GüNcel Itikat Meseleleri

5,674 views

Published on

0 Comments
1 Like
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

No Downloads
Views
Total views
5,674
On SlideShare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
9
Actions
Shares
0
Downloads
37
Comments
0
Likes
1
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

GüNcel Itikat Meseleleri

  1. 1. Ebu Hanzala 1
  2. 2. GÜNCEL İTİKAT MESELELERİ Ebu Hanzala
  3. 3. İÇİNDEKİLER 5. ÂLİMLERİN MAZUR GÖRDÜKLERİ...........................................168 6. HİDAYETİN SEBEBLERİ OLDUĞU GİBİ DELALETİN DE SEBEBLERİ VARDIR............................................................................172 CEHALETİN ÖZÜRLÜĞÜ İLE İLGİLİ ŞÜPHELERİN AYDINLATILMASI .................................................................................................173 1. ZATU ENVAT KISSASI...................................................................174 2- ALLAH KİMSEYE GÜCÜNDEN FAZLASINI YÜKLEMEZ......179 3- HAVARİLERİN AYETİ.....................................................................180 4- CESEDİNİN YAKILMASINI İSTEYEN ADAM KISSASI.........187 5- HUZEYFE (r.a.) HADİSİ...................................................................194 6- AİŞE (r.a) ANNEMİZİN HADİSİ....................................................196 7- MUAZ (r.a)’IN SECDESİ..................................................................199 DÖNÜŞ RİSALESİ................................................................................207 MUHAMMED OĞLU LUAİ SAKKA RİSALESİ..............................209 DİN NASİHATTİR................................................................................211 CİHAT VE AKİDE İLİŞKİSİ................................................................211
  4. 4. 6 Ebu Hanzala MUKADDİME Kitaplar ve Resuller göndermek suretiyle insanları başıboşluktan ve dalaletten kurtaran yüce Allah’a hamd olsun. Salât ve selam bu dini en güzel şekilde fiil ve sözleriyle beyan edip, bizleri gecesi dahi gündüz gibi apaçık bir yol üzere kılan rahmet peygamberine, onun âline, ashabına ve ona ihsan üzere tabi olanlara olsun. İnsanlar cahiliye ve şirk karanlığında tüm ahlaki değerlerden yoksun, başıboş ve hayvanlar gibi yüzerken, Allah c.c. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak bir peygamber gönderdi. Kısa süre içerisinde samimi ve sebatkâr sahabelerin de çabasıyla Allah nurunu tamamladı ve bu aydınlık din yeryüzünde yayıldı. Şüphesiz sahabe döneminde Resulullah (s.a.v)’ın hayatta olması onlar için çok büyük bir rahmetti. Müslümanlar arasında çıkan ihtilaflarda o tek merciiydi. İlk ve son söz sahibi o idi. Sürekli vahiy alan resul (s.a.v), Allah’ın emirlerini onlara ulaştırıyor ve bu şekilde sorunlar çözülüyordu. Nitekim Resulullah (s.a.v)’ın vefatından sonra vahiy kesilmişti. Yani mutlak olarak tasdik edilebilecek canlı bir mercii kalmamıştı. Nitekim bu durum onun terbiyesinde yetişen, kitabı ve sünneti direkt olarak ondan alan sahabe döneminde de bu rahatlık, bazı küçük istisnai sorunlar olmakla beraber yine de devam etti.
  5. 5. Güncel İtikat Meseleleri 7 Nihayet bir dönem sonra onun terbiyesinde yetişen insanların vefatı, İslam düşmanlarının Müslümanlık kisvesi altında dine soktukları fitneler, sahabe arasında cereyan eden olaylar ümmeti çok farklı bir devreye sokmuştu. Aslında Resulullah (s.a.v) birden fazla hadisinde ayrılık ve tefrikadan ayrıca bunun sebeplerinden haber vermişti. Gelişen olaylar ve ümmetin kaydığı durum, resulun (s.a.v) haber verdiği yönde oldu. Her gelen nesil bir sonrakinden kötü bir hal aldı. En hayırlı zamanın ehli vefat ettikçe şer de baş göstermeye başladı. Dünya sevgisi, heva ve arzular, şehvetler birde bunun yanına itikadi ihtilaflar eklendikçe durum içinden çıkılmaz bir hal aldı. Fakat Allah ve Resulü hangi zaman ve mekânda olursa olsun, hidayetin ve mutluluğun Kuran ve sünnete ittiba ve itaatte olduğunu beyan etmişlerdi. Her dönemde azınlık da olsa, bir grup mutlaka bu iki temel esasa sarılıp hak üzere yaşarken, çoğunluk günümüzde olduğu gibi; ya küfre ya da bidatlere saptı. 26 Zilhicce 1429 tarihinde (24 Aralık 2008) elime bir risale geçti. Bu risale belli insanların belli bir fikre karşı kaleme aldığı ve özellikle muayyen tekfir, tekfirin engelleri, kimin tekfire hak sahibi olduğu; askerlik, okul ve memurluk gibi günümüzde çok tartışılan meseleler hususunda, muasır âlimlerin görüşlerini beyan etmekteydi. Yazarın risalede temel vurgusu: Bir grup gencin, muasır ve mücahit âlimlerin, kitaplarını ve sözlerini yanlış anladığı yönündedir. Nitekim yazar, bu konular üzerinde durmuş, kendince bunu beyan etmiş ve risalede sözü edilen konulara değinmeye çalışmış ve kendi çapınca nakiller aktarmıştır.
  6. 6. 8 Ebu Hanzala Risaleyi baştan sona okudum, önemli yerleri defalarca tekrar tekrar okudum. İlk etapta bu risaleye bir cevap vermeyi düşünmüyordum. Bunun sebebi ise risalenin içindeki konuların çoğunu internet ortamında mevcut sesli derslerde anlatmış olmamdı. Fakat daha risale elime ulaşmadan birçok kardeşin, bu risaleyi okuyup kendilerine bazı noktalarda ayrıntılı bilgi vermemi talep etmesi, herkesin bilgi istediği noktanın farklı oluşu ve ayrı ayrı yazıldığı zaman çok vakit alacağını düşündüğümden baştan sona ve herkesin faydalanacağı bir cevap yazmayı düşündüm. Rabbimden yardım dileyip, ona sığınarak bu risaleye başladım. Nihayet bu risalemizde hem benim açımdan (zaman) hem de okuyucu kardeşlerim açısından şöyle bir üslubun uygun olacağını düşündüm. Risale içinde çok defa geçecek olan ve aramızdaki ihtilafın asıl sebebi olarak gördüğüm birkaç noktayı, risale içinde ihtiyaç duyuldukça, göz atmak ve müracaat etmek için; risalenin girişinde ele alarak müstakil bir şekilde yazdım. Öncelikle ele aldığım husus biraz öncede belirttiğim gibi aramızda ki ihtilafın asıl sebebi olarak gördüğümüz meselelerdir. Daha sonrada yazarın risalesini kısım kısım ele alarak cevap verilmesine gerek gördüğüm yanlışlara dikkat çekeceğim. Okuyucu kardeşten bu risaleyi okurken bazı ricalarımız ve özürlerimiz olacaktır. - Red mahiyetinde bu risaleyi okumadan, “Ebu Seleme Eş-Şami” isimli yazarın risalesini okumalarını, - Risaleyi yazdığımız ortamı ve imkânsızlıkları göz önüne alıp risaleyi okumalarını rica eder (Bu benim
  7. 7. Güncel İtikat Meseleleri 9 için geçerli olduğu gibi, diğer risale ve sahibi içinde geçerlidir. Çünkü her iki risale de cezaevinde kaleme alınmıştır. Özellikle kitap ve ulaşım noktasındaki sıkıntıyı ancak yaşayan bilir.) - Nakillerde (kaynak belirtirken) normal kitaplarda olanın dışında bir metod görülebilir. Nitekim bunun sebebi de şudur. Çoğu nakil önceden alınmış ders notlarından ibarettir. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, bir kitabın her bir cildi bir hafta arayla elimize geçtiği zamanlar olmuştur. Mesela beşinci ciltten nakiller yapılmış, daha ileriki sayfalarda kitabın birinci cildinden nakil yapılmıştır. Bundan dolayı da özür dilerim. Her halükarda beşerliğin verdiği acziyet, bulunduğumuz ortamdaki imkânsızlık ve ulaşım sıkıntısı, ilmimizin eksikliği, mutlaka bizi hatalara sevk edecektir. Tüm güzellikler Allah c.c’ den, yanlışlar ise benden ve şeytandandır.
  8. 8. 10 Ebu Hanzala 1. BÖLÜM: GENEL BAZI MESELELERİN AYDINLATILMASI BİR İNSAN NASIL MÜSLÜMAN OLUR VE NE İLE İSLAMINA HÜKMEDİLEBİLİR. Bu konuyu Allah c.c. Kuranda şöyle açıklamıştır. “Haram aylar sona erince müşrikleri nerede bulursanız öldürün. Onları yakalayın. Onları hapsedin. Her gözetleme yerinde oturup onları gözetin. Eğer tevbe eder, namazı kılar, zekâtı verirlerse yollarını serbest bırakın (öldürmeyin). Muhakkak ki Allah çok affeden ve çok bağışlayandır” (Tevbe 5) Allah c.c. ayetin girişinde müşrikleri öldürmeyi emretmiştir. Ayetin devamında ise bazı şartlar çerçevesinde bunun durdurulmasını istemiştir. İlk olarak “eğer tövbe ederlerse” ifadesini kullanmıştır. Tüm tefsir kitaplarında burada tevbeden kasıt “şirkten tevbe etmektir” şeklinde açıklanmıştır. Ayrıca âlimler bu ayeti açıklarken sahiheyn1 başta olmak üzere birçok hadis imamının kitaplarında naklettiği gibi şu hadisi zikretmişlerdir: “Ben insanlar La ilahe illallah diyerek namazı kılıp zekâtı verinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum” Sözgelimi imam Kurtubi(r.a) bu ayetin tefsirinde; “tevbe şirkten dolayı yapılır ve öldürme onun yok olmasıyla ortadan kalkar” demiştir. Tefsirci İbni Arabî de(r.a); “bu ayet ve hadis, ikisi de aynı manaya gelir” demiştir. (Kurtubi tefsiri) 1 Buhari-Müslim
  9. 9. Güncel İtikat Meseleleri 11 Yine aynı surenin 11. ayetinde, Allah “Eğer tevbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir kavim için ayetleri böyle uzun uzun açıklıyoruz” buyurmuştur. Bu iki ayetin tefsiri; Taberi, Kurtubi, İbni Kesir gibi sağlam kaynakların tümünde, bu şekilde açıklanmıştır. Kişinin İslam dinine girmesi, Müslümanlarla kardeş olması ve öldürülmemesi yani malının ve canının koruma altına alınması için, temel şart kişinin şirkten tevbe etmesidir. Yine şu ayetler konumuza delildir; “Fitne kalmayıp Din sadece Allah'ın oluncaya kadar, onlarla savaşınız. Eğer onlar (putperestlikten) vaz geçerler ise, kesinlikle düşmanlık ancak zalimlere karşı yapılır”(Bakara 193) “Artık herhangi bir fitne kalmayıp din tamamen Allah” ın oluncaya dek, onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, onların ne yaptıklarını görücüdür.” (Enfal 39) Yukarıda verdiğimiz diğer kaynaklara bakıldığında da görülecektir ki, bu ayetlerde fitnenin son bulması şirkin son bulması demektir. Dikkat edilirse Allah c.c müşrik’e İslam sıfatı vermek için şirkten tövbeyi şart koştuğu gibi bunun yanında Müslümanların onlarla olan muamelelerinde yine bu noktayı esas almalarını emretmiştir. Nitekim “fitne kalmayıncaya” dek onlarla savaşmanın manası da budur. Kuşkusuz meselenin asıl noktası ise; şüphesiz Allah Resulü, (s.a.v) hiçbir zaman Kuran’ a muhalefet etmez. Bilakis Resulullah (s.a.v) Kuran’ın hem sözlü ve hem de fiili olarak en güzel açıklayıcısıdır. Zaten onun görevlerinden biride budur. “O peygamberleri apaçık deliller ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara kendilerine
  10. 10. 12 Ebu Hanzala indirileni beyan etmen için sonra zikri (Kur'an'ı) indirdik. Umulur ki düşünürler.” “Biz Kitab'ı (Kur'an'ı) sadece, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi açıklaman için ve iman eden bir topluma hidayet ve rahmet olarak indirdik.“ (Nahl 44 – 64) Resulullah (s.a.v) bu manayı ifade etmek için şöyle demiştir “Ben insanlar La ilahe illallah diyene, namazı kılıp zekâtı verinceye kadar onlarla savaşmakla emir olundum. Eğer bunu yaparlarsa canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.” Şimdi şu soruyu sormak istiyoruz. Acaba Allah c.c. can ve mal emniyeti için şirkten tövbeyi şart koşarken, Resulullah (s.a.v) farklı bir şart mı belirlemiştir? Asla. Kuşkusuz o dönemde bir insanın düşmüş olduğu şirklerden teberri ettiğini ve onlardan pişmanlık duyduğunu kelime-i tevhid ifade ettiği için Resulullah (s.a.v) böyle buyurmuştur. Ayrıca o dönemde bütün müşrikler bu kelimenin ne manaya geldiğini çok iyi biliyorlar ve bu kelimeyi söylemekle neleri ellerinin tersiyle ittiklerini, reddettiklerini ve kabul etmediklerinin çok iyi bilincindeydiler. Bundan dolayı da şirkten teberinin ve İslam’a girişin sembolü ise; “Kelime-i Tevhid” idi. Nitekim Allah c.c. “yoksa ilahları, tek bir ilah mı yaptı? Şüphesiz bu şaşılacak bir şeydir”(Sad 5)buyurmaktadır. Şimdi şöyle bir şey düşünün. Müşrikler hem lat, menat putlarını bırakmayacak hem de Kelime-i Tevhidi söyleyecek olsalardı, acaba canlarını ve mallarını Allah Resulün’ den kurtarmış olurlar mıydı? Bu büyük bir tezat değil midir? Kimsenin böyle bir soruya evet diyeceğini zannetmiyorum. Öyleyse Kelime-i Tevhid; şirki terk etmenin sembolü olduğu müddetçe, bir insana İslam hükmü verir.
