takdim
Kıymetli Okurlarımız,
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi’nin “Ağustos” sayısını sizlere hazırlamış bulunmaktayız.
Bu ay ki dosya konumuz: “Gençlik”
Gençlik bir milletin en değerli hazinesi ve varlığıdır. Milletler gençliğe verdikleri önem ve aktardıkları sosyal ve
kültürel katılım ile gelecekte yer edinebilirler. Bu sebeple gençliği sadece yaş itibariyle ve çalışma bakımından verimli bir
dönem veya kesim olarak addetmemek lazım. Gençlik her şeyden önce milli, tarihi ve kültürel değerlerimizin emanetçisi
ve koruyucusu olarak değerlendirmek gerekir. Bugün dünyadaki milletler sahnesinde varlığımızı devam ettirebilmiş isek
bunun temel kaynağı kaliteli, dinamik ve cevval bir gençlik yapısına sahip olmakla açıklayabiliriz.
İşte tam da bu noktada yaklaşık yarım asırdır Türkiye ve Türk Dünyası’nda faaliyet gösteren dünyanın en büyük
gençlik teşkilatı olan Ülkü Ocakları’nın önem ve değeri anlaşılıyor. Bizler Ülkü Ocakları olarak Türk Gençliği’nin kaliteli,
bilgili, ahlaklı, her açıdan donanımlı ve yeterlilik sahibi birer şahsiyet olarak yetişmeleri adına eğitim, spor, sanat, sosyal ve
kültürel tüm alanlarda öncü olmaya çalışıyoruz. Yaptığımız ve yapacağımız tüm faaliyetleri Türk Tarihi’nin ve ecdadımızın
omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluk olarak görüyor, bu şuur esasında çalışıyoruz. Bizler şunun çok net olarak
farkındayız ki; Yüce Türk Milleti’nin ve Türk Devleti’nin geleceği, dünya Türklüğü’nün yeniden dirilip ayağa kalması ilim ve
bilgiyle yoğrulmuş asil Türk Gençliği’nin elinde... Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş gençlikten çok şey bekliyordu.
Memleket ve millet için umut kaynağı görüyordu. Gururla belirtmeliyiz ki, biz gençlere şöyle seslenmişti: “Milliyetçi Türk
gençlerini yakından tanımış olduğu bir güvenle söyleyebilirim ki, onlar milletimizin her çeşit güvenine ve teveccühüne
layıktırlar. Onlardaki uyanıklığı, yüksek vazife duygusunu, yüksek ahlakı gördükçe, milletimizin yarınına derin bir inançla
bakmaktayız.” Tarihte küçülmeyen, küçülme nedir bilmeyen, küçümseyenleri de yerin ta yedi kat dibine göndermiş Türk
milletinin gençliği de büyüktür, özeldir, önemlidir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de belirttiği gibi: “Ülkücü
Türk Gençliği; yeri geldiğinde karıncayı dahi incitmeyecek yumuşak bir yüreğe, yeri geldiğinde de dünyaya meydan
okuyacak çevik ve çelik bir iradeye sahiptir...”
Bu ay ki sayımızda Dosya Konusu bölümünde, “ ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ Hedeflerine Doğru Gençlik Sorunları ve
Öneriler, Gençlik ve Politika: Türkiye’de Gençlik, Depolitizasyon Süreci ve Tarihsel Bağlamda Türk Gençliğinin Sosyolojik
Bir Analizi, Milli Değerlerimiz ve Gençlik, Dünyanın En Büyük Gençlik Teşkilatı: Ülkücü Gençlik ve Ülkü Ocakları’nın
Misyonu, Atatürk’ün Türk Gençliği’ne Hitabesi ve Tahlili, Başbuğ Alparslan Türkeş ve İdeal Gençlik Anlayışı, Türk
Münevverlerinin Düşüncesinden İdeal Gençlik Tasavvuru, Gençliğin Önündeki En Büyük Tehlike: Uyuşturucu ve Madde
Bağımlılığı, Gençliğin Meslek Seçimi Etkileyen Faktörler ve Geleceğin Meslekleri, Çocuklarda ve Gençlerde İnternet
Bağımlılığı ve Çözüm Önerileri, Gençliğe İlk Adım: Ergenlik ve Ergen Gelişimi, Türk Aynştaynı Oktay Sinanoğlu, Sosyal
Medya ve Gençlik, Türkiye’de Beyin Göçü Sorunu, Tarih Bilinci ve Gençlik, Okuma Kültürü ve Genç Bireylerde Okuma
Alışkanlığı Üzerinebaşlıklı konular ele alınmıştır.
Ocaktan kısmında ise Hüseyin Nihal Atsız Ata’nın 1942 yılında kaleme almış olduğu “Türk Gençliği Nasıl Yetişmelidir?”
makalesi ve “Turan Kalaları(Şehirleri)-(2):Bakü” yazısı siz değerli okuyucularımıza sunulmuştur.
Dergimizin Ağustos sayısı vesilesiyle bu ay içinde vefat eden büyük komutan Enver Paşa’yı rahmetle anıyoruz.
Anadolu’nun kapılarını sonsuza kadar Türk yurdu olmak üzere açan Sultan Alparslan ve ordusuna ayrıca 26 Ağustos
1922’de başlayan ve 30 Ağustos 1922 günü Türk Milleti için kutlu bir zafer olan Başkomutan Meydanı Muharebesi’nin
kutlu komutanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve şehitlerimizi rahmetle, minnetle, saygıyla anıyoruz. Yüce Türk Milleti’nin
Büyük Zafer’i 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyoruz...
Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle...
Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
4
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
5
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
Ülkü Ocakları
Aylık Eğitim ve Kültür Dergisi
İmtiyaz Sahibi
Olcay KILAVUZ
olcaykilavuz@ulkuocaklari.org.tr
Yazı İşleri Müdürü
Hüseyin Erol ŞİMŞEK
dergi@ulkuocaklari.org.tr
İdare Yeri
Oğuzlar Mahallesi 1387.Sok. No:26
Balgat / ANKARA
0.312 285 44 44
Kapak Hazırlık
Ülkü Ocakları
Dizgi ve Mizanpaj
Ömer YILDIZ
Baskı Yeri
Güngörler Matbaacılık
İvedik Mah. 1323.Cad. 28/4
Yenimahalle/Ankara
0312 394 2882
Dergimizde yayımlanan
makaleler kaynak gösterilmek
şartıyla iktibas edilebilir.
Gönderilen yazılar yayımlansın
veya yayımlanmasın iade edilmez.
Yayımlanan tüm yazıların
sorumluluğu yazarlarına aittir.
www.ulkuocaklari.org.tr
Ülkü Ocakları
Eğitim ve Kültür Vakfı
LİDER’DEN GENEL BAŞKAN’DAN8 10BAŞBUĞ’DAN6
OCAKTAN
Hüseyin Nihal ATSIZ
TÜRK GENÇLIĞI NASIL YETIŞMELIDIR?
Cihangir YILDIRIM
TURAN KALALARI 2-BAKÜ68 72
12
Hüseyin KAYIŞ
“2023 LİDER ÜLKE TÜRKİYE” HEDEFLERİNE
DOĞRU GENÇLİK SORUNLARI VE ÖNERİLER
14
Furkan AKSU
GENÇLIK VE POLITIKA: TÜRKIYE’DE
GENÇLIK, DEPOLITIZASYON SÜRECI VE
TARIHSEL BAĞLAMDA TÜRK GENÇLIĞI’NIN
SOSYOLOJIK BIR ANALIZI
18
Ahmet AKBAYIR
MİLLİ DEĞERLERİMİZ VE GENÇLİK
20
Kadir Kaan GÜLER
DÜNYANIN EN BÜYÜK GENÇLİK TEŞKİLATI:
ÜLKÜCÜ GENÇLİK VE ÜLKÜ OCAKLARI’NIN
MİSYONU
25
Hüseyin Erol ŞİMŞEK
ATATÜRK’ÜN TÜRK GENÇLİĞİ’NE HİTABESİ
VE TAHLİLİ
28
Ganime TOPAL
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE İDEAL
GENÇLİK ANLAYIŞI
33
Rabia Aslıhan TÜRKMEN
TÜRK MÜNEVVERLERİNİN DÜŞÜNCESİNDEN
İDEAL GENÇLİK TASAVVURU
35
Rümeysa ATASEVEN
GENÇLİĞİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK TEHLİKE:
UYUŞTURUCU VE MADDE BAĞIMLILIĞI
38
Alparslan YAZAR
GENÇLİĞİN MESLEK SEÇİMİ ETKİLEYEN
FAKTÖRLER VE GELECEĞİN MESLEKLERİ
42
Mehmet Fuat YOZBATIRAN
ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE İNTERNET
BAĞIMLILIĞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
44
Duygu SAĞLAM
GENÇLİĞE İLK ADIM: ERGENLİK VE ERGEN
GELİŞİMİ
49
Merve TAPAN
TÜRK AYNŞTAYNI OKTAY SİNANOĞLU
53
Emre SOYLU
SOSYAL MEDYA VE GENÇLİK
58
Okan MADEN
TÜRKİYE’DE BEYİN GÖÇÜ SORUNU
62
Emre ÖZBEY
TARİH BİLİNCİ VE GENÇLİK
65
Betül Kübra GÜNGÖRDÜ
OKUMA KÜLTÜRÜ VE GENÇ BİREYLERDE
OKUMA ALIŞKANLIĞI ÜZERİNE BIR ANALIZ
76OCAKTAN HABERLER
DOSYA KONUSU
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Sonraki Sayfa
Önceki Sayfa
6 7
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
BAŞBUĞ’DAN BAŞBUĞ’DAN
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
GENÇLER; MİLLİ DEVLET SİZİN BEYİNLERİNİZDE, SİZİN
GÖNÜLLERİNİZDE, SİZİN ELLERİNİZDE KURULACAKTIR
27 KASIM 1974
Milletçe üzerinde durduğumuz
gençlik meseleleri konusunda tarihi-
mizde ilk defa toplanmış bulunan 1.
Türk Gençlik Kurultayının başta aziz
gençlerimiz olmak üzere bütün mil-
letimize ve insanlığa hayırlı olmasını
diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyo-
rum. Kendi meselelerini görüşmek
ve çareler bulmak üzere; anarşiye
başvurmadan, meşru saymadığımız
usullere girişmeden, bütün milletin
ve tarihin önünde ciddiyet ve vakar
örneği teşkil edecek bir yolun se-
çilmiş olmasından sevinç ve gurur
duyduğumu ifade etmek isterim. İfti-
harla söylüyorum ki, Türk devletinin
ve milletinin teminatı gençlik işte bu
gençliktir. Türk milletinin bir şahla-
nış, bir kendine dönüş alanı olan bu
Kurultay’a hoş geldiniz.
Bu kurultay yeni bir
Ergenekon’dur.
Bu kurultay çelik iradelerimi-
zin Türklük ülküsünü tarihin engin
derinliklerinden alıp geleceğin en
uzak alanlarına tescil edeceği milli
bir formdur. Bu forumda Tüllük ül-
küsü yeniden ateşlenecek, yeniden
yanacak bu kutsal vatanın her karış
toprağını aydınlatacaktır.
Ülkücü Bozkurtlar,
Kurultayımız, Türk devletinin
buhranlı bir anına rastlamaktadır.
Dünyaya devlet nizamını öğreten
Türk dehası bugün ayrık otları gibi
türemiş, yabancı, bölücü, sahte ideo-
lojilerin saldırısına uğramıştır.Ancak
şuna imanım tamdır ki, Türk soyu-
nun medeniyet ve kahramanlık ruhu-
nun temsilcileri olan siz Milliyetçi-
Ülkücü Türk gençleri, devletimizi bu
buhrandan çıkarıp yüceliğe, esenliğe
götürecek güç ve inançtasınız. Mil-
liyetçi Türkiye gururla ifade etmek
isterim ki, Türklüğün ebedi varlığı
siz Ülkücülerin, yiğit Bozkurtların
idealist kafalarında, yorulmaz omuz-
larınızda, her türlü tehlikeye karşı
korunacaktır. Türklüğün varlık kav-
gasında, yalnız değilsiniz. Bu kav-
gada Mete Hanlar, Bilge Hanlar, Fa-
tihler, Mustafa Kemaller bu kavgada
yüz milyonluk büyük Türkiye’nin
gelecek nesilleri var yanınızda. Bu
kavgada, şehit ecdat ruhu, doğacak
milyonlarca Yavrukurtlar, Genç Boz-
kurtlar var yanınızda. Ve nihayet bu
kavgada Allah’ın Türk milletine bir
kader çizgisi olarak çizdiği büyük
misyon var yanınızda. Bu misyon,
Tanrı dağlarından Hıra dağlarına
Hıra dağlarından Anadolu toprakla-
rına kadar damgasını vurmuş, Türk
Cihan Hâkimiyeti, Büyük Türklük
Ülküsüdür.
Aziz Ülkücüler,
Türk dehası, en umulmaz, en ka-
ranlık anlarında büyük kurtarıcı ev-
latlarını çıkarma imkânına sahiptir.
Uzun yılların yozlaştırdığı, her türlü
ülküsüzlüğü, her türlü yıkıcılığı dev-
let felsefesi yapmış bir zihniyetin ka-
ranlık ortamından bir ışık, bir meşale
gibi çıkan mutlu Ülkücüler sizlersi-
niz. Sizleri, bir disiplin, bir vatan,
bir millet aşığı olarak selamlıyor,
bağrıma basıyorum. Tarih sizlerden
iftiharla, sitayişle bahsedecektir.
Aziz Bozkurtlar,
Amacımız, çağın ilerisine geç-
miş, büyük Türkiye’yi kurmak-
tır. Amacımız, bu kutsal topraklar
üzerinde kalkınmış, medeni, güçlü
Türkiye’yi kurmaktır. Amacımız,
yüz milyonluk ağır sanayi toplumu-
nu, Milliyetçi Türkiye’yi kurmak-
tır. Amacımız, Ülkücü, medeniyet-
çi, toplumcu, gelişmeci, hürriyetçi
Türkiye’yi kurmaktır. Amacımız, tok
ve mutlu insanlar ülkesi demokratik
Türkiye’yi kurmaktır. Bir kelimeyle
amacımız, milli devleti kurmak, güç-
lü iktidar olmaktır. Asla unutmayınız
ki, milli devlet, güçlü iktidar, sizin
beyinlerinizde, sizin gönüllerinizde,
sizin ellerinizde kurulacaktır. Bu se-
beple, yıkılmayacak, usanmayacak,
korkmayacaksınız. Çünkü gelecek,
yılmayan, usanmayan, korkmayan
insanlarındır.
Yaşasın Milli Devlet, Güçlü ikti-
dar.
Yaşasın Büyük Türk Soyunun
Ülkücü
Bozkurtları!
En büyük ödevimiz mili, bütün-
leşmedir, Milli sınırlarımız içinde
yaşayan bölücü olmayan, milli de-
ğerlerimizi, kabul eden her şahsı
Türk biliyoruz. Bu kutsal vatan,
Doğusundan Batısına Kuzeyinden
Güneyine kadar, taşıyla toprağıyla
yüzyıllar içinde aynı potada yaşamış,
karışmış insanların vatanıdır.
Bu vatan aziz şehit kanlarıyla
bizlere armağan edilmiş, bu vatanın
her karış toprağını canımız pahasına
olsa korumak, savunmaktır. Ataları-
mızın bizlere emanet ettiği bu kutsal
serveti, aynen gelecek nesillere bı-
rakacağız. Bu uğurda görev alacak
her şahıs, her kuruluşla dostuz, onu
kardeş biliriz. Bu ödevde nöbet ala-
cakları şimdiden bağrımıza basıyor,
selamlıyoruz. Bu sebeple, hemen be-
lirtelim ki, biz ayrımcı değil, birleş-
tiriciyiz, biz bölücü değil, bütünleşti-
riciyiz. Ayrımcı, bölücü her cereyana
karşıyız.
Sevgili Bozkurtlar.
Anayasa çizgisinde, milli bera-
berlik ve bütünlük içinde, hürriyetçi
demokrasiye, insan haklarına saygı
duyan her sisteme saygı duyuyoruz.
Temel inancımız, bütünleştirici, mil-
liyetçi, hürriyetçi, parlamenter de-
mokrasidir. Bu ilkelere inanmayan,
bizi karşısında bulacaktır. Kavgamız,
anayasa hudutları içinde, demokratik
ve meşruiyetçi olacaktır. İnsan hak-
larına, insan sevgisine dayanmayan
rejimlere inanmıyoruz. Bu sebeple,
her tüllü diktacı rejimlere, özellik-
le Marksizm’e, Faşizm’e karşıyız.
Hürriyetçi demokrasi, onun düşma-
nı olan tek bir rejime karşı olmakla
kurulamaz. Gönlünde yatan komü-
nizmi, Marksizm’i, türlü sloganlarla
kapalı olarak ifade eden demokrasi
sahtekârları, bu gizli hüvviyetlerini
saklayamayacaklardır. Komünist ol-
mayan herkese faşist diyen yobazlar
şunu bilmelidirler ki, Ülkücü Genç-
lik kanun hâkimiyeti içinde, meşru-
iyetçi yolla oyunlarını daima boza-
caktır. Türk milliyetçisine faşist di-
yen zihniyet, unutmamalıdır ki, asıl
faşist kendisidir. Hem de kızıl faşist.
Bu fikir cücesi komünist faşistler, bu
çağ dışı düşünce fukaraları, devle-
tin meşru güçlerini, Türk milletinin
meşru gençliğini, Türk Ülkücülerini
daima karşılarında bulacaktır.
Aziz Ülkücüler,
Demokratik Sosyalist olduğunu
iddia eden bir zat, siyasi niyetini daha
fazla saklayamamış, Türk milletinin
meşru tek kuruluşuna, parlamento-
suna hakaret etmiştir. Unutmayınız
ki hiçbir sosyalist demokrasiye inan-
maz. Her sosyalistin gönlünde yatan
parlamento dışı idaredir. Hürriyetçi
milli demokrasiye inanan bizler, her
fırsatta bu parlamento düşmanlarını
takip edeceğiz. Onlara parlamento
dışı yolları kapayacak büyük Türk
milletine inancımız sonsuzdur.
Sevgili Bozkurtlar,
Son Cumhuriyet Halk Partisi ik-
tidarı devletin parasıyla kurulmuş
radyo ve televizyon idaresini malum
zihniyetin ocağı haline getirmiş, mil-
li değerlerimize inanmayan bir tutum
içine sokmuş, partizan yönetimin ta-
rihte görülmeyen örneğini uygulayan
bir kuruluş haline dönüştürmüştür.
Türk milletine ters düşen bu zihniye-
ti, bu yönetimi açıkça kınıyor, Ana-
yasa çizgisine davet ediyorum. Asla
unutmasınlar ki, haklarında her türlü
kanuni yola başvurulup, işledikleri
suçun hesabı sorulacaktır.
Aziz Ülkücüler,
Çok çalışacağız. İktidar olmak
zorundayız. Milliyetçi Türkiye Ül-
küsü, bizim iktidarımızla gerçekleşe-
cektir. On yılda kalkınmış, büyümüş
bir sanayi toplumu olacağız. Yurdun
her köşesinde kuracağımız millet
sektörü, her yurttaşı mülk sahibi, ev
bark sahibi yapacaktır. Tarım Kentle-
ri ile köylümüz, kötü kaderi yenecek
sahiden efendi olacaktır. İşçilerimiz,
milli tipte iş kolu esasına dayanan
hür sendikacılıkla hem ülkemizin
kalkınmasına yardım edecek, hem
de en emin sosyal şartlarına kavuşa-
caktır. Köylü, esnaf ve fakir memur
çocuklarının en yüksek burs ve kredi
imkânlarıyla donatacak, üniversite
ve yüksek okullarda okutacağız.
Ülkücü Bozkurtlar:
Ödevimiz iktidar olmak, amacı-
mız yüz milyonluk kalkınmış Milli-
yetçi Türkiye’yi kurmaktır. Hepinizi
bu kutsal davaya çağırıyorum.
Yaşasın Büyük Türklük Ülküsü.
Yaşasın Ülkücü Türk Gençliği...”
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
8 9
LİDER’DEN LİDER’DEN
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEYEFENDİ’NİN,
ANADOLU’NUN FETHİ MALAZGİRT 1071 ANMA
PROGRAMINDA YAPMIŞ OLDUKLARI KONUŞMA METNİ
26 AĞUSTOS 2018
Sayın Cumhurbaşkanım, aziz va-
tandaşlarım, değerli kardeşlerim.
Türk tarihinde eşsiz bir yeri,
emsalsiz bir önemi olan Malazgirt
Zaferi’nin 947’inci yıldönümünde
burada olmaktan, sizlere hitap et-
mekten büyük bir kıvanç duyuyo-
rum. Sözlerimin başında hepinizi
hürmet ve muhabbetle selamlıyo-
rum.
26 Ağustos 1071’de sıradan iki
ordu, sıradan iki devlet tesadüf ese-
ri muharebe ve mücadeleye giriş-
memiştir. Bu ovada iki ayrı dünya,
iki ayrı medeniyet, iki ayrı stratejik
hedef tarihin akışı içinde kaçınılmaz
bir şekilde karşı karşıya gelmişler-
dir. Malazgirt, yankıları hala devam
eden haç ile hilalin çatışmasına,
hak ile batılın çarpışmasına sahne
olmuştur. 947 yıl önce, bir yanda
karanlık ve köhne Bizans, diğer yan-
da tarihsel haklarını, var oluş hay-
siyetini kutlu bir müdafaa ruhuyla
canlı tutan Büyük Selçuklu Devleti
karşılıklı olarak mevzilenmişlerdi.
Anadolu toprakları istila ve işgalden
yorulmuş, asıl ve hak eden sahiple-
rini hasretle beklemeye koyulmuş-
tu. Nitekim Malazgirt Zaferi tarihin
rotasını temelden değiştirdi. Aynı
şekilde beşeriyetin kaderini ve ka-
rar dinamiklerini derinden etkiledi.
Türk milletinin yurt tutma arzu ve
arayışı mükâfatla neticelendi. Ana-
dolu prangalarından sökülüp kurta-
rıldı. Malazgirt Zaferi; İstanbul’un
fethinin mutlak bir habercisi, Tür-
kiye Cumhuriyeti’nin muhkem bir
harcıdır. Aziz ecdadımız Sultan
Alparslan 26 Ağustos 1071 Cuma
günü zaferden önce giydiği beyaz
elbiseyi kefeni görmüş; şehadeti de,
muzaffer olmayı da bir saadet kabul
etmişti.
Malazgirt Zaferi askeri bir başa-
rının çok ötesinde; imanın, öngörü-
nün, aklın, sabrın, stratejik yönetim
kudretinin, yüksek ülkülere bağla-
nışın, dahası vicdanın, insaniyetin,
kaynaşma ve kucaklaşma hasletinin
imrenilecek bir mahsulüdür. Şuurlu
bir heyecanla, yılgınlıktan ve çılgın-
lıktan uzak bir kavrayış ve hazırlık-
la, köklü, aynı zamanda dengeli ve
istikrarlı bir büyüme hedefiyle Ana-
dolu yurt tutulmuştur. Bu sayede
Anadolu’ya yüzyıllar içinde serpil-
miş ölü toprağı kaldırılmıştır.
Maceracı olmayan atılganlık,
gevşekliğe prim vermeyen kararlı-
lık, adım adım gelişip genişleyen
mücadeleci ruh sonucunda muzaf-
ferlik yeşermiş, nihai olarak Türk
milletinin adını ve şanını cihana du-
yurmuştur. Milletimizin vatan vusla-
tıyla atalet ve acziyet son bulmuştur.
Bu topraklara hakim olan Bizans-
Grek-Ortodoks zihniyeti Malazgirt
Zaferi’yle birlikte yerini Türk-İslam
kültürünün azamet ve ahlakına bı-
rakmıştır. İslam’ın savunma hattı
bu şekilde tesis edilmiştir. Şehadet
şuuru şeamet ve şedit korkaklığı put
gibi devirmiştir. Malazgirt’te sade-
ce vatan kazanmadık, bunun daha
fazlası olarak Anadolu’da parlak
bir istikbal, perçinlenmiş bir irade
kazandık. Böylelikle Türk milleti
hakkaniyetini, adaletini, temizliğini,
mertliğini Anadolu’yu merkezine
alarak ta Viyana’ya kadar gururla
taşıdı.
Sultan Alparslan’ın yenilmiş,
yıkılmış ve utanç verici hallere düş-
müş Romen Diyojen’e savaş sonra-
sı gösterdiği muamele elbette asla
hatır ve hafızalardan çıkmayacak
bir asaletin özetidir. Türk milleti
düşene vurmaz, aman dileyene el
kaldırmaz. Çünkü bizim medeniyet
müktesebatımızda zulüm yoktur,
eziyet yoktur, işkence yoktur. Çünkü
bizim tarihimizin hiçbir döneminde
zorbalık, zorda kalana acımasızlık
görülmüş, duyulmuş şey değildir.
Ancak Bizans’ın kokuşmuş zihni-
yeti bütün bu insafsız ve insanlık
dışı eylem ve niteliklere sahiptir.
Malazgirt’le beraber Anadolu’nun
kapıları Türk milletine ardına kadar
açıldı. Bu topraklar vatan yapıldı,
milli namusa teslim ve tevdi edildi.
1071’den sonra yeni yurdumuza ya-
yılma ve yerleşme dönemi başladı.
Anadolu’ya kök saldık, umut bağ-
ladık, milli ufkumuzun vizyonunu
belirledik. Anadolu’yu istiklalimizin
sancağı bildik. Kahraman şehitleri-
miz; bu coğrafyada kalemiyle, kılı-
cıyla, duasıyla, direnciyle var olan
aziz ecdadımız, bize sonsuza kadar
emanetimizde yaşayacak bir vatan
bıraktı.
Vatan dedik, 947 yıldır nice ba-
direleri göğüsledik. Bayrak dedik,
947 yıldır nice musibetleri ezdik.
Ezan dedik, 947 yıldır nice saldırı ve
suikastları birlik ve dayanışma az-
miyle erittik. Sultan Alparslan ölme-
di, biliniz ki yaşıyor, ahfadının aşkı
ve adanmışlığıyla yine beyaz atına
binerek manen aramızda dolaşıyor.
Malazgirt’te Allah Allah nidalarıyla
gökkubbeyi çınlatan yiğitler ölmedi,
ruhları vatan yaptıkları bu toprakla-
rın üzerinde manevi muhafız olarak
bekliyor. Buna karşılık Bizans da öl-
medi, ne yaparsak yapalım tarihten
silinmedi. Her seferinde, her fırsatta
Bizans fitnesi ete kemiğe bürünüp
947 yıl önceki hezimetin rövanşını
almak istiyor. Zaman geçse de, ak-
törler değişse de Bizans’ın kalıntı-
ları, Bizans’ın varisleri Malazgirt’in
intikamını almak için kuyruğa giri-
yorlar. Mazisi 947 yılı bulan mağlu-
biyeti hazmedemiyorlar. Bu nedenle
komplo üstüne komplo tezgahlıyor-
lar. Asırlardır Türk ve İslam düş-
manlarının emelleri bir ve benzerdir.
Su uyusa da düşman hiç uyumuyor.
Anadolu’nun fethiyle ezilen Bizans
ruhu şimdilerde ülkeden ülkeye ge-
çiyor, vücuttan vücuda girip kıtalar
arası mekik dokuyor.
Bugün Türk milleti, 947 yıl ön-
ceki zaferi kabullenemeyen, pun-
duna getirip bedel ödemimize ça-
balayan Türk düşmanları tarafından
açıkça, alçakça hedef alınıyor. Terör
örgütlerini kullanan namertlerin tak-
tiği Bizans taktiğidir. Siyasi ve eko-
nomik operasyonları vahşice kurgu-
layanların ilham kaynağı Bizans tah-
rikidir. Döviz ve kur oyunları Bizans
yöntemidir. 947 yıldır üzerimize
geliyorlar. 947 yıldır Türk milletini
Anadolu’dan çıkarmanın planını ya-
pıyorlar. 26 Ağustos 1071’de vatan
kurmuştuk, bundan 851 yıl sonra
da, yani 26 Ağustos 1922’de Büyük
Taarruz’la vatan kurtardık. 9,5 asır-
dır zulme, Haçlı operasyonlarına,
barbar emperyalizme direniyor, dik
duruyoruz. Üstün bir şevk ve cesa-
retle vatan mücadelesi veriyoruz.
Şark Meselesiyle denediler, başara-
madılar. 15 Temmuz’da da denedi-
ler, yine hüsrana uğradılar. Aslında
Malazgirt’in hesabını görmek isti-
yorlar. Dün amaçlarına ulaşamadı-
lar, Allah’ın izniyle yine ulaşamaya-
caklar. Bizans varsa, Malazgirt ruhu
da vardır, hamd olsun ayaktadır.
Vatanı her ne pahasına olursa olsun
koruyacağız. Bir olursak, diri durur-
sak, beraberliğimize sahip çıkarsak,
kardeşliğimizi korkusuzca muha-
faza edersek; hiçbir zalim, hiçbir
hain, hiçbir Bizans artığı karşımıza
çıkmaya cesaret bile edemeyecek-
tir. Ne yapsalar boştur, ne etseler
boşunadır; Anadolu’ya vurulan va-
tan mührünü sökmeye hiç kimsenin
gücü yetmeyecektir. Malazgirt’te
yendiklerimiz, İzmir’de denize dök-
tüklerimiz tekrar hıyanete teşebbüs
ederlerse, tekrar kalkışmaya ve işga-
le heveslenirlerse ya istiklal ya ölüm
seçeneğini masaya koyup can feda
olsun diyerek gereğini seve seve ya-
pacağız. Malazgirt Zaferiyle doğdu-
ğumuz bu topraklarda, Büyük Taar-
ruzla doğrulmayı başardık, sonsuza
kadar da var olmaya ant içtik.
Sayın Cumhurbaşkanım, değerli
kardeşlerim; İman küfrü, milliyetçi-
lik istilayı, cesaret korkaklığı, sada-
kat sahtekârlığı, bağımsızlık esareti
her devirde mahvetmiş, her zaman
alt etmiştir. Düşmandan kaçmayız,
dövizden korkmayız. Bilmeyen var-
sa ikazen söyleyeyim; taarruz ruhu,
taarruz tecrübesi Türk milletinin
sinesinde hala kor gibi yanmakta,
Malazgirt şuuru bayrak gibi dalga-
lanmaktadır.
Bu itibarla Malazgirt’teki şanlı
muzafferiyetin 947’inci yıldönü-
münde büyük hünkarımız Sultan
Alparslan’ı rahmetle, minnetle yad
ediyorum. Büyük Taarruz’un 96.yıl-
dönümünde Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ü, Milli Mücadele kahra-
manlarımızı saygıyla, şükranla, rah-
metle anıyorum. Kanlarıyla destan,
inanmışlıklarıyla tarih yazarak bize
vatan bırakan tüm şehitlerimize,
elleri öpülesi ecdadımıza Cenab-ı
Allah’tan rahmet diliyorum. Sözle-
rime son verirken hepinizi bir kez
daha hürmet ve muhabbetle selam-
lıyorum. Sağ Olun, Var Olun, Ne
Mutlu Türküm Diyene.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
10 11
GENEL BAŞKAN’DAN
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
GENEL BAŞKAN’DAN
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
AVRUPA TÜRKLÜĞÜ’NE TEŞEKKÜR
27 AĞUSTOS 2018
Ülkü Ocakları Eğitim ve
Kültür Vakfı olarak, Kur-
ban Bayramı’nın ruhuna
uygun bir şekilde, her yıl ol-
duğu gibi bu yıl da Avrupa
Türklüğü’nün kurbanlarının
ihtiyaç sahiplerine ulaştırıl-
masına vesile olmanın haklı
gururunu ve mutluluğunu
yaşıyoruz. Her faaliyetimiz-
de olduğu gibi talimat ve ta-
kipleriyle vekaleten kurban
kesimi organizasyonunun
mihmandarı olan, her türlü
destek ve katkıyı sağlayan
Liderimiz Sayın Devlet Bah-
çeli Bey’e teşekkürlerimi ve
saygılarımı arz ederim.
Avrupa Türk Konfederas-
yonu ve bünyesindeki Türk
Federasyonları organizas-
yonu aracılığıyla alınan ve-
kaleten “kurbanlar”, Ülkü
Ocakları il ve ilçe teşkilatları
tarafından yurdumuzun dört
bir yanında ihtiyaç sahiple-
rine ulaştırıldı. Bu kapsam-
da, ülkemize göç eden Irak
ve Suriye Türkmeni soydaş-
larımız için kurban kesim-
leri tertiplenerek, Avrupa
Türklüğü’nün selamları ken-
dilerine iletildi.
Ayrıca, yıllar önce Ata
topraklarından ana vatan
Türkiye’ye gelen Van Ulu-
pamir Köyü’ndeki Kırgız
Türkleri’nin, Erzincan’da
Ahıska Türkleri’nin, Ha-
tay Ovakent’teki Özbek
Türkleri’nin ve Kayseri’de
ikamet eden Doğu Türkis-
tanlı kardeşlerimizin bay-
ram sevinci paylaşıldı. Ev-
latlarını, kardeşlerini Ülkü
uğruna şehit veren şehit ai-
lelerimize, Afrin’de vatan
savunması için görev yapan
yiğit polis ve askerlerimi-
ze, Siirt Eruh’taki kahraman
korucularımıza ve ihtiyaç
sahibi ailelere, Avrupa’daki
ülküdaşlarımızın kurbanları
teslim edildi. Avrupa Türk
Konfederasyon Genel Baş-
kanımız ve İstanbul Millet-
vekilimiz Cemal Çetin Bey
ile birlikte, Liderimiz Sayın
Devlet Bahçeli Bey’in tali-
matlarıyla ülkemizde yaşa-
yan Türkmen soydaşlarımız
için Ankara, Şanlıurfa, Gazi-
antep, Kilis, Kahramanmaraş
ve Kayseri’deki kesimlere
şahsen katılarak bayramın
manevi iklimini hep birlikte
yaşadık. Din kardeşlerimize
hizmet etmenin, yüzlerinde
tebessümlere sebep olmanın
sevincini yaşıyoruz.
Eminiz ki, kesilen kurban-
lar sadece dini bir vecibenin
yerine getirilmesine değil;
aynı zamanda Turan coğraf-
yasında ve ülkemizde gönül
köprülerinin inşa edilmesine
ve Yüce Türk Milleti’nin ih-
tiyaç duyduğu dayanışma ve
kaynaşmanın toplumumuz-
da zuhur etmesine de vesile
oldu.
Vekaleten kurban kesimi
organizasyonumuzda gerek
yardımları gerekse dualarıy-
la, her zaman yanımızda olan
ve bizlere güç veren Avrupa
Türklüğü’ne, Avrupa Türk
Konfederasyonu Genel Baş-
kanı ve Milliyetçi Hareket
Partisi İstanbul Milletveki-
limiz Sayın Cemal Çetin’e
ve şahsında konfederasyo-
numuzun değerli yöneticile-
ri ile kıymetli mensuplarına
şükranlarımı sunuyorum.
Bu vesile ile Avrupa
Türk Konfederasyonu ça-
tısı altında faaliyet göste-
ren, Türk Milleti’nin Avru-
pa’daki gür sesleri Alman-
ya Türk Federasyon’nun,
Amerika Türk İslam Ülkü
Ocakları’nın,AvustralyaTürk
Federasyon’nun, Avusturya
Türk Federasyonu’nun, Bel-
çika Türk Federasyonu’nun,
Danimarka Türk
Federasyonu’nun, Fran-
sa Türk Federasyonu’nun,
Hollanda Türk
Federasyonu’nun, İngiltere
Türk Federasyonu’nun ve İs-
viçre Türk Federasyonu’nun
değerli başkanları ile kıymet-
li yöneticileri ve mensupları-
na canı gönülden teşekkürle-
rimi ve hürmetlerimi iletiyo-
rum.
Emanete sadakat ile sahip
çıkan, Genel Merkez Yöne-
ticilerimiz ve İl, İlçe Ocak
Başkanlarımız başta olmak
üzere, bu organizasyonda
katkısı olan tüm ülküdaşları-
ma yürekten teşekkür ediyor
ve Cenab-ı Hakk’tan, kesilen
kurbanları ve yapılan ibadet-
leri, dergâh-ı ilahisinde kabul
eylemesini diliyorum.
EMINIZ KI, KESILEN KURBANLAR
SADECE DINI BIR VECIBENIN YERINE
GETIRILMESINE DEĞIL; AYNI ZAMANDA
TURAN COĞRAFYASINDA VE ÜLKEMIZDE
GÖNÜL KÖPRÜLERININ INŞA EDILMESINE
VE YÜCE TÜRK MILLETI’NIN IHTIYAÇ
DUYDUĞU DAYANIŞMA VE KAYNAŞMANIN
TOPLUMUMUZDA ZUHUR ETMESINE DE
VESILE OLDU.
“
“
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
12
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
13
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
“2023 LİDER ÜLKE TÜRKİYE”
HEDEFLERİNE DOĞRU GENÇLİK
SORUNLARI VE ÖNERİLER
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tanı-
mına göre gençlik; buluğa erme se-
bebiyle, biyolojik ve psikolojik ba-
kımdan çocukluğun sonu ile toplum
hayatında sorumluluk alma dönemi
olan 12-24 arasında kalan yaş grubu-
dur. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın
tarifine göre ise genç; 15 ile 25 yaş-
ları arasında, öğrenim gören, haya-
tını kazanmak için çalışmayan ve
ayrı bir konutu bulunmayan kişidir.
Gençlik çağı bir insanın tüm yönle-
ri ile en hızlı yaşadığı dönemdir. Bu
dönemde bedensel ve ruhsal gelişim
çok hızlı yaşanır. Gençlik çağı insa-
nın biyolojik, psikolojik, sosyolojik
gelişim ve değişimin yoğun olduğu
çok hassas bir zaman dilimidir. Karı-
şık fikir ve duygusal durumların ya-
şanabildiği, kişilik ve kimlik arayı-
şının en karmaşık olduğu dönemdir.
Kişilik bunalımı, hayat gayesi
oluşturma, sorumluluk duygusunun
gelişmesi, hayattan tatmin arama,
isyankârlık, macera ve hareket is-
teği bilimsel çalışmaların sonuç-
larına göre gençlik döneminin en
başta gelen psikolojik özellikleridir.
Stres, panik atak, depresyon, ruhsal
bunalım ve sürekli tatminsizlik gibi
sorunlar bu dönemin en öne çıkan
hastalıkları olarak görülmektedir.
Dünya’da hızla gelişen teknoloji
son yıllarda ülkemizde bazı toplum-
sal ve kültürel değişimleri de bera-
berinde getirmiştir. Bu değişimin en
sorunlu hale getirdiği alan ise genç-
liktir. Ve bu sorun adeta gelişen tek-
nolojiyle birlikte her geçen gün daha
da artarak büyümektedir.
Kişiliğini oturtma ve eğitim kari-
yerine karar verme çağındaki genç-
ler, aile ortamından dışarıya attıkları
ilk adımdan sonra hayatta bir takım
sorunlarla karşı karşıya gelmektedir-
ler. Gençlerdeki işsizlik ve gelecek
kaygısı; karamsarlık, güvensizlik ve
can sıkıntısı gibi zihinsel yıpranma-
lara neden olabilmektedir.
Günümüzde gençlik, geleceğine
tehdit oluşturacak birçok sorunla
karşı karşıyadır. Küreselleşme, po-
püler kültür, dijital sistem, uyuş-
turucu ve madde bağımlılığı, ileri
derecede fanatizm, Televizyon-bil-
gisayar-internet ortamındaki zararlı
yayınlar, aşırı sosyal medya bağım-
lılığı, Terör odaklarının varlığı, cin-
sel ve şiddet olaylarındaki artış gibi
sosyal çevreden kaynaklanan sorun-
lar gençlik üzerinde büyük tehlike
oluşturmaktadır. Bunlara özenti du-
yan gençlerimizde ise büyük bir kül-
türel düşüş meydana gelmektedir.
Bu özenti, merak, taklit veya hayal-
cilik; Aile içi geçimsizlik, bencillik,
lakaytlık, idealsizlik, şiddet olayları
ve cinsellikle ilgili aşırılıklar, mar-
ka ve popüler kültüre düşkünlük,
kimlik ve inanç bunalımı gibi ahlaki
çöküntüye ve illegalleşmeye sebep
olmaktadır.
Çocuklar ailenin, gençler toplu-
mun aynasıdır. Unutulmamalıdır ki;
milli ve manevi değerlerinden yok-
sun inançsız ve kimliksiz bir gençli-
ğin yetişmesi bir milletin yok olması
demektir. Bu kültürel yozlaşma ve
ahlaki çöküntüye dur demek; kötü
ve zararlı bireylerin yok edilmesiyle
değil, ancak genç nesillerin yetişti-
rilmesiyle mümkün olacaktır. Nesli
korumak ve sağlıklı bir toplum oluş-
turmak için gençlere iyi bir eğitim
verilmeli; kendilerini korumaları,
dünya ve ahirette mutlu, huzurlu
olmaları için iman, inanç ve güzel
ahlak sahibi olmalarına yardımcı
olunmalıdır. Gençleri üstün ahlak
sahibi bireyler olarak yetiştirebil-
mek, doğru bir şahsiyet kazandır-
mak için öncülük edilmeli ve onlara
örnek olunmalıdır. İnsan eğitiminin
aslında bir nefis eğitimi olduğu unu-
tulmamalıdır.
Peygamber efendimizin “Çocuk-
larınıza güzel davranıp iyilikte ve
ikramda bulununuz, onları en güzel
şekilde terbiye ediniz” hadis-i şe-
rifinden yola çıkarak İlim, İrfan ve
Ahlak esasına dayalı; imanlı, İhlaslı,
töresini bilen, bilim ve teknoloji’ye
yön verecek, temiz bir toplum için
temiz bir nesil yetiştirilmelidir. Mil-
li, ahlaki, insani, manevi ve kültürel
değerlerini benimseyen, koruyan ve
geliştiren, ailesini, vatanını, milleti-
ni seven ve daima yükseltmeye ça-
lışan geçler yetiştirmek gerekmekte-
dir. Bu şekilde gençliği ruh, zihin ve
beden olarak zinde yetiştirmekle bir
toplum kendi geleceğinede yatırım
yapmış olacaktır.
Ülkemizin ‘2023 Lider Ülke
Türkiye’ hedefleri doğrultusunda
her bireye büyük sorumluluklar
düşmektedir. Tabi ki asıl sorumlu-
luk Ülkücü gençliktedir. Öncelikle
Ülkemize hizmet noktasında; milli
ve manevi değerleriyle zengin, so-
rumluluk sahibi, şahsiyetli, benlik
duygusundan uzak ve en önemlisi
önce ‘ülkem ve milletim’ diyen bir
gençliğe ihtiyaç vardır. İşte böyle
bir gençlik, aklın ve bilimin ışığında
‘2023 lider ülke Türkiye’ hedefini
gerçekleştirerek 21. yüzyıla ‘Türk’
mührünü vuracaktır.
Necip Fazıl’ın dediği gibi ‘kim
var!’ denilince sağına soluna bak-
madan ‘ben!’ diyebilen bu gençlik,
damarlarındaki asil kanda mevcut
olan bu kudretle Seyyid Ahmet Ar-
vasi Hoca’nın tariflediği kriterler
ölçüsünde bütün mazlum milletlerin
de umudu olacaktır.
Gençlerimiz, Türk ahlak ve tö-
resinden beslenip, İslam inanç ve
faziletinden feyizlendiği, gücünü
dünden alıp, heyecanını yarınlarda
bulacağı bir eğitime tabi tutulma-
lıdır. Gençlerimiz aldığı bu eğitim
sayesinde kendi tarihimizi ve milli
kültürümüzü yaşatacak, yüceltecek
ve yabancı kültürlerin etkisinden
uzaklaşacaktır.
Gençlik maneviyatını ve mil-
li ruhunu asla kaybetmemelidir.
Gençlerimizi tarihinden ve kültü-
rel bağlarından koparmamalıyız.
Gençlik bu tehditlere karşı gücünü
milli kimliğinden, ahlakını mane-
viyatından alacaktır. Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün dediği gibi Türk
çocuğu ecdadını tanıdıkça daha bü-
yük işler yapmak için kendisinde
kuvvet bulacaktır. Dünya’ya asker-
lik sanatını öğreten Mete Han’dan;
Malazgirt ovasında ak kefen içinde
savaşarak bizlere ebedi bir vatan
bırakan Alparslan’a, Tonyukuk’tan
Akşemsettin’e, Hürriyet kavgasın-
da dünyada emsali görülmemiş bir
cesaret göstererek kırk çerisiyle
birlikte Türk kavmini yok olmaktan
kurtaran Kürşat’tan; İstanbul özlemi
ile yanıp tutuşarak çok büyük hayal-
lerinde gerçekleşebileceğini kanıt-
layan Fatih Sultan Mehmet Han’a,
Abdülkerim Satuk Buğra Han’dan;
Türk-İslam dünyasının son başbu-
ğu Alparslan Türkeş’e ecdatlarını
tanıdıkça gençliğin milli şuuru güç-
lenecek, ufku daha da genişleye-
cek ve yolu aydınlanacaktır. Türk
gençliği; Türkistan’dan yetiştirip
gönderdiği müritlerle Anadolu’yu
Müslümanlaştıran Hoca Ahmet
Yesevi’den hizmet sevgisini, “Ya-
ratılanı severiz Yaratandan ötürü”
aşkıyla Yunus Emre’den sevgiyi,
“Gel, ne olursan ol yine gel” kabul-
lenişiyle Mevlana’dan hoşgörüyü,
“İncinsen de incitme” anlayışıyla
Hacı Bektaş-ı Veli’den insan sevgi-
sini, taşıdığı sorumluluk duygusuy-
la dünyaca ünlü yapıtların sahibi
Mimar Sinan’dan meslek sevgisini
ve Samsun’dan kurtuluş mücadele-
sini başlatan Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ten vatan sevgisini öğrene-
cektir.
Böylece milli refleksleri keskin,
milli ve manevi değerlerle donatıl-
mış, atalarımızdan bize miras kalan
bu kutsal vatanı gelecek nesillere
layıkıyla emanet edecek sağlam bir
gençlik meydana gelecektir. İşte
bu gençlik sokaklarda değil tıbbiye
laboratuvarları ile ilahiyat fakülte-
lerinin birleştiği koridorlarda olma-
lıdır. Her türlü çatışma ortamından
uzak durmalı ve sağduyulu hareket
etmelidir. Ama her türlü mesuliyet
duygusundan yoksun, milletinin
değerlerine küfrederek milletinin
ekmeğini yiyenlere karşı milli bilin-
ci açık olmalı ve bölücü yapılanma
karşısındaki dik duruşu asla son bul-
mamalıdır.
Gençliğimizin önündeki en bü-
yük tehlikenin milli kimlik ve mane-
vi değerlere yönelik olduğunu unut-
mayalım. Gençlerimiz maneviyatını,
tarihini, kültürünü ve milli ruhunu
asla kaybetmemelidir. Asıl önümüz-
deki en büyük tehdit gençlerimi-
zin bu değerlerden uzaklaşmasıdır.
Bu büyük tehlikeye karşı öncelikle
yapmamız gereken gençliğe milli
kimliğimizi hatırlatmak olmalıdır.
Türk gençliğinin ithal fikirlere ve
kurtarıcı beklemesine ihtiyacı yok-
tur. Türk gençliği Oğuz Kağan’ın
dualarında kendini bulacak, Bilge
Kağan’a kulak verdiğinde titreyip
kendine dönecek, Şeyh Edebali’nin
nasihatiyle geleceğe sağlam basacak
ve Atatürk’ün Gençliğe hitabesinde
muhtaç olduğu kudreti kendisinde
görecektir.
Bence bir insanın vatan sevgisi
evlat yetiştirme başarısı ile doğru
orantılıdır. Velhasıl hepimizin bi-
rinci vazifesi böyle evlatlar yetiş-
tirmek olmalıdır ki Türk istiklal ve
cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve
müdafaa edebilelim. Bunun için is-
tikbalimiz olan gençliğimizin eğiti-
minde elimizden gelen fedakarlığı
göstermeli ve asla vazgeçmemeli-
yiz. Unutulmamalıdır ki; bir mıh bir
nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir
at bir yiğit kurtarır, bir yiğit bir vatan
kurtarır...
Öncelikle kirli, karmaşık ve zararlı düşüncelerden kafanızı korumalı,
sağlam bir imam ve inançla kalbinizi doldurmalı ve bütün zararlı
alışkanlıklardan kolunuzu uzak tutmalısınız.
LİDER DEVLET BAHÇELİ
3K(Kafa, Kalp, Kol) Teorisi
““
Hüseyin KAYIŞ
Ülkü Ocakları Kahramanmaraş İl Başkanı
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
15
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön
GENÇLIK VE POLITIKA: TÜRKIYE’DE
GENÇLIK, DEPOLITIZASYON SÜRECI
VE TARIHSEL BAĞLAMDA TÜRK
GENÇLIĞI’NIN SOSYOLOJIK BIR
ANALIZI
Furkan AKSU
Gençlik, biyolojik, iktisadi,
sosyal ve kültürel anlamda edil-
genlik durumu olan çocukluktan
etkin ve sosyal bir aktör olarak
toplumsal sahada varlık gösteren
yetişkin bireylik arasındaki geçiş
dönemini ifade eden bir süreç ola-
rak İnsanlık tarihine baktığımızda
son yüz yıllarda ortaya çıkmış bir
kategoridir diyebiliriz.
Nitekim birçok toplumda farklı
anlam, sorumluluk ve misyonlar
atfedilen gençliğin, Avrupa için
Doğu toplumlarının çok daha son-
rasında bir kategori olarak algı-
lanmış ve üzerine düşünülmüş bir
olgu olduğunu rahatlıkla söyleye-
biliriz.
Sanayi devrimi öncesinde ye-
tişkinlik diye bir kategoriden dahi
bahsedemediğimiz Avrupa top-
lumlarında Sanayi sonrasında da
benzer durumun gözlenmesi muh-
temeldir ki insanların birer üretim
aracı olarak algılanışıyla ilişkisi
bulunmaktadır. Öyle ki gençlik
sürecinden bahsetmemiz için ge-
rekli olan çocukluk dönemi Avru-
pa için Sanayi sonrasında ancak
“minyatür yetişkinlik” olarak orta-
ya çıkmıştır ki bu da sadece soylu
çocukları için inşa edilmiş bir ka-
tegoridir.
Ucuz iş gücü olması haricinde
bir anlam ifade etmeyen gençlik ve
çocukluğun sosyal inşası Avrupa
toplumları için sadece iki yüzyıl-
lık bir maziye sahiptir. Bir üretim
aracı olarak alınıp satılan çocuk ve
gençlerin bırakın siyasi bir özne
olarak ülkelerinin kaderini belirler
bir konuma erişmesini sosyal bir
aktör olarak dahi toplumsal sahada
karşılık bulamadıkları bir coğrafya
ve dönemden söz etmekteyiz.
Osmanlı’da Gençlik
Avrupa’da gençlik son yüzyıl-
lar da tanımlanarak belli ölçüde
önem atfedilen bir kategoriye refe-
rans etmekteyken Osmanlı Devleti
içerisinde durum farklıydı. Nite-
kim Osmanlı’nın teknik anlamda
geri kalmışlığını farkına vardığı
yüzyıllarda umudu gençliğinde
araması, 1700’lü yıllar öncesinde
zaten bir sosyal kategori olarak
gençliğin varlığı ve toplumsal ha-
yat içerisinde aktif özne olarak
iktisadi, sosyal, kültürel sahada
etkin rol oynar konumda olduğunu
rahatlıkla söyleyebiliriz.
Teknik anlamda geri kalmışlı-
ğının üstesinden, Avrupa’ya gön-
derdiği gençlerin geri döndükle-
rinde yeniden imar edecekleri bir
Osmanlı Devleti tahayyül edilir.
Nitekim Avrupa’da eğitim gören
Jön Türkler ve Yeni Osmanlılar
kendilerine atfedilen “devleti kur-
tarma misyonunu” içselleştirerek
Cumhuriyet’in de temellerini ata-
cak bir iradeyi ortaya koyarlar.
Buradan hareketle Osmanlı’da
gençliğin bizatihi politik hayatın
içinde ele alındığını ve devletin
kaderini teslim edebilecek ka-
dar önem arz eden bir dinamizme
karşılık gelen gençlik kategori-
sini inşa ettiğini söyleyebiliriz.
Osmanlı’nın son dönemlerinde
tamamiyle yönetimi ele alan “dev-
lete karşı misyonunu içselleştirmiş
gençlik” imajına baktığımızda
Dünya’nın geri kalanına kıyasla
coğrafyamızda gençliğin politika
ve yönetim ile ilişkisinin çok daha
kadim bir gelenek olarak günümü-
ze değin geldiğini görebiliyoruz.
Gençliğin bir milletin geleceği ol-
duğu söylemi görüldüğü gibi Türk
Milleti için tarihsel kökleri bulu-
nan bir anlatıdır.
Kurucu İrade: Türk Gençliği
Öte yandan Türk gençliğinin
bahsettiğimiz tarihsel misyonu
edinmesi bir kendindenlikten zi-
yade dönemin Osmanlı hane-
danının duruşuyla da ilgilidir.
II.Abdülhamid Han’ın Osmanlı’da
ilk özelliği gösteren batılı tarzda
tematik okullar açtırması, genç-
liğin iradesine başvurmak için
bir adım olarak da algılanabilir.
Osmanlı’nın genç subaylarının
devraldığı yönetim mekanizması,
20.yy’da Osmanlı’nın küllerinden
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni ku-
ran irade olarak karşımıza çıkar.
Türk Gençliğinin pratik an-
lamda yönetim ve politikaya kar-
şı ilk imtihanı olan devletleşme
süreci yine Osmanlı’nın genç
subaylarından biri olan Mustafa
Kemal’in önderliğinde gerçekle-
şir. Anadolu’nun çeşitli bölgele-
rinde kanaat önderi konumunda
bulunan insanların Mustafa Ke-
mal Atatürk’ün önderliğinde Gazi
Meclis’i açmaları mutlaktır ki
Türk Milleti’nin gençliğine duy-
duğu güven ile ilgilidir.
“Cumhuriyeti Biz Kurduk,
Sizler Yücelteceksiniz”
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuru-
luşunda en etkin aktör olan genç-
lik, o vakitten sonra yeni devletin
ve rejimin muhafazası konusunda
vazife üstlenmesi için yetiştiri-
lecekti. Yeni eğitim sistemi Türk
gençliğini bizatihi Cumhuriyet’in
koruyucusu misyonuna eriştiri-
yor ve politik bir özne olarak bu
misyonu içselleştirmesi kendisin-
den bekleniyordu. Mustafa Ke-
mal Atatürk’ün: “Cumhuriyeti biz
kurduk, onu yaşatacak ve yüksel-
tecek olan sizlersiniz.” Vecizesi
Türk gençliğine atfedilen rolün ve
misyonun bir göstergesi idi. “On
yılda on beş milyon genç yarattık
her yaştan..” sözlerine yer verilen
10.Yıl Marşı, devlet idaresini dev-
ralacak ve yönetimi şekillendire-
cek Türk gençliğinin bu misyonla
yetiştirildiğinin de bir göstergesiy-
di.
Büyük Kopuş: 12 Eylül 1980
İhtilali
24 Ocak 1980 tarihinde 24
Ocak Kararları imzalanmış ve Tur-
Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
16
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
17
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
gut Özal’ın önderliğinde Türk eko-
nomisi serbest piyasa ekonomisine
kollarını açmıştı. Kadim ekonomi
geleneği olarak devletçi-karma sis-
temin terk edilmesi elbette salt ikti-
sadi bir dönüşümün değil sosyal ve
kültürel bir değişim-dönüşümün
de habercisi olacaktı. Böyle bir
süreçte 12 Eylül 1980 İhtilali’nin
gerçekleşmesi akıllara “24 Ocak
Kararlarının daha iyi uygulanması
için” bir müdahale olduğunu geti-
riyordu.
1980 öncesinde daha önce ta-
rihsel süreçte ele aldığımız şekilde
“memleketi kurtarmak” adına mü-
cadele içerisinde olan Türk genç-
liği de büyük ekonomik dönüşüm
ile birlikte bir değişime getiril-
mek istendi. Öyle ki geleceğe dair
planları ve hayalleri sorulduğunda
“Ülkü, Turan, Milliyetçi Türkiye”
gibi tahayyülleriyle karşılaşılan bir
gençlik, serbest piyasa ekonomisi
içerisinde açık Pazar konumuna
getirilen Türkiye’de bu kararları
imzalayan siyasiler ve ideolojileri
için arzulanan bir gençlik değildi.
1980’nin serbest piyasa ekono-
misine açılan Türkiye’sinde arzu
edilen gençlik, devletin geleceği-
ni, milletin varlığını düşünen bir
gençlik değil; yeni Türkiye’nin
tümüyle ithalata açılan yapısı için-
de “sınırsız tüketim arzulayan” bir
gençlikti.
Neoliberal Türkiye; Depoliti-
ze Gençlik
Bu nedenle gençliğin depoli-
tizasyonu 12 Eylül 1980 Darbesi-
nin eylem planlarından biri olarak
karşımıza çıkmaktaydı. Gençliğin
devlet meseleleri ile arasına bir set
çekerek salt tüketim öznesi hali-
ne getirmek için bir takım sosyal
dönüşümleri gerekli gören darbe
yönetimi idamlarla birlikte “mem-
leket ve devlete karşı duyarlılığa”
karşı bir caydırıcılıktan söz ediyor-
du.
Tüm siyasi-ideolojik gençlik
hareketlerinin son bulması adına
başlatılan depolitizasyon süreci
1983 seçimleri sonrası sivil bir
iktidar olarak ANAP’ın yönetimi
devralması ile sosyal ve kültürel
sahada da etkisini göstermeye baş-
ladı. Gençlerin spor (sadece kü-
resel sermayenin etrafında şekil-
lenen futbol), cinsellik ve müziğe
yönlendirilmesi adına açılan gaze-
te, dergi, radyo programları, genç-
lerin ilgisini politikadan ve devlet,
millet ideallerinden uzaklaştırmak
amaçlı bir kültürel dönüşüm politi-
kası olarak karşımıza çıktı.
Türk gençliğinin depolitize ol-
ması adına yürütülen yayın faali-
yetleri ve politikalar sonucu oluşan
apolitik, devlet-millet gibi konu-
larda duyarsız, tüketim arzusunda
bir nesil meydana geldi. Bazı ke-
simlerce bu nesil “Özal gençliği”
olarak adlandırılmaktadır.
1980 öncesinde kendisine ha-
yali sorulduğunda vatan, millet,
devlet üzerine söylemlerde bulu-
nan gençlik, 1980 sonrasında iyi
bir şirkette yönetici olmak, kon-
forlu bir hayat sürmek, daha fazla
tüketmek gibi hayallerini söyler
konuma geldi.
Arabesk müzik mevcut depoli-
tizasyon politikalarının bir parçası
olarak gençliğin beğenisine su-
nuldu. “Batsın bu dünya” derken
dünyevi bir hazza erişme arzusu
ile dertlenmesi beklenen genç-
lik, cinsellik içeren dergiler ile de
dünyanın geri kalanı için duyarsız
hale geliyor, kendisi için sunulan
‘’tüketim cennetinden’’ daha fazla
ölçüde yararlanmak için çalışıyor,
çaba sarf ediyordu.
Bireyci, sadece kendi fayda-
sı için konformist bir hayat süren
“Özal Gençliği” ne yazık ki 1980
öncesinde vatan mücadelesi veren
bir neslin çocuklarıydılar. “Hak-
sızlığın karşısında durmak” gibi
bir erdemi yitiren yeni kuşak “bana
dokunmayan yılan bin yaşasın”
mottosuyla konformist bir dünya
görüşüyle yaşamaktaydı.
Kuşak Meselesi ve Politika
Gençlikle ilgili bilimsel me-
tinlere baktığımızda üç farklı
yaklaşımdan söz edebiliriz. Bun-
lardan birincisi gençliğin bir mil-
letin geleceği olduğunu esas alan
klasik yaklaşımdır ki politik bir
özne olarak gençlik içinde yaşa-
dığı toplumu inşa edecek iradeye
sahiptir. İkinci yaklaşım tek bir
gençlik tipolojisinden bahsetmenin
mümkün olmadığını; gençlik değil
gençliklerden söz edebileceğimi-
zi esas alarak farklı tipolojilerde
gençlik gruplarının farklı ideal ve
dünya görüşleri olabileceği üzerin-
de durmaktadır. Bir diğer yaklaşım
ise gençliklerin varlığını inkar et-
memekle birlikte aynı coğrafya ve
zaman içerisinde yaşayan farklı
gençlik tipolojilerinin toplumsal
etkileşimlerden kaynaklı olarak or-
tak karakteristik özelliklerinin ola-
bileceğini; aynı yıllarda doğmuş,
benzer tecrübeler edinmiş, aynı
olaylara benzer tepkiler vermiş
gençlerin tek kategoride ele alına-
bileceğini savunur ki buna “kuşak”
ismi verilir.
1980 öncesi Türk gençliği-
nin farklı karakteristik özellikleri
mevcut olsa da ortak paydasının
“memleketi kurtarma arzusu” ol-
duğunu söyleyebiliriz. Tam da
bu noktada 1980’in bir kırılmaya
tekabül ettiğinden söz edebiliriz.
1980 sonrası Türk gençliğinin or-
tak paydası “tüketim” olmuştur
yönünde fikirler bulunmaktadır.
Ancak tam da burada gençlik
üzerine yoğun depolitizasyon po-
litikalarının uygulandığı, moda-
popüler müzik gibi dış etmenlerle
muhatap olmuş bir neslin sonrasın-
da 2000 sonrası gençliğinin karak-
teristik farklılaşmasına bakmamız
yerinde olacaktır.
“2000 Sonrası: Türk Gençliği
Özüne mi Dönüyor?”
2000’li yıllara baktığımızda
politikaya ilgisiz neslin belli ölçü-
de devam ettiğini ancak “ülke nasıl
refaha erer” konusunda tartışma-
ların yürütüldüğü bir gençliğin de
varlığından söz edebilmekteyiz.
Gençlik grupları arasında gündelik
siyaset tartışmalarının sıkça yapıl-
dığı bir dönem olarak 2000 sonra-
sı Türk gençliği yine belli ölçüde
politikaya ve devlet meselelerine
ilgi besler konuma gelmiştir diye-
biliriz.
Bu durumun en bariz örneğine
15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi
gecesinde rastladık. Öyle ki darbe-
cilere karşı şehirlerin meydanları-
na akın eden, tankların önüne yatan
Türk Gençliği idi. 1980 sonrasında
yoğun apolitikleşme politikalarına
maruz kalarak toplumsal ve siyasi
olaylara ilgisiz kalması sağlanan
gençlik 15 Temmuz gecesi, tıpkı
1980 öncesindeki dinamizmi ile
meydanlarda idi.
“12 Eylül’de Bizim Ço-
cuklar Kazandı Demişlerdi 15
Temmuz’da Onların Gayri Meş-
ru Çocukları Kaybetmiştir!”
Liderimiz Sayın Devlet Bah-
çeli Beyefendi’nin 15 Temmuz
Darbe girişimi sonrası sarf ettiği
“15 Temmuz’da Onların Gayri
Meşru Çocukları Kaybetmiş-
tir” sözlerine baktığımızda 1980
Darbe girişimi sonrası milli mese-
leler ile ilişiği kesilmeye çalışılan
gençliğin 15 Temmuz’da darbe
girişimini durdurmuş olmasından
hareketle Türk gençliği üzerine
oynanan oyunun bu sefer başarısız
olduğunu söyleyebiliriz. Devletin
geleceğini düşünmekten alıko-
nulmak istenen Türk gençliğinin
mevzu bahis gecede bir mücade-
leye girişmesi mümkündür ki 12
Eylül’ün de başarısızlığına tekabül
etmektedir.
Ülkücü Hareket Bu Sürecin
Neresinde?
Ülkücü Hareket, Türkiye Cum-
huriyeti Tarihinin ilk dinamik
gençlik mücadelesi olan 1944
olaylarından aldığı tarihsel miras
ile 1970’li yıllarda iradesini orta-
ya koyan toplumsal bir harekettir.
“devletin ve milletin bekası” için
gençliğin dinamizminin bir araya
toplandığı ve mücadele içerisi-
ne girdiği bir nesil olarak Ülkücü
Hareket 1980 sonrasında vakıf ve
dernekleri kapatılarak, işkencele-
re maruz bırakılan, idam edilerek
dağıtılmaya çalışılan bir konumda
idi.
Ancak tüm beynelmilel akım-
lar ve hükumetlerin resmi gençlik
politikalarına rağmen dinamizmini
ve iradesini korumayı başaran Ül-
kücü Hareket için mevcut süreçler
belli ölçüde teğet geçmiştir diyebi-
liriz.
Nitekim 21.yüzyıl Dünya’sın-
da Klasik anlamda hiçbir gençlik
hareketi varlığını devam ettireme-
mişken yarım asırlık geleneksel
yapısı ile aynı dinamizmini de-
vam ettiren Ülkücü Hareket; bu
özelliği ile Dünya’nın en büyük
gençlik hareketi’’ olma özelliğine
de sahiptir. Kuruluşundan günü-
müze tüm anlatı, ritüel ve dinamiz-
mini muhafaza etmeyi başarabilen
Ülkücü Hareket’in mensupları de-
politizasyon, tüketim çığırtkanlığı
gibi akımlardan belli ölçüde ken-
disini koruyarak mevcut yapısını
devam ettirmesinin yanında Türk
Gençliğinin “devlet meselelerine”
karşı duyarlılığını da diri tutmayı
başarmıştır.
Dünya üzerinde belli bir lider,
sürekli bir teşkilatlanma, bir anlatı
etrafında fikir dünyasında birleş-
me, hiyerarşik düzen gibi klasik
sosyal hareketlere özgü karakteris-
tik özelliklere sahip Ülkücü Hare-
ketten başka bir hareketin varlığın-
dan söz edememekteyiz.
Günümüz gençlik hareketleri
daha ziyade belli bir konuya has-
sasiyet gösteren insanların devam-
lı olmayan birlikte hareketi olarak
tezahür etmektedir.
Sonuç Yerine
Gençlik Türkiye’de bir sos-
yal ve politik kategori olarak çok
erken dönemlerden bu yana var
olan bir olgudur. Osmanlı’nın son
dönemlerinden günümüze değin
birçok merhaleden geçen Türk
gençliğinin devlet meseleleri ile
ilgisi tarihsel bir iradeyi içerisinde
barındırmaktadır.
Batı toplumlarının aksine genç-
liğine önemli misyonlar yükleye-
rek siyasete ilgisini diri tutan Türk
Milleti için gençlik geleceğin te-
minatıdır. Bu gelenek günümüze
değin süregelmiş olsa da 12 Eylül
1980 Darbesi gibi bazı sosyal ya-
ğıya müdahaleler ile sekteye uğra-
tılmıştır.
Gençlerin politikaya karşı ilgi-
siz olması, apolitikleşmesi milletin
devamlılığını tehdit edecek bir du-
rumdur diyebiliriz. Nitekim genç-
lerin politikaya karşı ilgisiz olup
farklı mecralara yönelmesi küresel
sermayenin dışında kimseye bir
fayda sağlamamaktadır diyebiliriz.
Vatan, milet, devlet gibi ko-
nularda her zaman söyleyecek bir
sözü olan Türk gençliği akabinde
Ülkücü Gençlik; toplumsal, kültü-
rel deformasyonlara karşı tepkisini
koyarak Türk Milleti’nin dinamiz-
mi ve idrakı olarak varlığını sürdü-
recektir.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli
Beyefendi’nin de belirttiği gibi:
“Gelecek bizim, Biz Gelece-
ğiz!’’
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
18
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
19
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
MİLLİ DEĞERLERİMİZ VE GENÇLİK
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal
ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli,
değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz”
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
“Yarının yurt yöneticilerini yetiştirmek vatana ve millete yapılan iyiliklerin en
büyüğüdür. Mesele, şimdi gençliği kurtarmada, ona gideceği gerçek yolu, Türk
ülküsü yolunu göstermektedir. Gençlik Amerikan uşaklığının da, Rus uşaklığının da
aynı kapıya çıkacağını bilmelidir. Türk ülküsü dışında ne olursa olsun hizmet etmek
köleliktir.”
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
“1900’lü yılların başında genç olanlar kurtuluş meşalesini yakmışlardı. Cumhuriyet
ve bağımsızlık bu fedakâr neslin eseri olmuştu. Şimdi yeni bir diriliş için Türkiye
gençlerini bekliyor. Hem de umutla, hem de heyecanla. Türk gençliği aldanmaz,
baskı ve zulme teslim olmaz. Sürüyle uçan kargalara karşı tek başına kartal olmaktır
gençlik.”
LİDER DEVLET BAHÇELİ
“
Ahmet AKBAYIR
Ülkü Ocakları Kırşehir İl Başkanı
“
Milletlerin, tarih boyunca geçir-
dikleri pek çok sarsıntılı anlardan
bile hiç elden bırakmadıkları bir ta-
kım değerleri vardır. Bu değerler, fert
fert olduğu kadar toplumun bütün
katlarında da aynı şevk ve heyecan
kaynağı olur. Çünkü bu değerler o
milleti meydana getiren bütün kişile-
rin ve zümrelerin ortak var oluş kay-
nakları, var oluş sebepleridir. Devlet-
ler, başka devlet ve milletlerle olan
münasebetlerine hep bu milli değer-
leri açısından bakmak zorundadırlar.
Yeni ortaya çıkan durumları da mil-
letler ve milli değerler çerçevesinde
değerlendirip yollarını ona göre çiz-
mek durumundadırlar.
Türk milleti olarak bizim milli
değerlerimiz, vatan sevgisi, bayrak,
milli marş, istiklal, dini inançlarımız,
gelenek ve göreneklerimiz, örfümüz
adetlerimiz, yakın tarihimizde geçir-
miş olduğumuz mücadeleler, devlet
ve millet büyüklerimiz, tarihi kişilik-
lerimiz şeklinde sayılabilir.
Bu milli değerlerimize ulaşmak
ve sahip olmak için de; Türk Genç-
liğine güvenmek ve karar alma
süreçlerine katılımını sağlamak,
Cumhuriyetin temel değerlerine
ve Atatürk ilkelerine bağlı olmak,
Milli; evrensel ve etik değerleri be-
nimsemek ve benimsetmek, İnsan
hak ve hürriyetlerine saygılı ol-
mak, Toplumsal sorumluluk bilin-
cine sahip hayat boyu öğrenmeyi
hedef alan, Doğaya ve insana du-
yarlı, Sporu hayatının bir parçası
haline getirmiş, Araştırma ve geliş-
tirmeyi etkili kılan, Millî güç kay-
naklarını verimli ve etkili kullanan
bireyleri yetiştirmemiz gerekmek-
tedir.
