Successfully reported this slideshow.
We use your LinkedIn profile and activity data to personalize ads and to show you more relevant ads. You can change your ad preferences anytime.

Hormonal problemlerin-ses-üzerine-etkisi

1,755 views

Published on

Hormonal problemlerin-ses-üzerine-etkisi

Published in: Health & Medicine
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

Hormonal problemlerin-ses-üzerine-etkisi

  1. 1. HORMONAL PROBLEMLERİN SES ÜZERİNE ETKİSİ Cinsiyet hormonları, tiroid hormonları ve diğer endokrin sistem sorunları genellikle vokal kord lamina propria içeriğinde değişikliklere yol açarak ses problemlerine yol açarlar). Cinsiyet hormonları ile ilgili olan ses sorunları: Kadınlarda çok daha sıktır. Larenksin kadınlarda cinsiyet hormonlarının belirgin bir hedef organı olduğu ortaya konmuştur; öyle ki ovarian siklusun değişik dönemlerinde vagina ve Iarenksten alınan sürüntü örnekleri birbirlerinden ayıt edilemeyecek derecede benzerlik göstermektedirler. Bu hastaların sorunlarına yaklaşım için normal ovulatuar siklusun bilinmesi yararlıdır. Kadınlarda hormonal nedenli ses bozuklukları en belirgin olarak premenstrual (midsiklus) dönemde ortaya çıkar ve bu tablo "Iaryngopathia premenstrualis" veya ”premenstruel disfoni" olarak adlandırılır. Premenstruel disfoni oldukça yaygındır, kadınların 1/3 kadarında bu dönemde belirgin disfoni yakınması ortaya çıkabilmektedir. Fizyolojik, anatomik ve psikolojik değişikliklerin yoğun olarak birlikte bulunduğu bu tabloda vokal etkinlik azalır, vokal yorgunluk ortaya çıkar, yüksek tonları çıkarmak zorlaşır, ses hafif nefesli bir karakter kazanır ve kabalaşır; bu değişiklikleri genellikle kişiden çok çevresindekiler farkeder. Nedeni tam olarak anlaşılamamıştır; ancak yakınmalardan kombine estrogen ve progesteron etkisiyle ortaya çıkan düz kas gevşemesi ve vazodilatasyonun yanı sıra; kan akımının artışı ve ödem sorumlu tutulmaktadır. Hormonal etki ile lamina propria içindeki mukopolisakkaritler daha ufak parçalara bölünür ve bunların sıvı tutması ile submukozal ödem artar; ek olarak aldosteron da bu siklik su ve tuz retansiyonunu arttırıcı etki gösterir. Özellikle asemptomatik varisi bulunan hastalarda olmak üzere, premenstrual dönemde submukozal vokal hemorajiler de daha sıklaşır. Tüm bu olumsuz etkilerden dolayı bazı ülkelerde profesyonel kadın ses sanatçıları premenstrual ve erken menstruasyon dönemlerinde izinli sayılırlar. Premenstruel dönemde oluşan vazodilatasyon vokal kordlar dışında da etkilidir; en belirgin olarak nasal konjesyon görülür, konsantrasyon ve öz algılama değişikliği gibi bazı nöropsikolojik değişimlerden de intrakranial ödem sorumlu tutulmuştur. Premenstruel hormonal etkileşimler ek olarak mide motilitesinin azalmasına ve Iarengofarengeal reflüye de neden olabilir; bu dönemde abdominal distansiyon da karın desteğinin zayıflamasına yol açar. Dismenore ve kramplar abdominal kontraksiyonu daha da azaltarak karın desteğini zayıflatır, konuşma ve şarkı sesi bozulur; dismenoreye sıklıkla eşlik eden diare ve sırt ağrısı da kas ve iskelet sistemi desteği ile postür üzerine olumsuz etkir. Dismenore sırasında sık ve yaygın olarak kullanılan NSAI ilaçlar kapiller