www.galibivakfi.com
Bu Düzenleme 2011 Tarihi İtibari İle En Son Baskısı Yapılan
Kitaplarla Bire Bir Aynıdır Gâlibilik İle İlgili Mevcut Bütün İçeriklere
Sitemizden Ulaşabilirsiniz.
H.GALİP HASAN KUŞCUOĞLU
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İÇİNDEKİLER
BAŞYAZI ...........................................................................................11
Gerçeklere Neden Karşı Oldular? ............................................................ 25
Zikrullah’a, Tasavvuf’a Karşı Yanlış Tutum ........................................... 29
Allah’ın Mescitlerinde Allah’ın Zikrini Men Eden Zalım....................... 32
Hazreti Ali (R.A.)’In Veciz Beyanları ..................................................... 34
Beni Zikredin Ki Ben De Sizi Zikredeyim ............................................... 36
Zikr’i Celî, Şedit Zikredin ........................................................................ 37
Kadirî, Rufaî Tarîki’nden Gâlibiliğin Verilmesi ...................................... 39
"Bu Zamanda Mürşit Yoktur" Demek Küfürdür ...................................... 42
Münafıklar Allah’ı Zikretmezler, Yâd Etmezler ...................................... 44
Rablarının Cemâlini İsteyerek Sabah Akşam Zikredenleri Yanından
Kovayım Deme......................................................................................... 46
Üzerine Allah’ın Adı Zikredilmeden Kesilen Hayvanın Etinden Yemeyin.
.................................................................................................................. 49
Tasavvufî Müracaat (Rabıta) .................................................................... 51
İrşat Vazifemin Verilmesi, Manevî Zuhurat ............................................ 53
Gâlibîlik .................................................................................................... 56
Mü’minler Allah Zikredildiği Zaman Yürekleri Titrer ............................ 58
Allah’ı Çok Zikredin Ki Başarıya Erişesiniz............................................ 59
Bilmediklerinizi Ehli Zikre Sorunuz Velayet Makamı Erkek İçindir Kadın
O Makama Çıkamaz ................................................................................. 61
Yedi Gök, Dünya Ve Bunlarda Bulunan Herkes Onu Tesbih Ederler. Zikir
Ve Tesbih Etmeyen Bir Şey Yoktur. ........................................................ 63
Rahmeti İlâhiye Vesile Yaratılan Allah Evliyası ..................................... 65
İslâmı Yaşamak İçin İllâ Arap Olmak, Arabça Bilmek Yeterli Değil,
Âlemlerin Rabbıdır, Hazreti Allah ........................................................... 68
Bizi Zikretmekden Gâfil Kıldığımız, Kötü Arzularına Uymuş, İşi Gücü
Aşırılık Olan Kimseye Boyun Eğme ........................................................ 70
İlim Allah’ın Yed-İ Kudretindedir ........................................................... 72
6.
Söz Allah'a Verilir.Biat Allah Elçisine Olur. Mürşide Biat Veraset Yolu
İle Peygamberinedir ................................................................................. 73
Habibim Sana Biat Edenler Ancak Allah’a Biat Etmektedirler ............... 75
Zikrullah Veliliğin Diplomasıdır. Ancak Razı Olduğu Kulunaihsan Eder
.................................................................................................................. 76
Mürit Ve Murat ........................................................................................ 78
Habibim Sen Onları Yüzlerinden Tanırsın Konuşmalarından Daha İyi
Tanıyacaksın............................................................................................. 80
Onlar Allah’ı Zikrettikleri Zaman Kalpleri Titrer, Başlarına Gelene
Sabrederler................................................................................................ 83
Namaz, Oruç,Hac Ve Zekat Emri İlâhîdir. Kulların Kazanç Ve
Kemâlatına Sebepdir. İslâm'ın Şartı Olamaz ............................................ 84
Tevhit ....................................................................................................... 85
Bütün Semavi Dinler İslâmiyet'tir ............................................................ 87
İnsan Hakları Ve Lâiklik .......................................................................... 88
Ey İnsan, Bu Âlemi Ben Yarattım, Sen Düzene Sokacaksın ................... 89
Allah'ın İsmi Bol Bol Zikredilen Manastırlar, Kiliseler, Havralar Ve
Mescidler Bizim Rahmetimiz Olmasa İdi Yıkılır Giderdi ....................... 90
Allah’a İman ............................................................................................. 92
Vahşi Tarik ............................................................................................... 93
Allah’ı Zikreden Kişiyi Hor Görene Zikrullâh’ı Unuttururuz .................. 95
Mü’min, Müslim, Kâfir, Münafık, Gâvur (Ateist) ................................... 97
Allah’a İnanan Ehli Kitâba "Kâfir Veya Gâvur" Diyemezsin .................. 99
Terbiye Allah'ın Tertib Ve Bildirisine Göredir, Ruhi Ve Nefsîdir, Edepdir,
Kulun İradesine Verilmiştir. ................................................................... 100
Sizden Ücret İstemeyen Kimselere Tâbi Olun, Onların Sözlerine Kulak
Verin. Onlar Hidayete Ermiş Kimselerdir .............................................. 102
Allah’ın, Ziyaret Edilip Hâl Ve Hatırlarının Sorulmasını İstediği
Kimseleri Ziyaretten Vazgeçmeyin. ....................................................... 103
Hazreti Allah Arzı Yarattı "Bilinmekliğimi Diledim" Buyurdu.
Yeryüzünde Halifesi Benîâdemi Yarattı ................................................ 105
Ey Beniâdem! Kuş Kadar Da Mı Allah'ı Tanıyamadın? Onu Tesbih
Etmekten Nefsini Mahrum Ettin! ........................................................... 108
Rızka İman, İmanın Zirvesidir. Rızık Allah’ın Yed’inde Olup Beniâdem'in
Say-İ Gayretinde Zuhur’u Görülür. ........................................................ 109
Ehli Zikir, Ehlihal, Allah Fakiridirler: Servet, Mal, Mülk Fakiri Değil . 112
7.
Cumhuriyet, Demokrasi, İnsanHakları Ve Lâiklik Yaşanıyor İse Güzeldir
................................................................................................................ 114
Sanatkar Oldum. Kastım Kimseye Yük Olmamak, Minnetsiz Yaşamaktı.
Bugüne Öyle Geldim .............................................................................. 116
Şeyh Nasıl Olunur? ................................................................................ 118
Sonra Gelen Din Evvelki Dini İptal Etmez. Daha Sonra Gelen Allah
Elçileri Evvelki Gelenleri Tasdik, Sonra Gelenleri Müjdeleyici Olarak
Gönderildiler. Cümlesinin Dini İslâm, Tevhit Dinidir. .......................... 119
Mürşidim, Efendime Nasıl Eriştim? ....................................................... 120
Dünyada Hakiki Mürşit İlimdir. İlim Allah’ı Bilmektir. Kişi Allah'ı
Bildiği Kadar Âlimdir. Âlimse Mürşittir. ............................................... 122
Deve Kuşu Yalnızca Başını Kuma Gömmekle Avcıdan Gizlendim Sanır
................................................................................................................ 128
Vazifen Yalnız Korkutmaktan İbaretmiş Gibi Olmasın ......................... 130
Habibim Onlar Hayvandan Da Aşağıdırlar ............................................ 132
Nafi İlim Salih Amel .............................................................................. 134
Sizin En Hayırlınız Dünya İçin Ahiretini, Ahireti İçin Dünyasını
Terketmeyendir ...................................................................................... 138
Bazı Fıkıh Âlimleri Mutasavvıflarla Beraber Yürümeyi Reddetmiş, Bu
Gerçeklere Tarih Boyu Kulağını Tıkamışlar .......................................... 140
Mürşidin Vazifesini Hazreti Allah Verir, Şeyhi Tebliğ Eder. ................ 143
Bişr-İ Hafî: Yalınayak Bişr .................................................................... 149
Allah'ı Zikretmek İbâdetlerin En Büyüğüdür ......................................... 155
Er’rahman Er’rahim ............................................................................... 157
"Varsın Derviş Öyle Bilsin" Bu Dün İdi. Bu Gün Böyle Değil ............. 159
Vesile, Her Şey Rahmete Vesile ............................................................ 161
Ben İlim Şehriyim, Ali Kapısıdır ........................................................... 164
Zikir, Fikir, Mana Fakiri......................................................................... 166
Hilâli Görün Oruç Tutun, Hilâli Görün Bayram Edin ............................ 168
Zikirsiz İbadet, Tasavvufsuz Tariksiz Semâvi Din Yoktur .................... 172
Onlar Allah’ı Unutmuşlar, Allah Da Onlara Kendilerini Unutturmuştur175
İstihare Sünnet’i Resûlullah’tır............................................................... 178
Tenasüh (Reenkarnasyon) ...................................................................... 181
Allah’ın Zâtı Sıfatı Baş Gözüyle Görülmez. .......................................... 182
İslâm Ve Mekarim’i Ahlâk..................................................................... 183
Ehli Tarik, Vahşi Tarik........................................................................... 186
8.
Âdem Ve İnsan!......................................................................................189
İlk Hitabı İlâhi: Oku! .............................................................................. 191
Her Ne Kılmışsa Adalettir, Cenab-I Kibriya .......................................... 194
Yok Mu Çaresi Dostlar? ......................................................................... 196
Arabça Bilmek, Allah'ı Bilmek İçin Yeterli Olmuyor............................ 198
Azık Torbana Depo Ettiklerin İki Âlemde De İşe Yarasın .................... 200
Rüya ....................................................................................................... 202
Evrat Ve Ezkar ....................................................................................... 204
Dervişin Günlük Evradı.......................................................................... 206
Allah’ın Emri Dervişin Virdi.................................................................. 208
Kâdirî-Rufâî’nin Kolu Gâlibî Virdi ........................................................ 209
Hatme-İ Rufâî ......................................................................................... 211
Hatme-İ Kadirî ....................................................................................... 214
Evradı Şerife-İ Kâdirîye ......................................................................... 216
Evrat Ve Ezkar Nasıl Okunur? ............................................................... 219
Mânâma Düzen Veren Hikmet’i Kayısı ................................................. 222
Zikir Hakkında Bazı Hadisler Ve Vecizeler ........................................... 229
Sözlük ..................................................................................................... 231
BAŞYAZI
Dünya ve ahirette mes’ud olmak istiyorsak yaratanımıza kul
olmanın zevkine erme çabasında olalım. Rabbımıza layık kul olmanın
hazzından, zevkinden uzak durmayalım. Sonsuz rahmeti ilâhiden
nasipli, ihya olmuş Rahmeti ilâhiyeye vesile kılınmış bahtiyar
kullarının saflarında bulunmak gayemiz ve zevkimiz olsun. Kulluk
vazifemizi iman ve samimiyetle icra edebilmemiz gene yaratanımızın
rahmeti olan mana ve gönül gözü ile görmek ve gerçeği lüzumu kadar 11
bilmek... Rahmetinden mahrum eylemesin..
Hazreti ALLAH’tan lütfedilen tavır ve hareketlerimizle, lisan-ı
hâl ile yakarmayı ve istemeyi bilelim. Nazargah-ı ilâhi olan kalbe yolu
uğramayan arzu ve isteklerin huzuru ilâhiden iltifat gördüğü ender
görülür. Kalpten beyine geçen gönül yolu, ehli hâlin ehliaşkın
yoludur. Beyinden kalbe akış ise ilmel yakından öteye yolu
muhaldir. Muhammet İkbal’in uyarısını gönül kulağı ile dinle,
tefekkür et. Rahmeti ilâhi olan sebeplere tevessül etmeden maddeyi de
manayı da elde etmek zehabına kapılmak safdillik olur. Bu saflık
tertemiz safiyet değil, kusura bakma, salaklıktır.
“İlim toplayıp yığmışsın, gönlü ihmal etmişsin, o kaybettiğin
servete acıyorum.”
Ey Beniâdem! Sen Âdem’e musahhar kılınan mahluk ve eşya
değilsin. Hazreti ALLAH’ın bilinmesine vesile kıldığı, yaratılışın
sırrı ve çekirdeğisin. Diğer mahlukata benzer yönün aşikar, amma
sen mana denizi insan olmaya müsait yaratılmış Beniâdemsin. Aşkı
ilâhiden yaratıldın. Yaratanını bilmeye müsait kılındın. Aczini
bildiğin kadar yaratıcını bilmene imkan ve fırsat verildi.
12.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Bu fırsatı bildiğin kadar yaratanına hamd ederek, şükrederek,
kesir zikrederek, emri ilâhiye intibak etme zevki ile hayatını idame
ettirmeye çaba gösteren, gerçeği hayatının her safhasında görerek,
yaratıcına hayranlık duyan, sadık insan! Hiç şüphen olmasın, bu
meziyetlerin hepsi şahit ki, sen yaratanına aşıksın.
Aşk mana itibariyle ilâhidir. Mecazi aşk olmaz. Mecazi olan
istektir, arzudur. Nefsin ihtiyacıdır. Mecazi aşk özlemini duyduğu
o nesneye vuslatla biter. İlâhi aşk ise yakınlıkla artar. Vuslatda
ilâhi aşkın sonu değildir. Aşkı ilâhinin tecellisi nefsin hazzının
dışında, ruhun gıdası, yaratılışın sebebi hikmeti, İnsanlığın hâl
belgesi... mana anlamı “TASAVVUF”tur!
Hazreti ALLAH’ın tanzim ve tertip ettiği ile kullarını vazifeli
kıldığı “ey insan arzı ben yarattım sen düzene sokacaksın” hitabını
hiç hatırdan çıkarmadan, emri ilâhiye uygun, kulun aczine uygun,
kulluğuna uygun vazifelerimizi iyi bilelim. ALLAH’ın tertip ve
tanzimine teslimiyette kusur etmeyelim. Üzerimize terettüb eden
kulluk vecibesini yerine getirmeyip, “bunu da, sana havale ediyoruz,
12 bu işlemlerimizi de sen yapıver” diye köşeyi vahdete çekilip, aczini
bilip, kulluğunun dışına çıkmayasın. Bu küstahlığın adına sakın
“teslimiyet ve kulluğumuzun aczi, falan” diye ahkam kesme. Yaptığın
bu tembelliğine sakın tasavvuf, tarikat, şeriat, İslamiyet de demeyesin.
ALLAH’ın emri hilafına yaşayanlarda küllî rahmet olan kıymetli
sıfatlar bulunmaz. gafil olma!...
Eşi, şeriki, benzeri olmayan ALLAH’ın iradesine bağlanmak
İslâmiyet’tir. Amma sen bu bağlılığı yanlış düşünüyorsun. Niye
yanlış? Beraber araştıralım. “Kur’an’dan başka bir şey tanımam”
diyorsun, “yalnız kelâmullahtan başka bir şey tanımam” diyorsun,
amma bazı ayetlerin manalarını yaptığın meallerde kendi hissiyatına
göre tanzim etmekten çekinmiyorsun. Hazreti Resulullah’ın hayatı
Kur’an değil mi? Niçin sünnetlerine ve tevatüren zamanımıza kadar
sıhhatını koruyan hadislere, tasavvuf, tarikat, cemaatle ve ferdi
yapılan zikrullaha, adet tertip ve tanzimine kütüb-i sittede geniş yer
verildiği halde soğuk bakıyorsun ve onları İslamiyet’in dışında
gösterme gayretindesin. ALLAH’a ve Resulüne inanmayan bir toplum
var ki, onlarda dinlere düşmanlık ve dinsizliğin ilericilik olarak
13.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
algılandığınınacı faturasını nasıl ödüyoruz görelim lütfen!... ALLAH
cümlesini hidayete erdirsin.
Büyük bir kesim var ki, ALLAH’a ve elçilerine inanmış,
namazında, niyazında, haccında, zekatında, hayır ve hasenatında..
Bu mana zenginlerinin ALLAH adetlerini artırsın amin!. Bir
zümre daha varki dindar kesimde ekseri görülen bunlardır.
Akıldan öteye yolu olmadığı gibi, azab-ı ilâhiden başka
sermayeleri de yoktur. Gazabı ilâhiyi ve rahmeti ilâhiyeyi de
kalıplaştırdığı gibi, bu tutumlarıyla Hazreti ALLAH’ı çarpık
zihniyetlerine ram ettiğinin zannı ile cennet aşkı ve cehennem
korkusundan başka zevki olamayan, “gönül” diye bir rahmet
tanımayan, ihlas, takva, veradan habersiz toplumların rehberi,
üstadı tabir caizse mürşidi... Manası olmayan şeriat, arısı ve balı
olmayan boş kovan misali, gerçek iman zafiyeti çeken, yalnız
samimiyetine güvenmekle ferahlık duyan, dindar geçinen
kitleler!.. Bu zümre samimiyetleri derecesinde rahmeti ilâhiyeden
nasiplerini alacaklar, amma bu çarpık hâli alkışlayan bilge
kişiler: Bu tahribatın hesabını verebilmen için güvencen nedir?!... 13
Pek inanmazsınız amma belki inanan bulunur. Peygamber
Efendimiz öyle buyurdular: “Onlar kurtarıyoruz zannediyorlar,
öldürüyorlar. Kendileri de ölüyor.” Bu kadarlıkla iktifa et. Uyan!
Beşeri Kanunlar kanun-u ilâhiyeye uygun gibi görülse de “Şeriat
devleti” “şeriat hükümeti” ifadeleri her zaman hakikatı yansıtamazlar.
Zamanla değişen görünümleri kanun-u ilâhiye ters düşmediği
müddetce içtihada lüzumlu kılınmıştır. Dünya nizamı kulun içtihadına
bırakılmıştır. Zamanla değişen güzellikler ehlinin içtihadı ile
toplumların yaşantılarında ilâhi yakınlığı sağladığı gibi, sâlikını emri
ilâhiyi yaşantısında kalbi mutmain kılar. Tertibi ilâhi budur. Bazı
ayetler muhkem, bazısı müteşabihtir. Zaman bunlar üzerinde
değişiklik yapamaz. Kıyamete kadar geçerlidir. İçtihada tâbi ayetler
vardır ki, şeriattır. Zamana göre, ehli o günkü güzelliğe uygun içtihat
yapabilir. Örneğin Peygamber Efendimiz’e ashâb sordular “Ya
Resulallah, şu dünya işini nasıl yapalım?” diye. En son gelen şeriat
mimarı, ilmi ledün sultanı, gerçek gönüller fatihi, nuru
muhammedînin peygamber efendilerimizde zuhurunun son karargahı,
en mütekâmil şeriat-ı garranın yetkili sahibi buyurdular ki:
14.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
“Sizler dünya işini benden iyi bilirsiniz.”
Yeri gelmiş iken, fakirin zevki ile ihya olduğum, Hazreti
ALLAH’ın rahmeti, Resûl-i Ekrem Efendimizin şahsında bu abdiâcize
lutfettiği mesajı tekrar etmekle İslâmi gerçeklere vesile kılındığım için
manevî hazzımı ve mana zevkimi izahtan acizim!...
30 Ocak 1995, Mekke-i Mükerreme’de otelde sabah namazından
sonra Peygamberimiz Efendimiz hâli yakazada şu mesajı ihsan ettiler!
“ÜMMETİM GEÇMİŞ ZAMANA GÖRE DEĞİL,
YAŞAYACAĞI ZAMANA GÖRE HAZIRLANSIN”
Yataktan fırladım. Unuturum korkusu ile not aldım. Yazdığım
yazı ile ilgili gördüğüm için inanan din kardeşlerime tekrar tekrar
duyurmak istedim. Sene 2006, 50 senedir veraset vazifesini
taşıyorum!...
Her devirde geçerliliğini koruyan gerçek ifşaat-ı peygam-
beriyye!... Seksen sekize yaklaştım, Rabbımın verdiği irşat vazifesini
taşıyorum. Vazifem haricinde ALLAH’ın kuvvet ve kudreti karşısında
14 aciz kulum. Beşer karşısında inandığım gerçekleri anlatmak için
kimseyi kırmadan, incitmeden, enaniyyete düşmeden, imanımdan ve
vazifemden pirim vermeden, Yerlerde ve göklerde bütün alemde
zuhur eden Peygamber Efendilerimizin, bilcümle evliyaullahın, insan-
ı kâmilin ve aklı selimin hassasiyetle üzerinde durdukları ayetler ve
indî ilâhiden uyarılar!..: “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki,
onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.” (Yusuf Sûresi, 105)
Hazreti ALLAH’ın ilim ve iradesinin tenezzülen lutuf ve ihsan
eylediği ayetler manzumesinin çekirdeği Beniâdem!.. arzda ve
bilemediğimiz nice alemde adaleti ve rahmeti ile tecellisi Hazreti
ALLAH’ın fiiliyatı, fiili sıfatlarının bizatihi olmayan zuhuruna
vesile kılınan nizamı alem!.. Hazreti ALLAH’ın lutuf ve ihsanı ile
anlaşılacak olan ilmi manayı ilmel-yakin ile çözemeyeceğinin
bilgisine ne zaman varacaksın? Sıkıştığın zaman kabul etmiş gibi
görünsen de, kendi düşünce ve davranışlarını daha üstün görme
hastalığın, dışarıya nüksetmiş. Zahmet etme, gizleyemiyorsun.
Haddi aşmışsın. Settarü’l-uyub rahmeti üzerinden kaldırıldı. Takke
düştü. Kel göründü misali. İyi bil. ALLAH’a karşı günah işliyorsun.
İslâm’a karşı, resullerine karşı, İslam’ın ne olduğunu müdrik
15.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yaşayanmü’minlere karşı, veraset taşıyan vãrisün-nebiye nedimi
ilâhiye karşı bu tutum ve davranışların beşere karşı ayıp, ALLAH’a
karşı günah oluyor.
Şunu bilesin ki, akli ve nefsani duygularını cihan-şumül dini
İslâm’dan, en mütekâmil şeriatı garradan ve vahyi ilâhiden daha cazip
gördüğün için Hazreti ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği manevî
teşkilata küfür gözü ile bakıyorsun. İman zannettiğin küfür buradan
başlıyor.
Bu türlü ilimler nâ-ehil toplumlarda her zaman alkışlanmıştır.
Sakın aldanma, o alkışlara. Dikkat edersen hakikat gözü ile
bakabiliyorsan göreceksin ki, şakşaklardan çıkan ses emri ilâhiye
muhalefet..
Nefsi duyguların sesi insanî kâmil’i tanımayıp, kendini
insandan üstün görüp, bunu kanıtlamak için Hazreti ALLAH’tan
kıyamete kadar sapıtmak için ruhsat alan şeytanın sevinç
çığlıklarını duyamıyor musun? Alkışların sesinde bir yerde nefis
akılla şirket kurar, müşterek çalışırlar. Put üretmekte
15
mahirdirler. Nefsin ürettiği put aşikardır. Aklın ürettiği put
kabiliyeti nispetinde avamdan gizlenmeye çalışır. Âmâ ehlinden
gizlenemez. ALLAH’tan hiçbir şey gizli değildir.
Rica ediyoruz, manevî teşkilata inanmasan da na-ehlin küfrüne
ortak olma. Gavs’ül-A’zam Seyyit Abdulkâdir Geylâni buyurdular ki:
“Atan bizdendir, attıran değil.” Bir kişi inanmadığını açıkça ilan
eder, hatır için konuşmaz. Sözünün eri ve merttir. Böyle insanların bu
halleri de meziyettir. Rahmettir. Bizim rahmet topluluğumuzun
üyesidir. Mutlaka bir gün gelecektir. Çünkü mizaç ve manası bize
uygundur. Kendisi kenarda durup, sinsi sinsi attıranda makbul meziyet
yoktur. Bizden değildir, Bazı hakikat fukaralarına hakikat dışı
telkinlerinle ehli tarika karşı hakaret ve küfrettiriyorsun. Buna
hakkın var mı? Hesabını Hazreti ALLAH sormayacak mı?
Muhammet İkbal’in veciz gerçeklere uygun bir hitabını dinle:
“Milletler manevî büyüklerinin kalplerini incitmedikçe ALLAH
hiç bir zaman milleti rezil ve rüsvay etmez.” Yaptığın bu tahribatı
Kur’an-ı Kerimin manasını, bazı ayetleri nefsinin hazzına göre ilan
edip, semavi tevhit dini ki islamiyettir sâliklerini Hazreti Kur’an’a
16.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
düşman kıldığının hesabını ALLAH’a verebilecek misin? ALLAH
affetse dahi, masum kulların manalarını iteklediğinin farkında değil
misin?...
İsmini henüz düşünmediğim bu kitapçığı daima sitem ve kahır
etmek kastı ile yazmadım. Maksadım bazı hakikat fukarası “her şeyi
biliyorum” hastalığının zebunu kişilerin yaptığı, tahribattan başka
görünüm taşımayan telkinatlar ve icraatları açıklamak. Bu abdiâcizin
imanıma, Rabbimin rahmeti ve muaveneti ile şer düşünce ve şer
icraatlar yaklaşamaz. Buna rağmen Ebu Cehil misali düşünce ve
tahribatlardan Rabbıma sığınırım.
“Yalnız zahiri ilmi olan onunla yetinen topluluklar zalim.
Sadece ahlâklı olmaktan başka bir bilgisi olmayan toplumlar
mazlumdur. Hem ilmi, hem de ahlâk-ı olan milletler hakim ve
mes’ud olur.
Hakikat dışı telkinler ve manayı tahrip eden icraatlarla
milyonlarca mana ehlini ruhen taciz ettikleri gibi, imanlarını
zayıflatarak yükümlü oldukları manayı bilemediklerinden hakikatleri
16
katletmeye çalıştıkları tarih boyu görülen vakıadır.
ALLAH’ın zikrini toplu olsun, münferit olsun ilim adına
yasaklayıp katlediyorsunuz. Bu yetkiyi nereden aldınız?
Kur’an’dan diyemezsiniz. Zikir ayetlerini açık ve seçik yazdım.
Havfu reca üzere oku. Anlayarak oku, anlamıyorsan erbabına sor
da, oku. Hazreti ALLAH Nahl Sûresi, 43. ayette emretmiyor mu:
“Siz bilmediklerinizi erbabı zikirden sorunuz.” Lütfen hocam, bu
bencil enaniyyetten kurtul. Sen ilminle bana lazımsın. Ben de hâl
ilmi ile sana lazımım. Gel yoksa bilmeden yaptığın tahribatların
enkazı altından çıkamazsın. Üzerindeki Enkazları
göremiyormusun?
Gördüğüm ve hatırladığım kadarı ile göstereyim. Gel, yeteri
kadar Arapça bilmeyen fakat “men araf” sırrını anlayan bu
abdiâcize yakın gel. Hazreti Mevlâna’nın feryadını dinle. Rahmeti
ilâhinin zuhuruna vesile kılındığı gönül sultanına yakarışını dinle:
“Gel, başını kille ıslattınsa yıkamadan gel. Ayağına diken
batmışsa çıkarmadan gel.
17.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Gel de ufalmış ekmekler gibi yollara döküldüm, topla beni.
Gel ki, gel. Git sözü bitsin artık, gel...
Bu sancıyı çeken bilir. Gülme! Sizlerin yazdığı tefsir ve Türkçe
mealleri çok çok tetebbu eden, ilmihâlini, kelime ve yaşantısı ile
edilleyi şer’iyeye uygun şeriatı Muhammediyi imanı ile birleştirmeye
çalışan bu abdiâciz itikatta “Maturidi,” mezhep de (amelde) “Hanefi,”
meşrebim alevi “Kâdirî-Rufaî birleşiminin kolu Gâlibî”dir.
Şu gerçeği bildirmede faide görüyorum: Şeriatı Muhammediyyede
yüz küsur mezhep ve meşrep var. Hazreti ALLAH cümlesini rahmeti
ile bezesin!. Mana ilminden yoksun, madde ve akılcı din ihdas eden
bilgelerin rahmeti ilâhiyenin sonsuzluğunun zevkini yaşayan, samimi
kullarını da rahmeti ile bezediğinin garibi olmaları hasebi ile, rahmet
zevki almamış, ilâhi vazifesiz, ölçüsüz, hayli sadık kullarını kendi
nefsani eğitim ölçülerine göre değerlendirip şeriatı muhammediyyeye
ümüt bağlamış, 105 kadar meshep ve meşrep varken, yalnız 4 adedini
kabul eden, gerisini rahmeti ilâhiyeden mahrum, dalalette
göstermekten çekinmeyen, rahmet yollarını kapatıp, yalnız gazabı
ilâhiye giden yolları benimseyip, açık tutan Beniâdem’in, rahmet 17
yaratılışını gazabı ilâhiye dönüştürme memuru imiş gibi, olanca gücü
ile çalışan, mana ve ledünni kaynağı tasavvuf, sıratı müstakim garibi,
bilge(!) kişi ümmetleri tarih boyu bilmeden mezhep ve meşrep
çatışmalarına iteklemiş, tasavvufa Rahmeti sonsuz Rabbımızın
Rahmetini, tasarrufunu yedine alarak, rahmeti zulme
dönüştürmüştür!.. Mezhep ve meşrep tenkitleriyle veya bunların
reddiyle toplumlara fitne, fesat, düşmanlıktan gayrı bir şey
verememişlerdir!.. Her kul karakterine, mizacına ve inancına göre
mezhebini ve meşrebini seçmekte yetkili kılınmıştır. Samimiyetinin
ölçüsünde ALLAH’ın bu türlü rahmetinden nasip alacağından
kimsenin şüphesi olmasın. Bir kişi çeşmenin yanına bir kazık çaktı,
binitlerini oraya bağlasınlar, diye. Rahmeti ilâhiyeye uygun hizmet
olmuştu... Bir başkası görmüyenin ayağı takılır da düşer, diye kazığı
söktü. Çakan da söken de rahmeti ilâhiyeye nail oldu. “Mü’minin
niyyeti amelinden hayırlıdır” buyurulmadı mı?
Şunu hiç unutmayalım: Hazreti ALLAH kullarını gazabı için
yaratmadı. Dünyaya başka gözle bakmayasın. Dünya kazanç ve
rahmeti ilâhiyenin kaynaştığı yerdir. Mendubdur!... Dünyadaki
18.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
manevî kazancı başka bir yerde bulamazsın. İleri gitme! Hazreti
ALLAH’a malum olan niyetlerini bilebilir misin, kazık çakanın ve
sökenin niyetlerinin ne olduğunu? Dikkat edelim, aczimizi
unutmayalım!..
“Yetmiş iki milleti bir gözle görmeyen, halka müderris olsa
hakikatta asidir.”
Leküm dinüküm ve liye dîn. Kâfirun Sûresi 6. ayette buyurduğu
“sizin dininiz size, benim dinim bana” buyruğuna dikkat et.
ALLAH’ın izni ile göstermeye çalışacağım. Lütfen itirazın olursa
itirazının yanıtını Kur’an’dan bulmanı isterim. Çünkü bu abdiâciz
Kelâm-ı Kadim olan Kur’an’dan ayrı düşünceye iltifat etmem
eriştiğim kadarı ile aczimle alemde zuhur eden ayetlerin hayranlığını
yaşamaya çalışıyorum ...
“Sonraki gelen semavi din evvelki gelen dini iptal etmez.”
Başka din yokki, İslâmiyet’ten gayri, iptal edesin; şeriatlar dahi iptal
edilmez iken!... Sonra gelen şeriatlara sâlikin geçmesi emri ilâhiye
uygun olup, geriye gidilmemesi de emri ilâhidir... Sonra gelen şeriatlar
18
kulların kültür ve bilgilerine göre ihsan edilmiş, kişinin inisiyatifine
göre lutfedilmiştir, rahmettir. “Dinde cebir yoktur” anlamı budur.
Hazreti Kur’an’ın da bildirisi budur. “Hâlâ bir şeriat geldi mi, evvelki
şeriatlar iptal olur” iddiasında ısrar edenler Hazreti ALLAH’a zulüm
isnat ederler. Hazreti Kur’an’la çelişkiye düşerler çünkü Hazreti
ALLAH’ın lütfettiği küllî rahmeti ilâhiler geçici değildir. Mizaç itibarı
ile kul inandığı bir davayı kolayca bırakmaya müsait olmayıp daha
kemâlatlısını seçebilmesi kültürünün kemâlatına bağlıdır!..
Samimiyetle arayan kul, hiç şüphesi olmasın, bilgisi müsaitse mutlaka
bulur. “Kırk senelik kâni olur mu yani?” Kâni olur ise yani, daha
mütekâmil kullarına gönderdiği şeriata tâbi olup yaşayabiliyorsa, yani
kemâlattır, uygundur. Tertibi tanzimi ilâhidir. Tarih boyu ne kadar
gösterebildin ki, kâni olmuş yani?...
Dini konuları anlatırken de insaflı, merhametli, mülayim ve
sevecen olalım. Yaratılışın sırrı rahmettir. Gerçek ölçü ALLAH’a
mahsustur. Aczini bil, ileri gitme. Sen kendi vazifene bak.
ALLAH’ın işine burnunu sokma.
19.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Bütün semavi dinler tevhit dinidir. İslâmiyettir. Kitapların ve
suhufların anlamı, özü kelimeyi tevhittir. Lisanen “ALLAH’tan başka
ilâh yoktur, illâ ALLAH vardır” manasını, anlamını hangi lisan ile
söylüyorsa bir kişi, beşer ölçüsüne göre o anda o kişi müslimdir.
Gerisi ALLAH’a aittir. Konuşmasında ve muamelatında tevhide aykırı
bir hâl gördünse muktedir isen mülayemetle “emr’i bi’l-ma’ruf, nehyi
ani’l-münker...” Güzellikleri anlat ve sevdir. Nehyedilmiş
çirkinliklerden kaçması için tatlı tatlı ikaz et. Muktedir isen irşat et.
Telaffuzuna şahit oldunsa müslimdir, gayri müslim değil. Kâfir, gâvur
kesinlikle değildir. Hep aksini düşündük yanlış telkinde bulunduk.
Bütün beşeri İslâm’dan dışladık. Düşman ettik. Ehli kitaba kâfir,
gâvur demekle teselli oluyoruz zannettik. Gayretullaha dokunduk.
ALLAH affetsin.
Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Nasraniler ve
Sabiiler’den kim ALLAH’a ve ahiret gününe inanır, bununla
beraber salih amelde de bulunursa, elbette onların Rableri katında
ecirleri vardır. Hem onlara korku da yoktur. Onlar mahzun olacak
da değillerdir. (Bakara Sûresi, 62) 19
Kur’an-ı Azimüşşan’da ehli kitaptan bahseden hayli ayetler
vardır.
Peygamber efendilerimize, ALLAH’ın elçilerine sakın ha, derece
vermeye kalkışmayalım ve ilâhlaştırmayalım. Bu hareketlerimiz hem
Kur’an’a, hem de imanın şartı olan Âmentüye ters düşer. Cümlesi
müslümandır. ALLAH’a şirk koşmayan, peygamberinin getirdiği
şeriatına bağlı olanlar elbet müslümandır. Yalnız ALLAH’a
inanıyorsa ehli imandır. “Size din olarak İslâmî seçtim, size dininizi
tamamladım” hitabı ilâhisi bütün semavi dinleri kapsar. İslâmiyettir
Hazreti Peygamber (s.a.v.) Efendimizden başka peygamber
gelmeyeceğinin ALLAH tarafından bildirilmesidir. “İsa aleyhisselâm
gelecek” diyenlere iltifat etmeyin. Tertibi ilâhiye uygun değil,
nefislerin uydurmasıdır. Kanun-u ilâhiye ters düşer. Gülünç
olmayalım, peygamber efendilerimizi sınıflandırmayalım. Hakikat dışı
olur. ALLAH gücenir. Hele başka peygamber efendilerimizin
şeriatlarına tâbi olanlara gayri müslim, kâfir, gâvur demeye hiç
hakkımız olmadığı gibi, telafisi mümkün olmayan; peygamber
efendilerimize ihsan edilen şeriatlara ve takip ettikleri yollara karşı
20.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ileri geri uyarılarımız düşmanlıktan başka bir şey getirmez, getirmedi
de...
Akılcı din olmaz. ALLAH’ın elçileri vasıtası ile kullarına
bahşedilen din tertibi tanzimi ilâhidir. Din nakildir. Nûru Muhammedi
cihanşumuldür. Âdem Safiyyullah’tan kıyamete kadar devam
edecektir, bakidir. “Lev lâke lev lâk, lema halektü’l-eflâk” (sen
olmasa idin, eflâki yaratmazdım) hitabının mana itibarı ile cümle
peygamber efendilerimizde görülen, veraset taşıyan evliyaullahta
veraset yolu ile zuhuru müşahede edilen, mü’min ve müslim,
cümlesinden zuhura vesile kılınan yaratılışın sırrı rahmeti ilâhinin
ismidir.
Nûru Muhammediyi kalıplaştırmak, dar bir çerçeve ve zamana
sığdırmak hakikat anlamı taşımadığı gibi gerçek imanla da
bağdaşmaz. Senlik benlik davasından öte izahı yoktur. Cümle ehli
kitapta bariz görülen hastalıktır. Hazreti ALLAH cümlesine şifa
versin. Semavi dinler, yani tevhit dini sâlikleri biri diğerini esasta
kardeş gördükleri zaman yaratılışın sırrının Beniâdemde zuhuru
20 görülecek, bütün beşer kardeşliğe akın akın yürüdüğünde, gerçeğin
böyle olduğunu anladığında, Beniâdemi kıskandığından, Âdemi
hakikat dışına çıkarmak için vazifesi sevdirilen şeytan, inkisar-ı
hayale uğrayıp, melanet icraatının sonu hezimete dönüşüp, her şey
güllük gülistanlık olacak. Dünyada düşmanlık, çirkinlik, bilcümle
ihtilaflar, bencillikler, ister istemez, yerini hep güzele bırakacak.
Öyle mi?!..
Şu halde Beniâdemin derecesinin yücelmesi için rahmeti
ilâhiyeden lutfedilen tertib ve tanzimi ilâhi olan imtihan olmayacak
mı?. Bu düşüncene göre dünya beşerin nefsani zevklerine uygun
devam eylese ezelî ervahda “beli” diyememe gafletine kapılan ruhlar
öyle küfrü inadide mi kalacak? Ademlikten, mana yokluğundan
kurtulup insan olmaya vesile olan rahmeti ilâhiyeyi nefs-i emmarede
lütfen tefekkür et. Bu düşünce ve yaşantı kastı ilâhiye, rahmeti
ilâhiyeye uygun mu? Görüyorsun!.. Uygunsa, isim değişikliği gerekli.
“Dünya” demek abes olur. “Cennet” diyelim. Çünkü istediğin cenneti
bilmesen de özlemini duyuyorsun.. Öyle ise, bir nebze de olsa tertibi
ilâhiyi merhamet ve rahmeti ilâhiyenin dışında düşünmenin kullukla
bağdaşmadığını iyi bilelim. Hattı aşmayalım. Bu türlü ölçülerin
21.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
zevkiniHazreti ALLAH’a samimiyetle teslimiyette bulmaya çaba
gösterelim!. Ve bilelim ki: “Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı Kibriya,
her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.”
Bu sırrı iyi anlayalım da ALLAH’ın tertip ve tanzimine rıza
gösterelim. Bu tutum ve inancımızla kuvveti kudreti ilâhi karşısında
aczimizi ve kulluğumuzu kanıtlayalım. Havfu recanın dışına
çıkmayalım. İrademizi kullanalım, hayali isteklerden uzak,
teslimiyetle İslâmî yaşayalım. Yaşanıyorsa güzellikler, güzeldir.
Cumhuriyet, demokrasi, insan hakları, lâiklik, tasavvuf, tarikat, şer-i
şerif anlamında yaşanıyorsa güzeldir. Yaşanmıyorsa kelime oyunları
ile bir yere varamazsın. Bilmeden bilenlere zulmedersin.
“Zaman duygusallık ve akılsızlık zamanı değil. Sabır ve idrak,
medeniyet ve teknolojiyi, güzellikleri tevhit dininde görme zamanı.”
Bu rahmeti ilâhileri idrak edip, imanınla orantılı düşünce ve
yaşantını bu rahmeti ilâhiye teksif ettiğin zaman ALLAH yardımcın
olacak, hiç şüphen olmasın.. Dünya Hazreti Kur’an’a hayran 21
olacak. Hazreti Peygamber (s.a.v.) Efendimizin getirdiği şeriatı
garraya hayran olacak. Pek ilerisini bilmesede haddini bilecek. En
azından küfretmeyecek.
“Habibim, evvela yakınlarından başla” hitabını göz ardı
etmeyelim. Evvela ülkemizdeki kardeşlerimize anlatalım.
Düşmanlıktan başka bir şey getirmeyen, ayetlerin gerçeğini tefsir,
meal yapalım. Bu hususta yetişmiş elemanlarımız var. Gerçeklere
hemen uyum sağlayacaklarına şüphesiz inanıyorum. Hazreti
ALLAH o günleri göstersin inşallah!..
Cümle melanetlerin kaynağı cehalettir. “Her şeyi biliyorum”
zanneden adem bu tutumu ile cehaletini ilan etmiş olur. İnsan efdal
ve eşrefi mahluktur. “Yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabının
tecellisidir. Kastı ilâhi kâmil insandır. Yapmacık hilafetler
kaybolmaya mahkumdurlar. ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği
hilafetler kalıcıdır, bakidir. Yasaklanır fakat kaldırabilmek beşerin
gücü dahilinde değildir. Hazreti Resulullah’ı iyi tanı. Tanıtırken
“eşhedü enne Muhammedden abdühü ve resulühu” diye, gerçek
şahit olasın. Perde kalkmadan hayrını ve şerrini bilesin.
22.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Kastım, herhangi bir usul ve idareyi eleştirmek değil, rejim
eleştirisi yapmak haddim olmadığı gibi, bilgim ve görgümün garibi
olan siyasetin daima kenarında kalmada salah gördüm. “Selâmet dir
kenaresi” Bu veciz ifade başlıca prensibim olmuştur. Daima siyaseti
ilmimin dışında tuttum. Haddi aşmamaya hayatım boyu özen
gösterdim, zannediyorum. Siyasetle ilgili değilim. Her güzeli severim.
Çünkü ALLAH’ın halkettiği güzellikler islâmiyettir. Manevî
vazifemden na-ehlin düşüncelerine pirim vermem. Kimden gelirse
gelsin, güzele; muhalefet etmem. Çünkü güzellik hikmettir,
“Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın” hitabı
yolumun ve arzularımın özünü oluşturur.
Daha evvel “Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik” diye yazdığım
kitapçıkta bütün semavi dinlerin ve ilâhi emirlerin, yaratıcımız Hazreti
ALLAH’ın emri hilafına beşeri düşünce ve görüşlerin altında
ezilmeye mahkum edildiğini, tarih boyu bariz olarak görmek
mümkündür. Bu hastalığın ilâcı elbet var. Nerede? Kesin kes
Rabbımın lütfu ihsanı ile haber vereyim: Hazreti Kur’an’da. Amma
22 nefsin enaniyyetinden anlamsız varlık ve benlikten kurtulmadıkça
kalp aynasında hakikatlerin zuhurunu elbette göremezsin.
Yazım herhangi bir toplum ve düzeni eleştiri değil, haşa.
ALLAH’ın lütfu ihsanı ile kul olmanın zevkini aldım. Gerçekleri
yaşadım, hayran oldum. Taltifi ilâhiye nail oldum. ALLAH’ın ihsanı,
rahmet hazinesi peygamber efendimizin ve vârislerinin himmet ve
tasarrufatlarına şahidim.
Bu abdiâciz Kur’an’daki ALLAH kelâmından, göklerde ve
yerdeki ayetlerden edindiğim ve yaşadığım intibalarımla derim ki:
Samimi olalım. Manada tahrifat yapmayalım ve kesinlikle bilelim
ki: İslâmiyetten başka din yoktur. Cümle peygamber efendilerimiz
müslim idiler. Tâbi olanlar da müslümandırlar. Şeriatları
beniâdemin intibak derecesine göre ihsan edilmiştir. Bir sonraki
ALLAH elçisinin getirdiği şeriata tâbi olmak kulun kemâlatıdır.
Evvelki şeriatta samimiyetle sebat edenlerin de yaratanına şirk
koşmadıkları müddetçe rahmeti ilâhiye nail olacaklarını Hazreti
ALLAH Kur’an’da bildiriyor. Ehli kitaba “gayri müslim, kâfir,
gâvur” diyemezsin.
23.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İyi anlayalım: Semavi dinlerin hepsi tevhit dinidir, islamiyettir.
Sonra gelen şeriat evvelki şeriatı iptal etmez. Kişi tâbi olduğu
şeriatını yaşamakla mükelleftir. ALLAH’ın elçilerini biri birinden
ayrı görmek tertibi ilâhiye ters düşer. Peygamber efendilerimiz
kardeşdirler. Tâbi olanlar da biri diğerinin kardeşidir. Cümlesinde
zuhur eden rahmete “Nûr-u Muhammedi” ismi verilmiş olup, bu
nûr ise âdem safiyyullahtan başlar, kıyamete kadar bakidir. “Yalnız
şu zamana mahsustur” diye kısıtlamak küfürdür. ALLAH’a zulüm
isnat etmektir, gerçeğe aykırıdır.
Hiçbir tevhit dininin ölçüsü akıl zevkini alır amma esas değildir,
nakildir. “Akıldır” diyenler tevhit dininin dışında kalmışlardır. Emri
ilâhiler akıl ve mantıkla ölçülmez. Akılla ölçülen dinde ibadet ve taat
kaybolmaya mahkumdur. Emri ilâhileri ölçmek aklın işi değildir.
Akılsıza teklifat yoktur.
Akılcı dinden felsefe, nakilden tasavvuf, hakikat zuhur eder.
Akılcı dinden mürteci yetişir. Nakli yaşayan, derviş sıfatının tecelli
ettiği bahtiyar toplumlarda irtica-i hâl kesinlikle olmaz. Dervişin
anayasası kulluk vazifesini yerine getirmektir. Teslimiyete ne kadar 23
sadık kalırsa o kadar makamı rızadan nasip alır ve “Her ne kılmışsa
adalettir Cenab-ı kibriya, her kazaya her belaya kıl rıza, Allah
Kerim” imanını zevkle taşır. “Ve Yarabbi verdiğin nimetlere çok
şükür elhamdü lillâh” diye yaratanına teslimiyetle memnuniyetini
günde yüz defa mutlaka arz eder. Bu hissiyatını her gün virt ve
tespih eder. Tevhit Dinini nakilden çıkarıp akla dönüştürenlerde
ALLAH’a karşı itminani kalbe, teslimiyet, rıza ve rahmetine yeteri
kadar rastlayamazsın. İnancı fer’idir. Fer’i inancın hakikatte
tamamı ile zuhuru muhaldir. Tasavvufsa dinin aslı ve özüdür.
Tertibi tanzimi ilâhidir. Falan ve filanın yaşantısı ile ölçü kabul
etmez. Bizatihi rahmettir.
Tarik yoldur. Mahlukatın nefesinin adedinden de çoktur. Bazı nâ-
ehil tarikler topluma zarar veriyor ise men edilir.
Tasavvuf tertibi tanzimi ilâhidir yasaklanamaz. Dinin özüdür.
“Muhtaç olduğumuz kardeşlik” kitabında dinin özünü anlatmaya ve
dünyaya duyurmaya çalıştım. Kitaptan içeride ve dışarıda her beldeye
göndermeye çalışıyorum Türkiye’deki internete ve Kanada internetine
24.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Türkçe ve İngilizce yazarak kitabı bildirmeye çalıştık. Düşünerek
okuyan, aklı selim Beniâdem mutlaka İslâmî anlayacak. Kardeşliği
anlayacak. Dinler arası düşmanlık getirenleri tasvip etmedikleri gibi,
bu nefsi arzularını prensip edinmiş hakikatları da bu hislerine
uydurmaya çalışan alimleri dinlemeyecek. En azından Hazreti Kur’an
anlaşılacak.
Peygamber efendilerimizin cümlesi ALLAH’ın elçileridir. Onları
rahmet mağfiret sıfatının zuhuruna Hazreti ALLAH’ın vesile kıldığını
iyi anlayıp ALLAH’ın tertibi tanzimi ilâhi olan nedimi ilâhi, Vârisün-
Nebi’ye manevî vazifesini yansıtmayan “dost” demeyip Hazreti
ALLAH’ın Kur’an’da beyan ettiği “evliya” demek cesaretini
gösterecekler, inşallah.
Bu beyanlarımı dünyaya duyurmak için sen de yardımcı ol.
Dinler arası düşmanlığı kaldırmak için işte “CİHAT”.
http://www.galibi.com
24 http://www.alperenler.com.tr
e-mail: galibi@superonline.com
25.
Rahman ve Rahimolan ALLAH’ın adıyla başlarım.
Vücudu ile mevcut, sıfatı ile muhit, esması ile zahir, ef’ali ile
malum olan Hazreti ALLAH’a hamd olsun. ALLAH birdir, eşi,
benzeri, şeriki yoktur, olamaz da.
GERÇEKLERE NEDEN KARŞI OLDULAR?
Kur’an-ı Azimüşşan’da zikir hakkında Hazreti ALLAH’ın
buyurduğu ayet’i kerimelerin manaları bariz, açık, çok sûrelerde
mevcut olduğu halde, ilmi zahirin her an tenezzülen zuhuru görülen
tecelliyatı ilâhiyi ölçtüğünü zanneden, yanıldığını bilmediğinden
25
nazargahı ilâhi, sırrı ilâhi olan gönlü önemsemeden hazreti insanı
yalnız ve yalnız maddeden ibaretmiş gibi gören, akılla anlaşıp naklin
gerçeğine uyamayan, ilmin irfaniyyetini ve mana ariflerini tarih boyu
dışlayan, şeriatı muhammediyeyi içinden çıkılmaz hale getirip çok
fırkalara ayrılmasına sebeb olan, aklın ürettiği fizikten öteye yol
bulamayan bilge kişiler (sesini duyuramayan pek azını tenzih ederim).
Manayı dışlıyan bu hâlinin mahsulü elbette gerçeklere karşı
“biliyorum” edası ile tavır takınan, tasavvuf ve irfaniyyet yoksunu,
mana mahrumu kişiler İslâm’ın irfaniyyet yönünü pek kavrıyamamış,
Hazreti ALLAH’ın Dini İslâmî Kelâm-ı Kadim’de beyanı ve bütün
alemde fiili sıfatlarının tenezzülen zuhur ettiği bir gerçek iken, imanla
şumullü olan emri ilâhiyi “İslâm’ın şartı” gibi yalnız savmu salat,
haccu zekat, kelimeyi şahadet emri ilâhisini İslâm’ın şartı olarak
beyan etmeleri bu emri ilâhilere her ne sebebten olur ise olsun, tâbi
olan Hazreti ALLAH’ın bildirisinin dışında şarta tâbi tutulan
kazazedeleri İslâm’ın umumi manasından tecrit ederek, Âdem
safiyullah’tan kıyamete kadar devam edecek olan Dini İslâmî “beş
şart” ile bitiriveren, avamın bu ibadetlerle yetinmesinin bütün iman
yönünü hallettiğinin inancı ile yetinen zümreler çoğunlukta
26.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
olduklarından, İslâm’ın beş şartını esas kabul eden geniş bir kitle
kendiliğinden oluştu...
Şeriatın manevî yönünü, tarikati, marifeti ve hakikati neden kabul
edemiyorlar? Bu sorunun cevabını aradım, aradım, gördüm buldum,
yaşadım. Kabul edenlerle yaşıyoruz, elhamdü lillâh. Kur’an-ı
yaşıyoruz. Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz vasıtasıyla
bizlere lütfedilen şeriatı garrayı yaşıyoruz. Veraset taşıyan
evliyaullahın Hak rızası için tertibi ilâhi olduğunu Rabbımın
namütenahi rahmetinin sebeplerde zuhurunu gene Rabbımın rahmet
sıfatı ile gördük, noksansız. Ve acebasız yaşamaya bütün gücümüzle
çalışıyoruz elhamdü lillâh!..
Hayat boyu gördüm ki: İnsan olmaya namzet Beniâdem iyi
bildiğinin alimi, bilemediği ilimin cahilidir..
Tasavvuf; dinin manası ve özüdür, ariflik ve irfaniyettir,
sâlikinde bariz zuhuru görülen ehli zikirdir. Kemâl-i aşkı ilâhidir.
“Yeryüzünde halifemi yaratacağım” hitabının tecelli ve zuhur
mercii, tevhit dininin manası ve aslı, ilmi ledünninin giriş
26
kapısıdır!.. Rical-i gaybın, mana ünüversitesi sâlikinin
hazırlandırıldığı yerdir!.. Cümlesinin ismi “yol ehlidir” Arapça
“tarik” cemi “tarikat”tır.
Mana Hazreti ALLAH’ın yedinde olup zahirde öğretmenleri
peygamberlerimiz efendilerimizdir ve kıyamete kadar yer yüzünde
eksik olmayan, ALLAH’ın tertip ve tanzim eylediği nedimi ilâhi,
vârisün-Nebiy mürşitler bu yolun öğretmenleridir!...
Bu yönlü mana tedrisatından mahrum olanlar mana yolunun
inkârcılarıdır. Bu zümreyi tanımak zor değildir. Mana yoksunluğu
alametlerini isteseler de ehlinden gizliyemezler. Çünkü maddeden
öteye, manaya yol bulamadıklarından “Settarü’l-uyub” ki, gizleme
sıfatı, rahmeti ilâhiye üzerlerinden kaldırılmıştır. Manayı inkâr
ederler. Bu tavırları o zümre için normaldir. İlme’l-yakıyndan öteye
yolu olmayan bilge kişilerin her devirde tasvip edenleri çoğunluktadır.
ALLAH emeklerini zayi etmesin amin!...
İşin aslını anlatıyorum. Sonsuz olan rahmeti ilâhiyeye; affu
mağfiret deryasında, peygamber efendilerimiz de fikir yürütemezler.
Bu rahmeti ilâhiye üzerinde gizli ilâhlık iddia edercesine fikir
27.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
oynatanlarbu türlü şirke düşmüşlerdir. Gizli değildir. Umumun
inancında ve muamelatında açık, vasıtasız görürsün. Görürsün, cennet
ve cehenneme liste ayarlayan zalim bilgeleri... Bu zümreye gerçeği
kabul ettiremezsin. Salaklığın da haddi ve hududu vardır. Nefsine
insaf et. Dünya bir daha eline geçmez. Reankarnasyon olacak, diye
nefsini avutma. İslâmiyet’te olmadığı gibi, Hazreti ALLAH’ın
sıfatlarına da uygun değildir. Düşünmek küfürdür, iyi bilesin!...
Amentü’nün ihtiva ettiği altı şarta şeksiz ve şüphesiz inandık,
iman ettik. Mutasavvıfinin beyan ettiği imanın şubelerini de zamana
göre nefsimizde tatbikine gayret ediyor, asrı saadetteki bahtiyarların
yaşantılarını örnek alarak zamanın zuhuratına göre yaşamaya çalışıyor
ve yaşıyoruz, elhamdülillâh. Hazreti ALLAH kullarını ihya etmek için
ne halk etmiş ise kıyamete kadar devam edecektir, rahmetini geri
aldığı görülmemiştir. Nasibi olan, iradesini rıza-i Bari’ye uygun
yaşayabilen Mevla’sını bulur.