  11. 11. Güncel İtikat Meseleleri 13 Nasıl ki Mekkeliler veya o gün yaşayanlar putlarına ibadet etmekle beraber bu sözü söyleseler onlara bir şey sağlamayacaktı ve fayda vermeyecekti işte bugünde durum aynen böyledir. Kişi bugünün var olan şirklerine açıktan düşüyor ve bir yandan da bu kelimeyi söylüyorsa, bu kelime ona ne hükmi İslam anlamında ne de hakiki İslam anlamında bir fayda sağlamayacaktır. Zira bunun sebebi de bu kelimenin şirkten tövbe özelliğini yitirmiş olmasıdır. İslam âlimleri bu noktaya eski zamanlarda dikkat çekmişler ve üzerinde hassasiyetle durmuşlardır. Kelime-i Tevhid’ in her toplumda, sahibine İslam hükmü vermeyeceğini ancak şirkten tövbeye delalet ettiği veya sahih İslam’a delalet ettiği toplumlarda sahibini Müslüman kılacağını belirtmişlerdir. Burada bununla ilgili nakiller yapmamız faydalı olacaktır. 1. Yukarda delil olarak kaydettiğimiz Tevbe 5. ve 11. ayetlerde müfessirlerin geneli “insanlar Kelime-i Tevhid’i söyleyip… savaşmakla emrolundum” hadisini, ayetin tefsiri olarak zikretmişlerdir. Bazıları açık şekilde hadisin ayetle aynı manaya delalet ettiğini ifade etmişlerdir. 2. İmam Buhari sahihinde, iman kitabı 17. Bab’ ı Tevbe suresi beşinci ayetle açmış ve hemen peşine İbni Ömer (r.a.)’ den rivayet olunan mezkur hadisi (25 nolu hadis) zikretmiştir. Fethu’l Bari’de İbni Hacer: zikredilen hadisi, ayete tefsir saymıştır. Çünkü ayetteki “tevbeden” murad küfürden tevhide dönmesidir. Bunu da hadisteki “insanlar Kelime-i tevhid’ i söyleyinceye kadar… savaşmakla emrolundum” kısmı açıklamıştır. 3. İmam Buhari bu hadisi istitabetü’l mürteddin- mürtedlerin tövbe ettirilmesi- kitabı, üçüncü bab
  12. 12. 14 Ebu Hanzala 6924 nolu rivayette şöyle ele alır. Resulullah (s.a.v.) vefat edip, Ebu Bekir (r.a.) halife olunca, Araplardan kâfir olanlar çıkınca Ömer (r.a.), Ebu Bekir’ den, Resulullah (s.a.v.) “Ben insanlar La ilahe illallah diyene, kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kimde onu söylerse malını ve kanını korumuş olur. İslam’ın hakkı müstesna, hesapları da Allah c.c’e aittir” dediği halde mi savaşacaksın, dediğini nakleder. Resulullah (s.a.v.) vefat edince farklı gruplar ortaya çıkmış ve bunlara riddet taifesi denmiştir. Bunlardan bir grupta zekâtı Ebu Bekir’e (r.a.) vermek istemeyenlerdir. Hz. Ebu Bekir onlarla savaşmak isteyince, Ömer (r.a.) ile aralarında bu münazara geçmiştir. Kıssa ile ilgili geniş bilgi isteyenler konu ile ilgili rivayetleri inceleyebilir. Hafız ibni Hacer hadisin açıklamasında “…bu hadisten anlaşılan bir diğer hüküm ise; La İlahe İllallah diyen insanın öldürülmemesidir velev fazlasını yapmasa da. Fakat mücerred bu kelimeyi söylemekle Müslüman olunur mu ? Racih olan görüş Müslüman olunamayacağıdır. Bilakis öldürülmekten vazgeçilir ve sonra imtihan edilir, şayet risaleti kabul edip, İslam ahkâmını iltizam ederse bunun İslamına hükmedilir. Hadisteki “İslamın hakkı müstesna” kısmıyla da buna işaret edilmiştir. İmam Beğavi: kâfir şayet putperest ise ve tevhidi ikrâr etmiyorsa La İlahe İllallah demesiyle İslam’ına hüküm olunur, sonrada İslamın tüm ahkâmını kabul edip, İslama muhalif tüm dinlerden beri olmaya zorlanır. Eğer tevhidi ikrar edip risaleti inkâr ediyorsa La İlahe İllallah sözüyle İslam’ına hüküm olmaz, yani Müslüman olmaz. Ta ki Muhammedun Resulullah deyinceye kadar. Eğer Muhammedin risaletinin “Araplara has” olduğuna inanıyorsa, İslamına hüküm olunması için “tüm insanlığa” demesi gerekir. Eğer bir vacibi inkâr etmiş veya haramı
  13. 13. Güncel İtikat Meseleleri 15 mübah saymışsa o itikadından dönmesi gerekir (İslam’ına hüküm edilmesi için) Allah sana rahmet etsin kardeşim. İmam Beğavinin şu getirdiği tafsilata bak, işte bu fıkıhtır. Risalenin yazarının tabiriyle iki günlük civcivler anlamaz. La İlahe İllallah’ı söylemeyi mutlak olarak kişiye İslam hükmü vermede yeterli görmemiş, bilakis kişilerin durumuna göre tafsilata gitmiştir. İçinde bulunduğu şirkten sıyrılmaya alamet olmayan Kelime-i Tevhid’i İslam hükmü için yeterli saymamıştır. 4. İmam Buhari (r.h.) bu hadisi cihat kitabı 102. Bab 2948 nolu rivayette Ebu Hureyreden (r.a) nakletmiştir. Bu rivayetin şerhinde İbni Hacer “…Bu hadis bazen farklı ziyadelerle varid olmuştur. Ebu Hureyre rivayetinde “La İlahe İllallah” ile yetinilmiştir.” der. İmam Müslim’in Ebu Hureyre den başka vecihle rivayet ettiği bir lafızda “ta ki Allah’ tan başka ilah olmayıp Muhammed’ in Allah’ ın elçisi olduğuna şehadet edinceye kadar savaşmakla emrolundum” şeklinde gelmiş, kıble babında geçen Enes (r.a.) hadisinde “kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir, kestiğimizi yerse” ziyadesiyle gelmiştir. Taberi ve başkaları şöyle demiştir. Birinciyi; (“La İlahe İllallah”) sadece Kelime-i Tevhid’i ikrar etmeyen putperestlerle savaşırken söylemiştir. İkinciyi; (“La İlahe İllallah, Muhammed-ün Rasulullah”) tevhidi ikrar edip, nübüvveti inkâr edenlere söylemiştir. Üçüncüde; (“kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir”) ise şuna işaret vardır. İslam’a girip de; itaat etmeyenlerle ve amel etmeyenlerle, ta ki boyun eğinceye kadar savaşılır. Burada da dikkat edersen kardeşim! İmam Taberi ve başka âlimler, kişilerin durumuna göre İslamlarına
  14. 14. 16 Ebu Hanzala hükmedilecek şeyin değişeceğine dikkat çekmiştir. Yine bu ifadelere benzer açıklamalar için 392 nolu hadisin şerhine bakılabilir (Fethu’l-Bari) 5. İmam Muhammed siyer-ül kebirde “bir kişi nasıl Müslüman olur” başlığında bir konu açmıştır. Burada İmam Serahsinin(r.a) açıklamalarıyla beraber bazı alıntıları özetleyerek sunuyorum..2 İmam Muhammed: “Bir kâfir; üzerinde bulunduğu şeyin hilafına bir şeyi açığa vurursa, onun İslam’ına hükmedilir. Bu konunun temel delili ise “insanlar La İlahe İllallah deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum” hadisidir. Resulullah (s.a.v.) bunu söylemeyen putperestlerle savaştı. Ayrıca Medine de yahudileri İslama davet ettiğinde ise “peygamberliğinin kabulünü” imanlarına alamet saymıştır. İmam Serehsi şerhinde “çünkü yahudiler onun peygamberliğini kabul etmiyorlardı. Nihayet onlar bunu ikrar edince, imanlarına alamet saymıştır.” der. İmam Muhammed : “bir Müslüman, bir müşriki öldürmek istediği zaman (ona saldırınca) müşrik: Allah’ tan başka ilah olmadığına şahitlik ederse, şayet o müşrik bunu söylemeyen (kabul etmeyen) bir toplulukta ise Müslüman onu öldürmekten vazgeçmelidir. İmam Muhammed : “bugün Müslümanlar arasında yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlardan biri Allah c.c.’ tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v.)’ in onun elçisi olduğuna şahitlik edecek olsa Müslüman olmaz” 2 Bahsettiğimiz bu kitabın hem Arapçası, hem Türkçesi mevcuttur. Bu konu son cildin en son konuları içerisindedir. (5/345) İmam daha sonra beş konu başlığı açmış ve kitabı sonlandırmıştır.
  15. 15. Güncel İtikat Meseleleri 17 Yani bir Yahudi ve Hıristiyan’ın; ben Allahın varlığını ve birliğini ayrıca Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğunu kabul ediyorum demesi; ama bunun yanında da İsa(a.s) veya Üzeyri Allah’ın oğlu olarak kabul etmesi kendisine hiçbir fayda sağlamaz ve bu onun Müslüman olması için yeterli değildir. Aynı günümüzde de bir kişi şehadet getirse ve bunun yanında bir şirk fiili işliyor olsa, bu kişiyi de bu söylediği kelime Müslüman yapmaz ve kendisine fayda vermez. İmam Serahsi bu cümlenin açıklamasında; “çünkü herkes bilir ki aramızda yaşayan her Yahudi ve Hıristiyan bunu söylemektedir. Kendisinden bu şehadetle ilgili açıklanma istediğinde ise “Muhammed (s.a.v.) size gönderilmiştir, bize değil derler” …O halde onlardan birinden bu sözü işitirsek (kelime-i şehadet) bu söze ilave olarak kendi dininden teberi ettiğini işitmemiz gerekir. Kendi inancına muhalif bu sözü (dininden biri olmayı) eklerse, ancak İslam’ına hükmederiz. Daha sonra Serahsi hocası olan Abdulaziz el- Helevaniden: “Bizim burada, Mecusiler dışında herkes Müslüman olduğunu söylüyor. Bu nedenle ancak Mecusilerden biri ben Müslüman’ım derse onun İslam’ına hükmedilir. Nitekim onlar kendileri için bu vasfı kabul etmezler. Zira onlar çocuklarına kızdıklarında “be hey Müslüman” derler” dediğini aktarır. Evet, kardeşim: Dikkat edersen İslam uleması mücerret “kelime-i şehadet” insanlara, Müslüman vasfı vermede yeterli saymamışlardır. Çünkü konu girişinde beyan ettiğimiz gibi bu kelime içerdiği harflerin söylenmesiyle İslam’a alamet değil, şirkten tevbe etmeye sembol oluşuyla İslam’a alamettir. Nitekim şirkten tevbe, şirki terke etme
  16. 16. 18 Ebu Hanzala alameti olmadığı yerlerde kişinin İslam’ına hüküm olunmasına yetmez.3 İmam Müslim; sahihinin iman bölümünde bu hadisi (insanlarla savaşmakla emrolundum) rivayet eder. İmam Nevevi şerhinde: “hattabi dedi ki: Malumdur ki burada kastedilen ehli kitap değil putperestlerdir. Çünkü ehli kitap zaten La İlahe İllallah diyor. Buna rağmen onlarla savaşılır ve kılıç kafalarından kalkmaz” İmam Nevevi devamla şöyle der “Kadı İyaz bunu zikretti -hattabinin sözünü- ayrıca üstüne şunları ekledi ve meseleyi açıklığa kavuşturdu. Dedi ki (Kadı İyaz): “Can ve malın korunma altına alınmasının “La İlahe İllallah’ a” has olması, bu imanı kabul etmenin bir göstergesidir. Bundan kasıt Arap müşrikler ve tevhid ehli olmayan putperestlerdir. Çünkü onlar ilk olarak İslama çağırılıp, bunun üzerine kendileriyle savaşılanlardır. Ama onların dışındakilerden, tevhidi ikrar edenlere gelince, mallarının ve canlarının korunmasında “La İlahe İllallah” yeterli değildir. Zira onlar küfür halinde de bu sözü söylemektedirler ve ayrıca bu onların itikadındandır. Bundan dolayı başka bir hadiste “ve benim Resul olduğuma şehadet edip, namazı kılıp, zekâtı verinceye dek” denmiştir. İmam Nevevi: Bu kadı İyaz’ ın sözüdür. Bende derim ki: “Hadiste geldiği gibi bununla beraber tüm resulun getirdiğine imanda olmalıdır…” (1/240) Evet, kardeşim, bu üç büyük imamın hadis anlayışlarına bir bak; bir kimsenin küfür halinde “la ilahe illallah” demesi, İslam hükmü için yeterli değildir. İslam 3 Bu tafsilatın aynısı için şerhu siyer-ul kebir 1/165-169 bakılabilir.