Değerler, uzun zaman sonucun-
da içinde oluştuğu toplumun büyük
çoğunluğu tarafından benimsenmiş;
bireylerin istek, amaç ve ihtiyaçla-
rının oluşmasında başrol oynamış
ölçütlerdir. Değerler, topluma anlam
kazandıran ve önem verdiren ölçü-
lerdir ve insanlar her zaman yaşam-
larını bu değerlere göre şekillendi-
rilmiş ilişkiler içinde sürdürürler. Bu
ilişkiler inanç, değer, temayül, kural
ve genel olarak iktisadi ve ahlaki
ilişkilerdir. Toplumda çoğunluk tara-
fından yaşanmaya başlayan değerler,
zamanla bireylerin mutluluğunu sağ-
layan özellik taşıdığı için geleneksel,
toplumsal, ahlaki, dini değerler, örf
ve âdetler ile millî değerler, evrensel
değerler birbiri ile iç içe geçerek bü-
tünleşmiş ve toplumumuzda zaman
içinde millî ve manevi değerler ola-
rak kullanılmaya başlamıştır.
Toplumsal değerlerimiz, milli
değerlerimiz sayesinde oluşmakta-
dır. Bir millet olarak kültür, eğitim,
sanat, sosyal hayata ait değerlerimiz
milli değerlerimiz sayesinde yaşan-
makta ve nesilden nesle aktarılmak-
tadır. Bir toplumun inşa edilmesinde
kültür değerleri ve hukuki varlık ön
plana çıkmaktadır.
Toplumun bütün ihtiyaçları sos-
yolojik olarak analiz edilmektedir.
Milli değerler ise toplumun bir arada
mutlu, huzurlu, barış içinde yaşa-
masını sağlar. Her milletin kendine
özgü değerleri bulunmaktadır. Milli
değerler üzerinde tarihi devamlılık
şuuru etkili olmaktadır.
Bir milletin değerleri o milletin
dini, dili, tarihi ve yaşadığı coğrafya
ile doğrudan ilişkilidir.
“Yürü hâlâ ne diye oyunda oy-
naştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği
yaştasın!”
Arif Nihat ASYA
Gençlik; yaşla sınırlı olmayan
bir yerden başlayıp sonuna varılma-
yan çok farklı bir olgudur. Gençlik
gelecektir, umuttur, harekettir, di-
namizmdir, yeniliktir ve cesarettir.
Gençlik ömrün baharı ve hayatın
kaynağıdır.
Gençlik; dinçliğin ve güzelliğin
aslıdır. Gençlik, gelecek demektir.
Gençlik; insan ömrünün ilkbaha-
rıdır. Bu dönemde insan enerjiktir,
dinamiktir, yiğittir, cesurdur, cesaret-
lidir, korkusuzdur, fedakârdır, şeffaf-
tır ve açık sözlüdür. Gençlik, çocuk-
lukla yetişkinlik arasında en hareketli
bir dönem olduğu gibi, insanoğlunun
yaşamı süresince geçirmiş olduğu en
iyi ve en güzel günleridir.
Gelişmiş ülkeler, nüfus artış hı-
zının yavaşlaması ve ortalama yaşın
yükselmesi ile beraber; nüfusun yaş-
lanması problemi ile karşı karşıyalar.
Genç nüfusun nisbeti (15-24 yaş
grubu); Avrupa Birliği ülkelerinde
ortalama yüzde 11,8, ABD’de ise
yüzde 14 civarında bulunuyor.
Gelişen bir ülke için dinamik bir
güç olan genç nüfus oranı; dünya-
daki temayül çerçevesinde, ülkemiz
için de düşen bir seyir takip ediyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun tes-
bitlerine göre; 1980-2000 yılları ara-
sında yüzde 20 seviyesinde olan bu
nisbet, şu anda yüzde 16,6’yı gösteri-
yor. Gelecek için yapılan tahminler-
de ise bunun 2023’te yüzde 15,1’e,
2050’de yüzde 13,7’ye, 2075’te ise
yüzde 10,1’e gerileyeceği belirtili-
yor.
Avrupa İstatistik Ofisi’nin tesbit-
lerine göre; Avrupa Birliği ülkelerin-
de 40-45 olan yaş ortalaması, ülke-
mizde 29,7; yine Avrupa’da yüzde
5-6 arasında olan 80 yaş üzeri nüfus
nisbeti bizde yüzde 1,4 seviyesinde
bulunuyor. Okullarda tahsil gören
çocuk ve gençlerimizin sayısı ise 20
milyonu aşmış durumda.
Hâl böyle iken; nesillerimize ül-
kemizin geleceğini inşa etme şuuru
kazandırılabiliyor mu?
Yarınlarımızın teminatı olan genç
nüfusumuzun eğitimi, ne nisbette bu
mefkûre çerçevesinde yürütülebili-
yor?
Yetişen nesillerimiz, milletimizin
değerleriyle ne ölçüde barışık?
Çocukların tahsillerini plânlayan
ebeveynlerde, bu husustaki hassasi-
yet ne seviyede?..
Hazret-i Ali ( RA) ‘ Çocukları-
nızı bugünün şartlarına göre değil,
onların yaşayacağı devrin şartlarına
göre yetiştirin.’ buyuruyor.
Günümüzdeki mesuliyet; gele-
cekte bu mukaddes dâvâyı omuzla-
yabilecek nesilleri yetiştirebilmektir.
Ârif Nihat ASYA; titreyip ken-
dine dönmesi, hüviyetine bürünmesi
temennisiyle gençliğe şöyle sesleni-
yor ‘ Mesele; onları milletin değer-
leriyle teçhiz edebilmek; gönüllerini
aşkla, şevkle tutuşturabilmektir.’
SONUÇ
Milli değerlerimiz; kültür dil,
din, görüş, tarih, gelenek-görenek,
örf adet olarak öğeler bütünlüğü
içinde varlığını devam ettirmektedir.
Bir milletin varlığını koruyup devam
ettirmesi için, milli değerlerine bağlı
kalması, kendine özgü düşünce, ya-
salar ve inancını ele almasıdır.
Bir milleti diğer milletlerden
ayıran en önemli duruştur. Milli de-
ğerler ortak tutum ve davranışları
meydana getiren yapı taşlarıdır. Geç-
miş ve gelecek bakımından bir köprü
vazifesi gören Milli Değer öğeleri
insanları birbirine görünmez iplerle
bağlayan düğümlerdir. Farklı düşün-
celere sahip olan kişileri aynı nokta-
da buluşturan ve bu güce sahip tek
varlık Milli değerler öğeleridir. Bu
nedenle Milli Değerlerimize yeterli
derecede sahip çıkmak, gelecek olan
nesillere de doğru aktarılmasını sağ-
layacaktır. Tıpkı geçmiş tarihlerden
günümüze kadar gelen değerler gibi
düşünmeliyiz.
Milli değer ülkenin geleceği için
önemli olduğu gibi geçmişimizi tanı-
mamıza yardımcı olmaktadır. Kültür
insanların geçmişinden günümüze
kadar gelen alışkanlıklar başta olmak
üzere adetleridir.
Milli Değerlerimiz ve Gençlik
olmadan bir millet varlığını devam
ettiremez. Milletler öncelikli değer
yargılarını birleştiren, bütünlük sağ-
layan en önemli etken milli değer-
lerimizin varlığıdır. Milli bir değere
sahip olmayan ve onun erdemini
kavrayamayan milletler, her zaman
kaybeder ve Milli değerleri olmadan
yaşamaya devam ederler.
Milli değerlerimiz sayesinde bir-
lik ve beraberlik şuurunda bir hayat
yaşarız. Milli değerlerimizin nesilden
nesle aktarılması oldukça önemlidir.
Bir milletin köklerinden kopmama-
sı ve kültür değerlerinin yaşatılması
için milli değerlerin korunması gere-
kir. Milli değerlerin korunması eği-
timle mümkün olmaktadır.
Bu ise Ulu Önder Gazi Mustafa
Kemal ATATÜRK Beyefendi’nin
Yeni Kurduğu Cumhuriyeti arma-
ğan ettiği Milliyetçi-Ülkücü TÜRK
GENÇLİĞİ sayesinde olacaktır.
Milliyetçi-ülkücü Türk Gençliği
olarak bizim en büyük Milli Değeri-
miz TURAN sevdamızdır.
Ölümlü Bedenlerimizle, Ölüm-
süz Davamızın; Turan Sevdamızın
Davacılarıyız.
Bir Ölür Bin Diriliriz.
Ama Bir Gün Mutlaka TURAN!
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
20
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
21
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
DÜNYANIN EN BÜYÜK GENÇLİK
TEŞKİLATI: ÜLKÜCÜ GENÇLİK VE
ÜLKÜ OCAKLARI’NIN MİSYONU
Kadir Kaan GÜLER
Milliyetçi Hareket Partisi var olduğu, Ülkücü Gençlik Bozkurt gibi ayakta
durduğu sürece bekamızı hedef alan saldırılar bozguna uğrayacaktır..
LİDER DEVLET BAHÇELİ
““
Türk milliyetçiliği düşünce-
si çağdan çağa farklı şekillerde
temayüz etse de aslında tarihsel
olarak bir devamlılığı teşkil eder.
Şöyle ki: Türk milliyetçiliği fikri
Bilge Kağan’ın “boylar üstü birlik
oluşturma” siyaseti ile başlamıştır
ondan sonra devlet siyaseti olarak
devam etmemesine karşılık, Türk-
lük şuuru şeklinde bilhassa da seç-
kinler eliyle devam etmiştir. Ziya
Gökalp’e kadar duygusal anlamda
varlığını sürdürmüş, Gökalp’le
birlikte sistematikleşmiştir. Ata-
türk, bilimsel metotlara oturmuş
Türk milliyetçiliğini yeniden dev-
let siyasetinin merkezine oturtmuş
hatta Türk Cumhuriyet’inin esas
felsefesini bu zemin üzerine inşa
etmiştir. Münhasıran Atatürk’ten
sonra bu siyaset kaybolmaya yüz
tutmuş, Hüseyin Nihal Atsız ile si-
yasallaşma sürecine girmiştir. Bü-
tün bu süreçler boyunca her zaman
aydınlar/seçkinler/devlet adamları
eliyle yürütülmeye çalışılan Türk
milliyetçiliği, Başbuğ Alparslan
Türkeş ile birlikte de halkın içine
yayılmıştır.
Başbuğ Alparslan Türkeş, Türk
milliyetçiliği fikrini halk sinesine
taşırken temel olarak iki kurumdan
faydalanmıştır. Birincisi 1965 yı-
lında girmiş olduğu Cumhuriyetçi
Köylü Millet Partisi’sidir. Başbuğ
Türkeş burada, toplumun bütün
milliyetçi kesimini tek bir çatı al-
tıda toplamayı başarmıştır. İkinci-
si ise şüphesiz Ülkü Ocakları’dır.
Ülkü Ocakları sayesinde, Türkiye
Cumhuriyeti’nin temelini oluş-
turan Türk milliyetçiliği fikrini
gençlikle buluşturarak sürekliliği-
ni sağlama almıştır. İki kurum sa-
yesinde ilk kez Türk milliyetçiliği
düşüncesi aydınlar, seçkinler ve
yöneticilerin tekelinden alınarak
taşralı, Anadolulu halka da ulaştı-
rılmıştır. Ülkü Ocakları’nın önemi
de bilhassa burada yatmaktadır.
Bu yazıda da öncelikle Cumhuri-
yet Dönemi Türk milliyetçisi ör-
gütler aktarılacak ardından Ülkü
Ocakları’nın kuruluşu ve misyonu
anlatılacaktır.
Türk milliyetçiliği fikrini ilk
kez sistematikleştirmiş olan Gö-
kalp, aynı zamanda Osmanlı’nın
son döneminde ortaya çıkan İs-
lamcılık, Batıcılık ve Türkçülük
fikirlerini de (Türkçülüğü esas
alarak) harmanlamıştır. “Türk mil-
letindenim, İslam ümmetindenim,
Batı medeniyetindenim” düsturu
tam da bu amacı gerçekleştirmeye
yönelik olarak sarf edilmiş bir söz-
dür. Bu noktaya dikkat çeken Ül-
ken, şöyle söylemektedir: “Bu uz-
laşma şekli doğmasaydı, modern-
ciler ile Türkçüler ve İslamcıların
arasında gerginlik devam eder ve
sorular cevapsız kalırdı.” Kurtuluş
mücadelesini veren Milliyetçilere
bakıldığında, üç görüşü de benim-
seyen bu çizgiyi devam ettirdikle-
ri görülür. Ancak Cumhuriyet’in
kurulmasıyla beraber hâkim zih-
niyetin laik görüşü, daha baskın
hale gelmeye başlamıştır. Ayrıca
Batılılaşma arzusu dönemin ay-
dınlarının “İslam ümmetindenim”
kodlamasını devre dışı bırakmaya
çalıştıklarını göstermektedir. Ha-
liyle Cumhuriyet’in temel felsefe
olarak kabul ettiği Ziya Gökalp
düşüncesi artık yerilmeye başlan-
mıştır. Sadri Etem’in sözleri, be-
lirtilenleri destekler niteliktedir:
“…Onun için ‘İslam ümmetinde-
nim, Türk milletindenim, Avrupa
Medeniyetindenim’ yerine, ‘Türk
ve Avrupalıyız’diyorum.”
Ziya Gökalp’in 1924’teki ölü-
münden sonra başlayan bu süreç,
1930’lara doğru “kemalist, batıcı
ve laik” görüşlü entelektüellerin
yönlendirmesiyle, Milliyetçilerin
kendi içlerinde yolları çatallanma-
ya başlamıştır. Bilhassa toplum ve
kültür politikaları bu ayrışmanın
derinleşmesine katkı sağlamıştır.
Artık devrin seçkinlerince Gökalp
ve düşünceleri ötekileştirilmiştir.
Gökalp’in devreden çıkartılması
onun oluşturduğu uzlaşıyı ortadan
kaldırmıştır. Aynı zamanda Türk
milliyetçiliği fikrinin de “gelenek-
çi” ve “batıcı” olarak ayrılmasına
sebebiyet vermiştir. Örneğin Falih
Rıfkı Atay ‘’Çankaya’’ adlı eseri-
nin (Atay 2013) birçok yerinde,
kendilerini “ileri Türkçü” olarak
adlandırıp, Türk milliyetçiliğini
benimseyen mütedeyyin kişileri
“gerici Türkçü” olarak adlandır-
maktadır.
Bütün bunlara rağmen Türk
Ocaklarının varlığı, Türk milliyet-
çilerinin ayrı bir yola başvurma
ihtiyacını gerektirmiyordu. 1912
yılında kurulan Türk Ocakları
Türk milliyetçilerinin hafızasın-
da ihtişamını koruyordu. Kaldı ki
Türk Ocaklarını kuran Türkçüler-
den bazıları da halen yaşıyorlar-
dı. Haliyle Türk Ocakları, Türk-
çüleri etrafında toplama gayesini
devam ettiriyordu. Hülasa Türk
Ocakları, Türkçüler için bir kutsi-
yet addediyordu. Ek olarak Türk
Ocakları’nda örgütlenen Türk mil-
liyetçilerinin görevi halka inkilap-
ları anlatmak, onları Cumhuriyet
ile bütünleştirmeye sevk etmekti.
Böylelikle halkın inkılaplara des-
teğini kazandırmaktı. Atatürk bu
şuurla yakın çalışma arkadaşlarını
Türkçülerden seçmekteydi. Bu bi-
linçle hareket eden Türk Ocakla-
rı, yıllık raporunda 50.000 kişiye
yeni harfleri öğretme başarısından
iftiharla bahsediyordu.
Gelgelelim Menemen Olayları
’nın yaşanması ve çok partili siya-
si hayata geçişte Serbest Cumhu-
riyet Fırkası (SCF) denemesinin
başarısızlıkla sonuçlanması sonu-
cunda tek parti rejimini güçlendi-
rici hamlelere imza atılmıştır. Bu
icraatlardan birisi de 1931 yılında
Türk Ocakları’nın kapatılıp ye-
rine Halkevleri’nin açılması ol-
muştur. Türk Ocakları kurulmuş
olduğu andan itibaren Turancı
bir çizgide yer almıştır. Haliyle
Cumhuriyet’in ulus-devlet temelli
milliyetçilik anlayışı ile çelişmek-
tedir. Her ne kadar Hamdullah
Suphi Tanrıöver eliyle, yeni reji-
min milliyetçilik anlayışı Ocak’ta
benimsetilmeye çalışılsa da, inkı-
lapların köylere ve halka yayılma-
sında aracı bir rol oynama vazifesi
verilmiş olsa da tek parti yönetimi
için halen daha bir tehdit olarak
algılanmaya devam etmiştir. Zira
1930lu yıllarda dahi Azerbaycan,
Bulgaristan ve Türkistan’dan Türk
Ocakları’nın oralarda da yapılan-
ması için talepler gelmeye devam
etmiştir.
Türk Ocakları’nın “tehlike”
olarak görülmesinin bir diğer ne-
deni II. Kuşak Türkçülere ev sa-
hipliği yapıyor olmasıdır. I. Kuşak
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
22
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
23
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
Türkçüler 1870-1890 yıllarında
arasında doğmuş bürokrat-asker-
aydın kesimleri kapsayan, Ziya
Gökalp, Yusuf Akçura ve Mustafa
Kemal gibi isimleri içeren nesil-
dir. II. Kuşak Türkçüler ise daha
çok 1900-1920 yılları arasında
doğmuş İstanbul Üniversitesi, Da-
rülfünun ve Dil Tarih Coğrafya
Fakültesi’nde eğitim görmüş, Türk
Ocakları’nda örgütlenmiş Hüseyin
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan,
İsmet Tümtürk ve Başbuğ Alpars-
lan Türkeş gibi öğretmen, öğrenci
ve genç askerleri ifade etmektey-
di. Çünkü onlar Kemalist/resmi
milliyetçilik anlayışını yetersiz
bulmaktaydılar. Bu kuşağın önde
gelen isimlerinden biri olan Hüse-
yin Nihal Atsız, ulus-devlet anla-
yışını ve resmi tarih tezini yanlış
buluyor Turancı idealleri canlı
tutmaya çalışıyordu. Resmi milli-
yetçilik anlayışı ile II. kuşak mil-
liyetçilik anlayışı kıyaslandığında;
resmi anlayış: Modern, ulus-dev-
lete dayalı, Misak-ı Milli’yi esas
alan bir Türk milliyetçiliği öner-
mekteyken, Hüseyin Nihal Atsız:
Gelenekçi, imparatorluğa dayalı,
bütün Türk Dünyasını esas alan
yayılmacı bir Türk Milliyetçiliği
anlayışını benimsemekteydi.
Bütün bunlar göz önünde tu-
tulduğunda Türk Ocakları’nın ka-
patılması Türkçü-Turancı gençlik
için bir yok olma tehlikesinin baş
göstermesi demekti. Bu nedenle
Türk milliyetçileri başka örgütlen-
me biçimine gitmek durumunda
kaldılar. İlk kayda değer örnekler
de bu dönemde çıktı 1931 yılında
Atsız Mecmua ve 1933’te Orhun
Mecmua Hüseyin Nihal Atsız’ın
önderliğinde çıkarılmıştı. Yine
1930’lu yıllarda Hıfsı Oğuz’un
“Çığır Mecmuası” ve 1916 yılın-
da kurulmuş olan Milli Türk Tale-
be Birliği’nin “Birlik Mecmuası”
dergisi çıkarılmaya başlandı. 1940
yılına girilirken Reha Oğuz Türk-
kan “Kitap Sevenler Kurumu”nu
kurdu. Gökalp’in unutturulma-
ya çalışılmasına tepki olarak, ilk
aktivitelerinde Ziya Gökalp’in
kitaplarını yayınladılar. Nitekim
Atatürk’ün vefatıyla birlikte tek
parti yönetimi iyice zıvanadan
çıkmış Türkçülük fikrini devlet
felsefesinden silmeye gayret gös-
termekteydi. Çok geçmeden bu
durum 1944 Olayları’nın yaşan-
masına vesile olmuş ve dönemin
bütün önde gelen Türkçüleri mah-
kum edilmişlerdi.
1944-46 yılları arasında Türk
milliyetçileri iç politik baskılar
sebebiyle dernek çalışmalarından
uzak durmak zorunda kalmıştır.
1946 yılına gelindiğindeyse Türk
milliyetçisi dernekleri ortak bir
çatı altında toplanarak göreceli
suskunluk dönemine son vermek
istemişlerdir. Türk Kültür Ocağı,
Türk Kültür Çalışmaları Derneği
ve Türk Gençlik Teşkilatı “Mil-
liyetçi dernekleri birleştirmek,
aralarındaki bağları kuvvetlen-
dirmek, milliyetçi Türk gençliği-
nin haklarını müdafaa ve onları
memleket içinde ve dışında temsil
etmek, komünizm ve komünistlerle
fikren ve kanun dairesinde müca-
dele etmek” maksadıyla Türk Mil-
liyetçileri Federasyonu adıyla bir-
leşmişlerdir. 1950 yılında tek parti
rejiminin sona ermesiyle daha
aktif bir döneme girilmiş, bu fe-
derasyona Türk Kültür Derneği ve
Genç Türkler Cemiyeti katılmış-
lardır. 1951 senesinde ise ismini
Türk Milliyetçiler Derneği olarak
değiştirmiştir.
Bazı sorunlarla uğraşılsa da 2
yıllık etkili dernek faaliyetinden
sonra 1944 olaylarına benzer bir
süreç 1953 yılında Demokrat Parti
tarafından başlatılmıştır. Halbuki
Demokrat Parti, ilk kurulduğun-
da Türk milliyetçileri için umut
olmuş bazı Türkçüler partinin
içerisinde bilfiil yer almışlardır.
Ancak akıbet değişmemiştir. 17
Ocak 1953’te Gaziantep’de Ad-
nan Menderes yapmış olduğu ko-
nuşmasında: “Eğer Milliyetçilik
derneği, saf, temiz ve iyi niyete
dayanan bir milliyetçilik hareketi
olsaydı, bizim programımızdaki
anlayışla mutabakat halinde bu-
lunsaydı, partimiz içinde bununla
meşgul olanlardan niçin bu derne-
ğe girdiniz diye sormazdık… Biz-
zat kendileri, bu derneği 1944’te
kapatılmış olan ırkçı birliğin bir
devamı diye ifade ettiklerine ve
bildiğimiz beyannameleri başka
türlü izaha da imkan bulunmadı-
ğına göre, bunlardan bizlerden
başka memleketin vahdetini bozu-
cu telakki etmemiz icap ediyor…
Irkçılık gibi, aşırı milliyetçilik
gibi, din istismarcılığı da Türk
köylüsünün dışında teşekkül etmiş
kanserdir.” İfadelerini kullanmış
neticede savcılar harekete geçerek
Türk Milliyetçiler Derneği’ni ka-
patmıştır.
Bu dönemde ortaya çıkan
Türk milliyetçisi derneklerin bel-
li başlı sorunları bulunmaktay-
dı. İlk olarak ortak bir anlayıştan
yoksundular, bilhassa kavramlar
konusunda ciddi kafa karışıklı-
ğı bulunmaktaydı. İç çekişmeler
had safhadaydı ve teşkilatlanma
sıkıntısı çekilmekteydi. Belki de
hepsini kapsayan en asıl sorun ise
liderlik vasfına uygun bir ismin
bulunmamasıydı. O sebeplerden
dolayı Türk milliyetçileri ortak
bir çatı altında buluşamamış, bazı
kısa süreli denemeler ise başa-
rısızlıkla sonuçlanmıştı. 1960’lı
yıllara kadar milliyetçiler bölük
pörçük bir yapı arz etmekteydi.
Böylesi bir dönemde oldukça en-
telektüel bir subay olan Başbuğ
Alparslan Türkeş’in yıldızı parla-
maya başlıyordu. Aslında Başbuğ
Alparslan Türkeş Türkçü camiada
kendisini ilk olarak 1944 olayla-
rında göstermişti. 1944’e kadar
ise Hüseyin Nihal Atsız’ın çıkar-
mış olduğu dergilerde Kazganoğlu
müstear adıyla yazılar yayımlı-
yordu. 1948 yılında Amerika’ya
gidiyor. Burada Piyade Okulu ve
Harp Akademisi’nde eğitim görü-
yordu. Aynı zamanda Uluslararası
Ekonomi dersleri alıyordu. 1959
yılında ise Almanya’da Atom ve
Nükleer Okulu’nda yerini alıyor-
du. Üstelik 27 Mayıs’ 1960’tan 25
Eylül’e kadar Başbakan Müsteşar-
lığı görevini yürütüyordu. Haliyle
böylesi niteliklere sahip olduğu
için doğal bir lider olarak ön plana
çıkıyordu. Bu liderliği ilk tasdik
eden kişi ise Hüseyin Nihal Atsız
oluyordu. Başbuğ Alparslan Tür-
keş sürgünden yurda döndüğün-
de, Atsız tarafından “bayraktar”
olarak, onun kardeşi Nejdet San-
çar tarafından “kurtarıcı bozkurt”
olarak selamlanıyordu. Alparslan
Türkeş CKMP saflarına geçtiğinde
Türkçülerin yuvası haline geliyor,
Başbuğ Türkeş “başbuğ” sıfatına
layık bulunuyordu.
Kısacası 1965 yılında
CKMP’ye giren Başbuğ Alparslan
Türkeş bütün Türk milliyetçilerini
tek bir safta toplamayı başarmıştı.
Şimdi sıra Türk milliyetçiliği dü-
şüncesini genç bireylere aktararak
Türk milliyetçiliği düşüncesini
sürekli hale getirmek istiyordu.
Bu yıllarda Türkiye Komünizmle
Mücadele Derneği ve Milli Türk
Talebe Birliği gibi yapılarda Türk
milliyetçileri parça parça yer alı-
yordu. Fakat her iki örgüt de Türk
milliyetçiliği düşüncesinden ziya-
de muhafazakar ve sağ düşünceyi
önceliyordu. O nedenle ilk olarak
Ankara’da Hukuk Fakültesi’nde
25 Nisan 1966’da Atilla Özer,
Sami Koçak, Ali Erdan Özcan ve
Şerif Eryaman eliyle Ülkü Ocak-
ları Derneği kuruldu. Derneğin
amacı tüzükte şöyle belirtilmiştir:
“Öğrencilerden milliyetçi, top-
lumcu, ahlakçı ve Ülkücü duygu
ve düşüncelerin kökleşmesine
yardımcı olmak. Milli birlik ve
beraberliğimizi kuvvetlendirecek
ve yaşatacak eserlerin yurt çapın-
da dağıtımı için çalışmak. Yüksek
öğrenim gençliği arasında sami-
miyet, dayanışma ve yardımlaş-
mağı sağlamak. Her türlü zararlı
ve bölücü faaliyetlerin karşısında
bulunmak.”
Üniversitede kurulmuş olan
Ülkü Ocakları’nın yanında liseli-
ler için de şarttı. Ancak bu şekil-
de süreklilik sağlanabilecekti. Bu
vesileyle 1967 senesinde Genç
Ülkücüler Teşkilatı çeşitli lise-
lerde aktif hale getirilmeye baş-
landı. İsim babalığını da bizzat
Alparslan Türkeş yapmıştı. 1968
yılına gelindiğinde Genç Ülkü-
cüler Teşkilatı Anadolu’nun dört
bir köşesinde, ilçeler de dahil 422
şubeye ulaşmıştı. Bu sayede ilk
kez Türk milliyetçiliği fikri kent-
lerden taşraya doğru genişliyordu.
Bu vesileyle Cumhuriyetçi Köylü
Millet Partisinin de kitlesi genişli-
yor, genelde muhafazakâr sağ dü-
şünceli olan Anadolulu ailelerinin
çocukları “Ülkücü” oluyorlardı.
Aynı zamanda komünizmin genç
dimağlardaki etkisi çarpıcı şekilde
kırılıyordu.
1968 yılında Ülkü Ocakları’nın
üniversite ayağı da bütün üniver-
sitelere yayılmıştı. Ülkü Ocakları
çeşitli çalışmalarla dikkat çekme-
ye başlamıştı. Türkiye’nin sorun-
ları hakkında bildiriler yayınlıyor,
kadro çalışmaları yaparak çözüm
önerilerini sunuyordu. Örneğin
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fa-
kültesi tarafından yayınlanan
bildiri, Ülkü Ocakları mensubu
gençlerin derin ufuklarını gözler
önüne seriyordu: “Büyük Türk
Milletinin Umudu Genç Kardeş!
Bu gün Türkiye’nin temel milli
meselelerinin ele alınmadığı bu
ortamda eğitimin de keşmekeş
içinde olduğu bir gerçektir. Bin bir
sıkıntı ve imkansızlıkla geldiğin
bu sıralarda eğitim çıkmazı içinde
bocalamakta, sahipsiz, himayesiz,
bakımsız bir durumda olup, ya-
bancı ideolojilerin aleti yapılmak
istenmektesin. Anadolu’dan, kö-
yünden, kasabandan nice umut-
larla geldiğin üniversitenden için
içine sığmıyor aradığını bulamı-
yorsun, sana pratikten uzak 19.
Asır metodu ile Türkiye’nin ge-
leceği ve menfaati ile bağdaşma-
yan bir tutumla ilim öğretilmek
isteniyor. Bugün millilik vasfından
uzaklaşmış olan eğitim sistemi-
miz Türkiye’nin ekonomik, sosyal,
kültürel ve milli gerçeklerine uy-
mayan bir yoldadır. Eğitimde fır-
sat eşitliği yoktur. Büyük bir kitle
okumak imkanından mahrumdur,
tahsil bir imtiyaz haline gelmiş-
tir. Özel okullar Türk eğitimine
faydalı olmayıp, millileştirilmeli-
dir. Eğitim devlet eliyle olmalıdır,
anaokulundan yüksek okuluna
kadar özel okulların karşısında-
yız… Biz; Doğu Türkistan’daki
Mao’ya, Kırım, Kafkas, Azerbay-
can’daki Rusya’ya Türkiye’deki
Amerika’ya, Kıbrıs, On İki Ada,
Batı Trakya’daki Palikarya’ya ha-
yır diyoruz. Türkiye aç hürlerin ve
tok esirlerin ülkesi olamaz.”
1969 yılına gelinirken Türk
milliyetçileri özellikle bütün üni-
versitelerde teşkilatlanmaya yo-
ğunlaştı. Bu yoğunlaşmanın temel
sebebi sol görüşlü öğrencilerin
üniversiteleri kurtarılmış bölge
ilan ederek buralarda etkinlik kur-
ması, hatta sosyalist devrime giden
süreci üniversitelerde başlatmak
istemeleriydi. Türk milliyetçileri
bu tehlikeyi merkezinde çözmek
istemekteydi bu vesile ile Kültür
Bilim ve Teknik Merkezi (KÜBİ-
TEM) kuruldu. Ayrıca bu kurum
Üniversiteli Türk milliyetçilerin-
den oluştuğu için kamuoyunu bi-
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
24
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
25
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
linçlendirmede daha etkili bir rol
oynuyordu. Zira dönem itibariyle
bakıldığında üniversite ve 1960
anayasası iki dokunulmaz kurum
olarak görünmekteydi. Parti ile
doğrudan bir bağın bulunmaması-
na riayet edilmekteydi bu nedenle
genç akademisyenler yönetimde
etkindiler. KÜBİTEM bütün ül-
kücü derneklerin yönetim yerinin
bir çatı altında toplanmasına da
vesile olmuştur. Böylelikle ülkücü
kurumlar arasında koordinasyon
daha sağlıklı işler hale gelmiştir.
KÜBİTEM öylesi zor bir dö-
nemde Türk milliyetçiliğinin say-
gınlığının arttırılmasına katkı sağ-
lamıştır. Münhasıran devrin Cum-
hurbaşkanı Cevdet Sunay ile Ülkü
Ocaklı yöneticilerin görüşmesine
de ön ayak olmuşlardır. Basının
bütün baskılarına rağmen Cevdet
Sunay ülkücülerle makamında gö-
rüşmüştür. Bu görüşmeler öylesi-
ne verimli olmuştur ki ülkücülerin
etkinliğinden rahatsız olan İsmet
İnönü’ye Cevdet Sunay, ‘’Ülkücü-
ler vatansever insanlardır’’cevabı-
nı vermiştir. Propaganda savaşla-
rının etkin olduğu dönemde ülkü-
cülerin Cumhurbaşkanı nezrinde
algısının bu yönde olması Türk
milliyetçilerini şüphesiz kuvvet-
lendirmiştir.
1970’li yıllarda Ülkücü Teş-
kilat artık Türkiye’nin her bir kö-
şesine yayılmıştı. Türk gençliği
akın akın Ocaklarda buluşuyordu.
Bu teşkilatlanmanın arkasında
Dündar Taşer gibi asker köken-
li teşkilatçı kişiliklerin de çaba-
sı büyüktü. Taşer, bizzat gençlik
yapılanmaları ve teşkilatlanma
çabalarını örgütlüyor ve denetli-
yordu. Anadolu’nun bazı yerlerin-
de de asker kökenli Türkçüler bu
çabaya destek veriyordu. Örneğin
Gümüşhane’de Tahir Bilir Binba-
şı ortaöğretimli gençlerle bir ara-
ya geliyor “ülkücü-milliyetçi” bir
yapının oluşmasına zemin hazırlı-
yordu. Yine Türk milliyetçisi öğ-
retmenler de bu yapıyı oluşturmak
için çaba sarfediyordu. Aynı za-
manda büyükşehirlerde üniversite
eğitimi alan Ülkü Ocaklı gençler
memleketlerine döndüklerinde o
şehirlerde de örgütlenmeyi sağlı-
yordu. Mesela Çankırı’da 1972 yı-
lında Türk Ülkücüler Teşkilatı bu
şuurla kurulmuştu. Bu teşkilatlar
da toplantı, seminer ve tiyatro gibi
faaliyetler yaparak Türk milliyet-
çiliği düşüncesine hizmet ediyor-
lardı.
Böylelikle lise, üniversite, yük-
seköğretim alanlarındaki gençlik
teşkilatlanması tamamlanmış, taş-
rada etkili bir örgütlenme kurul-
ması başarıya ulaşmıştı. Bu sayede
Türk milliyetçiliği artık sağlam bir
tabansal zemine oturmuştur. Yak-
laşık olarak 13 asır öncesine gidi-
lerek aktarılan Türk milliyetçiliği
fikri başta Ülkü Ocakları olmak
üzere bu kurumlar sayesinde hal-
kın sinesine yayılabilmiştir.. Ay-
rıca Ülkü Ocakları taşradan gelen
gençleri kent merkezlerinde bir
çatı altında örgütleyerek onların
yerel/bölgesel bağlar karşısında
milli bağlarını güçlendirmede et-
kin bir rol oynamıştır. Milliyetçilik
fikrinin yerleşmesinde en önemli
eşiklerden biri olan bu durum da
bahsi geçen kurumlar sayesinde
aşılabilmiştir. Gayet tabii bu nok-
tada Başbuğ Alparslan Türkeş’in
katkısı büyüktür. Nitekim bugün
Ülkü Ocakları dünya çapında
en büyük gençlik teşkilatı ola-
rak bulunmaktadır. 12 Mart, 12
Eylül ve 28 Şubat gibi silindirler
Ülkü Ocakları’nın üzerinden geç-
meye çalışsa da Ülkü Ocakları her
seferinde dinç bir şekilde bu badi-
releri atlatmayı bilmiştir. 12 Mart
ve 12 Eylül’de kapatılmış olma-
sına 28 Şubat sürecinde ise kara
listeye alınmış olmasına rağmen
Başbuğ’umuzdan aldığı ilham ile
yıllara meydan okumasını bilmiş-
tir.
Sonuç olarak denilebilir ki Baş-
buğ Alparslan Türkeş ve onun kur-
muş olduğu Ülkü Ocakları Türk
milliyetçiliği tarihinde çok mühim
bir rol alarak, asırlardır seçkinler-
ce/devlet adamlarınca/aydınlarca
dile getirilen Türk milliyetçiliği
fikrini halka yayabilmiştir. Böy-
lelikle Türk milliyetçiliği fikri be-
lirli bir döneme hapsolmamış sü-
reklilik kazanabilmiştir. Özellikle
Türk gençliğine Türk milliyetçili-
ği fikrini aşılamak için o zamana
değin Türk siyasetinde o kadar
etkin bir şekilde kullanılamayan
Gençlik Kollarını aktif hale getir-
miştir. Yeri geldiğinde yedi kişilik
salonlarda hitap etmekten imti-
na etmemiş, bir sonraki seçime
değil gelecek kuşaklara yatırım
yapmıştır. Toplumunun zorluk-
lar çektiği, tehlikeli dönemlerden
geçtiği bir zamanda sorumluluk
almaktan çekinmeden öne atılmış,
arkasından ona inanan binlerce in-
sanı sürüklemeyi başarmış böyle-
likle milletinin içinde bulunduğu
tehlikeleri bertaraf edebilmiştir.
Öyle ki Başbuğluğu da tam da
buradan gelmektedir. Cumhuri-
yet tarihinde hiçbir tarikat, hiçbir
cemaat, hiçbir oluşum, hiçbir ku-
rum O’nun Başbuğluğunu yaptığı
Ülkücü Hareket’in vermiş olduğu
beş bin beş yüz kadar şehit vermiş
değildir. Ülkücü Hareket, O’ndan
aldığı inançla birlikte üzerine dü-
şen can ve kan vergisini misliyle
ödemiştir.
KAYNAKÇA
http://www.mhp.org.tr/mhp_
index.php
http://www.ulkuocaklari.org.
tr/
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ,
Gençlik-Milliyetçilik-Dünya
Türklüğü
ATATÜRK’ÜN TÜRK GENÇLİĞİ’NE
HİTABESİ VE TAHLİLİ
Hüseyin Erol ŞİMŞEK
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
20 Ekim 1927
““
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE
HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazi-
fen, Türk istiklâlini, Türk cumhuri-
yetini, ilelebet, muhafaza ve müda-
faa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin
yegâne temeli budur. Bu temel,
senin, en kıymetli hazinendir. İs-
tikbalde dahi, seni, bu hazineden,
mahrum etmek isteyecek, dâhilî
ve haricî, bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti
müdafaa mecburiyetine düşersen,
vazifeye atılmak için, içinde bulu-
nacağın vaziyetin imkân ve şeraiti-
ni düşünmeyeceksin! Bu imkân ve
şerait, çok namüsait bir mahiyette
tezahür edebilir. İstiklâl ve cum-
huriyetine kastedecek düşmanlar,
bütün dünyada emsali görülmemiş
bir galibiyetin mümessili olabilir-
ler. Cebren ve hile ile aziz vatanın,
bütün kaleleri zapt edilmiş ( siyasi
hedef ), bütün tersanelerine giril-
miş ( ekonomik hedef ), bütün or-
duları dağıtılmış ( askeri hedef ) ve
memleketin her köşesi bilfiil işgal
edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten
daha elim ve daha vahim olmak
üzere, memleketin dâhilinde, ikti-
dara sahip olanlar gaflet ve dalâlet
ve hatta hıyanet içinde bulunabilir-
ler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî
menfaatlerini, müstevlilerin siyasî
emelleriyle tevhit edebilirler. Mil-
let, fakr u zaruret içinde harap ve
bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi,
vazifen; Türk istiklâl ve cumhu-
riyetini kurtarmaktır! Muhtaç ol-
duğun kudret, damarlarındaki asil
kanda, mevcuttur!
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE
HİTABESİ
(YENİ TÜRKÇE KARŞILI-
ĞI)
Ey Türk Gençliği!
Birinci görevin; Türk bağımsız-
lığını, Türk Cumhuriyetini, ebedi-
yen korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biri-
cik temeli budur. Bu temel, senin,
en kıymetli hazinendir. Gelecekte
bile, seni, bu hazineden, mahrum
etmek isteyecek, iç ve dış düşman-
ların olacaktır. Bir gün, bağımsızlık
ve cumhuriyeti savunmak zorunda
kalırsan, göreve atılmak için, için-
de bulunacağın durumun olanak-
larını ve koşullarını düşünmeye-
ceksin! Bu olanaklar ve koşullar,
hiç müsait olmayan bir durumda
kendini gösterebilir. Bağımsızlık
ve cumhuriyetini yıkmak isteyecek
düşmanlar, dünya tarihinde ben-
zeri görülmemiş bir galibiyet elde
edebilirler. Zorla ve hile yapılarak
kutsal vatanın, bütün temel devlet
kurumları teslim alınmış (Siya-
si hedef) , bütün temel ekonomik
işletmeleri ele geçirilmiş (Ekono-
mik hedef) , bütün orduları terhis
edilip dağıtılmış (Askeri hedef) ve
yurdun her köşesi tamamen işgal
edilmiş olabilir. Bütün bu koşullar-
dan daha acıklı ve korkunç olmak
üzere, ülkede, iktidara sahip olan
hükümet ve devlet adamları gaflet
ve sapkınlık ve hatta ihanet içinde
olabilirler. Hatta bu iktidar sahiple-
ri kişisel çıkarlarını, işgalcilerin si-
yasi amaçlarıyla birleştirerek düş-
manla işbirliği yapabilirler. Millet,
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
26
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
27
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
yoksulluk ve sıkıntı içinde ezik ve
bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin evladı!
İşte, bu durum ve koşullar için-
de bile görevin, Türk bağımsızlığı-
nı ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun güç, damarların-
daki asil kanda bulunmaktadır!
Türk yurdunun Mondros
Mütarekesi ile parçalanıp işgal
edildiği günlerden başlayarak,
Türk tarihinde bir dönüm nokta-
sı olan İstiklâl Savaşı’nı, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve
inkılâpların yapılışını anlatan Nu-
tuk, siyasi ve millî tarihimizin bi-
rinci elden, ve pek değerli bir kay-
nak eseridir1. Atatürk Nutuk adlı
eserini yazmaya 1927 yılında ge-
çirdiği bir kalp krizinden sonra ka-
rar vermiştir. Bu üzücü olayın tarih
önünde, tarihle hesaplaşarak Par-
tisine yön ve emir vermesi olayını
hızlandırdığında da kuşku yoktur.
Atatürk tarihi olayları birinci el-
den ve vesikalarıyla yine “tarihi
yapan kişi” olmaktan çıkıp “tarihi
yazan kişi” olmaya bu vesileyle
karar vermiştir. Bunu gerçekleşti-
rirken de hem bütün karşıtlarıyla
hesaplaşmış hem de tarih önünde
eylemlerinin hesabını vermiştir.
Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İkin-
ci Büyük Kurultayı’nın bu söylev
için çok güzel bir ortam niteliği
taşımakta oluşu da ayrıca üzerinde
durulması gerekli bir başka noktayı
oluşturmaktadır2. Atatürk tarafın-
dan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin
15-20 Ekim 1927 tarihleri ara-
sında Ankara’da toplanan İkinci
Kurultayı’nda 36.5 saat süren ve
altı günde okunan tarihi bir hita-
beye dayandığı için Nutuk adını
almıştır. Nutuk’un ikinci cildinin
sonunu Atatürk, “Türk Gençliğine
Bıraktığım Emanet” metni ile bitir-
miştir.
Türkiye’de bütün resmi daire
ve sınıflarda Atatürk resminin he-
men yanı başında “İstiklâl Marşı”
ile birlikte çerçeveli bir şekilde ası-
lı duran “Atatürk’ün Gençliğe Hi-
tabesi” bu metnin en can alıcı yö-
nünü oluşturmaktadır. Gençliğe bu
son sesleniş Nutuk gibi gayet hita-
bet değeri yüksek; içinde pek çok
mesaj barındıran bir edebî ve tari-
hi metindir. Bu güzel metnin “Ey
Türk Gençliği!” diye seslenmeden
önceki kısmını aynen aşağıya alıp
daha sonra, inceleyeceğimiz kısma
geçmek istiyoruz.
“ …Türk Gençliğine Bıraktı-
ğım Emanet:
Muhterem Efendiler, sizi, gün-
lerce işgal eden, uzun ve teferruatlı
beyanatım, en nihayet, mazi olmuş
bir devrin hikâyesidir. Bunda mille-
tim için ve müstakbel evlâtlarımız
için dikkat ve teyakkuzu davet
edebilecek, bazı noktalar, tebarüz
ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar
addedeceğim.
Efendiler, bu beyanatımla, millî
hayat hîtam bulmuş farz edilen bü-
yük bir milletin; istiklâlini nasıl ka-
zandığını ve ilim ve fennin en son
esaslarına müstenit, millî ve asri
bir devleti, nasıl kurduğunu ifade-
ye çalıştım.
Bugün vâsıl olduğumuz netice,
asırlardan beri çekilen millî musi-
betlerin intibahı ve bu aziz vatanın,
her köşesini sulayan kanların bede-
lidir.
Bu neticeyi, Türk gençliğine
emanet ediyorum.”3
Yukarıdaki ön girişten sonra
Atatürk; Türk Gençliğine seslen-
mekte, “vazifesini, hazinesini,
imkân ve şartları ile gücünü” daha
sonra ifade etmektedir.
Atatürk’ün öncelikle seslen-
diği, uyardığı hedef kitle, “Türk
Gençliği” dir. Bunu belirtmek için
söze “Ey Türk Gençliği!” diye baş-
lamaktadır.
Hedef kitleye yüklediği görev;
“Birinci vazifen, Türk İstiklâlini,
Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet mu-
hafaza ve müdafaa etmektir” şek-
lindedir. Bu iki kavrama verdiği
önem veya tanımlamasını; “Mev-
cudiyetinin ve istikbâlinin yegane
temeli budur.” “Bu temel, senin
en kıymetli hazinendir” biçiminde
yapmıştır.
Atatürk hedef kitlesi olan Türk
Gençliğini, “İstikbâlde dahî seni
bu hazineden mahrum etmek iste-
yecek dâhîli ve haricî bedhahların
olacaktır” diye de uyarmayı ihmal
etmemiştir. Hatta bununla yetin-
meyip gelecekteki tehlikelere karşı
hedef kitlesini ikinci kez uyarmak-
tadır: “Bir gün İstikbâl ve Cumhu-
riyeti müdafaa mecburiyetine dü-
şersen vazifeye atılmak için içinde
bulunacağın vaziyetin imkân ve
şeraitini düşünmeyeceksin.”
İmkân ve şartların ne olabilece-
ği konusunu ise Atatürk, altı ihti-
mal vererek açmaktadır:
1.İmkân ve Şartların Olum-
suzluk İhtimali:
“Bu imkân ve şerait çok namü-
sait bir mahiyette tezahür edebilir.”
2. Düşmanların Çok Güçlü
Olması İhtimali:
“İstiklâl ve Cumhuriyeti’ne
kastedecek düşmanlar, bütün dün-
yada emsali görülmemiş bir galibi-
yetin mümessili olabilirler.”
3. Vatanın İşgal Edilmiş Ol-
ması İhtimali:
“Cebren ve hile ile aziz vatanın
bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün
tersanelerine girilmiş, bütün ordu-
ları dağıtılmış ve memleketin her
köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”
4. İktidarın Gaflet, Delâlet ve
Hıyanet İçinde Bulunması İhti-
mali:
“Bütün bu şeraitten daha elim
ve daha vahim olmak üzere, mem-
leket dahilinde, iktidara sahip olan-
lar, gaflet ve dalâlet ve hatta hıya-
net içinde bulunabilirler.”
5. İktidarın Menfaatlerini İş-
galcilerin Siyasi Emelleriyle Bir-
leştirmesi İhtimali:
“Hatta bu iktidar sahipleri, şah-
si menfaatlerini, müstevlilerin si-
yasi emelleriyle tevhid edebilirler.”
6. Milletin Harap ve Bitap
Düşmesi İhtimali:
“Millet, fakr-u zaruret içinde
harap ve bitap düşmüş olabilir.”
Atatürk gençliğe hitabesin-
de olabilecek yukarıdaki gibi altı
olumsuz ihtimali sıraladıktan sonra
hedef kitlesi olan Türk gençliğine
ikinci kez “Ey Türk İstikbâlinin
Evlâdı!” diyerek seslenmektedir.
Geleceğin gençliğine çok kararlı
bir şekilde birinci vazifesinin ne ol-
ması gerektiğini ise; “İşte bu ahvâl
ve şerait içinde dahi, vazifen;”
TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHU-
RİYETİNİ KURTARMAKTIR!”
sözleriyle hatırlatmaktadır.
Büyük lider Atatürk kendisi-
nin gerek istiklâl savaşı gerekse
inkılâpları yaparken güç aldığı asıl
kaynağın “Türklük” olduğunu bu
kez Türk gençliğine; “Muhtaç ol-
duğun kudret, damarlarındaki
asil kanda mevcuttur!” diyerek
göstermektedir.
Sonuç olarak yukarıda ele alıp
tahlil ettiğimiz bu metin, edebi ve
tarihi değeri çok yüksek bir metin-
dir. Atatürk metni, “giriş, gelişme
ve sonuç” bölümlerini oluşturarak
hazırlamıştır. Geçmiş olaylar, mev-
cut olaylar ve gelecek olaylar ko-
nusunda bilgi verip önemli hatırlat-
malar yapmıştır. Geçmişte yaşanan
acı olaylar gelecekte de yaşanabi-
lir düşüncesinden hareketle Türk
gençliğine kutsal bir görev ver-
mektedir.Atatürk “Türk İstiklâlini”
ve “Türk Cumhuriyeti’ni” en temel
hazine olarak değerlendirmiş, bu
iki hazinenin muhafazasını özellik-
le gençlikten istemiştir. Gençliğe
hitabeyi Nutuk adlı eserinin metin
kısmının sonuna eklemesi yine ayrı
bir mesaj çıkarılması gereken bir
konudur. Hitabenin giriş kısmında
gençliğin görevi vurgulanmasına
rağmen, metnin sonunda yine bu
görev, “Türk İstiklâl ve cumhuri-
yetini kurtarmaktır!” denilerek tek-
rarlanmıştır.
Atatürk bu metinde sıraladığı
bütün olumsuz durumların çözü-
münde gençliğin ihtiyaç duyacağı
gücün ne olduğunu ilk defa ola-
rak metnin sonunda “asil kan”
yani “Türklük” olarak söylemiş-
tir. Atatürk’ün burada asil kan
sözü ile Türklüğü, Türklük ile de
biyolojik olarak ırkçılığı değil,
kültürel ve duygusal bir millet-
çiliği kastettiğini düşünmemiz
doğru bir yol olacaktır. Nitekim
bu konudaki anlayışının “Ne mut-
lu Türküm diyene!” vecizesinde
açık açık belirtildiği, zaten haya-
tın hiçbir döneminde ırkçılığı tas-
vip etmediği, buna uygun ve bizi
doğrulacak pek çok sözü olduğunu
hatırlatmak gerekmektedir. Ayrı-
ca bu hitabede sıralanan olumsuz
altı ihtimal göz önüne alındığında;
gençliğin sığınacağı hiçbir maddi
dayanak kalmadığından, manevi-
yatından, Türklüğünden yani ka-
nından başka alternatifinin olma-
dığı da görülecektir. Cümledeki
“asil” sözcüğünün gençliğe özgü-
ven verdiği de bir gerçektir.
Tahlile tabi tuttuğumuz
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi,
basit bir metin gibi görünmesine
karşılık, çok kapsamlı ve bizzat
yaşanmış tarihi bilgileri ihtiva et-
mektedir. Edebi ve tarihi yönüyle
gayet zengin bir metindir. Türkiye
Cumhuriyeti’ne karşı 95 yıldır sü-
ren ve gelecekte de sürecek olan iç
ve dış tehlikelere, tehditlere, saldı-
rılara ve plânlara karşı Türk genç-
liği daima hazırlıklı olmak, çağın
gerektirdiği bilgilerle donanımlı
olmak, hazinesini (Türk İstiklâli
ve Türkiye Cumhuriyeti) koruma
azim, ve şuurunda olmalıdır. Bu
durum Atatürk dediği için değil,
akıl, bilim ve realite böyle oldu-
ğu içindir. Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün yaptığı ise bu durumu
büyük bir öngörüşle 1927 yılında
tespit ederek gençliği uyarmasın-
dan, ona görevinin ne olduğunu
veciz bir şekilde hatırlatmasından
ve bunu yaparken de kendi yaptığı
işleri övmeme, hatta adını bile an-
mama alçak gönüllülüğünü göster-
mesinden ibarettir.
Bu yazı vesilesiyle başta Gazi
Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz
olmak üzere yüce Türk Milleti’nin
ve Türk devletinin bekası için yedi
düvele meydan okuyan kahraman
atalarımızı rahmetle duayla anı-
yoruz. Onların bize bıraktığı aziz
emanetleri; vatanımızı, milletimi-
zi, dinimizi, bayrağımızı, cumhuri-
yetimizi son nefesimize kadar ko-
ruyup kollayacağımıza ve gelecek
nesillere emin bir şekilde teslim
edeceğimize yürekten söz veriyo-
ruz.. Ne mutlu Türk’üm diyene! Ne
mutlu Ülkücüyüm diyene!..
KAYNAKÇA
ATATÜRK Gazi Mustafa Ke-
mal, Nutuk, Alfa Yayınları
ANLAR Bnb. Tahsin, EDOK,
Plan Subayı, 2018
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
28
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
29
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE
İDEAL GENÇLİK ANLAYIŞI
Ganime TOPAL
Türk devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk milletinin teminatı ve
istikbali gençliktir.
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
““
Gençliğe her zaman her konu-
da güvenen, geleceğin teminatının
gençlik olduğunu her zaman vur-
gulayan ve gençliğin daha sağlam
adımlarla ilerlemesi ve kendini ge-
liştirmesi için çabalayan Başbuğu-
muz Alparslan Türkeş gençliğin eği-
tim, kültür, beden ve ruh terbiyesi ve
siyasi açıdan değerlendirilmesinin
ve geliştirilmesinin gerekliliğini sa-
vunmuştur. Gençliği; siyasi hedef-
leri belirleyici, yükseltici, ilerleyici,
özgür düşünmenin ve aklın varlı-
ğında yeni bir davranış ve gelişecek
toplum yapısının temel güç ve ümit
kaynağı olarak görmüş, milletimizi
ve ülkemizi gençliğe emanet etmiş-
tir. Gençliğin siyasi açıdan incelen-
mesinin diğer tüm alanları da kap-
sadığı fikrini savunan Başbuğumuz
Alparslan Türkeş gençlerin mutlaka
siyasetle ilgilenmesi gerektiğini söy-
lemiştir. Seçimle meclise girip Türk
milletini temsil eden milletvekilleri-
nin, millet için yanlış, eksik şeyler
yaptıkları veya yapmadıkları durum-
larda milletin ve dolayısıyla ülke-
nin çıkarlarını koruma görevi Türk
milletinin geleceğinin teminatı olan
Türk gençlerine düşmektedir. Genç-
lik kendisi ve ülkesi için faydalı ola-
bilecek yöneticileri seçmeli ve onla-
rın ardında devam etmelidir. Ayrıca
Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey
siyasilerin gençleri kendi çıkarları
için kullanmak yerine, gençlerin is-
teklerine ve geleceklerine yönelik
adımlar atması gerektiğini, siyasile-
rin gençliği koruması gerektiğini de
söylemiştir.
Başbuğumuz Alparslan Türkeş
Bey ‘’Bölünme kabul etmez kutsal
bir bütün halinde Büyük Türkiye’yi
yeniden inşa edeceğiz.’’demiş ve
Türk gençliğinin Türk halkına önder
olması gerektiğini, gençliğin yeni
baştan bir roplum, yeni baştan bir
millet ve yeni baştan bir tarih yarat-
mak gibi bir görevlerinin olduğunu,
bu görevini hakkıyla yerine getir-
mesi gerektiğini, getirmeyen her
gencin atalarına, torunlarına ve Türk
Ülküsüne ihanet edeceğini de vur-
gulamıştır. Bunları yaparken milli,
ahlaki, tarihi vasıfları inkar ederek,
değiştirerek, Türklükten çıkarak
kuvvet kazanılacaksa bunun karşı-
sında olduklarını, Türk gençliğinin
tarihini ve kültürünü temel alması
gerektiğini vurgulayan Başbuğumuz
Alparslan Türkeş bey, Ülkücülerin
devlet idaresini Türk milletinin ta-
rihi kıymet hükümlerine; mahşeri
vicdanlarına, İslam ahlakına dayan-
dırdığını ve bunun gerekliliğini dava
edindiklerini, devletin ve milletin bu
unsurlara dayanarak güç ve kuvvet
kazandığına inandıklarını söyle-
miştir. Türklerin tarihlerine bakıl-
dığında başka milletleri özentinin,
yozlaşmanın başladığı Türk devlet-
lerinin dağıldığı görülür. Ülkemizin
kalkınması için öz kültür esas alın-
malıdır. Dolayısıyla her Türk kendi
öz değerlerini bilmeli, korumalı ve
yüceltmelidir. Yani her Türk genci-
nin ülkesinin kalkınmasını istiyorsa
önce milliyetçi bir dava gütmesi ge-
rekmektedir. Başbuğumuz Alparslan
Türkeş beye göre bu davanın başa-
rıya ulaşması, kendimize dönmek,
sarsılmaz bir birlik halinde el ele
vermek ve geceli gündüzlü çalışma-
ya girişmekle mümkündür. Başarıya
ulaşmak için son nefes, son nefere
kadar muntazam planlı çalışmak ge-
reklidir.
Ülkemizin kalkınması için mili
bir ekonomi benimsenmeli, dışa ba-
ğımlılık engellenmeli ilim ve teknik,
sanayi, tarım, sağlık, eğitim, harp sa-
nayi ve enerji gelişmeli Türk’e göre,
Türk’e özgü yani milli olmalıdır.
Türkiye’de genç nüfusun oranı
toplam nüfusun %40’ını aşkındır.
Türk gençliği diğer az gelişmiş ülke
gençliklerine oranla daha fazla çağ-
daş medeniyet seviyesinde mesele-
lerde daha güçlü ve ılımlı olunması
gerektiğinin farkındalığı içinde iti-
ci kuvvet olmak zorundadır. Türk
milletinin birliği, Türk vatanın ve
devletinin hakimiyeti ve bütünlüğü-
nü ve değerlerini korumak ve bunu
bozmak için çaba gösteren fesat
güçlere karşı savaşma bilincini dai-
ma taşımak zorundadır. Doğu ve batı
ülkeleri kendi gençliklerinin önemli
rolünü bilerek, gençlik siyaseti ve
hedeflerini belirlemişler, uygulamış-
lardır. Değişen çağa ayak uyduracak
şekilde geliştirmeye devam etmek-
tedirler. Ayrıca dünya ülkelerinin
gençliğine ve onun meselelerine
kendi görüşlerini aşılayabilmek için
uygulanacak siyaset üzerinde ça-
lışmış, geliştirmiş ve uygulamaya
koymaya çalışmışlar ve bu uygula-
maların sonucunda geliştirmeye de-
vam etmişlerdir. Bunu da genellikle
kitaplar, dergiler, iletişim araçları
ve onların amaçlarına hizmet eden
okullar aracılığıyla sağlamak için
uğraşmışlardır. 12 Mart öncesi beli-
ren ve Türk gençliğinin bir kısmını
kendi devletine karşı isyana sürükle-
yen sebepler de bu bölücü ve yıkıcı
ülkelerin fikir akımlarından kay-
naklanmaktadır. Bu sebepleri açık-
ça ortaya koymak ve bu sebeplerin
karşısında çözüm olabilecek şeyler
üretmek gereklidir. Devlet gençliğe
ait sorumluluklarını yerine getirme-
miştir. Gençlik zümrecilik ve kaba
particilik anlayışı içinde lider kad-
roların ülkenin yararına çizilmeyen
dar fikir hücresine hapsedilmek is-
tenmiştir. Partiler gençliği bir bütün
olarak görmek ve ana programlar
düzeni içinde bu milli davayı çö-
zümleme yolunu seçmemiş, yabancı
fikir ve siyaset akımlarının etkisin-
den doğacak zararlı sonuçları düşün-
memiş, gereken tedbirleri almamış-
tır. Gençliğin yetiştirilmesi yetersiz
kalmıştır. Gençliğin bu bataklıktan
kurtulması yine onların taktiğiyle
eğitimle, ilimle ve fenle olacaktır.
Bu yıllarda ülkesine karşı olan genç-
lerin karşısında vatanına, milletine
ve değerlerine bağlı gençlik durmuş,
ülkesini savunmuştur.
Ülkemizin tüm gençlerinin ül-
kesini savunan gençler gibi olabil-
mesi için gençliğin eğitiminin milli
olması zorunludur. Gençlere verilen
eğitimde ülkemizin ve milletimizin
bütünlüğüne kasteden görüşler açık-
ça anlatılmalı, doğru yolun kişinin
ülkesini ve değerlerini sevmesinde
yani milliyetçilikte olduğu anlatıl-
malıdır. Bu sorunun karşısındaki çö-
züm eğitimimizin milli olmasından
geçmektedir. Milli eğitim konusu
Cumhuriyetimizin ilk yıllarından
beri plansız ve yanlış bir şekilde sü-
regelmiştir. Eğitimde bir planlama
olmalıdır. Liseden ve üniversiteden
mezun olan gençlerin istihdamına
yönelik problemler ortaya çıkıyor,
işsiz kalan gençler devletine ve
milletine karşı cephe alabiliyorlar.
Bilinçsiz bir şekilde lise ve üniver-
sitelere öğrenci yerleştirmek yerine
hangi alanlarda ne kadar uzman ve
teknik elemana ihtiyaç varsa tespit
edilmeli; lise ve üniversitelere bu
ihtiyaca göre öğrenci yerleştirilip
mezun edilmelidir. Başbuğumuz
Alparslan Türkeş Bey’e göre milli
eğitim davamızın çözümü için seç-
kin yetenekler, uzman zümre olarak
ve memleketin sosyal, ekonomik
ihtiyaçları ve hedeflerine göre ye-
tiştirilmeli, eğitim ülke ihtiyaçlarını
karşılayacak şekilde teknik eğitime
çevrilmeli ve bütün halk bir an önce
eğitilmelidir. Milli eğitimin başlıca
görevi Türk gencini ve halkını milli
şuur ve milli değerlerle yetiştirmek,
onlara bu ruhu aşılamak -ki birinci
ve en önemli görev bu olmalıdır-
gençleri üretici olarak yetiştirilmeli,
gençler lise ve üniversitelerden me-
zun olduktan sonra ülkede tüketen
değil üreten olmalıdır.
Lise ve üniversitelerden mezun
olan gençlerimiz bir an önce ilim
ve teknikte ülkemizi ileriye taşıya-
cak kabiliyette olmalıdır. Başbuğu-
muz Alparslan Türkeş Bey’in öne
sürdüğü Dokuz Işık fikir sistemine
göre bir an önce tarım geliştirilmeli,
ağır sanayi kurulmalı, atom, füze ve
enerji alanlarında bir an önce atılım
yapılmalıdır. Bu atılım ve gelişmeler
hem ülkemiz için hem de ülkemizle
gönül bağı olan diğer ülkelerin yük-
selmesi için gereklidir.
Başbuğumuz Alparslan Türkeş
bey Türk milletinin çağdaş mede-
niyetler seviyesine ulaşması için
asıl görevin Türk gençliğine düştü-
ğünü söylemiştir. Ancak üniversite
gençlerinde ve toplumda gayesizlik
ve milli ülküden yoksunluk, ciddi-
yetsizlik, disiplinsizlik ve bunlarla
birlikte bencillik ve insan haklarına
saygısızlık, insanları sevmemek ve
insanların birbirlerine güvenmeme-
si, çalışmamak, her şeyi hazır bek-
lemek, tembellik, liseyi ve üniversi-
teyi sadece sınıf geçmek ve diploma
almak amacıyla okumak, kopya çek-
mek, milli ve manevi duygulardan
yoksunluk gibi bazı eksiklikler ve
kusurlar göze çarpmaktadır. Oysa ki
Türk gençliğinin milli kültüre sahip
olması, özünü koruması, nesilden
nesile geliştirerek aktarması aynı
zamanda fikri ve fiziki gelişimini
modern ilim ve yaşama düzeninde
gerekli özelliklerini sağlaması şart-
tır. Gençlik sadece diploma almak
amacıyla okumamalı alanlarında en
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
30
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
31
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
iyisi olmak için, kendilerinden önce
ülkeleri ve ülküleri için çalışmalı ve
çabalamalıdırlar. Eğitim hayatların-
da kopyadan uzak durmalı, teorik
bilgilerinin yanında milli ve manevi
değerlerinden de kopmamalıdırlar.
Gençliğe kendi kültürünü bilmek,
sahip çıkmak, korumak ve nesillere
aktarmak gericilik olarak algılatıl-
mış, asıl medeniyetin, ilerlemenin
batılı milletlerde olduğu, her alanda
batının üstün olduğu ilerlemek ve
çağdaş bir medeniyet olabilmek için
mutlaka batının örnek alınmasının
gerekliliği aşılanmıştır.
Ülkenin gelişmesi ve kalkınması
için bu doğru değildir. Bunun için
kültür ve eğitim kuruluşlarının ilim
seviyesinde verimlilik ve rasyonel-
lik ilkelerine uygun kurulmasını,
donatılmasını, mesleki ve sosyal
düzeninin modern milletlerin ölçü-
lerine uygun şekilde geliştirilmesi
sağlanmalı, zengin fakir ayrımı orta-
ya çıkmamalı, fırsat eşitliği olmalı,
Türk gençliğinin tamamına sosyal
sigorta garantisi verilmeli, gençlik
sağlık hizmetlerinden ücretsiz fay-
dalanmalı, çalışma şartları özel ola-
rak korunmalı, hakları anayasayla
güvence altına alınmalı, eğitim ve
kültür kuruluşları yurda dengeli bir
şekilde dağıtılmalı, üniversite genç-
liğinin kitap, giyim, barınma, gibi
masrafları devlet tarafından karşı-
lanmalı, burslar genişletilmelidir.
Bunun yanında gençlik tatil dönem-
lerinde halkla iç içe olmalı, halkın
sorunlarına hakim olmalı, vatanda-
şın dertlerini, davalarını bilmelidir.
Unutulmamalıdır ki gençlik halkla
iç içe olmazsa ülkesinden, manevi
değerlerinden uzaklaşır. Bu durum
da gelişmiş Türkiye hedeflerine ay-
kırıdır.
Çağdaş medeniyetler seviyesine
çıkmak için önemli olan konulardan
birisi de fiziki gelişim ve spordaki
başarılarımızdır. Tarihine bakıldı-
ğında Türk milleti kendisine özgü
sporlarıyla ün salmıştır. Güreş, cirit,
atıcılık, binicilik, kılıç kalkan ata
sporlarımızın başındandır. Gerek
Gençlik ve Spor Bakanlığımızda ve
spor dallarının federasyonlarında
yürütülen politikaların yanlışlığı,
gerekse sporcularımızın uluslararası
spor yarışmalarında spor ahlakına
aykırı davranışları ülkemizin ulus-
lararası spor etkinliklerinde başarılı
sonuçlar alamamasına sebep olmuş-
tur. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben
sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını
severim.” sözünü temel alarak spor-
cularımız hem kendi dallarında hem
diğer ilmi alanlarda hem de ahlaken
kendilerini geliştirmeli vakit kaybet-
meden ulusal ve uluslararası alanlar-
da başarı sağlamalıdırlar.
Başbuğumuz Alparslan Türkeş
Bey Türkçe’nin korunması ve ge-
liştirilmesini de gerekli görmüştür.
Türkçe yabancı dillerden korunmalı,
dünya üzerinde daha da yaygın hale
getirilmelidir. Adriyatik’ten Çin De-
nizine kadar tüm dünyada yer alan
Türk topluluklarıyla dil birliği sağ-
lanmalıdır. Öz kültürün korunması,
ülkeler arası öğrenci değişimi, eko-
nomik faaliyetler vb şeylerde ortak
dil birleştirici unsur olacaktır. Bu
konuda görev dil üzerinde çalışma
yürütenlere ve Türk gençliğine düş-
mektedir.
Başbuğumuz Alparslan Türkeş
Bey’in yıllar önce ileri sürdüğü ve
yapılmasının gerekli olduğunu söy-
lediği atılımların için geç kalındığı,
bugün bu alanlarda ileri medeniyet-
ler seviyesine ulaşmak için küçük
atılımlar yapıldığı gözlemlenmek-
tedir. O yıllarda olduğu gibi bugün
de bu atılımlara karşı çıkanlar, bu
atılımların gereksiz olduğunu düşü-
nen, ülkemizin bunları başaramaya-
cağını yetersiz olduğunu söyleyenler
vardır. Aynı zamanda bu alanlarda
çalışmalar yapabilecek uzman ve
teknik elemanlar yeterli sayıda ve
seviyede değildir. Tüm bunlar gös-
teriyor ki tıpkı cumhuriyetin ilk yıl-
larında olduğu gibi günümüzde de
eğitimde, teknikte gelişilememiş,
bölücü ve yıpratıcı fikirlerle yeteri
kadar mücadele edilememiş, milli
bir eğitim ve sanayi de geri kalın-
mıştır. Tüm bu sorunlar aşılmalı bir
an önce bir ve birlikte olup, ilimde,
fende ve her alanda büyük atılımlar
yapılmalı, yıllardır aynı giden ve
hatta gelişemeyen sistem bir an önce
düzeltilmeli ve ileriye doğru atılım
yaparak çağdaş medeniyetler sevi-
yesine ulaşılmalıdır.
Sonuç olarak Başbuğumuz Al-
parslan Türkeş beyefendi ülkenin
geleceğini gençlikte görmüş, genç-
liğe güvenmiş ve büyük görevler
miras bırakmıştır. Ülküsüz insanın
çamurdan farkı olmayacağını be-
lirterek, başta Türk gençliği olmak
üzere Türk toplumunun ülkü ve ilke
sahibi olması gerektiğini her daim
dile getirmiştir. Başbuğumuzun bay-
rak olarak nitelediği, daima güven-
diği, evladı olarak gördüğü Ülkücü
Türk gençliği kendilerinden önce
ülküleri ve ülkeleri için, bayrağı hep
ileriye taşımak ve yere düşürmemek
için çalışmalı ve daima en iyiyi en
ileriyi kendilerine hedef olarak seç-
melidir. Başbuğun kendilerine bı-
raktığı davayı miras bilmeli Ülküleri
ve ülkeleri için yaşamalıdırlar.
