Adını tarihin şanlısayfalarından alan, zengin kül-
türel birikimiyle İstanbul’un en önemli ilçelerinden
birinde yaşıyoruz. İçinde bir Türkiye mozaiği barındı-
ran Gaziosmanpaşa’da, hemşerilerimiz bu zenginliği
ilçemizin her köşesine yansıtıyor. Gaziosmanpaşalılar
olarak paylaşmanın ve birlikteliğin getirdiği ruhun
dinamizmini yaşıyor, keyfini tadıyoruz. İdeallerimizi
ve sevdalarımızı aynı potada eritip, tek yürek olarak
geleceğimizi şekillendiriyoruz.
Her şeyin en güzeline layık olan sizlerin yaşam
kalitesini yükseltmek en büyük amacımız. Sizlerden
aldığımız enerji ile daha yaşanabilir bir Gaziosman-
paşa oluşturma çabamız sürüyor. Bu çabamızda
sizlerin yanımızda olduğunu bilmek, bize büyük bir
güç ve şevk veriyor.
Gaziosmanpaşa’da yaptığımız ve yapmaya devam
ettiğimiz hizmetlerle değişim ve dönüşümün öncüsü
olmaya çalışıyoruz. ‘Şehirde Dönüşüm, Yaşamda Geli-
şim’i sağlamak amacıyla belediyecilik hizmetleri anla-
mında sizlere her şeyin en iyisini sunmaya çalışırken
kent hayatı, kültür, sanat, spor, edebiyat gibi pek çok
konuda da sizleri farklı ufuklara götürmek istiyoruz.
GOP+ dergimiz de işte bu düşüncelerle hayata geçti.
İlk sayısında buluştuğumuz GOP+’nın ilçemizin ta-
nıtımına da büyük bir katkı sunacağına inanıyorum.
Gaziosmanpaşa’yı ve ilçemizin tüm renklerini anla-
tacağımız bu dergimiz ile birbirinden farklı konular-
la kültürel dünyamızı daha da zenginleştirecek bir
hizmete imza atıyoruz.
Dergimizi hazırlarken Türkiye’nin ve İstanbul’un
2023 hedeflerini kendimize referans aldık, doğadan
ve üstünde yaşadığımız toprakların kültürel zengin-
liklerinden esinlendik. Amacımız toplumumuzun
her kesimini kucaklamak. Sizlerin teveccühüyle,
farklılıkları zenginlik sayan, birlikte yaşam kültürü-
nü besleyen ve yeni fikirlere değer veren ‘Yeni Tür-
kiye’nin güçlü sesi olacağız.
Güveniniz ve desteğiniz için teşekkür ediyor, sağ-
lıklı, huzur dolu yarınlar diliyorum.
Hasan Tahsin USTA
Gaziosmapaşa Belediye Başkanı
Değerli Gaziosmanpaşalılar,
8.
Sayı 01, Temmuz/Ağustos2015
Gaziosmanpaşa Belediyesi Adına
Yayın Sahibi:
Hasan Tahsin USTA
(Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı)
Genel Yayın Yönetmeni:
Zekeriya EROĞLU
(Başkan Yardımcısı)
Yayın Koordinatörü:
Murat DOĞAN
(Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü)
Editör (Sorumlu):
Ömer Faruk Kirali
Yayın Danışmanı:
Sezgin ÇEVİK
9.
Grafik Tasarım:
Şükran KUMRAL
YayınTürü:
Yaygın Yerel Süreli
Yayın Süresi:
2 Aylık
ISSN No:
İletişim:
Merkez Mah. Cumhuriyet Meydanı No:20 Ga-
ziosmanpaşa/İSTANBUL
goparti@gaziosmanpasa.bel.tr
GOP+ dergisi Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin
ücretsiz yayınıdır. Her hakkı mahfuzdur. Der-
gideki yazı, fotoğraf ve diğer görsellerin izin
alınmadan veya kaynak gösterilmeden her
türlü ortamda çoğaltılması yasaktır.
Baskı:
Forart Basım
11
“Ya Rabb! Senikendime vekil
yapıyor, azametin karşısında yüzümü
yere sürüyor ve senin uğrunda sava-
şıyorum. Ey Rabbim! Niyetim hâlistir,
bana yardım et; sözlerimde hilâf
varsa beni kahret. Eğer kalbimdeki
düşüncelerimi bu dilimle söylediğim
sözlerime uygun bulursan düşmanla-
ra karşı yaptığım bu cihad’da benden
yardımını esirgeme, her müşkili bana
kolay yap!.”
O gün Malazgirt Meydanı’nda
Cuma namazının hemen ardından
dua eden Sultan Alparslan böyle
dua etmişti. Bizans ordusuna karşı
vereceği mücadelenin Müslüman
dünyası için olan öneminin farkın-
daydı. Farkında olduğu diğer bir
husus da, Bizans ordusunun sayıca
olan üstünlüğüydü. Ama o Rabbi-
ne sığındı, askerlerinin cesaretine
güvendi. Rabbi de ona el verdi ve
o Cuma günü Malazgirt Meyda-
nı’na düşmeye başlayan karanlık,
Sultan Alparslan komutasındaki
Müslüman ordusu için Anadolu’da
batmayacak bir güneşin müjdesi
oldu. Malazgirt Savaşı ile Selçuklu-
lar, siyasal hayatlarının en büyük za-
ferini kazandılar. Belki kendileri de
farkında değillerdi ancak bu zafer,
Anadolu’nun geleceğini biçimlen-
direcek yeni bir dönemin sayfalarını
açıyordu.
Bizanslılar, Selçukluların kendi-
leri için teşkil ettikleri tehlikenin
farkındaydılar. Bu nedenle bu yük-
selen gücü engellemek için köklü
26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nin üzerinden tam 944 yıl geçti; ancak
zaferin heyecanı hala taze, Selçuklu’nun başarısı hala zihinlerde.
üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer
olur, gayeme ulaşırım; ya şehid olur
cennete giderim.
Beni takip etmek isteyenler arkam-
dan gelsin. Takip etmek istemeyenler
diledikleri yere gitsinler!
Bugün burada emir veren bir
Sultan yok; emredilen bir asker de yok.
Bugün ben sizlerden biriyim, sizlerle
birlikte savaşan bir gâziyim.
Peşimden gelen ve nefislerini Yüce
Allah’a adayanlardan şehid olanlar
cennete, sağ kalanlar ise ganimete
kavuşacaklardır. Ayrılanları âhirette
ateş, dünyada ise şerefsizlik beklemek-
tedir!”
Ey Askerlerim!
Eğer şehid olursam, bu beyaz elbise
kefenim olsun. O zaman rûhum gökle-
re çıkacaktır. Melik-Şâh’ı yerime tahta
çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi
kazanırsak, önümüzde çok hayırlı
günler olacaktır.”
Çok büyük beklentilerle Bi-
zans imparatorluk tahtına oturan
Romanos Diogenes, askeri tarihinin
en büyük hezimetlerinden birini ya-
şadı, esir düştü. 3 Eylül’de ülkesine
gitmek üzere yola çıktığında, Al-
parslan, Selçukluların Anadolu’daki
varlıklarını tescil ettirmiş, uzun
süredir Anadolu’da akınlar yapan
Türklerin bölgedeki varlıklarını siya-
si meşruiyet zeminine oturtmuştu.
Malazgirt Savaşı ile Anadolu’nun
kapıları Türklere açıldı; Selçukluların
Anadolulaşması ya da Anadolu’nun
Selçuklulaşması başlamış oldu.
VİTRİN+ GÜNDEM
önlemler almaları gerektiğine inanı-
yorlardı. Anadolu’nun yeni baştan
fethi amacıyla tahta çıkan Romanos
Diogenes, imparatorluğun Anado-
lu’daki egemenliğini yeniden tesis
etmek üzere harekete geçer. Tahta
çıktıktan kısa bir süre sonra Anado-
lu seferine çıkar ve Kayseri, Sivas,
Divriği ve Maraş hattını takiben Ha-
lep’e gelir. Alparslan’ın ordularının
ilerleyişinden rahatsızlık ve endişe
duyan Bizans İmparatoru, askeri
kuvvetine duyduğu güven ile kendi
sonunu getirecek bir savaş kararı
alır. İki devlet arasındaki ilişkilerin
nihai bir hesaplaşma dönemine gir-
diği bu dönemde büyük bir savaş
zaten bekleniyordu. Ancak askeri
dehaları ile ün salmış iki komutan-
dan hata yapan Diogenes oldu. 100
binin üzerine çıkan devasa ordu-
sunun büyük bir kısmı piyadeydi
ve hareket kabiliyeti hayli hantaldı.
Neredeyse yarısı kadar büyüklükte
bir gücü olan Alparslan’ın komutan-
larının sevk ve idaresindeki birlikle-
rin büyük çoğunluğu süvariydi ve
hareket kabiliyeti kıvraktı.
26 Ağustos günü beyaz elbise-
lerini giyen Sultan Alparslan, Cuma
namazını eda etti ve ardından
askerlerine şöyle hitap etti:
“Kumandanlarım, askerlerim!
Biz ne kadar az olursak olalım,
onlar ne kadar çok olurlarsa olsunlar,
daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müs-
lümanlar’ın minberlerde bizim için
duâ ettikleri şu saatte kendimi düşman
15.
13
Anadolu topraklarının
bağımsızlık mücadelesi19
Mayıs 1919 tarihinde başladı.
Mustafa Kemal Atatürk ve
silah arkadaşları fevkalade
yetkilerle donatılmış olarak
Bandırma vapuruyla İngiliz-
lerin işgali altındaki Samsun
iskelesine geldiler. Milli Mü-
cadele hareketini başlatmak
üzere Anadolu içlerine doğru
ilerleyen Mustafa Kemal, 22
Haziran’da Amasya Genel-
gesi’ni yayınladı, ardından
Erzurum ve Sivas Kong-
re’lerini düzenledi. 27 Aralık
1919’da Ankara’ya gelen Gazi,
23 Nisan 1920’de TBMM’yi
kurdu. Böylece Ankara istiklal
mücadelesinin merkezi haline
geldi. Anadolu’nun her köşe-
sinde sürdürülen mücadeleler
ile düşmana karşı amansız bir
mücadele başlatıldı. Yurdun
doğusu, batısı ve güneyinde
sürdürülen mücadeleler-
de önemli kazanımlar elde
edildi. Bu sırada askeri taktik
dehasının bir sonucu olan
Sakarya Zaferi, Mustafa Ke-
mal’e Gazi unvanını ve Mareşal
rütbesini kazandırırken, Türk
ordusunun taarruz pozisyonu-
nu güçlendirdi. Tam bir sene
sonra 26 Ağustos 1922’de Büyük
Taarruz başladı. Gazi’nin hücum
emri verdiği sırada cephede
kahraman subaylarımız ve cephe
gerisinde zafere inanmış, dua ile
bekleyen bir Türk halkı vardı.
Takvim yaprağı 30 Ağustos
1922’yi gösterdiğinde Kütahya
Dumlupınar’da başlayan Başko-
mutanlık Meydan Muharebesi
ve Kurtuluş Savaşı, kesin zaferle
sonuçlanmış, Anadolu’da sadece
Türk Bayrağı dalgalanmaya
başlamıştı. Civanmert ve kahra-
man ordumuzun cesur ve sadık
askerlerinin tarihe yazdığı bu
başarı, imanın, inancın, intizam
ve ümidin neticesidir. Bugün de
kahraman ordumuzu minnet
ve gururla anıyor, 30 Ağustos
Zafer Bayramı’nı aynı heyecan ile
kutluyoruz.
Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı 30 Ağustos Zafer Bayramımız
kutlu olsun. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İstiklal mücadelemizin bütün
kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyoruz.
VİTRİN+ GÜNDEM
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI
KUTLU OLSUN…
KORKMA!
Mehmet Akif Ersoy
Cehennem olsa gelen,
Döğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur,
Dönme bilmeyiz, yürürüz;
Düşer mi tek taşı sandın harim-i namu-
sun,
Meğer ki harbe giden son nefer şehid
olsun.
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldır-
sa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağ-
dırsa,
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan
bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!
15
Geometrik
Göz alıcı veneon renklerde raf-
lardaki yerini alan daire şeklindeki
çantalar ile farkınızı ortaya koyun.
Keskin hatları sevenler için zarf şek-
linde olan dikdörtgen modeller ise
bu sezonun favorileri arasında bu-
lunuyor.
Püsküllü
Uzunlu kısalı püsküllerle süslen-
miş çantalar son sürat yoluna de-
vam ediyor. Siyah, taba, kırmızı gibi
birçok renk seçeneği ile günlük ve
abiye stilinizi tamamlayacak bu
trendi yakalamak için acele edin.
2015
ÇANTA MODASI
VİTRİN+ MODA
TASARIMCI RUHLAR İÇİN
Bazen mağazaları talan eder
ama yine de aradığımız modeli
bulamayız; ya rengi uymaz ya
da demodedir. İş başa düşünce
de maharetli eller devreye girer,
kendi çantamızı kendimiz yaparız.
Gaziosmanpaşa Belediyesi Kadın
Koordinasyon Merkezi ve Engelsiz
Yaşam ve Dayanışma Merkezi’nde
kadınların en kıymetlisi olarak
Büzgülü
Kullanım rahatlığının yanı sıra
şık tasarımı ile dikkat çeken büz-
gülü çantalar bu sezonun en havalı
modellerinden. Şıklığınızı tamam-
layacak zincir askılar ile bütünleşen
modelleriyle bu torba çantalara
bayılacaksınız.
Desenli
Çiçekli, kareli, puanlı... Birbirin-
den güzel ve farklı desenler, klasik
omuz askılı çantalara yeni bir soluk
getiriyor. Özellikle çalışan kadınla-
rın stiline hava katan bu modeller
arasında seçim yapmakta zorlana-
caksınız.
ürünlerin paketlerinden ya da
kullanılmış kağıt, gazete ve dergi
sayfalarından kesilen ufak kesitlerin
bir araya getirilmesiyle elde edilen
çantalar, tamamen sahibinin
zevkine göre şekilleniyor. Dilerseniz
Gaziosmanpaşa Belediyesi
tarafından düzenlenen kermeste
Engelsiz Yaşam Merkezi’nde engelli
vatandaşlarımızın elinden çıkan
çantaları satın alabilirsiniz.
eşyalarını tamamlayan çanta
yapım kursları veriliyor. Özellikle
kağıt katlama tekniği ile yapılan
çantalar, geri dönüşüme de katkıda
bulunuyor. Marketlerde satılan
Pervin CAN
18.
16
R+ SOSYAL SORUMLULUK
Gerekengelli gerekse hasta
hemşerilerimizin ihtiyaç
duydukları ürün ve hizmet-
lere zahmetsizce ulaşmasını
sağlayacak referans noktaları
önceliklerimiz arasında bulu-
nuyor. Engeli nedeniyle özel
eğitime ihtiyaç duyan engelli
insanımızın eğitim ve kişisel
gelişimini destekleyen En-
gelsiz Yaşam ve Dayanışma
Merkezi’ni kurduk. Amacımız
çocukluktan itibaren top-
Gaziosmanpaşa Belediyesi,
“Önce insan!”diyen
belediyecilik anlayışıyla
kurduğu Engelsiz Yaşam
ve Dayanışma Merkezi’nde
engelli vatandaşlarımıza
umut oluyor.
Tüm Türkiye’de olduğu
gibi ilçemizde ikamet eden
engelli hemşerilerimizin
herkesten farksız yaşaması
ve hayata uyumu bizim
için çok önemli bir mesele.
ENGELLİ İNSANIMIZA UMUT OLUYORUZ
ENGELLİ YAŞAM; ENGELSİZ BELEDİYE
19.
17
R+ SOSYAL SORUMLULUK
lumsalyaşama etkin ve üretken
bireyler olarak katılmalarını
sağlamak. Bu merkezlerde 5 per-
sonel vasıtasıyla engellilere çeşitli
kurslar veriyor. 12’şerli gruplar
halinde takı, ahşap, çanta ve
sabun yapımı konusunda eğitim
alan kursiyerler arasında zihinsel,
işitme, görme, ortopedik, böbrek
ve karaciğer hastalıklarından
muzdarip engelli vatandaşlarımız
bulunuyor. Hepsinin ortak özelliği
ise öğrenmeye olan inançları ve
belediyemizin onlara verdiği des-
tek. Engelsiz Yaşam ve Dayanışma
Merkezi, verdiği kursların yanı
sıra engellilere sosyal yardım-
larda bulunuyor ve danışmanlık
hizmeti veriyor. Merkez vasıta-
sıyla engellilere hasta bezi, hasta
yatağı, tekerlekli sandalye, akülü
sandalye, işitme cihazı, baston
yardımı yapılırken, engelli maaşı,
engelli kimlik kartı çıkartılma-
sı, sosyal yardımlar ve medikal
yardımlar hakkında bilgilendirme
de yapılıyor.
Yetmez Ama...
İlçe sınırlarımız içinde yaşa-
yan engelli okul öğrencileri için
engelli okul servisi, hastaneye
gitmek isteyen ve bu konuda
talepte bulunan özürlü aileleri
için de ambulans ve araç hizmeti
veriyoruz. Öte yanda hizmet
ve kamu binalarının, okulların
engelli vatandaşların kullanımına
uygun bir şekilde düzenlenmesi
için çalışmalar devam ediyor. Yeni
açılan yollarda ve düzenleme
yapılan kaldırımlarda engelli ula-
şımını göz önünde bulundurarak
projelendirmeler yürütülüyor.
Engelli çocukların da özgürce
eğlenebilmeleri için parklarımız-
da özürlü çocuk oyun alanları
ve özürlü spor aletleri yapılması
planlanmış olup, bu oyun grup-
larının Gaziosmanpaşa Belediyesi
sınırlarında bulunan tüm parkla-
ra uygulanması hedefleniyor.
20.
18
90’lı yıllardan bugünetaşınmaz
kavramı manasında çok değişim
yaşandı. Bir zamanlar walkman
ya da CD çalar ile kurduğumuz
cümleler yerlerini cep telefon-
larına bıraktı. Son 10 yıldır da
yaşantımızda vazgeçilemez bir yer
edinen akıllı telefonlar kimimiz için
kişisel asistan kimimiz içinse haber
kaynağı olarak küresel iletişim
aracımız haline geldi.
Ancak insan dehası bununla ye-
tinmiyor. Her şeyin küçüğü sevilir
denir ya, işte hayatımızı düzene
koyan, kolaylaştıran ve bir bakıma
bağımlılık haline gelen bu akıllı
aygıtlar küçülmeye ve yakınlaşma-
ya devam ediyor. Artık cebimizde
taşıdığımız bu akıllı cihazları kolu-
minik tasarım harikalarına çevrildi.
İşte size kısa bir süre şaşırtacak an-
cak hızlıca alışacağımız giyilebilir
teknoloji harikalarından birkaçı…
APPLEWATCH
Bir iPhone kullanıcıysanız, Apple
Watch ile eşleştirebileceğiniz telefo-
nunuzun aramalar, mesajlar ve ema-
illerini yönetebilecek ve telefonu-
nuzda mevcut olan haritalar, fitness
uygulamaları, Siri, Passbook, Borsa,
hava durumu, alarm, zamanlayıcı
gibi uygulamalar ile kullanabilecek-
siniz. Üç farklı tasarımıyla da göz
dolduran AppleWatch hayatımıza
renk katacak.
Yaşamkalitemiziartırmak
amacıylatasarlanan
giyilebilirteknolojininilk
aklagelenmodelielbetteki
akıllısaatler.Busaatlerinen
önemliözelliklerindenbiri
kullanıcılarınıgüniçerisinde
telefonlarıilemeşgul
olmaktankurtarmaları.
nuzda taşımaya hazırlanın. Çünkü
taşınabilir kavramı yerini giyilebilir
kavramına bıraktı.