  17. 17. Güncel İtikat Meseleleri 19 dininin ilk başlarında islama girmek için bu kelimenin yeterli olmasının sebebi; bu kelimeyi -kelime-i tevhid- söylemeleri bu kelime üzerinde oldukları itikadın değiştiğine dair bir sembol ve alametti... Yani bu kelime putperestliğin terkine semboldü… Nitekim ehli kitap şirkle beraber bu kelimeyi söylediğinden dolayı onların İslam’ına hükmedilmezdi... İmam Müslim (r.a.) bu hadisi zikrettiği konudan sonra şu hadise yer vermiştir. “Kim La İlahe İllallah der ve Allahtan başka ibadet edilenleri inkâr ederse, kanı malı haram olur” Bu imamın fıkhından ve derin anlayışındandır. Çünkü sadece kelime-i tevhid her yer ve zamanda İslam hükmü için yeterli değildir. Evet, kardeşim bunlarla birlikte sayılabilecek birçok delil vardır. Fakat bunların geneli; İslam hükmü vermeden ziyade, hakiki İslamla alakalı olduğundan dolayı bunları zikretmeye gerek duymuyoruz. (İlim ehlinin kelime-i tevhid için söylediği şartlar gibi.) Yalnız bunlardan biri vardır ki yine mal ve can emniyeti yani dünyada insana İslam hükmü verme hususunda söylendiği için zikredelim. İmam Müslim sahihinde şu hadisi kaydeder: “Kim La İlahe İllallah der ve Allah’ın dışında ibadet edilenleri inkâr ederse malını ve canını korumuş olur. Hesabı ise Allah’a aittir.”4 Aynı konuda “Kim Allah’ı birler ve Allah’ın dışında ibadet edilenleri inkâr ederse …” hadisin benzerini zikreder. Dikkat edilirse bu hadiste mal ve can emniyeti kelime-i tevhid’ le birlikte onun içindeki en belirgin mana olan aynı anda vurgulanan “Allah dışında ibadet edilenleri inkâr”a 4 Kitabul İman
  18. 18. 20 Ebu Hanzala bağlanmıştır. Ancak bu niyet ve kasıt üzere söylenirse kişiye dünya ve ahrette fayda sağlayabilir. Şüphesiz bir konunun anlaşılması, bu konu hakkında gelen bütün delillerin bir araya getirilerek değerlendirilmesi sonucu sağlıklı anlaşılabilir ve böylelikle açıklık kazanabilir. Bir konuda bir delile veya sadece bazı âlimlerin açıklamasına göz önünde bulundurmak ise olayın anlaşılmamasına veya yanlış anlaşılmasına sebep olur. Şimdi konunun başından beri ispat etmek istediğimiz aslı ve meselenin mihenk taşı olan hususu tekrar ediyoruz ve diyoruz ki; İnsan ancak İslam’a muhalif olan şirkten teberri5 etmekle İslam dinine girer. Yüce Allah İslam hükmü için kitabında bunu şart koşmuştur (Tevbe 5 / 11) Rasulullah (s.a.v.) ‘ın “İnsanlar kelime-i tevhid’ i söyleyinceye dek onlarla savaşmakla emrolundum…” mealindeki hadisi de bu anlamın sembolü ve alametidir. İslam âlimlerinden yapmış olduğumuz nakillerden de anlaşıldığı üzere; kelime-i tevhid, şirkten ve İslam’a aykırı itikatlardan teberriyi ifade ettiği yerlerde insana İslam hükmü kazandırır. Şirk halinde olan insanların da; Ancak üzerinde bulundukları şirkten teberri ederlerse veya işlemekte oldukları şirki terk ettiklerini bir şekilde izhar ederlerse işte o vakit İslamlarına hüküm olunur. Yani kendilerine Müslüman denilir. Şimdi kardeşim 70 milyon nüfusu olan bir toplumu ele alalım ve düşünelim. - Bunların 40 milyonu hâkimiyet hakkını Allah c.c’ tan başkasına veriyor. Demokrasi dininin en temel ilkesi olan seçimlere katılıyor ve bunu yaparken de, “La İlahe İllallah’ ı ağzından düşürmüyor. Hatta 5 Uzak olmak, beri olmak, ilişkisi ve alakası kalmamak
  19. 19. Güncel İtikat Meseleleri 21 bazısı elinde tespih günlük virdi olan La İlahe İllallah’ı çeke çeke oy kullanmaya gidiyor. - Bunların içinde sayılmayacak kadar azı müstesna hepsi askerlik görevini yapıyor. Ne risale sahibinin dediği gibi; ikrah ve nede başka bir teville bunu yapıyorlar… Yani bu kişilerin tekfirine engel teşkil edecek hiçbir şey yok. Bilakis bu görevi vatani bir görev olarak ifa ediyorlar. Aynı zamanda ta ilkokuldan başlamak üzere askerin neden var olduğunu bilerek bu görevi yapıyor. Bunu yaparken de La İlahe İllallah diyor. - Bunların birçoğu putların önünde duruyor, müşriklerin, büyüklerini ta’zim etmek için yaptıkları bayramlara katılıyor. La İlahe İllallah da birçoğunun sürekli ağzındadır. - Yine düşün, bu toplumun bazı bölgelerinde marifet gibi Allah’ a sövülüyor ve Allah ile, din ile dalga geçiliyor, dine hakaret ediliyor. Yine bunu La İlahe İllallah diyen densizler yapıyor. - Bunların çoğu kabirperest olduğu gibi, olmayanlarda kabir şirkini yanlış gördüğünden değil, o seviyeye kendilerini layık görmediklerinden dolayıdır. Bunlar da Allah’ tan başkasına dua ederken, taşlardan fayda ve zarar beklerken günlük bin defalık virdi de La İlahe İllallah’ tır. - Bu toplum televizyon koliktir. İzlediklerinde hemen her gün (istisnasız) Allah’ ın dini, dinin şiarları ile dalga geçiliyor onlarda katıla katıla gülüyorlar. Aynı zamanda La İlahe İllallah diyorlar. Hatta hocalara son zamanlarda sorulan yaygın sorulardan
  20. 20. 22 Ebu Hanzala biri “tespih çekerken televizyon izlenir mi ?” sorusudur. - Toplumun günlük şakalarının, fıkralarının ve alaylarının yarısından fazlası din ve dindarlar üzerindedir. Ama bu şakaları yapanların hepside La İlahe İllallah’ ı söylüyor. Şimdi kardeşim böyle bir toplum “La İlahe İllallah” dediği için onları Müslüman sayacak ve bu kelimeyi de şirkten teberri ettiklerine dair delil olarak mı alacağız!? Sonrada bunlarda asıl İslam’dır... vesaire mi diyeceğiz? Rabbim basiretimizi köreltmesin. Allahümme âmin. Şunu da burada hatırlatmak isterim. Risaleyi kaleme alan yazarın düşüncesinde kim varsa her konuşmamızda şu soruyu sordum. Sen 20 yıl, kimi 30 yıl bu toplumda yaşıyorsun, kelime-i tevhid’i salt söylemesine güvenerek İslam hükmü uyguladığın kaç insanın şirkten uzak bir muvahhid olduğunu gördün? Bu soruyu hemen hemen hepsine sordum. Kimi yeni tevhitle tanışmış ve kimi de çok eski. Allah şahittir ki birinden dahi; “ben bu kişiye kelime-i tevhid’ine güvenerek İslam hükmü verdim ve gördümki gerçekten bir muvahhitmiş” dediğine ben rast gelmedim. Bir kişiden bile böyle bir cevap alamadım. Soru sorduğum kişilerin hepsinden olumsuz cevap aldım. Kimi yanlışını anlayıp döndü, kimi ise fikrinde ısrar etti. Öyleyse bu soruyu bu satırları okuyan herkese soruyorum !... Böyle bir şeyle karşılaşanınız oldu mu? Kardeşler şunu ifade edeyim ki, olumlu cevap emin olun parmak sayısını geçmeyecektir. Nasların ışığında, bizzat müşahede ederek görüyoruz ki, bu insanlar kelime-i tevhid’ i söylemesine rağmen hangisiyle konuşursanız şirk ve küfür itikadı üzeredir. Hatta daha da ötesi, bizimle yakalanan arkadaşların da şehadetiyle, kendisine kâfir denilince en çok kızan sistemin
  21. 21. Güncel İtikat Meseleleri 23 belkemiği TEM polisleridir. Buna rağmen, yakini bir şey olmasına rağmen kelime-i tevhid’ i bunların İslamına alamet saymak fıkıhsızlık değildir de nedir? Bu toplumun kahır ekseriyetle yaşadığı sorun, bu kelimenin inkârı veya ilahın inkârı değildir ki, bu kelimeyi onlara İslam hükmü vermede esas sayalım. Bu toplumun küfrü bu kelimeyle beraber yukarda da zikrettiğimiz Allah’ın kitabında açıklamak süretiyle beyan ettiği apaçık küfürlerdir. Bunun yanında bu düşünce de olan bizlerin amacı her önümüze gelene aynıyla kâfir demek değildir. Günlük insani muamelelerimizin dini boyutunda ihtiyatlı davranmaktır. Aklı başında hiçbir Müslüman da bu görüşü vesile yapıp, elimize mühür alıp yoldan geçeni tekfir edelim demez. Nasıl ki yazarın geniş tuttuğu tekfir engellerini alıp, tağutları tekfir etmeyen onlardan ictinap etmeyenler çıksa yazar bunlardan mesul olmaz. Aynı şekilde bizim anlattığımız konuyla, tekfirle oyun oynayan insanlardan da biz mesul değiliz. 2. BU SÖYLEDİĞİMİZ6 DİĞER İSLAM ALAMETLERİ İÇİNDE GEÇERLİDİR İki risalede de bu konuda bazı alıntılar yapılmıştır. Meselenin özeti şudur: İslam alameti olan; kelime-i tevhid, namaz vb. alametler, bunun hilafına (küfür ameli) bir şey izhar edilmediği müddetçe kişiye İslam vasfı kazandırır. Önceki başlıkta ifade ettiğimizi burada da söylüyoruz. Bir şeyin İslam alameti olması, sahibine İslam hükmü verdirebilmesi için, onun İslam ümmetine has ve Müslümanları diğer milletlerden ayıran belirgin bir şey olması lazımdır. 6 Bir kimse “Lailahe İllallah”dediği halde, şirk içinde olması kendine asla fayda vermez
  22. 22. 24 Ebu Hanzala Resulullah (s.a.v) döneminde Müslümanların kıldığı şekliyle namaz sadece onlara has olduğundan Allah Resulu namazı İslam alameti saymıştır. “kim bizim namazımızı kılar, kıblemize yönelir, kestiğimizi yerse o Müslüman’dır…” manasında başta sahiheyn7 olmak üzere birçok kaynakta hadisler vardır. Yalnız muasır ilim adamları bu alametleri müctehid imamların anladığı gibi anlayamamışlar ve sonraki zamanlarda bunlar alamet sayılmamıştır. Çünkü Resul döneminde bilinen şekliyle namaz sadece Müslümanlara ait olduğundan Resulullah (s.a.v) onu alamet saymıştı. Daha ileriki zaman içerisinde namaz bu vasfını yitirip, hem Müslüman hem de başkaları tarafından kılınmaya başlayınca, yani Müslümanları diğer milletlerden ayırma özelliğini yitirince âlimler kelime-i tevhid de olduğu gibi namazda da tafsilata gitmişlerdir. Bununla ilgili olarak nakillere geçmeden önce şu noktaya dikkat çekmek inşallah faydalı olacaktır. Resulullah (s.a.v) döneminde hac, zekât vb. ameller İslamın temellerinden olmasına rağmen alametlerinden sayılmamıştır. Bunun aksine kelime-i tevhid ve namaz İslam alameti olarak sayılmıştır. Bunun sebebi şudur: O dönemde kelime-i tevhid ve namaz sadece Müslümanlara has olup, onları diğer dinlere mensup olanlardan ayırıyordu. Hac, zekât, sadaka gibi ameller ise hem müşrikler hem de Müslümanlar tarafından icra edildiğinden İslam alameti sayılmamıştır. Zaten alametin manası da budur. Yani bir şeyi başkalarından temyiz eden ayırandır. Öyleyse İslam alameti olup sahibine İslam hükmü verecek amel sadece Müslümanlara ait olmalıdır. Bugün namaz hem Müslümanlar hem de müşrikler tarafından icra edildiği için alametlik vasfını yitirmiştir. İslam ümmetin birçok alimleri de bunu böyle anlamıştır. 7 Buhari-Müslim