Şunu kesinkes iyi bilesin ki, aklı din edinip nakle
yaklaşmayanların kendi ürettikleri prensiplerle Kur’an’ın ve Hazreti
Resulullah’ın getirdiği şeriatı idrake ve yaşamaya müsait 27
olmadıklarını, her devirde akılcı ve nakilcinin arasındaki farkı görmek
mümkündür. İnsanlar emri ilâhiyeye uygun sayi gayretleri ile
cehaletten kurtuldukça görecekler ki, her devrin kendine özgü
kemâlatı ve cehaleti vardır. Kemâlattan rahmet, cehaletten zulmet
ve melanet çıkar. Seçme hakkı kulun ilim ve iradesine bırakılmıştır
seçmeyi bil!...
Manevî yaşantı ile “Biz arza nice ayetler indirdik” hitabının
zuhuru daha açık görülecektir. “Ey insan, bu arzı ben yarattım
sen tanzim edeceksin” hitabı ilâhisi düşünce ve hareketlerimin
ana kaynağı olarak, Rabbımın rahmeti ile, teknolojiye ve
medeniyete, ALLAH’ın yasaklamadığı güzelliklere karşı hayran
olduğum gibi, ALLAH’ın yarattığı her şeye, her güzelliğe karşı da
hayranım. Kimseyi hakir görmeme duygusunun abdiâcizde
Rabbımın rahmetinden zuhurunu görmekle Rabbıma hamd
ederim. Kur’an-ı Azimüşşan’daki zikir ayetlerini gördüğüm
kadarı ile belirterek, anlamını bildiğim kadarı ile yazmaya
çalışacağım.
28.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Kütüb-i sittede mevcut zikrullah hakkındaki hadisi şerifleri
yazmak istediğim kitapçığa sığdırmak imkansız olup yalnız,
Kur’an’daki ayetlerle yetinip, lüzumuna binaen Kur’an’a paralel
olarak Peygamber Efendimizin mübarek sözlerini az da olsa yeri
geldikçe belirtmekte faide umarak bu yönlü inananların
duygularını nurlandıracak, iman zafiyetinden kurtulmaya çaba
göstermeyenlere daha dikkatli olmalarını, “gayretullaha
dokunurum” korkusunun çekingenliğini verebilirsem mutlu
olurum!
28
29.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ZİKRULLAH’A, TASAVVUF’A
KARŞI YANLIŞ TUTUM
Zamanımızda gerçeklere, tarikat ve zikrullaha yapılan hakaret ve
tahribatı Hazreti Kur’an’a, göklerde ve yerdeki ayetlere gönül gözü ile
bakıp göremiyorsa, gönül rahmetinden yoksun, ilmi zahirle yetinmiş,
kanun-u ilâhiyenin cümlesini aklı ve mantığıyla çözdüğünü zanneden,
bu yönlü gerçeklere karşı çıkmaz da ne yapar? Hele na-ehlin sermaye
edindiği, gerçek dışı rehberini bulmuş, vazifesi olmayan, istismarcı ve
çıkarcı kişilerin kucağına itilmiş, ne yaptığını bilemeyen, şaşırmış,
şaşkınlığını aşk zanneden zavallı Beni-âdem!.. Hakikat fukaralarının 29
yemi, başkalarını saflarına çekmek için na-ehle malzeme olmuş...
Ama insaf et, bu ölçü gerçek ölçü değil. Yaptığın tahribatın bu
dünyada cezasını çektiğin gibi mahşerde elbet hesabını soracaklar
veremeyeceksin. Hâl ehlinin fitne çıkar korkusu ile sabırla
beklemesi tertip ve tanzimi ilâhiye karşı haddini bilmesi iman
kemâlatı. ALLAH’ın verdiği vazifeyi yerine getirmede çeşitli
engellerle karşılaştıklarını görüp bildiği halde, sabırla, manevî
vazifelerini seve seve son nefesine kadar devam ettirebilen,
ALLAH’ın taltifi ile hayran! Elçisinin manevî yakınlığı ile
mes’ud, “Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya”nın zevkine
ermiş, ALLAH’ın gücü yanında aczini bilip, haddi aşmamaya
çalışan beşer, vazifesini müdrik bahtiyar insan. (Eğer padişahlar
bu zevki bilseler idi bütün silahlarını kullanırlar, elimizden almak
isterlerdi.) Cebirle rahmet alınmaz; hele gönül hiç alınmaz.
Dikkat!.. İnsan hayvandan farklı kılan gönüldür. Gönül ise
yaratanını bilmesi için yalnız Beniâdem’e bahşedilmiş rahmettir.
Aşkı ilâhidir. Yaratılışın sırrıdır. Gönlün kemâlata ermesi!..
30.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
tasavvuf ve yaratanının isimlerini kesir, nihayetsiz zikretmekle
elde edilir!. Bu rahmeti ilâhiye nail olan sadık insan elbette diğer
emri ilâhilerin birbirinden ayrı olmadığını görüp yaşamaya
çalışan, hazreti insan...
Tasavvufun kolu olan tarikatta adab, usül: Dün yaşayan ehli tarika
dünkü terbiye usulü ne idi? Ne olması lazım? Şer’i hükümlerde içtihat
noksanlığından İslâmî yeteri kadar anlatamadık. Anlattık zamana
göre. İlme’l-yakıyn tahsil görmüş kişileri ayne’l-yakıyn, hakkal-
yakıyn gerçeğinden mahrum ettik. Dünya görüşü açısından mahrum
bir ilmin kanun-u ilâhiyi bütün olarak yansıtmadığını
bilemediğimizden yeterli olamadık.
Madde ilminden başka ilme sahip olmayıp o kadarla iktifa
eden materyalistler dini; felsefede göstereceğinin zanları ile ibadet,
taat ve hakikat yoksunu olduklarını ne kadar gizlemeye
yeltenseler de ehli hakikat nazarında gizleyemediklerini bilemiyen
beş duygunun kuru makinası hâline gelmiş bilgeler! Ehlihal
bilirler ki, dinin felsefesi yoktur. Felsefe beşeridir. Din ilâhidir.
30 Din Hazreti ALLAH’ın cümle kullarına bahşeylediği tertibi
ilâhidir. ALLAH’ın kanunlarını inceleyerek ilâve etmenin ve
noksanlık aramanın kişinin aczinden ve bilgisizliğinden başka
izahı yoktur. Felsefenin akışı beyinden kalbedir. Tasavvufun
tariki ise kalbden beyinedir. İkisinin de yolları ayrı ayrıdır. Öz
olarak kalbden beyine giden yola “ehli tarik” denilmiştir...
Felsefeyi tanzimi ilâhi olan tasavvufla eş değer görmeyelim.
Felsefe nefsin ürettiği, maddeden öte gidemeyen ilmel-yakıyndır.
Maddede her zerrede ALLAH’ın varlığının, tenezzülen fiili
sıfatlarının zuhurunu hissetmektir. Müşterisi azda olsa Tasavvuf,
Manadır, dinin aslı ve özüdür. İhlas, takva, veradır..
Tasavvufsuz yaşamak mümkün değildir. Yalnız felsefe ile akılcı
din ürettik. ALLAH’ın bütün kullarının hayrına ihsan ettiği emri
ilâhileri güya düzelterek, akılcı ve mantık ölçülerine göre din icat
ettik. Bazen sıkıştık, koalisyon yaptık. Gerçeklere yeteri kadar hizmet
ettiğini her iki taraf da iddia edemez. Her ikisinin müşterek mahsulü
zamanımızda bütün çıplaklığıyla arz-ı endam ediyor. Küfrün
perişanlığını çeken insanlar hakikati arıyorlar.
31.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Türk milleti daha çok gerçekleri arıyor. Akılcı din olmadığının,
Aklın ölçüsünün cüz’î, esas olanın nakil olduğunun, dinin her yönünü
aklın ölçemeyeceğinin bilincinde olan toplumlar düşmanlıktan başka
bir şey getirmeyen, Dini İslâm’a mal edilen hurafe ve bidatlardan
kurtularak islamiyeti dünyaya bariz gösterecektir, inşallah.
31
32.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’IN MESCİTLERİNDE ALLAH’IN ZİKRİNİ
MEN EDEN ZALİM
ALLAH’ın mescitlerinde ALLAH’ın adının zikredilmesine
engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim
vardır!.. Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri
gerekir. Bunlar için dünyada bir rezillik, ahirette büyük bir azap
vardır. (Bakara Sûresi, 114)
32 Anlamı açık bu ayet’i celilenin bilmem tefsire ihtiyacı var mı?
Açık seçik beyan edilmişken, zikrullahın aleyhinde beyanlarda
bulunarak önlemler alan bilge kişiler için başka sıfat ve isim
düşünebiliyor musun? ALLAH’ın kullarını ihya etmek için lutfettiği
zikrullahdan kullarını mahrum etmek.. İlim adına tahrip ve harap
etmeye gayret edenlere verilen sıfat zulmeden anlamında zalim sıfatını
nasıl anlıyorlar? İmanlı ve şeriatı Muhammediye’ye bağlı olup da
ALLAH’U TEÂLÂ Hazretlerinin isminin anılmasına teşvik
edecekken aksine zikrullaha cephe almak... Ehli zikrin zevkini ve
hâlini bilmediği halde düzeltiyorum zannı ile ALLAH’ın emrine
muhalefetin başka izahı var mı?
Bu abdiâciz şunu gördüm, kesinlikle şahit oldum İlme’l-yakıynın
verdiği meyveyi ayne’l-yakin, hakkal-yakiynda aramayıp da madde
aleminde aramak keçi boynuzundan bal yemeye benzer. Nasreddin
Hocaya sordular: Niçin keçi boynuzu yemiyorsun? Cevaben buyurdu
ki: Bir dirhem bal için bir çeki odun çiğneyemem. İşte veraset yolu ile
gelen emri ilâhileri diraset yolu ile yani akıl ve mantık yolu ile
halledeceğim iddiasına kalkışanlar kendi gibi düşünenler tarafından
makbul gibi görülse de akıbet hakikat yanında iflasa dönüktür. Kevn
33.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
maddealemidir. Akıl ölçüde pek zorlanmaz. Vahiy yolu ile gelen emri
ilâhileri ölçmek aklın işi değildir. Ziya Paşa şöyle der:
İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.
Bu veciz kelâm tecelliyatı ilâhi karşısında beşerin aczini bir nebze
de olsa ne güzel ifade ediyor. Onların o türlü meclislerden nasipsiz
oldukları için korkarak girmeleri icap ederken, Hâlâ bilgisizce
zikrullaha karşı tutum ve düşmanlıkları nereye kadar varacak? Ayet’i
kerimenin bariz şekilde zuhur ettiğini tevil ve tefsire lüzum olmadığını
ne zaman anlayacaklar, hakikate yönelecekler...
33
34.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HAZRETİ ALİ (R.A.)’IN VECİZ BEYANLARI
Hazreti Ali (kerremallahu vechehu) buyurdular ki: Bir zaman
gelir ki, İslâmiyetin ancak ismi kalır. Yalnız adı müslüman ismidir.
Başkaca hiç bir ibadet ve taat bilmez. Kur’an’ın da resmi kalır.
Manasını bilen ve amel eden kalmaz. Mescitleri tamir ederler.
İçinde zikrullah yapılmadığından manen haraptır. İşte o zaman
ehlinin şerlileri zamanın ulemasıdır. Fitne bunlardan çıkar. Gene
fitne bunlara döner.
Yukarıda geçen ayet’i kerimeyi yansıttığı için yazmadan
34 geçemedim. İsmail Hakkı Hazretleri: “ALLAH’ım bize zikri kesir
nasip eyle. Küçük ve büyük günahlardan koru.” diye dua etmiştir.
Deniyor ki: Mü’minin üç kalası vardır: Birincisi mescit, ikincisi
zikrullah ve üçüncüsü Kur’an okumaktır. Mü’min bu üçünden
birini yaptığı müddetçe şeytandan korunur. Kal’ada mahfuz
kalır.
Kesinkes bilelim ki, veraset yolu ile gelen zikrullah, ibadet ve
taat, rahmet, mağfiret.. Motamot kalıplaşmış yani basmakalıp
gösterilmek istenen, hakikatte maddeden öte gidemeyen, madde
aleminde zuhuru görülen tecelliyat mana aleminin fer-i ilmel-
yakıyni durumundadır. Ayne’l-yakın ve hakkal-yakın.. Kula nasip
olması rahmeti ilâhi olan ve kişinin sayi gayretinde görülen, ihlasla
yapılan ibadet ve taatların dünya yaşantısında dahi meyvesini
görmek mümkündür. Manevî rehberlerimiz Peygamber
efendilerimizle ALLAH’ın kullarına bahşettiği mekarimi ahlâk,
ahlâk-ı hamide bu türlü rahmeti ilâhiye nail olmak için tertibi
ilâhidir. Cüz’î iraden manevi kazanca müsait kılınmış. Havfu reca
üzre ol. İmanın şartı olan Amentü’yü her halukarda ehli zakir
kulların şahsiyetlerinde bariz görmek mümkündür.
35.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Bu türlü rehber insanların diplomaları ALLAH tarafından
lutfedilmiş olup zuhuru mana ve zikrullahdır. Hazreti ALLAH bu
toplumların harap edilmemesini emrediyor. Maalesef kevni
hakikatlerden öte gitmeyen felsefeci ilim sahipleri, alimler, gerçekleri
Kur’an’da bariz görseler de kabul etmeleri akılcı dinlerine ters düşer.
Kendilerini haklı görmek için bazı yeterli bilgileri olmayan, iradeden
başka bir şeyi düşünemeyen, mürşidine yeteri kadar manevî yakınlık
duymayıp küfürle iman arasında bocalayan ehli tarik onlar için
bulunmaz malzemedir. Bu mevzuda yanlış yaptıklarını yeri geldikçe
anlatmaya çalışacağım, inşallah.
35
36.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
BENİ ZİKREDİN Kİ BEN DE SİZİ ZİKREDEYİM
“Öyle ise siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana
şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin.”
(Bakara Sûresi, 152)
Vahiy melâikesi Cebrail (aleyhisselâm) Peygamberimiz
Efendimize tebliğ eyledi: “Ya Muhammed, Hazreti ALLAH yalnız
senin ümmetine bu rahmetini ihsan etti.” ALLAH vaadinden dönmez.
Bu hitabı ilâhiyi unutma. Biz acizlere merhameti ilâhi sonsuz
rahmetinin zikrullah olduğunu beyan ediyor. Ehline malum. Onlar bu
36
türlü rahmeti ilâhileri ALLAH’ın lutfettiği hikmeti ilâhiyi bilerek
mutmain olurlar. Taklidi imanı tahkike dönüştüremeyenler bu türlü
rahmeti ilâhiden mahrumdurlar.
Hac zamanı ticaret yapmakta bir günah yoktur. Arafat’taki
vakfeden ayrılıp akın ettiğinizde meş’ar-i Harem'de zikir ile
ALLAH’ı anın. ALLAH’ın size gösterdiği şekilde zikredin. Onun
göstermesinden önce yanlış gidenlerden idiysenizde.. (Bakara
Sûresi, 198).
Hac için niyet edip vazifesini yapmasına engel olmayan ticaretler
için bir günah olmadığını beyanla, meş’ar-i Harem'de zikir ile
ALLAH’ı size gösterildiği şekilde zikredin. Onun göstermesinden
önce yaptığınız yanlış zikirlerinizde bilmediğinizden dolayı
mazursunuz. Bütün alem bir nizam üzere kurulmuştur. Demirci dahi
kızgın demire çekici vurur iken rasgele vurmaz. “Üstatsız sanat
haramdır” denildi.
37.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ZİKR’İ CELÎ, ŞEDİT ZİKREDİN
Hac menasikinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi, hatta
daha kuvvetli bir zikirle ALLAH’ı zikredin. O insanlardan
öyleleri var ki, “bize dünyada ver” derler. Böyle isteyenlerin
ahirette nasibi yoktur.
(Bakara Sûresi, 200)
Bu ayet’i celîlede Hazreti ALLAH buyuruyor ki: Kulum, senin
şahsında ihsan eylediğim rahmetimi görde. Zatımı kesir zikret. Çok
çok anlam taşıyan bu mevzuda kesirin ölçüsü olmayıp, Kur’an’ın çok
37
yerlerinde “zikren kesira” buyurur Hazreti ALLAH, işte bu ayet’i
celîlede. Gaza meydanlarında hasmınızı sindirmek için şecerenizi, kim
olduğunuzu yüksek sesle karşı hasmına olanca gücünle haykırman
hasmının moralini bozar. Psikolojik olarak az da olsa cesaretini kırar.
Eskiden gaza meydanlarında harp taktiği düşmanı sindirmekle
başlardı. Şimdi de gene korkutmak var. Soğuk harp dedikleri. Fakat
taktiklerin şekilleri başka başka. Hazreti ALLAH buyuruyor ki, “işte o
şecerenizi bağırmakla anlattığınızdan daha yüksek bir sesle ALLAH’ı
zikredin.
Menasik-i hacda sadık kullarıma bahşettiğim rahmetlerimi kulum
senin şahsında da ihsan ettim. Bu rahmetimi gör. Zatımı şedit, bütün
gücünle zikret. “Yüksek sesle ALLAH dersen kâfir olursun” diyen,
bilgin geçinenler, merak ediyoruz, bu ayet’i celiyleye mutlaka bir kılıf
uyduracaklar, amma nasıl bir kılıf?!..
Zekerriya: Rabbim! (Oğlum olacağına dair) bana bir alamet
göster, dedi. ALLAH buyurdu ki: Senin için alamet, insanlara üç
gün işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbını çok zikret
38.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
sabah akşam tesbih et. (Â’li İmran Sûresi, 41). Vehuve âlâ küllî
şey’in kadir ALLAH (c.c.) her şeylere kadirdir.
Beşerin alışa geldiği ölçüler dışında harikulade hallerin
peygamber efendilerimizde zuhuru, görülmesi unutulmasın diye
ayrıca rahmettir. Her türlü rahmeti ilâhiye karşılık kullarından istediği
ve emrettiği zatını zikretmesi sabah ve akşam bazı ehlî tasavvuf bu
ayet’i kerimeyi esas alarak günlük virtlerini sabah ve akşam olarak
talim buyurmuşlardır.
38
39.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
KADİRÎ, RUFAÎ TARÎKİ’NDEN
GÂLİBİLİĞİN VERİLMESİ
Dergahımız Kadirî ve Rufaî iken ALLAH’ın rahmeti iki nurun
tecellisi olarak lutfedilen “Gâlibîlik” koluyla bahşedilen zamana göre,
hakikatlerin dışına çıkmadan, lüzumuna binaen virdimizi yirmi dört
saatte bir defa olarak, mühim anlarda kaldığımız yeri unutmamak şartı
ile müsait olduğu zaman gecenin nısfına yani yarısına kadar
bitirmemiz lazımdır.
Cennet mekân Hacı Mustafa Yardımedici Efendimiz hayatta iken
39
de virdimiz aynı idi. Gece yarısı ehlî tasavvufa göre güneşin batışı ile
doğuşu ortasıdır. Gece yarısından sonra o günün vird kapısı açılmıştır.
Daha evvelki günün virdi bitmiştir. Bu türlü ölçüler peygamber
efendilerimize ve varislerine verilen rahmeti ilâhiden gayrı
düşünülemez. Felsefecinin ve akılcı dincilerin bu rahmeti ilâhi
bilgilerinin dışında olduğundan nasipsiz gibidirler. Hazreti ALLAH
cümle kullarına zikrullahı nasib etsin sevdirsin inşallah!...
Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında ya da bizzat
kendilerine zulmettiklerinde ALLAH’ı zikrederler, derhal
günahlarından dolayı hemen tövbe istiğfar ederler. Zaten
günahları ALLAH’tan başka kim bağışlayabilir ki?. Bir de onlar
işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. (Â’li İmran Sûresi,
135).
Hazreti ALLAH: Rahmetimi idrak ettiğin zaman Beni zikredin,
nefsinizden zuhur eden günahları gördüğünüz zamanda Beni zikredin,
tövbe istiğfar edin” buyuruyor. Mevlidi Nebevi’ye başlarken dahi
merhum Süleyman Çelebi’nin:
ALLAH adın zikredelim evvela.
40.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
diye başlaması gibi. Hazreti Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi
vesellem) Efendimizin buyurduğu: ALLAH’tan bir şey
isteyeceğinizde salevat getirerek isteyiniz. Sonunda yine salevat
getiriniz. İki salevat arasında dua ret olmaz. Çünkü Hazreti ALLAH'ın
Kur’an-ı Azimüşşan’da “salevat getiriniz” diye emri vardır. O
bakımdan zikrullah da emri ilâhidir. Zikrullah ile yapılan dua ret
olunmaz. Bunları da bilmek ehli imana göredir.
İmansızlar ancak ALLAH’tan korkmayıp istismara giderek
sihirbazlık yaparlar. Hazreti ALLAH niçin bu türlü duaları kabul
ediyor? diye hemen hatıra gelir. Hazreti ALLAH buyuruyor: Biz
onların iplerini uzatırız. Bu türlü imkanlarını genişletiriz, azabımızı
iyi tatsınlar diye. Onun için: Ey âdem! Haddini bil. İnsan olmak için
Rabbına muhalefet etmeyesin. Delilsiz, rehbersiz bir yere gidilmez.
Dünya böyledir; mana da böyledir. Tertibi tanzimi ilâhidir. Sakın bu
yolun sahtelerini ölçü almayasın. Bunu ölçmek için Rabbımız her
kuluna cüz’î irade vermiş. Cüz’î iraden yetmedi ise, hayatta iken
Peygamber Efendimize, hayatta değilse vârisün-Nebiye sor.
40 Bilmiyorsan vârisün-Nebi'yi, dua ve zikrullah ile Hazreti ALLAH’a
sor.
Dünya hiçbir zaman bu türlü rahmetten mahrum değildir. “Bu
zamanda yok” olamaz. Diyen kişi ALLAH’ı yeteri kadar tanımayıp
ona zulmü uygun gören, madde aleminden başka nasip alamamış,
ilmel-yakından öte bilgiye sahip olmayan akılcı dincilerdir.
İnandıkları ilmi samimiyetle kabre götürebilirlerse sonsuz rahmeti
ilâhiyeden nasiplerini alacaklarından şüphe etmesinler denildi.
Nakilci ilme sahip olanlarla da kendilerini indî ilâhide eşit
görmesinler. Zira bu türlü görüş gerçeklerle bağdaşmaz. ALLAH
cümlesini hakikate erdirsin inşallah. “Emanet ehline verilmediği
zaman siz kıyameti bekleyiniz”. Bu tebliğ maddede olduğu gibi esas
mana için belirtilmiştir. Ehli iman gerçeği her zaman aramış ve
bulmuştur.
Tasavvuf ve tarikatın zuhuru budur. Küllî rahmettir.
Tasavvufsuz semavi din olmaz. Tarikat tasavvufun kollarıdır; fıkhın
kollarının mezhepler olduğu gibi. Din ahlak ve güzelliktir.
Çirkinlikler din değildir. Peygamber efendilerimizin bizlere tebliğ
41.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ettiğiemri ilâhiler öz olarak mekarimi ahlâktır. Dini olmayanda
mekarimi ahlak olamaz. Varmış gibi görünse de satıhdadır. İçe
yansımaz. Yani manasına hulul edemez. Hemcinsine ve Dinin
manasına tecavüz ve tahrip umumiyetle bu türlü simalarda görülür.
Yukarıda geçen ayet’i kerimede “zikrullah ile tövbe istiğfar
ediniz” beyanındaki rumuzu iyi anla da zikrullaha karşı çıkma. “Karşı
değilim” diyorsun amma Kur’an-ı Azimüş-şan’da ALLAH’ın
beyanına, aşığın aşkına, zakirin zikir zevkini bilmeden ters
düşüyorsun. Dikkat et!.. Tekrar edeceğim: Akılcılık prensibinle bu
türlü rahmeti ilâhiyi ölçmek aklın gücü dışındadır. Onlar ayakta
dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit)
ALLAH’ı hatırlayıp zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı
hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler): Rabbımız, sen
bunu boşa yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem
azabından koru. (Â’li İmran Sûresi, 191).
41
42.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
"BU ZAMANDA MÜRŞİT YOKTUR"
DEMEK KÜFÜRDÜR
Zikrullahı icra etmemek için Hazreti ALLAH hiç bahane kabul
etmiyor. “Kulum Beni zikret, kesir zikret. Nasıl bir şekilde olsan da
zikretmeye mani hiçbir hâdise yaratmadım. Ayakta zikret, oturarak
zikret, yan üzeri yatarak da zikret. Dikkat en güzel edepli yatış sağ
yanına yatıştır. Duygusuz olma. Tefekkürle zikret. Bariz, açık olan
tecelliyatı ilâhiden nasip alamıyorsan göklerin ve yerin yaratılışı
hakkında bak ve düşün. O kuvveti, kudreti ilâhiyi kabiliyetin
42
nispetinde tefekkür ettiğin ve Yüce Varlığın karşısında imanın
nispetinde aczini bilmen seni zikri ilâhi rahmetine nasipli kılar. Men
arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu (Nefsini bilen Rabbını bilir)
hitabını, nefsin terbiyesini hayatı boyunca kendisine vazife edinen
âdem insanlığa namzettir.
O anlamıştır ki, âdem terbiyeye muhtaç yaratılmıştır. Peygamber
efendilerimiz de mekarimi ahlâk-ı anlatmak ve öğretmek için
ALLAH’ın rahmeti olarak gönderilmiş. Peygamberimiz Efendimiz
de; “Ben mekarimi ahlâk-ı tamamlamak için gönderildim”
buyurdular. Hiçbir zaman dünyayı boş bırakmamış âdili mutlak
olan Rabbımız. Peygamber efendilerimiz zamanında, gerekse sonra
ALLAH’ın bu türlü rahmetini ihsan ettiğini her an müşahede etmek
mümkündür.
Vârisün-Nebi olan evliyasını kullarına her devirde ihsan eyleyip
cümle kullarını mahrum etmeyen Rabbımız rahmeti ve merhameti ile
bu türlü rahmetini mevcut kılmıştır. Her hangi bir zamanı kastederek
“bu zamanda mürşit yoktur” demek küfürdür. Rabbına zulmü reva
43.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
gördüğündenbu türlü bilgisizliğini şahide ihtiyaç duymadan
kanıtlamış olur.
Namazı bitirince de, ayakta otururken ve yanınız üzerinde
yatarken (daima) ALLAH’ı zikredin. Huzura kavuşunca da
namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz mü’minin üzerine vakitleri
belli bir fazdır. (Nisa Sûresi, 103)
Bu ayet’i kerimede zikrullahı ayrı, namazı ayrıca beyan ediyor.
Mü’minler üzerine namazın farz olduğunu ve namazın vaktinde
kılınmasının emri ilâhi olduğunu, ALLAH’ı zikreden mü’min
kullarının huzura kavuşacağını ve namazı da dosdoğru ancak bu
kullarının kılacağını biz acizlere bildiriyor. Hazreti ALLAH Hucurat
Sûresi’nde (ayet 16) buyurur ki: Habibim, o bedevilere söyle: İman
ettik demesinler, İslâm’a girdik, desinler.” Kul “lâ ilâhe illallah”
der İslâm’a girer. Peygamber efendilerimiz vasıtası ile kullarına
verilen yetki bu kadar. Her ne kadar Beniâdem’in tutumu ve
hareketleri imanlı yahut imansız olduğunun tablosunu gösterse de,
netice ALLAH’ın ilminde malum olup, beşerin aczi bu türlü ölçülere
müsait yaratılmamış. 43
“ALLAH’tan başka ilâh yoktur, illâ ALLAH vardır” diyorsa
beşer ölçüsüne göre müslimdir. Manasını yaşıyorsa ALLAH’ın
mü’min isminin tecelli ettiği bahtiyar mü’mindir. İman sahibi
imanın kemâlatı emri ilâhilerin zuhur ve tecellisini gayri ihtiyari
nefsinde zuhurunu müşahede ettiği gibi başka kişilerin de
görmelerini engelleyemez. Bu türlü insanın hayatı örnektir. O
makbul şahıs için bu hâlinde riya düşünülemez.
Bu ayet’i kerimenin anlamına göre namaz, oruç, hac ve zekat
İslâm’ın şartı olmayıp, imanın neşvünema bulduğu mü’minlerde
tecelliyatı görülen sonsuz rahmeti ilâhinin kul üzerinde bariz
tecellisidir. Emri ilâhi umumi ise de büluğa ermemiş çocuklar ve
İslâm’a yeni girmiş kişilerde öğrenme toleransını unutmamalıyız.
ALLAH’ın emri olduğu da hafife alınmamalı. Şu emri ilâhiyi
hafızamıza işleyelim: “Zikrullah sizleri huzura kavuşturacaktır. O hâl
zuhur ettiği zaman namazı dosdoğru kılacaksınız” işareti ile
zikrullahın faziletini beyan ediyor Hazreti ALLAH c.c.
44.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
MÜNAFIKLAR ALLAH’I ZİKRETMEZLER,
YÂD ETMEZLER
Münafıklar ALLAH’ı zikredemezler, yâd eylemezler.
Zikretseler de pek az ederler ki, o da ağızlarındandır. (Nisa
Sûresi, 142)
Zikrullahın aleyhinde ahkam kesip ALLAH’ın zikrinden kullarını
mahrum eden mana yoksunu bilge kişinin hallerini beyanla Hazreti
ALLAH bu kulluklarının vasıflarını nasıl izah ediyor... Onlar zikreden
bir topluluk gördükleri zaman oradan kaçarlar.
44
O zikir toplumunun içinde hasbelbeşer bulunsalar da angarya
kabilinden zikrullah dudaklarından öte gitmediği gibi, sesleri de
çıkmaz ve cemaatlerde ALLAH’ı yâd etmezler, Cenab-ı Hak'tan hiç
bahsetmezler. Bu türlü insanların şerrinden ehli zikir olarak Rabbıma
sığınırız.
Şeytan içki ve kumar yolu ile ancak aranıza düşmanlık ve kin
sokmak, sizi ALLAH’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak
ister. Artık vaz geçtiniz değil mi?
(Maide Sûresi, 91)
Bu ayet içki ve kumarı yasaklayan üç ayetin sonuncusudur ve
kesinlik ifade eder. Dünyamızı ve ahiretimizi ihya etmek için türlü
rahmetiyle biz aciz fakat inanan kullarına hayrı ve şerri bildiren
Rabbıma sonsuz hamd olsun. Kişinin dünyasını ve geleceğini
karartan, kötülüklerin anası olan içki ve kumarı büyük günah sayarak,
zararının büyük olduğunu, “zira ALLAH’ı zikretmekten ve namazı da
dosdoğru kılmaktan alıkoymak ister” buyurması ile kullarının aczini
ne güzel ifade ederek bu türlü tehlikelerden sakınmamızı emrediyor.
45.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İrademizi kanun-u ilâhiye göre tertip ve tanzim yetkisini istisnasız
bütün kullarına bahşetmiş ve kullarının aczine göre "illâ rahmetimden
istifade etsinler" anlamında rahmetini gazabının üstünde tutmuş,
Maide Sûresi, ayet 91’de bildirmesiyle bizleri zikrullahtan ve namaz
kılmaktan alıkoyan günahlardan sakınmamızı hassaten emrediyor.
Rabbıma tazarru ve niyaz ediyor, bütün gücümüzle yalvarıyoruz.
Biz aciz kullarını zikrullahın ve namazın zevkinden mahrum eyleyen
büyük ve küçük günahlardan bizleri yoktan var eden Rabbıma
sığınırız...
45
46.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
RABLARININ CEMÂLİNİ İSTEYEREK
SABAH AKŞAM ZİKREDENLERİ YANINDAN
KOVAYIM DEME
Ve öyle, Rablarının cemalini isteyerek, sabah ve akşam ona
dua edenleri ve zikir edenleri yanından kovayım deme. Sana
onların hesabından bir şey yok. Senin hesabından da onlara bir
şey yok ki, biçareleri kovup da zalimlerden olacaksın. (En’am
Sûresi, 52).
46 Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Cenab-ı Hakkı zikreden bir
topluma uğradı. Buyurdu ki: “Ey zikreden cemaat, sizler bir
cemaatsiniz ki, Cenab-ı Hak: Sabah akşam Beni zikreden
kimselerle sen de otur, nefsinin onlarla beraber olmasında sabret,
ayet’i kerimesini sizin sebebinizle inzal buyurdu, diye o cemaati
taltif etmiştir.
Hazreti Resulullah (s.a.v.) Efendimize müracaat ederek, nakli
yeteri kadar kabullenemeyip aklın dini tertiplerinin etkisinden
kurtulamayan ashâbın bazıları “İbn Reveha çok zikir meclisi kuruyor,
ashâb-ı toplayıp zikir yaptırıyor” diye şikayet ettiler. Hazreti
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz: ALLAH İbn Revaha'ya rahmeti ile
muamele etsin. Çünkü ALLAH’ın meleklerine karşı övündüğü
zikir meclisini seviyor” buyurdu.
Tevhit dininin özünü idrak edemeyip aklın ölçüsünden başka ölçü
kabul edemeyenler zamanımızda hayli çok olduğu gibi asrı saadette de
mevcutları küçümsenmeyecek kadar çoktu. ALLAH’ın emirlerini
harfiyyen yaşamaya çalışıp ALLAH’ın elçisinin gösterdiği yoldan
sapmamaya çalışan bahtiyarlar da şeriatı Muhammediyeyi yaşadıkları
gibi başkalarına da ikaz ve irşatta örnek idiler.
47.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Bazıları da her ne kadar tevhit dinini kabul ettilerse de beşerin
ürettiği nefsani dinlerini tamamı ile terk edemediler. Çünkü nefsani
din semavi dinden nefsin hazzına daha daha uygun olduğundan
nefsani din nefse daha caziptir. Hayvani şubelerinden geçemeyen
ademde, amentü’ye yani imanın esası olan altı şartına inanmayan
şahıslarda nefsin ürettiği din daha etkileyici olduğundan batıl
inançlarında ehli zikri ehli hakikatı dışlamalarının tarih boyu devam
ettiğini din adına müşahede etmek mümkündür.
Ve dini tedrisatlarda zamanla materyalist inançlara hitap edecek
kalıplara yerleştirilmiş hakikatler felsefeye dönüştürülmek isteği ile
nakle itibar edilmeyip akıl ön plana çıkmış, nakle itibar protokolde
kalmış, (O müttekıy kullarım gayba iman ederler) (Bakara Sûresi
3) hitabı ilâhisini nefsani prensiplerine uygun görmemişlerdir. Bazıları
da yalnız iradeden başka ilim ve talebi kabul etmeyen tasavvuf ehli
dahi hurafe ve bidatten kurtulamamış, tarafı etrafına kötü örnek
olmuştur.
ALLAH’a olan inancını yalnız duyduğu ve işittiği gibi
samimiyetini koruyabilenlerin belirli şahsiyetlerden öğrendikleri 47
kadarıyla samimi olanların rahmeti ilâhiden nasipli olduklarının,
mahrum olmadıklarının her an görülmesi mümkündür. Rahmeti
ilâhidir. Şurasını kesinkes hatırdan çıkarmayalım: Ehlihal yer yüzünde
her zaman mevcut olup “arayan Mevla'sını bulur” kelâmı anlamsız
değildir. Bakara Sûresinin hemen 3. ve 4. ayetlerini bilgilerinize arz
ederim: O müttekıy kullarım gayba iman ederler, namaz kılarlar,
kendilerine verdiğimiz mallardan infak ederler. Yine onlar sana
indirilenlere, senden önce indirilenlere ve ahiret gününe iman
ederler. (Bakara Sûresi 3,4)
ALLAH’ın kadrini hakkıyla taktir etmediler. Çünkü
“ALLAH hiç bir beşere bir şey indirmedi” dediler. De ki: Öyle ise
Musa’nın insanlara bir nûr ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de
parça parça kağıtlar hâline koyup açıkladığınız, çoğunu
gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin de, atalarınızın da
bilemediğiniz şeyler size öğretilmiştir. (Ya Muhammed:) Sen
ALLAH de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynaya
dursunlar.
48.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
(En’am Sûresi, 91)
Habibim, sen ALLAH’ı zikret, “ALLAH” de. Kul sıkıştığı, aciz
kaldığı zaman, beşeri gücü bittiği yerde tazarru ve niyaz kasti ile
“ALLAH” der.
48
49.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ÜZERİNE ALLAH’IN ADI ZİKREDİLMEDEN
KESİLEN HAYVANIN ETİNDEN YEMEYİN.
Üzerine ALLAH’ın adı zikredilmeden kesilen hayvanlardan
yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar
evliyalarına sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar.
Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de ALLAH’a ortak koşanlar
olursunuz.
(En’am Sûresi, 121)
ALLAH’ın ismi zikredilmeden kesilen hayvanların etinden 49
yenilmesinin haram olduğunu beyanla, şeytan evliyalarının sizinle
mücadelesi zikrullahtan sizi uzaklaştırmakla başlar. İlk anda bariz
zararı görülmese de netice hüsrandır. İster istemez o da ALLAH’a
ortak koşanlardan olur. Umursanmayan küçük günahlar zaman zaman
büyük günaha dönüşür. İnsan her türlü gelişmeye müsaittir. Nefse
fırsat vermemeli.
En güzel isimler ALLAH’ındır (esmaü’l-hüsna). O halde ona o
güzel isimlerle dua edin.
Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar
yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır. (A’raf Sûresi,
180)
Esmaü’l-hüsna ALLAH’ın isimleri, Cenab-ı Hakkın güzel
isim ve sıfatlarıdır. Şu an içinde bulunmakla dünyada şerefli ve
efdali mahluk olan insan ALLAH’ın rahmetinin tecellisi olan
esma ve isimlerinin zuhurunun mahsulüdür. Bütün alem,
mahlukat, cemadat ve felekiyyat ki cem’inin çekirdeği insan
olmaya namzet Beni-âdem’dir. Ve kül olarak Cenab-ı Hakkın
“Hakim” ismine ve “mürebbi” sıfatının zuhuruna senin ruhi ve
50.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
nefsani yönünün ne kadar muhtaç ve elzem olduğunu
bilebilseydin! Dikkat edersen anlarsın. Bir zatın vâris, bais
isimlerine “Baki”, “Kerim”, “Muhyi” ve “Muhsin” ünvanlarına
ruhunun neşvüneması bakımından muhtaçsın.
ALLAH’ın merhameti olarak lutfettiği elçilerini ve vârislerini
inkâra cüret ettikleri gibi, “bu zamanda böyle şeyler olmaz” diye
ALLAH’a zulüm isnat edercesine küfre gitmezlerdi. Rahmet
sıfatlarının tecellisi hiçbir zamanla sınırlı olmayıp, her an mevcut olup
rahmettir. “Siz asrı tan etmeyin” zamanı suçlamayın, ilmi müsait
olmayan kişiler yaptıkları hataları başkalarına yüklemekten
ferahladığını zannederler: Cehalettir.
Müttekıylere şeytandan bir tahrik gelirse ALLAH’ı
zikrederler de derhal basiret sahibi olurlar, şeytanın tahrikini
defederler. (A‘raf Sûresi, 201)
ALLAH’ın ittika sahibi mütteki kulları gayba iman edenlere
verilen sıfat ihlas, takva, vera sıfatı ile taltif görenler, şeytandan bir
tahrik gelirse ALLAH’ı zikrederek şeytanın hilesinden kurtulurlar.
50
Çünkü onlar basiret sahibidirler. Şöyle ki, avamın görüşünün daha
fevkinde görüş sahibidirler. İttika sahibi, müttekıylerin görüşleri
namütenahi değildir. Amma hayrını şerrini idrak edecek kadar
lutfedilmiştir. (Bu dünyada âmâ, ahirette âmâ).
51.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
TASAVVUFÎ MÜRACAAT (RABITA)
“Bu dünyada âmâ, ahirette âmâ” ayetini idrak etmiş bahtiyarlar...
Onlar şeytandan tahrik geldiği zaman kendi iradeleri ile izale
edemezlerse ALLAH’ı zikrederek, aczini itiraf ederek (rabıta)
yaparlar. ALLAH’a iltica ederler. Zati sıfatı olan “muhalefetün lil-
havadis” (yarattığı hiç bir şeye benzemeyen) Rabbını bir şekilde
tahayyül etmeden rabıta edemeyeceğinden rahmeti ilâhi olarak kuluna
ferahlık ihsan etmiş. Şeriatıyla yükümlü olduğu ALLAH’ın elçisi
Peygamber Efendimiz ahirete yürümüşse hayatta olan vârisini
ALLAH’a müracaat etmesi için Resûl-i Ekrem ve Nebiyyi muhterem 51
(s.a.v.) Efendimizin talimi üzere rabıta yapar.
ALLAH’a müracaat kastı ile şeriatına tâbi olduğu Peygamber
Efendisinin suretini tahayyül ederek o sureti tahayyül edemiyorsa,
veraset taşıyan mürşidini bir an müracaat kasti ile düşünmesi. Ne için
rabıta etti ise rahmeti ilâhinin bu yönde hemen zuhurunu zevkle
görecek. Ve mutmain olmaması ehliaşk için düşünülemez.
Samimiyetle yapılan rabıta ret olunmaz. Yeter ki mürşidi sahte
olmasın,. Dünyasını değiştiren mürşitlere de rabıta edilmez.
Mürşidin bir ölçüsü de rabıtadır. Misal olarak arz edeyim: İbadet ve
taat anında şeytan engellemek ister. İşte o an kastın ALLAH’a iltica
olarak rabıta yaptığın an bir anda o engelin imha olduğunu göreceksin.
Nefsin ve nahoş hâdiselerin zuhurunda da manen müdahale
istiyorsan hemen Rabbımın lütf-u ihsanı olarak rabıtayı unutma.
Bize üstatlarımızın tavsiyeleri bu veçhile olup, bizde devamlı rabıta
tavsiye edilmemiştir. Na-ehil rabıtayı bilmediği için küfür zanneder.
Kesinlikle bilelim ki, imandır. Amentü’ye küll olarak iman
edenlerin, kitab-ı ilâhiyi, Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği şeriatı
52.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
kabul edenlerin, ALLAH’ın lütfu olan tertibi, tanzimi ilâhiyi kabul
etmesi ile yaşayabilen sadıkların, bahtiyarların yolu. Tasavvuftur,
tarikattır. İhlas, takva, vera bu yolda yaşanır. İtminanı kalb tecelli
eder. Mananın zevki kalıcı olur. İmanının verdiği gerçeklerin
güzelliğini nefsin yasak zevkine dönüştürmediği müddetçe mütteki
ve mü’mindir!..
Rahmeti ilâhiyenin kalıcı ve devamlı olmasına en büyük vesile
kalbinde kalası kurulmuş, üzerinde titizlikle durulan, ehlî tasavvufun
yegane ümidi ve silahıdır. “Lâ ilâhe illallah”ın manasını yaşayıp ehli
tevhidin, ehliaşkın yegane ümidi, dayanağı Hazreti ALLAH’ın rızasını
kazanmaktır şunu hatırdan çıkarmayalım. Bu rahmeti ilâhi akılcı
dincilerin ölçülerine göre değildir..
Onlar ibadet ve taat yönündeki emri ilâhileri, zikir meclisinde
olanların cümlesi kemâlatlı kullarımdır hitabı ilâhiyi yeteri kadar
kabul edemezler. Haşa, bu halleri imansızlık değil. Fakat taklitten öte
gitmez. Gitmiş gibi görülse de kalıcı değildir. O kemâlatlı kullarına
benzemez. Sahih-i Buhari’nin (Tecrid-i Sarih Tercümesi) onikinci
52 cildinde Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayet edilen hadisi şerifte “Zikir
meclislerini arayan melâikeler vardır. Zira melâikelerin gıdası
zikrullahdır.” Devam eder... Hadisi Şerif’in nihayetinde
melâikelerinin sualine cevaben “Ey melâikelerim, sizleri şahit
kılarım ki, o mecliste bulunanları korktuklarından emin,
umduklarına nail eyledim. Onlar öyle kemâlatlı kullarımdır ki,
onların yanına şaki gelmez. Onu da affettim” diye buyurdu, Hazreti
ALLAH (c.c.).
İmanları akıl ölçüsünden öte nasip almak istemeyenler için
rahmeti ilâhiler, manevî tedrisat görmediklerinden, onlar için elbette
gariptir. Hüküm ALLAH’ındır. Gerçek ilim ALLAH’ın yed-i
kudretindedir. Hikmet, buyurmuştur. Hikmet, mü’minin kayıp
malıdır, nerede bulursa alsın, hitabı ilâhisi umuma şamil olup (biz
Yusuf’a rüyanın tabirini öğrettik, ona hikmet verdik) buyurduğu gibi
istisnai ilimlerin istisnai vazifelilerde zuhuru görülür.
53.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İRŞAT VAZİFEMİN VERİLMESİ,
MANEVÎ ZUHURAT
Bu abdiâcizi de cüz’î de olsa bu türlü rahmeti ilâhiden nasipli
eylemiş Hazreti ALLAH’a hamd olsun. Bildiğim kadarı ile, resmiyet
ifade eden elli yedi senelik dervişim. Elli senedir de ALLAH’ın emri,
Hazreti Resulullah’ın beyanı ile irşada vazifeliyim. Şeyhim
Kahramanmaraşlı, Maraş Fatihi Ali Sezai Kurtaran Efendi’nin
halifesi Hacı Mustafa Yardımedici’dir. Şahitler huzurundaki
53
tebliğde kayınpederim, yedi tarikten icazetli Çorumlu Şeyh Hacı
Mustafa Anaç Efendi de mevcut idi ve şahitti. Tebrik edenlerin ilki
idi. Manevî vazifem tebliğ edildi.
Vazifenin bu abdiâcize verilmesinden yaklaşık bir ay evvel 1956
senesi Berat Gecesi Peygamber Efendimizin ve Hulefa-i Raşidin
efendilerimizin bulunduğu kalabalık manevî bir toplum içerisinde
imtihan oldum. İmtihan kaal değil hâl imtihanı idi. Peygamberimiz
Efendimiz önünde büyük defter bulunan Ebu Bekir Sıddık (r.a.)’a
emirle: “Yaz, Şeyh Sadi Şirazi diye yaz,” buyurdu: İçimden: “Şeyh
Sadi Şirazi çok evveller yaşadı ve ahirete yürüdü” diye düşünürken
Efendimiz: “İkinci Şeyh Sadi Şirazi diye yaz” emrini verdi. Manevî
vazifemde, yaşantımda mizaç itibarı ile Sadi Hazretlerine benzer
yönlerimi görüyorum.
Semavi dinde yeri olmayan, Hazreti ALLAH’a noksanlık isnat
eder gibi pozisyona sakın düşmeyesin, tenasüh yani (reenkarnasyon)
demeyesin. Ömer’ül-Faruk (r.a.) hilafeti zamanında hutbe irad
etmişler ve tenasühün dini İslâm'la bağdaşmadığını, küfür
olduğunu beyan etmiştir. Kuvveti, kudreti ilâhiyi yeteri kadar
54.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
bilemeyenlerin uydurmalarıdır. Halikı Zülcelâl ruh ve ceset bulmak
da güçlük mü çekiyor ki, bu hale tevessül ediyor?
Nasreddin Hoca’ya sordular: “Eskiyen ayları ne yapıyorlar?” diye.
Cevaben: “Ufak ufak parçalayıp yıldız yapıyorlar” diye işin içinden o
gün çıkmıştır. Amma bugün değil. İnsanların kültür seviyesi
yükseldikçe hurafa ve bidatlardan uzaklaşacak, ALLAH’U TEÂLÂ’yı
daha yakın anlayacak, kullukta kusur etmemeye gayret gösterecek.
Tebliğ edildi, şeyh oldum. Mana aleminde, Peygamberimiz
Efendimizin Hulefa-i Raşidin Efendilerimize emri ile, emri
Peygamberi olarak kayd edildi. Kayınpederim Çorumlu Hacı
Mustafa Anaç Efendi manevîyatın emri ile, bu hâdiseden on üç sene
sonra, gene manevîyatın emri ve tasdiki ile, muttali oldum, tariki
Kadirî ve tariki Rufaî’den irşada selahiyetli kılındığımı tebliğ ve
tasdik eden icazetnameyi şahitlerin de tasdiki ile şahsıma tevdi
etmiştir. ALLAH cümlesinden razı olsun.
1968 senesinde şeyhim efendim darülbekaya irtihal ettiler.
Makamı cennet olsun. Yanlış yapmayayım, telaşesi ile Efendimle
54
teberruken, manevîyatın emri ile, Efendimin Nakşibendi
tarikatindan istiharesi çıkan Maraş ve havalisinde vazife isteyenlere
vazife vermesini, Efendimin de Hacı Sami Efendi Hazretlerine
Kadiri’den teberrük makamında emir ile tebliğ ettiklerini muttali
idim.
İstanbul’da Erenköy semtinde bulunan malikhanesine
muhterem damadı cennet mekân Hacı Ömer Kirazoğlu ve bugünkü
halifesi Hacı Musa Topbaş Efendilerin de yardımları ile
Ankara’dan da ziyarete gelen Hacı Necati Efendilerle birlikte ziyaret
ettik. Fakire hayli ilgi gösterdi. Vazifemi tebrik ettiler. Mübarek
ellerini kaldırarak dua ettiler. Orda mevcut olan cemaat da duaya
icabet edip “amin” dediler.
Dua, hatırımda kaldığı kadarıyla manevî vazifemi tasdik
mahiyetinde olup “ALLAH müridini çok eylesin, dünya ve ahiret
işin rast gitsin” idi. Buna benzer hayli dua ettiler ve şu gerçeği
bildirdiler. Makamı cennet olsun, teberrükler Mustafa Efendi ile
ikimiz arasında idi. “Vazife irtihâli ile gene ikimiz arasında kaldı”
buyurdu.
55.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Hacı Sami Efendi hazretleri yeri doldurulamayacak büyük
insandı. Hayatta iken de, irtihâlinden sonra da çok çok tasarrufatını
gördüm. 1956 senesinde Şeyhim Efendim Ulucanlar Mahallesinde
iskan ettiğinde Hacı Sami Efendi Efendimde misafir olarak bir gece,
iki gün kaldılar. Fakir, gidene kadar hizmetinde bulundum. O
hizmetin zevkini hâlâ yaşıyorum.
1956’da iadeyi ziyarete Alemdarzade Mustafa Efendi’nin
İstanbul Yemiş’teki yazıhanesinin üst katında Hazreti ziyaret ettik.
Efendim dahil sekiz kişi idik. Hazreti ALLAH cümlesinin
makamlarını cennet eylesin amin !...
Gavs’ul-A’zam Seyyit Abdulkâdir Geylâni (k.s.) Hazretleri
evladlarına: “Dünya ve ahiret seni mes’ud edecek iki şey tavsiye
ederim: Evliyaya hizmet, fukaraya himmet ” buyurdu.
Kur’an-ı Azimüşşan’dan evliya lafzını kaldırıp, yerine, hiç
manevî anlam taşımayıp, avamın her mevzuda kullandığı “dost”la
iktifa edenler bu türlü füyüzatı ilâhi ve manevî zevkten
nasipsizdirler. Cümlesine ALLAH gani gani rahmet eylesin, bu
55
hususta merak edip soranlara teferruatıyla anlatırım, inşallah.
56.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
GÂLİBÎLİK
Ağustos 1993 tarihinde manevî meclisin kararı ile Kadirî ve
Rufaî tarikının rahmet zuhuru birleşimi “Gâlibî” olarak kol
lutfedildi. O mecliste bulunan ALLAH’ın rahmet sıfatlarının
tecelli ettiği yol bahtiyarları Gavs’ul-Azam Seyyit Abdulkâdir
Geylâni, Seyyit Ahmede’r-Rufaî, Şeyh Ahmet Yesevi, Şeyh
Ahmed Kuddusi, daha nice manevî büyüklerimiz tebliğleri ile
hayli kişilerin manalarında da zuhuru görülmüş.ve dosyada
56 mevcuddur Rabbım layık kılsın ve bütün kullarına istifade
etmelerini nasip eylesin. Amin. Rabbımın lutfu ihsanı olarak
“Gâlibîlik” kolu verildi.
ALLAH ve Resulüne inanan insanlar için zevk alsınlar, bilsinler
ki, maksadı ilâhi yalnız madde değil. Bu abdiâciz bazı manevî
tecelliyat ve görgüleri az da olsa açıklamaya çalışıyorum. Beşer
ölçüsüne göre açıklamalarda dün varlık ve riya olur korkusu galipti.
Zaman zaman bu türlü gizliliğin inanan insanlara zarar verdiğini
gördüm. İnsanların anlayacakları ölçüde ehlinin anlatması gerekli.
Çünkü küfür bütün çıplaklığı ile meydana döküldü. Bilenler rahmeti
ilâhiyeyi hâlâ bildiğimiz kadarı ile anlatmıyacakmıyız. “Biz arza nice
ayetler indirdik” yeryüzündeki gökteki ayetleri lutfu ilâhi ile az
çok okuyup zevkini alanlar bu ayetlerden bahsedemiyecekmi?
Ehli bu yönlü manevî ilimlerini gene kabremi götürecekler? O
mana ilmi, dünya için gerekli kılınmış eşyâyı yerinde kullanmayı
bildiğin gibi, metafizik olan manayı da yerinde kullanamıyacak
mıyız? Kullanma yeri dünyadır gafil olmayalım!...
57.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Maddenin felsefesini yaptıkları gibi manayı da, ALLAH’a tazarru
niyaz ederek, samimiyetle tefekkür etsinler. Gerçeği görecek ve
yaşayacaklardır. Bu türlü manevî yolun kadrini, kıymetini idrak eden
kemâlatlı kullarına dahil olacaklardır, inşallah.
Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek yüksek olmayan bir
sesle sabah akşam Rabbını zikret, gafillerden olma. (A’raf Sûresi,
205).
Ehli zikrin sabah akşam virt edinmelerini buyurduğu gibi,
duygusuzca olmayıp zikirle beraber tazarru ve niyazı terk etme. Havfu
reca üzere ol. Hafi, senin kulağının duyacağı kadar. İşte o zaman
rahmeti ilâhinin zuhuru ile aczinin, zaafının mahsulü rahmeti ilâhinin
tecellisi ile ürperti zuhur edecek. Miracın ilk safhasıdır. O hâli ne
kadar muhafaza edebiliyorsan kemâlattır. Manevî haller kişinin elinde
olmayıp kudreti ilâhinin yedindedir.
57
58.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
MÜ’MİNLER ALLAH ZİKREDİLDİĞİ
ZAMAN YÜREKLERİ TİTRER
Mü’minler ancak ALLAH zikredildiği zaman yürekleri
titreyen, kendilerine ALLAH’ın ayetleri okunduğunda imanları-
nı artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.
(Enfal Sûresi, 2).
Halikı zülcelâl biz aciz kullarına, mü’min isminin tecelli ettiği
istisnai kişilerdeki rahmet tecellisini aczimize göre ölçü veriyor.
58 “ALLAH zikredilince kalbleri titrer.” Kaal ve laf ebesi! Bu türlü
şerefe hayatın boyunca rastladın mı? “Evet oluyor” desen de
kimseyi inandıramazsın. Çünkü yaşantın ve icraatın zikrullaha
karşı. Menfi tutumun, bu yönlü ALLAH tertibine itirazın,
rahmeti ilâhiden mahrumiyetin zuhuru elbette taşlaşmış kalp
olacaktı. Sonsuz rahmeti ilâhi “taşlaşmış kalbi ancak gene biz
açarız” buyuruyor.