Artık dünya giyilebilir tekno-
lojilerin peşinde. Gözler tansiyon
ölçen, adım sayan, konum belirle-
yen, bizim adımıza hatırlayan bu
21.
19
FILIP 2
Ebeveynlerin içinirahatlacak bu ürün ile çocuk kayıp
haberlerini daha az duyacağız. Filip 2 ile anne ve babalar
4-11 yaş arasındaki çocuklarının konumlarını hızlı bir
şekilde öğrenip, gerekli olduğunda hemen ulaşabile-
cekler. Telefon görevi üstlenen akıllı bir saat olan Filip 2
ile çocuklar kendileriyle ilgili acil bir durum söz konusu
olduğunda saatlerini telefon gibi kullanabilecekler.
VIVOFIT 2
Formuna dikkat edenlerin vazgeçilmez aksesuarla-
rından olan Garmin Vivofit 2, yeni tasarımı kadar sesli
uyarı sistemi ve kronometresi ile dikkat çekiyor. Onu
asıl çekici kılan ise kullanıcısını kalkıp hareket etmesi
konusunda uyarması. Bir yıla yakın pil ömrü olan
Vivofit 2, 2,50 metreye kadar su geçirmiyor.
Son 10 yıldır cebimizde taşıdığımız akıllı cihazları kolunuzda
taşımaya hazırlanın. Çünkü taşınabilir teknoloji söylemi yerini
“giyilebilir teknoloji”ye bıraktı.
Bahadır ÖMÜR
23
Balkanların ortasında, dağlarlaovalarla süslenmiş, nehirlerle
ve çaylarla bezenmiş bir ülke Kosova; kültür, tarih ve doğa
turizmine gönlünü sonuna kadar açmış, sizleri bekliyor.
26.
24
T R+ SEYAHATNAME
ŞarDağları’nın yamaçlarında
kekik kokuları arasında gezinir-
ken, aşağınızda Akdere kıyısında
serpiştirilmiş tarihi dokusu ve
otuz üç mimarisiyle rüya gibi bir
şehir, kıyısında bereketli Prizren
Ovası, arkada Kosova ile Arnavut-
luk sınırını oluşturan ve bağrında
bütün Balkanların manevi fatihi
Sarı Saltuk’un makamını barındı-
ran karlı Gora Dağları… Hiç şüphe
yok ki Kosova, en kısa zamanda
görülmesi, gezilmesi, yaşanması
gereken bir ülke.
Kosova Ovasının Orta
Yerinde Yatan Bir Sultan:
Murat Hüdavendigâr
Kosova demek öncelikle Kosova
Ovası demektir; Gazi Mestan
Ovası demektir, 1389’da I. Koso-
va Meydan muharebesiyle koca
bir coğrafyayı yurt edinmemiz
demektir. İşte tam da bu ovanın
ortasında, zafer sonrasında savaş
meydanını dolaşırken arkadan
haince bir düşman hançeri ile şehit
edilen büyük sultan I. Murat Hü-
davendigâr’ın kabrinin bulunduğu
türbeyi gezerken altı asır boyunca
Balkanlar’a medeniyet götürmüş
serdengeçti ecdadınızla bir kez
daha gurur duyacaksınız.
Müslüman’ı Hıristiyan’ı,
Arnavut’u Sırp’ı Türk’ü
Birlikte Yaşıyorlar
Şu iyi bilinmelidir ki, 2012 nüfus
sayımına göre 1.806.000 kişinin ya-
şadığı Kosova nüfusunun 250.000’i
Türkçe konuştuğunu ifade etmiştir.
Kosova’da orta yaşlıların büyük
bölümü hâlâ Türkçe konuşup anla-
yabilirken, kendisinin Türk oldu-
ğunu ifade eden Kosova vatandaşı
ise 17.787 kişi. Bunun da büyük
çoğunluğu ülkenin güney doğu-
sunda Şar Dağları’nın eteklerinde
kurulu olan Prizren şehrinde yaşar.
Nüfusunun çok büyük bir bölümü
Arnavut Müslümanlardan oluşan
Kosova’da, sayıları az da olsa Müs-
lüman Boşnaklar ve Ortodoks ve
Katolik Sırplar da yaşar.
BaharlabirliktePrizren
caddeleri,sokakları,bahçeleri
envaiçeşitgülkokusuyla
temizlergönülleri.İştebu
nedenledehoşgörünün
başkentiolagelmiştarih
boyuncaPrizren.
27.
25
T R+ SEYAHATNAME
Sokakları,Sofraları,
Gönülleri Gül Kokulu Şehir:
Prizren
Sofraları gül kokulu şehirdir
Prizren. Gül reçeli eksik olmaz
kahvaltı sofralarından. Baharla
birlikte Prizren caddeleri, sokakları,
bahçeleri envai çeşit gül kokusuyla
temizler gönülleri. İşte bu nedenle
de hoşgörünün başkenti olagelmiş
tarih boyunca Prizren. Sokakların-
da, bahçelerinde, sofralarında, tek-
kelerinde olduğu kadar gönüllerde
de şiir olup terennüm etmiş güller.
Duvarlarını‘Hüve’lerin
Süslediği Tekkelerin Şehri
Duvarlarını‘hüve’lerin süslediği
Halveti Tekkesi, dinî bir kurum
olduğu kadar, bir ruh ve gönül
terbiyesi mekânıdır da, ayrıca Türk-
çeyi ayakta tutan önemli ve güçlü
bir kurumdur. Kentte Rıfaî, Melâmî,
Sinanî, Kadirî, Bektaşî ve Sadî
tekkelerinin açık ve belli oranda da
durumundaki Sinanpaşa Camii,
17. yüzyıldan kalma Osmanlı eseri
olup kültür ve sanat tarihine gönül
verenlerin mutlaka görmeleri gere-
ken bir eserdir. Diğer yandan Kukli
Camii, Kasımbey Camii, Şair Suzi
Çelebi Camii, Cuma Camii görül-
meye değer dini eserlerdendir.
Şehrin 1455’de Fatih Sultan
Mehmet tarafından fethinin
nişanesi durumundaki Namazgâh
Camii, halk arasındaki adıyla Kırık
Camii de ilginç mimarisiyle Priz-
ren’in en büyük kültürel ve turistik
zenginliklerinden. Kosova camile-
rinde sıkça göreceğiniz altı köşeli
yıldız yanıltmasın; Osmanlı’nın
Balkanlar’daki bir uygulamasıdır
o, Hz. Süleyman’ın yıldızıdır. İyi
bilinmelidir ki, Kosova’daki Priştina
da, Mitrovica da, İpek de, Gora da,
Prizren de bir Türk-İslam şehirle-
ridir. Hele Prizren sokaklarında
hemen herkesin bülbül gibi Türkçe
şakıdığı bir ilin adıdır.
ilgi gördüğünü, şehre gelenlerin
en az birini ziyaret ederek kadim
bir kültürü bir bahar rüzgârı gibi
ılgıt ılgıt hissetmesi gerektiğini
söyleyebiliriz.
Havasında Hoşgörü Var
Yılların, yaşanmışlıkların, Os-
manlı dönemi hakim rüzgârlarının
mirası olmalı; kiliseyle caminin,
Müslümanla Hristiyan’ın yan yana,
iç içe, aynı sokakta aynı apartman-
da yaşamayı başardığı şehirdir
Prizren. Sakarya Nehri kıyısında
gezerken“Gelin tanış olalım / İşi
kolay kılalım / Sevelim sevilelim /
Dünya kimseye kalmaz.”mısralarını
Yunus, Akdere çevresinde kurulu
şehir sakinleri için söylemiş gibidir
adeta.
Şehrin Sembolleri: Taş
Köprü ve Sinanpaşa Camii
Akdere üzerindeki tarihi Taşköp-
rü ile birlikte adeta şehrin sembolü
28.
T R SEYAHATNAME
ALTITOPUKLU ÇEŞME
Kosova sularının lez-
zeti de ünlüdür. Şar Dağ-
ları’ndan süzülerek gelen
ve Prizrenlilerin adeta şifa
ve lezzet kaynağı olan Şa-
dırvan’ın suyunun tadına
doyamayacaksınız. Akde-
re kıyısındaki Altı Topuklu
Çeşme’nin suyunu içerse-
niz, altı kez daha Prizren’e
geleceksiniz demektir.
Bir Medeniyetin Şifresi:‘İstanbul
Baş, Prizren Kuyruk!’
Şairler yatağı, şairler memleketi, şairler
şehridir Prizren; Dersaadet’le yani İstanbul’la
yatmış kalmış, İstanbul’la beraber nefes alıp
vermiş, İstanbul’la beraber okumuş yazmış
bir şehir. Hatta öyle günler gelmiş ki, doğan
çocuğun kulağına, isminden önce şairlik
mahlası okunur olmuş ezanla. Prizren’in hâlâ
süregelen İstanbul’a gönülden bağlılığının
bütün şifresi Akdere kıyısında demircilik
yapan altmışlı yaşlarındaki Fettah Emin’in
dedesinden duyduğu şu sözde gizlidir:
“Oğul unutma, İstanbul baş, Prizren kuyruk!”
26
29.
T R+ SEYAHATNAME
ÇÜFTE,ÇEBAB VE BUREK
Kosova, özellikle de Prizren
çüfte (köfte), çebap (kebap),
Paşa çüftesi (köftesi) ve güveç
demektir en başta. Birbirinden
leziz bu yemeklerin yanı sıra
burek (börek), kuzu kızartması,
musakkası, ayvarı (kaymaklı köf-
te), da diğerleri kadar meşhur.
Şar Dağları’nın etkisiyle yoğurdu
ve peyniri de harikulade lezzetli-
dir Prizren’in. Tatlısı ise güllaç ve
sütlaçtır; bir de tulumba.
KOSOVALI ÜNLÜLER
Türkiye’nin İstiklâl Marşı’nın
yazarı Şair Mehmet Akif’in ba-
bası Tahir Efendi bir Kosovalı.
Diğer yandan Galatasaray’ın ku-
rucularından Ali Sami Yen, Sü-
leyman Askerî, iş ve spor adamı
Ali Şen de Kosova doğumlu. Öte
yandan şarkıcılar Suzan Kardeş
ve Candan Erçetin ile gazeteci
yazar Fehmi Koru’nun aileleri de
Kosova kökenli.
27
30.
28
RAMAZANIN MUTLULUĞUNU
BİRLİKTE YAŞADIK.
R+ETKİNLİK
Manevi değerlerine ve kültürel
mirasına her zaman sahip çıkan ve
bunları yaşatmayı kendisine görev
bilen Belediyemiz, on bir ayın sul-
tanı Ramazan ayını 30 güne yayılan
bir etkinlik programları ile dolu
dolu kutladı. Ramazan ayının bolluk
ve bereketinin yaşatıldığı sofralar ile
16 mahallemiz sakinlerini iftar sof-
ralarında bir araya getirdik. Recep
Tayyip Erdoğan Gençlik Parkı’nda
gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimiz
ile Türkiye’nin tanınmış yüzlerini ve
geleneksel Ramazan eğlencelerini
Mustafa Demirci, Orhan Hakalmaz,
Abdurrahman Önül, Ömer Çelik,
İkbal Gürpınar ve Emre Ermiş,
Esat Kabaklı, Grup Dergah, Ömer
Karaoğlu, Bekir Ünlüataer, Eşref Ziya
Terzi, Sami Savni Özer ve Ahmet
Özhan birbirinden güzel eserleri
seslendirdikleri konserleriyle; usta
sanatçı AhmetYenilmez’in Gül
Sevdası oyunu ile Mevlana“Nar-ı
Aşk”ve İnim İnim İnleyen Nağmeler
adlı tiyatroların yer aldığı etkinlik-
lerle bu kutsal ayın maneviyatına
büründük.
halkımız ile buluşturduk.
Bu Ramazanda dini sohbetler-
den hayata dair söyleşilere, kon-
serlerden imza günlerine kadar
çok çeşitli etkinlikler ile halkımızın
yanında olduk. Ömer Döngeloğlu,
Vehbi Vakkasoğlu, Prof. Dr. Nec-
mettin Nursaçan, Prof. Dr. Nihat
Hatipoğlu dini sohbetleriyle; Münib
Engin Noyan ve Senai Demirci
güzel söyleşileriyle; Serdar Tuncer,
Dursun Ali Erzincanlı, İbrahim Sadri
ve Uğur Arslan şiir dinletileriyle;
31.
29
Ramazanda Canlı
Yayındaydık
Gaziosmanpaşa Belediyesi
olarakbir ilke imza attık ve Beyaz
TV’den canlı yayınlanan“Ertan
Tan’la Ramazan”programına ev
sahipliği yaptık. Prof. Dr. Mehmet
Okuyan’ın konuk olduğu program
30 gün boyunca her akşam iftar
öncesi Recep Tayyip Erdoğan
Gençlik Parkı’ndan canlı yayın-
eşya stantları ile alışveriş keyfini
yaşadı. Etkinliklerimizde çocukla-
rımızı da unutmadık. Her program
öncesi Karagöz-Hacivat oyunları ve
animasyon gösterileri gerçekleş-
tirdik. Çocuklarımızın çok sevdiği
ve onları mutlu edecek ikramlarda
bulunduk. Ramazan Günlüğü
isimli bir kitapçık basarak, gün gün
Ramazana dair bilgileri çocukları-
mızla paylaştık.
İftar Sofralarında Buluştuk
Ramazan ayı sevgi ve kardeşlik
ayıdır. Yokluğu ve yoksulluğu pay-
laştığımız bu ayda hepimiz bir ve
birlik olmanın huzurunu ve mut-
luluğunu tadarız. Bu manevi bilinç
ile hareket eden Belediyemiz,
ilçemizin 16 mahallesinde Gönül
Sofraları kurdu. Ramazanın ruhuna
yakışır şekilde organize edilen
sokak iftarlarıyla ekmeğimizi pay-
laşmanın ve hep beraber oruç aç-
manın mutluluğuna vesile olduk.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan
iftar programlarımız sırasında Ta-
savvuf Musikisi dinletileri ve sema
gösterileri düzenledik.“Biz Büyük
Bir Aileyiz”temasıyla Küçükköy
Stadı’nda düzenlediğimiz 10 bin
kişilik Gaziosmanpaşa iftarımız ile
R+ ETKİNLİK
en büyük soframızı kurduk. Ayrıca
bu yıl‘Kardeş Belediyemiz’olan
Bulgaristan’ın Kırcaali şehrinde 3
ayrı iftar verdik. Gaziosmanpaşa
Belediyesi olarak ilçe protokolü-
müz ile şehit ve gazi yakınlarımızı
iftar sofralarında buluşturduk.
İhtiyaç sahiplerini
unutmadık
Gaziosmanpaşa Belediyesi
olarak sosyal sorumluluklarımı-
za her zaman öncelik verdik ve
ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın
her koşulda yanlarında olduk. Bu
ilke ile hareket eden Belediyemiz,
Ramazan ayında ihtiyaç sahibi aile-
lerimizi unutmayarak onların gıda
ihtiyaçlarını gidermeye devam etti.
Gaziosmanpaşa Aşevi’nde gün-
de bin ailenin yani yaklaşık 5 bin
kişinin iftar ve sahur yemeklerini
hazırlayan ekibimiz, yemeklerin
sefer tasları içinde ailelere dağı-
tılmasını sağladı. Bununla birlikte
Ramazan ayı boyunca ihtiyaç
sahibi vatandaşlarımıza 6 bin koli
gıda yardımı yaparak, bu kutsal
ayın bolluk ve bereketinin paylaş-
ma ve yardımlaşmayla artacağının
en güzel örneklerini verdik.
landı. Program sonrasında parkta
kurulan Ramazan stantlarında
halkımız, yöresel tatlarla tanıştı,
geleneksel el sanatları ve hediyelik
31
Necip Fazıl’ı tarihvesilesiyle
anılan biri olarak düşünmek onu
anlamamaktır. O yalnızca ölüm
yıldönümlerinde anılan biri değil,
hayatımızın her safhasında, müca-
dele anlayışımızın her anındadır. O,
zihniyetleştirdiği her alanda ma-
nası ve tesir gücüyle yaşayan idrâk
vesilesi, şu veya bu tarihte değil,
fikir ve tesir alanının kendi içinde
olan, ölüp de ölmeyenlerden…
Necip Fazıl’a göre, muhtevası
örgüleştirilmemiş mevhum bir
dünya görüşüne sahip olmak iddi-
ası, muvazaacılıktır. O, son devrin
inanmış insanını bu muvazaadan
kurtarmış ve İslam’ın dünya görü-
şünü tek örgüsü tezatsız ve yek-
pare bir inanış ve duyuş sistemi”
halinde çağımız insan ve toplumu-
nun önüne koymuş, alternatifler
dünyasına sunmuştur. Bu sistemin
adı Büyük Doğu’dur. Bir sistemin
kuruluşunda öncelikle yapılması
gerekli olan, şüphesiz ki, tarih
boyunca cemiyetteki değişmeleri
ve tarihi oluşları izah etmektir. Bu
yüzden“tarih felsefesi”, hiçbir ide-
Geçmişin muhasebesi geleceğe sorumluluk taşıyan bir başlangıç noktasıdır. Büyük Doğu,
Doğu ile Batı medeniyetlerinin tarihi kavgasının, Müslüman Türk’ün tarihindeki en muhteşem
fikir hamlesi ve yakın geçmişimizin en soylu aksiyon çizgisidir.
İşte Necip Fazıl, bu mesuliyeti,
bir mütefekkir olarak kafasında, bir
sanatçı olarak ruhunda, bir eylem
adamı olarak nabzında hissetmiş,
bu ifadeye sığmaz çileyi omuzlama
cesaretini göstermiştir. Öncelikle o,
sarsıcı bir tarih muhasebesiyle bu
milletin geçmişine sahip çıkarken,
yepyeni bir ideoloji inşâ ederek
geleceğine de sahip çıkmıştır.
Şerif Mardin, Batı medeniyetine
karşı yönelen hareketlenmeden ve
İslam’ın yeni cumhuriyette yeniden
canlanmasından bahsederken
şöyle diyor:“Yeni cumhuriyetin
kültürel cansızlığının altını çizen
Necip Fazıl, İslam’ın yeniden can-
lanmasını ideolojileştiren adamdı.
Yeni cumhuriyete ideolojik tavır
alış ilkin Necip Fazıl’la ortaya çıktı.”
Geçmişin muhasebesi geleceğe
sorumluluk taşıyan bir başlangıç
noktasıdır. Büyük Doğu, Doğu ile
Batı medeniyetlerinin tarihi kavga-
sının, Müslüman Türk’ün tarihin-
deki en muhteşem fikir hamlesi
ve yakın geçmişimizin en soylu
aksiyon çizgisidir.
T R+ ANMA
Necip Fazıl, İslam’ın dün-
ya görüşünü tek örgüsü
tezatsız ve yekpare bir
inanış ve duyuş sistemi-
halinde çağımız insan
ve toplumunun önüne
koymuş, alternatifler
dünyasına sunmuştur.
olojinin ve hiçbir doktrinin ilgisiz
kalamayacağı bir kalkış noktasıdır.
Bir sistem kurucu olarak Necip
Fazıl, başlangıçta tarihle büyük bir
hesaplaşmaya girdi. Bu,“Beş asırdır
hesabı görülmemiş müthiş bir
dava idi.”
Millet olarak, tarihsel/kültürel
varoluş zemini ayağının altından
çekilmiş ölümcül bir safhada, beş
asırlık tarihinin hesabını sormak,
yeniden bir ideoloji inşa etmekle,
onun aksiyon davasına girişmek,
güçlü bir iman, derin bir tefekkür,
ince bir duyuş ve büyük bir gayret
ve çile işidir.