KAYNAKÇA
TÜRKEŞ Alparslan, Dokuz Işık,
Bilgeoğuz, Eylül 2017, İstanbul
Başbuğ Alparslan Türkeş, Genç-
lik-Milliyetçilik- Dünya Türklüğü,
Ülkü Ocakları Genel Merkezi, 2017,
Ankara
h t t p s : / / w w w. m h p . o rg . t r /
htmldocs/basbug/ozlu/mhp/basbu-
gumuzun_ozlu_sozleri.html
Milletlerin varlık sahasındaki
idameleri, tarihi misyonlarını ger-
çekleştirmeleri, geleceğe istedikleri
şekilde intikal etmeleri, o milletin
genç nesillerine bağlıdır. Bir top-
lumda gençliğin yetiştirilmesi, o
devletin ve milletin geleceği, ge-
lişmesi ve ilerlemesi adına oldukça
önem arz eder. Çünkü milletlerin
geleceklerini genç nesillerine tayin
eder. Bu bağlamda da devletler ve
milletler gelecek bu şuurla nesille-
rini dizayn etmelidirler. Gençliğin,
toplumların istiklali ve istikbali için
yegâne temel olduğu unutulmamalı-
dır. Bu realitenin şuurunda olan ve
bütün ümidinin gençlikte olduğunu
dile getiren Ulu Önder Mustafa Ke-
mal Atatürk, “Gençliği yetiştiriniz.
Onlara ilim ve irfanın müspet fi-
kirlerini veriniz. İstikbalin aydın-
lığına onlarla kavuşacaksınız. Hür
fikirler tatbik mevkiine konduğu
vakit Türk milleti yükselecektir’’
sözüyle, Türk Devlet ve Türk Mil-
letin istikbalini genç nesillere bağlı
kılmıştır. Bu bağlamda gençliğin
önünü açan Atatürk, onlara önemli
misyonlar da yüklemiştir.
Türk milletinin ve devletinin ge-
leceğini şekillendirecek Türk Genç-
liğini, Türk Devlet büyükleri kadar,
bilgileri ve görüşleriyle tolumda
önemli kimseler olarak görülen
Türk münevverleri de Türk toplumu
üzerinde durulması gereken en has-
sas konulardan bir olarak gördükleri
için ele alıp, Türk Gençliğine söy-
lem, eylem ve fikirleriyle kılavuz ol-
muşlardır. Türk münevverler, genç-
liği, ilmin, fikrin, kültürün, maddi ve
manevi bütün değerlerin koruyucu-
su, yaşatıcısı ve geleceğe taşıyıcısı
olarak görmüşlerdir.
Yazımız dahilinde, Nasıl Bir
Gençlik? sorusunu, Türk gençliğine
değer veren, en iyi şekilde yetişme-
sini isteyen ve gençliğin gelişmesi
için kalemiyle, söylemleri ve ey-
lemleriyle ciddi emekler veren Türk
münevverlerinin düşüncelerinden
sözlerle yanıt vererek, ideal gençliği
tasavvur ettik.
NASIL BİR GENÇLİK?
Allah’ın Kuran’da Hud
Suresi’nin 112. Ayetinde buyurduğu
üzere, “Emrolduğu gibi dosdoğru
olan”, bir gençlik…
Peygamberimiz Hz. Muhammed
( s.a.v) dediği gibi, “Bir eline güne-
şi bir eline ayı verseler davasından
dönmeyecek”, bir gençlik…
Hz. Ebu Bekir gibi davasına sıdk
ile bağlanan, Hz. Ömer’in adale-
tiyle, Hz. Osman’ın hayasıyla, Hz.
Ali’nin ilmi, şuuruyla hareket eden
bir gençlik…
Alperenlik fikrinin Pir-i Hoca
Ahmet Yesevi’nin açtığı yolda iler-
leyen bir gençlik…
Anadolu’nun kapılarını Türk-
lüğe açan Alparslan’ların, Karadan
gemiler yürütüp yeni bir çağ açan
Fatih’lerin, Mekke ve Medine’ye
saygısından atından inerek giren
Yavuz’ların, Üç Kıta 7 Denize Türk-
İslam Mührünü vuran Süleyman’la-
rın, Emir Sultanların, Akşemseddin-
lerin, Yunus Emre’lerin, Ahi Evran
Veli’lerin, davasını devam ettiren bir
gençlik…
Türkistan’daki Enver’lerin, Tür-
kiye’deki Mustafa Kemal’lerin ha-
yallerini sürdüren bir gençlik…
Hüseyin Nihal Atsız’ın, “Te-
melinde cehalet, duvarlarında riya,
tavanlarında dalkavukluk bulunma-
sın”, dediği bir gençlik…
Osman Yüksel Serdengeçti’ce
“Allah, kitap, vatan davası yolunda,
çılgınlara dönen”, bir gençlik…
Mehmet Akif’ce, “Zulmü al-
kışlamayan, zalimi asla sevmeyen
gelenin keyfi için geçmişe asla söv-
meyen, üç buçuk soysuzun ardın-
da zağarlık yapmayan, hak namına
haksızlığa tapmayan” bir gençlik…
Necip Fazıl’ca “Zaman bende ve
mekan da bana emanettir”, şuurunda
bir gençlik…
Seyyid Ahmet Arvasi’ce, “Ken-
dini Allah ve Resul’ünün davasına
adamış, sırf Allah rızası için canını,
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
32
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
33
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
malını ve mevkiini, din ve devleti,
mülk ve milleti için hazır, şanlı, mu-
kaddes, ay yıldızlı bayrağın gölge-
sinde döğüşen, nefsini düşünmeyen
ve ülküsüne fani olmuş, büyük ve
şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah
ve Resul’ününhizmetine sunulmuş
ve küfrün bütün oyunlarını bozan,
cesaretini kıran, yolunu kesen…
müminlere karşı alçak gönüllü, ka-
firlere karşı onurlu ve zorlu, Allah
yolunda savaşanları kınayanların
kınamasına aldırmayan, Allah’ın İs-
lam alemine ihsanı” bir gençlik…
Ziya Gökalp’lerin hevesinden,
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’la-
rın nefesinden, Erol Güngör’lerin
kaleminden dökülenlerle hareket
eden bir gençlik…
Arif Nihat Asya’nın dediği gibi,
“yürüdüğünde milleti de ardından
yürütecek”, bir gençlik…
Dilaver Cebeci’ce “Yandık bittik
Kızılelma derdinden” diyecek bir
gençlik…
Gün Sazak’ın “Yürü dese, dağ-
lar yürür, dur dese kalpler dururdu”
dediği bir gençlik…
İsmail Gaspıralı’nın dediğince,
“Sahip olunuz bu vatana, çalışıp
edep ile” sözünün eri bir gençlik…
Dündar Taşer’ce; “Bizi o muhte-
şem maziden basamak basamak in-
dirdiler, bizde o muhteşem maziden
atiye basamak basamak yeniden çı-
kacağız” iddiasını kaybetmeyen bir
gençlik…
Galip Erdem’ce, “Dur deseler de
duramam. Yine koşacağım. Sesimi
kısmaya kalksalar da yine haykıra-
cağım. Durgun sular pislik bağlar,
akan su haram götürmez. Bense,
kükremiş sel olmak için varım. Du-
yan duyar, duymayan duymaz. Al-
dıran aldırır, aldırmayan aldırmaz.
Ama ben, hakkı söyler, hak bildiğim
yolda yürürüm. Ölçüleri doğrultun,
tartıyı doğru yapın. Kıble bir tane-
dir. Kıbleyi saptırmayın. Aksini gör-
düğüm sürece vazifem bunu söyle-
mektir. Çünkü ben “La ilahe illallah
diyenim. Milletimin tarifini “Hakka
taban” diye bilenim. Çünkü ben
varlığını “Türk Varlığına Armağan”
edenim.” Lafsını dimağına yerleş-
tirmiş bir gençlik…
Bağbuğumuz Alparslan Türkeş
Bey’in “Gençlik, hür düşüncenin
ve beşer aklının varlığında yeni bir
davranış ve gelişecek toplum yapı-
sının temel güç, enerji ve ümit kay-
nağıdır. Gençlik, siyasi hedeflerini
tahakkuk ettirici, yükseltici, ilerle-
yicidir. Biz Türkiye’de fikir, ruh ve
beden sağlığı, fikri hür, vicdanı hür,
ezilmeyen ve ezmeye hevesli olma-
yan yüksek bir iradeye sahip, devle-
tin ve milletin geleceğini, sorumlu-
luğunu taşımaya hazırlanan, nefsine
güveni olan gençlik istiyoruz. Bu ruh
ve şuurla yoğrulacak, Türk gençliği-
ni sosyal, kültürel, iktisadi kalkınma
davamızın çözümcüleri, milli varlığı
ayakta tutan, yücelten, bölünmezli-
ğini sağlayan güçlü bir temel hareket
varlığı olarak kabul ediyoruz. Genç-
liği geleceğin kuvvetli ve müreffeh
Türkiye’sinin ana yapısını teşkil
eden bir unsur ve yüksek idarecileri
olarak görüyoruz” sözlerinin miraç-
çısı şanlı bir gençlik…
Liderimiz Devlet Bahçeli
Beyefendi’nin “Dininize, dilinize,
ailenize ve kutsi emanetlerinize sıkı-
ca sarılınız. Tarihinizi, coğrafyanızı
ve kim olduğunuzu asla gözden ka-
çırmayınız, asla hafızanızdan çıkar-
mayınız. Teennide hareket ediniz,
tedbirli ve itidalli olunuz, tahrikler-
den uzak durunuz, kavgayla aranıza
sınır çekiniz; sabırlı, imanlı, ahlaklı,
çalışkan, kültürlü Türk Genci ol-
maya muhakkak ki devam ediniz.
Türkiye’nin birlik ve beraberlik
içinde olabilmesi, bin yıllık kardeş-
lik hukukunun teminat altında bulu-
nabilmesi sizin soğukkanlılığınıza
ve olgun tavrınıza doğrudan bağ-
lıdır. Sorumluluğunuzun ne kadar
yüksek olduğunu görünüz. Hiçbir
çekişme, çatışma ve ihtilafın içine
düşmeyiniz. Sizleri tuzağa çekmek
maksadıyla, değişik şekillerde olay-
lara sokmaya çalışan provokatörlere
aldırmayınız ve doğruluktan çıkma-
yınız. Elinizden bilgisayarı, zihni-
nizden kitapları, kalbinizden vatan
ve millet sevgisini, gözlerinizden
neşeyi, dilinizden güzellikleri, yü-
reğinizden iyilikleri, dokunuşunuz-
dan şevkati, münasebetlerinizden
cömertliği, sözlerinizden nezaketi
hiç eksik etmeyiniz. Acizler için zor,
korkaklar için imkansız olan şey-
lerin ülkücüler için ideal olduğunu
dosta düşmana gösteriniz. Ben he-
pinizle gurur duyuyorum” sözlerinin
muhatabı şanslı bir gençlik…
Müreffeh bir Türkiye, Türk Dün-
yası ve İslamAlemi’nin bu tasavvur-
ları harekete geçirmiş ideal bir genç-
liğe ihtiyacı vardır. Türk Gençliği
içinde bulunduğu durumun ve imti-
hanının farkında, buhranlarının çıkış
yolunu bilmektedir. Türk Gençliği,
tarihten ve ona kılavuzluk eden Türk
münevverlerinden aldığı ilhamla,
muhteşem mazinin görkemli atisi
olma yolunda, tarihi misyonuna uy-
gun, hedeflerinin şuurunda, “Lider
Ülke Türkiye” ülküsü yolunda, mü-
cadesinde her türlü azim ve kararlı-
lığı gösterecek, bu uğurda başarıyı
ihmali mümkün olmayan bir vazife
olarak görecektir.
Dipnotlar
1)	 Alparslan Türkeş, Öğrenci-
lerimiz Kitapla, İlimle, Öğrenmekle
Meşgul Olmalıdır, 7 Mart 1995
2)	 Dr. Devlet Bahçesi, I. Türk
Gençlik Kurultayında Yapmış ol-
dukları konuşmadan, 9 Şubat 2013
TÜRK MÜNEVVERLERİNİN
DÜŞÜNCESİNDEN İDEAL GENÇLİK
TASAVVURU
Rabia Aslıhan TÜRKMEN
Milletlerin varlık sahasındaki
idameleri, tarihi misyonlarını ger-
çekleştirmeleri, geleceğe istedikleri
şekilde intikal etmeleri, o milletin
genç nesillerine bağlıdır. Bir top-
lumda gençliğin yetiştirilmesi, o
devletin ve milletin geleceği, ge-
lişmesi ve ilerlemesi adına oldukça
önem arz eder. Çünkü milletlerin
geleceklerini genç nesillerine tayin
eder. Bu bağlamda da devletler ve
milletler gelecek bu şuurla nesille-
rini dizayn etmelidirler. Gençliğin,
toplumların istiklali ve istikbali için
yegâne temel olduğu unutulmamalı-
dır. Bu realitenin şuurunda olan ve
bütün ümidinin gençlikte olduğunu
dile getiren Ulu Önder Mustafa Ke-
mal Atatürk, “Gençliği yetiştiriniz.
Onlara ilim ve irfanın müspet fikir-
lerini veriniz. İstikbalin aydınlığına
onlarla kavuşacaksınız. Hür fikir-
ler tatbik mevkiine konduğu vakit
Türk milleti yükselecektir’’ sözüyle,
Türk Devlet ve Türk Milletin istik-
balini genç nesillere bağlı kılmıştır.
Bu bağlamda gençliğin önünü açan
Atatürk, onlara önemli misyonlar da
yüklemiştir.
Türk milletinin ve devletinin ge-
leceğini şekillendirecek Türk Genç-
liğini, Türk Devlet büyükleri kadar,
bilgileri ve görüşleriyle tolumda
önemli kimseler olarak görülen
Türk münevverleri de Türk toplumu
üzerinde durulması gereken en has-
sas konulardan bir olarak gördükleri
için ele alıp, Türk Gençliğine söy-
lem, eylem ve fikirleriyle kılavuz ol-
muşlardır. Türk münevverler, genç-
liği, ilmin, fikrin, kültürün, maddi ve
manevi bütün değerlerin koruyucu-
su, yaşatıcısı ve geleceğe taşıyıcısı
olarak görmüşlerdir.
Yazımız dahilinde, Nasıl Bir
Gençlik? sorusunu, Türk gençliğine
değer veren, en iyi şekilde yetişme-
sini isteyen ve gençliğin gelişmesi
için kalemiyle, söylemleri ve ey-
lemleriyle ciddi emekler veren Türk
münevverlerinin düşüncelerinden
sözlerle yanıt vererek, ideal gençliği
tasavvur ettik.
NASIL BİR GENÇLİK?
Allah’ın Kuran’da Hud
Suresi’nin 112. Ayetinde buyurduğu
üzere, “Emrolduğu gibi dosdoğru
olan”, bir gençlik…
Peygamberimiz Hz. Muhammed
( s.a.v) dediği gibi, “Bir eline güne-
şi bir eline ayı verseler davasından
dönmeyecek”, bir gençlik…
Hz. Ebu Bekir gibi davasına sıdk
ile bağlanan, Hz. Ömer’in adale-
tiyle, Hz. Osman’ın hayasıyla, Hz.
Ali’nin ilmi, şuuruyla hareket eden
bir gençlik…
Alperenlik fikrinin Pir-i Hoca
Ahmet Yesevi’nin açtığı yolda iler-
leyen bir gençlik…
Anadolu’nun kapılarını Türk-
lüğe açan Alparslan’ların, Karadan
gemiler yürütüp yeni bir çağ açan
Fatih’lerin, Mekke ve Medine’ye
saygısından atından inerek giren
Yavuz’ların, Üç Kıta 7 Denize Türk-
İslam Mührünü vuran Süleyman’la-
rın, Emir Sultanların, Akşemseddin-
lerin, Yunus Emre’lerin, Ahi Evran
Veli’lerin, davasını devam ettiren bir
gençlik…
Türkistan’daki Enver’lerin, Tür-
kiye’deki Mustafa Kemal’lerin ha-
yallerini sürdüren bir gençlik…
Hüseyin Nihal Atsız’ın, “Te-
melinde cehalet, duvarlarında riya,
tavanlarında dalkavukluk bulunma-
sın”, dediği bir gençlik…
Osman Yüksel Serdengeçti’ce
“Allah, kitap, vatan davası yolunda,
çılgınlara dönen”, bir gençlik…
Mehmet Akif’ce, “Zulmü al-
kışlamayan, zalimi asla sevmeyen
gelenin keyfi için geçmişe asla söv-
meyen, üç buçuk soysuzun ardında
zağarlık yapmayan, hak namına hak-
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
34
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
35
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
GENÇLİĞİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK
TEHLİKE: UYUŞTURUCU VE
MADDE BAĞIMLILIĞI
Rümeysa ATASEVEN
Gençlik tanımının çeşitli kay-
naklara göre farklılık gösterdiği gö-
rülmektedir. Bu farklılık özellikle
yaş aralığından kaynaklanmaktadır.
En yaygın ve kabul gören tanım
Birleşmiş Milletler’in 15-24 yaş
aralığını kapsamaktadır. Biz de ya-
zımızın geri kalanında genç/gençlik
kavramlarına değinirken bu yaş ara-
lığını baz alacağız.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun
(TÜİK) İstatistiklerle Gençlik 2017
araştırması, Adrese Dayalı Nüfus
Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına
göre; Türkiye toplam nüfusu 2017
yılı sonu itibariyle 80 milyon 810
bin 525 iken 15-24 yaş grubundaki
genç nüfus 12 milyon 983 bin 97 ol-
muştur. Genç nüfus, toplam nüfusun
%16,1’ini oluşturmaktadır.
Ülkemizin geleceğini oluşturan
gençlik kavramı, Mustafa Kemal
Atatürk’te muazzam değer yargı-
sına erişmiştir. Atatürk; daha Millî
Mücadele’nin başından itibaren
köhnemiş fikirlere, milleti geriye
götürmek isteyenlere karşı, yegâne
çarenin gençlikte ve genç fikirlerde
olduğunu görmüş, çağdaş zihniyetle
yetişecek kuşakların, gelecekte ese-
rini daha da geliştireceğini, onu her
türlü tehlikeden koruyarak ebediyen
yaşatacağını hissetmiştir. Atatürk’ün
ideali; ilkelerine bağlı, çalışkan ve
vatansever bir gençlik idi. “Gençler!
Benim gelecekteki emellerimi ger-
çekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir
gün bu memleketi sizin gibi beni an-
lamış bir gençliğe bırakacağımdan
dolayı çok memnun ve mesudum”
derken Türk gençliğine olan sarsıl-
maz güvenini dile getiriyordu.
Genç nesilleri, kültürlerin gele-
ceğe taşıyıcıları olarak değerlendi-
rebiliriz. Bu sebeple beden ve ruh
sağlıklarının korunması en önem-
li gerekliliklerdendir. Bir bireyin
çocukluk evresi itibariyle sağlıklı
yetiştirilmesi sadece ebeveynleri-
nin vazifesi değil, geleceğe yöne-
lik ümit ve kaygı taşıyan toplumun
her bir bireyinin temel meselele-
rindendir. “Çocukluk”un sağlıklı
bir biçimde “gençlik”e taşınması,
devletlerin de sağlıklı bir sosyal ya-
pısı olduğunun nişanesidir. Sağlığı
tehdit noktasında ise karşımıza hiç
şüphesiz uyuşturucu maddeler çık-
maktadır. Birleşmiş Milletler 2017
raporuna göre şu an dünyada 250
milyon insanın en az bir uyuşturucu
madde kullandığı, Türkiye’de son
5 yılda uyuşturucu kullanımının 17
kat arttığı ve kullanım yaşının 10’a
düştüğü kayıtlara geçmiştir. Elbette
ki uyuşturucu madde bağımlılığı ar-
tık bir dünya sorunu haline gelmiştir.
“Madde bağımlılığı” öbeğin-
de hem “madde” hem “bağımlılık”
kelimelerinin ayrı ayrı ifadelerine
bakmakta fayda vardır. Madde de-
nildiğinde, “duyularla algılanabilen
ve bölünebilen nesne” akla gelmek-
le birlikte, yazımızda teknik ve özel
anlamda kullanılmaktadır. Buna
göre madde, insanlara sarhoşluk
veren, bir takım aktivitelerini yeri-
ne getirmesine engel olan bedensel
ve ruhsal sağlığı bozan alkol, tütün,
eroin, kokain, haşhaş ve ilaçlar gibi
uyuşturucular kastedilmektedir. Ba-
ğımlılık ise, Türkçede oldukça geniş
anlamlı bir kavramı ifade etmek-
tedir. Kelime kökü olarak bağımlı,
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe
Sözlüğünde aşağıdaki anlamlara
gelmektedir:
1. Başka bir şeyin istemine, gü-
cüne veya yardımına bağlı olan, öz-
gürlüğü, özerkliği olmayan, tabi;
2. Bir kimseye veya şeye maddi
ve manevi yönden aşırı bağlı olan
3. Sigara, uyuşturucu ve benze-
sızlığa tapmayan” bir gençlik…
Necip Fazıl’ca “Zaman bende ve
mekan da bana emanettir”, şuurunda
bir gençlik…
Seyyid Ahmet Arvasi’ce, “Ken-
dini Allah ve Resul’ünün davasına
adamış, sırf Allah rızası için canını,
malını ve mevkiini, din ve devleti,
mülk ve milleti için hazır, şanlı, mu-
kaddes, ay yıldızlı bayrağın gölge-
sinde döğüşen, nefsini düşünmeyen
ve ülküsüne fani olmuş, büyük ve
şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah
ve Resul’ününhizmetine sunulmuş
ve küfrün bütün oyunlarını bozan,
cesaretini kıran, yolunu kesen…mü-
minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere
karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda
savaşanları kınayanların kınamasına
aldırmayan, Allah’ın İslam alemine
ihsanı” bir gençlik…
Ziya Gökalp’lerin hevesinden,
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’la-
rın nefesinden, Erol Güngör’lerin
kaleminden dökülenlerle hareket
eden bir gençlik…
Arif Nihat Asya’nın dediği gibi,
“yürüdüğünde milleti de ardından
yürütecek”, bir gençlik…
Dilaver Cebeci’ce “Yandık bittik
Kızılelma derdinden” diyecek bir
gençlik…
Gün Sazak’ın “Yürü dese, dağ-
lar yürür, dur dese kalpler dururdu”
dediği bir gençlik…
İsmail Gaspıralı’nın dediğince,
“Sahip olunuz bu vatana, çalışıp
edep ile” sözünün eri bir gençlik…
Dündar Taşer’ce; “Bizi o muhte-
şem maziden basamak basamak in-
dirdiler, bizde o muhteşem maziden
atiye basamak basamak yeniden çı-
kacağız” iddiasını kaybetmeyen bir
gençlik…
Galip Erdem’ce, “Dur deseler de
duramam. Yine koşacağım. Sesimi
kısmaya kalksalar da yine haykıra-
cağım. Durgun sular pislik bağlar,
akan su haram götürmez. Bense,
kükremiş sel olmak için varım. Du-
yan duyar, duymayan duymaz. Al-
dıran aldırır, aldırmayan aldırmaz.
Ama ben, hakkı söyler, hak bildiğim
yolda yürürüm. Ölçüleri doğrultun,
tartıyı doğru yapın. Kıble bir tane-
dir. Kıbleyi saptırmayın. Aksini gör-
düğüm sürece vazifem bunu söyle-
mektir. Çünkü ben “La ilahe illallah
diyenim. Milletimin tarifini “Hakka
taban” diye bilenim. Çünkü ben
varlığını “Türk Varlığına Armağan”
edenim.” Lafsını dimağına yerleş-
tirmiş bir gençlik…
Bağbuğumuz Alparslan Türkeş
Bey’in “Gençlik, hür düşüncenin
ve beşer aklının varlığında yeni bir
davranış ve gelişecek toplum yapı-
sının temel güç, enerji ve ümit kay-
nağıdır. Gençlik, siyasi hedeflerini
tahakkuk ettirici, yükseltici, ilerle-
yicidir. Biz Türkiye’de fikir, ruh ve
beden sağlığı, fikri hür, vicdanı hür,
ezilmeyen ve ezmeye hevesli olma-
yan yüksek bir iradeye sahip, devle-
tin ve milletin geleceğini, sorumlu-
luğunu taşımaya hazırlanan, nefsine
güveni olan gençlik istiyoruz. Bu ruh
ve şuurla yoğrulacak, Türk gençliği-
ni sosyal, kültürel, iktisadi kalkınma
davamızın çözümcüleri, milli varlığı
ayakta tutan, yücelten, bölünmezli-
ğini sağlayan güçlü bir temel hareket
varlığı olarak kabul ediyoruz. Genç-
liği geleceğin kuvvetli ve müreffeh
Türkiye’sinin ana yapısını teşkil
eden bir unsur ve yüksek idarecileri
olarak görüyoruz” sözlerinin miraç-
çısı şanlı bir gençlik…
Liderimiz Devlet Bahçeli
Beyefendi’nin “Dininize, dilinize,
ailenize ve kutsi emanetlerinize sıkı-
ca sarılınız. Tarihinizi, coğrafyanızı
ve kim olduğunuzu asla gözden ka-
çırmayınız, asla hafızanızdan çıkar-
mayınız. Teennide hareket ediniz,
tedbirli ve itidalli olunuz, tahrikler-
den uzak durunuz, kavgayla aranıza
sınır çekiniz; sabırlı, imanlı, ahlaklı,
çalışkan, kültürlü Türk Genci ol-
maya muhakkak ki devam ediniz.
Türkiye’nin birlik ve beraberlik
içinde olabilmesi, bin yıllık kardeş-
lik hukukunun teminat altında bulu-
nabilmesi sizin soğukkanlılığınıza
ve olgun tavrınıza doğrudan bağ-
lıdır. Sorumluluğunuzun ne kadar
yüksek olduğunu görünüz. Hiçbir
çekişme, çatışma ve ihtilafın içine
düşmeyiniz. Sizleri tuzağa çekmek
maksadıyla, değişik şekillerde olay-
lara sokmaya çalışan provokatörlere
aldırmayınız ve doğruluktan çıkma-
yınız. Elinizden bilgisayarı, zihni-
nizden kitapları, kalbinizden vatan
ve millet sevgisini, gözlerinizden
neşeyi, dilinizden güzellikleri, yü-
reğinizden iyilikleri, dokunuşunuz-
dan şevkati, münasebetlerinizden
cömertliği, sözlerinizden nezaketi
hiç eksik etmeyiniz. Acizler için zor,
korkaklar için imkansız olan şey-
lerin ülkücüler için ideal olduğunu
dosta düşmana gösteriniz. Ben he-
pinizle gurur duyuyorum” sözlerinin
muhatabı şanslı bir gençlik…
Müreffeh bir Türkiye, Türk Dün-
yası ve İslamAlemi’nin bu tasavvur-
ları harekete geçirmiş ideal bir genç-
liğe ihtiyacı vardır. Türk Gençliği
içinde bulunduğu durumun ve imti-
hanının farkında, buhranlarının çıkış
yolunu bilmektedir. Türk Gençliği,
tarihten ve ona kılavuzluk eden Türk
münevverlerinden aldığı ilhamla,
muhteşem mazinin görkemli atisi
olma yolunda, tarihi misyonuna uy-
gun, hedeflerinin şuurunda, “Lider
Ülke Türkiye” ülküsü yolunda, mü-
cadesinde her türlü azim ve kararlı-
lığı gösterecek, bu uğurda başarıyı
ihmali mümkün olmayan bir vazife
olarak görecektir.
Dipnotlar
1)	 Alparslan Türkeş, Öğrenci-
lerimiz Kitapla, İlimle, Öğrenmekle
Meşgul Olmalıdır, 7 Mart 1995
2)	 Dr. Devlet Bahçesi, I. Türk
Gençlik Kurultayında Yapmış ol-
dukları konuşmadan, 9 Şubat 2013
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
36
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
37
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
ri kötü alışkanlıklara aşırı derecede
düşkün, müptela
Bağımlılık ise kişinin kullandığı
maddeyi birçok kez bırakma girişi-
minde bulunmasına rağmen bıra-
kamaması, giderek madde dozunu
arttırması, kullanmayı bıraktığında
yoksunluk belirtilerinin ortaya çık-
ması, zararlarını görmesine rağmen
madde kullanmayı sürdürmesi, za-
manının büyük bölümünü madde
arayarak geçirmesi durumudur.
Bağımlılık tanısı konulabilmesi
için aşağıdaki maddelerden üçünün
bir arada bulunması gerekmektedir.
•	 Kullanılan maddeye tole-
rans gelişmesi
•	 Madde kesildiğinde ya da
azaltıldığında yoksunluk belirtileri-
nin ortaya çıkması
•	 Madde kullanımını denet-
lemek ya da bırakmak için yapılan
ama boşa çıkan çabalar
•	 Maddeyi sağlamak, kullan-
mak ya da bırakmak için büyük za-
man harcama
•	 Madde kullanımı nedeni ile
sosyal, mesleki ve kişisel etkinlikle-
rin olumsuz etkilenmesi
•	 Maddenin daha uzun ve
yüksek miktarlarda alınması
•	 Fiziksel ya da ruhsal sorun-
ların ortaya çıkmasına ya da artma-
sına rağmen madde kullanımını sür-
dürmek
Tıbbi amaçla kullanıldığı gibi
bünyevi zevk amaçlı da kullanılan
tüm maddeler uyuşturucu madde
olarak isimlendirilmektedir. Uyuş-
turucunun tarihini Mezopotamya’da
İslamiyetten Önce 4000’li yıllara
dayandırmak mümkündür. Sümer-
lerden itibaren özellikle esrar ve
haşhaş tıbbi amaçla kullanılmak-
taydı. Anadolu’da afyon daha çok
kullanılsa da Fatih Sultan Mehmet
döneminde kısıtlanmış, 4. Murat dö-
neminde tamamen yasaklanmıştır.
Uyuşturucu maddeler uluslarara-
sı hukukta ve ulusal hukukta yasak-
lanmış olup, uyuşturucu madde ti-
careti bir insanlık suçu olarak kabul
edilmiştir. Uyuşturucu maddeleri
tanımak uyuşturucu madde kullanı-
mını, bağımlılığını daha iyi anlamak
ve sorunun çözümüne yönelik yapı-
laması gerekenleri belirlemek açı-
sından önem arz etmektedir.
Uyuşturucu maddeler:
1. Merkezi Sinir Sistemini Ya-
vaşlatanlar (Depresanlar)
2. Merkezi Sinir Sistemini Uya-
ranlar (Stimülanlar)
3. Duyuların Bozulmasına Sebep
Olanlar-Hayal Gösterenler (Halusi-
nojenler) olarak üç ana başlık altında
toplanmıştır.
•Duygularda ani değişiklikler ol-
ması
•Olağan dışında saldırganlaşma
•İştah kaybı
•Giderek okula, spora, hobilerine
karşı ilgisini kaybetmesi
•Sık sık durumla uyumlu olma-
yan uykulu ve sersem olması
•Gittikçe daha çok yalan söyle-
mesi ve bunun gibi başka hareketle-
rinin olması
•Evden para ve başka eşyaların
kaybolması
•Vücudunda, giysilerinde alı-
şılmışın dışında lekeler, koku veya
başka işaretlerin olması gibi durum-
lar aileler için kırmızı alarm duru-
mudur.
Tabloda yer almayan, birçokla-
rının kabul etmediği / kabul etmek
istemediği bir bağımlılığı detaylan-
dırmak istiyorum: Tütün bağımlı-
lığı. Sigara dünyada ve ülkemizde
önemli bir halk sağlığı sorunudur
ve yüksek oranda nikotin içerdiği
için bağımlılık yapma potansiyeline
sahiptir. Sigara, nargile, pipo içme
veya dumanının solunması zamanla
kişide psikolojik ve fiziksel bağım-
lılık oluşturur. Bağımlılıkla birlikte
vücudumuza yayılan kalp damar
hastalıkları, akciğer hastalıkları,
mide kanseri ve cilt kanseri gibi has-
talıklar da cabası. Dünyada her yıl
6 milyon kişinin sigara sebebiyle
hayatını kaybettiği düşünüldüğünde
bu sayı her 10 saniyede bir kişinin
sigaradan ölmesi anlamına gelmek-
tedir. Ve ne yazık ki uyuşturucu ba-
ğımlılığının en alt basamağını sigara
kullanımı oluşturmaktadır.
Bir diğer bağımlılık türü ise alkol
bağımlılığıdır. Birçok çeşidi olan al-
kolün Etanol denilen türü içki olarak
tüketilmektedir. İçki olarak tüketilen
alkol birçok hastalığa neden olmak-
tadır. Bunun yanında alkol iradeyi
zayıflatmakta, kişiyi kontrol kaybı
yaşatmakta ve uyuşturucu maddele-
re açık hâle getirmektedir. Uyuştu-
rucu kullananların yüzde 57’si alkol
kullanmaktadır. Alkolden uzak dur-
mak diğer madde bağımlılıklarından
korunma noktasında önleyici bir
role sahiptir. Dünyada alkol kulla-
nan 2 milyar kişinin 76 milyon kada-
rı alkol bağımlısıdır. Yılda 1 milyon
800 bin kişi bu nedenle hayatını kay-
betmektedir. Ülkemizde ilk tüketim
yaşı 11’e kadar inmiştir. İlk kullanım
yaşı düştükçe ileriki yaşlarda bağım-
lı olma riski artmaktadır.
Piyasada erişimi çok kolay olan
bir diğer uyuşturucu madde, extasy,
ise ülkemizde genellikle “şeker”
yada “ex” isimleri ile bilinmektedir.
Kimyasal ve renkli olan bu uyuş-
turucu vücuda alındığı ilk 20 daki-
ka içerisinde etkisini göstermeye
başlamaktadır. Doğrudan merkezi
sinir sistemini etkilediği için halü-
sinasyonlara sebebiyet vermekte-
dir. Bir saat içinde doruk noktasına
ulaştıktan sonra etkisini yitirmesiyle
birlikte tam tersi mutsuzluluk hissi
oluşturur. Titreme, terleme, çenede
kitlenme en sık görülen etkileridir.
Filmlerde, dizilerde sıkça ismi
geçen ve görsel hafızayı canlandır-
dığı, uyanık kalmayı sağladığı öne
sürülen kristal (meth); vücutta hafif-
leme ve aşırı neşe hissiyatı ile öne
çıkmaktadır. Kan enfeksiyonları,
akciğer hastalıkları, çıban zehirlen-
mesi, beyin felci, paranoya gibi çok
ciddi sağlık sorunlarına yol açmak-
tadır.
Bonzai ve flakka ise sosyal med-
yadaki saldırgan, zombi edalı genç-
lerin videolarıyla hayatımıza girmiş-
tir. Vücutta doğrudan sinir sistemine
etki eden bonzai; kalp atışlarında
hızlanma, ağız kuruluğu ve terleme
olarak etki etmektedir. Bağımlılık
sonucunda unutkanlık, kalp krizi,
endişe hissi, felç ve koma gibi etken-
ler oluşmaktadır. Flakka ise sentetik
madde olarak oluşturulan bir haptır.
Diğer uyuşturucu maddelerden en
önemli farkı, merkezi sinir sistemini
daha hızlı ve etkili uyarıyor olması-
dır. Kalp atışındaki hızlanmayla bir-
likte ani duygu değişikliği meydana
getirerek halüsinasyonlara maruz bı-
rakmaktadır. En önemli etkisi saldır-
ganlık olan flakkanın bilimsel olarak
kanıtlanmasa da et yeme, zombilik
semptomlarını videolarda görülmek
mümkündür.
Tabloda kategorize edilen uyuş-
turucu maddelerden temini en kolay
olan ve adı daha sık duyulanlar siz
değerli okuyuculara özetlenmiştir.
Videolarda, dünyanın bir ucunda
sadece birkaç saniye görüp üzüldü-
ğümüz bağımlılar artık bizim so-
kaklarımıza taşınmış durumdadır.
Merakla, arkadaş çevresiyle, depres-
yon haliyle mutluluk vereceği öngö-
rüldüğü bu maddelerin temini çok
kolay olmakla birlikte bırakmak için
efor sarf etmek gerekmektedir. Zira
madde bağımlılığı, vücudun işlevle-
rini olumsuz yönde etkileyen mad-
delerin kullanılması, bundan dolayı
zarar görüldüğü halde bu maddele-
rin kullanımının bırakılamamasıdır.
Bağımlı, madde kullanımına ara
verdiğinde yoksunluk belirtileri ya-
şar. Zamanla madde kullanım sıklı-
ğını ve dozunu artırır. Bu da arınma
sürecini zorlu hale getirmektedir.
Uyuşturucu kullanımı / mad-
de bağımlılığı bir dünya sorunudur
evet, ama biz öncelikle kendi ka-
pımızın önünü süpürmeliyiz. Türk
gençliği olarak bizim vazifelerimiz
bulunmaktadır. Damarlarımızda-
ki asil kanın hakkını vermek bizim
boynumuzun borcudur, o kanı kir-
letemeyiz. Her daim zinde, sağlık-
lı, geleceğin mimarı gençler olarak
‘’sağlam kafa sağlam vücutta bulu-
nur’’ atasözüne riayet ederek uyuş-
turucuya karşı açtığımız cephede
sonuna kadar mücadele etmeliyiz.
KAYNAKÇA
TÜİK Haber Bülteni, Sayı:27598
/ 16 Mayıs 2018
T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Ata-
türk Araştırma Merkezi, Prof. Dr.
Utkan Kocatürk
Selçuk Budak, Psikoloji Sözlü-
ğü, Bilim ve Sanat, Ankara 2000, s.
494.
www.tdk.gov.tr
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
38
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
39
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
GENÇLİĞİN MESLEK SEÇİMİ
ETKİLEYEN FAKTÖRLER VE
GELECEĞİN MESLEKLERİ
Alparslan YAZAR
Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve
istikbali gençliktir.
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
““
Gençlik, bir ülkenin geleceği,
itici ve geliştirici gücü olarak kabul
edilir. Bir ulusun geleceğinin güven-
ce altına alınması, gençlerin ihtiyaç-
larına eğilerek yapıcı ve yetenekli
olarak yetiştirilmelerine özen gös-
terilmesi ile mümkündür. Nitekim
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK;
“Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim
ve irfanın müspet fikirlerini veri-
niz. İstikbalin aydınlığına onlarla
kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik
mevkiine konduğu vakit Türk milleti
yükselecektir.” der.
Meslek hayatı insan hayatının
üçte birini oluşturduğundan, meslek
seçimi gencin geleceğini etkileyen
en önemli kararlardan biridir. Mes-
lek, bireyin ekonomik özgürlüğünü
kazanarak yaşamsal faaliyetlerini,
isteklerini gerçekleştirmesinin ya-
nında, mesleğinin getirileri sonucu
bir şeyler üreterek toplumda yer
edinmesini, sahip olduğu kapasite-
sini kullanarak neler yapabildiğini
görmesini, bir işe yarama duygu-
suyla doyuma ulaşmasını sağlayan
en önemli araçtır. Bu noktada doğru
meslek seçimi, geleceğin teminatı
olan gençlere gerekli yardımların
sağlanması ve toplumsal bir sorun
olmasının engellenmesi, seçilecek
mesleğin opsiyonel olması sonucu,
gençlerin ulusun ondan beklediği
icraatı gerçekleştirmesine olanak
sağlar.
Uzmanlar, gençlerin meslek
tercihi konusunda üç dönem geçir-
diklerini ileri sürerler. Bu dönem-
ler; 11 yaşına kadar “hayal dönem”,
11-17 yaş arası ‘’geçici dönem’’ ya
da ‘’deneme dönemi’’ ve 17 yaşın-
dan sonrası da ‘’gerçekçi dönem’’
olarak ifade edilir. Bireyin içinde
bulunduğu bir takım faktörler mes-
lek seçimine de yansır. Kişilerin
meslek seçerken bölgelerinde ya-
pılan ekonomik faaliyetlerin yanın-
da ilgi alanlarını yeteneklerini ve
kişilik özelliklerini de göz önünde
bulundurmalarının yanı sıra bazen
de babadan kalma meslekler devam
ettirilmektedir. Günümüzde lisenin
zorunlu fakat üniversite eğitiminin
isteğe bağlı olması da meslek seçi-
mini etkileyen önemli faktörlerden
biridir. Meslek seçiminin temelleri
özellikle lise eğitimiyle atılır. Bi-
reyler kendilerine en uygun mesleği
seçmenin birinci aşamasında hangi
lise eğitiminin kendisine yararlı ola-
cağını tayin eder. Buna örnek olarak
da fen liseleri, meslek liseleri, öğret-
men liseleri verilebilir. Fakat birey
lise hayatında yaşının getirmiş oldu-
ğu olgunluk seviyesi, kendini tanıma
ve değerlendirme oranı en düşük se-
viyede olduğundan lise seçimlerinin
yüzde yüz doğru seçim imkanı sağ-
ladığı söylenemez. Bireyin uzman-
ların tanımıyla meslek seçimine en
gerçekçi gözle baktığı dönem 17 yaş
sonrası dönemdir. Buradan sonuçla,
bu kararın gencin üniversiteye adım
atmasıyla daha belirginleştiği görü-
lür. Üniversite, gencin doğru mes-
lek seçimi konusunda aracı olacak
önemli bir faktördür. Gencin kendi-
ne en yatkın mesleği seçmesi, seç-
miş olduğu mesleğe dair en doğru
fakülteyi tercih etmesiyle de müm-
kün olur.
Kişi, kendisine en yakın mesle-
ği seçerken bir takım bulgulara göre
hareket etmelidir. Bunlar;
1) “neler yapabilirim?” sorusunu
yönelterek cevapladığı yetenekleri-
nin belirlenmesi,
2) “neler yapmaktan hoşlanı-
rım?” sorusuna karşılık ilgi alanları-
nın belirlenmesi,
3) “karakterim nasıl?” sorusu ile
kişilik özelliklerinin belirlenmesi,
4) ”ben ne istiyorum?” sorusuyla
iş değerlerinin belirlenmesi,
5) İlgi duyulan mesleklerin ince-
lenmesi
6) Seçilen mesleğe hazırlayacak
yüksek öğretim kurumları hakkında
bilgi sahibi olunması.
Birey vermiş olduğu cevaplar
ışığında kendisine en yakın mesleği
seçme imkanına kavuşabilir. Birey
kendine uygun bir meslek seçmedi-
ğinde engellenmişlik duygusu yaşar,
ilgi ve yeteneklerini gösterme ola-
nağına sahip olamaz ya da ilerleme
kaydetmekte zorluk çeker. Yanlış
meslek seçimine maruz kalmış in-
sanların bulunduğu toplum da bu
şekilde şekillenir, üretemeyen, üre-
timde yetersiz kalan ve üretebilen
toplumlara ihtiyaç duyan bir toplu-
ma dönüşür. Bu yüzden meslek se-
çimi hem birey hem de toplum için
önemli bir seçimdir. Olgusal açıdan
meslek seçimi bu yönlendirmeler
vasıtasıyla yapıldığında doğru mes-
leğe ulaşılabilme ihtimali yüksek
oranda kabul görür. Fakat günümüz
gençlerinin doğru bildiği bir takım
yanlışlar onları yanlış meslek seçi-
mine itebilir. Bunlar;
İnsanın toplumda saygı gör-
mesi için saygın bir mesleğin üyesi
olması gerekir: İnsan saygınlığı bir
mesleğin başarılı bir üyesi olursa ka-
zanır, saygın bir mesleğin üyesi ola-
rak değil. Bir kimsenin, niteliklerine
uymayan bir mesleğe girmesi, zayıf
bir olasılıkla da olsa, mümkün ola-
bilir ama o mesleğin başarılı, saygın
bir üyesi olma olasılığı yoktur.
İnsan ancak dört yıllık bir üni-
versite eğitimi görürse güvenceli
ve saygın bir meslek edinebilir:
Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi
yeterince gelişmediği için insanlar
yükseköğretim gördükleri takdirde
güvenceli bir meslek edineceklerini
düşünüyorlar. Bazı gençler ise iki
yıllık ön lisans programlarını yük-
sek eğitim saymamakta, lisans eğiti-
minin kazanç ve iş bulma açısından
daha avantajlı olduğunu düşünmek-
tedirler. Oysa yalnız iki yıllık değil,
dört yıllık yükseköğretim program-
larını bitiren gençler de düzenli ve
iyi bir gelir sağlayan bir iş bulmakta
zorluk çekmektedirler. Devlet sektö-
ründe çalışma alanları giderek daral-
maktadır. Özel sektörde iyi bir üni-
versiteden alınmış diploma iş bulma
önemli rol oynasa da işte tutunma ve
ilerleme diplomadan çok yeterliliğin
kanıtlanmasına bağlıdır. Kendini iyi
yetiştirmiş bir tekniker sıradan bir
mühendisten daha uzun süre işini
koruyabilir ve ilerleyebilir.
Önce iyi bir üniversiteye gir-
meli, hangi bölümü olduğu önemli
değil: Yükseköğrenim görmek iste-
yen gençlerin bazılarının, önce üni-
versite daha sonra da program seçme
gibi bir yol izlemekte oldukları göz-
lenmektedir. Öğretim kadrosu zen-
gin bir üniversitede eğitimin daha iyi
olacağı kuşkusuzdur. Ancak, meslek
başarısında mezun olunan üniversi-
tenin kalitesinden önce kişinin kali-
tesi etkili olmaktadır. Öğretim kad-
rosu yetersiz bir bölümün hevesli,
çalışkan bir öğrencisi, alanı ile ilgili
yayınları izleyerek kendini yetiştire-
bilir, yüksek lisans eğitimini iyi bir
bölüm ya da fakültede sürdürebilir.
Buna karşılık, iyi bir üniversiteye
girme uğruna istemediği bir bölü-
me giren bir kişi eğitim ortamından
hoşnut olsa bile, eğitimin özünden
hoşnut olamayacağı için başarılı da
olamayabilir.
Gelecekte hangi mesleğin ge-
çerli olacağını şimdiden bilmek
çok önemlidir: Meslek seçme du-
rumunda olan gençlerden bazıları
“Gelecekte hangi meslekler geçerli
olacaktır?” sorusunu sormaktadır.
Bu soruyu yanıtlayabilmek için bu
gençlere “ Kaç yıl sonraki geleceği
öğrenmek istiyorsun?” diye sormak
gerekiyor. Teknolojinin hızla geliş-
mekte olduğu bir dünyada, bir mes-
leğin belki beş ya da on yıl sonrasını
tahmin edebiliriz. Ondan sonra bu
çekici meslek teknolojinin gelişme-
si ve buna bağlı olarak ekonomideki
değişimler sonucunda hüviyet değiş-
tirmiş olacak, belki de pek çok kişi-
nin o alana girmesi sonucu bu günkü
çekiciliğini yitirecektir. Ülkemizde
bunun değişik örnekleri geçmişte
yaşanmıştır ve yaşanmaya devam
edecektir.
Gençlerin hangi mesleği seçtiği
değil, bu hızlı değişime ayak uydu-
rabilmek için ne gibi bilgi ve bece-
rilerle donanmış olduğu önemlidir.
Böyle bir dünyaya hazırlanmak için
gençlerin kendilerini şu alanlarda
yetiştirmeleri gerekmektedir:
●	 Teknolojik gelişme mes-
lek görevlerini kolaylaştırmakta,
el becerisi ve beden gücünün yeri-
ni giderek artan oranda beyin gücü
almaktadır. Bu nedenle gençlerin
matematik ve mantık alanlarında
kendilerini iyi yetiştirmeleri, akıl
yürütme, yargılama yeteneklerini
geliştirici etkinliklere ağırlık ver-
meleri gerekmektedir. Ezberleme,
geçer notla yetinme, günü kurtarma
gibi tutumları benimseyenlerin gele-
cekteki değişimlere ayak uydurma
şansı zayıf olacaktır.
●	 Gelecekte birkaç meslek ve
sık sık iş değiştirme yanında bir gün
boyunca birden fazla meslek icra
etme durumunda olacak gençlerin
elden geldiği kadar spor, el sanat-
ları, güzel konuşma ve yazma gibi
değişik yeteneklerini geliştirmeye
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
40
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
41
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
de önem vermeleri gerekir. Böylece
bir kimse gününün değişik zaman
dilimlerini değişik yetenekleri ile
ilgili işleri yaparak geçirebilir. Böy-
lece hem gelirini artırabilir hem de
ek bir iş yolu ile değişik becerilerini
değerlendirme olanağı bulabilir.
●	 Günümüzde insanlar büyük
iş yerlerinde, birçok kişi ile işbirliği
yaparak çalışmakta; kendi küçük iş
yerinde birkaç çırağı ile çalışan in-
san sayısı giderek azalmaktadır. O
halde geleceğin genci başkaları ile
iletişim kurabilme ve işbirliği yapa-
bilme becerilerine sahip olmalıdır.
Değişik insanlarla değişik koşul-
larda çalışabilme esnekliğine sahip
olabilme, belirsizliğe dayanabilme
ve yaratıcılık da iş yaşamında başa-
rıyı artırıcı kişilik özellikleri olarak
görünmektedir.
●	 Bir yabancı dil, özellikle
İngilizce bilmek kişinin iş bulma ve
gelişme şansını artıracaktır. Bu özel-
likle yükseköğretim görmüş gençler
için çok önemlidir.
Teknolojinin gelişmesi ile birlik-
te, günümüz mesleklerinin yanı sıra
geleceğin mesleği ünvanı atfedilen
birçok meslek grubu da bulunmakta-
dır. Geleceğin popüler mesleklerini
bilmek; bireyin daha doğru bir ka-
riyer planlamasına ve daha çok mes-
leki güven duymasına yarayacaktır.
Geçmişe baktığımızda, bazı mes-
leklerin kaybolduğunu ve yerlerine
yeni mesleklerin ortaya çıktığını
görürüz. Gelecekte var olacak fakat
şu anda adı pek duyulmamış meslek
sektörleri ise şunlardır;
İlaç Endüstrisi: Dünyadaki
insan sayısının giderek artması ve
insanların daha uzun yaşamasına
olanak sağlayan tıbbi gelişimler sa-
yesinde ilaç endüstrisinde daha çok
insanın çalışması kaçınılmazdır.
Yaşlılıkla ve bunama ile mücadele
konusunda araştırmalar yapmak bu
endüstrinin gelecekte daha çok in-
san gücüne ihtiyaç duymasına neden
olacaktır. Gelecekte insanların daha
uzun yaşayacağını varsayarsak,
yaşlılara evde bakım ve hemşirelik
hizmetleri de sunmak gerekecek-
tir. Yaşlı insanların evlerinde rahat
yaşayabilmeleri için terapistlere de
ihtiyaç olacaktır. Fiziksel sorunlara
çözüm bulmak için fizyoterapistlere
ihtiyaç duyulacaktır. Gelecekte ro-
botik yardım alma oranımız da arta-
caktır. Şu anda bile robotik yardım
alıyoruz fakat eninde sonunda daha
sofistike robotlar günlük hayatımızı
girecektir. Genetik biliminde klinik
çalışmalar daha fazla olacaktır ve in-
sanlar genetik danışmanlardan tavsi-
ye alacaktır. Genetik danışmanlar,
insanların ileride başlarına gelebile-
cek hastalıkları ( kanser gibi ) önce-
den tespit edecekler ve bu hastalıkla-
ra yakalanma riskini düşürmek için
gerekli tavsiyelerde bulunacaklardır.
Biyomedikal mühendisler, insan vü-
cuduna ait uzuvların yapay olarak
yetiştirilmesi ve geliştirilmesi konu-
sunda aşama kaydedeceklerdir. Bu
durumda bu yapay uzuvlar konusun-
da eğitilmiş karbon fiber ve titan-
yum ile çalışma yapabilecek doktor
ihtiyacı doğacaktır. Biyolojik me-
kanizmalar ile döküm ve eritme sa-
nayisi birleşecek ve böylece birçok
engelli insan engelinden kurtulacak-
tır. İnsanların beslenme biçimi deği-
şecek ve hızla artan dünya nufusunu
besleyebilmek için genetik olarak
geliştirilmiş gıdalar üretilecektir. Bu
durumda da diyetisyen, beslenme
uzmanı ve gıda bilimi konularında
çok daha fazla iş gücüne ihtiyaç ola-
caktır. Nanoteknoloji mühendisleri,
grafen ve carbon nanotüpleri geliş-
tirerek ilaç üretiminde, yüksek güçlü
piller, güneş panelleri ve bilgisayar-
larda devrim niteliğinde ilerlemeler
yapacaklardır.
Uzay: Uzay turizmi, Virgin Ga-
lactic ve benzeri firmalar önderliğin-
de yavaş yavaş gelişiyor. Neodim-
yum gibi dünyada çok nadir bulu-
nan ve rüzgar türbinleri, endüstriyel
mıknatıs, uçak makineleri, optik ve
görsel materyaller için çok önemli
olan elementlerin dünyamızda çok
fazla bulunmamasından dolayı bu
elementlerin ay veya göktaşlarından
elde edilebilmesi için uzay maden-
cilerine ihtiyaç olacaktır. Eğer ayda
koloniler oluşturulacaksa Marse-
xobiyolojistler, bu kolonilerde ya-
şayacak insanlar için radyasyon,
sıcaklık, soğuk ve tuzlu su ile başa
çıkabilecek bitkiler tasarlamak zo-
runda kalacaktır. Radyasyon ve dü-
şük seviyedeki yer çekimi yüzünden
oluşabilecek kas hastalıklarına karşı
uzmanlaşmış uzay sağlıkçılarına ih-
tiyaç duyulacaktır. Dünya etrafında
oluşan sahte yörüngeler, uydular ile
iletişimi ciddi şekilde tehdit ediyor.
Sahte yörüngeleri tespit edecek ve
bu durumu önleyecek uzay bilimci-
lerine ihtiyaç duyulacaktır.
Sosyal Ağlar: Sosyal ağ uzman-
ları ve geliştirmecileri günümüzde
yeni ortaya çıkmıştır. Kişisel imaj ve
markalaşma, batı toplumunda gide-
rek önem kazanmaktadır. Toplumun
ticarileşme konusundaki eğilimi,
şahıs ve şirketlerin sanal imaj ge-
liştiricilerine verdiği önemi daha da
arttırmaktadır. Birçok insan kendini
marka olarak görmeye başlamış ve
özellikle ünlüler, sanal ortamda var
olabilmek için kendi takvimlerini
ve stratejilerini yönetecek insanlara
ihtiyaç duymaktadır. İnsanlar ken-
dileri için en iyi uygun imajı yara-
tabilmek ve aynı zamanda kişisel
mahremiyetlerini de koruyabilmek
adına sosyal medya yöneticileriy-
le çalışmak isteyeceklerdir. Birçok
firma işçi alımı yaparken adayların
özgeçmişlerini sanal ortam üzerin-
den araştıracaktır. Profesyoneller,
online kayıtlarının olumlu olması ve
istenmeyen bilgilerin silinmesi ya
da saklanması için bu sosyal medya
yöneticilerini kullanacaktır. İnsanlar
en son moda ve markaları kullana-
rak kendi imajlarını geliştirmek için
kişisel marka danışmanları ile çalı-
şacaklardır. Kişisel fitness, eğitim-
ci, diyetisyen, beslenme uzmanı ve
imaj danışmanları, insanları sağlıklı
tutmak ve iyi görünümlü göstermek
için çalışacaklardır. İnsanlar boş va-
kitlerini değerlendirmek ve diğer ya-
şamsal problemler ile baş etmek için
yaşam koçları ve danışmanlar kulla-
nacaktır. İnsanlar dış görünümlerini
güzelleştirmek için daha çok plastik
cerrahi kullanacaktır.
Eğlence Sektörü: İnsanların
eğlence anlayışı ve çeşitliliği gün-
den güne değişiyor. Böylece eğlen-
ce sektörüne olan ihtiyaç da doğru
orantılı olarak artıyor. Tablet bil-
gisayarlar sayesinde, insanlar işe
giderken, otobüs durağında ya da
trenlerde televizyon izleyebiliyor.
İnsanların daha çok boş zamanları
olacağını düşünürsek eğlence sektö-
rüne olan ihtiyaç aynı oranda fazla
olacaktır. İnsanlar, yazmak yerine
video imkânını kullanarak daha
kısa zamanda para kazanmaya baş-
layacak. Online yayıncılık alanın-
da büyük gelişmeler yaşanacaktır.
E- kitaplar daha çok talep görecek-
tir. Gazetecilik yavaş yavaş online
olmaya başladı fakat ilerde multi-
format muhabirler sayesinde baskı
işleri de web üzerinden olacaktır.
Profesyonel bilgisayar oyuncuları şu
anda bile varlıklarını online olarak
kanıtlamışlardır. Video oyunlarında
yüksek seviyelere çıkmak herkesin
yapabileceği bir iş değildir. İlerde,
bu kişiler oyunları zengin insanların
yerine oynayarak para kazanacaklar-
dır.
Bunlar ve bunlar gibi gelecek-
te ortaya çıkacak iş sahasının ortak
özelliklerine değinecek olursak, iş-
verenler işe alım konusunda aday-
larında metropol yaşamına adapte
olmuş, küreselleşen dünyaya yön
verecek, teknolojiyi etkin bir şekil-
de kullanabilen, sağlık biliminde
öncü, hayal gücünü ve yaratıcılığını
kullanan bireyler olması özellikleri-
ni arayacağını öngörebiliriz. Genç-
lerin, geleceğin mesleklerine olan
ilgisi ve bu ilginin boyutu da yine
içinde bulunduğu toplum için önem
arz etmektedir. Nitekim yine Gazi
Mustafa Kemal Atatürk; “Efendiler,
medeniyet yolunda muvaffakiyet
yenilenmeye bağlıdır. Sosyal hayat-
ta, iktisadî hayatta, ilim ve fen saha-
sında muvaffak olmak için yegâne
tekâmül ve terakki yolu budur. Me-
deniyetin buluşlarının, fennin hari-
kalarının, cihanı değişmeden değiş-
meye sürüklediği bir devirde, asırlık
köhne zihniyetlerle, maziperestlikle
mevcudiyetin muhafazası mümkün
değildir” der.
Sosyal, iktisadi hayatta ve ilim
ve fen sahasında muvaffak olabilme-
nin yegane tekamül ve terakki şartı
olan yenilenmeyi sağlayacak, mede-
niyetin buluşlarının,fennin harikala-
rının, cihanın değişmeye sürüklediği
bir devirde köhne zihniyetler ve ma-
ziperestler yerine, modern zihniyet-
lerle mevcudiyeti muhafaza edecek
bir nesil dileğiyle…
KAYNAKÇA:
Meslek Seçimini Etkileyen Fak-
törlerin Demografik Değişkenler İle
İlişkisinin Araştırılması: İstanbul
İlinde Bir Uygulama, Muhterem
Şebnem Ensari, Hazal K. Alay.
Üniversite Öğrencilerinin Mes-
lek Seçimini Etkileyen Etmenlerin
İncelenmesi: Üniversite Öğrencile-
rinin Meslek Seçimi, Türkan Sarıka-
ya, Leyla Khorshid.
Olay Gazetesi, Köşe Yazısı, Esin
Acılıoğlu-Mehmet (Rehber Öğret-
men)
Gençlere Meslek Seçiminde Ya-
pılacak Yardımlar, Öğr. Görevlisi
Binnur Yeşilyaprak
www.osym.gov.tr
www.yeniisfikirleri.net
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
42
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
43
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE
İNTERNET BAĞIMLILIĞI VE ÇÖZÜM
ÖNERİLERİ
Mehmet Fuat YOZBATIRAN
Gelişen teknolojiye bağlı olarak
toplumlar hızlı bir değişim ve dönü-
şüm süreçlerinden geçmektedirler.
Bu süreçler yaşamı kolaylaştırmanın
yanı sıra pek çok sorunu da beraberin-
de ortaya çıkarmaktadır. Kontrolsüz
teknoloji kullanımından kaynaklanan
özellikle de internet bağımlılığı ya da
sosyal medya bağımlılığı; yabancılaş-
ma, ahlâki ve kültürel değerlerin deği-
şimi gibi daha çok bağımlılık eksenin-
de patolojik bir olgu olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Kişinin her hangi bir nesne veya
obje üzerinde kontrolünü kaybetmesi
ve kendisini onu kullanmaktan alı-
koyamaması bağımlılık olarak nite-
lendirilmektedir. Son yıllarda yapılan
araştırmalar sonucunda bağımlılık
sınıflandırması yapılırken madde
bağımlılığına ek olarak teknoloji ba-
ğımlılığı kavramı ortaya atılmıştır.
Bu kapsamda tanı kriterleri arasında
teknoloji bağımlılığının belirtileri de
eklenmiştir.
Dünyada 400 milyona yakın bilgi-
sayarın internete bağlı olduğu ve 100
milyon civarında da web sitesi olduğu
tahmin edilmektedir. Türkiye’de de
internet kullanımının her geçen gün
arttığı ve oldukça yüksek sayılabile-
cek bir seviyeye ulaştığı bilinmekte-
dir. 2017 yılının ilk çeyreğinde ger-
çekleştirilen bir araştırmaya göre, ev-
lerin % 72’sinde bilgisayar, % 64’inde
ise internet bağlantısı bulunmaktadır.
İnternet bağımlılığı kavramı, in-
ternetin patolojik boyutunu tam ola-
rak karşılamadığı için, bunun yerine
bazı çalışmalarda “problemli internet
kullanımı” kavramı kullanılmıştır.
Problemli internet kullanımı; sosyal,
akademik/mesleki negatif sonuçlar
doğuran bilişsel ve davranışsal belir-
tilerden meydana gelmiş çok boyutlu
bir sendromdur. Akademik, sosyal ve
mesleki zararlara yol açması yönle-
riyle madde veya alkol bağımlılığına
benzemektedir.
Bağımlılık ölçütleri olarak:
1-	 İnternet ile ilgili aşırı zihin-
sel uğraş (sürekli olarak interneti dü-
şünme, internette yapılan aktivitelerin
hayalini kurma vb.)
2-	 İstenilen keyfi almak için gi-
derek daha fazla oranda internet kul-
lanma gereksinimi duyma,
3-	 İnternet kullanımını kontrol
etme, azaltma ya da tamamen bırak-
maya yönelik başarısız girişimler ger-
çekleştirme
4-	 İnternet kullanımının azaltıl-
ması ya da tamamen kesilmesi duru-
munda huzursuzluk, çökkünlük veya
kızgınlık hissedilmesi,
5-	 Başlangıçta planlanandan
daha uzun süre internette kalma
6-	 Aşırı internet kullanımı ne-
deniyle aile, okul, iş ve arkadaş çev-
resiyle sorunlar yaşama, eğitim veya
kariyer ile ilgili bir fırsatı tehlikeye
atma ya da kaybetme
7-	 Başkalarına (aile, arkadaş-
lar, terapist vb.) internette kalma süre-
si ile ilgili yalan söyleme,
8-	 İnterneti sorunlardan kaç-
mak veya olumsuz duygulardan (ça-
resizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı
vb.) uzaklaşmak için kullanma olarak
belirlemiş ve bu sekiz ölçütten beşi-
nin karşılanmasını internet bağımlılığı
tanısı konulabilmesi için yeterli gör-
müştür
Yılmaz, Şahin, Haseski ve
Erol’un (2014) yapmış olduğu çalış-
mada günlük internet kullanımı ile ba-
ğımlılık puanları arasında pozitif yön-
de olumlu ilişki bulunmuştur. Bekar
(2018) yapmış olduğu çalışmada in-
ternet bağımlılığı için alkol kullanımı,
kendine ait odası olmama ve sosyal
aktiviteler için daha az süre ayrılma-
sı, akıllı telefon bağımlılığı için özel
yurtta kalma ve ilk defa bilgisayar
kullanılmaya başlanan yaş, Facebook
bağımlılığı için; aile gelir durumunun
düşük, aile ile geçirilen zamanın az
olması, dijital oyun bağımlılığı için
yaş, televizyon sahibi olma ve ilk defa
dijital oyun oynanan yaş değişkenle-
ri bağımsız birer risk faktörü olarak
bulunmuştur. Fiziksel problemler ve
bağımlılıkla ilgili Kaplan’ın (2017)
yaptığı çalışmada ise Araştırmaya
katılan öğrencilerin baş ağrısı, bel ve
sırt ağrısı, el, kol ve bilek ağrısı, göz
ağrısı ve kaşıntısı yaşama durumla-
rı ile öğrencilerin internet bağımlılık
puanları arasında ilişk olduğu sonu-
cuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda ortaya
konan bulgular teknoloji bağımlılı-
ğı tanı kriterlerini desteklemektedir.
Şimşek (2017) yüksek lisans tezinde
katılımcıların internet bağımlılıkları
bağlamında spor yapmayan katılım-
cılarının spor yapanlara göre internet
bağımlılıklarının yüksek olduğu ifade
edilmektedir. Sosyal medya bağımlı-
lığı ile internet bağımlılığı değişken-
lerinin incelendiği çalışmada araş-
tırma sonuçlarına göre öğrencilerin
internet bağımlılık düzeyleri ile aka-
demik başarıları arasında negatif bir
bağın olduğu ve öğrencilerin sosyal
ağ kullanım düzeyi arttıkça internet
bağımlılık düzeyinin de arttığı görül-
müştür (Aksoy, 2015). Arcan ve Yüce
(2016) yapmış oldukları çalışmada
internet kullanım sorunlarıyla ilişkisi
araştırılan tüm değişkenlerin (benlik
saygısı, yalnızlık, sosyal destek ve
aleksitimi) internet bağımlılık puan-
ları ile ilişkili olduğu bulunmuştur.
Bu bulguları destekleyecek biçimde
internet bağımlılık puanları yüksek
olan katılımcılardan oluşan grubun,
internet bağımlılık puanları düşük
olan katılımcılardan oluşan gruba kı-
yasla benlik saygısı ve sosyal destek
puanlarının daha düşük, yalnızlık ve
aleksitimi puanlarının daha yüksek ol-
duğu ortaya konmuştur. Yapılan reg-
resyon analizi sonucunda; cinsiyet ve
internet kullanım süresinin ardından
analize 2. basamakta giren benlik say-
gısı ve yalnızlık, analize 3. basamakta
giren aleksitimi puanlarının internet
bağımlılığını yordadığı sonucuna ula-
şılmıştır. Özellikle artan internet kul-
lanım süresi ve aleksitiminin internet
bağımlılığıyla güçlü bir biçimde iliş-
kili olduğu izlenmiştir
SONUÇ VE ÖNERİLER
Bağımlılığı engellemek amacıy-
la çeşitli kurumlar farklı faaliyet ve
programlar uygulamaktadır. Örneğin
MEB, Türkiye Bağımlılıkla Mücadele
eğitimi adı altında farklılık oluştur-
mak ve öğrencileri eğitmek maksa-
dıyla rehber öğretmenler eliyle yü-
rütülen eğitimlere devam etmektedir.
Bunun yanı sıra seçmeli olarak medya
okuryazarlığı dersi çeşitli kademeler-
de işlenmektedir.
Meselenin özüne inebilmek için
sürece ailelerin dahil edilmesi önem
arz etmektedir. Çocuğu yetiştirmek
eğitmek ilk olarak ailenin vazifesi-
dir. Örnek anne baba tutumları ile her
çeşit bağımlılık için önleyici bir stil
geliştirilebilir. Bu bağlamda her ka-
demedeki öğrencinin ailesine yönelik
olarak çalışmalara başlanmalıdır.
Yapılan araştırmalar, gençlerin
internet kullanım sürelerini azaltmak
amacıyla organize edilecek sosyal
faaliyetlerin bağımlılık oranını düşü-
receğini bununla birlikte aile ile geçi-
rilecek zamanların artmasına yönelik
düzenlemelerin bağımlılığı azaltaca-
ğı ifade etmektedir. Bununla birlikte
gençlerin spora yönlendirilmesinin
bağımlılık düzeylerinin azaltılmasın-
da etkili olduğu anlaşılmaktadır.
Dünyanın en büyük gençlik hare-
keti olan Ülkü Ocakları, Genel Başka-
nımız Sayın Olcay Kılavuz Beyefendi
tarafından başlatılmış olan bağımlılık-
la mücadele faaliyetleri kapsamında
internet bağımlılığı konusunda da fa-
aliyetlere ağırlık vererek önlem önem
alma çalışmalarında rol sahibi olmak-
tadır. Ülkü ocaklarına mensup genç-
ler ile birlikte bu konuda farkındalık
oluşturma amacı ile yapılan çalışma-
ların devamı önemlidir. Bizler kişisel
ilişkilerin artması ve ülküdaşlık huku-
ku dediğimiz bağ sayesinde gençliği
internet bağımlılığından koruyabili-
riz. Aitlik duygusunun üst düzeyde
yaşandığı yerde gençlerin sanal arka-
daşlıklara meyletmeyeceği sabittir. Bu
sayede gençlerimizi her nevi bağımlı-
lıktan kurtarmak mümkün olacaktır.
İnternet bağımlılığından kurtulmak
veya korunmak adına ortaya atılan fi-
kirler göz önünde bulundurulduğunda
arkadaşlık bağlarının kuvvetlendiril-
mesi gençlerimizin sorumluluk sahibi
olmaları Ülkü Ocaklarının en büyük
avantajı olarak karşımıza çıkmakta-
dır. Bu birliktelikleri genişleterek ve
bu konuda gençlerimizi eğiterek de-
ğişimin toplumun bütüne yayılmasını
sağlayabiliriz. Türk milletinin ve Türk
gençliğinin sağlıklı ve zinde olmasını
şiar edinen Ülkü Ocakları her konuda
öncü olduğu gibi bu konuda da duyar-
lı ve öncü olacaktır.
KAYNAKÇA
Aksoy, V. (2015). İnternet bağım-
lılığı ve sosyal ağ kullanım düzeyleri-
nin fen lisesi öğrencilerinin demogra-
fik özelliklerine göre değişimi ve aka-
demik başarılarına etkisi. Akademik
Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3(19),
365-383.
Arcan, K., Yüce, Ç. B. (2016).
İnternet bağımlılığı ve ilişkili psiko-
sosyal değişkenler: Aleksitimi açısın-
dan bir değerlendirme. Türk Psikoloji
Dergisi, 31 (77), 46-56.
Bekar, T. (2018). Üniversite öğ-
rencilerinde teknoloji ile ilgili bağım-
lılıklar ve ilişkili faktörler. Tıpta Uz-
manlık Tezi, Pamukkale Üniversitesi
Tıp Fakültesi, Denizli.
Çalışkan, Ö., Özbay, F. (2015). 12-
14 Yaş aralığındaki ilköğretim öğren-
cilerinde teknoloji kullanımı eksenli
yabancılaşma ve anne baba tutumları:
Düzce ili örneği. Uluslararası Sosyal
Araştırmalar Dergisi, 8(39), 441-458.
