ا‬ َ‫و‬
“Hep Rabbine yönel, O’na yaklaş!” (İnşirah
Suresi, 94/8)
2.2.2019
77
“O göklerin, yerin ve o ikisinin arasında olan
her şeyin Rabbidir. Öyleyse yalnız O’na kulluk
et. O’na ibadetinde sabır ve sebat göster. Ona
denk ve adaş olacak hiç kimse bilir misin?”
(Meryem Suresi, 19/65)
‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ُّ‫ب‬َ‫ر‬ُ‫ه‬ْ‫د‬ُ‫ب‬ْ‫ع‬‫ا‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ب‬
ْ‫ع‬َ‫ت‬ ْ‫ل‬َِ ٖ‫ه‬ِ‫ت‬َ‫د‬‫ا‬َ‫ب‬ِ‫ع‬ِ‫ل‬ ْ‫ر‬ِ‫ب‬َ‫ط‬ْ‫ص‬‫ا‬ َ‫و‬‫ا‬‫ا‬‫ي‬ِ‫م‬َ‫س‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ ُ‫م‬َ‫ل‬
2.2.2019
78
1. Kulun imanındaki enginliğin ve Allâh’a (cc)
yakınlığının bir remzi ve işaretidir.
2. Tebettül, kulun duasına Rabbinin cevabı için
önemli vesilelerden birisidir.
3. Tebettül ile kalp parlar, insanın gönül dünyası
aydınlık hale gelir.
4. Tebettül kulun Allâh ile irtibatının yüksekliğini
ve ihlâsındaki tamamiyeti gösterir.
5. Tebettül ile kul büyük bir sevaba ve Rabbin
rızasına mazhar olur.
2.2.2019
79
Tebeyyün kelimesi lügatte belli olma, meydana çıkma,
mananın ya da herhangi bir eşyanın görülüp hakikatinin
anlaşılması gibi anlamlara gelmektedir. Bu kelime ıstılahta
ise özellikle bilginin, insan zihninde ve ruhundaki
derecesini ya da geldiği mertebeyi göstermektedir. Şöyle
ki:
Önce şuurlanma, sonra da sırası ile anlama, ezberleme,
hatırlama, anlatma, görüş oluşturma -ki buna mantıkî
öncüllerin peşi peşine getirilmesi de denilebilir- sonra da
tebeyyün yani bir konuyu etraflıca anlama gelir.
Tebeyyünden sonraki basamaklarda ise teemmül ve
istibsâr gelmektedir. Bu terimin zıt anlamları ise sırası ile
cahillik, akılca hafiflik, acelecilik, gaflet, ifrat ve tefrittir.
2.2.2019
80
ُ‫ر‬َ‫ي‬ ْ‫و‬َ‫ل‬ ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ت‬ِ‫ك‬ْ‫ال‬ ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ٌ‫ير‬ٖ‫ث‬َ‫ك‬ َّ‫د‬ َ‫و‬ِ‫ن‬‫ا‬َ‫م‬‫ي‬ٖ‫ا‬ ِ‫د‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ن‬‫و‬ُّ‫د‬‫ا‬ً‫ار‬َّ‫ف‬ُ‫ك‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬
َ‫م‬ ِ‫د‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ِ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ًا‬‫د‬َ‫س‬َ‫ح‬َ‫ف‬ ُّ‫ق‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ ُ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫َّن‬‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬‫وا‬ُ‫ف‬ْ‫ع‬‫ا‬
ِ‫ر‬ْ‫م‬َ‫ا‬ِ‫ب‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ى‬ِ‫ت‬ْ‫ا‬َ‫ي‬ ‫ى‬‫ه‬‫ت‬َ‫ح‬ ‫وا‬ُ‫ح‬َ‫ف‬ْ‫ص‬‫ا‬ َ‫و‬ْ‫ی‬َ‫ش‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ٖ‫ه‬ٌ‫ير‬ ٖ‫د‬َ‫ق‬ ٍ‫ء‬
“Sırf nefislerinden ileri gelen bir kıskançlık
sebebiyle, Ehl-i kitaptan birçok kimse, gerçek
kendilerine ayan beyan belli olduktan sonra, sizi
imanınızdan uzaklaştırıp kâfir haline çevirmek
isterler. Allah bu husustaki emrini bildirinceye
kadar affedin ve hoşgörün. Şüphesiz Allah her
şeye kadirdir.” (Bakara Suresi, 2/109)
2.2.2019
81
“Şafak vakti, günün ağarması gecenin
karanlığından fark edilinceye kadar yiyin için.”
(Bakara Suresi, 2/187)
َ‫ت‬َ‫ي‬ ‫ى‬‫ه‬‫ت‬َ‫ح‬ ‫وا‬ُ‫ب‬َ‫ر‬ْ‫ش‬‫ا‬ َ‫و‬ ‫وا‬ُ‫ل‬ُ‫ك‬ َ‫و‬َ‫خ‬ْ‫ال‬ ُ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬ُ‫ط‬ْ‫ي‬
َ ْ‫اَل‬ ِ‫ْط‬‫ي‬َ‫خ‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫ض‬َ‫ي‬ْ‫ب‬َ ْ‫اَل‬ِ‫ر‬ْ‫ج‬َ‫ف‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ِ‫د‬ َ‫و‬ْ‫س‬
ِ‫َى‬‫غ‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫د‬ْ‫ش‬ُّ‫الر‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ْ‫د‬َ‫ق‬ ِ‫ين‬ ٖ‫الد‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ َ‫ه‬‫ا‬َ‫ر‬ْ‫ك‬ِ‫ا‬ َ‫َل‬
“Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan,
hak batıldan ayrılıp belli olmuştur.” (Bakara
Suresi, 2/256)
2.2.2019
82
َ‫ر‬َ‫ض‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ل‬‫ي‬ٖ‫ب‬َ‫س‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ب‬‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬
ُ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ِ‫ل‬ ‫وا‬ُ‫ل‬‫و‬ُ‫ق‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ َ‫و‬ً‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ل‬ َ‫م‬ َ‫َل‬َّ‫س‬‫ال‬‫ا‬
ْ‫ن‬ُّ‫د‬‫ال‬ ِ‫ة‬‫و‬ٰ‫ي‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ َ‫ض‬َ‫ر‬َ‫ع‬ َ‫ون‬ُ‫غ‬َ‫ت‬ْ‫ب‬َ‫ت‬ِ‫ن‬‫َا‬‫غ‬َ‫م‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫ي‬ٌ‫ة‬َ‫ير‬ٖ‫ث‬َ‫ك‬ ُ‫م‬
َّ‫ن‬َ‫م‬َ‫ف‬ ُ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬ُ‫ك‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬
‫ا‬ً‫ير‬ٖ‫َب‬‫خ‬ َ‫ون‬ُ‫ل‬َ‫م‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ِ‫ب‬ َ‫ان‬َ‫ك‬
2.2.2019
83
“Ey iman edenler! Yeryüzünde Allah yolunda
sefere çıktığınız zaman, son derece dikkatli
davranın. Size selam verene, dünya hayatının
geçici ve az bir menfaatini elde etmek için: “Sen
mümin değilsin” demeyin. Unutmayın ki Allah’ın
yanında birçok ganimetler vardır. Önceden siz
de böyle idiniz, Allah size lütfetti de imanla
şereflendiniz. Öyleyse iyi anlayın, dinleyin çok
dikkatli davranın. Muhakkak ki Allah yaptığınız
her şeyden haberdardır.” (Nisa Suresi, 4/94)
2.2.2019
84
“Her kim de, hidâyet yolu kendisine iyice belli
olduktan sonra, Resülullaha muhalefet eder ve
müminlerin yolundan başka bir yola tâbi olursa,
Biz onu döndüğü yolda bırakırız ama âhirette de
kendisini cehenneme koyarız. Orası ne fena bir
varış yeridir! ” (Nisa Suresi, 4/115)
ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ل‬‫و‬ُ‫س‬َّ‫الر‬ ِ‫ق‬ِ‫ق‬‫َا‬‫ش‬ُ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ َ‫و‬ُ‫ه‬ْ‫ال‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ِ‫د‬‫ى‬ٰ‫د‬
ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ْ‫ال‬ ِ‫ل‬‫ي‬ٖ‫ب‬َ‫س‬ َ‫ْر‬‫ي‬َ‫غ‬ ْ‫ع‬ِ‫ب‬َّ‫ت‬َ‫ي‬ َ‫و‬‫ه‬‫ل‬ َ‫و‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ٖ‫ه‬ِ‫ل‬ َ‫و‬ُ‫ن‬ َ‫ين‬ٖ‫ن‬ٖ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ص‬ُ‫ن‬ َ‫و‬ ‫ى‬
‫ا‬ً‫ير‬ ٖ‫ص‬َ‫م‬ ْ‫ت‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫س‬ َ‫و‬ َ‫م‬َّ‫ن‬َ‫ه‬َ‫ج‬
2.2.2019
85
“Hay Allah seni affedesice! Niçin sence doğru
söyleyenler iyice belli oluncaya ve yalancılar da
meydana çıkıncaya kadar beklemeyip izin isteyen
o münafıklara izin verdin?” (Tevbe Suresi, 9/44)
ُ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫ي‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ َ‫ك‬ُ‫ن‬ِ‫ذ‬ْ‫ا‬َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ي‬ َ‫َل‬ٰ ْ‫اَل‬ ِ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ي‬ْ‫ال‬ َ‫و‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ِ‫ب‬ َ‫ون‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ِ‫ر‬ ِ‫خ‬
ِ‫ه‬ِ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬‫ا‬ َ‫و‬ْ‫م‬َ‫ا‬ِ‫ب‬ ‫ُوا‬‫د‬ِِ‫ا‬َ‫ج‬ُ‫ي‬َّ‫ت‬ُ‫م‬ْ‫ال‬ِ‫ب‬ ٌ‫م‬‫ي‬ٖ‫ل‬َ‫ع‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫و‬ ْ‫م‬َ‫ين‬ٖ‫ق‬
2.2.2019
86
ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ َ‫و‬ ِ‫ى‬ِ‫ب‬َّ‫ن‬‫ل‬ِ‫ل‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ُ‫م‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ِ‫ف‬ْ‫غ‬َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬َ‫ين‬ ٖ‫ك‬ ِ‫ر‬ْ‫ش‬
ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ى‬ٰ‫ب‬ ْ‫ر‬ُ‫ق‬ ‫ى‬ٖ‫ول‬ُ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ ْ‫و‬َ‫ل‬ َ‫و‬َّ‫ن‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ِ‫د‬ْ‫م‬ُ‫ه‬
ِ‫يم‬ ٖ‫ح‬َ‫ج‬ْ‫ال‬ ُ‫اب‬َ‫ح‬ْ‫ص‬َ‫ا‬
َ ِ‫َل‬ َ‫يم‬ ِٖ ٰ‫ْر‬‫ب‬ِ‫ا‬ ُ‫ار‬َ‫ف‬ْ‫غ‬ِ‫ت‬ْ‫س‬‫ا‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ٍ‫ة‬َ‫د‬ِ‫ع‬ ْ‫و‬َ‫م‬ ْ‫ن‬َ‫ع‬ َّ‫َل‬ِ‫ا‬ ِ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ب‬
َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬َّ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬ ُ‫ه‬‫ا‬َّ‫ي‬ِ‫ا‬ ‫ا‬ََِ‫د‬َ‫ع‬ َ‫و‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ِ ‫ه‬ ِ‫ّٰلل‬ ٌّ‫ُو‬‫د‬َ‫ع‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬َ‫ا‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ا‬َّ‫ر‬
ٌ‫م‬‫ي‬ٖ‫ل‬َ‫ح‬ ٌ‫ه‬‫ا‬ َّ‫و‬َ َ‫َل‬ َ‫يم‬ ِٖ ٰ‫ْر‬‫ب‬ِ‫ا‬
2.2.2019
87
“Kâfir olarak ölüp cehennemlik oldukları
kendilerine belli olduktan sonra, akraba bile
olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek, ne
Peygamberin, ne de müminlerin yapacağı bir iş
değildir. İbrâhim’in, babası için af dilemesi ise,
sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için
olmuştu. Fakat onun Allah düşmanı olduğu
kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti.
Gerçekten İbrâhim çok yumuşak huylu ve pek
sabırlı idi.” (Tevbe Suresi, 9/113–114)
2.2.2019
88
“Evet, Biz ileride onlara delillerimizi gerek dış
dünyada, gerek kendi öz varlıklarında
göstereceğiz; ta ki Kur’ân’ın, Allah tarafından
gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından
da iyice anlaşılacak. Rabbinin her şeye şahid
olması yetmez mi?” (Fussilet Suresi, 41/53)
ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ف‬ٰ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ِ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬‫ي‬ ٖ‫ر‬ُ‫ن‬َ‫س‬‫ه‬‫ت‬َ‫ح‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫و‬‫ى‬
َ‫ا‬ ُّ‫ق‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ي‬َ‫ا‬ َ‫ك‬ِ‫ب‬َ‫ر‬ِ‫ب‬ ِ‫ف‬ْ‫ك‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬
ٌ‫د‬‫ي‬ ٖ‫َه‬‫ش‬ ٍ‫ء‬ْ‫ی‬َ‫ش‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬
2.2.2019
89
“Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir
haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin,
doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği
bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık
edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”
(Hucurât Suresi, 49/6)
ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ا‬َ‫ب‬َ‫ن‬ِ‫ب‬ ٌ‫ق‬ِ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫ج‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬
ْ‫ص‬ُ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ة‬َ‫ل‬‫ا‬َ‫ه‬َ‫ج‬ِ‫ب‬ ‫ا‬ً‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ ‫وا‬ُ‫ب‬‫ي‬ ٖ‫ص‬ُ‫ت‬ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ل‬َ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫م‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ‫وا‬ُ‫ح‬ِ‫ب‬
َ‫ين‬ ٖ‫م‬ِ‫د‬‫َا‬‫ن‬
2.2.2019
90
“Resülullah Velid b. Ukbe b. Ebi Muayt’ı, zekât memuru
olarak Beni Müstalık kabilesine göndermişti. Bu zatla o
kabile arasında cahiliyye dönemine ait bir düşmanlık
vardı. Kabile onun geldiğini duyunca, Allah Teâlâ’ya ve
O’nun Rasulü’ne tazimen Velid b. Ukbe’yi kabul ettiler.