NECİP FAZIL Ve
BÜYÜK DOĞU
Hüsnü KILIÇ
34.
32
lığın beklediği ideolocyayıbelirtici
bir derinlik ve mükemmellik hissi
veren; ve ilerinin ilerisi son ileriyi,
nihayet ne olsa dediği olacak olan
Allah ve Peygamberinin isim mih-
rakına bağlayan; ve dün, bugün ve
yarın arasındaki daireyi kırmadan
tamamlayan eksik ve tezatsız kur-
tuluş sistemi…”
Ebedi yeni olan İslamı donmuş
ve dondurucu ruhlardan arındır-
mak davasındaki Büyük Doğu, öyle
bir aksiyon ki, vardığı her noktayı
bir sonrakine sıçrama taşı sayar.
Aradığını bulduktan sonra buldu-
koymuyor. O, muhatabına bu
dinamizme intibak edecek bir
“bakış açısı”veriyor. Unutulmamalı
ki tamamlığın şartı, doğru bir bakış
açısına sahip olmak kadar, görme
yetisine de sahip olmaktır.
Necip Fazıl, sanatı, düşüncesi ve
eserleriyle idealin fikir ve sistem
düzeyinde inşacısı olduğu kadar,
onu devlet ve toplum düzeyinde
gerçekleştirmenin siyaset ve mü-
cadele adamıdır da. O, yaklaşık bir
asırdır özyurdunda garip, özvata-
nında parya haline getirilmiş insa-
nımızın varlık şuurunu sembolleş-
tiren karizmatik kişiliğidir. O, ben
davası, özne olma davası, varoluş
cehdi son bir asırdır ülkemiz ve
insanımıza dayatılan yabancılaş-
tırma sürecine destansı bir karşı
duruşla insanımızın ve inancımızın
haysiyeti olmuştur.
O, bu hususi misyonu içinde ne
bir tarihçidir, ne bir sosyologdur,
ne bir hukukçu, ne de bir alimdir.
O, ihtisas bilgisi gerektiren bütün
bilimsel kategorilerin üstünde,
onların yeri ve değerini belirleyici,
kamil bir mütefekkirdir. Mütefek-
kirle alimin fonksiyonları şüphesiz
ki, birbirinden çok farklıdır. Büyük
Doğu’nun, yarım asır süren inşa
sürecinde ve bütün bir Anadolu
sathına yayılan aksiyon davasında
Necip Fazıl’ın izlediği tek bir yol,
tek bir usûl vardı: Pazarlıksız Allah
ve Resulûna bağlılık.
Ruhu Şad olsun!
Büyük Doğu, hakikatin fert-
te tecellisine inanan, o yüzden
başlangıçta insanı, içiyle ve dışıyla
sorgulayan, onu herşeyden önce
zorlu bir varlık muhasebesine
çeken, bir nefs muhasebesidir.
Büyük Doğu, öncelikle fert-
te tecelli eden üstün hakikatin,
devlet ve cemiyet halinde ideal
nizamını inşa etmeyi vazgeçilmez
bir zaruret ve mükellefiyet sayan
ve o yüzden de millet, devlet ve
cemiyet halinde var olmanın“varlık
şuurunu”telkin eden bir millet ve
cemiyet muhasebesidir.
Büyük Doğu, asırlardır insan ve
toplum olarak var olamayışımı-
zın tarihsel/kültürel temelleriyle
birlikte, bu ülkede nice kahraman
diye sunulan sahte kahramanlar
ve onların elindeki sahte oluşlarla,
nice hain diye anılan gerçek kah-
ramanlar ve onların elindeki asli ve
hakiki oluşların yerini ve değerini
bulmadan kurtuluş davamızın
olmadığını müthiş bir sayha ile
haykırır. Gerçekle sahteyi, doğruyla
yanlışı, iyiyle kötüyü, güzelle çirkini
tek tek, şahıs şahıs, vak’a vak’a
ayıran, sorgulayan ve didikleyen
muazzam bir tarih muhasebesidir.
Büyük Doğu ideali, kendi ifade-
siyle,“Bütün Türk tarihini, mazisi
ve istikbaliyle kucaklayan, o aziz
varlığı topyekün cihan tarihinin en
aziz fikir çileleri içinde yetişmiş bir
ehliyetle kâinat çapında bir mizan
ve murakabeye tâbi tutan, yarasa
gözlü asri yobazlara gerici görüne-
cek kadar ileri bir gelecekten haber
veren, bazı memleket içi insan
müsveddelerine mürteci görünür-
ken, bazı Avrupalılara bütün insan-
T R+ ANMA
Büyük Doğu’nun yarım
asır süren inşa sürecinde
ve bütün bir Anadolu
sathına yayılan aksiyon
davasında Necip Fazıl’ın
izlediği tek bir yol, tek bir
usûl vardı: Pazarlıksız Al-
lah ve Resulûna bağlılık.
ğunun hakikatini aramaya memur
ve o süreçte sonsuz bir arayışın ve
buluşun sistemidir.
Yani eşya ve hadiselerin, tarih
ve toplumun sürüp giden di-
namizmi içinde –değişimin her
safhasında- bağlı olduğu iman
ve ehl-i sünnetin mutlak referans
sistemi çerçevesinde kendi anlayış
mihrakını yeniden üretebilmenin
sistemi...
Şu halde Büyük Doğu insan ve
toplum meselelerinin çözümlen-
mesinde donmuş kalıplar, kaba
şablonlar ve değişmez standartlar
35.
33
Ruhumu eritip dekalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ‘ Katibim’i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
CANIM İSTANBUL
Necip Fazıl KISAKÜREK
36.
34
BÜYÜMEDEN ÖNCE
OKUNMASI GEREKEN10 KİTAP
Kış ortasında bir akşam vaktiydi.
Denizin en derin yerinde, yaşlı mı
yaşlı bir balık nine sayıları on iki
bini bulan çocuklarıyla torunlarını
çevresine toplamış, onlara bir
masal anlatıyordu.
KÜÇÜK KARA BALIK
Recai Bey 75 yaşında kukla
yapan, kuş kafesi yapan
uysal bir ihtiyardı. Ev halkının
olumsuzluklarına, komşuların
garip bakışlarına rağmen o sanatçı
kişiliğini ön plana çıkarmış ve
torunu Yıldız´la çok iyi bir diyalog
kurmuştu.
KUKLACI
Masal dünyası çocukluğun
rüyası gibidir. Masallar hayal
denizine götürür bizi. Ne kadar
güzel anlatılır ve yazılırsa o kadar
güzelleşir masallar. Kar Altında
Bir Kelebek’teki masalların bir
özelliği var: Şiir ve masal iç içe bu
masallarda.
KAR ALTINDA KELEBEK
Hem büyüklere hem de okul çağı
çocuklarına seslenen bu yapıt,
başka bir gezegenden dünyaya
gelen ve çölde kaybolan uçak
pilotunun karşısına çıkan Küçük
Prens ve onun yıldızlararası
gezileriyle ilgilidir. Bu geziler,
aslında “insanlık durumu”nun da
dikkat çekici sembolik öyküsüdür.
KÜÇÜK PRENS
Endülüs’ün büyük düşünürü İbn
Tufeyl ilk “felsefi roman” ve ilk
“robinsonad” sayılan bu eserinde,
her türlü dış etkiden uzak bir
adadaki yalnız bir çocuğun
hakikati arayış yolculuğunu
anlatıyor.
HAY BİN YAKZAN
Bir kırlangıca bazı yaratıklar
tarafından bir küçük motor takılır.
Kırlangıç çok sevinir buna. Zamanla
kırlangıçlığını unutur. Günün
birinde kırlangıç ölmesin diye son
çare olarak motorun çıkarılmasına
karar verilir. Kırlangıça motoru
takanlar kimlerdi. Amaçları ne idi?
“Motorlu Kuş” bu serüveni anlatan
ilginç bir kitap.
MOTORLU KUŞ
T R+ ÖĞRENMENİN YAŞI YOKTUR
37
Toplumun bilinçlendirilmesi
konusunda kararlıbir duruş sergi-
leyen Gaziosmanpaşa Belediyesi,
Kod Adı: İrtica 906 adlı kitap ile
tarihine ve İstiklal Şairi Mehmed
Akif Ersoy’a sahip çıkıyor.
Tarihin gün ışığına çıkarılması
gibi çok ulvi bir amaca hizmet
amacıyla, İstiklal Şairimiz Meh-
med Akif hakkında düzenlenen
çok gizli belgeleri yayın dünya-
sına kazandırdık. Gazeteci yazar
Muharrem Coşkun’un derlediği
kitapta, Akif’in Mısır’a gittiği 1925
ile vefat ettiği 1936 yılları arasında
“İrtica 906”koduyla fişlendiği ve
gizlice izlettirildiğini gösteren arşiv
belgeleri gün yüzüne çıkarılıyor.
Akif Mısır’a neden gitti? Neden 11
yıl boyunca ülkesine geri döneme-
di? Yazdığı Kuran-ı Kerim mealini
neden ülkesine teslim etmedi?
Akif nasıl oldu da, İstiklal Savaşı
zaman üzülecek ancak Akif’in dik
duruşu ve inancına hayran kala-
caksınız.
Başbakan Yardımcısı Numan
Kurtulmuş’un yanı sıra Gazios-
manpaşa Belediye Başkanımız
Hasan Tahsin Usta, Gaziosmanpaşa
Kaymakamı Yaşar Karadeniz, Eyüp
Belediye Başkanı Remzi Aydın
ve Mehmet Akif Ersoy’un torunu
Selma Argon’un açılışına katıldığı
bir sergi ile tanıtılan kitap, yolu
tarihle kesişen herkesin, Muharrem
Coşkun’un ifadeleriyle,‘Eski Türkiye
günlerinin utanç vesikalarını’bula-
cağı çok değerli bir eser.
mücadelesinde ön saflarda yer
alırken, üstelik İstiklal Marşı’nı bu
ülkeye ve topluma hediye etmiş-
ken, dönemin siyasileri tarafından
“sakıncalı”,“mürteci”ve“tehdit”
olarak algılandı? Bütün bu sorular
ve daha fazlasının cevabı“Kod Adı:
İrtica 906”adlı kitapta yazılı.
Mehmed Akif hakkında yazmak
altından kolay kalkılacak bir iş
değildir. Üstelik hakkında yazılmış
jurnalleri arşivde tarayıp tarihi
gerçekleri gün yüzüne çıkarmayı
hedefliyorsanız, hayli meşakkatli
bir araziye giriyorsunuz demektir.
Nitekim gazeteci-yazar Muharrem
Coşkun bu işin de hakkını veriyor.
Orijinal belgelerin transkriptleriyle
ilk kez bu kitapta Akif’in şiirlerini,
cephelerde dağıtılan ve cami kür-
sülerindeki vaazlarını bulacaksınız.
Milli Mücadele’nin ardından çektiği
sıkıntılara şahit olacak, zaman
Hem Akif’in hayatının bir
dönemine hem de siyasi
tarihimize kapı aralayan Kod
Adı: İrtica 906 adlı eser için
kütüphanenizde yer açın.
KOD ADI
İRTİCA
R+ KÜLTÜR & SANAT
39
Klasik Osmanlı mimarisininen güzel eserlerinden biri
olan Süleymaniye Camii’nin kubbesi açılışından birkaç
ay önce 16 Ağustos 1557 günü kapatılmıştı.
42.
40
T R TARİH
Yaklaşık3500 metrekarelik
iç alana sahip olan caminin
uzunluğu 59, eni 58 metre
olup, 238 pencereden ışık
almakta, kıymetli granit ve
mermer sütunlara dayanan
hünkâr ve müezzin mahfili
bulunmakta, minber ve mih-
rap ise gayet güzel mermer
işçilikleriyle dikkat çekmekte-
dir. Ancak onun muhteşem-
liği sadece büyüklüğünden
kaynaklanmaz. Süleymaniye,
göğü yararcasına yükseldiği
tepede, adeta zorlukların ve
imkansızlıkların yenilebilece-
ğinin müjdecisi gibidir. Sinan,
imkânsız olanı başarmış ve
Ayasofya’nın kubbesini hacim
ve yükseklik bakımlarından
aşmıştır. Yine Ayasofya’dan
farklı olarak Süleymaniye’de
herhangi bir plastik malzeme
kullanılmamıştır. Ziyaretçilerin
dikkatinin mihraba yönelece-
ği şekilde inşa edilmiş olan bu
büyük mabette kişi kendini
ibadet etmekten alamaz.
Sinan, Süleymaniye Ca-
mii’ne 4 minare yerleştirmiştir
ki bu, dört halifeye işaret
etmektedir. Külliyenin minare-
lerinde ise 10 adet şerefe yer
almaktadır. Bu rakam da Cen-
Abidin Dino derki;“İstanbul şehrinin fethi
1453’te başlamış ve Süleymaniye’nin bittiği
güne kadar sürmüştür.”Şüphesiz o, askeri
bir fetihten değil, kültürel bir fetihten bah-
sediyordu. Hakikaten de yedi tepeli güzeller
güzeli İstanbul’un sur içinde kalan üçüncü te-
pesini süsleyen Süleymaniye Camii, İstanbul’u
İstanbul yapan bir şaheserdir.
16’ncı yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın
arzusu üzerine inşa edilmeye başlanan bu
muhteşem cami, kendi yüzyılının en büyük
cami ve külliyesidir. Mimar Sinan’ın maharetli
ellerinde kademeli olarak göğe yükselen bu
mabet, hem Müslüman hem de Hristiyan
aleminde eşi benzeri olmayan bir eserdir.
Ne onun gibi bir kubbe ne de onun gibi bir
külliyeye daha rastlayamazsınız.
43.
41
T R+ TARİH
vaizkürsüsü ve abanoz kapılar
ise tahta oymacılığının en harika
örneklerindendir. Eşsiz güzellikte
olan askılar, kandiller, tunç sam-
danlar, camiye mütevazi ve şık
bir görünüm verir. Süleymaniye
bununla da kalmaz. İçerisinde
bulunan muhteşem hüsn-ü hatlar
ile Osmanlı sanatının muhteşemli-
ğini ortaya koyar. Konyalı Mehmed
Efendi tarafından en iyi mermer-
den yapılan mihrapta bulunan
toplam 746 adet çini tezyinde,
koyu mavi çiniler üzerine beyaz
53 metre yüksekliğinde, 26,5
metre çapındaki dev kubbesini
taşıyan 4 adet fil ayakları var. Bu
fil ayaklarının 2’sinin Mısır veya şu
anda Lübnan sınırları içinde kalan
Baalbek’ten, 2’sinin ise Afyon-
karahisar’ın İscehisar ilçesinden
getirildiğinin rivayet ediliyor. Bir
zamanlar kürsülerinden vaazların
eksik olmadığı, Kur’an-ı Kerim
tilavetlerinin hiç kesilmediği Süley-
maniye’nin yine kendine özel bir
akustiği vardır. Rivayet odur ki;
Süleymaniye Camii’nin akusti-
ğine çok önem veren usta mimar
bir gün içinde tütün olmayan boş
bir nargileyi fokurdatırken, Sultan’a
yakalanır. Bu duruma çok kızan
Kanuni, sebebini sorar. Koca Sinan
fokurdayan suyun sesi sayesinde
caminin akustiğini düzenlediğini
teslim ederek, sultanı ikna eder.
Gerçekten de Sinan ana kubbenin
etrafındaki duvarın 65 noktasına
Anadolu’dan getirtilen boş turşu
küplerini ağızlarını aşağıya bakar
vaziyette yerleştirir ve küplerin
aralarını da yumurtanın akıyla sıvar.
Böylece Süleymaniye muhteşem bir
akustiğe kavuşturur.
Süleymaniye hakkında anlatılan
çok hikaye var. İs odası, cevahir
minaresi, haşere tuzağı… Ne kadar
anlatılsa da ne kadar yazılsa da
onu İstanbul’daki bütün Osmanlı
yapılarının üstünde tutan bir özel-
liği var; içine girdiğinizde insanı
sevgi ile kucaklayan uhrevi ortamı
ve Osmanlı’nın azametini sergiledi-
ği“mütevazi”görünümü.
16’ncı yüzyılda Kanuni
Sultan Süleyman’ın arzusu
üzerine inşa edilmeye baş-
lanan bu muhteşem cami,
kendi yüzyılının en büyük
cami ve külliyesidir.
net’e gidecekleri Hz. Muhammed
tarafından kendilerine bildirilen
on İslam büyüğüne işaret etmek-
tedir. Camiye yakın olan ve kesme
taştan yapılan minarelerin ikisinin
3 şerefeli ve uzun olması, diğer iki
minarenin ise 2 şerefeli ve daha
kısa olması Süleymaniye’ye piramit
şeklinde bir görünüm kazandırır.
Süleymaniye’nin minarelerinin
bir farkı da haklarında anlatılan
efsanedir.
Mimar Sinan yine şantiyeye
geldiği bir gün küçük bir çocuğun
ağladığını görür. Sebebini sordu-
ğunda çocuk Süleymaniye’de çalışan
ustaları göstererek, onu dövdüklerini
söyler. Duruma kızan Sinan hemen
o ustaları yanına çağırır. Ustalar
çocuğun şantiyeye gelerek, minare-
nin yamuk olduğunu iddia ettiğini
ve bu sebeple dövdüklerini söylerler.
Sinan bunun üzerine çocuğun işaret
ettiği minareye bakar ve gerçekten
de eğri olduğunu söyler. Hemen iki
ustayı ellerine ip vererek minarenin
tepesine çıkartır. Ustalar minarenin
şerefesinden aşağıya ip salarlar ve
çocuğun yönlendirmesiyle mina-
reyi düzeltirler. İkna olan çocuk
sevinç içinde oradan ayrılır. Ustalar
Sinan’ın yanına gelerek işin aslını
sorarlar. Sinan da, eğer çocuğu ikna
olmadan gönderselerdi, caminin adı
“eğri minareli cami” olarak etrafa
yayılabilirdi der ve koca mimar ön-
görü yeteneğini ortaya koyar.
Mimarisi kadar süslemeleri de
harikadır Süleymaniye’nin. Minber
ve mihrap mermer oymacılığının;
hatla“Fatiha Suresi”yazılmıştır.
Aynı yerde bulunan renkli pen-
cerelerin birine“La ilahe illallah”, di-
ğer pencereye de“Muhammedur-
rasulüllah”yazılıdır. Ana kubbenin
merkezinde, yeşil zemin üzerine,
altın yaldız ve büyük harflerle yazılı
olan hüsnü hatta ise:“Şüphesiz
ki Allah gökleri ve yeri, yıkılıp yok
olmaktan koruyup tutuyor. Şayet
yıkılırsa ant olsun ki, onlardan son-
ra kimse onları tutamaz. Hakikaten
O, acıyan ve bağışlayandır. (Fatır
Suresi 35/41)”ayeti yazılıdır.
Süleymaniye’nin muhteşem-
liğinin bir diğer emaresi de fil
ayaklarıdır. Süleymaniye Camii’nin
44.
42
Tarih bilinci vesevgisiyle
hareket eden Gaziosmanpaşa
Belediyesi, 18 Mart Şehitleri Anma
ve Çanakkale Zaferi’nin 100. yıl-
dönümü etkinlikleri kapsamında
bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi
rahmetle ve şükranla andı.
Bu sene, 18 Mart 1915 yılında
Çanakkale’nin Gelibolu Yarımada-
sı’nda gösterdikleri kahramanlıklar
ile tarih yazan Türk Ordusu’nun
zaferinin 100’üncü yılını kutlu-
yoruz. Bu şanlı zaferin üzerinden
tam 100 yıl geçmesine rağmen
hala kalplerimizde kayıpların sızısı,
gönüllerimizde zaferin coşkunlu-
ğu var. Sadece ulus olarak değil,
savaşa taraf olan diğer milletlerin
de katıldığı birçok etkinlik ile tarih
sayfaları yeniden aralanıyor, zama-
nın ruhu yaşatılmaya çalışılıyor.