İnadı bırakalım, kesbiye verdiğimiz önem kadar vehbiyi de
önemseyelim. Cüz’î iradenden elbette sorumlusun. Amma küllî
iradenin üzerine çıkma gücü beşere verilmemiş iyi bil. Müminler,
ALLAH’ın Kur’an’da ve arzda zuhur eden ayetleri okunduğu zaman
imanları arttığı gibi Rablarına daha çok dayanır ve güvenirler. Yegane
terbiyeci Hazreti ALLAH’tır, Rab isminin tecellisi her an gerek
eşyada gerekse şahıslarda müşahede edilse de. “Habibim, Rabbım
ALLAH, de” hitabını hatırdan çıkarma.
59.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’I ÇOK ZİKREDİN Kİ BAŞARIYA
ERİŞESİNİZ
Ey iman edenler. (Savaşmak için) her hangi bir toplulukla
karşılaştığınız zaman sebat edin ve ALLAH’ı çok zikredin ki, başarıya
erişesiniz. (Enfal Sûresi, 45).
Gaza meydanlarında ALLAH’ı zikredin, çok zikredin, yüksek
sesle şiddetli zikredin ve sabredin. Sabredin ki, başarıya ulaşasınız ve
sebat edin. Sabreden zafere ulaşır, müjdesini unutmayalım.
Ecdadımızın tarih boyu zaferler kazandığı zamanlar inanarak, sebatla
59
ALLAH’ı çok zikrettikleri zamandır. Zikirle yapılan tazarru ve
niyazlar reddolunmaz.
İrtihal eden iman sahibi bahtiyarları manada gördüğümüzde
hassaten ricaları zikir halakalarında yapılan dua ve ruhlarına hediye
edilen fatihaların karşılığında ihya olduklarını çok derviş manasında
görmüştür. İtimat et, gafil olma. bunlar iman edenler ve gönülleri
ALLAH’ın zikriyle sükunete erenlerdir. “Bilesiniz ki, kalpler ancak
ALLAH’ı zikretmekle huzur bulur. (Ra’d Sûresi, 28).
Bu ve buna benzer açık ve sarih, tefsire muhtaç olmayan, Kur’an-ı
Kerim’de zikir ayetlerini gördükçe, ALLAH’ın kullarını zikir
meclislerine ve zikrullaha teşvik edecekken, bu rahmeti ilâhilerden
ALLAH’ın kullarını mahrum eden tedris nasıl bir tedrisattır, nasıl bir
ilimdir, bunu anlatan nasıl bir alimdir ?
ALLAH bu mevzuda tövbe istiğfar nasip etsin. Kusurlarını
affetsin. “Ne yapayım, mecbur oldum” mazeret değil. Dünya çok
kıymetlidir. İşin ahirete kalmasın. Zalim sıfatından kurtul.
Kurtuluşu ahirete bırakma. Ehli zikrin bedduasını alma. (Alma
mazlumun ahını çıkar aheste aheste) hitabına dikkat et. Ayetleri iyi
60.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
oku, tevil tarafına kaçma. Bu abdiâcize inanmaz isen samimiyetle
Hazreti ALLAH’a sor.
60
61.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
BİLMEDİKLERİNİZİ EHLİ ZİKRE SORUNUZ
VELAYET MAKAMI ERKEK İÇİNDİR KADIN O
MAKAMA ÇIKAMAZ
Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden
başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız
zikir ehline sorun. (Nahl Sûresi, 43).
Senden önce de erkeklerden başkasını peygamber olarak
göndermedik. Melâike ve kadından da peygamber göndermedik. 61
Melâikeyi ve kadını peygamberlik sıfatına uygun yaratmadık. Makamı
velayet erkekler içindir.
Kadın makamı velayete çıkamaz. Kadından peygamber olmaz.
Mürşit yani evliya olmaz. Veli de olmaz. Hatun olur. İmametlik erkek
içindir. Kadının kadına imametliği keraheten caizdir. Kadın Âdem’e
lazım olduğu için yaratıldı. Âdem’in sol kaburgasından halk oldu.
Peygamberimiz Efendimiz böyle izah ettiler. Kadınlar teklifatla da
yükümlü kılındılar. Teklifatı ilâhi kadınlar için erkeklere nazaran
toleranslıdır. İbadet ve taat yönünde en ufak hareketleri çok şey
kazandırır kadına. Şeriatı Muhammediyye’de kadın diğer şeriatlara
nazaran daha muhteremdir.
Peygamberimiz Efendimiz “cennet anaların ayakları
altındadır” buyurdu. Ananın terbiye, bilgi ve görgüsünün evladı
üzerinde mutlaka zuhuru görülür. Babanın da evladın terbiyesine
etkisi olsa da, ana kadar olamaz. Çünkü ana terbiyesi beşikten başlar.
Sütünün temizliği de önemlidir. Peygamberimiz Efendimiz: “İlim
beşikten mezara kadardır” buyurdular. Yaşamaktan maksat rıza-
62.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yı ilâhiyi kazanmaktır. Bu bakımdan kadın erkekten daha müsait,
tabir caizse kadın rahmeti ilâhiyede iltimaslıdır.
Tertibi ilâhinin her hâlinde adalet görülür. Erkeğin vazifesini
kadına, kadının vazifesini eşit yapacağız diye erkeğe yakıştırmak
zulümdür. Kadında da erkekte de istisnailer vardır. İstisnailer kaideyi
bozmazlar. Kültür seviyesi düşük, ücra yerlerde kadına yapılan zulmü
anlatmaya gerek var mı? Erkek kahvede oturur. Erkeğin bütün işlerini
de dışarıda ve içeride kadın görür.
Beniâdem’in erkeklerini velayete uygun yarattık. Bilemiyorsanız,
makamı velayetten nasip almış, ALLAH ve Resulü’nü şüphesiz kabul
etmiş, şeriatı Muhammedi’yi nefsinde yaşamaya çalışan, ALLAH’ın
zatına, sıfatına ve fiiliyatına uygun isimlerini kesir, aşkla zikreden, her
gün verilen evrat ve ezkarının dışına çıkmadan, adap ve erkan üzere
virt eden erbab-ı zikirden sorunuz.
Abdiâciz manevî vazifem itibari ile Rabbımın buyurduğu erbabı
zikri anlatıyorum. Bazı ulemanın “ehli kitaba sorunuz” diye tefsir
etmesi marifetullah noksanlığından kaynaklanıyor. Ehli kitabın da
62
evliyasından sorabilirsin amma evvela mensup olduğun şeriatın
evliyasını bul. Bu mevzuda o kemâlatlı kullarıma rahmeti ilâhi bu
türlü müşkülatınızı halletmeye müsaittir. Enbiya verasetine ancak
onları uygun yarattım. Hikmet verdim. Biz dilediğimize hikmet
veririz. Hikmet verdiğimizi de rahmetimizle ihya ederiz.
Peygamberimiz Efendimiz bir hadisi şeriflerinde buyurdular ki:
"Müferridun ilerlediler. Müferridun nedir, ya Resulallah?
Müferridun ALLAH’ı çok zikreden erkek ve kadınlardır" buyurdu.
Hazreti ALLAH zikrullahda erkek kadın ayırt etmiyor, şer’i
hükümler dışına çıkmamak suretiyle.
63.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
YEDİGÖK, DÜNYA VE BUNLARDA BULUNAN
HERKES ONU TESBİH EDERLER. ZİKİR VE
TESBİH ETMEYEN BİR ŞEY YOKTUR.
"Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes onu tesbih
eder. Onu övgü ile zikir ve tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ne
var ki siz onların tesbihini anlamazsınız. O çok yumuşak ve
bağışlayıcıdır." (İsra Sûresi, 44).
Bu ayet’i kerimede daha bariz, daha açık görülüyor ki, ALLAH’ı
tesbih etmeyen bir zerre düşünülemez. Dünyada, bütün alemde, yedi 63
kat semavatta yaratılan her zerre lisanı hâl ile ALLAH’ı zikir eder,
tesbih eder. Tesbih ve tesbihat zikrin cem’idir, yani çoğuludur.
Zikrullahı tesbihat ile “Beni kesir zikredin” emrine uyanlara, bu
yolda irşada vazifeli kılınanlara tâbi olup, aldığı virdini her gün
adedine riayet edip samimiyetle okuyup, ALLAH’ın emrettiği şer’i ve
insanî hükümleri de yerine getiren bahtiyar insana verilen sıfatların
bariz bilinenleri erbabı zikir, zakir, ehliaşk, ehlihal, ehli tarik, ehli
takva, ehli vera, ihlas ehli, cemi ALLAH’ın mü’min isminin tecelli
ettiği bahtiyar insan.
Bütün insanlar bu rahmetin ekserisini uygulamaya müsait
yaratılmıştır. Kıskançlığı bırak. Rahmeti ilâhi nefsani duygulara göre
değil, ilâhi emre göredir. Samimiyetle uymaya çalış. Aklının
ölçemeyeceği rahmeti ilâhileri Peygamber Efendimizin hazreti
ALLAHın beyan ettiği gibi tebliğ eylediğini kabul et ve uygula. Bir
emri kabul etmek tatbikata geçildiği zaman değerlenir. Manevîyatta
değer ifade eden iman lisanen, kalben, halendir. Üçü birleştiği zaman
indî ilâhide makbul dür inşallah (c.c.)
64.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Hazreti ALLAH "siz onların tesbihini anlayamazsınız"
buyurması ile bize haddimizi kesin kes bildiriyor. (Ben kulumu
zikretmezsem kulum Beni zikredemez) sırrını iyi anla. Enaniyyetten
uzak ol. İki ene bir arada görülmemiştir. Samimi ol. Tazarru niyazı
bırakma. Başka yetkin ve gücün yok. Zikrullah ve buna benzer
rahmeti ilâhileri ölçmeye müsait değilsin.(Evliyama eza edene harp
ilân ederim) buyuruyor, hadisi kudside Hazreti ALLAH. Oku ve
tefekkür et.
64
65.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
RAHMETİ İLÂHİYE VESİLE YARATILAN
ALLAH EVLİYASI
"Elâ inne evliyaallahi la havfun aleyhim ve la hüm yahzenun"
ayetinin manasını anlamadınsa Yunus Sûresi 62. ayet’i kerimesini
oku. ALLAH’ın hitabı çok açık ve sarih. İyi anlayın ve iyi bilin ki,
evliyam için korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. Dikkat et:
Evliyayı hâlâ “dost” diye tefsir ediyorsan hiç zahmet etme. Askerde
yanlış hareket eden arkadaşına arkadaşının uyardığı hikmeti tekrar
edelim: “Sen bu kafa ile sılaya gidemezsin, memleketine gidemezsin”
diye uyardığı gibi vatan-ı asliyene dönemezsin. Vatan-ı asliye 65
ruhların yaratıldığı makam olup, ruhlar hiç olmazsa o makamını
bulmak mecburiyetindedir. Beniâdem’in terakkıyati için Halikı
zülcelâl rahmetini arza namütenahi yaymış, “kullarım derecelerini
yüceltsin” diye.
Tasavvufta bu rahmete “kavis” denir. Ruhlara imanları ve
ibadet taatları ile “kavisi tamamlayıp” daha yüksek dereceler elde
etme imkanı bahşedilmiş olduğundan dünya kazanç yeridir, çok
kıymetlidir ve onun ehli onun kadrini bilendir.
Bilemeyenler için Hazreti Halik ne güzel ikaz ediyor kullarını: Bu
dünyada âmâ, ahirette âmâ.
De ki: İster ALLAH deyin, ister Rahman deyin. Hangisini
deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’na hastır. Namazında
yüksek sesle okuma. Onda sesini fazla da kısma, ikisinin arası bir
yol tut. (İsra Sûresi, 110).
Bütün ibadetlere ve taatlara Hazreti ALLAH zikir buyurdu.
Çünkü her ibadet ve taat esmalarla bezenmiştir. Başkaca ehli
zikrin, icraatına tâbi olduğu şeriatına, ALLAH’ın tertip ve
66.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
tanzimine harfiyyen riayetini küçümseyerek, onların tertemiz
yaşantılarını küfür gibi görüp, toplum içerisinden İslâmî gerçek
anlamda yaşamaya çalışan, hikmetli ve kemâlatlı ALLAH’ın
sadık kullarını hiç bir manevî ilme sahip olmadan, nefislerinin
ürettiği bilgiden başka manevî sermayesi olmadan ehli hakiykatı
toplumdan soyutlamaya çalışanlar ve insan haklarından devamlı
bahseden amma ALLAH’ın kullarına Rabbımın isimlerini
ehliaşkın ne toplu, ne de ferdi zikirlerini kabul edemeyip, Kur’an-
ı Azimüşşan’da ve asrı saadette bütün semavi dinlerki
islamiyettir. bu türlü zikir ayinleri mevcut olduğu halde, “böyle
bir şey yoktur” diye erbabı zikri İslâm’ın dışında göstermeye
çalışan zalımların hikmet karşısında bocaladıklarını her an
görmek mümkündür.
Dünyada bu türlü hikmetten habersiz, asrı saadetteki
marifetullahtan habersiz, ehliaşkın aşkından habersiz, emri ilâhinin
manevî tertibinden habersiz, Peygamber efendilerimizin beşeri
yönünü çok güzel bilir ve anlatırlar amma manevî yaşantılarından
66 habersiz, o bakımdan vârisül-enbiya, nedimi ilâhi olan ezelî ervahda
ALLAH’ın tertibi, Kur’an-ı Kerim’de açık beyan ettiği evliyayı da
kabul edemezler amma hakikatleri dışlayarak inkâra cüret ettiklerini
makul gösteren nasıl bir ilim, nasıl bir alimdir?. Bir hadisi şerifte
beyan edildiği gibi "insan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir"
buyuruldu. “Gerçekleri ancak ben bilirim” diyorsun hayret.? Dini
İslâmî manası ve maddesi ile kabul eden gerçek ulemayı bu türlü
ithamlardan tenzih ederim.
Buna benzer ayet’i kerimelerde Hazreti ALLAH’ın isimlerinin
hangisini telaffuz ederseniz hepsi güzeldir. İhtiva ettiği mana ve
anlamını tefekkür etmek ve yaşamak az çok umumun ittifak ettiği akıl
ve mantığın ölçüsüne uygun düştüğünden buraya kadar
anlaşabiliyoruz. Ölçmek için hiç gayret göstermediğin, yaratanından
da istemeyi mevcut imanınla bağdaştıramadığın metafizik hikmet ve
rahmeti ilâhiyi duymak dahi zatını çileden çıkarmaya yeterli olurken,
nasibin olmayan yalnız ehliaşkın zevki ve gıdası olan hikmeti
anlayamazsın.
Zikrullahı adetli olarak virt edinen, zikir halakalarından nasipli
olup, zevki ile ihya olan kişiyi makamı velayete yücelten, naehlin
67.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
nazarındangizlenen bu türlü hikmeti, rahmeti alışa geldiğin kalıplarda
göstermek mümkün mü?. Boşuna zahmet etme. Emri ilâhileri kül
olarak, beşeri ölçüleri ile ölçüyorum zannedenlerin aciz oldukları
ehlinin müşahedesi dışında değil. Fakat madde ölçüsünden başka
ölçüyü kabul edemeyenler, hakikatleri görerek, bilerek yaşayanlara
eza ve zulüm etmekten vaz geçseler, havfu reca üzere olsalar, inancım
odur ki, Rabbımın rahmetinin tecellisi olan “göklerde ve yerde nice
ayetler vardır” hitabını okur, inanır, yaşar, şüphesiz inşallah (c.c)
Bu rahmetten cümleyi nasipli kılsın. rahmeti bol Rabbımız
cümlesini zülcenaheyn eylesin. Yani dünya ve ahiret ilmiyle ihya
eylesin, amin. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Sizin en
hayırlınız dünya için ahiretini, ahireti için dünyasını terk
etmeyendir.
67
68.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İSLÂMI YAŞAMAK İÇİN İLLÂ ARAP OLMAK,
ARABÇA BİLMEK YETERLİ DEĞİL, ÂLEMLERİN
RABBIDIR, HAZRETİ ALLAH
Hazreti ALLAH yalnız âlimlerin Rabbı değil, sadık ümmilerin de
Rabbıdır. Rabbım izinden saptırmasın, Resulullah’ın izi Hazreti
Kur’an’dır. Kur’an ALLAH kelâmıdır. Küllî rahmettir. Okumayı
bilemiyor, kabiliyeti müsait değilse, ALLAH kelâmıdır, diye manevî
68 haz ve zevk ile açıp bakmak, öpmek, alnına götürmek, yüksek yerlere
asmak, manasını bilmeden okumak da rahmete vesiledir. Amma kastı
ilâhi maddesi ve manası ile anlayarak yaşamamızdır. Dünya ve ahiret
terakkiyatımız için elzemdir. Emri ilâhinin kulluk vazifesini müdrik,
manasını bilip yaşayan arif kişiye kulak ver. Arapça biliyor mu? diye,
imtihana kalkışma. Manayı, rahmeti ilâhiyi ölçmeye muktedir
değilsin. Yalnız Arapça bilmek ALLAH’ı bilmek için yeterli değildir.
Asrı saadete bak. Müşrik, münafık, mürtet Arabca bilmiyorlar mı idi?
Hazreti Kur’an Kureyşi lisanı üzere inzal olmuştur. Sûrelerin manası
ile namaz kılamazsın. Namaz kılacak kadar sûreleri Kur’an’da olduğu
gibi ezberlemekle yükümlüsün. İslâm’a yeni girmiş kişiye istisnai
kolaylıklar ilâ nihaye değildir. İbadet ve taatı Nefse sorma.
Emmareden kurtulamamış nefse zulüm gibi gelir. Değil; rahmettir.
(Kulum bildiği ile amel ederse ona bilmediğini öğretirim)
taahhütnamesini iyi oku, anla. Yoksa manadan nasib almamış zahiri
bilge kişi yolunu sarpa sardırır.
Şeriatı Muhammedi'yi yeni kabul etmiş sâlik için öğrenene kadar
müşkülat yok, ferahlık var. Hazreti Resulullah (s.a.v.) Efendimizin
özet olarak izah ettiği “zorlaştırmayın, kolaylaştırın, daraltmayın,
69.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
genişletin,ikrah ettirmeyin, sevdirin” şeklinde tebliğ ettiği şeriatı
Muhammediyyeyi hurafa ve bidatlara sapmadan, ALLAH kelâmı olan
Hazreti Kur’an-ı da Hazreti Resullullah’ın hayatı ile tefsir ettiği
biçimde yaşamak için cüz’î iradene bahşedilen yetkiyi olduğu gibi
kabul edebiliyorsan kurtuluşunun müjdesini alacağından hiç şüphen
olmasın.
69
70.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
BİZİ ZİKRETMEKDEN GÂFİL KILDIĞIMIZ,
KÖTÜ ARZULARINA UYMUŞ, İŞİ GÜCÜ
AŞIRILIK OLAN KİMSEYE BOYUN EĞME
Sabah akşam Rablerine onun rızasını dileyerek dua edenlerle
birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek,
gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi zikretmekten gafil
kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye
boyun eğme.
70 (Kehf Sûresi, 28).
Böylece seni bol bol tesbih edelim. (Taha Sûresi, 33)
Dervişin aldığı terbiyenin gereği olan inancının yaşantısında,
emri ilâhi maddesi ve manası ile dervişin şahsında ve hâlinde
müşahede edilmesi mümkündür. ALLAH’ın nuru ile bakmayı bil.
Mü’minin ferasetinden sakının, onlar ALLAH’ın nuru ile bakar.
Bu hitabı iyi anla. En son şeriatı Muhammedi'yi bizlere tebliğ
eden Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz mana itibari
ile en büyük derviştir. Efendimizin şahsiyetinde zuhur etmeyen
güzellikleri başka şahıslarda aramak cehalettir. Her güzellik ise
rahmettir, ALLAH’ın lütfudur, dindir “Her güzellik dindir,
çirkinlik lâdindir, din değildir.” “Bugün de Mecnun Leyla'ya aşık
ise, din Leyla'nın dinidir” diyen Şeyh Sadi Şirazi, (kaddesallahu
sırrahu) gerçekleri ne güzel belirtmiş.
Bu türlü hikmet her zaman geçerli olup tek yönlü tedrisat
görenler bu rahmetin zevkini anlayamazlar. Bu türlü zevk ve
yaşantıya sahip olmak için evradına, ezkarına samimiyetle sahip
ol. Bu rahmetten nasip alamamışsan ALLAH’a yönel ve iste.
Samimi olursan ret edilmez. Beşeri ölçüler bu türlü rahmeti
71.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ilâhiyiölçmeye müsait yaratılmadı. İstisnai ilimdir, hikmettir.
Ayne’l-yakiyn, hakkal-yakıyndır. O türlü rahmeti ilâhiyi ilmel-
yakıynin ölçemeyeceğini iyi bilesin. İnat etme, yakın gel.
Hazreti ALLAH’ın tefsire muhtaç olmayan hitabını her an
okuyalım ve düşünelim. Hatırdan çıkarmayalım “kalbini bizi
zikretmekten gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü
aşırılık olan kimseye boyun eğme.” Her şeyin ifratı haramdır. Bu
ayet’i celîlede açıkça beyan ediliyor. Çünkü aşırılığa bencillik
hakimdir. Bencillik ise rahmeti ilâhiyi idrak edemeyip, nefsinde bir
şeyler görmektir. Bu hâl ise hakikatte haramdır. Varlık olarak
yasaklanmıştır. Varlık ALLAH’a mahsustur: İki var bir arada olmaz;
tevhidin anlamına ters düşer. ALLAH “Ahad”dir ; sayı hesabı ile
değil, eşi, benzeri, şeriki, naziri olmayan bu isim ALLAH’ın zatına
mahsustur. “Kötü arzularının mahkumu ve esiri olmuş kimseleri zikri
ilâhiden gafil kıldık” buyuruyor, Hazreti ALLAH. Bir hadisi kudside
Halikı zülcelâl ehli zikir için: “Onlar kemâlatlı kullarımdır ki,
onların yanına şaki gelmez. Kim onların toplumunda bulundu, ise
ey melâikelerim şahit olun onu da affettim. ”Peygamberimiz 71
Efendimiz bildiriyor: Sahih-i Buhari (Tecrid-i Sarih Tercümesi),
12. ciltte...
72.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İLİM ALLAH’IN YED-İ KUDRETİNDEDİR
Ehli zikre cephe almış, “dini İslâmî anlatıyorum,
öğretiyorum” iddiasında bulunan “Kur’an’ı yaşıyorum” diye
kendini kandıran, hikmet ve marifetullah garibi olma. “Ben
biliyorum” hastalığının ismi enaniyyettir. Merhemi tövbe
istiğfardır. Şunu iyi bilesin ki, ilim ALLAH’ın yed-i
kudretindedir. Senin yedinde değil. Tövbe kapısı kapanmadan
tövbe et. Rahmeti ilâhi sonsuzdur, ihmal etme.
Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün, Beni zikretmeyi
72 ihmal etmeyin. (Taha Sûresi, 42).
Hazreti ALLAH bu ayet’i celîlede Musa (aleyhisselâm)'a hitaben,
“kardeşin Harun (aleyhisselâm)'la ayetlerimi götürün, Beni zikretmeyi
ihmal etmeyin” buyuruyor. Dikkat! ALLAH, elçilerine dahi
zikrullahtan gafil olmamalarını emrediyor.
Kim de Beni zikretmekten yüz çevirirse, şüphesiz onun
sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak
haşredeceğiz. (Taha Sûresi, 124)
Sıkıntılı, çekilmez, tahammülü güç, bir hayatın mı var?
Kuvvet ve kudreti ilâhiye inanıyorsan bu sıkıntın senin için bir
uyarıdır, rahmettir. Âmâ bu uyarının devamına tahammül
güçtür. Feraha çıkmak istiyorsan noksanlıkları nefsinde ara.
ALLAH’ı zulümden tenzih ederiz.
Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya;
Her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.
73.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
SÖZALLAH'A VERİLİR. BİAT ALLAH ELÇİSİNE
OLUR. MÜRŞİDE BİAT VERASET YOLU İLE
PEYGAMBERİNEDİR
Bu kapı kıyamete kadar açık kalacaktır. Aksini düşünmek
rahmeti ilâhiye ters düşer. “Rahmeti ilâhi dün vardı bu gün yoktur
demek” gaflettir. (Hazreti ALLAH dağına göre kış verir). Bu
abdiâcize manevî vazifemden ötürü inan ve itimat et. Beraber
araştıralım. Ezelî ervahda “beli” diyenlerdendin. Dünyada o türlü
imanının zuhurunu nefsinde görmeye çalış. Emri ilâhiye uymaktan 73
seni alıkoyan nedir, araştırıyor musun? Emri ilâhi olan beşeri
vazifeni yerine getirmek için çaba sarf ediyor musun? Hemcinsine
karşı faideli olabiliyor musun? ALLAH’ın yarattığı her şeye karşı
sevgi ve merhameti nefsinde hissedebiliyor musun? Bunları
hissetmek ve yaşayabilmek rahmettir. İmanlı kulun şahsında zuhuru
görülen lütfu ilâhidir, rahmettir, İslâmiyettir.
Yukarıda ayet’i kerimede beyan edildiği gibi ALLAH’ı
zikretmekten yüz mü çevirdin? Rabbını sabah akşam bildirildiği
şekilde tertibi ilâhinin bahşettiği rahmeti ilâhi olan virdini terk mi
ettin? ALLAH’a söz vermiştin. Veraset taşıyan şeyhinin şahsında
Peygamber Efendimizin manasına biat etmiştin. Dünya durduğu
müddetçe bu türlü rahmeti ilâhi her an mevcut olup kıyamete kadar
devam edecektir, inşallah.
“Kullarım rahmetimden mahrum olmasınlar” diye türlü
sebeplerle rahmetini ihsan eden Hazreti ALLAH “kulum bu
rahmetimi görmüyorsa mahşerde de kör olacaktır” buyurdu.
Derviş mürşidinin manevî vazifesinde Peygamberine biat eder.
Söz ALLAH’a verilir, biat Peygamber efendilerimize yapılır. Yaşadığı
74.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
zamana yetişemedin ise her zaman bu türlü rahmeti ilâhi mevcuddur.
Noksan değildir. Veraset taşıyan, izin ve icazet sahibi mürşide biat
edilir. Mürşitten gayrısı kendi ismine biat alamaz. Manevî
yardımcıları da mürşidine vekaleten biat alır. Çavuşluk vazifesi
olanlarda ders verme yetkisi yoktur. Ancak mürşidine bildirmek kastı
ile tarife verir. Vekaleten biat caiz olup, şer’an vekaletin vekalete
vekaleti de caizdir. Günlük virdini tarif ederler. Mürşidine bildirene
kadar tarifeli derviştir. Bildirildiği zaman biatı tamamlanmış olur.
Vazifeli halife, nükaba, naib efendiler de ders verirler. Ancak
mürşidinin ismine biat alır. Kendi isimlerine biat alamazlar.
Bu saydıklarım manevîyatın tertibi olup hikmettir, ferahlıktır.
Bu ifade ettiklerim ehline malumdur. Kimsenin hudutsuz yetkisi
yoktur. Güç ALLAH’ındır. Şeriatına tâbi olduğun ALLAH’ın
elçisini, hele şeyhini ilâhlaştırma. Kuvveti kudreti ilâhi karşısında
acizdirler, kuldurlar. Peygamber efendilerimize, ALLAH’ın
elçilerine derece ve üstünlük vermeye kalkışma. Hazreti ALLAH bu
türlü bilgisizlikten kullarını kesinlikle men ediyor. Semavi dine tâbi
74 olan çok kişiler peygamberlerini ilâhlaştırmakla küfre düştüler,
İslâmın dışına çıktılar. Aksini düşünmekten Rabbıma sığınırım.
Vârisün-Nebi, nedimi ilâhiyi bul, biat et. Onun şahsın da
Peygamberine beyat etmiş olursun. Şüphen olmasın, aksini düşünme.
Gayretullaha dokunursun. Tertibi ilâhiyi bilgisizce inkâr edenlerden
olmayasın. Zararın yalnız nefsine değil. Menfi icraatınla ALLAH’ın
kullarının manalarını bilgisizce öldürürsün. İnsaf et, Mahşerde
ALLAH seni affetse de, manasını öldürdüğün kişilerin ellerinden
yakanı kurtaramazsın. Evet, dünyada zahir ilminden hayli istifade
ediyoruz amma yeterli değil. Tek kanatla kuş dahi uçamaz. Sen nasıl
uçacaksın. Uçamıyorsun. İnadı bırak. Bu abdi âcizin uyarılarına
kulak ver. Benlikten kurtul ki, yokluk seni ihata etsin. Bu yokluk
kulluk makamının zirvesidir. Yokluk beşere, varlık ALLAH’a
mahsustur. Beşer kendine varlık sıfatını mal etmeye cüret ederse, iki
cihanda da rezil olur, sahtekardır. Kur’an-ı Azimüşşan’da mevcut
biat hakkındaki ayet’i kerimelerden bir tanesini olsun yazmadan
geçemeyeceğim.
75.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HABİBİM SANA BİAT EDENLER ANCAK
ALLAH’A BİAT ETMEKTEDİRLER
Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH’a biat
etmektedirler. ALLAH’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim
ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de
ALLAH’a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir
mükafat verecektir. (Fetih Sûresi, 10).
Bu ayet’i kerimenin zuhuruna umre ziyaretinden Peygamber
Efendimiz ve ashâbının mahrum edilmesi ve Osman-ı Zinnureyn (r.a.)
75
Efendimizin elçiliğinin uzamasının verdiği üzüntüden dolayı alınan
biat ise de, her mevzuda sık sık görülen biatlar her zaman her halü
karda geçerli olup emri ilâhidir. Her hangi bir zamana mahsus
değildir. Dünya durdukça var olacaktır. Rahmeti ilâhidir. Kur’an-ı
Azimü’ş-şan’ın kıyamete kadar baki olduğu gibi.
76.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ZİKRULLAH VELİLİĞİN DİPLOMASIDIR.
ANCAK RAZI OLDUĞU KULUNA İHSAN EDER
"(Resulüm) sen onların söylediklerine sabret. Güneşin
doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbını övgü ile
tesbih et. Gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki
ucunda) da tesbih et ki, sen ALLAH’tan razı olasın, ALLAH da
senden razı olsun." (Taha Sûresi, 130).
Tesbih zikrullahın çoğulu olup, tesbihat da tesbihin
çoğuludur. Dervişin virdinin esasıdır. "Virdi olmayanın varidi
76
olmaz" denildi. Vird dervişin her gün yaptığı tesbihatıdır,
ezkarıdır. Evradı da vardır. Sâlikin günlük vazifesidir, adetlidir.
Manevîyatın tertibidir. Sıhhatli mürşide “huddem”i verilmiştir,
yani ağırlığı alınmıştır. Eğer sıhhatli virdin yok ise bu türlü
rahmeti ilâhiyi çeşitli desiselerle kabul edemiyorsan, bu asiliğinle
ALLAH’tan rahmet yönünde bir şeyler isteye biliyor musun?
İstesen de yapmacık olur. Çünkü emri ilâhiyi emredildiği gibi
değil nefsinin hazzına göre uydurmuşsun. Yokluğu nefsinde
müşahede ederek var olan Rabbına hangi ismi, hangi sıfatı ile
tazarru ve niyaz edeceksin? Ferahlıkta kazanmadın ki darlıkta
bulacaksın. Virdin yok. Halikı’na ihtiyaç duymamışsın. Fizik dışı
gördüğün metafiziği, tecelliyatı elbet kabul edemezsin. Yüzün
kızarmıyor mu? İhtiyaçlarını arz etmek için başka isteyeceğimiz
merci var mı? diyorsun. Doğru, elbet yok. Verilen manevî vazife
başkalarını hakir görmek, kişiyi ALLAH’tan kaçırmak,
rahmetten ümidini kesmek değil, haşa. Ehli hakikatı rahmet dışı
gösterdiğin için sen kardeşimi uyarabilirsem vazifemi yapmanın
hazzını duyarım, inşallah.
77.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Nahl Sûresi 43. ayette beyan edildiği gibi Enbiya Sûresi 7.
ayet’i celîlede de:
Biz senden önce de kendilerine vahiy verdiğimiz erkeklerden
başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız
zikir ehlinden sorunuz.
(Enbiya Sûresi, 7).
Hazreti ALLAH’ın “sorunuz” dediği erbabı zikirden eylesin.
Amin ve selâmün ale'l-mürselin velhamdülillâhi Rabbil-âlemin.
Onlar bıkıp usanmaksızın gece gündüz ALLAH’ı tesbih
ederler. (Enbiya Sûresi, 20).
De ki : ALLAH’a karşı sizi gece gündüz kim koruyacak? Öyle
iken onlar ALLAH’ın zikrinden yüz çevirirler.
(Enbiya Sûresi, 42).
Cenab-ı Hakkın bu kadar açık bildirisi karşısında ruhi
bunalım ve sıklet duymadan zikir ayetlerini hâlâ tahrife cüret
edebiliyorsan, bu yönlü korkusuzca davranışlarını ödülsüz (!)
bırakmak haksızlık olur. ALLAH’ın kullarını çeşitli desiselerle 77
ALLAH’ın zikrinden uzaklaştırmak için bütün var gücü ile
rahmeti ilâhiyi tahrif eden kişiye ALLAH’ın verdiği sıfat ve isimle
ödül madalyonunu okuyayım: “ZALİM”. Ey benim tefekkürsüz
kardeşim, lütfen bu sıfattan kurtul. Kurtulmak için ALLAH’ın
tertip ve tanzimine riayet etmeye mecbursun.
78.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
MÜRİT VE MURAT
“Küllî şey’in sebeba” buyuruldu. Her şeyin sebeplerle elde
edileceğini bildiriyor, Halikı zülcelâl. Gafil olma. Ayet’i kerimenin
sonunu tekrar ediyorum: Rabbının sabah akşam zikrinden vaz
geçenleri, zikrullahtan sarf-ı nazar edenleri Rahman’dan kim
koruyacak? Virdini bırakıp ALLAH’ın isim ve sıfatlarını zikretmeyi
nefsinde, her toplumda ALLAH’ı yâd etmeyi terk edenler, yalnız bu
yönlü rahmeti ilâhiden mahrum olmakla kalmazlar. Ayrıca,
Rahman’ın azabından onları kim kurtaracak?. Çok acı amma
78 gerçek bir uyarı: ALLAH’a söz verip de sözünde durmayan, vaad
edip de vaadini umursamayan, ALLAH’a yeteri kadar inanamayan,
her vardığı menzilde sofra bekleyen, öz olarak dünyevi bir menfaat
görmediği şeylerden haz duymayan, başkalarının teşviki ile ehline biat
etse de, o kişinin inancında menfaati dünyanın daha fazla ağırlıklı
olduğunu, tutumunda, muamelatında, ibadet ve taatında, hulasa her
icraatında iman zaafını görmek mümkündür.
Verdiği sözü ve ahdi ömrünün nihayetine kadar haz duyarak
samimiyetle götürebilenler ise, verdiği sözde sebat ettiklerinden dolayı
inançları taklidi de olsa rahmeti ilâhiden mahrum olmayacaklardır.
Tasavvufta bu gibi kimselere “mürit” denir. İstisnai yaratılmış, ezelî
ervahta tereddütsüz “beli” diyen ruhlar “murad”dır. Bu bahtiyarlar
dünyada da istisnai yaratılmışlardır. Hazreti ALLAH bu türlü
kullarının dünyasını adaleti icabı kâfir olarak sona erdirmez.
Derecelerini yüce kılar. Çünkü Dünya kazanç yeridir. Zarar yeri
değil. “Ezelî ervahda imtihanı veremeyen ruhlara rahmetimden
istifade etsinler diye.” Rabbımın sonsuz rahmetinin tecelli yeridir
dünya. “Mürit niyazdadır, murat nazdadır.”
79.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Eseri Gavsiyede Abdulkâdir Geylâni Hazretlerine vesile ile
buyurdu Hazreti ALLAH: Bazı kullarımı cennet için, bazı kullarımı
da cehennem için yarattım. Bazı kullarımı da zatım için yarattım. Ya
Abdulkâdir, sen o kullarımdansın. (Kitabı Gavsiyeden alınmadır)
Rabbımı zulümden tenzih ederim. Beşerin ölçemeyeceği ezelî ervahla
ilgili rahmeti ilâhi ve tertibi ilâhiyi öğretiyor, Hazreti ALLAH (c.c.):
Aczini bil, zevkini al. Akılla mantıkla ölçemezsin. Asıl olan madde
değil manadır.
Cebriye ve Kaderiye mezhebinin gerçeklerle bağdaşmayan, tertibi
ilâhiye ters düşen inançlarına iltifat etme. Cüz’î iradeni unutma.
Hakikatleri yeteri kadar ölçemeyeceğini bil ve anla. Yolunu seç.
Hurafa ve bidatlardan nefsini korumayı bil. Sahte şeyhlerden, sahte
dindarlardan, ALLAH’a yeteri kadar inanmayan dinsiz, mezhep
ve meşrep kabul edemeyen, ALLAH’ın kitabı Kur’an-ı
Azimüşşan’ı nefsinin hazzına göre değerlendiren, "ALLAH’ın
kulu yalnız biziz" deyip, rahmeti ilâhiyi dar çerçevede gören ve
göstermeye çalışan, bilge geçinen, hakikatları tahrif ederken zevk
alan, dünyanı ve ahiretini karartmak için programlanmış, insan 79
suretinde alim geçinen zalımdan da kaç. Her mevcudun güzel bir
tarafı vardır. Onu bul. Onu bil. Onunla bir ol, denildi.
Her türlü mizaca sahip ademlere benzer yönlerimiz mutlaka var,
anlaşabiliyoruz. Fakat hakikatta ters düştüğümüz yönlerimiz
taraflarımız var. Onu da hoş görmek insanın kemalatının ölçüsüdür.
Topluma ve inançlarına ters düşen fikrini “yetkim var” diye, “benim
gibi düşünmüyor” diye gayrı ya tahakküm etmek ne İslâm’a, ne de
insana yaraşır. Bu tür kişinin insan haklarından bahsetmesi
düzenbazlık değil de, nedir? Gördüğüm kadarı ile bu noksanlıklar
kültür ve görgü noksanlığından doğuyor.
80.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HABİBİM SEN ONLARI YÜZLERİNDEN
TANIRSIN KONUŞMALARINDAN DAHA İYİ
TANIYACAKSIN
O türlü kişileri konuşmasından ve icraatından tanırsın.
Beniâdem’de emri ilâhiye mugayir bir hâl müşahede ettinse yardımcı
ol. Yardımcı olamıyorsan ıslahı için dua et. Sakın buğz etmeyesin.
Gayretullaha dokunursun. Sende de aynı hâl zuhur edebilir. Günah
işlemeye müsaitsin. Peygamber efendilerimiz gibi masum
80 yaratılmadın. ALLAH’ın rızası bu türlü insancıl tutumları
gerektiriyor. Aksine icraat insanlık değil, din hiç değil.
“Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşmalarından
daha iyi tanırsın” diye Hazreti ALLAH’ın buyurduğunu
zamanımızda daha açık seçik tanımak mümkün. Bu türlü şahsiyetlerin,
imansız ve inançsızlığını açıklamakla “aydın ve ilericiyim” hazzı ile
hayatını düzene koymuş, hakikat bilgisi olmayan, iman fukaralarının
da şerlerinden Rabbıma sığınırız.
Bazı gerçekleri bilmeden dindar yaşadığını zanneden hakikat
fukaraları, iman fukaralarının yaptıkları icraatların, hareketlerin,
sözlerin ister hayır, isterse şer aksini yapmakla ibadet ve taat yapmış
gibi zevk aldığını zannedenler bu tutumları ile kanun-u ilâhinin
hikmet yönlerini göremezler. Aldığı tedrisatın hikmeti ilâhiyi yeteri
kadar yansıtmadığını ehli her an müşahede eder. Gerçeği yaşamaya
çalışır ve yaşar. Bu gerçek yaşantıyı umuma yansıtamamasının
sıkletini taşır. Bundan evvel abdiâciz, yazmaya çalışıp, izah ettiğim
hikmetler kaç alimin tedrisatına uygun düştü? Birlikte tefekür
edelim!...
81.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
“Hikmet mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın”
hitabını iyi düşün. Arif olmak için irfaniyyet tedrisatına muhtaçsın. Bu
ilimse ALLAH’ın yed-i kudretindedir ve tertibi tanzimi ilâhidir.
İrfaniyyet tedrisatı görmeyen arif olamaz. Arif olmayan kişi de
maddenin felsefesini yapıp izah etmekte mahirdir fakat mananın
garibidir.
“İlim Çin’de ise de siz onu alınız” hitabı da onu etkilemez.
Medeniyet, teknoloji, demokrasi, cumhuriyet ve her türlü kıyafet
ve siyaset kendi inancının hilafına olduğundan bu fikre karşı
çıkmayı dindarlık zanneder. Bilmez ki, ALLAH’ın haram kıldığı
dışında her güzellik dindir islâmiyettir; çirkinlik din değildir.
Güzellik ve çirkinlik ölçüsü ALLAH’ın kanunlarına göredir. Nefis
günahı kebâiri dahi güzel görebilir. Nefsani ölçü her kişiye göre
olmayıp, kanun-u ilâhiye göre nefsini terbiye etmiş seçkin kullara
mahsustur. Bu türlü terbiye yetkisi Peygamber efendilerimize
mekarimi ahlâk olarak verilmiş, dolayısı ile vârislerinde de kıyamete
kadar devamı rahmeti ilâhi icabıdır. ALLAH tarafından Peygamber
Efendimizin şahsiyetinde zuhuru ve tebliği ile vazifesi ALLAH 81
tarafından verilen ALLAH’ın kulları yer yüzünde her zaman vardır.
Bul! Bulamadınsa merciinden sor ve tâbi ol ki, kanun-u ilâhiye uygun
olasın. Sakın zahiri bilge kişilerden sorma. Onlar o türlü rahmeti
ilâhiyi idrak eden ilmin garibidirler. Kuyumcunun yapacağı
müzeyyen ziyneti güzelleştirmek için demirciye götürme. Ehline
verebilemiyorsan samimiyetle Hazreti ALLAH’a sor:
“Çok tel kırılır kanun-u sineyi cihanda
Na-ehline mızrabı tasarruf verilince.”
Na-ehle iltizam etme. Verilen sermayeyi boşa sarf etme. Bir daha
vermezler. Müflis olursun. Rahmeti ilâhi her zaman mevcut olmasa
idi, bazı kullarına rahmet, bazılarına da zulüm etmiş olurdu. Rabbımı
bu türlü zulümden tenzih ederim.
Biz her ümmete (kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden
kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine ALLAH’ın adını
zikretsinler diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. İşte ilâhınız bir
tek ilâhdır. O halde ona teslim olun. (Habibim) sen muti ve
mütevazı olanları müjdele. (Hac Sûresi, 34).
82.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
“Tavuk ve horozda kurban olur” diyen bilgelerin şerrinden
Rabbıma sığınırız. Adem safiyullah’tan şeriatı muhammediyeye kadar
kurban kesile gelmiş. Kur’an-ı Azimü’şşan’da Rabbımın verdiği
nimetlere şükrane olarak Peygamber Efendimize farz kılınmış,
“kevser” rahmetinden bir neb ze de olsa ihsan edilen, hâli müsait,
nisaba malik olan kullara vacip kılınmış; hac farizası kısmet olanlara
da hac nevine göre temettu ve hacc-ı kıranda kurban vacip kılınmış.
Hacc-ı ifrat ise yerli halka mahsus hac usulü kurban üzerine vacip ise
elbet vecibeyi yerine getiriyor. İfrat hac için kurban vacip değil.
Kurban olacak hayvanlar nevisine, cinsine, yaşına ve dişine
bakılmasını, zamanımıza kadar Hazreti Kur’an’da, Peygamberimiz
Efendimizin mübarek yaşantılarında bariz görüle gelen vecibeyi güya
merhamet tellallığı yaparak Ümmeti muhammedi kurban ibadetinden
ve taatından, dolayısı ile fakirle zengin arasındaki sosyal
kaynaşmadan da mahrum edercesine, bir kaç sene arasında bu rahmeti
ilâhiyeye karşı tavur alan bilge kişilerin türediğini milletçe gördük
Hazreti ALLAH böyle ve buna benzer bilge kişilerin şerlerinden
82 imanlı kullarını korusun, amin!...
83.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ONLAR ALLAH’I ZİKRETTİKLERİ ZAMAN
KALPLERİ TİTRER, BAŞLARINA GELENE
SABREDERLER
Sadık ehli zikrin ALLAH’ı zikrettiği zaman kalblerinin titrediğini,
başlarına gelen, nefsin hoşlanmadığı hâdiseleri sabırla karşılayıp rızık
olarak verilen nimetlerden muhtaçlara infak etme zevkinin hazzını
alan, rahmeti ilâhi ile bezenmiş bahtiyar kulları Hazreti ALLAH (c.c)
Onlar öyle kimseler ki, ALLAH zikredildiği zaman kalpleri titrer.
Başlarına gelene sabrederler. Namaz kılarlar ve kendilerine rızık 83
olarak verdiğimiz şeylerden (ALLAH için) harcarlar. (Hac Sûresi,
35).
Dikkat edilirse hikmeti ilâhinin özü zikrullah ALLAH her halü
karda beyan ediyor.
84.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
NAMAZ, ORUÇ, HAC VE ZEKAT EMRİ
İLÂHÎDİR. KULLARIN KAZANÇ VE
KEMÂLATINA SEBEPDİR. İSLÂM'IN ŞARTI
OLAMAZ
Eğer namaz, oruç, hac ve zekat İslâm’ın şartı olsa idi, dünyaya
gelenler İslâm fıtratı üzere gelmeyip emri ilâhi terettüp edene kadar
gayri müslim olurlar idi. Eğer gerçek bilinse idi, ümmeti
Muhammed'de ihtilaf olmazdı. Çünkü tembelliğinden dolayı emri
84 ilâhiyi ihmal eden, inkâr etmeyen kulu bu gafletinden ötürü İslâm’dan
soyutlayamazsın. İslâm’ın illâ şartı diyeceksek bir olan ALLAH’ın
iradesine bağlanmak İslâmiyettir.
Emri ilâhi olan beş vakit namazı Peygamber Efendimizin tarifi
veçhiyle icra ettiğimiz zaman her rüknünde ALLAH’ı zikretmekten
başka bir hâl görmek mümkün değildir. Emri ilâhi namazın farzı olan
kıyam, kıraat, rüku, sücut, kaide-yi ahire, hulasa kül olarak namaz
zikri hâl ve lisan zikrinden müteşekkil olup, küllî rahmeti ilâhidir.
Namaz zikrullahdır. Hac farizası dahi esmalarla bezenmiş hâl ve emri
ilâhiye harfiyen uyması itibari ile nefse ağır gelen, buna rağmen
imanın eseri olan sadakati gerektiren ibadet ve zikrullahtır. Zekat
vermek de, almak da emri ilâhi olup, verenin imanının eseri olarak
emri ilâhiye uygun, ALLAH için, nefse ağır geldiği halde zevkle
verebilen ve “Rabbımın tertibidir” diye yaratanına sitem etmeden alan
fakirin de bu hâl ve hareketleri sadakattir. Tertibi tanzimi ilâhiye
riayettir. Özü zikrullahdır. İmandır. İslâmdır.
85.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
TEVHİT
Kelimeyi tevhidin mana ve anlamını manamızda ve maddemizde
acabasız yaşadığımız zaman bariz görülür ki, yaratılışın sırrı, semavi
dinlerin özü, dört kitabın ve suhufların ihtiva ettiği mananın aslı
tevhittir. Tevhidin dört mertebesi vardır: “Kelimeyi tevhit, tevhidi
sıfat, tevhidi ef’al, tevhidi zat.” Bir kimse lisanen kelimeyi tevhidi
telaffuz ediyorsa, beşere verilen ölçüye göre o kişi müslümandır. Bu
ölçü Beni-âdem için yeterli olup, Peygamber Efendimizin de beyanları
bu vecihledir.
“ALLAH'TAN BAŞKA İLÂH YOKTUR, İLLÂ ALLAH 85
VARDIR” diyorsa bir kul, o anda biz acizlerin başka yönlü ileri geri
fikir beyan etmemiz muhaldir, tehlikelidir. Gerçekleri ölçmek ancak
ALLAH’a mahsustur. Haddini bil. Haddi aşmayasın. Tevhidin
anlamına ters düşen hallerini görebiliyorsan kabiliyetin ve ilmin
nispetinde uyarmaya çalış, o ademi: ALLAH’ın rahmetinden ümidini
kestirmeden... Cennetlik ve cehennemlik ölçüsü ALLAH’a mahsus
olup beşer ölçüsü bu kadar ileri gitmemeli. Kulluk sıfatına leke
düşürür. Hüküm ancak ALLAH’a mahsustur. Beşer bu türlü ilim ve
bilgiye muktedir yaratılmadı. Peygamber efendilerimizin de ölçüleri
dışındadır. İnsan nereye kadar muktedir? Bu rumuzu iyi bilmek lazım.
Bu türlü bilgi ve ilme bugün daha çok muhtacız. Yoksa hurafe ve
bidatlara yönelmek kaçınılmaz olur. Nefis dini akılcı prensiplerine
uyduruverir. Hani kadının ineği kayıp oldu. Şöyle niyaz edermiş:
“ALLAH hocanın nazarından saklasın” dermiş. “Teyze niçin böyle
söylüyorsun” diye çıkışınca cevaben: “Yavrum kitabına uydurur da
yeyiverir” demiş. Gerçek hoca efendilerimizi tenzih ederim. Ne kadar
acıdır ki bizler “hoca” kime denecek onu da bilemiyoruz. Camilerde
hizmet yapan tüm kişilere bu sıfatı hemen yakıştırıyoruz. Her
86.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
gördüğümüz sakallıya “dede” dediğimiz gibi. Bu türlü anormal
hâdiselerin mayası bilgisizlik ve cehalettir.
86
87.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
BÜTÜN SEMAVİ DİNLER İSLÂMİYET'TİR
Bütün semavi dinler İslâmiyet'tir. "Peygamber efendilerimizin
getirdiği şeriatlarına tâbi olanlar da müslümandır." “ALLAH’tan
başka ilâh yoktur, ALLAH vardır” diyen her kim ise Kur’an-ı
Azimüşşan’da belirtildiği gibi, hangi şeriata tâbi olursa olsun
müslümandır. Hazreti Kur’an’ı hislerinin esiri ve geçmiş hâdiselerin
mahkumu olarak değil kastı ilâhiyi, rahmeti ilâhiyi bir nebze
yaşayarak, bu yönlü zevkini alarak mütalaa edersen dünyaya ve
yaratılan her şeye bakış ve görüşün değişecek, kimseye eza ve zulmü
reva görmediğin gibi, ALLAH’ın rahmetini başka türlü 87
düşünemeyecek ve kimseye su-i zan edemeyeceksin. Yaratılışın
sırrının rahmet, gene rahmet olduğunu iyi anlayacaksın. Fakat
sebebine tevessül edeceksin. Bu rahmetin meyvesi zikrullahtan gafil
olmamak, ehliaşkın aşkı ile istihza etmemek, şeriat üzere yaşanan
tarikat ve tasavvufa karşı hasmane tavır takınmamak. Bütün semavi
dinlerde mevcut iken en mütekâmil “şeriatı muhammediyye de
tasavvuf ve tarikat yoktur” diye inanan insanları rencide etmemek.
88.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İNSAN HAKLARI VE LÂİKLİK
İnsan hakları ve lâiklik İslâm’ın özünde vardır. Manaya
bakıldığı zaman gerçek budur. Bütün aklı selim insanların üzerinde
hassasiyetle durdukları insan haklarının anlamı, düşünce hürriyeti ve
inanç hürriyetidir. Bu ikisinin ihlalinden devletler, toplumlar perişan
olmuş, nice ocaklar sönmüş, manalar sönmüş, kişiler huzursuz
bırakılmış. Bu türlü hallere insan hakları ve özgürlük demek uygun ise
o uygunu dünyaya gösterelim. Hazreti ALLAH ne buyurdu? İyi anla:
“Leküm dinüküm, veliyedîn” (senin dinin senin, benim dinim benim).
88 İşte insan hakları, işte ALLAH’a inanan kişilerin lâiklik anlayışı.
Muhtaç olduğumuz hayat nizamı Peygamber Efendimizin ve
efendilerimizin dünya hayatlarının zamana ve emri ilâhiye göre
ümmetlerine örnek olarak tebliğ ettikleri emri ilâhilere yalnız nefs
gözü ile bakan kişinin görüşü yeterli olamaz. “Olur” diye ısrar ederse
ki, öyle oluyor: O zaman maddeci ve materyalist olur, maddenin
felsefesini iyi yapar. Mana gözüne ihtiyaç duymaz. Terazisi akıl,
dirhemi maddenin felsefesidir. Esasta ALLAH’ın emrinin hilafına
ahkam kesmek kimsenin haddi değildir.
89.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
EY İNSAN, BU ÂLEMİ BEN YARATTIM, SEN
DÜZENE SOKACAKSIN
“Ey insan! Bu âlemi ben yarattım, sen tanzim edeceksin” hitabına
kulak ver. İyi anla. Tertibi ilâhi olan beşeri vazifelerini ihmal etme.
Sorumlusun. Hazreti ALLAH bu kadar yetki ve güç vermiş sana.
Kullanmayı bilemez isen hesabı sorulacağını unutma. Beniâdem’den
başka mahlukata bu türlü yetki verilmemiştir. “Yer yüzünde halifemi
yaratacağım” hitabının anlamını iyi düşün ve senin yapman gereken
icraatını da ALLAH yapsın diye kanunu ilâhinin dışına çıkıp ukâlâlık
yapmayasın. Elbette ALLAH kerimdir: Amma kerimin kuyusu 89
derindir.
90.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH'IN İSMİ BOL BOL ZİKREDİLEN
MANASTIRLAR, KİLİSELER, HAVRALAR VE
MESCİDLER BİZİM RAHMETİMİZ OLMASA İDİ
YIKILIR GİDERDİ
Onlar başka değil sırf “Rabbımız ALLAH” tır” dedikleri için,
haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer ALLAH bir
kısım insanları diğer bir kısmı ile def edip önlemese idi mutlak
surette içlerinde ALLAH’ın ismi bol bol zikredilen manastırlar,
90 kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. ALLAH kendisine
yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz
ALLAH güçlüdür, galiptir. (Hac Sûresi, 40)
Ne acıdır ki, ALLAH’ın sonsuz rahmetini idrak edip, manevî
gıdasını, zevkini, imanın tecellisini zikrullahta bulan, mutmain
olarak dünya ve ahiretin zevkini rahmeti ilâhiye yakınlığı ile
idrak eden, havfu reca üzre hayatını idame ettiren bahtiyar kullar
tarih boyu horlanmış, küçümsenmiş. Rahatsız edildikleri
yetmiyormuş gibi zaman zaman yurtlarından da çıkarıldıklarını
Hazreti ALLAH bildiriyor. Ehli tevhide karşı kötülük yapanların
kötülüklerini bir kısım insanlarla defedip önlemese idi, Hazreti
ALLAH’ın bol bol zikredildiği manastırlar, kiliseler, havralar,
mescitler yıkılır giderdi: “Bazı kullarımı bu türlü rahmetimin
idamesi için yarattım. Onlar ALLAH’ın yardımcıları ve dinlerinin
de hizmetkarıdırlar. ALLAH da onlara yardım eder. Şüphesiz
ALLAH güçlüdür, galiptir.”