Kaplan, N. (2017). Ortaokul öğ-
rencilerinde internet bağımlılık dü-
zeylerinin sağlık üzerine etkilerinin
incelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İz-
mir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık
Bilimleri Enstitüsü, İzmir.
Şimşek, S. (2017). Spor yapan ve
spor yapmayan ortaöğretim öğrenci-
lerinin internet bağımlılık düzeyleri-
nin incelenmesi. Yüksek Lisans Tezi,
Erciyes Üniversitesi Sağlık Bilimleri
Enstitüsü, Kayseri.
Yılmaz, E., Şahin, Y. L., Haseski,
H. İ., Erol, O. (2014). Lise Öğrenci-
lerinin İnternet Bağımlılık Düzeyle-
rinin Çeşitli Değişkenlere Göre İnce-
lenmesi: Balıkesir İli Örneği. Eğitim
Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 4(1),
133-144.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
44
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
45
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
GENÇLİĞE İLK ADIM: ERGENLİK
VE ERGEN GELİŞİMİ
Duygu SAĞLAM
Gençlik, milletlerin geleceği de-
mektir. Temeli sağlam bir gelecek
inşa etmek, gençlerini her açıdan
iyi eğitmiş, toplumun normlarına,
değerlerine, örf ve adetlerine, ah-
laki değerlerine bağlı bir gençlik
yetiştirmekle başlar. Dinamik, ezil-
meyen, fikri hür, şahsiyetli gençler
yetiştirmek anne babaların en önem-
li görevlerinden biridir. Yetişen her
çocuk, yetiştiği sosyal çevrenin şek-
lini alır. Örf ve adetlerle, ananelerle
yoğrularak toplumun ahlak kuralla-
rını kuşanarak bir şahsiyet kazanır.
Bireyin şahsiyetini kazanmasında,
sosyal çevrenin yanı sıra, bireyin
bundan sonraki hayatını nasıl bir ki-
şilikte geçireceğini şekillendirecek
olan ve her çocuğun er ya da geç
mutlaka geçeceği bir dönem olan
”Ergenlik Dönemi” çok büyük rol
oynamaktadır. İnsanoğlunun geli-
şim dönemlerinden olan çocukluk,
yetişkinlik, yaşlılık dönemleri kadar
önemli olan ergenlik dönemi; ince-
lenmesi, üzerine düşünülmesi ve bu
dönemde ortaya çıkabilecek olumlu
ve olumsuz sonuçların değerlendi-
rilmesi, olumsuz sonuçlar için çö-
züm önerilerinin ortaya konulması
çocukluktan yetişkinliğe ilk adımını
atan birey için büyük önem arz et-
mektedir. Ergin olma durumu, bire-
yin çocuksu duygularından sıyrılıp
olgun ve yetişkin bir birey olma
yolunda atılan ilk adımdır. Ergen-
lik; fiziksel büyüme, cinsel gelişme
ve psiko-sosyal olgunlaşmanın ger-
çekleştiği, çocukluktan ergin hayat
geçiş dönemidir. Fiziksel ve ruhsal
olarak hızlı değişimlerin görüldü-
ğü bir dönemdir. Bu değişimlerin
şekli, şiddeti ve evreleri toplumdan
topluma ve hatta kişiden kişiye cid-
di farklılıklar göstermektedir. Bi-
rey bu dönemini ne kadar sağlıklı
geçirirse bundan sonraki hayatını
da o kadar sağlıklı geçirir. Bundan
dolayı gençliğe ilk adım olarak ni-
telendirdiğimiz ergenlik dönemini
sağlıklı bir şekilde geçirmek, çocu-
ğun ruhsal ve bedensel açıdan hem
kendisine hem ailesine ve hem de
toluma faydalı bir birey olarak ye-
tişmesini sağlayacaktır. Ergenlik
dönemi bünyesinde; bedensel geli-
şim, zihinsel gelişim, cinsel gelişim,
duygusal gelişim, ahlaki gelişim,
sosyal gelişim, kişilik gelişimi, ruh
sağlığı gelişimi gibi gelişim süreçle-
rini barındırmaktadır. Birey bu dö-
nemde mesleki tercihine yönelmeye
başlar. Ayrıca bireyin kimlik oluşu-
mu da yine bu dönemde gerçekleş-
mektedir. Ergenler bilişsel olarak
farklı yapıdadırlar. Daha karmaşık
problemler çözmeye, diğer kişile-
rin bakış açılarını anlamaya başlar
ve önceki durumlarına göre ahlaki
ve etik bakımdan daha yüksek bir
sağduyuya sahip olurlar. Bütün bu
sebeplere bakıldığında ergenlik dö-
neminin olabildiğince sağlıklı geçi-
rilmesinin ne kadar elzem olduğunu
görmek mümkün olacaktır.
Birey bebeklikten itibaren yaşlı-
lığına kadar birçok gelişim sürecin-
den geçer. Bu gelişim süreçlerinde
birbirinden farklı olan fizyolojik,
psikolojik değişimlerle karşı karşı-
ya kalır. Ergenlik, bireyin gelişim
süreci içerisinde çocukluk döne-
minin bitişiyle beraber sözü edilen
dönemin başlangıcından fizyolojik
olarak erişkinliğe ulaşıncaya kadar
geçen bir dönemdir.
İnsan yaşamı, dişi üreme hücresi
ve erkek üreme hücresinden gelen
23’er kromozomun birleşip 46 kro-
mozomlu tek bir hücrenin oluşumu
ile başlar. Bu başlangıçla insan, ilk
olarak biyolojik çevreye sahip olur.
İlerleyen günlerde buna psikolojik
ve toplumsal çevre de eklenir. İnsan
yaşamını kuşatan bu üç yapı, daha
başlangıçtan itibaren insanı etkile-
meye ve kişilik yapısını belirleme-
ye başlar. İnsanın yaşamı boyun-
ca uyumlu, normal ya da sağlıklı
bir ömür geçirmesi, bu üç yapının
birbirleriyle dengeli bir etkileşim
içinde olmalarıyla ilgilidir. Çünkü
herhangi birindeki bir dengesizlik
diğerlerini de etkileyip birey açısın-
dan bir uyumsuzluğa neden olabilir.
İnsan yaşamında her dönemin
ayrı bir önemi vardır. Ancak biyolo-
jik, psikolojik ve toplumsal açıdan
hızlı ve önemli değişmelerin olduğu
süreç kuşkusuz ergenlik dönemidir.
Vücutta boy ve ağırlık artışı ile yapı
ve işleyişlerin olgunlaşmasının ya-
nında, inişli çıkışlı duygulanımlar,
bozulan ilişkiler, çevreden kolay
etkilenme, toplumda bir rol sahibi
olmaya çabalama gibi özelliklerin
görüldüğü bu sürecin bireyin kişili-
ğinin oluşumundaki önemli bir dö-
nem olduğu söylenebilir.
Çocukluktan yetişkinliğe geçişte
yer alan ergenlik döneminde birey-
ler başta biyolojik olmak üzere fi-
ziksel, psikolojik, bilişsel ve sosyal
açıdan pek çok değişim ve gelişim
yaşamaktadır. Dönemin başında
ortaya çıkan hormon salınımındaki
hızlanma gibi fizyolojik değişik-
likler ile birlikte gencin enerjisinin
artması, kendi cinselliğini duyum-
saması bu döneme özgü özellikler
arasında yer almaktadır. Ergenlik
yıllarında zihinsel kapasitede mey-
dana gelen belirgin artış, ergenin
soyut kavramları anlayabilmesine
yargılama ve sentez yeteneklerinin
gelişmesine yardımcı olmaktadır
(Tamar, 2005). Biyolojik ve bilişsel
alanlarda yaşanan bu hızlı değişimle
birlikte ergenler bu dönem içerisin-
de birçok çocuksu davranışını bıra-
karak uygun yetişkin davranışlarını
öğrenmek durumundadırlar. Yavaş
ilerleyen ve başarısızlıkların da yer
aldığı bu dönemde, sosyal baskı, ki-
şisel gereksinimler ve beklentilerin
değişmesi, beraberinde yeni beceri-
lerle birlikte sağlıkla ilgili yeni alış-
kanlıkların kazanılmasını ve uyumla
ilgili yeni tutumların geliştirilmesini
gerekli kılmaktadır. Ancak ergenin
içerisinde yer aldığı sosyal çevre
tarafından kendisine sunulan sosyal
desteğin yetersiz veya hatalı olması
sonucunda ergenlerde çeşitli uyum
problemleri ortaya çıkabilmektedir
(Trotter, 1989). Bazı ergenlerde,
dürtüsel davranış, öğrenme bozuk-
lukları, amaçsızlık, erteleme eğilimi
ya da huysuzluk şeklinde ortaya çı-
kan çalkantılar genellikle geçicidir.
Bazı ergenler ise evden kaçma, okul
bırakma, alkol ve madde kullanma
gibi daha ciddi problemler yaşaya-
bilmektedir (Tamar, 2005). Problem
davranışlar, ergenin gelişim gö-
revlerini başarmasına, kendisinden
beklenen sosyal rolleri yerine ge-
tirmesine, yeterlik ve başarı duygu-
sunu hissetmesine ve genç yetişkin-
lik dönemine başarıyla geçmesine
engel olan davranışlardır (Jessor,
1991).
Ergenlik dönemi gelişimini; bi-
yo-fiziksel gelişim, zihinsel gelişim,
duygusal gelişim, toplumsal gelişim
başlıkları olarak ele almak gerekir.
Çünkü ergenlik dönemi; birbirinden
farklı incelenmesi gereken gelişim
süreçlerini içinde barındırır. Bu dö-
nemde biyo-fiziksel gelişim bireyin
fiziksel gelişimini, zihinsel gelişim,
bireyin dünyayı algılama gelişimini,
duygusal gelişim bireyin bu dönem-
de içine gireceği ruhsal gelişim ve
değişimleri, toplumsal gelişim ise
bireyin toplum ile olan münasebet-
lerinin gelişimini ifade eder. Bun-
lara bakıldığında her bir gelişim
sürecinin bireyde farklı sonuçlar
doğurduğunu görürüz. Birey bu er-
genlik döneminde vücut gelişimini
tamamlar, çeşitli duygu hallerine
girer, toplum ile uyumlu bir birey
olma yolunda ilerler ve hatta kimlik
gelişimini bu dönemde oluşturmaya
başlar. Bu dönemleri tek tek incele-
yecek olursak;
BİYO-FİZİKSEL GELİŞİM
Biyo-Fiziksel gelişim süreci de-
diğimiz gelişim süreci kız ve erkek
çocukların bedenen geçirdikleri de-
ğişim ve dönüşümleri ifade eder. Bi-
yo-Fiziksel gelişme ve değişme kız
ve erkek çocuklarda aynı zamanda
ve aynı hızda olmaz. Kızlar erkek-
lerden 1-2 yıl önce ergenliğe girer,
büyüme ve cinsel olgunlaşmalarını
1-2 yıl erken tamamlarlar. Kızlarda
adet kanaması erkeklerde ise erkek
üreme organı ve er bezlerinin (tes-
tisler) erkek üreme hücresi (sperm)
üretmeye başladığı bedensel de-
ğişiklikler görülür. Her iki cinste
boy uzamasının yanı sıra, bedensel
biçimler birbirinden iyice ayrılır.
Genç kızlarda gövde, özellikle kal-
ça ve karnın genişlemesi ile kol ve
bacaklardan daha fazla gelişir. Genç
erkeklerde, gövde göğüs kısmında
genişler ve kol ile bacaklar daha
güçlü kaslarla bağıntılı olarak daha
üstün bir gelişme edinirler. Ayrıca
sesin kalınlaşması, yüzde sivilcele-
rin artması, ter bezlerinin çalışması-
nın artması, erkek çocuklarda yüzde
bıyık ve sakalın belirginleşmeye
başlaması ve gırtlakta kıkırdaklaş-
manın olması gibi değişiklikler de
ikincil cinsel değişiklikler olarak or-
taya çıkmaktadır. Ergenliğin başla-
masıyla beraber genellikle gençleri
hazırlıksız yakalayan bu biyo-fiz-
yolojik değişmelerin bazı psikolojik
sıkıntılara yol açmaması için onları
bu konularda bilgilendirmek yararlı
olabilir. Diğer taraftan bazı ergen-
lerde bu süreç daha geç başlaya-
bilmektedir. Bu durumda gençleri,
bireysel farkların varlığı ve gelişme
ve değişmelerin herkeste değişik
düzeylerde olabileceği konularında
bilgilendirmek de onların kaygıları-
nı azaltmada önemli olabilir.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
46
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
47
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
ZİHİNSEL GELİŞİM
Ergenlik döneminde genç, so-
mut düşünmeden soyut düşünmeye
ulaşır. Bunun sonucunda ergenin dış
dünyayı algılaması değişikliğe uğ-
rar, genç, olayları daha çok sorgu-
lamaya ve farklı açılardan bakmaya
başlar; kendisi ve dünya hakkında
daha fazla düşünür, tartışmacı, ide-
alist ve eleştirici olur.
Çocuk eylem çerçevesinde sınır-
lı olmasına karşılık, ergen zihninde
birçok seçeneği gözden geçirip in-
celeyebilir, kuramlar biçimlendire-
bilir ve düşsel dünyaları kavraya-
bilir. Gerçek ya da olası toplumsal
sistemlerin çeşitliliği konusuna ilgi-
sinin artması sonucu kendi standart-
larına eleştirici bir tavır takınarak
kendisine ve üyesi olduğu çeşitli
grupların görüşlerine tarafsız bir
gözle bakmaya başlar. Toplumun
gelenek ve göreneklerine, kuralla-
rına karşı tutumu değişir; bunların
değişmez olduklarını düşünen çocu-
ğun tersine genç, bunların yetişkin-
ler tarafından kararlaştırıldıklarını
ve değişik gruplara göre farklılıklar
gösterebileceklerini kavrar. Kısaca-
sı, gencin yaşadığı sorunlar karşı-
sında neden-sonuç ilişkisini kurabil-
mek için olası tüm değişkenleri göz
önüne alıp bunlardan birini sınarken
diğerlerini dışarıda bırakabilmesi bu
dönemin önemli bir özelliği olarak
ifade edilebilir.
DUYGUSAL GELİŞİM
İlk psiko-sosyal ilişki ve uyum-
ların anne-baba ve yakın çevreyle
girilen ilişkilerle başladığını be-
lirten Adasal, büyüdükçe ve dış
dünyadaki temaslar genişledikçe,
yeni uyum metotlarının bireye yol
göstereceğini, dolayısıyla, her yeni
çevreye girişin, yeni insanlar veya
olaylarla karşılaşmanın psikolojik
ve toplumsal yaşamda bir reaksiyon
yaratacağını ve bütün bunlara karşı
gerekli uyumların ortaya çıkacağını
söylemektedir. Dolayısıyla, gencin
toplumda diğer insanlarla gelişti-
receği ilişkilerin tarzı yaşamının
ilk yıllarında edindiği öğrenmelere
bağlıdır. Bu açıdan sevgi ve say-
gının bireyler arası iletişimde söz
konusu olduğu aile ortamında büyü-
yen çocuk, dış dünyaya açıldığında
bu ilişki boyutunu diğer insanlara da
yansıtabilecektir.
Diğer taraftan bu dönemde çev-
re ile olan bütün ilişkiler duygu
dünyası üzerine kuruludur. Ergen
kolay inanır, kolay bağlanır, çabuk
sever, kolay kopar. Bu duygusallık
içinde kendisini her konuda yeterli
görmeye başlar. Bir yandan yetiş-
kinliğe özlem duyar bir yandan da
onlar gibi düşünebileceğine inanır.
Yetersizliğinden ve güçsüzlüğünden
huzursuz olur. Geçmişle ve çocuk-
lukla ilgili bütün bağlantıları ve anı-
ları söküp atmak ister. Toplum içeri-
sinde kendisini kabul ettirmek, öne
çıkmak, tanınmak isterken aileden
ve onların baskısından da kurtulmak
ister. Giyinişine, konuşmalarına, eve
geliş-gidiş saatlerine, zevklerine ve
isteklerine karışılmasından hoşlan-
maz. Kendisine verilen sorumluluk-
tan kaçarken, bir yandan da yeni so-
rumluluklar yüklenmek ister. Ancak
ergenin duygu ve davranışlarındaki
bu iniş çıkışların yanında pek çok
olumlu gelişme de gözlenir; gencin
düşünme yeteneğinde önemli bir
gelişme olur. Soyut kavramları daha
iyi anlar ve kullanır. İlgi alanları
genişler, ilerde seçeceği meslekle il-
gili konulara eğilir. Yeteneklerinden
bir kısmı ön plana çıkar, kendini ve
başkalarını gözlemleme yeteneğinin
yanında bir şeyler yapma, başarılı
olma ve kendini kanıtlama eğilimi
de güçlenir.
TOPLUMSAL GELİŞİM
Toplumsal Gelişimi de kendi
içinde iki sınıfta ele alabiliriz: 1 -
Ahlaki Gelişim ve 2 - Kimlik Krizi.
1 - Ahlaki Gelişim
Her toplumda toplumun değer
yargılarını oluşturan, davranış mo-
delleri oluşturan ve davranışlara
yön veren doğru, yanlış, iyi, kötü
gibi birlikte yaşamanın getirdiği
kurallar mevcuttur. Hangi davra-
nışın iyi hangi davranışın kötü ol-
duğu; neyin iyi neyin kötü olduğu
her toplumun normlarına ve içinde
bulunulan zamana göre değişiklik
göstermektedir. Fakat her toplumu
ortak bir “ahlak tanımı” paydasında
birleştirmek de mümkündür. Netice
itibariyle ahlak kuralları, bir top-
lumda yaşayan bireylerin, nerede,
nasıl davranacaklarını belirleyen,
o toplumdaki adalet ve eşitlik gibi
toplumsal düzeni sağlama işlevini
gören temel kavramlarla çelişmeyen
ortak değerleri ifade eden kurallar-
dır. Gerek bireylerin gerek toplum-
daki diğer insanların mutluluğu bu
kurallara uygun davranış sergileme-
lerine bağlıdır.
Bu da bireylerin, belirli davra-
nışları doğru ya da yanlış olarak
değerlendirmelerine rehberlik eden
ve kendi eylemlerini yönetmelerini
sağlayan ilkeleri kazanmaları süreci
olarak ifade edebileceğimiz ahlaki
gelişim sürecini sağlıklı bir şekil-
de geçirmeleriyle mümkün olabilir.
Ahlaki gelişim, bireyin sahip oldu-
ğu değerler sisteminin oluşmasını
ifade eden bir dönemdir. Bu dönemi
Freud, insan kişiliğinin üç temel bi-
rimi olarak düşündüğü id (alt ben-
lik), ego (benlik) ve süperego (üst
benlik) ilişkisinden kaynaklanan
duygusal-güdüsel bir süreç olarak
açıklamaktadır. Ona göre, ego ve
süperego kişiliğin temel sistemi
olan id’den ayrımlaşarak gelişir. İd,
bütün isteklerinin anında yerine ge-
tirilmesini beklerken ego tarafından
denetim altında tutulmaya çalışılır.
Süperego ise, geleneksel değerlerin
temsilcisi, kişiliğin ahlaki yönü ve
üçüncü ve en son gelişen sistemidir.
2 - Kimlik Krizi
Ergen için çocuk kimliğinden
yetişkin kimliğine geçmek kimlik
krizi olarak adlandırılan bir soru-
nu da beraberinde getirmektedir.
Bu süreçte genç, içinde bulunduğu
ailede, çevrede, grupta, toplumda,
amacını, beklentisini, duygularını,
düşüncelerini, inançlarını, tutum ve
davranışlarını belirlemeye ve sap-
tamaya çalışır. Kim olduğunu, ne
olacağını, ne yapacağını, kimlere,
nelere inanacağını, türlü konular ve
sorunlar karşısında ne düşünüp na-
sıl davranacağını arar. Bu sorulara
yanıtlar bulmak ergenliğe adım atan
genç için kolay olmayacaktır. Bu tür
sorulara sağlıklı cevaplar vermesi
için, bireyin içinde yaşadığı toplu-
mun, daha özele indirgeyecek olur-
sak aile ve arkadaş çevresinin de
sağlıklı olması gerekir. Sağlıklı ol-
masından kastımız, toplumun ahlak
kurallarıyla örtüşen, toplumun ge-
rektirdiği norm ve değerlere uyum
sağlayabilen bir çevre düşünülmesi-
dir. Dolayısıyla genç, tutum ve dav-
ranışlarını örnek alacağı yani özde-
şim kuracağı bireylere gereksinim
duyduğundan genelde anne ya da
baba örnek alınır. Erkek ergen baba
ile kız ergen ise anne ile özdeşim
kurmaya çalışır. Kısaca bu dönemde
bireyin etrafındaki rol modelleri ne
kadar sağlıklı ise bireyin kendisi de
o derecede sağlıklı bir kimlik kaza-
nacaktır. Kimlik arayışı ergenlik dö-
neminin doğal bir sürecidir. Ergen,
bir yandan toplumsal değerlerle
bütünleşip toplum tarafından kabul
görmek isterken, diğer yandan da
kendini diğerlerinden ayrı bir varlık,
bir birey olarak topluma kabul ettir-
mek istemektedir. Bu süreçte özel-
likle aile ve okul çevresinin ergene
hoşgörülü yaklaşması onun birey-
leşmesi açısından önemli olabilir.
Aile ve okulu tarafından hoşgörü
ile karşılanmayan ergenler, ailenin
ve toplumun değer yargılarına karşı
bir tepkisellik geliştirerek uyumsuz
davranışlar içine girip gerek ailesi
ve gerekse de toplum için sorunlu
gençler haline gelebilirler.
KUŞAK ÇATIŞMASI
Günümüzde, özellikle bilim ve
teknoloji alanında meydana gelen
hızlı gelişme ve değişmeler “eski
değer yargılarının ve yaşam anlayı-
şının değişmesini zorunlu” kılmak-
ta ve kuşaklar arasında, “yaşanılan
ortak çevreye aynı oranda uyum
sağlama” konusunda sorunlar ya-
ratmaktadır. Eski kuşaklar, yenilik-
lere uymakta güçlük çekerken ge-
leneklere ve eski yaşam anlayışına
sımsıkı tutunmakta ve çocuklarını
da kendilerinin uzantısı ve birer
kopyası gibi görmek eğiliminde ol-
duklarından gençlerdeki başkalığı
yadırgamaktadırlar. Oysa yeniliğe
açık olan gençler hızlı değişmelere
ayak uydurmakta daha başarılı ol-
maktadırlar. Ancak bu gelişme dö-
neminin gereği olarak başkaldırma-
ya ve bağımsız olmaya çabaladıkla-
rı için eski kuşağın tüm değerlerini
yadsımaktadırlar. İki kuşağın farklı
dönemlerde toplumsallaşması, bü-
yümeye bağlı olarak yeni olanak-
lar edinen ergenin kendini yetişkin
olarak kabul ettirme çabası, ergenin
yeni statülerine anne ve babasının
uyum güçlüğü çekmesi ve kuşaklar
arasındaki eğitimsel farklılıklar gibi
nedenler ergenle yetişkinler arasın-
da düşünce, inanç ve eylem bakı-
mından farklılıklar olmasına, dola-
yısıyla kuşak çatışması olarak ifade
edilen durumun doğmasına neden
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
48
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
49
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
olmaktadır.
Tüm bunları özetlemek gere-
kirse; aile, çocuğun toplumsallaş-
masında önemli bir role sahiptir.
Çocuğu toplumun beklentilerine
göre yetiştirecek olan da yine aile-
dir. Çocuk aile içindeki yoğun ilişki
ve etkileşim ortamında elde ettiği
deneyimler sayesinde toplumsal
yaşama hazırlanmış olur. Ergenlik
dönemi, tüm bu rol modellerinin
şekillendiği, olumlu veya olumsuz
tutumların kavranmaya başlandığı
her bireyde farklı sonuçlar ortaya çı-
karan bir dönemdir. Bu dönemi kimi
bireyler aşırı sancılı geçirirken kimi
bireylerde etkisi bu kadar şiddetli
olmayabilir. Anne-babanın eğitim
durumu ve mesleki düzeyi, ailenin
sosyo-ekonomik durumu, arkadaş
çevresi, okul çevresi, sosyal med-
ya vs. çocuğun kişilik gelişiminde
en etkili faktörlerdendir. Fakat her
birey kendine özgü özelliklerle dün-
yaya gelir. İnsan doğuştan getirdiği
yeteneklerini geliştirip sergileyebi-
lecek olanaklar bulabilirse hem ken-
disiyle hem de çevresiyle dengeli
ilişkiler kurabilen bir birey olabilir.
Gencin kendine güven ve baş-
kalarına karşı saygı duygusunun
gelişmesinde, anne-babasının birbi-
riyle ve ergenle olan ilişkisi önemli
bir role sahiptir. Ergenin ailesiyle
kurduğu ilişki boyutu onun çalışma,
kendini gerçekleştirme ve yaratıcı-
lık düzeyine etki eder. Bu anlamda
anne-baba ve çocuklar arasında sev-
gi ve saygıya dayalı bir ilişki olduğu
oranda çocuklar sağlıklı yetişirler.
Yaşamının ilk yıllarından itibaren,
her türlü sorununu anne ve babasıy-
la konuşabilecek tarzda yetiştirilen
bireyin, ergenlik döneminde sorun-
ları daha az olacaktır. Gencin egosu-
nu güçlendirmek, kişiliğinin sınırla-
rını çizmek, kendilik duygusunu ge-
liştirmek için büyüklerin yardımına
ihtiyacı vardır. Bu açıdan ailesinden
göreceği sevgi ve saygı, gencin er-
genlik dönemini daha kolay atlatıp
çevresine karşı olumlu duygular
beslemesine neden olacaktır. Bu
anlamda anne-babanın, çocuklarına
karşı sergileyecekleri tutum ve dav-
ranışlarda aşağıdaki hususlara dik-
kat etmeleri yararlı olacaktır:
-Yaptığı her şeyin sorumlulu-
ğunu yüklenmesi gerektiğini öğret-
mek.
-İyi birer örnek olarak onlara
öz-disiplin ve öz-saygı bilincini ver-
mek.
-Ailedeki karar alma ve uygu-
lama mekanizmasına katılımlarını
sağlayarak özgüven kazanmalarına
katkıda bulunmak.
-Tutumlarında ve kuralların uy-
gulanmasında dengeli davranmaya
dikkat etmek.
-Kontrolcü, baskıcı ya da aşırı
özgürlükçü tutumlardan uzak dur-
mak.
-Özel yaşamlarını rahatça pay-
laşabilecekleri koşulları sağlarken,
özerkliklerine müdahale etmemek.
-Gencin kişiliğine zarar verecek
eleştirilerde bulunmamak.
-Dinlemenin ve duygudaşlık
kurmanın sahip olunması gereken
iki önemli yetenek ya da beceri ol-
duğunu unutmamak.
Bireyin yetişkinlik döneminde
sağlıklı bir kişi olduğunun göster-
gelerinden biri belki de en önemlisi
çocukluk ve ergenlik döneminde ge-
liştirdiği arkadaşlıklardır. Arkadaş
gruplarında yer almak, arkadaşları
tarafından sevilmek, beğenilmek
gencin özgüven gelişimi açısından
çok önemlidir. Genç, anne-babasıy-
la otoriteye dayalı bir ilişki sürdü-
rürken, arkadaşlarıyla eşitlikçi bir
toplumsal ilişki geliştirir. Ergen, ai-
lesinin kontrolcü yaklaşımlarından
kurtulmak ve eşiti olduğu akranla-
rıyla daha özgür bir ortamda, kişi-
sel ve toplumsal sorunlarını tartışa-
bilmek için bir araya gelmek ister.
Böylece onlarla birlikteyken, kendi
düşüncesini rahatça söylemeyi ve
başkalarının düşüncelerine hoşgö-
rülü olmayı öğrenir. Tüm bunlar
sonuçta, gencin bireyleşmesi açısın-
dan önemli gelişmelerdir.
Ülkelerin kalkınması ve daha
ileri seviyelere ulaşması için genç
beyinlere ihtiyacı vardır. Ülkemiz-
de genç nüfus açısından oldukça
ileride olması bakımından, bizlere
de, gençlerin her türlü kötü alışkan-
lıklardan uzak, toplumun sertleriy-
le dertlenecek, ilim açısından dolu
dolu beyinler yetiştirmek düşmekte-
dir. Başbuğumuz merhum Alparslan
Türkeş’in de söylediği gibi; Genç-
liğimizi büyük bir savaş beklemek-
tedir. Bozgunculuğa, tembelliğe,
ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa
karşı büyük bir savaş.
Bilinmelidir ki bu savaştan galip
çıkmanın yolu çocukları, yetişme
çağlarının her dönemde donanımlı
yetiştirmekten geçer. Bu yetişme
çağlarından en önemlisini de ger-
çekten de ergenlik dönemi oluştu-
rur. Toplum olarak, aile olarak ço-
cuğa en sağlıklı yetiştirme ortamını
sunmak, geleceğimizi inşa etmek
bakımından boynumuzun borcudur.
KAYNAKÇA
1.	 AVCI Müjdat, Toplumsal
Uyum Sorunları
2.	 CÜCELOĞLU, Doğan, İn-
san ve Davranışı, Remzi Kitapevi,
İstanbul, 1991
3.	 www.turkishfamilyphysi-
cian.com
TÜRK AYNŞTAYNI OKTAY
SİNANOĞLU
Merve TAPAN
Gençler, maddiyat ile maneviyatı dengeleyin. Formülünüz ‘bilim’+ ‘gönül’
dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız
dokunur.
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
““
1935, Şubat ayının sonu. Güney
İtalya’nın liman kentlerinden biri
olan Bari’de Türkiye Cumhuriyeti
Başkonsolosluğu görevini yürüt-
mekte olan Nüzhet Haşim Sinanoğ-
lu ve ikinci eşi Rüveyde Karacebey
Sinanoğlu’nun ilk çocukları Oktay
Sinanoğlu dünyaya gelir. Bir yıl son-
ra da kız kardeşi Esin aileye katılır.
II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla
beraber apar topar Türkiye’ye dön-
dükten hemen sonra henüz 43 yaşın-
daki babalarını kaybeden Sinanoğlu
ve Esin sonradan TED Koleji olan
Ankara Yenişehir Lisesi’ne burslu
öğrenci olarak kabul edilir. Oktay
1953 yılında okulu birincilikle biti-
rir. Türk Eğitim Derneği tarafından
okulun bursuyla Kimya Mühendis-
liği okumak üzere Amerikaya’ye
gönderilir.
Uzun yıllar sonra katıldığı bir
programda Amerika’ya gidiş öy-
küsünü anlatırken şunları söylüyor
Sinanoğlu: ‘’Ben Amerika’ya aman
Amerika’ya gideyim diye hevesle
gitmedim. Okul, liseyi bitirdiğim
zaman başarılı olan birkaç kişi-
yi Amerika’ya gödermeye kalktı.
Ben dedim ki, Amerika’ya gitmem.
Niye? Çünkü ben 47’de Ankara’nın
Amerikan işgali altına girdiğini,
harbe girip kaybetmediğimiz hal-
de öyle gösterildiğini gözümle gö-
rüp yaşamışım. Çok kızmıştım.
Biz 2.Dünya Harbine girmemişiz.
Harbi kaybetmemişiz. Yenişehir’de
ben ilkokuldayken Ankara’yı Ame-
rikan askerleri basıyor. Şehrin,
Ankara’nın göbeğine büyük Ameri-
kan üssü yapılıyor. Meclis binasının
yanına, bahçesinin içinde Amerikan
karargâhı kuruluyor. Daha ilkokul-
dayken dedim ki ‘’İstiklal Savaşını
niye yapmışız? Sömürge olacak bu-
rası.’’ Ankara’nın her tarafı epeyce
bir zaman Amerikan askeri doluydu.
Yapmadıkları rezillik kalmıyordu.
Çocukluğumda bunları görerek, ya-
şayarak büyümek beni çok etkiledi.
Gitmem de gitmem diye tutturdum.
Fakat o sıra bizim bir akaraba bana
nasihat etti ‘’Oğlum, senin bir ya-
rım anan var, ona bir şey olursa
burda da okuyamazsın. Sen bilime
çok meraklısın. Sen git de bildiğini
oku sonra. ‘’ dedi. Şimdi ben de ne
yaptım? Bizi gönderecek olan kuru-
luşun başındaki adamın makamının
arkasında Türk Bayrağı duruyor.
Ben de ona bakıp içimden bir yemin
ettim. 17 yaşında... Burada kalırsam
Amerika’nın kölesi olmaktan baş-
ka çare yoktur. Ama kısmet olursa
oraya gideceğim. Onların efendisi
olacağım. Ondan sonra gelip onlar-
la burada mücadele edeceğim diye
yemin edip gittim. Bu hiç aklımdan
çıkmadı.’’
Amerika Birleşik Devletleri’nin
orta batı eyaletlerinden biri olan
Mizzuri’de bir üniversite şehri, Ko-
lombiya. Tarih 1953, Ekim ayının
sonu. Saat geceyarısını geçeli çok
olmuş. Adet olduğu üzere ceketinin
yakasına Atatürk rozeti takılmış, ta-
kım elbiseli 18 yaşında bir çocuk/
genç… Elinde eski, siyah bir bavul,
cebinde 20 dolar ve iç cebine anne-
sinin diktiği bir adet 5 liralık altınla
bir otelin resepsiyonunda durmuş,
derdini anlatmaya çalışıyor. Geri-
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
50
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
51
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
de bıraktığı 36 saatlik uçak ve oto-
büs yolculuğuna rağmen kendine
güvenli ve dimdik duruyor Oktay.
Ertesi gün Kimya Mühendisliği
Bölümü’ne kayıt olmak için geldiği
Mizzuri Üniversitesinden gelip alı-
yorlar onu. Kayıt işlemleri tamamla-
nıyor fakat dersler çoktan başlamış,
hatta vize dönemi gelmiş çatmış. İlk
girdiği ders matematik. Hoca sınav
defterlerini dağıtıyor ama “Sen yeni
geldin, bu sınava girmene gerek
yok” diyor, o ise “Hayır, gireceğim”
diyor. Sınav sonucu tüm okulu şoke
ediyor: 100. Bir sonraki sınav kimya
dersinden, sonuç yine aynı. Üniver-
sitede geçirdiği ilk haftalarda ken-
dini fazlasıyla kanıtlayan Oktay Si-
nanoğlu sadece 7 ay içinde 2. sınıfı
bitirmiş olarak 1954 Mayıs’ında yaz
tatiline giriyor. Bu arada boş durmu-
yor, okul kütüphanesinde dünyada
Kimya ve Fizik konusundaki en iyi
bilim adamlarını çıkarmış okulu bul-
mak için çaba harcıyor ve buluyor:
San Fransisko şehrindeki Kaliforni-
ya Üniversitesi Berkeley. Bu okul-
da okuması gerektiğini düşünüyor.
Kendisine UCLA’de bir yaz okulu
ayarlayıp bir daha dönmemek üzere
Mizzuri’yi geride bırakıyor. Bun-
dan sonrası ise çok hızlı ilerliyor.
1956’da sahanın en ünlü hocalarıyla
çalışma imkânı bulduğu Berkeley
Kimya Mühendisliği Bölümü’nden
birincilikle mezun oluyor. Bu ara-
da MIT (Massachusetts Institute of
Technology), bilim dünyasının en
önemli ödüllerinden biri olan Alfred
P. Sloan ödülünü veriyor kendisine.
Sinanoğlu için Amerika hikayesi
master yapmak için soğuk ve “iç ka-
rartıcı” dediği Boston’a gitmesiyle
son buluyor. Temel bilimlere merakı
yüzünden Kimya Mühendisliği’nin
gerektirdiği dersler dışında da ders-
lere giriyor. 2 yıl sürmesi gerekirken
sadece 8 ay içinde master derece-
sini tamamlıyor. Bu arada kimya
mühendisliğindeki bazı hesaplama
tekniği eksikliklerini fark edip bun-
lara çözüm bulabilmek için temel
bilimlere; fizik, kimya, matematiğe
dönüş yapmak istiyor. Berkeley, onu
doktora için geri isteyince hayatının
fizikokimya, kuantum (nicem) ve
istatistik (sayıtım) mekaniği sayfası
açılmış oluyor. Berkeley’de 1,5 sene
içinde farklı alanlarda 3 farklı teoriyi
kanıtlayıp yayınlayarak kendi çapın-
da bir rekor daha kırıp 23 yaşında
doktora derecesini de tamamlıyor.
‘’On-on beş kişilik bir takım
oluşturduk çeşitli bölümlerden, İs-
viçreli, Avrupalı, Amerikalı. Bu ta-
kımla haftasonları Sierra Nevada
dağlarına, orada tepesinde buzlar,
oralara gidiyoruz. Bazen kayak ya-
pıyoruz bazen de günlerce o dağlar-
da sırtımıza torba alarak buzullarda
kamp yapıyoruz. Birkaç gün dağlar-
da geziyoruz, pazartesi dönüyoruz.
Döndüğüm zaman kafam pırıl pırıl
açılmış oluyor. Ondan sonra önceki
hafta çözemediğim meseleyi hemen
çözüyorum. İşin bir kısmını çözüyo-
rum, sonra gidip kayak yapıyorum.
Böyle günler geçip gitti. Bir gün
koridorda merdivenlerden inerken
Pitzer’e rastladım. ‘’Hala kayak mı
kayıyorsun?’’ bir iş yaptığın yok
gibilerinden konuştu. Çalışmayı
bitirdim, dedim. Şaştı. Prof. Pitzer
ile odasına gittik. Tahtada matema-
tiklerini çözmüş olduğum konunun
bir tanesini anlattım. Tek tek kendim
yapıp çözüyorum. Sonunda çok ko-
lay bir denklem çıktı. Zaten, bir işi
yaptın mı çok nasit bir netice çıkar.
Çözemediysen bir sürü formül veya
laf kalabalığı olur. Bu iş böyledir.
Pitzer inanamıyordu. Tahtada iki
türlü ispat ettirdi. Vay canına, dedi.
Bayağı şaştı bu işe ve kabul etti..
Doktoraya başlayalı 1,5 sene olmuş-
tu Prof. Pitzer’e ‘’Daha bitirmeme
kaç sene var?’’ dedim. Prof. Pitzer,
Fazlasıyla yapmışsın, doktoranı bi-
tirdin, dedi.’’
Bunlar duyulunca Amerika ve
Avrupa’dan çeşitli seminerlere ça-
ğırılıyor, fakat Sinanoğlu anlatması
istenen konuları çoktan geçip yep-
yeni konulara merak sardığı için as-
lında her bilimadamı için onur sayı-
lan bu konferansları angarya olarak
görüyor. Bununla ilgili görüşlerini
şöyle ifade ediyor: ‘’Stanford, Chi-
cago gibi evrenkentler duymuşlar
ki Berkeley’de Sinanoğlu diye bir
Türk varmış. Bu genç yeni bir kuv-
vet bulmuş ve kısa zamanda 3 kuram
yapmış. Belli başlı evrenkentlerden,
büyük sanayi araştırma merkezle-
rinden, Amerika’nın orasından bu-
rasından davetler gelmeye başladı.
‘’Aman bize gel konuşma yap.’’
diye birinci sınıf uçak biletleri gön-
deriyorlar. Kalkıp Kalifornia’dan
New York’a gidiyorum. En lüks
otellerde bir hafta ağırlıyorlar. Ben
de o zamanlar çocuk görünümün-
deyim hala. Yaşlı başlı oranın meş-
hur bilim adamlarıyla tanışıyorum.
Kuramlarımı anlattırıyorlar. Bana
tiyatro biletleri alıyorlar, gezdiriyo-
lar. Biz de diyoruz Allah Allah bu
nasıl bir şeydir. Daha talebeyken bir
sene içinde her yerden teklifler ge-
liyor. ‘’Profesör ol.’’ diyorlar. Sonra
biraz daha araştırmalarıma devam
etmek istedim. Çünkü bilimde asıl
çözmek istediğim hiç çözülemeyen
denen eksiciklerin kaçınım meselesi
vardı...’’
Seminer teklifleriyle birlikte ül-
kenin her yerinden iş teklifleri de
yağmaya başlıyor. Tüm üniversiteler
adeta kapışırcasına kendi taraflarına
çekmek istiyor Sinanoğlu’nu. Bu
okullardan biri de ünlü Yale Üniver-
sitesi. Amerika kıtasına 1953 yılın-
da ayak basan Sinanoğlu 1958’de
hala ülkesine gidememiş olmanın
eksikliğini yaşıyor ve başka birçok
özelliğinin yanında Türkiye’ye nis-
peten daha yakın olması sebebiyle
Yale Üniversitesi’ni tercih ediyor.
Yardımcı profesör sıfatıyla başladığı
Yale Üniversitesi’nin ardından özel
bir anlaşmayla Harvard’da da ders-
ler vermeye başlıyor. 1961’de ise 26
yaşındayken profesör oluyor. Payesi
1963 yılında resmileşiyor ve konuy-
la ilgili 21 Mayıs 1963 tarihli New
York Times gazetesinde “28 yaşın-
daki kimyacı, Yale’de profesör oldu”
başlığının altında şu satırlar yazılı-
yor: “Dekan Kingman Brewster bu-
gün, burada Yale Üniversitesi’nin
modern tarihindeki en genç profe-
sörün atamasının gerçekleştirildi-
ğini duyurdu. Bir zamanların kısa
öykü yazarı, 28 yaşındaki Türk uy-
ruklu bilimadamı Oktay Sinanoğlu,
1 Temmuz’dan itibaren (Yale Üni-
versitesinde) kimya profesörlüğüne
atandı. Dr. Sinanoğlu, son 100 yıllık
tarihte Yale Üniversitesi’ndeki en
genç profesör olma özelliğini taşı-
yor. (…)”
Haber dünya çapında çok büyük
yankı buluyor ve Türkiye de sonun-
da Oktay Sinanoğlu ile tanışıyor.
Sinanoğlu ise profesörlük ünvanını
almış biri olmaktan çok bunun Tür-
kiye’deki yansımaları sayesinde ai-
lesini mutlu etmiş olmanın gururunu
yaşıyor ve duygularını şöyle ifade
ediyor: ‘’Ben bunları önce bu halk
için yapmışım, sonra insanlık için
yapmışım. Halkımızın özgüven ka-
zanmasına katkım olsun diye yaptım.
Hiçbir zaman ben profesör olayım,
ünüm ortalıkta dolaşsın diye yapma-
dım. Benim kendime yakıştırdığım
en güzel unvan garibandır.’’
Sene 1962. Dünya’nın en genç
profesör unvanını aldığı yıl askerlik
hizmetinin ertelenmesinin ardından
Sinanoğlu soluğu Ankara’da alır.
Yeni kurulmuş olan ODTÜ’de bir
konuşma yapacaktır. Kendisinden
Amerika’da yaptığı çalışmalar hak-
kında bilgi verilmesi istenir. Sina-
noğlu bu seminer için hazırlık yapar.
Bilimsel çalışmalarda yeni bulduğu
veya İngilizce terimlerin hepsinin
Türkçe karşılıklarını bulur. Üniver-
site heyeti rektöründen dekanına
hepsi seminer için salonda dizilidir.
Sinanoğlu, kürsüye çıkar ve Türk-
çe konuşmasını yapmaya başlar.
Amerika’da 26 yaşında profesör
oluşuna kadar yapmış olduğu ça-
lışmaları, bilime katkılarını Türkçe
terimlerle anlatır. Rektörden uyarı
gelir: “Burada Türkçe yasak, burası
Orta Doğu Teknik Üniversitesi. İn-
gilizce anlat.” Sinanoğlu’nun cevabı
çok kesin olur, ettiği yemini söyler:
“Ben Amerika’ya yaptığım çalışma-
ları bir gün Türkiye’de Türkçe anlat-
mak hayaliyle ve umuduyla gitttim.
Ülkeme, kendi dilimi konuşmaya
hasret içinde geldim. Kendi dilimde
bu konuşmayı yapacağım, siz anla-
mayacaksanız, lütfen çıkabilirsiniz.
Ben size dışarıda İngilizce olarak
anlatırım.” der.
Oktay Sinanoğlu’nun bu çıkışı,
ömrünün son günlerine kadar defa-
larca tekrarlanacak, hoca aynı şeyle-
ri tekrar tekrar farklı platformlarda
anlatmaktan asla yılmayacaktır. Eği-
tim dilinin Türkçe olmasının gereği-
ni her fırsatta savunacaktır. Katılmış
olduğu bir programda kendisine yö-
neltilen ‘’Neden karşı çıkıyorsunuz
yabancı dille eğitime?İyi bir şey
değil mi? sorusuna örnekler üzerin-
de şu yanıtı verir: ‘’ Yabancı dille
eğitim büyük bir oyun. Tarih olarak
Amerika’yla eğitim ilişkileri aşağı
yukarı 47’de başladı. Osmanlı’nın
son döneminde başladı aslında.
O zaman, biliyorsunuz Amerika
Türkiye’nin her tarafında Harput’ta,
Merzifon’da Amerikan Kolejleri
açtı. Misyoner okulları açtı. Ve yine
biliyorsunuz Robert Koleji de bun-
lardan biriydi. Bu okullar, Osmanlı
Devleti’nin parçalanmasında çok
büyük rol oynamıştır. Bunun bü-
tün belgeleri her tarafta var. Yani,
Bulgaristan’ın kopartılması, ondan
sonra Ermeni olaylarının başlatıl-
ması gibi her türlü kötülük misyoner
okullarından kaynaklanmıştır. Bu
yüzden Atatürk bu okulları kapat-
mıştır. Misyonerlik bir araçtır onlar
için. Batı ülkelerinde Fransız’ı da
yapar, İngiliz’i de yapar, İspanyol’u
da hepsi sömürgecilik yapmıştır. Sö-
mürgeci eskiden ne yapardı? Gelir
ne varsa alır götürür,milleti aç bıra-
kır, fakir bırakır. Sonra toprağına el
koyar. Şimdi biz senelerdir bunları
yazıyoruz. 25 senedir kitaplarda ma-
kaleler var. Diyoruz ki en korkunç
sömürgeleşme kafaların, beyinlerin
sömürgeleşmesidir. Yani kimliğin
gider, inanışların gider, dinin, ima-
nın gider. Dilin gider, kendini böyle
medeni İngiliz holiganı veya Tarzan
zannetmeye başlayan bir toplum ha-
line gelirsin.’’
1964 yılında sevdiği kızın peşin-
den Almanya’ya gittiğinde aklında
DNA’nın yapısı ile ilgili sorular var.
Stuttgart’ta bir otel odasında çözüp
geliştirdiği, daha sonra kendisine
“Moleküler Biyoloji’nin babaların-
dan” sıfatını da kazandıracak Sol-
vophobic Theory-Çözgeniter teorisi
sayesinde 1966’da Yale Üniversi-
tesinde moleküler biyoloji konu-
sunda ikinci kürsüsüne atanıyor.
1973’te Almanya’nın en yüksek
‘’Aleksander von Humboldt Bilim
Ödülü’’nü ilk kazanan kişi oluyor.
1975’te Japonya’nın ‘’Uluslararası
Seçkin Bilimci’’ ödülünü kazanıyor,
yine 1975 yılında özel kanunla Ok-
tay Sinanoğlu’na ilk ve tek, Türkiye
Cumhuriyeti Profesörü unvanı ve-
riliyor. 1976’da Japonya’ya Türki-
ye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak
gönderiliyor, Türk-Japon kültür,
bilim ve eğitim ilişkilerinin temelle-
rini atıyor. Amerika Bilim ve Sanat
Akademisinin seçildiğinde ilk ve tek
Türk üyesiydi. Hindistan’ın Devlet
Misafiri olarak, Hintli Bakanlar ve
Cumhurbaşkanı ile görüşmüştür.
Meksika’ da aynı seviyede Üçüncü
Dünya Ülkelerinin Bağımsızlığı için
çalışmış, Meksika hükümeti tara-
fından yüksek Bilim Ödülü ‘’Elena
Moshinsky’’ ile ödüllendirilmiştir.
Sovyetler Birliği Bilim ve Sa-
nat Akademisi davetlisi olarak
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
52
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
53
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
Rusya’da kuramlarını anlattı. Mos-
kova ve Leningrad evrenkentlerinde
bilim kitapları Rusça’ya çevirtile-
rek okutuldu. Çekoslavak Bilim ve
Sanat Akademisinin defalarca özel
misafiri oldu ve kuramları üzerinde
çalışan ekoller kuruldu. Kore, Ja-
ponya, Hindistan, Hong Kong, Ka-
nada, Romanya, Fransa, Hollanda,
İsviçre, Almanya ve daha birçok ül-
kede bilim konuşmaları yaptı, genç
yaşta bilimde gösterdiği başarılarıy-
la milyonlarca gencin bilime heves-
lenmesine vesile oldu. Yıllar sonra
karşılaştığı bilim adamları kendisini
örenk alarak bilime girdiklerini söy-
lemişlerdir. Miami evrenkentinde
‘’Kurumsal Bilimler Merkezini’’
kurdu. Bir yandan bilimsel araştır-
malarına dış ülkerlerde devam eder-
ken, bir yandan da Türkiye’de bol
bol yazılar yazıyor. Tıp ve Bilim ku-
rultaylarında bilimsel, Türkiye’nin
her köşesinde halka genel konuşma-
lar yapıyor.
1962’den günümüze dek ilk TÜ-
BİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat
Simavi Fen Ödülünü, 1992’de Bilgi
Çağı, 1995’te İLESAM Üstün Hiz-
met Ödülünü, Yılın Fikir Adamı,
Yılın Bilim Adamı ödüllerini aldı.
Yesevi Kazakistan ve benzeri birçok
kuruluşta profesör, mütevelli heyeti
üyesi, Atatürk Kültür Kurumu asli
üyesi oldu. 2001’de Yerel TV’ler
Birliğinin yurt çapında yaptığı halk
oylaması sonucunda ‘’Halk Kah-
ramanı’’ seçildi. 2002 yılında Uğur
Mumcu Bilim Ödülü, TÜRKSAV
Türk Dünyasına Hizmet Ödülü,
2005 yılında tüm YTÜ öğrencileri
oylamsıyla ‘’Yılın Yıldızları En Be-
ğenilen Bilim Adamı’’ ödülüne layık
görüldü. Mayıs 2006’da ‘’Karama-
noğlu Mehmet Bey-Türk Diline Üs-
tün Hizmet Onur Ödülü’’, 2007’de
Dizayn ve Süreç Bilimi Topluluğu
Uluslararası Altın Onur Ödülünü
aldı.
250 kadar uluslararası bilim-
sel yayını, bilim kurumları, çeşitli
dillere çevirlmiş kitapları vardır.
Türkiye’de de Türkçe pek çok yayın
yapmıştır.
Oktay Sinanoğlu 80 yıllık ömrü
boyunca kendisini çalışmaya, iyi
yaptığı işi daha iyi yapmak için
sadece kendisiyle yarışmaya ada-
mış dünya çapında bir bilim insanı
olmanın yanında “Beni yetiştiren
Türkiye’dir’’ dediği ülkesinin top-
lumsal meseleleriyle de yakından
ilgilenen gerçek bir “gönül’’ insa-
nıdır.
“Ben de 3 tane aşk var. Bir ta-
nesi çocukluktan beri bilim aşkı. Bir
şeye merak sardım mı, bilimsel bir
olay, tabiatta bir olay bunu cıcığı-
nıa kadar öğrenirim. Ondan sonra
da anlaşılmayanı bulurum. Bu bi-
lim aşkım...İkincisi millet aşkı var.
Üçüncüsüde Allah aşkı var. Kazak
bayrağınındaki bürgüt kuşunun bir
kanadı akıl ve bilimdir, öbür kana-
dı da gönüldür. Y a da iç alemidir.
Bunlardan bir tanesi olmadan kuş
uçamaz.’’
Bilimsel çalışmaları, kültür fa-
liyetleri, Türkçe’nin bağımsızlık
mücadelesinde verdiği savaşlar...Ve
daha niceleri. Emanetlerine sahip
çıkacağız...Çünkü O’nu tanıyan ve
yaptıklarını gelecek kuşaklara akta-
racak bir ‘’nesil’’var. B u yazı vesi-
lesiyle Oktay Sinanoğlu’nu bir kez
daha rahmet ve minnetle anıyoruz.
Aziz ruhu şad olsun...
KAYNAKÇA
Sinanoğlu, Oktay, Bye Bye
Türkçe, Otopsi Yayınevi, İstanbul,
2011
10 Kasım 1971, New York Ko-
nuşması, Bilim ve Teknik Dergisi,
Sayı: 59
Sinanoğlu, Oktay, Büyük Uya-
nış, Otopsi Yayınevi, İstanbul, 2002
Sinanoğlu, Oktay, Adam, Bilim
Gönül Yayınları, 2015
Mutluoğlu, Mehmet, Prof. Dr.
Oktay Sinanoğlu ile dilimiz Türk-
çe üzerine söyleşi, Bayrak Dergisi,
2009
https://www.matematiksel.org/
turk-diyarindan-bir-dahi-gecti-
oktay-sinanoglu/
SOSYAL MEDYA VE GENÇLİK
Emre SOYLU
Ülkü Ocakları Genel Başkan Basın Danışmanı
Biyolojik, psikolojik ve top-
lumsal değişimlerin en hassas ev-
resinde bulunan gençlik dönemi,
bütün bu değişim ve dönüşümlerle
birlikte çok boyutlu sorunların da
yaşandığı bir dönemi kapsar. Genç
birey ve gençlik sorunları, sosyo-
lojik bir gerçeklik olarak çağdan
çağa, toplumdan topluma ve top-
lum içerisinde de gruptan gruba
değişmektedir.
Gençlik, demografik açıdan
15-25 yaş arasındakilerden mey-
dana gelen bir yaş grubudur. An-
cak, gençlik dönemini sadece yaş
ölçütüne göre tanımlamak yetersiz
kalmaktadır. Gençlik tanımı, çok
daha karmaşık sosyolojik boyutlar
içermektedir. Yaş itibarıyla, günü-
müzde gençlik dönemi 30 yaşına
kadar uzatılabilmektedir. Lisans
öğreniminden sonra yüksek lisans
ve doktora öğrenimi alanlar için
gençlik dönemi uzamaktadır. Sos-
yolojik açıdan, sadece eğitim-öğ-
renim sürecinde olanlar ile liseden
sonra veya daha erken çalışmaya
başlayan ve öğrenim imkânı bula-
mayanlar, erken evlenen ve çocuk
sahibi olanların farklı özellikleri
ve şartları olması bir gerçektir. Do-
layısıyla, aynı yaş grubunda olsa-
lar da bütün gençliği aynı biçimde
değerlendirmek mümkün değildir.
Gençlerin özgün kimliğinin
oluşması bazı değişkenlere göre
meydana gelmektedir. Bireyin
mensup olduğu millet, onun üst
kimliğini yani, “millî kimliği”ni
oluşturur. Bireysel, toplumsal ve
kültürel kimliği oluşturan diğer
temel değişkenler şunlardır: cinsi-
yet, sosyal tabaka, aile yapısı, eği-
tim, meslek, yaşanılan mekân (kır
veya kent), din, tüketim vb. gibi.
Bütün bu değişkenler çerçeve-
sinde birey, “ait olma” duygusuyla
her bir değişkene, özellikleri ve
ihtiyaçlarına göre dâhil olur. Rol
seti bağlamında birey, dâhil oldu-
ğu grupta farklı farklı roller oynar.
Birey, çeşitli roller ve kimlikler
arasındaki eş güdümü “sosyalleş-
me” sürecinde kendiliğinden edi-
nir (Bayhan 2005). Bireyin kimliği
ile birlikte değerleri de olgunlaşır.
Toplumsal yapının değişimi ile bir-
likte, toplumsal değerler de değiş-
mektedir. Toplumun genel geçer
ortak değerleri ve asgari müşte-
rekleri dışında, her toplumsal grup
kendi özgün değerini oluşturur.
Toplumun sürekliliği için önemli
olan bu alt-kültürlerin birbirleriyle
çatışmadan uyum içerisinde yaşa-
malarıdır (Bayhan 2012b: 425).
Genç bireyin kimliğinin oluş-
masında yeni zamanlarda tele-
vizyondan sonra internet önemli
bir referans kaynağıdır. Özellikle
sosyal medya, Facebook ve Twit-
ter vasıtasıyla akranlarıyla sürekli
iletişim kuran ve kendini bu plat-
formlarda sergileyen genç, sanal
araçları bedeninin bir parçası ola-
rak algılamaktadır.
İnternet üzerindeki sosyal ağ
siteleri tüm dünyada olduğu gibi
Türkiye’de de son yıllarda gide-
rek popüler hâle gelmiştir. Şubat
2004’te Harvard Üniversitesi öğ-
rencisi Mark Zuckerberg tara-
fından geliştirilen Facebook’un
2012 yılı itibarıyla toplam kulla-
nıcı sayısı bir milyara ulaşmıştır.
Türkiye’de facebook kullanan-
ların sayısı 36 milyonun üzerin-
dedir. Avrupa ülkeleri arasında
İngiltere’den sonra en fazla face-
book üyeliği Türkiye’de bulun-
maktadır.
Türkiye’de Facebook kulla-
nımı yaşa, cinsiyete ve sosyoe-
konomik duruma göre değişiklik
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
54
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
55
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
göstermekle birlikte, genel olarak
Facebook’un; kullanıcıların gün-
delik pratiklerin bir parçası hâline
geldiği, kullanıcının ihtiyaç duy-
duğu her an bağlandığı ve boş
zamanını geçirdiği, arkadaş çev-
resini genişletmekten ziyade var
olan arkadaşlıkları sürdürmesini
sağlayan bir araç olarak kullan-
dığı, kullanıcının kendisiyle ilgili
bilgileri kontrol ettiğini düşündü-
ğü ve dolayısıyla sınırlarını ken-
disinin belirlediği bir kamusallığın
yaşandığı ve paylaşımdan ziyade
arkadaşları gözetlemenin ön plana
çıktığı gözlenmiştir (Şener 2009).
Facebook’u gençler daha faz-
la kullanmaktadır. İnternette ki-
şisel bilgilerini paylaşmaya çok
istekli olan genç insanlara karşın,
ileri yaştakilerin internette daha
çekingen hareket ettikleri gözlen-
mektedir (Brady 2010). İnternet
Gençliği’nin, sanal dünyada yeni
ilişkiler arayan ama gerçek iliş-
kileri giderek azalan, bilişim tek-
nolojilerini kullanan ama giderek
kitap ve kütüphaneden uzaklaşan,
toplumsal birtakım değerlere sahip
çıkarken hayat ve gelecek adına
bir güven krizi içinde bocalayan,
eğitim, bilim ve kültür aktivitele-
ri yerine oyun, eğlence ve zaman
geçirme peşinde olan, interneti
amaçlı ve işlevsel bir araçtan ziya-
de bir oyuncak gibi gören bir kitle
olarak karakterize edilmesi müm-
kündür (Karaca 2007: 435).
Andy Warhol’un “Gün gelecek
herkes on beş dakika için meşhur
olacak” kehaneti gerçekliğini çok-
tan yitirdi. Özellikle İnternet üze-
rinden dünyamız yeni kabilelere
bölündükçe kimse kimsenin meş-
hurunu bilmez, tanımaz oldu. Dün-
ya futbol kupası gibi küresel ayin-
ler, Mc Donald’s gibi kıtalar arası
tüketim ikonları dışında, kendimi-
ze kurguladığımız, sanallaşan özel
dünyalarımızın mimarları olma
sürecini yaşıyoruz (Vassaf 2010).
Ancak, sosyal paylaşım sitele-
rinde paylaşılan yazı, fotoğraf vb.
belgelerin bu paylaşım siteleri-
nin mülkiyetine geçtiğinin kimse
farkında değil. Facebook, gizlilik
sözleşmesinde sitedeki paylaşılan
belgeleri istediği gibi kullanacağı-
nı belirtmektedir.
Facebook şirketini eleştiren-
lere göre, şirket, hizmet veya mal
pazarlayanların daha etkili reklam
yapması için çok sayıda kişisel bil-
gi topluyor. Dijital hakları savunan
bir grubun lideri olan Jeff Chester,
“Facebook’un üye bilgilerinin kul-
lanımına dair tutumu ve çoğunluk-
la gizli yürütülen ısrarlı pazarlama
faaliyetlerini benimsemesi çok
rahatsız edici” demektedir (Brady
2010).
Diğer yandan, gelecekte doğa-
cak bir siber savaşta yazışmaları
sürekli takip eden ve sosyal istih-
barat toplayan ülkelere kendi eli-
mizle bilgi aktarmamız da ayrı bir
risk unsurudur (Sırt 2010).
Sanal uzamda toplumsallaş-
manın/ilişkilenmenin günümüzde-
ki yüzü, karşılığı olan Facebook,
İnternet öznelerinin anonimlikten
bilinirliğe/görünürlüğe geçişini
imleyen, tam da buradan doğru
biçimlenen, biçimlendiren bir top-
lumsal paylaşım ağıdır. Görmek ve
göstermek üzerinden kurulan bu
yeni ilişkilenme pratikleri ile mah-
rem alanın, özel olanın kamusal
alana dahli söz konusudur.
Bu noktada iki şey vurgulan-
malıdır. Bir: Gözün faşizmi bi-
reylerin sanal uzamda gerçekleş-
tirdikleri bu toplumsallaşma ey-
lemliliğini gerek her an, her yerde,
her olan bitenden haberdar olmak
isteyen devletler, istihbarat örgüt-
leri tarafından gerekse de reklam
ve pazarlamaya, yani tükettirme-
ye endeksli kapitalist şirketler vd.
tarafından denetim ve gözetim
ağı’na, SiberPanoptikon’a evrilt-
miştir. İki: Bireyler bilerek ve is-
teyerek girdikleri bu denli açık
ilişkilenme halleriyle bir yandan
denetlenmekten, gözetlenmekten
haz alma anlamında teşhirciliğe,
beri yandan gözetlerken dahi gö-
zetleme/dikizleme ediminde bulu-
narak röntgenciliğe yönelmişlerdir
(Toprak 2009).
Enformasyon toplumunun etik
(ahlaki) yapısında, bilgisayar ağ-
ları vasıtasıyla her zaman her yere
ulaşabilme, “özel hayatın gizliliği”
problemini beraberinde getirmek-
tedir. Dolayısıyla, enformasyonun
güvenliğini sağlamak önemli te-
mel meselelerden birisini oluştur-
maktadır (Bayhan 1995).
21. yüzyıl Milenyum Çağındaki
toplumsal yapının dönüşümü, sos-
yolojik çözümlemelerde “Gözetim
Toplumu” olarak tanımlanmakta-
dır. E-devlet uygulamaları ile bü-
tün vatandaşlar, tek kimlik numa-
rasıyla kamusal işleri, bir yandan
kolaylaştırılırken diğer yandan da
denetlenmektedir. Ayrıca, bütün
hayat alanlarındaki eylemlerinde
bireyler, örneğin alış-verişlerinde
kullandıkları kredi kartı ile bütün
özel ve mahrem bilgi kodlarını
şirketlere aktarmaktadır. Artık,
“bilişim toplumu” giderek daha
fazla “risk toplumu” ve “gözetim
toplumu”na doğru evrilmektedir.
Bu toplumsal gerçeklik ve
durum yanında, bireylerin hayat
alanlarının bütün evresinde etkili
araç olan İnternet, olumlu fonksi-
yonları yanında, olumsuz olarak
bireylerde “bağımlılık riskini” be-
raberinde üretmektedir.
İnternet, sanal ve yapay bir
ilişki ortamı oluşturmaktadır. Bu
yapay ilişki ile bir yandan, belki
bireyler yüz yüze yaşayamadığı
sosyal iletişimi, “sanal-sosyal ile-
tişim” ile gidermektedir. Ancak,
sanal-sosyal ilişki, bire-bir gerçek
sosyal ilişkinin yerini tutamaya-
cağı için, bilgisayar ağları orta-
mındaki ilişki geçici kalmaktadır.
Psikiyatride “İnternet Bağımlılı-
ğı” patolojik internet kullanımını
betimlemek için kullanılmaktadır
(Bayhan 2002: 95-96).
Küreselleşme çağında sosyal
paylaşım ağları, özellikle gençler
arasında yoğun kullanılan önemli
iletişim platformudur. Bayhan’ın
“Üniversite Gençliğinin Sosyo-
lojik Profili-2012” araştırmasına
katılan 19315 kişilik örneklemin
% 88’inin sosyal paylaşım ağları-
na üyeliği bulunmaktadır. Örnek-
lemin % 35’i Facebook, % 25’i
hem Facebook hem de MSN, %
14’ünün Facebook, MSN, Twitter
üyeliği, % 10’unun MSN üyeli-
ği ve % 3’ünün Twitter üyeliği
bulunmaktadır. Sosyal paylaşım
ağlarını en fazla oranda kullanan-
ların özellikleri şunlardır: Erkek,
en üst gelir grubuna mensup, par-
çalanmış aileye mensup, özel ko-
lej mezunu, tıp fakültesi öğrenci-
leridir (Bayhan 2012). Bu veriler,
sosyolojik açıdan anlamlıdır. Top-
lumsal cinsiyet açısından interneti
en fazla kullananlar erkeklerdir.
Sosyo-ekonomik açıdan üst sos-
yal sınıfta bulunanların internet
bağlantılı bilgisayar ve cep telefo-
nuna sahip olma oranı yüksektir.
Yine, özel kolej ve tıp fakültesin-
de öğrenim görenlerin çoğunluğu
sosyo-ekonomik açıdan üst sosyal
sınıfa mensup ailelere mensuptur.
Parçalanmış ailelerdeki internet
kullanma ve sosyal paylaşım si-
telerine üyelik oranının fazlalığı,
ebeveynlerinden birinin bulunma-
yışının verdiği otorite boşluğunun
getirdiği serbestlik ve kendilerini
sosyal paylaşım sitelerinde ifade
etme ihtiyacıdır.
Geniş çaplı yapılan bir araştır-
maya göre, örneklemdeki genç-
lerin % 69’unun Facebook, %
57’sinin MSN, % 10’unun Twitter
üyeliği bulunmaktadır. Örneklem
interneti en çok, arkadaşlarıyla
muhabbet etmek için kullandıkla-
rını ifade etmiştir. Bir başka araş-
tırma şirketinin sonuçlarına göre
de, örneklemin % 80’i internet
kullanmaktadır. Örneklem inter-
neti, eğitim ve araştırmadan daha
çok sosyal iletişim ve haberleşme
ile eğlence amaçlı kullanmaktadır.
Bu çerçevede, örneklem en çok
SMS ve Facebook üzerinden ha-
berleşmeyi tercih ettiklerini ifade
etmiştir.
Bayhan’ın örneklemini 1800
öğrencinin oluşturduğu “Lise Öğ-
rencilerinde İnternet Kullanma
Alışkanlığı ve İnternet Bağımlı-
lığı” araştırmasına göre, örnekle-
min % 66’sının Facebook üyeliği
bulunmaktadır. Erkeklerde Face-
book üyeliği oranı % 73 iken, kız
öğrencilerde % 60’tır. Aile tipine
göre en fazla ebeveynin yurt dı-
şında bulunduğu aile ile boşanma
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
56
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
57
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
sonucu parçalanmış aileye mensup
gençlerde Facebook üyeliği daha
fazladır. Ailenin aylık geliri yük-
seldikçe Facebook üyelik oranı
artmaktadır. Bu durum, bilgisayar
ve internet bağlantısı oranının faz-
lalığının gelir düzeyi yükseldikçe
artması oranı ile de ilgilidir. Evin-
de internet bağlantısı olanların %
78’inin Facebook üyeliği varken,
evinde internet bağlantısı olma-
yanlarda bu oran % 55’tir. Facebo-
ok üyeliği bulunanların kendisini
internet bağımlısı görme oranı ile
internet bağımlısı oranı ortalama-
nın üzerinde bulunanların oranı
daha fazladır (Bayhan 2011: 919).
Küreselleşme ve enformasyon
toplumunun ikonu olan internet,
postmodern kimlik örüntüsüne
zemin hazırlamaktadır. İnternet,
farklı kimliklerin kendilerini ifa-
de etmesi ve yansıtmasına imkân
sağlamaktadır. Bu bağlamda, fark-
lı kimliklerin birbirlerinin farkına
varmasına imkân oluşturmaktadır.
Ancak, diğer yandan “biz” ve “öte-
ki” bağlamında sanal cemaatleş-
melere de yol açmaktadır. Ayrıca,
internet bağımlılığı psikiyatride
bağımlılık olarak tanımlanan bir
psikolojik sorun olarak kabul edil-
mektedir. İnternet, asosyal bireyler
de üretmektedir. Sürekli internetle
haberleşen ve zamanının çoğunu
internette geçiren bireyler, gerçek
sosyal ilişkilerden kaçınmaktadır
(Bayhan 2013: 142).
Y veya milenyum kuşağının
sosyolojik profilleri, yapılan sos-
yolojik araştırmalarla betimlen-
mektedir. Time dergisinin 20 Ma-
yıs 2013 tarihli sayısının kapak ko-
nusu “The Me Me Me Generation”
idi. Joel Stein ve Josh Sanburn ta-
rafından yazılan makalede, milen-
yum kuşağının “Ben nesli” olduğu
analiz edimektedir. İnternet ve cep
telefonları, çocuk ve gençlerin her
saatte sosyalleşmelerine imkân
vermektedir. Dolayısıyla, sürekli
akran ve arkadaşlarıyla etkileşim
içerisinde ve onların baskısını ya-
şamaktadır. Gençler, sürekli cep
telefonlarından veya sosyal med-
yadan gelen mesajları izleme ih-
tiyacındadır. Facebookta kendile-
rinin ne kadar takipçisi olduğu ve
kendi sayfalarında paylaştıklarına
ne kadar “like” (beğeni) aldıkları
çerçevesinde “narsist” kimliklerini
tatmin ederler. Herkes İnstagram,
Youtube, Twitter ve Facebook-
ta microcelebrity (küçük şöhret)
olmayı hedeflemektedir. İnternet
bağımlılığı, sosyal medyadaki
paylaşımları beğenme, cep telefo-
nunun titreşimini, eposta ve me-
sajların sürekli kontrolü sendromu
sonucunda gençlerde yaratıcılık
ve empati düzeyleri düşmektedir.