  23. 23. Güncel İtikat Meseleleri 25 İmam Nevevi Mecmu’ da 4/221 (Sıfatu’l eimme) şöyle der: “Daha öncede zikrettik ki bizim mezhebimizde meşhur olan mücerred namazla bir kimsenin İslam’ına hükmolunmaz ve nitekim bu Evzainin, İmam Malikin, Ebu Sevrin ve Davudun mezhebidir. Ebu Hanife ise; eğer mescidde namaz kılarsa ister cemaatle kılsın ister kendi başına ya da mescit dışında ama cemaatle namaz kılarsa islamına hükmolunur… İmam Ahmet ise ister cemaatle kılsın ister münferid İslam’ına hükmedilir.” Sonrada delilleri zikreder. Dikkat edersen kardeşim cumhur mücerred namazı İslam hükmü için yeterli saymamıştır. Mücerred namazı yeterli gören sadece imam Ahmet’tir. Oda yukarda geçen hadisten delil almıştır.(Kim bizim namazımızı kılar…) İmam Kurtubi; Nisa suresi 94. ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “7. Mesele: Eğer namaz kılar veya İslam dinine ait olan bir fiili yaparsa, âlimlerimiz ihtilaf etti. Tefsirci İbni Arabî dedi ki: Biz onun bu namazla Müslüman olmayacağını düşünürüz. Nitekim namaz kılan kimseye; bu namazdan kastın nedir? Diye sorarız. Eğer derse ki; bu kıldığım Müslüman namazıdır! Denir ki öyleyse kelime-i tevhidi söyle, eğer söylerse doğru olduğu açığa çıkar, şayet söylemezse biliriz ki oyun oynuyordur…” Bizler buna muhalif âlimlerin olduğunu biliyoruz. Anlamadığımız şey keseden uydurma icmalarla muhaliflerini cehalet, aşırılık ve taassupla suçlayanlardır. İnsan cahil oldu mu dünyaya kendi penceresinden bakar. Bir konuda tahkik8 ehli olmayan bunun yanında sayılı birkaç muasır âlimin kitabını okuyup, dünyada başka görüş yok zanneden, bununla beraber muhaliflerini her ortam da her yazıda taassupla suçlayanları ise Allah’ a havale ediyoruz... 8 Bir meselenin doğruluğunu ve delillerini araştırma ve inceleme
  24. 24. 26 Ebu Hanzala Evet, böyle bir dönemde İslam alameti olur.9 Âlimler de onu yapanın İslam’ına hükmedileceğini bildirirler. Fakat zamanın değişmesi ve fiilin alametlikten çıkıp müşriklerle Müslümanlar arasında ortak olması halinde artık onunla İslam’a hükmedilmez. Bu konu üzerinde görüş bildiren muasır10 âlimler çelişki içerisindedirler. Burada yeri gelmişken şunu da ifade etmek isteriz; biz onları severiz, sözleri bizim için kıymetli ve değerlidir. İlim talep ettiğimiz ilk dönemlerde –Allah’ın lûtfuyla- rabbimiz bizlere bu âlimlerin kitaplarını, birçok şeyleri görmemize ve anlamamıza vesile kılmıştır. Ama asla yanlışlarında ve çelişkilerinde onlara tabi olmayız. Risalenin11 yazarının bizlere yaptığı gibi en çirkin vasıfları aklımızdan dahi geçirmeyiz. Çünkü biliriz ki bizler; her ihtilaf12 zıtlığı gerektirmez. Özellikle bize muhalif olan kimse sözlerinde ve amellerinde şirkten kaçınmış bir muvahhidse… Bu konuda El-Cami’i kitabında Şeyh Abdulkadir bin Abdulaziz (2/625-630) bizim gibi düşünen kardeşleri eleştirdikten sonra şöyle der; “Bir kimseye İslam hükmü vermemizi gerektiren alametler: 9 Bir dönemde; namaz vb. ameller sadece Müslümanlara has bir amel olursa… 10 Yakın dönemde yaşamış veya halen yaşayan 11 Ebu Seleme Eş-Şami 12 Anlaşmazlık
  25. 25. Güncel İtikat Meseleleri 27 Bu alametler öyle alametlerdir ki bir şahıstan sadır13 olduğunda İslam’ına hükmedilir. Yalnız bu alametlerin İslam hasletlerinden olması gerekir. Öyle ki başka milletlerden kimse o fiillerde Müslümanlara iştirak etmemelidir. Sadaka, anne babaya iyilik, zorda olana yardım bunlar hep İslam şubelerindendir. Fakat Müslümanlara has fiiller değildir, kâfirlerde yapar, Müslümanlarda yapar. (Bu sebepten dolayı şeyh; bu fiilleri hükmü İslam için alamet saymaz…) İslam alametini böyle tarif ettikten sonra; bir kimsenin şahadet kelimesini söylemesi, ben Müslüman’ım demesi, mücerret olarak namaz kılması gibi şeyleri örnek olarak verir ve konu içinde geçen delilleri sayar. Şimdi diyoruz ki Allah şeyhimizi korusun, onu sabit kılsın alameti tarif etmesi doğrudur. Fakat verdiği örnekler bu zaman için doğru değildir. Evet, namaz, kelime-i şehadet’ in söylenmesi, Resulullah(s.a.v) zamanında Müslümanları diğer milletlerden ayırıp onlara has fiiller olduğundan dolayı Resulullah(s.a.v) bunu İslam alameti olarak saymıştır. Fakat bu fiiller bugün şeyhinde örnekte belirttiği gibi hem Müslüman hem kâfirin yaptığı, sadece Müslümanlara has olmayan fiiller haline gelmiştir. Nasıl ki o dönemde sadaka, anne babaya iyilik, şirk ve İslam ehlinin ortak fiili olduğunda –şeyhinde ifadesiyle- İslam alameti olmamıştır ve sayılmamıştır işte bugünde hem tevhid ehlinin hem de şirk ehlinin söylediği kelime-i tevhid ve namaz İslam alameti olamaz. Çünkü şirke ve küfre girdiği ortada olan ve hiçbir şekilde İslama girmemiş ve kendini Müslüman zanneden herkes namaz kılıyor ve kelime-i şehadet getiriyor. Bunun gibi bir durum risale selasiniyyede de (30 risale diye Türkçeye çevrilmiştir) Şeyh 13 Görüldüğünde
  26. 26. 28 Ebu Hanzala Ebu Muhammed El-Makdisi –Allah onu korusun- geçerlidir. 3.hata beyanında (121-122): “İslam hasletleri Müslümanlara has olan ve sair milletlerde olmayan şeylerdir” diye tarif eder… “Sadaka, bazı hayır amelleri, güzel ahlak… Bunlar tek başına İslama hükmetmeye yeterli değildir. Her ne kadar İslam olduğuna işaret eden ve gösteren fakat araştırma gerektiren şeyler olsa da” Daha sonra Şeyh İslam alametine (günümüz için): Kelime-i şehadet’ i söylemeyi; ben müslümanım demeyi, namazı, delilleriyle zikreder. Şeyh bu alametlerin görüldüğü insanlara Müslüman muamelesi yapmayanları da hatalı olduklarını uzunca anlatır. Yukarda söylediğimiz şeyi burada da söylüyoruz. Şeyh’ in yaptığı tanım ve getirdiği örnekler tamamen; namaz ve kelime-i şehadeti söyleyen kimsenin yaşadığı dönemde bunların İslam alameti ve Müslümanlara has olan ameller olduğu dönemler için geçerlidir. Nitekim günümüzde bu zikredilenler sadece Müslümanlara has olup onları diğer milletlerden ayıran alametler değildir. Hanbelîler, namazı mutlak olarak İslam alameti sayarlar dedik. Fakat Hanbelîlerin namazın İslam alameti oluşuna dair zikrettikleri sebep ve suret günümüze yine uymamaktadır. İbni Kudame (r.a) El-muğni kitabu’l mürted de: “Kâfir namaz kıldığında İslam’ına hükmedilir, ister darul-harp te olsun, ister darul-İslam da olsun.” der ve sözlerine şöyle devam eder; “Çünkü namaz Müslümanlara has olup kâfirlerin fiillerinden temeyyüz eden fiillerdendir. İslam’ına hükmedilmesi için kâfirlerin namazında farklı olarak içinde kıbleye yönelme, rükû, secde olan namaz kılması gerekir.” 14 14 Risaleti Selasiniyye den 125. Sayfa
  27. 27. Güncel İtikat Meseleleri 29 Dikkat edilirse İbni Kudame kâfirlerde olmayıp sadece Müslümanlarda olan namazı İslam hükmü için alamet saymıştır. Kâfirlerde olduğu takdirde mutlaka onlarınkinden farklı özelliğe sahip bir namaz olması gerektiğine dikkat çekmiştir. Yine Hanbelîler namazın İslam alameti olmasını içinde kelime-i şehadet’i barındırmasına bağlamışlardır. İlk konuda ispat ettiğimiz gibi, bu toplumun kelime-i şehadeti sahih değildir ki, şirkten teberriye ve İslama girişe alamet olma vasfı yoktur ki, kelime-i şehadetin içinde geçtiği namaz alamet olsun. İslam alametini, tanımını anladıktan sonra şunu deriz; bir zamanda İslam alameti olan bir şey, başka bir zamanda İslam alameti olma niteliğini yitirdiğinde, İslam alameti olmayabilir. Allah c.c. İslam alameti olmayan oruç, hac, sadaka vb. amellerden daha basit olan, mertebe olarak daha düşük olan selamı İslam alameti saymıştır. “Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa gittiğiniz zaman mümini kâfirden ayırdedinceye kadar araştırma yapınız. Sakın ha, size selâm verene, dünya hayatının gelip geçici metaına göz dikerek “sen mümin değilsin” demeyiniz. Zira Allah katında birçok ganimetler vardır. Siz de daha önce öyleydiniz. Allah size nimet (ihsan) etti. Öyleyse iyice araştırınız. Ve hakikati bulunuz. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”(Nisa 94) Bu ayetin nüzul sebebi olarak birden fazla olay rivayet edilmiştir. İmam Buhari: İbni Abbastan şöyle nakleder; Bir Adam hayvan sürüsü ile gelirken sahabeden birilerine rastladı. Adam onlara “Es-selamun aleykum” dedi, sahabeler buna
  28. 28. 30 Ebu Hanzala rağmen adamı öldürdüler ve adamın sürüsünü ganimet olarak aldılar. Bu olayın sonrasında bu ayet indi. 15 Ayetin meşhur olan nüzul sebebi bu olmakla beraber, bazı rivayetlerde ise şöyle geçer; - Savaşta malı olan bir adam “La İlahe İllallah” dediği halde sahabe onu öldürmüş ve ayet inmiştir. - Bazı rivayetlerde ise Üsame bin Zeydin meşhur kıssası16 üzerine indiği zikredilmiştir. - Bu olay cahiliye de aralarında düşmanlık bulunan iki kişi arasında cereyan etmiştir. İki kişiden biri selam verdiği halde, diğeri aralarında ki eski düşmanlıktan dolayı diğer kimseyi saldırıp öldürmüştür. Bunun üzerine ayet inmiştir. İmam Kurtubi tefsirinde; olabilir ki bu vakıalar yakın zamanda cereyan etmiş, ayet hepsi için inmiştir, değerlendirmesini yapar. (3/226) Fethu’l Bari’de, İbni Hacer (4591 nolu hadisin şerhinde): “Farklı rivayetleri zikrettikten sonra, ayetin farklı iki olay hakkında inmesine mani (engel) yoktur.”der. Yalnız İmam Buhari’ nin İbni Abbastan naklettiği rivayet ayetin zahirine de uygundur. Çünkü cahiliye de insanların selamlaşma şekli farklıydı. Müslümanların selamı ise sadece onlara ait olan ve onunla tanındıkları için Es-selamun aleykum şeklindeydi. Daha sonra ehli kitapta Müslümanlara bu şekil selam vermeye başlayınca buda alametlikten çıktı.17 Hafız İbni Hacer hadisin şerhinde: 15 Kitabu El-tefsir 4591 16 Bir adamı “Laila İllallah” demesine rağmen öldürmesi 17 Mısırda yaşayan Hıristiyanlar halen; Müslümanlara veya birbirlerine “Esselamü aleykum” demektedirler…
  29. 29. Güncel İtikat Meseleleri 31 “Ayette; kim İslam alametlerinden bir şey izhar etti mi onun kanı malı imtihan edilmeden helal olmaz. Çünkü selam lafzının Es-selam olarak denmesi halinde, ne manaya geldiği ihtilaflı olmakla beraber; boyunduruk altına girmek manası muhtemeldir. Bu da İslam alametidir, çünkü İslam’ın lügat manası da boyunduruk altına18 girmedir. Bu zikrettiğimiz sebepten dolayı; sadece selam verene İslam hükmü uygulanması ve İslam hükmü verilmesi lazım gelmez. Bilakis bu kimsenin kelime-i şehadeti telaffuz etmesi lazımdır. Bunda (kelime-i şehadet telaffuzun da) ehli kitap ve dışındakilerde ise tafsilat gözetilmesi gerektiğinin” delilinin olduğunu söyler... İmamın yapmış olduğu bu açıklamada, selam veren kimse, Yahudi ise; Peygamberimizin getirmiş olduğu dini kabul etmesi de gerekir ayrıca bunun dışında bir dindense o dinden teberri etmesi gerekir.19 Ayrıca şu nokta bu konunun açıklığa kavuşmasında yardımcı olacaktır. İbin Kudame muğni kitabında; namazla insanın İslam’ına hükmedilmesini açıklarken “Kâfir hac yapsa da onun İslam’ına hükmedilmez. Çünkü müşriklerde yapıyordu” Şeyh Makdisi (risale 126): Hac İslam alametidir. İbni Kudame’nin muğni de zikrettiğine iltifat edilmez. Evet, ilk başta hac ibadeti hem müşrikler hem Müslümanlar yaptığı için İslam alameti değildi. Fakat sonra Allah tevbe 28 ile müşriklere haccı yasakladı, Resul de “Bu yıldan sonra müşrik hac yapamaz dedi” o günden sonra hac İslam alameti oldu. Çünkü sadece Müslümanlara hac ibadeti yapar oldu. 18 Teslim olmak ve bağlanmaktır. 19 Birinci başlıkta fethul-bari den yaptığımız nakillerde görülmüştü.