ALLAH’a inandığını söyleyen muhterem kardeşim, hakikatte
nefsani ve emri ilâhi karşısında akılcı ölçülerini lütfen bırak da,
Hazreti ALLAH ne buyuruyor? kulak ver. ALLAH’ın varlığına yeteri
91.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
kadarinanmadınsa bu hakikatleri göz görmez, kulak duymaz. Kalp bu
gerçeği düşünemez. Zira Hazreti ALLAH “gazap mührü ile
mühürledim” buyurdu. Rahmeti ilâhi: O mührü gene biz açarız”
buyurdu. Bu hastalığın devası zikrullahla, tövbe istiğfardır. Rahmeti
ilâhi bu kapıyı kıyamete kadar açık tutuyor.“Kur’an-ı yaşıyorum” diye
kendini aldatıyorsun. “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz. ”Laf
ebeliğini bırak. Derviş Yunus’a kulak ver:
Gaflet ile "Hakkı buldum" diyenler,
Er yarın Hak divanında belli olur.
Anlamını belirtmeye çalıştığımız Hac Sûresi 40. ayet’i celileyi
hâlâ anlamak istemiyorsan, bütün dini mabetleri bencillikle horluyor,
ALLAH’ın zikrinin yapıldığı her yeri tahrif etmeye, ehli zikri
zikrullahtan men etmeye yelteniyorsan “bu ayet senin için inzal
olmuş” dersem doğru söylemiş olmuyor muyum?..
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: ALLAH’ı
zikreden diri, zikretmeyen ölüdür. ALLAH’ın zikri olan ev
diridir, zikir olmayan ev ölüdür. Sakın ha! Alışkanlık haline gelen, 91
zikrullaha aykırı düşen ilminle ahkam kesmeye kalkışmayasın. Zikir
namazdır, oruçtur, hacdır, zekattır diye manayı saptırmaya kalkışma.
Yemin ederim yaptığın tahribatın hesabını veremezsin. Namaz
kılmayan, ramazan orucunu tutmayan, hac farz olup da farizayı ifa
etmeyen, dinen zengin olup da zekatını vermeyen hiç ehli zikir gördün
mü? Tevhidin dışına çıkanları örnek göstermeye kalkışma. Mecnunlar
tevhidin ölçüsü değildir.
“Şeriatsız tarikat, tarikatsız marifet, marifetsiz hakikat olmaz”
buyuruldu. Bu rahmeti ilâhiler kül olarak şeriattır. Yolunu
şaşıranların günahlarında çarpık düşünen alimlerin de
mesuliyetinin olduğu görülmüyor mu? Aşırı ve kökten dincilerin bu
halleri de senin eserindir. Göremiyor musun? Başka ne bekliyordun?
Ekin ekersen, ekin biçersin; arpa ekersen, arpa biçersin. Maksadım
kimseyi horlamak ve küçümsemek değil. Emri Peygamberi olarak bu
abdiâciz vazifemin icabıdır, lütfen kabul et.
92.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’A İMAN
İnanmadığımız ALLAH’a ibadet etmeyelim. Evvela inanalım.
Sonra ibadet edelim. İman etmeyen kişiyi “vazife yapıyorum”
zannı ile ibadete teşvik etmeyelim. İbadetlerin herhangi bir kişiye
farz olması için kendini tanıması lazımdır. Aradaki bu zaman
ALLAH’ı bilmek için yeterli kılınmış. Amentüye iman imanın
şartıdır. Bu şartlardan bir tanesi noksan oldu mu, iman noksan
oluyor. Kül olarak inanmıyorsa imansızdır. Teklifata tâbi
olmayan kişiden biat alınmaz. Çünkü biat teklifatı ilâhinin emri
92 ilâhinin dünyada tekrarından başka bir şey değildir. Ezelî ervahta
verdiğimiz ikrarın tekrarıdır. Söz ALLAH’a verilir. Biat
Peygamber Efendimize yapılır. Efendimiz ceseden yer yüzünde
mevcut değilse ALLAH’ın tertibi tanzimi ilâhi olan vârisün-Nebi
nedimi ilâhi’nin şahsında Peygamber Efendimizin ruhaniyyetine
biat edilir. Anlamı odur. Tertibi tanzimi ilâhi budur. Tevhidin de
anlamı budur.
93.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
VAHŞİ TARİK
Bu yetki verilmemiş, kuruntularının, nefsinin ürettiği hallerle,
ALLAH’ın zatına mahsus varlığı nefsine mal ederek, şeytanı dahi
şaşırtıp hayrette düşüren, "yol kesici, ölü soyucu" bu isimler
mutasavvıfının sahte şeyhlere yakıştırdığı isimlerden yalnız ikisi olup,
evvelce belirttiğim gibi bazıları iyi insanlardır. Bu türlü hakikat
ölçüsünün olmamasından kaynaklanan hakikat fukaraları. Ölçü beşeri
ölçü değil. ALLAH’ın tertip ve tanzimidir. Sâlike hilafet,
silsileyimeratip, izni icazet sahibi şeyh efendiye manasında ALLAH
tarafından verilen emirle tebliğ edilir. Gayrısı yanlıştır, tehlikelidir. 93
Nazarı ilâhiden mahrumdur.
Bugünkü gerçek ehli tarikin çektiği işkence ve eza na-ehlin
tutumundan, dini tedrisat gören kişilerin de felsefeyi
benimsemelerinden kaynaklanıyor. Nakil olan dini İslâmî akıla
dönüştürmelerinin perişanlığını yaşıyoruz. Buna rağmen ümitliyiz.
Şöyle ki: Dünden bugün beşer salaha gittiğini her sahada daha iyi
görebiliyor.
Dünya ve ebedi yaşantımızı dengeli götüremedik. Tek taraflı
düşündük. Tek taraflı çaba gösterdik. ALLAH’ın emrini Peygamber
Efendimizin tebliğini umursamadık: “Sizin en hayırlınız dünya için
ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.” “İki günü biri
birine eşit olan ziyandadır.” “İlim Çin’de ise de siz onu alınız.”
“Hikmet mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın.” Peygamber
Efendimizin bu türlü uyarıları da bizi uyarmaya yetmedi. Tertibi
tanzimi ilâhiyi anlayamadığımızdan öyle hale geldik ki, ne dünya, ne
de ebedi hayatın gerçeğini anlayamadığımızdan iki tarafı da
götüremedik.
94.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
“Ey insan bu alemi ben yarattım sen düzene sokacaksın” hitabı
ilâhisini de ters anladık. Gâvur ve kâfir dediğimiz Ehli kitap İslâm’ın
bu yönünü, bu hitabı ilâhiyi bizden iyi anladılar. Biz de yeni yeni
muasır milletler seviyesine çıkmak mecburiyetinde olduğumuzu
anladık ve icraata başladık. Rabbımız muvaffak kılsın, amin. Bilcümle
geri kalmış ülkelere de ALLAH lutfetsin, şuur versin, amin. Ve
selâmun ale’l-mürseliyn velhamdülillâhi Rabbil-âlemin.
94
95.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’I ZİKREDEN KİŞİYİ HOR GÖRENE
ZİKRULLÂH’I UNUTTURURUZ
İşte siz onları alaya aldınız. Sonunda onlar (ile alay etmeniz)
size Beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara gülüyordunuz.
(Mü’minun Sûresi, 110).
Bu ayet’i celileyi bilmem izaha ve tekrar etmeye lüzum var
mı?
Bir takım evlerde, yani camilerde ALLAH onların
rifatlendirilmesine ve içlerinde isminin zikrolunmasına izin verdi. 95
Onlarda sabah akşam ona tesbih ederler. Öyle rical ki, ne alım, ne
satım ve ne ticaret onları ALLAH’ı zikirden, namaz kılmaktan,
zekat vermekten alı koymaz. (Nur Sûresi, 36,37)
Bu ayet’i kerimeyi görüp de zikrullah üzerinde yerli ve yersiz
ahkam kesenler, “zikirden kasıt namazdır, oruçtur, zekattır” diye mana
yolunu kesmeye çalışanlar “dini İslâmî anlatıyorum emri ilâhiden
bahsediyorum” derken başka bir kastı yoksa Hazreti Kur’an’daki bu
ve buna benzer ayetler karşısında mesuliyet duyamıyorlar mı? Ehli
zikre, ehli aşka karşı zulüm ettiklerini anlayamayacak kadar duygusuz
mu bunlar? Yoksa gazabı ilâhi mührü ile mühürlenmişler mi? ALLAH
tarafından lutfedilen manevî bir vazifenin mesuliyetini Rabbımın lutfu
ihsanı ile idrak edip, zevkle, seve seve taşıyan bu abdiâcizi, bazı
hakikat fukarasının gerçekleri tahrifi Beni kahrediyor. Yalnız bu
abdiâcizi mi? Hayır. Gerçek ehli zikri, ehli tevhidi, ehli tariki, ehli
hâli, hulasa ehli mutasavvıfını rencide edip, manaya yeteri kadar
intibak edemeyen yarım dervişlerin çoklarını sıratı müstakimden
çıkardıklarını ne zaman anlayacaklar? Sen benim din kardeşimsin.
ALLAH’a ve Resulüne inanıyorsun. Hazreti Kur’an ALLAH kelâmı
96.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
iyi biliyorsun. Öyle ise rıza-i Bari için tefsiri Kur’an-ı beşeri hislerinle
değil, nefsinin tesirinde kalmadan, her branşta ehil kişilerle yap.
Yaşadığın zamana mahsus içtihada uygun ayetleri içtihadınızı
kullanarak ümmeti Muhammed’i feraha çıkarın.
96
97.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
MÜ’MİN,MÜSLİM, KÂFİR, MÜNAFIK, GÂVUR
(ATEİST)
Cemi insanların ALLAH’ın emirleri karşısında ittifak
etmelerini sağlamak güç olmayacaktır. İnanan kesim yeter ki,
mutmain olsun. O zaman bütün insanlar İslâm’ın ne olduğunu
anlayacaklar. Bütün semavi din sâlikleri şu halde "ALLAH’tan
başka ilâh yoktur" diyorum, ben de müslümanım” diyecektir.
Peygamberimiz Efendimiz de böyle buyurmadılar mı: "Lâ ilâhe
illâ ALLAH, diyen müslümandır, kardeşimizdir. Kanı, katli
97
haramdır. Gayrı hüküm ALLAH’a mahsustur." Beşerin ölçüsü
kelimeyi tevhidin manasını ölçmeye yeterli değildir. Rahmet gözü
ile bakabiliyorsan görürsün. “Mü’minin ferasetinden kaçının.
Onlar ALLAH’ın nuru ile bakar” buyuruldu. Hangi lisandan olur
ise olsun aynı manayı ifade ediyor ise beşerin ölçüsüne göre
müslimdir. Anlamını yaşıyorsa mü’mindir. Tevhit dinini kabul
etmiyorsa müşriktir. Emri ilâhiyi kabul etmediğinden kâfirdir.
ALLAH’ın varlığını kabul etmiyorsa gâvurdur. Bugünkü deyimle
ateisttir. İnanıyormuş gibi görünüp de kasıtlı inanmayanlar
münafıktırlar.
Bizim muhammedi olarak alışa geldiğimiz her hangi Peygamber
efendilerimizin şeriatına tâbi olur ise olsun “Muhammed Resullullah
demedi ise kâfirdir, gâvurdur” deme hastalığından Rabbım ümmeti
Muhammedi kurtarsın. Bütün semavi dinleri de kurtarsın. Çünkü
Muhammedilerdeki bu hastalığın virüsü, mikrobu bizlere de o taraftan
geldi. “Benim Peygamberim senin peygamberinden daha üstündür”
diye diye Kur’an-ı Kerim’de bu türlü zihniyetten sarih ayetlerle men
edildiği, arzda tecelli ettiği ve iman etmiş kişilerin yaşantılarında da
müşahede edildiği halde bu hastalıktan hâlâ kurtulmayı
98.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
düşünemiyoruz. Bilmemiz gerekirdi: Peygamber efendilerimizin
cümlesi ALLAH’ın elçileridir. Kendi kendilerinin halikı değiller. Her
hangi bir şeyi de basit de olsa yaratmaya muktedir değiller. Kullarının
kemâlatına göre Hazreti ALLAH elçilerini ilmi ile bezedi, biz acizler
için rahmeti ilâhi olarak gönderdi. Hazreti Halikı zülcelâl kullarına
kabiliyetlerine göre seçme yetkisi verdi. Aynı şeriatta kaldı ise onu da
makbul kıldı. Bu hakka dair Kur’an-ı Kerim’de çok ayetler vardır, iyi
oku!.
98
99.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’AİNANAN EHLİ KİTÂBA "KÂFİR VEYA
GÂVUR" DİYEMEZSİN
Şüphe yok ki iman edenler, yahudiler, nasrani ve sabiilerden
kim ALLAH’a, ahiret gününe inanır, bununla beraber salih
amelde bulunursa, elbette onların Rableri katında ecirleri vardır.
Hem onlara korku da yoktur. Onlar mahzun olacak değillerdir.
(Bakara Sûresi, 62)
Kur’an-ı Azimüşşan’da buna benzer ehli kitabdan bahisle, inanan
kullarını taltif eden çok çok ayetler mevcut iken, ehli kitaba karşı bu
99
tutum ve düşmanlık niye? Bu gerçekte Rabbımın bahşettiği imkanlarla
hemfikir olalım. Ehli kitaba samimiyetle soralım: Muhammed
ümmetine karşı bu düşmanlık niye? Bu yönlü emri ilâhi mi var?
Zebur’da mı var, Tevrat’ta mı var, İncil’de mi var, suhuflarda mı var?
Hayır!.. Bütün semavi dinlere mahsus bütün kitapların özetini de
kapsayan Kur’an-ı Kerim’de yok.
100.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
TERBİYE ALLAH'IN TERTİB VE BİLDİRİSİNE
GÖREDİR, RUHİ VE NEFSÎDİR, EDEPDİR,
KULUN İRADESİNE VERİLMİŞTİR.
“Beni Rabbım terbiye etti, ne güzel terbiye etti” buyurdu, Hazreti
Resulullah (s.a.v.). Beniâdem dıştan değil, içten terbiye olur. Dıştan
alınan terbiye kalıcı değildir, dıştadır. İçeriye hulülü suretadır !..
Adab-ı muaşeret.. Denilir ki, “ayıp olur”dan başka kötü fikirlerin
icraatını engelleyecek başka bir meziyeti yoktur. Bütün çirkinlikler
100 pusudadır. Fırsat kollar. Fırsat buldu mu onu engelleyecek, “ayıp
olur”dan öte gitmeyen yaşantısının melanetlerini engelleyecek gücü
yoktur. İşte Rabbımın terbiyesi ile terbiye olmamış insanlara mürebbi
olarak lutfedilen ALLAH’ın elçileri tertibi tanzimi rahmeti ilâhi dünya
ve ahiret bizlere Cenab-ı Hakkın lutfu ilâhisidir.
Beniâdem terbiyeye muhtaçtır. Peygamber Efendimiz buyurdular:
“Bütün çocuklar İslâm fıtratı üzere dünyaya gelir. Terbiyecisinin
terbiyesi ne ise öyle olur.” “Bil-cümle Peygamber kardeşlerim
mekarimi ahlâk üzere geldiler. Manevî ahlâk-ı tarif ve talim ettiler.
Beni de Rabbım mekarimi ahlâk-ı tamamlamak için gönderdi.” İşte
mekarimi ahlâk içten verildiği gibi ademin dış ahlâk-ı ile de ilgili olup
ALLAH ve Resulüne inanmayanlar bu türlü rahmeti ilâhiden
mahrumdurlar. Yapmacık, sathi terbiyeye sahip olanlar, toplumlarda
gelenek ve görenekten taklidi olarak her ne kadar menşei semavi
dinlerden kaynaklandı ise de taklididir. Anarşitler merhametsiz
insafsızlar eline fırsat geçtimi, bugünkü ifade ile “hortumcular” hep bu
zümreden çıkar. Bazıları inanmış gibi görülse de, imanı suretadır;
inanma! Hazreti ALLAH buyurdu ki: “Hâbibim, sen onları
yüzlerinden tanırsın..” Başkalarının perişan etmeleri onların
101.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yüzlerinderenk değişikliği yapamaz. O kızarma damarı ya aslında
yoktur veyahut ar damarı sonradan patlamıştır Hazreti ALLAH
buyurdu: (Habibim, onlar gülerek günah işlerler. Onlarda hidayet
yoktur!...)
Eğer mekarimi ahlâk istiyorsan Peygamber efendilerimizin
sözlerini, yaşantılarının esaslarını, içtihada tâbi yönlerini zamana
göre içtihad edilmiş hâliyle, zamanın icaplarına göre emri ilâhiyeye
ters düşmeden günü yaşa. Dışdan gelen küfür dalgaları sathi
libasını her an çıkarıp gerçek yüzünü gösterir. Mekarimi ahlâk
Hazreti Kur’an’ın özü, Hazreti Resulullah’ın sözü, yaşantısıdır.
Şeriattır, tarikattır, marifettir, hakikattır. Hulasa dindir,
İslâmiyet'tir. Ancak bu türlü terbiye ve iman seninle kabre de gider.
Mahşerde de rahmeti ilâhi olarak tecelli eder. Cesette zeval vardır.
İmanın zevali yoktur. Ebedi, kalıcıdır. Hikmettir. Hikmetse
mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın. Müslimin değil,
mü’minin kayıp malıdır. İmanının şulesi, her yönde görülen
yaratılışın sırrı, rahmeti ilâhinin tecelli ve zuhuruna vesile olan
insanî kâmil olan bu kişileri Kur’an-ı Kerim’de Hazreti ALLAH 101
bildiriyor.
102.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
SİZDEN ÜCRET İSTEMEYEN KİMSELERE TÂBİ
OLUN, ONLARIN SÖZLERİNE KULAK VERİN.
ONLAR HİDAYETE ERMİŞ KİMSELERDİR
Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun.
Onların sözlerine kulak verin çünkü onlar hidayete ermiş
kimselerdir. (Yâsîn Sûresi, 21)
Bu ayet’i celîlede Hazreti ALLAH tâbi olunacak, makbul ve
manevî vazifelendirdiği kullarını tanıtırken her beşerin rahatlıkla
102 ölçebileceği o kişinin hasletinden beyanla “onlar sizden herhangi bir
ücret istemedikleri gibi, verseniz de almazlar. İşte siz onlara tâbi
olduğunuz gibi sözlerine de kulak verin. Onlar hidayete ermiş vârisül-
enbiyadır. Makamı velayetten vazifeli evliyalardır. Tertibi tanzimi
ilâhidir. Sakın ilâhlaştırmayasın. O da ALLAH’ın kuludur. Beşeri
yönü senden farklı olmayıp kuvveti kudreti ilâhi karşısında acizdir.
Fakat dikkat et: Hazreti ALLAH rahmetine vesile kılmıştır. O kişinin
şahsında Hazreti Resullullah (s.a.v.) Efendimize biat etmiş olursun.
Bu türlü rahmeti ilâhiyi, yalnız madde ilmi ile iktifa edip, akıl ölçüsü
ile yetinip, yeteri kadar nakli kabul edemeyenler tertibi ilâhi
ölçülerinin dışındadır, anlayamazlar.
103.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’IN, ZİYARET EDİLİP HÂL VE
HATIRLARININ SORULMASINI İSTEDİĞİ
KİMSELERİ ZİYARETTEN VAZGEÇMEYİN.
Onlar öyle sapıklar ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden
dönerler. ALLAH’ın ziyaret edilip hâl ve hatırlarının sorulmasını
istediği kimseleri ziyaretten vaz geçerler ve yeryüzünde fitne ve
fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.
(Bakara Sûresi, 27).
Büyüğümüzü ve küçüğümüzü tanıyamaz hale geldik. 103
Büyüklerimizi ziyaret edip hâl ve hatırlarını sormamız, ihtiyaçlarını
gidererek, ferahlatıp, gönüllerini almamız emri ilâhi iken ihmal ettik.
Hayatlarında ziyaret etmediğimiz, vefatlarından sonra da manada na
ehlin mana zafiyetinin mahsulü telkınlarıyla ALLAH’ın ziyareti
emrettiği emre icabet edemedik. İlimleri maddeden öteye ermeyen
bilgelerin telkınları çok kişiye öyle etki yaptı ki, ecdadımızın, yol
büyüklerimizin ziyaretinden hayatlarında mahrum edildik.
Vefatlarından sonra da kabirlerini “taşı ve toprağı ziyaret şirktir,
küfürdür” diye müslümanları bu yönlü rahmeti ilâhiden mahrum
ettiler.
Hacca gidenler iyi bilirler: Ömür boyu hasreti ile yanıp
kavrulduğu Peygamberini, izdiham olmadığı zaman dahi Vahhabi
zihniyet hemen karşına çıkar, “haram, haram” diye merkad-i şerife
yaklaştırmadığı gibi, zalımca, göğsünden itekler. Sende ne aşk
bırakır, ne de feyiz. Halbuki küfürle itham edilen kişi itekleyenden
çok bilgili ve çok imanlı. O cahili orada vazifelendirenden de daha
çok bilgi ve görgüye sahip. İmanlı olduğunu vahhabiler bilmez.
Amma Türk hüccacı ne yaptığını iyi bilir: “Beni vefatımdan sonra
104.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ziyaret eden hayatımda ziyaret etmiş gibidir. Şefaatim ona vaciptir.”
hitabının anlamını iyi bilirler, zevkini ve feyzini alırlar, hayatları
boyunca neşe ve sürur içindedirler. İşte bu ziyaretten ehliaşkı men
edenlere, ziyaretten vaz geçenlere ne buyurdu, Halikı zülcelâl:
“Onlar yer yüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar zarara
uğrayanlardır.”
104
105.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HAZRETİ ALLAH ARZI YARATTI
"BİLİNMEKLİĞİMİ DİLEDİM" BUYURDU.
YERYÜZÜNDE HALİFESİ BENÎÂDEMİ
YARATTI
Dikkat ediyor musun, Hazreti ALLAH ezelî ervahta verdiğimiz
sözü hatırlatıyor? Ruhlar alemindeki verdiğimiz sözün cesetli olarak
da tekrarını istiyor. Hazreti ALLAH: Elestü bi-Rabbikum (ben sizin
Rabbınız değil miyim?) hitabı ilâhisi ile imanları nispetinde o alemin
tertibine uygun ruhların imtihan olunduğunu beyanla, sonsuz rahmet 105
ve merhametinin tecellisi olan ikinci imtihan yeri dünyayı yarattı.
Daha bariz tenezzülen fiili sıfatlarının tecellisi her zerresinde kuvveti
kudreti ilâhiyi gösterdi.
“Yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabının tecellisi yaratılışın
sırrı, zati sıfatlarının dışında fiili ve subuti sıfatlarının bariz tecelli
ettiği kudreti ilâhinin en fazla zuhur ettiği Beniâdem’i yarattı. Madde
ve mananın birleşiminden Beniâdem’i cennette halk etti. Eşyanın
ismini Âdem’e öğretti. Alleme’l-esma sıfatını bahşetti. Melâikenin
ilmi Âdem aleyhisselâma ihsan edilen ilim gibi olmayıp hududu
vardır. Beniâdem’e verilen ilmin hududu yoktur. Beniâdem’in ilmi
herhangi bir zamana mahsus olmayıp kıyamete kadar kemâlatıyle
devam edecektir.
Hazreti ALLAH’ın fiili ve subuti sıfatlarının daha bariz tecellisi
ile varlığını kimse inkâr edemeyecektir. Cennet nimetlerini, Âdem’e,
emri ilâhiye sadakati için hazırladığı nimetlerini peşinen gösterdi.
Miraç’da Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e de
cennet ve cehennemin mevcudiyetini gösterdi.
106.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Tertibi ilâhinin tahakkuk etmesine gerekli olan Havva anamızı
Âdem aleyhisselâmın sol kaburga kemiğinden halk etti. Kadının
mizacını maddi ve manevî yönünü az da olsa görebiliyor isen
kaburga kemiği gibi gevrek, biraz da kavisli olduğunu görmek
mümkündür. Buna rağmen teklifata tâbi kılındı. Kadın
muhteremdir. Anam da kadındır. Âdem neslinin devamı için
elzemdir.
Beniâdem’in tertibi ilâhi zelle işlemeye müsait yaratıldığını,
cenneti a’lada dahi dünyaya mahsus hasletleri ile günahsız
yaşamasının mümkün olmadığını Âdem aleyhis-selâma Hazreti
ALLAH gösterdi. Gelmiş ve gelecek kullarına da bu rahmetini
bildirmekle, kullar varlığa kapılmayıp, enaniyetin mahkumu
olmasınlar diye tertibi ilâhiler bizlere uyarı ve rahmettir. Dünyada
nefis taşıyan Beniâdem’e Âdem aleyhisselâmın yaşantısını örnek
kıldı. Dolayısı ile kullarına mesaj verdi, Halikı zülcelâl.
Özetle, abdiâcizin manevî şahsımda da bu rumuzu her an
müşahede imkanını görüyor, kulluk zevkini alıyorum. Kullarına
106 hitabı ilâhi: Kulum seni rahmetimle yarattım. Cennette yerini
bulman cüz’î iradenle kemalat elde etmen, insan sıfatında rahmet
tecellisinin zuhurunu görmen için çaban görülsün. Aczini
unutmayıp, enaniyete kapılmadan, emri ilâhiye uygun yaşantını
sürdürebiliyorsan nefsinin ALLAH’a kul olmaya mani olan
yönlerini dünya potasında eritme gücü verilmiş. Nefsinin hoşlanıp
emri ilâhiye ters düşen yönünü tanzimi ilâhi olan hâdiselerin
ateşinde eriterek, zamanın medeniyetine, kültürüne uygun,
yaşamaya müsait yaratılmış iken, geri kalmanın mesuliyetini en
mütekamil tevhit dinine, ALLAH’ın elçisi ahir zaman
Peygamberinin ümmetine rahmeti ilâhi olarak lutfedilen şeriat,
tarikat, marifet, hakikatlere bilmeden karşı tavır takınmanın aczinin
bu yönlü bilgi noksanlığından kaynaklandığını ne zaman
anlayacaksın? Yutulması mümkün olmayan içtihatsız lokmalara
müşteri bekliyor isen, gerçekleri bilenlerden iltifat bulamadığın gibi,
dini bilgisi yeterli olmayan kişilerden dahi tasvip görmen mümkün
değil!.. Çünkü zamana göre içtihat yapılmadığından şer-i şerifi azda
olsa bilgin varsa rahmeti ilâhiyeye uygun olduğunu kabul ettirip,
21’inci asrın insahlarını manevî gıda ile doyurabiliyormusun?
107.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Bugününteknolojisine, medeni yaşantısına uyum sağlayamayan
bilginle bu asırda yaşayan hemcinsine iman yönünde ne kadar
yardımcı olabildin? İnsafla düşünelim, emri ilâhinin aslını bulalım
ve yaşayalım, inşallah!...
107
108.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
EY BENİÂDEM! KUŞ KADAR DA MI ALLAH'I
TANIYAMADIN? ONU TESBİH ETMEKTEN
NEFSİNİ MAHRUM ETTİN!
Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların ALLAH’ı
tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve
tesbihini bilmiştir. ALLAH onların yapmakta olduklarını
hakkıyla bilir. (Nur Sûresi, 41)
Şerefli ve efdali mahluk olan yaratılışın çekirdeği olan adem,
108 hâlâ yaratanının anlamlı ve güzel isimlerini zikretmekten, tesbih
etmekten, yâd etmekten, noksan sıfattan Rabbını tenzih etmekten
seni men eden, sonsuz nimetlere karşı seni kör eden mikrobu
nefsinde arıyor musun? Bulamadınsa bu abdiâcizin tavsiyesine
kulak ver. ALLAH’ın lutfettiği ayetlerde ara. mensup olduğun
şeriatında ara. “Bunları ölçemiyorum” diyor isen ALLAH’ın her
zaman mevcut kıldığı vârisün-Nebi, nedimi ilâhi olan tertibi ilâhi
ile ara. Dizi dizi kuşların ALLAH’ı tesbih ve dua ettiklerini,
yaptıklarını belirterek bu ayet’i celîlede biz kullarını uyarıyor
Halikı zülcelâl. Ey Beniâdem! Kuş kadarda mı Rabbını
tanıyamadın, çok yazık!...
Onlar: Seni tenzih ederiz, seni bırakıp da başka evliya
edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol
nimet verdin ki, sonunda zikretmeyi unuttular ve helaki hak eden
bir kavim oldular”derler.(Furkan Sûresi,18)
109.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
€
RIZKA İMAN, İMANIN ZİRVESİDİR. RIZIK
ALLAH’IN YED’İNDE OLUP BENİÂDEM'İN
SAY-İ GAYRETİNDE ZUHUR’U GÖRÜLÜR.
Fazla serveti kaldırabilmek her kişinin işi değildir, er kişi
işidir. Servet mihenk taşı gibidir. Fakirlikte gizle-meye çalıştığı
nahoş karakterini zenginlikte ister istemez açığa çıkarır.
Enaniyyeti günah ve ayıpları hafif gösterir. Hâline cehalet ve iman
zafiyeti hakimdir. O kişiye Hak’tan hukukdan bahsetmek
gülünçtür. Değişik mizaca sahip olan, ALLAH’tan nasıl korkmak 109
gerekli ise öyle korkan kişinin serveti ne kadar olur ise olsun
ibadet ve taatından, hayır hasenatından, merhametinden fukara-
ya hizmetinde noksanlık yapmamaya gayret gösteren in-san,
ALLAH indinde makbuldür. Böyle kişinin varlığı bü-tün beşer
için rahmettir.
Rızık ayrı şeydir. ALLAH hiç bir mahlukatını rızıksız
yaratmamıştır. Rızkını elde etmesini sayi gayretine bağlamıştır. Bu
tertibe riayet etmeyen tembel de rızkını alır. Vakarsızca,
haysiyetsizce, yüz suyu dökerek alır.
Ormanda kötürüm tilki gördü. Merak etti: Acaba bu til-kinin rızkı
nasıl verilecek? diye, bir ağaca çıktı. Merakla izli-yordu. Tilkinin
bulunduğu sütrenin hemen gerisinde aslan avını oracıkta parçalayıp
yedi. Doyması ile oradan uzaklaş-tı. Tilki sürünmekle aslanın
artıklarını yedi. Ağaç üzerinde bu olayı mizacına uygun gören tembel,
Cenab-ı Hakka ni- yaz ederek: “Kötürüm tilkinin rızkını dahi ayağına
gönderen Rabbım! Benim de rızkımı tilkiye gönderdiğin ferahlıkta
göndermeni istiyorum” diye iltica etti. Hatiften bir ses şöyle di-yordu:
"Ey kötürüm tilkiye imrenip tanzimi ilâhinin, tertibi ilâhinin dışında
110.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
rızkını arayan! Sayi gayretini sarf etmeden başkalarının sırtından
geçinmeyi nefsine mal etmeyi şiar edinmiş süfli asalak!. Sağlam
olduğun halde kötürüm tilki gibi rızkını zilletle bekleyeceğine aslan
gibi avını avla, kötürüm tilkiler senin avının ar-tıklarından istifade
etsinler."
İmanın şartı altıdır. Amentünün manası imanın şartları-nı ihtiva
eder. Mutasavvıfına göre imanın yetmiş iki şubesi vardır: Başı
ALLAH’ı tevhit etmek, zirvesi rızka imandır. Rız-ka iman
diğerlerinden daha zordur. İmanlı insanların dahi günlük
yaşantılarında bu zafiyeti görmek mümkündür. Şa-irin belirttiği gibi:
Bir kapuyu bend ederse bin kapı eyler küşad,
Hazreti ALLAH, efendi ! Fatihü’l-ebvab’tır.
Zannetme ki, Razzak-ı alem şah-ı daradan gelir,
İllâ nan-ı kasemnadan gelir.
Bir kapuyu bend ederse bin kapı eyler küşad
Hazreti ALLAH, efendi! Fatihü’l-ebvap’tır.
110
Anlamı: ALLAH bir kapıyı kapatır ise çok kapılar açar. Rızık
kapısı açmak ALLAH’a mahsustur. Yanlış zanna kapılma. Rızık
İran şahından gelmez, yalnız ALLAH’tan gelir. Vesile ile gelir.
Vesileye tevessül emir ve tertibi ilâhidir. Fakat bu veçhile iman
edenler ima-nın zirvesindedir. Sayi gayretini sarf ettikten sonra
ALLAH’tan isteyeceksin ki, vesilelerle gönderecektir. Böyle
inanmak imanın zirvesi olup, ibadettir. Peygam-ber Efendimiz
buyurdular: “Rızık da ecel gibidir. Nere-de olursan ol, seni
bulur.” İradeni kullanacaksın, sebebine tevessül edeceksin.
Tevessül edeceğin sebep emri ilâhiye uygun olmalı.
İaşeleri ile yükümlü olduğun kişilerin de velinimeti-sin.
Hazreti ALLAH onların rızıklarını da noksansız iletmekle seni
yükümlü kılmış. Hatta evinde mevcut hayvanların da rızkını
seninle gönderiyor. Noksan vermeye-sin. Örneğin zamanla ailede
nüfus kesafeti azaldığı za-man bereketin noksanlaştığını
zannedeceksin. O bere-ket noksanlığı değil, karı koca ikiniz
kaldınızsa ikinizin rızkıdır. Hazreti ALLAH cümle kullarının
rızkını helalından bol ihsan eylesin.
111.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Söylene gelen yerinde bir temenni vardır: ALLAH az verip
gezdirmesin; çok verip azdırmasın. Amin. Bu ta-zarru ve niyaz
kulun aczini itiraftır. “Sakın bir lokma, bir hırka” sözüne uygun
gibi görüp de iltifat etmeyesin. Çünkü o söz tembellerin, tertibi
ilâhiye riayet etmeyenlerin nahoş sözüdür. Kanaat değil. Bu nahoş
sözün inanan kişilerin yaşantısında büyük tahribat yaptığı ta-rih
boyu görülmüştür. Hatta ehlî tasavvufun hâli öyle olmalı zannı ile
servet düşmanlığı zahiri ve batıni ilim erbabında da esas olarak
benimsenmiş, dini İslâm’a uy-mayan bu tavır ve düşünce servet
sahibi olanları gerçek-lerden uzaklaştırmış. Kanaat etmenin bu
uydurma söz ile yakından uzaktan ilişiği yoktur.
Hazreti Peygamber (s.a.v.) şahadet ve orta parmağını
birleştirerek ashaba hitaben : “Namuslu tüccar cennette benimle
beraberdir” buyurdular. Ashâb-ı güzin efendile-rimiz umumiyetle
zengin idiler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz de zamanın bezirganı
idi. Zengin idiler. Gavsu’l-azam Seyyit Abdulkâdir Geylâni
(kaddesallahu sır-rahu) hazretleri de çok zengin idi. Servet
hususunda şöy-le örnek verdiler: (“Belh hükümdarı İbrahim b. 111
Ethem bi-zim zamanımızda olsa idi ona tac-ı tahtı terk ettirmez-dik.
Servet deniz suyuna benzer. Ne kadar çok olur ise vücut gemisi o
kadar rahat yüzer. Gemiyi delmemeye dikkat et. Delinirse batar”)
buyurdu. Gemiyi delmek ise nazargah-ı ilâhi olan kalbe ALLAH’ın
sevgisinden başka kalıcı bir sevgi koymaktır. Gemi batar. Peygamber
Efen-dimiz: “Yokluk küfür olayazdı” buyurdu.
112.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
EHLİ ZİKİR, EHLİHAL, ALLAH FAKİRİDİRLER:
SERVET, MAL, MÜLK FAKİRİ DEĞİL
Bizler ALLAH’ın fakiriyiz; servet fakiri değil. Meşru servetin
çokluğu ALLAH’a kulluk vecibesini ifa etmekte, ibadet ve taatta
yardımcı ve ferahlatıcıdır. Tembelliğinin nedeni yaratanını yeteri
kadar tanımayan, tertibi ilâhi olan kulluk vazife ve mesuliyetini
düşünemeyen, nefsin izzetinden yoksun, başkalarının sırtından
geçinmenin zevkinden başka zevk bilmeyen, yapışkan, asalak kene.
Gücü varken bir kişi kazanamıyorsa bu dünyada ekmek parası,
112
dostlarının yüz karası, şeytanın maskarası.
Bu abdiâcizi yanlış anlama. ALLAH’ın gücü karşısında her zaman
beşerin aciz ve güçsüz olduğunu müdrikim. Ben de kulum ve acizim.
Beşer karşısında Rabbımın lütfu ihsa-nı ile kulluk vazifemi idrak
edenlerdenim. “Ey insan, arzı ben yarattım, sen düzene sokacaksın”
hitabını yaşamaya çalışıyorum ve her hâdiseye bu açıdan bakıyor, ona
göre bü-tün güzelliklerin din, çirkinliklerin la-din olup, dinle ilgisi ol-
madığını görüyorum. Nefsin hoşlandığı çirkinlikleri dine mal ederek,
sorumluluğunu düşünmeden “hizmet ediyorum” zannı ile şeriatı
Muhammedi'yi mecrasından saptırdılar. İç-tihatsızlıktan dolayı
içinden çıkılmaz hale getirilen diğer se-mavi dinler gibi mensubunu
tatmin ve mutmain edemeyen bir duruma düşürdüler. Mütekâmil
insanlara bahşedilen şe-riatı Muhammedi'nin gerçeğini
bilemediğimizden, onun da bütün semavi dinler gibi küfür dengesine
düşürülmesi emri ilâhi olmayıp nefsin ürettiği büyük hata..
Asrı saadetten sonra şeriatı Muhammedi'ye mensup olanlarda da
inanç olarak kendi icraatını beğenip, başkala-rının inancını nefsine
kabul ettiremeyenler bilmezler mi ki, semavi dinleri kabul etmek
113.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
imanınşartı iken, biz hepsine “kâfir, gâvur” demekle dini İslâm’a
hizmet ediyoruz zannettik. Zamanımızda bu yanlış zihniyet azaldı gibi
görülse de bu yönlü üretim devam ediyor. ALLAH’a inanmayıp
Peygamber efendilerimizin bizlere rahmet ve örnek olarak
yaşantılarını kabul edemediği gibi, istihza edercesine “kevni
hakikatler” denilen madde aleminden başka ilme müsait olmayan,
ALLAH’ın emirlerini bu yönlü zafiyetlerine uydurmaya çalış-tılar ve
medyayı da küfürlerine ortak ettiler.
Gerçeğe inanıp, görerek, zamanın teknoloji ve mede-niyetinin
gereği, emri ilâhinin dışına çıkmadan İslâmî yaşamada Rabbının
rahmetine, Peygamberimiz Efendi-mizin taltifine mazhar olan ehli
zikir, ehli tarik, ehli şükür, ehli takva, ehli vera, ihlas ehli, ehli
mezhep, ehli meşrep, ALLAH’ın tertibi ve tanzimi ilâhiden aca-
basız, nasibini alarak mutmain olan, yaratılışın nede-ni sırr-ı ilâhiye
şeksiz ve şüphesiz inanmış, imansızlığa prim vermeyip onların salahı
için duayı terk etmeyen, düşmanlık diye bir çirkinliğe yaşantısında
yer verme-yen bahtiyar insanları rencide etmekten vaz
geçmeyecekler mi? Ağızlarda sakız olup çiğnenen, tatbikatta yeteri 113
kadar iman etmedikleri ehline gizli olmayan, nefsani
prensiplerinden öte gitmeyen, din vicdan ve fi-kir hürriyeti... Bu
güzelliklere ancak kelâmdan öte yer vermeyen tutumunun icraatı
her kesim insan tarafından bilinen bariz bir vakıadır. İnanç ve
hareketleri ve sözleri ile başkalarını incitip horlamadan, hoş görülü,
sevecen, temiz ve safiyetli iman ehlini rencide etmeden, tabiî hakları
olan insan gibi yaşamalarına fırsat veril-meyecek mi?
114.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
CUMHURİYET, DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI
VE LÂİKLİK YAŞANIYOR İSE GÜZELDİR
Sakın bu fikirlerimde siyasi ve politik parti zihniyeti aramayasın.
Bu milletin bir ferdi, vatandaşı olarak güzellik hay-ranıyım.
Zamanımızda demokrasi güzel. Cumhurun kendi kendini idare tarzı
olan cumhuriyet yaşanıyorsa çok güzel. Kimsenin inancına müdahale
etmeden herkesin inancında özgür olması güzel. Bu manada lâiklik
güzel. Dini İslâmî yaşayabiliyorsan, zamana göre içtihat yapmaya
muktedir isen veyahut bu yönlü muktedir olanları rehber edinmiş,
114 onun yaşantısını ve mekarimi ahlâk-ı yaşantında görebiliyor isen,
onun telkin ettiği şekilde yaşadığın zaman manevîyat tarafından tasdik
ve tasvip görüyorsan ki kesin göreceksin yoluna devam et, çok çok
güzel... Bu güzellikleri hemcinsini kandırmak için icra ediyor isen:
Yalancının mum yatsıya kadar yanar, başka yakamazsın. Bu
güzellikler emri ilâhiye aykırı değildir. Zira bütün güzellikler
hikmettir. “Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede ve ne zaman
bulur ise alsın” hitabını unutma.
Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere ta-bi olun.
Onların sözlerine kulak verin. Çünkü onlar hida-yete ermiş
kimselerdir. (Yâsîn Sûresi, 21)
Bu ayet’i celileyi tekrar etmekte faide mülahaza ediyorum. Lütfen
dikkat et. Na-ehlin sözlerine kulaklarını tıka. Çünkü nâ-ehil pazarında
hikmet bulamazsın. Bu güzelliklere kül olarak isim vermek
gerekiyorsa ne yönden bakar isen bak, günahı kebâir dışında
güzelliklerin ismi İslamiyet'tir!..
Cüz’î irademin tertibi ilâhiye uygun icraatı ile yükümlü olduğumu
müdrikim, elhamdü lillâh. İcraatından sorumlu olduğum lutfedilen
115.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
manevîvazifelerimi ifa hususunda kim-seye pirim vermem.
Başkalarının nefsi arzularına manevîya-tı uydurma prensibi inancımla
bağdaşmıyor. Bu durumda kimseyi suçlayamam, ALLAH’ın rahmeti
sonsuz. Affetmek, bağışlamak gücüne ALLAH’tan başka kimsenin
yetkisi yok. Mizacım ve inancım başkalarının sırtından geçinmeye
uygun olmadığı gibi "dünya nimetlerinden mahrum olurum"
korkusunun hayatımda yeri hemen hemen yok gibidir. Zengin
babanın, zengin ananın tek erkek evlâdıyım.
115
116.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
SANATKAR OLDUM. KASTIM KİMSEYE YÜK
OLMAMAK, MİNNETSİZ YAŞAMAKTI.
BUGÜNE ÖYLE GELDİM
Buna rağmen Rabbımın mizacıma uygun verdiği zevk ve istekle
1935 senesinde cennet mekân babam Çorum Paşa hamamını
işletiyordu ve yalnızdı. Yardımcı olur, diye orta okuldan ayrılmama
rıza gösterdi. Hamamın kasasında bu-lundum. Rahattım. Bu yönlü
pasif hayat mizacıma uygun değildi. Babama bu hâlimi anlattım ve
116 razı oldu. Sanatkar oldum. 1939’da Hacı Mustafa Anaç Şeyh
Efendinin tek kızı 16 yaşındaki Fatma hanımla evlendim.
O yıllarda usta olmuştum. Marangoz atölyem vardı. Ha-yat boyu
yedi kızım, bir oğlum oldu. Yevmü’l-cedit rızku’l-cedit (gün
kazandım, gün yedim). İaşesinden yükümlü oldu-ğum kişileri mahrum
etmemeye Rabbımın lutfettiği gücüm-le özen gösterdim. Gündüz
gece, pazar, bayram, demedim. Çalışmanın haram olduğu günlerin
dışında hep çalıştım. Rabbımın verdiği rızkı da gayri meşru yerlere
sarf etmemeye dikkat ettim. Emri ilâhi olan ibadet ve taatımda kusur
etmemeye titizlikle özen gösterdim. 1949 senesinde şeyhim efendim
Hacı Mustafa Yardımedici efendiye manamda Haz-reti ALLAH’ın
açık işareti ile intisap ettim ve derviş oldum.
1956 senesi Berat Gecesi manada ve maddede belirli ehil kişilerin
şahadetleri ile ALLAH’ın tertip ve tanzimi olan bü-tün insanlığa
hizmet edilmesi anlamında bu abdiâcize ma-nevi vazifem bildirildi.
Şu anda 50 sene oldu. Rabbımın sonsuz rahmetinin tecellisi ve zuhuru.
Manevîyatı istismara manevî yönüm uygun olmadığı gibi maddi
yönümün dahi müsait yaratılmadığının ezelî ervah- da Rabbımın
bahşettiği lutuf ve ihsanının tecellisinin zuhu-runun hayatım boyunca
117.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
zevkinialdım ve alıyorum. Bu hu-susta yaratanıma müteşekkirim.
Madde ve manayı istismara şahsım müsait olmadığı gibi başkalarına
da yaptırmamaya bütün gücümle gayret gösterdim ve gösteriyorum.
Son nefesime kadar rabbım muaffak kılar inşallah!...
117
118.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ŞEYH NASIL OLUNUR?
Derviş ne kendisinin ne de başkalarının görgüsü ile, rüya, ilham
gibi yollarla şeyh olamaz. Ancak müntesi-bi olduğu, ALLAH’ın
vazifeli kıldığı, şer-i şerif üzere ha-yatını idame ettiren şeyh efendiye
bahşedilen hitabı ilâhi ile ve şeyhinin tebliği ile şeyh olur.
ALLAH’ın emri ile emri ilâhiyi mürşidinin tebliği, şeyhinin tebliği ile
olur. Manevî vazifeler sadece bugün değil, hep böyle tertip edilmiştir.
Tertibi ilâhiyenin zuhuru olan rahmeti ilâhiyeyi ehline malum
olduğu gibi bugünkü ulema bilse idi enbiya ve evli-yayı, ezelî ervahta
118 halkedildiğini bilecekti, enbiyayı ALLAH’ın elçileri olarak
birbirinden ayrı görmeyip, semavi dinler arasında din düşmanlığı
katiyen olmayacaktı. Kur’an-ı Azimüşşan’da beyan edilen evliyayı
kabul edebilselerdi, şeriatı Muhammedi'de ayrılık olmadığı gibi
bugünkü içinden çıkılmaz duruma da düşülmiyecekti. Bu türlü izaha
ihtiyaç duyulmayacaktı. Enbiya efendilerimizi de yeteri kadar bilseler
idi hepsinin de nuru Muhammedi olduğunu, aynı rahmeti ilâhinin
zuhuru ve tecellisi olduğunu, istisnai ya-ratılışla, özel yaratıldıklarını
bilseler idi, Peygamber efendile-rimiz arasında ayrılığa düşmezlerdi.
Dolayısıyla din arası ay-rılık da olmayacaktı. Zira tevhit dini bir
tanedir, ismi İslâmi-yettir!... Zamana göre emri ilâhiye uygun
yaşantılarında de-ğişmesi icap eden ictihadi mevzuları için Hazreti
Halikı zülcelâl ve Tekaddes Hazretleri elçilerini göndermekle
rahmetini ferahça kullarına bahşetmiştir. Fakat ümmeti Muhammet
rahmet olan içtihadı 4 imam efendilerimizden sonra durdurmuştur,
fitne oluyor diye...
119.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
SONRA GELEN DİN EVVELKİ DİNİ İPTAL
ETMEZ. DAHA SONRA GELEN ALLAH
ELÇİLERİ EVVELKİ GELENLERİ TASDİK,
SONRA GELENLERİ MÜJDELEYİCİ OLARAK
GÖNDERİLDİLER. CÜMLESİNİN DİNİ İSLÂM,
TEVHİT DİNİDİR.
Sonraki gelen ALLAH’ın elçisinin bir evvelkini iptal için değil,
daha evvel gelenleri tasdik, sonra gelecekleri müjdele-yici olarak
gönderildiğini bildirdi, Hazreti ALLAH c.c. Daha sonra gelen
ALLAH’ın elçisinin ilan ettiği şeriata tâbi olmak kemâlattır. Daha 119
evvelki şeriatta sebat gösterip ALLAH’tan başka ilâh edinmeyenler de
hangi şeriata samimiyetle tâbi olur iseler Hazreti ALLAH Kur’an-ı
Azimüşşan’da buyuru- yor ki “onlar için korku yoktur, onlar
üzülmeyecekler de.”
“Men araf” sırrını anladınsa bu tanzimi ilâhiyi anlarsın. Bu hâl
tevhit sırrında tecelli eder. Kelimeyi tevhit, tevhidi ef'al, tevhidi sıfat,
tevhidi zat. "Kur’an’ın da itikatta medarı ikidir" denildi: İlmi tevhit,
ameli tevhit. Tecellisi görülen hâl ise nafi ilim, salih ameldir. Tâbi
olmak tevhit dininin aslıdır. Bildiğim kadarını anlatmak vazifesi ile
yükümlü oldu-ğumu müdrik olan bu abdiâciz bazı hakikatleri
anlatmakta sakınca görmüyorum. Çünkü manayı bilmeden, tahrip
etmek için bu yönlü küfür bütün melaneti ile karşımda kahraman
edası ile hayasızca sırıtıyor.
120.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
MÜRŞİDİM, EFENDİME NASIL ERİŞTİM?
Zamanını boşa geçirme. İbret için anlatacağım, kaçma. Bu rahmeti
ilâhiye bütün beşer muhtaç yaratılmış. Zuhuru kişi-nin cüz’î iradesine
bağlanmış. ALLAH’tan iste. İsraren iste.
Sene 1949. Ankara’da Hacı Doğan Mahallesi, Pala So-kakta
atölyemin üzerindeki evde iskan ettiğim günlerde aşkı ilâhi sandığım
sahipsizlik ateşi ile yanıyordum.
Yaptığım ibadet ve taatlar, okuduğum kitaplar, dinlediğim vaaz
ve nasihatler bu fakirin derdine deva olamadığı gibi manevî
120
sıkletimi daha da fazlalaştırıyor-du. Bu hâli ilk anlarda ilâhi aşk
zannediyordum. Son-raları anladım ki, sahipsizliğin verdiği
sarhoşluktan başka bir şey değil. Boşlukta kalmıştım. Bu derdime
deva arıyordum.
Manevîyata ehil, muhterem ve izni icazet sahibi çok mürşit vardı,
bildiklerim. ALLAH cümlesinden razı olsun, makamları cennet olsun.
Rabbımın tertip ve tanzimi mizacı-ma uygun, zamana göre İslâm’ın
manasını yaşatacak bir mürşit bekliyordum. Armudun sapı var
üzümün çöpü var hastalığı beni haşa mürşit kabullenmemde kişiyi
mahrumiyete götüren müşkül bir insan olmuştum. İstiyordum ki ve
bekliyordum ki, metafizik bir tecelliyat olsun “beni Rab-bım seni
irşada gönderdi” desin, bekliyordum.
Boşluk da kalmıştım. Hayatıma tahkiki iman hakimdi. Toplumda
geçerli iman ise taklidi imandı. Gençliğimden beri samimiyetle ibadet,
taat hayır ve hasenatımda idim. Rahmeti ilâhiler açık seçik tecelli
ediyor. Bu tecellileri taşı-yamaz hale gelmiştim. Bu mevzuda direncim
çok zayıflamış-tı. Taşımakta güçlük çekiyordum. Ayakkabımın
çıkardığı sesler dahi zikrullah misali beni vecde getiriyordu.
121.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Bu konuda bana yardım edecek ALLAH’tan başka güç ol-
madığını müdriktim. Gece gündüz Hazreti ALLAH’a tazarru ve niyaz
ediyordum. Sadece arzum bu abdiâciz için husu- si gönderileceğine
inandığım mürşidi bekliyordum.
1949 senesi, tarihini kesin hatırlamıyorum bir gece yarı-sı idi.
Namaz kıldım. Ellerimi açtım yükseklere. Boynumu büktüm
Halikı'ma. Öyle müracaat ettim, öyle yalvardım ve yakardım ki..
Şimdi anlıyorum ki, o hâlim benim aczimin te-cellisi değil, Rabbımın
rahmeti idi. Misali Hazreti Resulul-lah’ın yakarışının tarifi vechile
evliyalar piri Üveys el-Karani Hazretleri’nin yoklukta müracaatı
misali... Kalbim ve lisa-nım birleşmiş, müşterek davalarını Yaratan'ına
bütün mev-cudiyeti ile arz ediyorlardı. “Göz yaşların kalbini ıslatabi-
liyor ise duanı bütün âlem bilir” misali yaş gözümden bo-şaldığı gibi,
bütün azalarımdan akıyordu. Lisan ve halen Rabbıma şu an aynının
tekrarı değilse de, benzeri şu kelime-lerle yakarıyordum:
Ya ilâh’el-âlemin.. Her şeylere kadir olan Rabbım... Rahmetin
olan Peygamber Efendimizin o yönlü verasetini taşıyan, mizacıma
uygun evliyanı yarın bekliyorum. Yarın göndermeyeceksen 121
emanetini al. Çünkü gü-cüm tükendi. Benim ölçüme isterse
uymasın. Yeter ki, “beni Rabbım gönderdi” desin.
Rabbıma elfi elfi, binlerce hamd ederim. O gün Şeyhim Efendim
Kahramanmaraşlı Hacı Mustafa Yardımedici Efen-diyi makamı
cennet olsun elinde Hazreti Kur’an’la Hazreti ALLAH iş yerime
gönderdi. Ve dersimi verdiler. Efendimi gör-mekle iç alemim
ferahladı. “Cennet misali. Hani derler: Mürşidi gördüğün zaman
ALLAH’ı hatırlarsın.” Hatırlama nedir ki?!.. Bütün dertlerim deva
buldu. Efendime bu hâli-mi zamanla anlattığımda, gözleri dolu dolu:
"Sus, dedi. Anan arab olsun. Ben Maraş’tan yalnız senin için
gönderildim." Manevî görgülerim bu hâli teyit eder mahiyette idi.
Tertib ve tanzimi ilâhi olan, Rabbımın vazifelendirdiği manevî
dertlere deva, veraset taşıyan mürşitlerin her zaman mevcut olduğuna
imancım sonsuzdu.
122.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
DÜNYADA HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR. İLİM
ALLAH’I BİLMEKTİR. KİŞİ ALLAH'I BİLDİĞİ
KADAR ÂLİMDİR. ÂLİMSE MÜRŞİTTİR.
Dünyada en hakiki mürşit ilimdir. Doğru, ilim eşit-tir mürşit,
mürşit eşittir ilim. Hadisi şeriftir ifade edilen. İlim hikmet ve
marifetullahtır. Hikmeti ilâhinin tecellisi okur yazar olmaya muhtaç
değildir. Okuma yazma biliyorsa daha güzeldir. “Biz arza nice ayetler
indirdik. Onu aklı selim ve insanî kâmil okur.”
122 Peygamber Efendimize gelen ilk vahyi ilâhi “oku” diye başlar.
Okumak ve yazmak araçtır ve gereçtir. Bu yönlü dü-
şünemediğimizden semavi dini, ALLAH’ın emirlerini akıl ve mantık
ölçüsünün içinde mütalaa ettik. Aklın, mantığın öl-çeceği bazı
gerçekler olsa da emri ilâhiler kül olarak bu te-razide tartılmaz.