Gaziosmanpaşa Belediyesi ola-
rak, Çanakkale Zaferi’nin 100’üncü
yıl dönümünü“Zaferin 100’üncü
yılında 100 Adımda Çanakkale”
isimli bir etkinlik ile kutladık. Ça-
nakkale Savaşı’nın öne çıkan kah-
raman isimlerinin ve savaş anının
canlandırıldığı etkinlik, belediye
binamızın önünde kurulan platoda
halkımız ile buluştu. Duyguları
canlandıran bu çok özel gösteri ile
Gaziosmanpaşalı hemşerilerimiz
o günlere geri gitti. Şehitlerimizin
ruhuna Prof. Dr. Mustafa Karataş
hocamız tarafından dualar okun-
du, savaş sırasında yenilen arpa
ekmeği ve üzüm hoşafı dağıtıldı.
Programda söz alan Belediye
Başkanımız Hasan Tahsin Usta,
“Bugüne kadar belki tarihimizden
kopuk olarak yaşadığımız günleri
18 Mart 1915 Şanlı Zaferin 100. Yılı’nı Kutladık.
R+ ANMA
45.
43
R+ ANMA
bundan sonradaha iyi bir şekilde
gelecek nesillere taşımanın algısını
oluşturalım. Biz de gençlerimize
özellikle gelecek nesillerimize bu
anı yaşatmak adına burada onlarla
birlikte bu havayı yaşamayı arzu
ettik. Amacımız buradaki görsel-
likle birlikte halkımızın bundan
sonraki yıllarda o kültürü, o tarihi
o duyguyu yeniden yaşaması,
paylaşması ve hissetmesi.”şeklinde
konuştu.
18 Mart 1915’te Ne Oldu?
Birinci Dünya Savaşı tüm
felaketiyle devam ederken, İtilaf
Donanması 18 savaş gemisiyle 18
Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nı
geçmeye niyetlendi. Savunma
planına göre, gemiler Osmanlı
ordusunun topçularının ateş
menziline girinceye kadar pusuda
beklenecek ve ardından baskın
tarzında ateş açılacaktı. Nitekim
böyle yapıldı. Düşman yaklaştıkça
topçuların isabetli atışları ağır ha-
sar veriyor, ancak düşman zırhlıları
da kıyı şeridindeki mevzilerimizi
darmaduman ediyor, kıran kırana
bir savaş oluyordu. İtilaf devletleri
Çanakkale’ye 7 kilometre yakına
kadar sokulmuştu ki Nusret mayın
gemisiyle boğaza döşenen mayın-
lar ve Osmanlı ordusunun cansi-
perane savunması sayesinde, ağır
hasara uğrayan Amiral De Robeck
komutasındaki İtilaf Devletleri,
çekilme kararı alarak, yenilgiyi
kabul etti.
45
Saksı
Orkidenin kökleri ışığaihtiyaç
duyar. Bu nedenle saksınızın şeffaf
olması çok önemli. Saksının altında
bulunan ufak delikleri biraz daha
genişleterek, orkide toprağının
daha fazla hava almasını
sağlamalısınız. Bu işlemi saksının
yanlarına açacağınız deliklerle de
yapmanız mümkün. Eğer estetik
bir görünüm arıyorsanız, bu
durumda beğendiğiniz bir seramik
saksının çevresine 3-4 cm’lik
delikler açarak da kullanabilirsiniz.
Işık, Hava, Isı
Orkide için doğrudan güneş al-
mayan, aydınlık bir ortam tercih
edilmeli. Direk güneş ışığına maruz
kalan orkidenin yaprakları kolay
yıpranacak hatta yanacaktır. Işık ka-
dar orkidenin bulunduğu ortamın
havası da çok önemli. Bu nedenle
orkidenin bulunduğu odayı sık sık
havalandırmalısınız. Orkideler tro-
pik bitki olduklarından ne çok sıcak
ne de çok soğuk istemezler. Bu ne-
denle 15-25 derece arası ideal oda
ısısı olacaktır.
Su
Orkidenizi yaşatmanın altın ku-
rallarından biri de ideal nem ora-
nını tutturmaktır. % 75 – 80 nem
oldukça ideal bir orandır ancak bu
oranı tutturmak için bazı ipuçlarına
ihtiyacınız var. Orkidenin tabanına
su değmemeli bu nedenle bir ka-
bın içine çakıl taşları ve dinlenmiş
su koyduktan sonra orkide saksınızı
da bu taşların üzerine oturtursanız,
onun ihtiyacı olan nem oranını ya-
kalamış olacaksınız. Bu arada yosun
ve bakteriler oluşmaması için bu
suyu sık sık değiştirmeniz gereki-
yor.
Besin
Son olarak lütfen çiçeklerin
sadece su ile beslendiklerini
düşünmeyin. Orkideler de su, ışık,
Biliyor musunuz?
Soğuk kış akşamlarının
vazgeçilmez içeceği
salep, Orkide çiçeğinin
yumrularından
elde edilen tozların,
şekerli süt veya su ile
kaynatılmasıyla imal
ediliyor.
Yakınlarımıza ne kadar değerli olduğunu göstermek için seçilen çiçeklerin başında gelen
Orkide, güç, zarafet, lüks ve sevgi anlamlarına geliyor. Güzellik timsali bu çiçeği yaşatmak ise
incelikli bir mesele…
T R+ HOBİ
hava gibi besinlerin yanı sıra özel
orkide gübresine ihtiyaç duyar.
Piyasadan alacağınız gübreyi
üzerinde yazan talimatlara uygun
olarak kullanırsanız, yılda iki üç kez
açacak muhteşem çiçekleri ile size
gülümseyen bir orkideniz olabilir.
47
Öğleden sonraları, evlerinin
arkabahçesinde yün eğirmeyi çok
seviyor Hanne. Filistin kadınlarının
yaygın sanatı olan yün örgü,
onların asırlık sabırlarının alınyazısı
gibi...Yün topakları günlerce
kaynatıldıkları sudan çıkarılıp
iplere asılıyor; ilahiler, şarkılar
eşliğinde sırayla kadınlar arasında
pay ediliyor, ince eller ince iğlerle
ip kırmaya duruyor.“Bir kadın iğ
tutan ellerindeki maharetten belli
olurmuş”diye boşa söylenmemiş
Filistin’de. Sabrın ipini bugün olmuş
hâlâ Filistinli kadınlar eğiriyor.
İç geçirerek bakıyor bahçenin
arkasında gri ışıltılı bir deniz gibi
uzayan zeytin ağaçlarına Hanne.
Filistin, zeytin gözlü bir kız
çocuğu gibi geliyor ona zeytinliğe
her bakışında. Tatlı bir rüzgâr esiyor
Ürdün yönünden, Eriha nehrinden.
Rüzgâr bazen onunla konuşuyor
gibi gelir Hanne’ye, gene öyle
oluyor.
“Bir misafir çıkıp gelse şimdi,
biri kapıyı tıkırdatsa, biri su istese
benden, gözlerimin içine isteyerek
baksa, biri benden bir şey istese...”
diye kıpırdıyor içindeki yaprak.
Sonra içi titriyor“istemek”
üzerinden açtığı bu bahisle.
Düzeltiyor içini, yokluyor
düşüncelerini, niçin birinin
kendisine muhtaçlığı onu mutlu
edecekmiş ki?“Rabbimize
duyduğumuz ihtiyaç dışında kimse
kimseye muhtaç değildir.”diye
söyleniyor kendi kendine.
Hemen ardından rüzgâr,
zeytinliği yeniden konuşturuyor,
kırçıl gözleriyle bir çocuk gibi
bakıyor ona zeytin ağaçları,“anne”
der gibi,“anneciğim”der gibi her
biri... Şimdi birisi çıkıp gelse ve
kollarını ona uzatarak kucağını
istese ondan...
“Ah”diyor Hanne,“Söz gene
istemeye gelip çattı işte.”
Birine kendisini vermek istiyor,
biri onun ismini çağırsın ve o hep
“Efendim, buradayım.”desin...
Biri ona bağlansın, biri onsuz
yapamasın, biri ona“anne”deyip
sıkıca yapışsın istiyor. İstiyor, istiyor,
istiyor...
Sibel Eraslan, sadece İs-
lam tarihi açısından değil,
insanlık tarihi bakımın-
dan da güçlü kadınları
modern edebiyatın diliyle
bugüne taşıyor. Timaş
Yayınları’ndan çıkan ki-
taplardan biri olan Siret-i
Meryem, cennet kadınları-
nın sultanı Hazreti Mer-
yem’i konu edinir. Eraslan
bu kitabında Hazreti Mer-
yem’i yeniden düşünüyor
ve onu çağımıza yeniden
çağırıyor.
İnsan kadınsa eğer, yüreğinin rüzgârda titreyen bir yaprağa dönüşmesi, an
meselesidir...
T R+ DOSYA
50.
48
GÜÇLÜKADINGÜÇLÜGELECEK
Eğitim ve sağlıkalanında daima
büyüme kaydeden Gaziosman-
paşa Belediyesi, hayata geçirdiği
Kadın Koordinasyon Merkezleri
ile kadınlarımızın hayatlarına renk
kattı.
Her yerde her zaman ailesi
ve toplum için çalışmaktan asla
vazgeçmeyen kadınlarımızın daha
güçlü, kararlı, ilkeli ve becerikli
olmalarını desteklemek amacıyla
“insan odaklı”çalışmalarımızda
kadınlara ayrı bir önem veriyoruz.
Bu nedenle kadınlarımızın yerel
topluluk içindeki konumlarını
güçlendirmek, yaşam çevrelerinde
karşılaştıkları sorunları gidermek
için çalışıyor; eğitim almaları ve
yeni beceriler kazanmaları konu-
sunda son derece hassas ve detaylı
planlamalar yapıyoruz. Bu plan
ve programlarımızın en somut
örneği olan Kadın Koordinasyon
Merkezleri’nde kadınlarımız, çağın
gereksinimlerine uygun olanaklar
ile hem hobi sahibi oluyor hem de
sanatsal faaliyetlerde bulunuyor-
lar. Mesleki derslere devam eden
kadınlarımız kendilerini geliştiriyor,
daha güçlü bir ailenin temellerini
atacakları özel eğitimler alıyor.
Toplum hayatının devamı ve
gelişiminde kadınlarımızın önemli
bir rolü olduğuna inanıyoruz. On-
lar gelecek nesillerin gelişmesinde
öncü rol üstlenirler. Bu nedenle
kadınlarımızın gelişmesi demek
toplumun en temel öğesi olan
ailenin gelişmesi demektir. İşte bu
sebeple Gaziosmanpaşa Belediyesi
Kadın Koordinasyon Merkezi’nin
hedefi, büyüme ve gelişmenin her
aşamasında çocuğu korumak ve
sağlıklı nesiller yetişmesi amacıyla
kadınlarımız aracılığıyla ailelere
yardımcı olmak.
R+ KADIN
51.
49
Kadınlar için ihtiyaçduydukları çeşitli alanlarda (el bece-
risi, sağlık vs.) kurs ve eğitim seminerleri düzenliyor. Okul-
larını (ilk, orta ve üniversite) maddi imkânsızlar sebebiyle
sürdüremeyecek durumdaki genç kız ve çocuklara maddi
yardımda bulunuyor. İlk ve orta dereceli okullarda okuyan
fakir çocuklara kırtasiye ve kıyafet yardımı yapıyor. Kadın
ve ailelere gerektiğinde psikolojik destek imkânı sunuyor.
Hanımların sorunları, sosyal hayattaki çalışmaları gibi ko-
nularda araştırmalar yapıyor. Çeşitli nedenlerle cezaevine
düşen kadınlar ve geride bıraktıkları çocuklar için yardım
çalışmaları yürütüyor. Hanımları meslek sahibi yapabilmek
için çeşitli alanlarda eğitim ve staj imkânı sunuyor. Sağlıklı
nesiller yetiştirilmesi amacıyla verilen aile eğitim program-
larıyla ailelere çocuk gelişimi konusunda destek oluyor.
KadınKoordinasyonMerkezi’ninHedefi:
54
+ RÖPORTAJ
Gaziosmanpaşa İstanbul’daen
büyük kentsel dönüşüm alanına
sahip ilçe konumunda. Kentsel
dönüşümde nasıl bir yöntem
izliyorsunuz?
Gaziosmanpaşa’da kentsel
dönüşüm çalışmaları bizim döne-
mimizden önce başlamıştı. Ga-
ziosmanpaşa 1173 hektar büyük-
lüğünde bir alana sahip. Bu alanın
432 hektarlık bölümü Bakanlar
Kurulu kararıyla“Riskli Alan”ilan
edildi. Bu alanın bazı yerlerinde bi-
nalarımız yeterli güce sahip değil,
bazı yerleri ise zemin problemleri
nedeniyle riskli alan ilan edildi. 432
hektarlık alan Gaziosmanpaşa’nın
aşağı yukarı yüzde 38’ine tekabül
ediyor. Bu 432 hektarlık alanda
aşağı yukarı 30 bin bağımsız bina-
nın yıkılıp, yeniden inşa edilmesi
öngörülüyor. Kentsel dönüşüm
takribi olarak 105 bin insanımızı
direkt olarak ilgilendiren bir konu.
30 bin bağımsız binanın yeni-
den inşa edileceği, 105 bin insanın
hayatını direkt olarak ilgilendiren
böyle önemli bir konunun titizlik-
le ele alınıp, geleceğe dönük bir
planlamayla inşa edilmesi gerek-
tiğine inanıyorum. Göreve geldi-
ğimizde ilk aldığımız kararlardan
biri yıkımları ve ev boşaltmalarını
durdurmak oldu. Kentsel dönü-
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta ile ilçede yaptığı hizmetler ve belediyeci-
lik anlayışı üzerine konuştuk. Gelecek nesillere sorunsuz bir ilçe bırakmak istediğini ifade eden
Başkan Usta, hedeflerinin Gaziosmanpaşa’nın İstanbul’un en gözde ilk 5 ilçesi arasına girmesi
olduğunu söylüyor.
şümü öncelikle bir“master plan”
dâhilinde yapalım, Gaziosmanpa-
şa’yı daha planlı ve programlı bir
şekilde gelecek kuşaklara hazırla-
yalım dedik. Otoparklarıyla, sosyal
donatı alanlarıyla, okullarıyla,
sağlık ocaklarıyla planlı bir şehir
inşa edelim istedik.
Master planımızı bitirmek için
bir yıldır hummalı bir şekilde çalışı-
yoruz. Hamdolsun master planımı-
zı bitirdik. Bizim Gaziosmanpaşa’da
ciddi bir geçmişimiz var. Geçmiş
dönemlerde Gaziosmanpaşa
Belediyesi’nde Meclis Üyeliği,
İmar Komisyon Başkanlığı gibi
görevlerde bulundum. Mesleğimin
getirdiği tecrübe ve birikimlerimi
buraya yansıttım. Dolayısıyla yıl-
lardır Gaziosmanpaşa’da yaşama-
nın, mesleğimi burada icra etmiş
olmanın getirdiği tecrübeyle, 1 yıl
gibi kısa bir zamanda Gaziosman-
paşa’nın master planını bitirmiş
olduk. Bu çalışmanın ilçemize
hayırlı olmasını diliyorum. Gelecek
kuşaklara daha yaşanılabilir bir
Gaziosmanpaşa bırakmayı he-
defliyoruz. Halkımızdan aldığımız
güçle“Yeni Türkiye”ye yakışır,“Yeni
Gaziosmanpaşa”yı kuracağız.
Kentsel dönüşüm çalışmaları-
nızın ne zaman tamamlanacağını
düşünüyorsunuz?
Master plan çalışmamız esna-
sında, nasıl yaparız da, gelecek
nesillere daha sorunsuz bir Gazios-
manpaşa bırakırız diye düşündük.
Bu planlamayı yaparken nüfusa
oranlayarak bir çalışma yaptık.
Gaziosmanpaşa’nın gelecekteki
nüfusunun 850 bin olacağını
varsayarak master planımızı yap-
tık. Buna göre 850 bin kişilik bir
nüfusun otoparkını, sağlık ocağını,
yollarını, okullarını düşünmemiz
gerekiyordu. Velhasıl biz meseleye
bütüncül olarak baktık ve gelece-
ğin nüfusuna göre bir planlama
yaptık. Gaziosmanpaşa’nın gelecek
30-40 yılını yeniden planlamış
olduk. Bu nüfusu daha aşağı bir
seviyede tuttuk.
Bizim“Şehirde Dönüşüm,
Yaşamda Gelişim”diye bir sloga-
nımız, daha doğrusu bir iddiamız
var. Kentsel dönüşüm çalışmaları
En önemli önceliğimiz in-
sanımızın hayatı. Kentsel
dönüşümle başlayacak
inşa sürecinin insanımızın
hem hayatını güvence
altına alacağına hem de
daha konforlu bir hayat
sunacağına inanıyorum.
56
+ RÖPORTAJ
şehirde birdönüşümü, yaşamda
da ciddi bir gelişimi öngörüyor.
Tabi, kentsel dönüşüm çalışmaları
bugünden yarına bitecek projeler
değil, aksine uzun soluklu proje-
lerdir.
Kentsel dönüşümün Gazi-
osmanpaşa’ya kazandıracağı
değerler nelerdir?
Biz gelecek nesillere daha güzel,
daha yaşanabilir, yaşamaktan
gurur duyacakları, iftihar edecek-
leri bir Gaziosmanpaşa inşa etme
hedefiyle yola çıktık. Tabi, bu an-
lamda insanımızın hayatı en önce-
likli meselemiz oldu. Biliyorsunuz
İstanbul deprem kuşağı içinde yer
alıyor. Bizim için kentsel dönüşüm,
aynı zamanda insanımızın hayatını
güvence altına alacak bir çalışma.
Bu depremde bir tane bile insa-
nımızın hayatının sona ermesini
ya da sakat kalmasını arzu etme-
yiz. Biliyorsunuz uzmanların her
zaman söylediği;“İnsanı deprem
öldürmez; zemini, binası sağlam
olmayan yapılar öldürür.”diye bir
söz var. Japonya’da ciddi anlamda
depremler oluyor ama bir insanın
burnu dahi kanamıyor. Biz de gel-
mesi muhtemel bu depreme karşı
insanımızın hayatını önceleyerek
hızlı bir şekilde kentsel dönüşümü
tamamlamak istiyoruz. En önemli
önceliğimiz insanımızın hayatı.
Kentsel dönüşümle başlayacak
inşa sürecinin insanımızın hem
hayatını güvence altına alacağına
hem de daha konforlu bir hayat
sunacağına inanıyorum.
Kentsel dönüşümle Gazios-
manpaşamızın ciddi anlamda bir
zenginleşme yaşayacağına da ina-
nıyorum. Bugün değeri 100 bin lira
olan bir yer, yarın 3-4 katı değer
kazanacak. Bu da Gaziosmanpa-
şamızda ciddi bir gelişme süreci
yaşatacak. Bu süreçle insanımızın
yaşam kalitesinin, konforunun
daha iyi noktalara geleceğine ina-
nıyorum. Bununla birlikte Gazios-
manpaşa lokasyon olarak, İstan-
bul’un tam ortasında bir yerde ve
çok gözde bir konumda. Hemen
15 dakikada İstanbul’un merkezine
gidebilecek bir ulaşım aksına sahip
bir yerde bulunuyoruz. Böyle bir
lokasyonun yeni Gaziosmanpaşa’yı
bir çekim merkezi haline getirece-
ğine inanıyorum.