Yapılan araştırmalarda, 1966’dan
1980’e kadar yaratıcılık testlerin-
de yükselme saptanmışken; 1998
yılından itibaren gençlerin yaratı-
cılık testlerinden aldıkları puanlar
keskin bir şekilde düşmeye başla-
mıştır. Aynı durum, sanal iletişimi
tercih ettikleri için yüz yüze ileti-
şim kuramayan narsist gençlerde
empati eksikliğinin de artmasına
neden olmaktadır. Milenyum ku-
şağı, kendi gettolarında narsisizm,
materyalizm ve teknoloji bağımlı-
lığı içinde yaşamaktadırlar.
Nicholas Carr, “Yüzeysellik:
İnternet Bizi Aptal mı Yapıyor?”
adlı kitabında, nörobiyoloji ala-
nındaki çalışmalardan hareketle,
internet kullanımının belleğimi-
zi yüzeysellik temelinde yeniden
biçimlendirdiğini ve değiştirdi-
ğini belirtmektedir. 2008 yılında
ABD’de interneti kullanarak bü-
yüyen “İnternet Kuşağı”ndan altı
bin örneklem ile yapılan araştırma
sonuçlarına göre, dijital dünya bil-
gileri özümseme yöntemlerini bile
etkilemektedir. Gençler bir sayfayı
soldan sağa ve yukarıdan aşağıya
doğru okumamakta; bunun yeri-
ne ilgilerini çeken bilgiyi bulmak
için satırlarda sekerek göz gez-
dirmektedir. Sakin, odaklanmış,
dikkati dağılmayan, doğrusal akıl
yerine; kısa, kesintili, çoğu zaman
kesişen patlamalarla parça parça
bilgi almak isteyen ve buna ihti-
yacı olan yeni bir akıl türü oluş-
maktadır (Carr 2012: 22-23). Bazı
araştırmacılar “Dikkat Bozukluğu
Hastalığı”nı, aktif hafızanın aşırı
yüklenmesine bağlamaktadır. De-
neyler aktif hafızamızın sınırlarına
ulaştığımızda, gerekli bilgiyi ge-
reksiz bilgiden, sinyali gürültüden
ayırt etmenin güçleştiğini göster-
mektedir. Ayrıca, internet kullan-
mak beyni devamlı bulmaca çözer
gibi yormaktadır. Ancak böylesine
yoğun bir egzersiz, temel düşünce
tarzımız hâline geldiğinde, bu se-
fer derin öğrenme ve derin düşün-
me yeteneğimize ket vuracaktır.
Bir bulmaca çözerken kitap oku-
mayı deneyin, işte internetin oluş-
turduğu entelektüel ortam budur
(Carr 2012: 157). İnternet, zihni-
mizi, duygularımızı ve benliğimizi
dönüştürmektedir. Bu bağlamda,
internet bağımlılığı çağımızın en
önemli psikolojik ve sosyal hasta-
lıklarından biri durumuna gelmek-
tedir.
SOSYAL MEDYA ve BİZE
DÜŞEN
Teknoloji; insanlık için büyük
bir nimettir. Getirdiği pek çok şey
ademoğlunun hayatını kolaylaş-
tırmış, ona farklı bir dünya kapısı
açmış ve yeni teknolojik icatların
da vesilesi olmuştur. Her nevi akıl-
lı telefon bugün; birkaç yaşından
başlayan evlatlarımızdan, asırlık
çınar olmaya namzet atalarımıza/
ninelerimize kadar sirayet etmiş,
onların da olmaz olmazları arasına
girebilmiştir. Bilhassa sosyal med-
yanın, sosyal ama sanal olan bu
mecraların etki alanı genişlemiş;
devletlerin karar almalarına mü-
dahale edebilecek kadar bağımsız
ve bir o kadar da üzerinde düşü-
nülmesi gereken bir alan haline
gelmiştir.
Türk gençliğine buradan düşen
vazife; sosyal hayatındaki Mil-
liyetçi-Ülkücü çizgiden ilhamla
mutedil Müslüman Türk kimliği
çerçevesi içerisinde hareket etmek
olacaktır. Sosyal medyanın gücü
bugün, pek çok ülkenin kaderini
tayin noktasında önemli bir nok-
tadadır. Her hadisenin iyisi/kötü-
sü olmakla beraber sosyal medya
kullanımı da bu şekilde ayrılmak-
tadır. Sosyal medyanın Türk kültür
dairesi içerisinde bir fikir yayıcı
ve motive edici araç olarak kulla-
nılması gerektiğini düşünmekte-
yim. Nihayetinde fikirlere aracılık
yapan iletişim bugün en çok sos-
yal medya ile sağlanmaktadır. O
zaman bizlere büyük iş düşüyor.
Haydi, sosyal medyanın da Türk
kültürünün de hakkını verelim!
Eğilip-bükülmeyen, dengeli bir
çizgiden sapmayan ve derdi yal-
nızca Türkiye ve Türk’ün mefku-
resi olan bir dil ile sosyal medyayı
en güçlü olduğumuz alanlardan bi-
risine çevirelim, ne dersiniz?
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
58
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
59
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
TÜRKİYE’DE BEYİN GÖÇÜ
SORUNU
Okan MADEN
Ülkelerin en değerli sermaye-
leri hiç kuşkusuz ki medeniyet bi-
rikimleridir. Gelecek vaat eden en
kıymetli yatırımları, bilime yapmış
oldukları yatırımlardır. Bir ülkenin
gelişmesindeki ve ilerlemesindeki
en temel yapı taşlarını, o ülkedeki
farklı bilimsel alanlardaki çalışma-
lar oluşturmaktadır. Diğer bütün
alanlardaki ilerlemeler ve yenilikler
ancak bilimin gelişmesinin bir tetik-
leyici unsur olarak görev yapması ile
gerçekleşecektir. Zira gelişim, yeni-
lik ve ilerleyiş kavramları bir pira-
mit biçiminde tasvir edilecek olursa
bilimsel faaliyetler, bu piramidin ilk
ve temel basamağı olarak karşımıza
çıkacaktır.
Üzerinde yaşadığımız dünya, var
oluşundan bugüne meydana gelen
olaylar, gelişmeler ve bu olayların
sonuçları ile birlikte farklı evrelere
girmiş; bu evreler neticesinde za-
man, kimi otoriteler tarafından “çağ”
adı verilen birtakım zaman dilim-
lerine bölünmüştür. Çağlara damga
vuran olgular ve olaylar vardır. İçe-
risinde bulunduğumuz bu zaman di-
limini etkisi altına alan unsurun akıl,
bilim, teknoloji olduğu farklı merci-
ler tarafından sıklıkla dile getirilmiş
ve halen dile getirilmektedir.
Hal böyle iken, bilim insanla-
rına verilen önem de bir hayli yük-
sek seviyededir. Bu önem devletler
arasında rekabeti de arttırmakta ve
bilim insanlarının, birbirine bağlı
birçok sebep neticesinde bir ülkeden
diğer ülkeye göçünü doğal yaşamın
bir parçası haline getirmektedir. İşte
burada, tarihin asırlardır birçok ör-
neğine tanıklık ettiği fakat son yıl-
larda özel bir adlandırma ile hafıza-
larımızda yer tutan, sıkça işittiğimiz
“Beyin Göçü” kavramı karşımıza
çıkmaktadır.
Beyin göçü; iyi eğitim almış, ni-
telikli, yetenekli bireylerin kendi ül-
kesinden başka bir ülkeye göç etme-
si şeklinde kısaca tanımlanabilir. Be-
yin göçü, beşeri sermayedeki talih-
siz bir kayıptır. Beyin göçü, nitelikli
ve eğitimli kişilerin yaşamlarının en
verimli dönemlerinde enerjisini baş-
ka bir ülkenin çatısı altında, o ülkeye
hizmetler doğrultusunda harcaması
da demektir. Bu bireylerin belirli bir
süre zarfında meslekleriyle alaka-
dar olarak bir ülkeye gidip muhtelif
çalışmalar yaparak yahut birtakım
eğitimler alarak tekrar ülkemize
dönmesi durumunda kendilerine
kattıkları tecrübe ve deneyim ciddi
bir kazançtır. Bu kısa süreli ayrılık
beyin göçü değildir, aksine bilim in-
sanının kendisine ve onun daha ge-
niş-sağlıklı çalışmaları ile ülkemize
faydası dokunan bir yolculuktur.
Geçmişi tahlil ederek beyin göç-
lerinin başlangıç noktasına uzanmak
istersek, neredeyse bilimin başlangı-
cı kadar geriye gitmemiz gerekmek-
tedir. Buna karşın beyin göçlerinin
bir değerlendirmeye tabi tutulması,
analiz edilmesi nispeten yakın tarih-
lerdedir.
Nitelikli bir birey yetiştirmenin
devlet açısından maliyeti, azımsa-
nacak bir düzeyde değildir. Eğitim
sürecinde ve sonrasında devletimi-
zin desteği ile yaptıkları çalışma-
lara yapılan harcamalar ciddi bir
meblağa tekabül etmektedir. Bunun
yanı sıra sarf edilen emeklerin de
kıymeti gözler önüne gelmektedir.
Yetiştirilen birey beyin göçü ile bir
başka ülkeye yerleştiği vakit, bu har-
canan emek ve para devlet açısından
önemli bir kaybı beraberinde getirir
demek yanlış bir tespit olmayacaktır.
Bu durum, ücretsiz bir şekilde bilim
insanı ihracatı olarak tanımlanabilir.
Beyin göçleri genellikle geliş-
memiş yahut gelişmekte olan ülke-
lerden, gelişmiş ülkelere doğru ola-
rak gerçekleşmektedir fakat yalnız-
ca sadece bu yönlü tek tip bir beyin
göçünün olması söz konusu değildir.
Gelişmiş ülkeler arasında da beyin
göçleri yaşanmaktadır. Çoğunlukla
gelişmemiş yahut gelişmekte olan
ülkelerden, gelişmiş ülkelere doğru
olan beyin göçlerini, dünyadaki den-
gelere olumsuz yönde etki etmek-
tedir. Gelişmiş ülkeler kaliteli bir
beyin takımına sahip olduklarından
refah seviyeleri gitgide artarken, ge-
lişmekte olan ülkelerin gelişim hız-
ları olumsuz etkilenmekte, gelişme-
miş ülkeler yerinde saymakta hatta
gerilemektedir. Mevcut bu durum,
uluslararası eşitsizliği arttırmaktadır.
Gelişmiş ülkelerden gelişmekte
olan ülkelere doğru beyin göçleri
de yaşanabilmektedir. Bu tip beyin
göçlerinde temel esas, gidilen bölge-
deki coğrafya ve ekosistem üzerinde
araştırmak yapmak yahut bölgenin
toplumsal yapısını incelemektir.
Dünya üzerinde güney-kuzey yönlü
beyin göçlerinin sebebi teknolojik
gelişmeler ve eğitimdir. Kuzey-gü-
ney yönlü beyin göçlerinin sebebi
ise toplumsal bilimlerle ilgili uğraş-
lardır.
Beyin göçleri ile emek göçleri
birbiriyle karıştırılmamalıdır. Emek
göçleri işsizlik probleminin neti-
cesinde zorunlu hallerde meydan
gelmektedir. Kol gücü kullanılmak-
tadır. Beyin göçlerine nazaran, nis-
peten coğrafi konum olarak daha ya-
kın bölgelere yapılmaktadır. Beyin
göçlerinde temel amaç her zaman
eğitime dairdir ve mesafelerin, ge-
nellikle belirleyici bir etken olarak
önemi yoktur.
Beyin göçleri, “Sanal Beyin
Göçleri” ve “Gizli Beyin Göçleri”
gibi iki alt başlığa sahiptir. Sanal Be-
yin Göçü, nitelikli bireylerin ülkele-
rinden ayrılmaksızın internet aracı-
lığıyla başka bir ülkenin hizmetinde
çalışmasıdır. Gizli Beyin Göçü ise,
nitelikli bireylerin kendi ülkelerinde
yabancı kuruluşlarda çalışmalarıdır.
Gelişen dünyada, bu iki tip beyin
göçünün üzerinde durulması gerek-
mektedir.
Beyin göçleri, göç alan ülkelere
önemli faydalar sağlamaktadır. Be-
yin göçlerinden üst seviyede yararla-
nan ülkelerin başındaAmerika Birle-
şik Devletleri gelmektedir. ABD’nin
sadece 1949 ile 1967 yılları arasında
yüz bin hekim, mühendis ve bilim
insanını beyin göçü aracılığıyla ka-
bul ettiği bilinmektedir. Bu kitlenin
bilime, sosyal alanda topluma ciddi
katkılarda bulunduğu verilerle or-
taya koyulmuştur. Dimitris yaptığı
araştırmada ABD’nin beyin göçle-
riyle ülkeye gelen hekimlerin katkı-
larının ancak on iki yeni tıp fakültesi
açılarak karşılanabileceğini ifade
etmiştir. 1974 yılında Amerikan
Kongresi’nin hazırladığı bir rapora
göre ABD’ye beyin göçü ile gelen
bilim insanlarının eğitim harcamala-
rının ABD tarafından karşılanmamış
olmasıyla elde edilen kazanç 835.5
milyon dolara yaklaşmaktadır. Bu
konuda yapılan diğer araştırmalar ve
sunulan raporlar da çarpıcı sonuçları
ortaya koymaktadır.	
Beyin göçleri komplike olaylar-
dır, temelinde yatan birçok neden
bulunmaktadır Bu nedenlerin kendi
içerisinde bir önem sırasına koyul-
ması, birinin öncelik olarak belir-
lenmesi yahut birbirleriyle kıyaslan-
ması oldukça zordur. İlk olarak, bazı
alanlarda verilen eğitimler yetersiz
kalmaktadır. Özellikle meslekle-
rindeki başarı grafikleri yukarılara
taşımak isteyen bireyler, yeterli eği-
timleri almak üzere yurtdışına çık-
maktadır. Bu maksatla yurtdışına çı-
kan kişilerin birçoğu eğitim aldıkları
ülkede kalmakta ve beyin göçünün
önemli bir kısmını oluşturmakta-
dır. Bu kişilerden bazılarının devlet
bursu ile yurtdışında eğitim almak
üzere gönderildiği ve yine bazıla-
rının ülkemizde dönmemeyi tercih
ederek kendilerine verilecek para
cezalarını ödemeyi tercih ettiği acı
bir gerçek olarak karşımıza çıkmak-
tadır. AR-GE faaliyetlerine yetersiz
kaynak ayrılması, gereken önemin
verilmemesi bir diğer sebeptir. Dü-
şük hayat standartları da beyin gö-
çüne zemin hazırlayan bir durumdur.
Siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklar
beyin göçlerini tetikleyen önemli bir
detaydır. Esasen ülkemizdeki beyin
göçlerine en çok etkide bulunan de-
tay da budur. Uygun çalışma ortam-
larının eksikliği, yeterli teknolojiyle
donatılmış araç gereçlerin yoksun-
luğu da bilim insanlarının çalışma-
larını kısıtlayarak beyin göçlerine
sebebiyet vermektedir. Fırsat eşit-
liğinin olmaması, yeterli nitelikteki
bireylerin yerine birtakım çıkarlar
doğrultusunda farklı kişilerin tercih
edilmesi de gözden kaçırılmamalı-
dır. Yaşam tehlikesi, terör olayları da
bir diğer nedendir. Beyin göçünün
nedenleri ile yüzleşmek durumun-
dayız. Aksi halde çözüm önerileri
üretmekten oldukça uzak bir nokta-
da bulunacağız.
Bilim, insanlığın ortak mirası ve
malıdır. Bilim bir hizmettir ve bu
hizmet başta insanlığa katkı sağla-
mak üzere yapılır. Bu sebeple bili-
min ilerlemesi maksadıyla yapılacak
çalışmalar nerede verimli ve başarılı
bir şekilde gerçekleşecekse, orada
yapılması akla ve mantığa en uygun
olandır. Bunun yanı sıra, milletlerin
kendi sahip oldukları bir medeniyet-
leri vardır. Milletler, bu medeniyetin
gelişmesi ile tarih arenasında varlı-
ğını idame ettirmektedir. Şüphesiz ki
medeniyet mefhumundan uzaklaşan
milletler yok olmaya mahkumdur.
Çağdaş uygarlık seviyesinden epey
geride kalan milletler; bilimsel, kül-
türel ve ekonomik açıdan zengin
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
60
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
61
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
medeniyetlere bir şekilde esir bı-
rakılacak ve her anlamda sömürge
haline gelecektir. Bu yüzden bilim
insanlarının, insanlığa hizmet etme
ilkesine sadık kalarak kendi millet-
lerinin bekasını ve değerlerini ön
planda tutması gerekliliği; kaçınıl-
maz bir gerçektir. Bilim insanlarımız
vatanımızı terk edip, bir başka ülke-
de çalışmalarına devam etmektense
ülkemizde çalışmalarını sürdürme-
lidir. Burada devletimize de ciddi
bir görev düşmektedir. Devletimiz,
bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde
bilim insanlarımıza rahat çalışma
alanları, uygun ve yeterli çalışma
imkanları sunmalıdır. Onları ve ilim-
lerini koruyacak her türlü tedbirler
alınmalıdır. İşte bu karşılıklı şartlar,
başarılı ve samimi bir biçimde haya-
ta geçirildiği vakit beyin göçlerinin
önüne geçilecek, hem milletimize
hizmet edilecek hem de insanlığın
ortak mirasına inancına bağlı kalın-
mış olunacaktır.
Bilimsel ilerlemeler sadece dü-
şünce özgürlüğünün hüküm sürdüğü
atmosferlerde yaşayabilir. Düşünce-
lerin ifade edilmesinden çekinildiği,
kaçıldığı bir ortamda bilimin ilerle-
mesi söz konusu değildir. Zira bilim
insanlarının, düşüncelerinden ötürü
suçlanacakları, yargılanacakları hat-
ta mahkum edilecekleri bir sonuçla
karşı karşıya kalması mümkündür.
Bu hal, bilimin taşıyıcısı olan bilim
insanlarının yollarını tıkayan bu en-
geldir. Düşünce özgürlüğü ortamına
sahip olunmaması düşünceye veri-
len değeri azaltmakta, böylelikle bi-
limin ilerlemesi sekteye uğratmakta
ve günümüzde beyin göçlerini bera-
berinde getirmektedir. Düşünce öz-
gürlüğünün sınırları ile insaniyetin
ve vatanperverliğin çizgileri karış-
tırılmaması hususuna elbette dikkat
çekmek gerekmektedir. Galileo,
dünyanın döndüğünü dile getirdi-
ği için engizisyon mahkemelerinde
yargılanmıştı, mahkum edilmişti.
Bu onun çalışmalarına çekilmiş bir
setti. Belki de birçok Galileo’nin ye-
tişmesinin de önüne geçen bir setti.
Tarihin tanımadan unuttuğu, kazan-
madan kaybettiği nice yetenekler
demekti. Takiyüddin’in emekleriyle
Tophane’de bir rasathane kurul-
muştu. Geride bırakılan dört sene-
nin ardından dönemin şeyhülislamı
Ahmed Şemseddin Efendi padişah
III. Murad’ı, rasathanenin yıkılması
için ikna etmişti ve İstanbul, dün-
ya üzerinde daha önemli bir bilim
merkezi olma şansını kaybetmişti.
Hezarfen Ahmed Çelebi, insanların
bazı gereçler kullanarak uçabilece-
ğini iddia etmiş ve bu iddiasını da
Galata Kulesi’nden Üsküdar’a ken-
di yaptığı kanatlarla uçarak kanıt-
lamıştı. Önce dönemin padişahı IV.
Murad tarafından ödüllendirilmiş
fakat yılmadan yaptığı çalışmala-
rın karşılığında, elinden birçok iş
gelen, uçmayı başarabilen bu adam
korkulacak biri olduğu iddiasıyla
Cezayir’e sürgün edilmişti. 1930
ve 1940’lı yıllarda Avrupa’daki bu-
naltıcı Nazi baskılarının sonucunda
Einstein, Freud, Erich Fromm gibi
önemli bilim insanları ABD’ye göç
etmiştir. Yine aynı dönemde birçok
bilim insanı Türkiye’ye gelmiştir ve
üniversitelerin gelişmesinde önemli
katkılar sağlamışlardır. Tarihin bu
ve benzeri örneklerin nicelerine sa-
hip ders çıkarılması gereken bir bo-
yutu vardır.
Türkiye’de beyin göçleri
1960’ların ortalarına doğru başla-
mıştır. İlk beyin göçü dalgalarını
doktorlar, ardından mühendisler
gerçekleştirmiştir. Günümüzde de
azımsanamayacak bir düzeyde be-
yin göçü ile bilim insanlarımızı
kaybetmekteyiz. Bugün yetiştirilen
gençlerin bu hususa dair düşünce-
lerini ve gelecek planlarını belirle-
mek ve değerlendirmek maksadıyla,
örneklem olarak belirlenen bir grup
üzerinde yapılan araştırmalar genç-
lerin yurtdışında yaşamak ve eğitim
almak fikirlerinden pek uzak olma-
dıklarını ortaya koymaktadır. Üste-
lik doktorlar ve mühendislerle baş-
layan beyin göçü dalgaları, bugün
sosyal bilimler de dahil olmak üzere
bütün dalları içerisine alacak bir bü-
yüklükle devam etmektedir.
Şubat 1994’daki istatistikle-
re göre, o dönemde Türkiye’den
eğitim almak amacıyla yurtdışına
burslu olarak gönderilen öğrenci-
lerin yaklaşık %25’i ülkemize geri
dönmemektedir. 1982-1994 yılla-
rı arasında yurtdışına Milli Eğitim
Bakanlığı’nca burslu olarak gönde-
rilen 1600 öğrenciden 500’ü devle-
te tazminat ödeyerek ülkemize geri
dönmemeyi tercih etmiştir. Şubat
2002 tarihli diğer bir istatistikte ise
1987-2002 yılları arasında 27 farklı
ülkeye toplam 3.504 öğrenci gönde-
rildiği fakat bunların 400’ünün geri
dönmediği tespit edilmiştir.
Ülkeler beyin göçleriyle bilim
insanları çekebilmek için bir cazi-
be oluşturmak maksadıyla birtakım
çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışma-
ların en önemlileri uluslararası are-
nada etkili bir propaganda ve bilime
dair bilinçli politikalardır. Elbette bi-
lim insanlarının ülkeye gelmelerini
ve yerleşmelerini de kolaylaştıracak
yasal düzenlemeler de yapılmalıdır.
ABD 1960’larda göçmen yasasını,
nitelikli ve eğitimli bireylerin göç-
lerini kolaylaştıracak şekilde değiş-
tirmiştir. Bununla birlikte, ABD’ye
iyi yetişmemiş, niteliksiz bireylerin
yerleşmesi de zor bir süreçtir. ABD,
bu noktada tedbirlerini yasal düzen-
lemelerle almıştır. Türkiye maalesef
bu konuda zayıf kalmaktadır. Tür-
kiye, özellikle Sovyetler Birliğinin
dağıldığı dönemde bilim insanlarını
çekebilecek bir durumda mevcut
iken bu fırsattan yararlanamamıştır.
Beyin göçlerinin önüne geçi-
lebilmesi için ilk olarak bu soruna
gereken önem verilmeli ve bu sorun
etraflıca ele alınmalıdır. Sıkça değiş-
tirilmeyen, adil ve modern bir eğitim
sistemi hayata geçirilmelidir. Birey-
ler, yeteneklerine göre mutlu ola-
bileceği, ilgi duyabileceği alanlara
yönlendirilmelidir. Devletimiz bilim
ve teknoloji politikaları geliştirmeli-
dir. Dünyadaki yenilikler anbean ta-
kip edilmeli, ülkemize en uygun ve
en hızlı bir şekilde uyarlanmalıdır.
Bilimsel çalışma alanları genişletil-
meli ve iyileştirilmelidir. Bilim, tek-
noloji, eğitim gibi temel yapı taşları
siyasi çekişmeler ve değişimlerden
uzak tutulmalıdır. Herkesin ortak
bir şekilde kabul ve hizmet ettiği bir
yapı haline büründürülmelidir.
Ülkeler eğitim anlamında topar-
lanma aşamasına girdiği vakitlerde
yurtdışında yaşayan bilim insanla-
rını ülkeye dönmeye davet ederler.
Bilim insanlarının döndüğünde on-
ları karşılayacak, çalışmalarına ra-
hatlıkla devam edebileceği imkanlar
ve ortamlar hazırlarlar. Üniversite-
lerde dersler vermek üzere kadrolar
açarlar. Böylelikle bilim insanları
bireysel çalışmaları ile ülkenin mev-
cut vaziyetine katkıda bulunurlar,
üniversitelerde verdikleri dersler-
le gençliğin gelişimine ve iyi eği-
tim almalarına katkıda bulunurlar.
Gençliğe yapılan yatırım, geleceğe
yapılan yatırım demektir. Sonuç ola-
rak bu ülke, hem bugününe hem ya-
rınına yatırım yapmıştır. Maalesef,
Türkiye’de bu konuya duyulan özen
ve ortaya konulan faaliyetler yeter-
siz kalmaktadır.
Türkiye, sahip olduğu genç nü-
fus yoğunluğu ile dünyada dikkat-
leri üzerine çekmektedir. Zira genç
nüfus, oldukça büyük bir potansiye-
le sahiptir. Türkiye’nin beyin göçü
ile yabancı bir ülkede ikamet eden,
yurtdışında çalışmalarına devam
eden değerli bilim insanları vardır
fakat yurtdışında olmalarından ötürü
ülkemize hizmette bulunamamakta-
dır. Bu durum birçok olumsuz so-
nuçla birlikte, bilim insanları-genç-
lik arasında da bir kopukluk oluş-
turmaktadır. Bu kopukluk ivedilikle
tamir edilmeli ve sağlam temeller
üzerinde bir köprü atılmalıdır. Bu
köprü, milletimizin geleceğe uzanan
yolunun kilit kısmıdır.
Beyin göçleri nitelikli, eğitimli
ve yetenekli bireylerin kendi ülke-
lerinden ayrılmaları ile meydana
gelmekte ve dünyadaki çoğu ülkeye
telafisi zor, olumsuz sonuçlar doğur-
maktadır. Beyin göçlerinin olumsuz
etkilerine maruz kalan ülkeler ve be-
yin göçlerinden nemalanarak somut-
soyut zenginliğine ve sermayesine
katkıda bulunan ülkeler arasındaki
uçurumu arttırarak, dünyadaki eşit-
sizliği geri dönülmesi zor bir boyuta
taşımaktadır. Gelişmekte olan ül-
keler kategorisinde değerlendirilen
Türkiye de beyin göçü sorunu ile
karşı karşıyadır. Birçok sebebe ve
beraberinde sonuca sahip olan beyin
göçlerinin bir anda önüne geçilmesi
zordur, belirli bir süre ve emek is-
temektedir fakat imkansız olan bir
hadise değildir. Bilim ve teknoloji-
ye verilen önemin arttırılması, bilim
insanlarının ihtiyaç ve isteklerine
kulak verilmesi, günlük yaşamda
huzursuzluğa neden olan toplumsal
problemlerin çözüme kavuşturul-
ması, modern bir eğitim sistemi gibi
gerekliliklerin yerine getirilmesiyle
aşılabilecek bir problemdir. Geliş-
melerin tarih boyunca maksimum
hıza ulaştığı bu zaman diliminde,
tam bağımsız bir şekilde dünya dü-
zenine ayak uydurup, ayakta kala-
bilmek için beyin göçlerine neden
olan unsurların ortadan kaldırılması
gerekmektedir.
KAYNAKÇA:
KURTULUŞ, Berrak. Beyin
Göçü: Geçmişte, Günümüzde ve
Gelecekte.
ERDOĞAN, İrfan. Beyin Göçü
ve Türkiye.
KAYA, Muammer. Beyin Göçü/
Entelektüel Sermaye Erozyonu, Bil-
gi Çağının Gönüllü Göçerleri Beyin
Gurbetçileri.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
62
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
63
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
TARİH BİLİNCİ VE GENÇLİK
Emre ÖZBEY
Ülkü Ocakları Aydın İl Başkanı
Gençlik, çocuklukla erişkinlik
arasında yer alan, gelişme, ruhsal
olgunlaşma ve yaşama hazırlık dö-
nemidir. Ergenlikle başlayan hızlı
büyüme, gençlik çağının sonunda
bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla
biter. BM Örgütünün tanımına göre
genç, 15-25 yaşları arasında, öğre-
nim gören, hayatını kazanmak için
çalışmayan ve ayrı bir konutu bu-
lunmayan kişidir. Gerçekten gençlik
hem toplumsal, hem biyolojik, hem
de ruhsal bir kavramdır. Türk top-
lumu gerçek anlamda genç bir top-
lumdur. Zira nüfusumuzun % 60’ını
25 yaşın altındaki çocuk ve gençler
oluşturmaktadır.
Tarih; geçmişte yaşamış insan
topluluklarının yaşayışlarını yer ve
zaman belirterek, neden sonuç iliş-
kisi içerisinde, belgelere dayanarak
inceleyen objektif bir bilim dalıdır.
İnsanların geçmişten günümüze
kadar sosyal, ekonomik ve siyasal
faaliyetleri, meydana getirdikleri
kültür ve uygarlıklar; kısacası her
türlü insan faaliyeti tarih biliminin
konusunu oluşturmaktadır. Sosyal
bilimlerin temeli olarak kabul gören
tarih, milletlerin hafızası olarak de-
ğerlendirmek yanlış olmayacaktır.
Bu açıdan değerlendirildiğinde bir
milletin tarihini iyi bilmesi ve gele-
cek nesillere aktarabilmesinin önemi
daha iyi anlaşılır.
Bilinç; insanın kendisini, çevre-
sini ve olup biteni tanıma, algılama,
kavrama, fark etme yetisi olarak ifa-
de edilir. Milli Bilinci ise şu şekilde
tanımlayabiliriz: Bireylerin, gele-
neksel değerlerini koruyarak geli-
şimlerini sürdürmeleri, mensubu ol-
dukları milletin değerlerini hakkıyla
benimsemeleri ve kavrayabilmeleri,
devletine ve mensubu olduğu millete
faydalı bir birey olabilmeleri, tarih-
sel gelişim süreçlerinin birikimiyle
milli güç ve hassasiyetlerinin farkı-
na varabilmeleri ve ileriki nesillere
milli ülkülerini aktarabilmeleri; tüm
bunların sonucu olarak da , bilimsel
ve ekonomik olarak kalkınmış, güç-
lü bir devlete sahip olan güçlü bir
millet hedefine varılabilmesi, mil-
letinin karşılaşabileceği yokluk ve
imkânsızlıklar karşısında, sarsılmaz
bir inanç ile her türlü engelle başa
çıkabilme gücüdür. Kısacası tasada
ve sevinçte bir milletin topyekûn
tepki verebilmesidir. Yeni nesiller-
de milli bilincin oluşabilmesi ancak
sağlıklı bir tarih bilincinin yerleş-
tirilebilmesi ile mümkün olabilir.
“Tarihçilerin Kutbu” merhum Halil
İnalcık “Tarihimizi millete iyi öğ-
retmek icap eder. Bu bütün dünyada
böyledir. Milletler medenileştikçe
tarih tedrisatı ehemmiyet kesbeder.
Bir milletin ilerlemesi, hatta yaşa-
ması için, tarih şuuruna sahip olması
lazımdır. İngiltere’nin kudreti, tarihe
saygısından gelir. Tarih, geleceğimiz
için sonsuz bir kaynaktır.” Sözleriy-
le konunun önemini vurguluyor.
Öncelikle, geçmişten günümüze
milletimizin tarih aktarımının nasıl
gerçekleştiğine kısaca değinmekte
fayda var. Köklü ve zengin bir tarihe
sahip olan Türk milleti, sahip olduğu
bu mirası sonraki nesillere aktarma-
ya çalışmıştır. Bunu yaparken İslam
öncesinde en yaygın sözlü edebi tür
olan destanlar önemli bir yer tutmuş-
tur. Bu destanlar aracılığıyla yeni
nesillere cesaret vermeye, yaşanmış
olaylardan ders çıkarmalarını sağla-
maya çalışmışlardır. Nitekim yazılı
edebiyatımızın ilk ürünü olarak ka-
bul gören Göktürk Kitabelerinde de
bunun yansımalarını görmek müm-
kündür.
Selçuklular ve Osmanlı
Devleti’nin Tanzimat’a kadar olan
döneminde tarih yazıcılığı genelde
hükümdarların yaşantılarından ke-
sitler, zaferleri ve yaptıkları hayır
işlerinin anlatıldığı eserler olmuş-
tur. Bununla birlikte Hz. Peygamber
(S.A.V)’in hayatı mutlaka anlatıl-
mıştır. Ancak bu aktarım dar bir ke-
sim ile sınırlı kalmış, halk arasında
destanlar, menkıbeler, türküler ara-
cılığıyla tarih aktarımı sürmüştür.
Osmanlı tarihçiliğinin veya tarih
yazıcılığının tek bir konuyu esas al-
madığı söylenebilir: Ne tek başına
İslam’a, ne din propagandası yoluy-
la yayılan etnik gruba, ne de Türkler
gibi tek bir ırka hasredilmiştir. Os-
manlı tarihçiliği imparatorluk siya-
setinin bir ürünü olarak hepsinin bir
karışımından oluşuyordu. Diğer im-
paratorluk tarihleri gibi geleneksel
Osmanlı tarihçiliği de temelde gele-
cekte hatırlamak amacıyla olayların
destansı bir aktarımı yoluyla siyasal
meşruluk için bir temel oluşturuyor-
du.(Ortaylı, 2005: 66-67)
Tarih, bir ders olarak XIX. yüz-
yılda uluslaşma süreci ile müfredat-
lardaki yerini almış bir disiplindir.
Ülkemizde de tarih bir ders olarak
ilk kez Tanzimat reformlarından son-
ra okul programlarına girmiş. 1869
Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi ile
ilk düzenli okul müfredatı hazırla-
nırken, tarih dersi bu müfredatın bir
parçası olarak kabul edilmiştir.
Tanzimat döneminde yeni tarih
yazma yöntemleri benimsenmeye
başlamış geleneksel tarih anlayışın-
dan pragmatik yönteme geçiş ger-
çekleşmiştir. Ahmet Cevdet Paşa,
tarihin sadece olayların kronolojik
bir sıralaması değil insanoğlunun
tecrübesinin, kaynakların tenkidi de-
ğerlendirilmesi yoluyla incelenmesi
gerektiğini kavrayan ilk Osmanlı
tarihçilerinden biri olarak “Tarih-i
Devlet-iAliyye” (Cevdet Tarihi) adlı
eserini yazdı. (Ortaylı, 1986:163-
164) II.Meşrutiyet döneminde, tarih
daha millici bir yaklaşımla aktarıl-
maya çalışılmıştır.
Tarih aktarımı yapılırken daha
ziyade kişilerin zaferleri aktarılmış,
siyasi ve askeri tarih ön plana çık-
mıştır.Türk Milleti’nin siyasi ve as-
keri olarak dünya tarihine iz bırak-
tığı bir hakikattir. Ancak, milletimi-
zin tarihinin sadece askeri ve siyasi
tarihten ibaret olmadığını da kabul
etmek gerekir. Milletimiz, kılıcıyla
ve teşkilatıyla olduğu kadar; kalemi,
sanatı, bilimi ile de dünya tarihine
iz bırakmıştı. Geçmişten günümüze,
yeni nesillerde tarih bilinci oluştu-
rurken üzerinde durulması gereken
en önemli durumlardan biri de bu
olmalıdır.
Gençlerimizde tarih bilincini
yerleştirmeye çalışırken basmakalıp
yöntemlerin dışına çıkılması gerek-
tiğinin farkına varılabilmesi önemli-
dir. Sadece savaşların tarihlerini ez-
berleterek, arzulanan tarih bilincini
yerleştirmek hayal olacaktır. Örne-
ğin İslam Öncesi Türk toplumunun
birbirine kenetlendiğinde çok önem-
li siyasal ve askeri başarılar elde
ettiği bir vakıadır. Bununla beraber
aynı toplumun askeri ve siyasal yön-
temlerle değil, farklı yollar izlenerek
parçalandığı ve yenildiğini aktar-
mak gereklidir. Fatih’in çok genç
yaşta İstanbul’u fethettiğini anlatı-
rız. Ancak Fatih’in nasıl bir eğitim-
den geçtiğini de anlatmak zaruridir.
İstanbul’un büyük fedakârlıklarla ve
müthiş bir askeri güçle ele geçirildi-
ği kadar, iman ve bilimin katkısının
da bu fetihte ne kadar önemli bir rol
oynadığını vurgulamak gereklidir.
Mustafa Kemal’i, Atatürk yapan
eğitimi, yaşadıklarını ve şartları iyi
analiz etmek gereklidir.
Yetişen yeni nesillerde tarih bi-
lincinin oluşturulmasında tarih der-
sinin önemi çok büyüktür, ancak
kelimenin tam anlamıyla bir açık
hava müzesi olan ülkemiz, insanlı-
ğın ilk dönemlerinden itibaren çeşit-
li uygarlıklara ev sahipliği yapmış-
tır. Kadim toplulukların, ilkçağdan
itibaren durağı olmuştur. Hatti, Hitit,
Frig, Pers İmparatorluğu, Make-
donya Krallığı, Bergamalılar, Roma
İmparatorluğu, Bizans gibi pek çok
devlet bu topraklarda yaşamışlardı.
Bu özelliğiyle zengin mirasa sahip
olduğumuzun bilinmesi gerekiyor.
Gençlerimizin bu mirası görmele-
ri, anlamaları mirasa sahip çıkma-
ları ve ileriki nesillere aktarmala-
rı açısından mühimdir. Malabadi
Köprüsü’ndeki güzelliğin, Divriği
Külliyesi’ndeki zarafetin, Topkapı
Sarayı’ndaki asaletin, Selimiye’de-
ki dehanın, Sultanahmet’teki ihti-
şamın, Çanakkale’deki fedakarlığın
gençlerimize yerinde gösterilmesi-
nin onlarda uyandıracağı duyguları
ve oluşturacağı bilinci tahmin etmek
zor değildir.
Bu kavramlardan hareketle, az
önce de vurgulandığı gibi, nüfusu
genç olarak tanımlanabilecek asil
milletimizin evlatlarına doğru bir
tarih bilinci kazandırabilmek büyük
bir önem arz etmektedir. Biz biliyo-
ruz ki geçmişini bilmeyen bugünü
kavrayamaz, bugünü bilmeyen ge-
leceğe yön veremez. Gençlik, insan
ömrünün en kıymetli hazinesi, hayat
mevsimlerinin bahar faslıdır. “Ağaç
yaşken eğilir.” atasözünün ifâde
ettiği gibi, şahsiyet ve karakterin
şekillendiği, önemli bir zaman di-
limidir. Ayrıca gençlik; çalışkanlık,
zindelik, cesaret, metânet, heyecan
ve kuvvet mevsimi olması sebebiy-
le, ayrı bir önem taşımaktadır. İnsan
ömrünün en güzel çağının boş heva
ve heveslerle harcanmaması, bu kıy-
metli vaktin doğru kullanılması ge-
rekmektedir. Yüzünü yeni yüzyıla,
milli hedeflere dönmüş Türk Mille-
tinin istediği amaca ulaşabilmesinin
yegâne destekçisi asil milletimizin
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
64
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
65
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
vatansever gençleri olacaktır. Bu-
nun için, her alanda, her sektörde
dünya ile rekabet edebileceğimiz
bir kararlılığı ve yapılanmayı ortaya
koymamız şarttır. Türkiye, “Türkiye
olarak kalabildiği” ve etkin olabildi-
ği sürece vardır ve değerlidir. Bu se-
beple, her bilim dalında, her alanda
kendi aydınlarımızı yetiştirmemiz,
ülkemizi teknoloji ve bilgi üreten bir
konuma getirmemiz zorunludur. İşte
bu noktada, en az bunlar kadar zo-
runlu olan konuların başında gençle-
rimizin tarihiyle ve milletiyle barışık
bir tarzda yetişmesi, milli bilincin ve
duyarlılıkların tabii bir süreç haline
gelmesidir; çünkü bilgi, inanç, azim
ve ülkü aşkı ile donanmış genç ne-
sillerin yenemeyeceği hiçbir zorluk,
ulaşamayacağı hiçbir hedef, başara-
mayacağı hiçbir iş yoktur.
Gençliğimiz bu hedeflere yü-
rürken rehberi ne olacaktır? Bu so-
runun cevabı gene asil milletimizin
tarihinde gizlidir. “Atasını bilmek!”
işte anahtar kelime budur. İletişim
kanallarının çoğaldığı, internetin ve
sosyal ağların hayatın pek çok sa-
hasında egemen olduğu günümüzde
gençler, zamanlarının büyük bölü-
münü sanal ortamlarda harcamak-
ta ve oradan gelecek olan her türlü
zihinsel ve kültürel deformasyona
maruz kalmaktadırlar. Kendine sa-
nal kahramanlar bulan gençlerimiz
kendi tarihlerinden giderek uzak-
laşmaktadır. Gençlerin kendi kim-
liklerini bulabilmesi küçük yaştan
itibaren verilecek tarih bilinci ve
tarih eğitimi ile mümkündür. Ta-
rihin her döneminde “Kahraman”
yetiştirebilen asil milletimizin,
gençlerimizin sanal kahramanlara
ihtiyacı yoktur. Onun kahramanı
21 yasında çağ açıp, çağ kapatan,
Peygamber Efendimiz(S.A.V)’in
övgüsüne mazhar olan Fatih sul-
tan Mehmet’tir. Onun Kahramanı
“ümitsiz bir savaş” olarak nitelen-
dirdiği bir savaşta dahi komutanlık
ve teşkilat kurma becerisini gösteren
Mustafa Kemal’dir. Onun kahrama-
nı genç bir subayken Turan aşkıyla
yaktığı meşaleyi dünyanın en büyük
gençlik hareketine dönüştüren Baş-
buğ Alparslan Türkeş’tir. Onun kah-
ramanı gençliğin komünizm belası-
na düştüğü, ülkenin dış güçlerinin
uydusu haline getirilmeye çalıştığı
bir dönemde canını seve seve mem-
leketi uğruna feda eden ülkücü genç-
liğin her bir ferdidir.
Bugün geçmişe nazaran günü-
müz gençleri yoğun bir teknoloji ve
iletişim bombardımanı altındadır.
Gençlerin dünyasındaki en önem-
li değerler cep telefonu, bilgisayar,
internet, televizyon olmuştur. Ken-
di ifade etmekte zorlanan, iletişim
sorunu yaşayan gençler toplumda
giderek artmaktadır. Bunun sonu-
cu olarak da kendi sanal dünyasın-
da aldığı beğeniler ile itibar ölçen,
yazdığını birçok kişi görüyor diye
her konunun uzmanı kesilen, hatta
kendini olduğundan farklı gösterme
eğiliminde bulunan bir kitle oluş-
maya başlamıştır. Asil milletimizin
yegâne umudu olan gençlerimizin
çağımızın bir takım olumsuzlukla-
rından etkilenmemesi, bedenen ve
ruhen sağlıklı ve eğitimli bir şekilde
varlığını sürdürmesi, kültürel değer-
lerini yaşaması, daha iyi bir gelecek
sağlanması için gençlerimizi tarih
bilinciyle yoğurmalı, onlara tarihi-
mizi doğru bir şekilde öğretmeliyiz.
Onları tarihin ışığında doğru hedef-
lere, doğru rehberlerle yönlendirme-
liyiz.
Başbuğumuz, “dalından kopan
yaprağın akıbetini rüzgar tayin eder”
demiştir. Bizler yaprağız; milletimiz
ağacın gövdesi, tarihimiz ve tarihi-
mize ışık tutanlar da köklerini oluş-
turur. Bu öyle bir ağaçtır ki yapraklar
gün olur gövdeyi ayakta tutan kök-
lere dönüşebilir. Tarihimizde, yap-
rakken kök olan, gençlerimizin rol
model alacağı çok sayıda şahsiyet
var: Tomris Hatun, Metehan, Attila,
Bilge Kaan, Tonyukuk, Boğarık Ha-
tun, Tuğrul ve Çağrı Beyler, Alpars-
lan, Sencer, Maturidî, Ahmet Yesevî,
Farabî, İbn Sina, Birunî, Harezmî,
Kılıçarslan, Hacı Bektaş, Yunus
Emre, Orhan Bey, Fatih, Yavuz,
Kanunî, Süyümbike, Uluğ Bey, Ta-
küyiddin, IV.Murat, Hatice Turhan
Sultan, II.Mahmut, II.Abdülhamit,
Nene Hatun, Ali Kuşçu, Katip Çele-
bi, Mimar Sinan, Itrî, Fuzulî, Naima,
Enver Paşa, Seyit Onbaşı, Yörük Ali
Efe, Atatürk, Atsız, Alparslan Tür-
keş her gencin örnek alabileceği abi-
de şahsiyetlerdir.
Necip Fazıl’ın dediği gibi “Kim
var!” diye seslenilince, sağına ve so-
luna bakınmadan, fert fert “ben va-
rım!” cevabını verici, her ferdi “be-
nim olmadığım yerde kimse yoktur!
“ duygusuna sahip bir dava ahlâkını
pırıldatıcı bir gençlik ancak düşünen,
doğru okuyan, sorgulayan ve tarihi-
ni bilen gençliktir. O gençlik tarihle
yoğurulacak, kutlu dergâhlarımız
olan ocaklarda pişecek ve memleket
sathına Türk Milliyetçiliğini, nakış
nakış işleyecektir.
KAYNAKÇA
ORTAYLI, İlber. (2005), Gele-
nekten Geleceğe, (11. Baskı). İstan-
bul. Ufuk Kitapları Yayınları.
ORTAYLI, İlber. (1986), Cevdet
Paşa ve Osmanlı Tarihi Ahmet Cev-
det Paşa Semineri, İstanbul, 27-28
Mayıs 1985 Bildirisinden Ayrı Ba-
sım
ERGİN, Muharrem. Orhun Abi-
deleri
İNALCIK, Halil
OKUMA KÜLTÜRÜ VE GENÇ
BİREYLERDE OKUMA ALIŞKANLIĞI
ÜZERİNE
Betül Kübra GÜNGÖRDÜ
OKUMA OLGUSU (TANIM)
Okuma hakkında değişik tanım-
lar yapılmış ve okuma sözcüğüne
değişik anlamlar yüklenmiştir. Oku-
ma kavramı toplumdan-topluma
ve zaman içinde değişmekte, yeni
biçimler almaktadır. Okuma, çe-
şitli gelişme aşamalarından oluşan
karmaşık bir süreçtir. Okuma, bası-
lı ya da yazılı işaretleri yorumlama
ve adlandırma amacı ile zihnimizin
göz ve ses organlarımızla birlik-
te ortaklaşa yaptığı etkinlik olarak
tanımlanabilir. Okuma, her dilin
kendi kurallarına uyarak yazılı me-
sajları sözlü mesaj haline getirmek,
kavramak, muhakeme yürütmek ve
yargıya varmaktır. Okuma, bir yazı-
yı, sözcükleri, cümleleri, noktalama
işaretleri ve öteki öğeleri ile görme,
algılama ve kavrama sürecidir. Bir
ülkenin sosyal ve ekonomik kalkın-
mışlığının göstergelerinden biri de
kitap sayısıdır. Bu yüzden ülkeler,
ilkokuldan üniversiteye kadar okul
programları içinde okumanın yerini
en başa koymuşlardır. Millî Eğitim
Türkçe Programı’nın genel amaçları
şöyle sıralanmıştır:
1)	 Öğrencilere, görüp izledik-
lerini, dinlediklerini, okuduklarını
tam ve doğru olarak anlama gücü
kazandırmak;
2)	 Onlara, görüp izlediklerini,
dinlediklerini, okuduklarını, incele-
diklerini, tasarladıklarını söz ya da
yazı ile doğru ve amaca uygun ola-
rak anlatma beceri ve alışkanlığını
kazandırmak;
3)	 Öğrencilere Türk dilini
sevdirmek, kurallarını sezdirmek;
onları Türkçeyi gelişim süreci için-
de bilinçle, özenle ve güvenle kul-
lanmaya yöneltmek;
4)	 Onlara dinleme, okuma
alışkanlık ve zevkini kazandırmak;
estetik duygularının gelişmesine
yardımcı olmak;
5)	 Türlü etkinliklerle öğrenci-
lerin kelime dağarcığını zenginleş-
tirmek;
6)	 Onların milli duygusunu ve
coşkusunu güçlendirmede kendi pa-
yına düşeni yapmak;
7)	 Sözlü ve yazılı Türk ve
dünya kültür ürünleri yoluyla, Türk
kültürünü tanıma ve kazandırmada
Türk yurdunu ve ulusunu, doğayı,
hayatı, insanlığı sevmelerinde yar-
dımcı olmak;
8)	 Onlara, bilimsel, eleştirici,
doğru, yapıcı ve yaratıcı düşünce
yollarını kazandırmada Türkçe der-
sinin payına düşeni gerçekleştirmek-
tir.
Yukarıda sıralanan amaçların
gerçekleştirilmesinde okumanın
rolü büyüktür. Gerek Türk dilinin
öğretilmesinde gerek öğrencinin
kişiliğinin tamamlamasında ve kül-
türünü öğrenebilmesi için çocuklara
okula başladığı ilk günden itibaren
okuma alışkanlığının kazandırılması
gerekmektedir.
Anlama, anlatma ve dilbilgisi
öğretimi üzerine kurulan Türkçe
dersi ve Türkçe öğretmeni, okuma
konusunda üzerine düşen vazifeyi
yerine tam olarak getirmelidir. Emin
Özdemir, bu konuyu şöyle dile ge-
tirmektedir:
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
DOSYA KONUSU
66
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
67
DOSYA KONUSU
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
Anadilimizi ustalıkla kullana-
bilmenin ölçüsü nedir? Bu soruyu
en yalın bir biçimde şöyle yanıtla-
yabiliriz. Okuduğumuzu ve dinle-
diğimizi anlayabilme; anladığımızı
anlatabilme… Okuduğunu ve dinle-
diğini anlamayan, anladığını da söz
ve yazıyla anlatamayan bir öğrenci-
nin hiçbir derste başarılı olabileceği
düşünülemez.
OKUMANIN ÖNEMİ VE İŞ-
LEVİ
Gelişmiş ülkelerin okuma alış-
kanlığı ile ilgili sorunları ciddi ve
hızlı bir biçimde ele alarak çözüm-
lemiş olmaları okumanın toplumsal
önemini ortaya koymaktadır. Oku-
yarak, günümüzde büyük boyutlara
ulaşmış bulunan bilgi birikiminden
yararlanabiliriz ve diğer insanlarla
iletişim kurabiliriz. İnsan okuyarak,
zihinsel bir gelişme gösterir. Bu ge-
lişme, anlayışın ve kavrayışın ge-
lişmesini sağlar. Zihin okuduğu her
yazıdan bir şeyler öğrenir. Bu öğren-
me bireyin bilinçlenmesini, hayatına
daha kolay yön vermesini sağlar.
Okumak, zihin kısırlığının başlıca
ilacıdır. Zihin okumakla açılır, ol-
gunlaşır, bütün fizik ve moral alem
okumakla geçit bulur.
Okuma, toplumsal yaşamın te-
mel ihtiyaçlarından biri durumun-
dadır. Bireyin entelektüel gelişimi-
nin temeli olan okuma, teknolojinin
damgasını vurduğu çağımızda top-
lumsal bir güç niteliğine bürünmüş-
tür. Kişinin bireyleşmesi ve içinde
yer aldığı toplumla sağlıklı ilişkiler
kurabilmesi en başta okuma gücü
kazanmasına bağlıdır. Bireyin anla-
ma gücünü geliştiren, bilgi dağar-
cığını zenginleştiren okuma, öğren-
menin de temel aracıdır. Okuma ile
değişimin bilincine varabilen bireyin
doğru seçim yapmasının, bir ülkede
demokratik yapının yaşatılmasında
da önemli bir yeri vardır.
Okuma sadece bilgi edinmede,
kafamızda oluşan sorulara cevap
bulmada ya da tecrübeleri paylaşma-
da kullanılan bir araç değildir. Birey
okuyarak anlama, seçme, kestirme
gücünü de geliştirir. Okuma, insan
kişiliğini geliştiren, düşünce dona-
nımını zenginleştirdiği gibi duyarlı-
lığını da yeniden kurup biçimlendi-
rebilir.
Makale, deneme, köşe yazısı,
eleştiri, röportaj gibi yazılar, insan
düşüncesini genişletir, bilgi dağarcı-
ğına yeni bilgiler katar; roman, hika-
ye, şiir gibi ürünler ise insan yaşa-
mını zenginleştirir, dünya sınırlarını
genişletir.
Kültür, toplumsal bir gelişme
süreci ve bunun sonraki nesillere ak-
tarılmasıdır. Bu tanıma göre okuma-
nın kültürel etkinlik boyutunun da
kuşaklar arasındaki bağları kurmak,
onları birbirine bağlamak etkinliği
vardır. Toplumsal yapı bir değişim
süreci içindedir. Bu değişme ve ge-
lişme süreci içinde insanların birbir-
lerine yabancılaşmaması, kuşakların
birbirinden kopmaması kimi değer
yargılarında birleşmelerine bağlıdır.
Bu değer yargılarını kazanmada, bi-
reylerin birbirlerini ve çağlarını ta-
nımada yazılı ve basılı kaynakların
önemli bir yeri vardır. İşte, okuma,
bireyleri bu kaynaklara götüren, on-
lardan yararlanmalarını sağlayan bir
araçtır.
İnsanların toplum içindeki dav-
ranışlarını çevresi ve bu çevrenin
oluşturduğu kültür şekillendirir. Bu
düşünce doğrultusunda okuma alış-
kanlığının kazandırılmasında top-
lumun önemli bir rol oynadığı ve
bireyin okuma davranışını geliştir-
mesini etkilediği söylenebilir. Bü-
tün bunlardan yola çıkarak okuyan
kişinin gelişmiş bir zihin ve kişiliğe
sahip olabileceği, yaşadığı toplumun
değer yargılarını anlayabileceği söy-
lenebilir. Okuyan toplumun da ve-
rimli bir ekonomiye, demokratik bir
yapıya ve sağlıklı bir vücuda sahip
olacağıdır.
GENÇLERDE ve ÇOCUK-
LARDA OKUMAALIŞKANLIĞI
Türkçe sözlükte “alışkanlık”
şöyle tanımlanmaktadır. “Bir şeye
alışmış olma durumu, iç ve dış et-
kilerle davranışların tekrarlanması,
hep aynı biçimde gerçekleşmesi so-
nucu beliren, şartlanmış davranış”.
“alışmak” fiili de, “Bir işi tekrarla-
yarak kolaylıkla yapabilmek; yadır-
gamaz duruma gelmek; sürekli ister
olmak” biçiminde ifade edilmekte-
dir.
Alışkanlıklar ve tutumlar, küçük
yaşlarda başlayan öğrenme süreci
sonucu gelişir. Belirli bir davranışın
görülmesi için çok tekrar edilme-
si, bireye bir zevk vermesi gerekir.
Alışkanlık tutum ve ortama bağlı
olarak ortaya çıkar ve bu bir davra-
nışa dönüşür.
Okuma alışkanlığı, bireyin oku-
mayı bir ihtiyaç olarak algılaması
sonucu, hayat boyu sürekli ve dü-
zenli bir biçimde gerçekleştirmesi
anlamına gelir. Okuma alışkanlığı-
nın oluşmasında diğer alışkanlıklar-
da da olduğu gibi en uygun dönem
çocukluk ve gençlik dönemidir. Ki-
şilik oluşumunun ve yaşama ilişkin
ilk deneyimlerinin yaşanmaya baş-
landığı, algılama ve etkilenmenin
en yoğun olduğu çocukluk dönemi
ile bedensel ve ruhsal gelişmenin
hızlandığı ve yaşama hazırlık diye
nitelenen gençlik dönemi, okuma
alışkanlığının oluşturulması yönün-
den birbirinin devamı olmasına rağ-
men, ailenin etkisi yönünden bazı
farklılıklar taşımaktadır. Çocukluk
döneminde en belirleyici etki ve rol
aileden gelmektedir.
Her okuma belli bir amaca yö-
nelik gerçekleştirilir. Gazete oku-
yarak dünyada ve ülkemizde olup
bitenlerden haberdar oluruz. İş ve
uğraş alanlarımızla ilgili bir kitabı
okur, gelişmeleri, değişmeleri izler,
bu konudaki bilgilerimizi tazeleriz.
Her ne suretle olursa olsun okumak,
bir amaç için yapılır; eğlenmek, boş
vakit geçirmek, günlük yorgunluğu
atmak, gelişen olaylardan haberdar
olmak, sosyal, kültürel, ekonomik
ve teknolojik gelişmeleri takip et-
mek, bilinmeyen şeyleri öğrenmek
gibi. Bir okuyucunun okuma alış-
kanlığı tanımlamak için, neleri, ne
zaman, nerede ve nasıl okuduğunu
ve okuduklarını hangi yolla elde
ettiğini belirtiriz; bunun yanı sıra
okuma alışkanlığı tanımına, okuyu-
cunun izlediği okuma stratejisi de
girmektedir. Okuma alışkanlığını
tanımlamada kullandığımız ölçütleri
şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Okuyucunun ne tür yayınlar
okuduğu,
2. Ne sıklıkla okuduğu, hangi
türleri ne oranda okuduğu,
3. Bir seferde aralıksız ne kadar
okuyabildiği
4. Yılın, haftanın ya da günün
hangi zamanlarında okumayı tercih
ettiği, ne zamanlar neleri okumaktan
hoşlandığı,
5. Okuduğu kitapları hangi yolla
elde ettiği; satın almak, ödünç almak
ya da kütüphanede okumak yolla-
rından hangisini-hangilerini tercih
ettiği,
6. Okuma sırasında hangi strate-
jileri izlediği; belli okuma teknikle-
rini kullanıp kullanmadığı.
Alışkanlıklar birey hayatında
çevreden, ebeveynden, öğretmen-
lerden ve özellikle de bireyin hare-
ket ettiği grubun verdiği ideallerden
davranış modelleri biçiminde elde
edilir. Bu nedenle alışkanlıklar top-
lumsallaşmanın en önemli sonuçla-
rından biridir.
Düzenli faaliyet olan alışkanlık,
ancak bireyin, onun zahmete değer
olduğunu hissettiğinde gerçekleşe-
cektir. Okuma alışkanlığı da okuma
eyleminin kişisel, mesleki ve sosyal
ilgileri yönünden birey için ne tür
yararları olduğu görüldüğünde kaza-
nılmış olacaktır. Bu doğuştan varo-
lan ilgi ve ihtiyaçların karşılanması
ile başlar, arkadan okumanın getir-
diği kazancın ne olduğunun kav-
ranması gelir ve son olarak, kitapla
düzenli bir arkadaşlığa dönüşür.
Okuma ve kitaplar ancak bu şekilde
alışkanlık olarak sağlam ve sürekli
bir konuma ulaşabilir.
Kişilere okuma alışkanlıkları-
nı geliştirme konusunda pek çok
şey yapılabilir. Araştırmalar, uygun
programların izlenmesi durumunda,
özellikle öğrencilerin okuma alış-
kanlıklarının geliştirilebileceğini
göstermektedir. Bu konuda yapılan
bir deneyde (Brown, Cromer ve We-
inberg, 1986), bir grup çocuğun bir-
birlerine ödünç kitap alıp vermeleri
sağlandığında, çocukların okuma
alışkanlıklarında gelişme kayde-
dilmiştir. Bir çocuğun, öğretmenin
önerdiği kitabı okuması arasında
fark olsa gerek Gençlik döneminde
ilişkin okuma alışkanlığı değerlen-
dirilebilmesi için öncelikle ‘’gençlik
çağı’’ kavramını açıklamak gerek-
mektedir. Konunun uzmanlarından
Özcan Köknel’in fizyolojik bir ge-
lişme ve olgunlaşma dönemi olarak
tanımladığı gençlik dönemi, hizmet
götüreceği gruba açıklık getirmek
için, tanımına yaş sınırları ile belir-
ginlik kazandırma durumunda olan
MEGSB ise, buluğa erme nedeniyle
bio-psikolojik bakımından çocuklu-
ğun sonu ile toplum hayatında so-
rumluluk alma dönemi olan 12-14
yaş grubu olarak tanımlamaktadır.
Bu dönemde genç, toplum içinde
bir rol oynamanın çabası içindedir.
‘’Bu çağ biyolojik, psikolojik ve
sosyal yönlerden hızlı bir olgunlaş-
ma çağı olup, birey bu döneminde
sosyal bir kişilik kazanır.’’ Görüldü-
ğü gibi gençlik döneminin, çocuk-
luk döneminde ayrıldığı en önemli
nokta, bireyin toplumsal bir kişilik
kazanmaya, yani ailesi ile olandan
daha yoğun olarak toplumla ilişkiler
kurmaya yönelmesidir. Bu yöneliş
doğal olarak, diğer alışkanlıklarda
olduğu gibi okuma alışkanlığının
kazanılmasında da belirleyici et-
menin arkadaş grubu, yakın çevre,
toplum, kültür, okul, kütüphane v.b.
toplumsal grup ve kurumların olma-
sına yol açmaktadır. Toplum tarafın-
dan desteklediğinde, birey, okuma-
yı, bu dönemde kişiliğinin sınırlarını
genişletme, toplumda önemli bir
rol oynamanın ve toplum ile ilişki-
ler kurabilmenin önemli bir aracı
olarak görmektedir. Bireye gençlik
döneminde okuma alışkanlığının ka-
zandırılabilmesi ve bu alışkanlığın
geliştirilebilmesi, halk kütüphanesi
ve dahil bir çok toplumsal kurum ve
kuruluşun çabası ile olanaklı olmak-
tadır.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
69
OCAK
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön
Dünya bir devler ve kahra-
manlar ülkesi olmağa doğru gidi-
yor. Bir yandan çok nüfuslu, ak-
raba milletleri de kendi topluluğu
içine alan devletler kurulurken bir
yandan da kendi illetlerinin şan
ve şerefi uğrunda hayatlarını hiçe
sayan, bile bile yüzde yüz ölüme
atılan kahramanların çoğaldığını
görüyoruz. Artık ferdi hürriyet
içinde biraz gayri ahlaki ve ol-
dukça gevşek bir hayat yaşayan
fertlerden mürekkep millet örne-
ğine dünyada yer kalmıyor. Yük-
sek ahlaklı, dövüşçü, disiplinli ve
fedakâr milletlerin devri başlıyor.
Milletlerde insanlar gibi bazen
tembel, bazen verimli zamanlar
geçirebilirler. Fakat fertlerin ha-
yatında olduğu gibi milletlerin ha-
yatında da en doğru hareket tarzı,
çalışarak, dövüşerek, fedakârlık
yaparak bir ülkü ardında koşarak
geçirilen hayattır.
Biyoloji bakımından hayat, bir
savaştır. Tarihte hayatın milletler
arasındaki çarpışmadan ibaret
olduğunu ve medeniyetin ilerle-
mesine de savaşların sebep oldu-
ğunu ve medeniyetin ilerlemesi-
ne de savaşların sebep olduğunu
kati olarak ispat ediyor. O halde
yaşamak isteyen millet dövüşme-
yi göze alacak demektir. Bizim
milletimiz dövüşçülük bakımın-
dan talihin iyiliğine uğramış bir
millettir. 25 asırlık tarihi haya-
tımızın başlangıcından bugüne
kadar tarihimiz iki büyük savaşla
geçmektedir. Biri milletlere karşı
savaş, biri de tabiata karşı savaş.
En eski zamanlardan beri nüfusun
azlığına rağmen Türk milleti hem
kalabalık milletleri yenmiş; hem
de çorak, kurak yerlerde, tabii
afetlere karşı da çarpışarak bugü-
ne kadar varlığını korumuştur.
Fakat bugün, artık durum de-
ğişiyor. Bugün “teknik” denilen
yeni bir amil de milletler arasın-
daki savaşta rol almağa başlamış-
tır. O halde tekniği geri ve nüfusu
az olan milletler ne yapacaklar-
dır? Kalabalık ve ileri teknikli
milletlere karşı hangi kuvvetle
dövüşeceklerdir? Cevap basittir;
ahlaki ve manevi kuvvetlerle…
Manevi ve ahlaki değerleri üs-
tün olan milletler sayı ve teknik
bakımdan olan geriliklerini örte-
bilirler. İnanmış kahramanlardan
mürekkep bir milleti yenmeğe
imkân olmadığını eski ve yeni ör-
nekler ile hepimiz biliyoruz.
Biz Türkler bugün 60 milyon-
luk bir millet olduğumuz halde
henüz birleşmiş değiliz. Türk
birliği meydana gelinceye kadar
da ancak müstakil Türkleri ile iş
görmeğe, hesaplarımızı bu kad-
roya göre yapmağa mecburuz. 18
milyon nüfuslu Türkiye, bütün
nüfusu Türk olsa bile, az nüfuslu
milletlerdendir.
Teknik bakımdan da geride
olduğumuz malumdur. Demek ki
milletler arasındaki savaşta ancak
üçüncü silahımız, yani manevi ve
ahlaki tarafımızın olgunluğuna
güvenebiliriz. Böyle yüksek bir
genç nesil yetiştirmek için acaba
ne yapıyoruz?
Türk gençliği acaba yeni hari-
kalar yaratabilecek bir kabiliyetle
mi yetişiyor? Bunlara düşünme-
den cevap verebilecek durumda
değiliz. Türk gençliği bugün ye-
niden bir Sakarya ve hatta yeni-
den bir Çanakkale yaratabilir.
Fakat bu son yılların icapları öyle
kahramanlıklar ve kabiliyetler
istiyor ki Sakarya ve Çanakkale
mucizelerini yapan nesilden daha
üstün bir nesle malik olmadıkça
bu işleri başarmağa imkân yoktur.
Kahramanlık terbiyesi be-
şikten başlayıp yüksek tahsilin
sonuna kadar devam etmelidir.
Evlerimizde, savaşlarda şehit
düşmüş babaların ve dedelerin
hikayeleri belki bir dereceye ka-
dar bu terbiyeyi verebilir. Bu kâfi
olmamakla beraber şimdilik buna
yetişir diyelim. Fakat ilkokulda,
ortaokulda, lisede ne yapılıyor?
Kahraman yetiştirmek için bir
kımıldama var mıdır? Buna hayır
diye cevap vereceğiz. Kahraman-
lar, ancak kahramanlığa inanmış
öğretmenlerin telkini ile yetişir.
İlkokul öğretmenlerinin yüzde
kaçı kahramanlığa inanmıştır?
Ben, “çocuklara harp aleyhtarlığı
aşılıyorum” diye öğünen ilkokul
öğretmenleri biliyorum. Bundan
başka biz öyle sistemler kuruyo-
ruz ki çocuk ister istemez orada
kahramandan başka her şey olma-
ğa mahkumdur.
İlkokullarda çocuklara dans
öğretiliyor. Ben kendim balet oy-
nanan ilkokul temsillerinden biz-
zat bulundum. Çocuklarımız ak-
törlük de öğreniyor. Fakat hiçbir
ilkokulda çocuklara güreş öğre-
tildiğini görmedim. İnsaflı düşü-
nelim: Bir Türk çocuğuna güreş
mi yakışır, yoksa aktörlük mü?
Bize askerlik terbiyesi mi gerek,
yoksa Güzel sanatların Tiyatrocu-
luk şubesi mi? Birinciyi bırakıp
ikinciye ehemmiyet vermek aç
insana süslü elbise giydirmekten
farksızdır.
İlkokullarda çocuklara hiç-
bir şey öğretilmiyor. Bizim za-
manımızda tarih dersi ikinci sı-
nıfta başlardı. Biz İlk Osmanlı
kahramanlarını, Sırp Sındığını,
Kosovayı, Niğeboluyu, Varnayı,
Mohacı ikinci sınıfta öğrenirdik.
Bize bu savaşları anlatan fedakar
öğretmenimiz bizde milli şuuru
kamçılardı. Şimdi ilkokulların
ilk üç yılında havaiyattan, şarkı
söylemekten başka bir şey öğre-
TÜRK GENÇLIĞI NASIL
YETIŞMELIDIR?
Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını
bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak,
yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lazımdır.
ATSIZ - 1932
““
Hüseyin Nihal ATSIZ
21 Mart 1942
Sonraki Sayfa
71
OCAK
70
OCAK
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
tilmiyor. Talebe gevşek alıştırı-
lıyor. İstikbali temin edilmemiş
ilkokul öğretmeni de cemiyete
karşı kırgın olduğu için fazla
gayret göstermiyor. İlk mektepte
çocuğu doğru yola getirecek bir
müeyyide yoktu. Dayak gayri in-
sani (!) olduğu için kaldırılmıştır.
Okuldan kovmak da yok. Bu yüz-
den ilkokulların bazıları haşarat
yuvası haline geliyor ve bizim
asri pedagojimiz (!) bunu normal
buluyor.
Biz ilkokulda çocuklarımız
yorulmasınlar, hiçbir güçlüğe
uğramasınlar prensibi ile yürü-
dükçe, ilk tahsil bitirecektir diye
ahlaksızları okuldan kovmadıkça,
icap ettiği zaman dayak da dahil
olmak üzere ceza müeyyidesi-
ni koymadıkça ilkokullarımızda
kahramanlık tohumları atılmaz.
Çünkü kolay şartlar altında, ken-
dini zora sokmadan büyüyen
çocuklarda en güç iş olan kahra-
manlığa karşı istidat kalmaz.
Ortaokullara liselere gelin-
ce; burada yüklü programlardan
başka hiçbir şey yoktur. Talebeye
milliyet aşkı ve kahramanlık duy-
gusu verecek olan Türkçe, edebi-
yat, tarih, yurt bilgisi, coğrafya
derslerinin kitaplarına bakmak
kafidir. Bu kültür derslerinden
asıl maksat talebeye milletini sev-
dirmek iken bizim okullarımızda
bunlar birer angaryadan başka bir
şey değildir. Mesela dokuzuncu
sınıflarda okutulan 400 sahifelik
tarih kitabında Türklere ait kıs-
mın ancak 30 sahife tutması da
dersin ne kadar manasız olduğunu
göstermeğe kafidir.
Ortaokulların okuma kitapla-
rındaki ise insani çileden çıkara-
cak bir kayıtsızlık ve milli kültüre
yabancılık göze çarpar. İçindeki
parçaların çoğu manasız şeyler.