Zekât memuru olarak geldiğini herkese haber ettiler. Velid
kendisini öldürecekleri yolunda vesveseye düştü. Korkup,
geldiği yoldan geriye Resülullah’ın yanına döndü ve:
“Müstalık oğulları, sadakalarını vermediler. Beni de
öldürmek istediler.” dedi. Bu söz üzerine Resülullah
gazaba gelip, onlara savaş açmaya niyet etti.
2.2.2019
91
Velid’in geri dönüşünü müteakiben Müstalık oğulları da
Rasulullah’a geldiler ve: “Senin elçinin zekât memuru olarak
geldiğini öğrenince ona ikramda bulunmak ve Allah’ın hakkı
olan zekâttan yanımızda bulunanları da kendisine ödemek
istedik. Fakat onun maalesef geri döndüğünü haber aldık.
Bizler Allah’ın ve Resulünün gazabından Allah’a sığınırız. Sen
bize bir elçi gönderip mallarımızın zekâtını istedin. Biz
bununla pek mutlu olduk. Gözlerimiz bununla doldu. Ancak
gönderdiğin elçi geri dönünce bunu Allah ve Resulünün
bizlere olan kızgınlığından dolayı zekât mallarımızı
reddettiğini düşündük. Bu durum bizde bir korku meydana
getirdi. Bu nedenle sizi ziyarete geldik. Bizler, Allah’ın ve
Resulünün gazabından Allah’a sığınırız.
2.2.2019
92
Resülullah’a öyle uzunca mazeretler dile
getirdiler ki müezzin ikindi namazı için ezan
okudu. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ey iman
edenler, herhangi bir fâsık size bir haber
getirecek olursa, onu iyice tahkik edin,
doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek,
birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra
yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât Suresi,
49/6) âyet-i kerîmesini indirdi. Ayette kast
olunan kişi Velid b. Ukbe’dir.”
2.2.2019
93
1. Aklın ve düşüncenin çalıştırılması gereği
görülmektedir.
2. Bireyin ve toplumun düşüncesizce ve işin
aslının anlamadan harekete geçmesini
önlemektedir.
3. İnsanın özgüveninin gelişmesine sebeptir.
4. İnsanda şüphe ve tereddütlerini yeşerip boy
atmasının önüne geçer.
5. Tebeyyün, bireyin ve toplumun haklarının
zanlar ve şüpheler karşısında korunmasını sağlar.
2.2.2019
94
Sıkıntı, bilindiği üzere dilimizde karmaşayı,
engeli, problemi ve konfor bozucu hemen her
durumu ifade eden bir kelimedir. Zor ve
sıkıntılı durumda kalmışlara yardım hem insani
hem de dini bir vecibedir. Ancak, sıkıntı ve
zorlukları asıl giderenin Cenâb-ı Hak olduğu
mülahazasından asla uzak kalmamak gerekir.
Biraz sonra aktarmaya çalışacağımız âyet-i
kerîmeler bu hususu oldukça net bir şekilde
gözler önüne sermektedir.
2.2.2019
95
“Eyyûbu da an. Hani o: “Ya Rabbî, bu dert bana iyice
dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın”
diye niyaz etmiş, Biz de onun duasını kabul buyurup
katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak
üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını
bir misliyle beraber vermiştik.” (Enbiya Suresi, 21/83–84)
َّ‫س‬َ‫م‬ ‫ى‬ٖ‫ن‬َ‫ا‬ ُ‫ه‬َّ‫ب‬َ‫ر‬ ‫ى‬ٰ‫د‬‫َا‬‫ن‬ ْ‫ذ‬ِ‫ا‬ َ‫وب‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ َ‫و‬َ‫ت‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ُّ‫ر‬ُّ‫ض‬‫ال‬ َ‫ى‬ِ‫ن‬ُ‫م‬َ‫ح‬ ْ‫ر‬َ‫ا‬
َ‫ين‬ ٖ‫م‬ ِ‫اح‬َّ‫الر‬َ‫ك‬َ‫ف‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ب‬َ‫ج‬َ‫ت‬ْ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ٍ‫ر‬ُ‫ض‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫ا‬َ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ف‬َ‫ش‬
‫ى‬ ٰ‫ر‬ْ‫ك‬ِ‫ذ‬ َ‫و‬ ‫َا‬‫ن‬ِ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ً‫ة‬َ‫م‬ْ‫ح‬َ‫ر‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ع‬َ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ْ‫ث‬ِ‫م‬ َ‫و‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬َِْ‫ا‬ ُ‫ه‬‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ت‬ٰ‫ا‬ َ‫و‬
َ‫ين‬ ٖ‫د‬ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ع‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬
2.2.2019
96
“O nesneler mi üstün yoksa çaresiz kalıp
yalvaran insanın duasını kabul edip onun
sıkıntısını gideren ve sizleri dünyada halifeler
yapan Allah mı? Allah ile beraber bir ilâh mı
vardır? Siz pek az düşünüyorsunuz. ” (Neml
Suresi, 27/62)
ُ‫ه‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫د‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِ‫ا‬ َّ‫ر‬َ‫ط‬ْ‫ض‬ُ‫م‬ْ‫ال‬ ُ‫يب‬ ٖ‫ج‬ُ‫ي‬ ْ‫ن‬َّ‫م‬َ‫ا‬َ‫ء‬‫و‬ُّ‫س‬‫ال‬ ُ‫ف‬ِ‫ش‬ْ‫ك‬َ‫ي‬ َ‫و‬
ٰ‫ل‬ِ‫ا‬َ‫ء‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫ء‬‫ا‬َ‫ف‬َ‫ل‬ُ‫خ‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ل‬َ‫ع‬ْ‫ج‬َ‫ي‬ َ‫و‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ً‫يَل‬ٖ‫ل‬َ‫ق‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ع‬َ‫م‬ ٌ‫ه‬َ‫ون‬ُ‫ر‬َّ‫ك‬َ‫ذ‬
2.2.2019
97
“Zünnûn’un da duasını kabul buyurduk ve
sıkıntıdan kurtardık. İşte Biz müminleri böyle
kurtarırız.” (Enbiya Suresi, 21/88)
ِ‫م‬ ُ‫ه‬‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َّ‫ج‬َ‫ن‬ َ‫و‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ب‬َ‫ج‬َ‫ت‬ْ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ِ‫ج‬ْ‫ن‬ُ‫ن‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬ َ‫و‬ ِ‫َم‬‫غ‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬‫ى‬
َ‫ين‬ٖ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ْ‫ال‬
2.2.2019
98
“Esma binti Ümeys’ten (r. anha) rivayet edildiğine
göre Resûlüllah (sas) şöyle buyurmuştur: ‘Sıkıntı
ve üzüntü zamanında söyleyeceğin sözleri sana
öğreteyim: Allâhu rabbî, lâ üşrikü bihî şey’en.’
(Allah benim Rabbîmdir, O’na hiç bir şeyi ortak
koşmam)” (Ebû Dâvud, salât 361)
“Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah
(sas)’ı bir şey üzecek olsa şu duayı okurdu: ‘Yâ
Hayyu ya Kayyum, birahmetike estağîs. (Ey diri
olan, ey Kayyûm olan Rabbim rahmetinle
yardımını istiyorum).’ (Tirmizî, daavât 99)
2.2.2019
99
İbnu Mes’ud (ra) şöyle demektedir: “Kimin sıkıntısı artarsa şu duayı
okusun: ‘Allâhümme innî abdük vebnü abdik vebnü emetik, nâsiyetî
biyedik, mâzin fiyye hükmük, adlün fiyye kadâük, es’elüke biküllismin
hüve leke semmeyte bihi nefseke ev allemtehü ehaden min halkike
ev enzeltehü fî kitâbike ev iste’serte bihi fî ilmi’l-ğaybi indeke, en
tec’ale’l-Kur’âne rebîa kalbî ve nûra sadrî ve cilâe hüznî ve zehâbe
hemmî’ (Allahım ben senin kulunum, alnım senin elinde. Hakkımdaki
hükmün caridir. Kazân hakkımda adalettir. Kendini isimlendirdiğin
bütün isimlerle veya yarattıklarından herhangi birisine öğrettiğin
isimlerle ya da kitabında indirdiğin veya nezdinde mevcut gaybî
ilminde sadece kendinin bildiği sana ait her bir isim adına senden
Kur’ân’ı kalbimin baharı, göğsümün ışığı, sıkıntı ve gamlarımın atılma
ve silinme vesilesi kılmanı dilerim.’ Bu duayı okuyan her kulun gam ve
sıkıntısını Allah gidermiş, yerine ferahlık vermiştir. Denildi ki; Yâ
Resülallah, bu duayı ezberleyelim mi? Buyurdu ki; ‘Elbette, işiten her
kimsenin bu duayı öğrenmesi gerekir”
2.2.2019
100
Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan
nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Bir gün Hz.
Peygamber’in terkisinde bulunuyordum. Bana:
‘Ey çocuk! Allâh’ın (cc) kendisi ile faydalanmanı
sağlayacağı bazı sözleri sana öğreteyim! Allah’ın
dinini koru ki, Allah (cc) da seni korusun. Allâh’ın
hakkını koru ki Allâh’ı sana yardım eder bulasın.
Sen bolluk ve refah zamanında Allah’ı hatırlar ve
anarsan, Allah da sıkıntın anında seni hatırlar ve
yardım eder. İstediğini Allah’tan iste, yardımı da
Allâh’tan bekle.
2.2.2019
101
Bütün varlıklar sana faydalı olmak için bir araya
gelse ve Allah’ın senin hakkında takdir etmediği
bir faydayı gerçekleştirmeye çalışsalar
başaramazlar. Bütün varlıklar sana zarar vermek
için bir araya gelse ve Allah’ın senin hakkında
takdir etmediği bir zararı gerçekleştirmeye
çalışsalar buna da güçleri yetmez. Bil ki, sana hoş
görünmeyen bir şeye sabretmende çokça hayırlar
vardır. Yardım mutlaka sabırladır. Kurtuluş da
sıkıntı iledir. Muhakkak ki her zorlukla beraber bir
kolaylık vardır.” (Tirmizî, kıyâmet 59)
2.2.2019
102
Sıkıntıyı giderme ile ilgili
hatırda kalacaklar:
1. Sıkıntılardan en büyük kurtarıcı Allâh (c.c)’tır.
Allâh hem bu dünyada hem de ahirette insanların
sıkıntılarını hafifletecektir.
2. Nebi (s.a.s) ashabına ve dolayısı ile bütün
Müslümanlara sıkıntı duydukları anda nasıl dua
etmeleri gerektiğin anlatmıştır.
3. Başkalarındaki sıkıntıları giderme, kıyamet ve
onun korkutucu hallerinden kurtuluşa bir
vesiledir.
2.2.2019
103

Ahlaki temeller

  • 1.
  • 2.
  • 3.
    3 2.2.2019 «Emanet» kelimesi lügatte«ihanet» kelimesinin zıddı olarak, bir şeye ya da kimseye karşı kalp sükûnu duymak, huzur hissetmek, korkmamak, duyduklarını tasdik etmek, yalanlamamak, istikamet üzere bulunmak ve birisine koruması için verilen eşya vb. manalara gelmektedir. Bu kelimenin «tevhid, adalet, akıl, insanın hakkı olmayan şeylere elini uzatmasına engel olan nefsinde yerleşik ahlâkî durum, Allâh’a itaat ve Allâh’ın insana farz kılmış olduğu topyekün yükümlülüklere» verilen bir ad olduğunu söyleyen büyük yorumcular da olmuştur.
  • 4.
    4 2.2.2019 Emanet, peygamberlerin (ase)en temel vasıf ve ahlâklarından birisidir. Efendimiz (sas), bisetten önce ve sonra, «emin» vasfı ile zirvedeki şeref-i nevi insan ve ferid-i kevn ü zamandır. Bu durumda, kapsamı oldukça geniş emanet kelimesinin bazı yönlerine kısaca işaret etmek gerekirse; din, ırz, nefis, ruh, beden, ilim, şahitlik, hüküm, söz, sır, elçilik, işitme, görme vb. zahiri ve batınî duyuların hemen hepsinin bu kapsam içerisinde değerlendirildiği görülür. Bütün bunlarla beraber, emanet kelimesine uygun daha geniş izahlar da yapılabilir.
  • 5.
    5 2.2.2019 Kur’ân-ı Kerîm’de “emanet”kelimesi müfessirîn-i izâmın belirleyebildiği kadarı ile en az üç tevcih ile kullanılmıştır: 1. Allâh’ın insanları yapmaları hususunda sorumlu tuttuğu farzlar manasında: ‫و‬ُ‫ن‬‫و‬ُ‫خ‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬ُ‫خ‬َ‫ت‬ َ‫و‬ َ‫ل‬‫و‬ُ‫س‬َّ‫الر‬ َ‫و‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ‫ا‬‫وا‬ُ‫ن‬‫و‬ َ‫ون‬ُ‫م‬َ‫ل‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ِ‫ت‬‫َا‬‫ن‬‫ا‬َ‫م‬َ‫ا‬ “Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne hıyanet etmeyin, yapmanız gereken farzlara bile bile hıyanet etmeyin!” (Enfâl sûresi, 8/27)
  • 6.
    2.2.2019 6 ‫ال‬ ‫ى‬َ‫ل‬َ‫ع‬ َ‫ة‬َ‫ن‬‫ا‬َ‫م‬َْ‫اَل‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ض‬َ‫ر‬َ‫ع‬ ‫ا‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬ ِ‫م‬ْ‫ح‬َ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫ْن‬‫ي‬َ‫ب‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ‫ل‬‫ا‬َ‫ب‬ ِ‫ج‬ْ‫ال‬ َ‫و‬َ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ن‬ْ‫ق‬َ‫ف‬ْ‫ش‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ن‬ْ‫ل‬‫ا‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ُ‫ان‬َ‫س‬ْ‫ن‬ِ ْ‫اَل‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ل‬َ‫م‬َ‫ح‬ َ‫و‬ً‫وَل‬ُ‫ه‬َ‫ج‬ ‫ا‬ً‫م‬‫و‬ُ‫ل‬َ‫ظ‬ “Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar. Zira sorumluluğundan korktular, ama onu insan yüklendi. İnsan cidden çok zalim, çok cahildir.” (Ahzâb sûresi, 33/72)
  • 7.