Bizim planımıza göre kentsel
dönüşüm çalışmaları bittiğinde
ilçemize 30 yeni okul, 10 sosyal
tesis, 5 yeni sağlık tesisi, 3 yeni stat
ve bir üniversite kazandıracağız.
Bugün en önemli sorun olarak
görünen otopark problemini
asgariye düşüreceğiz. İnşallah bu
projelerimiz bittiği zaman Gazios-
manpaşa’da 124 bin araçlık oto-
parkımız olacak. Baktığınız zaman
Gaziosmanpaşa çok yeşil alanı olan
bir bölge değil. Ama bizim çalış-
Bugünün sorunlarını gele-
cek kuşaklara, çocukları-
mıza bırakmak istemiyo-
rum. Her çağın kendine ait
bir ruhu ve bu ruhun da
getirmiş olduğu bir takım
sorunları olur. Biz istiyo-
ruz ki, bugünün sorunları-
nı bugün çözelim.
59.
57
+ RÖPORTAJ
malarımızın sonucundaGazios-
manpaşa 753 bin metrekarelik bir
yeşil alana sahip olacak. Hedefimiz
Gaziosmanpaşa’yı İstanbul’un en
gözde ilk 5 ilçesi arasında görmek.
Gaziosmanpaşa’nın şehircilik
anlamında, yeşil alan anlamında,
kültür anlamında gelecekte en çok
konuşulan, en çok değer üreten bir
ilçe olacağını göreceğiz.
Gaziosmanpaşa’da sosyal ve
kültürel alanda nasıl bir çalışma
içinde olacaksınız?
Gaziosmanpaşa’da bir yandan
fiziki değişim ve dönüşüm yaşanır-
ken, bir yandan da ilçemizi kendi
medeniyetimiz ve uluslararası
şehirlerin kültürel varlık ve dona-
nımları ile güçlendirmek istiyoruz.
İlçemizde iki tane kültür merkezi
kompleksi projemiz var. İnşallah
yakın zamanda yeni merkezlerin
de temellerini atacağız. Tiyatrosu,
sineması, sergi salonları ile eğitim
ve kültür merkezleriyle Gazios-
manpaşa’yı bir kültür merkezi
konumuna getireceğiz.
Günümüzde teknoloji çok
önemli. Akıllı belediyecilik uygu-
lamaları giderek yaygınlaşıyor.
Sizin Gaziosmanpaşa Belediye-
si’nde yeni teknolojilere yönelik
yatırımlarınız var mı?
Bizler görev ve sorumluluk-
larımızı etkin bir şekilde yerine
getirebilmek için teknolojiyi en
iyi şekilde kullanmaya çalışıyoruz.
Tabi, teknolojinin hızına yetişmek
zor. En son teknolojileri halkımızın
hizmetine sunmaya çalışıyoruz.
Hizmetlerimizde teknolojiyi ön
plana alarak çalışmak istiyoruz.
60.
58
+ RÖPORTAJ
Yeni hayatageçirdiğimiz E-İmza projesi İstanbul’da
39 ilçe içerisinde 5 belediyede kullanılıyordu. Biz bu
teknolojiyi kullanan 6. belediye olduk.
E-İmza uygulamasıyla artık vatandaşımız bize
müracaat ettiği andan itibaren ben ve ilgili arka-
daşlarım bu isteği veya talebi internet ortamında
görebileceğiz. Vatandaşlarımıza daha hızlı ve kaliteli
bir hizmet verebilmek için böyle bir uygulamayı
başlattık. Bununla birlikte bugüne kadar kayıtlı tüm
evrakların ve bilgilerin daha hızlı, daha erişebilir
halde olabilmesi adına dijital arşiv dönemini de
başlatmış olduk. Artık vatandaşımızdan gelen her
isteği birebir takip edeceğimiz ve hızlı bir şekilde
geri dönüş yapabileceğimiz bir döneme geçtik.
Belediyemiz arşivlerinin şu anda yüzde 10’u elekt-
ronik ortama yüklenmiş durumda. Dijital arşivimiz
genişledikçe Belediyemizdeki işlemler çok daha
hızlanacak ve kolaylaşacak.
Gaziosmanpaşa çok yoğun bir genç nüfusa
sahip. Gençlere bakış açınız ve onlar adına yaptı-
ğınız çalışmalar nelerdir?
Gençlerimiz bizim için çok önemli. Fırsat bul-
dukça gençlerimizle beraber olmaya çalışıyorum.
Okullarımızı geziyorum, gençlerimizle sohbet edip
düşüncelerini, hayallerini dinlemeye çalışıyorum.
Ben bu şehri atalarımızın bize bir mirası olmaktan
öte çocuklarımızın bir emaneti olarak görüyorum.
Çünkü yarın onlar ilçemizi, ilimizi ve ülkemizi temsil
edecek, yönetecek. Bugünün sorunlarını gelecek
kuşaklara, çocuklarımıza bırakmak istemiyorum. Her
çağın kendine ait bir ruhu ve bu ruhun da getirmiş
olduğu bir takım sorunları olur. Biz istiyoruz ki, bu-
günün sorunlarını bugün çözelim.
Gençlerimize sahip çıkmak için sosyal ve kültü-
rel konularda ciddi bir rol almaya çalışıyoruz. Ama
diğer yandan sportif faaliyetlere de önem veriyoruz.
Çocuklarımızın, gençlerimizin sporun her dalıyla
ilgilenmelerini çok arzu ediyorum. Gençlerimizi
sportif faaliyetlere yönlendirmek için organizasyonlar
yapıyoruz. İnsanımızın daha sağlıklı bir hayat sürmesi
61.
59
+ RÖPORTAJ
için bisikletkullanmayı özendirecek
bir bisiklet yolu projemizi var. Bu
projemizle her yaştan insanımızı
spor yapmaya teşvik ediyoruz.
Sportif müsabakalarda başarılı
olan sporcularımızı ve gençlerimizi
spora teşvik etmek amacıyla zaman
zaman ödüllendiriyorum.
Lise son sınıf öğrencilerimize,
onları okumaya teşvik etmek, bir
nebze olsun sorunlarını çözmek
amacıyla nakdi yardım yapıyoruz.
Bu uygulamayı bu sene başlattık.
İnşallah üniversiteye hazırlanmala-
rı ve bir nebze olsun aile bütçele-
rine katkıda bulunmak için her yıl
düzenli olarak bu nakdi yardımları-
mızı sürdüreceğiz. Bununla birlikte
okullarda başarılı olan gençlerimizi
hem yabancı dil eğitim alsınlar,
hem de başka ülkeler görüp ufuk-
ları açılsın, vizyonları gelişsin diye
yurtdışına gönderiyoruz.
Başkanım çok yoğun bir tem-
poda çalışıyorsunuz. Bu kadar işin
arasında yorulmuyor musunuz?
Tabi, günümüz biraz yoğun
geçiyor. Programlara aşağı yukarı
sabah 7 gibi başlıyoruz. Bazı va-
tandaşlarımız“Sabah 7’de rande-
vu olur mu?”diye latife yapıyor.
Ama sabah saat 7’de bizi ziyaret
edince,“Başkanım biz saat 7’de sizi
bulabilecek miyiz diye düşünüyor-
duk ama bizden önce gelmişsiniz”
diyenler oluyor. Vakti iyi kullanmak
adına bir yandan insanımızın ta-
leplerini, beklentilerini dinliyor, bir
yandan da belediyecilik hizmet-
lerimizi yapmaya çalışıyoruz. Tabi,
bundan dolayı da zaman problemi
yaşıyoruz. Bu zaman problemini
asgariye düşürmek için program-
larımıza erken saatte başlayıp, geç
saatlerde bitiriyoruz.
Gaziosmanpaşalılar şahsımı
Belediye Başkanı seçerek bana ve
aileme büyük bir onur verdiler. Bu
da bize ayrı bir sorumluluk yükledi.
Elimizden geldiği kadar Gazios-
manpaşa’nın sorunları ve dertle-
riyle ilgilenerek, vaktimin büyük
çoğunluğunu onlarla beraber ge-
çiriyorum. Benim en keyif aldığım
anlar halkımızla beraber olduğum,
onların dertlerini dinleyip, onlarla
hemhal olduğum zamanlar. Yor-
gunluğumu en çok onlarla birlikte
olduğum zamanlarda atıyorum.
Sonolarakokuyucularımıza
söylemekistediğinizbirşeyvarmı?
Gaziosmanpaşalı hemşerileri-
me en derin saygı ve muhabbetle-
rimi sunuyorum, dualarında bizleri
eksik etmemelerini arzu ediyorum.
Kentsel dönüşüm çalış-
maları bittiğinde ilçemize
30 yeni okul, 10 sosyal
tesis, 5 yeni sağlık tesisi, 3
yeni stat ve bir üniversite
kazandıracağız. Bugün en
önemli sorun olarak gö-
rünen otopark problemini
asgariye düşüreceğiz.
63.
61
Mesainiz bittikten hemensonra gelen acil(!) etiketli mailler, Pazar günü maaile kahvaltı
sofrasındayken telefon açan müşteriler ya da çocuğunuzun hafta içi saat 14.00’de başlayan
veli toplantısı, bir yakınınızın aniden rahatsızlanmasına rağmen sizin onun yanında
olamamanız. Bütün bunlar tanıdık mı geldi? O zaman bu yazıyı okumalısınız.
Bir bakmışsınız işiniz özel haya-
tınızın önüne geçmiş; siz farkına
bile varmadan rutin bir şekilde
ailenizi ve arkadaşlarınızı ihmal
etmeye başlamışsınız. Peki, ne
yapmalı?
Araştırmalara göre iyi bir
yönetici ya da başarılı bir iş adamı
olmanın yolu iş hayatındaki
başarılı konumu kaybetmeden
sevdiklerimizi mutlu etmenin
formülünü bulmaktan geçiyor.
Diğer bir ifadeyle üst kademelerde
başarılı olmanın yolu, iş ve ev yaşa-
mını özenle bir araya getirmekten
geçiyor. Harvard Business School
öğrencilerinin beş yıl boyunca 4
bine yakın yönetici ile yaptıkları
araştırmaların sonucuna göre iş ve
özel yaşam dengesini korumanın 5
önemli formülü var:
1- Kendi Başarı Tanımını
Yapmak
Hedeflenen noktaya varmak
için yöneticiler ilk adım olarak bir
BAŞARI, DENGE MESELESİ Mİ?
+ BUSINESS
başarı tanımı yapmalıdır. Tabi bu
tanımın zamana ve koşullara bağlı
olarak değişeceğini de unutmayın.
Kadınlar için bu hem işte hem de
evde çalışanları ve çocukları için
rol model olmakken, erkeklerde
sorumluluk sahibi patron ve baba
olarak kendini gösteriyor. Her iki
durumda da önemli olan husus
kişiyi başarıya ulaştıracak doğru
kararları verebilmek.
2- Teknolojiyi Yönetmek
Akıllı telefonlar hayatımıza girdi
gireli iş için ne zaman, nerede ve
nasıl ulaşılabilir olacağımıza karar
vermek çok güçleşti. Nitekim her
zaman aktif olmak performans
düşüklüğüne sebep olabilir. Bu du-
rumda şu çok önemli söz devreye
giriyor:“Çocuk telefondan yetiştiril-
mez.”İyi bir yönetici, elinin altında
bulunan teknolojik aygıtları doğru
ve akıllıca kullanmalı. Takım için
ulaşılabilir olmak önemli, ancak bu
her zaman olmak zorunda değil.
3- Destek Ağları Oluşturmak
İş ve özel yaşamını dengede tut-
mak isteyen üst düzey yöneticiler,
eşlerine ve çocuklarına daha fazla
vakit ayırabilmek için yardımcılar-
dan destek alıyorlar. Alışveriş yap-
mak, yemek pişirmek, evin genel
düzenini sağlamak gibi pratik işleri
yapmak için birilerini tutuyorlar.
Öte yanda duygusal destek de
önemli bir husus. Karmaşık ya da
sinir bozucu durumlarla karşılaşıl-
dığında güvenilir iş arkadaşları da
önemli destekçiler olabilir.
4- Seyahatlerde Seçici
Olmak
Zamanı yönetmek iş ve özel
yaşam dengesi için en önemli aşa-
malardan biri. Özellikle çok sık se-
yahat eden yöneticilerin ya da sık
sık adres değiştiren yöneticilerin
seyahatlerinde seçici davranmaları
özel yaşamlarına da etki ediyor. Ba-
şarılı bir yönetici olmak için önüne
gelen her iş teklifini değerlendir-
64.
62
+ BUSINESS
mek yerine,seçici davranıp, açık
görüşlü, çok yönlü, becerilerini öne
çıkaracak performans sergilemek
de mümkün. Uluslararası deneyim
her zaman çekici ve faydalı olabilir
ancak farklı iş kollarında deneyim
de en az bu kadar faydalı.
5- Partneriniz ile İşbirliği
Yapmak
Meşhur bir laf vardır;“Her
başarılı erkeğin arkasında bir kadın
vardır.”Araştırmalar gösteriyor ki,
kadın ya da erkek olsun, partner-
lerin sağladığı duygusal destek
başarıya uzanan yolda önemli
bir etken. Partnerlerin zaman ve
enerji planlaması, önemli şeylere
odaklanabilme, toplumsal katılım,
seyahatleri düzenlemenin yanı sıra
dürüst eleştirmen olarak var oldu-
ğu ilişkilerde yöneticilerin doğru
kararlar alabilmelerine yardımcı
oluyor.
65.
+ BUSINESS
63
İşinizin Sosyal
HayatınızınÖnüne
Geçtiğini Gösteren
7 Belirti
· Eve iş getirmek
· Geceleri çok geç saatlere kadar ve/
veya hafta sonları çalışmak
· İşle ilgili zorunluluklarınız ya da
teslim tarihleri yüzünden sosyal
planlarınızı sürekli iptal etmek
· Depresif bir ruh hali ve/veya enerji
düşüklüğü
· Zayıf uykular (işle ilgili rüyaları
görmek)
· Değer verdiğiniz diğer insanlarla
ve/veya çocuklarla sorunlar
· İştahta ve kiloda değişiklik
65
Türkiye siyasi tarihindedönem dönem gündeme gelen ve tartışmalara sebep
olan Başkanlık Sistemi nedir? Avantajları nelerdir? Dünyadaki örnekleri
nasıldır? İşte; Başkanlık Sistemi hakkında merak ettikleriniz...
68.
66
Bir mahkeme salonunagirdi-
ğinizde hakim ve savcıların sırtını
dayadığı duvarda bir yazı karşılar
sizi:“Egemenlik kayıtsız şartsız mil-
letindir.” Türkiye Cumhuriyeti siyasi
rejimleri de başlangıçtan itibaren
meşruluğunu milletten almıştır ve
gerek tek partili dönemde gerekse
çok partili parlamenter sistemde
hep milletin egemenliğine vurgu
yapılmıştır. Ancak sistemin başarı-
sızlığı bazı akademisyenler ve siyasi
çevreler tarafından fark edilmiş ol-
malı ki, 1980’in bahar aylarında aka-
demik ve siyasi çevreler tarafından
Başkanlık Sistemi tartışılmaya açıldı.
Bunda hükümet istikrarsızlıklarının
yoğun olarak yaşandığı 1970’ler de
etkili olmuştur. Hükümet sisteminin
Başkanlık veyaYarı Başkanlık Siste-
mi’ne geçilmesi 1980’lerde Turgut
Özal, 1990’ların sonunda Süleyman
Demirel ve 2005’de Recep Tayyip
Erdoğan tarafından yeniden Türkiye
siyasi gündemine taşındı. Ancak
dönemin siyasi ve akademik çevre-
lerinden yeterli desteği alamadıkla-
rından rafa kaldırıldı. Böylece dev-
let-millet yabancılaşması, siyasette
demokrasi açığı, ekonomide azge-
lişmişlik ve güvenlik alanında dışa
bağımlılık gibi birçok yapısal sorun
Türkiye’nin üzerine kara bulut gibi
çöktü. Bugün yükselen Türkiye’nin
önündeki tüm yapısal ve ideolojik
engelleri yıkmak ve devlet-millet
buluşmasını daha demokratik bir
zeminde tesis etmek maksadıyla
Başkanlık Sistemi Türkiye için gayet
net ve açık bir ihtiyaçtır.
Dünyada Başkanlık
sistemi
Dünyada Başkanlık Sistemi Ame-
rika kıtası ile Sovyet sonrası bağım-
sızlığını kazanan ülkelerde yaygındır.
Avrupa kıtasında bazı ülkelerde yarı
başkanlık veya karma sistem gelişmiş
durumda. Fransa ve Finlandiya yarı
Başkanlık Sistemi’yle yönetilirken,
Avusturya, İrlanda, İzlanda, Bul-
garistan, Slovakya ve Slovenya bir
çeşit karma sistem olan“başkanlı
parlamenter”sistem ile yönetiliyor.
İngiltere de dahil olmak üzere bu
saydığımız ülkelerin hepsi liberal
demokrasi ilkesine dayalı rejimler
ile yönetiliyor.Yani millete dayalı
egemenlik anlayışı, kuvvetler ayrılığı
ilkesi, hukuk devleti ve çok partili
hayat ve serbest seçimler sistemin
temel yapı taşlarıdır.
nı öngörür. Böylece başkan yürütme
gücünü elinde bulunduran egemen
olur ki bu hükümet meclisin işine
karışmaz, meclis de hükümetin işine
karışmaz. İki erk birbirinden kesin
olarak ayrılmış olur.Yasama, yürütme
ve yargı kurumlarının tam ve kesin
ayrılığı anlamına gelen bu rejimde,
hükümet doğrudan doğruya halka
sorumlu durumunda olur.
Daha çoğulcu bir meclis
Meclis, Başkanlık Sistemi’nin ayrıl-
maz bir parçasıdır, tıpkı Amerika ya
da Rusya’da olduğu gibi. Amerika’da
“kongre”olarak adlandırılan meclis,
Brezilya’da“Ulusal Kongre”, Rusya’da
ise“Duma”adıyla faaliyet gösteriyor.
Ülkemize Başkanlık Sistemi geldi-
ğindeTürkiye Büyük Millet Meclisi
varlığını sürdürmeye devam edecek.
Hatta barajın olmadığı daha zengin
bir meclis aritmetiğine kavuşma
imkânı doğacak.
Dahademokratikbirülkeiçin
Doğrudan halk tarafından seçilen
bir başkanlık makamı üretecek olan
Başkanlık Sistemi, yürütmedeki
çift-başlılık sorununa da bir son vere-
cek. BöyleceTürkiye’nin son dönem-
lerine damgasını vuran hükümet
krizlerinin önüne geçilmiş olacak.
ÜstelikTürkiye gibi farklı kültür, din
ve inanışların bir arada yaşamaya
çalıştığı bir ülkede halk iradesinin
direkt olarak devlete yansıyacağı
demokratik meşruiyet sahibi bir
hükümet kurulacak. Ayrıca seçilecek
olan başkan, toplumun en az yüzde
ellisinin oyunu almak zorunda olaca-
ğından, halkı kucaklayan bir kimlik
ve duruş sahibi olacaktır.
+ DOSYA
Türkiye, Başkanlık Siste-
mi sayesinde, yürütme
ile yasama erklerinin net
bir şekilde ayrıştığı, et-
kin, hızlı ve istikrarlı bir
hükümet ile yönetilecek.
Dengeye dayalı bir sistem
Başkanlık Sistemi genel hatlarıyla,
yasama, yürütme ve yargı organları
arasında kesin bir ayrım ve denge
demektir. Parlamenter sistem ise
ülkemizde de olduğu gibi yumuşak
kuvvetler ayrılığına dayanır. Parla-
menter sistem hükümetin parlamen-
to tarafından seçilmesini, Başkanlık
Sistemi’yse doğrudan halk tarafından
seçilen başkan tarafından kurulması-
69.