  30. 30. 32 Ebu Hanzala Bak kardeşim: Resul zamanında alamet olmayan bir şeyi Şeyh Müslümanlara has olma illetiyle alamet saymıştır. Bizde aynı şekil bunun çelişki olduğunu ve bu amellerin bugün vasfını yitirdiğini söylüyoruz. Şöyle bir misalle bu konuyu kapatmak istiyorum. 22 Temmuz Pazar demokratik seçimler yapıldı. Siz bir caminin önünden geçiyorsunuz. Günlerden Cuma (seçimlerden bir hafta sonra) ve camii tıklım tıklım, herkes namaz kılıyor, sizce o camii de bulunan kaç kişinin parmağında mürekkep yoktur. Akıllı olan ve insaf sahibi olan bir kimse ; % 1 dahi diyemez. Çünkü bu toplumla iç içe yaşayan bizler çok iyi biliyoruz ki halkın %99’ u oy kullanmıştır. Hem de hiçbir seçim afişinde çözüm İslamdır20 yazmayan partilere! Neye, kime ve ne için oy verdiğini ta ilkokuldan beri herkesin bildiği bir ülkede.21 Hatta hilafetin kaldırılıp cumhuriyetin kuruluşu veya büyük tağutun ölüm yıl dönümü münasebetiyle imam hutbeden bayram veya yas diye o günün anlam ve önemine dair hutbe verecek ve cemaatte âminleriyle eşlik edecekler. Biz de o namazdan dolayı bunlara Müslüman muamelesi yapacağız öylemi? Biz biliyoruz ki; ne bu namaz ne de söyledikleri kelime-i tevhid, içinde bulundukları küfürle beraber onların İslam’larına alamet olamaz. İçinde oldukları bu hal zan değil, bu toplumda yaşamış her Müslüman’ın yakinen bildiği bir şeydir. Bilakis aksini düşünmek asla zan mertebesine ulaşmayacak vehimdir. Önceki başlıkta sorduğum soruyu tekrar soruyorum. Namazına güvenerek İslam hükmü uyguladığınız, daha sonra muvahhid 20 Mısırda, Müslüman kardeşler cemaatinin, seçimlere girerken kullanmış oldukları seçim sloganı; “İslam tek çözümdür” … 21 Yazmış olsa da bir şey olmaz, risale sahibine göndermedir.
  31. 31. Güncel İtikat Meseleleri 33 olduğuna şahit olduğunuz insan sayısı kaçtır? Peki, bu durumda biz mi yakinen sabit olanı zanla izale etmiş oluyoruz? Yoksa siz mi? İnsaf! Peki, hiç bu konuda sahabe uygulamasına baktınız mı? Ebu Bekr (r.a.) döneminde toplu irtidadler22 oldu. Bunların kimi yalancı peygambere tabi oldu, kimisi zekâtı fasit teville vermedi ve kimide başka sebeplerden irtidad etti. Bu toplu bir irtidattı. Resul (s.a.v.) hayattayken ona iman etmiş olan toplulukların çok azı müstesna (üç şehir) diğer yerler dinden dönmüştü. Bunların çoğu namaz kılıyor ve kelime-i tevhidi söylüyordu. Peki, sahabe bunlara Müslüman muamelesi mi yaptı? Asla… Neden sahabe bunların namazını, kelime-i tevhidini ilk etapta İslamlarına hükmetmeye yeterli saymadı da bununla birlikte illaki bilinen şirk ve küfürlerinden teberriyi şart koştu. Yoksa o güzide sahabeler; yöneticileri (museyleme gibi) ve halkını ayırarak mı muamele etti? Bunların muteber engelleri vardı da başkalarının yok muydu? Ya da sahabe biz bunlara henüz hücceti ikame etmedik. Tek tek tekfirin şart ve engellerine bakalım mı dedi? Yoksa sizin toplumunuz ile onlar arasında fark mı var? Sizin toplumun küfrü ve şirki o günkülerin şirkinden daha kapalı ve az mı? İyi düşünün ey merhamet tellalları, sizin toplumunuzun onlardan farkı, lehte mi yoksa aleyhte mi? 3. HÜCCET İKAMESİ NE İLE OLUR 22 İslam’dan çıkma.
  32. 32. 34 Ebu Hanzala Yazarın risalede en çok bahsettiği ve diline doladığı, kendinin de dolandığı meselelerden biri de hüccet ikamesi meselesidir. Risaleler de genel vurgu şu yöndedir: Bu toplum da farklı türde birçok küfür vardır, fakat muayyen şahıslara hüccet kaim olmadığı için bunları tekfir edemeyiz. İslam dininde hüccet Allah’ ın kitabı ve onu bize ulaştıran Resul (s.a.v.)dür. Çünkü kitap ve sünnet tevhidle ilgili tüm meseleleri beyan etmiştir. Allah c.c. kitaplar indirmek ve Resuller yollamak suretiyle insanlara hüccetini ikame etmiştir. Kıyamet gününde de insanlara ayetlerini ve Resullerini soracak, bu şekilde insanları hesaba çekecektir. “De ki: Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür? De ki: Allah benimle sizin aranızda şahittir. Bana şu Kur'an vahyolundu. Ta ki, onunla sizi (ve ulaşan herkesi) korkutmuş olayım. Gerçekten şahitlik eder misiniz ki, Allah'la beraber başka mabııdlar vardır? De ki: O ancak bir tek mabuddur. Ve şüphesiz ki, ben sizin şirk koştuklarınızdan beriyim” (En’ am 19) “Eğer müşriklerden biri sana sığınırsa, onu himayene al ki Allah'ın kelamını dinlesin. Sonra onu emniyette olacağı yere ulaştır Çünkü onlar cahil bir topluluktur” (Tevbe 6) İmam Müslim sahihin de Ebu Musa el Eşari’den gelen hadisi şerifte: “…Kur’ an ya senin lehine ya da aleyhine hüccettir” buyrulur. “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetleri- mizi aktarıp okuyan bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp korkutan peygamberler gelmedi mi? Onlar, nefislerimize aleyhinde, şehadet ederiz derler. Dünya hayatı onları aldattı. Gerçekten kâfir
  33. 33. Güncel İtikat Meseleleri 35 olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler” (En’ am 130) “Az daha öfkeden çatlayacak. Her topluluk onun içine atıldıkça onun bekçileri o topluluğa sorar: “Size bir uyarıcı (peygamber) gelmedi mi?” (Mülk 8) “Müjde verici ve korkutucu Peygamberler gönderdik. Ta ki, Peygamberlerden sonra Allah'a karşı halkın hücceti ve delili bulunmasın. Allah (her şeye) galibtir ve hikmet sahibidir” (Nisa 165) Bu ayetler ve daha zikredilebilecek onlarca ayet, Allah’ ın hücceti kitap ve Resullerle insanlara ikame etmiş olduğunun delilidir. Özellikle Nisa 165. Ayet Resulun gelmesinden sonra insanların Allah’ a karşı bahane ve özürlerinin kalmadığının açık bir delilidir. Kur’ an ve sahih sünnetin günümüze ulaşmasına rağmen, bazıları ısrarla insanlara hüccet kaim olmamıştır derler. Bunca ayete rağmen bu kur’ana muhalif görüşlerini benimsemeyenleri de ilginç vasıflarla dillerine dolamışlardır. Aslında sadece kendilerini dolarlar da farkında değillerdir. Bazıları da ilim ehlinin, sözlerini anlamadan delil getirirler. Bu konular hakkında en çok konuşan Şeyhul İslam İbni Teymiye (r.h.) olduğundan dolayı da delil kaynakları o olmuştur. Bu noktanın beyanına geçmeden önce diyoruz ki: Allah c.c. insanlara Kur’ an ve Resulle hücceti ulaştırdığını, kıyamette de insanlara bunu soracağını muhkem ayetlerde beyan ettikten sonra, kim olursa olsun buna muhalif söz beyan etmesi bizleri bağlamaz. Allah c.c. hüccetini ulaştırmıştır. Resuller de bunu açıklamıştır. Nitekim Kitap ve sünnette bugün herkesin ulaşabileceği şekilde mevcuttur. Bundan dolayı hüccet ulaşmamış olması veya
  34. 34. 36 Ebu Hanzala ikame edilmesinin gerekliliği gibi bir şey söz konusu değildir. Bununla ilgili olarak geniş açıklama ileride gelecektir. İlim ehlinin hüccet ikamesinden neyi kastettikleri, kimlere ve hangi meselelere hüccet ikamesi gerektiğini, âlimlerden yapılan nakillerin nasıl anlaşılması gerektiğini inceleyelim. Şeyh Muhammed bin Abdulvehhap (r.a) talebelerinin, İbni Teymiyyenin “bir şeyleri inkâr edene ikametül hücce gerekir” sözünü sormaları üzerine şöyle cevap verir; Siz bu tağutlardan ve onların tabilerinden soruyorsunuz, bunlara hüccet kaim olmuş mudur diye? Bu sorunuz çok tuhaftır. Nasıl bunda şüphe edersiniz ki!.. Size defalarca açıkladım hüccet kaim olmamış insan yeni İslam’a giren veya İslam beldelerinden uzakta yaşayandır. Veya kapalı (hafiy) meselelerde hüccet ikamesi gerekir. Fakat İbni Teymiyye’den zikrettiğiniz, “kim şunu şunu inkâr ederse sözü”, bu tür insanlar için geçerlidir. Bu insanlara anlatılmadan (tarif yapılmadan) tekfir edilmez. Ama Allahın kitabında beyan ettiği usulü dine gelince, Allah’ın hücceti bu meselelerde kitabıdır. Nitekim kime kur’ an ulaşmışsa ona hüccet ulaşmıştır. Sorunun aslı şudur siz kıyamul hücce ile fehmul hücceyi (hüccetin anlaşılması) karıştırıyorsunuz. Şüphesiz kâfirlerin ve münafıkların birçoğu, hüccet kaim olmasına rağmen, onu anlamamışlardır. Ayette: “Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir. Hatta onlar yol bakımından hayvanlardan da daha şaşkındırlar.” (Furkan 44) 23 23 Mecmu’ Müellefat Muhammed bin Abdulvehap, er-resail şahsiyye kısmı 7/154-160
  35. 35. Güncel İtikat Meseleleri 37 Bu söze ve söylendiği ortama dikkat et kardeşim! O dönemin kabirperest müşrikleri ve onlara tabi olanlar soruluyor. Muhammed bin Abdülvehhab’ın talebeleri, İbni Teymiyye’nin hüccet ikamesi ile ilgili sözlerini yanlış anlamış ve o insanlara anlatmadan tekfir olmayacağını zannetmişlerdir. Şeyh cevabında: Bu meselelerde Kuran’ın varlığını, onlara ulaşmış oluşunu yeterli saymıştır. Acaba diyorum; bizim topluma henüz kur’an ulaşmadı da ondan mı bu arkadaşlar sürekli hüccet ikamesinden bahsediyorlar. Şeyh İshak ibni Abdurrahman “Din de zorunlu bilinen şeylerden biri de usulü’d dinde24 asıl olan kitap, sünnet ve sahabenin üzerinde olduğudur. Bu konularda merci bir âlim değildir. Bu asılın yanında karar kılan kişiye bazı imamların kitaplarında gördüğü müteşabih sözleri anlamak kolaylaşır. Resulden başka masum kimse yoktur. Bizim şu anki meselemiz ortağı olmayan Allah’a ibadet meselesidir. Kim Allah tan başkasına ibadet ederse kendini dinden çıkaran büyük şirk koşmuştur. Bu Allah’ın kitaplar indirip, resuller göndermek suretiyle insanlara hüccetini ikame etmiş olduğu asıl usuldür. Usul meselelerinde tariften (karşıya anlatma, beyan etme) söz etmezler. Tarif ancak delilleri bazı Müslümanlara kapalı kalmış, bidat ehlinden mürcie vb. üzerinde tartıştığı meseleler de zikredilir. Kabirperestlere nasıl tarif (izah etme ve anlatma) yapacaklar ki onlar Müslüman dahi değiller. “ 25 Şeyh İshak (r.a) kendi döneminin yaygın şirki olan kabirperestlerden (bugün ki sofimeşrepler) söz ediyor. Oda dedesi gibi bu mesele de hüccetin kur’an olduğunu ve kabirperestlerin Müslüman dahi olmadığını söylüyor. İlim 24 Her Müslüman’ın bilmesi gereken meseleler. 25 Resail Mahmudiyye 2. Risale 15-16
  36. 36. 38 Ebu Hanzala ehlinin ikametü’l hücce gibi sözlerini de kapalı olan ve tam açık olmayan meseleler içindir diyor. Şeyh İshak aynı risale de şöyle devam eder “Bu itikad (insanlara şirkte hüccet ikamesi yapılması gerektiği) şu çirkin itikadı gerektirir. Kur’ an ve sünnetle bu ümmete hüccet kaim olmamıştır diyenlerden ayrıca onlara kitap ve sünnetin hüccet oluşunu unutturan bu kötü anlayıştan Allah’ a sığınırız. Bilakis ehli fetret olup kendilerine risalet ve kur’ an ulaşmayanlar cahiliye üzere ölenlere icmayla Müslüman denmez. Onlara istiğfar dilenmez. İlim ehlinin ihtilaf ettiği ahirette azap görüp görmeyecekleridir?” Şeyhin son ibareden kastı: Onlara dahi (ehli fetret) kitap ve resul ulaşmadığı halde Müslüman denmiyorsa, bugün elinde kitap ve sünnet olanlara nasıl Müslüman densin. Yeri gelmişken şunu beyan edelim: ilim ehlinden bazıları fetret ehli olanlara hüccetin kaim olmadığını savunur. İbrahim (a.s.) dininin kalıntıları olan, Zeyd bin Amr bin Nufeyl gibi muvahhidlerin o toplumda bulunması vb. sebepleri inzar ve hüccet ikamesi olarak saymazlar. Cehalet bölümünde Allah nasip ederse bu mevzuyu ve görüşleri naklederiz. Her halükarda ister onlara hüccet ulaşmamıştı deyip; Resulullah (s.a.v)’ tan önceki dönemde yaşayanlara müşrik diyenler yahut İbrahim (a.s.) dininin kalıntıları onlara hüccettir diyenlerin sözünü alalım. Her halükarda bizim toplumda, hem hüccet (Kur’an ve sünnet) vardır, hem de değil Muhammed (s.a.v.) dininin kalıntıları bizzat kendisi vardır. Merhamet tellallığına soyunanlar keşke bilseydi! Kabirperestlerin yaygınlaştığı bir dönemde, bazı insanlar İbni Teymiyye ve İbni Kayyımın içinde hüccet ikamesi geçen bazı sözlerini alıp, necd ulemasını tenkit