Başka dillerden tercüme olunmuş
çoğu saçma hikayeler, insani şi-
irden tiksindirecek kadar bayağı
manzumeler yanında Türk çocu-
ğuna milli kin, milli ruh aşılaya-
cak hiçbir parça yoktur. Mehmet
Emin’in, Ziya Gökalp’ın o pek
terbiyevi ve milli ruhlu manzu-
melerini yer verilmiştir. Yahya
Kemal’in “Akıncılar”ı durdurur-
ken sanki kasten yapılmış gibi
“Açık Deniz” manzumesi alın-
mıştır. Sekizinci sınıf talebesi’nin
bu manzumeyi anlayamayacağı
hiç düşünülmemiştir. Hececilerin
vatani şiirlerinden hiç biri alın-
mamıştır. Buna mukabil neler
alınmıştır bilir misin?.. Ben söy-
lemekten utanıyorum. İsterseniz
siz o kitapları alıp bir bakın da
hükmünüzü verin…
Genç nesil kahraman yetiştir-
mek için ona iyi öğretmen kolay
bulunmaz ama iyi kitap vermek
lazımdır. İyi öğretmen kolay bu-
lunamaz ama iyi kitap yazmak
daima kabildir. Bunun için de
kitap müsabakası açarak birinci-
den beşinciye kadar binlerce lira
mükafat vermeğe lüzum yoktur.
Bu iş menfaat beklemeyen bir öğ-
retmene havale olunursa bir yılda
en mükemmel kitap elden edilmiş
olur ve talebeler ister istemez ki-
tabın tesirinde kalacakları için de
kahramanlık tohumu kısmen atıl-
mış olur.
Eğer Türkiye’de para men-
faati beklemeden kitap yazacak
öğretmenler yoksa okulları ka-
tıp öğretmenliği kaldırmalıyız.
Çünkü bu kadar maddileşmiş bir
öğretmen ordusu ile cehalet ve
ülküsüzlük gibi sarp düşmanları
kaldırarak işe başlamalı ve kitap
yazmayı bezirganlık halinden
çıkarmalıyız. Yıllarca gençliğe
sunduğumuz kitaplardan nasıl bir
nesil hasıl olduğu gün gibi mey-
dandadır. Siz “Deli Petrol sultan
Mustafa’nın oğludur” diyen bir
onuncu sınıf talebesi gördünüz
mü? Avusturalya’da yapılan Mo-
çan muhaberesine İngiliz donan-
masının iştirak ettiğini” söyleyen
bir son sınıf talebesine ne dersi-
niz? Biz dokuzuncu sınıf talebesi
“Avrupa’da üç millet vardır. Biri
Amerikalılardır.” derse inanır
mısınız? Bütün bunlar gevşeklik,
fena kitapların, cezasız mektup
hayatının sonuçlarıdır.
Bence Türk gençliğinin kah-
raman yetiştirmek için maarifte
bazı değişiklik yapmak lazımdır.
Fikrimce bunların ana çizgileri
şunlardır:
1- İlkokullardan başlayarak
yüksek tahsil müstesna olmak
üzere bütün okullardan muhte-
lif tedrisatı kaldırmalıyız küçük
sınıflarda kız ekseriyeti arasında
kalan bazı erkek çocukların er-
keklik ruhlarını kaybettikleri ve
kısmen avareleştikleri muhak-
kaktır.
2- İlkokulların programları
bizim talebelik zamanımızda ol-
duğu gibi olgunlaştırılmalı, ikin-
ci sınıfta başlayarak her yıl biraz
daha mufassal olmak üzere Türk
tarihi ve grameri gösterilmelidir.
3- İlkokul talebesine verilen
sınırsız hürriyet derhal kaldırıla-
cak çocuk sıkı bir disiplin muhiti
içine alınmalı ve hayatta disiplin
denilen bir şeyin var olduğunu
daha pek küçükken idrak etmeli-
dir.
4- Ceza bütün şiddetiyle okul-
lara girmeli ve kötü aile muhitle-
rinde yetişen veya şahsen fenalığa
istidatı olan çocuklar yaptıkları
hareketlerin mukabelesiz kalma-
dığını görmeli ve iyi çocukların
da bozulmasının önüne geçilme-
lidir.
5- İyilerin ahlakını bozacak
kabiliyette olanlar derhal okullar-
dan çıkartılmalı ve bir kişi kazan-
mak için 40 kişinin önünden fena
örnek bulunmasının önüne geçil-
melidir.
6- Bütün oyunlar, ders ki-
tapları, vazifeler, kahramanlar,
Türkçülük, fedakârlık aşılayacak
şekilde olmalıdır.
7- Kadın öğretmenler erkek
talebeye ders vermemelidir. Bü-
tün öğretmenler sade kılıkları ile
talebeye örnek olmalıdır. Boyalı
veya bob-stil hocalar derhal mes-
lekten uzaklaştırılmalıdır.
8- Ortaokullarda askerlik dersi
nazari ve ameli olarak çoğaltıl-
malı ve ciddi tutulmalıdır. Talebe
askeri kanunlara ve cezalara tabi
olmalı ve mektep üniformasını
giymeğe mecbur edilmelidir. Or-
taokullara girerken kendisinden
ortaokul usullerine tabi olacağına
dair imza alınarak söz ve mesu-
liyet ne demek olduğu kendisine
anlatmalı ve nizamata aykırı gi-
denler tahsilden men edilmelidir.
9- Gramer, Türk tarihi, Türk
coğrafyası, yurt bilgisi dersleri
ortaokulun her üç sınıfına biraz
daha genişletilmek üzere gösteril-
melidir. Tekrar edilen derslerin ne
kadar iyi öğrenildiği malumdur.
10- Ortaokulda milli sporlar
başlamalı, kılıç, güreş, cirit gibi
ananevi sporlar, yüzücülük, kü-
rekçilik vesaire gibi savaşa yar-
dımcı sporlar birinci mevkii tutul-
malıdır.
11- Askerlik dersler ile spor-
lar en mühim dersler haline gelip
her birinden ayrı not verme usulü
konulmalı, gösteriş izciliği, caka
resmi geçitleri kaldırarak yerine
hakiki ve sert askerlik konulma-
lıdır.
12- Ortaokullarda hiçbir fay-
dası görülmeyen, boşuna zaman,
emek ve para harcamaktan başka
bir şeye yaramayan ecnebi dili
dersleri tamamen kaldırılarak bu-
nun yerine askerlik ve spor ders-
leri konulmalıdır.
13- Lisenin ilk sınıfından iti-
baren edebiyat ve fen kolları ayrı-
larak yalnız bir tarafa istidatı olan
pek çok değerli talebemizin par-
lak istidatlarının körleşmesinin
önüne geçilmelidir.
14- Gramer ve yurt bilgisi
dersleri bilhassa liselerde devam
ederek talebenin kendi dilini ve
memleketin kanunlarını kavra-
ması temin edilmelidir. Geçen yıl
liselerde okutulan gramer dersle-
rinden benim aldığım iyi netice
gramerin muhakkak liselerde de
okutulması lüzumunu bana ispat
etti. Böylelikle ilkokuldan itiba-
ren gramer okumuş talebe liseyi
bitirirken kendi diline tamamen
hâkim olacak ve artık memleket-
te “Kuyu sokak, Nur apartmanı”
diyecek edebiyat öğretmenleri ve
dil mütehassısları kalmayacaktır.
15- Askerlik ve spor liselerde
daha sıkı olarak devam etmeli ve
talebeler silahla toplu bir halde
talime, hakiki süngü ve kılıçlar-
la hakiki mübarezeler yapmağa
alışmalıdır. Zarar yok, aralarında
tehlikeli yara olanlar bulunsun…
Bu yaralar sinemaların, baloların
yaptığı tahribat kadar zararlı de-
ğil; talebeyi tehlikeli azımsamağa
alıştırmak bakımından faydalıdır.
16- Ortaokul ve liselerden en
ufak ahlaki ve zaaf tartla ceza
görmeli ve bu talebeler başka hiç-
bir okula alınmamalıdır.
17- Talebenin başına daima
otoriter, seciyeli ve Türk öğret-
menler getirilmelidir. Bizim tale-
bemiz hatta kız talebemiz, gayri
Türk öğretmenlere tahammül
edememektedir.
18- Okullar birer kışla haline
gelmeli, hatta liselerin müdürleri
yüksek rütbeli subaylardan olma-
lıdır.
19- Okullar birbiri ile futbol
gibi manasız ve voleybol gibi ka-
dınca müsabakalar değil, askeri
ve milli müsabakalar yapmalı.
Türk kılıcı, okçuluk gibi milli
sporlarımız ihya olunarak liselere
sokulmalıdır. Bir stadyumda iki
okulu temsil eden 22 gencin lastik
top ardında koşması ile iki okulu
temsil eden 200 gencin başların-
da tulgalar, göğüslerinde zırhlar
olduğu halde, hakiki kılıçlar veya
süngüler çarpışmaları arasındaki
farkı düşünür.
20- Bütün okul kitapları mü-
tehassız ve fedakâr öğretenlere,
milli ve askeri ruh göz önüne
alınmak şartile yeniden yazdırıl-
malı ve öğretmenler bu işin şerefi
ile kanarak maddi kazanç bekle-
memelidir.
21- Liselilerin fen kollarında
laboratuvar çalışmaları arttırıl-
malı ve talebe yurt için yaratıcılık
kabiliyeti daha bu sıralarda inki-
şaf ettirilmelidir.
22- Askerlik ve spor dersle-
rinde liyakat gösterenler için eski
ananelerimizde olduğu gibi alp-
lık ve batırlık unvanları, bilgide
başarı gösterenler için bilgelik
ve danışmanlık unvanları ihdas
olunarak hakkaniyet dairesinde
talebelere verilmeli, sıkı mücazat
olduğu gibi büyük mükafaatlar da
bulunmalıdır.
Böyle sıkı şartlarla okulları-
mızda yeni bir ruh yaratmazsak
yüksek kabiliyetli gençlerden ve
kahramanlardan ümidimizi kes-
meliyiz.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
73
OCAK
72
OCAK
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
TURAN KALALARI 2-BAKÜ
Cihangir YILDIRIM
Ülkü Ocakları Muğla İl Başkanı
Ulu atamız Oğuz oklarını bölüp
göğü çadır kıldıktan sonra dağları
aşıp denizleri göl eden yağız yerin
üstünde, temelleri; atlarının nal izi,
duvarlarının harcı, kutlu töremizle
yükselen şehirlerimizi inşa ettik.
Tarihi boyunca esirliği kabul et-
meyen Türkler vatanları, bayrakları
uğrunda canları pahasına mücade-
le etmiş ülkelerinden, ülkülerinden
asla vazgeçmemiş bağımsızlıklarını
daima korumuşlardır. Turan Kalala-
rı yazı dizimizde bu ay Türk’ün bu
mücadelesinin her daim yaşandı-
ğı, iki devlet tek millet kardeş ülke
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ den
bahsedeceğim.
Bakü adı çeşitli toponimik araş-
tırmalarda değişik anlamlar taşımak-
ta, hatta daha farklı yazıldığı görül-
mektedir. Bag, Bakuya, Baguvan
gibi. Bakü çok önceleri “rüzgar ken-
ti’’anlamındaki Arapça Bağde-Kube
adını da taşımıştır (kentte çok zaman
esen kuzey rüzgarlarından dolayı).
Ayrınca kentin adının eskiden bu-
rada yaşayan ‘’Bagi’’ kabilesinden
geldiğini de ileri sürenler bulunmak-
tadır.
Çok eski bir kent olan Bakü
Azerbaycan’ın başkentidir. Ülke-
nin Hazar Denizi kıyısında bulunan
şehir 4 milyona ulaşan nüfusuyla
Kafkasya’nın en büyük şehridir.
Bölge içinde önemli bir kültür ve
ticaret merkezi sayılan Bakü sanayi
alanında da önemli bir merkezdir.
Yılda iki milyon tonu bulan yük
taşımacılığıyla Bakü Limanı bulun-
duğu konum itibariyle de bölgenin
en önemli limanıdır. Bakü’ nün ta-
rihi, çeşitli araştırmalara göre 1000
yıl öncesine kadar inebilmektedir.
Hatta bazı bilim adamları kentin
kuruluşunu M.Ö. 3000 yılına kadar
indirmektedir. 8.yy’ da Şirvanşah
idaresi altında buluna Bakü sık sık
Hazarların saldırısına uğramıştır.
İlerleyen yıllarda pek çok devletin
sahip olmak istediği Bakü 16.yy’da
Akkoyunlu ve Karakoyunlu Dev-
letlerinin yönetiminde kalmıştır.
Akkoyunlu Devletinin yıkılmasıyla
Safevi yönetimine girmiştir. Önemli
ticaret yolları üzerinde bulunması,
Hazar Denizi’ne olan kıyısı, sahip
olduğu doğal zenginlikleri sebebiy-
le pek çok devletin ilgisini çeken
Bakü 16.yy’ ın sonlarında Osmanlı
Devleti tarafından ele geçirildi. Fa-
kat bu durum çok uzun sürmedi ve
Bakü 17.yy’ın ilk yıllarında yeniden
İran yönetimine katılmıştır. 18.yy’ a
gelindiğinde ise Rusya’nın ilgisini
çeken Bakü sık sık Rus işgaline ma-
ruz kalmış ve 19.yy’ da Rusya’nın
yönetimi altına girmiştir. Birinci
Dünya Savaşı sırasında çeşitli karı-
şıklıklara maruz kalan Bakü Ekim
Devrimi’nden sonra Rusya’nın za-
yıflamasının ardından Bolşevik bir
komutanın yönetiminde kalmıştır.
Tüm bunların ardından Azerbaycan
Demokratik Cumhuriyeti kurulmuş
başkent Bakü olmuştur. Fakat bu
durum da uzun sürmemiş 1920’ de
Kızıl Ordu tarafından işgal edilen
Bakü Azerbaycan Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur.
Bakü bu dönemde oldukça büyük
Rus etkisi altında kalmıştır. Yöne-
tim, eğitim, şehir planlaması, inşa
edilen yapılar gibi pek çok alanda
Rus etkisi görülmektedir. Sovyetler
Birliğinin dağılmasının ardından
1991 yılında Azerbaycan’ın bağım-
sızlığını ilan etmesiyle birlikte hızlı
bir değişim sürecine girmiştir. Sov-
yet Döneminden kalan binalar yıkıl-
mış yerine yenileri inşa edilmiştir.
Bakü’ nün alansal gelişimi 19.
yüzyıla kadar kale surları içinde
olmuştur. Bugün kentin en eski bö-
lümünü oluşturan ve görkemli kale
surları ile çevrili olan bu iç şehir 22
hektarlık bir alan sahiptir. Burada
sayısı 300’ü bulan çeşitli mimari
anıtlar yer alır. Bunlar arasında; Şir-
vanşahlar Sarayı (15.yy), Kızkalesi
(12.yy), Muhammed İbn-i Ebu Bekir
Camisi (halk arasındaki adı Sınıkka-
le Minaresi yapımı 1078-1079) ve
diğer camiler, kervansaraylar, doğu
hamamları sayılabilir. 19.yy ortala-
rında Rusya’nın sanayi devrimine
giriştiği yıllarda, Azerbaycan’da da
petrol sanayinin doğmasıyla, Bakü
nüfusu, iç şehrin sınırları dışına çık-
maya başlamış, kent kuzeydoğu- gü-
neybatı yönünde yeni modern bina-
lara, bankalara ve ticaret birimlerine
sahip olmuştur. 19.yy sonunda kent-
te birçok park ve bahçe de bulun-
maktaydı: Gubernator Parkı, Kent
Parkı, Parapet Bahçesi, Molokon
Parkı ve Villa Petroloya Parkı gibi.
Bakü merkezinde binalar çok çeşitli
mimari üsluplarla inşa edilmiştir. 17
Ekim ihtilalinden sonra kent, sosya-
list mimarinin etkisi altına girmiştir.
Bu dönmede Sabuncu Garı, deniz
kenarı parkı ve daha birçok yeni bi-
nalar yapılmıştır.
Bakü aglomerasyonu bugün
2.000.000’un üzerinde bir nüfusa
sahiptir. Aglomerasyon dahilinde
kent tipli kasabalar (48 adet), ilçeler
(11 adet), sanayi tesisleri, maden çı-
karım ve işletme alanları, tarım alan-
ları ve rekreasyon alanları yer alır ve
hepsi birbirine üretim ilişkileriyle
bağlıdır. Bakü çevresinde bütün bu
oluşumların ortaya çıkması ve geliş-
mesi, ülkenin ihtiyaçlarını karşıla-
makla paralellik taşır.
Bakü kuru bir iklime sahiptir. Şe-
hirdeki yıllık yağış miktarı düşüktür.
Çok sayıda tuzlu göller, çamur vol-
kanları, kumlu plajlar, tuzlu topaklar
geniş yayılım göstermekte, kuru step
ve yarı çöl görünümü hakimiyet ka-
zanmaktadır. Bu doğal görünüm yer
yer beşerî etkiler nedeniyle değişik-
liklere uğramıştır.
Bakü kenti, Sovyetler Birliği za-
manında yakıt sanayi ve ona bağlı
imalat sanayinde uzmanlaştırılmış
kentlerin başında yer almaktay-
dı. Bakü bir sanayi bölgesi olarak
petrola dayalı bir merkez şeklin-
de ortaya çıktı ve buradaki sanayi
ürünlerinin 4/5’ini oluşturan yakıt
sanayi ve onunla ilişkili petrol yan
ürünleri, elektrik enerjisi, petrol
makineleri, petro-kimya ürünlerinin
imalatı gerçekleştirilmektedir. Diğer
taraftan; Azerbaycan’ın doğal gaz
üretiminin 9/10’u, ağaç sanayi ürün-
lerinin 3/4’ü, inşaat sanayi malları
ile dokuma giyim sanayi mallarının
1/2 ‘si gıda sanayi ürünlerinin 1/4
‘ünden çoğu Bakü entegre sanayi
bölgesince karşılanmaktadır. Kısa-
cası, Azerbaycan’da üretilen sanayi
ürünlerinin neredeyse %50’si sana-
yide çalışanların % 58’i Bakü’ nün
payına düşmektedir. Bakü petrol-
lerinin bir kısmı da ihraç edilmekte
Bakü’nün gelirlerinin artmasının
önemli bir kısmı petrol ve doğal gaz
ihracatına bağlıdır.
Bakü nüfusu hızla artan bir kent-
tir. Nüfusun doğal artış yoluyla her
yıl 20 bin kadar arttığı tahmin edi-
liyorsa da, Ermenistan’la olan savaş
dolayısıyla Karabağ’ dan göçen nü-
fus, bu artışı bir hayli yükseltmiştir.
Hızlı nüfus artışıyla birlikte şehirde
işsizlik artmaya başlamıştır.
Bakü ulaşım yollarının kavşak
noktasında yer almış bir kenttir. Yük
ve yolcu taşımacılığı açısında Trans-
kafkasya’ da ilk sıradır. Bakü’ den
Tiflis, Rostov, Culfa yönüne demir-
yolu hattı, Tiflis, Rostov ve Astara
karayolu bağlantıları vardır. Bakü
Hazar Denizi’nde en büyük limandır
ve bu liman vasıtasıyla Volga Neh-
ri, Volga-Baltık su yolu, Volga-Don
kanalı ile dünya denizlerine bağlan-
tılıdır.
Bakü turizm açısından da geliş-
miş bir şehirdir. Başkent olması, ta-
rihi ve doğal yapıları, kumlu plajları,
mineralli suları, kayak merkezleri,
astronomi gözlemevi ile şehir öenm-
li bir turizm merkezidir. 2012 yılın-
da 57. Eurovision şarkı yarışmasının
Bakü’ de gerçekleşmesi, 2015 yılın-
da Avrupa Oyunlarına ev sahipliği
yapması, 2016 yılındaAvrupa Grand
Prix olarak bilinen Formula 1 müsa-
bakalarına ev sahipliği yapması şeh-
rin tanıtımında önemli olmuş şehre
gelen binlerce kişiyi kendine hayran
bırakmıştır. 2000 yılının kasım ayın-
da yaşanan bir depremde pek çok
yapı hasar görmüştür. Bunun ardın-
dan Bakü’ nün şehir merkezi 2003
yılında UNESCO tarafından ‘’Teh-
likede Olan Dünya Mirası’’ listesine
alınmıştır.
Bakü bilim ve kültür merke-
zi olarak Azerbaycan’ın en önemli
kentidir. Kentteki Bilimler Akade-
misi, çok sayıda sektörel bilim, araş-
tırma ve proje enstitülerine sahiptir.
Ayrıca 15 üniversite ve yüksekokul
vardır ve burada okuyan öğrenciler
Azerbaycan yüksek okul öğrencile-
rinin %80’ini oluşturur. Bakü kenti
tiyatrolar (Azerbaycan Dramatik
Tiyatrosu, Gençlik Tiyatrosu, Mü-
zikli Komedi Tiyatrosu vd.), mü-
zeler, (Azerbaycan Tarih Müzesi,
Sanat Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi,
Edebiyat Müzesi, Halı Müzesi, Et-
nografya ve Arkeoloji müzesi vd.),
kütüphaneler, spor tesisleri ve rek-
reatif kamplar bakımından da ol-
dukça zengindir. Bakü birkaç kent
ile de kardeşlik ilişkileri kurmuştur:
İzmir, Napoli, Dakar, Saraybosna,
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
75
OCAK
74
OCAK
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön İçindekilere Dön
Bordeux, Huston, Mainz. Bakü’ nün
Azerbaycan’ın başkenti olması idari
kurumların, ekonomik ve sosyal va-
kıfların yoğunlaşmasını beraberinde
getirmiştir.
Azerbaycan’da müzik ve danssız
bir faaliyet düşünülemez. Özellikle
de Azerbaycan’a has festivallerde
halk eşsiz dakikalar geçirmektedir.
Azerbaycan’da birçok festival bu-
lunmaktadır. Bunlardan başlıcaları
müzik ile ilgili festivaller olarak öne
çıkmaktadır. Bu festivallerden bah-
sedilecek olursa:
2009 yılından bu yana geleneksel
olarak yılın her yaz aylarında Gebe-
le şehrinde düzenlenen ve ismini de
buradan alan Gebele Müzik Festivali
bulunmaktadır. Bu Festivalde klasik
müzik konserleri ve sazlı eğlenceler
verilmektedir. Diğer bir festival ise;
Muğam Dünyası Uluslararası Müzik
Festivalidir. İlk düzenlenmesi 2009
yılında olup Bakü’de gerçekleştiril-
miştir. Festivalde muğam uzmanları-
nın gerçekleştirdiği müsabakalar ve
operalar bulunmaktadır. İpek Yolu
Uluslararası Müzik Festivali ise;
birçok yabancı ülkenin katılımıyla
gerçekleşmekte olan folklor, tiyatro
ve müzik kategorilerinden oluşmak-
tadır. Üzeyir Hacıbeyov Uluslarara-
sı Müzik Festivali’nde ise; Üzeyir
Hacıbeyov’un eserlerinin tiyatroları
düzenlenmekle beraber diğer ülke-
lerden gelen katılımlarla çeşitli top-
lantılar da yapılmaktadır. Mstislav
Rostropoviç Festivalleri 2007 yılın-
da ilk kez Bakü’de düzenlenmiştir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ona-
yıyla yapılan bu festivalde; dünyaca
ünlü yorumcular bir araya gelmekte
ve eşsiz bir müzik ziyafeti sunmak-
tadır.
Azerbaycan’ daki önemli mü-
zelere, tarihi ve doğal güzelliklere
daha da yakından bakalım.
Azerbaycan Ateşgah Müzesi;
Dünya üzerinde bulunan 3 Mecusi
tapınağından biridir. Ateşgah keli-
mesinin anlamı ateş mabedi, yani
ateşin alevle olan dansıdır. Bakü
şehrine olan uzaklığı 30 km’lik bir
mesafede bulunmaktadır. İlk kez 16
ve18. Yüzyılda yerden doğal gazın
çıkmasıyla, ebediyen sönmeyecek
bir ateş olarak adlandırılan ve inanıl-
makta olan bir mabettir. Ateşgah, ilk
kez bir 1713 yılında inşa edilmiştir.
Tam olarak son haline kavuşması,
1810 yılında Tacir Kançanagaran sa-
yesinde gerçekleşmiştir.
Ateşgah Özellikleri:
Ateşgah, mimari özellikleri bakı-
mındanyapısalolarakşehirhanlarına
çok benzemektedir. Azerbaycan’da
çok sayıda farklı mabet ve tapınak
bulunmaktadır. Ateşgah, mabedinin
tam ortasında sürekli yanmakta olan
bir ateş vardır. Söylemlere göre; es-
kilerde doğal ateşken şimdilerde,
doğalgaz tarafından yakılan bir ateş-
miş. Ateşgah’ ta yanan ateşin kenar-
larında küçük odacıklar bulunmak-
tadır ve her odanın ateşe bakan bir
pençesi bulunmaktadır. Zerdüştler
tarafından bu odalar çilehane olarak
adlandırılmıştır. Ateşgah’ a geçmişte
Zerdüştler hac için gelerek, küçük
odalarda konaklayıp, ateşi izler, çe-
şitli işkenceleri yaparak ibadet eder-
lermiş. Azerbaycan’ın İslamlaşması
ile beraber Zerdüştler Hindistan’a
göç etmişlerdir. Şimdilerde Ateşgah’
a ait odalar müze haline gelmiş-
tir. Özellikle 21 Mart Nevruz günü
Hindistan’dan gelen Zerdüştler tara-
fından Ateşgah ziyaret edilmektedir.
Bunların dışında farklı ülkelerden
gelen yabancı turist ve eğitim için
Azerbaycan’ı tercih eden öğrenciler
tarafından oldukça rağbet gören tari-
hi bir mekandır.
Bakı Bulvarı: Bakı bulvarı-
Bakü’de, Hazar kıyısında bulunan
bir bulvardır. Milli Park alanının bü-
yüklüğüne göre Paris’te Sena Irmağı
kıyısındaki parktan sonra Avrupa’da
ikinci sıradadır.
Kız Kulesi: Bakü için Kız Kule-
si eşsiz ve Doğuda benzeri olmayan
bir sanat yapısı olup deniz kıyısında
yükselmektedir. Bir zamanlar Hazar
denizi dalgaları kulenin eteklerine
kadar ulaşmaktaydı. Kız kulesi ХII.
Yüzyılda mimar Masud ibn Davut
tarafından inşa edilmiştir. Kule,
Rüzgarlar Şehri üzerinde 27 metre
yükselmektedir.
Bakü Hayvanat Bahçesi: Bakü
Hayvanat Bahçesi, nadir bulunan
ve soyu tükenmekte olan hayvan
türlerinin korumak ve artırmak gibi
önemli görevleri yerine getiriyor.
Bakü Hayvanat Bahçesinin hem
Dünya’nın çeşitli yerlerinde bulunan
hem de Azerbaycan’ ın faunasına ait
olan yaygın bulunan ve de nadir
bulunan ve soyu tükenmekte olan
hayvan türlerinin genlerini sakla-
mak için depo-laboratuarlar mevcut.
Hayvanat bahçesinde yaklaşık 1.193
hayvan ve 168 tür bulunmaktadır.
Azerbaycan Ulusal Güzel Sanat-
lar Müzesi: Azerbaycan Ulusal Gü-
zel Sanatlar Müzesi Azerbaycan’ın
en büyük sanat müzesidir ve başkent
Bakü’nün en önemli müzelerinden-
dir. Şehrin merkezinde Niyazi So-
kağında bulunmaktadır. Müze 1936
yılında kuruldu.1943 yılında ünlü
Azeri tiyatro set tasarımcısı ve tiyat-
ro sanatçısı Rüstem Mustafayev’in
adını almıştır. Müze yan yana duran
19. yüzyılda inşa edilmiş iki neok-
lasik binadan oluşmaktadır, 1885’de
inşa edilmiş “De Bur Sarayı” ve
1895’de inşa edilmiş “Mariinski Kız
lisesi”. Müzede Azerbaycan, Batı
Avrupa, Rusya ve Doğu sanatının
çeşitli dönemlerini kapsayan sanat
eserleri sergilenmektedir ve müze-
nin koleksiyonunda tablo, çizim,
gravür ve heykel bulunmaktadır.
İçeri Şehir: İçeri Şehir Orta
Doğu’nun en eski meskenlerinden
biridir. Kazılar gösteriyor ki, insan-
lar bu bölgeye henüz tunç dönemin-
de yerleşmişler. Aralık 2000’de Şir-
vanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile
birlikte UNESCO tarafından belir-
lenen Dünya Mirasları arasına girdi.
Şirvanşahlar Sarayı: Şirvan-
şahlar Sarayı, 15. yüzyılda Şirvan-
şahlar hanedanının şahı İbrahim
Halilullah’ın döneminde yapılmış
saraydır. Bakü şehrinde şehrin İçe-
ri Şeher olarak adlandırılan surlar
ardındaki eski şehir bölümünde bu-
lunmaktadır. Şirvanşahlar Sarayı,
yakın doğunun en görkemli mimarli
eserlerinden biri olarak kabul edil-
mektedir.
Uluslararası Muğam Müzesi:
Baküde piyanoyu her oturduğunuz
evde, otelde, restoranda göre bilirsi-
niz. Müzik bu şehir için çok önem-
lidir. Burası ise eski Azerbaycan
müziği Muğam için yapılmış olan
müze.
Gobustan Kaya Mezarları: Go-
bustan sanatsal kaya oymalarının
olduğu yerleşim yeri, 40.000 yıl
öncesine dayanan, 6.000’den faz-
la olağanüstü kaya oymasıyla Orta
Azerbaycan yarı çölünün kenarında
yükselen üç kayalık platoyu kapsar.
Bu yer ayrıca, üst paleolitikten orta
çağlara kadar son Buzul Çağını ta-
kip eden ıslak dönemde, tümünün
bölgenin yerlileri tarafından yoğun
bir şekilde kullanıldığı görülen iskân
edilmiş mağaraların, yerleşim alan-
larının vemezarlıkların kalıntılarını
içerir.
Yanar Dağ: 1950’li yıllarda böl-
gede hayvan otlatan bir çobanın ateş
yakmaya çalışırken, doğal gaz kay-
nağının alev alması sonucu kazara
keşfettiğine inanılan bir dağ. Bakü
yakınındaki, tuz gölleri ile ünlü Ap-
şeron Yarımadası’nda bulunan Ya-
nar Dağ’da, devamlı olarak yanan
gaz kaynağında basıncın etkisiyle
alevlerin yüksekliği kimi zaman 3
metreyi buluyor.
Teze Pir Camii: Ehli Beyt so-
yundan geldiği kabul edilen Şeyh
Said Abdal dervişinin tekkesiyle
başlayıp zamanla büyüyüp cami ve
medreseye dönmüş bir yer. Camii
ismini Bolşevizm’e karşı savaşan
Teze Pir’den alıyor. 1905’te inşasına
başlanan cami, Bakü’nün en önemli
mimari yapılarından birisi olarak ka-
bul ediliyor. Kapalı alanı 1400 met-
rekare ama çevresindeki yapılarla
birlikte çok büyük bir alanı kapsıyor.
Bakü Kristal Salonu: Bakü Kris-
tal Salonu Bakü’de bulunan çok
fonksiyonlu kapalı arena. 2012 Eu-
rovision Şarkı Yarışması burada ger-
çekleştirilmiştir. Maliyeti 14milyon
tl olan arenanın kapasitesi 25000
kişiliktir. Bakü’de bulunan çok
fonksiyonlu kapalı arena. 2012 Eu-
rovision Şarkı Yarışması burada ger-
çekleştirilmiştir. Maliyeti 14milyon
tl olan arenanın kapasitesi 25000
kişiliktir.
Bayrak meydanı: Bu milletin her
ferdinin, uğruna seve seve canını
vere bileceği bir şeydir bu bayrak.
Bütün halinde düşünürsek birlik ve
bütünlüğünün simgesidir. Burada
bulunan bayrağın direğinin yüksek-
liği 162 metre olup cihazın genel
kitlesi 220 tondur. Bayrağın eni 35
metre, uzunluğu 70metre, toplam
alanı 2450 metrekare, kütlesi ise
yaklaşık 350 kilogramdır. Ginnes
dünya rekorları 2010 yılı 29 Mayıs
Azerbaycan devlet bayrağı direğinin
dünyada en yüksek bayrak direği ol-
duğunu doğruladı.
Azaldık Meydanı:Azerbaycan’ın
başkenti Bakü’de bulunan Azadlık
meydanının Sovyetler Birliği dö-
nemindeki ismi Lenin Meydanı idi.
Azadlık Meydanı Azerbaycan’ın
bağımsızlığına giden yolda önem-
li gelişmelerin yaşandığı bir yer
oldu. Karabağ’da yaşanan geliş-
meleri protesto etmek amacıyla 20
Ocak 1990 tarihinde Azerbaycan
Türkleri bu meydanda toplandılar.
Toplanan Azerbaycan Türkleri’ni
dağıtmak için 30 bin kişilik Sovyet
ordusu meydanı kuşattı ve yüzlerce
Azeri’yi katletti. Öldürülenlerin ce-
nazeleri on binlerce insanın katıldığı
törenlere sahne oldu. Bu gelişmeler
Azerbaycan’ın bağımsızlık sürecini
hızlandırdı.
Şehitlik (Türk Şehitliği – Şehit-
ler Hıyabanı):
Her bir Türk’ün Bakü’yü zi-
yareti esnasında görmesi gereken
alanların başında ‘Türk Şehitliği’
gelmektedir. Bu kabristanlıkta 1918
Bakü Muharebesi’nde Ruslara ve
Ermeniler’e karşı Azerbaycan Türk-
leri ile aynı safta savaşan ve şehit
olan Türkiye Türkleri’nin mezarı
bulunmaktadır. Türk Şehitliği Azer-
baycan ve Türkiye kardeşliğinin
en belirgin kanıtıdır. Ülkemizden
Bakü’ye gelen devlet büyüklerinin
ilk ziyaret yerlerinden biridir. Türk
Şehitliği Azerbaycan ve Türk bay-
raklarıyla süslenmiş eşsiz bir görü-
nüme sahiptir.
Kaynakça:
Koçman, A. Azerbaycan Coğraf-
yası, Ege Üniversitesi Edebiyat Fa-
kültesi Yayınları, İzmir, 1994
https://www.azerbaycanuniver-
siteleri.com/azerbaycan-hazar-uni-
versitesi/
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
77
OCAKTAN HABERLEROCAKTAN HABERLER
76
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön
KURBAN BAYRAMI SABAHI BAŞBUĞUMUZ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN
KABRİ’Nİ ZİYARET
AREFE GÜNÜ ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER ANITI ZİYARET
Kurban Bayramı sabahı Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi ve Genel Başkanımız ile birlikte çok sayıda
ülküdaşımız Cennetmekan Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in kabrini ziyaret ederek dualarla yad ettiler.
Genel Başkanımız; Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi ile birlikte Arefe günleri geleneksel hale gelen
Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret ederek aziz şehitlerimizi rahmet ve dualarla andılar.
KURBAN BAYRAMI SABAHI ÜLKÜDAŞLARIMIZ
İLE BAYRAMLAŞMA VE GELENEKSEL KAHVALTI PROGRAMI
Kurban Bayramı’nın birinci günü Ülkü Ocakları Genel Merkezimizin ev sahipliğinde Liderimiz Sayın Devlet
Bahçeli’nin katılımlarıyla ülküdaşlarımız ile bayramlaşma ve geleneksel kahvaltı programı gerçekleştirildi.
PARTİ GENEL MERKEZİMİZİN BAYRAMLAŞMA PROGRAMI
Genel Başkanımız; Parti Genel Merkezimizdeki Bayramlaşmaya katılarak Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli
beyefendi ve Ülküdaşlarımızla bayramlaştılar.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
79
OCAKTAN HABERLEROCAKTAN HABERLER
78
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön
ÜLKÜ OCAKLARI VE AVRUPA TÜRK KONFEDERASYONU
KURBAN ORGANİZASYONU
Genel Başkanımız; Ülkü Ocakları Genel Merkezi olarak Avrupa Türk Konfederasyon ile birlikte ihtiyaç sahiplerine
ulaştırılmak üzere tertip edilen Kurban Organizasyonu kapsamında Ankara, Şanlıurfa, Kilis, Gaziantep,
Kahramanmaraş ve Kayseri’deki kurban kesimlerine katıldılar.
ANKARA ANKARA
ŞANLIURFA
KİLİS
GAZİANTEPGAZİANTEP
KİLİS
ŞANLIURFA
KAHRAMANMARAŞ KAHRAMANMARAŞ
KAYSERİ KAYSERİ
TOPLUMSAL DAYANIŞMA ÖRNEĞİ: “ASKIDA EKMEK PROJESİ”
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin talimatlarıyla, Türkiye genelinde tüm İl ve İlçe Ocaklarımızın eş
zamanlı olarak başlatılan “Askıda Ekmek” Projesi kapsamında Genel Başkanımız, Balgat’ta ekmek alırken birlik
ve dayanışma kültürünün devamı adına ihtiyaç sahipleri için askıya ekmek bıraktı.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
81
OCAKTAN HABERLEROCAKTAN HABERLER
80
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
İçindekilere Dön
ÜLKÜ OCAKLARI GELENEKSEL KİTAP DAĞITIM KAMPANYASI
Genç kardeşlerimizin tatili verimli geçirmeleri adına geleneksel kitap dağıtım kampanyası kapsamında Ziya
Gökalp’in eserlerinden oluşan 10.000 kitap basılarak tüm İl ve İlçe Ocaklarındaki kardeşlerimize ulaştırıldı.
GENEL BAŞKANIMIZIN 4-5 AĞUSTOS VE 18 AĞUSTOS TARİHLİ
MERSİN ZİYARETLERİ
Genel Başkanımız 4-5 Ağustos tarihinde Çamlıyayla 4. Geleneksel İğne Oyası Festivali ve 18.
Çukurova Karboğazı Zafer Şöleni’ne katılarak Mersinli vatandaşlarımızın coşkularına ortak oldular.
Ayrıca 18 Ağustos tarihlerinde Mersin’in Erdemli, Mezitli, Yenişehir, Toroslar, Akdeniz, Tarsus, Çamlıyayla, Anamur, Bozyazı,
Aydıncık, Gülnar, Mut ilçelerini ziyaret ederek Kurban Bayramı öncesinde ülküdaşlarımızla bayramlaştılar.
KARBOĞAZI ŞÖLENİ KARBOĞAZI ŞÖLENİ
KARBOĞAZI ŞÖLENİKARBOĞAZI ŞÖLENİ
AKDENİZ
İĞNE OYASI FESTİVALİ
TARSUS
İĞNE OYASI FESTİVALİ
ANAMUR
İĞNE OYASI FESTİVALİ
ÇAMLIYAYLA
İĞNE OYASI FESTİVALİ
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
OCAKTAN HABERLER
82
Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr
ÜLKÜ OCAKLARI GAZİANTEP İL BAŞKANLIĞI’NDAN 100 ÖĞRENCİ
KAPASİTELİ YURT
Genel Başkanımız, Ülkü Ocakları Gaziantep İl Başkanlığı’nın 100 öğrenci kapasiteli olarak açacağı yüksek
öğrenci yurdunun tadilat çalışmalarını inceleyerek bilgi aldılar.
MEZİTLİ
TOROSLARYENİŞEHİR
ERDEMLİ
Önceki Sayfa
Ankara Ülkü Ocakları  e-dergi

Ankara Ülkü Ocakları e-dergi

  • 2.
    takdim Kıymetli Okurlarımız, Ülkü OcaklarıEğitim ve Kültür Dergisi’nin “Ağustos” sayısını sizlere hazırlamış bulunmaktayız. Bu ay ki dosya konumuz: “Gençlik” Gençlik bir milletin en değerli hazinesi ve varlığıdır. Milletler gençliğe verdikleri önem ve aktardıkları sosyal ve kültürel katılım ile gelecekte yer edinebilirler. Bu sebeple gençliği sadece yaş itibariyle ve çalışma bakımından verimli bir dönem veya kesim olarak addetmemek lazım. Gençlik her şeyden önce milli, tarihi ve kültürel değerlerimizin emanetçisi ve koruyucusu olarak değerlendirmek gerekir. Bugün dünyadaki milletler sahnesinde varlığımızı devam ettirebilmiş isek bunun temel kaynağı kaliteli, dinamik ve cevval bir gençlik yapısına sahip olmakla açıklayabiliriz. İşte tam da bu noktada yaklaşık yarım asırdır Türkiye ve Türk Dünyası’nda faaliyet gösteren dünyanın en büyük gençlik teşkilatı olan Ülkü Ocakları’nın önem ve değeri anlaşılıyor. Bizler Ülkü Ocakları olarak Türk Gençliği’nin kaliteli, bilgili, ahlaklı, her açıdan donanımlı ve yeterlilik sahibi birer şahsiyet olarak yetişmeleri adına eğitim, spor, sanat, sosyal ve kültürel tüm alanlarda öncü olmaya çalışıyoruz. Yaptığımız ve yapacağımız tüm faaliyetleri Türk Tarihi’nin ve ecdadımızın omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluk olarak görüyor, bu şuur esasında çalışıyoruz. Bizler şunun çok net olarak farkındayız ki; Yüce Türk Milleti’nin ve Türk Devleti’nin geleceği, dünya Türklüğü’nün yeniden dirilip ayağa kalması ilim ve bilgiyle yoğrulmuş asil Türk Gençliği’nin elinde... Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş gençlikten çok şey bekliyordu. Memleket ve millet için umut kaynağı görüyordu. Gururla belirtmeliyiz ki, biz gençlere şöyle seslenmişti: “Milliyetçi Türk gençlerini yakından tanımış olduğu bir güvenle söyleyebilirim ki, onlar milletimizin her çeşit güvenine ve teveccühüne layıktırlar. Onlardaki uyanıklığı, yüksek vazife duygusunu, yüksek ahlakı gördükçe, milletimizin yarınına derin bir inançla bakmaktayız.” Tarihte küçülmeyen, küçülme nedir bilmeyen, küçümseyenleri de yerin ta yedi kat dibine göndermiş Türk milletinin gençliği de büyüktür, özeldir, önemlidir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de belirttiği gibi: “Ülkücü Türk Gençliği; yeri geldiğinde karıncayı dahi incitmeyecek yumuşak bir yüreğe, yeri geldiğinde de dünyaya meydan okuyacak çevik ve çelik bir iradeye sahiptir...” Bu ay ki sayımızda Dosya Konusu bölümünde, “ ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ Hedeflerine Doğru Gençlik Sorunları ve Öneriler, Gençlik ve Politika: Türkiye’de Gençlik, Depolitizasyon Süreci ve Tarihsel Bağlamda Türk Gençliğinin Sosyolojik Bir Analizi, Milli Değerlerimiz ve Gençlik, Dünyanın En Büyük Gençlik Teşkilatı: Ülkücü Gençlik ve Ülkü Ocakları’nın Misyonu, Atatürk’ün Türk Gençliği’ne Hitabesi ve Tahlili, Başbuğ Alparslan Türkeş ve İdeal Gençlik Anlayışı, Türk Münevverlerinin Düşüncesinden İdeal Gençlik Tasavvuru, Gençliğin Önündeki En Büyük Tehlike: Uyuşturucu ve Madde Bağımlılığı, Gençliğin Meslek Seçimi Etkileyen Faktörler ve Geleceğin Meslekleri, Çocuklarda ve Gençlerde İnternet Bağımlılığı ve Çözüm Önerileri, Gençliğe İlk Adım: Ergenlik ve Ergen Gelişimi, Türk Aynştaynı Oktay Sinanoğlu, Sosyal Medya ve Gençlik, Türkiye’de Beyin Göçü Sorunu, Tarih Bilinci ve Gençlik, Okuma Kültürü ve Genç Bireylerde Okuma Alışkanlığı Üzerinebaşlıklı konular ele alınmıştır. Ocaktan kısmında ise Hüseyin Nihal Atsız Ata’nın 1942 yılında kaleme almış olduğu “Türk Gençliği Nasıl Yetişmelidir?” makalesi ve “Turan Kalaları(Şehirleri)-(2):Bakü” yazısı siz değerli okuyucularımıza sunulmuştur. Dergimizin Ağustos sayısı vesilesiyle bu ay içinde vefat eden büyük komutan Enver Paşa’yı rahmetle anıyoruz. Anadolu’nun kapılarını sonsuza kadar Türk yurdu olmak üzere açan Sultan Alparslan ve ordusuna ayrıca 26 Ağustos 1922’de başlayan ve 30 Ağustos 1922 günü Türk Milleti için kutlu bir zafer olan Başkomutan Meydanı Muharebesi’nin kutlu komutanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve şehitlerimizi rahmetle, minnetle, saygıyla anıyoruz. Yüce Türk Milleti’nin Büyük Zafer’i 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyoruz... Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle... Sonraki Sayfa
  • 3.
    DOSYA KONUSU 4 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 5 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön Ülkü Ocakları Aylık Eğitim ve Kültür Dergisi İmtiyaz Sahibi Olcay KILAVUZ olcaykilavuz@ulkuocaklari.org.tr Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Erol ŞİMŞEK dergi@ulkuocaklari.org.tr İdare Yeri Oğuzlar Mahallesi 1387.Sok. No:26 Balgat / ANKARA 0.312 285 44 44 Kapak Hazırlık Ülkü Ocakları Dizgi ve Mizanpaj Ömer YILDIZ Baskı Yeri Güngörler Matbaacılık İvedik Mah. 1323.Cad. 28/4 Yenimahalle/Ankara 0312 394 2882 Dergimizde yayımlanan makaleler kaynak gösterilmek şartıyla iktibas edilebilir. Gönderilen yazılar yayımlansın veya yayımlanmasın iade edilmez. Yayımlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. www.ulkuocaklari.org.tr Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı LİDER’DEN GENEL BAŞKAN’DAN8 10BAŞBUĞ’DAN6 OCAKTAN Hüseyin Nihal ATSIZ TÜRK GENÇLIĞI NASIL YETIŞMELIDIR? Cihangir YILDIRIM TURAN KALALARI 2-BAKÜ68 72 12 Hüseyin KAYIŞ “2023 LİDER ÜLKE TÜRKİYE” HEDEFLERİNE DOĞRU GENÇLİK SORUNLARI VE ÖNERİLER 14 Furkan AKSU GENÇLIK VE POLITIKA: TÜRKIYE’DE GENÇLIK, DEPOLITIZASYON SÜRECI VE TARIHSEL BAĞLAMDA TÜRK GENÇLIĞI’NIN SOSYOLOJIK BIR ANALIZI 18 Ahmet AKBAYIR MİLLİ DEĞERLERİMİZ VE GENÇLİK 20 Kadir Kaan GÜLER DÜNYANIN EN BÜYÜK GENÇLİK TEŞKİLATI: ÜLKÜCÜ GENÇLİK VE ÜLKÜ OCAKLARI’NIN MİSYONU 25 Hüseyin Erol ŞİMŞEK ATATÜRK’ÜN TÜRK GENÇLİĞİ’NE HİTABESİ VE TAHLİLİ 28 Ganime TOPAL BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE İDEAL GENÇLİK ANLAYIŞI 33 Rabia Aslıhan TÜRKMEN TÜRK MÜNEVVERLERİNİN DÜŞÜNCESİNDEN İDEAL GENÇLİK TASAVVURU 35 Rümeysa ATASEVEN GENÇLİĞİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK TEHLİKE: UYUŞTURUCU VE MADDE BAĞIMLILIĞI 38 Alparslan YAZAR GENÇLİĞİN MESLEK SEÇİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER VE GELECEĞİN MESLEKLERİ 42 Mehmet Fuat YOZBATIRAN ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE İNTERNET BAĞIMLILIĞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 44 Duygu SAĞLAM GENÇLİĞE İLK ADIM: ERGENLİK VE ERGEN GELİŞİMİ 49 Merve TAPAN TÜRK AYNŞTAYNI OKTAY SİNANOĞLU 53 Emre SOYLU SOSYAL MEDYA VE GENÇLİK 58 Okan MADEN TÜRKİYE’DE BEYİN GÖÇÜ SORUNU 62 Emre ÖZBEY TARİH BİLİNCİ VE GENÇLİK 65 Betül Kübra GÜNGÖRDÜ OKUMA KÜLTÜRÜ VE GENÇ BİREYLERDE OKUMA ALIŞKANLIĞI ÜZERİNE BIR ANALIZ 76OCAKTAN HABERLER DOSYA KONUSU Önceki Sayfa Sonraki Sayfa Sonraki Sayfa Önceki Sayfa
  • 4.
    6 7 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr BAŞBUĞ’DAN BAŞBUĞ’DAN Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön GENÇLER; MİLLİ DEVLET SİZİN BEYİNLERİNİZDE, SİZİN GÖNÜLLERİNİZDE, SİZİN ELLERİNİZDE KURULACAKTIR 27 KASIM 1974 Milletçe üzerinde durduğumuz gençlik meseleleri konusunda tarihi- mizde ilk defa toplanmış bulunan 1. Türk Gençlik Kurultayının başta aziz gençlerimiz olmak üzere bütün mil- letimize ve insanlığa hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyo- rum. Kendi meselelerini görüşmek ve çareler bulmak üzere; anarşiye başvurmadan, meşru saymadığımız usullere girişmeden, bütün milletin ve tarihin önünde ciddiyet ve vakar örneği teşkil edecek bir yolun se- çilmiş olmasından sevinç ve gurur duyduğumu ifade etmek isterim. İfti- harla söylüyorum ki, Türk devletinin ve milletinin teminatı gençlik işte bu gençliktir. Türk milletinin bir şahla- nış, bir kendine dönüş alanı olan bu Kurultay’a hoş geldiniz. Bu kurultay yeni bir Ergenekon’dur. Bu kurultay çelik iradelerimi- zin Türklük ülküsünü tarihin engin derinliklerinden alıp geleceğin en uzak alanlarına tescil edeceği milli bir formdur. Bu forumda Tüllük ül- küsü yeniden ateşlenecek, yeniden yanacak bu kutsal vatanın her karış toprağını aydınlatacaktır. Ülkücü Bozkurtlar, Kurultayımız, Türk devletinin buhranlı bir anına rastlamaktadır. Dünyaya devlet nizamını öğreten Türk dehası bugün ayrık otları gibi türemiş, yabancı, bölücü, sahte ideo- lojilerin saldırısına uğramıştır.Ancak şuna imanım tamdır ki, Türk soyu- nun medeniyet ve kahramanlık ruhu- nun temsilcileri olan siz Milliyetçi- Ülkücü Türk gençleri, devletimizi bu buhrandan çıkarıp yüceliğe, esenliğe götürecek güç ve inançtasınız. Mil- liyetçi Türkiye gururla ifade etmek isterim ki, Türklüğün ebedi varlığı siz Ülkücülerin, yiğit Bozkurtların idealist kafalarında, yorulmaz omuz- larınızda, her türlü tehlikeye karşı korunacaktır. Türklüğün varlık kav- gasında, yalnız değilsiniz. Bu kav- gada Mete Hanlar, Bilge Hanlar, Fa- tihler, Mustafa Kemaller bu kavgada yüz milyonluk büyük Türkiye’nin gelecek nesilleri var yanınızda. Bu kavgada, şehit ecdat ruhu, doğacak milyonlarca Yavrukurtlar, Genç Boz- kurtlar var yanınızda. Ve nihayet bu kavgada Allah’ın Türk milletine bir kader çizgisi olarak çizdiği büyük misyon var yanınızda. Bu misyon, Tanrı dağlarından Hıra dağlarına Hıra dağlarından Anadolu toprakla- rına kadar damgasını vurmuş, Türk Cihan Hâkimiyeti, Büyük Türklük Ülküsüdür. Aziz Ülkücüler, Türk dehası, en umulmaz, en ka- ranlık anlarında büyük kurtarıcı ev- latlarını çıkarma imkânına sahiptir. Uzun yılların yozlaştırdığı, her türlü ülküsüzlüğü, her türlü yıkıcılığı dev- let felsefesi yapmış bir zihniyetin ka- ranlık ortamından bir ışık, bir meşale gibi çıkan mutlu Ülkücüler sizlersi- niz. Sizleri, bir disiplin, bir vatan, bir millet aşığı olarak selamlıyor, bağrıma basıyorum. Tarih sizlerden iftiharla, sitayişle bahsedecektir. Aziz Bozkurtlar, Amacımız, çağın ilerisine geç- miş, büyük Türkiye’yi kurmak- tır. Amacımız, bu kutsal topraklar üzerinde kalkınmış, medeni, güçlü Türkiye’yi kurmaktır. Amacımız, yüz milyonluk ağır sanayi toplumu- nu, Milliyetçi Türkiye’yi kurmak- tır. Amacımız, Ülkücü, medeniyet- çi, toplumcu, gelişmeci, hürriyetçi Türkiye’yi kurmaktır. Amacımız, tok ve mutlu insanlar ülkesi demokratik Türkiye’yi kurmaktır. Bir kelimeyle amacımız, milli devleti kurmak, güç- lü iktidar olmaktır. Asla unutmayınız ki, milli devlet, güçlü iktidar, sizin beyinlerinizde, sizin gönüllerinizde, sizin ellerinizde kurulacaktır. Bu se- beple, yıkılmayacak, usanmayacak, korkmayacaksınız. Çünkü gelecek, yılmayan, usanmayan, korkmayan insanlarındır. Yaşasın Milli Devlet, Güçlü ikti- dar. Yaşasın Büyük Türk Soyunun Ülkücü Bozkurtları! En büyük ödevimiz mili, bütün- leşmedir, Milli sınırlarımız içinde yaşayan bölücü olmayan, milli de- ğerlerimizi, kabul eden her şahsı Türk biliyoruz. Bu kutsal vatan, Doğusundan Batısına Kuzeyinden Güneyine kadar, taşıyla toprağıyla yüzyıllar içinde aynı potada yaşamış, karışmış insanların vatanıdır. Bu vatan aziz şehit kanlarıyla bizlere armağan edilmiş, bu vatanın her karış toprağını canımız pahasına olsa korumak, savunmaktır. Ataları- mızın bizlere emanet ettiği bu kutsal serveti, aynen gelecek nesillere bı- rakacağız. Bu uğurda görev alacak her şahıs, her kuruluşla dostuz, onu kardeş biliriz. Bu ödevde nöbet ala- cakları şimdiden bağrımıza basıyor, selamlıyoruz. Bu sebeple, hemen be- lirtelim ki, biz ayrımcı değil, birleş- tiriciyiz, biz bölücü değil, bütünleşti- riciyiz. Ayrımcı, bölücü her cereyana karşıyız. Sevgili Bozkurtlar. Anayasa çizgisinde, milli bera- berlik ve bütünlük içinde, hürriyetçi demokrasiye, insan haklarına saygı duyan her sisteme saygı duyuyoruz. Temel inancımız, bütünleştirici, mil- liyetçi, hürriyetçi, parlamenter de- mokrasidir. Bu ilkelere inanmayan, bizi karşısında bulacaktır. Kavgamız, anayasa hudutları içinde, demokratik ve meşruiyetçi olacaktır. İnsan hak- larına, insan sevgisine dayanmayan rejimlere inanmıyoruz. Bu sebeple, her tüllü diktacı rejimlere, özellik- le Marksizm’e, Faşizm’e karşıyız. Hürriyetçi demokrasi, onun düşma- nı olan tek bir rejime karşı olmakla kurulamaz. Gönlünde yatan komü- nizmi, Marksizm’i, türlü sloganlarla kapalı olarak ifade eden demokrasi sahtekârları, bu gizli hüvviyetlerini saklayamayacaklardır. Komünist ol- mayan herkese faşist diyen yobazlar şunu bilmelidirler ki, Ülkücü Genç- lik kanun hâkimiyeti içinde, meşru- iyetçi yolla oyunlarını daima boza- caktır. Türk milliyetçisine faşist di- yen zihniyet, unutmamalıdır ki, asıl faşist kendisidir. Hem de kızıl faşist. Bu fikir cücesi komünist faşistler, bu çağ dışı düşünce fukaraları, devle- tin meşru güçlerini, Türk milletinin meşru gençliğini, Türk Ülkücülerini daima karşılarında bulacaktır. Aziz Ülkücüler, Demokratik Sosyalist olduğunu iddia eden bir zat, siyasi niyetini daha fazla saklayamamış, Türk milletinin meşru tek kuruluşuna, parlamento- suna hakaret etmiştir. Unutmayınız ki hiçbir sosyalist demokrasiye inan- maz. Her sosyalistin gönlünde yatan parlamento dışı idaredir. Hürriyetçi milli demokrasiye inanan bizler, her fırsatta bu parlamento düşmanlarını takip edeceğiz. Onlara parlamento dışı yolları kapayacak büyük Türk milletine inancımız sonsuzdur. Sevgili Bozkurtlar, Son Cumhuriyet Halk Partisi ik- tidarı devletin parasıyla kurulmuş radyo ve televizyon idaresini malum zihniyetin ocağı haline getirmiş, mil- li değerlerimize inanmayan bir tutum içine sokmuş, partizan yönetimin ta- rihte görülmeyen örneğini uygulayan bir kuruluş haline dönüştürmüştür. Türk milletine ters düşen bu zihniye- ti, bu yönetimi açıkça kınıyor, Ana- yasa çizgisine davet ediyorum. Asla unutmasınlar ki, haklarında her türlü kanuni yola başvurulup, işledikleri suçun hesabı sorulacaktır. Aziz Ülkücüler, Çok çalışacağız. İktidar olmak zorundayız. Milliyetçi Türkiye Ül- küsü, bizim iktidarımızla gerçekleşe- cektir. On yılda kalkınmış, büyümüş bir sanayi toplumu olacağız. Yurdun her köşesinde kuracağımız millet sektörü, her yurttaşı mülk sahibi, ev bark sahibi yapacaktır. Tarım Kentle- ri ile köylümüz, kötü kaderi yenecek sahiden efendi olacaktır. İşçilerimiz, milli tipte iş kolu esasına dayanan hür sendikacılıkla hem ülkemizin kalkınmasına yardım edecek, hem de en emin sosyal şartlarına kavuşa- caktır. Köylü, esnaf ve fakir memur çocuklarının en yüksek burs ve kredi imkânlarıyla donatacak, üniversite ve yüksek okullarda okutacağız. Ülkücü Bozkurtlar: Ödevimiz iktidar olmak, amacı- mız yüz milyonluk kalkınmış Milli- yetçi Türkiye’yi kurmaktır. Hepinizi bu kutsal davaya çağırıyorum. Yaşasın Büyük Türklük Ülküsü. Yaşasın Ülkücü Türk Gençliği...” Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 5.
    8 9 LİDER’DEN LİDER’DEN ÜlküOcakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEYEFENDİ’NİN, ANADOLU’NUN FETHİ MALAZGİRT 1071 ANMA PROGRAMINDA YAPMIŞ OLDUKLARI KONUŞMA METNİ 26 AĞUSTOS 2018 Sayın Cumhurbaşkanım, aziz va- tandaşlarım, değerli kardeşlerim. Türk tarihinde eşsiz bir yeri, emsalsiz bir önemi olan Malazgirt Zaferi’nin 947’inci yıldönümünde burada olmaktan, sizlere hitap et- mekten büyük bir kıvanç duyuyo- rum. Sözlerimin başında hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyo- rum. 26 Ağustos 1071’de sıradan iki ordu, sıradan iki devlet tesadüf ese- ri muharebe ve mücadeleye giriş- memiştir. Bu ovada iki ayrı dünya, iki ayrı medeniyet, iki ayrı stratejik hedef tarihin akışı içinde kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya gelmişler- dir. Malazgirt, yankıları hala devam eden haç ile hilalin çatışmasına, hak ile batılın çarpışmasına sahne olmuştur. 947 yıl önce, bir yanda karanlık ve köhne Bizans, diğer yan- da tarihsel haklarını, var oluş hay- siyetini kutlu bir müdafaa ruhuyla canlı tutan Büyük Selçuklu Devleti karşılıklı olarak mevzilenmişlerdi. Anadolu toprakları istila ve işgalden yorulmuş, asıl ve hak eden sahiple- rini hasretle beklemeye koyulmuş- tu. Nitekim Malazgirt Zaferi tarihin rotasını temelden değiştirdi. Aynı şekilde beşeriyetin kaderini ve ka- rar dinamiklerini derinden etkiledi. Türk milletinin yurt tutma arzu ve arayışı mükâfatla neticelendi. Ana- dolu prangalarından sökülüp kurta- rıldı. Malazgirt Zaferi; İstanbul’un fethinin mutlak bir habercisi, Tür- kiye Cumhuriyeti’nin muhkem bir harcıdır. Aziz ecdadımız Sultan Alparslan 26 Ağustos 1071 Cuma günü zaferden önce giydiği beyaz elbiseyi kefeni görmüş; şehadeti de, muzaffer olmayı da bir saadet kabul etmişti. Malazgirt Zaferi askeri bir başa- rının çok ötesinde; imanın, öngörü- nün, aklın, sabrın, stratejik yönetim kudretinin, yüksek ülkülere bağla- nışın, dahası vicdanın, insaniyetin, kaynaşma ve kucaklaşma hasletinin imrenilecek bir mahsulüdür. Şuurlu bir heyecanla, yılgınlıktan ve çılgın- lıktan uzak bir kavrayış ve hazırlık- la, köklü, aynı zamanda dengeli ve istikrarlı bir büyüme hedefiyle Ana- dolu yurt tutulmuştur. Bu sayede Anadolu’ya yüzyıllar içinde serpil- miş ölü toprağı kaldırılmıştır. Maceracı olmayan atılganlık, gevşekliğe prim vermeyen kararlı- lık, adım adım gelişip genişleyen mücadeleci ruh sonucunda muzaf- ferlik yeşermiş, nihai olarak Türk milletinin adını ve şanını cihana du- yurmuştur. Milletimizin vatan vusla- tıyla atalet ve acziyet son bulmuştur. Bu topraklara hakim olan Bizans- Grek-Ortodoks zihniyeti Malazgirt Zaferi’yle birlikte yerini Türk-İslam kültürünün azamet ve ahlakına bı- rakmıştır. İslam’ın savunma hattı bu şekilde tesis edilmiştir. Şehadet şuuru şeamet ve şedit korkaklığı put gibi devirmiştir. Malazgirt’te sade- ce vatan kazanmadık, bunun daha fazlası olarak Anadolu’da parlak bir istikbal, perçinlenmiş bir irade kazandık. Böylelikle Türk milleti hakkaniyetini, adaletini, temizliğini, mertliğini Anadolu’yu merkezine alarak ta Viyana’ya kadar gururla taşıdı. Sultan Alparslan’ın yenilmiş, yıkılmış ve utanç verici hallere düş- müş Romen Diyojen’e savaş sonra- sı gösterdiği muamele elbette asla hatır ve hafızalardan çıkmayacak bir asaletin özetidir. Türk milleti düşene vurmaz, aman dileyene el kaldırmaz. Çünkü bizim medeniyet müktesebatımızda zulüm yoktur, eziyet yoktur, işkence yoktur. Çünkü bizim tarihimizin hiçbir döneminde zorbalık, zorda kalana acımasızlık görülmüş, duyulmuş şey değildir. Ancak Bizans’ın kokuşmuş zihni- yeti bütün bu insafsız ve insanlık dışı eylem ve niteliklere sahiptir. Malazgirt’le beraber Anadolu’nun kapıları Türk milletine ardına kadar açıldı. Bu topraklar vatan yapıldı, milli namusa teslim ve tevdi edildi. 1071’den sonra yeni yurdumuza ya- yılma ve yerleşme dönemi başladı. Anadolu’ya kök saldık, umut bağ- ladık, milli ufkumuzun vizyonunu belirledik. Anadolu’yu istiklalimizin sancağı bildik. Kahraman şehitleri- miz; bu coğrafyada kalemiyle, kılı- cıyla, duasıyla, direnciyle var olan aziz ecdadımız, bize sonsuza kadar emanetimizde yaşayacak bir vatan bıraktı. Vatan dedik, 947 yıldır nice ba- direleri göğüsledik. Bayrak dedik, 947 yıldır nice musibetleri ezdik. Ezan dedik, 947 yıldır nice saldırı ve suikastları birlik ve dayanışma az- miyle erittik. Sultan Alparslan ölme- di, biliniz ki yaşıyor, ahfadının aşkı ve adanmışlığıyla yine beyaz atına binerek manen aramızda dolaşıyor. Malazgirt’te Allah Allah nidalarıyla gökkubbeyi çınlatan yiğitler ölmedi, ruhları vatan yaptıkları bu toprakla- rın üzerinde manevi muhafız olarak bekliyor. Buna karşılık Bizans da öl- medi, ne yaparsak yapalım tarihten silinmedi. Her seferinde, her fırsatta Bizans fitnesi ete kemiğe bürünüp 947 yıl önceki hezimetin rövanşını almak istiyor. Zaman geçse de, ak- törler değişse de Bizans’ın kalıntı- ları, Bizans’ın varisleri Malazgirt’in intikamını almak için kuyruğa giri- yorlar. Mazisi 947 yılı bulan mağlu- biyeti hazmedemiyorlar. Bu nedenle komplo üstüne komplo tezgahlıyor- lar. Asırlardır Türk ve İslam düş- manlarının emelleri bir ve benzerdir. Su uyusa da düşman hiç uyumuyor. Anadolu’nun fethiyle ezilen Bizans ruhu şimdilerde ülkeden ülkeye ge- çiyor, vücuttan vücuda girip kıtalar arası mekik dokuyor. Bugün Türk milleti, 947 yıl ön- ceki zaferi kabullenemeyen, pun- duna getirip bedel ödemimize ça- balayan Türk düşmanları tarafından açıkça, alçakça hedef alınıyor. Terör örgütlerini kullanan namertlerin tak- tiği Bizans taktiğidir. Siyasi ve eko- nomik operasyonları vahşice kurgu- layanların ilham kaynağı Bizans tah- rikidir. Döviz ve kur oyunları Bizans yöntemidir. 947 yıldır üzerimize geliyorlar. 947 yıldır Türk milletini Anadolu’dan çıkarmanın planını ya- pıyorlar. 26 Ağustos 1071’de vatan kurmuştuk, bundan 851 yıl sonra da, yani 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz’la vatan kurtardık. 9,5 asır- dır zulme, Haçlı operasyonlarına, barbar emperyalizme direniyor, dik duruyoruz. Üstün bir şevk ve cesa- retle vatan mücadelesi veriyoruz. Şark Meselesiyle denediler, başara- madılar. 15 Temmuz’da da denedi- ler, yine hüsrana uğradılar. Aslında Malazgirt’in hesabını görmek isti- yorlar. Dün amaçlarına ulaşamadı- lar, Allah’ın izniyle yine ulaşamaya- caklar. Bizans varsa, Malazgirt ruhu da vardır, hamd olsun ayaktadır. Vatanı her ne pahasına olursa olsun koruyacağız. Bir olursak, diri durur- sak, beraberliğimize sahip çıkarsak, kardeşliğimizi korkusuzca muha- faza edersek; hiçbir zalim, hiçbir hain, hiçbir Bizans artığı karşımıza çıkmaya cesaret bile edemeyecek- tir. Ne yapsalar boştur, ne etseler boşunadır; Anadolu’ya vurulan va- tan mührünü sökmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Malazgirt’te yendiklerimiz, İzmir’de denize dök- tüklerimiz tekrar hıyanete teşebbüs ederlerse, tekrar kalkışmaya ve işga- le heveslenirlerse ya istiklal ya ölüm seçeneğini masaya koyup can feda olsun diyerek gereğini seve seve ya- pacağız. Malazgirt Zaferiyle doğdu- ğumuz bu topraklarda, Büyük Taar- ruzla doğrulmayı başardık, sonsuza kadar da var olmaya ant içtik. Sayın Cumhurbaşkanım, değerli kardeşlerim; İman küfrü, milliyetçi- lik istilayı, cesaret korkaklığı, sada- kat sahtekârlığı, bağımsızlık esareti her devirde mahvetmiş, her zaman alt etmiştir. Düşmandan kaçmayız, dövizden korkmayız. Bilmeyen var- sa ikazen söyleyeyim; taarruz ruhu, taarruz tecrübesi Türk milletinin sinesinde hala kor gibi yanmakta, Malazgirt şuuru bayrak gibi dalga- lanmaktadır. Bu itibarla Malazgirt’teki şanlı muzafferiyetin 947’inci yıldönü- münde büyük hünkarımız Sultan Alparslan’ı rahmetle, minnetle yad ediyorum. Büyük Taarruz’un 96.yıl- dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Milli Mücadele kahra- manlarımızı saygıyla, şükranla, rah- metle anıyorum. Kanlarıyla destan, inanmışlıklarıyla tarih yazarak bize vatan bırakan tüm şehitlerimize, elleri öpülesi ecdadımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Sözle- rime son verirken hepinizi bir kez daha hürmet ve muhabbetle selam- lıyorum. Sağ Olun, Var Olun, Ne Mutlu Türküm Diyene. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 6.