    7 2.2.2019 2. Vediaların yaniinsanlardan emaneten alınanların yerlerine tekrar verilmesi manasında: َ ْ‫اَل‬ ‫وا‬ُّ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ت‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ر‬ُ‫م‬ْ‫ا‬َ‫ي‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬ِ‫ا‬ ِ‫ت‬‫َا‬‫ن‬‫ا‬َ‫م‬ “Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri sahiplerine teslim etmenizi emreder…” (Nisâ sûresi, 4/58) ْ‫ل‬َ‫ف‬ ‫ا‬ً‫ض‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ض‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ َ‫ن‬ِ‫م‬َ‫ا‬ ْ‫ِن‬‫ا‬َ‫ف‬‫ا‬َ‫م‬َ‫ا‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫اؤ‬ ‫ى‬ِ‫ذ‬َّ‫ال‬ ِ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ي‬ُ‫ه‬َ‫ت‬َ‫ن‬ ُ‫ه‬َّ‫ب‬َ‫ر‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ق‬َّ‫ت‬َ‫ي‬ْ‫ل‬ َ‫و‬ “Kendisine itimat edilen kimse, Rabbi olan Allah’tan korksun da üzerindeki emaneti ödesin.” (Bakara sûresi, 2/283)
  • 8.
    2.2.2019 8 ُ‫ه‬ْ‫ن‬َ‫م‬ْ‫ا‬َ‫ت‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ت‬ِ‫ك‬ْ‫ال‬ ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫و‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ٖ‫ه‬ِ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ي‬ ٍ‫ار‬َ‫ط‬ْ‫ن‬ِ‫ق‬ِ‫ب‬ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫و‬ َ‫ك‬ ٖ‫ه‬ِ‫د‬َ‫ؤ‬ُ‫ي‬ َ‫َل‬ ٍ‫َار‬‫ن‬‫ي‬ ٖ‫د‬ِ‫ب‬ ُ‫ه‬ْ‫ن‬َ‫م‬ْ‫ا‬َ‫ت‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ َ‫ت‬ْ‫ُم‬‫د‬ ‫ا‬َ‫م‬ َّ‫َل‬ِ‫ا‬ َ‫ْك‬‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ِ‫ه‬ ‫ا‬ً‫م‬ِ‫ئ‬‫ا‬َ‫ق‬ “Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki kendisine yüklerle altın emanet bıraksan onları sana öder. Ama öylesi de vardır ki, bir altın bile versen başında dikilip durmadıkça onu sana geri vermez.” (Âl-i İmran sûresi, 3/75)
  • 9.
    2.2.2019 9 َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬َ‫ك‬ َّ‫َل‬ِ‫ا‬ِ‫ه‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ ْ‫ل‬َِ َ‫ل‬‫ا‬َ‫ق‬ِ‫م‬ ِ‫ه‬‫ي‬ ٖ‫خ‬َ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ُ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ “Yâkub dedi ki: ‘Daha önce onun kardeşini size emanet ettiğim gibi bunu da size inanıp emânet edeyim, öyle mi?” (Yusuf sûresi, 12/64) ْ‫م‬ِِِ‫د‬ْ‫ه‬َ‫ع‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ت‬‫َا‬‫ن‬‫ا‬َ‫م‬َ ِ‫َل‬ ْ‫م‬ُِ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫وال‬َ‫ون‬ُ‫ع‬‫ا‬َ‫ر‬ “O müminler üzerlerindeki emanetleri gözetirler” (Müminun sûresi, 23/8)
  • 10.
    10 2.2.2019 Huzeyfetü’bnü’l-Yeman naklediyor: “Hz. Peygamber(sas), bize iki hadis irad buyurmuştu. Ben bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Buyurmuştu ki: ‘Emanet (din, adalet duyguları) insanların kalplerinin derinliklerine (yaratılışlarında, fıtri meyiller olarak) konmuştur. Sonradan Kur’an-ı Kerim indi, (İnsanlar kalplerine konmuş olan bu fitri temayüllerin) Kur’an ve hadiste te’yidini buldular.’ Resulullah (sas) bize bu emanetin kalplerden kalkmasından da bahsetti ve buyurdu ki:
  • 11.
    11 2.2.2019 ‘Kişi uykudaymış gibifarkında olmadan kalbinden emanet alınır. Geride, benek izi gibi bir iz kalır. Sonra ikinci sefer, yine uykudaymışçasına, kişi farkında olmadan kalbindeki emanet duygusundan bir miktar daha alınır. Bunun da, kalpte bir kabarcık izi gibi bir izi kalır, yani şöyle ki, ayağın üzerinden bir kor parçasını yuvarlayacak olsan değdiği yerleri kabarmış görürsün. Ne var ki, içinde işe yarar bir şey yoktur.’ Sonra Hz. Peygamber (sas) bir çakıl tanesi aldı, onu ayağının üzerinde yuvarladı. (Ve sözüne devam etti:)
  • 12.
    12 2.2.2019 ‘(Emanet bu şekildepeyder pey azalmaya devam eder, o hale gelinir ki artık) alış verişe giden insanlarda emanet (itimad, güven, doğruluk) tamamen kaybolur. Hatta dürüstler ‘Falanca kabilede dürüst insanlar varmış’ diye parmakla gösterilirler. Bazen de, kalbinde zerre miktar iman olmayan bir kimsenin ‘ne civanmert, ne kibar, ne akıllı kişi’ diye övüldüğü olur.’ (Huzeyfe devam etti:)
  • 13.
    13 2.2.2019 ‘Ben öyle günlergördüm ki, hanginizle alış veriş yaptığıma aldırmazdım. Muhatabım Müslüman idiyse, bana karşı hile yapmasına dindarlığı mani olurdu. Muhatabım Yahudi veya Hıristiyan idiyse, onu da, amiri(nden validen gelen korku ve disiplin) bana hile yapmaktan alıkoyardı. Fakat bugün sizden sadece falanca falanca ile (gönül huzuruyla) alış veriş yapabilirim.’ (Buhari, rikak 35, fiten 13)
  • 14.
    14 2.2.2019 Ebu Hüreyre’nin rivayetinegöre Resulullah (sas) buyurdu ki: "Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin." "Emanet nasıl kaybolur?" diye sordular. "İşler ehil olmayanlara teslim edilince" diye cevapladı.(Buhari, rikak 35, ilim 2) Yine Ebu Hüreyre Hz. Peygamber (sas)’in şu sözünü rivayet etmiştir: "Sana emanet bırakanın emanetini geri ver. Sana ihanet edene sen de ihanet etme.« (Ebu Davud, büyu 81)
  • 15.
    15 2.2.2019 Ebu Musa’nın rivayetinegöre Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Emin bir Müslüman mal muhafızı olsa ve vazifesini dürüstlükle yapsa, şöyle ki, kendisine (sadaka vs. nevinden) emanet edileni gönül hoşluğuyla eksiksiz ve tam olarak yerine verse, sadakayı veren iki kişiden biri olur.« (Buhari, zekât 25, vekâlet 16, icare 1)
  • 16.
    16 2.2.2019 Ebu Hureyre’nin rivayetinegöre Resulullah (sas), yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: "(Ey Allah’ın Resulü!) Kıyamet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalatu vesselam konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: "Sual sahibi nerede?" buyurdular: Adam: "İşte buradayım ey Allah’ın Resulü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekleyin!" buyurdular. Adam: "Emanet nasıl zayi edilir?" diye sordu. Efendimiz: "İş, ehil olmayana tevdi edildi mi kıyameti bekleyin." buyurdular. (Buhari, ilim 2, rikak 35)
  • 17.
    17 2.2.2019 Hz. Ali (r.a)’ninrivayetine göre Resulullah (sas) (bir gün): "Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vacip olur" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah’ın Resulü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalatu vesselam saydı: 1- Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse. 2- Emanetleri alan sorumlu yetkililer ve memurların, söz konusu malı yağmalayıp kendi nefislerine helal bir ganimet kıldıkları zaman.
  • 18.
    18 2.2.2019 3- Zekât (ödemeyiibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikleri zaman. 4- Kişi annesinin hukukunu önemsemekten daha fazla eşinin hukukunu önemsediği; 5- Babasından uzaklaşıp kendi ahbaplarına yaklaştığı; 6- Mescidlerde (rıza-yı ilahi gözetmeyen alış- veriş, eğlence ve siyasete vs. müteallik) sesler yükseldiği; 7- Kavme, onların en alçağı (erzeli) reis olduğu;
  • 19.
    19 2.2.2019 8- (Devlet otoritesininyetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba kimselere) zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; 9- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; 10- Şarkıcılar ve çalgı aletleri edinildiği; 11- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, yere batışı veya suret değiştirmeyi veya gökten taş yağmasını bekleyin.« (Tirmizi, fiten 39)
  • 20.
    20 2.2.2019 • İman’ın kemâlive İslâm’ın güzelliği emânet ahlâkı ile daha bâriz hale gelir. • Dinin mihveri ve Rabbülâlemîn’in insanı sınama vesilelerinden birisidir. • Emanet; dini, malı, bedeni, ruhu, aklı, maarifi, adaleti, hukuku vb. korumada en önemli dinamiklerden birisidir. • Allâh’ın (cc) mümin kullarını vasıflandırırken en temel ahlâki özellik olarak nazarlarımıza verdiği “emanet” sıfatıdır. • Kendisinde emanet duygusunun yaygın olduğu bir toplumda hayır ve bereket yaygın hale gelir.
  • 21.
    21 2.2.2019 Teemmül kelimesi sebatetme, bekleme anlamına geldiği gibi ibret ve ders alma maksadı ile içinde yaşadığı dünyayı iyice ve etraflıca tetkik etme ve düşünme manalarına da gelmektedir. Teemmül, bir anlamda düşünce gücünün harekete geçirilmesidir. “Kur’ân-ı Kerîm üzerinde teemmül etmek” dediğimiz zaman; anlamaksızın ve düşünmeksizin değil, insan kalbinin onun ayetlerinin anlamları üzerinde derinlemesine düşünmesi, ayet-i kerîmeleri düşünme ve anlama gayretleri neticesinde de fikir atlasında kanaviçeler örmesini kastetmekteyiz.
  • 22.
    22 2.2.2019 Tefekkür, teemmül vetedebbür kelimeleri ilk anda eş anlamlı kelimeler gibi görünse de daha yakından bakıldığında bu kelimeler arasında ince anlam farklılıkları olduğu anlaşılır. Tefekkür kelimesi kalbin herhangi bir şeyde tereddüdü ve aklın kullanılarak kalpte bir suretin oluşturulması, istenilenin elde edilebilmesi için kalbin eşyaya ve delillere ait anlamlarda bir tasarrufu manasına gelmektedir. Ayrıca tefekkürde, zihni bakışın devamlılığı ya da şu anı geçip gelecek zamanda devam etmesi de gerekmemektedir.
  • 23.
    23 2.2.2019 Tedebbür ise işinsonunun hesap edilmesi anlamına gelmektedir. Bu açıdan tedebbürde zihnin hazır zamandan gelecek zamana gidişi ve kalbin ya da aklın işlerin sonu ile ilgili bir tasarrufu söz konusudur. Tedebbürde de tefekkürde olduğu gibi zihni ya da aklî bakışın devamlılığı şart değildir. Teemmül kelimesi ise beklemek, sebat etmek manalarına gelmekte ve teemmülde öğrenme, anlama ve ders alma amaçlı bildiğimiz göz ile bakışın devamlılığı şarttır. Bu açıdan tek bir bakış ya da düşünüş teemmül olarak isimlendirilmemektedir. Görüldüğü üzere tefekkür ve tedebbür aklî ya da kalbî ameliyeler iken, teemmül ise daha çok fizik âlemi sürekli bir şekilde temaşa eden bakış ile ilgili bir kelimedir
  • 24.
    24 2.2.2019 Teemmül kelimesi Kur’ân-ıKerîm’de sarih bir şekilde yer almaz. Ancak pek çok âyet-i kerîme Allâh’ın yarattıklarına, geçmiş toplulukların hayatlarından ibret almaya bizleri davet eder. Gözleri ile görmelerine, hemen önlerinde cereyan etmesine rağmen, inançsızların teemmülsüzlükle nasıl inkâr derelerine yuvarlandıkları, şimdiki zamanı ve devamlılığı ifade eden “bakmıyorlar mı, görmüyorlar mı?” şeklindeki soru edatları ile onlarca âyet-i kerîmede dile getirilir. Kur’ân-ı Kerîm’in çağrısını yaptığı derinlemesine ve analitik düşünce yani teemmül, bu çağrıya icabet eden inananların durumları ve karşıtlığa kendini salmış inançsızların da teemmülsüzlükle gaflet uykularına devam edişleri belirgin çizgiler itibarı ile sunulmaya çalışılırsa karşımıza şöyle bir tablo meydana çıkar.
  • 25.
    25 2.2.2019 En ince teferruatınakadar hayır ve şerre götüren yollar, sebepler ve neticelerin tarifi. İnsana faydalı ve onu mutluluğa götürecek bilgilerin anahtarları. İmanın insan kalbinde sarsılmaya yer bırakmayacak bir tarzda yerleştirilmesi ve temellerinin yükseltilmesi. Dünya ve âhiretin tavsifi. Cennet ve Cehenneme ait tasvirler. Allâh’ın zâtı, esmâ-i hüsnâsı, sıfât-ı ulyâsı, fiilleri, sevdikleri, sevmedikleri, öfkelendikleri, adalet ve fazlının ifham edilmesi. İnsanın nefis mertebelerine, güzel ve çirkin sıfatlarına, amelleri yücelten ya da tam tersine yok edip yıkan hususlara, mutluluk ve mutsuzluk ehlinin derecelerine, âhiret hayatı ve hallerine temas edilmesi.
  • 26.