frajilite ve reflüyü arttırarak vokal hemoraji riskini yükseltirler. Tüm bunlara ilaveten yorgunluk, başağrısı, dengesizlik, bulantı ve ajitasyon gibi istenmeyen durumlar da vokal teknik ve performası bir bütün olarak olumsuz etkiler. Kadınlarda vokal performansın en iyi olduğu dönem menstruasyon sırasındadır; kadın atletlerde de en iyi fiziksel performans bu dönemde görülür. Premenstruel disfoniye benzer yakınmaların sıklıkla ovulasyon döneminde de ortaya çıkabildiği gösterilmiştir. Gebelik sırasında ortaya çıkan ve "Iaryngopathia gravidarum" olarak bilinen ses değişikliklerinin nedeni yüksek estrogen ve progesteron düzeyleri nedeniyle Reinke aralığında ödem gelişmesidir. Ayrıca uterusun giderek büyümesi ile 4. aydan sonra abdominal distansiyon, reflü ve karın desteğinin azalması da belirginleşir. Amenore yakınması olan olan profesyonel şarkıcılarda benzer mekanizmalar ile vokal semptomlar ortaya çıkar; bunlar arasında vokal zayıflık, bazı frekanslarda ses üretememe, ses kırılmaları, nefeslilik artışı, göğüs ve kafa sesleri
  2. 2. arasında düzgün bir geçiş yapamama ve fleksibilite kaybının yanı sıra, bazı skalaları ve arpejleri hızlı ve kolayca söyleme ile, bir tonu stabil olarak sürdürmede zorluk yer almaktadır. Oral kontraseptif kullanan kadınlarda hormonal etki ile ortaya çıkan ses problemleri daha bariz ya da silik olabilir; bu nedenle oral kontraseptif ile korunan profesyonel ses kullanıcılarında vokal semptomların yakın izlenmesi önemlidir. Genel olarak ovarian siklus ile ilgili olan ses problemlerinde belirgin bir problem oluşmadıkça tedavi gerekmez; siklik disfonik tablonun rahatsız edici ve kapasiteyi düşürücü bir hal alması durumunda endokrinolojik değerlendirme sonrasında uygun hormonal replasman tedavisi gündeme gelebilir. Bunun için optimal vokal performans sırasında alınan hormon düzeyleri daha sonra alınan örnekler ile karşılaştırılıp replasman tedavisi kişiye yönelik olarak düzenlenmesi önerilmiştir. Menapoz: Kadınlardaki ortalama yaşam süresinin 25 yıl olduğu antik çağlarda ve 30 yıl olduğu orta çağda menapoz oldukça sıra dışı bir durum olup; ancak 19. yüzyıldan sonra bir sağlık sorunu olarak ele alınmasını gerektirecek kadar sıklık kazanmıştır. Günümüzde ise menapoz ve sonrası, bir kadının hayatının ortalama olarak yarısını kapsayan oldukça uzun bir dönemdir. Perimenapozal dönemde overlerin aktivitesi hızla azalır, östrojen düzeyi belirgin olarak düşer, progesteron salınımı sona erer ve testosteron düzeyinin göreceli olarak daha yüksek duruma geldiği bir tablo ortaya çıkar. Menapozda hormonal değişikliklere ek olarak yaşlanma ile ilgili sorunlar da ortaya çıkar, vücut kas kitlesi azalır, yağ kitlesi artar ve vücut yağ dağılım paterni değişir. Androjen etkisi ile vokal kordların mukozası kalınlaşır, tonusu azalır, konturu düzensizleşir ve sonuçta F0 azalarak ses daha tok ve erkeksi bir karakter kazanır. Giderek önce vokal rejister daralır, yüksek harmonikler kaybolur ve ses gücünde genel bir azalma ile birlikte çabuk yorulma ortaya çıkar. Progesteron overlerin dışında santral sinir sistemi nöron ve glia hücrelerince de salınır; myelinizasyonu aktive edici ve nöroprotektif etkileri vardır. Menapozda progesteron