    10 11 GENEL BAŞKAN’DAN ÜlküOcakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr GENEL BAŞKAN’DAN İçindekilere Dön İçindekilere Dön AVRUPA TÜRKLÜĞÜ’NE TEŞEKKÜR 27 AĞUSTOS 2018 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı olarak, Kur- ban Bayramı’nın ruhuna uygun bir şekilde, her yıl ol- duğu gibi bu yıl da Avrupa Türklüğü’nün kurbanlarının ihtiyaç sahiplerine ulaştırıl- masına vesile olmanın haklı gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Her faaliyetimiz- de olduğu gibi talimat ve ta- kipleriyle vekaleten kurban kesimi organizasyonunun mihmandarı olan, her türlü destek ve katkıyı sağlayan Liderimiz Sayın Devlet Bah- çeli Bey’e teşekkürlerimi ve saygılarımı arz ederim. Avrupa Türk Konfederas- yonu ve bünyesindeki Türk Federasyonları organizas- yonu aracılığıyla alınan ve- kaleten “kurbanlar”, Ülkü Ocakları il ve ilçe teşkilatları tarafından yurdumuzun dört bir yanında ihtiyaç sahiple- rine ulaştırıldı. Bu kapsam- da, ülkemize göç eden Irak ve Suriye Türkmeni soydaş- larımız için kurban kesim- leri tertiplenerek, Avrupa Türklüğü’nün selamları ken- dilerine iletildi. Ayrıca, yıllar önce Ata topraklarından ana vatan Türkiye’ye gelen Van Ulu- pamir Köyü’ndeki Kırgız Türkleri’nin, Erzincan’da Ahıska Türkleri’nin, Ha- tay Ovakent’teki Özbek Türkleri’nin ve Kayseri’de ikamet eden Doğu Türkis- tanlı kardeşlerimizin bay- ram sevinci paylaşıldı. Ev- latlarını, kardeşlerini Ülkü uğruna şehit veren şehit ai- lelerimize, Afrin’de vatan savunması için görev yapan yiğit polis ve askerlerimi- ze, Siirt Eruh’taki kahraman korucularımıza ve ihtiyaç sahibi ailelere, Avrupa’daki ülküdaşlarımızın kurbanları teslim edildi. Avrupa Türk Konfederasyon Genel Baş- kanımız ve İstanbul Millet- vekilimiz Cemal Çetin Bey ile birlikte, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in tali- matlarıyla ülkemizde yaşa- yan Türkmen soydaşlarımız için Ankara, Şanlıurfa, Gazi- antep, Kilis, Kahramanmaraş ve Kayseri’deki kesimlere şahsen katılarak bayramın manevi iklimini hep birlikte yaşadık. Din kardeşlerimize hizmet etmenin, yüzlerinde tebessümlere sebep olmanın sevincini yaşıyoruz. Eminiz ki, kesilen kurban- lar sadece dini bir vecibenin yerine getirilmesine değil; aynı zamanda Turan coğraf- yasında ve ülkemizde gönül köprülerinin inşa edilmesine ve Yüce Türk Milleti’nin ih- tiyaç duyduğu dayanışma ve kaynaşmanın toplumumuz- da zuhur etmesine de vesile oldu. Vekaleten kurban kesimi organizasyonumuzda gerek yardımları gerekse dualarıy- la, her zaman yanımızda olan ve bizlere güç veren Avrupa Türklüğü’ne, Avrupa Türk Konfederasyonu Genel Baş- kanı ve Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul Milletveki- limiz Sayın Cemal Çetin’e ve şahsında konfederasyo- numuzun değerli yöneticile- ri ile kıymetli mensuplarına şükranlarımı sunuyorum. Bu vesile ile Avrupa Türk Konfederasyonu ça- tısı altında faaliyet göste- ren, Türk Milleti’nin Avru- pa’daki gür sesleri Alman- ya Türk Federasyon’nun, Amerika Türk İslam Ülkü Ocakları’nın,AvustralyaTürk Federasyon’nun, Avusturya Türk Federasyonu’nun, Bel- çika Türk Federasyonu’nun, Danimarka Türk Federasyonu’nun, Fran- sa Türk Federasyonu’nun, Hollanda Türk Federasyonu’nun, İngiltere Türk Federasyonu’nun ve İs- viçre Türk Federasyonu’nun değerli başkanları ile kıymet- li yöneticileri ve mensupları- na canı gönülden teşekkürle- rimi ve hürmetlerimi iletiyo- rum. Emanete sadakat ile sahip çıkan, Genel Merkez Yöne- ticilerimiz ve İl, İlçe Ocak Başkanlarımız başta olmak üzere, bu organizasyonda katkısı olan tüm ülküdaşları- ma yürekten teşekkür ediyor ve Cenab-ı Hakk’tan, kesilen kurbanları ve yapılan ibadet- leri, dergâh-ı ilahisinde kabul eylemesini diliyorum. EMINIZ KI, KESILEN KURBANLAR SADECE DINI BIR VECIBENIN YERINE GETIRILMESINE DEĞIL; AYNI ZAMANDA TURAN COĞRAFYASINDA VE ÜLKEMIZDE GÖNÜL KÖPRÜLERININ INŞA EDILMESINE VE YÜCE TÜRK MILLETI’NIN IHTIYAÇ DUYDUĞU DAYANIŞMA VE KAYNAŞMANIN TOPLUMUMUZDA ZUHUR ETMESINE DE VESILE OLDU. “ “ Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 7.
    DOSYA KONUSU 12 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 13 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön “2023 LİDER ÜLKE TÜRKİYE” HEDEFLERİNE DOĞRU GENÇLİK SORUNLARI VE ÖNERİLER Milli Eğitim Bakanlığı’nın tanı- mına göre gençlik; buluğa erme se- bebiyle, biyolojik ve psikolojik ba- kımdan çocukluğun sonu ile toplum hayatında sorumluluk alma dönemi olan 12-24 arasında kalan yaş grubu- dur. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın tarifine göre ise genç; 15 ile 25 yaş- ları arasında, öğrenim gören, haya- tını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kişidir. Gençlik çağı bir insanın tüm yönle- ri ile en hızlı yaşadığı dönemdir. Bu dönemde bedensel ve ruhsal gelişim çok hızlı yaşanır. Gençlik çağı insa- nın biyolojik, psikolojik, sosyolojik gelişim ve değişimin yoğun olduğu çok hassas bir zaman dilimidir. Karı- şık fikir ve duygusal durumların ya- şanabildiği, kişilik ve kimlik arayı- şının en karmaşık olduğu dönemdir. Kişilik bunalımı, hayat gayesi oluşturma, sorumluluk duygusunun gelişmesi, hayattan tatmin arama, isyankârlık, macera ve hareket is- teği bilimsel çalışmaların sonuç- larına göre gençlik döneminin en başta gelen psikolojik özellikleridir. Stres, panik atak, depresyon, ruhsal bunalım ve sürekli tatminsizlik gibi sorunlar bu dönemin en öne çıkan hastalıkları olarak görülmektedir. Dünya’da hızla gelişen teknoloji son yıllarda ülkemizde bazı toplum- sal ve kültürel değişimleri de bera- berinde getirmiştir. Bu değişimin en sorunlu hale getirdiği alan ise genç- liktir. Ve bu sorun adeta gelişen tek- nolojiyle birlikte her geçen gün daha da artarak büyümektedir. Kişiliğini oturtma ve eğitim kari- yerine karar verme çağındaki genç- ler, aile ortamından dışarıya attıkları ilk adımdan sonra hayatta bir takım sorunlarla karşı karşıya gelmektedir- ler. Gençlerdeki işsizlik ve gelecek kaygısı; karamsarlık, güvensizlik ve can sıkıntısı gibi zihinsel yıpranma- lara neden olabilmektedir. Günümüzde gençlik, geleceğine tehdit oluşturacak birçok sorunla karşı karşıyadır. Küreselleşme, po- püler kültür, dijital sistem, uyuş- turucu ve madde bağımlılığı, ileri derecede fanatizm, Televizyon-bil- gisayar-internet ortamındaki zararlı yayınlar, aşırı sosyal medya bağım- lılığı, Terör odaklarının varlığı, cin- sel ve şiddet olaylarındaki artış gibi sosyal çevreden kaynaklanan sorun- lar gençlik üzerinde büyük tehlike oluşturmaktadır. Bunlara özenti du- yan gençlerimizde ise büyük bir kül- türel düşüş meydana gelmektedir. Bu özenti, merak, taklit veya hayal- cilik; Aile içi geçimsizlik, bencillik, lakaytlık, idealsizlik, şiddet olayları ve cinsellikle ilgili aşırılıklar, mar- ka ve popüler kültüre düşkünlük, kimlik ve inanç bunalımı gibi ahlaki çöküntüye ve illegalleşmeye sebep olmaktadır. Çocuklar ailenin, gençler toplu- mun aynasıdır. Unutulmamalıdır ki; milli ve manevi değerlerinden yok- sun inançsız ve kimliksiz bir gençli- ğin yetişmesi bir milletin yok olması demektir. Bu kültürel yozlaşma ve ahlaki çöküntüye dur demek; kötü ve zararlı bireylerin yok edilmesiyle değil, ancak genç nesillerin yetişti- rilmesiyle mümkün olacaktır. Nesli korumak ve sağlıklı bir toplum oluş- turmak için gençlere iyi bir eğitim verilmeli; kendilerini korumaları, dünya ve ahirette mutlu, huzurlu olmaları için iman, inanç ve güzel ahlak sahibi olmalarına yardımcı olunmalıdır. Gençleri üstün ahlak sahibi bireyler olarak yetiştirebil- mek, doğru bir şahsiyet kazandır- mak için öncülük edilmeli ve onlara örnek olunmalıdır. İnsan eğitiminin aslında bir nefis eğitimi olduğu unu- tulmamalıdır. Peygamber efendimizin “Çocuk- larınıza güzel davranıp iyilikte ve ikramda bulununuz, onları en güzel şekilde terbiye ediniz” hadis-i şe- rifinden yola çıkarak İlim, İrfan ve Ahlak esasına dayalı; imanlı, İhlaslı, töresini bilen, bilim ve teknoloji’ye yön verecek, temiz bir toplum için temiz bir nesil yetiştirilmelidir. Mil- li, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milleti- ni seven ve daima yükseltmeye ça- lışan geçler yetiştirmek gerekmekte- dir. Bu şekilde gençliği ruh, zihin ve beden olarak zinde yetiştirmekle bir toplum kendi geleceğinede yatırım yapmış olacaktır. Ülkemizin ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ hedefleri doğrultusunda her bireye büyük sorumluluklar düşmektedir. Tabi ki asıl sorumlu- luk Ülkücü gençliktedir. Öncelikle Ülkemize hizmet noktasında; milli ve manevi değerleriyle zengin, so- rumluluk sahibi, şahsiyetli, benlik duygusundan uzak ve en önemlisi önce ‘ülkem ve milletim’ diyen bir gençliğe ihtiyaç vardır. İşte böyle bir gençlik, aklın ve bilimin ışığında ‘2023 lider ülke Türkiye’ hedefini gerçekleştirerek 21. yüzyıla ‘Türk’ mührünü vuracaktır. Necip Fazıl’ın dediği gibi ‘kim var!’ denilince sağına soluna bak- madan ‘ben!’ diyebilen bu gençlik, damarlarındaki asil kanda mevcut olan bu kudretle Seyyid Ahmet Ar- vasi Hoca’nın tariflediği kriterler ölçüsünde bütün mazlum milletlerin de umudu olacaktır. Gençlerimiz, Türk ahlak ve tö- resinden beslenip, İslam inanç ve faziletinden feyizlendiği, gücünü dünden alıp, heyecanını yarınlarda bulacağı bir eğitime tabi tutulma- lıdır. Gençlerimiz aldığı bu eğitim sayesinde kendi tarihimizi ve milli kültürümüzü yaşatacak, yüceltecek ve yabancı kültürlerin etkisinden uzaklaşacaktır. Gençlik maneviyatını ve mil- li ruhunu asla kaybetmemelidir. Gençlerimizi tarihinden ve kültü- rel bağlarından koparmamalıyız. Gençlik bu tehditlere karşı gücünü milli kimliğinden, ahlakını mane- viyatından alacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha bü- yük işler yapmak için kendisinde kuvvet bulacaktır. Dünya’ya asker- lik sanatını öğreten Mete Han’dan; Malazgirt ovasında ak kefen içinde savaşarak bizlere ebedi bir vatan bırakan Alparslan’a, Tonyukuk’tan Akşemsettin’e, Hürriyet kavgasın- da dünyada emsali görülmemiş bir cesaret göstererek kırk çerisiyle birlikte Türk kavmini yok olmaktan kurtaran Kürşat’tan; İstanbul özlemi ile yanıp tutuşarak çok büyük hayal- lerinde gerçekleşebileceğini kanıt- layan Fatih Sultan Mehmet Han’a, Abdülkerim Satuk Buğra Han’dan; Türk-İslam dünyasının son başbu- ğu Alparslan Türkeş’e ecdatlarını tanıdıkça gençliğin milli şuuru güç- lenecek, ufku daha da genişleye- cek ve yolu aydınlanacaktır. Türk gençliği; Türkistan’dan yetiştirip gönderdiği müritlerle Anadolu’yu Müslümanlaştıran Hoca Ahmet Yesevi’den hizmet sevgisini, “Ya- ratılanı severiz Yaratandan ötürü” aşkıyla Yunus Emre’den sevgiyi, “Gel, ne olursan ol yine gel” kabul- lenişiyle Mevlana’dan hoşgörüyü, “İncinsen de incitme” anlayışıyla Hacı Bektaş-ı Veli’den insan sevgi- sini, taşıdığı sorumluluk duygusuy- la dünyaca ünlü yapıtların sahibi Mimar Sinan’dan meslek sevgisini ve Samsun’dan kurtuluş mücadele- sini başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten vatan sevgisini öğrene- cektir. Böylece milli refleksleri keskin, milli ve manevi değerlerle donatıl- mış, atalarımızdan bize miras kalan bu kutsal vatanı gelecek nesillere layıkıyla emanet edecek sağlam bir gençlik meydana gelecektir. İşte bu gençlik sokaklarda değil tıbbiye laboratuvarları ile ilahiyat fakülte- lerinin birleştiği koridorlarda olma- lıdır. Her türlü çatışma ortamından uzak durmalı ve sağduyulu hareket etmelidir. Ama her türlü mesuliyet duygusundan yoksun, milletinin değerlerine küfrederek milletinin ekmeğini yiyenlere karşı milli bilin- ci açık olmalı ve bölücü yapılanma karşısındaki dik duruşu asla son bul- mamalıdır. Gençliğimizin önündeki en bü- yük tehlikenin milli kimlik ve mane- vi değerlere yönelik olduğunu unut- mayalım. Gençlerimiz maneviyatını, tarihini, kültürünü ve milli ruhunu asla kaybetmemelidir. Asıl önümüz- deki en büyük tehdit gençlerimi- zin bu değerlerden uzaklaşmasıdır. Bu büyük tehlikeye karşı öncelikle yapmamız gereken gençliğe milli kimliğimizi hatırlatmak olmalıdır. Türk gençliğinin ithal fikirlere ve kurtarıcı beklemesine ihtiyacı yok- tur. Türk gençliği Oğuz Kağan’ın dualarında kendini bulacak, Bilge Kağan’a kulak verdiğinde titreyip kendine dönecek, Şeyh Edebali’nin nasihatiyle geleceğe sağlam basacak ve Atatürk’ün Gençliğe hitabesinde muhtaç olduğu kudreti kendisinde görecektir. Bence bir insanın vatan sevgisi evlat yetiştirme başarısı ile doğru orantılıdır. Velhasıl hepimizin bi- rinci vazifesi böyle evlatlar yetiş- tirmek olmalıdır ki Türk istiklal ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa edebilelim. Bunun için is- tikbalimiz olan gençliğimizin eğiti- minde elimizden gelen fedakarlığı göstermeli ve asla vazgeçmemeli- yiz. Unutulmamalıdır ki; bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir yiğit kurtarır, bir yiğit bir vatan kurtarır... Öncelikle kirli, karmaşık ve zararlı düşüncelerden kafanızı korumalı, sağlam bir imam ve inançla kalbinizi doldurmalı ve bütün zararlı alışkanlıklardan kolunuzu uzak tutmalısınız. LİDER DEVLET BAHÇELİ 3K(Kafa, Kalp, Kol) Teorisi ““ Hüseyin KAYIŞ Ülkü Ocakları Kahramanmaraş İl Başkanı Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 8.
    15 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön GENÇLIK VE POLITIKA: TÜRKIYE’DE GENÇLIK, DEPOLITIZASYON SÜRECI VE TARIHSEL BAĞLAMDA TÜRK GENÇLIĞI’NIN SOSYOLOJIK BIR ANALIZI Furkan AKSU Gençlik, biyolojik, iktisadi, sosyal ve kültürel anlamda edil- genlik durumu olan çocukluktan etkin ve sosyal bir aktör olarak toplumsal sahada varlık gösteren yetişkin bireylik arasındaki geçiş dönemini ifade eden bir süreç ola- rak İnsanlık tarihine baktığımızda son yüz yıllarda ortaya çıkmış bir kategoridir diyebiliriz. Nitekim birçok toplumda farklı anlam, sorumluluk ve misyonlar atfedilen gençliğin, Avrupa için Doğu toplumlarının çok daha son- rasında bir kategori olarak algı- lanmış ve üzerine düşünülmüş bir olgu olduğunu rahatlıkla söyleye- biliriz. Sanayi devrimi öncesinde ye- tişkinlik diye bir kategoriden dahi bahsedemediğimiz Avrupa top- lumlarında Sanayi sonrasında da benzer durumun gözlenmesi muh- temeldir ki insanların birer üretim aracı olarak algılanışıyla ilişkisi bulunmaktadır. Öyle ki gençlik sürecinden bahsetmemiz için ge- rekli olan çocukluk dönemi Avru- pa için Sanayi sonrasında ancak “minyatür yetişkinlik” olarak orta- ya çıkmıştır ki bu da sadece soylu çocukları için inşa edilmiş bir ka- tegoridir. Ucuz iş gücü olması haricinde bir anlam ifade etmeyen gençlik ve çocukluğun sosyal inşası Avrupa toplumları için sadece iki yüzyıl- lık bir maziye sahiptir. Bir üretim aracı olarak alınıp satılan çocuk ve gençlerin bırakın siyasi bir özne olarak ülkelerinin kaderini belirler bir konuma erişmesini sosyal bir aktör olarak dahi toplumsal sahada karşılık bulamadıkları bir coğrafya ve dönemden söz etmekteyiz. Osmanlı’da Gençlik Avrupa’da gençlik son yüzyıl- lar da tanımlanarak belli ölçüde önem atfedilen bir kategoriye refe- rans etmekteyken Osmanlı Devleti içerisinde durum farklıydı. Nite- kim Osmanlı’nın teknik anlamda geri kalmışlığını farkına vardığı yüzyıllarda umudu gençliğinde araması, 1700’lü yıllar öncesinde zaten bir sosyal kategori olarak gençliğin varlığı ve toplumsal ha- yat içerisinde aktif özne olarak iktisadi, sosyal, kültürel sahada etkin rol oynar konumda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Teknik anlamda geri kalmışlı- ğının üstesinden, Avrupa’ya gön- derdiği gençlerin geri döndükle- rinde yeniden imar edecekleri bir Osmanlı Devleti tahayyül edilir. Nitekim Avrupa’da eğitim gören Jön Türkler ve Yeni Osmanlılar kendilerine atfedilen “devleti kur- tarma misyonunu” içselleştirerek Cumhuriyet’in de temellerini ata- cak bir iradeyi ortaya koyarlar. Buradan hareketle Osmanlı’da gençliğin bizatihi politik hayatın içinde ele alındığını ve devletin kaderini teslim edebilecek ka- dar önem arz eden bir dinamizme karşılık gelen gençlik kategori- sini inşa ettiğini söyleyebiliriz. Osmanlı’nın son dönemlerinde tamamiyle yönetimi ele alan “dev- lete karşı misyonunu içselleştirmiş gençlik” imajına baktığımızda Dünya’nın geri kalanına kıyasla coğrafyamızda gençliğin politika ve yönetim ile ilişkisinin çok daha kadim bir gelenek olarak günümü- ze değin geldiğini görebiliyoruz. Gençliğin bir milletin geleceği ol- duğu söylemi görüldüğü gibi Türk Milleti için tarihsel kökleri bulu- nan bir anlatıdır. Kurucu İrade: Türk Gençliği Öte yandan Türk gençliğinin bahsettiğimiz tarihsel misyonu edinmesi bir kendindenlikten zi- yade dönemin Osmanlı hane- danının duruşuyla da ilgilidir. II.Abdülhamid Han’ın Osmanlı’da ilk özelliği gösteren batılı tarzda tematik okullar açtırması, genç- liğin iradesine başvurmak için bir adım olarak da algılanabilir. Osmanlı’nın genç subaylarının devraldığı yönetim mekanizması, 20.yy’da Osmanlı’nın küllerinden Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni ku- ran irade olarak karşımıza çıkar. Türk Gençliğinin pratik an- lamda yönetim ve politikaya kar- şı ilk imtihanı olan devletleşme süreci yine Osmanlı’nın genç subaylarından biri olan Mustafa Kemal’in önderliğinde gerçekle- şir. Anadolu’nun çeşitli bölgele- rinde kanaat önderi konumunda bulunan insanların Mustafa Ke- mal Atatürk’ün önderliğinde Gazi Meclis’i açmaları mutlaktır ki Türk Milleti’nin gençliğine duy- duğu güven ile ilgilidir. “Cumhuriyeti Biz Kurduk, Sizler Yücelteceksiniz” Türkiye Cumhuriyeti’nin kuru- luşunda en etkin aktör olan genç- lik, o vakitten sonra yeni devletin ve rejimin muhafazası konusunda vazife üstlenmesi için yetiştiri- lecekti. Yeni eğitim sistemi Türk gençliğini bizatihi Cumhuriyet’in koruyucusu misyonuna eriştiri- yor ve politik bir özne olarak bu misyonu içselleştirmesi kendisin- den bekleniyordu. Mustafa Ke- mal Atatürk’ün: “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak ve yüksel- tecek olan sizlersiniz.” Vecizesi Türk gençliğine atfedilen rolün ve misyonun bir göstergesi idi. “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan..” sözlerine yer verilen 10.Yıl Marşı, devlet idaresini dev- ralacak ve yönetimi şekillendire- cek Türk gençliğinin bu misyonla yetiştirildiğinin de bir göstergesiy- di. Büyük Kopuş: 12 Eylül 1980 İhtilali 24 Ocak 1980 tarihinde 24 Ocak Kararları imzalanmış ve Tur- Sonraki Sayfa
  • 9.
    DOSYA KONUSU 16 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 17 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön gut Özal’ın önderliğinde Türk eko- nomisi serbest piyasa ekonomisine kollarını açmıştı. Kadim ekonomi geleneği olarak devletçi-karma sis- temin terk edilmesi elbette salt ikti- sadi bir dönüşümün değil sosyal ve kültürel bir değişim-dönüşümün de habercisi olacaktı. Böyle bir süreçte 12 Eylül 1980 İhtilali’nin gerçekleşmesi akıllara “24 Ocak Kararlarının daha iyi uygulanması için” bir müdahale olduğunu geti- riyordu. 1980 öncesinde daha önce ta- rihsel süreçte ele aldığımız şekilde “memleketi kurtarmak” adına mü- cadele içerisinde olan Türk genç- liği de büyük ekonomik dönüşüm ile birlikte bir değişime getiril- mek istendi. Öyle ki geleceğe dair planları ve hayalleri sorulduğunda “Ülkü, Turan, Milliyetçi Türkiye” gibi tahayyülleriyle karşılaşılan bir gençlik, serbest piyasa ekonomisi içerisinde açık Pazar konumuna getirilen Türkiye’de bu kararları imzalayan siyasiler ve ideolojileri için arzulanan bir gençlik değildi. 1980’nin serbest piyasa ekono- misine açılan Türkiye’sinde arzu edilen gençlik, devletin geleceği- ni, milletin varlığını düşünen bir gençlik değil; yeni Türkiye’nin tümüyle ithalata açılan yapısı için- de “sınırsız tüketim arzulayan” bir gençlikti. Neoliberal Türkiye; Depoliti- ze Gençlik Bu nedenle gençliğin depoli- tizasyonu 12 Eylül 1980 Darbesi- nin eylem planlarından biri olarak karşımıza çıkmaktaydı. Gençliğin devlet meseleleri ile arasına bir set çekerek salt tüketim öznesi hali- ne getirmek için bir takım sosyal dönüşümleri gerekli gören darbe yönetimi idamlarla birlikte “mem- leket ve devlete karşı duyarlılığa” karşı bir caydırıcılıktan söz ediyor- du. Tüm siyasi-ideolojik gençlik hareketlerinin son bulması adına başlatılan depolitizasyon süreci 1983 seçimleri sonrası sivil bir iktidar olarak ANAP’ın yönetimi devralması ile sosyal ve kültürel sahada da etkisini göstermeye baş- ladı. Gençlerin spor (sadece kü- resel sermayenin etrafında şekil- lenen futbol), cinsellik ve müziğe yönlendirilmesi adına açılan gaze- te, dergi, radyo programları, genç- lerin ilgisini politikadan ve devlet, millet ideallerinden uzaklaştırmak amaçlı bir kültürel dönüşüm politi- kası olarak karşımıza çıktı. Türk gençliğinin depolitize ol- ması adına yürütülen yayın faali- yetleri ve politikalar sonucu oluşan apolitik, devlet-millet gibi konu- larda duyarsız, tüketim arzusunda bir nesil meydana geldi. Bazı ke- simlerce bu nesil “Özal gençliği” olarak adlandırılmaktadır. 1980 öncesinde kendisine ha- yali sorulduğunda vatan, millet, devlet üzerine söylemlerde bulu- nan gençlik, 1980 sonrasında iyi bir şirkette yönetici olmak, kon- forlu bir hayat sürmek, daha fazla tüketmek gibi hayallerini söyler konuma geldi. Arabesk müzik mevcut depoli- tizasyon politikalarının bir parçası olarak gençliğin beğenisine su- nuldu. “Batsın bu dünya” derken dünyevi bir hazza erişme arzusu ile dertlenmesi beklenen genç- lik, cinsellik içeren dergiler ile de dünyanın geri kalanı için duyarsız hale geliyor, kendisi için sunulan ‘’tüketim cennetinden’’ daha fazla ölçüde yararlanmak için çalışıyor, çaba sarf ediyordu. Bireyci, sadece kendi fayda- sı için konformist bir hayat süren “Özal Gençliği” ne yazık ki 1980 öncesinde vatan mücadelesi veren bir neslin çocuklarıydılar. “Hak- sızlığın karşısında durmak” gibi bir erdemi yitiren yeni kuşak “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mottosuyla konformist bir dünya görüşüyle yaşamaktaydı. Kuşak Meselesi ve Politika Gençlikle ilgili bilimsel me- tinlere baktığımızda üç farklı yaklaşımdan söz edebiliriz. Bun- lardan birincisi gençliğin bir mil- letin geleceği olduğunu esas alan klasik yaklaşımdır ki politik bir özne olarak gençlik içinde yaşa- dığı toplumu inşa edecek iradeye sahiptir. İkinci yaklaşım tek bir gençlik tipolojisinden bahsetmenin mümkün olmadığını; gençlik değil gençliklerden söz edebileceğimi- zi esas alarak farklı tipolojilerde gençlik gruplarının farklı ideal ve dünya görüşleri olabileceği üzerin- de durmaktadır. Bir diğer yaklaşım ise gençliklerin varlığını inkar et- memekle birlikte aynı coğrafya ve zaman içerisinde yaşayan farklı gençlik tipolojilerinin toplumsal etkileşimlerden kaynaklı olarak or- tak karakteristik özelliklerinin ola- bileceğini; aynı yıllarda doğmuş, benzer tecrübeler edinmiş, aynı olaylara benzer tepkiler vermiş gençlerin tek kategoride ele alına- bileceğini savunur ki buna “kuşak” ismi verilir. 1980 öncesi Türk gençliği- nin farklı karakteristik özellikleri mevcut olsa da ortak paydasının “memleketi kurtarma arzusu” ol- duğunu söyleyebiliriz. Tam da bu noktada 1980’in bir kırılmaya tekabül ettiğinden söz edebiliriz. 1980 sonrası Türk gençliğinin or- tak paydası “tüketim” olmuştur yönünde fikirler bulunmaktadır. Ancak tam da burada gençlik üzerine yoğun depolitizasyon po- litikalarının uygulandığı, moda- popüler müzik gibi dış etmenlerle muhatap olmuş bir neslin sonrasın- da 2000 sonrası gençliğinin karak- teristik farklılaşmasına bakmamız yerinde olacaktır. “2000 Sonrası: Türk Gençliği Özüne mi Dönüyor?” 2000’li yıllara baktığımızda politikaya ilgisiz neslin belli ölçü- de devam ettiğini ancak “ülke nasıl refaha erer” konusunda tartışma- ların yürütüldüğü bir gençliğin de varlığından söz edebilmekteyiz. Gençlik grupları arasında gündelik siyaset tartışmalarının sıkça yapıl- dığı bir dönem olarak 2000 sonra- sı Türk gençliği yine belli ölçüde politikaya ve devlet meselelerine ilgi besler konuma gelmiştir diye- biliriz. Bu durumun en bariz örneğine 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi gecesinde rastladık. Öyle ki darbe- cilere karşı şehirlerin meydanları- na akın eden, tankların önüne yatan Türk Gençliği idi. 1980 sonrasında yoğun apolitikleşme politikalarına maruz kalarak toplumsal ve siyasi olaylara ilgisiz kalması sağlanan gençlik 15 Temmuz gecesi, tıpkı 1980 öncesindeki dinamizmi ile meydanlarda idi. “12 Eylül’de Bizim Ço- cuklar Kazandı Demişlerdi 15 Temmuz’da Onların Gayri Meş- ru Çocukları Kaybetmiştir!” Liderimiz Sayın Devlet Bah- çeli Beyefendi’nin 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası sarf ettiği “15 Temmuz’da Onların Gayri Meşru Çocukları Kaybetmiş- tir” sözlerine baktığımızda 1980 Darbe girişimi sonrası milli mese- leler ile ilişiği kesilmeye çalışılan gençliğin 15 Temmuz’da darbe girişimini durdurmuş olmasından hareketle Türk gençliği üzerine oynanan oyunun bu sefer başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Devletin geleceğini düşünmekten alıko- nulmak istenen Türk gençliğinin mevzu bahis gecede bir mücade- leye girişmesi mümkündür ki 12 Eylül’ün de başarısızlığına tekabül etmektedir. Ülkücü Hareket Bu Sürecin Neresinde? Ülkücü Hareket, Türkiye Cum- huriyeti Tarihinin ilk dinamik gençlik mücadelesi olan 1944 olaylarından aldığı tarihsel miras ile 1970’li yıllarda iradesini orta- ya koyan toplumsal bir harekettir. “devletin ve milletin bekası” için gençliğin dinamizminin bir araya toplandığı ve mücadele içerisi- ne girdiği bir nesil olarak Ülkücü Hareket 1980 sonrasında vakıf ve dernekleri kapatılarak, işkencele- re maruz bırakılan, idam edilerek dağıtılmaya çalışılan bir konumda idi. Ancak tüm beynelmilel akım- lar ve hükumetlerin resmi gençlik politikalarına rağmen dinamizmini ve iradesini korumayı başaran Ül- kücü Hareket için mevcut süreçler belli ölçüde teğet geçmiştir diyebi- liriz. Nitekim 21.yüzyıl Dünya’sın- da Klasik anlamda hiçbir gençlik hareketi varlığını devam ettireme- mişken yarım asırlık geleneksel yapısı ile aynı dinamizmini de- vam ettiren Ülkücü Hareket; bu özelliği ile Dünya’nın en büyük gençlik hareketi’’ olma özelliğine de sahiptir. Kuruluşundan günü- müze tüm anlatı, ritüel ve dinamiz- mini muhafaza etmeyi başarabilen Ülkücü Hareket’in mensupları de- politizasyon, tüketim çığırtkanlığı gibi akımlardan belli ölçüde ken- disini koruyarak mevcut yapısını devam ettirmesinin yanında Türk Gençliğinin “devlet meselelerine” karşı duyarlılığını da diri tutmayı başarmıştır. Dünya üzerinde belli bir lider, sürekli bir teşkilatlanma, bir anlatı etrafında fikir dünyasında birleş- me, hiyerarşik düzen gibi klasik sosyal hareketlere özgü karakteris- tik özelliklere sahip Ülkücü Hare- ketten başka bir hareketin varlığın- dan söz edememekteyiz. Günümüz gençlik hareketleri daha ziyade belli bir konuya has- sasiyet gösteren insanların devam- lı olmayan birlikte hareketi olarak tezahür etmektedir. Sonuç Yerine Gençlik Türkiye’de bir sos- yal ve politik kategori olarak çok erken dönemlerden bu yana var olan bir olgudur. Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze değin birçok merhaleden geçen Türk gençliğinin devlet meseleleri ile ilgisi tarihsel bir iradeyi içerisinde barındırmaktadır. Batı toplumlarının aksine genç- liğine önemli misyonlar yükleye- rek siyasete ilgisini diri tutan Türk Milleti için gençlik geleceğin te- minatıdır. Bu gelenek günümüze değin süregelmiş olsa da 12 Eylül 1980 Darbesi gibi bazı sosyal ya- ğıya müdahaleler ile sekteye uğra- tılmıştır. Gençlerin politikaya karşı ilgi- siz olması, apolitikleşmesi milletin devamlılığını tehdit edecek bir du- rumdur diyebiliriz. Nitekim genç- lerin politikaya karşı ilgisiz olup farklı mecralara yönelmesi küresel sermayenin dışında kimseye bir fayda sağlamamaktadır diyebiliriz. Vatan, milet, devlet gibi ko- nularda her zaman söyleyecek bir sözü olan Türk gençliği akabinde Ülkücü Gençlik; toplumsal, kültü- rel deformasyonlara karşı tepkisini koyarak Türk Milleti’nin dinamiz- mi ve idrakı olarak varlığını sürdü- recektir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de belirttiği gibi: “Gelecek bizim, Biz Gelece- ğiz!’’ Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 10.
    DOSYA KONUSU 18 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 19 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön MİLLİ DEĞERLERİMİZ VE GENÇLİK “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz” GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK “Yarının yurt yöneticilerini yetiştirmek vatana ve millete yapılan iyiliklerin en büyüğüdür. Mesele, şimdi gençliği kurtarmada, ona gideceği gerçek yolu, Türk ülküsü yolunu göstermektedir. Gençlik Amerikan uşaklığının da, Rus uşaklığının da aynı kapıya çıkacağını bilmelidir. Türk ülküsü dışında ne olursa olsun hizmet etmek köleliktir.” BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ “1900’lü yılların başında genç olanlar kurtuluş meşalesini yakmışlardı. Cumhuriyet ve bağımsızlık bu fedakâr neslin eseri olmuştu. Şimdi yeni bir diriliş için Türkiye gençlerini bekliyor. Hem de umutla, hem de heyecanla. Türk gençliği aldanmaz, baskı ve zulme teslim olmaz. Sürüyle uçan kargalara karşı tek başına kartal olmaktır gençlik.” LİDER DEVLET BAHÇELİ “ Ahmet AKBAYIR Ülkü Ocakları Kırşehir İl Başkanı “ Milletlerin, tarih boyunca geçir- dikleri pek çok sarsıntılı anlardan bile hiç elden bırakmadıkları bir ta- kım değerleri vardır. Bu değerler, fert fert olduğu kadar toplumun bütün katlarında da aynı şevk ve heyecan kaynağı olur. Çünkü bu değerler o milleti meydana getiren bütün kişile- rin ve zümrelerin ortak var oluş kay- nakları, var oluş sebepleridir. Devlet- ler, başka devlet ve milletlerle olan münasebetlerine hep bu milli değer- leri açısından bakmak zorundadırlar. Yeni ortaya çıkan durumları da mil- letler ve milli değerler çerçevesinde değerlendirip yollarını ona göre çiz- mek durumundadırlar. Türk milleti olarak bizim milli değerlerimiz, vatan sevgisi, bayrak, milli marş, istiklal, dini inançlarımız, gelenek ve göreneklerimiz, örfümüz adetlerimiz, yakın tarihimizde geçir- miş olduğumuz mücadeleler, devlet ve millet büyüklerimiz, tarihi kişilik- lerimiz şeklinde sayılabilir. Bu milli değerlerimize ulaşmak ve sahip olmak için de; Türk Genç- liğine güvenmek ve karar alma süreçlerine katılımını sağlamak, Cumhuriyetin temel değerlerine ve Atatürk ilkelerine bağlı olmak, Milli; evrensel ve etik değerleri be- nimsemek ve benimsetmek, İnsan hak ve hürriyetlerine saygılı ol- mak, Toplumsal sorumluluk bilin- cine sahip hayat boyu öğrenmeyi hedef alan, Doğaya ve insana du- yarlı, Sporu hayatının bir parçası haline getirmiş, Araştırma ve geliş- tirmeyi etkili kılan, Millî güç kay- naklarını verimli ve etkili kullanan bireyleri yetiştirmemiz gerekmek- tedir. Değerler, uzun zaman sonucun- da içinde oluştuğu toplumun büyük çoğunluğu tarafından benimsenmiş; bireylerin istek, amaç ve ihtiyaçla- rının oluşmasında başrol oynamış ölçütlerdir. Değerler, topluma anlam kazandıran ve önem verdiren ölçü- lerdir ve insanlar her zaman yaşam- larını bu değerlere göre şekillendi- rilmiş ilişkiler içinde sürdürürler. Bu ilişkiler inanç, değer, temayül, kural ve genel olarak iktisadi ve ahlaki ilişkilerdir. Toplumda çoğunluk tara- fından yaşanmaya başlayan değerler, zamanla bireylerin mutluluğunu sağ- layan özellik taşıdığı için geleneksel, toplumsal, ahlaki, dini değerler, örf ve âdetler ile millî değerler, evrensel değerler birbiri ile iç içe geçerek bü- tünleşmiş ve toplumumuzda zaman içinde millî ve manevi değerler ola- rak kullanılmaya başlamıştır. Toplumsal değerlerimiz, milli değerlerimiz sayesinde oluşmakta- dır. Bir millet olarak kültür, eğitim, sanat, sosyal hayata ait değerlerimiz milli değerlerimiz sayesinde yaşan- makta ve nesilden nesle aktarılmak- tadır. Bir toplumun inşa edilmesinde kültür değerleri ve hukuki varlık ön plana çıkmaktadır. Toplumun bütün ihtiyaçları sos- yolojik olarak analiz edilmektedir. Milli değerler ise toplumun bir arada mutlu, huzurlu, barış içinde yaşa- masını sağlar. Her milletin kendine özgü değerleri bulunmaktadır. Milli değerler üzerinde tarihi devamlılık şuuru etkili olmaktadır. Bir milletin değerleri o milletin dini, dili, tarihi ve yaşadığı coğrafya ile doğrudan ilişkilidir. “Yürü hâlâ ne diye oyunda oy- naştasın? Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” Arif Nihat ASYA Gençlik; yaşla sınırlı olmayan bir yerden başlayıp sonuna varılma- yan çok farklı bir olgudur. Gençlik gelecektir, umuttur, harekettir, di- namizmdir, yeniliktir ve cesarettir. Gençlik ömrün baharı ve hayatın kaynağıdır. Gençlik; dinçliğin ve güzelliğin aslıdır. Gençlik, gelecek demektir. Gençlik; insan ömrünün ilkbaha- rıdır. Bu dönemde insan enerjiktir, dinamiktir, yiğittir, cesurdur, cesaret- lidir, korkusuzdur, fedakârdır, şeffaf- tır ve açık sözlüdür. Gençlik, çocuk- lukla yetişkinlik arasında en hareketli bir dönem olduğu gibi, insanoğlunun yaşamı süresince geçirmiş olduğu en iyi ve en güzel günleridir. Gelişmiş ülkeler, nüfus artış hı- zının yavaşlaması ve ortalama yaşın yükselmesi ile beraber; nüfusun yaş- lanması problemi ile karşı karşıyalar. Genç nüfusun nisbeti (15-24 yaş grubu); Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 11,8, ABD’de ise yüzde 14 civarında bulunuyor. Gelişen bir ülke için dinamik bir güç olan genç nüfus oranı; dünya- daki temayül çerçevesinde, ülkemiz için de düşen bir seyir takip ediyor. Türkiye İstatistik Kurumunun tes- bitlerine göre; 1980-2000 yılları ara- sında yüzde 20 seviyesinde olan bu nisbet, şu anda yüzde 16,6’yı gösteri- yor. Gelecek için yapılan tahminler- de ise bunun 2023’te yüzde 15,1’e, 2050’de yüzde 13,7’ye, 2075’te ise yüzde 10,1’e gerileyeceği belirtili- yor. Avrupa İstatistik Ofisi’nin tesbit- lerine göre; Avrupa Birliği ülkelerin- de 40-45 olan yaş ortalaması, ülke- mizde 29,7; yine Avrupa’da yüzde 5-6 arasında olan 80 yaş üzeri nüfus nisbeti bizde yüzde 1,4 seviyesinde bulunuyor. Okullarda tahsil gören çocuk ve gençlerimizin sayısı ise 20 milyonu aşmış durumda. Hâl böyle iken; nesillerimize ül- kemizin geleceğini inşa etme şuuru kazandırılabiliyor mu? Yarınlarımızın teminatı olan genç nüfusumuzun eğitimi, ne nisbette bu mefkûre çerçevesinde yürütülebili- yor? Yetişen nesillerimiz, milletimizin değerleriyle ne ölçüde barışık? Çocukların tahsillerini plânlayan ebeveynlerde, bu husustaki hassasi- yet ne seviyede?.. Hazret-i Ali ( RA) ‘ Çocukları- nızı bugünün şartlarına göre değil, onların yaşayacağı devrin şartlarına göre yetiştirin.’ buyuruyor. Günümüzdeki mesuliyet; gele- cekte bu mukaddes dâvâyı omuzla- yabilecek nesilleri yetiştirebilmektir. Ârif Nihat ASYA; titreyip ken- dine dönmesi, hüviyetine bürünmesi temennisiyle gençliğe şöyle sesleni- yor ‘ Mesele; onları milletin değer- leriyle teçhiz edebilmek; gönüllerini aşkla, şevkle tutuşturabilmektir.’ SONUÇ Milli değerlerimiz; kültür dil, din, görüş, tarih, gelenek-görenek, örf adet olarak öğeler bütünlüğü içinde varlığını devam ettirmektedir. Bir milletin varlığını koruyup devam ettirmesi için, milli değerlerine bağlı kalması, kendine özgü düşünce, ya- salar ve inancını ele almasıdır. Bir milleti diğer milletlerden ayıran en önemli duruştur. Milli de- ğerler ortak tutum ve davranışları meydana getiren yapı taşlarıdır. Geç- miş ve gelecek bakımından bir köprü vazifesi gören Milli Değer öğeleri insanları birbirine görünmez iplerle bağlayan düğümlerdir. Farklı düşün- celere sahip olan kişileri aynı nokta- da buluşturan ve bu güce sahip tek varlık Milli değerler öğeleridir. Bu nedenle Milli Değerlerimize yeterli derecede sahip çıkmak, gelecek olan nesillere de doğru aktarılmasını sağ- layacaktır. Tıpkı geçmiş tarihlerden günümüze kadar gelen değerler gibi düşünmeliyiz. Milli değer ülkenin geleceği için önemli olduğu gibi geçmişimizi tanı- mamıza yardımcı olmaktadır. Kültür insanların geçmişinden günümüze kadar gelen alışkanlıklar başta olmak üzere adetleridir. Milli Değerlerimiz ve Gençlik olmadan bir millet varlığını devam ettiremez. Milletler öncelikli değer yargılarını birleştiren, bütünlük sağ- layan en önemli etken milli değer- lerimizin varlığıdır. Milli bir değere sahip olmayan ve onun erdemini kavrayamayan milletler, her zaman kaybeder ve Milli değerleri olmadan yaşamaya devam ederler. Milli değerlerimiz sayesinde bir- lik ve beraberlik şuurunda bir hayat yaşarız. Milli değerlerimizin nesilden nesle aktarılması oldukça önemlidir. Bir milletin köklerinden kopmama- sı ve kültür değerlerinin yaşatılması için milli değerlerin korunması gere- kir. Milli değerlerin korunması eği- timle mümkün olmaktadır. Bu ise Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Beyefendi’nin Yeni Kurduğu Cumhuriyeti arma- ğan ettiği Milliyetçi-Ülkücü TÜRK GENÇLİĞİ sayesinde olacaktır. Milliyetçi-ülkücü Türk Gençliği olarak bizim en büyük Milli Değeri- miz TURAN sevdamızdır. Ölümlü Bedenlerimizle, Ölüm- süz Davamızın; Turan Sevdamızın Davacılarıyız. Bir Ölür Bin Diriliriz. Ama Bir Gün Mutlaka TURAN! Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 11.
    DOSYA KONUSU 20 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 21 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön DÜNYANIN EN BÜYÜK GENÇLİK TEŞKİLATI: ÜLKÜCÜ GENÇLİK VE ÜLKÜ OCAKLARI’NIN MİSYONU Kadir Kaan GÜLER Milliyetçi Hareket Partisi var olduğu, Ülkücü Gençlik Bozkurt gibi ayakta durduğu sürece bekamızı hedef alan saldırılar bozguna uğrayacaktır.. LİDER DEVLET BAHÇELİ ““ Türk milliyetçiliği düşünce- si çağdan çağa farklı şekillerde temayüz etse de aslında tarihsel olarak bir devamlılığı teşkil eder. Şöyle ki: Türk milliyetçiliği fikri Bilge Kağan’ın “boylar üstü birlik oluşturma” siyaseti ile başlamıştır ondan sonra devlet siyaseti olarak devam etmemesine karşılık, Türk- lük şuuru şeklinde bilhassa da seç- kinler eliyle devam etmiştir. Ziya Gökalp’e kadar duygusal anlamda varlığını sürdürmüş, Gökalp’le birlikte sistematikleşmiştir. Ata- türk, bilimsel metotlara oturmuş Türk milliyetçiliğini yeniden dev- let siyasetinin merkezine oturtmuş hatta Türk Cumhuriyet’inin esas felsefesini bu zemin üzerine inşa etmiştir. Münhasıran Atatürk’ten sonra bu siyaset kaybolmaya yüz tutmuş, Hüseyin Nihal Atsız ile si- yasallaşma sürecine girmiştir. Bü- tün bu süreçler boyunca her zaman aydınlar/seçkinler/devlet adamları eliyle yürütülmeye çalışılan Türk milliyetçiliği, Başbuğ Alparslan Türkeş ile birlikte de halkın içine yayılmıştır. Başbuğ Alparslan Türkeş, Türk milliyetçiliği fikrini halk sinesine taşırken temel olarak iki kurumdan faydalanmıştır. Birincisi 1965 yı- lında girmiş olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’sidir. Başbuğ Türkeş burada, toplumun bütün milliyetçi kesimini tek bir çatı al- tıda toplamayı başarmıştır. İkinci- si ise şüphesiz Ülkü Ocakları’dır. Ülkü Ocakları sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluş- turan Türk milliyetçiliği fikrini gençlikle buluşturarak sürekliliği- ni sağlama almıştır. İki kurum sa- yesinde ilk kez Türk milliyetçiliği düşüncesi aydınlar, seçkinler ve yöneticilerin tekelinden alınarak taşralı, Anadolulu halka da ulaştı- rılmıştır. Ülkü Ocakları’nın önemi de bilhassa burada yatmaktadır. Bu yazıda da öncelikle Cumhuri- yet Dönemi Türk milliyetçisi ör- gütler aktarılacak ardından Ülkü Ocakları’nın kuruluşu ve misyonu anlatılacaktır. Türk milliyetçiliği fikrini ilk kez sistematikleştirmiş olan Gö- kalp, aynı zamanda Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan İs- lamcılık, Batıcılık ve Türkçülük fikirlerini de (Türkçülüğü esas alarak) harmanlamıştır. “Türk mil- letindenim, İslam ümmetindenim, Batı medeniyetindenim” düsturu tam da bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak sarf edilmiş bir söz- dür. Bu noktaya dikkat çeken Ül- ken, şöyle söylemektedir: “Bu uz- laşma şekli doğmasaydı, modern- ciler ile Türkçüler ve İslamcıların arasında gerginlik devam eder ve sorular cevapsız kalırdı.” Kurtuluş mücadelesini veren Milliyetçilere bakıldığında, üç görüşü de benim- seyen bu çizgiyi devam ettirdikle- ri görülür. Ancak Cumhuriyet’in kurulmasıyla beraber hâkim zih- niyetin laik görüşü, daha baskın hale gelmeye başlamıştır. Ayrıca Batılılaşma arzusu dönemin ay- dınlarının “İslam ümmetindenim” kodlamasını devre dışı bırakmaya çalıştıklarını göstermektedir. Ha- liyle Cumhuriyet’in temel felsefe olarak kabul ettiği Ziya Gökalp düşüncesi artık yerilmeye başlan- mıştır. Sadri Etem’in sözleri, be- lirtilenleri destekler niteliktedir: “…Onun için ‘İslam ümmetinde- nim, Türk milletindenim, Avrupa Medeniyetindenim’ yerine, ‘Türk ve Avrupalıyız’diyorum.” Ziya Gökalp’in 1924’teki ölü- münden sonra başlayan bu süreç, 1930’lara doğru “kemalist, batıcı ve laik” görüşlü entelektüellerin yönlendirmesiyle, Milliyetçilerin kendi içlerinde yolları çatallanma- ya başlamıştır. Bilhassa toplum ve kültür politikaları bu ayrışmanın derinleşmesine katkı sağlamıştır. Artık devrin seçkinlerince Gökalp ve düşünceleri ötekileştirilmiştir. Gökalp’in devreden çıkartılması onun oluşturduğu uzlaşıyı ortadan kaldırmıştır. Aynı zamanda Türk milliyetçiliği fikrinin de “gelenek- çi” ve “batıcı” olarak ayrılmasına sebebiyet vermiştir. Örneğin Falih Rıfkı Atay ‘’Çankaya’’ adlı eseri- nin (Atay 2013) birçok yerinde, kendilerini “ileri Türkçü” olarak adlandırıp, Türk milliyetçiliğini benimseyen mütedeyyin kişileri “gerici Türkçü” olarak adlandır- maktadır. Bütün bunlara rağmen Türk Ocaklarının varlığı, Türk milliyet- çilerinin ayrı bir yola başvurma ihtiyacını gerektirmiyordu. 1912 yılında kurulan Türk Ocakları Türk milliyetçilerinin hafızasın- da ihtişamını koruyordu. Kaldı ki Türk Ocaklarını kuran Türkçüler- den bazıları da halen yaşıyorlar- dı. Haliyle Türk Ocakları, Türk- çüleri etrafında toplama gayesini devam ettiriyordu. Hülasa Türk Ocakları, Türkçüler için bir kutsi- yet addediyordu. Ek olarak Türk Ocakları’nda örgütlenen Türk mil- liyetçilerinin görevi halka inkilap- ları anlatmak, onları Cumhuriyet ile bütünleştirmeye sevk etmekti. Böylelikle halkın inkılaplara des- teğini kazandırmaktı. Atatürk bu şuurla yakın çalışma arkadaşlarını Türkçülerden seçmekteydi. Bu bi- linçle hareket eden Türk Ocakla- rı, yıllık raporunda 50.000 kişiye yeni harfleri öğretme başarısından iftiharla bahsediyordu. Gelgelelim Menemen Olayları ’nın yaşanması ve çok partili siya- si hayata geçişte Serbest Cumhu- riyet Fırkası (SCF) denemesinin başarısızlıkla sonuçlanması sonu- cunda tek parti rejimini güçlendi- rici hamlelere imza atılmıştır. Bu icraatlardan birisi de 1931 yılında Türk Ocakları’nın kapatılıp ye- rine Halkevleri’nin açılması ol- muştur. Türk Ocakları kurulmuş olduğu andan itibaren Turancı bir çizgide yer almıştır. Haliyle Cumhuriyet’in ulus-devlet temelli milliyetçilik anlayışı ile çelişmek- tedir. Her ne kadar Hamdullah Suphi Tanrıöver eliyle, yeni reji- min milliyetçilik anlayışı Ocak’ta benimsetilmeye çalışılsa da, inkı- lapların köylere ve halka yayılma- sında aracı bir rol oynama vazifesi verilmiş olsa da tek parti yönetimi için halen daha bir tehdit olarak algılanmaya devam etmiştir. Zira 1930lu yıllarda dahi Azerbaycan, Bulgaristan ve Türkistan’dan Türk Ocakları’nın oralarda da yapılan- ması için talepler gelmeye devam etmiştir. Türk Ocakları’nın “tehlike” olarak görülmesinin bir diğer ne- deni II. Kuşak Türkçülere ev sa- hipliği yapıyor olmasıdır. I. Kuşak Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 12.
    DOSYA KONUSU 22 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 23 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön Türkçüler 1870-1890 yıllarında arasında doğmuş bürokrat-asker- aydın kesimleri kapsayan, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Mustafa Kemal gibi isimleri içeren nesil- dir. II. Kuşak Türkçüler ise daha çok 1900-1920 yılları arasında doğmuş İstanbul Üniversitesi, Da- rülfünun ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde eğitim görmüş, Türk Ocakları’nda örgütlenmiş Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, İsmet Tümtürk ve Başbuğ Alpars- lan Türkeş gibi öğretmen, öğrenci ve genç askerleri ifade etmektey- di. Çünkü onlar Kemalist/resmi milliyetçilik anlayışını yetersiz bulmaktaydılar. Bu kuşağın önde gelen isimlerinden biri olan Hüse- yin Nihal Atsız, ulus-devlet anla- yışını ve resmi tarih tezini yanlış buluyor Turancı idealleri canlı tutmaya çalışıyordu. Resmi milli- yetçilik anlayışı ile II. kuşak mil- liyetçilik anlayışı kıyaslandığında; resmi anlayış: Modern, ulus-dev- lete dayalı, Misak-ı Milli’yi esas alan bir Türk milliyetçiliği öner- mekteyken, Hüseyin Nihal Atsız: Gelenekçi, imparatorluğa dayalı, bütün Türk Dünyasını esas alan yayılmacı bir Türk Milliyetçiliği anlayışını benimsemekteydi. Bütün bunlar göz önünde tu- tulduğunda Türk Ocakları’nın ka- patılması Türkçü-Turancı gençlik için bir yok olma tehlikesinin baş göstermesi demekti. Bu nedenle Türk milliyetçileri başka örgütlen- me biçimine gitmek durumunda kaldılar. İlk kayda değer örnekler de bu dönemde çıktı 1931 yılında Atsız Mecmua ve 1933’te Orhun Mecmua Hüseyin Nihal Atsız’ın önderliğinde çıkarılmıştı. Yine 1930’lu yıllarda Hıfsı Oğuz’un “Çığır Mecmuası” ve 1916 yılın- da kurulmuş olan Milli Türk Tale- be Birliği’nin “Birlik Mecmuası” dergisi çıkarılmaya başlandı. 1940 yılına girilirken Reha Oğuz Türk- kan “Kitap Sevenler Kurumu”nu kurdu. Gökalp’in unutturulma- ya çalışılmasına tepki olarak, ilk aktivitelerinde Ziya Gökalp’in kitaplarını yayınladılar. Nitekim Atatürk’ün vefatıyla birlikte tek parti yönetimi iyice zıvanadan çıkmış Türkçülük fikrini devlet felsefesinden silmeye gayret gös- termekteydi. Çok geçmeden bu durum 1944 Olayları’nın yaşan- masına vesile olmuş ve dönemin bütün önde gelen Türkçüleri mah- kum edilmişlerdi. 1944-46 yılları arasında Türk milliyetçileri iç politik baskılar sebebiyle dernek çalışmalarından uzak durmak zorunda kalmıştır. 1946 yılına gelindiğindeyse Türk milliyetçisi dernekleri ortak bir çatı altında toplanarak göreceli suskunluk dönemine son vermek istemişlerdir. Türk Kültür Ocağı, Türk Kültür Çalışmaları Derneği ve Türk Gençlik Teşkilatı “Mil- liyetçi dernekleri birleştirmek, aralarındaki bağları kuvvetlen- dirmek, milliyetçi Türk gençliği- nin haklarını müdafaa ve onları memleket içinde ve dışında temsil etmek, komünizm ve komünistlerle fikren ve kanun dairesinde müca- dele etmek” maksadıyla Türk Mil- liyetçileri Federasyonu adıyla bir- leşmişlerdir. 1950 yılında tek parti rejiminin sona ermesiyle daha aktif bir döneme girilmiş, bu fe- derasyona Türk Kültür Derneği ve Genç Türkler Cemiyeti katılmış- lardır. 1951 senesinde ise ismini Türk Milliyetçiler Derneği olarak değiştirmiştir. Bazı sorunlarla uğraşılsa da 2 yıllık etkili dernek faaliyetinden sonra 1944 olaylarına benzer bir süreç 1953 yılında Demokrat Parti tarafından başlatılmıştır. Halbuki Demokrat Parti, ilk kurulduğun- da Türk milliyetçileri için umut olmuş bazı Türkçüler partinin içerisinde bilfiil yer almışlardır. Ancak akıbet değişmemiştir. 17 Ocak 1953’te Gaziantep’de Ad- nan Menderes yapmış olduğu ko- nuşmasında: “Eğer Milliyetçilik derneği, saf, temiz ve iyi niyete dayanan bir milliyetçilik hareketi olsaydı, bizim programımızdaki anlayışla mutabakat halinde bu- lunsaydı, partimiz içinde bununla meşgul olanlardan niçin bu derne- ğe girdiniz diye sormazdık… Biz- zat kendileri, bu derneği 1944’te kapatılmış olan ırkçı birliğin bir devamı diye ifade ettiklerine ve bildiğimiz beyannameleri başka türlü izaha da imkan bulunmadı- ğına göre, bunlardan bizlerden başka memleketin vahdetini bozu- cu telakki etmemiz icap ediyor… Irkçılık gibi, aşırı milliyetçilik gibi, din istismarcılığı da Türk köylüsünün dışında teşekkül etmiş kanserdir.” İfadelerini kullanmış neticede savcılar harekete geçerek Türk Milliyetçiler Derneği’ni ka- patmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan Türk milliyetçisi derneklerin bel- li başlı sorunları bulunmaktay- dı. İlk olarak ortak bir anlayıştan yoksundular, bilhassa kavramlar konusunda ciddi kafa karışıklı- ğı bulunmaktaydı. İç çekişmeler had safhadaydı ve teşkilatlanma sıkıntısı çekilmekteydi. Belki de hepsini kapsayan en asıl sorun ise liderlik vasfına uygun bir ismin bulunmamasıydı. O sebeplerden dolayı Türk milliyetçileri ortak bir çatı altında buluşamamış, bazı kısa süreli denemeler ise başa- rısızlıkla sonuçlanmıştı. 1960’lı yıllara kadar milliyetçiler bölük pörçük bir yapı arz etmekteydi. Böylesi bir dönemde oldukça en- telektüel bir subay olan Başbuğ Alparslan Türkeş’in yıldızı parla- maya başlıyordu. Aslında Başbuğ Alparslan Türkeş Türkçü camiada kendisini ilk olarak 1944 olayla- rında göstermişti. 1944’e kadar ise Hüseyin Nihal Atsız’ın çıkar- mış olduğu dergilerde Kazganoğlu müstear adıyla yazılar yayımlı- yordu. 1948 yılında Amerika’ya gidiyor. Burada Piyade Okulu ve Harp Akademisi’nde eğitim görü- yordu. Aynı zamanda Uluslararası Ekonomi dersleri alıyordu. 1959 yılında ise Almanya’da Atom ve Nükleer Okulu’nda yerini alıyor- du. Üstelik 27 Mayıs’ 1960’tan 25 Eylül’e kadar Başbakan Müsteşar- lığı görevini yürütüyordu. Haliyle böylesi niteliklere sahip olduğu için doğal bir lider olarak ön plana çıkıyordu. Bu liderliği ilk tasdik eden kişi ise Hüseyin Nihal Atsız oluyordu. Başbuğ Alparslan Tür- keş sürgünden yurda döndüğün- de, Atsız tarafından “bayraktar” olarak, onun kardeşi Nejdet San- çar tarafından “kurtarıcı bozkurt” olarak selamlanıyordu. Alparslan Türkeş CKMP saflarına geçtiğinde Türkçülerin yuvası haline geliyor, Başbuğ Türkeş “başbuğ” sıfatına layık bulunuyordu. Kısacası 1965 yılında CKMP’ye giren Başbuğ Alparslan Türkeş bütün Türk milliyetçilerini tek bir safta toplamayı başarmıştı. Şimdi sıra Türk milliyetçiliği dü- şüncesini genç bireylere aktararak Türk milliyetçiliği düşüncesini sürekli hale getirmek istiyordu. Bu yıllarda Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği ve Milli Türk Talebe Birliği gibi yapılarda Türk milliyetçileri parça parça yer alı- yordu. Fakat her iki örgüt de Türk milliyetçiliği düşüncesinden ziya- de muhafazakar ve sağ düşünceyi önceliyordu. O nedenle ilk olarak Ankara’da Hukuk Fakültesi’nde 25 Nisan 1966’da Atilla Özer, Sami Koçak, Ali Erdan Özcan ve Şerif Eryaman eliyle Ülkü Ocak- ları Derneği kuruldu. Derneğin amacı tüzükte şöyle belirtilmiştir: “Öğrencilerden milliyetçi, top- lumcu, ahlakçı ve Ülkücü duygu ve düşüncelerin kökleşmesine yardımcı olmak. Milli birlik ve beraberliğimizi kuvvetlendirecek ve yaşatacak eserlerin yurt çapın- da dağıtımı için çalışmak. Yüksek öğrenim gençliği arasında sami- miyet, dayanışma ve yardımlaş- mağı sağlamak. Her türlü zararlı ve bölücü faaliyetlerin karşısında bulunmak.” Üniversitede kurulmuş olan Ülkü Ocakları’nın yanında liseli- ler için de şarttı. Ancak bu şekil- de süreklilik sağlanabilecekti. Bu vesileyle 1967 senesinde Genç Ülkücüler Teşkilatı çeşitli lise- lerde aktif hale getirilmeye baş- landı. İsim babalığını da bizzat Alparslan Türkeş yapmıştı. 1968 yılına gelindiğinde Genç Ülkü- cüler Teşkilatı Anadolu’nun dört bir köşesinde, ilçeler de dahil 422 şubeye ulaşmıştı. Bu sayede ilk kez Türk milliyetçiliği fikri kent- lerden taşraya doğru genişliyordu. Bu vesileyle Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin de kitlesi genişli- yor, genelde muhafazakâr sağ dü- şünceli olan Anadolulu ailelerinin çocukları “Ülkücü” oluyorlardı. Aynı zamanda komünizmin genç dimağlardaki etkisi çarpıcı şekilde kırılıyordu. 1968 yılında Ülkü Ocakları’nın üniversite ayağı da bütün üniver- sitelere yayılmıştı. Ülkü Ocakları çeşitli çalışmalarla dikkat çekme- ye başlamıştı. Türkiye’nin sorun- ları hakkında bildiriler yayınlıyor, kadro çalışmaları yaparak çözüm önerilerini sunuyordu. Örneğin İstanbul Üniversitesi Hukuk Fa- kültesi tarafından yayınlanan bildiri, Ülkü Ocakları mensubu gençlerin derin ufuklarını gözler önüne seriyordu: “Büyük Türk Milletinin Umudu Genç Kardeş! Bu gün Türkiye’nin temel milli meselelerinin ele alınmadığı bu ortamda eğitimin de keşmekeş içinde olduğu bir gerçektir. Bin bir sıkıntı ve imkansızlıkla geldiğin bu sıralarda eğitim çıkmazı içinde bocalamakta, sahipsiz, himayesiz, bakımsız bir durumda olup, ya- bancı ideolojilerin aleti yapılmak istenmektesin. Anadolu’dan, kö- yünden, kasabandan nice umut- larla geldiğin üniversitenden için içine sığmıyor aradığını bulamı- yorsun, sana pratikten uzak 19. Asır metodu ile Türkiye’nin ge- leceği ve menfaati ile bağdaşma- yan bir tutumla ilim öğretilmek isteniyor. Bugün millilik vasfından uzaklaşmış olan eğitim sistemi- miz Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel ve milli gerçeklerine uy- mayan bir yoldadır. Eğitimde fır- sat eşitliği yoktur. Büyük bir kitle okumak imkanından mahrumdur, tahsil bir imtiyaz haline gelmiş- tir. Özel okullar Türk eğitimine faydalı olmayıp, millileştirilmeli- dir. Eğitim devlet eliyle olmalıdır, anaokulundan yüksek okuluna kadar özel okulların karşısında- yız… Biz; Doğu Türkistan’daki Mao’ya, Kırım, Kafkas, Azerbay- can’daki Rusya’ya Türkiye’deki Amerika’ya, Kıbrıs, On İki Ada, Batı Trakya’daki Palikarya’ya ha- yır diyoruz. Türkiye aç hürlerin ve tok esirlerin ülkesi olamaz.” 1969 yılına gelinirken Türk milliyetçileri özellikle bütün üni- versitelerde teşkilatlanmaya yo- ğunlaştı. Bu yoğunlaşmanın temel sebebi sol görüşlü öğrencilerin üniversiteleri kurtarılmış bölge ilan ederek buralarda etkinlik kur- ması, hatta sosyalist devrime giden süreci üniversitelerde başlatmak istemeleriydi. Türk milliyetçileri bu tehlikeyi merkezinde çözmek istemekteydi bu vesile ile Kültür Bilim ve Teknik Merkezi (KÜBİ- TEM) kuruldu. Ayrıca bu kurum Üniversiteli Türk milliyetçilerin- den oluştuğu için kamuoyunu bi- Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 13.
    DOSYA KONUSU 24 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 25 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön linçlendirmede daha etkili bir rol oynuyordu. Zira dönem itibariyle bakıldığında üniversite ve 1960 anayasası iki dokunulmaz kurum olarak görünmekteydi. Parti ile doğrudan bir bağın bulunmaması- na riayet edilmekteydi bu nedenle genç akademisyenler yönetimde etkindiler. KÜBİTEM bütün ül- kücü derneklerin yönetim yerinin bir çatı altında toplanmasına da vesile olmuştur. Böylelikle ülkücü kurumlar arasında koordinasyon daha sağlıklı işler hale gelmiştir. KÜBİTEM öylesi zor bir dö- nemde Türk milliyetçiliğinin say- gınlığının arttırılmasına katkı sağ- lamıştır. Münhasıran devrin Cum- hurbaşkanı Cevdet Sunay ile Ülkü Ocaklı yöneticilerin görüşmesine de ön ayak olmuşlardır. Basının bütün baskılarına rağmen Cevdet Sunay ülkücülerle makamında gö- rüşmüştür. Bu görüşmeler öylesi- ne verimli olmuştur ki ülkücülerin etkinliğinden rahatsız olan İsmet İnönü’ye Cevdet Sunay, ‘’Ülkücü- ler vatansever insanlardır’’cevabı- nı vermiştir. Propaganda savaşla- rının etkin olduğu dönemde ülkü- cülerin Cumhurbaşkanı nezrinde algısının bu yönde olması Türk milliyetçilerini şüphesiz kuvvet- lendirmiştir. 1970’li yıllarda Ülkücü Teş- kilat artık Türkiye’nin her bir kö- şesine yayılmıştı. Türk gençliği akın akın Ocaklarda buluşuyordu. Bu teşkilatlanmanın arkasında Dündar Taşer gibi asker köken- li teşkilatçı kişiliklerin de çaba- sı büyüktü. Taşer, bizzat gençlik yapılanmaları ve teşkilatlanma çabalarını örgütlüyor ve denetli- yordu. Anadolu’nun bazı yerlerin- de de asker kökenli Türkçüler bu çabaya destek veriyordu. Örneğin Gümüşhane’de Tahir Bilir Binba- şı ortaöğretimli gençlerle bir ara- ya geliyor “ülkücü-milliyetçi” bir yapının oluşmasına zemin hazırlı- yordu. Yine Türk milliyetçisi öğ- retmenler de bu yapıyı oluşturmak için çaba sarfediyordu. Aynı za- manda büyükşehirlerde üniversite eğitimi alan Ülkü Ocaklı gençler memleketlerine döndüklerinde o şehirlerde de örgütlenmeyi sağlı- yordu. Mesela Çankırı’da 1972 yı- lında Türk Ülkücüler Teşkilatı bu şuurla kurulmuştu. Bu teşkilatlar da toplantı, seminer ve tiyatro gibi faaliyetler yaparak Türk milliyet- çiliği düşüncesine hizmet ediyor- lardı. Böylelikle lise, üniversite, yük- seköğretim alanlarındaki gençlik teşkilatlanması tamamlanmış, taş- rada etkili bir örgütlenme kurul- ması başarıya ulaşmıştı. Bu sayede Türk milliyetçiliği artık sağlam bir tabansal zemine oturmuştur. Yak- laşık olarak 13 asır öncesine gidi- lerek aktarılan Türk milliyetçiliği fikri başta Ülkü Ocakları olmak üzere bu kurumlar sayesinde hal- kın sinesine yayılabilmiştir.. Ay- rıca Ülkü Ocakları taşradan gelen gençleri kent merkezlerinde bir çatı altında örgütleyerek onların yerel/bölgesel bağlar karşısında milli bağlarını güçlendirmede et- kin bir rol oynamıştır. Milliyetçilik fikrinin yerleşmesinde en önemli eşiklerden biri olan bu durum da bahsi geçen kurumlar sayesinde aşılabilmiştir. Gayet tabii bu nok- tada Başbuğ Alparslan Türkeş’in katkısı büyüktür. Nitekim bugün Ülkü Ocakları dünya çapında en büyük gençlik teşkilatı ola- rak bulunmaktadır. 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi silindirler Ülkü Ocakları’nın üzerinden geç- meye çalışsa da Ülkü Ocakları her seferinde dinç bir şekilde bu badi- releri atlatmayı bilmiştir. 12 Mart ve 12 Eylül’de kapatılmış olma- sına 28 Şubat sürecinde ise kara listeye alınmış olmasına rağmen Başbuğ’umuzdan aldığı ilham ile yıllara meydan okumasını bilmiş- tir. Sonuç olarak denilebilir ki Baş- buğ Alparslan Türkeş ve onun kur- muş olduğu Ülkü Ocakları Türk milliyetçiliği tarihinde çok mühim bir rol alarak, asırlardır seçkinler- ce/devlet adamlarınca/aydınlarca dile getirilen Türk milliyetçiliği fikrini halka yayabilmiştir. Böy- lelikle Türk milliyetçiliği fikri be- lirli bir döneme hapsolmamış sü- reklilik kazanabilmiştir. Özellikle Türk gençliğine Türk milliyetçili- ği fikrini aşılamak için o zamana değin Türk siyasetinde o kadar etkin bir şekilde kullanılamayan Gençlik Kollarını aktif hale getir- miştir. Yeri geldiğinde yedi kişilik salonlarda hitap etmekten imti- na etmemiş, bir sonraki seçime değil gelecek kuşaklara yatırım yapmıştır. Toplumunun zorluk- lar çektiği, tehlikeli dönemlerden geçtiği bir zamanda sorumluluk almaktan çekinmeden öne atılmış, arkasından ona inanan binlerce in- sanı sürüklemeyi başarmış böyle- likle milletinin içinde bulunduğu tehlikeleri bertaraf edebilmiştir. Öyle ki Başbuğluğu da tam da buradan gelmektedir. Cumhuri- yet tarihinde hiçbir tarikat, hiçbir cemaat, hiçbir oluşum, hiçbir ku- rum O’nun Başbuğluğunu yaptığı Ülkücü Hareket’in vermiş olduğu beş bin beş yüz kadar şehit vermiş değildir. Ülkücü Hareket, O’ndan aldığı inançla birlikte üzerine dü- şen can ve kan vergisini misliyle ödemiştir. KAYNAKÇA http://www.mhp.org.tr/mhp_ index.php http://www.ulkuocaklari.org. tr/ Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ, Gençlik-Milliyetçilik-Dünya Türklüğü ATATÜRK’ÜN TÜRK GENÇLİĞİ’NE HİTABESİ VE TAHLİLİ Hüseyin Erol ŞİMŞEK Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 20 Ekim 1927 ““ ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ Ey Türk gençliği! Birinci vazi- fen, Türk istiklâlini, Türk cumhuri- yetini, ilelebet, muhafaza ve müda- faa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İs- tikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulu- nacağın vaziyetin imkân ve şeraiti- ni düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cum- huriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilir- ler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş ( siyasi hedef ), bütün tersanelerine giril- miş ( ekonomik hedef ), bütün or- duları dağıtılmış ( askeri hedef ) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, ikti- dara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilir- ler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Mil- let, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhu- riyetini kurtarmaktır! Muhtaç ol- duğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ (YENİ TÜRKÇE KARŞILI- ĞI) Ey Türk Gençliği! Birinci görevin; Türk bağımsız- lığını, Türk Cumhuriyetini, ebedi- yen korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biri- cik temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. Gelecekte bile, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, iç ve dış düşman- ların olacaktır. Bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için, için- de bulunacağın durumun olanak- larını ve koşullarını düşünmeye- ceksin! Bu olanaklar ve koşullar, hiç müsait olmayan bir durumda kendini gösterebilir. Bağımsızlık ve cumhuriyetini yıkmak isteyecek düşmanlar, dünya tarihinde ben- zeri görülmemiş bir galibiyet elde edebilirler. Zorla ve hile yapılarak kutsal vatanın, bütün temel devlet kurumları teslim alınmış (Siya- si hedef) , bütün temel ekonomik işletmeleri ele geçirilmiş (Ekono- mik hedef) , bütün orduları terhis edilip dağıtılmış (Askeri hedef) ve yurdun her köşesi tamamen işgal edilmiş olabilir. Bütün bu koşullar- dan daha acıklı ve korkunç olmak üzere, ülkede, iktidara sahip olan hükümet ve devlet adamları gaflet ve sapkınlık ve hatta ihanet içinde olabilirler. Hatta bu iktidar sahiple- ri kişisel çıkarlarını, işgalcilerin si- yasi amaçlarıyla birleştirerek düş- manla işbirliği yapabilirler. Millet, Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 14.