    26 2.2.2019 Kendisine dua edilecekRabb’e, O’na nasıl ulaşılacağına, O’na kavuşulduğunda itaatkâr kullarına yapacağı ikramlara, bunun karşılığında da şeytanın yaptığı çağrıya, şeytana uyma tehlikelerine, şeytana uyanların nasıl bir ihanet ve azap ile karşılaşacaklarına yapılan tembihler. İnsanın yaratılışına ve yaratılıştaki eşsiz ahengine ait çizgiler. Ölümünden sonra yeryüzünün mucizevî bir şekilde diriltilmesine, geçmiş topluluklar ve yaptıkları hatalar neticesinde ibretlik yok edilişlerine yapılan temaslar. Öldükten sonra dirilişin ve hesabın varlığına ait şüphe götürmeyen deliller. Bir kısım insanların bakma, görme, anlama ve duyma kabiliyetlerini âtıl, işe yaramaz bırakmaları.
  • 27.
    27 2.2.2019 Bütün bu açılardanhareketle Kur’ân-ı Kerîm’i daha genel ve özet bir anlamda sunmaya çalışırsak en başta tevhid ve delillerinin anlatıldığını görürüz. Daha sonra da peygamberlere iman, peygamberlerdeki (a.s.e) doğruluk ve peygamberliklerinin isbatının yapıldığını müşahade ederiz. Ardından meleklere iman, meleklerin Allâh’ın emri ve izni ile hareket eden varlıklar olduğu gerçeği ile yüz yüze geliriz. İnsan nevinin anne rahminden itibaren âhirette Rabb’inin huzurunda olacağı ana kadar olan yolculuğu gözler önüne serilir.
  • 28.
    28 2.2.2019 Âhiret gününe iman,âhirette Allâh’ın itaatkâr kullarına mükâfat, isyan edenlere de ceza vereceği gerçeği bütün haşmeti ile karşımızda yer alır. Kader; helal-haram, emir-tavsiye, ibret-nasihat, kıssalar- hikmetler; usul ve prensipler etrafında örgülenmiş yüksek bir beyan âbidesi ile muvacehe halinde olduğumuz rahatlıkla görülür. İşte insan bütün bu uhrevî tablolar karşısında sanki âhireti yaşıyormuş gibi olur. Bu tablolar sayesinde doğruyu eğriden ayıracak bir ışığa ulaşır. Kendisine sonsuz mutluluğu sağlayacak ve faydalı ilimleri elde edebileceği hazinelerin anahtarlarına mâlik olur.
  • 29.
    29 2.2.2019 Allâh’ın azabından çekinir,O’nun nimetlerini umar. Hesabı çetin bir günün dehşetinde yegâne sığınağın Allâh’ın rahmeti olduğunu anlar. Çok çeşitli, karmaşık ve karanlıklı teori ve hipotezlerden bunalan insan ruhu Allâh’ın izni ile anlaşılır, kolay, aydınlık ve ferah bir iklime kavuşur. Helal ve haramın sınırlarını bilir. Hakk’a bağlanır, vefalı olur, kalbinin bidatlere ve sapıklığa kayması tehlikesinden uzaklaşır. Kendisine zor gelebilecek hususlarda dahi Allâh’ın yardımını hissederek kolaylıklara ve ruhî bir şifaya kavuşur. Allâh’a güvenir, O’na dayanır.
  • 30.
    30 2.2.2019 Teemmül kelimesi Kur’ân-ıKerîm’de sarih olarak geçmez. Ancak Allâh’ın (cc) yaratmış olduğu varlıklar ve bu varlıkların yaratılışındaki inceliklerin görülmeye çalışılması emri pek çok âyet-i kerîmede yer almaktadır. Yine bir kısım âyet-i kerîmeler özellikle de müşriklerin gözlerinin önünde cereyan eden incelikleri anlamaya çalışmamalarını, görme ve bakıştaki devamlılığı ifade eden “Görmüyor musunuz? Bakmıyor musunuz?” soruları ile yermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in insanları manen teemmüle çağırdığı hususlar genel hatları ve bilebildiğimiz kadarı ile şu şekilde ifade edilebilir:
  • 31.
    31 2.2.2019 1. Yerin vegöklerin yaratılışındaki hikmetleri teemmül etmek: ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ِ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ِ‫ل‬ْ‫ي‬َّ‫ال‬ ِ‫ف‬ َ‫َل‬ِ‫ت‬ْ‫اخ‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬ ٖ‫ر‬ْ‫ج‬َ‫ت‬ ‫ى‬ٖ‫ت‬َّ‫ال‬ ِ‫ك‬ْ‫ل‬ُ‫ف‬ْ‫ال‬ َ‫و‬ ِ‫ار‬َ‫ه‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬َ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ي‬ ‫ا‬َ‫م‬ِ‫ب‬ ِ‫ر‬ْ‫ح‬َ‫ب‬ْ‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫ى‬ُ‫ع‬ َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ل‬َ‫ز‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ َ‫اس‬َّ‫ن‬‫ال‬ِ‫ب‬ ‫ا‬َ‫ي‬ْ‫ح‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ٍ‫اء‬َ‫م‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ِ‫اء‬َ‫م‬ِ‫ه‬ ٖ‫ف‬ َّ‫ث‬َ‫ب‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ت‬ ْ‫و‬َ‫م‬ َ‫د‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ٍ‫ة‬َّ‫ب‬‫ا‬َ‫د‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬َ‫ه‬‫ي‬ ‫ا‬ ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ح‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫و‬ ِ‫ح‬َ‫ا‬‫ي‬ ِ‫الر‬ ِ‫يف‬ ٖ‫ر‬ْ‫ص‬َ‫ت‬ َ‫و‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ْن‬‫ي‬َ‫ب‬ ِ‫ر‬َّ‫خ‬َ‫س‬ُ‫م‬ْ‫ل‬ِ‫اء‬َ‫م‬ ُ‫ل‬ِ‫ق‬ْ‫ع‬َ‫ي‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ِ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬َ‫ون‬
  • 32.
    2.2.2019 32 “Göklerin ve yerinyaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda, yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.” (Bakara Suresi, 2/164)
  • 33.
    33 2.2.2019 Müşrikler Hz. Mûsave Hz. Îsâ (a.s.)’a verilen mûcizeleri öğrenip o kabilden olarak Safa tepesinin altın olmasını mûcize olarak istediler. Allah Teâla: “İstersen yaparım, fakat iman etmezlerse, hiç görülmedik şekilde azap gönderirim” deyince Efendimiz: “O halde benimle halkımı baş başa bırak, onları yavaş yavaş dine dâvet edeyim” demesi üzerine bu âyet indirildi. Demek ki bu âyette bildirilen gerçekler Safa tepesinin altın olması gibi harikalardan daha önemlidir. Bu, Kur’ânın din konusunda insan fikrini ne güzel eğittiğini göstermeye kâfidir.
  • 34.
    2.2.2019 34 ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ِ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ِ‫ل‬ْ‫ي‬َّ‫ال‬ ِ‫ف‬ َ‫َل‬ِ‫ت‬ْ‫اخ‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬ َ‫ب‬ْ‫ل‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ل‬‫و‬ُ ِ‫َل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ ِ‫ار‬َ‫ه‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ِ‫ب‬‫ا‬ “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde düşünen insanlar için elbette birçok dersler vardır.” (Al-i İmran Suresi, 3/190)
  • 35.
    2.2.2019 35 َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫ا‬َ‫ذ‬‫ا‬َ‫م‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬‫ا‬ ِ‫ل‬ُ‫ق‬‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫ق‬ ْ‫ن‬َ‫ع‬ ُ‫ر‬ُ‫ذ‬ُّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ ُ‫ات‬َ‫ي‬ٰ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ن‬ْ‫غ‬ُ‫ت‬َ‫ون‬ُ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫ي‬ َ‫َل‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬ “De ki: ‘Göklerde ve yerde neler ve neler var, bir baksanıza!’ Fakat bunca işaretler ve uyarılar iman etmeyecek kimselere ne fayda verir ki?” (Yunus Suresi, 10/101)
  • 36.
    36 2.2.2019 “Görüp düşünmüyorlar mıki gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerini yaratmaya elbette kadirdir? O, kendileri için asla, şüphe götürmeyecek bir vâde belirlemiştir. Ama zalimlerin işleri güçleri inkârdan ibaret!” (İsra Suresi, 17/99) َ‫خ‬ ‫ى‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ا‬ ْ‫و‬َ‫ر‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ق‬َ‫ل‬َ‫ض‬ ْ‫ر‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ْ‫ث‬ِ‫م‬ َ‫ق‬ُ‫ل‬ْ‫خ‬َ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ٌ‫ر‬ِ‫د‬‫ا‬َ‫ق‬َ‫َل‬ ً‫َل‬َ‫ج‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ل‬َ‫ع‬َ‫ج‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ ِ‫ا‬ َ‫ون‬ُ‫م‬ِ‫ل‬‫ا‬َّ‫الظ‬ ‫ى‬َ‫ب‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ف‬ َ‫ْب‬‫ي‬َ‫ر‬‫ا‬ً‫ور‬ُ‫ف‬ُ‫ك‬ َّ‫َل‬
  • 37.
    2.2.2019 37 ٍ‫د‬َ‫م‬َ‫ع‬ ِ‫ْر‬‫ي‬َ‫غ‬ِ‫ب‬ ِ‫ت‬‫ا‬َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ق‬َ‫ل‬َ‫خ‬ِ‫ف‬ ‫ى‬ٰ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ن‬ ْ‫و‬َ‫ر‬َ‫ت‬‫ى‬ ُ‫ك‬ِ‫ب‬ َ‫د‬‫ي‬ ٖ‫م‬َ‫ت‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫ى‬ِ‫س‬‫ا‬ َ‫و‬َ‫ر‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬َ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ف‬ َّ‫ث‬َ‫ب‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ِ‫اء‬َ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ل‬َ‫ز‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ٍ‫ة‬َّ‫ب‬‫ا‬َ‫د‬َ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ت‬َ‫ب‬ْ‫ن‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ً‫ء‬‫ا‬َ‫م‬ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬ ٍ‫يم‬ ٖ‫ر‬َ‫ك‬ ٍ‫ج‬ ْ‫و‬َ‫ز‬ َ‫خ‬ ‫ا‬َ‫ذ‬‫ا‬َ‫م‬ ‫ى‬ٖ‫ون‬ُ‫ر‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ُ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِٰ‫ُو‬‫د‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ َ‫ق‬َ‫ل‬ٖ‫ه‬ِ‫ن‬ ٖ‫ب‬ُ‫م‬ ٍ‫ل‬ َ‫َل‬َ‫ض‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫ون‬ُ‫م‬ِ‫ل‬‫ا‬َّ‫الظ‬ ِ‫ل‬َ‫ب‬ٍ‫ين‬
  • 38.
    38 2.2.2019 • “O gökleri,gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik de orada her güzel çifti yetiştirdik. (Diğer muhtemel mâna: “O, gökleri, görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.”) İşte bunlar Allah’ın yarattıklarıdır. Peki, gösterin bakalım O’ndan başkası ne yaratmış! Doğrusu, o zalimler besbelli bir sapıklık içindedirler.” (Lokman Suresi, 31/10–11)
  • 39.
    39 2.2.2019 2. Geçmiş topluluklarınakıbetlerini /sonlarını teemmül etmek: َّ‫َل‬ِ‫ا‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ل‬َ‫س‬ ْ‫ر‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ْ‫م‬ِ‫ه‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ ٖ‫وح‬ُ‫ن‬ ً‫اَل‬َ‫ج‬ ِ‫ر‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ ‫ى‬ ٰ‫ر‬ُ‫ق‬ْ‫ال‬ ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬‫وا‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ُ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ٰ ْ‫اَل‬ ُ‫ار‬َ‫د‬َ‫ل‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ِ‫ة‬َ‫ر‬ ِ‫خ‬ َ‫ت‬ َ‫َل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ ‫ا‬ ْ‫و‬َ‫ق‬َّ‫ت‬‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ل‬ِ‫ل‬ ٌ‫ْر‬‫ي‬َ‫خ‬َ‫ون‬ُ‫ل‬ِ‫ق‬ْ‫ع‬
  • 40.
    2.2.2019 40 “Senden önce gönderdiğimizpeygamberler de başka değil, ancak şehirlerde oturanlardan vahye mazhar ettiğimiz bir takım erkeklerdi. Onlar dünyayı hiç gezmediler mi ki kendilerinden önce yaşayanların âkıbetlerinin nasıl olduğunu görüp anlasınlar? Âhiret diyarı elbette Allah’a saygı duyup haramlardan sakınanlar için daha iyidir. Siz ey müşrikler, hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Yusuf Suresi, 12/109)
  • 41.
    2.2.2019 41 “Bugün meskenlerinde dolaştıkları,daha önce yaşamış bunca nesilleri helâk edişimiz, onları yola getirmedi mi? Elbette bunda akıllı kimseler için alınacak dersler vardır.” (Taha Suresi, 20/128) ْ‫ك‬َ‫ل‬َِْ‫ا‬ ْ‫م‬َ‫ك‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ ِ‫د‬ْ‫ه‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ُ‫ق‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ‫َا‬‫ن‬ِ‫ون‬ُ‫ر‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ن‬ِ‫ك‬‫ا‬َ‫س‬َ‫م‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫ون‬ُ‫ش‬ْ‫م‬َ‫ي‬ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ ‫ى‬ ٰ‫ه‬ُّ‫ن‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ل‬‫و‬ُ ِ‫َل‬
  • 42.
    2.2.2019 42 َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬ َ‫ك‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ُ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َّ‫د‬َ‫ش‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬ َ‫ث‬ْ‫ك‬َ‫ا‬ ‫ا‬َِ‫و‬ُ‫ر‬َ‫م‬َ‫ع‬ َ‫و‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫وا‬ُ‫ار‬َ‫ث‬َ‫ا‬ َ‫و‬‫ا‬َِ‫و‬ُ‫ر‬َ‫م‬َ‫ع‬ ‫ا‬َّ‫م‬ِ‫م‬ َ‫ر‬ َ‫ن‬ِ‫ي‬َ‫ب‬ْ‫ال‬ِ‫ب‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ُ‫ل‬ُ‫س‬ُ‫ر‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ت‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫ج‬ َ‫و‬ْ‫ظ‬َ‫ي‬ِ‫ل‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬َ‫ف‬ ِ‫ت‬‫ا‬ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫م‬ِ‫ل‬ ُ‫م‬ِ‫ل‬ْ‫ظ‬َ‫ي‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫ك‬ٰ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ون‬ َّ‫م‬ُ‫ث‬َ‫ان‬َ‫ك‬َ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ُ‫ؤ‬‫ا‬َ‫س‬َ‫ا‬‫ا‬‫ى‬ٰ‫وا‬ُّ‫س‬‫ال‬ْ‫ن‬َ‫ا‬‫وا‬ُ‫ب‬َّ‫ذ‬َ‫ك‬ ِ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ِ‫ب‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ َ‫و‬‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ب‬ْ‫س‬َ‫ي‬َ‫ن‬ ُ‫ٶ‬ ِ‫ز‬ْ‫ه‬َ‫ت‬
  • 43.