düzeyinin hızla düşmesi sonucunda sinir ileti hızında bozulma meydana gelir; bunu sonucunda vokal yanıtların süresi uzarak en belirgin şekilde şarkı söyleme sırasında hızla ton, şiddet ve perde değiştirebilme yeteneği etkilenir. Giderek sesin vibrato (bir tonun şiddetinin saniyede 5-7 kez değişmesi) özelliği kaybolur ve ses tremolo (saniyede 4 veya daha az vibrasyon) bir karakter kazanır. Menapoz döneminde ortaya çıkan ses sorunları genel olarak nefeslilik, vibrasyon karakteristiklerinde değişiklik, tremolo, nefes kontrolunun azalması, vokal yorgunluk, perde uygunsuzlukları şeklindedir. Menstruasyonun kesilmesi genellikle menapozun ileri dönemlerinde meydana gelir, bu nedenle uygun olgularda östrojen eksikliğine bağlı ses değişikliklerinin ortaya çıkması ile birlikte, periodların düzensizleşmesini ya da kesilmesini beklemeden hormonal replasman tedavisine başlanabilir. Hormonal replasman tedavisi ile fiziksel ve mental sorunların çoğunda belirgin düzelme görülür. Menapoz döneminde vokal sorunları olan kadınlarda hormon replasman tedavisi; hastanın özgeçmişi, genel sağlık durumu, kilosu gibi özellikler detaylı olarak incelendikten sonra ve yalnızca bu konuda uzman bir hekimin takibinde uygulanmalıdır. Tedavi ile sesin erkeksi bir karakter kazanması önlenir ve sesin uzun süre boyunca istenen düzeyde kalması sağlanabilir. Profesyonel şarkıcılarda bu durum tessituranın (şarkı söyleyen kişinin rahat olduğu ses aralığı) devamı olarak tanımlanır. En fizyolojik olan tedavi östrojen ile progesteronun ardışık olarak verildiği sekansiyel replasman tedavisidir, progesteron düzeyi mümkün olduğunca az tutulmalı ve tedavi mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanının gözetiminde uygulanmalıdır. Hormon replasman tedavisinin ne kadar süre boyunca güvenle uygulanabileceği tartışmalıdır. Tedavinin ek yararları arasında osteoporozun önlenmesi ve kardiovasküler risk faktörlerinin
  3. 3. azalması sayılabilir. Ancak endometrium ve meme kanseri ile derinven trombozu riski artar; kontrendike olduğu durumlar arasında hasta ya da ailesinde meme kanseri öyküsü, hiperkoagülabilite yaratan durumlar ve kontrolsuz hiperkolesterolemi sayılabilir. Kadınlardaki diğer hormonal etkiler: Kadınlarda vücut geliştirmek ve atletik performansı arttırmak için doping amaçlı; veya transseksüel dönüşüm sürecinde medikal olarak anabolik steroidlerin kullanımı söz konusu olabilir. Yüksek androjen düzeyi nadiren over veya sürrenal tümörlerde ve bazen gebelikte de ortaya çıkabilir. Postmenapozal cinsel fonksiyon bozukluğunu düzeltmek ve endometriozis için de tedavi amaçlı anabolik steroidler kulanılabilir. Kadınlarda anabolik steroid kullanımı ses için oldukça tehlikelidir; bu hastalarda belirgin ve geri dönüşümsüz olarak seste kalıcı bir kalınlaşma ve yaşlanma ortaya çıkar. Anabolik steroidlerin kadınlardaki diğer olumsuz etkileri arasında sesin stabilitesinin bozulması ve hızlı tını değişiklikleri sayılabilir. Erkek sesi üzerine olan hormonal etkiler: Erkeklerde testislerden salınan androjenlerin ses üzerine direkt bir etkisi vardır. Testosteron düzeyi ile erkes sesinin derinliği arasında direkt bir orantı bulunduğu; baslarda tenorlara oranla testosteron düzeyinin