67
Başkanlık Sistemi’ne
yabancı değiliz
BaşkanlıkSistemi’ne geçiş Anaya-
sa’da pek çok değişiklik yapılmasını
ve özellikle ülkemizin idari yapısının
yeniden yapılanmasını gündeme
getirecek. Bu bağlamda daha güçlü
yerel yönetimler oluşturulacak.
Türkiye bugün AvrupaYerelYöne-
timler Özerklik Şartı’nı, iki madde
hariç, kabul etmiştir. Buna göre
yerel yönetimlerde bir tür Başkanlık
Sistemi uygulanmakta yani 5 yılda
bir düzenlenen yerel seçimlerde
halk hem belediye başkanını hem
de belediye meclisini seçmektedir.
İstikrar sürecek
Türkiye, Başkanlık Sistemi saye-
sinde, yürütme ile yasama erkleri-
nin net bir şekilde ayrıştığı, etkin,
Türkiye için tarihi fırsat
Son söz olarak, Başkanlık Siste-
mi’ne geçiş, ülkenin son yıllarda siya-
set ve ekonomide yakaladığı ivmenin
ve reform sürecinin kalıcılık kazan-
ması ve gelecek hedeflerine uygun
bir yönetim sistemiyle taçlandırılması
için tarihi bir fırsat olarak görülmeli-
dir. Ayrıca bilinen bir gerçek var ki, bir
ülkenin siyasal kültürünün arkasında
binlerce yıla dayanan gelenekleri ve
kurumları yer alır.Türk siyasal kültürü
geçmişten beri güçlü lider mitosuna
dayanmıştır.Türkiye’nin başarı sağ-
ladığı dönemler hep güçlü liderlerin
olduğu dönemlere denk gelmiştir. Bu
nedenle Başkanlık Sistemi’ninTürki-
ye’nin siyasal kültür genlerine daha
uygun olduğunu söyleyebiliriz.
Türkiye’ye özgü
bir model:
Parlamenter rejim,
bizce artık tarihi misyonunu
tamamlamıştır. Nitekim dün-
yanın hiçbir bölgesinde bu
sistem kitaplarda yer aldığı
şekilde uygulanmamaktadır.
ABD’de yıllardır uygulanan
ve tüm dünyada “Başkanlık
Sistemi” olarak adlandırılan
modelin asıl adı “Kongre
Hükümeti”dir. Bu model-
de eyalet sistemi ve tam
başkanlık uygulaması vardır.
Benim yıllardır üzerinde
çalıştığım model, Fransa’da
ki Yarı Başkanlık Sistemi’yle,
ABD’deki tam Başkanlık Sis-
temi’nin karması bir modeli
öneriyorum. Bu sistem Fran-
sız üniter yapısıyla ABD’de
ki başkanlık yetkilerini
buluşturuyor. Yani hem üniter
yapı korunuyor hem de tam
başkanlık yetkileri kullanıla-
biliyor.”
Prof.Dr.BurhanKUZU
(İstanbul Üniv. Hukuk Fakültesi)
+ DOSYA
Kaynak:
* http://setav.org/tr/nasil-bir-
baskanlik-sistemi/video/18692
Türkiye’nin önündeki tüm
yapısal ve ideolojik engel-
leri yıkmak ve devlet-mil-
let buluşmasını daha
demokratik bir zeminde
tesis etmek maksadıyla
Başkanlık Sistemi Türkiye
için gayet net ve açık bir
ihtiyaçtır.
Başkanlık
Sistemi diktatörlük
getirmez:
“Başkanlık modelin-
de önemli olan şey temel
kuralların oturması. İstikrarı
sağlayacak etkin bir yöneti-
min olması, yine parlamento-
nun üstünlüğünü sağlayacak
bir yapılanmanın olması ve
bu güçler ayrılığının aynı
zamanda bir denge ve fren
mekanizması içerisinde for-
müle edilmesidir.”*
Prof.Dr.BurhanettinDURAN
(SETA Vakfı Direktörü)
ONLAR NE DİYOR?
hızlı ve istikrarlı bir hükümet ile
yönetilecek. Siyasette elde edilecek
olan istikrar ekonomik büyümeyi
de beraberinde getirecek. Dünya-
daki örneklerinden de görüldüğü
gibi, istikrarlı bir kalkınma per-
formansı başkanlık sistemlerinin
olağan neticesidir.
70.
68
R+ ÇEVRE
Hayata geçirdiğiinsan odaklı hizmetleriyle çevreci beledi-
yecilikte çığır açan Gaziosmanpaşa Belediyesi, daha temiz ve
daha güzel bir ilçe için daima yeni projeler üretiyor.
Daha temiz daha güzel bir Gaziosmanpaşa için çalışan be-
lediyemiz, ilçede bulunan çöp konteynerlerini yerin altına ta-
şıyarak, çevreye ve doğaya saygılı duruşunu sürdürüyor. Bili-
yoruz ki, toplumun tüm kesimleri adına çevrenin ve doğanın
korunması, ilçe belediyelerinin temel sorumluluklarından biri.
Bu nedenle her türlü altyapı çalışmalarını hazırlıyor, çevrenin
korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla şartlara en
uygun geliştirilebilir teknolojiyi belirliyor ve hayata geçiyoruz.
Çevrenin korunması sorumluluğunu ihmal etmenin, görevimi-
zi yerine getirememek anlamına geldiğini biliyoruz.
Gaziosmanpaşa Belediyesi olarak gelecek nesillere yaşana-
bilir ve nefes alınabilir bir çevre bırakmak amacıyla yasaların
bize sunduğu sorumluluk ve yetki çerçevesinde hareket edi-
yoruz. Bu minvalde yeni temizlik filosu ile daha modern bir te-
mizlik ekibi kurduk. Böylece çevre için daha az sorun oluşturan
yer altı çöp konteynerleri ilçedeki görüntü kirliliğinin de önüne
geçmiş olduk.
Gaziosmanpaşa’nın huzur ve mutluluğunu amaçlayan Gazi-
osmanpaşa Belediyesi ilçe sınırlarında hayata geçirdiği yeni ve
yenilenmiş park projeleri ile de çocuklarımızın yüzünü güldü-
rüyor.
Çocuklarımızın okul sonrası zamanlarını ve tatil günlerini
eğlenceye doyarak geçirmelerini sağlamak amacıyla daha mo-
dern ve zengin eğlence üniteleriyle donatılmış parklar kurduk.
Daha yeşil bir Gaziosmanpaşa için kolları sıvayan belediyemiz,
7’den 70’e çocuklarımızın, gençlerimizin ve tüm halkımızın ge-
zip eğlenmesini ve huzurlu anlar geçirmesini sağlayacak olan
parklar inşa ederek, sokaklarda geçirilen her anın da değerli ve
kaliteli olmasını sağlamayı hedefliyor.
ÇEVREYE VE
DOĞAYA SAYGILI
71.
69
R+ ÇEVRE
Yeraltı ÇöpKonteynerleri
Yeraltı çöp konteynerleri 5,5 metreküplük
kapasitesiyle yer üstü konteynerlere göre
çok daha fazla kapasiteye sahip. Yeraltına
alınan büyük konteynerler ile yüzeyde şık
paslanmaz çelikten bir görüntü verirken,
atık ve geri dönüşüm malzemelerinin kay-
nakta ayrılmasını sağlıyor. Bulunduğu çevre
ile uyumlu olan bu sistem, Gaziosmanpaşa
Belediyesi’nin çevreci, estetik ve modern bir
ilçe görünümüne bürünmesini sağlayacak.
71
Kenan Sofuoğlu, motorsporları
alanında dünya şampiyonluğu
kazanmış ilk ve tek Türk sporcu.
İmam Tahir hocanın torunu, İrfan
Usta’nın oğlu olan Sofuoğlu,
halen Sakarya’da yaşıyor. İstan-
bul’dan ve imkanlardan uzakta
başladığı yolculuğunda en önemli
destekçisi onun gibi yarışçı olan
abileri Bahattin ve Sinan Sofuoğlu
ve elbette ki annesi ve babasıydı.
Hepsi tek yürek oldular ve inan-
dılar. İlk başarı babasının imzalı
dilekçesiyle katıldığı 2000 İzmir
Pınarbaşı Pisti’nde geldi ve Kenan
Sofuoğlu abisinin yerine katıldığı
ilk yarışı birincilikle tamamladı.
2001 Balkan Şampiyonası’nın Tür-
kiye ayağında abileriyle beraber
katıldığı yarışta Sofuoğlu kardeş-
ler ilk üçte yer aldılar.“Kadere
inanmak lazım.”diyor Sofuoğlu,
istemek ve azmetmek gerek.
Babasının tamirci dükkanı
onun tutkusuydu, babasının tamir
ettiği motorlar da kaderi oldu.
Maddi imkansızlıklardan dolayı
üç kardeşin bu yolda yürümesi
imkansızdı. Bu nedenle en küçük
olduğu için Avrupa’daki yarışla-
ra Kenan’ı göndermeyi seçtiler.
Kazanmaktan başka çaresi yoktu.
Babası tamirhanesindeki motor-
ları, abisi de arabasını sattı ve onu
Avrupa’ya gönderdiler. Umut, hırs
ve yetenek dışında başka serma-
yesi olmayan genç yarışçının, her-
kesten ve her şeyden uzakta tek
dostu hırsı ve inancı oldu. 2002
yılında Yamaha Cup’ta birinci oldu
ve ilk Avrupa zaferini kazandı. Ve
ardından katıldığı yarışlarda ba-
şarılar ardı sıra gelmeye başladı.
2007’de İngiltere’de katıldığı Su-
persport Dünya Şampiyonası’nda
en yakın rakibini 143 puan farkla
geride bırakarak altın kupayı aldı.
Şeytanın bacağını kıran Sofuoğlu,
başarılarının arasında olmadık
zamanlarda yaşadığı kayıplarıyla
sarsıldı. İki abisini de farklı zaman-
larda trafik kazalarında kaybetti
ama yılmadı. Acılarının ardından
yola devam eden ender sporcu-
lardan biri oldu ve 2012’de bir kez
daha dünya şampiyonu oldu.
Kenan Sofuoğlu hiç vazgeç-
medi. Tekrar tekrar kazanmak için
çıktığı pistlerde bugüne kadar 48
kez podyuma çıktı ve 21 kez bi-
rincilik aldı. Onun hatırına Türkiye
Motosiklet Federasyonu kuruldu.
O, Supersports Şampiyonası’nın
gelmiş geçmiş en başarılı Türk
pilotu olarak adını tarihe altın
harflerle kazıdı.
HIZLI VE BAŞARILI
2007, 2010, 2012 Dünya Supersport Motosiklet Yarışları’nın şampiyonu Kawasaki
Pucetti pilotu Kenan Sofuoğlu, 2015 sezonunun ilk kupasını İspanya’da düzenlenen
yarışta havaya kaldırdı.
+ SPOR
Bahadır ÖMÜR
74.
72
SAĞLIKLI VE SPORTİF
BİRGAZİOSMANPAŞA İÇİN ÇALIŞIYORUZ
Gaziosmanpaşa Belediyesi, “Spor sağlıktır.” sloganından hareketle gençleri ve tüm
Gaziosmanpaşalı hemşerilerimizi spora teşvik amacıyla hazırladığı etkinlikler ile daha
sağlıklı bir toplum için çalışıyor.
R + SPOR
Başkan Usta:
“Biz topoğrafik
yapımız el verdiğince
sokaklarımızı,
caddelerimizi ve
parklarımızı bisiklet
kullanımına uygun
hale getireceğiz.”
Bisiklet Şenliği
Gaziosmanpaşa Belediyesi ve
Gaziosmanpaşa Kent Konseyi
Gençlik Meclisi’nin ortak düzenledi-
ği ve Bisikletliler Derneği’nin katkı
verdiği 1. Gaziosmanpaşa Bisiklet
Şenliği’nde bütün bisikletseverler
bir araya geldi. Hem sağlıklı yaşamı
desteklemek hem de çevre bilinci
oluşturmak amacıyla düzenlediğimiz
şenlikte 500’ü aşkın bisiklet kullanıcısı
Belediye Başkanımız Hasan Tahsin
Usta’nın işaretiyle pedal çevirmeye
başladı. Yarış Gaziosmanpaşa Mey-
danı’ndan başlayarak Recep Tayyip
Erdoğan Gençlik Parkı’nda verilen bir
molanın ardından belediye binamız
önünde tamamlandı. Burada izleyi-
75.
73
cileri ve yarışmacılarıgüzel bir
sürpriz bekliyordu. Gaziosman-
paşa Belediyesi önünde kurulan
tören alanında nefes kesen
bir bisikletli akrobasi gösterisi
yapıldı. Törende konuşma yapan
Başkan Usta, bisikletin sağlık
ve çevre açısından faydalarına
değindi ve konuşmasına“Biz
topoğrafik yapımız el verdiğince
sokaklarımızı, caddelerimizi ve
parklarımızı bisiklet kullanımına
uygun hale getireceğiz. Bugün
yaptığımız bir yarışma değil,
bisiklete binmeyi teşvik etmeyi
amaçlayan bir etkinlik. Buraya
gelerek şenliğimize katılan genci
yaşlısı 500’den fazla insanımıza
kutluyor ve onlara teşekkür edi-
yorum.”sözleriyle devam etti.
Basketbol Turnuvası
İstanbul Kalkınma Ajansı,
Gaziosmanpaşa Kaymakamlı-
ğı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü,
Türkiye Basketbol Federasyonu
ve Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin
katkılarıyla düzenlenen“Takım
Ruhuyla Sağlıklı Gelişim ve Sosyal
Etkileşim için 3x3 Basketbol”
projesi kapsamında“3X3 Sokak
Basketbolu Turnuvası”coşku
ve heyecan ile sporseverlerle
buluştu. Gaziosmanpaşa Beledi-
yesi bahçesinde gerçekleştirilen
turnuvaya ilçemizdeki liselerde
okuyan 64 takım ve 650 öğrenci
katıldı. Spora ve sporculara veri-
len desteğin en güzel örneklerin-
den birinin yaşandığı turnuva 3
gün sürdü ve dereceye girenler
ödüllerini Belediyesi Başkanımız
R + SPOR
Başkan Usta:
“Gençlerimizin sportif
faaliyetler içerisinde
bulunması bizlere
heyecan veriyor. Bundan
sonra da sizleri bu tarz
aktivitelere teşvik etmek için
imkanlarımızı kullanacağız.”
Gaziosmanpaşa
Basketbol Okulu
Gaziosmanpaşa Belediyesi
Mevlana Mahallesi’nde bulunan
Mevlana Anadolu Lisesi Kapalı
Spor Salonu’nda 4-17 yaş
aralığındaki çocuk ve gençlere
yönelik basketbol kursları
veriliyor. Baskebola gönül vermiş
çocuk ve gençlerimizin temel
basketbol eğitimi alabilecekleri
kurslar hafta sonları
düzenleniyor. Ayrıntılı bilgi için
Serkan İshakoğlu ile iletişime
geçilebilir.
(Telefon : 0546 807 62 04)
Hasan Tahsin Usta’nın elinden aldı.
Turnuvanın açılışında konuşma yapan
Başkan Usta, gençleri spor yapmaya
teşvik edecek her türlü katkıyı suna-
caklarının müjdesini verdi ve sözleri-
ne,“Üniversite sınavını hazırlanırken
bu turnuvaya katılmanız ne derece
başarılı olduğunuzu gösteriyor.
İnşallah 3 gün sürecek bu turnuvanın
sonunda dereceye girenlere ödülle-
rini takdim etmek için tekrar birlikte
olacağız”diyerek devam etti.
76.
ONUN YAKTIĞI IŞIK
HALAAYDINLIK
Anadolu’da barış, kardeşlik ve dayanışma deyince akla üç isim geliyor; Mevlânâ Celâ-
leddîn-i Rûmî, Hacı Bektâş-ı Veli ve Yunus Emre. Öğretileri Bektâşi tarikatının doğmasına,
Yeniçeri Ocağı’nın kurulmasına vesile olmuş bu zat-ı ali, Hacı Bektâş-ı Veli’dir.
himayesine giren ve Mekke’ye giderek hac görevini
yerine getirerek “hacı” unvanını alan Bektâş’ın Anadolu’ya
gelmesi ise bağlı olduğu şeyh Ahmed Yesevi’nin işaretiyle
olmuştur.
Kültürümüzün büyük evliyaları arasında
bulunan Hacı Bektâş-ı Veli, Anadolu Selçuklu
Devleti’nin son yılları ve Osmanlı Beyliği’nin
kuruluş yıllarına şahit olmuş bir zat. O,
Doğudan Moğol saldırılarının, batıdan ise
Haçlı Seferlerinin İslam coğrafyasını baskı ve
işgal altına aldığı kritik bir zaman dilimin-
de Anadolu’da sadece manevi konularda
değil, dini, iktisadi, askeri, sosyal her konuda
önemli çalışmalar yaptı ve liderler yetiştirdi.
Vefatının ardından neşet eden Bektaşilik
tarikatı, Farsça ve Arapçanın hakim olduğu
bir dönemde, Türkçeye hassasiyet gösterdi,
Türkçenin gelişmesinde ve yayılmasında rol
oynadı. Peki, Anadolu’nun Türkleşmesinde
ve İslamlaşmasında önemli bir rolü bulunan
Hacı Bektâş-ı Veli kimdir?
Hacı Bektâş-ı Veli’nin vefatının ardından
tekkenin piri olan Musa Abdallah’ın yazdığı
Velayetname’ye göre Hacı Bektâş-ı Veli, Hz.
Ali’nin soyundan geliyor. Nişapur şehrinde
dünyaya gelmiş, orada büyümüş ve Lok-
man-ı Perende adlı bir mutasavvıf tarafından
yetiştirilmiştir. Ardından Ahmed Yesevi’nin
Erol Akyavaş, Miraçname
(Ceyda Çarmıklı Kılıçaslan Koleksiyonu)
77.
Makâlât-ı
Hacı Bektâş-ı Veli
HacıBektâş-ı Veli’nin en
hacimli ve baş eseri olan
Makâlât, Anadolu’daki
Türk Edebiyatının ilk
çağlarına ait nadir ve
önemli bir çalışmadır.
Yaradan’a kavuşmak
için şeriat, tarikat, ha-
kikat ve marifet olarak
tanımlanan dört kapı ve
bu kapılardan girilerek
ulaşılan kırk manevi
merdiveni anlatan bu ki-
tap, Türk Edebiyatı ho-
cası müteveffa Prof. Dr.
Mahmud Esad Coşan’ın
uzun süren çalışmaları
sonucu dilimize ve lite-
ratüre kazandırılmıştır.
75
+ DOSYA
Hacı Bektâş-ı Veli, kültürlerin
birbirine eklemlendiği Anadolu’nun
çok özel bölgelerinden biri olan
Nevşehir’in Kapadokya bölgesinde
yaşamış. Bugün onun mirasının
etkisiyle Hacıbektaş olarak ad-
landırılan bu yerleşim yeri, onun
öğretilerinin tüm Anadolu’ya
yayıldığı merkez olmuş. 13’üncü
yüzyılda çilehane olarak kullanılan
yer, zaman içinde yapılan restoras-
yonlar ve ek binalar ile son halini
aldı. Günümüzde Hacı Bektâş-ı Veli
Külliyesi ve Müzesi adıyla ziyaretçi-
lerini ağırlıyor ve her sene Ağustos
ayının ikinci haftasında önemli bir
etkinliğe de ev sahipliği yapıyor.