    43 2.2.2019 “Onlar dünyayı hiçdolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden önce yaşayanların akıbetlerinin nasıl olduğuna bakıp anlasınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. Toprağı altüst etmiş, sular, maden, ekin gibi nimetlerden yararlanmış ve şimdikilerin imar edişlerinden daha fazlasıyla yeryüzünü imar etmişler, resulleri de kendilerine aşikâr, parlak deliller getirmişlerdi. Ama hakikati reddettiler ve sonuçta da yok olup gittiler. Allah onlara asla zulmetmedi, lâkin onlar kendi öz canlarına zulmettiler. Sonra, o fenalık yapanların akıbetleri, en fena bir akıbet oldu. Çünkü Allah’ın âyetlerini yalan saydılar. Bir taraftan da onlarla eğleniyorlardı.” (Rum Suresi, 30/9– 10)
  • 44.
    44 2.2.2019 “Dünyada hiç dolaşıpda, kendilerinden önce yaşamış ümmetlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ve ne de yerde Allah’ı engelleyecek bir şey yoktur. Çünkü O alîmdir, kadirdir (her şeyi hakkıyla bilir ve her şeye gücü yeter).” (Fâtır Suresi, 35/44) َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬ُ‫ة‬َ‫ب‬ َ‫ش‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َّ‫د‬ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ان‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ٍ‫ء‬ْ‫ی‬َ‫ش‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫ه‬َ‫ز‬ ِ‫ج‬ْ‫ع‬ُ‫ي‬ِ‫ل‬ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ َ‫َل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ ‫ا‬ً‫ير‬ ٖ‫د‬َ‫ق‬ ‫ا‬ً‫م‬‫ي‬ٖ‫ل‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬
  • 45.
    2.2.2019 45 “Hiç dünyada dolaşıpda kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Onlar gerek kuvvet, gerekse dünyada bıraktıkları eserler yönünden kendilerinden daha güçlü idiler. Öyle iken Allah onları günahları sebebiyle yakalayıp cezalandırdı ve Allah’a karşı kendilerini koruyan da çıkmadı.” (Mümin Suresi, 40/21) َ‫ي‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬َ‫ا‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬ُ‫ة‬َ‫ب‬ ُِ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َّ‫د‬َ‫ش‬َ‫ا‬ ْ‫م‬‫ا‬ً‫ار‬َ‫ث‬ٰ‫ا‬ َ‫و‬ ُ‫ن‬ُ‫ذ‬ِ‫ب‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ُ‫م‬َُِ‫ذ‬َ‫خ‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ب‬‫و‬َ‫ن‬ ٍ‫ق‬‫ا‬ َ‫و‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬
  • 46.
    2.2.2019 46 َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫وا‬ُ‫ير‬ ٖ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬َ‫ك‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬َ‫ي‬َ‫ان‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ُ‫ة‬َ‫ب‬ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫و‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ر‬َ‫ث‬ْ‫ك‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬َّ‫د‬َ‫ش‬َ‫ا‬ َ‫ف‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫ا‬ً‫ار‬َ‫ث‬ٰ‫ا‬ َ‫و‬ ً‫ة‬ َّ‫و‬ُ‫ق‬َ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬ْ‫ن‬َ‫ع‬ ‫ى‬ٰ‫ن‬ْ‫غ‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫م‬‫ا‬ َ‫ون‬ُ‫ب‬ِ‫س‬ْ‫ك‬َ‫ي‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬
  • 47.
    47 2.2.2019 “Onlar hiç dünyayıgezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden önceki ümmetlerin akıbetlerinin nasıl olduğunu görüp ders alsınlar? Oysa onlar, kendilerinden gerek kuvvet, gerek ülkede bıraktıkları eserler bakımından daha ileri idiler. Ama onların elde ettikleri bu özellikler kendilerine fayda vermedi. Feci akıbetlerini önleyemedi.” (Mümin Suresi, 40/82)
  • 48.
    48 2.2.2019 3. Allâh’ın nimetlerive yaratmasındaki incelikleri teemmül etmek: “Görmez misiniz ki gemiler Allah’ın lütfü ile denizde yüzüyor. Bu, Allah’ın varlığının ve kudretinin bazı delillerini göstermek içindir. Elbette bunda pek sabırlı, çok şükürlü olanlar için ibretler vardır.” (Lokman Suresi, 31/31) ‫ى‬ ٖ‫ر‬ْ‫ج‬َ‫ت‬ َ‫ك‬ْ‫ل‬ُ‫ف‬ْ‫ال‬ َّ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫ر‬َ‫ت‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ا‬ِ‫ت‬َ‫م‬ْ‫ع‬ِ‫ن‬ِ‫ب‬ ِ‫ر‬ْ‫ح‬َ‫ب‬ْ‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ٖ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ٖ‫ه‬ِ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ي‬ ِ‫ر‬ُ‫ي‬ِ‫ل‬ِ‫ل‬ُ‫ك‬ِ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ َ‫َل‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬ ‫ى‬ٍ‫ار‬َّ‫ب‬َ‫ص‬ ٍ‫ور‬ُ‫ك‬َ‫ش‬
  • 49.
    2.2.2019 49 ٰ َ‫َل‬ ِ‫ض‬ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬َ‫ين‬ٖ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ َ‫د‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ُّ‫ث‬ُ‫ب‬َ‫ي‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ِ‫ق‬ْ‫َل‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫و‬ِ‫ق‬‫و‬ُ‫ي‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ِ‫ل‬ ٌ‫ات‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ٍ‫ة‬َّ‫ب‬‫ا‬َ‫ون‬ُ‫ن‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ِ‫ار‬َ‫ه‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ ِ‫ل‬ْ‫ي‬َّ‫ال‬ ِ‫ف‬ َ‫َل‬ِ‫ت‬ْ‫اخ‬ َ‫و‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ل‬َ‫ز‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ِ‫اء‬َ‫م‬ َ‫ب‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ ِ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫ا‬َ‫ي‬ْ‫ح‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ٍ‫ق‬ ْ‫ز‬ ِ‫ر‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ٖ‫ر‬ْ‫ص‬َ‫ت‬ َ‫و‬ ‫ا‬َ‫ه‬ِ‫ت‬ ْ‫و‬َ‫م‬ َ‫د‬ْ‫ع‬ِ‫يف‬ َ‫ون‬ُ‫ل‬ِ‫ق‬ْ‫ع‬َ‫ي‬ ٍ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ِ‫ل‬ ٌ‫ات‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ِ‫اح‬َ‫ي‬ ِ‫الر‬
  • 50.
    2.2.2019 50 “Şüphesiz göklerde veyerde müminler için Allah’ın kudret ve hikmetine dair çok deliller vardır. Siz insanların yaratılışınızda ve Allah’ın dünyanın her tarafında yaydığı canlılarda, kesin bilgiye ulaşıp gerçekleri tasdik edecek kimseler için deliller vardır. Gece ve gündüzün peş peşe gelip müddetlerinin uzayıp kısalmasında, Allah’ın gökten bir rızık, yani yağmur indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde, akıllarını kullanıp düşünecek kimseler için Allah’ın kudretine ve hikmetine dair birçok deliller vardır.” (Câsiye Suresi, 45/3–5)
  • 51.
    51 2.2.2019 Rüzgârlar gâh sıcak,gâh soğuk, gâh hızlı, gâh durgun, bazen kuru, bazen nemli olurlar. Bazen yağmur getirirken, bazen bulut götürürler. Bunlar elbette tesadüfî olmayıp, hikmet sahibi Allah’ın kanununa bağlıdır. Elbette mevsimlerin değişmesi, yeryüzünde yağmur dağılımı, su deveranı; güneşin, arzın, rüzgârların, suyun, bitkilerin, hayvanların yönetiminin birbirinden bağımsız düşünülmesinin imkânsız olduğunu ortaya koymaktadır.
  • 52.
    2.2.2019 52 “Hiç üzerlerindeki göğebakmazlar mı? Bakıp da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi, onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik olmadığını düşünmezler mi?” (Kaf Suresi, 50/6) ِ‫اء‬َ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ‫ى‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ُ‫ظ‬ْ‫ن‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬َ‫ا‬ْ‫ي‬َ‫ن‬َ‫ب‬ َ‫ْف‬‫ي‬َ‫ك‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ق‬ ْ‫و‬َ‫ف‬‫ا‬َِ‫َا‬‫ن‬ ٍ‫وج‬ُ‫ر‬ُ‫ف‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ل‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ‫ا‬َِ‫ا‬َّ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ز‬ َ‫و‬
  • 53.
    53 2.2.2019 Gökyüzü âlemi akıllaradurgunluk verecek derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan yüz binlerce defa daha büyük gezegenler uzayda top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler. Güneş sistemi Samanyolu galaksisinin bir köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur. Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?
  • 54.
    2.2.2019 54 ‫ي‬ٖ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ َ‫و‬‫ا‬َِ‫َا‬‫ن‬ْ‫د‬َ‫د‬َ‫م‬ َ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ٖ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ت‬َ‫ب‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ َ‫ى‬ِ‫س‬‫ا‬ َ‫و‬َ‫ر‬ ‫ا‬َ‫ه‬‫ا‬َ‫ه‬‫ي‬ ٍ‫يج‬ ٖ‫ه‬َ‫ب‬ ٍ‫ج‬ ْ‫و‬َ‫ز‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫م‬ ٍ‫د‬ْ‫ب‬َ‫ع‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ِ‫ل‬ ‫ى‬ ٰ‫ر‬ْ‫ك‬ِ‫ذ‬ َ‫و‬ ً‫ة‬َ‫ر‬ ِ‫ْص‬‫ب‬َ‫ت‬ٍ‫ب‬‫ي‬ٖ‫ن‬ َّ‫ب‬َ‫ح‬ َ‫و‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َّ‫ن‬َ‫ج‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ت‬َ‫ب‬ْ‫ن‬َ‫ا‬َ‫ف‬ ‫ا‬ً‫ك‬َ‫ار‬َ‫ب‬ُ‫م‬ ً‫ء‬‫ا‬َ‫م‬ ِ‫اء‬َ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ل‬َّ‫َز‬‫ن‬ َ‫و‬ ِ‫د‬‫ي‬ ٖ‫ص‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ ٖ‫َض‬‫ن‬ ٌ‫ع‬ْ‫ل‬َ‫ط‬ ‫ا‬َ‫ه‬َ‫ل‬ ٍ‫ت‬‫ا‬َ‫ق‬ِ‫س‬‫ا‬َ‫ب‬ َ‫ل‬ْ‫خ‬َّ‫ن‬‫ال‬ َ‫و‬ٌ‫د‬‫ي‬ َ‫ب‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ي‬ْ‫ح‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ِ‫د‬‫ا‬َ‫ب‬ِ‫ع‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬ ‫ا‬ً‫ق‬ ْ‫ز‬ ِ‫ر‬ُ‫خ‬ْ‫ال‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬ ‫ا‬ً‫ت‬ْ‫ي‬َ‫م‬ ً‫ة‬َ‫د‬ْ‫ل‬ُ‫ج‬‫و‬ُ‫ر‬
  • 55.
    55 2.2.2019 “Yeri de döşedik,oraya dengeyi sağlayacak sağlam ulu dağlar yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan her çeşit bitkiden çiftler bitirdik. Bütün bunları, Allah’a yönelecek her kula Yaradan’ın kudretini hatırlatması, dersler veren birer basiret nişanesi ve ibret numunesi olması için yaptık. Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik. Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek içindir. Hem o su ile ölü toprağa hayat verdik. İşte ölmüş insanların mezarlarından çıkışı da böyle olacaktır.” (Kaf Suresi, 50/7–11)
  • 56.
    56 2.2.2019 Abdullah b. Abbas(ra) anlatıyor: “Allah Resûlü (sas) babama bir deve hediye etmişti. Babam deveyi küçük buldu. Onu benimle Efendimize geri gönderdi. Bana: —Oğlum! Bunu Allah Resûlü’ne (sas) götür. Ona: ‘Biz çalışan kişileriz. Eğer yanında daha büyük bir deve varsa onu bize göndersin!’ dediğimi söyle, dedi. Deveyi alıp yola koyuldum. Eve vardığımda Allah Resûlü (sas) o sırada Mescid-i Nebevî’deydi. Deveyi bağlayıp Mescid’e gittim. Efendimiz sahabeleri ile oturuyordu. Konuşmaya fırsat olmadan akşam ezanı okundu. Kalkıp namaz kıldık. Allah Resûlü (sas) akşam namazından sonra mescitten çıkmayıp yatsıya kadar namaz kılmaya devam etti. Namazdan sonra sahabelerden ayrılarak evine yöneldi. Ben de ardından gittim. Ayak sesimi duyunca:
  • 57.
    57 2.2.2019 —Kimsin? Diyerek banadöndü. —Abbas’ın oğluyum. —Amcamın oğlu? Merhaba Allah Resûlü’nün amcasının oğlu! Niçin geldin? —Babam şu sebeple beni buraya gönderdi. —Bu saatte mi? —Daha erken geldim, ancak yanınıza gelemedim. —Getirdiğin deveyi, zekât develerinin bulunduğu yere bırak. —Olur, diyerek deveyi emrettiği yere götürdüm. —Artık geç oldu. Bu gece istersen teyzenin yanında kal, ne dersin? diye sorunca hiç düşünmeden büyük bir sevinçle:
  • 58.