  37. 37. Güncel İtikat Meseleleri 39 etmeye başlar. Derler ki sizin şeyhleriniz cahil şirk koşunca tekfir etmez, hüccet ikamesi şart derlerdi. Siz ise tekfir ediyorsunuz. Şeyh İshak risale Mahmudiyye de (21-23) “… Bu sözü söyleyeni çağırdım. Ona hatasını ve şeyhul İslam İbni Teymiyyenin sözünü yanlış anladığını beyan ettim. Şeyh bunu şirk olmayan bidat türü şeylerde söyler. Resulun kabrinin yanında dua veya bazı bid’ i ibadetler gibi…” Şeyh Ebu Batin: “Şeyhul İslam İbni Teymiyenin kim bu tür şeyler yaparsa hüccet ikame edilmeden ona müşrik ve kâfir denmez gibi sözleri büyük şirkte veya Allah tan başkasına ibadet meselelerinde değildir. O bu sözü kapalı olan sözler için söylemiştir. Kapalı sözlerde sahibine hüccet kaim olmamıştır denilebilir. 26 Şeyh Süleyman bin Sehman dedi ki; Iraki bu iddiayla ortaya çıkıp İbni Teymiye ve İbni Kayyımın mutlak manada ikametul hücceti şart koştuğunu iddia edince ona uzun bir reddiye kaleme alır. (diye-u Serik fi er-reddi ala mazikil marik) “Burda anlarsın ki İbni Teymiyenin sözü ve (selefteki) tartışma kabirperestler için değildir. Bu söz (ikametül hücce) ancak bidat ehli ve ehli sünnete muhalifler için söylenmiştir” (168-169) İbni Kayyım: “Şüphesiz Allah’ın hücceti kitapların indirilmesi ve resullerin gönderilmesiyle kullar üzerine ikame edilmiştir. Her kim Allah’ın ona emrettiği ve nehyettiğini bilme imkânı bulurda, kendi taksirinden dolayı bunu yapmazsa şüphesiz o kimseye Allah‘ın hücceti kaimdir” (medaric 1/166) İbni Kayyım Resulullah (s.a.v)’ın müşrikleri ateşle müjdelemesi ile ilgili olarak Zadul Mead adlı eserde şöyle 26 Beyanı şirk 33
  38. 38. 40 Ebu Hanzala der “müşrik olarak ölen ateştedir, resulun bi’setinden önce ölse de o kimse ateştedir. Çünkü müşrikler İbrahim (a.s.)’ın hanif dinini Allah tarafından hiçbir delil almadan yaptıkları şirkle değiştirdiler…” Dikkat et kardeşim! Şeyh İbni Kayyım(r.a) İbrahim (a.s.)’ın tahrif olmuş dininin kalıntılarını Resulullah’a(s.a.v) peygamberlik gelmeden önceki dönemde hüccet olarak yeterli görmüştür. Bu bölümü ve konunun tamamını mutlaka oku (3/59) Peki bizim toplum ne olacaktır? Aslında bu mana da daha çok nakil yapılabilir. Fakat ilim ehlinin anlayışına değer verdiğini iddia eden, “bizim gibi cahiller bu meselelerde konuşamaz” diyenlere kâfidir inşallah. Bir benzetme: Bir toplum düşünün, Allah onları mazeretli saymamış ve müşrik - kâfir diye isimlendirmiştir. Bu isimlendirme de etkili fiiller şunlardır: - O toplum Allah’ın varlığına inanmakla beraber salih insanlar olduklarına inandıkları putlara ibadetlerini sarf ediyor, onlardan fayda ve zarar bekliyorlardı. Bunu asla müşrik olmak adına değil, İbrahim (a.s.)’ın dininin bu olduğuna inandıkları için yapıyorlardı. - O toplumun bir parlamentosu vardır. Darun nedve adın da. Her kabilenin önde geleni orda kabilesini temsil ediyor, yasama (teşri) işini orda yapıyor, hayat düzenini yeni kanunlarını orda belirliyorlardı. - Bütün dostlukları ve düşmanlıkları kutsallık atfettikleri putları, ataları, kabileleri içindi.
  39. 39. Güncel İtikat Meseleleri 41 - Ahlaksızlık (kumar- zina) mubah sayıldığı gibi övünme aracıydı. Fakat bu insanların döneminde ne kitap, ne sünnet, ne tevhidi basım yapan yayınevleri ve nede muvahhid alimler vardı. Birkaç kişi bu şirklerden uzak kalmaya gayret ediyor, onlarda toplumda etkisiz şahsiyetler oldukları için arka plan da kalıyorlardı. Hakka ulaşma imkânları da neredeyse yok denecek kadar azdı. Bu toplum kendini İbrahim (a.s) dininde sayıyor ve bu yaptıklarını da Allah için yapıp ona yaklaştıklarını zannediyorlardı. Tüm bunlara rağmen Allah bu toplumu mazeretli saymamış, onları kâfir ve müşrik diye isimlendirmiş, Resul de onların ateşte olduğunu haber vermiştir. “Kitap ehlinden ve putperestlerden küfre kayanlar kendilerine açık delil gelinceye kadar üzerinde bulunduklarından ayrılacak değillerdi.” (Beyyine 1) “Onlara, Kitaplarını doğrulayıcı olarak Allah katından bir Kitap geldiğinde (onu inkâr ettiler.) Hâlbuki o Kitapla daha önce müşrikler üzerinde yardım ümit ederlerdi. Ne zaman ki tanıdıkları Hak onlara geldi, onu inkâr ettiler. Kâfirlerin üzerinde Allah'ın laneti vardır.” (Bakara 89) Dikkat edilirse Allah o toplumu iki ayette de kâfir diye isimlendirmiştir. Resulullah (s.a.v.): Babasının durumunu soran adama “benim babamda senin babanda ateştedir” (Müslim), yine bir Müslüman hangi müşriğin kabrine uğrarsa Muhammed (s.a.v)’in onu ateşle müjdelediğini söylemesini isteyerek, onların ateş ehli olduklarını bildirmiştir.27 27 Taberani, Albani silsile-i sahiha
  40. 40. 42 Ebu Hanzala Şimdi yeni bir toplum düşünün: - Allahın varlığına inanmakla birlikte, salih olduğuna inandıkları insanların mezarlarını puta çevirmişler, geçmiştekilerin yaptığı gibi onlara dua etmiş, fayda ve zararı onlara hasretmişlerdir ve ibadetlerini onlara sunmuşlardır. Hatta bu yeni toplum öncekilerden bir adım daha öteye geçmiş, dara düşüp sıkıştığı anda putlarına daha bir sıkı bağlanmışlar, medet dileklerini artırmışlardı. Yani hem darda hemde rahatlıkta putlarına yönelmişlerdi. Eskiler ise, dar da kaldıklarında, deniz de dalgaya tutulduklarında ise putlarını terk eder sadece Allah’a yalvarırlardı. - Yalnız putlar arasında bazı farklar vardır. Eskiler istisnalar olmakla beraber genelde salih insanların heykelleriydi ve genel olarak boylamasına dikilmiş heykellerdi. Şimdikilerin putları yine istisna olmakla beraber ya zındıklığı alenen sabit Allah düşmanları ya da Allah ‘ ın dinine savaş açmış insanların heykelleridir. Ve genel olarak putları da boylamasına değil enlemesinedir. - Yeni toplumun parlamentosu vardır. Onlar İslam dini ile yönetme fırsatları olmasına rağmen demokrasiyi tercih etmişlerdir. Bütün vatandaşlar oylarıyla yönetim de söz sahibidir. Bu parlamento açıktan (televizyon kanalından) Allahın yasalarını çiğner ve değiştirir. Parlamentonun işlevi, görevi, neden İslam, hilafet değil de demokratik yönetim biçimini seçtiği ilkokuldan bu yana tüm vatandaşlara anlatılır. Hatta okul kitaplarında tafsilata gidilerek İslam ve demokrasi arasında, hilafet ve cumhuriyet arasında kıyaslamalar yapılır.
  41. 41. Güncel İtikat Meseleleri 43 Yani yeni parlamentoya seçimler aracılığıyla bizzat dahil olan toplum bireyleri eskiler gibi şuursuz değil devletin eliyle bilinçlendirilmiştir. - Bu toplumun kutsallık atfettiği tüm değerler, dostluk ve düşmanlıklarını üzerine bina ettikleri vatan, bayrak, millet aynen eski cahiliye toplumunda olduğu gibidir. - Reklamları yapılarak mubah görülen, mubahlaştırılmaya çalışılan ahlaksızlıklar bu toplumda moda ve gelişmişlik ismiyle işlenir. Mesela bir genç çok zina etmesini övünme aracı olarak anlatır. Ve daha sayılabilecek birçok şey. - Bu toplum yapmış olduklarını müşrik olmak için değil, Muhammed (s.a.v.)’in getirdiği dinin bu olduğunu zannederek yapar ve aynı zamanda peygambere müntesip olduklarını ilan ederler. Nasıl ki o eski toplum, tevhidi yaşayanları İbrahim dinine muhalif yeni bir dinle suçluyorduysa, bunlarda tevhidi yaşayıp anlatanlara Muhammed (s.a.v.) dinine muhalif din getirmekle suçlarlar. Arada ki farkı mı merak ediyorsunuz? Yaptıkları her şeyin şirk olduğunu beyan eden kur’an hepsinin evinde mevcuttur. Resulun sünneti ise her an ulaşabilecekleri kolaylıktadır. Nasıl olduğunu anlamış değiliz ama, yazara göre, yukarıda vermiş olduğumuz benzetmede birinci gurpta bulunanlar müşrik ve ateş ehlidir. İkinci örnektekiler ise; şimdikiler Müslümandır. Hatta şimdikilere sakın kâfir demeyin muasır cihat âlimlerine muhalefet edip bidatçi harici olursunuz. Çünkü şimdikilere henüz hüccet kaim olmamıştır. Bunları sakın İslama davet etmeyin, siz de tekfir cemaatlerinden olur, cihad cemaatlerinden ayrı
  42. 42. 44 Ebu Hanzala düşmüş olursunuz! Sadece bunları eğitin. Çünkü bunlar Müslüman’dır. Sakın hüccet ikame etmeye kalkmayın, sizlerle hüccet kaim olmaz, bunların yani karşınızdaki insanların kabul ettiği hüccetler ancak hücceti ikame edebilir. Eee ne yapalım, hocalarda böyle bir şey yapmayacağı için bekleyin! “Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar. Kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik yaparlar.” (Mutaffifin 1-3) “Yahudiler ve Hıristiyanlar ”biz Allahın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azap ediyor? Bilâkis siz O'nun yarattığı insanlarsınız" de. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş O’nadır.” (Maide 18) “Bu haktan dönüş onların (ehli kitabın) “ateş bize kesinlikle sayılı günlerden fazla değmeyecektir.” demelerindendir. Uydurdukları yalan onları dinlerinde aldatmıştır.” (Ali İmran 24) 4. HÜCCET ULAŞTIĞI HALDE İLGİSİZ KALANLAR Önceki bölümden net bir şekilde anlaşıldı ki; hüccet kur’an ve Resul’le insanlara ikame edilmiştir. Yani din insanlara ulaşmıştır. Allah’ın kitabında beyan ettiği meselelerde hüccet kur’anın ulaşmasıdır. Peki, kur’an ulaştığı veya hüccet mevcut olduğu halde buna ilgisiz kalan bunun dışında şeylerle ilgilenen ne olacaktır? Kur’an bu tip insanlara “MU’RİD” yüz çeviren
  43. 43. Güncel İtikat Meseleleri 45 der. İlgisiz kalan, ilgilenmeyen, sırt çeviren bu insanları; ne Allah nede Resulu mazur saymıştır. “Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.” (Ahkaf 3) “Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar? Aslandan ürkerek kaçan yabanî merkeplere benzerler.” (Müddesir 49-50) “Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim var mıdır? Kur’ an'ı anlarlar diye kalplerine örtüler, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola gelmezler.” (Kehf 57) Allah ilk insanı yeryüzüne indirirken de bu hususa dikkat çekmiş, hidayetin onun hücceti olan zikrine tabi olmakta, delaletin ve şegavetin28 ise ondan yüz çevirmekte olduğunu haber vermiştir. Âdem (a.s.) ve şeytan arasında malum kıssa cereyan edip, Âdem (a.s.) dünyaya indirilirken: "Oradan hep beraber inin! Eğer benden size bir yol gösteren gelirse bilin ki; benim yol göstericime uyanlar için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da ol- mayacaklardır, dedik." (Bakara 38) “Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur. Benim Kitabımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyâmet günü de onu kör olarak haşr ederiz.” (Ta-ha 123-124) 28 Kötülük
  44. 44. 46 Ebu Hanzala Bütün bu anlattıklarımızdan sonra kim bu topluma hüccet kaim olmamıştır, bunlara her gün işledikleri onlarca şirk anlatılıp beyan edilmelidir derse nihayet şu üç şeyin dışında başka bir şey anlaşılmaz bu sözden; a) Kur’an ve risalet(peygamberin haberi) hücceti bu topluma ulaşmamıştır. Bunu akıl ehli biri söylemez. b) Kur’an ulaşmıştır, ama Allah tevhid ve şirk meselelerini net açıklamadığı için insanlar anlamamıştır. Bu sapıklığı iman ehli biri dile getiremez. c) Kur’an ulaşmıştır, hüccet ulaşmıştır, fakat insanlar ilgisizdirler. İlgisizlik ve yüz çevirme başlı başına bir küfür ve imanı bozan unsurlardandır. Şeyh Muhammed bin Abdulvehhap üzerinde icma edilen on tane imanı bozan unsurun arasında yüz çevirme ve ilgisizliği de saymıştır. “Andolsun ki Kur’an’ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?” (Kamer 17) Bu bahsi inşallah şu hadisle noktalayalım. İmam Buhari sahinin ilim kitabı 66. hadisin de Ebu Velid El-leysi (r.a.)’den: “Resulullah (s.a.v) insanlarla beraber mescitte otururken ona doğru üç kişi yöneldi. İkisi Resule doğru yöneldi, biri gitti. O ikisinden biri mecliste bir boşluk bulup oturdu, diğeri de meclisin arkasında oturdu. Üçüncüsü de dönüp gitti. Resulullah’ ın (s.a.v.) işi bitince size o üç neferden haber vereyim mi? Birisi Allah’a yöneldi (sığındı manasında), Allah ta onu kabul etti. Diğeri ha ya etti, Allah ta ondan hayâ etti. Ama üçüncüsü ise yüz çevirdi Allah ta ondan yüz çevirdi.” Şimdikiler ise maalesef muvahhidlerden yüz çevirerek, Allah’tan yüz çevirenlere özür arıyorlar. Yeter ki ölçüler bozulmaya görsün.