yüksek, östrojen düzeyinin ise düşük olduğu gösterilmiştir. Erkeklerde puberte sonrası dönemde hormonal sorunlara bağlı ses problemleri nadiren görülür. Fizyolojik olarak ses üzerine olan en belirgin hormonal etkiler puberte döneminde ortaya çıkar. Opera sanatında castrato adı verilen hadım edilmiş sesi elde etmek için geçmişte seçilmiş erkek çocuklarda kastrasyon uygulanarak pubertede testosteron salgısının ortaya çıkışının önlenmesi uygulanmıştır. Günümüzde de bazı nadir organik nedenlerle, erkeklerde puberte sonrası dönemde falsetto ses ile karşılaşılabilir (pseudokastrato); buna yol açan nedenler arasında kriptoorşidizm, gecikmiş seksüel gelişim, Klinefelter ve Fröhlich sendromları sayılabilir. Anabolik steroidlerin kullanımı ile testis atrofisi gelişmesi ve buna bağlı olarak seste incelme ve kabalaşma ortaya çıkabilir. Prostat veya testis kanseri nedeniyle terapötik kastrasyon uygulanan erkek hastalarda da, yaşlanma sürecinde fizyolojik olarak görülen F0 yükselmesi daha belirgindir. Erkeklerde 70 yaş sonrasında androjen düzeyi ileri derecede düşer; belirgin vokal semptomları olan hastalarda, prostat kanseri gibi herhangi bir kontrendikasyon yoksa vokal kord ve rezonatör organların tonusunu arttırmak için kontrollu androjen tedavisi uygulanabilir. Diğer hormonal etkiler: Protein sentezi ve doku metabolizmasını düzenleyen tiroid hormonlarını ilgilendiren hastalıklar oldukça sık görülür. Tiroid hormonlarındaki değişikliklere bağlı ses problemleri hormon düzeyinde azalma veya artma sonucunda ortaya çıkabilir; ayrıca tiroid bezinin larengeal sinirlerle olan yakın komşuluğu nedeniyle guatr, tümör ve tiroidit gibi yapısal sorunlarında da parezi, paralizi, Iarenks veya trakea basısı gibi değişik mekanizmalarla disfoni ortaya çıkabilir. Hipotiroidi özellikle postmenapozal kadın hastalarda sık görülür ve semptomları yaşlanma ile karıştırılabilir. Hipotiroidi tablosunda Ietarji, kas zayıflığı, kabızlık, saç dökülmesi gibi sık görülen semptomların arasında disfoni de yer alır. Hipotiroidide vokal kordun lamina propria tabakasında mukopolisakkaritler artar; sonuçta ozmotik etkiyle sıvı içeriği ve dolayısıyla vokal kordun kütlesi artar, vibrasyon azalır. Reinke aralığında biriken ödem hipotiroidinin derinliği ile paralel olarak artar; ağır olgularda ek olarak vokal kasların gücünde azalma bulguları, hatta parezi veya paralizi de görülebilir. Hipotiroidik disfonide ses yorgunluğu ve kabalaşması belirgindir. Bu nedenle sigara
  4. 4. kullanmayan, postmenapozal kadın hastalarda muayene ile belirgin polipoid dejenerasyon saptandığında hipotiroididen kuşkulanılmalıdır; bu hastalarda TSH düzeyinin yüksek olması klinik tanıyı destekler. Hipertiroidi varlığında hafif olgularda belirgin bir ses problemi ortaya çıkmaz, ağır olgularda ise vokal kord submukozasındaki değişiklikler ve kas zayıflığı nedeniyle disfoni görülebilir. Hormonal etkenlere bağlı diğer sorunlar arasında timus hastalıklarında seste feminizasyon oluşması; pankreas hastalıklarında görülen xerofoni (kuru ses) ve obezitede androjenlerin yağ hücrelerince östrojenlere dönüştürülmesi nedeniyle kadın ve erkeklerde östrojen düzeyinin yükselmesine bağlı ses değişiklikleri sayılabilir.

×