    58 2.2.2019 —Olur, dedim. Yanındanayrılarak eve gittim. Teyzem bana akşam yemeği için sofra hazırladı. Yemekten sonra yatmam için hazırlığa başlayan teyzem, bir örtüyü dörde katlayıp yere serdi. Yatağım hazırdı. Ancak yastık yoktu. Teyzeme: —Başımı sizin yastığınızın bir köşesine koyup yatarım, dedim. Yatarken dediğim gibi başımı onların yastığına koydum. Uyumamaya çalışıyor, ‘gece uyumayıp, Allah Resulü’nün (sas) ne kadar namaz kıldığını saymalıyım’ diye içimden geçiriyordum. Gecenin bir kısmı geçtikten sonra Allah Resûlü (sas) hücre-i saadetlerine teşrif buyurdular. O sırada ben uzanmış yatıyordum. Allah Resûlü (sas) eşine:
  • 59.
    59 2.2.2019 —Ey Meymune! Diyeseslendi. Teyzem: —Buyur, dedi. (Oda karanlık olduğu için) Efendimiz: —Kız kardeşinin oğlu geldi mi? —Evet, işte burada! —Sende yiyecek bir şeyler var mıydı? Ona yiyebileceği bir şeyler verdin mi? —Söylediğinizi daha önce yapmıştım. —Çocuğun yatağını hazırladın mı? —Evet!
  • 60.
    60 2.2.2019 Bundan sonra teyzeminüzerindeki örtünün ucundan tuttu. Onu üzerine örtüp yanına yattı. Örtü her ikisinin üzerini de kaplıyordu. Allah Resûlü (sas) başını yastığa koyduktan bir süre sonra uyumaya başladı. Uyku sesini duyuyordum. İçimden ‘Şimdi uyudu. Ama gece namazı kılmadı’ diye geçiriyordum. Gecenin üçte biri geçince Allah Resûlü (sas) kalkıp misvakını aldı, dişlerini fırçaladı. Yattığım yerden misvakını dişlerine sürerken çıkardığı sesi duyuyordum. Bu sırada:
  • 61.
    61 2.2.2019 “Göklerin ve yerinyaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda, yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.” (Bakara Suresi, 2/164) ayetini okuyordu. Misvakı bir kenara koyduktan sonra asılı olan su kırbasına yöneldi. Kırbanın bağını çözdü. Hemen yerimden kalkıp abdest suyunu kendim dökmek istedim, ancak yanlış bir şey yapmaktan da korkarak bu düşüncemden vazgeçtim.
  • 62.
    62 2.2.2019 Abdest aldıktan sonramescide gitti. Dört rekât namaz kıldı. Her rekâtta 50 ayet uzunluğunda Kur’an okudu. Rükû ve secdede uzun süre durarak namazını tamamladı. Namazdan sonra yatağa döndü, yatıp uyudu. Bir süre sonra uyumaya başladı. Uyku sesini duyuyordum. Yine içimden; ‘Uyudu. Artık sabaha kadar kalkıp namaz kılmaz’ diye geçiriyordum. Gece yarısı olunca yeniden kalktı, önceki gibi dişlerini fırçaladı. Abdest alarak mescide gitti. Yine aynı uzunlukta dört rekât namaz kıldı. Namazdan sonra tekrar yatıp uyudu. Ben yine içimden; ‘Uyudu. Artık sabaha kadar kalkıp namaz kılmaz’ diye düşündüm.
  • 63.
    63 2.2.2019 Gecenin altıda biriya da daha azı kalmıştı ki Allah Resûlü (sas) bir daha kalktı. Yine dişlerini fırçaladı. Abdest alıp mescide gitti. Namaza başlayınca Fatiha’dan sonra ‘Sebbihisme rabbike’l a’lâ’ suresini okudu. Rükû ve secdelerini yaptı. İkinci rekâtta Fatiha’dan sonra ‘Kafirûn suresi’ni okudu. Rükû ve secdelerden sonra, üçüncü rekâtta ‘İhlâs suresi’ni okudu, ‘Kunut duaları’ndan sonra rükû ve secdelerini yaptı. Namazı bittikten sonra fecir vakti oluncaya kadar bir miktar oturdu. Fecir doğunca bana seslendi.
  • 64.
    64 2.2.2019 —Emrediniz, buyurunuz YâResûlallah! Diyerek yerimden fırladım. —Kalk! Vallahi zaten uyumuyordun, buyurdu. Kalkıp abdest aldım. Arkasında namaza durdum. Birinci rekâtta Fatiha’dan sonra Kafirûn suresini, ikinci rekâtta ise İhlâs suresini okudu. Namazdan sonra Allah’ı övgü ile anmaya başladı. Övgüsünü şu dua ile tamamladı: ‘Allah’ım! Kalbimde bir nur kıl! Kulağımda bir nur kıl! Gözümde bir nur kıl! Sağımda, solumda, ön ve arka tarafımda benim için bir nur kıl! Nurumu artır, nurumu artır!” (Müslim, müsâfirîn 191, 199)
  • 65.
    65 2.2.2019 1. Kişi, hayrınve şerrin, iyilik ve kötülüğün, güzellik ve çirkinliğin hakikatine ancak kuvvetli bir teemmül gücü ile ulaşabilir. 2. İnsanın takva dairesine girebilmesinde ve nasihatlerin kendisinde müessir olabilmesinde teemmül ahlâkı en iyi yardımcılardan birisidir. 3. Zamanın kaliteli kullanılabilmesinde, günlerin faydalı bir hale getirilebilmesinde teemmül oldukça önemli bir aklî güç olarak karşımıza çıkar. 4. Teemmül, inançlı bir insanın inancında yakîne ermesine, avam tabakasından havas tabakasına geçmesinde güçlü bir saiktır.
  • 66.
    66 2.2.2019 Teenni kelimesi lügatteihtiyatlı, vakur ve akıllıca davranma, bir işte acele etmeyip enini sonunu düşünerek hareket etme anlamına gelir. ْ‫ب‬َ‫ر‬َ‫ض‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ل‬‫ي‬ٖ‫ب‬َ‫س‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ُ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ِ‫ل‬ ‫وا‬ُ‫ل‬‫و‬ُ‫ق‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ َ‫و‬‫ا‬ً‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ل‬ َ‫م‬ َ‫َل‬َّ‫س‬‫ال‬ َ‫ي‬ْ‫ن‬ُّ‫د‬‫ال‬ ِ‫ة‬‫و‬ٰ‫ي‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ َ‫ض‬َ‫ر‬َ‫ع‬ َ‫ون‬ُ‫غ‬َ‫ت‬ْ‫ب‬َ‫ت‬ُ‫م‬ِ‫ن‬‫َا‬‫غ‬َ‫م‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬ٌ‫ة‬َ‫ير‬ٖ‫ث‬َ‫ك‬ ‫ا‬ َّ‫ن‬َ‫م‬َ‫ف‬ ُ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬ُ‫ك‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ ُ ‫ه‬‫ّٰلل‬َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬ ‫ا‬ً‫ير‬ٖ‫َب‬‫خ‬ َ‫ون‬ُ‫ل‬َ‫م‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ِ‫ب‬ َ‫ان‬َ‫ك‬
  • 67.
    2.2.2019 67 “Ey iman edenler!Yeryüzünde Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, son derece dikkatli davranın. Size selam verene, dünya hayatının geçici ve az bir menfaatini elde etmek için: “Sen mümin değilsin” demeyin. Unutmayın ki Allah’ın yanında birçok ganimetler vardır. Önceden siz de böyle idiniz, Allah size lütfetti de imanla şereflendiniz. Öyleyse iyi anlayın, dinleyin çok dikkatli davranın. Muhakkak ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Nisa Suresi, 4/94)
  • 68.
    2.2.2019 68 “Sana vahyedilmesi henüztamamlanmadan unutma endişesi ile Kur’ân’ı okumada acele etme ve: ‘Ya Rabbî! Benim ilmimi artır’ de.” (Taha Suresi, 20/114) َ‫و‬ ُّ‫ق‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ ُ‫ك‬ِ‫ل‬َ‫م‬ْ‫ال‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ‫ى‬َ‫ل‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫ت‬َ‫ف‬ِ‫ن‬ٰ‫ا‬ ْ‫ر‬ُ‫ق‬ْ‫ال‬ِ‫ب‬ ْ‫ل‬َ‫ج‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫ي‬ْ‫ح‬ َ‫و‬ َ‫ْك‬‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ ٰ‫ض‬ْ‫ق‬ُ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ِ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ِ‫ع‬ ‫ى‬ٖ‫ن‬ْ‫د‬ ِ‫ز‬ ِ‫ب‬َ‫ر‬ ْ‫ل‬ُ‫ق‬ َ‫و‬ ُ‫ه‬‫ا‬ً‫م‬ْ‫ل‬
  • 69.
    69 2.2.2019 “Ey iman edenler,herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât Suresi, 49/6) ُ‫ك‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫ج‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ا‬َ‫ب‬َ‫ن‬ِ‫ب‬ ٌ‫ق‬ِ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬ ِ‫ب‬ْ‫ص‬ُ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ة‬َ‫ل‬‫ا‬َ‫ه‬َ‫ج‬ِ‫ب‬ ‫ا‬ً‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ ‫وا‬ُ‫ب‬‫ي‬ ٖ‫ص‬ُ‫ت‬َ‫ن‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ل‬َ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫م‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ‫وا‬ُ‫ح‬َ‫ين‬ ٖ‫م‬ِ‫د‬‫ا‬
  • 70.
    2.2.2019 70 “Sana vahyedileni unutmamakiçin tekrarlarken hemen anında bellemek için dilini kımıldatma.” (Kıyamet Suresi, 75/16) ْ‫ع‬َ‫ت‬ِ‫ل‬ َ‫َك‬‫ن‬‫ا‬َ‫س‬ِ‫ل‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ْ‫ك‬ ِ‫ر‬َ‫ح‬ُ‫ت‬ َ‫َل‬ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ َ‫ل‬َ‫ج‬
  • 71.
    71 2.2.2019 Hz. Ali (ra)rivayet ediyor: Resulullah (sas) beni Yemen’e kadı olarak gönderdi. O sıralarda henüz yaşım küçüktü, kazayı (hüküm vermeyi) bilmiyordum (Beni takviye için): ‘(Sen tereddüt etme, git! Bu vazife için) Allah kalbine hidayet koyacak ve delili de sabit kılacak. Yanına iki davalı geldiği vakit, birinciyi dinlediğin gibi, diğerini de bekleyip dinlemeden sakın hüküm verme. Böyle yapman (daha isabetli) karar vermen için gereklidir!’ buyurdular. Hz. Ali devamla der ki: ‘Ondan sonra hep kadılık yaptım. Henüz, bir kerecik olsun vermiş olduğum hükümlerde tereddüde düşmedim.” (Ebu Davud, akdiye 6)
  • 72.
    72 2.2.2019 “İbnu Abbas’tan rivayetedildiğine göre Resulullah (sas) buyurdular ki: ‘İtidalli (orta yol üzere) olmak, teennili davranmak ve hal ve gidişi iyi olmak peygamberliğin yirmi dört cüzünden bir cüzdür.” (Muvatta, şi’r 17) Sa’d İbnu Ebi Vakkas’tan rivayete göre Resulullah (sas) buyurdular ki: “Teenni, ahiretle ilgili olanlar dışında her amelde güzeldir.” (Ebu Davud, edeb 11) İbnu Abbas’tan rivayete göre Resulullah (sas) Eşeccü Abdi’l-Kays’a: “Muhakkak ki sende Allah ve Resulü’nün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni.” demiştir. (Müslim, iman 25)
  • 73.
    73 2.2.2019 1. Acele etmedenteenni ile davranan kimse duasının kabulüne zemin hazırlamış olur. 2. Teenni ve hilim Allâh’ın ve Resulullah’ın sevdiği iki sıfattır. 3. İnsanlar arasında herhangi bir konuda hakemlik yapılacağında bu hakemlik teenni ile davranıldığında başarıya ulaşır. 4. Teenni, övnülecek bir haslet olan sekinenin bir parçasıdır.
  • 74.
    2.2.2019 74 Tebettül kelime anlamıolarak halktan ve dünyadan ayrılarak, bir diğer manada mâsivadan uzaklaşarak ihlâs ile Hakka ve ibadete yönelmek gibi esas anlamlarının yanı sıra, evlenmekten vazgeçip zâhidlik etmeye de bir unvan sayılmıştır. Erkekten kaçınma sureti ile namusuna özen gösteren kadınlara da bu anlamda “Betül” denilmiştir. Hz. Meryem’e ve Efendimiz (sas)’in kızı Fatıma’ya (r.anhâ) da bu isim bir sıfat şeklinde verilmiştir. Çünkü bu yüksek şahsiyetler kendi zamanlarındaki diğer kadınlardan, özellikle ahlâkî anlamda farklı, iffetlerini oldukça yüksek seviyede tutan ve dini hayatlarına ziyadesi ile önem veren kişiler olarak temayüz etmişlerdir.
  • 75.
    2.2.2019 75 “Tebettül” kelimesini derecelendirenlerolmuştur. Buna göre: 1. İbadet niyeti, kastı ve tam bir ihlâs ile Allâh’a yönelerek, َ‫ُون‬‫ب‬َ‫ع‬ْ‫ل‬َ‫ي‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ ِ‫ض‬ ْ‫َو‬‫خ‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ ْ‫م‬ُِ ْ‫ر‬َ‫ذ‬ َّ‫م‬ُ‫ث‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ل‬ُ‫ق‬ “Sen Allah de! sonra da onları bırak kendi batıllarında oynaya dursunlar.” (Enam Suresi, 6/91) âyet-i kerîmesinin işârî manasına dâhil olmak, 2. Havf ve recâ duygusundaki gelişmeye paralel bir şekilde dünyevî lezzetlere ve ilgilere karşı alakasızlaşmak, 3. Nefsanî hazlardan, kalbini ve aklını ifsat edebilecek fikrî teşevvüşlerden kısaca masivadan infisal ile inâbe, tevekkül ve meâliye iştiyak helezonlarına tutunarak Allâh’a ittisal için yol almak.
  • 76.