  45. 45. Güncel İtikat Meseleleri 47 5. ZANNI FASİT İNSANA FAYDA VERİR Mİ? Kastımız şudur: Kendince Müslüman olduğunu zanneden, üzerinde bulunduğu halin, Allah‘ın razı olduğu hal olduğunu düşünen insana, bu zannı fayda sağlar mı? Ya da yaptığı şirk ve küfrün, kendini şirke sokmadığını zannetmesinin bir faydası olur mu? Eğer şirkten teberri edip, muvahhid olarak Allah’a c.c. teslim olmuşsa, bununla beraber bazı yanlışları dahi olsa (şirke bulaşmadıkça) bu zannı kendine fayda verir. Nihayet bu zan yakin gibi olan zandır. Fakat şirkten teberri etmemiş veya içinde bulunduğu dönemin her türlü şirkini ve eski cahiliyyenin şirkini işliyorsa bu zan kendisine hiçbir fayda sağlamaz. Zira insanın üzerinde bulunduğu haline itibar edilir zannına değil. “Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı hak etti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanıyorlar.” (Araf 30) Bu ayette kastedilen ister Mekkeli müşrikler olsun, isterse de Hz. Âdem den sonra şirke bulaşanlar olsun. Kendilerinin hidayet ehli oldukları zannı maalesef onlara fayda sağlamamıştı. Çünkü üzerinde oldukları hal şeriatın tasvip etmediği bir haldir.
  46. 46. 48 Ebu Hanzala İmam Taberi, bu ayetin tefsirinde diyor ki: “bilakis onlar bu yaptıklarını hak ve hidayet üzere ve doğrunun kendi yaptıkları olduğuna inanarak yaptılar. Bu ayet “Allah hiç kimseye yaptığı masiyet veya itikat ettiği sapıklıktan dolayı azap etmez, taki onun doğru şeklini bilip Rabbine inat olarak yaparsa azap eder” diyenin hatalı olduğuna en açık delildir. Çünkü öyle olmuş olsa, hak ehliyle, yolunun doğru olduğunu zan ettiği halde sapıtan arasında fark kalmamış olur. Muhakkak Allah bu ayetle iki taifenin ismini ve hükmünü ayırmıştır.” (Taberi Tefsiri) Hakikat şudur ki, ayet hiçbir yoruma ihtiyacı olmayacak muhkem ve açık ayetlerdendir. Bu imamın yaptığı yorum gerçekten mükemmeldir. Gerçekten hak üzere olan, Allah’a teslim olmuş ile toplumun kendini hidayet üzere zannedip her şirke bulaşmış olan insanlar hiç aynı olabilir mi? Hayır olamaz! Olmamalı da! Çünkü Allah kitabında dediği gibi dünya hükmü olan isimlerini de ahirete taalluk eden yönlerini de ayırmıştır. “Ey Muhammed! "Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber vereyim mi?" de. Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar, güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı” (Kehf 103-104) İşte kardeşim sana apaçık bir ayet daha. İnsanın güzel şeyler yaptığını zannetmesi insanın amellerinin boşa gitmesini önleyemiyor. Çünkü insanın niyeti ve zannının net olması gerektiği gibi, üzerinde olduğu yolun da net bir şekil de Allah’ın onayladığı bir yol olması gerekir. Burada en ilginç olanı ise, Allah şirk üzere olup güzel şeyler yaptığını zannedenlere “amel yönünden en çok hüsrana uğrayanlar” derken, bazıları bu tip insanları mazur görmekle “amel yönünden bedbaht olsa da, özürlü
  47. 47. Güncel İtikat Meseleleri 49 olduğundan dolayı bahtiyar” olduğunu ve mazeretliler sınıfına dâhil olduğunu söylerler. İnsan bunların sözlerini ve yazdıklarını okuyunca bir an keşke bizde toplum gibi bir şey bilmeyen, hiç dine teveccüh etmeyenlerden olsaydık diyesi geliyor! O kadar oku, araştır, rabbinden hidayet iste, yanlış yaparsan vay haline, çünkü sen biliyorsun. Adam bir gün kur’an’ı eline almasın, neden bu kuran gönderilmiş, rabbim ne demiş, ne istemiş hiç ilgilenmesin, şirk nedir, küfür nedir, tevhid nedir, yaratılış gayesi nedir, insanın yapması gereken nedir bilmesin ve bilmek için gayret sarfetmesin… Yine de MAZUR sayılsın ve cennete gitsin! İmam Taberi bu ayette şöyle der: “Eğer söz bazılarının zannettiği gibi, “kimse bilmeden Allah’a kâfir olmaz” şeklinde olsaydı, bu insanların (ayette geçen) yaptıkları bu amellerde- doğru olduğunu sanarak yaptıkları amellerde- ecir alan ve isabet edenlerden olması gerekirdi. Fakat söz bunun hilafınadır. Çünkü Allah onların kâfir olduğunu amellerinin de boşa gittiğini haber vermiştir.” Kardeşim Allah bana ve sana merhamet etsin. İmam nede güzel açıklıyor: İnsanın doğru olduğuna inanıp yaptığı fakat Allahın sözüne muhalif söz ve eylemleri faydalı olsa kâfirler, kâfir değil isabet edip sevap kazanmış insanlar olurlardı. İbni Kayyım Araf 30’ un tefsirinde “eğer denilse, hidayet üzere olduğunu zanneden bu adamın sapıklığında özrü var mıdır? Denilir ki, hayır. Ne ona ve ne de onun gibi sapıklığının kaynağı vahiyden yüz çevirmek olanların özrü yoktur.” (Tefsirul kayyım) Yine şu ayetleri düşün kardeşim
  48. 48. 50 Ebu Hanzala “Onlara, “Yeryüzünde fitne çıkarmayınız!” denildiğinde,“Biz ancak ıslah edicileriz.” derler. Dikkat edilsin ki, şüphesiz onlar, fitne ve fesat çıkaranların tâ kendileridirler. Fakat bu durumlarını sezemezler bile.” (Bakara 11-12) Allah nasılda onları yalanlıyor, zanlarını kale almıyor, bilakis üzerinde oldukları ifsatla onlara hükmediyor ve öyle onları isimlendiriyor. 6. ÂLİMLER HÜCCET MİDİR? Şüphesiz ilim ve onun taşıyıcısı rabbani âlimler, ölçülere bağlı kalındığı zaman rahmet, ölçüyü tutturamayanlar içinse delalet sebebidir. Allah c.c Kur’an-ı Kerim’de ilim ehlini ve ilmi çok güzel vasıflarla övmüştür. -Allah-u Teala dünya ve ahiret saadeti olan vahyi ilim diye isimlendirmiştir. Kur’an da geçen “sana gelen ilimden sonra seninle tartışılırsa” ve “sana gelen ilimden sonra onlara uyarsan” mealinde çokça geçen ayetler buna delildir. -İlmi büyük fazilet diye isimlendirmiştir. “Eğer Allah'ın sana yönelik lütfü ve esirgemesi olmasaydı, onların bir takımı seni yanıltmaya yeltenmişlerdi. Oysa onlar sadece kendilerini yanıltırlar, sana hiçbir zarar dokunduramazlar. Çünkü Allah, kitabı ve hikmeti indirerek sana, daha önce bilmezliğin gerçekleri öğretmiştir. Hiç şüphesiz Allah'ın sana yönelik lütfu son derece büyüktür.” (Nisa 113) -İlmin dosdoğru yola ilettiğini haber vermiştir. “Babacığım, sana ulaşmayan bir ilim, geldi bana, ne olur
  49. 49. Güncel İtikat Meseleleri 51 bana tabi ol da seni dümdüz bir yola çıkarayım.” (Meryem 43) -İlmin ehlini ise; Dünya ve ahiret saadeti olan tevhid’e, kendiyle beraber şahit tutmuştur. “Allah'tan başka ilâh olmadığına ve O'nun adaleti ayakta tuttuğuna Allah'ın kendisi, melekler ve bilgili kullar tanıktır. O'ndan başka ilâh yoktur. O üstün iradeli ve hikmet sahibidir.” (Ali İmran 18) Tek bu ayet bile onların faziletine yeterli delildir. -Allah-u Teala Ulul azm peygamberlerinden olan Musa (a.s)’a kendinden mertebe olarak geri olan birine ilimden dolayı tabi olmasını emretmişti. Musa (a.s) bu sebeple ilmi yolculuğuna çıkmıştır. “Orada kendisine tarafımızdan rahmet sunduğumuz ve katımızdan dolaysız biçimde ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu buldular. Musa, ona "Sana öğretilen bilginin birazını bana öğreterek olgunlaşmamı sağlaman amacı ile peşinden gelebilir miyim?" dedi.” (Kehf 65/66) -Allah-u Teala alimlere soru sorulmasını istemiş ve yayılan haberlerin onlara iletilmesi halinde yanlış anlaşılmaların önleneceğini haber vermiştir. “Senden önceki peygamberlerimiz de kendilerine vahiy indirdiğimiz birer insandı. Eğer bilmiyorsanız, daha önce kendilerine kitap verilenlere sorunuz.” (Nahl 43) “Onlar güvene ya da korkuya ilişkin bir haber alınca onu hemen yayarlar. Oysa eğer o haberi peygambere ya da başlarındaki kendi yetkililerine götürseler, aralarındaki yorum yapmaya yetenekli olanlar onun mahiyetini anlarlardı. Eğer Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, küçük bir azınlık dışında hepiniz şeytana uyardınız.” (Nisa 83)
  50. 50. 52 Ebu Hanzala Sünnette ise bu konuya delil sayılamayacak kadar çoktur. Sadece Ebu Derda’nın ilim talebesi hakkında rivayet ettiği hadis olsa, ilmin ve ehlinin şerefini anlatmaya yeterdi. “Kim ilim elde etmek için bir yol tutarsa, Allah ona cennet’e ulaştıracak bir yol tutturur ve onun yolunu kolaylaştırır. Melekler ilim talebesinin önüne geçer kanatlarını sererler. Nitekim âlim kişiye yerde ve gökte kim varsa istiğfar eder, balık dahi suda âlim için istiğfar eder. Âlim’in abid’e olan üstünlüğü ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin varisleridir…” (Ebu Davut-Tirmizi) İlmin ve âlimlerin eksikliğinin neticelerini, insanların ilim noktasında ki gayretsizliklerini görmek, kendimize çeki düzen vermek adına bu kitaplar mutlaka okunmalıdır. Bunların birçoğu Arapça eserler olduğu için okuyamayanların, hadis kitaplarının ilim ve ilmin fazileti ile ilgili bölümlerini okumalarını tavsiye ederim.29 Bu saydıklarımız hak olmakla birlikte, âlimlerin sözü hüccet değildir. Onların sözü sahih bir nakil ve sağlam bir istinbat30 olduğu zaman hüccet olur. Zaten hüccet olduğu zamanda, hüccet olması müstakil değil, Allah ve Resul’ünün sözüne muvafık oluşundandır. “Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibarıyla en güzeldir.”(Nisa 59) 29 Allah’ın izniyle, Türkiye’de tercümesine başlanıldığını duyduğumuz, Şeyh Abdulkadir Bin Abdulaziz’in El-Cami fi Talebil İlmi Şerif adlı eseri çıkarsa (Rabbim muvaffak kılsın) bu sahada bir boşluk kapanmış olacaktır. 30 Kuran ve sünnetten hüküm çıkarma
  51. 51. Güncel İtikat Meseleleri 53 Allah bu ayette Allah ve Resul’ü ile birlikte emir sahiplerine itaati emretmiştir. Bazı tefsirlerde buradaki kasıtın âlimler olduğu söylenmiştir. Nitekim ayetin sonu ölçüyü koymuştur. İhtilaf halinde sadece Allah ve Resul’üne sözün geri çevrilmesi lazımdır. Her ne kadar Allah’a ve Resul’üne geri çevirme işlemini yapacak olan yine âlimler olsa da, bunda ölçü sahih olan naslara31 muhalefet etmemeleridir. Reddiye sadedinde olduğumuz risalede ise âlimlerin sözü hüccetmiş gibi karşıya sunulmuş, muhalif olanlarda en kötü vasıflar verilerek korkutulmuşlardır. Her ne kadar risalenin sahipleri, bu âlimlere uyanları uyarmayı, sebep olarak zikretse de bu yeterli değildir. Çünkü konuşulan mesele basit mesele olmadığı gibi, risalenin kendilerinden dolayı yazıldığı toplulukta (bizler)böyle bir iddiada değiliz. Bu kısım okuyucuya tuhaf gelebilir. Meselenin aslını bilenler, ne kastettiğimizi anlasalar da, meseleden habersiz olan kardeşlerimiz için açıklayalım. Bahsi geçen risale (reddiye yazdığımız)belli bir ortamda, belli insanlarla karşılaştıktan sonra onlara ve yanlışlarına (sözde) hitaben kaleme alınmıştır. Oysa bizler asla bu âlimlere her konuda muvafık olduğumuzu, olmamız gerektiğini söylemedik. Kastımız risalede yazarın kendinden nakil yaptığı muasır âlimlerdir. Her toplum ve ortam da bu âlimlere olan sevgimizi, onların sebatkâr davet hayatlarına ve cihadlarına hayranlığımızı dile getirip, dua etsek de, onların kitaplarını ders verip okuyup okutsak ta, onlarla olan farklılığımızı beyan edip, hüccet ve bağlayıcı olan nasstır diye her ortamda dile getirdik. Ve bunu burada da tekrar ifade ediyoruz. 31 Ayetler ve ya sahih hadisler