“Bizim terazimiz tartıyor” diyor isen, bu ab-di aciz derimki lütfen,
hangi emri ilâhiyi tarttın ise neticeyi bize de göster. Bu abdiâciz şu an
manevî yaşantınızda ya-nıldığınızı yüzlerce kere gösterebilirim.
Ey benim mübarek kardeşim, müslümansın, şahidim. ALLAH
mü’minlik sıfatına da nail kılsın. “Hikmet mü’minin kayıp malıdır.
Nerede bulursa alsın” hitabına dikkat et ve ara. Mürşitsiz bir dünya
düşünenler, “sen olmasa idin habibim, eflâki yaratmazdım” hadisi
kudsisinin “vema er-selnake illâ rahmeten li’l-âlemin” (habibim, seni
alemlere il-la rahmet olarak gönderdik) hitabı ilâhisindeki manayı dü-
şünemeyenler nuru Muhammedi'yi elbet anlayamazlar. Cümle
peygamber efendilerimizde zuhur edip kıyamete ka-dar devam
edeceğini zahiri ilimle nereden bilecekler.
Dünyada Beniâdem’in yaratıldığı andan kıyamete kadar
rahmeti ilâhi devam edecektir. Yaratılışın sırrı nuru
123.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Muhammedi’dir.Cümle peygamber efendileri-mizde zuhuru
görülen rahmeti nuru Muhammedi’den başka düşünmeyesin.
Aksini düşünmeye, rahmeti ilâhiyi yirmi üç seneye mahsus imiş gibi
göstermeye hakkın yok. Zira bu tutumunla Hazreti ALLAH’a noksan
sıfat ve zulüm isnat edenlerden olursun. Peygamberinin vârisi olan
evliya-yı tanı. İnkara kalkışma. Huzuru ilâhide hem kendinin, hem de
manalarını öldürdüklerinin hesabını veremezsin. Niyazi Mısri’nin
işaret ettiği gerçeğe kulak ver:
“Nereden bilsin Hakkı inkâr eyleyen, Niyazi Mısri’yi
Zahir olmuşken yüzünde nuru Zatı kibriya”
Bildiğini iddia etmesin, nuru Zatı kibriyayı idrak edemeyenler. Bu
nuru göremeden! ALLAH’a kulluk yapacak ka-dar bilgiye sahip
olduklarını da iddiaya kalkışmasınlar. Hazreti ALLAH’a karşı edeb
dışı olmuyor mu?
Bu dünyada görmeyen ahirettede göremez kavli Mustafa’dır,
bu!...
Hamdolsun, çocukluğumda da tarafı etrafım derviş ve şeyh 123
efendilerle bezenmiş idi. Bu bakımdan bu zümrenin yaşantılarının ve
hallerinin az da olsa yabancısı sayılmaz-dım.. ALLAH cümlesinden
razı olsun makamlarıda cennet olsun. Naciz hayatımda manevîyat ehli
efendilerin duaları ve telkinleri küçümsenmeyecek kadar yaşantımda
yer edinmiş-lerdi. İslâmî manası ile yaşaya bilmem için gerçek bir
mür-şide müntesip olmak,mutlaka elzem olduğunu buna rağmen
basma kalıp telkinler mana olsun ister madde olsun neden-se beni
doyuramıyordu ezelî ervahta ALLAH’a verdiğimiz sö-zün cesetli
olarak tekrarı elzemdi rahmeti ilâhiyenin bu tür-lü ihsan edildiğine
inancım tamdı Rabbım ne emir vermiş ne halk etmiş ise biz aciz kullar
için rahmet, mağfiret, olduğu-na inancım sonsuzdu. Yaratılışımda
üstünlük değil, haşa, yaratanımı tanımama, anlamama engel olacak
mania sanki halk etmemişti. Halikı zülcelâl imanımı sarsacak güçte bir
hâdise zuhur ettirmemişti. Şimdi daha iyi anlıyorum, çocukluğumda
dahi manevî koruma altında idim. O bakımdan dünyaya gelmeme
vesile olan ana ve babama müteşekkirim. Helal süt emzirdiler, helal
lokma yedirdiler. Tertip ve tanzim eden Rabbıma hamdolsun.
“Kâmil doğarmış ehli Hak,
124.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Doğmadan evvel anası.”
Bu sırrı ifade etmeye ve ALLAH’a ve Resulüne acabasız inanan
belki kendisinin bu yönünü bilemeyen bahtiyarların uyuyanlarını
uyarmaya çalışıyorum.
Gavsü’l-A’zam Abdulkâdir Geylâni çocuk yaşda iken öküzün
kuyruruğunu çekiyordu. Öküz lisan-ı hâl ile çocuk Abdulkâdir’e: “Ya
Abdulkâdir, ALLAH seni bu işler için yaratmadı” dedi. Öküzün
lisanından kulu Abdulkâdir’i uyardı. Bu hitaba layık olmak için
hayatına yön verdi. Ana-sından izin aldı. İlim tahsili için memleketini
terk etti.
Ankara’da ibadet ve taat için ALLAH’ın emri olan zikrullah ve
inandığımız ibadetlerimizi özgürce yapmak kasti ile lutfu ilâhi olan
Ankara’nın ikinci büyük camisini (Tevhid Camii) imece usulü ile inşa
ettik. Kastimiz ayrılık değil, ha-şa. Camilerde ALLAH’ı zikretmek
için hep müsaade almakla zaman geçiriyorduk. Bazılarından müsade
alamıyorduk. Çok garip kalmıştık. Arkadaşlar ile istişare yaptık. Cami
yapmaya karar verdik. Camimizi ALLAH’a inanan her kesi-me açık
124
kıldık ve Diyanet’le de anlaştık. Müftülükten Cuma ve bayram
namazının kılınması için müsade aldık. Hakiy-katta buna gerek yoktu.
Amma biz formaliteyi tamamladık.
Hayli memleketlere bu şeraite uygun, imece usulü cami-ler inşa
ettik. Fakir fukaraya mübarek gün ve gecelerde aş, senenin her günü
gücümüz nispetinde bedava ekmek dağı-tıyoruz. Zengin vatandaşları
bu hususta vakıf kanalı ile teş-vik ediyoruz. Ve zamanla geniş
camiaya her hususta yar-dımcı olma zevkini bütün kullarına ihsan
etmesini tazarru ve niyaz ediyoruz. Camiye bitişik bazı arsaları cami
görüntüsü kapanmasın diye belediyenin teşviki ile tapusunu an-cak
vakıf olarak camiye aldık.
Bu muamelenin olması için bu abdiâcizin ismine, siya- si ve
politik yönü olmayan bir vakıf kurduk. Amacımız fakir ve fukaraya
hizmetti. Senelerdir haz duyarak bu vazifeyi ifa etmeyi başlıca zevk ve
vazife edinmiştik. Şimdi ise fakir fu-karaya, ekmeğini almakta güçlük
çeken ailelere yardım edi-yoruz. Camimizi odak noktası alarak
şemsiye misali imkanlarımız nispetinde açılmaya özen gösteriyoruz.
Hâli, vakti ye-rinde olan hayırseverlerin kampanyaya yardımları ile ve
125.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
gücümüznispetinde ilâ-nihaye ülke çapında götürmeye karar-lıyız,
inşallah. Parasız ekmek dağıtma işi çok memleketlerde devam ediyor.
İmkanımızı genişletip daha çok yardım etmeyi Cenab-ı Hak’tan
tazarru ve niyaz ediyoruz. Vakfımızın bu-lunduğu yerlerde yardım
yalnız ekmek dağıtmak değil. İm-kanımız nispetinde her türlü yardım
senelerdir devam eder. ALLAH artırsın. Rabbım riyadan muhafaza
buyursun. Ek-mek kampanyasına katılmak için vakfa üye olmak da
şart değil. Her türlü vatandaşın rahmeti ilâhiden nasiplenmesi- ni ister,
bunun insanî bir borç olduğunu hatırlatırız.
Ölümsüz ve daima diri olan ALLAH’a güvenip dayan. O’nu
hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını onun bilmesi yeter.
(Furkan Sûresi, 58)
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, ALLAH’ı çok zik-redenler
ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır.
Haksızlık edenler hangi dönüşe döndü-rüleceklerini yakında
bilecekler. (Şuara Sûresi, 227)
Sana vahyedilen kitabı oku. Namazı da dosdoğru kıl.
125
Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıko-yar.
ALLAH’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. ALLAH
yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Sûresi, 45)
Andolsun ki, Resulullah sizin için, ALLAH’a ve ahiret gününe
kavuşmayı umanlar ve ALLAH’ı çok zikredenler için güzel bir
örnektir. (Ahzab Sûresi, 21)
Ey inananlar, ALLAH’ı çok zikredin.
(Ahzab Sûresi, 41)
Ve onu sabah akşam tesbih edin. (Ahzab Sûresi, 42)
Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler
ve mü’min kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam
eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden
erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı
kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç
tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve ırzlarını ko-ruyan kadınlar, ALLAH’ı çok zikreden erkekler ve
zikreden kadınlar var ya, işte ALLAH, bunlar için bir mağfiret ve
büyük bir mükafat hazırlamıştır. (Ahzab Sûresi, 35)
126.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH ve melâikeleri Peygambere çok salevat getirirler. Ey
mü’minler ! Siz de ona salevat ve tam teslimiyet-le selâm verin.
(Ahzab Sûresi, 56)
Ve o zikir okuyanlara... (Saffat Sûresi, 3)
Biz dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla
beraber tesbih ederlerdi. (Sa’d Sûresi, 18)
Hazreti ALLAH’ın sonsuz lütfu ihsanı olan Hazreti Kur’an her
sûresi ve ayetleri ile hatta hece ve harfleri ile ALLAH kelâmı olup,
maddesi ile, manası ile hikmettir. Dünya ve ahiret derdimizin devası,
manevî hastalığımızın şi-fası yaramızın merhemi. Hazreti Resulullah
(s.a.v.) Efendi-mizin büyük mucizesi. Kıyamete kadar geçerliğini,
muha-fazasını ALLAH’ın tekeffül ettiği, cihanşümul kitabı kadim!...
Yazılan tefsirler ve mealler korumanın dışında bırakıl-mış. O
bakımdan tefsire ve meale Kur’an demek hatadır. An-cak "filanca
zatın yazdığı tefsir veya meal" diyebilirsin. Hiç-bir lisana Kur’an’ın
mota mot tercümesi imkansız olup, Rus lisanının en zengin lisan
126 olduğunu söylerler ki, onun dahi yeterli olmadığı bilen kişilerce ifade
edilmiştir. Zaman za-man Kur’an-ı Türkçe’ye “tercüme ediyorum”
diye İslâm’a hiz-met ettiğini zannedenler, İslâmî inanarak emri
ilâhiyeye uy-gun maddesi ile, manasınıda yaşadıkça hata ettiklerini iyi
anlarlar, ümit ederim!...
Hele, hele, İbadet ve taatla iştigal etmeyen bilge kişiler maddeden
öteye yolları olmadığından bu gerçeği anlayamaz-lar. Hakikati
yaşamak nefsine ağır gelenler bu büyük mesu-liyetin garibidirler.
Çünkü ilimleri maddenin izahı olan felse-feden ileri gitmez.
Hakikatler felsefe ile çözülmez. İhlas, takva, vera ancak ALLAH’a
ve Resulüne acabasız imanla elde edilir. Bu rahmet yolunun ismi
tasavvuftur. Ke-sinlikle felsefe değildir!...
Nice kıymetli alimlerimiz sahte mürşitleri asıl zannede-rek
gerçeği bulamayanlar, hakikatı inkâr edip maddeden öte ölçüsü
olmayan felsefeye kaymışlardır. O türlü alim kar-deşlerimizi o yönlü
hatadan ALLAH kurtarsın. “Dinin cüz’ünden feragat, küllünden
feragattir” buyuruldu. "Bilerek emri ilâhi olan muhkem ayetlerin
birini kabullenemeyen insan hepsini inkâr etmiş gibi günahkar olur
denil-di." Bu hususta Hazreti Kur’an'da sarih ayet mevcuddur. Her
127.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
devirdetoplumların yaşantılarına göre tanzim edilmesi gereken,
içtihadı gerektiren ayetler vardır. Hazreti Resulul-lah (s.a.v.)
Efendimiz asrı saadette Kur’an’ın anlamını ha-yatı boyunca tutum ve
davranışları ile, mübarek kelâmları ile ortaya koymuştur.
Onun hayatında Kur’an’ın tefsirinden emri ilâhiden baş-ka bir şey
aramak edep dışıdır!.
Zamanımızda Kur’an’ın içtihada tâbi olan ayetlerini ya-şadığı
zamanı hesaba katmadan aynen yaşamanın hakikat olduğunu
zannedenler hem kendilerini hem de onu örnek alarak dinin gerçeğini
yaşıyorum edası ile poz verenler pek âlâ biliyorlar, içtihatsız din
yaşanmasının muhal olduğu-nu!...
127
128.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
DEVE KUŞU YALNIZCA BAŞINI KUMA
GÖMMEKLE AVCIDAN GİZLENDİM SANIR
Ayıp olur telaşesi ile gizlediklerini zannediyorlar. Deve kuşu
misali, yalnız başını kuma gömer, fakat vücut bütün azameti ile
dışarıda kalır da, avcıdan gizlendiğini zannedermiş. Deve kuşu
nereden bilecek avcıların işlerini daha ko-laylaştırdığını. Bilecek,
mutlaka bilecek amma iş işten geç-tikten sonra. Avcı özlemine nail
olduktan sonra bilecek. Ha-talı kararında ısrar eden ticaret erbabının
iflas ettikten son-ra işin gerçeğini az çok kavradığı gibi. Atı alan
Üsküdarı geç-meden, namludan kurşun çıkmadan iyi düşün. Boğaz
128 kırk boğumdur lafı boğumlarda bekleterek çıkart. Çıktıktan sonra
ister hayır, ister şer geri çekemezsin. Çünkü se-nin gücün iraden
geri çekmeye müsait yaratılmadı. Bilemediğin mevzularda bilen
kişilerle istişare yapmayı ihmal etme. Hazreti ALLAH Peygamberimiz
Efendimiz'e bazı hadi-selerde ashâb-ı ile istişareyi emrediyor.
“Söz vardır bitirir işi,
Söz vardır kestirir başı.”
İllâ konuşmak mecburiyetinde değilsin. "Söz gümüş ise sükut
altındır" denildi. Çok konuşan yalan da söyler. Düşünmeden çıkan
sözde mutlaka yalan vardır:
“Öyle bir söz söyle ki sözünden ibret alsınlar,
Söz bilmez isen sükut eyle seni bir adem sansınlar.”
Hazreti Kur’an’dan aktardığım zikrullah hakkındaki ayet’i
celilelerde görülüyor ki tefsire muhtaç değiller. Fakat dün olduğu gibi
zamanımızda Halikı’na kulluk yapacak ka-dar inanca sahip olamayan,
hakikatleri aslından saptırarak “Hazreti ALLAH’tan daha iyi
biliyorum hastalığı”na kendisini kaptırmış, enaniyyet bataklığına
batmış olan adem, kurtuluşunu ALLAH’ın vahyettiğinde değil,
129.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
kendiürettiği dinde arayan hakikat gafili adem, gerçekleri
bilemediğinden tahrif etmez de ne yapar? Gerçek ulemayı tenzih
ederim.
129
130.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
VAZİFEN YALNIZ KORKUTMAKTAN
İBARETMİŞ GİBİ OLMASIN
“Peygamberimiz Efendimiz buyurdu: “Zorlaştırmayın
kolaylaştırın. Daraltmayın genişletin. İkrah ettirmeyin sevdirin.”
Ayet’i kerimede Hazreti ALLAH buyurdular ki:
“O vakit, ALLAH’tan bir rahmet ile onlara yumuşak
davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsa idin, hiç şüphesiz
etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları af-fet,
130 bağışlanmaları için dua et. (Umuma ait) işlerinde on-lara danış.
Artık kararını verdiğin zaman da ALLAH’a da-yanıp güven.
Çünkü ALLAH kendisine sığınanları sever. (Â’li İmran Sûresi,
159)
Bu ayet’i celileyi iyi oku. İslâmî iyi anla. Kaba, katı, ha-şin ve
merhametsiz olma. Umumun zararına ve telafisi mümkün olmayan
inancını tahrip edercesinde davranan küstaha, elbette hoşgörülü,
sevecen olamazsın. Ancak ısla-hı için dua edersin. Topluma zararı
olmayan, bilgisizce, za-rarı nefsine olan ve telafisi mümkün olan
hâdiselerde hem cinsine karşı sevecen ve hoş görülü olmanın yumuşak
dav-ranmanın neticesinin ALLAH’tan lutfedilmiş rahmet olduğu-nu
bildiriyor Hazreti Halikı zülcelâl.
Böyle olmayıp kaba katı ve haşin olmanın manevî vazife ve
insanlıkla bağdaşmayacağını Peygamberimiz Efendimizce yapılan
uyarı ve taltif biz acizlere düşünce ve hareketlerimi-zin ana hatlarını
ihsan ediyor. Kaba, katı, haşin oluyorsa bir kişi o şahıs bu türlü
rahmeti ilâhinin tecelli etmediğini sa-rahaten bildiriyor. Hazreti
ALLAH elçisi, ahir zaman Nebisi-ne bahşedilen uyarıları iyi dinle.
Senin de yaşamakla yü-kümlü olduğun mekarimi ahlâk-ı enaniyetle,
131.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
katıve haşin tutumlarınla yaşanamayacak hale getirme. Rahmeti
ilâhi-yi iyi anla, vahiy yolu ile gelen emri ilâhiyi nefsinde tatbik et.
Nefsinin hakikat dışı sesi ruhuna tesir etme-sin. Manevî yönüne de
nefsin hakim olmasın. Olursa, Hazreti ALLAH’ın işaret ettiği kaba,
katı yürekliliği kendine sıfat edinmiş olmakla aile hayatının ve top-
lumların gerçeği anladıkca haklı olarak seni menfi tu-tumundan,
hakikatı taşayan toplumların bu zihniyye- ti dışlayacağını iyi
bilesin!...
Örnek ne güzel, kastı ilâhiyi yeteri kadar bilemedin.
Korkutmaktan başka sermayen olmadı. Daha iyisini bileme-din.
Bu yönlü tutum ferahına geldi. Çocukluktaki mizacını atamadın.
Çocuğun sükunet bulması için en müessir silah çocuğu
korkutmaktır. Bu türlü uygulama yavaş yavaş geri-lerde
kaldı.göremiyormusun?
Dede ve torun yolda giderken dede: “Oğlum dikkat et, düdüt
geliyor.” Çocuk heyecanla, hilkat garibesi görecek gi-bi arkasına
baktı: “Dede nerde düdüt?” Dede gösterdi düdü-tü. “Aman dede,
düdüt olur mu? Sekiz silindir seksen model rolsroys marka araba.” 131
Dedesi ne yapsın? Düdüt öğrettiler. içtihatsız şeriatın örneği düdüt
misali..
Hazreti ALLAH her devirde şeriatın içtihada müsait yönleri
olduğunu, umuma ait mevzularda istişare edilmesini Peygamberimiz
Efendimize ve Dolayısıyla biz aciz kullarına emrediyor. İhmal etme,
ALLAH’a teslim olmayı bil. “Umu-mun vekilisin” anlamında
(hasbünallahu ve ni’mel-vekil) es-masını virt edindiğin gibi
teslimiyeti bil. ALLAH’a dayan ve güven. Bu hitabı ilâhi Peygamber
efendilerimize, onun va-rislerine, veli, mü’min ve istisnai imana sahip
olan kullarına emirdir. Ve bilâistisna kullarına uyarı mahiyetindedir.
132.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HABİBİM ONLAR HAYVANDAN DA
AŞAĞIDIRLAR
ALLAH’U TEÂLÂ ve TEKADDES Hazretlerinin bu hitabını
anlayıp yaşayabilmek için bu emri ilâhiye uygun imana, o imanın
zuhuruna vesile olan, şeytanın, melâikenin dahi ak-lının ermediği
ihlas, takva, vera sahibi bütün alemde zuhuru her sınıf ademin
yaşamasına müsait kılındığı, Halikı zülcelâl ilim ve iradesinin tecellisi
olan fiili sıfatlarının arz- da zuhurunu ademin tefekkürü ile
müşahedesine lutfedilmiştir. Yalnız Beniâdem’e bahşedilen subuti
132 sıfatının zuhuru hayvanlarda da görülse de Beniâdem’e verildiği gibi
se- kiz meziyet mevcut değildir. Hayat, semi, basar zuhuru gö-rülse
de, hayvanlarda ilim, irade, tekvin, kelâm dahil kül olarak yalnız
Beniâdem’e lutfedilmiştir. Mahlukata aynı ve-rilmemiştir...
Beniâdem, kendisine mahsus, özel verilen, istisnai su-buti sıfatları
önemsemeyip, anlamsız yerlere, duygusuzca ve bilgisizce kullanır.
Yaratanının yalnız Beniâdem’e bahşetti- ği hayvandan farklı sıfatlarını
yerinde kullanmayı bilemez ise “habibim onlar hayvandan da
aşağıdırlar” hitabının muhatabıdırlar. Verilen sermayeyi har vurup
harman gibi savuran erbabı ticaret benzeri “bu dünyada âmâ, ahirette
âmâ” (bu dünyada görmeyen ahirette göremez) ayetinin manası tecelli
edecektir. Rabbın Beniâdem’e bahşettiği sı-fatlar hayvanda
olmadığından, Âdem'e bahşedilen sıfatları yerinde kullanmayı
umursamayıp ihmal eden Beniâdem ise kemalat yerine manası da
hayvaniyyet sıfatından insanîyye-te dönüşmediğinden dünyada
kazandığı da hayvaniyet tavrı hareketinde görülecektir.
Rahmeti ilâhiyenin tertibi sübuti sıfatının tecellisini nefsinde ve
alemde yaşayan insan!. Yalnız ALLAH’ın zatına mahsus olup,
133.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yaratılışınsırrı Beniâdem’e dahi verilmeyen, fakat bir nebze de olsa
zati sıfatın tecellisinin zevkini alan is-tisnai yaratılan insan, gerçek
anlamda ALLAH’a dayanmayı ve güveni rehber edinmiş, hâl olarak
yaşayan kâmil insana yakın ol ki, bu türlü hallerin zuhuruna vesile
kıldığı kuvvet ve kudretin yalnız ALLAH’a mahsus olduğunu bilen ve
bil-dirmek için vazifelenmiş ve yaşayan, manevîyatın verdiği va-zifeyi
bütün ağırlığıyla taşımaya gayret eden şahitli, kâmil insanı bul.ve
teslim ol tevhit kalasına girki göresin haybiye kürek sallamayasın!..
ALLAH tarafından vazifeli vârisün-Nebi, kulluk vecibeni yerine
getirmen için sana yardımcı olsun diye vazife ile yü-kümlü kılınmış,
Halikı’na karşı aczini bilen, aciz insanı sa-kın ilâhlaştırmayasın. Tarih
boyu bu yönlü tehlike hep gö-rülmüş ve yaşanmış netice olarak
hakikat horlanmış, ceha-let güzel gösterilmiş ve alkışlanmış. ALLAH
(c.c.) cümle kul-ları için tertip ve tanzim eylediği gibi yaşamayı nasip
ve müyesser eylesin. Amin. İnsan tefekkür ölçüsü ile ölçülür. Ruh
ölçüsü ile de ölçülür. Yalnız tefekkür cansız ve ca-zibesizdir. Yalnız
ruh içi boş bir zarftan ibarettir. İkisi birleşince insan vücuda gelir.
133
134.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
NAFİ İLİM SALİH AMEL
Kim izzet ve şeref istiyor ise bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi
ALLAH’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir. Onları da
ALLAH’a ameli salih ulaştırır. Kötülüklerle tu-zak kuranlara
gelince, onlar için çetin bir azap vardır. Ve onların tuzağı bozulur.
(Fatır Sûresi, 10)
Kur’an’ın itikadda medarı ikidir: İlmi tevhit, ameli tevhit. Nafi
ilim, salih amel. Lüzumlu ilim, salih amel ki, ALLAH’ın emredip,
Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği amel.. Ayet’i celîlede açık ve
134 sarih beyan edildiği üzere Hazreti ALLAH’a an-cak ameli salih
ulaştırır. İyi tefekkür et. Salih amel ihlas, tak-va, vera, tasavvuftur,
felsefe değil. Yanılma. “Aklın yolu zan ve tahmindir. kalbin yolu
temaşa ve hayranlıktır. Herkesin kulağı nağmelerde ilâhi zevki
bulamaz. İncir gibi tatlı güzel meyveleri her kuş yiyemez.”
Gerçeği kabulde zorlanan kardeşim, şunu iyi bilesin: Manevîyatın
verdiği vazifeyi aczini bilerek, şımarmadan, şar-latanlık da yapmadan
öğretildiği gibi fi-sebillillâh, ALLAH rı-zasından başka maksat ve
gayesi olmadan gerçekleri yaşa-maya çalışan kardeşini bilmeden
incitmeyesin.
Bu abdiâcizi vesile kılarak ALLAH’a söz verdin. Vâri- sün-
Nebi'ye biat etmekle şeriatına tâbi olduğun ALLAH elçisine biat
ettiğini iyi bilesin. Söz ise yalnız ALLAH’a verilir. Gerçek
mutasavvıfın bu gerçeği iyi bilir. Fakat derviş ölçemeyeceğinden
burası mahrem tutulur. Gerçek açıklandığı zaman "peygamberlik iddia
ediyor" zannederler. Mürşit vâri-sün-Nebi’dir, nedimi ilâhidir.
Vazifesi itibariyle Peygamber değildir, veraset mesuliyeti taşır.
Dervişin şahsına rahmet olan manevî tecelliler hayatta olan
135.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
şeyhininsuretinde tecelli eder. Bu türlü zuhuratı izah yetkisi şeyhine
verilmiş-tir. Vazifesi itibarı ile vesile kılınmıştır. Vesileye tâbi olman
tertibi ilâhidir. “Lâ ilâhe illa ALLAH” anlamını iyi bil. Kim-seyi
ilâhlaştırma. Hatta getirdiği şeriatına tâbi olduğun Pey-gamberini bile.
ALLAH elçilerini çok sev. Amma! Sevgin be-şeri ilâhlaştırmış gibi
olmasın, lütfen.
Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH’a biat
etmektedirler. ALLAH’ın eli onların ellerinin üzerinde-dir. Kim
ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de
ALLAH’a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir
mükafat verecektir. (Fetih Sûresi, 10)
Ayet’i kerimede biatın özünü bulacaksın. Sakın “bu hi-tap asrı
saadete mahsustu” diye, ALLAH’ın rahmetini bir zamana mahsusmuş
gibi göstermeye kalkışma. Halikı’na zulüm isnat ettiğinden, Hazreti
ALLAH’ı gücendirirsin. Bunlar hikaye değil gerçek. Aksini, ilim diye
illâ muhalefet edeceksen dikkat et! Kabağın sahibini gücendirmeyesin.
Arkadaşları ile yolda giderlerken arkadaşlarını güldür-mek kasti
135
ile oturan, başı çıplak, hâl ehli bir zatın başına “kabağa bak” diye
şiddetle vurdu ve arkadaşlarını arzu etti-ği gibi güldürdü. Biraz
gidince koluna giren sancıya tahammül edemeyen şarlatan geri geldi
başına vurduğu ademden özür diledi. Zira anlamıştı cezanın nereden
geldiğini! “Ben şaka yapmıştım, bilmiyordum. Gücendin mi?"
dedi. Teslimiyetli uyanık insan, nefsinden fedakarlığı kendisine şiar
edinmiş kişi: “Ben gücenmedim. Kabağın sahibi gücenmiştir” diye
gerçeği dile getirdi. Bu kıssadan hisseni al da kabağın sahibini sakın
ha gücendirme.
ALLAH kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o Rabbinden bir nur
üzerinde değil midir? ALLAH’ı zikretmek husu-sunda kalpleri
katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık
içindedirler.
(Zümer Sûresi, 22)
İslâm’a açılmış gönül rahmettir. Rabbından bahşedi-len
nurdur. İslâm bir zümreye mahsus olmayıp, bütün se-mavi dinler
İslâmiyettir. Lügat karşılığı “bir olan ALLAH’ın iradesine
bağlanmaktır” (irade dilemesidir). Küllî tevhit dini olan semavi din
136.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İslâmiyettir. Cümle peygamber efendileri-mizin tebliğ ettikleri din
İslâmiyettir. Tâbi olan Beniâdem müslümandır. Tevhidin anlamı
budur. Kulun bu yönde öl-çüsü kelimeyi tevhittir. Tevhidi ef’al,
tevhidi sıfat, tevhidi zat. ALLAH’a acabasız iman eden mü’min. İhlas,
takva, ve-ra... Ehli zikir, ehli şükür olan kulların yaşantılarında gö-
rülen kelimeyi tevhidin gerçek manasıdır. Ölçüsü Hazreti ALLAH’a
mahsustur. Hazreti Kur’an’da itikat izahında esas olan ikidir: İlimde
tevhit, amelde tevhit, diye belirtilmiştir.
ALLAH sözün en güzelini, bir biri ile uyumlu ve bıkıl-madan
tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden
korkanların, bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem
bedenleri hem de gönülleri ALLAH’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte
bu kitap, ALLAH’ın, dilediğini kendisi ile doğru yola ilettiği hida-
yet rehberidir. ALLAH kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren
olmaz. (Zümer Sûresi, 23)
ALLAH tek olarak zikredildiği zaman ahirete inanma-
yanların içlerine sıkıntı basar. Âmâ ALLAH’tan başkası
136 zikredildiği zaman hemen yüzleri güler.
(Zümer Sûresi, 45)
Hazreti Kur’an’da açık ve sarih, tefsire dahi muhtaç ol-mayan
ALLAH’ı zikir ve yâd etme ayetleri ALLAH’a, ahiret gününe,
elçisinin getirdiği şeriata ve gösterdiği tarikata aca-basız inanan
insanlar Leyla'sından haber almış Mecnun mi-sali mes’ud ve bahtiyar
olurlar ve sürur duyarlar. Rablerine hamdeder, onu zikrederler. Çünkü
ehli zikir, ehliaşk, her emri ilâhide rahmeti ilâhinin tecellisini hisseder
aynen. Zamana göre, emrin dışına çıkmadan yaşamak için gene
Rabbımızın verdiği cüz’î iradelerini kullanırlar.
Tasavvuf tariki, nefsi ayıklayıp temizlemek ve ruhu pak
ederek lahut alemine yükselmek yoludur. Kemâlatı için bu yönlü
rahmet ALLAH ve Resulünü idraki ile emri ilâhiye göre hayatını gücü
nispetinde yönlendirmeye çalışan, kuvveti kudreti ilâhi karşısında
aczini bilen insan için ne güzel ifade edilmiş “Âlemi lahuta pervaz
eyleyen ehli safâ, değil İskender tacı, tahtı Süleyman istemez.” Nâ-
ehil bu türlü yaşantının zevkini yanlış değerlendirmiş, hakikatı
mahrumiyet zannetmiş, yanılmış. Yanıldığı ayet ve hadislerle sabittir.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
SİZİN EN HAYIRLINIZ DÜNYA İÇİN
AHİRETİNİ, AHİRETİ İÇİN DÜNYASINI
TERKETMEYENDİR
Sizin en hayırlınız dünya için ahiretini, ahireti, için dünyasını
terketmeyendir.” Hiç bir hâdiseyi bu bildi-ri dışında müteala
etmeyesin. Beniâdem’e bahşedilmiş ni-meti ilâhiye yeteri kadar iman
edemeyenlere gelince, bir öl-çü daha bildiriyor. Halikı zülcelâl:
Yukarıda geçen ayet’i kerimede bildirildiği veçhile onların yanında
138 yalnız ALLAH’ı zikredersen keskin sirkenin küpün dışına sız-dırdığı
gibi hemen mayasını gizleyemez, dışa vururlar. Sızıntı değil ehline
aşikar olur. Çünkü “Settarü’l-uyub” olan örtme ve gizleme sıfatı
verilmemiştir. Şer yönü aşi-kar olan kişilerin hicap diye bir
sıkıntıları yoktur.
Na-ehlin bu tutumu imanlı kişileri elbette rahatsız eder. İmansız
kitlenin zevk aldığı emri ilâhiyi dışlayarak, insanî duygu hududundan
yoksun, hayvani isteklerini umumun yaşantısına yansıtmaya
çalışmaları elbette imanlı geniş bir kitleyi rahatsız ve huzursuz
edecektir. Bu hallerinden hicap etmedikleri gibi hakikatte ALLAH’a
inanmadıklarının yılışık-lığını açık açık görmek her an mümkündür.
“Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler.” Utanması icab eden
çirkin halleri şerefli bir meziyet gibi ilan etmekle gurur du-yarlar.
ALLAH’ın emrine ve Resulünün getirdiği emri ilâhiye acabasız
inanan gerçek insan, müsterih ol. Buna rağmen nâ-ehille cedelleşme.
O kardeşlerin için de dua et. Yer yü-zünde imanın şulesi budur.
Tecelliyyatı ilâhiyi hissederek ALLAH’a hamdü sena et. Enaniyete
kapılma. Ene “ben” demektir. Varlık ifadesidir. Varlıksa yalnız ve
yalnız, şeriki ve naziri olmayan ALLAH’a mahsustur. Bu sıfatı
139.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
kendinemal edenler sahtekardırlar. Peygamber efendilerimiz de bu
sıfatı ilâhiye sahip çıkamazlar. Adem “yok” demektir. Madde
aleminde varsın, geçici varsın.
ALLAH AHAT’tir, zati sıfatı ile. Bu varlığı ALLAH’ın varlığı ile
kıyaslayamazsın. ALLAH ahaddir. Ahadiyyet ALLAH’ın zati
sıfatlarındandır. Birdir, benzeri olmayan birdir. Bu sıfat beşerde
görülemez. Mümkün değildir. Dikkat et, hesabını dünyada sorarlar.
Ahirette de enaniyeti-nin yaptığı tahribatın cezasını kaldıramazsın. En
büyük kul hakkı budur. Bilmeden öldürdüğün manaların karşılığını
veremezsin. “Huzuru ilâhide müflis olursun” buyurdu Hazreti
Peygamber (s.a.v.). Tekrarında faide umarak izaha çalıştığım gibi
tasavvuf açıkça belirtilen emri ilâhi ile bezenmiş. Nehyedilmiş,
yasaklanmış nefsin hazzından kaçınarak Peygamber efedilerimizde
mekarimi ahlâk olarak tecellisi bariz görülen, ehline yaşama zevki
verilen rahmeti ilâhinin ismi tasavvuftur. Rabbımın lutf u ihsanı ile
nefsi, dolayısı ile ruhu yasaklardan ayıklayıp temizlemek ve ruhu pak
ederek lahut alemine yükselmek yoludur!...
139
140.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
BAZI FIKIH ÂLİMLERİ MUTASAVVIFLARLA
BERABER YÜRÜMEYİ REDDETMİŞ, BU
GERÇEKLERE TARİH BOYU KULAĞINI
TIKAMIŞLAR
Fakat bazı fıkıh alimleri mutasavvıflarla beraber yürü-meyi
reddetmiş. Bütün bu gerçeklere tarih boyu kulaklarını tıkamış öyle
kalmışlar. Dilerimki bu mana zıttiyeti mahşere kadar sürmesin "Âdem
aleyhisselâm akıl derecesinden aşk derecesine ulaşınca bütün
140 varlıklarda ALLAH’ın güzelliğini görmeye başladı. Her varlıkta
ALLAH’ın te-cellisini gördü. Âdem her şeyin hakikatını biliyordu ki,
ona “alleme’l-esma” denildi."
Ne kadar ilim tahsil edersen et, ruh temizliğine önem
vermiyorsan, hakikat fakiri olursun, akli ölçüden başka me-ziyete
sahip olmadığın için tasavvufî yaşantıları elbette ka-bul edemezsin.
Hazreti Kur’an-ı da bilginden öte izah edemezsin. Etmen de mümkün
değil.
Hani hamama gelir, yıkanır, hamam parası verme-mek için
mutlaka bir şeyinin çalındığını söylermiş. Bir gün gene yıkanmak
için hamama gelmiş. Hamamcı “eğer bir şeyim çalındı, demez isen
yıkan” demiş ve an-laşmış. Aksilik bu ya, hakikaten elbiseleri
çalınan adam don gömlek hamamcının karşısına çıkmış: “Bili-
yorum, anlaştık. Bir şeyim çalındı, demeyeceğim. Âmâ söyle ALLAH
aşkına, ben hamama böyle mi geldim?”
Mutasavvıfın olarak siz âlim kardeşlerimize soruyoruz: Lütfen,
ALLAH aşkına: Bu dini İslâm böyle mi geldi, ma-nasız ve ruhsuz?
Mutasavvıfın cevap veriyor: “Hayır, ayinesi iştir kişinin, lafa
bakılmaz. Haklı olarak en mütekâmil, cihan-şumul olan şeriatı
141.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Muhammediböyle mi geldi? Akıldan öte yolu olmayan akılcı din ve
maddeye mahsus olan felsefe ile bu gerçekleri çözeceğini
zannediyorsan, ku-sura bakma hava alırsın, oksijensiz hava. Bütün
semavi dinlerin ismi olan İslâm’dan öyle korkuttuk ki inanmış
insanları, semavi dinin şeriatını yaşayan, ALLAH’a şirk koş-mayan
kişiye “sen de Müslümansın” diyemiyoruz. Madem ALLAH’a
inanıyorsun sende müslümansın yeyiversek onada ters öğretilmiş
müslüman kardeşim Hakaret ettiğimizi zan-neder, diye Hazreti
ALLAH’a tazarru ve niyaz ediyoruz. Haz-reti ALLAH bu
perişanlığımızı düzeltsin, amin ve selâmun ale’l-murselin
velhamdülillâhi Rabbil-âlemin.
Biz dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla
beraber tesbih ederlerdi. (Sa’d Sûresi, 18)
ALLAH’a çağıran, iyi iş yapan ve “ben Müslümanlardanım”
diyenden kimin sözü daha güzeldir?
(Fussilet Sûresi, 33)
Arşı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar Rabbını 141
hamd ile tesbih ederler, ona iman ederler, mü’minlerin de
bağışlanmasını isterler. Ey Rabbımız! Senin rahmet ve ilmin her
şeyi kuşatmıştır. O halde töv-be eden ve senin yolunda gidenleri
bağışla, onları cehennem azabından koru! (Mü’min Sûresi, 7)
Şimdi sen sabret. Çünkü ALLAH’ın vaadi gerçektir.
Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbını hamd ile
tesbih et. (Mü’min Sûresi, 55)
ALLAH’a çağıran en güzel işi o yapar. O kişide evvela ara-nacak
meziyetin esası o kişinin Müslüman olması ve çekinmeden korkmadan
“ben Müslümanlardanım” diyebilecek bilgi ve imana sahip ise biz
ona başkalarında görülemeyen hikmet olarak sözün de güzelini verdik.
Tekrar etmek mecburiyetinde kaldığımız gerçekleri gene
yazmakta faide mülahaza ediyorum. “Size din olarak İslâmî seçtim,
size dininizi tamamladım” buyurdu Hazreti ALLAH (c.c). Bütün
semavi dinler İslâmiyettir. Lügat karşı-lığı “eşi benzeri, şeriki, naziri
olmayan Hazreti ALLAH’ın ira-desine bağlanmaktır. İradesi
dilemesidir. Bütün alem ALLAH’ın ilim ve iradesinden ve
dilemesinden zuhur etmiş-tir. ALLAH’ın bilgisi, arzusu dışında ne
142.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
maddede mevcut bir zerre, ne de manada beliren bir zuhurat
göremezsin, müm-kün değil. Aksini düşünmek hakikatle
bağdaşmadığı gibi ALLAH’a olan imanda noksanlıktır. Hiç bir
semavi dini bu öl-çünün dışında mütalaa edemezsin. Hepsi tevhit
dinidir. Ke-lime ile ifadesi “LÂ İLÂHE İLLÂLLAH”tır. Sonradan
getirdiği şeriatına tâbi olduğun ALLAH elçisi Peygamberini ilâve ede-
rek Adem safiyyullah, Nuh şekirullah, İbrahim halilullah, Musa
kelimullah, İsa ruhullah, Muhammed Mustafa habi-bullah, cümle
peygamberanı izam ve rusul-i kiram diye, hem ALLAH’ın varlığını,
hem de kulu olarak gönderdiği elçilerini kabul ettiğini dilinle ikrar,
kalbinle tastik, hâlinle tatbik etmeye mecbursun ki, istenilen imanın
tecellisinin zu-huru görülen gerçek müslüman ve müslümanlığını da
korkmadan, çekinmeden, haz duyarak haykıran ve yaşamaya ça-lışan
bahtiyar insan. Böyle insanların ALLAH adedini artır-sın. O rahmet
tecellisine mazhar olmuş insanın yer yüzün-de çok görülmesi, o
nisbette rahmeti ilâhinin çok çok zuhur ettiğinin ifadesidir.
142
143.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
MÜRŞİDİN VAZİFESİNİ HAZRETİ ALLAH
VERİR, ŞEYHİ TEBLİĞ EDER.
ALLAH’ın ezelî ervahta yaratıp vazifelendirdiği vârisün-Nebi,
nedimi ilâhi ki, evliyaullah: Peygamber değil fakat Peygamberinin
getirdiği şeriatı ve gösterdiği tarikat üzere yü-rümelerine mizacı ve
gücü nispetinde manen verilen vazifeyi havfu reca üzere, ALLAH’tan
korkmanın anlamını bilen, ta-zarru ve niyazın her zaman manevî
sermayesi, mü’minin ye-gane silahı mesabesinde olduğunu idrak
etmiş, Hak yoluna yardımı nefsine mal etmiş, ALLAH’ın gücü
karşısında aczini bilen, ALLAH tarafından vazifeli kılınan, vazifesi 143
şeyhi tara-fından tebliğ edilen ve bu tebliğinin zuhurunu gören, bu tür-
lü bilginin sahibi kılınan insan. “Biz dilediğimize hikmet veririz”
hitabını müdrik, günah işlemeye müsait fakat ALLAH’a eş koşmak
felaketinden enaniyyet bataklığına batmaktan muhafaza edilen, veraset
vazifesinin sahibi ki irşat-tır gerçek mürşit. Bu türlü günah işlemekten
rabbına sığın-mış, bilgilendirilmiş, görgülendirilmiş, rahmeti ilâhiye
vesi- le kılınan, şirk dahil günahları işlemeye her kul gibi müsait olan,
imanı nispetinde nefsini koruyabilen, başkalarına ya-şantısı ile örnek
insan. Cüz’î iradesinden o da sorumlu kı-lınmıştır!..
Peygamber efendilerimiz bu hususlarda masum yaratıl-mışlardır.
Mürşitliğini iddia eden bir kişide enaniyyet ve şir-kin devamının
görülmesi, o kimsenin veraset vazifesinin ol-duğundan gayrıyı elbette
şüpheye düşürür. Küfürde israrı velâyetle bağdaşması muhaldir. Bu
ölçüyü iyi bilelim. Na-ehle fırsat verip hakikatleri çiğnetmeyelim.
İslâm’ın manasını alay konusu yaptırmayalım. Yalnız ilmi okumak ve
yazmak, felsefeden ibaret olup manevî tefekkürden nasip alamamış,
buna rağmen almak da istemeyen hakikat fukaralarının “ALLAH’a
yaklaştırıyorum” düşüncesi ile kendi ve aklının mahsulü ilâhına
144.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yaklaştırma çabasına sen de bilmeyerek yardımcı olma! Şirke ve
enaniyyete düştüğünün bariz görül-mesi manevî vazifesinin
olmadığının ölçüsüdür!..
Manevî bu tertibi ilâhiyi ALLAH’ın affına sığınarak anla-
tabileceğim kadar anlatmaya gayret edeceğim. İnayet ALLAH’tandır.
Teferruatıyla evvelce yazdığım gibi hulasa edeyim: 1949 senesinde
Rabbımın lutuf ve ihsanı ile Kahra-manmaraşlı Maraş Fatihi Ali
Sezayi Kurtaran Efendinin ha-lifesi Maraşlı Hacı Mustafa
Yardımedici Efendi’ye Rabbımın lutfu ihsanı ile arzum tahakkuk etti.
Gerçeği gördüm. Mün-tesip oldum. Acabasız kabul ettim. Mutmain
olarak, sadık derviş oldum. 57 sene oldu. Rabbıma hamd ederek arz
edi-yorum. Gene o günkü sadık dervişim, elhamdü lillâh. ALLAH
mahrum etmesin, cümle kullarına ihsan etsin, amin. Yedi şeyh
efendinin manevî bir demet gül misali hâl ve İslâ-mi terbiyelerinden
bu abdiâcizi tertibi ilâhi olarak nasipli kıldı. ALLAH cümlesinden razı
olsun, makamları cennet ol-sun. Yanlış anlaşılmasın diye izah edeyim:
Dervişin bir şeyhi vardır. İki olmaz. Tertibi ilâhide böyledir. Amma
144 kıs-metinde var da irşada vazifeli kılınmışsa gene Hazreti ALLAH’ın
tertibi ile bazı şeyh efendilerin de bahşedilen me-ziyetlerinden istifade
etmesinde bir sakınca olmayıp, rah-meti ilâhi ve tertibi ilâhidir. Esas
olan bir şeyhidir irşat va-zifesi verildikten sonra bütün verilen
vazifeler teberrüktür, esası bozmaz!..
Sene 1956. Berat gecesi manevî büyüklerimizin de bu-lunduğu
Peygamber Efendimizin başkanlığında imtihan ol-dum. İmtihan soru
cevap imtihanı değil, hâl imtihanı. Haz-reti ALLAH’a tazarru ve niyaz
imtihanı idi. Rabbıma sonsuz hamd olsun, Hazreti Resullullah (s.a.v.)
Efendimiz kalaba- lık manevî toplum içinde büyük ve açık bir defterle
masa önünde oturan Ebu Bekir Sıddık (r.a.) Efendimize: "Yaz: Şeyh
Sadi Şirazi, diye yaz" buyurdu. "Şeyh Sadi Şira- zi Hazretleri
yüzlerce sene evvel yaşamıştı, nasıl olur?" diye içimden geçirirken,
Peygamberimiz Efendimiz: "İkinci Şeyh Sadi Şirazi, diye yaz"
buyurdular.
Bu manamı kimseye ifşa etmedim. Hatta mürşidim efen-dime
dahi. Sıkıldım söyleyemedim. Yemin ederek derim ki: Şeyh olma
zevkim ve isteğim yoktu. Nasıl olsun ki, o günkü toplumun inanan
kesiminin de ekserisi ne dervişliği ne de şeyh lafzını dahi
145.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
kabullenecekhalde değillerdi. Ezelî ervah-la ilgili manevî kısmeti
olanlar ve manevî vazifeli olarak dün-yaya gönderilen vârisün-Nebi,
nedimi ilâhi yer yüzünde hiç eksik olmamıştır. Aksini düşünmek
rahmet hazinesini kısıt-lı göstermeye çalışmak, Halikı zülcelâle zulüm
isnat et- mektir.
Bir kaç ay sonra, gününü pek hatırlayamıyorum, Anka-ra
Anafartalar Caddesi, Adliye’nin karşısında Kuleli tarihi binasının üst
katında iskan ediyordum. Kayınpederim, yedi tarikten izni icazet
sahibi Çorumlu Şeyh Hacı Mustafa Anaç Efendi’nin de bulunduğu bir
mecliste cennet mekân mürşi-dim efendim Maraşlı Hacı Mustafa
Yardımedici manevî vazi-femi tebliğ ettiler ve buyurdular ki: “Sizleri
şahit kılarım. Hazreti ALLAH Gâlip Efendiye irşat vazifesi vermemi
emretti" diye tebliğ etti. Hazır bulunan büyüklerimin ellerini öptüm.
Kayınpederim gözlerimden öperek tebrik ettiler, bu abdiâcizi. Hazreti
ALLAH emretti. Hikmetini idrak edememiştim, manevîyattan nasip
alamayan ilim sahiplerinin ölçemediği gibi.. Sonra Rabbım bu sırra bu
abdiâcizi mut- tali kıldı. Anladım ve öğrendim ki, mürşidi ancak ve
ancak Hazreti ALLAH emrediyor. Bu fakire de iki kere bu şeref 145
bahşedildi. Beypazarlı Hacı Süreyya Güralp Efendi’ye ve Kayserili
merhum Hacı Hüseyin Kara Efendi’ye ALLAH’ın emri üzere tebliğ
ettim. Açık ilan ediyorum Hazreti ALLAH şahittir diyorum. Lütfen
inan!...
Vazife taşıyan kardeşlerimin hataya düşmemeleri için hayatımda
gördüğüm ve yaşadığım gerçekleri dile getirmeye çalışıyorum.
Dikkatli olmaları için bildiğim kadarıyla uyarı-yorum: vârisün-Nebi,
nedimi ilâhi evliyaullah, bizatihi Hazreti ALLAH’ın tertip ve
tanziminin zuhuru olup, beşer-dir. Bütün kullarından farklı yönü
yoktur. Ne gaybı bilir ki, gaybı ALLAH’tan başkası bilemez.
Peygamberini vazifelen-dirmede olsun peygamber efendilerimizin
verasetini ta-şıyan evliyaullahın da vazifelerini bizzat Hazreti
ALLAH’ın verdiğini naçiz hayatımda gördüm ve yaşa-dım. Kesinkes
anladım ki, ne peygamber efendilerimiz kendi yerlerine peygamber
tayin edebilir, ne de şeyh efendiler kendi yerlerine şeyh tayin
edebilirler. Bu yet-ki tamamı ile Hazreti ALLAH’a mahsustur.
ALLAH’ın bu türlü rahmetinden mahrum olanlardan çok kişiler bu
türlü tertibi ilâhiyi bilemediklerinden kendi ürettikleri, aslı olma-yan
146.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
tertipleri ile hem kendilerinin hem de tâbi olanların yollarını sarpa
sardırdılar ve bilmeden çok büyük mesuliyeti üstlendiler. Bu
mesuliyeti yeteri kadar idrak edemeyen nâ-ehilin bir kısmı inandığını
söyleseler de, yalnız ağızlarında kelime olarak zuhuru görülür. İmanın
şartı olan Amentüye yeteri kadar iman edemedikleri hallerinde,
yaşantılarında ve muamelatında görmek mümkündür.
“Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşma-larından
daha iyi tanırsın” buyurdu Halikı zülcelâl. Ke-limeyi tevhidi lisanen
telaffuz ediyorsa her hangi bir âdem, müslümandır onun hakkında
aksine hüküm veremezsin. Gaybi hüküm ALLAH’a mahsustur.
“Habibim, sen onları konuşmalarından tanırsın” ki, mananın dışa
yansıması ko-nuşması ile başlar. Hayvanlar da koklaşarak anlaşırlar.
Koklaşarak anlaşmak ölçüsü Beniâdem’e verilmemiştir. Mutasavvıfın
demişlerdir: “Dilini oynat, sana kim olduğu-nu söyleyeyim.”
“ALLAH’tan başka ilâh yoktur: İllâ ALLAH vardır” diyorsa, her
hâlinde manasının zuhuru görülüyorsa, o kişi mü’mindir. Son sözü
“ALLAH’tan başka ilâh olmadığını” söyleyip vefat eden makbul
146 kuldur, cennetliktir buyurdu. Hazreti Resûl-i Ekrem (s.a.v.)
Efendimizin bu manada- ki bildirisini iyi anla. Haddi aşma. Erbabı
zikir bu türlü rahmeti ilâhilerin zevki ile yaşar. Beşeri zaafınla ölçüye
kal-kışma. Huzuru ilâhide rezil olursun.
“Ebu Zer’in maruz kaldığı hakarete” ortak olma. “Ebu Zer’in
burnu yere sürtünse de, o kişi cennetliktir” tebli-ğinin anlamının
şahidi olarak inanan, ALLAH’ın bütün kul-larına seslenmek
istiyorum: ALLAH’a şirk koşmayın. Yeteri kadar emri ilâhileri
yaşayıp, zevkini almadan, “biliyorum” iddiasında bulunan, manayı
dışlayıp, akıl ve mantık ölçü-sünden başka ölçeği olmayan
Beniâdemler Hazreti ALLAH’ın kullarının dünya ve ahiret hayatında
emri ilâhiye uygun yaşantılarını tanzim etmeleri için, elçisi vasıtası ile
lutfettiği emri ilâhileri de akla ve mantığa uydurmaya çalı-şarak,
manada yeri olmayan ancak avamın haz duyduğu fel-sefeye
yöneldiler. Akıl, mantık ve nefsin hazzını esas aldılar. Şeriatı,
tasavvufu ve tarikatı dışladılar. Bu manevî yol ne ya-zık ki, dindar
görünüp de, inançları dilinden öte gitmeyenle-rin ve taklitle gerçeği
bulamayan, fazla aramak için zamanı olmayan, olan zamanını ise
nefsinin hazzına ayırmış, ruhunun neşvü nema bulmasının zahmetine
147.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
tahammülükalma-mış, safiyetli gibi görüntü veren, insanları pusuya
düşür-mek için avını bekleyen çıkarcıların eline düşmüş, dini ko-
nularda ve dünya görüşü dejenere edilen Beniâdem.. Lutfe-dilen vahyi
ilâhiyi akıl ve mantığına uydurmaya çalışmış, uyduramamış. Elbette
uymaz, uysa idi, ALLAH’ın elçisi vası-tası ile lutfedilen dünya ve
ahiret, Beniâdem’in salahı için bahşedilen vahyi ilâhilere lüzum
olmazdı.
Maddenin felsefesini manaya uydurmaya çalışan, ALLAH’ın
varlığını lütfen kabul edip ALLAH elçisinin tebliği-ne yan çizen, bu
yönlü dindarlar yeteri kadar nefsine mal edemediği hakikatleri
hayatından dışlamak için bahane arı-yan, bazı nâ-ehil, emri ilâhiyeye
yeteri kadar intibak edeme-yen kişilerin nahoş tutumlarını dine mal
etmekten, mal bul-muş Mağribi misali hemen çarpık fikrine sermaye
edinen, dindarlık kisbesi altında anormal yaşayan, tertibi ilâhiyi
ALLAH’ın lutuf ve ihsanı olan güzelliklerle bağdaştıramayıp, nefsani
duygularının esaretinde, yalnız kendilerinin haklı ol-duklarını
zannedenler... Gerçek ehli tarik, ehlî tasavvufun her an yer yüzünde
mevcudiyetleri ALLAH’ın rahmetinin ek-silmeyen tecellisidir. Bu 147
rahmeti ilâhi kıyamete kadar yer yüzünde mevcut olacak. Olmaması
zulümdür. Rabbımızı bu zulümden tenzih ederiz.