    2.2.2019 76 ْ‫ل‬َّ‫ت‬َ‫ب‬َ‫ت‬ َ‫و‬ َ‫ك‬ِ‫ب‬َ‫ر‬َ‫م‬ْ‫س‬‫ا‬ ِ‫ر‬ُ‫ك‬ْ‫ذ‬‫ا‬ َ‫و‬ً‫يَل‬ٖ‫ْت‬‫ب‬َ‫ت‬ ِ‫ه‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ “Rabbinin yüce adını zikret, fânilere bel bağlamaktan kurtul ve bütün gönlünle yalnız O’na yönel.” (Müzzemmil Suresi, 73/8) ْ‫َب‬‫غ‬ ْ‫ار‬َ‫ف‬ َ‫ك‬ِ‫ب‬َ‫ر‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬ِ‫ا‬ َ‫و‬ “Hep Rabbine yönel, O’na yaklaş!” (İnşirah Suresi, 94/8)
  • 77.
    2.2.2019 77 “O göklerin, yerinve o ikisinin arasında olan her şeyin Rabbidir. Öyleyse yalnız O’na kulluk et. O’na ibadetinde sabır ve sebat göster. Ona denk ve adaş olacak hiç kimse bilir misin?” (Meryem Suresi, 19/65) ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫و‬ ِ‫ت‬‫ا‬ َ‫و‬ ٰ‫م‬َّ‫س‬‫ال‬ ُّ‫ب‬َ‫ر‬ُ‫ه‬ْ‫د‬ُ‫ب‬ْ‫ع‬‫ا‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ب‬ ْ‫ع‬َ‫ت‬ ْ‫ل‬َِ ٖ‫ه‬ِ‫ت‬َ‫د‬‫ا‬َ‫ب‬ِ‫ع‬ِ‫ل‬ ْ‫ر‬ِ‫ب‬َ‫ط‬ْ‫ص‬‫ا‬ َ‫و‬‫ا‬‫ا‬‫ي‬ِ‫م‬َ‫س‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ ُ‫م‬َ‫ل‬
  • 78.
    2.2.2019 78 1. Kulun imanındakienginliğin ve Allâh’a (cc) yakınlığının bir remzi ve işaretidir. 2. Tebettül, kulun duasına Rabbinin cevabı için önemli vesilelerden birisidir. 3. Tebettül ile kalp parlar, insanın gönül dünyası aydınlık hale gelir. 4. Tebettül kulun Allâh ile irtibatının yüksekliğini ve ihlâsındaki tamamiyeti gösterir. 5. Tebettül ile kul büyük bir sevaba ve Rabbin rızasına mazhar olur.
  • 79.
    2.2.2019 79 Tebeyyün kelimesi lügattebelli olma, meydana çıkma, mananın ya da herhangi bir eşyanın görülüp hakikatinin anlaşılması gibi anlamlara gelmektedir. Bu kelime ıstılahta ise özellikle bilginin, insan zihninde ve ruhundaki derecesini ya da geldiği mertebeyi göstermektedir. Şöyle ki: Önce şuurlanma, sonra da sırası ile anlama, ezberleme, hatırlama, anlatma, görüş oluşturma -ki buna mantıkî öncüllerin peşi peşine getirilmesi de denilebilir- sonra da tebeyyün yani bir konuyu etraflıca anlama gelir. Tebeyyünden sonraki basamaklarda ise teemmül ve istibsâr gelmektedir. Bu terimin zıt anlamları ise sırası ile cahillik, akılca hafiflik, acelecilik, gaflet, ifrat ve tefrittir.
  • 80.
    2.2.2019 80 ُ‫ر‬َ‫ي‬ ْ‫و‬َ‫ل‬ ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ت‬ِ‫ك‬ْ‫ال‬ِ‫ل‬َِْ‫ا‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ٌ‫ير‬ٖ‫ث‬َ‫ك‬ َّ‫د‬ َ‫و‬ِ‫ن‬‫ا‬َ‫م‬‫ي‬ٖ‫ا‬ ِ‫د‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ن‬‫و‬ُّ‫د‬‫ا‬ً‫ار‬َّ‫ف‬ُ‫ك‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ َ‫م‬ ِ‫د‬ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ِ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ًا‬‫د‬َ‫س‬َ‫ح‬َ‫ف‬ ُّ‫ق‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ ُ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫َّن‬‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬‫وا‬ُ‫ف‬ْ‫ع‬‫ا‬ ِ‫ر‬ْ‫م‬َ‫ا‬ِ‫ب‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ى‬ِ‫ت‬ْ‫ا‬َ‫ي‬ ‫ى‬‫ه‬‫ت‬َ‫ح‬ ‫وا‬ُ‫ح‬َ‫ف‬ْ‫ص‬‫ا‬ َ‫و‬ْ‫ی‬َ‫ش‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ٖ‫ه‬ٌ‫ير‬ ٖ‫د‬َ‫ق‬ ٍ‫ء‬ “Sırf nefislerinden ileri gelen bir kıskançlık sebebiyle, Ehl-i kitaptan birçok kimse, gerçek kendilerine ayan beyan belli olduktan sonra, sizi imanınızdan uzaklaştırıp kâfir haline çevirmek isterler. Allah bu husustaki emrini bildirinceye kadar affedin ve hoşgörün. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Bakara Suresi, 2/109)
  • 81.
    2.2.2019 81 “Şafak vakti, gününağarması gecenin karanlığından fark edilinceye kadar yiyin için.” (Bakara Suresi, 2/187) َ‫ت‬َ‫ي‬ ‫ى‬‫ه‬‫ت‬َ‫ح‬ ‫وا‬ُ‫ب‬َ‫ر‬ْ‫ش‬‫ا‬ َ‫و‬ ‫وا‬ُ‫ل‬ُ‫ك‬ َ‫و‬َ‫خ‬ْ‫ال‬ ُ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬ُ‫ط‬ْ‫ي‬ َ ْ‫اَل‬ ِ‫ْط‬‫ي‬َ‫خ‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫ض‬َ‫ي‬ْ‫ب‬َ ْ‫اَل‬ِ‫ر‬ْ‫ج‬َ‫ف‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ِ‫د‬ َ‫و‬ْ‫س‬ ِ‫َى‬‫غ‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬ِ‫م‬ ُ‫د‬ْ‫ش‬ُّ‫الر‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ْ‫د‬َ‫ق‬ ِ‫ين‬ ٖ‫الد‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ َ‫ه‬‫ا‬َ‫ر‬ْ‫ك‬ِ‫ا‬ َ‫َل‬ “Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur.” (Bakara Suresi, 2/256)
  • 82.
    2.2.2019 82 َ‫ر‬َ‫ض‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ ِ‫ل‬‫ي‬ٖ‫ب‬َ‫س‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ب‬‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ُ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬ِ‫ا‬ ‫ى‬ٰ‫ق‬ْ‫ل‬َ‫ا‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ِ‫ل‬ ‫وا‬ُ‫ل‬‫و‬ُ‫ق‬َ‫ت‬ َ‫َل‬ َ‫و‬ً‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ل‬ َ‫م‬ َ‫َل‬َّ‫س‬‫ال‬‫ا‬ ْ‫ن‬ُّ‫د‬‫ال‬ ِ‫ة‬‫و‬ٰ‫ي‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ َ‫ض‬َ‫ر‬َ‫ع‬ َ‫ون‬ُ‫غ‬َ‫ت‬ْ‫ب‬َ‫ت‬ِ‫ن‬‫َا‬‫غ‬َ‫م‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫ي‬ٌ‫ة‬َ‫ير‬ٖ‫ث‬َ‫ك‬ ُ‫م‬ َّ‫ن‬َ‫م‬َ‫ف‬ ُ‫ل‬ْ‫ب‬َ‫ق‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ن‬ُ‫ك‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ْ‫ي‬َ‫ل‬َ‫ع‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬َ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬ ‫ا‬ً‫ير‬ٖ‫َب‬‫خ‬ َ‫ون‬ُ‫ل‬َ‫م‬ْ‫ع‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ِ‫ب‬ َ‫ان‬َ‫ك‬
  • 83.
    2.2.2019 83 “Ey iman edenler!Yeryüzünde Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, son derece dikkatli davranın. Size selam verene, dünya hayatının geçici ve az bir menfaatini elde etmek için: “Sen mümin değilsin” demeyin. Unutmayın ki Allah’ın yanında birçok ganimetler vardır. Önceden siz de böyle idiniz, Allah size lütfetti de imanla şereflendiniz. Öyleyse iyi anlayın, dinleyin çok dikkatli davranın. Muhakkak ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Nisa Suresi, 4/94)
  • 84.
    2.2.2019 84 “Her kim de,hidâyet yolu kendisine iyice belli olduktan sonra, Resülullaha muhalefet eder ve müminlerin yolundan başka bir yola tâbi olursa, Biz onu döndüğü yolda bırakırız ama âhirette de kendisini cehenneme koyarız. Orası ne fena bir varış yeridir! ” (Nisa Suresi, 4/115) ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ل‬‫و‬ُ‫س‬َّ‫الر‬ ِ‫ق‬ِ‫ق‬‫َا‬‫ش‬ُ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫م‬ َ‫و‬ُ‫ه‬ْ‫ال‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ِ‫د‬‫ى‬ٰ‫د‬ ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ْ‫ال‬ ِ‫ل‬‫ي‬ٖ‫ب‬َ‫س‬ َ‫ْر‬‫ي‬َ‫غ‬ ْ‫ع‬ِ‫ب‬َّ‫ت‬َ‫ي‬ َ‫و‬‫ه‬‫ل‬ َ‫و‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ٖ‫ه‬ِ‫ل‬ َ‫و‬ُ‫ن‬ َ‫ين‬ٖ‫ن‬ٖ‫ه‬ِ‫ل‬ْ‫ص‬ُ‫ن‬ َ‫و‬ ‫ى‬ ‫ا‬ً‫ير‬ ٖ‫ص‬َ‫م‬ ْ‫ت‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫س‬ َ‫و‬ َ‫م‬َّ‫ن‬َ‫ه‬َ‫ج‬
  • 85.
    2.2.2019 85 “Hay Allah seniaffedesice! Niçin sence doğru söyleyenler iyice belli oluncaya ve yalancılar da meydana çıkıncaya kadar beklemeyip izin isteyen o münafıklara izin verdin?” (Tevbe Suresi, 9/44) ُ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫ي‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ َ‫ك‬ُ‫ن‬ِ‫ذ‬ْ‫ا‬َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ي‬ َ‫َل‬ٰ ْ‫اَل‬ ِ‫م‬ ْ‫و‬َ‫ي‬ْ‫ال‬ َ‫و‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ِ‫ب‬ َ‫ون‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ِ‫ر‬ ِ‫خ‬ ِ‫ه‬ِ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫ل‬‫ا‬ َ‫و‬ْ‫م‬َ‫ا‬ِ‫ب‬ ‫ُوا‬‫د‬ِِ‫ا‬َ‫ج‬ُ‫ي‬َّ‫ت‬ُ‫م‬ْ‫ال‬ِ‫ب‬ ٌ‫م‬‫ي‬ٖ‫ل‬َ‫ع‬ ُ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫و‬ ْ‫م‬َ‫ين‬ٖ‫ق‬
  • 86.
    2.2.2019 86 ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬َ‫و‬ ِ‫ى‬ِ‫ب‬َّ‫ن‬‫ل‬ِ‫ل‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ُ‫م‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬ ‫وا‬ُ‫ر‬ِ‫ف‬ْ‫غ‬َ‫ت‬ْ‫س‬َ‫ي‬ ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬َ‫ين‬ ٖ‫ك‬ ِ‫ر‬ْ‫ش‬ ْ‫ع‬َ‫ب‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ‫ى‬ٰ‫ب‬ ْ‫ر‬ُ‫ق‬ ‫ى‬ٖ‫ول‬ُ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬‫ا‬َ‫ك‬ ْ‫و‬َ‫ل‬ َ‫و‬َّ‫ن‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ِ‫د‬ْ‫م‬ُ‫ه‬ ِ‫يم‬ ٖ‫ح‬َ‫ج‬ْ‫ال‬ ُ‫اب‬َ‫ح‬ْ‫ص‬َ‫ا‬ َ ِ‫َل‬ َ‫يم‬ ِٖ ٰ‫ْر‬‫ب‬ِ‫ا‬ ُ‫ار‬َ‫ف‬ْ‫غ‬ِ‫ت‬ْ‫س‬‫ا‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ‫ا‬َ‫م‬ َ‫و‬ٍ‫ة‬َ‫د‬ِ‫ع‬ ْ‫و‬َ‫م‬ ْ‫ن‬َ‫ع‬ َّ‫َل‬ِ‫ا‬ ِ‫ه‬‫ي‬ٖ‫ب‬ َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ‫ا‬َّ‫م‬َ‫ل‬َ‫ف‬ ُ‫ه‬‫ا‬َّ‫ي‬ِ‫ا‬ ‫ا‬ََِ‫د‬َ‫ع‬ َ‫و‬َ‫ب‬َ‫ت‬ ِ ‫ه‬ ِ‫ّٰلل‬ ٌّ‫ُو‬‫د‬َ‫ع‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬َ‫ا‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬ ُ‫ه‬ْ‫ن‬ِ‫م‬ َ‫ا‬َّ‫ر‬ ٌ‫م‬‫ي‬ٖ‫ل‬َ‫ح‬ ٌ‫ه‬‫ا‬ َّ‫و‬َ َ‫َل‬ َ‫يم‬ ِٖ ٰ‫ْر‬‫ب‬ِ‫ا‬
  • 87.
    2.2.2019 87 “Kâfir olarak ölüpcehennemlik oldukları kendilerine belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek, ne Peygamberin, ne de müminlerin yapacağı bir iş değildir. İbrâhim’in, babası için af dilemesi ise, sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için olmuştu. Fakat onun Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti. Gerçekten İbrâhim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi.” (Tevbe Suresi, 9/113–114)
  • 88.