16-18 Ağustos 2015 tarihleri arasın-
da yapılacak olan 52.Ulusal 26.Ulus-
lararsı Hacı Bektâş-ı Veli Anma
Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlik-
leri, onun bilgeliğini ve kardeşlik
duygularını yeniden hatırlanmasına
vesile oluyor. Böylece Hacı Bektâş-ı
Veli’nin Anadolu’da yaktığı çerağ,
gönüllere tevhid, zihinlere takva
oldu. O, toplumun her kesiminden
insanının sözlerinde, amellerinde
ve davranışlarında doğru olmayı
öğütledi. O, “İri olalım, diri olalım,
bir olalım.” diyerek birlik ve bera-
berliğin yayılması için çabaladı, kurt
ile kuzuyu kardeş yapmış, barış ve
kardeşlik ortamının tesis edilmesi
için çalıştı.
Hacıbektâş ilçesinde bulunan
müzeyi ziyaret edenler, 1963’te
aslına uygun olarak yeniden inşa
edilen Taç Kapı, Sadrazam Halil
Paşa’nın eşi Fatma Fikriye Hanım
tarafından yaptırılan Üçler Çeşmesi,
Aş Evi, Kızılca Halvet olarak anılan
Çilehane, Pir Evi olarak anılan Hacı
Bektâş-ı Veli Türbesi’ni mutlaka zi-
yaret etmeliler. Bu ziyaret esnasında
en çok dikkat çeken şey, külliyenin
değişik yerlerine yerleştirilmiş özlü
sözler. Onun insanı öne çıkaran ve
nefse hakim olunarak elde edilecek
olan güzellikleri anlattığı bilgelik
kokan cümlelerini, külliyenin mima-
risine hakim olan Selçuklu sanatını
yansıtan plan ve detaylar tamam-
lıyor. Özellikle birbirine geçme
mermerler ile yapılan türbenin giriş
kapısının basık kemerinin hemen
üzerinde bir Selçuklu simgesi olan
“çift başlı kartal” figürü dikkat
çekiyor. Hacı Bektâş-ı Veli Müzesi
ise, Bektâş dergâhına ait günlük
kullanım eşyaları, el yazmaları, hat
örnekleriyle dolu.
Anadolu’nun önde gelen evli-
yalarından biri olarak kabul edilen
Hacı Bektâş-ı Veli, Türk kültürünün
İslam öncesiyle sonrası arasındaki
geçişinde güçlü bir köprü kurdu.
Anadolu’dan doğan Balkanlara
kadar yayılan düşünce sistemi, Türk
kültürünün yaşatılmasında önemli
rol aldı. Felsefesinin temelinde
insan sevgisi olan Hacı Bektâş-ı Ve-
li’nin öğretileri aradan geçen bunca
zamana rağmen hala geçerliliğini
koruyor ve onun yaktığı ışık yolu-
muzu aydınlatmaya devam ediyor.
78
Timur Acar’la ilkkez yıllar önce
Oyun Atölyesi’nin fuayesinde
karşılaştım. Birbirimizi ekranlardan
biliyorduk ama tanışmamız o ti-
yatro fuayesinde oldu ve sanki çok
önceden tanışıyormuşuz gibi sarıl-
dık, kucaklaştık. O günden bu yana
diyaloğumuz kesilmedi. Adamdır,
beyefendidir, iyi insandır, çok yete-
nekli bir oyuncudur ve içtenliğini
ilk görüşte anlarsınız. Ben bunları
söylerken Timur Acar karşımda
oturuyor ve yüzü kızarıyor.‘Yapma
be abi, o kadar da abartma.’ diyen
iç sesini duyar gibiyim. Bugün Ker-
tenkele dizisinin sevilen karakteri
“sahte imam”ı canlandıran Timur
Acar ile hayata ve tiyatroya dair
keyifli bir röportaj yaptık.
Hayatı dizilerde geçen bir
adam gibisin. Rol aldığın her dizi
çok seviliyor. Bu doğru iş yaptı-
ğından mı yoksa halkın seni çok
benimsemesinden mi kaynakla-
nıyor?
Biraz yoğun gibi görünse de
hep TV’lerde değilim. Diziler
bitiyor ama tekrarları bitmiyor. Bu
nedenle sokaktaki insan da tuhaf
tepkiler veriyor. Bir sene önce
bitmiş bir dizi halen yayınlanınca
insanlarda devam ediyor zanne-
debiliyor. Ayrıca ekranlara yakın
biriyim ve insanlar samimiyetimi
“İnsanlara güzel, samimi ve sıcak olursanız, insanların hoşuna gidiyor ve
seviliyorsunuz.”
kolaylıkla hissedebiliyor. Çünkü
ekran dokunmaktır, eğer ekrandan
insanlara güzel, samimi ve sıcak
olabilirseniz, insanların hoşuna
gidiyor ve seviliyorsunuz.
Geçmişe doğru gidelim. Nerede
doğdun? Nerede büyüdün? Nasıl
bir çocukluk geçirdin? İstanbul’a
geliş hikâyen nedir?
İstanbul’a geliş hikâyem biraz
uzun. 1979 yılında Almanya’nın
Münich kentinde, işçi bir ailenin
çocuğu olarak doğdum. Ailem ben
5 yaşındayken Türkiye’ye kesin
dönüş yapmışlar. Memleketimiz
olan Sakarya’ya yerleşmiş, ardın-
dan İstanbul’a gelmişler. Bende ilk,
orta ve lise eğitimimi İstanbul’da
tamamladıktan sonra üniversiteyi
okumak için İzmir’e gittim. Dokuz
Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları
Bölümü’nde okudum. 2006 yılında
mezun olduktan sonra İstanbul’a
döndüm. Tiyatro yapmak pek ak-
lımda yoktu. Hani bazıları ortaokul-
da başlamıştır, kimileri de lisede,
bende yoktu öyle bir şey. Ben top
peşinde koşan bir adamdım.
Tiyatroyla ne zaman tanıştın?
1999 yılında Temmuz ayın-
da meydana gelen depremde
tanıştım. Biraz acı olsa da benim
+ RÖPORTAJ
İstanbul’un yok olan
mahalle kültürüyle
büyüdüğüm için bu hayat
tarzından vazgeçmesi
de zor geliyor. Hayatı
lükse bağlamak bizim
için hayattan bir damarın
kopması demek.
81.
79
için hayat banabu yolu gösterdi.
Sakarya merkezde yaşayan bir
tiyatro salonunun yıkılmasının
ardından sahipleri ailemin yaşadığı
ilçeye geldi. Tiyatroları için genç
tiyatrocular arıyorlardı, ben de
başvurdum ve sahneye çıkmanın
zehrini tattım. O günden sonra da
bu işin peşini bırakmadım.
Türkiye seni dizilerle tanıdı,
kısa zamanda ekranın komik
yüzlerinden biri oldun. Komedi
senin tercihin mi, yoksa sektör
seni buraya doğru mu çekti?
Bu kadar komedi oynayacağımı
ben de düşünmemiştim, bir kere
böyle başlayınca onu kırmak zor
tabi. Ama onu da başaracağız
inşallah. Kimse riske girmek istemi-
yor sanırım. O yüzden de belli işler
belli insanlara gidiyor. Bunu kırmak
sanırım kendi senaryonu yazmana,
kendi işini çekmene bağlı. Örnek
diyorsan Engin Günaydın’ın yazıp
oynadığı Vavien... O ne güzel bir
filmdir, buna rağmen ne kadar az
gişe yapmıştır? İnsanlar o filmde
de Günaydın’a gülmeyi beklediler.
Tabii ki film seyircisini buldu ama
insanlarda beklenmeyen etkiler
oldu. O zamanki gözlemlerimden
dolayı bunu söylüyorum. Ama
oyuncu için kendi filmini yapmak
ve sana yakıştırılandan farklı bir
role bürünmek ayrı bir iştir ve
bunu yapmak gerekir. Darısı başı-
mıza diyelim.
Bildiğim kadarıyla müzikle de
ilgin var. Tesadüfen seni ekran-
da Halide Ağıdı’nı söylerken
dinlemiştim. Hani dergimiz sesli
olsaydı burada okumanı ister-
dim, o kadar güzel okuyordun ki
kemençe eşliğinde…
Müzikle ilgileniyorum ve sevi-
yorum. Genlerimde var. Dedemler
Gürcistan Kafkasya göçmeni ve
oraların Karadeniz ezgileri ufaklı-
ğımdan beri kulağıma çalınırdı. Ai-
lemde de abim müzikle ilgileniyor,
12 yaşındayken bana gitar hediye
eden odur. O çok istemiş çalmayı
ama ailenin büyük erkekleri biraz
zor büyürler. İçinde kalan bu ukte
bana yaradı.
“Hastasıyım Dedeee!” lafı sana
mı ait? Çakallarla Dans filminde
o kadar içten söylüyordun ki, ben
bu sözün senaryoda olmadığı his-
sine kapıldım. Yetmedi geçen gün
Kadıköy’den Moda’ya çıkarken
yolunu kesen ve bu repliği söyle-
yerek selam veren hayranlarına
şahit olduk. Ne hissediyorsun bu
konuda?
Hastasıyım lafını ezelden beri se-
ver ve kullanırdım. Çakallarla Dans
çekimlerinde de malum sahneyi
çekerken ağzımdan çıkıverdi. Halk
çok sevdi ve beğendi. Bazen senin
de şahit olduğun durumlar yaşıyo-
rum. Benim için olmasa da yanımda
bir arkadaşım varsa, onun için zor
oluyor. Burada insanların yakla-
şımları çok önemli, konuşmak için
yaklaşan birilerini elimden geldiğin-
ce kırmamaya çalışıyorum.
Tüm Türkiye’nin tanıdığı bir
yüzsün, şöhretsin ama öyle bir
edan yok. Yani havalara girmi-
yorsun, korumaların yok, lüks
arabalarda görmedim seni,
magazin sayfalarını da renklen-
+ RÖPORTAJ
82.
80
dirmiyorsun. Bu sizincamia için
aykırı bir durum değil mi?
Genelde sakin bir hayatım var.
Rezidanzda yaşamıyorum aksine
İstanbul’un yok olan mahalle kül-
türüyle büyüdüğüm için bu hayat
tarzından vazgeçmesi de zor geli-
yor. Hayatı lükse bağlamak bizim
için hayattan bir damarın kopması
demek. O yüzden marketten alış-
veriş yapmak güzel, orda kalayım
ben diyorum.
Moda Sahnesi’nin kurucula-
rı arasında bulunuyorsun. Bir
tiyatro oyuncusu olarak tiyatro
kurmak fikri nereden geldi?
Tiyatro kurmak zor ve meşak-
katli bir iş öncelikle bunu söylemek
isterim. Görev dağılımlarının ya-
pılması ve görev üstlenen insan-
ları eşit şekilde vazifelerini yerine
getirmesi çok önemli. Bu bakım-
lardan iyi anlaşan bir ekip olmamız
bizim çok işimize yaradı. 2006’dan
bu yana birlikte olan ve dolayısıyla
birbirimizi artık bir bakışından
anlayan bir topluluğuz. Önceden
bir tiyatromuz vardı ancak orada
oyuncu kimliklerimizle vardık.
Burada ise hem oyuncu kimliğimiz
hem de kurucu sorumluluklarımız
ile varız. Bu açıdan keyifli. Anlaya-
cağınız biz suyun sığ kısımlarında
yüzmek yerine, daha derinlerine
doğru dalıyoruz. Kuyumuzu kazdı-
lar içinden tiyatro çıktı, ne yapalım!
Son zamanlarda Kertenkele’de
Sahte İmam karakteri ile çok ko-
nuşuluyorsun. Ancak eş zamanlı
olarak Kadıköy Moda Sahnesi’n-
deki Hamlet oyununda Polonius
karakteri ile de çok başarılısın.
Nasıl gidiyor oyun?
Oyun iyi gidiyor. Hamlet için
seyirci sayısı güzel. Hatta yeni ku-
rulan bir tiyatro olmasına rağmen
baya iyi diyebilirim. Tiyatro olarak
+ RÖPORTAJ
Ekran dokunmaktır,
eğer ekrandan insanlara
güzel, samimi ve sıcak
dokunabilirseniz,
insanların hoşuna gidiyor
ve seviliyorsunuz.
83.
81
oyunun baştan birçevirisini yaptık
ve öyle sahneye koyduk. Ham-
let’in iktidar ve iktidarın yarattığı
dişlileri, delilik üzerinden nasıl
bozguna uğratışını sergilemek
istedik. Sanırım güzel de oldu ki şu
ana kadar sosyal medyada yazılan
yorumlar hoşumuza gidiyor. Bir
dil oluşturmak ve insanların o dili
doğru kavrayıp çözmeleri sahne
üzerindeki oyuncuyu mutlu ediyor.
Ayrıca en önemlisi anlaşılır olmak.
Çünkü bizim tiyatromuzda seyirci
Shakespeare’e karşı hep ürkütül-
müştür. Anlamamıştır onu izleyici,
o karakterlerin büyüklüğü karşısın-
da kendini nereye koyacağını bile-
memiştir ve dolayısıyla tam olarak
dilini çözememiştir. Biz bu oyunda
biraz buna dikkat etmeye çalıştık.
Bu nedenle bizden ve anlaşılır bir
Hamlet ortaya koyuyoruz.
Moda Sahnesi bir tiyatro salo-
nundan daha fazlası. Kültür Mer-
kezi gibi sinema, drama, kurslar
da var. Biraz bahseder misin?
Moda Sahnesi büyük bir yer.
İçinde 2 küçük 1 büyük olmak
üzere 3 salonu bulunuyor. Küçük
salonlardan biri 50-60 kişilik bir
sinema salonu olarak faaliyette
bulunacak. Bu salonda vizyon de-
ğil de festivallerde oynamış filmler
veya vizyona girmiş ancak hak
ettiği seyirciyle buluşamamış yerli
filmler gösterilecek. Yönetmen söy-
leşileri de yer alacak. Diğer küçük
salon ise stüdyo sahne olarak yer
alacak. Burada kısa oyunlar, work-
shoplar, drama kursları verilebile-
cek. Ana salonumuzda ise tiyatro
oyunları ve konserler vermeyi
düşünüyoruz. Sahne ve seyircinin
oturduğu platform katlanabilir;
oyuna göre büyüyüp küçülebiliyor.
Konserler de keza öyle, ayakta ve
oturarak konser verme imkanı da
mevcut. Bayağı kapsamlı bir sahne
oldu diyebilirim. Hatta Türkiye’de
böyle bir sahne yok diyebilirim.
Senin bir şehrin var mı? Seni
çağıran ya da senin içinde mutlu
olduğun şehir ya da şehirler var
mı?
Şu şehirde olmalıyım, şuraya
mutlaka gitmeliyim dediğim bir
yer yok. Zaten içinde mutlu oldu-
ğum şehirde yaşıyorum. İstanbul
benim için, tüm çatışmalarımıza,
tüm isyan etmelerimize rağmen,
köprüsünden karşıya geçerken
kendinden özür dilettiren tek şehir
olarak kalacak. Öte yanda Buda-
peşte’yi çok merak ediyorum.
HAMLET OYUNU
2 perdeden oluşan ve 115
dakika süren oyun, Prens
Hamlet’in, kral olan babasını
öldürdükten sonra tahta geçen
ve annesi Gertrude ile evle-
nen amcası Claudius’tan nasıl
intikam aldığını anlatır. Renkli
bir biçimde kahır dolu keder-
den, hiddet dolu gazaba geçen
gerçek ve yapmacık cinnetin
izlediği yolu çizer ve ihanet,
intikam, ahlaksızlık konula-
rını işler. Kemal Aydoğan’ın
yönettiği oyun Kadıköy Moda
Sahnesi’nde izleyicileriyle
buluşuyor. Ayrıntılı bilgi için;
modasahnesi.com adresini
ziyaret edebilirsiniz.
+ RÖPORTAJ
Fotoğraflar: Çakallarla
Dans filmi tanıtım görselleri
ve Kertenkele dizisi tanıtı-
mından alınmıştır.
84.
İstanbul Eyüp’te bulunanVialand
Tema Park’ın yenilenmiş ünitelerin-
de eğlence, adrenalin ve sürprizlerle
dolu bir güne hazır olun. Türkiye’nin
ilk uluslararası mega tema parkı, gös-
teri merkezi ve alışveriş merkezini bir
arada bulunduran Vialand, restoran
ve kafeleriyle de eğlence ve dinlen-
ceyi aynı anda sunuyor. Macera, adre-
nalin dolu bir gün için yapmanız ge-
reken, sizi bütün ünitelerden ücretsiz
kullanım hakkı verecek olan tek bilet
satın almanız.
TEMANIZI SEÇİN
Vialand’de elliden fazla farklı eğ-
lence teması buluyor. Zaten Via-
land’in cazibesi de buradan kaynakla-
nıyor. Çocuklar eğlensin, biz de mutlu
olalım diye düşünen siz büyükleri de
içine alacak bir eğlence dünyasında
kendinizi Alice Harikalar Diyarında
gibi hissedeceksiniz. Efsaneler Dün-
yası’nda zaman makinesi ile seyahat
ederken bir yandan da İstanbul’un
fethine şahit olacak, eski İstanbul
hakkında anlatılan hikayeleri tecrübe
edeceksiniz.
Modu
Eğlencenin
85.
83
İletişim : YeşilpınarMahallesi, Şehit Metin Kaya Sok No:11
34065 Eyüp/İstanbul
Çocuklu aileler, arkadaş grupları,
şirket çalışanları ve İstanbul’u ziyaret
eden herkes için Türkiye’nin gözde
eğlence merkezi Vialand Tema Park,
yeni sezonuna merhaba dedi.
HEM EĞLENCE HEM DE EĞİTİM
Vialand sadece eğlendirmiyor, eğlenirken,
eğitiyor da. Nasıl mı? Çocuklar için kurgulanmış
olan Oyun Dünyası, onların hayal gücüne kar-
şılık gelecek aktiviteler ile eğitimlerine de des-
tek oluyor. Mesela Minik Kâşifler alanında zevkli
keşifler yapılırken birçok yararlı bilgi öğreniyor,
geleceğin itfaiyecileri ilk tatbikatlarını yapıyor,
biraz heyecan arayanlar için yüksek dozda gü-
venli, yeterli dozda heyecanlı bir tren yolculu-
ğunun yanı sıra ilk araba kullanım deneyimle-
rini unutamayacakları bir parkur ile minikler
heyecanlı anlar yaşıyor.
ADRENALİN BURADA
Adrenalin ve heyecan tutkunları artık yurt-
dışındaki roller coaster videolarını izlemeyi
bırakacak. Dünyanın dört bir yanında, insan-
ların dakikalarca sırada beklediği Nefeskesen,
Vialand’de. Üç saniyede 110 km’yi aşan bu hızlı
aleti deneyimlemek artık mümkün. Şehre yu-
kardan bakmak isteyenler için de Adalet Kule-
si’ndeki yerinizi alıp 50 metre yükseğe çıkma-
nın keyfini sürebilirsiniz, aman dikkat düşerken
gözlerinizi kapatmayın.
+ MACERA
86.
84
BİLGİ EVLERİ GENÇLERİMİZİ
GELECEĞEHAZIRLIYOR
Gençlere kendilerini her alanda
geliştirebilmeleri için sınırsız olanaklar
sunan Gaziosmanpaşa Belediyesi,
kurduğuYeni Nesil Bilgi Evleri ile belirli
periyotlarla dersler vermeye devam
ediyor.
Özelde ailenin ve toplumun, genelde
ise insanlığın devamı olarak görünen
genç nesillerimizin eğitimi günümüzün
en önemli meseleleri arasında geliyor.
Gençlerimiz, yıllarca süren sınavlar ile
uğraşıyor, yüksek notlar için sürekli
çalışıyor ve yoruluyor. Geleceklerinin
garantisi olarak gördükleri üniversite
ise gittikçe kızışan bir yarışa dönüşüyor.