“Kıyamet kopmadıkça tövbe kapısı kapanmayacaktır” müjdesini
iyi anla. Her zaman arayan nasiplisi nasibini bulur. Hiç şüphen
olmasın. Eğer murat değilsen, mürit ol-maya çalış. Kula bu rahmetin
önü açık bırakılmıştır. Murat olan ruh, ruhlar aleminde “Ben sizin
Rabbınız değil miyim?” hitabına tereddüt etmeden “beli” yani evet
diyen ruhlar daha dereceleri yücelsin diye kazanç yeri olan dünyaya,
bilâ istisna bütün ruhlar cesedlenerek gönderildi. Sonsuz rahmeti
ilâhinin zuhuru olarak yer yüzünü kulun hayrına tertip ve tanzim etti
Hazreti ALLAH. Bahşedilen cüz’î irade-sinden Beniâdem’i sorumlu
kılıp, elçileri vasıtası ile meka-rimi ahlâk rahmetini bütün kullarına
sermaye olarak lut-fetmiştir.
Murad olan kul için rahmet yolu daha açık. Gazabı ilâhiyi
celbeden yollar murat için de açık ise de, avam gi-bi nefsani
arzularının esiri değildir. Ufak bir kıvılcım muradı uyarmaya
yeterli olur. Dereceleri yücelsin diye dünya lutfedilmiş kazanç
yeridir. Tasavvufta izah edildiği gibi “kavis” tabir edilir. Ruhlar
148.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
cesetli olarak ka-visi tamamlamak mecburiyetindedirler. Dünyada
ka-vislerini tamamlamaya ömrü yetmeyen iman ehlinin kabir
hayatına imanlarını götürebilenlerine kabir ha-yatında kavislerini
tamamlama imkanı verilmiştir. Fa-kat dünya gibi kabir hayatı
kazançlı olmayıp müddeti daha uzundur.
Acabasız, ALLAH’ın birliğine iman eden, elçisi olarak
resüllerine, semavi kitaplara, suhuflara, meleklerine, öl-dükten
sonra dirileceğine, hayır ve şerrin ALLAH’tan ol-duğuna iman
eden bahtiyarlar murattır. Mutlak adalet sahibi olan Hazreti
ALLAH onları kâfir olarak huzuruna götürmez. “Murat
nazdadır, mürit niyazdadır” denildi.
148
149.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
BİŞR-İ HAFÎ: YALINAYAK BİŞR
Örneklerden bir misal. Bağdat’ta türbesi bulunan Bişr-i Hafî
Hazretleri sarhoş, meyhaneden çıkmış evine gidiyordu. Çamurlar içine
atılmış, çamur olmuş lafza-i celâl yazılı bir kağıt parçası gördü. “Ya
Rabbi, zatının ismine böyle hakaret reva mı?” diye çığlık ve göz
yaşları ile yerden aldığı lafza-i ce-lâl yazılı kağıdı temizledi.
Meyhaneden kalan parası ile güzel kokular aldı. Çamurunu arıtıp
güzel kokular sürdü. Bezlere sardı. Yüksek yere koydu. Zamanın
manevîyat ehli bir zata manasında emir verdi, Hazreti ALLAH.
Buyurdu ki: “Bişr’e söyle. Bizim ismimize hürmet gösterdi. Arıttı. 149
Yüksek yerlere kaldırdı. Biz de onun içini, dışını temizledik, arıttık.”
Bu şerefe nail olan Bişr-i Hafî “ALLAH” diye öyle bir çığ-lık attı
ki... Yaralı ve kırık kalbin çıkardığı tövbe istiğfar, Rabbına hamd ve
teşekkür çığlıkları, ümitsizlikle beklediği amma rahmeti ilâhide
zuhurunu gördüğü sonsuz rahmetin verdiği aşkı ilâhinin çığlıkları...
Yalnız okumak ve yazmak- la elde edilemeyen samimiyet ve hikmet...
Hülasa yukarıda anlatmak istediğim muradı ilâhinin zuhuru görülen
MURAT...
“Kâmil doğarmış ehli Hak, doğmadan evvel anası” ölçüsünü
hatırdan çıkarmayasın. Her sarhoşu da Bişr-i Ha-fi zannetmeyesin.
Her hâlinde samimi olmanı tavsiye ede-rim. Kimseyi kandırmaya
kalkışma. Hele hele ALLAH’ı...
O halden sonra Bişr’in tertemiz örnek yaşantısına Bağ-dat şahit
oldu. Ayağına ayakkabı dahi giymedi. “Görmedi-ğim mahlukata eza
ederim” diye. Onun için “Yalın Ayaklı Bişr” anlamına gelen “Bişr-i
Hafî” denildi.
150.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Benim mübarek kardeşim! Bu türlü hikmetleri hikaye gi-bi
dinleme. ALLAH’a acabasız inan. Gereğini yap. Cüz’î ira-den
müddetlidir. Müddeti dolmadan iman ağacından yetiş-tirdiğin rahmet
meyvelerinden ye. Hazreti ALLAH mutlaka tövbe istiğfar nasip eder.
Huzuruna temiz olarak alır. Çün-kü dünya en büyük kazanç yeridir.
Kastı ilâhi daima Beni-âdem’in kazanması için lutfedilmiştir. İnkarı
yeteri kadar Rabbını tanımamaktan ve nasipsizlikten gelir. Yanlış dü-
şünce ve çirkin ithamlardan o “ALLAH’ın gelinlerini” ten-zih
ederim. Bul ve müntesip ol. Çünkü onlar ALLAH’a ina-nanların
manevî yolda hizmetkarıdırlar.
Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere ta-bi olun.
Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.
(Yâsîn Sûresi, 21)
Bu ve buna benzer, Rabbımın emirlerine kulak ver. Ak-sini
anlatıp, senin mananı bilmeden öldürmek isteyen in-sanlardan uzak
dur.. Yaptığın, yaptıracağın maddi ve mane-vi işlerini ehline sor.
“Emaneti ehline veriniz” hitabına dikkat et.
150
“Çok tel kırılır sineyi kanun-u cihanda,
Na-ehle mızrabı tasarruf verilince.”
Ne güzel. Gerçek ifade edilmiş. Bilmeyenin eline mızrabı verirsen
kanunun göğsünde kırılmadık tel bulamazsın. Ede-biyat öğretmeni
sayın Fazlı Al Hocaefendi’nin veciz yazmış ol-duğu “Sor da söylesin”
isimli şiirini yazmadan geçmeyeceğim:
EHLİNE SOR DA SÖYLESİN
Zikre gönül verip zikri isteyen,
Ehlullaha zikri, sor da söylesin.
Zikrullahın zevkini almak isteyen,
Ehlullaha zikri sor da söylesin.
Ankebut Sûresi ayeti kırkbeş,
Zikrullah en büyük, yoktur buna eş.
Hakkın kulu zikri ne rahmet kardeş!
151.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Zikrullahehline sor da söylesin.
Söz verdik ervahta “Rabbımsın” diye.
Bu ahdi unuttuk, burada niye?
Hatırlatmak için zikir hediye.
Ervah nedir? Zakire sor da söylesin.
Ben kulumu zikretmezsem her demde,
Kulum beni zikredemez bir yerde.
Varlık, benlik gösterecek kul nerde?
Hadisi kudsiye sor da söylesin.
Layık olmayana zikrini vermez,
Mühürler kalbini, “ALLAH” dedirtmez.
Bu sofra kutsaldır, her kula sermez. 151
Vermesini iste, sor da söylesin.
Bizi zikrettiren, kimdir bildin mi?
Acizliğin bilip, kibri sildin mi?
Zikri Hak’la olmak zevkin erdin mi?
Değilsen ehline sor da söylesin.
Beni zikredin ki, sizi zikredem ...
Cibril’den Resul’e müjde ayet hem.
Bu ümmete rahmet... Dem de tam bu dem,
Kur’an’a rahmeti sor da söylesin.
En efdal zikirdir, tevhidin zikri,
Her şeye anahtar özdeki fikri.
Tekrar şükür ister zikrinin şükrü,
152.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Tevhidi dört kitaba sor da söylesin.
Tevhit bir tohumdur, her mevcud onda,
Hilkatin sırrıdır ALLAH yolunda.
Hem nef’i, hem isbat dürülmüş onda,
İzahı ehline sorda söylesin.
Her kapıya miftah, her şeyi açar,
Her esma, hazine layığa saçar.
İstemeyi iste, gel kalma naçar.
Kapısı efendim, sor da söylesin.
Zikir şekil değil, manaya dalmak.
Tevhit ummanında huzura varmak.
152 Onun zevki ile başbaşa kalmak...
Ehline bu zevki sor da söylesin.
Tesbihler, tekbirler, dualar nazlar,
Rükular, secdeler, candan niyazlar,
Tefekkür, tezekkür, duyulan hazlar..
Hep zikre vesile, sor da söylesin.
Haccın hikmeti de onu zikirdir.
Tavaf, say, vakfe, taş, hepsi zikir.
Kurban da bahane, o da zikirdir.
Gerçek kurban nedir ? Sor da söylesin.
Her varlık kendince zikreder, her an.
Tesbihleri daim, hamd ile sübhan ...
Zikirde şekil yok, zamanı her an.
153.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İsraSûresi’ne sor da söylesin.
Kimdir selâm ile sofralar seren?
Kimdir organlara lisanı veren?
Kimdir kemikleri toplayıp deren?
Yâsîn Sûresi’ne sor da söylesin.
Kimdir her nimeti halk edip sayan ?
Kimdir her varlığa rızkını yayan?
Kimdir yere göğe mizanı koyan?
Rahman Sûresi’ne sor da söylesin.
Yedi kat yaratmış gök ile yeri,
Yedi kat yumurta... aynı benzeri.
Zerrede toplamış bunca haberi, 153
Kesrette vahdet ne? Sor da söylesin.
Dinde zikir nedir?... Mürşidim yazmış.
Mana denizinden inciler kazmış..
Bu zikri öğrenmek cümleye farzmış,
Neler var kitab da? Sor da söylesin.
Efendim tercüman, yazdıran ALLAH.
Çağımızda çağdaş bir eser vallah.
Tasdik etmiş bunu hem Resulullah.
Bu eşsiz esere sor da söylesin.
Rabbim, zikir ile sığındım sana.
Hamdolsun yazmayı lutfettin bana.
Her daim zikrini zikret bu cana.
154.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Onun zikrin zikre sor da söylesin.
Ey Fazlı, zikirle noktala sözü.
Zikrettiren ALLAH, tevhidi özü...
Zikrullah himmeti açar kalb gözü,
Tertibi şeyhime sor da söylesin.
154
155.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH'I ZİKRETMEK İBÂDETLERİN EN
BÜYÜĞÜDÜR
Sana vahyedilen kitabı oku. Ve namazı kıl. Muhakkak ki
namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. ALLAH’ı zikretmek
elbette en büyük ibadettir. ALLAH yaptıkları-nızı bilir. (Ankebut
Sûresi, 45)
ALLAH’U TEÂLÂ Hazretlerinin ayet’i kerimede buyurdu-ğu
gibi, ALLAH’ın zikri en büyük ibadettir. Bütün ibadetle-rin kasti
ALLAH’ı zikretmektir. Her ibadet ve taat zikrullah ile bezenmiştir.
155
Zikrullah başlı başına en büyük ibadettir. Ashâb sordular: “Efdali
zikir nedir, ya Resulallah?: “Efdali zikir, fa’lem ennehu lâ ilâhe
illallah, efdali şükür elhamdü lillâh” buyurdular.
Bir kul “ALLAH’tan başka ilâh yoktur, illa ALLAH vardır” diyor
ise, en efdal zikri ve ibadetlerin cemisini lisanen dile getirmiş olur. O
an o kişi kelimeyi tevhidi lisanen ikrar etti-ği için müslümdür. Tertip
ve emri ilâhi olarak manasını ya-şamaya yükümlü kılınmıştır.
Sadakati imanının zuhurudur. Yaşayan insan MÜ’MİN’dir. Rabbım
bu gerçekleri cümle kul-larına yaşama fırsatı verdiği gibi, yaptığımız
ibadet ve taatlarımızı kusuru ile, noksanı ile dergahı izzetinde kabul
buyursun, amin.
ALLAH’ın zikrine çeşitli bahanelerle, tahrif edercesi-ne karşı
çıkıp “ben biliyorum” edası ile ehli zikrin, ehli şükürün, ehli
tevhidin yolunu şaşırtan, sureti Hak’tan görünüp, şeytanın dahi
yapamayacağı tahrifa-tı yapan, sudan bahaneler göstererek,
kendini haklı göstermeye çalışan kişiyi ALLAH ıslah etsin.
Hazreti ALLAH alimlerimizi zülcenaheyn eylesin, amin. Ve se-
lamün ale’l-mürselin velhamdülillâhi Rabbil-âlemin.
156.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Kim Rahmanı zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan
bir şeytanı ona musallat ederiz.
(Zuhruf Sûresi, 36)
156
157.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ER’RAHMAN ER’RAHİM
Er-Rahman, ezelde bütün yaradılmışlar hakkında hayır ve rahmeti
irade buyuran, sevdiğini, sevmediğini, iman et-miş veya etmemiş ayırt
etmeden, cümle mahlukatını sayısız nimetlerle taltif eden, Fatiha-yı
Şerif’in üçüncü ayetinde de bildirdiği Rahman isminin zuhurudur.
Rahmeti ilâhileri hissetmeden hayatını devam ettiren adem Rahman’ı
zikret-meden, ömrünü türlü bahaneler ve desiselerle, yaratanını
bilmeden Rabbının isimlerini kesir zikretmeden, yani çok çok
zikretmeden, gündüz ve gecesini yalnız ve yalnız nefsi-nin hazzından
başka bir şeyi gaye edinmeyen gafil, nimeti ilâhileri göremeyen 157
nankör ademe yanından ayrılmayan bir şeytanı musallat ederiz. Çünkü
o Rahman’ın zikrinden gafil oldu. Türlü bahanelerle “aklıma,
mantığıma uymuyor” diye ALLAH’ın zikrinden ALLAH’ın kullarını
men eden kişiye za-lim ismini veriyor Hazreti ALLAH (c.c.).
“Her şeyi biliyorum” zanneden, gerçeklerden bilmeden
uzaklaşan bilgin kardeşim: ALLAH’ın zikri diğer hikmetler gibi akıl
ve mantık ölçüsüne verilmemiş. İnat etme. Hazreti Kur’an’daki zikir
ayetlerini iyi oku. Namazdır, oruçtur, hacdır, zekattır. Hakikatleri
tahri-fe kalkışma. Evet, bütün ibadet ve taatlar zikrullah ile
bezenmiş. Hepsinin zamanı ve miktarı belirlenmiştir. Amma zikrin
zamanı yoktur. Kur’an’ın çok yerinde “be-ni kesir zikredin”
buyuruyor Hazreti ALLAH. Kesirin ölçüsü yok. “Kıyamen ve
kuuden ve âlâ cünubihim” (ayakta zikredin, oturarak zikredin,
yatarak da zikre-din). ALLAH’ı zikretmeye mani yoktur. Mana
yolunun sah-tekarlarına, düzenbazlarına bakıpta gerçeği ölçmeye
kalkış-ma gayretullaha dokunursun o kapıyı birdaha göstermezler
rahmeti ilâhi gene biz açarız buyursada açıkken gir iradeni kullan işi
oluruna bırakma fırsat elde iken istifade et. Gafil olma. İlmin her dalı
158.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
güzeldir. Mürşide intisap, mürşidin şah-sına olmayıp, şeriatı ile
yükümlü olduğun ALLAH’ın elçisine-dir. “Vârisün-Nebi”nin anlamı
budur.
Hazreti ALLAH hiç bir kulunu adaleti icabı rahmetinden mahrum
koymamış, yer yüzüne elçi göndermediği zaman veraset taşıyan
vârisün-Nebi ki, ALLAH’ın evliyaları ile kul-larının Peygamberinin
getirdiği şeriat üzere yaşamaları ve biat.. Rahmetinden mahrum
koymamış. Cümle güç kuvvet Hazreti ALLAH’a mahsustur.
Peygamber efendilerimizin, ne de evliyaullahın gazabı ilâhiden kişiyi
kurtaracak gücü, ne de dilediğini cennetlik yapacak yetkisi vardır...
Bu gücü kendinde varmış gibi göstererek mürşitlik iddia eden kişi
sahtekar ve zındıktır... Güç, kuvvet, afvu mağfiret, yaşatmak,
öldürmek, diriltmek, rızıklandırmak yalnız ve yal-nız Hazreti
ALLAH’a mahsustur. Bu yönlü, peygamber efen-dilerimiz de
selahiyyetli değildir: “Ya Fatıma, kalk, namaz kıl. Sakın, babam
peygamber, diye ihmal etme. ALLAH’ın rahmeti olmadan ben de bir
şey yapamam.”
158
159.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
"VARSIN DERVİŞ ÖYLE BİLSİN" BU DÜN İDİ.
BU GÜN BÖYLE DEĞİL
Peygamber Efendimizin bu türlü uyarısı Kur’an dışı de-ğildir.
Bizatihi Kur’an’ın özü, kelimeyi tevhidin insanda an-lamının
zuhurudur. Bu esasın dışına bilmeden çıkan mane-viyat ehlini
ALLAH affetsin. Dervişin şeyhinde görmek istediği harikulade
hallerin zuhuru dervişi çok samimi ve sadık kıldığından, çok meşayih
gerçeği bildiği halde “dervişin ya-kınlığını bozmayayım, ben aczimi
biliyorum, varsın o da öyle bilsin, ALLAH’a ve rahmeti ilâhinin
159
zuhur kay-nağı olan elçilerine ve elçilerin vârislerine inanmasının
zevkini bozmayayım” diye merhamet ederek, “varsın öyle bilsin”
prensibi ile “derviş toplumunu dağıtmaya-yım” düşüncesi ile
davranışları bir zaman meyve verir gibi görülse de zaman gelir, bu
yönlü tutum gayretullaha dokunur. Hazreti ALLAH Settarü’l-uyub
sıfatını kal-dırır. Şeyhinin aczini ve zaafını açığa çıkarır, Halikı
zülcelâl (c.c.).
Bu durumda derviş inancını kaybeder, zevkle gittiği yo-luna
düşman olur. Başkalarının da tasavvuf ve tarikat düş-manı olması için
çalışır. Sahte şeyhlerin sahteliğini kapatması için yegane silahı
ALLAH’ın zatına mahsus sıfatları kendinde varmış edası ile, bilerek
yahut bilmeyerek, kendi-sini enaniyet bataklığında boğduğu gibi tâbi
olanların da manalarını öldürmesidir. “Şeyh uçmaz, derviş uçurur”
misa-li. Sonra ikisi de uçar, amma nereye uçar? Hazreti ALLAH
samimi olanları affetsin, amin.
Bu abdiâcize ne maksatla bunları yazıyorsun? diye so-rarsan,
çekinmeden derim ki: Sene 2006’ya yeni girdik. Bütün insanlığa
hayırlı ve uğurlu olsun, amin. Bu abdiâciz milâ- di seneye göre elli
160.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
senelik şeyhim. Yedi şeyh efendinin terbiyesinde mekarimi ahlâk ve
hikmet için vesile kıldığı manevî üstatlarımı rahmetle anıyorum.
ALLAH cümlesinden çok çok razı olsun. Ne havada uçanı, ne suda
yürüyeni, ne de gaybı bileni, görmedim. Ben aciz havada uçarım;
amma uçakla. Suyun yüzünde giderim; amma gemi ile. Olmaz de-
miyorum: “Ve Hüve alâ küllî şey’in kadir.” ALLAH her şeylere
kadirdir. Bu gerçek bilinirse sahteler barınamaz. Ha-kikatler elbette
kabul edilir ve zevkle yaşanır. Ne şeriat düş-manlığı ne de tarikat
düşmanlığı kalır. Dostluk hoşgörü ve sevecenliğin zuhurundan başka
bir şey göremezsin.
160
161.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
VESİLE, HER ŞEY RAHMETE VESİLE
Bu hususta emri Peygamberi'ye harfiyen riayet etmeye
çalışıyorum. Veraset taşıyanlar peygamber efendilerimizin manevî
ashabıdırlar. Rahmeti ilâhilerin tecellisini, ALLAH’ı unutarak
mürşidin şahsına mal etmek hakikat dışıdır. ALLAH’ın rahmeti her
hâdisede olduğu gibi sebeple tecelli eder. Mürşidimi vesile kılan
Hazreti ALLAH’a hamdolsun. Tertibi tanzimi ilâhi olan mürşidi
kullarını ihya etmek için rahmetine sebep kılmış. Vesiledir. “Küllî
şey’in sebeba” bu-yuruldu. Dikkat edersen her şeyin sebep ve vesile
ile zuhur ettiğini görürsün. Açlığa aş, ekmek vesile. Susuzluğunu 161
gide-ren su vesile. Oksijen almana hava vesile. Hayatını devam
ettirmeye güneş vesile, ay vesile, yıldızlar vesile, arz vesile.
ALLAH’a sadık kul olmak, ademlikten kurtulup insan olmak
için enbiya vesile, evliya vesile, namaz vesile, oruç vesile, zekat
vesile, hac vesile, “evim” buyurduğu beytullah vesile. Kullarının
bağışlanması için tövbe, is-tiğfar, Arafat vesile, Müzdelife vesile.
Ebraha’nın ordusunun gazabı ilâhi ile helak olduğu yer Mina
hüccacın rahmetine vesile. Kurban kesmek de rahmete vesile.
Saymakla bitmez... Hem akıl ermez. Cemi madde vesile, mana
vesile.
Sebepsiz bir zuhuru vaki değildir. Sebepsiz zuhur ediyor ise
mucize. Peygamber efendilerimiz vesile. Kerametin zuhuruna
evliyaullah vesile. Aynı kerametin devamına “burhan” vesile.
İmansızdan zuhuru görülürse “istid-raç”tır, vesile. Yaratılmış
küllî rahmeti ilâhi olan pey-gamber efendilerimiz de, cümle evliya,
veli, mü’min, müslim, daha nice nicelerde zuhur eden rahmeti
ilâhi... Kıyamete kadar devam edecek nuru Muhammedi vesile...
162.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Alime yakışmayan, cahilde dahi zuhuru kınanan bir söz edilir.
“ALLAH ile kulun arasına girilmez” diye. Yakıştırma.. O kadar
acayip ki, ne madde, ne de mana ile izahı ve kabu-lü mümkün değil.
Hani, karısının gözleri şaşı idi. Her getirdiği bir taneyi birkaç tane
görürdü. Fazla almaya imkanı olmayan adamın, karısının “niçin çok
alıyorsun?” sitemi adamın hoşuna gidi-yordu. Kadınının şaşı
olmasından memnundu. Bir gün eve eli boş döndü. Eli boş
olduğundan, kadın şaşı gözleri ile adamın yüzüne baktı: “O
yanındakiler kim?” diye tesettür etmeye (kendini gizlemeye) çalışınca,
bu durumdan mem-nun olmayıp, yanında gördüğünü sandığı kişileri
erkeklik gururu ile bağdaştıramayan koca sitemle karısına: “İyi bak ve
dinle” dedi. “Getirdiğim şeyleri çok çok gör. Bu görü-şünden
memnunum. Amma sakın ha, beni iki görme! Bu-na tahammül
edemem...”
Cenab-ı Hakkı sakın bir kaç görmeyesin. ALLAH Ahad’dir. Zati
sıfatındandır. Birdir. Sayı ile değil; eşi, benzeri olmayan birdir. Sakın
iki görme. Gayretullaha dokunursun. Nasıl diyorsun ki, “ALLAH ile
162 kul arasına girilmez” diye. Bil-meden manevî tahribat yapıyorsun.
Zira kul ALLAH’ın eşi benzeri değil ki, iki maddeden bahseder gibi
ara buluyor-sun. Yukarıda bir nebze yazmaya çalıştığım vesilelerin
han-gisini inkâr ediyorsun? “Benim bu türlü görmem beni ilgi-
lendirir” deme. Âlim sıfatın olduğu için ihlasta yeterli bilgiye malik
olamayanları vesilelerden soyutlamakla inanç ve bağ-lılıklarında
tahribat yapıyor, bazı insanların manalarını öl-dürüyorsun.
Hazreti Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin bu hususta
üzüldüğünün, bu abdiâcize emrini anlatmamın vazife ola-rak
verildiğinin zevkini taşıdığım kadar sıkletini de seve se-ve taşıyorum.
Çok dervişlerin manalarında şahit oldukları emri Peygamberi: “Onlar
"kurtarıyoruz" zannediyorlar. Bilmeden öldürüyorlar. Kendileri
de ölüyorlar” buyurdu. Bu mevzuda bu abdiâcizden ilgilenmem
istendi. “Siz onla- ra ölü demeyin, onlar diridirler, siz bilmezsiniz”
hitabına iman ettin ise nuru Muhammedi’nin kıyamete kadar devam
edeceğine inandınsa, itirazın tabiî ki, kabul olmaz. ALLAH’ın Hay
isminin zuhurunu kabule inanamıyorsan elbette, ic-raatın, vesileyi
unutarak “taştan, topraktan, kabirden ölüden ne bekliyorsun?”
hitabının çirkinliğini göremez ve düşü-nemezsin. Âmâ düşün, lütfen.
163.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Yeryüzünde kayıp olan bir şey yok. Hazreti ALLAH’ın hiç bir
zaman verdiği rahmeti geri aldığı görülmemiştir. Peygamber
efendilerimiz irtihâlinden sonra gene peygamberdirler. Ceseden
ayrı gibi görülseler de ruhen tasarrufatları bakidir. Evliyaullahın
da tasarrufatları vardır. Mü’mine, şühedaya da tasarru-fat tertibi
ilâhiye göre tanzim edilmiştir.
Geniş tasarrufat verilen gayb ricali dünya hayatında ha-zırlanır.
Kalp ve beyinde olan kötü düşünceler manevî ame-liyatla çıkarılır.
Peygamber efendilerimiz de bu türlü daha açık ameliyat
geçirmişlerdir. Maddede de zuhuru açık görül-müştür. Her şey ve her
hâdise Tertip ve tanzimi ilâhidir. Ya-ratıcı yalnız ALLAH’tır. Cevher
ve arazını halk etmiş. Kula vazife vermiş.
“Bu dünyayı sen tanzim edeceksin” anlamında yaşa. Mesul
olduğun yerleri iyi anla. Medeniyet ve teknolojiden uzak durma. En
mütekâmil şeriatı garraya sahip kılmış Hazreti ALLAH. Medeniyetin
ilerisinde görünmüyorsan di-nini, şeriatını suçlamayasın. Haksızlık
olur. Beşeri vazifele-rini de ALLAH’a havale eder, yılışarak beklersen
yaratılışına ters düştüğünü bil. Hoşuna gitmeyen hâdiselerde 163
ALLAH’ı itham etme. Adem aleyhisselâma yeryüzündeki vazifesini
üç kelâmla emretti: “Ekiniz, biçiniz, yiyiniz. Bu emri ilâhi- yi
hatırdan çıkarma.
164.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
BEN İLİM ŞEHRİYİM, ALİ KAPISIDIR
Tevatüren zamanımıza kadar gelmiş, kıyamete kadar bu yönlü
rahmeti ilâhinin devam edeceğinin, yaşantımızda bu-gün dahi şahidi
olduğumuz rahmeti ilâhiyi yazmadan geçemeyeceğim:
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Ene mediynetün,
Ali babuha. Anlamı: “Ben ilim şehri-yim, Ali kapısıdır. Bu hadisi
şerifin de hasen olduğunun bu abdiâciz şahidiyim. Çünkü o mübarek
kapının manevî vazifem itibari ile bir parçasıyım.
Hazreti Aliyye’l-Murtaza (r.a.) Kufe Mescidi’nde sabah
164 namazından sonra mescidin kapısında durdular. Cemaate sitemle şöyle
hitap ettiler:
“Ey cemaat, ben sizin kalplerinizi ölü görüyorum. Siz Hazreti
Resulullah’ın ashâbını görse idiniz, onlar sabah namazından sonra
halaka halaka toplanır, ALLAH’ı zikrederlerdi. Rüzgarın esip, ağaç
dallarının sallandığı gibi sağa ve sola sallanarak zikrederlerdi.
Gözlerinden akan yaşlar giysilerini ıslatırdı. Ben siz-lerde bu hâli
göremediğimden kalplerinizi ölü görüyorum” diye cemaate halaka
halaka toplanıp, yaratanını zik-redenin kalbinin diri olduğunu
bildirdiler. Bir gün sonra hain İbnü Mülcem tarafından şehit edildi.
ALLAH şefaatına nail kılsın, amin.
Peygamber Efendimiz hasen bir hadislerin de: “ALLAH’ı
zikreden diri, zikretmeyen ölüdür.” “ALLAH’ın zikri olan ev diridir,
zikir olmayan ev ölüdür.” Bu türlü rahmeti ilâhiyi bilerek hayatını
ALLAH’ın emri üzere devam et-tirip yaşamak arzu ve isteği rahmeti
ilâhiye doğru seni itekliyorsa, sen bu rahmet akımına kalbi diri bir
mürşide intisa-bınla Hazreti Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimize biat
vecibe-sini yerine getirip, taltifi ilâhiye nail olasın. Diri olasın. Ma-
165.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
neviyatınzuhurundan tertibi ilâhi nispetinde nasibini ala-sın.
Sadakatin ezelî ervahtan beri devam ediyorsa tamamı ile mutmain
olasın. İtminanı kalp olasın. “Seher zevkini ne bilsin, seherin hazzına
ihtiyaç duymayan kalpler?” Sabahın feyzini hastayı hicran olandan
sor. Sancılar-dan kıvranarak feryat eden, “daha sabah olmadı mı?”
diye sık sık soran, ızdırablı hasta hisseder ki, sabahta ferahlık ve
füyüzatı ilâhi vardır. Hasta olmayan, hicran çekmeyen nerden bilecek
sabahın feyzini?!..
Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa, (bilsinler ki) Rab-bının
indindekiler hiç usanmadan, gece gündüz onu tesbih ederler.
(Fussilet Sûresi, 38)
165
166.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ZİKİR, FİKİR, MANA FAKİRİ
“Ben ilim sahibiyim, bu husus da tahsil ve terbiye gör-düm” diye
büyüklük taslayarak enaniyyet bataklığına gö-mülmüş, hâlinden
memnun, hikmetini bilmediği bu hâliyle bilmesine de imkan olmayan
Hazreti Kur’an-ı, akıl ve man-tık ölçüsüsünden başka bir ölçü kabul
etmeden, “bu ölçüme uymuyor” diye zikir ayetlerini tahrif edercesine
karşı çıkan, “her şeyi biliyorum edası” ile ehlî tasavvuf ve zikir ehline
eza etmekten zevk alan, sureti Hak’tan görünen, rahmeti ilâhi- ye nail
olmak için ALLAH’a söz vermiş müridin, hakikat dışı telkinleri ile
166 manasını öldüren, kelime oyunlarında mahir, manayı da maddeyle
göstermeye cüret eden mana fakiri, Hazreti Mevlâna’nın eşdeğer
gördüğü su birikintisinin için-de yüzen saman çöpünün üzerine
binmiş, kendini kapdanı derya ilan eden sinek misali hakikat garibi,
ehli zikrin zik-rini, Hazreti ALLAH’ın tertip ve tanzimi, manen elçisi
tara-fından tebliğ edildiğini, gelmiş geçmiş cemi evliyaullahı, va-
risü’n-Nebi, nedimi ilâhileri ancak ve ancak ALLAH’ın vazi-
felendirdiğini bilmeden, ALLAH’a harp ilan edercesine, veli-lik
diploması olan, zikrullahı, evrad ve ezkarını meşayihin düzmecesi
olarak ilan eden kapdanı deryanın rotası ne yön-dedir? Bilmek için
arif olmak gerekli mi?!
Ta ki, ALLAH’a ve Resulüne iman edesiniz, Resulüne yardım
edesiniz, ona saygı gösteresiniz. Ve sabah akşam ALLAH’ı tesbih
edesiniz. (Fetih Sûresi, 9)
“Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan ön-ce de,
batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et. (Kaf Sûresi, 39)
Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu tesbih
et. (Kaf Sûresi, 40)
167.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu
tesbih et. (Tur Sûresi, 49)
“Onun için sen bizi zikretmekten yüz çeviren ve dünya
hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme. (Necm
Sûresi, 29)
“Öyle ise ulu Rabbinin adını tenzih ile an. (Vakıa Sûresi, 96)
167
168.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HİLÂLİ GÖRÜN ORUÇ TUTUN, HİLÂLİ
GÖRÜN BAYRAM EDİN
Rabbımızın Hazreti Kur’an’da zikrullah ve tesbihat hak-kında
yüzlerce lütfettiği ayet’i celileler bu kadar açık ve sa-rih iken, tevile
kaçmak, anlamından saptırmakla neyi kanıt-lamaya çalıştığını
anlamak mümkün değil!. “Zikrullah ve tesbihat Kur’an okumak”
diyorsun. Her ibadet ve taat ALLAH’ın isimleri ile bezenmiştir. “Bu
ibadet ve taatlara lüzum yok. Yalnız Kur’an oku.” Kur’an’da mevcut
emri ilâhilerin yalnız okumakla kul üzerinden sakıt olacağını mı
168 anlatmaya çalışıyorsun?
Bir espri vardır. Bektaşi kardeşlerimi tenzih ederim: Adamın
dövüldüğünü gören Bektaşi merakla niçin dövdüklerini sordu.
Nükteleri ile Nasreddin Hoca misali insanları güldürerek, suya
sabuna dokunmadan, gerçekleri espri ile anlatan bu yönlü, Hazreti
ALLAH’ın rahmet sıfatının tecelli ettiği ender zuhur eden simalar az
da olsa yer yüzünde noksan değildir.
ALLAH’ın bu türlü ayetleri halk ettiği bütün alemde ya-ratılışın
sebebi olan adem, rahmet hazinesine vesile kıldığı Hazreti insan daha
bariz zuhuruna vesile kılınmıştır. Tertip ve tanzim Hazreti
ALLAH’ındır. Rahmeti ilâhiye vesile ola- rak yaratılan seçkin kulların
fıkra ve esprilerinde gazabı ilâ-hiyi o bahtiyarların icraatlerinde
bulamazsın. Gayrısını gör-mek lüzumlu ise tasavvufsuz, tarikatsız,
marifetullahtan kısmet alamamış ilim sahiplerine sor. Kişi mizacı ve
karakteri ne yöne meyyal ise nasibini oradan alır. “Ben kulumun
zannına göre tecelli ederim" buyruğunun zuhurudur. "Dervişin fikri
ne ise zikri odur” denildiğinin zuhurunu her kişinin konuşmasında,
illâ icraatında görmek mümkün.
169.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Bektaşi öğrenmek istiyor: “Nedir bu adamın suçu ki, da-yak
yiyor?” “Amden (kasten, bile bile), nahs-i siyam yanibaşkaları da
gördü, orucu yedi” diyorlar. Dayak yiyen ademi gösteren Bektaşi
sanki kahramanlık yapmış edası ile cema-ate dönerek: “Başka
kahraman yok mu ki, oda namazı yese de ümmeti Muhammedi
kurtarsa” diye espiri yapıp cemaati güldürüyor.
Kalender meşrep Bektaşi'ye mal ediliyor bu fıkra. Amma bu türlü
düşünenleri ALLAH’U A'LEM, saymak imkansız. Hayli kabarık
amma bu zamanın özelliği midir, nedir, emri ilâhiye karşı menfi
tutumunu gizlemeyi zül addedip, emri ilâhiyi kabul etmemeyi
kültürünün yüceliği zanneden mana müflisleri.. ALLAH’a ve
Resulüne inanan ve kulluk görevini müdrik, zamana göre yetişmiş
kültürlü insanlara, ki ALLAH adetlerini kesir eylesin, amin bu türlü
değerli insanlara bü-tün toplumlar, ülkeler, dünya her zaman
muhtaçtır. Hazreti ALLAH zülcenaheyn eylediği örnek kullarının
adedini artırsın. Bağışlamak veya hesaba çekmek yalnız ve yalnız
Hazreti ALLAH’a mahsustur.
Kullarının her halükarda sonsuz rahmetinden ihya ol-maları, 169
dünya ve ahiret yücelmeleri için sayısız rahmet ba-haneleri halk eden
Halikı zülcelâl.. Emriyle ihya eylediği kullarını günde beş vakit namaz
kılmak, kameri aya göre tertip ve tanzim edilen Ramazan ayında bir
ay oruç tutmak.
Kameri aylar 29 ve 30 çeker, 31 olmaz, 28 hiç olmaz. Ra-sat
alimlerinin bildirdiklerine göre her hangi bir ayı tespit edebildinse geri
kalan ayları tespit etmek güç değil. Hilâli görmek emrine gelince:
Beniâdem’e bahşedilen beş duyu-nun hepsi “görmek” olarak ifade
edilmiştir. Fil Sûresi’nde Hazreti ALLAH ne buyuruyor, birinci
ayetinde: “Rabbın fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? Ayet’i
celîlede ikaz edilen “görmek” yalnız baş gözüne münhasır olmayıp
duymak, koklamak, tatmak, dokunmak.. Beş duyunun her biri
verilen gücü ile görmektir.
Beş duyunun duyuları namütenahi olmayıp Rabbımızın lutfettiği
kadardır. Her görgü mahduttur. Gözün görmesinin de verilen güce
göre bir ufku vardır. Ufuk nihayet demek de-ğildir. Her ufkun da ufku
vardır. Peygamberimiz Efendimize hitabı ilâhi “görmedin mi?” hitabı
170.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
baş gözü ile hudutlu olamaz. Çünkü cesedi ile dünyaya
lutfedilmemişti. “Ramazan-da hilâli görün, oruç tutun. Hilâli
görün, bayram edin” emri ilâhiyi zamana göre ALLAH’ın bahşettiği
imkanları bil-mediklerinden teknik ölçülere itibar etmeyerek hâlâ
yükseklerde hilâli aramak... Aynı ülkede yaşayan fertler, cemiyetler ve
ülkeler arası bu türlü ihtilaflar çağın görgü ve ilmi ile bağ-daşmadığı
gibi na-ehle karşı istihza fırsatı verdiğimizin bilin-cinde olalım.
Hazreti ALLAH’ın kesin emrine muhalefet yapıyormuş gibi
davranıp müslüman ve mü’minlere yasak günü oruç tutturuyoruz.
Oruç tutulması kerahet olan yevmü’ş-şek’te, yine oruç tutulması
haram olan ramazan bayramının birinci gününde oruç tutmalarına ya
da arefe günü bayram etme-lerine sebep oluyorsun. Eğer bu hareketin
kendi varlığını göstermek içinse, yemin ederim, ALLAH mutlaka
hesabını sorar. Zarara uğrattığın kulların ellerinden yakanı
kurtaramazsın. Beyaz iplik siyah ipliği görme ölçü ve terazisi rasat
cihazlarına, astronomi ilmine verilmiştir. ALLAH’ın bu rahmetini
göremiyor musun? Rasatın başka bildirilerini düşün-meden kabul
170 ediyorsun da, ramazanda ve zilhiccenin on’unda niçin muhalefet
ediyor, ümmeti Muhammed'in bu mev-zuda ayrılığına ve fitneye
düşmesine sebep oluyorsun?. Lüt-fen ayrılığa düşmeyelim.
ALLAH’ın rahmeti olan cihazları kullanmayı bilelim. Rabbımız çok
mevzuda kullarını ferahla-tıcı nice vesileler lutfetmiştir. Nankör
olmayalım.
Göklerde ve yerde bulunan her şey ALLAH’ı tesbih
etmektedir. O, azizdir, hakimdir. (Hadid Sûresi, 1)
İman edenlerin ALLAH’ı zikretmek ve O’ndan inen Kur’an
sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gel-medi mi? Onlar
daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların
üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir
çoğu yoldan çıkmış kimselerdir. (Hadid Sûresi, 16)
Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine ALLAH’ı
zikretmeyi unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin
ki, şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.
(Mücadele Sûresi, 19)
171.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Namaz kılınınca artık yer yüzüne dağılın ve ALLAH’ın
lütfundan isteyin. ALLAH’ı çok zikredin ki, kurtuluşa erersiniz.
(Cuma Sûresi, 10)
171
172.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ZİKİRSİZ İBADET, TASAVVUFSUZ TARİKSİZ
SEMÂVİ DİN YOKTUR
Sayın hocam, ALLAH’ın bu hitapları karşısında ehli zikri
perişan edercesine ferdi ve toplu ALLAH’ın isimlerini
zikretmelerine mani olup, dervişin evrad ve ez-karlarına şeyhlerin
düzmecesi” diyerek hâlâ zulme devam edip, manevîyatı yaşayan
ALLAH’ın sadık kulla-rına reva gördüğün işkenceyi kıyamete kadar
devam ettirecek misin? Hayır.. Hazreti ALLAH’ın buna müsa-ade
etmeyeceğini bugün az da olsa ahvali alemde gör-mek kehanet değil.
172
Kelâm-ı Kadim’de mevcut, arzda zu-huru görülen ayetlerde mevcut,
en mütekâmil şeriatı Muhammedi'de mevcut mistik yaşantıyı hurafe
göstere-rek, çıkarcıların kucağına safiyetli insanları itekledi-ğinin
farkına ne zaman varacaksın?
Tasavvufsuz mistik yaşantının dışında semavi din mi arı-yorsun?
Robot misali, maddeden öte gitmeyen felsefe ve yal-nız akılcı,
içtihatsız din olur mu? Muasır milletlerin elde et-tikleri, İslâm’a uygun
yönlerini de İslâm’a uygun göremedik, kabullenemedik. Teknolojiyi
dahi “gâvur icadı” diye korka-rak kullandık. Yahut takva ehli olarak
teknolojiyi evden ve iş yerinden uzak tutmaya çalıştık. Güzel sanatları
da İslâmi açıdan değerlendiremedik. Tamamı ile dışlamaya çalıştık.
Çocukluk yıllarımda, iyi hatırlarım çok şeyler gibi kibrit de ithal
edilirdi. Kutuların üzerinde deve resmi vardı. Deve-nin başını kazıyıp
belirsiz hale getirmeden eve sokmazlardı. “Günahtır” diye masada
yemek yemeyen, kaşık kullanma-yan, koltukta oturmayan, mobilya
üretilen yerlere “küfürha-ne” ismini layık gören ve küfür gözü ile
bakan zavallılar gör-düm. Azda olsa kıyıda köşede hâlâ bulabilirsin
173.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Tasavvuf ve tarikata inanmayan, fakat cenazesini Bayra-mi
tarikatının mürşidi Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin hu-zuruna getirip
orda cenaze namazının kılınmasının rahme- te vesile olacağının ümidi
ile ki doğrudur. ALLAH’ın evliyası-nı yalnız cenazesi olduğunda
hatırlayan zevatı hâlâ görmek mümkün.
Vaiz efendinin kürsüden aleyhimde “nasıl şeyhdir ki si-telerde
dükkanı ve üç katlı evi var” diye mürşitliği bize ya-kıştıramayan, buna
rağmen bizden yardım isteyip alan şa-hıslar gördüm. Onun da görüşü
tamamı ile yersiz değildi. Çünkü manevî vazife taşıyan zatın bu kişiler
üzerindeki öl-çüsü fakirlik derecesine göre değerlendirilir. Bu türlü
kişile-rin bu halleri dünyayı gazabı ilâhi gibi düşünen, servet düş-
manlığını dinde cihat gibi gösteren asrı saadetteki zengin sahabe ve
zengin hulefa-i raşidin efendilerimizi, silsileyime-ratipteki zengin
mutasavvıfını bilemediklerinin eseri. Cüz’î iradesini kullandıktan
sonra ALLAH’ın verdiğine rıza göste-ren, değerli insanları yeteri
kadar bilmeyen, dünya ve ahireti gazabı ilâhi gibi gören güzellik
yoksunları. Seyyit Ahmed er-Rufaî Hazretlerinin “Bizleri ismimizi
kullana-rak dilenci tahtası yapmayın” ikazını anlayamayan veya 173
anlayıp da işine gelmeyen, manevîyatın yüz karaları da yok değil.
ALLAH’ın varlığı ve gücü ile kıyaslanamayacak zavallı ve acizliğini
idrak eden Beniâdem!
Cümlesi ALLAH’ın fakirleriyiz amma hemcinsim yanında
acizliği zül addederim. Peygamber Efendimizin “iki günü birbirine
eşit olan ziyandadır” buyurduğu uyarılarını ge-rek sanatım
marangozluğun her dalında, gerekse hayatımın her yönünde
Peygamber Efendimizin bizlere örnek uyarıları-nı, yaşantısını zamana
uygun yaşamak, imanımın gösterge ibresi, Rabbımın lutfu ihsanı,
zevkim, hazzım, bahşedilen manevî vazifemden gelen mesuliyet
duygusu ile yaşadım, yaşamaya olanca gücümle çalışıyorum. Rabbım
rahmetin-den uzak eylemesin, amin.
İman edenlerin imanının kemâlatını bizlere bildiren Haz-reti
ALLAH herkesin ölçebileceği ölçüyü bildiriyor: ALLAH’ı
zikrettikleri zaman ondan inen Kur’an sebebi ile kalplerinin ürpermesi
zamanı gelmedi mi? Bu rahmeti ilâhiler yaşan-tında, düşüncelerinde,
ibadet ve taatında nefsindeki emri ilâhiye karşı olan tavrına hiç etki
yapmıyor mu? Yazık!.. O halde nefsine zulmediyorsun. Bil ki, şeytan
174.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
seni etkisi altına almış. ALLAH’ı zikretmeyi unutturmuş. Şeytanın
yandaşı olmuşsun. “Şeytanın yandaşları hep kayıp olmaya mah-
kumdur ” buyuruyor Halikı zülcelâl.
Göklerde ve yerde olanların hepsi ALLAH’ı tesbih et-
mektedir. O üstündür, hikmet sahibidir. (Haşr Sûresi, 1)
174
175.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ONLAR ALLAH’I UNUTMUŞLAR, ALLAH DA
ONLARA KENDİLERİNİ UNUTTURMUŞTUR
Beniâdem'in kendinin unutturulması ne feci!.. Haz-reti ALLAH
buyuruyor ki: İşte onlardır ki bütün fasık-lardır. Yoldan çıkan
kimselerdir. “Men araf sırrı” vardır “men arafe nefsehu fekad arafe
Rabbehu” (nefsini bilen ALLAH’ı bilir). Rabbımızın kuluna verdiği
büyük cezalardan birisi de “o bizi unuttu bizde ona kendini
unutturduk” buyurdu.
“İlim ilim bilmektir.
175
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Bu nasıl okumaktır.”
diyen Yunus bu ayet’i celileyi ne kadar güzel izah ediyor.
Öyle kimseler gibi olmayın ki, ALLAH’ı unutmuşlar da,
ALLAH da onlara kendilerini unutturmuştur. Ve işte onlardır ki,
bütün fasıklardır, yoldan çıkan kimselerdir.
(Haşr Sûresi, 19)
O, yaratan, var eden, şekil veren ALLAH’tır. En güzel isimler
O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar onun şanını
yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.
(Haşr Sûresi, 24)
Göklerde ve yerde olanların hepsi ALLAH’ı tesbih etmektedir.
Tesbihin lügat karşılığını aynen yazıyorum: Tesbih, “sübhan ALLAH”
demek, Cenab-ı Hakkı (c.c.) şanına layık ifadelerle yâd etmek, yani
ALLAH’ın zatında sıfatında, ef’alinde cemi noksan sıfattan münezzeh
olduğunu ifade et-mektir. Tesbihat zikrin çoğuludur. İpe dizilmiş 99
176.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
taneye tesbih denmesinin anlamı budur. Tertibi tanzimi ilâhidir.
Peygamberimiz Efendimizin ashâbına bildirisi budur. ALLAH’ın
isimlerini belirli bir adette zikretmeyi bildirmiştir. Zira iba-detin
devamlısı makbuldür. Hazreti ALLAH “zikren kesi-ra” buyurdu.
Kesir çok çok anlamında olup Kur’an’ın yegane müfessiri olan
Peygamberimiz Efendimiz tertip ve tanzim yetkisi ile kaç adet
okunması icap ettiğini, hâlâ zamanımızda da zikrullahın adet
tanzimi ve tav-siyesi ile Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimizin
bizatihi ilgilendiğini şahit olarak bildiriyorum.
İnanmak ayrı bir rahmettir. O bakımdan “illâ inanacak-sın” diye
bir yetkiye sahip değiliz. Amma şunu tavsiye ede-rim: Bilmediğin
işlere bilircesine burnunu sokma. Çünkü insan bildiğinin alimi,
bilmediğinin cahilidir. Bilmediğine “bilmiyorum” demek kemâlattır.
Peygamber Efendimiz sabah namazından sonra haneyi saadete
giderlerken kuma oturmuş, küçük taşları saymakla meşgul yaşlı bir
kadın gördü. Hatırını ve ne yaptığını sordu. “Tarifin üzere ALLAH’ı
zikrediyorum, ya Resulullah” diye, hazzını belirterek, ALLAH’a
176 hamdetti. Bir zaman sonra Efen-dimiz gördüler ki, ihtiyar kadın
güneşin altında hâlâ taş saymakla meşgul. “Teyze sana daha ferah ve
kolay bir şey tarif edeyim “adede halkıke ve rıdae nefsike ve ziynete
arşi-ke ve midade kelimatike, küllema zekereke’z-zakirun, gafele an
zikrike’l-gafilun, neveytü rızaen lillâhi Teâlâ. (“Halk ettiklerinin
adedince, yarattığın nefisler adedin-ce, arşı zinetlendirdiğin yıldızlar
adedince, söylenen kelimeler adedince, zakirlerin zikirleri adedince,
zikirden gafillerin gafletleri adedince zatını zikrederim. Kastimiz
senin rıza-yı ilâhindir”) diye Hazreti ALLAH’a tazarru ve niyaz et.
Bu tazarru ve niyazınla kesir zikir etmiş olursun” buyurdu. Bu ferahlık
ancak gücü zayıflamış, yaşlı-lar içindir. “Zorlaştırmayın, kolaylaştırın.
İkrah ettirmeyin, sevdirin” buyurdu.
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz Âdem'in yaratılışındaki sırrı ilâhi.
ALLAH’ın sonsuz rahmetinin tecellisi, “bi- linmekliğimi diledim,
zatımdan zatıma tecelli ettim. Nuru Muhammedi'yi halk ettim.”
Küllî rahmeti ilâhi-lerde müşahede edilen nur nuru
Muhammedi’dir. Beni-âdem’de zuhuru Adem safiyyullahla başlayıp
kıyamete kadar devam eden cümle rahmeti ilâhinin ismidir. Bu nuru
Hazreti ALLAH’ın lutf u ihsanı ile az da olsa mü-şahede eden
177.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
insan,mizacı ne olur ise olsun, ister fakir, ister zengin olsun asi,
gaddar ve zalim olamaz. “Rah-metim gazabımı örtmüştür”
buyurması, kullarının ALLAH’ın rahmetinden ümitle yaşamalarını
sağlayan güvence ve taahhüttür. Bu rahmeti idrak edemeyen- ler
ruhi bunalımdan nefislerini kurtaramazlar. Ne ka-dar tahsil ve
terbiye görseler de.
“Yolun uğramadı ise Muhammed’e,
Geçti kervan kaldın dağlar başında.”
Bu uyarıyı iyi anla. Anladığının ölçüsü tertip ve tan-zimi ilâhi
olan Peygamberinin irşat verasetini taşıyan mürşidi kâmili bul.
Tâbi ol. İstifade et. Haşa, ilâhlaş-mış, kendinde varlık görerek
mürşitlik iddia eden za-lımlardan kaç. Samimi isen Hazreti
ALLAH’a müraca- at et.
177
178.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İSTİHARE SÜNNET’İ RESÛLULLAH’TIR.
Sakın "rüya ile hayatlarına yön veriyorlar" diye kü-
çümsemeyesin. Bu da aklın ölçemeyeceği rahmeti ilâ-hidir.
ALLAH’a müracaatın ismi istihare olup, yalnız Rabbından
istemektir. Peygamber Efendimizin tavsiye-si budur: “Siz
bilmediklerinizi Hazreti ALLAH’a soru-nuz” buyurdular. Cevabını
açık alacaksın inşallah. “Beyaz gördüm, siyah gördüm” gibi
olmayıp, açık göre-ne kadar müracatını kesmeyeceksin. “Senin
yerine ben gördüm. Senin bizim yanımıza gelmen istiharenin çık-
178 ması değil mi?” diyen bu yolun şarlatanlarına inanma. ALLAH’a
sen istida yazdın. Ancak cevabı sana verecekler. Murat isen hemen.
Mürit isen israren bekle. İstiha-rene cevap almadan sakın bir yere
müntesip olma. İsti-da verdin. Hem merciine müracaat edip, hem de
cevap almadan vazife almakla gayretullaha dokunursun.
Başka hâdiseler hakkında yaptığın istihare aczini itiraf-tır.
ALLAH’a en büyük müracaat usulüdür, “illâ göreceğim” diye değil.
Teslimiyettir, falcılık değil, haşa. İstihareyi tavsi-ye eden zata görgünü
bildir. Mananda mürşidin olarak bil-dirilen zata, sana istihareyi veren,
elbette o zata selâm ile se-ni gönderecektir. Gerçek meşayıh arasında
ayrılık yoktur “küllî tarikın vahidun” (bütün tarikatlar birdir).
Terbiye, evrat ve ezkar ayrı gibi görülse de, kök, şeriatı ile
yükümlü olduğumuz Peygamberimiz Efendimizin tebliğ etti-ği emri
ilâhidir. Tertib ve tanzimi ilâhidir.
İstihare yapmak için sıhhatlı olacaksın. Yatma zamanı abdestin
varsa dahi yeniden abdest alacaksın. İki rekat istihare namazına niyet
ederek Fatiha’dan sonra bildiğin sûre-lerden okuyacaksın. Biliyorsan
İhlas ve Kâfirun sûreleri tav-siye edilir. Selâmdan sonra 3 İhlas 1
179.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
FatihaPeygamberimiz Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)
Efendimize, cümle peygamberanı izam ve rusul-i kiram hazeratının
ruhlarına hediye edeceksin. Tekrar 3 İhlas, 1 Fatiha çar-ı yar-i güzin
efendilerimizin ruhlarına, Gavsü’l-A’zam Seyyit Abdul-kadir Geylâni,
Seyyit Ahmet er-Rufaî, Şah-ı Nakşibend Mu-hammed Bahaddin
hazretlerinin ve cümle evliyaullahın ruhlarına hediye edilecek. 3
istiğfar (estağfirullah el-azim), 3 sa-lavat-ı şerife (Allahümme salli âlâ
Muhammed), 11 İhlas, 10 Fatiha, tekrar 3 salavat-ı şerifeyi okuyup, ne
için istihare yaptığını ALLAH’a arz edecek. Mesela “ ya Rabbi.
Rahmetine daha yakın olmak, ihlas, takva, vera, ehli zikir, ehli şükür,
ehli tarik, derviş olmak istiyorum. Bu yolda rızana uygun,
vazifelendirdiğin, rızana vesile kıldığın, üstad, kâmil, mürşi-di
lütfunla ihsan et ve göster. Ya Rabbi, o kuluna tâbi ola-yım. Acizim,
açık lutfeyle, ya Rabbi “diye. Buna benzer mü-racaatını yapar.
Abdestli olarak sağ tarafına, sağ avuç içine başını kor “ya Fettah” diye
yatar.