    2.2.2019 88 “Evet, Biz ilerideonlara delillerimizi gerek dış dünyada, gerek kendi öz varlıklarında göstereceğiz; ta ki Kur’ân’ın, Allah tarafından gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından da iyice anlaşılacak. Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi?” (Fussilet Suresi, 41/53) ِ‫ق‬‫ا‬َ‫ف‬ٰ ْ‫اَل‬ ‫ى‬ِ‫ف‬ ‫َا‬‫ن‬ِ‫ت‬‫ا‬َ‫ي‬ٰ‫ا‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬‫ي‬ ٖ‫ر‬ُ‫ن‬َ‫س‬‫ه‬‫ت‬َ‫ح‬ ْ‫م‬ِ‫ه‬ِ‫س‬ُ‫ف‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫ى‬ٖ‫ف‬ َ‫و‬‫ى‬ َ‫ا‬ ُّ‫ق‬َ‫ح‬ْ‫ال‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬َ‫ا‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ي‬َ‫ا‬ َ‫ك‬ِ‫ب‬َ‫ر‬ِ‫ب‬ ِ‫ف‬ْ‫ك‬َ‫ي‬ ْ‫م‬َ‫ل‬ َ‫و‬‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ ٌ‫د‬‫ي‬ ٖ‫َه‬‫ش‬ ٍ‫ء‬ْ‫ی‬َ‫ش‬ ِ‫ل‬ُ‫ك‬
  • 89.
    2.2.2019 89 “Ey iman edenler,herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât Suresi, 49/6) ْ‫ن‬َ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َّ‫ي‬َ‫ب‬َ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ا‬َ‫ب‬َ‫ن‬ِ‫ب‬ ٌ‫ق‬ِ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬َ‫ء‬‫ا‬َ‫ج‬ ْ‫ن‬ِ‫ا‬ ‫وا‬ُ‫ن‬َ‫م‬ٰ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫ذ‬َّ‫ال‬ ‫ا‬َ‫ه‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ ‫ا‬َ‫ي‬ ْ‫ص‬ُ‫ت‬َ‫ف‬ ٍ‫ة‬َ‫ل‬‫ا‬َ‫ه‬َ‫ج‬ِ‫ب‬ ‫ا‬ً‫م‬ ْ‫و‬َ‫ق‬ ‫وا‬ُ‫ب‬‫ي‬ ٖ‫ص‬ُ‫ت‬ْ‫م‬ُ‫ت‬ْ‫ل‬َ‫ع‬َ‫ف‬ ‫ا‬َ‫م‬ ‫ى‬ٰ‫ل‬َ‫ع‬ ‫وا‬ُ‫ح‬ِ‫ب‬ َ‫ين‬ ٖ‫م‬ِ‫د‬‫َا‬‫ن‬
  • 90.
    2.2.2019 90 “Resülullah Velid b.Ukbe b. Ebi Muayt’ı, zekât memuru olarak Beni Müstalık kabilesine göndermişti. Bu zatla o kabile arasında cahiliyye dönemine ait bir düşmanlık vardı. Kabile onun geldiğini duyunca, Allah Teâlâ’ya ve O’nun Rasulü’ne tazimen Velid b. Ukbe’yi kabul ettiler. Zekât memuru olarak geldiğini herkese haber ettiler. Velid kendisini öldürecekleri yolunda vesveseye düştü. Korkup, geldiği yoldan geriye Resülullah’ın yanına döndü ve: “Müstalık oğulları, sadakalarını vermediler. Beni de öldürmek istediler.” dedi. Bu söz üzerine Resülullah gazaba gelip, onlara savaş açmaya niyet etti.
  • 91.
    2.2.2019 91 Velid’in geri dönüşünümüteakiben Müstalık oğulları da Rasulullah’a geldiler ve: “Senin elçinin zekât memuru olarak geldiğini öğrenince ona ikramda bulunmak ve Allah’ın hakkı olan zekâttan yanımızda bulunanları da kendisine ödemek istedik. Fakat onun maalesef geri döndüğünü haber aldık. Bizler Allah’ın ve Resulünün gazabından Allah’a sığınırız. Sen bize bir elçi gönderip mallarımızın zekâtını istedin. Biz bununla pek mutlu olduk. Gözlerimiz bununla doldu. Ancak gönderdiğin elçi geri dönünce bunu Allah ve Resulünün bizlere olan kızgınlığından dolayı zekât mallarımızı reddettiğini düşündük. Bu durum bizde bir korku meydana getirdi. Bu nedenle sizi ziyarete geldik. Bizler, Allah’ın ve Resulünün gazabından Allah’a sığınırız.
  • 92.
    2.2.2019 92 Resülullah’a öyle uzuncamazeretler dile getirdiler ki müezzin ikindi namazı için ezan okudu. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât Suresi, 49/6) âyet-i kerîmesini indirdi. Ayette kast olunan kişi Velid b. Ukbe’dir.”
  • 93.
    2.2.2019 93 1. Aklın vedüşüncenin çalıştırılması gereği görülmektedir. 2. Bireyin ve toplumun düşüncesizce ve işin aslının anlamadan harekete geçmesini önlemektedir. 3. İnsanın özgüveninin gelişmesine sebeptir. 4. İnsanda şüphe ve tereddütlerini yeşerip boy atmasının önüne geçer. 5. Tebeyyün, bireyin ve toplumun haklarının zanlar ve şüpheler karşısında korunmasını sağlar.
  • 94.
    2.2.2019 94 Sıkıntı, bilindiği üzeredilimizde karmaşayı, engeli, problemi ve konfor bozucu hemen her durumu ifade eden bir kelimedir. Zor ve sıkıntılı durumda kalmışlara yardım hem insani hem de dini bir vecibedir. Ancak, sıkıntı ve zorlukları asıl giderenin Cenâb-ı Hak olduğu mülahazasından asla uzak kalmamak gerekir. Biraz sonra aktarmaya çalışacağımız âyet-i kerîmeler bu hususu oldukça net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
  • 95.
    2.2.2019 95 “Eyyûbu da an.Hani o: “Ya Rabbî, bu dert bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın” diye niyaz etmiş, Biz de onun duasını kabul buyurup katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını bir misliyle beraber vermiştik.” (Enbiya Suresi, 21/83–84) َّ‫س‬َ‫م‬ ‫ى‬ٖ‫ن‬َ‫ا‬ ُ‫ه‬َّ‫ب‬َ‫ر‬ ‫ى‬ٰ‫د‬‫َا‬‫ن‬ ْ‫ذ‬ِ‫ا‬ َ‫وب‬ُّ‫ي‬َ‫ا‬ َ‫و‬َ‫ت‬ْ‫ن‬َ‫ا‬ َ‫و‬ ُّ‫ر‬ُّ‫ض‬‫ال‬ َ‫ى‬ِ‫ن‬ُ‫م‬َ‫ح‬ ْ‫ر‬َ‫ا‬ َ‫ين‬ ٖ‫م‬ ِ‫اح‬َّ‫الر‬َ‫ك‬َ‫ف‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ب‬َ‫ج‬َ‫ت‬ْ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ٍ‫ر‬ُ‫ض‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ٖ‫ه‬ِ‫ب‬ ‫ا‬َ‫م‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ف‬َ‫ش‬ ‫ى‬ ٰ‫ر‬ْ‫ك‬ِ‫ذ‬ َ‫و‬ ‫َا‬‫ن‬ِ‫د‬ْ‫ن‬ِ‫ع‬ ْ‫ن‬ِ‫م‬ ً‫ة‬َ‫م‬ْ‫ح‬َ‫ر‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ع‬َ‫م‬ ْ‫م‬ُ‫ه‬َ‫ل‬ْ‫ث‬ِ‫م‬ َ‫و‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬َِْ‫ا‬ ُ‫ه‬‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َ‫ت‬ٰ‫ا‬ َ‫و‬ َ‫ين‬ ٖ‫د‬ِ‫ب‬‫ا‬َ‫ع‬ْ‫ل‬ِ‫ل‬
  • 96.
    2.2.2019 96 “O nesneler miüstün yoksa çaresiz kalıp yalvaran insanın duasını kabul edip onun sıkıntısını gideren ve sizleri dünyada halifeler yapan Allah mı? Allah ile beraber bir ilâh mı vardır? Siz pek az düşünüyorsunuz. ” (Neml Suresi, 27/62) ُ‫ه‬‫ا‬َ‫ع‬َ‫د‬ ‫ا‬َ‫ذ‬ِ‫ا‬ َّ‫ر‬َ‫ط‬ْ‫ض‬ُ‫م‬ْ‫ال‬ ُ‫يب‬ ٖ‫ج‬ُ‫ي‬ ْ‫ن‬َّ‫م‬َ‫ا‬َ‫ء‬‫و‬ُّ‫س‬‫ال‬ ُ‫ف‬ِ‫ش‬ْ‫ك‬َ‫ي‬ َ‫و‬ ٰ‫ل‬ِ‫ا‬َ‫ء‬ ِ‫ض‬ ْ‫ر‬َ ْ‫اَل‬ َ‫ء‬‫ا‬َ‫ف‬َ‫ل‬ُ‫خ‬ ْ‫م‬ُ‫ك‬ُ‫ل‬َ‫ع‬ْ‫ج‬َ‫ي‬ َ‫و‬َ‫ت‬ ‫ا‬َ‫م‬ ً‫يَل‬ٖ‫ل‬َ‫ق‬ ِ ‫ه‬‫اّٰلل‬ َ‫ع‬َ‫م‬ ٌ‫ه‬َ‫ون‬ُ‫ر‬َّ‫ك‬َ‫ذ‬
  • 97.
    2.2.2019 97 “Zünnûn’un da duasınıkabul buyurduk ve sıkıntıdan kurtardık. İşte Biz müminleri böyle kurtarırız.” (Enbiya Suresi, 21/88) ِ‫م‬ ُ‫ه‬‫َا‬‫ن‬ْ‫ي‬َّ‫ج‬َ‫ن‬ َ‫و‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ ‫َا‬‫ن‬ْ‫ب‬َ‫ج‬َ‫ت‬ْ‫س‬‫ا‬َ‫ف‬ِ‫ج‬ْ‫ن‬ُ‫ن‬ َ‫ك‬ِ‫ل‬ٰ‫ذ‬َ‫ك‬ َ‫و‬ ِ‫َم‬‫غ‬ْ‫ال‬ َ‫ن‬‫ى‬ َ‫ين‬ٖ‫ن‬ِ‫م‬ْ‫ؤ‬ُ‫م‬ْ‫ال‬
  • 98.
    2.2.2019 98 “Esma binti Ümeys’ten(r. anha) rivayet edildiğine göre Resûlüllah (sas) şöyle buyurmuştur: ‘Sıkıntı ve üzüntü zamanında söyleyeceğin sözleri sana öğreteyim: Allâhu rabbî, lâ üşrikü bihî şey’en.’ (Allah benim Rabbîmdir, O’na hiç bir şeyi ortak koşmam)” (Ebû Dâvud, salât 361) “Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah (sas)’ı bir şey üzecek olsa şu duayı okurdu: ‘Yâ Hayyu ya Kayyum, birahmetike estağîs. (Ey diri olan, ey Kayyûm olan Rabbim rahmetinle yardımını istiyorum).’ (Tirmizî, daavât 99)
  • 99.
    2.2.2019 99 İbnu Mes’ud (ra)şöyle demektedir: “Kimin sıkıntısı artarsa şu duayı okusun: ‘Allâhümme innî abdük vebnü abdik vebnü emetik, nâsiyetî biyedik, mâzin fiyye hükmük, adlün fiyye kadâük, es’elüke biküllismin hüve leke semmeyte bihi nefseke ev allemtehü ehaden min halkike ev enzeltehü fî kitâbike ev iste’serte bihi fî ilmi’l-ğaybi indeke, en tec’ale’l-Kur’âne rebîa kalbî ve nûra sadrî ve cilâe hüznî ve zehâbe hemmî’ (Allahım ben senin kulunum, alnım senin elinde. Hakkımdaki hükmün caridir. Kazân hakkımda adalettir. Kendini isimlendirdiğin bütün isimlerle veya yarattıklarından herhangi birisine öğrettiğin isimlerle ya da kitabında indirdiğin veya nezdinde mevcut gaybî ilminde sadece kendinin bildiği sana ait her bir isim adına senden Kur’ân’ı kalbimin baharı, göğsümün ışığı, sıkıntı ve gamlarımın atılma ve silinme vesilesi kılmanı dilerim.’ Bu duayı okuyan her kulun gam ve sıkıntısını Allah gidermiş, yerine ferahlık vermiştir. Denildi ki; Yâ Resülallah, bu duayı ezberleyelim mi? Buyurdu ki; ‘Elbette, işiten her kimsenin bu duayı öğrenmesi gerekir”
  • 100.
    2.2.2019 100 Abdullah İbni Abbasradıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Bir gün Hz. Peygamber’in terkisinde bulunuyordum. Bana: ‘Ey çocuk! Allâh’ın (cc) kendisi ile faydalanmanı sağlayacağı bazı sözleri sana öğreteyim! Allah’ın dinini koru ki, Allah (cc) da seni korusun. Allâh’ın hakkını koru ki Allâh’ı sana yardım eder bulasın. Sen bolluk ve refah zamanında Allah’ı hatırlar ve anarsan, Allah da sıkıntın anında seni hatırlar ve yardım eder. İstediğini Allah’tan iste, yardımı da Allâh’tan bekle.
  • 101.
    2.2.2019 101 Bütün varlıklar sanafaydalı olmak için bir araya gelse ve Allah’ın senin hakkında takdir etmediği bir faydayı gerçekleştirmeye çalışsalar başaramazlar. Bütün varlıklar sana zarar vermek için bir araya gelse ve Allah’ın senin hakkında takdir etmediği bir zararı gerçekleştirmeye çalışsalar buna da güçleri yetmez. Bil ki, sana hoş görünmeyen bir şeye sabretmende çokça hayırlar vardır. Yardım mutlaka sabırladır. Kurtuluş da sıkıntı iledir. Muhakkak ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (Tirmizî, kıyâmet 59)
  • 102.
    2.2.2019 102 Sıkıntıyı giderme ileilgili hatırda kalacaklar: 1. Sıkıntılardan en büyük kurtarıcı Allâh (c.c)’tır. Allâh hem bu dünyada hem de ahirette insanların sıkıntılarını hafifletecektir. 2. Nebi (s.a.s) ashabına ve dolayısı ile bütün Müslümanlara sıkıntı duydukları anda nasıl dua etmeleri gerektiğin anlatmıştır. 3. Başkalarındaki sıkıntıları giderme, kıyamet ve onun korkutucu hallerinden kurtuluşa bir vesiledir.
  • 103.