  52. 52. 54 Ebu Hanzala Hatta şu örneği vererek olayı açıklamakta fayda vardır. Daha önce yurt dışında iken oy verenler hakkında tafsilat olduğunu düşünürdüm. Daha sonra Türkiye’ye sık sık gelip, insanlarla yaşayıp birlikte olunca bunun böyle olmadığını, oy veren insanların; neden, ne sebeple ve kime oy verdiklerini çok daha iyi anladım. Nitekim meselenin tafsilatlandırılmasının 32 gereksiz ve yanlış olduğunu anladım. Türkiye’ye döndükten sonra ilk davet yaptığım toplu alanda oy verenlerin hükmünü anlattım. Bütün kardeşler de şahittir ki orada şeyh Makdisi’nin ve diğer şeyhlerin görüşlerini ve bu konu da benimsediğim menhecin onlarınkinden farklı olduğumu anlattım. Yine Türkiye de bazıları ısrarla Şeyh Makdisi’nin umumi sözlerinden yola çıkarak oy verenlere kâfir dediğini yazıp şeyhi karalayınca, benim fikrime muhalif olmasına -daha doğrusu benim şeyhe muhalif olmama- rağmen bunun böyle olmadığını, Suvaka ehline cevap olarak yazdığı risalede tafsilata gittiğini beyan ettim. Aynı şekilde askerlik v.s. meselelerde de durum bundan farkı değildi. Burada anlatmak istediğim, bizler bu şeyhlere çok değer verip, sevsek de onlara tabi olmanın zorunluluk olduğunu yada sözlerinin ve fetvalarının hüccet olduğunu hiç bir zaman söylemedik, kaldı ki bu şeyhlerin fetvalarıyla amel edilmesinin gerekliğinden bahsedelim. 32 Oy verme meselesinde; oy veren kişinin tekfirine engel olabilecek durumların olup olmadığı
  53. 53. Güncel İtikat Meseleleri 55 Tekrar ediyorum: Âlimler hidayet rehberi olsa da hüccet değillerdir. Hüccet Allah ve Resulüdür. Allah kıyamette herkese bu iki asıldan soracak ve ona göre yargılayacaktır. Açın Kur’an-ı bakın! Kıyametle ilgili tüm ayetler de ortak vurgu “Sana ayetlerim gelmedi mi” “Size uyarıcı resul gelmedi mi?” şeklindedir. Allah kimseye “Sana falan gelmedi mi?” “Sen falan âlimi dinledin mi?” diye bir soru yöneltmeyecektir. Kuranı Kerim’in sapıklıklarından çokça söz ettiği ve Müslümanlar’a örnek gösterdiği ehl-i Kitabı bir düşünelim. Allah Resulu sahih rivayetlerinde bu ümmetin “adım adım onlara tabi olacağını” bizlere bildirmiştir. Nitekim onların sapıtma nedenlerinden biride aşırılıktı. Din adamlarına öyle yetkiler verdiler ki, daha sonra Allah’ın kelamı olan Tevrat’a bakmaz oldular. Öyle bir hal aldı ki, Tevrat bir zümrenin elinde oyuncak gibi oldu. Dilediklerini değiştiriyor, dilediklerini ekliyorlardı. En sonunda, kitapta olmasına ve kitabın da ellerinde olmasına rağmen birçok helali haram, haramı helal yaptılar. Bunun sebebi de hüccet olan kitaptan yüz çevirip, bu yetkiyi din adamlarına vermeleriydi. Sonuç mu? “Onlar hahamlarını ve Rahiplerini Allah dışında Rabler edindiler…” (Tevbe 31) Ben risalenin yazarını da, istidlal33 yaptığı şeyhleri de, bu zikrettiğim noktada tenzih ederim. Amacım bugün içinde olunan tavrın ne gibi tehlikelere sebep olacağını beyan etmektir… 33 Delil almak, edinmek
  54. 54. 56 Ebu Hanzala 2.BÖLÜM RİSALE İÇİNDEKİ YANLIŞLAR Mukaddimede de belirttiğimiz gibi bu bölümde baştan sona risalede açıklanan ve şer’an yanlış gördüğümüz noktalara işaret edeceğiz. Yazar diyor ki: “Özellikle Müslüman gençlerden bir grup bilgisizlikleri ve yüzeyselliklerinden dolayı”… Muvahhit-mücahit âlimleri yanlış anlamışlar ve Türkiye halkını toptan tekfir etmişlerdir. Hâlbuki bu âlimler söz konusu fiillerden bahsettikten sonra, hükümleri muayyene indirirken -açık şekilde göreceğimiz gibi- Müslüman halkın büyük bir kısmını, küfrü engelleyen mazeret “cehalet”ten dolayı hüccet ikame edilene kadar tekfir etmemişlerdir. Bütün halkı ayrıntı vermeden tekfir edenleri haricilik ve aşırılıkla suçlamışlardır.” Derim ki: a.) İlerleyen sayfalarda da göreceksin ki muhalifine en çirkin şeyleri reva gören yazar, aslında yanılmıştır. Yüzeysellik, bilgisizlik vasfının kime mutabık olduğu ilerleyen sayfalarda görülecektir. b.) Muvahhit-mücahit âlimleri yanlış anlama hususu: Risalenin birinci bölümünde beyan ettiğimiz gibi bizlerden kimse bu âlimler bizim gibi düşünüyor dememiştir. Bu âlimlerden farklı düşündüğümüzü her
  55. 55. Güncel İtikat Meseleleri 57 ortamda dile getirdik. “Âlimler Hüccetmidir”34 başlığı altında da bu konuyu açıklamıştık. c.) Halkı hüccet ikame edilene kadar tekfir etmemişlerdir: Birinci bölüm -üçüncü başlık altında- hüccetin kitap ve sünnet olduğunu, kime kur’an ve sünnet ulaşmışsa hüccetin ona kaim olmuş olduğunu söylemiştik. Buna dair delilleri de kitap, sünnet ve hem de muteber âlimlerden nakletmiştik. Dördüncü başlıkta ise hüccet (kitap ve sünnet) mevcut olduğu ortamda, kendi ilgisizliğinden cahil kalanlarında kat’i suretle mazur olmadığını beyan etmiştik. d.) Halkı tekfir edenleri Haricilikle suçlamışlardır: Bu yazarında ve ayrıca bu konuda istidlal yaptığı bazı şeyhlerinde bariz hatalarındandır. Tağutlar ve onların belam kulları bu şeyhlere harici dediğinde hemen savunmaya geçerler… “Harici insanları büyük günahla tekfir eder, biz sizleri kitap ve sünnetle apaçık küfürle tekfir ediyoruz” derler. Peki, soruyorum; bu gençler, bu halkı içki, kumar, zina, yalan vs. günahlardan dolayımı tekfir ediyorlar ki? Bunlara harici diyoruz. Bu halkın işlediği şeyler mademki küfürdür, o zaman bunun haricilikle ne alakası vardır. Size yapıldığında hoşlanmadıklarınızı, kalemi aldığınızda neden başkalarına yapmaktan çekinmezsiniz? Hani tekfirin engellerinin birçoğu içtihadiydi? (Risale sayfa 10) Gençler de bu engelleri muteber saymamış bunlara muamele olarak kâfir muamelesi yapmıştır. Size gelince ictihadi oluyor da, bu gençlere gelince mi 34 Bir konuda hüküm vererek son noktayı koymak, sözü delil teşkil etmek
  56. 56. 58 Ebu Hanzala kat’ileşiyor, en çirkin vasıf olan harici vasfını kullanıyorsunuz. Bırakın kendinizi kandırmayı, karar verin! Ya deyin ki; bu halkın yaptıkları küfür seviyesine ulaşmayan günahlardır! Ya da deyin tekfir engelleri bize gelince içtihadidir ama size gelince değildir! Bence önce sizler insaf ehli olun! Kendinize yapılması hoşunuza gitmeyeni, Müslümanlara yapmayın. Evet, bu fikirler sizlere göre aşırı olabilir, ama aşırılık ayrı bir şeydir. Haricilik ise çok ayrı bir şeydir. Neden yüzeysellik yapıp kavramları birbirine karıştırıyorsunuz. Bu konu ileride geleceği için burada kesiyorum. Yazar diyor ki: “Türkiye halkını toptan tekfir edenlerin şüphesi, Türkiye’nin durumu farklıdır!... Bu şüphe onların diğer bölgede ki Müslüman halkı tekfir etmesine engel olmaktadır. Bu şekilde Müslümanların ekseriyetini tekfir etmekten kurtulmuş olurlar. Çünkü Müslümanların ekseriyetini tekfir edenlerin harici olduğunda şüphe yoktur.”35 a.) Bu tamamen iftiradır. Kimse Türkiye’nin durumu farklıdır demiyor. Biz bu bölgede yaşıyoruz, bu bölgeyi biliriz ve kendi bölgemiz hakkında konuşuruz. Evet, bu şekliyle bu söz bize aittir. Burada da gayemiz ne kimseye muhalefetten kurtulmak, nede kimsenin gözünü boyamaktır. Kişinin bilgi sahibi olmadığı bir şey hakkında konuşması nehyedilmiştir. Rabbimiz ayeti kerimesinde, Resule(s.a.v) hitaben şöyle demektedir; 35 Sayfa 1
  57. 57. Güncel İtikat Meseleleri 59 “Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalbin ondan sorumludur.” (İsra 36) Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vessalâm buyurdular ki: "Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekabet etmeyin, hasetleşmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun.” “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Kişiye şer olarak, Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her Müslüman’ın malı, kanı ve ırzı diğer Müslümana haramdır.”(Buhari-Müslim) Ayrıca şunu da vurgulamak gerekir; bilmediğimiz, görmediğimiz, yaşamadığımız bir belde ve oranın halkı hakkında neden konuşalım ki? Ayrıca bilsek dahi bizi ne ilgilendirir. Biz yaşadığımız ve muamele ettiğimiz yerin insanı hakkında konuşuruz. Bunun sebebi de tekfir değil, muamelelerimizde Rabbimizin isteğine uygun hareket etmektir. Gayemiz ve yaşamımız Allah içindir. En önemli olan şey onun rızasını gözetmektir. Ben bu güne kadar iki ülke gördüm. İki ülke arasında o kadar çok fark gördüm ki söyleyemeyecek kadar çoktur. Her mesele, her ülke değişiyor. Bu sebepten dolayı bildiğim, gördüğüm, yaşadığım ve anladığım kadarıyla konuşmayı uygun görürüm. b.) Müslümanların ekserisini tekfir etmekten kurtulmuş olurlar, çünkü Müslümanların ekserisini tekfir edenin harici olduğunda şüphe yoktur. Yazarın hariciliğe getirdiği bu tanım derin ilminin ve çok kitapları baştan sona bitirdiğinin delilidir. Daha öncede
  58. 58. 60 Ebu Hanzala söylediğimiz gibi harici olmak için insanları büyük günahla tekfir etmek gerekir. Haricileri de harici yapan budur. Bu itikatları onların çoğu insanı tekfir etmesine sebep olmuştur. Hâlbuki bugün ki topluma müşrik diyenler apaçık küfürlerinden dolayı böyle söylerler. Her ne kadar haricilerden “NECADAT” denilen grup kendi fırkalarından olanları büyük günahla tekfir etmemişse de bu çok basit bir gruptur. Haricilerin genelinin vasfı sahabeyi tekfirleri (fitneden sonra)ve büyük günahla tekfir etmeleri ve imamlara hurucu caiz görmeleridir. Harici fırkaların arasında basit ihtilaflar vardır. “Müslümanların çoğunu tekfir etmek hariciliktir.” Peki, İslam nedir ve Müslüman kimdir? Yani tekfirinden sakınılması gereken Müslüman kimdir? İbni Kayyım İslam’ı şöyle tarif eder: “Allah’ın birlenmesi ve ortağı olmayana ibadet etmek Allah’a ve Resul’üne iman edip onun getirdiklerine tabi olmaktır. Bunu yerine getirmeyen insan Müslüman değildir. Muanid (inatçı) kâfir olmasa da cahil kâfirdir.”36 Bu halk Allah’ı birlemiş ve tüm ibadetlerini ona hiçbir ortak koşmadan yapmıştır öyle mi? Bu gençlerde Müslümanları tekfir ettiğinden dolayı haricidir. Küfür işledikleri halde; sayı olarak insanlara kâfir demek haricilikse, şunlara dikkat edin! "Onların çoğu, Allah'a ortak koşmaksızın O'na inanmazlar." (Yusuf 106) “Onlar Allah'ın nimetlerini hem bilirler, hem de sonra onları inkâr ederler, onların çoğu kâfirdir.” (Nahl 83) 36 Tarikul Hicreteyn 382,mukallid olan kâfirler tabakası…

×