Daima niyazları “ya Fettah” olacaktır. Çünkü ALLAH’ın Fettah
isminin zuhuru en büyük fetihtir. Cüz’î iradeni kullanıp eşi benzeri 179
olmayan yaratanından istemekdir. Bu yön-lü imanın ve samimiyetin
derecesinde haber verilir. Şüphe mahrumiyettir. Ashâb-ı güzin
efendilerimizin tevatüren an-lattıklarına göre Hazreti Resulullah
istihare duasını ayet ez-berletir gibi ezberlettiler ve "siz
bilmedikleriniz mühim şeyle-ri ALLAH’a sorunuz" buyurdular. O
bakımdan mutasavvıfın istihareye hakikatları yaşama yönünde rahmet
olarak önem vermişlerdir. Ve turuk-i âliyyeye de düstur olarak
almışlar-dır.
Şöyle de müracaat edebilirsin. Tasvip ettiğin bir mürşit
tanıyorsun, amma gene ALLAH’a sormak istiyorsun. Tabiî, bu mühim
mevzuyu ALLAH’a sormayacaksın da başka kime soracaksın? “Ya
Rabbi, falan kuluna müntesip olur, evrad ve ezkarımı onun tarifi üzere
yaparsam benden razı olur mu-sun?” diye de tazarru ve niyazla
yakarabilirsin.
Acabasız, samimi yapılan müracaat cevapsız kal-maz, inşallah.
Çok çeşit istihare vardır. Hepsi güzeldir. Öz ALLAH’a müracaattır.
Örnek verilmiştir Usulünce yapılan müracaatlar daha makbul olup,
rahmeti ilâhi-yi kalıplaştırmak kesinlikle değildir. “Bu türlü
180.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yapamam” diyorsan, istihare namazını kıl. Hazreti ALLAH’tan iste.
Bu yolda nasip ve kısmetin iman şulesi samimiye-tinde zuhur eder.
Ezelî ervahta tereddütsüz, şüphesiz “beli” dedin ise zikirsiz,
şükürsüz, evradsız, ezkarsız, namazsız, niyazsız, hacsız ve zekat
borcu ile kabre gö-türmezler. Rahmeti ilâhiye ters düşer.
Çünkü Halikı zülcelâl Beniâdem’i ve arzı rahmetinden yarattı,
gazabından değil. Ruhlar aleminde hitabı ilâhiye karşı tereddüt
edenler için dahi, merhameti ilâhi o kulları- nı da “rahmetinden
istifade etsinler” diye çok çok bahaneler yaratmıştır. Emri ilâhiye
uygun yaşarsan, yaratılan baha-nelerin zevkini alır, gayretullaha
dokunan hâdiselere dikkat eder, hikmet sahibi olursun. “Hikmet
mü’minin kayıp malı-dır, nerede bulursa alsın” hitabı ilâhisi o şahsın
hayatının her safhasında görülür. Gizli değildir. Nasibi olan istifade
eder. Küfrü inadilere de rahmetin önü açıktır. Amma inadı
bırakabilseler. Gazabı ilâhi mührü vurulmazdı kalplerine, gözlerine,
kulaklarına.. Rahmeti ilâhinin sonsuzluğunu gör. “Gene biz açarız”
rahmeti ilâhi hi-tabını dinle ve anla. Unutma. Başka seçeneğin yok.
180
181.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
TENASÜH (REENKARNASYON)
“Dünyaya başka cesette tekrar gelirim” diye kendini avutma.
Tenasüh İslâmiyetle bağdaşmaz, küfürdür. “Reenkarnasyon” de, ne
dersen, de. Müflis tesellisi. Cenab-ı Hakka noksan sıfat isnadından
başka bir görünümü yoktur.
Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: Rab-bim, der.
Lütfen, beni geri gönder. Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş
yapayım. Hayır! Onun söylediği bu söz laftan ibarettir. Onların
gerisinde ise yeniden dirilecek güne kadar bir berzah vardır.
(Mü’minun Sûresi, 99 -100) 181
İstihare yapan bir kişi şahsına cevap verilmedikçe hiç kimseden
vazife alamaz. Müracaatının cevabını öm-rünün sonuna kadar da
olsa, sabırla bekleyecektir. Sa-kın aksini yapmayasın. Yaptığın
müracaatta sabırla, ümidini kesmeden beklemek de tertibi ilâhiye
saygı ve itaat etmeyi bilmektir. Tertibi ilâhiyi tefekkür et. Ya-şama
fırsatı verildi ise yaşamanın zevkini al. Bu türlü zevk ALLAH’a
hamd etmenin ruhi lisanıdır. Manayı nefsani ölçülerle ölçmeye
yeltenme. Öyle emri ilâhiler, ter-tib ve tanzimi ilâhiler vardır ki, akıl
ve mantığın sınır ve gücünün dışında tutulmuştur. Öyle gerçekler
vardır ki ancak ALLAH elçisinin tebliğ ettiği gibi kabul etmek
mecburiyetindesin. Yetkin hudutludur. Haddini bil. İlmi ledünnideki
tecelliyatı ölçmeye kalkışma. Hazreti AL-LAH bu alemi “kün”
emriyle yarattı. “Fe-yekün” emri bu alemin sonu olacaktır.
182.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’IN ZÂTI SIFATI BAŞ GÖZÜYLE
GÖRÜLMEZ.
Bu türlü tertibi tanzimi ilâhileri “çözeceğim” diye akıl ve mantık
binitinin rahmet bahçesine girmesine rı-za gösterme. ALLAH’ın zati
sıfatlarını tefekkür dahi et-meyesin. Haramdır. Nefsinin kurduğu
kurgu ile hiçbir yere varamazsın. “Baki ALLAH, fani evsaf ile
düşünüle-mez. Fani malzeme ile ALLAH bilinmez” Musa
(kelimullah) (aleyhisselâm)'ın konuştuğu ALLAH’ını baş gözü ile
görmek istediğini, cümle ademde ayni istek ve arzunun zuhurunu
182 görmek zor değil. Zuhuruna ademin mütehammil yaratılma-dığını,
Adem'in maddesinin “anasır-ı erbaa”dan (4 unsur: Toprak, hava, su,
ateşin karışımından) müteşekkil olan Beniâdem’in yapısının
ALLAH’ın zati sıfatlarının tecellisine tahammüllü olmadığını, örneğin
dağa tecelli edince dağın ne hale geldiğini elçisi Musa aleyhisselâmın
seyrine dahi ta-hammül edecek güçte yaratılmadığını teferruatı ile
lutfedi-yor. Sonsuz hamdolsun. Hayat ve yaşantıları ile Rabbımızı
bizlere her halükarda anlatmak vazifesi ile yükümlü cümle
peygamberimiz efendilerimize ve Rusul-i kiram hazeratına, vârisleri
bilcümle evliyaullaha, veli, şüheda ve mü’min kul-larına selâm olsun.
Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip de, Rabbı onunla konuşunca:
"Rabbim! Bana göster, seni göreyim" dedi. "Sen beni asla
göremezsin. Fakat şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse sende
beni göreceksin" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu
paramparça etti. Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: "Seni
noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana tövbe ettim ve ben
inananların ilkiyim." (A’raf Sûresi, 143)
183.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İSLÂM VE MEKARİM’İ AHLÂK
İslâm fıtratı üzere yaratıldın. Ademsin, insan olmaya namzetsin.
ALLAH’ın tertip ve tanzim eylediği elçileri ile teb-liğ ettirdiği
mekarimi ahlâka insan olmak için muhtacız.
Peygamber Efendimiz'in “cümle ALLAH’ın elçisi kar-
deşlerim mekarimi ahlâk üzere geldiler, ben mekarimi ahlâk-ı
tamamlamak için gönderildim” diye tebliğinin an-lamı,
Beniâdem’in insan olması hatta kâmil insan olma-sı emri Hakka
uyması ile mümkün kılınmış ve gerçek- ler şöyle ifade edilmiş:
Emri Hakkı tutmayan hayvan gelir hayvan gider. Hayvaniyyetten
insanîyete geçiş ku-lun iradesine verilmiş olup, rahmeti ilâhi olan 183
ALLAH elçileri tebliğ eyledikleri emri ilâhileri ve yaşantıları ile
örnek yaratılmış mekarimi ahlâkın mimarlarıdır. "Mekarim"in
lügat anlamı ise “keremler, iyilikler.”
Güzel ahlâk sahibi olmak, ahlâk-ı hamide, Cenab-ı Hakkın
sevdiği ve beğendiği güzel ahlâktır. Cümle gü- zellikler imanın
tezahürüdür. Ahlâksızlıkla iman bağdaş-maz. Ayrı kutuplardır.
Bozuk ahlâk nefsin hazzıdır. Me-karimi ahlâk ruhun ve cesedin
müşterek kemâlatıdır. Cemi güzelliktir, dindir, islâmiyettir.
Tevhit dinidir. Her şeyi yoktan var eden Hazreti ALLAH’a olan
imanın lisanen ikrarı ile başlar. Tevhidin manasını ömür boyu
yaşantısında ve muamelesinde tevhit nurunun pırıltıla-rını,
rahmeti ilâhiyle bezenmiş, İslâmî her yönü ile ya-şamak için
Mevla’sının verdiği gücü yerinde kullanabilen insan övgüye layık
müslümandır.
Beşer ölçüsü, kul hangi lisanla söylüyorsa söylesin “lâ ilâhe illâ
ALLAH” anlamını ifade ediyor ise o anda kul ölçü-süne göre kişi
müslümandır. Gaza meydanlarında düşmanı-nı dahi öldürmek üzere
iken “ALLAH’tan başka ilâh yoktur, illâ ALLAH vardır” diyorsa,
184.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
katledemezsin, müslümandır. Öldürür isen katil olursun. Dikkat et!
“Muhammedün Resu-lullah” demese dahi. Çizmeden yukarı çıkma.
Başka ölçün yok. Gerisi ALLAH’a mahsustur. Peygamberimiz
Efendimiz de bunu beyan ettiler. Kulun kalbini bilen ancak Hazreti
ALLAH’tır. O, beşerin ölçüsünün dışındadır. Bu yönlü gaflet, nefsine
mal ettiğin varlıktır. Varlık ise ALLAH’a mahsustur. Kulda görülen
enaniyyet ve varlık kulun bilgisizliğindendir. Çirkinlikler kesinlikle
din değildir, lâ-dindir.
Tekrarında faide mülahaza ediyorum: Peygamberimiz
efendilerimiz cümlesi müslümandır. Bütün semavi dinler İslâmiyet'tir.
En son gelen şeriatı Muhammedi'yi kabul edip yaşamak, kullarına
bahşettiği rahmeti ilâhidir. ALLAH’ın en son elçisi Hazreti
Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizi ve getirdiği şeriatı
Muhammedi yi kabul edip yaşamak ayrıca rahmeti ilâhidir, kemâlattır.
“Bir olan ALLAH’ın iradesine bağlanmak İslâmiyettir” “Size din
olarak İslâmî seçtim, size dininizi tamamladım” hitabı ilâhi bütün
semavi dinleri kapsar. İslâmiyet cümle semavi dinlere verilen taltif
184 ve lütf-u ilâhidir. Rabbım kullarını bu taltifi ilâ-hiye layık kılsın,
amin.
Dikkat et! ALLAH’ın elçilerini, birini diğerinden elçi ola-rak ayrı
ve üstün görüp de “şu benimdi, şu da senin” anla-mında taksime
kalkışma. Peygamber efendilerimizde görü-len meziyetler Hazreti
ALLAH’ın tertip ve tanzimi olup, o za-manki toplumun gidişatını,
emri ilâhiye uygun yaşamaları-nı anlatmak ve yaşantısı ile örnek,
rahmeti ilâhiyi ALLAH’ın kullarına tebliğ etmeleri için küllî
ALLAH’ın merhamet sıfa-tının zuhurudur. Bariz görülen rahmeti
ilâhileri, gerçekleri yeteri kadar kavrayamayan toplumlar, gerçek dışı
düşünce ve uygulamalarının neticesinin çizdiği nâ-ehil tablo Beni-
âdem’i ne hale getirdi? Ruh ve gönlün sureta bulunduğu manaya hulül
etmeyen, tasavvufsuz, tarikini bilmeyen, ma-teryalist Beniâdem...
ALLAH’ın kulları tarih boyu gerçeği bi-lemediklerinden kanun-u
ilâhinin dışına çıktılar. Dinin fel-sefesini “Kur’an tefsiridir” diye
manayı kaybeden feylesofla-rın kucağına itildiler. Emri ilâhi üzerinde
felsefe yapılmayacağını ne zaman anlayacaksınız?
Bir kısım ehlî tasavvuf iradeden başka bir şey kabul etmeyip, “bir
lokma, bir hırka” saflığını kendisine prensip edinmiş servet düşmanı,
185.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
kendisiçektiği gibi çoluk ve çocu-ğunu gerçekleri bilmediğinden
perişan eden, hakikati an- latsan da anlamak istemeyen, güzellikler
düşmanı, bilme-den dini İslâmî bugünkü güzelliklerle
bağdaştıramayan, bağdaştıranlara “küfürde” gözü ile bakan, yol kesici,
dünya-yı İslâm’dan kaçıran, cihan-şümul olan Hazreti Kur’an-ı da
yanlış izahları ile ehli kitaba düşman eden bilge kişilerimiz hâlâ
uyanmayacaklar mı?.
Nefsin dahi hoşnut olmadığı bu türlü gidişatımızı ALLAH’ın
emrine Peygamber Efendimizin yaşantısını günümüzün güzelliklerine
uygun yaşamayı cümle kullarına Rabbımız nasip eylesin, amin.
“Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı kibriya,
Her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.”
Dikkat et! ALLAH zulmetmez. Beniâdem emri ilâhi-nin dışına
taşarsa Hazreti ALLAH kuluna nefsinin hoş-lanmayacağı hâdiseler
halk eder ki, kulu ikazdır, ada-lettir. Eğer kulların isyanının cezasını
bu dünyada ver-se idi, dünyada Beniâdem kalmazdı. Rabbımızın
son- suz rahmeti ve merhameti şımartmasın. Haddimizi bi-lelim, 185
Sınırı aşmayalım.
Bu alem kazanç yeridir. ALLAH’ı bilenler için rahmettir.
Bilmeyenler için cifedir, uyarıdır, o da rahmettir. Emri ilâ-hileri,
Hazreti ALLAH’ın fiili sıfatlarının tenezzülen arzda ve semadaki
zuhurunu okumaya çalış. Zira insan okumaya müsait yaratıldı.
“Batanları sevmem” demeye kabiliyetli kı-lındı. Batanları ilâh
edinmeyecek kabiliyet ve şuur verildi. Kelâm-ı Kadimle, ayrıca
Beniâdem kelâm yolu ile uyarıldı. Küllî rahmet olan ALLAH
elçilerini bizlere örnek yaşantıları ile rehber kıldı. nedimi ilâhi,
vârisün-Nebi olan evliyala- rı ile arzdan uyarıyı kesmedi, Hazreti
ALLAH, kıyamete ka-dar da kesmeyecektir, şüphen olmasın. “Tövbe
kapısı kıyamet kopmadıkça kapanmayacaktır” buyurdu Cenab-ı
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz. Mutasavvıfin “tövbe kapısı mürşittir”
dediler. Şarkda mürşide müntesip olmak “tövbe almak” diye bilinir.
Mürşidin vazifesi rahmete vesiledir.
186.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
EHLİ TARİK, VAHŞİ TARİK
Mürşit, Peygamber Efendimiz'e lutfedilen şeriatı yaşama-yı
vazifesi gereği müntesiplerine lafzan ve halen göstermeye çaba sarf
eden insandır. Gerçek şudur ki, tarik “yol”dur. “Tarikat” cemidir.
Vahşi, ehli diye iki türlü izah edilir. Ehli tarik ALLAH’U TEÂLÂ ve
TEKADDES Hazretlerinin elçisi va-sıtası ile lutuf ve ihsanı olan emri
ilâhinin şeriat bildirisini lafzan kabul edip fiilen yaşayanlara verilen
sıfat ve isim ehli tariktir.
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki onlar bu de-lillerden
186 yüzlerini çevirip geçerler. (Yusuf Sûresi, 105)
Vahşi tarik ise şeriatı kabul ediyormuş gibi görülse de gerçeklere
karşı ilgisizdir. Esas olan göklerde ve yer-de ALLAH’ın irade ve
fiiliyatının tecellisi olan ayetleri görmediği gibi düşünmez. Yani
tefekkür etmez. ALLAH’ın Kelâm-ı Kadimi olan Hazreti Kur’an-ı
kabul ettiğini, her telaffuzunda kabul edip başka rehber
tanımadığını her fırsatta beyan etse de Hazreti Kur’an’ın ihtiva
ettiği ma-naları akıl ve mantığına göre manalandırmayı kendi
açısından uygun görmüş, yaşantısını da ona göre düzenlemiş, başka
yaşantı kabul edemez hale gelmiş.
ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği rahmetleri nasıl kabul et-sin ki?
Aklına mantığına ters düşer. Devamlı söylediği naka-ratı vardır.
“ALLAH’la kul arasına girilmez” der, durur. Bil-mez ki, “ALLAH
nedir, kul nedir?” Eşit mi görüyor da hicap etmeden aradan
bahsediyor? Men aref sırrından habersiz. Maddeyi anlatışı çok mahir.
Manayı da maddede göstermek çabasında. Ehline göre vahşi tarik çok
şeyler ezberlemiş, çok şey biliyor. Fakat gönlü ihmal etmiş. Kulluk
esasına taalluk eden gönülle barışamamış. Gönül ölçüsüne ters
187.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
düşmüş.Bu yönlü bilgilere elbette manayı ölçme kabiliyeti
verilmemiştir.
Zayıf ölçüleri ile Peygamber efendilerimizi birini diğerin-den ayrı
görmüş, semavi dinlerin mevcudiyetini ancak ena-niyyetlerinin
zevkini yaşıyarak, küllî semavi dinleri alter- natif olsun diye kabul
edenlerin Amentüye imanlarını da in-celersen gerçeği görmek için
malzemeye gerek yok gönül eh-line gizli olmayan bu hâlin lafzınıda
daha bariz görürsün. Bu hallerinde hakikatın tahrifini müşahede etmek
zor değil. O bakımdan ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği manevî
teşkilata hep karşı çıkmışlardır. (Kur’an-ı Kerim’in çok yerlerinde be-
yan ettiği evliyanın lafzı durur amma manasını kabul ede-mezler.
Çünkü aldıkları ilim ve akılcı ölçüleriyle bağdaştıra-mazlar!..) Bu
hale maddi makamları itibarı ile kendile-rine uygun görürler. Bu
tutumları yandaşlarını tatmin edemez ise çıkar tek çare manevî yol
ve yaşantıyı kıs-men değil tamamı ile inkârdır!.. bu türlü mana
fukara-ları bazen işlerine geldiği gibi manadan bahsetmek isterler
ve biliyormuş gibi bahsederler, inanma!. Kapana düşürmek için yem
olarak kullanırlar, kapılma! 187
Tekrar ediyorum: Tarikat edilleyi şer’iyeye göre ya-şanıyorsa
şeriattır. Marifet şeriattır. Hakikat gene şe-riattır. Lafzan olduğu
gibi gerçekler haldir. ALLAH’ın varlığına, birliğine, Peygamberinin
hak Peygamber ol-duğuna vârisül-enbiyanın kıyamete kadar devam
ede-ceğine inanarak yaşayan bahtiyarların her hâlinde bu
rahmetleri yani İslâmî görmek mümkündür: kelâm de-ğil, haldir.
“Kulum bildiği ile amel ederse, ben ona bilmediğini öğre-tirim”
hitabı ilâhiyi iyi anla. Rahmeti ilâhiden kaçma. Bi- lir isen, ALLAH’a
emredildiği gibi kul olabilmenin zevkine erebilmek hem dünya, hem
ahiret rütbelerin en yücesidir, rahmettir. Mutmain olmuş kalp
hikmet.membağıdır Hikmet ise “mü’minin kayıp malıdır, nerede
bulursa alsın” uyarısı-na dikkat et...
Dünyadaki Beniâdem için yaratılan güzelliğleri iyi gör,
rahmettir. ALLAH’ı kul olacak kadar tanıyamadın-sa senin için
dünyanın görünümü cifedir. “Nefsinin ar-zu ve isteklerine nail
oluyorum” gibi zannedersin am-ma yaratanını bilmediğinden
dünyanın başı hüsran so-nu zeval ve bu hâl mal çokluğu ile
188.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
değişmez!.. İşte hâl ehli Derviş nefsini türlü tehlikelere karşı
korumak için Rabbına sığınır: “Hasbünallahu ve ni’mel-vekil”
“Alemlerin vekilisin” teslimiyetini günlük virdinde 100 adet
okuyarak aczini itiraf eder, tazarru ve niyaz eder. ALLAH’a
teslimiyet demek kulun her yönlü vazi-felerini gücü nispetinde
yerine getirmesi ile başlayıp li-sanen ve kalben de ALLAH’a
teslimiyettir. Evrad ve ezkar bölümünde geniş izah edeceğim
inşallah.
Göklerde ve yerde olanların hepsi ALLAH’ı tesbih et-
mektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir. (Haşr Sûresi, 1)
Öyle kimseler gibi olmayın ki, ALLAH’ı unutmuşlar da,
ALLAH’da onlara kendilerini unutturmuştur. Ve işte onlardır ki:
bütün fasıklardır, yoldan çıkan kimselerdir.
(Haşr Sûresi, 19)
O, yaratan, var eden, şekil veren ALLAH’tır. En güzel isimler
O’nundur göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını
188 yüceltmektedirler O’galiptir, hikmet sahibidir.
(Haşr Sûresi, 24)
189.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ÂDEM VE İNSAN!
Hazreti ALLAH Beniâdem’e idraki nispetinde müşa-hede
kabiliyeti verdi. Âlemi ve arzdaki zerreleri lutuf ve ihsan ettiği kadar
her zerrede, her tecelliyatta yara-tanının isim ve sıfatlarının
tenezzülen zuhurunu müşa-hede edecek kabiliyette halk etti. Bil ki,
Beniâdem’in müşahedesi ne yönlü zuhur eder ise etsin (ALLAH’ın
bi-zatihi sıfatı değildir. İzafidir, mecazidir. Hayat vasfı taşısın,
taşımasın her varlık izafi bir varlıktır. Aynaya vuran ışık kaynağı
gibi aynadaki akis mecazidir, iğre-tidir.)
Evvelki sahifelerde ifade etmeye çalıştığım bizatihi tecelliyatına 189
alemin tahammül edecek güçte yaratılma-dığını, Beniâdem’in dahi
madde yapısının bu aleme uygun yaratılıp bizatihi tecelliyata
tahammül edeme-yeceğini, gerek beyanı ile gerekse Âdem'in
kemâlatı ile öğretildi. Dolayısı ile insanî kâmilin de yaşantısında
idrakini lütfettiği kadarı ile, mahlukiyetinin dışına çıkmadan,
manasının bütün mahlukatın efdali olarak yaratıldığını, madde
itibarı ile diğer mahlukattan cüz’î farkı olduğunu, manası ile efdali
mahluk ve şerefli mahluk olup, “yer yüzünde halifemi yaratacağım”
hita-bının muhatabı, ALLAH’ın varlığı, ilmi ve gücü karşısın-da
“yok” anlamında Beniâdem mahluk, aciz, zavallı ancak şeriatı ile
yükümlü olduğu Peygamberinin vazi-fesi ve yaşantısında zuhur
eden nizamı alemin neşvü nemasına vesile olan mekarimi ahlâk-ı
manasına ve maddesine mutlak rehber edinmiş, Amentünün anlamı-
nı imanına acabasız sindirmiş, ademlikten insanlığa dönüşmüş
insan, hatta kâmil insan. s
ALLAH’ın varlığının, ilim ve iradesinin izafi ve mecazi cümle
yaratılanların fevkinde, daha bariz zuhuru görülen kâmil insan, rahmet
olarak Peygamberinin getirdiği emir ve yasakların içtihada tâbi
190.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yönlerini zamana göre içtihadı ile, kendisini vârisül-enbiya olarak
kabul edenlere, kendine varlık isnat etmeden tâbi olanları tarikı
müstakim, şeriatı garra, mekarimi ahlâk üzere Hazreti ALLAH
tarafından va-zifelendirilmiş vârisül-enbiya, nedimi ilâhi olan
rahmetine vesile kıldığı, kuvvet ve kudreti ilâhi yanında güce sahip ol-
mayan kâmil insan...
Bu rahmeti ilâhinin şeytanın da gücünün dışında tutul-duğunu ve
kıyamete kadar tutulacağının hikmetini Beni-âdem olarak hâlâ
anlayamıyor isek “bu dünyada âmâ, ahi-rette âmâ” (bu dünyada
görmeyen ahirette de göremez) bu-yuruyor Hazreti ALLAH. Rahmet
tecellilerini görmezlikten gelen, emri ilâhileri umursamayan,
yaratılışının sebebini düşünmek isteğinden dahi yoksun, çok şeyler
bilir velakin manevî ilim fukarası, insanîyete dönüşmemiş Beniâdem
topluluklarını müşahede etmek ehline göre zor olmasa gerek.
“Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşma-larından
daha iyi tanırsın.”
“Mutasavvıfın ittifaken, “Dilini oynat sana kim olduğu-nu
190
söyleyeyim” buyurdular.” Hazreti ALLAH Beniâdem’e cüz’î irade
verdi ve cüz’î iradesini emri ilâhinin doğrultu-sunda kullanmasını
beyanla arz ve semayı ayetleri ile beze-di. Elçileri vasıtası ile şeriat ve
tarikat ismi altında Beni-âdem’in kemâlatı ile insan olma, hatta kâmil
insan olma im-kanını Beniâdem’e bahşetmiş. Cüz’î iradesinde,
icraatında adaleti icabı kulunu yetkili kılmıştır. Hazreti Kur’an
ALLAH kelâmıdır. Kelâm-ı Kadimdir. Yer ve semada Beniâdem’de
zuhuru görülen ayetlerin beyyinatıdır. Hazreti ALLAH’ın ke-lam
sıfatının Kur’an-ı Azimüşşan’da elçisi vasıtası ile be- yanı rahmet
tecellisidir. Peygamberimiz Efendimize inzal olan ilk hitabı ilâhinin
Alak Sûresi’nde beyan edildiği gibi!
191.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İLK HİTABI İLÂHİ: OKU!
“Yaratan Rabbının adıyla oku! İnsanı bir kan pıhtısın-dan
yarattı. Oku ve öğren! İnsana bilmediklerini öğreten ve kalemle
yazdıran Rabbın ekremdir. Gerçek şu ki, in-san (ilim ve malda
zengin olmasını görmesi ile) azar. Kuşkusuz dönüş Rabbınadır.
(Alak Sûresi, 1-8)
“Beniâdem maddede sivri sineğe mahkum olur. Fa-kat insanı
manası ile yedi kat semavata hükmedecek gücün tecelli ve zuhur
edeceği merci kılmıştır, Halikı zülcelâl.” Güç ve kuvvet ancak
Hazreti ALLAH’a mahsus olup, tecelli edeceği sebepleri bir nebze 191
anlatabilir- sem bu abdiâciz mutlu olurum.
Hazreti ALLAH’ın “oku” hitabını Hazreti Resulullah (s.a.v.)
Efendimizin o andaki hâlini düşünerek, ayetin mana-sını anlamak için
hikmet tahtında yaratılan Ümmi Resulul-lah’ı iyi tanıyalım. “Oku”
emri ilâhisini iyi anlayalım. Resu-lullah okuma ve yazma bilmiyordu.
Harfleri yan yana getire-rek ilim elde etmenin lüzumunu ve ihtiyacını
da duymadı. Çünki!
(“Beni Rabbım terbiye etti, ne güzel terbiye etti” bu-yurması
Peygamber efendilerimize ve evliyaullaha, mü’min, müttekı, ittika
sahibi kullarına mahsus özel rahmeti ilâhidir. Metafizik de
denilebilir. Avamın ölçü-sü dışında tutulmuştur.)
ALLAH’ın elçilerine umumiyetle vahiy yoluyla vahiy me-laikesi
Cebrail aleyhisselâm vasıtası ile gönderilen, ALLAH kelâmı olarak
lutfedilen Kelâm-ı Kadimdir, Kur’an’dır, Zebur’dur, Tevrat’tır,
İncil’dir, suhuflardır. Suhuflar yüz sahifedir. 10 sahife Adem
Peygamber aleyhisselâma, 50 sahife Şit Peygamber aleyhisselâma, 30
sahife İdris Peygamber aleyhisselâma, 10 sahife İbrahim Peygamber
192.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
aleyhissela- ma verilmiş olup, zamana göre uygulanması emri ilâhi
olan küllî ilâhi rahmettir. ALLAH kelâmıdır. Daha sonraki gelen
şeriatı idrak ederek o şeriatın güne göre gereğini yaşamak kemâlatının
tecellisi olup rahmettir. Bir evvelki şeriatı, ALLAH’a şirk koşmadan,
sıratı müstakim üzere yaşantısını götürebi-liyorsa, Hazreti ALLAH
buyuruyor: “Onlar için korku yoktur, üzülmeyecektirler.” Bu düstur
ve prensipler ALLAH’ın yed-i kudretinde olup, aciz beşerin ölçüsü
kelâm ola-rak “yalnız ALLAH vardır, başka ilâh yoktur” diyorsa o
anda o kişiye kâfir veya gâvur deme, sakın! Gayretullaha do-
kunursun.
Başkalarının şahsında rahmeti ilâhiyi ölçecek güce sa-hip değilsin.
Nefsini de yüzde yüz ölçemediğine göre, bütün beşer rahmeti ilâhiye
muhtaçtır. Gafil olma. Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
“ALLAH’ın rahmeti olmadan kim-se cennete giremez. Ashâb
sordular: “Sizde mi, ya Resulal-lah? “Evet, ben de ALLAH’ın rahmeti
olmadan cennete giremem” buyurdular.” Kendi namına konuş.
Çizmeden yukarı çıkma. Dünya küçüldükçe daha bariz görülüyor.
192 Kudreti ilâhi Nefsi duygularımızın bencil istekleriyle bir yere varıla-
mıyacağını zaman geçmeden iyi bilelim. Başkalarının güna-hınıda
almayalım!..
“Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerden
yüzlerini çevirip geçerler. (Yusuf Sûresi, 105)
Oku emri ilâhisinin neyi okuyacağını bu ayet’i kerime izah
etmiyor mu? Zamanımızdaki din tedrisatının verdiği kalıplaşmış
harflerin yan yana gelmesi ile, hece, kelime ve cümleden teşekkül
eden okumayı, Hazreti ALLAH’ın kastinden bu türlü okumayı
önerdiğini kastetmek.. Ümmeti Mu-hammed’i gerçeklerden ki, arz ve
semadaki yaratılışın sırrı ve nedeni olan insandaki ayetleri okumanın
gerçek okumak olduğunun emri ilâhi olduğunu anlatmanın zamanı
gelme- di mi? “İnsanı bir kan pıhtısından yaratan ALLAH’ın adı
ile oku” gerçeğinin ALLAH’ın elçileri peygamber efendileri-mizde,
kemâl sahibi, kâmil insanda, veli ve mü’min kullar-da tecelli ve
zuhuru görülen ayetleri görmeyecek miyiz? Okumayacak mıyız? Bu
rahmeti ilâhileri umursamadan in-sanı değersiz hayvan gibi tanıtmaya
devamda hâlâ ısrar mı edeceğiz? ALLAH’ın aşk kanunlarından, gönül
rahmetinden, yakınlık ifadesi olan takva, vera ve ihlastan yoksun
193.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
bıraka-rak,robot misali, materyalist, maddeden öte izahı mümkün
olmayan; rahmeti ilâhi olan tasavvufsuz, tarikatsız, şeriat-sız,
marifetsiz, hakikatsiz, zikirsiz, bu yönlü fikirsiz, gönülsüz bir
toplumun neşvü nema bulduğu tarih boyu görülmüş mü?
Sebebine tevessül etmeden hayvaniyyetten manasını kurtardığını
gören varsa söylesin. Evet insan madde ve mananın birleşimi ile
insandır. Manasını, niçin yaratıl-dığını düşünemeyen Beniâdem
daima ziyandadır. Maddesini ayarlamak yetkisi, her kulun
yaratılışında bu güç mevcut olup, manasını da ihya etmesi için
yetkili kılınmış. Maddesinde sebebe tevessül edildiği gibi, ma-nası da
sebeplere tevessül ederek elde edilir. Bu yönlü cüz’î irade her
Beniâdem’e verilmiştir. Senin için aksi- ni düşünmek yaratılışdaki
gerçeğe ters düşer. “Baki ALLAH fani evsaf ile düşünülemez, fani
malzeme ile ALLAH bilinmez.”
Kimseyi itham etmiyorum. Manevî vazifemin sıkleti altın-da
aczimi itirafımla da olsa, muttali olduğum, Rabbımın lüt-fu ile
gördüğüm, yaşadığım gerçekleri herkes görsün, bilsin, yaşasın.
ALLAH’ın sonu olmayan rahmetinden istifade ile gerçek insan olsun. 193
Bu bahtiyar insanın toplum ve beşeri yaşantı özleminde zamana ve
güne göre güzellikler manzu-mesini görmeye çalış. Mana itibarı ile
cumhurun bizzat kendinin tayin edeceği kişilerin idaresi olan
cumhuri-yeti, insan hakları olarak lâikliği, zamanımızda geçerli
olan demokrasiyi gerçek anlamda yaşamak özlemini vicdanında
hissetmeyen insan var mı bilmem? Varsa da bilgisizliğindendir!.
İslâm’a uygun bu güzel yaşantı-ları bizler de millet olarak, gerçek
inançlardan pirim vermeden yaşarız inşallah... Bugün daha iyi
gördük ki, bu yönlü yaşantıları dışlıyarak, katı kurallarla idare
olmayı düşünebilenler kölelikten kurtulup muasır milletler
seviyesinde yaşamayı hayal dahi etmeleri tertibi ilâhi olan
güzelliklere karşı ayıp olur; yaratanına karşı da günah olmaz mı?!...
194.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HER NE KILMIŞSA ADALETTİR, CENAB-I
KİBRİYA
Halden bahsediyorum. Laf ebeliği yapma. “Her güzellik dindir.
Çirkinlikler din değildir.
“Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı kibriya,
Her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.”
Bazı gerçekler vardır ki, zuhuru insan ölçüsünün dışında olup,
yaşantı ve hâdiselerin yoğurduğu Beni-âdem zamanla ölçmeye
194 müsait hale gelir. Zuhur ve te-celli eden hâl ve ahval ALLAH’ın
adaletinin zuhurudur. Hiç bir zuhurat yoktur ki, adaletsiz olsun! Bu
âdil tecelliyi duymak, görmek, ve yaşamak arzun, isteğin ise
ALLAH’ın emirlerine, Peygamber Efendimizin yaşantısı-nı zamana
göre nefsinde tatbike gayret et. Daima güzeli seç, samimi ol. Şüphen
olmasın, zuhurunun seyiri ile hayatın zevkini alacaksın!...
Bin iki yüz senedir içtihadı yapılmadık şeriata sahipsin.
Ecdadımız hâdiselerin zamana tecelli etmesi lüzumunu dü-şünmeden,
umursamadan, yalnız ALLAH’ın iradesine bağ-lanmayı yeterli
zannettiler. Günümüze kadar fedakarlık ede-rek, samimiyetle yalnız
bu hususta titizlikle yaşamaya çalış-tılar, yaşadılar. Ne yazık ki,
evvelki gelen semavi tevhit dini-ni kabul etmeme hastalığına
yakalandılar. Başka semavi dinleri dışlayarak sâliklerini bilâistisna
kâfir ve gâvur gös- termenin zevki ile yaşadılar. Bilemediler ki,
Hazreti ALLAH cümle kullarını “rahmetimden yararlansınlar” diye
yarat-mıştır.
Bu rahmeti ilâhiyi elçileri ile Kur’an-ı Azimüşşan’da bildirmiştir.
Cümlesi ALLAH’ın rahmeti hâl ve zuhur hazine-leridir. Rahmeti
ilâhiye vesiledir. ALLAH’ın eşi, benzeri, şe-riki, naziri değillerdir.
195.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Biridiğerinden vazifesi itibari ile indî ilâhide üstün değildir.
Peygamber efendilerimizin cümlesi ALLAH’ın “abdidir ve
resulüdür”. Beniâdem’in nefsinde olan üstünlük hastalığı tarih boyu
devam etmiş, dini mevzularda da varlığını korumuş, öyle bir hâl almış
ki, gerçekleri bildikleri halde anlatmaya cesaret edememişler. “Bırak,
o da öyle inansın, samimidir” tesellisi ile yürütmüşlerdir..
Amma bugün küllî rahmet olan muasır medeniyet, rahmeti ilâhi
olan her yönü ile, ilim, kültür, teknoloji, her yönü ile, adalet, hak,
hukuk, nasıl telaffuz eder isen et: İnsan hakları, hayvan hakları,
komşu hakları... Ehli dilin nüktesi: “Komşu hakkı, Tanrı hakkı,
böyle demiş İsmail Hakkı..” Medeni milletlerin kabul edip baş-
kalarına da zoraki kabul ettirmeye çalıştıkları lâiklik ilkesinin
anlamı sadece insan hakları ise o, hikmettir. “Hikmet ise mü’minin
kayıp malıdır, nerede bulur ise al-sın” buyuruldu. “Leküm dinüküm
veliyedin” (senin di-nin sana, benim dinim bana) buyurdu Hazreti
ALLAH. Tefrikaya düşme. Enaniyyete kapılma. Zira Halikı zül-
celâlin kulu yalnız sen değilsin. Gülünç olma.
195
196.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
YOK MU ÇARESİ DOSTLAR?
Yok mu çaresi dostlar? Fe-subhanallah!. Var, elbet var.
Rahmeti ilâhi her zaman mevcut. İstemeyi bil. İs-tekler (lisanen,
kalben, halendir.) İstekte samimiyet, rahmetlerin birleşmesi ile
zuhur edeceğine inan. Ferdi isteklerinde aczine göre kabulü
görülse de umumun müracaat ve yakarışında geçerli olan haldir.
Bir kudsi hadiste: “Evliyama eza edene harp ilan ederim”
buyurdu. Yanlış mı? ALLAH’tan nasıl korkmak lazımsa öyle
korkan, şeriatı Muhammediyi zamana göre, samimi-yetle
196 yaşamaya çalışanlar manevî bir harbin yaşantısı-nı inkâr
edebilirler mi! Şahit oldum, ALLAH’ın emri üzere yaşamaya
çalışan ihlaslı kullar her zaman mevcut. Amma bu azınlıkta olan
evliyaullah umuma gelecek gazabı ilâhiyi önlemeye muktedir
değildir. Bu yet-ki peygamber efendilerimize de verilmemiş,
ancak ve ancak ALLAH’ın yed-i kudretindedir.
Mübarek kardeşlerim! Nefsimize, hemcinsimize, rahmet olarak
yaratılan her şeyi eza gibi göstermekten vaz geçelim. “Yaratılanı hoş
görelim, yaratandan ötürü.”
“Yer ehline merhamet et ki, gök ehli de sana merhamet etsin”
uyarısını hatırdan çıkarma. İlmi zahirle kifayet edip, dinin felsefesini
yapmaya kalkışırsan ehlî tasavvuf, ehli tarik, özet olarak ehliaşkı
düşman görmen ilminin mahsulü gereği elbete öyle göreceksin.
Dikkat bu görüşe Hakikat ilmi ile baktığın zaman, hiç şüphen olmasın,
gayretullaha dokunduğunu görürsün. ALLAH tarafından tanzim ve
tertip edilen manevî teşkilatı ilminin içine almaya çalış ki, ilmin
hakikatını görüp zevkini alasın. Şunu kesinlikle bilesin ki, tasavvufsuz
ilim Beniâdem’i maddenin esiri, materyalist, tabiri caizse putperest
yapar. Rabbının sana bahşettiği akıl, fikir ve telaffuz kabiliyetini
197.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAHrızası dışında sarf etmeyesin. Bu rahmet sermayeleri ne için
verildi? İyi anla. Bilmiyorsan, bilene sor. Ekmeği ekmekçiye ver, bir
ekmek de üste ver. Zarar etmezsin, korkma. Safiyetli ol da sakın mana
düşmanı olmayasın...
197
198.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ARABÇA BİLMEK, ALLAH'I BİLMEK İÇİN
YETERLİ OLMUYOR
İlmin her dalı güzeldir. Çok lisan bilmekte elbet güzeldir. Şeriatı
Muhammedi ile yükümlü olanlar için Arapça bilmek çok çok güzeldir.
Amma imanı muhafazada Arapça bilmek de yeterli olmuyor. Zira Ebu
Cehil ve Peygamberimizin am-cası Ebu Leheb, daha niceleri
Arapça’yı iyi biliyorlardı. İma-nı kurtarmada yalnız Arapça bilmek
yetmiyor. İman yoksa Efendimizin amcası olması da bir şey ifade
etmiyor.
198
Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi ALLAH’ı
zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana
uğrayanlardır. (Münafikun Sûresi, 9)
Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten
münezzeh, aziz ve hakim olan ALLAH’ı tesbih ederler.
(Cum’a Sûresi, 1)
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH’ı tesbih eder. Mülk
O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye kadirdir.
(Teğabün Sûresi, 1)
Bu hususta kendilerini denememiz için, onlara bol su verirdik.
Kim Rabbının zikrinden yüz çevirirse, onu git gide artan çetin bir
azaba uğratır. (Cin Sûresi, 17)
Rabbinin adını zikret. Bütün varlığınla O’nu yâdet!
(Müzzemmil Sûresi, 8)
Sabah akşam Rabbının ismini zikret.
(İnsan Sûresi, 25)
199.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Gecenin bir kısmında O’na secde et. Gecenin bir uzun
bölümünde de onu tesbih et. (İnsan Sûresi, 26)
Rabbine hamdederek, onu tesbih et ve ondan mağfi-ret dile.
Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.
(Nasr Sûresi, 3)
Hazreti ALLAH’ın Kur’an-ı Kerim’deki emri ve rahmetine
vesile kılıp, kullarının kulluğunu kanıtlaması, kulun Rabbını
bildiğinin ve tanıdığının ifadesi, imanı-nın neşvü nema bulduğunun
işareti olarak rahmeti ilâhiden nasipli kılınan, zikrini, fikrini,
tesbihatını ALLAH’ın emri, elçilerinin yardımları ile, evliyaullahın
himmet ve ilgileri ile, evradını ve ezkarını verilen adet-lere riayet
ederek, Rabbının lütfu keremi ile, emredilen zamanda, cüz’î
iradesini kullanarak, ibadet ve taatını da dikkatle, sonuna kadar
götürmeye çalışan, son ne-fesinde de zikrin efdali olan “LÂ İLÂHE
İLLÂLLAH” der, kanun-u ilâhi ile terbiyeli, edepli, rahmeti ilâhi ile
be-zenmiş, ruhunu Rabbına teslim eder, can padişahı sa-dık
kulunun canını teslim alır.
199
Can alma vazifesine Azrail aleyhisselâmı vesile kıl-dığı zaman:
“Ya Rab, öyle bir vazife verdin ki, kulların beni lanetleyecek.” “Ya
Azrail, öyle sebepler halk ede-rim ki, kimse seni itham etmez.
Yarabbi bazı kulların vardır ki, sebeplerin onları hakikatin dışına
çıkarma-ya gücü yetmez. Ya Azrail, onlar seni görmez, beni görür”
buyurdu Hazreti ALLAH (c.c.) “Biz O padişah mıyız ki, tahttan
inelim de, tabuta binelim; bizi her za-man taht üzerinde göreceksin”
diyen Mevlâna yanlış mı söyledi?!. Lütfen o göze sahip ol da,
enaniyyetten kurtul!...
200.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
AZIK TORBANA DEPO ETTİKLERİN İKİ
ÂLEMDE DE İŞE YARASIN
Bilirsiniz, kız evladı dünyaya gelir, anası hemen sübyan kıza cehiz
hazırlamaya başlar. Eline geçen her şeyi “kızımın cehizi” diye. İmkanı
varsa sandığı doldurur. Kızın gelinlik günü yaklaştığında bilgili
kadınlar cehiz sandığını açıp tasnife başlarlar. “Şu bugün ayıp olur”
der atarlar. “Şunun mo-dası geçti” der atarlar. Sandıkta işe yarar bir
şey kalmaz. Dikkat et! Geçmişe mazi derler, geri getiremezsin.
İstikbal gelecek. Ancak ALLAH’a malum. Zaman haldir. Hâl bugün-
200 dür. Geçmişten ibret al, günü yaşa.
Başkalarını hakir görmek, kendi kendini yüceltmek
hastalığından korunduğun gibi... Hastalık saridir. Ya-kınlarına
bulaştırma. Merhamet et. Zikir, tesbih, tesbihat, hamd ve müracaat
ayetlerini yazmaya çalıştım ve yazdım. Nefsine insaf et. Dikkatlice
oku. Bir daha oku. Elini vicdanına koy da, oku. Göreceksin ki,
bilmeden ehli zikre, ehli hâle, takva, vera, ihlas üzere giden Hak
aşıkı dervişe “biliyorum” zannı ile, gerçekte bilmeden ne ezalar, ne
cefalar, ne hakaretler ettin. Veya bu zulmü reva gören gerçek
yoksunlarını tasvip edercesi-ne tebessümle tasvip ettiğini ima yollu
kabul ettin. Bu hususta bilgi dağarcığında gerçekleri tahrif etmek
için ne vardı?
Ben söyleyeyim: Gerçeği aradığı halde bulamamış, sahtekarın
kucağına itilmiş, ne yaptığını ve ne yapaca-ğını bilmeyen dervişler
var torbanda. İstihzaya müsait, tarikat kaçkını, kendisine şeyh süsü
verenler var torbanda. Babadan evlada miras kalan, beşik kertmesi
şeyhler var torbanda. “Dini mübine hizmet ediyorum” zannı ile
gerçekleri bilmediği içinhakikatlere karşı ta-vır takınan, çok güzel
201.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
kelâmeden, korkunç zeka sermayeli feylesoflar var torbanda. “Sen
benim gibi inanmadın” diye kimseye hayat hakkı tanımayan cahiller
var torbanda. Hep gazabı ilâhiyi anlatan, rahmetten bahsetmeyen
korkutucu ilim var torbanda. Zamanın medeniyeti ile teknolojiye
karşı, güzelliklere karşı gös-termeye çalıştığın ki sen İslâmiyet
diyorsun şey var torbanda. İçi bu türlü sermaye ile dopdolu, dışı
“biliyorum” enaniyyeti ile süslü bir torbanın kıvancı ile yaşı-yorsun.
Mübarek kardeşim! Sen bunlar için yaratılmadın. Zor da olsa
bir tavsiyem var: O torbayı at da gel. “Bo-şal ki, bir şey konsun, zira
dolu kaba bir şey konamaz, yazılı kağıda mektup yazılmaz” dedi
Mevlanalar. De-mesi kolay, yapması zor. O zoru yap ki, kurtulasın.
Si-zin ilminizin meyvesi gizli değil. ALLAH aşkına! Çekin-meden
söyle. Bu meyveyi içine sindire sindire yiyebili-yor musun?
Karamsar değilim. Rahmeti ilâhi her zaman mevcut. Türkiye’de
dini İslâm’ın diğer islâm ülkelerinden daha gü- zel yaşandığını
görmek mümkün. Yeterli mi? Elbette değil. Ümidim şudur ki,
kurtuluşa vesile rahmeti ilâhinin her an tecellisi mevcuttur. Kasıt
İslâmî yok etmek değilse, buna kimsenin gücü yetmez. Toplumları 201
farkında olmadan peri-şan ederler. Gene vebalini toplumlar çeker.
Sebep olanların ise iki alemde de perişanlığı görülecektir. Gene deriz
ki: ALLAH affetsin!..
202.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
RÜYA
Rüya; Cesedin sıkletinden feraha eren ruhun kendi-nin
çözemeyeceği tertibi ilâhi olan, tertibi ve tanzimi beşerin elinde
olmayan, mota mot izahı yapılamayan manevî bir alemdir. Tabiri
ehline aittir. Caizdir. Vahyi ilâhinin 46 cüzde bir cüzüdür.
Peygamberimiz Efendi-mize 23 sene vahiy geldi. Altı ayı rüya
aleminde geldi-ği için rüyaya vahyin 46 cüzde bir cüzüdür denildi.
“Yusuf’a biz rüya tabirini öğrettik. Ona hikmet ver-dik. Hikmet
verdiklerimize çok çok rahmetimizi ihsan ederiz.”
202
Sadık rüya vardır, kâzip rüya vardır. Ölçü ehline verilmiştir.
Peygamberimiz Efendimiz sabah namazından sonra cemaate dönerler
ashâba hitaben: "Bu gece manevî rüya gö-ren var mı?" diye sorarlardı.
“Ben gördüm, ya Resulallah” di-ye gördüğü manayı anlatırlar,
Efendimiz tabir buyururlardı. Bazen: "Ya Eba bekir, sen tabir et"
buyururdu. Anladığı ka-darını tabir ederler, “isabet ettim mi? ya
Resulallah” diye so-rarlar idi. Cevaben: “Bir kısmına isabet ettin, bir
kısmına isabet edemedin” buyururlar ve anlamını izah ederlerdi.
Bazan da Ömer’ül-Faruk (r.a) Efendimize sorarlardı. Muta-savvufîn
bu sünneti vazife olarak icra eder. Kur’an'da mevcut olduğundan
inkârı küfürdür. Ehline hikmettir, rahmettir. Avam rüya ile amel
edemez. İstihare de rüyadır. Rüya tabi-rinin kitabı yazılmaz.
Yazılanlar hakikat dışıdır. Kaide bu-dur. Bazı istisnailer kaideyi
bozmazlar.
Rüyayı anlatacak ehil bulamadınsa, taşıyamıyorsan, akar suya
anlat. Hazreti Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazreti Aliyy’el-
Murtaza (r.a.) Efendimize: “Ya Ali, bir sır versem taşıyabilir
misin?” buyurdu. “Ta-şırım, ya Resulallah” dedi, kabul etti. Resûl-i
203.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Ekrem(s.a.v.) ashâb-ı ile gaza dönüşünde kuyudaki suyu kan
renginde görünce, Hazreti Ali (r.a.)’a bakarak: “Ya Ali, sırrı
taşıyamadın da kuyuya mı anlattın?” buyurdu. “Evet, ya Resulallah.
Ağırlığını kaldıramadım.”
Mevlâna Celâleddin-i Rumi Mesnevi-i Şerif’inde anla-tır: O
sudan yetişen kamışlar ney olup, aşk nefesi veril-di. O nefes avama
gizli, aşk ehline aşikardır. Neyden dökülen nağmeler aşk sırrını
anlatır. Herkesin kulağı nağmelerde ilâhi zevki bulamaz. İncir gibi
tatlı, güzel meyveleri her kuş yiyemez.
Turuk-i âliyyede adaptır, hakikattır. Dervişin rüyasını
mürşidinden gayrı ya anlatması edebe uygun değildir. Mür-şidi gayrı
ya anlatmasında mahzur görmedi ise anlatır. An-latmasına izin
vermedi ise mahrem olarak kalır. Emanetul-lahtır. Rüya tabiri irticalen
olur. Mürşide evhamla ilhamı ayırt edecek ölçü verilmiştir. Mürşit
rüyanı tabir etmedi ise, “illâ tabir et” diye ısrar edebe uygun değildir.
O kadar.
203
204.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
EVRAT VE EZKAR
Dervişin günlük Evradı: Şeriatıyla yükümlü olduğu
Peygamberine cümle Peygamberanı izam ve rusüli ki-ram
hazretlerine selatü selâmla, cümle meşayihi izam efendilerimize,
derviş kardeşlerimizin ruhlarına, ehli iman ve ehli islâmın ruhlarına
3 İhlas 1 Fatiha okuya-rak, ezkarına başlar. Her gün virdinden
evvel okur, ba-ğışlar. Bu rahmeti ilâhiyi kıyamete kadar manevî kar-
deşler resmi vazifelerinde evrat olarak okurlar. Turuk-i âliyyede
dervişler bütün beşere her gün bu vazifeyi yapmakla yükümlü
204 kılınmıştır. Kâfir müslüman ayırt et-meden. İşte insanlık, işte
kardeşlik. İşte dervişin ya-şantısının eseri. Sevecenlik ve hoşgörü.
Lafla peynir gemisi yürümez. Yaşayacaksın. Yaşamak için
ALLAH’ın rahmetine muhtaçsın..
Rabbımın peygamber efendilerimize ve elçi vârislerine, vârisün-
Nebi, nedimi ilâhilere.. Hani, Kur’an-ı Azimüş- şan’a “Türkçe mana
veriyorum” diye evliyaya “dost” dedin. “ALLAH dostu” da dedin. Hiç
bir anlam ifade etmiyor maksa-dın. Manevî anlamı da yok. Onlar
“ALLAH dostu” da diğer kullar ALLAH’ın düşmanı mı? Başka
anlamı ve izahı varsa Lütfen izah et. Niye "evliya" diyemiyorsun?
Hazreti ALLAH diyor da, sen niye demiyorsun? Sende bir gün
gelecek diyeceksin, inşallah. “Sana vaad ettiği günler yakındır,
Hakkın, belki bu gün, belki yarın, belki yarından da yakın.”
Arzdaki ayetleri, gökteki ayetleri, insandaki ayetle-ri okuduğun
zaman “men araf sırrı”nın tecellisini id-rak ettiğin zaman,
ALLAH’ın yer yüzünü elçisiz bırakmayacağını, rahmetsiz dünyanın
zulüm olacağını dü-şünebildiğin zaman, Rabbımızı zulümden tenzih
ettiğin zaman “EVLİYA” diyeceksin.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
DERVİŞİN GÜNLÜK EVRADI
Hu ya tabibel kulüp
Medet ya Erhamer-rahimin
Medet ya Ekrem’el-ekremin
Medet ya İlâh’el-âlemin
Destur, ya Adem safiyullah
Destur ya Nuh şekirullah
Destur ya İbrahim halilullah
Destur ya Musa kelimullah
206
Destur ya İsa rühullah
Destur ya Muhammet Mustafa habibullah
Destur ya cümle peygamberanı izam ve
rusul-i kiram hazeratı
(Ruhları için fatiha)
Çar-i yâr-ı ba-safâ Ebu Bekir Sıddîk, Ömer’ül-Faruk, Osman
Zi’n-Nureyn, Aliy’el-Murtaza, Hazreti Hamza ve Hazreti Abbas
radıyallahu anhüm efendilerimizin, ehli- beytin, âli beytin, evladı
Resulullah’ın, ashâb-ı Resulul-lah’ın, ashâb-ı kiram, ashâb-ı güzinin,
sahabe-yi kiram, sa-habe-yi güzinin, muhacirinin ve ansarın, tabiînin,
tebe-i ta-biînin, müctehidi izam efendilerimizin, bahusus Gavsü’l-
A’zam Seyyid Abdulkâdir Geylâni, Seyyid Ahmed er-Rufaî, Seyyid
Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Dussuki, Şeyh Ebu’l-Hasan Ali
Şazili, Şah-ı Nakşibent Muhammed Baha-attin, Şeyh Ahmet Yesevi,
Şeyh Ahmet Kuddusi, bahusus Şeyhimiz Üstadımız Maraşlı Seyyit
Ali Sezai Efendi, Hacı Mustafa Efendi, Sofu Ökkeş Efendi, Çorumlu
Hacı Bekir Ba-ba, Hacı Ali Efendi, Hacı Mustafa Anaç Efendi, Hacı
Bekir Kuşçuoğlu, Muhammed Esad Efendi, Hacı Sami Efendinin
207.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ruhlarıiçin, Şeyhimiz Üstadımız Hacı Gâlip Hasan Efendi-nin ervahı
kudsiyelerine, turuk-i âliyyeden ahirete irtihal etmiş cümle meşayihi
izam efendilerimizin ve derviş kar-deşlerimizin, ehli iman ve ehli
İslâmın, akrabayı taallüka-tımızın da ruhları için Fatiha maa’s-salevat,
der, 3 İhlas 1 Fatiha okur, cümlesine bağışlar.