Bütün bunlar nedeniyle artan stres ve
endişe ile daha hayata atılamadan pes
edebiliyor, mücadeleden vazgeçiyor.
Gençlerin karşılaştıkları sorunların
farkında olan Gaziosmanpaşa Belediyesi
çocukların ve gençlerin eğitimine destek
olmak için belirli mahallelerdeYeni Nesil
Bilgi Evleri’ni gençlerin hizmetine sundu.
Gençlerimizin bilgi ve becerilerini
geliştirecekleri, arkadaşlığı, dostluğu
ve paylaşımı öğrenebilecekleriYeni
Nesil Bilgi Evleri’nde ilkokul ve ortaokul
öğrencileri okullardaki müfredatın dışında
kalan her konuda eğitim alıyorlar. Belirli
zaman aralıklarıyla açılan derslerde
çocuklarımız ve gençlerimiz, sosyal ve
kültürel etkinlikler, spor, değerler eğitimi,
enstrüman çalma ve sanat ve takviye
dersler alacaklar. İnsan odaklı belediyecilik
anlayışı ile yola çıkan Gaziosmanpaşa
R+ GENÇLİK
87.
85
Belediyesi, gençlerimizin kötü
alışkanlıklardanuzak tutacak,
gelecekte iyi yetişmiş bireyler
olarak ülkemize ve topluma hizmet
etmelerini sağlayacak projelere
imza atmaya devam edecek.
Geleceğimiz olan çocuklarımızın
ve gençlerimizin eğitimine ve
gelişimine yapılan katkının yanı
sıra bu evlerde gençlerimiz dürüst,
ahlaklı, milli ve manevi değerlerine
sahip kişiler olarak yetişecekler. Boş
zamanlarını değerlendirecekleri
gibi, yeni şeyler öğrenecekler.
Akıl Oyunları etkinliklerinin de
bulunduğu eğitimlerde satranç,
eğlenceli bilim, bilişim dersleri,
hızlı okuma teknikleri, zihinden
matematik eğitimleri verilerken
değerler ve karakter eğitiminde;
değerler eğitimi, sahabe hayatı,
Kur’an-ı Kerim , ilmihal bilgisi kursları
yer alacak.Yeni Nesil Bilgi Evlerimizin
en önemli özelliği çocuklarımızın
aileleri ile okulları arasında köprü
vazifesi görmesi. Özenle seçilmiş
eğitmenlerimiz eşliğinde düzenlenen
eğitim, gezi ve oyun faaliyetleri
ile gençlerimizin; kendilerine
güvenen, aktif, toplum içinde kendini
ifade edebilen bireyler olmaları
sağlanıyor. Bilgi Evlerimizde sadece
çocuklarımıza değil, sunduğumuz
rehberlik hizmetiyle çocuklarımızın
ve gençlerimizin ailelerine de destek
oluyoruz. Amacımız, hayal kurmasını
bilen ve bu hayalini başarıya
dönüştürebilecek, kendinden emin,
çevresine duyarlı, kültürlü ve empati
yeteneği kuvvetli gençler yetiştirmek.
Çocuklarımız ve gençlerimizin
geleceğimiz olduğu düşüncesiyle
hareket eden Belediyemiz, onların
gelişimi için eğitim ve sosyal destek
faaliyetlerine devam edecek.
R+ GENÇLİK
87
Göçe dayalı yerleşimve bu
yerleşim alanlarındaki yoğun
nüfus İstanbul’da toplu taşımacılık
ihtiyacını artırdı. Böylece“mini-
büs”adı verilen hafif ticari araçlar
ortaya çıktı ve yarım yüzyılı aşkın
bir dönemde şehrin toplumsal ger-
çekliğinde önemli bir figür olarak
yer aldılar. Bugün hala kullanılan
minibüsler, toplu taşıma sistemin-
de önemli bir vasıta konumunda.
Araç kullananlar bilirler. Aracın
bakımı geldiğinde servis bir dolu
liste ile karşılar sizi. Eh 1980’le-
rin Türkiye’sinde minibüslerde
yenilenmenin pahalı olmasından
dolayı bu araçlara bazı teknik mü-
dahalelerde bulunulur ve aracın
doğasında bir dönüşüm olurdu.
Bunlardan biri de Renault’ların
başına geldi. İşte bu noktada bir
Taşlıtarla hikayesi ortaya çıkıyor.
Şüphesiz ki Gaziosmanpaşa’dan
söz ediyoruz, ancak ilçe kültürüne
dair anlatılar söz konusu olduğun-
da yeğlenen onun kadim ve halk
dilindeki adıdır.
Taşlıtarla göç ile kuruldu. Göç
dalgalarıyla büyüdü. Büyüyen Taş-
lıtarla’da toplu taşımacılık çözümü
İstanbul’un folkloruna sur dışından
unutulmaz bir renk kattı. Şehir folk-
lorunda özgün kullanımıyla“Taşlı-
tarla minibüsleri”denirdi onlara.
Renault’un Başına Gelenler
Tüm minibüslerde olduğu gibi
Renault’ların da süspansiyonları
makaslıydı. Makaslı sistem demek
daha doğrudur. Bu sistemin teknik
izahına gelince; şeritler halinde üst
üste bağlanan çelik lamalar -yani
makaslar- bir taraftan küpelerle ka-
rosere ya da şaseye, diğer taraftan
da sustalarla tekerlekleri taşıyan
dingil ya da diferansiyele bağlanır-
dı. Bu sistem yüzünden zaten sert
olan süspansiyon, araçlar yıllandık-
ça daha da sertleşirdi. Becerikli ma-
kasçı ustaları bir çözüm buldular.
Buna göre araçların arka makas
katlarında azaltmaya gittiler.
Böylece karoser ve şase arasındaki
bağlantı daha bir esnemeye elve-
rişli olacaktı.
Gelgelelim süspansiyonu
yumuşatan işlem bir zaman sonra
BALTABURUN RENO
Adnan ÖZER
Baltaburun Renault’un hikayesi bir arızanın bir fenomene dönüşmesinin hikayesidir.
Taşlıtarla’nın 80’li yıllarına damgasını vuran bu minibüsü hatırlayanınız var mı?
yapıları dolayısıyla Renault ve Ma-
girus’larda burun kalkmasına se-
bep oldu. O yüzden ilk başlarda bu
minibüsler için“kalkık burun”tabiri
kullanıldı. Dar kasa ve dar burun
olan Renault’larda görüntü daha
bir dikkat çekiciydi.“Domuzburun
da denilen bu“içtehatlı”Renaultlar
o zamanki makasçı ustalarının bir
marifetiydi. Parçalar pahalı oldu-
ğundan bu ustalar araçların arka
makas katlarını azaltma yoluna
gitmişler, bir tür kaburga seyrelt-
mesi yapmışlar. Böylece araçlarda
burun kalkması olmuş.1
Baltaburun Renault’lar ilk olarak
Aksaray-Gaziosmanpaşa hattında
görülmüşlerdi. İstanbul’un kenar
semtlerinden biri olan Gazios-
manpaşa, halk arasındaki adıyla
Taşlıtarla, zengin bir minibüs
kültürüne sahipti. Ve bu kültür
tutkuyla yaşanırdı. Taşlıtarlalılar
böyle“ayrıksı”durumlar için ilginç
yakıştırmalarda bulunurlardı,“bal-
taburun”da işte böyle bir metafor-
du. Baltaburun Renault öylesine
sevildi ki bir metafor olmakla
kalmadı, kişileştirilerek bir‘mahalli
kahraman’a dönüştü.
1 Adnan Özer,“Benim Taşlı Tarlam”,
Heyamola Yayınları, İstanbul 2010.
+ DOSYA
Gaziosmanpaşa, halk
arasındaki adıyla Taşlıtarla,
zengin bir minibüs kültü-
rüne sahipti. Ve bu kültür
tutkuyla yaşanırdı.
90.
Toplumun geleceği ancaksağlıklı bireylerin varlığı ile sağlanabilir. Bu nedenle
annelerin gebelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmeleri önemlidir.
Hamilelikte
BeslenmeNilay ŞABANOĞLU
Diyetisyen, Gaziosmanpaşa Hastanesi
91.
89
Toplumda anne adayınıniki kişilik
beslenmesi gerektiği inancı vardır.
Oysa ki gebelik döneminde yeterli
beslenememe kilo kaybından diş çü-
rüklerine, kansızlıktan yetersiz prote-
in alımlarına neden olurken, aşırı kilo
alımı da anne ve bebek için çeşitli
riskler oluşturur. Peki bir anne adayı
nasıl beslenmelidir?
Mevsiminde Sebze ve
Meyve
Bir anne adayı gün içerisinde mev-
simine göre taze sebze ve meyve tü-
ketmelidir. Doğal karbonhidrat olan
sebze meyveye ek olarak, kabuklu
meyve, 3-4 dilim tam buğday ekme-
ği, yemeklerde bakliyattan yapılmış
veya unsuz çorbalar tüketilmelidir.
Bakliyat
Yine bir anne adayı haftada 2-3
kez mutlaka bakliyat yemeklerinden
tüketmelidir. Kuru fasulye, nohut, ye-
şil mercimek gibi hatta yemeklerin
içerisine kuşbaşı et kullandığı takdir-
de daha doğru beslenmiş olacaktır.
Et veYumurtaTüketin
Proteinler vücudun yapıtaşlarıdır
ve fetüsün büyüme ve gelişmesi için
gereklidirler. Yumurta, peynir, et gibi
besinler en iyi protein kaynaklarıdır.
Haftada 2-3 kez mutlaka kırmızı et
tüketilmelidir.
ÇayveKahvedenUzakDurun
Tabi demir içeriği yüksek olan be-
sinlerle beraber C vitamini (kuşbur-
nu, yeşil ve kırmızı biber, turunçgiller
gibi) kaynaklarından yararlanmaya
dikkat edilmeli, çay, kahve gibi emi-
limi olumsuz etkileyen besin ve içe-
ceklerden uzak durulmalı.
Balık
Yine balık tüketimi içerdikleri yağ
asitleri bakımından ve protein kayna-
ğı oldukları için çok önemlidir. Hafta-
da 2-3 kez taze yağlı balıklar tüketil-
melidir.
Kuruyemiş ile Dost Olun
Hamilelik süresince her gün 1
avuç kadar kavrulmamış badem veya
fındık veya ceviz hem içerdikleri yağ
asitlerinden dolayı hem de bitkisel
protein oldukları için mutlaka tüke-
tilmeli.
Süt ile Barışın
Süt, yoğurt, peynir kalsiyumun en
iyi kaynaklarıdır. Hamilelikte günde
en az 3-4 porsiyon alınması önerilir.
Yukarıda verilen öneriler sağlıklı
bireyler ve ideal kilosunda olan kişi-
ler için geçerlidir. Farklı durumlarda
mutlaka bir uzmanda destek alınma-
lıdır. Son olarak bir anne adayının bir
günlük beslenmesine örnek verecek
olursak;
+ SAĞLIKLI HAYAT
Kahvaltı :
• 1 dilim beyaz peynir
• 1 adet haşlanmış yumurta
(10-12 dk. kaynatılacak)
• 2-3 adet tuzsuz zeytin
• çiğ mevsim sebzelerinden
• 1 tatlı kaşığı pekmez
• 2 dilim tam buğday/çavdar ekmeği
• Ihlamur çayı
Kuşluk :
• Ihlamur çayı adet meyve
Öğle :
• Çorba (mercimek, tarhana, sebze
veya yoğurtlu çorbalar)
• 5-6 köfte büyüklüğünde balık veya
kırmızı et veya köfte veya
tavuk eti yanına haşlanmış veya
közlenmiş veya az zeytinyağlı
mevsim sebzeleri
• 1 dilim ekmek veya 2-3 kaşık
bulgur pilavı veya 1
porsiyon etli bakliyat yemeği
• 1 kase yoğurt veya cacık
• 1-2 dilim ekmek veya
2-3 kaşık bulgur pilavı
İkindi:
• Çorba
• 1 avuç kavrulmamış badem veya
fındık veya ceviz,
• 1 kase yoğurt veya istenirse az şekerli
sütlü tatlı üzerine kuruyemiş
Akşam:
• Çorba
• 1 porsiyon etli sebze yemeği
(konserve ürün kullanmayalım)
• 1 kase yoğurt veya cacık
• Az zeytinyağlı mevsim salata
• 1-2 dilim ekmek
Gece:
• 1 büyük bardak süt veya
1 büyük kase yoğurt
• 1-2 adet mevsim meyvesi
93
Mithat Cemal Kuntay’ınabide
eseri‘Üç İstanbul’un muharrir
kahramanı Adnan, böyle tanımlar
muhaciri. Hatırlanmak istenmeyen
hatıralar bunlar. Ama biz sürgün
acılarımızı kitaplara hapsetsek de
onlar bizim yakamızı bırakmaz.
Tarihin içinden bakınca Rumeli
neredeyse iki yüz yıldır sancılar
içinde kıvranan hasta bir bünyeye
benzer… Kah orasına kah bura-
sına vuran ağrılarla iç çeken, her
iç çekişte renkleri solan, eli ayağı
işlevini yitiren bir hasta bünye…
Muhacir ise iki asırdır o hasta bün-
yeden ayrılıp giden ruhtur sanki. O
gittikçe anlamını kaybeder dağlar
taşlar. O gittikçe şehirler yâd el
olur, leylekler geçmez olur sema-
dan, çınar ağaçları kuruyup kalır.
Öyle ya… Toprak, bağrında hayat
verip büyüttüğü, bünyesine alıp
kendisine dönüştürdüğü insan-
larla anlam bulur. O insanlar çekip
gittiğinde herhangi bir yer olur
toprak. Dağın adı başka, suyun
tadı başka… Rumeli türkülerinde
insan ile toprak arasındaki bu derin
ilişki ne güzel anlatılır. Selanik’teki
bir kolera salgınında yârini kaybe-
den delikanlının dilinden dökülen
türküde olduğu gibi;
Selanik Selanik ıssız kalasın,
Taşına toprağına diken dalasın,
Sen de benim gibi yarsız kalasın…
Kimdi o delikanlı hatırlayan
yok… Ama ne güzel anlatmış şeh-
re olan sevdasını. Öyle ya, insanlar
şehirlerin yâridir, mimari eserler ise
süsü. Türküler hatırasıdır, zihnidir,
nefesidir, dilidir. Muhacir ise o dil
ile yârini anan bir uslanmaz bir
aşık… Bu nedenle giderken her
şeyi yanında götürür muhacir. Top-
rağını bırakmanın intikamını böyle
alır tarihten. Ama o, geldiğinde bu
diyarlara, ayrıldığı yerden getirdiği
canı ekmiştir Anadolu toprağına.
Toprak ise cömertçe kabul edip
benimsemiştir yeni fidanları, yağ-
mur cömertçe can suyu olmuştur
onlara. Sesine ses katmıştır bu top-
rakların, rengine renk… O sebeple
pek az diyar bu topraklar kadar
ana kucağı olmuştur başkalarına.
Muhacir bu topraklarda başkası
değildir. Biri Rumeli’nden, öbürü
Kırım’dan, bir başkası Kaf Dağı’n-
dan… Farklı dillerde, farklı ens-
trümanlarla dile getirilse de aynı
duygular anlatılır. Hani bir vatan
vardı, hani kuzeyde mi güneyde
mi, doğuda mı batıda mı olduğu
çok da önemli olmayan bir vatan
vardı.. Şah İsmail’in şiirinde dediği
gibi…
‘Rakib elindeymiş dest-i Nigar
mene ne !
Yazarın demesi o ki, insanlar gibi
toprakların da kaderi vardır. Mısır’ı
hep köleler idare etmiştir, Irak hep
kerb ile bela’nın yurdu olmuştur,
Kafkas hiç benzememiştir başkası-
na, Balkan hep aynı sıcaklıkla kay-
nayıp durmuştur. Anadolu ise içine
alıp dönüştürmüştür. Biraz da bu
sebeple‘Dost dost diye nicesine
sarılanların sadık yâri’olmuştur.
“Muhacir, gideceği yer olmadan biteviye yürüyen hayalettir. Adını bilmediği bir başka ha-
yaletin ekmeğini yiyecektir. Fakat Moskof atı ve neferinin altı ayaklı vahşetle kovaladığı Türk
muhacirine nispet başka muhacirler seyyah kadar eşyalı, erzaklıdır… 93 muhacirinin Edir-
ne’de gömleği, Ayestefanosta eti, İstanbul’da derisi yoktu.”
+ DOSYA
Muhacir bu
topraklarda başkası
değildir. Biri Rumeli’nden,
öbürü Kırım’dan, bir
başkası Kaf Dağı’ndan…
Farklı dillerde, farklı
enstrümanlarla dile
getirilse de aynı duygular
anlatılır.
95
+ LEZZET
Sıcakların bastırdığışu günlerde
hepimiz daha hafif ve daha sağlıklı
yiyecekler yeme gayretinde oluyo-
ruz. Tam da bu meyanda bir yemek
olan Felafel’in ülkemize gelmesi
nedense geç oldu. Oysa ki Felafel,
özellikle Mısır, Suriye, Ürdün, Lüb-
nan ve Filistin’de insanların hemen
hemen her gün yedikleri yemekler
arasında yer alıyor. Protein ve lif
zengini bu sebze köfteleri son
derece sağlıklı, hafif ve doyurucu.
Özellikle sıcakken humusa ve özel
soslara batırılarak yenen bu her
mevsim yemeğinin yapılışı ise çok
kolay.
Malzemeler:
• 400 gram haşlanmış ve
kabukları soyulmuş nohut
• 2 diş sarımsak
• 1 avuç maydanoz
• 1 tatlı kaşığı toz kimyon
• 1 tatlı kaşığı kişniş
• 1 çay kaşığı toz kırmızı biber
• Tuz, karabiber
• 2 yemek kaşığı un
• 4 yemek kaşığı zeytinyağı
• 1 adet küçük kırmızı soğan
• İsteğe bağlı olarak acı sos
• İsteğe bağlı olarak sos
Sos için Malzemeler:
• 1 su bardağı süzme yoğurt
• 1 çorba kaşığı tahin
• ½ adet limon suyu
Felafel Yapılışı:
Nohutları bir gece önceden, tuz
ve karbonat atılmış ılık suya bıra-
kın. İyice şişen nohutların suyunu
süzüp kurutun. Soğan, sarımsak,
maydanoz, baharat, un ve biraz tuz
ile birlikte nohutları mutfak robo-
tunun (doğrayıcının) haznesine ko-
yun. Karışım hamur haline gelince-
ye kadar karıştırın. Geniş bir kaseye
bu karışımı boşaltın. Üzerine tuz ve
karabiber serpin. Biraz un, biraz da
karbonat serpin. Diğer baharatları
da ekleyin. İsteğinize göre acı özel
sos da dökebilirsiniz.
Hazırladığınız felafel malzeme-
lerini iyice yoğurun. Hazırladığınız
felafeli elinizle cevizden biraz
büyük parçalar halinde yuvarlayın.
Geniş bir tavada yağı ısıtın. Ten-
cereye bolca sıvıyağ dökün. Yağ
kızdıktan sonra içine hazırladığı-
mız falafelleri atın ve iyice kızar-
tın. Kızarttığınız felafelleri servis
tabağımıza alın. Pişirdikten sonra
yeşilliklerle süsleyerek sunuma ha-
zırlayabilirsiniz. Arzu ederseniz pita
ekmeği ya da lavaş ile de servis
yapabilirsiniz.
Sosun Yapılışı:
Tahin, yoğurt ve limon suyunu
iyice çırpın. İsteğinize göre Falafel-
lerin üzerine gezdirip veya yanında
dipsos olarak servis yapın.
Afiyet olsun.
Lübnan Köftesi
FELAFEL