207
208.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ALLAH’IN EMRİ DERVİŞİN VİRDİ
Cümle manevî toplumların makama müracaatları ve virtleri
değişik görülse de, kastı aynı olup rahmete vesiledir. Hazreti
ALLAH noksanı ile, kusuru ve küsuru ile dergahı izzetinde kabul
buyursun. “Küllî tarikın vahidun” Ehli tarikatlarda kök birdir. Kök
Hazreti Resulullah’ta birleşir. Ehli tariklerde tarih boyu dini
mevzuda utanç verici ihtilaf görülmemiştir. Olamaz da. Çünkü
derviş toplulukları iradelerini kullandıktan sonra, rıza göstermeyi
bilirler. Her güzellik dindir. İndî ilâhide makbul din İslâm'dır. İslâm
208 ise meşru yönden güzellik ve adalettir. Bilmeyenler İslâm’ın dışında
"gü-zellik bulduk" zannederler. Bilmezler ki, o buldukları güzellik
İslâm'dır. “Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı kibriya, her kazaya
her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.” Bu hikmet ehlinin ölçüsüne
göre aşktır, zevktir, yara-tanına ruhen teslimiyettir, hikmettir.
“Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede bulur ise alsın” hitabı
umumidir. İlim Çin’de ise de alınız. Çünkü ilim hikmettir. Hikmet
mü’minin malıdır, güzelliktir, İslâmiyettir, formül bu.
Dervişin günlük virdi yukarıda belirtildiği gibi 3 İhlas 1 Fatiha
ruhlara bağışlandıktan sonra Rabbına acz ve teslimiyetle, samimiyetle:
“Niyet ettim, ya Rabbi senin rızan için günlük virdimi okumaya”
der. Çünkü Amentüye noksansız iman eden ku-lun kulluktan başka
arzusu yoktur. Virdini imkanı nisbetin-de her halde, ayakta, oturarak,
yatarak, evde, yolda, her yerde, 24 saatte bir defaya mahsus yapar.
Efdali kıbleye karşı oturup, huzur ve huşu ile virdini okumasıdır. Bu
hâl her kula nasip olmayan rahmeti ilâhidir.
209.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
KÂDİRÎ-RUFÂÎ’NİN KOLU GÂLİBÎ VİRDİ
51-adet: Bir adedi binbir sebebe
Bismillâhirrahmanirrahim.
100-adet: Ya Rabbi verdiğin nimetlere çok şükür, elhamdü
lillâh.
100-adet: Hasbünallahu ve ni’mel-vekil (sonunda, ni’mel-
Mevla ve ni’me’n-nasir ğufraneke Rabbena ve
ileyke’l-masir, der, ALLAH’a teslimiyetini arz
eder.)
100-adet: Allahümme salli âlâ seyyidina Muhamme- din ve âlâ 209
âli seyyidina Muhammed ve sahbihi ve sellim
100-adet: Estağfirullah el-azim min küllî zenbin ve etubü ileyh
(bildiği bilemediği günahlarına Rabbından özür
diler.)
500-adet: Lâ ilâhe illallah (Kur’an’da mevcud ayetle: “Fa’lem
ennehu lâ ilâhe illallah” diye başlar.)
500-adet: ALLAH (“ya” nidası ile başlar, ilkinde, du-
rulduğunda, her yüzüncüde ve en sonuncuda
"(c.c)" der).
İlk ders bu kadar. Dervişin mizacına, samimiyetine, ta-
hammülüne göre, huddemi alınmış, mürşidin selahiyyetine verilmiş
esmalardan ilâve edilebilir. Esmanın azlığı, çokluğu kemâlat ölçüsü
olmayıp tavsiyem samimiyettir. Samimiyet-se ALLAH’a hakikaten
inanmak, ALLAH elçisini hakikaten abdi ve Resulü olarak
kabullenebilmektir. Mürşid, ALLAH’ın, kullarını “rahmetinden
mahrum olmasınlar” diye rahmetine vesile kıldığı, ALLAH’ın gücü
ile kabili kıyası olmayan aciz, ALLAH’ın rahmetine muhtaç kuldur.
210.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Amma rahmete vesile tertibi ilâhi olduğunu bilmek. Tasavvufî
deyimle şöyle ifade edilir: Fena fiş-şeyh, şeyhde ifna olmak. Fena fir-
Resul, Hazreti Resulullah’da ifna olmak. Fena fillah, ALLAH’ta ifna
olmak. İfna “yok olmak, yokluğunu idrak etmek, adem sıfatının
kudreti kuvveti ilâhinin tecelliyatında yok-luğunu bilmek." ALLAH’a
mahsus sıfatları nefsine mal etmemek.
Beka billah, kurbiyyet ise ALLAH’ın zati sıfatlarının imanın
manasında tecellisinin zevkine ermek. Nefis ve ru-hun terbiyesi ile
ki, “mekarimi ahlâk” buyuruldu. İma-nın kemâlatı nispetinde
itminani kalp olan yaratılışın sırrının tecelli ettiği örnek insan. Bu
yaşantılar Kur’ana aykırı olmayıp, Hazreti Resullullah (s.a.v.)
Efendimizin manevî yaşantısını emri ilâhiye uygun yaşamaktır. Bu
yönde istisnai, ezelî ervahla ilgili, ALLAH’ın örnek kulla-rı vardır.
Bu bahtiyarları fazla teferruatı ile anlatmaya kalkışmak manayı
maddede çözmek gibi imkansız. Gav-s’ül-azam Seyyit Abdulkâdir’e,
Kitab-ı Gavsiyye’deki hi-tabı ilâhiye kulak ver: “Ya Abdulkâdir, bazı
kullarımı cennet için, bazı kullarımı cehennem için, bazı kullarımı
210 zatım için yarattım. Ya Abdulkâdir, sen zatım için
yaratılanlardansın.” Yorma kendini. Bu ve buna benzer hitapların
be-şer ölçüsü yoktur. Ehline mahsus, katıksız iman zevkidir.
211.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HATME-İ RUFÂÎ
Pir Seyyit Ahmed er-Rufâî hazretleri kritik anlarda ihva-nı ile
topluca okurlar, Cenab-ı Hakka tazarru ve niyaz ederlerdi.
“Samimiyetle okunduğu zaman hayra müracaatlar ret olunmaz”
buyuruldu. Haftada bir defa, muayyen zamanlarda, toplu olarak, ferdi
olarak da, erkek dervişler okumayı va-zife edindik. Kadın
ihvanlarımızdan muktedir olanları münferit olarak okurlar, virt olarak
değil.
Şöyle tarif edeyim:
211
Hu, ya Tabib’el-kulub
Medet, ya Erhamer-rahimin
Medet, ya Ekrem’el-ekremin
Medet, ya İlâh’el-âlemin
Destur, ya Âdem safiyullah
Destur, ya Nuh şekirullah
Destur, ya İbrahim halilullah
Destur, ya Musa kelimullah
Destur, ya İsa ruhullah
Destur, ya Muhammet Mustafa habibullah
Destur, ya cümle peygamberanı izam ve rusul-i kiram
hazeratı
Destur, ya cariyarı ba safâ Ebu Bekir Sıddık, Ömer’ül- Faruk,
Osmanı zünnureyn, Aliy’el-murtaza, radıyallahu anhüm
efendilerimiz
Destur, Ehlibeyt-i Resulullah
212.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Destur, ya Evladı Resulullah
Destur, ya Ashâb-ı Resulullah
Destur, ya evliyaallah
Destur, Pirim Sultanım Seyyit Abdulkâdir Geylâni,
Ebe’l-alemeyn Seyyit Ahmed er-Rufaî
Seyyit Ahmed el-Bedevi
Seyyit İbrahim Dussuki
Şeyh Ebu’l-Hasan Ali Şazili
Şah-ı Nakşibent Muhammed Bahaaddin Hazretleri
Destur ya sahibe’l-meydan. Rızaen lillâhi’l-Fatiha maa’s-
salavat..
3 İhlas 1 Fatiha okunur, ruhlarına hediye edilir, hatme
başlanır.
3 adet - Fatiha-yı Şerif (cemaatle beraber okunacak)
3 adet - Ayet’el-kürsi //
212
3 adet - İnna enzelna //
3 adet - Vel-asri //
3 adet - İhlas-ı Şerif //
3 adet - Felak Sûresi //
3 adet - Nas Sûresi //
3 adet - Fatiha-yı Şerif //
1 adet - Selâmün kavlen min Rabbi’r-rahim
(Yâsîn Sûresi, 58)
20 adet - Rahim olan rabdan cennet ehline selâm vardır
121 adet - Kelimeyi tevhit (Lâ ilâhe İllallah)
1 adet - Rabbena atina min ledünke rahmeten ve heyyi’ lena
min emrina reşeda. (Kehf Sûresi, 10)
20 adet - rabbimiz bize katından bir rahmet ver ve işimizde
bizi başarıya ulaştır.
1 adet - Bismillahillezi lâ-yedurru ma ismihi şey’ün fi’l-ardı
velâ-fi’s-semai ve hüve’s-semiu’l-aliym.
213.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
(Hadisi Şerif)
20 adet - ALLAH’ın ismi ile başlarımki onun ismine sığınmış
kişiye ne yerdeki nede gökteki hiçbir şey zarar veremez. O
işitendir, bilendir.
121 adet - Lafza-i celâl (ALLAH c.c.) (3 adedi "ya" nidası ile
okunur)
1 adet - Es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Seyyidi, ya
Resulallah, ya Ahmet, kılleti hiyleti ve ente vesileti, fe-edrikni.
20 adet - En güzel dua ve selâm sana olsun ya efen-dim
yaresul ALLAH ya Ahmet ben fakirim âmâ sadaka-tım var ve
benim vesilem sensin bana yardım et bana yetiş.
3 adet - Ey ALLAH’ın kulları bize yardım edin.
3 adet Ey cinlere ve insanlara gelen resulullahın mahbubu, ey
iki alem sahibi, ya seyyit ahmedel-kebir-r Rufai, el medet.
(Bir fatiha ile hitam bulacak ve dua)
213
214.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
HATME-İ KADİRÎ
Başlangıcı hatme-i rufaîdeki gibi olacak
15 - İstiğfar-ı şerif (hep beraber): Estağfirullah el-Azim
100 - Salevat-ı şerife (hep beraber)
500 - Hasbünallahü ve ni’mel-vekil (hep beraber)
100 - Salevat-ı şerife.
(Aşr-ı şerif ve dua)
Hatmeler umumiyetle cemaatle yapılır. Bir kişi yüksek sesle okur
diğerleri hafif sesle iştirak eder. Cemaatin iştira-kı ile, Gavs’ul-A’zam
214 Seyyit Abdulkâdir Geylâni’nin münte-sipleri ile yaptığı hatme sevabı
alır. Münferit de okunur. Her müracaat ve yakarışın bir anlamı, sebebi,
hikmeti vardır. Hepsi de güzel ve anlamlıdır. Tasdik ve tasvip
edilmiştir. Hatm-i Kur’an.. Cümle evliyaullahın, mü’min ve müslimin
anlayarak ve yaşayarak imanlarının şulesi, zevklerinin zir-vesidir.
Manasını anlamasa da “ALLAH kelâmıdır” diye hür-met ve muhabbet
ederse, yapraklarını açıp kapaması, hatta sevincinden gayri ihtiyari
göz yaşı dökmesi.. Bu haller de iman tezahuru olup rahmettir.
Amma kastı ilâhi manasını anlayarak okumak, hayatını ona
göre tanzim etmektir. Okumayı ve mana-sını bilmiyor, öğrenmeye de
muktedir değil ise, ALLAH’a ve elçisine inanıyorsa bu kişiler için
lutfedilmiş tertibi tanzimi ilâhiyi ara bul. “Mürşidim” diyor ise
müntesip ol ve rehber edin. Bulamadınsa Hazreti ALLAH’tan iste.
Verildimi, “meyyitin yıkayıcıya teslim olduğu gibi” teslim ol.
Samimiyetin imanının ölçüsüdür. İyi bil. “Ben biliyorum”
hastalarının seni bu türlü rahmetten bilme-diklerinden kaçırmaya
olanca güçleri ile çabaladıkla-rını görürsün. Sakın, na-ehle
aldanma. Hele ALLAH’ın işareti ile derviş oldunsa, dünya
yaşantında manevî müjdeleri az çok almış isen, sakın uzaklaşma!
215.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
İnanbu abdiâcize gerçeği söylüyorum!.. Gayretullaha doku-
nursun. Hazreti ALLAH’ı gücendirirsin. Buna benzer çok yerde
aynı mevzuya parmak bastım. Mana birdir, kelâm değil. Bil ki,
vazifem bu, yanlış anlama!.
215
216.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
EVRADI ŞERİFE-İ KÂDİRÎYE
Bismillâhirrahmânirrahim
Elhamdü lillâhi Rabbi’l-alemiyn. er-Rahmâni’r-Rahiym.
Maliki yevmi’d-din. İyyake na’büdü ve iyyake nesta’iyn. İhdina’s-
sırata’l-müstakıym. Sırata'l-leziyne en’amte aleyhim. Gayri’l-
mağdubi aleyhim vela'd-dalliyn (Amin, Ya Mu’in)
İnnallahe ve melaiketehu yusallune ale’n-nebiy, ya eyyühe'l-
leziyne amenu, sallü aleyhi ve sellimu tesliyma.
216 Allahümme salli ve sellim ve barik âlâ seyyidina
Muhammedin ve âlâ âlihi ve sahbihi ecma’iyn. Sübhane Rabbike
Rabbi’l-izzeti amma yesıfun ve selâmün ale’l-mürseliyn
velhamdülillâhi Rabbil-âlemiyn (burada şükür makamında iki
elle yüz meshedilecektir).
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Rasulallah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Habiballah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Halilallah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Nebiyyallah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Safiyyallah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Hayre halkillah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Nure arşillah
es-Salatü ve’s’selâmü aleyke ya Emine vahyillah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Men zeyyenehullah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Men şerrefehullah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Men kerremehullah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Men azzemehullah
217.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Men allemehullah
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Seyyide’l-mürseliyn
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Hateme’l-müttekıyn
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Hateme’n-nebiyyin
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Rahmeten li’l-âlemiyn
es-Salatü ve’s-selâmü aleyke ya Şefia’l-müznibiyn
es-Salatü ves-selâmü aleyke ya Resule Rabbi’l-alemiyn
Salavatullahi ve mela’iketihi ve enbiyaihi ve rusuli- hi
hameleti arşihi ve cemii halkıhi âlâ seyyidina Muhammedin ve
âlihi ve sahbihi ecmaiyn.
(Allahümme salli âlâ seyyidina Muhammedin abdi- ke ve
nebiyyike ve habibike ve Resulike’n-nebiyyi’l ümmiyyi ve âlâ âlihi
ve sahbihi ecmain) (3 kerre okunacak)
(Allahümme salli âlâ seyyidina Muhammedini’n-Nebiy-yi’l-
melihi sahibi’l-makami’l-a’la ve lisani’l-fasih) (3 kerre okunacak)
Allahümme’c’al efdale salavatike ebeden ve enma berekatike 217
sermeden ve ezka tahiyyatike fadlen ve adeden âlâ eşrefi’l-
hala’ikı’l-insanîyyeti ve mecma’i’l-ha-kayıkı’l-ihsaniyyeti ve
turi’t-tecelliyyati’l-ihsaniyyeti ve mehbiti’l- esrari’r-rahmaniyyeti
ve arusi memleketi’r- rabbaniyyeti ve vasıtatı ıkdi’n-nebiyyin ve
mukaddimi ceyşi’l-mürseliyn ve kaidi rekbi’l-enbiyai’l-
mükremiyn ve efdali’l-halki ecma’iyn hamili livai’l-izzi’l-a’la ve
ma-liki ezimmeti’l-mecdi’l-esna şahidi esrari’l-ezel ve mü-şahidi
envar-i sevabikı’l-üveli ve tercümanı lisani’l-kı-dem ve membai’l-
ilmi ve’l-hilmi ve’l-hikem mazharı sır-rı’l-cüdi’l-cüz'iyyi ve’l-
külliy.
Ve insanî ayni’l-vücudi’l-ulviyyi ve’s-süfliyyi ruhı ce-sedi’l-
kevneyn (bu cümle üç kerre okunacak ve her de-fasında vücud
mesh olunacaktır).
Ve ayni hayati’d-dareyn (burada iki elin baş parmak-larının
tırnağı öpülerek gözler üzerine meshedilecektir).
el-Mütehakkıkı bi-âlâ rütebi’l-ubudiyyeti ve’l-mütehallikı bi-
ahlâkı’l-makamati’l-ıstıfa diyeti’l-hâli’l-izam ve’l-habibi’l-ekrem
seyyidina Muhammedin bin Abdillah bin Abdilmuttalib ve âlâ
218.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
sa’iri’l-enbiyai ve’l-mürseliyn ve âlâ melaiketike’l-mukarrebin ve
âlâ ibadillahi’s-salihin min ehli’s-semavati ve ehli’l-ardiyne
küllema zeke-reke’z-zakirun ve gafele an zikrike’l-gafilun ve
sellim ve radiyallahu an ashâbi Resulillâhi ecmaiyn.
Kadirî dervişlerinin zikir meclislerinde zikirden önce ev-radı
Kadiriyeyi muktedir bir kişi yüksek sesle okur, diğerle-ri de yavaş
sesle takip ederler, evradı şerif bittikten sonra zikrullaha başlanırdı.
İsteyen münferit de okuyabilirdi. Şimdi ihtiyaten yazdım. Muktedir,
zaman ve zeminleri uy-gun ve müsait olanlar arzu ettikleri zaman
okuyabilirler. Peygamberimiz Efendimizin mübarek sözleri
kulağımıza küpe olsun: “Zorlaştırmayın kolaylaştırın, daraltmayın
genişletin, ikrah ettirmeyin sevdirin.” Her şeyin ifratı haramdır.
Hazreti ALLAH dinde zorluk emretmemiştir.
“Habibim, biz sana Kur’an-ı eza olsun diye indirmedik.” Bu ve
buna benzer hitabı ilâhiler izah etmeyi gerektirmez, manası açık ve
sarihtir.
218
219.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
EVRAT VE EZKAR NASIL OKUNUR?
24 saatte bir sefer okunur. Gün gecenin nısfından (yarı-sından)
başlar. Nısfı, güneşin batışı ile doğuşu ortasından sonra yani gecenin
yarısından sonra girdiği günün dersi ya-pılabilir ve 24 saat arasında
her zaman yapabilirsin. 24 sa-ati ders yapmadan geçirir isen kazası da
mümkün değil. Sa-dakatında, samimiyetinde noksanlık var, demektir.
“el-v’adü ked-deyn” “Vadini yerine getirmeyeni sevmem” buyurdu
Hazreti ALLAH (c.c.). Evet manen vazifeli kulun şahsında ALLAH’a
söz verdin.
Şeriatıyla yükümlü olduğun Peygamberine biat vecibesini ezelî 219
ervahtaki imanının ikrarını cesetli olarak da tekrar etmek nasip oldu.
Ne sebepten bilemeyiz, bazı kullarının ev-rat ve ezkara, zikrullaha
karşı düşünce ve icraatlarında san-ki düşmanlık yapması için
yaratıldığını müşahede edersin. Bir kısım ALLAH’ın bahtiyar kulları
belli ki ezelî ervahta te-reddüt etmeden "beli" diyen murat kullar emri
ilâhiye titizlikle uymaya çaba gösterdikleri gibi, rahmeti ilâhi olan zik-
rullahtan, ALLAH’a söz verdiği evradı ezkardan gafil olma-dıkları
gibi, na-ehle pirim vermezler.
Kastımız kullar arasında sınıf farkı ve ayrılık değil, haşa.
Kıskançlığı bırak. Hazreti ALLAH’tan iste. Rahmetini sev-dirmesini
iste. Murat değilsen mürit ol. Taklidi iman da imandır. Yeise kapılma.
Hazreti ALLAH “kullarım rahmetimden istifade etsinler” diye
dünyayı yarattı. Kulunu affetmek için bahaneler halk etti. Derece
almasını istedi. Vesileler yarattı. Sayamayacağın kadar çok, sayısız
rahmetinin her hâdisede zuhurunu kulun aczine göre ihsan etti.
Sebeplerin başında gelen veliliğin dip-loması olan zikrullahtan evrad
ve ezkarı en büyük rahmeti-ne vesile kıldı. Sadık kullarını ihya eyledi.
220.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Ey insan olma- ya namzet Beniâdem, gafil olma. Mürşidini bul.
Bula-madınsa ALLAH’tan samimiyetle iste. Arayan Mevla’sı-nı
bulur. Dikkat et. Her gördüğün sakallıyı deden san-ma! Mürşit
kıyamete kadar vardır. Yokluğu zulümdür, Rabbıma. “Mürşit
yaratmamışsın” diye zulüm isnat etme.
Ey iman edenler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri “evliya”
edinmeyin. ALLAH’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek
istiyorsunuz? (Nisa Sûresi, 144)
Kâfirden evliya olmaz. Eğer “olur” diye kâfirin küfrü-nü göre
göre hâlâ “hikmettir” diye inat ediyorsan, o ina-dınız sizin
aleyhinizde gizli olmayan bir küfrün ilanıdır.
Nakşi tarikatının bir kaç kolu hafi, cümle turuk-i âliy-ye
celidir, cehridir, seslidir. Toplu zikrullah seslidir. Ta-lim üzere
hareketli zikrullah fiziki ihtiyaçtır ve masiva-dan o an için
kurtulmanın gereği, samimiyetle zikretme-nin yegane aracı,
gerecidir. Dervişin, avamın ölçemeye-ceği bu halleri, manayı da
maddede görme hastası, baş-ka ölçeği olmayan, mana ve zikir
220
nasipsizlerini o meclisten kaçıran manevî espridir.
Bu anlama ışık tutsun, arzusu ile şöyle anlatırlar: Mensup
olduğu şeyh efendiye verilen hikmet ve mezi-yetleri dervişin
manasına cevap veremiyorsa, derviş bu türlü hikmetin sahibi olan
başka bir mürşide şeyh efendinin selâm ve mektubu ile
gönderilir.dervişin fikri ile değil!... Manevî toplumlarda “sen,
ben” davası kesinlikle olmaz. Oluyor ise bu zafiyeti manevî
vazifesinin sıhhatsizliğinde aramalı.
Katı kurallarla eğitilmiş dervişini “kemâlatına katkısı ol-sun” diye
Şam diyarında yaşayan mürşidi kâmile mektup ve selâmı ile gönderdi.
Uzun bir yolculuk. O günkü imkan-sızlıkların verdiği meşakkatle Şam
şehrine yaklaşan dervişi mürşitlerinin emri ile kudüm ve mazharlarla,
ilâhiler söyle-yerek karşıladılar. Böyle aşkı ilâhi ve manevî havanın
gari-bi, katı kuralların mahkumu, ilâhi aşktan hiç nasip alama-mış,
ham ervah ilâhi aşk meclisini küfür bataklığı gördü. Ül-keye hakim
olan nefis feryat etti. “Şeyhim beni yanlış yere gönderdi, burada şeriat
yok ki, tarikat olsun” diye o manevî toplumu küfürle itham etti.
Geldiğine nadim oldu. Bu hale vakıf olan misafireten geldiği dergahın
221.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
mürşididervişi gönderen şeyh efendiye mektup yazıp dervişi geri
gönderdi. Mektupta şöyle yazıyordu şeyh efendi, gönderen şeyh efen-
diye: “Biz gönderdiğin Molla Kasımı; Kudüm, mazhar ve ilâ-hilerle
ürküttük, geri gönderdik” diyordu.
Bazı taşlar vardır ki, ne kadar su döker isen dök içi-ne tesir
etmez. Herkesin kulağı nağmelerde ilâhi zevki bulamaz. İncir gibi
tatlı, güzel meyveyi her kuş yiyemez. Dervişin evrad ve ezkarı
umumiyetle hafidir. Hafi kılınan namaz gibi normal kulağın
duyacağı kadardır. Tenha ve müsait yerdesin. Kimse duymayacak.
Bilerek “komşularım da duysunlar” diye bir hisse kapılırsan riya
olur, gösteriş olur. Ruhani rahmet tecellisi olmaz. Yerini nefsani haz
ve duygulara terk eder. Yüksek ses-le Rabbını zikret. Tazarru,
niyazını dahi yüksek sesle, samimiyetle arz edersen, yaratanının
yakınlığını hisse-dersin. Kulluk zevkini alırsın. Bu yönlü aczini itiraf
haddini bilmektir. Kuvveti kudreti ilâhi karşısında aczini bilmek,
havfu reca üzre yaşamak, kulu yücelten rahmet basamaklarıdır.
Toplu yapılan zikrullah cemaatle kılınan namazın 27 ka-tı sevaba
vesile olduğu gibi, toplu yapılan talim ve terbiyeli, samimiyetle 221
yapılan zikrullahın rahmet ölçüsü namütena-hidir. O bakımdan
Hazreti Resulullah (s.a.v.) buyurmuşlar-dır: "Siz cennet bahçesine
uğradığınız zaman oradan yeyiniz, içiniz, eklediniz." Ashâb sordular:
"Ya Resulallah, cennet bahçesi nedir?" Buyurdular ki: “Zikir
halakalarıdır.” Bu şe-reften mahrum olma, mübarek kardeşim. Falan
filan gerçe-ğin örneği imiş gibi na-ehli göstermeye çalışma. Gerçeği
ara, ona göre yaklaş, nasibini al. Güzel yaratılan dünyayı cifeye
çevirme. Samimi ol. Bu yolda samimiyetsiz tutum şer-i şeri-fe uygun
da olsa makbul değildir. İtiraz hüsrandır. Yaşadı-ğım, sıkletini hâlâ
üzerimden atamadığım “ben daha iyi bili-yorum” edası ile şeyhim
efendime güya terbiyemi bozmadan, sinsi sinsi karşı geldiğim
terbiyesizliğimi ibreti alem için an-latacağım. Hisse alınsın diye
dinle!..
222.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
MÂNÂMA DÜZEN VEREN HİKMET’İ KAYISI
Zuhuru ile çok rahatsız olmuştum. Netice kemâlat oldu. Hep
zarfını okuyordum. Esas mazrufunu okuma-nın elzem olduğunu bu
hâdise iyi öğretti, bu abdiâci- ze. Samimiyetle okuyun, sizler de ibret
alın ve gerçeği yaşayın.
Tarihini tam kestiremiyorum. ALLAH’U A'LEM, 1954 veya
1955 senelerinde idi. Kayısı olum mevsimi idi. O sene de kayısıyı bol
vermişti Rabbımız. Hacıdoğan Ma-hallesi’ndeki atölyeme öğleden
evvel efendim büyük bir sepetle geldi: “Keçiören’de kayısı ucuz imiş,
222 oğlum bir sepet de sen al. Yerinden taze kayısı alalım. Kilosu on
kuruşmuş” buyurdu. Efendimin arzusu, isteği güzeldi.
Efendimde benim de kazanacağımın zevki vardı. Âmâ benim
durumum Keçiören’e gidip kayısı almaya hiç müsait değildi.
Dışişleri Bakanlığı’ndan aldığımız taahhütlü işimiz vardı. Günü
yaklaşmıştı, işi bitirmeye çalışıyoruz. Benim için bir dakikanın
anlamı vardı. Cil-ve-yi Rabbaniyi ne bilirdim, o andaki sadakat ve
bağlılık “rahmet ayetine” kayısının vesile kılındığını?. Efendi-me
çok bağlı idim, hiç incinmesini istemezdim. Bu ma-na ve sadakat
ayetleri zuhur etti. Gizlenen, maskeledi-ğim, yeteri kadar imanımın
manasının inceliklerine va-kıf olmadığımın faturasını çok yüksek
ödettiler.
İyi dinle, bu acizin perişanlığı sana da ibret ve ders olsun. Bu
ayeti iyi oku! Efendim kesin kararlı gönderilmişti. Daha evvel
benzeri bu kadar ağır olmayan, görü-nürde zararıma mucip gibi
imtihanlar geçirmiştim. Mu-vaffak olmuştum ve neticesinin zarar
olmayıp, kazan-ca tebeddül ettiğini yaşamış ve görmüştüm.
Akılcılıkla bu ve buna benzer hâdiselerin, yani ayetlerin çözüleme-
223.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
yeceğiniiyi öğretmişlerdi. Rabbım bu hususta bu abdi-âcizi
defalarca uyarmıştı. Zuhur eden kayısı imtihanı diğerlerinden farklı
idi. Efendim kilosu on kuruşa ka-yısı alacaktı, benim de kazanmamı
istiyordu. Ve bu dü-şüncesiden zevk alıyordu. Efendimi, mürşidimi
Haz- reti ALLAH’tan istemiş idim, Rabbım da göndermişti. O
bakımdan bu abdiâcizin manevî imtihanı sıradan de-ğildi.
Korkma, herkese aynı ağırlıkta vermezler. Dağına göre kış
verirler. Aczimi anlatıyorum. Herkes nasibine düşeni alsın,
hikmettir. “Hikmetse mü’minin kayıp ma-lıdır, nerede bulursa
alsın” rahmetini gönlünden çıkar-ma. “Göklerde ve yerde nice
ayetler vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.” Bu
ve buna ben-zer ayetleri herkes okur, fakat gönül ehli manasını iyi
anlar. mevcud ve zuhuratı okumaya çalışır. Onlar Rabbımın lütfu
kadar mana hafızlarıdır. Bu ilmin kay-nağı peygamber efendilerimiz
olup, semavi kitaplar, rahmet kaynaklarından fışkırmış, Cebrail
aleyhi’s-se-lamın rahmetin zuhuruna vesile kılındığı tertibi ilâhi-dir,
Nuru Muhammedi’dir.
Tevhit dinine mahsus kitaplar ve suhuflar ALLAH kelâmıdır. 223
Göklerde ve yer yüzünde Beniâdem’de zu- hur eden ayetlerin
cümlesi ALLAH’ın fiili sıfatlarının tenezzülen zuhuru olup, Hazreti
Kur’an bu ayetlerin beyyinatıdır. Lafı fazla uzatmadan dervişin
sadakat ve bağlılık göstergesinin bu abdiâcizdeki perişanlığına vesile
olan kayısıda zuhurunu anlatmaya çalışalım. Tecelli ettiği maddenin
cesameti ölçü olmayıp, esas olan manadır. Yaratılışın sırrı hikmet ve
marifettullah Beniâdem’in insan olması içindir. Hikmet mü’minin
kayıp malıdır, nerede bulursa alsın.
Hazreti ALLAH Bakara Sûresi 3. ayette “O müttekiler ki, gayba
inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdi-ğimiz mallardan
muhtaçlara tasadduk ederler” 4. ayet-te de gayba iman edenlerde
başka ne gibi rahmetin zuhur edeceğini buyuruyor “Yine onlar sana
indirilenlere ve senden önce indirilen kitap ve peygamberlere ve
ahiret gününe iman ederler. Onlar Rablerinden bir hidayet
üzeredirler ve kurtuluşa ermişler ancak onlardır.”
Ayet’i celilenin tefsire ihtiyacı var mı, bilmem? Haz-reti ALLAH
kesinlikle bildiriyor. “Saydığım rahmetleri-min zuhuru gayba
224.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
imandan tecelli eder. Gayba iman etmeyen kullarımda bu
rahmetlerimi görsen de fer’idir, taklididir. Akıl ve madde ölçüsünü
geçmez. Gayba iman eden kullarım kurtuluşa ermişlerdir. Vay
gayba iman etmeyen ilim sahiplerinden gayba inananların
çektikleri, vay...”
Bu zuhurat hiç hoşuma gitmemişti. İç alemim eşşek alıp beygir
satıyordu. Nefsimin ihtilafı hakimdi manama. Bu ihtilafım dışa
yansımasın, diye olanca gücüm- le savaşıyordum. Güya terbiyemi ve
saygımı bozmuyordum! Efendimin emri üzere ufak bir sepet
edindim. “Efendim yakınımızdaki manavda çok güzel kayısı var.
Size zahmet olmasın, sepetleri manavdan doldurttura-lım” dedimse
de efendimi üzmekten başka bir işe yaramadı. Taksi çağırmak
istedim, efendim ona da kızdı. Beni müsriflikle ayıpladı. “Sepetlerle
otobüse almaz-lar, yasak” dedim. “Karışma, gel” dedi.
Cidden “buyur, hacı baba” dediler, arka kapıdan otobü-se girdik.
Ve aheste aheste giderek, Keçiören asfalt ve şose iki yol kavşağında
indik. Sağ tarafımızdaki birinci bahçeye girdik. Yere dökülmüş
224 kayısılardan efendim aldı, üzerine üf-ledi ve yedi. Bir tane daha aldı,
ona da üfledi, bana uzattı “Ye, Gâlip Efendi” diye.
Hâdiseler “manevî bağımı” kemire kemire oraya kadar geldik.
Sahibi olmayan bahçeden de efendimin kayısı yemesi maddemi ve
manamı perişan etti. Şer-i şerife Efendimin bu hâlini uyduramadım.
Gayri ihtiyari, sert tavırla “Yeme-yeceğim Efendim!..” dedim. “Niye
yemiyorsun?”a cevaben: “Yemeyeceğim, rahatsızım” dedim.
Efendim onu da yedi. Bir kaç daha yedi ve bir sonraki bahçeye girdik.
Bahçe sahibi koşarak geldi, hürmetle, tatlı sözlerle efen-dimin
elini öptü. Muhabbetle kucakladı. Kayısı almaya gel-diğimizi
anlayınca adamlarını çağırıp sepetlerimizi doldurttu. Efendimin çok
ısrarına rağmen para almadı.
Tahminen 45 yaşlarında gibi görünen bir zat koşarak geldi.
Gözleri dolu dolu, Efendimin elini öptü, muhabbetle kucakladı ve rica
etti: “Efendim! Mübarek ayaklarınız be-nim bahçeme de bassın.
Bahçem de şereflensin” diye. Efendim “Bahçen nerede?” diye
sorunca “hemen, bitişik” diye efendimin kayısı yediği yeri göstermez
225.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
mi!...Efendim, manidar, gözüme baktı. Af tanımayan yobaz nefsim:
“Sen işin doğrusunu yaptın, üzülme!” diyordu, bitkin acize.
Efendim gelen zata hitaben “Oğlum! Ben de seni ara-yacaktım.
Bahçenden beş tane kayısı yedim, helal et” deyince. Aşkı ilâhiden
gözleri çakmak çakmak kızaran, maddenin tahakkümünden kurtulmuş
kahraman edası ile, Hak aşığı gürleyen sesi ile: “Kayısı nedir!.. Emret
ağaçları kökünden söküp vereyim” deyince, Efendim gene manidar
bana baktı. Ben gene nefsi ölçülerimle terbiyesizliğime ayıp tozu
kondurmuyordum.
Bahçe sahipleri sepetlerimizi otobüse kadar getirdiler. Otobüsün
sahanlığında geri döndük. Bizim gibi sepet ve ufak yükü olanlara da
yardımcı olunuyordu. Semt otobüsü müşterisinin ekserisinin ufak
yükle koltukta, büyük olursa sahanlıkta. Yalnız müsamahanın bize
mahsus olmadığını anladım.
Bu hâdiseden sonra manevî düşüncelerim, bu türlü zev-kim,
duygum, manaya yakınlığım tükenmişti!.. Taşlaşmıştım!.. Mana
servetini bitirmiş, iflas etmiştim. Cennet-mekân anacığım “ALLAH
225
adamı taş eder” derdi de, inanmazdım. Taş olmuştum. Yaratanımı
düşünemiyordum.
Merhamet, insaf, insanlık, hoşgörü hepsi batan ge-miyi terk
etmişlerdi. Yerinde, menfaati dünya ve zu- lümden başka bir şey
bırakmamışlardı. Tövbe istiğfar kapısı olsa da, o kapıya yaklaşacak
istek ve duygum yoktu. Kadın aşkından din değiştirmiş, sünnet
olmuş “Molla Kasım’ların kuklası hâline gelmiş, kazazedele- re
dönmüştüm. Görünümde kaybettiğim bir şey yoktu. Çevrenin, ana,
babanın etkisi ve baskısı ile müslüman görünümlü, aciz, zavallı,
sahibini tanımayan, izahı mümkün olmayan bir şey olmuştum.
Mutadım üzere manevîyat ve zikir meclislerini ih- mal
etmiyordum. Efendime “duygusuz iltifatım” devam ediyordu.
“Rabb’ımdan istedim de gönderdi” utancı ol-mazsa idi, belirli
kişilerin tasavvufsuz dinin yaşanamayacağını anlayıp, tarikata
müntesip olduktan sonra nefsani ölçülerine uygun görmediği için
“ben daha iyi biliyorum” edası ile gayba imanı, manevî yolu terk
eden, zikrullaha, maneviyata düşman olan kişilerin hastalığına
tutulmuştum.
226.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Eğer Rabbımla o sağlam ahdim olmasa idi, uzaklaştığım
yetmediği gibi ben de ilim şemsiyesi altında mana tahribatı-nı vazife
edinirdim. Bu hastalık bir ayı geçkin devam etti. Bir gece Rabbımın
sonsuz rahmeti, merhameti bu abdiâcizi ikaz ve irşadı ile gerçekler
öğretildi, uyarıldım. İntisabın ne olduğunu iyi anladım. Rabbımıza
ezelî ervahta “beli” demenin arzdaki tekrarının elzem olduğunu iyi
anladım. Manamda deniyordu ki: “Hani sadıktın, ALLAH için tâbi
olmuştun, meyyitin yıkayıcıya teslim olduğu gibi olacaktın?. Biz
vaadinde sebat etmeyenleri, mürşidine karşı samimiyetsiz tavır
takınanları, ALLAH’a verdiği sözden kaytaranları, denizden sahile
atılmış balık benzeri debelendiririz” buyuruldu.
O günden sonra daha iyi anladım. Gene aczimle Rabbı-ma
sığınıyorum. “Beni Rabbım terbiye etti, iyi terbiye etti.” Efendim
deseydi ki "Gâlip! Oğlum, şu deveyi yut" hiç tereddüt etmez hamudu
ile yutardım.” Peygamberimiz Efendimiz: "Zarar gördüğü yere bir
daha elini sokanda mü'min sıfatı yoktur" buyurdu.
İşte ALLAH’tan başka ilâh edinmeyen kardeşim. Abartmadım.
226 Oku. İbreti âlem için oku. Sindire sindire oku. Yalnız okumakla
yetinme. Aynı duruma düşmeye-sin diye Rabbım bu abdiâcizi
yaşatmakla bu sırrı öğ-retti, sizleri de okumakla hissedar kıldı.
Korkmayın, ALLAH’ın rahmeti sonsuz. Rahmetine vesile o kadar
çok ayetler halk etmiş. Kelâm-ı Kadimde, göklerde ve yerde, insanda
ve insanî kâmilde nice ayetlerin zuhurunu gör ve yaşa, inancında
samimi ol. Gayb hazinele-rinden bir damla da olsa rahmet, terbiye
ve edep ayeti-nin kayısı da dahi zuhuru görülebilir, dikkat et.
ALLAH için teslim ol. Teslimiyetininde ALLAH için olduğu her
hâlinde görülebilsin. Bu hakka dair ayetlerle noktalayalım. Yazılmış
olsa da tekrarında faide umuyorum:
Sizden herhangi bir ücret istemeyen, bu kimselere tâbi olun,
çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.
(Yâsîn Sûresi, 21)
Ey iman edenler, ALLAH’a, peygamberine, peygamberlerine
indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim
ALLAH’ı, meleklerini, kitaplarını, pey-gamberlerini ve kıyamet
gününü inkâr ederse tam mana-sı ile sapıtmıştır.
227.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
(Nisa Sûresi, 136)
Onlar öyle sapıklar ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden
dönerler. ALLAH’ın ziyaret edip hâl ve hatırının sorulmasını
istediği kimseleri ziyaretten vaz geçerler. Yer yüzünde fitne ve
fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.
(Bakara Sûresi, 27)
Ve öyle Rablarının cemalini isteyerek, sabah ve ak-şam ona
dua edenleri ve zikir edenleri yanından kova-yım, deme. Sana
onların hesabından bir şey yok, senin hesabından da onlara bir
şey yok ki bi çareleri kovup da zalimlerden olacaksın. (En’am
Sûresi, 52)
Ey iman edenler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri evli-ya
edinmeyin. ALLAH’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek
istiyorsunuz?. (Nisa Sûresi, 144)
Bundan evvel yazdığım MUHTAÇ OLDUĞUMUZ KAR-
DEŞLİK kitabıma başlarken bir itirafta bulunmuştum: “Ben yazar
değilim” diye. Gene aynı itirafı tekrar ediyorum. Mad-de yazarları, 227
hele mana yazarları kusurlarımı bağışlasınlar. Hani derler ya:
“Şiddetinden atıyor” diye. İşte bu abdiâciz ilim adına na-ehilin icraat
ve telkinatı ile cihan şumul olan dini mübinin ne hale geldiğini, niçin
horlandığını, güzelliklere karşı din maskesi altında nasıl tahrifat
yapıldığını, va-tanın kurtulmasında bariz emeği görülen kıymetleri
küfürle itham edip, asil ve necip milleti parça parça etmelerini gör-
mek bu abdiâcizi gerçekleri yazmaya zorladı. Seksenseki-zime az
kaldı, bilgisayarla yazıyorum. Sebeplerinden ALLAH razı olsun.
Muhterem yazar, manaya aşina ilim sahiplerine derim ki:
Memleketimizde bir gerçek espri vardır. Derler ki: “Her yufka
ekmeği dürüm olmaz. Gevreğini, yani kurusunu içine dür de ye.”
Bu tabir mahallidir. Amma mana yönü ile umumidir.
Okuyan ve dinleyen kardeşim! “Hazmı güç gevrekle-ri”
“Yumuşağına dürde ye.” İmanında rahmet zuhurunu göreceksin.
Mutlaka ye. Bu abdiâcizin aczi sana ışık tutsun. İtiraz etme,
dayanamazsın. “KAYISIYI YE!.”
Gerçek bir yere müntesip oldunsa hâdiseler seni faz-la
etkilemesin. ALLAH’a verdiğin sözü unutma. “el-Va’dü ked-
228.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
deyn” (vaadinde sebat etmeyenleri sevmem) hitabı-nı hiç unutma.
“Günahı kebâir üzere, yılışarak günah iş-leyenlerde hidayet
yoktur” buyuran Rabbimiz cümle kul-larını af etsin. Rıza-i Bari
için Rabbımın lütfu ihsanı ile Kelâm-ı Kadimin, fiiliyatta, alemde
zuhur eden ayetlerin dışına çıkmadan yazmaya çalıştığım yüceler
yücesi Rab-bımız tesirli ve rahmetine vesile kılsın, amin. Ve sela-
mün alel-mürseliyn vel-hamdü lillâhi Rabb’il-alemiyn.
228
229.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
ZİKİR HAKKINDA BAZI HADİSLER VE
VECİZELER
Hazreti Kuran’da manasına uygun kütübü sittede mevcut zikir
hadislerinden bazılarınıda yazmakta sakınca görmedim, bilinsin diye
yazıyorum. Hepside elzem fakat kitapcığın hacmi müsait
olmadıgından birkaç adet yazmakla iktifa edeceğim:
Bazı insanlar zikrullahın anahtarıdır bunlar görülünce ALLAH
hatırlanır.
(İbni Mes’ud’dan rivayet edilmiştir.) 229
Onlar ALLAH’ın zikrini ziyade severler ve çok devam ederler
Haklarında dedikodu yapan münafıklara aldı-rış etmezler işte
onların zikri günahlarını döker. Cenab-ı Hakka kıyamet gününde
günahsız olarak vuslat ederler. (Ebu Hüreyre)
Cenab-ı HAK buyurmuştur ki: Ey Âdem oğlu! Beni zikrettiğin
müddetce muhakkak bana şükredersin. Zikiri yapmayarak beni
unuttukca nankörlük etmiş olursun. (Hadisi Kudsi)
ALLAH’U TEÂLÂ buyuruyor ki: benim kullarım içinde
velilerim ve sevgililerim şu kimselerdir ki, ben anılınca onlar da
anılırlar ve onlar zikredilincede ben anılırım (Hadisi Kudsi)
Her kim sabah namazını kıldıktan sonra oturur ve güneş
doğuncaya kadar zikir ile uğraşırsa ona cennet vacip olur. (Câbir -
r.a.-)
ALLAH’ı çok zikrediniz hepsinden hayırlısı sizi te-mizleyici ve
derecelerinizi yükseltecek olan amel budur. (Hazreti ömer r.a.)
Ey Büşre! Her günah işlediğin zaman ALLAH’ı zikretki
ALLAH da seni mağfireti ile zikretsin (Hadisi Şerif)
230.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Her şeyin bir anahtarı vardır; semavatın anahtarı ise “LÂ
İLÂHE İLLALLAH”tır...
ALLAH’ı sevmenin alameti onu zikretmektir. ALLAH’a buğz
edişin nişanıda zikrullaha buğz etmektir.
Her kim ALLAH’ı zikrederse ALLAH’ta onu sever.
Abdullah b. Revaha Peygamber (s.a.v.)’in ashâbın-dan biriyle
karşılaşınca:
“Gel, bir saat iman edelim, yani bir süre Rabbimizi zikredelim,”
derdi.
Yine bir gün bir sahabiye aynı şeyi söyleyince, sahabi buna kızıp
Hz. Peygamber (s.a.v.)’e geldi ve:
“Ya Rasulallah, Abdullah b. Revaha’yı görmüyor musun? Senin
gösterdiğin imandan yüz çevirip bir saat iman etmeye yöneliyor”
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
dedi.
“Allah, İbn-i Revaha’ya merhamet eylesin. O, meleklerin,
230
imrendiği zikir meclislerini seviyor” dedi.
(Ahmed bin Hanbel)
231.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
SÖZLÜK
Abdi âciz: Aciz kul Ecir: Sevap, Karşılık
Âdili mutlak: Kesin adalet sahibi Edille-yi Şeri’ye: Şer’i deliller
(Allah) Ef’al: Fiiller, işler, ameller
Ahlâk-ı hamide: Güzel Ahlâk Efdali mahluk: En faziletli yaratık
Ahsen-i takvim: En güzel kıvam, Ehliaşk: Allah aşıkları
en güzel yaratılış Ehli hâl: Hâl sahipleri, temsil ettiği
Aklı selim: Sağlam, bozulmamış fikri ya- şayan dindarlar
akıl Ehli kitab: Semavi kitaplara tâbi
Amel: Fiil, İş olanlar (Hıris- tiyanlar ve
Arz: Yeryüzü Yahudiler)
Arz etmek: Sunmak Ehlî tasavvuf: Tasavvufu hayat
Asrı saadet: Hz. Peygamber tarzı olarak almış insanlar 231
dönemi Emri bi’l-maruf: İyiliği emretmek
Asrı tan etmek: Zamanı kötülemek Emri İlâhi: Allah’ın emirleri
Ayne’l-yakin: Görerek bilmek Enaniyet: Benlik
Bâki: Kalıcı, ebedi Evliya Vârisün-Nebi,: Hazreti
Basîret: Görmek Peygamberin vârisi.
Belî: Kabul (evet Evrad: Virdler, zikirler
Beniâdem: Âdemoğlu Ezelî ervah: Ruhların bedenlere
Beşeri: İnsana mahsus girmeden önceki hayatları
Beyyinat: Açıklama Fakir: Her şeyin Allah’a ait
Biat: Söz vermek, anlaşmak olduğunu anla- mış insan
Bidat: Uydurma, sonradan çıkma Felekiyyat: Gezegenler, alemler
Buğz: Kötülemek ilmi
Cemadat: Cansız varlıklar Feraset: Bir şeyin içyüzünü
Cife: Pislik görebilme kabili- yeti
Cüz’î irade: Kul iradesi Ferî: Asıl olmayan, teferruat.
Çavuş: Dergahtaki görev Fıkıh: İslâm hukuku
silsilesinin ilk ba- samağı Gâlibîlik: Kâdirî Rufaî tarikatının
Çeki: Ölçü birimi (250 kg) Gâlip Kuş- çuoğlu tarafından
Darülbeka: Ebedi alem tesis edilen bir kolu
Derviş: Allah’ın bilinmekliği Gavs: İnsanlara, darda
yolunda öğretiye tâbi olan kişi kaldıklarında yar- dım edecek
Diraset: Okumayla elde edilen ilim kişi
Dirhem: Eski para birimi
232.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Gavsül-A’zam: En büyük gavs, Küllî İrade: Allah’ın iradesi
tasavvufta önemli makamlardan Kütüb-i Sitte: Hazreti
biri, aynı zamanda Abdülkadir Peygamberin sözlerini topla- yan
Geylâni için de özel olarak bu en güvenilir altı kitap.
tabir kullanılır. Lâ-dinî: Din dışı
Gayb: Görünürde olmayan Lafız: Kelâm, söz
Gayretullah: Allah’ın emri Lahut Alemi: Manevî alemlerden
Hakkal-yakîn: Hak ile bilmek Lutuf: Bağış, İhsan
Halife: Vekil, bir makamı o Mağfiret: Affetmek
makamda bulu- nan şahıstan Marifet: Allah'ı bilmek
sonra temsil edecek kişi. Masiva: Onun haricinde olan
Halikı zülcelâl: Yüce Yaratıcı herşey
Havfu Reca: Korku ile ümit Mekarimi ahlâk: Güzel ahlâk
arasında olmak Menasik-i hac: Hacc ibadetinin
Hikmet: Bir şeyin özü, esası rükunleri
Huddem: Manevî ağırlık Mensup: Bir yere intisap etmiş,
Hulul: İç içe girme bağlanmış
Hurafe: Saçma, aslı olmayan Meşrep: İnsanın mizacına uygun
İçtihat: Dini yorum olarak seçtiği yol, tarz, tarikat
İdrak: Anlamak Metafizik: Fizik ötesi, maddi
İdrak-i meal: Anlama kabiliyeti olmayan
232 İfrat: Aşırıya kaçmak Mezhep: Yol, dini mezhepler
İhlas: Samimiyet, saflık Muhammed İkbal: Pakistan’ın
İlmel-yakıyn: İlim ile bilmek manevî kurucusu
İlmi İlâhi: İlâhi ilim, Musahhar: Emrine verilmiş
İlmi zahir: Madde ilmi, dünya Mutasavvıf: Tasavvuf ilmini bilen
hayatı ile ilgili ilimler. kişi
İltimas: Tolerans Mutmain: Huzura ulaşmış.
Feylesof: Felsefeci Müdrik: İdrak eden
İndî İlâhi: Allah katında Müntesib: Bir dergaha bağlanmış
İrfaniyyet: Okuma yazmaya bağlı Mürşid: Yol gösteren, aydınlatan
olmayan ilim. Ariflik Mürteci: Geçmiş zamana göre
İrşad: Yol göstermek. hareket eden
İrtihal: Göçmek, Ölmek. Mütekâmil: Gelişmiş, ileride
İstihza: Alay etmek Müttekıy: Takva sahibi, Allah'tan
Kaal: Laf, söz sakınan, onun emirlerini
Kaal imtihanı: Sözlü imtihan titizlikle yerine getiren.
Kastı İlâhi: Allah’ın maksadı Nâ-ehil: Ehil olmayan, bilgisiz
Kesafet: Yoğunluk Nafi : Faydalı,
Kesbi: Kulun çalışmasına bağlı Naib: Vekil, sonraki
Kevn: Madde, Nasrani: Hıristiyan
Kevni hakikat: Madde ilmi ilgili Nazargah: Nazar edilen, bakılan
gerçekler yer
Kisbe: Elbise, görüntü Nedimi İlâhi: Allah’a yakın kişi.
Kül: Tamamı, hepsi Nefsani: Nefsin isteği
233.
TASAVVUF VE ZİKRULLAH
Nehiyani’l-münker: Tefrit: Aşırı derecede kısıtlamak
Kötülüklerden alıkoyma Teksif: Yoğunlaşmak - Toplamak
Neşvünema: Yaşama sevinci Tekvin: Yaratmak
Nısf: Yarım, yarısı Temaşa : Seyretmek
Nükeba: Tarikakatta nakiplikten Temayüz: Öne çıkma, belirme
sonraki görev Tenakuz: Çelişki
Ruhaniyet: Ruh, manevî güç Tenasüh: Bedenin bir bedenden bir
Sabiler: Sabii dini mensupları bedene girmesi inancı
Salah: Kurtuluş Tenezzülen zuhur: Merhametinden
Sâlik : Tarikata yeni girmiş dolayı yapmak.
Sarih: Apaçık, belli net Tenzih: Allah'ı noksanlıktan uzak
Sayi : GayretKişisel çaba görmek
Settarü’l-uyub: Allah’ın “ayıpları Tetebbu: Okuma, yazma, araştırma
örten” sıfatı Tevatür: Nesilden nesile aktarılan
Sıklet: Ağırlık doğru bilgi
Silsileyimeratip: Tarikatte Hazreti Tevessül: Vesile edinmek
Peygambere kadar ulaşan silsile Tevhid: Birlik, bir olmak, Allah'ı
Suhuf: Sayfalar, bazı bir bilmek ve O'nun birliğine
peygamberlere inen ilâhi inanmak
sayfalar Vahhabi: Tasavvuftaki ve dindeki
Süfli: Basit, aşağı dereceden bazı icraatlara karşı çıkan, zahire
Şaki: Asi, isyankar çok önem veren akım. 233
Şecere: Soy, sülale Varid: Allah’tan gelen ilhamlar
Şedit: Şiddetli Vârisün-Nebi: Hazreti
Şeriat: Allah’ü Teâlâ’nın Peygamber'in vârisi, evliya
peygamberler vasıta- sıyla Vecibe: Sorumluluk, görev
gönderdiği ilâhi emirler Vera: Yeme, içme, giyme vesairede
Şeriatı Garra: Aydınlık, parlak dini has- sasiyet
şeriat, yol Vehbi: Allah’tan gelen, kulun
Şerik: Ortak çalışmasına bağlı olmayan
Tahkiki iman: Gerçek iman Yed-i Kudret: Kudret gücü
Taklidi iman: Şekilsel iman Zahir: Görünen
Takva: Allah’ın emirlerine Zebun: Zayıf, güçsüz
titizlikle uymak Zehab: Yanlış düşünce, zan
Taan etmek: Eleştirmek, Zelle: Ufak su
Kötülemek Zeval: Yok olmak, kaybolmak
Tarikat: Allah’a götüren yollar Zikir: Allah'ı anmak
Tasarrufat: Tasarruflar icraatler, Zuhur: Görünmek
manevî yardım. Zülcenaheyn: İki kanat sahibi, hem
Tasavvuf: Dinin manevî, ruhi yanı şeriatı hem tasavvufu bilen
Tazarru-niyaz: Yalvarıp yakarma
Tevil: İzah, yorum
Teberrük: Karşılıksız bağışlama
Tecelli : Zuhur etme, görünme
Tefekkür: Düşünce, düşünme