    DOSYA KONUSU 26 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 27 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön yoksulluk ve sıkıntı içinde ezik ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu durum ve koşullar için- de bile görevin, Türk bağımsızlığı- nı ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun güç, damarların- daki asil kanda bulunmaktadır! Türk yurdunun Mondros Mütarekesi ile parçalanıp işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm nokta- sı olan İstiklâl Savaşı’nı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve inkılâpların yapılışını anlatan Nu- tuk, siyasi ve millî tarihimizin bi- rinci elden, ve pek değerli bir kay- nak eseridir1. Atatürk Nutuk adlı eserini yazmaya 1927 yılında ge- çirdiği bir kalp krizinden sonra ka- rar vermiştir. Bu üzücü olayın tarih önünde, tarihle hesaplaşarak Par- tisine yön ve emir vermesi olayını hızlandırdığında da kuşku yoktur. Atatürk tarihi olayları birinci el- den ve vesikalarıyla yine “tarihi yapan kişi” olmaktan çıkıp “tarihi yazan kişi” olmaya bu vesileyle karar vermiştir. Bunu gerçekleşti- rirken de hem bütün karşıtlarıyla hesaplaşmış hem de tarih önünde eylemlerinin hesabını vermiştir. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İkin- ci Büyük Kurultayı’nın bu söylev için çok güzel bir ortam niteliği taşımakta oluşu da ayrıca üzerinde durulması gerekli bir başka noktayı oluşturmaktadır2. Atatürk tarafın- dan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri ara- sında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 36.5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hita- beye dayandığı için Nutuk adını almıştır. Nutuk’un ikinci cildinin sonunu Atatürk, “Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet” metni ile bitir- miştir. Türkiye’de bütün resmi daire ve sınıflarda Atatürk resminin he- men yanı başında “İstiklâl Marşı” ile birlikte çerçeveli bir şekilde ası- lı duran “Atatürk’ün Gençliğe Hi- tabesi” bu metnin en can alıcı yö- nünü oluşturmaktadır. Gençliğe bu son sesleniş Nutuk gibi gayet hita- bet değeri yüksek; içinde pek çok mesaj barındıran bir edebî ve tari- hi metindir. Bu güzel metnin “Ey Türk Gençliği!” diye seslenmeden önceki kısmını aynen aşağıya alıp daha sonra, inceleyeceğimiz kısma geçmek istiyoruz. “ …Türk Gençliğine Bıraktı- ğım Emanet: Muhterem Efendiler, sizi, gün- lerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda mille- tim için ve müstakbel evlâtlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek, bazı noktalar, tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim. Efendiler, bu beyanatımla, millî hayat hîtam bulmuş farz edilen bü- yük bir milletin; istiklâlini nasıl ka- zandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit, millî ve asri bir devleti, nasıl kurduğunu ifade- ye çalıştım. Bugün vâsıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen millî musi- betlerin intibahı ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bede- lidir. Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.”3 Yukarıdaki ön girişten sonra Atatürk; Türk Gençliğine seslen- mekte, “vazifesini, hazinesini, imkân ve şartları ile gücünü” daha sonra ifade etmektedir. Atatürk’ün öncelikle seslen- diği, uyardığı hedef kitle, “Türk Gençliği” dir. Bunu belirtmek için söze “Ey Türk Gençliği!” diye baş- lamaktadır. Hedef kitleye yüklediği görev; “Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet mu- hafaza ve müdafaa etmektir” şek- lindedir. Bu iki kavrama verdiği önem veya tanımlamasını; “Mev- cudiyetinin ve istikbâlinin yegane temeli budur.” “Bu temel, senin en kıymetli hazinendir” biçiminde yapmıştır. Atatürk hedef kitlesi olan Türk Gençliğini, “İstikbâlde dahî seni bu hazineden mahrum etmek iste- yecek dâhîli ve haricî bedhahların olacaktır” diye de uyarmayı ihmal etmemiştir. Hatta bununla yetin- meyip gelecekteki tehlikelere karşı hedef kitlesini ikinci kez uyarmak- tadır: “Bir gün İstikbâl ve Cumhu- riyeti müdafaa mecburiyetine dü- şersen vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.” İmkân ve şartların ne olabilece- ği konusunu ise Atatürk, altı ihti- mal vererek açmaktadır: 1.İmkân ve Şartların Olum- suzluk İhtimali: “Bu imkân ve şerait çok namü- sait bir mahiyette tezahür edebilir.” 2. Düşmanların Çok Güçlü Olması İhtimali: “İstiklâl ve Cumhuriyeti’ne kastedecek düşmanlar, bütün dün- yada emsali görülmemiş bir galibi- yetin mümessili olabilirler.” 3. Vatanın İşgal Edilmiş Ol- ması İhtimali: “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün ordu- ları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.” 4. İktidarın Gaflet, Delâlet ve Hıyanet İçinde Bulunması İhti- mali: “Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, mem- leket dahilinde, iktidara sahip olan- lar, gaflet ve dalâlet ve hatta hıya- net içinde bulunabilirler.” 5. İktidarın Menfaatlerini İş- galcilerin Siyasi Emelleriyle Bir- leştirmesi İhtimali: “Hatta bu iktidar sahipleri, şah- si menfaatlerini, müstevlilerin si- yasi emelleriyle tevhid edebilirler.” 6. Milletin Harap ve Bitap Düşmesi İhtimali: “Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.” Atatürk gençliğe hitabesin- de olabilecek yukarıdaki gibi altı olumsuz ihtimali sıraladıktan sonra hedef kitlesi olan Türk gençliğine ikinci kez “Ey Türk İstikbâlinin Evlâdı!” diyerek seslenmektedir. Geleceğin gençliğine çok kararlı bir şekilde birinci vazifesinin ne ol- ması gerektiğini ise; “İşte bu ahvâl ve şerait içinde dahi, vazifen;” TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHU- RİYETİNİ KURTARMAKTIR!” sözleriyle hatırlatmaktadır. Büyük lider Atatürk kendisi- nin gerek istiklâl savaşı gerekse inkılâpları yaparken güç aldığı asıl kaynağın “Türklük” olduğunu bu kez Türk gençliğine; “Muhtaç ol- duğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diyerek göstermektedir. Sonuç olarak yukarıda ele alıp tahlil ettiğimiz bu metin, edebi ve tarihi değeri çok yüksek bir metin- dir. Atatürk metni, “giriş, gelişme ve sonuç” bölümlerini oluşturarak hazırlamıştır. Geçmiş olaylar, mev- cut olaylar ve gelecek olaylar ko- nusunda bilgi verip önemli hatırlat- malar yapmıştır. Geçmişte yaşanan acı olaylar gelecekte de yaşanabi- lir düşüncesinden hareketle Türk gençliğine kutsal bir görev ver- mektedir.Atatürk “Türk İstiklâlini” ve “Türk Cumhuriyeti’ni” en temel hazine olarak değerlendirmiş, bu iki hazinenin muhafazasını özellik- le gençlikten istemiştir. Gençliğe hitabeyi Nutuk adlı eserinin metin kısmının sonuna eklemesi yine ayrı bir mesaj çıkarılması gereken bir konudur. Hitabenin giriş kısmında gençliğin görevi vurgulanmasına rağmen, metnin sonunda yine bu görev, “Türk İstiklâl ve cumhuri- yetini kurtarmaktır!” denilerek tek- rarlanmıştır. Atatürk bu metinde sıraladığı bütün olumsuz durumların çözü- münde gençliğin ihtiyaç duyacağı gücün ne olduğunu ilk defa ola- rak metnin sonunda “asil kan” yani “Türklük” olarak söylemiş- tir. Atatürk’ün burada asil kan sözü ile Türklüğü, Türklük ile de biyolojik olarak ırkçılığı değil, kültürel ve duygusal bir millet- çiliği kastettiğini düşünmemiz doğru bir yol olacaktır. Nitekim bu konudaki anlayışının “Ne mut- lu Türküm diyene!” vecizesinde açık açık belirtildiği, zaten haya- tın hiçbir döneminde ırkçılığı tas- vip etmediği, buna uygun ve bizi doğrulacak pek çok sözü olduğunu hatırlatmak gerekmektedir. Ayrı- ca bu hitabede sıralanan olumsuz altı ihtimal göz önüne alındığında; gençliğin sığınacağı hiçbir maddi dayanak kalmadığından, manevi- yatından, Türklüğünden yani ka- nından başka alternatifinin olma- dığı da görülecektir. Cümledeki “asil” sözcüğünün gençliğe özgü- ven verdiği de bir gerçektir. Tahlile tabi tuttuğumuz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, basit bir metin gibi görünmesine karşılık, çok kapsamlı ve bizzat yaşanmış tarihi bilgileri ihtiva et- mektedir. Edebi ve tarihi yönüyle gayet zengin bir metindir. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı 95 yıldır sü- ren ve gelecekte de sürecek olan iç ve dış tehlikelere, tehditlere, saldı- rılara ve plânlara karşı Türk genç- liği daima hazırlıklı olmak, çağın gerektirdiği bilgilerle donanımlı olmak, hazinesini (Türk İstiklâli ve Türkiye Cumhuriyeti) koruma azim, ve şuurunda olmalıdır. Bu durum Atatürk dediği için değil, akıl, bilim ve realite böyle oldu- ğu içindir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı ise bu durumu büyük bir öngörüşle 1927 yılında tespit ederek gençliği uyarmasın- dan, ona görevinin ne olduğunu veciz bir şekilde hatırlatmasından ve bunu yaparken de kendi yaptığı işleri övmeme, hatta adını bile an- mama alçak gönüllülüğünü göster- mesinden ibarettir. Bu yazı vesilesiyle başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz olmak üzere yüce Türk Milleti’nin ve Türk devletinin bekası için yedi düvele meydan okuyan kahraman atalarımızı rahmetle duayla anı- yoruz. Onların bize bıraktığı aziz emanetleri; vatanımızı, milletimi- zi, dinimizi, bayrağımızı, cumhuri- yetimizi son nefesimize kadar ko- ruyup kollayacağımıza ve gelecek nesillere emin bir şekilde teslim edeceğimize yürekten söz veriyo- ruz.. Ne mutlu Türk’üm diyene! Ne mutlu Ülkücüyüm diyene!.. KAYNAKÇA ATATÜRK Gazi Mustafa Ke- mal, Nutuk, Alfa Yayınları ANLAR Bnb. Tahsin, EDOK, Plan Subayı, 2018 Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 15.
    DOSYA KONUSU 28 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 29 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE İDEAL GENÇLİK ANLAYIŞI Ganime TOPAL Türk devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk milletinin teminatı ve istikbali gençliktir. BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ ““ Gençliğe her zaman her konu- da güvenen, geleceğin teminatının gençlik olduğunu her zaman vur- gulayan ve gençliğin daha sağlam adımlarla ilerlemesi ve kendini ge- liştirmesi için çabalayan Başbuğu- muz Alparslan Türkeş gençliğin eği- tim, kültür, beden ve ruh terbiyesi ve siyasi açıdan değerlendirilmesinin ve geliştirilmesinin gerekliliğini sa- vunmuştur. Gençliği; siyasi hedef- leri belirleyici, yükseltici, ilerleyici, özgür düşünmenin ve aklın varlı- ğında yeni bir davranış ve gelişecek toplum yapısının temel güç ve ümit kaynağı olarak görmüş, milletimizi ve ülkemizi gençliğe emanet etmiş- tir. Gençliğin siyasi açıdan incelen- mesinin diğer tüm alanları da kap- sadığı fikrini savunan Başbuğumuz Alparslan Türkeş gençlerin mutlaka siyasetle ilgilenmesi gerektiğini söy- lemiştir. Seçimle meclise girip Türk milletini temsil eden milletvekilleri- nin, millet için yanlış, eksik şeyler yaptıkları veya yapmadıkları durum- larda milletin ve dolayısıyla ülke- nin çıkarlarını koruma görevi Türk milletinin geleceğinin teminatı olan Türk gençlerine düşmektedir. Genç- lik kendisi ve ülkesi için faydalı ola- bilecek yöneticileri seçmeli ve onla- rın ardında devam etmelidir. Ayrıca Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey siyasilerin gençleri kendi çıkarları için kullanmak yerine, gençlerin is- teklerine ve geleceklerine yönelik adımlar atması gerektiğini, siyasile- rin gençliği koruması gerektiğini de söylemiştir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey ‘’Bölünme kabul etmez kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.’’demiş ve Türk gençliğinin Türk halkına önder olması gerektiğini, gençliğin yeni baştan bir roplum, yeni baştan bir millet ve yeni baştan bir tarih yarat- mak gibi bir görevlerinin olduğunu, bu görevini hakkıyla yerine getir- mesi gerektiğini, getirmeyen her gencin atalarına, torunlarına ve Türk Ülküsüne ihanet edeceğini de vur- gulamıştır. Bunları yaparken milli, ahlaki, tarihi vasıfları inkar ederek, değiştirerek, Türklükten çıkarak kuvvet kazanılacaksa bunun karşı- sında olduklarını, Türk gençliğinin tarihini ve kültürünü temel alması gerektiğini vurgulayan Başbuğumuz Alparslan Türkeş bey, Ülkücülerin devlet idaresini Türk milletinin ta- rihi kıymet hükümlerine; mahşeri vicdanlarına, İslam ahlakına dayan- dırdığını ve bunun gerekliliğini dava edindiklerini, devletin ve milletin bu unsurlara dayanarak güç ve kuvvet kazandığına inandıklarını söyle- miştir. Türklerin tarihlerine bakıl- dığında başka milletleri özentinin, yozlaşmanın başladığı Türk devlet- lerinin dağıldığı görülür. Ülkemizin kalkınması için öz kültür esas alın- malıdır. Dolayısıyla her Türk kendi öz değerlerini bilmeli, korumalı ve yüceltmelidir. Yani her Türk genci- nin ülkesinin kalkınmasını istiyorsa önce milliyetçi bir dava gütmesi ge- rekmektedir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş beye göre bu davanın başa- rıya ulaşması, kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışma- ya girişmekle mümkündür. Başarıya ulaşmak için son nefes, son nefere kadar muntazam planlı çalışmak ge- reklidir. Ülkemizin kalkınması için mili bir ekonomi benimsenmeli, dışa ba- ğımlılık engellenmeli ilim ve teknik, sanayi, tarım, sağlık, eğitim, harp sa- nayi ve enerji gelişmeli Türk’e göre, Türk’e özgü yani milli olmalıdır. Türkiye’de genç nüfusun oranı toplam nüfusun %40’ını aşkındır. Türk gençliği diğer az gelişmiş ülke gençliklerine oranla daha fazla çağ- daş medeniyet seviyesinde mesele- lerde daha güçlü ve ılımlı olunması gerektiğinin farkındalığı içinde iti- ci kuvvet olmak zorundadır. Türk milletinin birliği, Türk vatanın ve devletinin hakimiyeti ve bütünlüğü- nü ve değerlerini korumak ve bunu bozmak için çaba gösteren fesat güçlere karşı savaşma bilincini dai- ma taşımak zorundadır. Doğu ve batı ülkeleri kendi gençliklerinin önemli rolünü bilerek, gençlik siyaseti ve hedeflerini belirlemişler, uygulamış- lardır. Değişen çağa ayak uyduracak şekilde geliştirmeye devam etmek- tedirler. Ayrıca dünya ülkelerinin gençliğine ve onun meselelerine kendi görüşlerini aşılayabilmek için uygulanacak siyaset üzerinde ça- lışmış, geliştirmiş ve uygulamaya koymaya çalışmışlar ve bu uygula- maların sonucunda geliştirmeye de- vam etmişlerdir. Bunu da genellikle kitaplar, dergiler, iletişim araçları ve onların amaçlarına hizmet eden okullar aracılığıyla sağlamak için uğraşmışlardır. 12 Mart öncesi beli- ren ve Türk gençliğinin bir kısmını kendi devletine karşı isyana sürükle- yen sebepler de bu bölücü ve yıkıcı ülkelerin fikir akımlarından kay- naklanmaktadır. Bu sebepleri açık- ça ortaya koymak ve bu sebeplerin karşısında çözüm olabilecek şeyler üretmek gereklidir. Devlet gençliğe ait sorumluluklarını yerine getirme- miştir. Gençlik zümrecilik ve kaba particilik anlayışı içinde lider kad- roların ülkenin yararına çizilmeyen dar fikir hücresine hapsedilmek is- tenmiştir. Partiler gençliği bir bütün olarak görmek ve ana programlar düzeni içinde bu milli davayı çö- zümleme yolunu seçmemiş, yabancı fikir ve siyaset akımlarının etkisin- den doğacak zararlı sonuçları düşün- memiş, gereken tedbirleri almamış- tır. Gençliğin yetiştirilmesi yetersiz kalmıştır. Gençliğin bu bataklıktan kurtulması yine onların taktiğiyle eğitimle, ilimle ve fenle olacaktır. Bu yıllarda ülkesine karşı olan genç- lerin karşısında vatanına, milletine ve değerlerine bağlı gençlik durmuş, ülkesini savunmuştur. Ülkemizin tüm gençlerinin ül- kesini savunan gençler gibi olabil- mesi için gençliğin eğitiminin milli olması zorunludur. Gençlere verilen eğitimde ülkemizin ve milletimizin bütünlüğüne kasteden görüşler açık- ça anlatılmalı, doğru yolun kişinin ülkesini ve değerlerini sevmesinde yani milliyetçilikte olduğu anlatıl- malıdır. Bu sorunun karşısındaki çö- züm eğitimimizin milli olmasından geçmektedir. Milli eğitim konusu Cumhuriyetimizin ilk yıllarından beri plansız ve yanlış bir şekilde sü- regelmiştir. Eğitimde bir planlama olmalıdır. Liseden ve üniversiteden mezun olan gençlerin istihdamına yönelik problemler ortaya çıkıyor, işsiz kalan gençler devletine ve milletine karşı cephe alabiliyorlar. Bilinçsiz bir şekilde lise ve üniver- sitelere öğrenci yerleştirmek yerine hangi alanlarda ne kadar uzman ve teknik elemana ihtiyaç varsa tespit edilmeli; lise ve üniversitelere bu ihtiyaca göre öğrenci yerleştirilip mezun edilmelidir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e göre milli eğitim davamızın çözümü için seç- kin yetenekler, uzman zümre olarak ve memleketin sosyal, ekonomik ihtiyaçları ve hedeflerine göre ye- tiştirilmeli, eğitim ülke ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde teknik eğitime çevrilmeli ve bütün halk bir an önce eğitilmelidir. Milli eğitimin başlıca görevi Türk gencini ve halkını milli şuur ve milli değerlerle yetiştirmek, onlara bu ruhu aşılamak -ki birinci ve en önemli görev bu olmalıdır- gençleri üretici olarak yetiştirilmeli, gençler lise ve üniversitelerden me- zun olduktan sonra ülkede tüketen değil üreten olmalıdır. Lise ve üniversitelerden mezun olan gençlerimiz bir an önce ilim ve teknikte ülkemizi ileriye taşıya- cak kabiliyette olmalıdır. Başbuğu- muz Alparslan Türkeş Bey’in öne sürdüğü Dokuz Işık fikir sistemine göre bir an önce tarım geliştirilmeli, ağır sanayi kurulmalı, atom, füze ve enerji alanlarında bir an önce atılım yapılmalıdır. Bu atılım ve gelişmeler hem ülkemiz için hem de ülkemizle gönül bağı olan diğer ülkelerin yük- selmesi için gereklidir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş bey Türk milletinin çağdaş mede- niyetler seviyesine ulaşması için asıl görevin Türk gençliğine düştü- ğünü söylemiştir. Ancak üniversite gençlerinde ve toplumda gayesizlik ve milli ülküden yoksunluk, ciddi- yetsizlik, disiplinsizlik ve bunlarla birlikte bencillik ve insan haklarına saygısızlık, insanları sevmemek ve insanların birbirlerine güvenmeme- si, çalışmamak, her şeyi hazır bek- lemek, tembellik, liseyi ve üniversi- teyi sadece sınıf geçmek ve diploma almak amacıyla okumak, kopya çek- mek, milli ve manevi duygulardan yoksunluk gibi bazı eksiklikler ve kusurlar göze çarpmaktadır. Oysa ki Türk gençliğinin milli kültüre sahip olması, özünü koruması, nesilden nesile geliştirerek aktarması aynı zamanda fikri ve fiziki gelişimini modern ilim ve yaşama düzeninde gerekli özelliklerini sağlaması şart- tır. Gençlik sadece diploma almak amacıyla okumamalı alanlarında en Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 16.
    DOSYA KONUSU 30 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 31 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön iyisi olmak için, kendilerinden önce ülkeleri ve ülküleri için çalışmalı ve çabalamalıdırlar. Eğitim hayatların- da kopyadan uzak durmalı, teorik bilgilerinin yanında milli ve manevi değerlerinden de kopmamalıdırlar. Gençliğe kendi kültürünü bilmek, sahip çıkmak, korumak ve nesillere aktarmak gericilik olarak algılatıl- mış, asıl medeniyetin, ilerlemenin batılı milletlerde olduğu, her alanda batının üstün olduğu ilerlemek ve çağdaş bir medeniyet olabilmek için mutlaka batının örnek alınmasının gerekliliği aşılanmıştır. Ülkenin gelişmesi ve kalkınması için bu doğru değildir. Bunun için kültür ve eğitim kuruluşlarının ilim seviyesinde verimlilik ve rasyonel- lik ilkelerine uygun kurulmasını, donatılmasını, mesleki ve sosyal düzeninin modern milletlerin ölçü- lerine uygun şekilde geliştirilmesi sağlanmalı, zengin fakir ayrımı orta- ya çıkmamalı, fırsat eşitliği olmalı, Türk gençliğinin tamamına sosyal sigorta garantisi verilmeli, gençlik sağlık hizmetlerinden ücretsiz fay- dalanmalı, çalışma şartları özel ola- rak korunmalı, hakları anayasayla güvence altına alınmalı, eğitim ve kültür kuruluşları yurda dengeli bir şekilde dağıtılmalı, üniversite genç- liğinin kitap, giyim, barınma, gibi masrafları devlet tarafından karşı- lanmalı, burslar genişletilmelidir. Bunun yanında gençlik tatil dönem- lerinde halkla iç içe olmalı, halkın sorunlarına hakim olmalı, vatanda- şın dertlerini, davalarını bilmelidir. Unutulmamalıdır ki gençlik halkla iç içe olmazsa ülkesinden, manevi değerlerinden uzaklaşır. Bu durum da gelişmiş Türkiye hedeflerine ay- kırıdır. Çağdaş medeniyetler seviyesine çıkmak için önemli olan konulardan birisi de fiziki gelişim ve spordaki başarılarımızdır. Tarihine bakıldı- ğında Türk milleti kendisine özgü sporlarıyla ün salmıştır. Güreş, cirit, atıcılık, binicilik, kılıç kalkan ata sporlarımızın başındandır. Gerek Gençlik ve Spor Bakanlığımızda ve spor dallarının federasyonlarında yürütülen politikaların yanlışlığı, gerekse sporcularımızın uluslararası spor yarışmalarında spor ahlakına aykırı davranışları ülkemizin ulus- lararası spor etkinliklerinde başarılı sonuçlar alamamasına sebep olmuş- tur. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.” sözünü temel alarak spor- cularımız hem kendi dallarında hem diğer ilmi alanlarda hem de ahlaken kendilerini geliştirmeli vakit kaybet- meden ulusal ve uluslararası alanlar- da başarı sağlamalıdırlar. Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey Türkçe’nin korunması ve ge- liştirilmesini de gerekli görmüştür. Türkçe yabancı dillerden korunmalı, dünya üzerinde daha da yaygın hale getirilmelidir. Adriyatik’ten Çin De- nizine kadar tüm dünyada yer alan Türk topluluklarıyla dil birliği sağ- lanmalıdır. Öz kültürün korunması, ülkeler arası öğrenci değişimi, eko- nomik faaliyetler vb şeylerde ortak dil birleştirici unsur olacaktır. Bu konuda görev dil üzerinde çalışma yürütenlere ve Türk gençliğine düş- mektedir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in yıllar önce ileri sürdüğü ve yapılmasının gerekli olduğunu söy- lediği atılımların için geç kalındığı, bugün bu alanlarda ileri medeniyet- ler seviyesine ulaşmak için küçük atılımlar yapıldığı gözlemlenmek- tedir. O yıllarda olduğu gibi bugün de bu atılımlara karşı çıkanlar, bu atılımların gereksiz olduğunu düşü- nen, ülkemizin bunları başaramaya- cağını yetersiz olduğunu söyleyenler vardır. Aynı zamanda bu alanlarda çalışmalar yapabilecek uzman ve teknik elemanlar yeterli sayıda ve seviyede değildir. Tüm bunlar gös- teriyor ki tıpkı cumhuriyetin ilk yıl- larında olduğu gibi günümüzde de eğitimde, teknikte gelişilememiş, bölücü ve yıpratıcı fikirlerle yeteri kadar mücadele edilememiş, milli bir eğitim ve sanayi de geri kalın- mıştır. Tüm bu sorunlar aşılmalı bir an önce bir ve birlikte olup, ilimde, fende ve her alanda büyük atılımlar yapılmalı, yıllardır aynı giden ve hatta gelişemeyen sistem bir an önce düzeltilmeli ve ileriye doğru atılım yaparak çağdaş medeniyetler sevi- yesine ulaşılmalıdır. Sonuç olarak Başbuğumuz Al- parslan Türkeş beyefendi ülkenin geleceğini gençlikte görmüş, genç- liğe güvenmiş ve büyük görevler miras bırakmıştır. Ülküsüz insanın çamurdan farkı olmayacağını be- lirterek, başta Türk gençliği olmak üzere Türk toplumunun ülkü ve ilke sahibi olması gerektiğini her daim dile getirmiştir. Başbuğumuzun bay- rak olarak nitelediği, daima güven- diği, evladı olarak gördüğü Ülkücü Türk gençliği kendilerinden önce ülküleri ve ülkeleri için, bayrağı hep ileriye taşımak ve yere düşürmemek için çalışmalı ve daima en iyiyi en ileriyi kendilerine hedef olarak seç- melidir. Başbuğun kendilerine bı- raktığı davayı miras bilmeli Ülküleri ve ülkeleri için yaşamalıdırlar. KAYNAKÇA TÜRKEŞ Alparslan, Dokuz Işık, Bilgeoğuz, Eylül 2017, İstanbul Başbuğ Alparslan Türkeş, Genç- lik-Milliyetçilik- Dünya Türklüğü, Ülkü Ocakları Genel Merkezi, 2017, Ankara h t t p s : / / w w w. m h p . o rg . t r / htmldocs/basbug/ozlu/mhp/basbu- gumuzun_ozlu_sozleri.html Milletlerin varlık sahasındaki idameleri, tarihi misyonlarını ger- çekleştirmeleri, geleceğe istedikleri şekilde intikal etmeleri, o milletin genç nesillerine bağlıdır. Bir top- lumda gençliğin yetiştirilmesi, o devletin ve milletin geleceği, ge- lişmesi ve ilerlemesi adına oldukça önem arz eder. Çünkü milletlerin geleceklerini genç nesillerine tayin eder. Bu bağlamda da devletler ve milletler gelecek bu şuurla nesille- rini dizayn etmelidirler. Gençliğin, toplumların istiklali ve istikbali için yegâne temel olduğu unutulmamalı- dır. Bu realitenin şuurunda olan ve bütün ümidinin gençlikte olduğunu dile getiren Ulu Önder Mustafa Ke- mal Atatürk, “Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fi- kirlerini veriniz. İstikbalin aydın- lığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir’’ sözüyle, Türk Devlet ve Türk Mil- letin istikbalini genç nesillere bağlı kılmıştır. Bu bağlamda gençliğin önünü açan Atatürk, onlara önemli misyonlar da yüklemiştir. Türk milletinin ve devletinin ge- leceğini şekillendirecek Türk Genç- liğini, Türk Devlet büyükleri kadar, bilgileri ve görüşleriyle tolumda önemli kimseler olarak görülen Türk münevverleri de Türk toplumu üzerinde durulması gereken en has- sas konulardan bir olarak gördükleri için ele alıp, Türk Gençliğine söy- lem, eylem ve fikirleriyle kılavuz ol- muşlardır. Türk münevverler, genç- liği, ilmin, fikrin, kültürün, maddi ve manevi bütün değerlerin koruyucu- su, yaşatıcısı ve geleceğe taşıyıcısı olarak görmüşlerdir. Yazımız dahilinde, Nasıl Bir Gençlik? sorusunu, Türk gençliğine değer veren, en iyi şekilde yetişme- sini isteyen ve gençliğin gelişmesi için kalemiyle, söylemleri ve ey- lemleriyle ciddi emekler veren Türk münevverlerinin düşüncelerinden sözlerle yanıt vererek, ideal gençliği tasavvur ettik. NASIL BİR GENÇLİK? Allah’ın Kuran’da Hud Suresi’nin 112. Ayetinde buyurduğu üzere, “Emrolduğu gibi dosdoğru olan”, bir gençlik… Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v) dediği gibi, “Bir eline güne- şi bir eline ayı verseler davasından dönmeyecek”, bir gençlik… Hz. Ebu Bekir gibi davasına sıdk ile bağlanan, Hz. Ömer’in adale- tiyle, Hz. Osman’ın hayasıyla, Hz. Ali’nin ilmi, şuuruyla hareket eden bir gençlik… Alperenlik fikrinin Pir-i Hoca Ahmet Yesevi’nin açtığı yolda iler- leyen bir gençlik… Anadolu’nun kapılarını Türk- lüğe açan Alparslan’ların, Karadan gemiler yürütüp yeni bir çağ açan Fatih’lerin, Mekke ve Medine’ye saygısından atından inerek giren Yavuz’ların, Üç Kıta 7 Denize Türk- İslam Mührünü vuran Süleyman’la- rın, Emir Sultanların, Akşemseddin- lerin, Yunus Emre’lerin, Ahi Evran Veli’lerin, davasını devam ettiren bir gençlik… Türkistan’daki Enver’lerin, Tür- kiye’deki Mustafa Kemal’lerin ha- yallerini sürdüren bir gençlik… Hüseyin Nihal Atsız’ın, “Te- melinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunma- sın”, dediği bir gençlik… Osman Yüksel Serdengeçti’ce “Allah, kitap, vatan davası yolunda, çılgınlara dönen”, bir gençlik… Mehmet Akif’ce, “Zulmü al- kışlamayan, zalimi asla sevmeyen gelenin keyfi için geçmişe asla söv- meyen, üç buçuk soysuzun ardın- da zağarlık yapmayan, hak namına haksızlığa tapmayan” bir gençlik… Necip Fazıl’ca “Zaman bende ve mekan da bana emanettir”, şuurunda bir gençlik… Seyyid Ahmet Arvasi’ce, “Ken- dini Allah ve Resul’ünün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 17.
    DOSYA KONUSU 32 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 33 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön malını ve mevkiini, din ve devleti, mülk ve milleti için hazır, şanlı, mu- kaddes, ay yıldızlı bayrağın gölge- sinde döğüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsüne fani olmuş, büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah ve Resul’ününhizmetine sunulmuş ve küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen… müminlere karşı alçak gönüllü, ka- firlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan, Allah’ın İs- lam alemine ihsanı” bir gençlik… Ziya Gökalp’lerin hevesinden, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’la- rın nefesinden, Erol Güngör’lerin kaleminden dökülenlerle hareket eden bir gençlik… Arif Nihat Asya’nın dediği gibi, “yürüdüğünde milleti de ardından yürütecek”, bir gençlik… Dilaver Cebeci’ce “Yandık bittik Kızılelma derdinden” diyecek bir gençlik… Gün Sazak’ın “Yürü dese, dağ- lar yürür, dur dese kalpler dururdu” dediği bir gençlik… İsmail Gaspıralı’nın dediğince, “Sahip olunuz bu vatana, çalışıp edep ile” sözünün eri bir gençlik… Dündar Taşer’ce; “Bizi o muhte- şem maziden basamak basamak in- dirdiler, bizde o muhteşem maziden atiye basamak basamak yeniden çı- kacağız” iddiasını kaybetmeyen bir gençlik… Galip Erdem’ce, “Dur deseler de duramam. Yine koşacağım. Sesimi kısmaya kalksalar da yine haykıra- cağım. Durgun sular pislik bağlar, akan su haram götürmez. Bense, kükremiş sel olmak için varım. Du- yan duyar, duymayan duymaz. Al- dıran aldırır, aldırmayan aldırmaz. Ama ben, hakkı söyler, hak bildiğim yolda yürürüm. Ölçüleri doğrultun, tartıyı doğru yapın. Kıble bir tane- dir. Kıbleyi saptırmayın. Aksini gör- düğüm sürece vazifem bunu söyle- mektir. Çünkü ben “La ilahe illallah diyenim. Milletimin tarifini “Hakka taban” diye bilenim. Çünkü ben varlığını “Türk Varlığına Armağan” edenim.” Lafsını dimağına yerleş- tirmiş bir gençlik… Bağbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in “Gençlik, hür düşüncenin ve beşer aklının varlığında yeni bir davranış ve gelişecek toplum yapı- sının temel güç, enerji ve ümit kay- nağıdır. Gençlik, siyasi hedeflerini tahakkuk ettirici, yükseltici, ilerle- yicidir. Biz Türkiye’de fikir, ruh ve beden sağlığı, fikri hür, vicdanı hür, ezilmeyen ve ezmeye hevesli olma- yan yüksek bir iradeye sahip, devle- tin ve milletin geleceğini, sorumlu- luğunu taşımaya hazırlanan, nefsine güveni olan gençlik istiyoruz. Bu ruh ve şuurla yoğrulacak, Türk gençliği- ni sosyal, kültürel, iktisadi kalkınma davamızın çözümcüleri, milli varlığı ayakta tutan, yücelten, bölünmezli- ğini sağlayan güçlü bir temel hareket varlığı olarak kabul ediyoruz. Genç- liği geleceğin kuvvetli ve müreffeh Türkiye’sinin ana yapısını teşkil eden bir unsur ve yüksek idarecileri olarak görüyoruz” sözlerinin miraç- çısı şanlı bir gençlik… Liderimiz Devlet Bahçeli Beyefendi’nin “Dininize, dilinize, ailenize ve kutsi emanetlerinize sıkı- ca sarılınız. Tarihinizi, coğrafyanızı ve kim olduğunuzu asla gözden ka- çırmayınız, asla hafızanızdan çıkar- mayınız. Teennide hareket ediniz, tedbirli ve itidalli olunuz, tahrikler- den uzak durunuz, kavgayla aranıza sınır çekiniz; sabırlı, imanlı, ahlaklı, çalışkan, kültürlü Türk Genci ol- maya muhakkak ki devam ediniz. Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde olabilmesi, bin yıllık kardeş- lik hukukunun teminat altında bulu- nabilmesi sizin soğukkanlılığınıza ve olgun tavrınıza doğrudan bağ- lıdır. Sorumluluğunuzun ne kadar yüksek olduğunu görünüz. Hiçbir çekişme, çatışma ve ihtilafın içine düşmeyiniz. Sizleri tuzağa çekmek maksadıyla, değişik şekillerde olay- lara sokmaya çalışan provokatörlere aldırmayınız ve doğruluktan çıkma- yınız. Elinizden bilgisayarı, zihni- nizden kitapları, kalbinizden vatan ve millet sevgisini, gözlerinizden neşeyi, dilinizden güzellikleri, yü- reğinizden iyilikleri, dokunuşunuz- dan şevkati, münasebetlerinizden cömertliği, sözlerinizden nezaketi hiç eksik etmeyiniz. Acizler için zor, korkaklar için imkansız olan şey- lerin ülkücüler için ideal olduğunu dosta düşmana gösteriniz. Ben he- pinizle gurur duyuyorum” sözlerinin muhatabı şanslı bir gençlik… Müreffeh bir Türkiye, Türk Dün- yası ve İslamAlemi’nin bu tasavvur- ları harekete geçirmiş ideal bir genç- liğe ihtiyacı vardır. Türk Gençliği içinde bulunduğu durumun ve imti- hanının farkında, buhranlarının çıkış yolunu bilmektedir. Türk Gençliği, tarihten ve ona kılavuzluk eden Türk münevverlerinden aldığı ilhamla, muhteşem mazinin görkemli atisi olma yolunda, tarihi misyonuna uy- gun, hedeflerinin şuurunda, “Lider Ülke Türkiye” ülküsü yolunda, mü- cadesinde her türlü azim ve kararlı- lığı gösterecek, bu uğurda başarıyı ihmali mümkün olmayan bir vazife olarak görecektir. Dipnotlar 1) Alparslan Türkeş, Öğrenci- lerimiz Kitapla, İlimle, Öğrenmekle Meşgul Olmalıdır, 7 Mart 1995 2) Dr. Devlet Bahçesi, I. Türk Gençlik Kurultayında Yapmış ol- dukları konuşmadan, 9 Şubat 2013 TÜRK MÜNEVVERLERİNİN DÜŞÜNCESİNDEN İDEAL GENÇLİK TASAVVURU Rabia Aslıhan TÜRKMEN Milletlerin varlık sahasındaki idameleri, tarihi misyonlarını ger- çekleştirmeleri, geleceğe istedikleri şekilde intikal etmeleri, o milletin genç nesillerine bağlıdır. Bir top- lumda gençliğin yetiştirilmesi, o devletin ve milletin geleceği, ge- lişmesi ve ilerlemesi adına oldukça önem arz eder. Çünkü milletlerin geleceklerini genç nesillerine tayin eder. Bu bağlamda da devletler ve milletler gelecek bu şuurla nesille- rini dizayn etmelidirler. Gençliğin, toplumların istiklali ve istikbali için yegâne temel olduğu unutulmamalı- dır. Bu realitenin şuurunda olan ve bütün ümidinin gençlikte olduğunu dile getiren Ulu Önder Mustafa Ke- mal Atatürk, “Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikir- lerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikir- ler tatbik mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir’’ sözüyle, Türk Devlet ve Türk Milletin istik- balini genç nesillere bağlı kılmıştır. Bu bağlamda gençliğin önünü açan Atatürk, onlara önemli misyonlar da yüklemiştir. Türk milletinin ve devletinin ge- leceğini şekillendirecek Türk Genç- liğini, Türk Devlet büyükleri kadar, bilgileri ve görüşleriyle tolumda önemli kimseler olarak görülen Türk münevverleri de Türk toplumu üzerinde durulması gereken en has- sas konulardan bir olarak gördükleri için ele alıp, Türk Gençliğine söy- lem, eylem ve fikirleriyle kılavuz ol- muşlardır. Türk münevverler, genç- liği, ilmin, fikrin, kültürün, maddi ve manevi bütün değerlerin koruyucu- su, yaşatıcısı ve geleceğe taşıyıcısı olarak görmüşlerdir. Yazımız dahilinde, Nasıl Bir Gençlik? sorusunu, Türk gençliğine değer veren, en iyi şekilde yetişme- sini isteyen ve gençliğin gelişmesi için kalemiyle, söylemleri ve ey- lemleriyle ciddi emekler veren Türk münevverlerinin düşüncelerinden sözlerle yanıt vererek, ideal gençliği tasavvur ettik. NASIL BİR GENÇLİK? Allah’ın Kuran’da Hud Suresi’nin 112. Ayetinde buyurduğu üzere, “Emrolduğu gibi dosdoğru olan”, bir gençlik… Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v) dediği gibi, “Bir eline güne- şi bir eline ayı verseler davasından dönmeyecek”, bir gençlik… Hz. Ebu Bekir gibi davasına sıdk ile bağlanan, Hz. Ömer’in adale- tiyle, Hz. Osman’ın hayasıyla, Hz. Ali’nin ilmi, şuuruyla hareket eden bir gençlik… Alperenlik fikrinin Pir-i Hoca Ahmet Yesevi’nin açtığı yolda iler- leyen bir gençlik… Anadolu’nun kapılarını Türk- lüğe açan Alparslan’ların, Karadan gemiler yürütüp yeni bir çağ açan Fatih’lerin, Mekke ve Medine’ye saygısından atından inerek giren Yavuz’ların, Üç Kıta 7 Denize Türk- İslam Mührünü vuran Süleyman’la- rın, Emir Sultanların, Akşemseddin- lerin, Yunus Emre’lerin, Ahi Evran Veli’lerin, davasını devam ettiren bir gençlik… Türkistan’daki Enver’lerin, Tür- kiye’deki Mustafa Kemal’lerin ha- yallerini sürdüren bir gençlik… Hüseyin Nihal Atsız’ın, “Te- melinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunma- sın”, dediği bir gençlik… Osman Yüksel Serdengeçti’ce “Allah, kitap, vatan davası yolunda, çılgınlara dönen”, bir gençlik… Mehmet Akif’ce, “Zulmü al- kışlamayan, zalimi asla sevmeyen gelenin keyfi için geçmişe asla söv- meyen, üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapmayan, hak namına hak- Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 18.
    DOSYA KONUSU 34 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 35 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön GENÇLİĞİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK TEHLİKE: UYUŞTURUCU VE MADDE BAĞIMLILIĞI Rümeysa ATASEVEN Gençlik tanımının çeşitli kay- naklara göre farklılık gösterdiği gö- rülmektedir. Bu farklılık özellikle yaş aralığından kaynaklanmaktadır. En yaygın ve kabul gören tanım Birleşmiş Milletler’in 15-24 yaş aralığını kapsamaktadır. Biz de ya- zımızın geri kalanında genç/gençlik kavramlarına değinirken bu yaş ara- lığını baz alacağız. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) İstatistiklerle Gençlik 2017 araştırması, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre; Türkiye toplam nüfusu 2017 yılı sonu itibariyle 80 milyon 810 bin 525 iken 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 12 milyon 983 bin 97 ol- muştur. Genç nüfus, toplam nüfusun %16,1’ini oluşturmaktadır. Ülkemizin geleceğini oluşturan gençlik kavramı, Mustafa Kemal Atatürk’te muazzam değer yargı- sına erişmiştir. Atatürk; daha Millî Mücadele’nin başından itibaren köhnemiş fikirlere, milleti geriye götürmek isteyenlere karşı, yegâne çarenin gençlikte ve genç fikirlerde olduğunu görmüş, çağdaş zihniyetle yetişecek kuşakların, gelecekte ese- rini daha da geliştireceğini, onu her türlü tehlikeden koruyarak ebediyen yaşatacağını hissetmiştir. Atatürk’ün ideali; ilkelerine bağlı, çalışkan ve vatansever bir gençlik idi. “Gençler! Benim gelecekteki emellerimi ger- çekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni an- lamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken Türk gençliğine olan sarsıl- maz güvenini dile getiriyordu. Genç nesilleri, kültürlerin gele- ceğe taşıyıcıları olarak değerlendi- rebiliriz. Bu sebeple beden ve ruh sağlıklarının korunması en önem- li gerekliliklerdendir. Bir bireyin çocukluk evresi itibariyle sağlıklı yetiştirilmesi sadece ebeveynleri- nin vazifesi değil, geleceğe yöne- lik ümit ve kaygı taşıyan toplumun her bir bireyinin temel meselele- rindendir. “Çocukluk”un sağlıklı bir biçimde “gençlik”e taşınması, devletlerin de sağlıklı bir sosyal ya- pısı olduğunun nişanesidir. Sağlığı tehdit noktasında ise karşımıza hiç şüphesiz uyuşturucu maddeler çık- maktadır. Birleşmiş Milletler 2017 raporuna göre şu an dünyada 250 milyon insanın en az bir uyuşturucu madde kullandığı, Türkiye’de son 5 yılda uyuşturucu kullanımının 17 kat arttığı ve kullanım yaşının 10’a düştüğü kayıtlara geçmiştir. Elbette ki uyuşturucu madde bağımlılığı ar- tık bir dünya sorunu haline gelmiştir. “Madde bağımlılığı” öbeğin- de hem “madde” hem “bağımlılık” kelimelerinin ayrı ayrı ifadelerine bakmakta fayda vardır. Madde de- nildiğinde, “duyularla algılanabilen ve bölünebilen nesne” akla gelmek- le birlikte, yazımızda teknik ve özel anlamda kullanılmaktadır. Buna göre madde, insanlara sarhoşluk veren, bir takım aktivitelerini yeri- ne getirmesine engel olan bedensel ve ruhsal sağlığı bozan alkol, tütün, eroin, kokain, haşhaş ve ilaçlar gibi uyuşturucular kastedilmektedir. Ba- ğımlılık ise, Türkçede oldukça geniş anlamlı bir kavramı ifade etmek- tedir. Kelime kökü olarak bağımlı, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğünde aşağıdaki anlamlara gelmektedir: 1. Başka bir şeyin istemine, gü- cüne veya yardımına bağlı olan, öz- gürlüğü, özerkliği olmayan, tabi; 2. Bir kimseye veya şeye maddi ve manevi yönden aşırı bağlı olan 3. Sigara, uyuşturucu ve benze- sızlığa tapmayan” bir gençlik… Necip Fazıl’ca “Zaman bende ve mekan da bana emanettir”, şuurunda bir gençlik… Seyyid Ahmet Arvasi’ce, “Ken- dini Allah ve Resul’ünün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, mülk ve milleti için hazır, şanlı, mu- kaddes, ay yıldızlı bayrağın gölge- sinde döğüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsüne fani olmuş, büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah ve Resul’ününhizmetine sunulmuş ve küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen…mü- minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan, Allah’ın İslam alemine ihsanı” bir gençlik… Ziya Gökalp’lerin hevesinden, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’la- rın nefesinden, Erol Güngör’lerin kaleminden dökülenlerle hareket eden bir gençlik… Arif Nihat Asya’nın dediği gibi, “yürüdüğünde milleti de ardından yürütecek”, bir gençlik… Dilaver Cebeci’ce “Yandık bittik Kızılelma derdinden” diyecek bir gençlik… Gün Sazak’ın “Yürü dese, dağ- lar yürür, dur dese kalpler dururdu” dediği bir gençlik… İsmail Gaspıralı’nın dediğince, “Sahip olunuz bu vatana, çalışıp edep ile” sözünün eri bir gençlik… Dündar Taşer’ce; “Bizi o muhte- şem maziden basamak basamak in- dirdiler, bizde o muhteşem maziden atiye basamak basamak yeniden çı- kacağız” iddiasını kaybetmeyen bir gençlik… Galip Erdem’ce, “Dur deseler de duramam. Yine koşacağım. Sesimi kısmaya kalksalar da yine haykıra- cağım. Durgun sular pislik bağlar, akan su haram götürmez. Bense, kükremiş sel olmak için varım. Du- yan duyar, duymayan duymaz. Al- dıran aldırır, aldırmayan aldırmaz. Ama ben, hakkı söyler, hak bildiğim yolda yürürüm. Ölçüleri doğrultun, tartıyı doğru yapın. Kıble bir tane- dir. Kıbleyi saptırmayın. Aksini gör- düğüm sürece vazifem bunu söyle- mektir. Çünkü ben “La ilahe illallah diyenim. Milletimin tarifini “Hakka taban” diye bilenim. Çünkü ben varlığını “Türk Varlığına Armağan” edenim.” Lafsını dimağına yerleş- tirmiş bir gençlik… Bağbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in “Gençlik, hür düşüncenin ve beşer aklının varlığında yeni bir davranış ve gelişecek toplum yapı- sının temel güç, enerji ve ümit kay- nağıdır. Gençlik, siyasi hedeflerini tahakkuk ettirici, yükseltici, ilerle- yicidir. Biz Türkiye’de fikir, ruh ve beden sağlığı, fikri hür, vicdanı hür, ezilmeyen ve ezmeye hevesli olma- yan yüksek bir iradeye sahip, devle- tin ve milletin geleceğini, sorumlu- luğunu taşımaya hazırlanan, nefsine güveni olan gençlik istiyoruz. Bu ruh ve şuurla yoğrulacak, Türk gençliği- ni sosyal, kültürel, iktisadi kalkınma davamızın çözümcüleri, milli varlığı ayakta tutan, yücelten, bölünmezli- ğini sağlayan güçlü bir temel hareket varlığı olarak kabul ediyoruz. Genç- liği geleceğin kuvvetli ve müreffeh Türkiye’sinin ana yapısını teşkil eden bir unsur ve yüksek idarecileri olarak görüyoruz” sözlerinin miraç- çısı şanlı bir gençlik… Liderimiz Devlet Bahçeli Beyefendi’nin “Dininize, dilinize, ailenize ve kutsi emanetlerinize sıkı- ca sarılınız. Tarihinizi, coğrafyanızı ve kim olduğunuzu asla gözden ka- çırmayınız, asla hafızanızdan çıkar- mayınız. Teennide hareket ediniz, tedbirli ve itidalli olunuz, tahrikler- den uzak durunuz, kavgayla aranıza sınır çekiniz; sabırlı, imanlı, ahlaklı, çalışkan, kültürlü Türk Genci ol- maya muhakkak ki devam ediniz. Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde olabilmesi, bin yıllık kardeş- lik hukukunun teminat altında bulu- nabilmesi sizin soğukkanlılığınıza ve olgun tavrınıza doğrudan bağ- lıdır. Sorumluluğunuzun ne kadar yüksek olduğunu görünüz. Hiçbir çekişme, çatışma ve ihtilafın içine düşmeyiniz. Sizleri tuzağa çekmek maksadıyla, değişik şekillerde olay- lara sokmaya çalışan provokatörlere aldırmayınız ve doğruluktan çıkma- yınız. Elinizden bilgisayarı, zihni- nizden kitapları, kalbinizden vatan ve millet sevgisini, gözlerinizden neşeyi, dilinizden güzellikleri, yü- reğinizden iyilikleri, dokunuşunuz- dan şevkati, münasebetlerinizden cömertliği, sözlerinizden nezaketi hiç eksik etmeyiniz. Acizler için zor, korkaklar için imkansız olan şey- lerin ülkücüler için ideal olduğunu dosta düşmana gösteriniz. Ben he- pinizle gurur duyuyorum” sözlerinin muhatabı şanslı bir gençlik… Müreffeh bir Türkiye, Türk Dün- yası ve İslamAlemi’nin bu tasavvur- ları harekete geçirmiş ideal bir genç- liğe ihtiyacı vardır. Türk Gençliği içinde bulunduğu durumun ve imti- hanının farkında, buhranlarının çıkış yolunu bilmektedir. Türk Gençliği, tarihten ve ona kılavuzluk eden Türk münevverlerinden aldığı ilhamla, muhteşem mazinin görkemli atisi olma yolunda, tarihi misyonuna uy- gun, hedeflerinin şuurunda, “Lider Ülke Türkiye” ülküsü yolunda, mü- cadesinde her türlü azim ve kararlı- lığı gösterecek, bu uğurda başarıyı ihmali mümkün olmayan bir vazife olarak görecektir. Dipnotlar 1) Alparslan Türkeş, Öğrenci- lerimiz Kitapla, İlimle, Öğrenmekle Meşgul Olmalıdır, 7 Mart 1995 2) Dr. Devlet Bahçesi, I. Türk Gençlik Kurultayında Yapmış ol- dukları konuşmadan, 9 Şubat 2013 Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 19.
    DOSYA KONUSU 36 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 37 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön ri kötü alışkanlıklara aşırı derecede düşkün, müptela Bağımlılık ise kişinin kullandığı maddeyi birçok kez bırakma girişi- minde bulunmasına rağmen bıra- kamaması, giderek madde dozunu arttırması, kullanmayı bıraktığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çık- ması, zararlarını görmesine rağmen madde kullanmayı sürdürmesi, za- manının büyük bölümünü madde arayarak geçirmesi durumudur. Bağımlılık tanısı konulabilmesi için aşağıdaki maddelerden üçünün bir arada bulunması gerekmektedir. • Kullanılan maddeye tole- rans gelişmesi • Madde kesildiğinde ya da azaltıldığında yoksunluk belirtileri- nin ortaya çıkması • Madde kullanımını denet- lemek ya da bırakmak için yapılan ama boşa çıkan çabalar • Maddeyi sağlamak, kullan- mak ya da bırakmak için büyük za- man harcama • Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinlikle- rin olumsuz etkilenmesi • Maddenin daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması • Fiziksel ya da ruhsal sorun- ların ortaya çıkmasına ya da artma- sına rağmen madde kullanımını sür- dürmek Tıbbi amaçla kullanıldığı gibi bünyevi zevk amaçlı da kullanılan tüm maddeler uyuşturucu madde olarak isimlendirilmektedir. Uyuş- turucunun tarihini Mezopotamya’da İslamiyetten Önce 4000’li yıllara dayandırmak mümkündür. Sümer- lerden itibaren özellikle esrar ve haşhaş tıbbi amaçla kullanılmak- taydı. Anadolu’da afyon daha çok kullanılsa da Fatih Sultan Mehmet döneminde kısıtlanmış, 4. Murat dö- neminde tamamen yasaklanmıştır. Uyuşturucu maddeler uluslarara- sı hukukta ve ulusal hukukta yasak- lanmış olup, uyuşturucu madde ti- careti bir insanlık suçu olarak kabul edilmiştir. Uyuşturucu maddeleri tanımak uyuşturucu madde kullanı- mını, bağımlılığını daha iyi anlamak ve sorunun çözümüne yönelik yapı- laması gerekenleri belirlemek açı- sından önem arz etmektedir. Uyuşturucu maddeler: 1. Merkezi Sinir Sistemini Ya- vaşlatanlar (Depresanlar) 2. Merkezi Sinir Sistemini Uya- ranlar (Stimülanlar) 3. Duyuların Bozulmasına Sebep Olanlar-Hayal Gösterenler (Halusi- nojenler) olarak üç ana başlık altında toplanmıştır. •Duygularda ani değişiklikler ol- ması •Olağan dışında saldırganlaşma •İştah kaybı •Giderek okula, spora, hobilerine karşı ilgisini kaybetmesi •Sık sık durumla uyumlu olma- yan uykulu ve sersem olması •Gittikçe daha çok yalan söyle- mesi ve bunun gibi başka hareketle- rinin olması •Evden para ve başka eşyaların kaybolması •Vücudunda, giysilerinde alı- şılmışın dışında lekeler, koku veya başka işaretlerin olması gibi durum- lar aileler için kırmızı alarm duru- mudur. Tabloda yer almayan, birçokla- rının kabul etmediği / kabul etmek istemediği bir bağımlılığı detaylan- dırmak istiyorum: Tütün bağımlı- lığı. Sigara dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur ve yüksek oranda nikotin içerdiği için bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir. Sigara, nargile, pipo içme veya dumanının solunması zamanla kişide psikolojik ve fiziksel bağım- lılık oluşturur. Bağımlılıkla birlikte vücudumuza yayılan kalp damar hastalıkları, akciğer hastalıkları, mide kanseri ve cilt kanseri gibi has- talıklar da cabası. Dünyada her yıl 6 milyon kişinin sigara sebebiyle hayatını kaybettiği düşünüldüğünde bu sayı her 10 saniyede bir kişinin sigaradan ölmesi anlamına gelmek- tedir. Ve ne yazık ki uyuşturucu ba- ğımlılığının en alt basamağını sigara kullanımı oluşturmaktadır. Bir diğer bağımlılık türü ise alkol bağımlılığıdır. Birçok çeşidi olan al- kolün Etanol denilen türü içki olarak tüketilmektedir. İçki olarak tüketilen alkol birçok hastalığa neden olmak- tadır. Bunun yanında alkol iradeyi zayıflatmakta, kişiyi kontrol kaybı yaşatmakta ve uyuşturucu maddele- re açık hâle getirmektedir. Uyuştu- rucu kullananların yüzde 57’si alkol kullanmaktadır. Alkolden uzak dur- mak diğer madde bağımlılıklarından korunma noktasında önleyici bir role sahiptir. Dünyada alkol kulla- nan 2 milyar kişinin 76 milyon kada- rı alkol bağımlısıdır. Yılda 1 milyon 800 bin kişi bu nedenle hayatını kay- betmektedir. Ülkemizde ilk tüketim yaşı 11’e kadar inmiştir. İlk kullanım yaşı düştükçe ileriki yaşlarda bağım- lı olma riski artmaktadır. Piyasada erişimi çok kolay olan bir diğer uyuşturucu madde, extasy, ise ülkemizde genellikle “şeker” yada “ex” isimleri ile bilinmektedir. Kimyasal ve renkli olan bu uyuş- turucu vücuda alındığı ilk 20 daki- ka içerisinde etkisini göstermeye başlamaktadır. Doğrudan merkezi sinir sistemini etkilediği için halü- sinasyonlara sebebiyet vermekte- dir. Bir saat içinde doruk noktasına ulaştıktan sonra etkisini yitirmesiyle birlikte tam tersi mutsuzluluk hissi oluşturur. Titreme, terleme, çenede kitlenme en sık görülen etkileridir. Filmlerde, dizilerde sıkça ismi geçen ve görsel hafızayı canlandır- dığı, uyanık kalmayı sağladığı öne sürülen kristal (meth); vücutta hafif- leme ve aşırı neşe hissiyatı ile öne çıkmaktadır. Kan enfeksiyonları, akciğer hastalıkları, çıban zehirlen- mesi, beyin felci, paranoya gibi çok ciddi sağlık sorunlarına yol açmak- tadır. Bonzai ve flakka ise sosyal med- yadaki saldırgan, zombi edalı genç- lerin videolarıyla hayatımıza girmiş- tir. Vücutta doğrudan sinir sistemine etki eden bonzai; kalp atışlarında hızlanma, ağız kuruluğu ve terleme olarak etki etmektedir. Bağımlılık sonucunda unutkanlık, kalp krizi, endişe hissi, felç ve koma gibi etken- ler oluşmaktadır. Flakka ise sentetik madde olarak oluşturulan bir haptır. Diğer uyuşturucu maddelerden en önemli farkı, merkezi sinir sistemini daha hızlı ve etkili uyarıyor olması- dır. Kalp atışındaki hızlanmayla bir- likte ani duygu değişikliği meydana getirerek halüsinasyonlara maruz bı- rakmaktadır. En önemli etkisi saldır- ganlık olan flakkanın bilimsel olarak kanıtlanmasa da et yeme, zombilik semptomlarını videolarda görülmek mümkündür. Tabloda kategorize edilen uyuş- turucu maddelerden temini en kolay olan ve adı daha sık duyulanlar siz değerli okuyuculara özetlenmiştir. Videolarda, dünyanın bir ucunda sadece birkaç saniye görüp üzüldü- ğümüz bağımlılar artık bizim so- kaklarımıza taşınmış durumdadır. Merakla, arkadaş çevresiyle, depres- yon haliyle mutluluk vereceği öngö- rüldüğü bu maddelerin temini çok kolay olmakla birlikte bırakmak için efor sarf etmek gerekmektedir. Zira madde bağımlılığı, vücudun işlevle- rini olumsuz yönde etkileyen mad- delerin kullanılması, bundan dolayı zarar görüldüğü halde bu maddele- rin kullanımının bırakılamamasıdır. Bağımlı, madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri ya- şar. Zamanla madde kullanım sıklı- ğını ve dozunu artırır. Bu da arınma sürecini zorlu hale getirmektedir. Uyuşturucu kullanımı / mad- de bağımlılığı bir dünya sorunudur evet, ama biz öncelikle kendi ka- pımızın önünü süpürmeliyiz. Türk gençliği olarak bizim vazifelerimiz bulunmaktadır. Damarlarımızda- ki asil kanın hakkını vermek bizim boynumuzun borcudur, o kanı kir- letemeyiz. Her daim zinde, sağlık- lı, geleceğin mimarı gençler olarak ‘’sağlam kafa sağlam vücutta bulu- nur’’ atasözüne riayet ederek uyuş- turucuya karşı açtığımız cephede sonuna kadar mücadele etmeliyiz. KAYNAKÇA TÜİK Haber Bülteni, Sayı:27598 / 16 Mayıs 2018 T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Ata- türk Araştırma Merkezi, Prof. Dr. Utkan Kocatürk Selçuk Budak, Psikoloji Sözlü- ğü, Bilim ve Sanat, Ankara 2000, s. 494. www.tdk.gov.tr Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 20.
    DOSYA KONUSU 38 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 39 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön GENÇLİĞİN MESLEK SEÇİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER VE GELECEĞİN MESLEKLERİ Alparslan YAZAR Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir. BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ ““ Gençlik, bir ülkenin geleceği, itici ve geliştirici gücü olarak kabul edilir. Bir ulusun geleceğinin güven- ce altına alınması, gençlerin ihtiyaç- larına eğilerek yapıcı ve yetenekli olarak yetiştirilmelerine özen gös- terilmesi ile mümkündür. Nitekim Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; “Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veri- niz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.” der. Meslek hayatı insan hayatının üçte birini oluşturduğundan, meslek seçimi gencin geleceğini etkileyen en önemli kararlardan biridir. Mes- lek, bireyin ekonomik özgürlüğünü kazanarak yaşamsal faaliyetlerini, isteklerini gerçekleştirmesinin ya- nında, mesleğinin getirileri sonucu bir şeyler üreterek toplumda yer edinmesini, sahip olduğu kapasite- sini kullanarak neler yapabildiğini görmesini, bir işe yarama duygu- suyla doyuma ulaşmasını sağlayan en önemli araçtır. Bu noktada doğru meslek seçimi, geleceğin teminatı olan gençlere gerekli yardımların sağlanması ve toplumsal bir sorun olmasının engellenmesi, seçilecek mesleğin opsiyonel olması sonucu, gençlerin ulusun ondan beklediği icraatı gerçekleştirmesine olanak sağlar. Uzmanlar, gençlerin meslek tercihi konusunda üç dönem geçir- diklerini ileri sürerler. Bu dönem- ler; 11 yaşına kadar “hayal dönem”, 11-17 yaş arası ‘’geçici dönem’’ ya da ‘’deneme dönemi’’ ve 17 yaşın- dan sonrası da ‘’gerçekçi dönem’’ olarak ifade edilir. Bireyin içinde bulunduğu bir takım faktörler mes- lek seçimine de yansır. Kişilerin meslek seçerken bölgelerinde ya- pılan ekonomik faaliyetlerin yanın- da ilgi alanlarını yeteneklerini ve kişilik özelliklerini de göz önünde bulundurmalarının yanı sıra bazen de babadan kalma meslekler devam ettirilmektedir. Günümüzde lisenin zorunlu fakat üniversite eğitiminin isteğe bağlı olması da meslek seçi- mini etkileyen önemli faktörlerden biridir. Meslek seçiminin temelleri özellikle lise eğitimiyle atılır. Bi- reyler kendilerine en uygun mesleği seçmenin birinci aşamasında hangi lise eğitiminin kendisine yararlı ola- cağını tayin eder. Buna örnek olarak da fen liseleri, meslek liseleri, öğret- men liseleri verilebilir. Fakat birey lise hayatında yaşının getirmiş oldu- ğu olgunluk seviyesi, kendini tanıma ve değerlendirme oranı en düşük se- viyede olduğundan lise seçimlerinin yüzde yüz doğru seçim imkanı sağ- ladığı söylenemez. Bireyin uzman- ların tanımıyla meslek seçimine en gerçekçi gözle baktığı dönem 17 yaş sonrası dönemdir. Buradan sonuçla, bu kararın gencin üniversiteye adım atmasıyla daha belirginleştiği görü- lür. Üniversite, gencin doğru mes- lek seçimi konusunda aracı olacak önemli bir faktördür. Gencin kendi- ne en yatkın mesleği seçmesi, seç- miş olduğu mesleğe dair en doğru fakülteyi tercih etmesiyle de müm- kün olur. Kişi, kendisine en yakın mesle- ği seçerken bir takım bulgulara göre hareket etmelidir. Bunlar; 1) “neler yapabilirim?” sorusunu yönelterek cevapladığı yetenekleri- nin belirlenmesi, 2) “neler yapmaktan hoşlanı- rım?” sorusuna karşılık ilgi alanları- nın belirlenmesi, 3) “karakterim nasıl?” sorusu ile kişilik özelliklerinin belirlenmesi, 4) ”ben ne istiyorum?” sorusuyla iş değerlerinin belirlenmesi, 5) İlgi duyulan mesleklerin ince- lenmesi 6) Seçilen mesleğe hazırlayacak yüksek öğretim kurumları hakkında bilgi sahibi olunması. Birey vermiş olduğu cevaplar ışığında kendisine en yakın mesleği seçme imkanına kavuşabilir. Birey kendine uygun bir meslek seçmedi- ğinde engellenmişlik duygusu yaşar, ilgi ve yeteneklerini gösterme ola- nağına sahip olamaz ya da ilerleme kaydetmekte zorluk çeker. Yanlış meslek seçimine maruz kalmış in- sanların bulunduğu toplum da bu şekilde şekillenir, üretemeyen, üre- timde yetersiz kalan ve üretebilen toplumlara ihtiyaç duyan bir toplu- ma dönüşür. Bu yüzden meslek se- çimi hem birey hem de toplum için önemli bir seçimdir. Olgusal açıdan meslek seçimi bu yönlendirmeler vasıtasıyla yapıldığında doğru mes- leğe ulaşılabilme ihtimali yüksek oranda kabul görür. Fakat günümüz gençlerinin doğru bildiği bir takım yanlışlar onları yanlış meslek seçi- mine itebilir. Bunlar; İnsanın toplumda saygı gör- mesi için saygın bir mesleğin üyesi olması gerekir: İnsan saygınlığı bir mesleğin başarılı bir üyesi olursa ka- zanır, saygın bir mesleğin üyesi ola- rak değil. Bir kimsenin, niteliklerine uymayan bir mesleğe girmesi, zayıf bir olasılıkla da olsa, mümkün ola- bilir ama o mesleğin başarılı, saygın bir üyesi olma olasılığı yoktur. İnsan ancak dört yıllık bir üni- versite eğitimi görürse güvenceli ve saygın bir meslek edinebilir: Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi yeterince gelişmediği için insanlar yükseköğretim gördükleri takdirde güvenceli bir meslek edineceklerini düşünüyorlar. Bazı gençler ise iki yıllık ön lisans programlarını yük- sek eğitim saymamakta, lisans eğiti- minin kazanç ve iş bulma açısından daha avantajlı olduğunu düşünmek- tedirler. Oysa yalnız iki yıllık değil, dört yıllık yükseköğretim program- larını bitiren gençler de düzenli ve iyi bir gelir sağlayan bir iş bulmakta zorluk çekmektedirler. Devlet sektö- ründe çalışma alanları giderek daral- maktadır. Özel sektörde iyi bir üni- versiteden alınmış diploma iş bulma önemli rol oynasa da işte tutunma ve ilerleme diplomadan çok yeterliliğin kanıtlanmasına bağlıdır. Kendini iyi yetiştirmiş bir tekniker sıradan bir mühendisten daha uzun süre işini koruyabilir ve ilerleyebilir. Önce iyi bir üniversiteye gir- meli, hangi bölümü olduğu önemli değil: Yükseköğrenim görmek iste- yen gençlerin bazılarının, önce üni- versite daha sonra da program seçme gibi bir yol izlemekte oldukları göz- lenmektedir. Öğretim kadrosu zen- gin bir üniversitede eğitimin daha iyi olacağı kuşkusuzdur. Ancak, meslek başarısında mezun olunan üniversi- tenin kalitesinden önce kişinin kali- tesi etkili olmaktadır. Öğretim kad- rosu yetersiz bir bölümün hevesli, çalışkan bir öğrencisi, alanı ile ilgili yayınları izleyerek kendini yetiştire- bilir, yüksek lisans eğitimini iyi bir bölüm ya da fakültede sürdürebilir. Buna karşılık, iyi bir üniversiteye girme uğruna istemediği bir bölü- me giren bir kişi eğitim ortamından hoşnut olsa bile, eğitimin özünden hoşnut olamayacağı için başarılı da olamayabilir. Gelecekte hangi mesleğin ge- çerli olacağını şimdiden bilmek çok önemlidir: Meslek seçme du- rumunda olan gençlerden bazıları “Gelecekte hangi meslekler geçerli olacaktır?” sorusunu sormaktadır. Bu soruyu yanıtlayabilmek için bu gençlere “ Kaç yıl sonraki geleceği öğrenmek istiyorsun?” diye sormak gerekiyor. Teknolojinin hızla geliş- mekte olduğu bir dünyada, bir mes- leğin belki beş ya da on yıl sonrasını tahmin edebiliriz. Ondan sonra bu çekici meslek teknolojinin gelişme- si ve buna bağlı olarak ekonomideki değişimler sonucunda hüviyet değiş- tirmiş olacak, belki de pek çok kişi- nin o alana girmesi sonucu bu günkü çekiciliğini yitirecektir. Ülkemizde bunun değişik örnekleri geçmişte yaşanmıştır ve yaşanmaya devam edecektir. Gençlerin hangi mesleği seçtiği değil, bu hızlı değişime ayak uydu- rabilmek için ne gibi bilgi ve bece- rilerle donanmış olduğu önemlidir. Böyle bir dünyaya hazırlanmak için gençlerin kendilerini şu alanlarda yetiştirmeleri gerekmektedir: ● Teknolojik gelişme mes- lek görevlerini kolaylaştırmakta, el becerisi ve beden gücünün yeri- ni giderek artan oranda beyin gücü almaktadır. Bu nedenle gençlerin matematik ve mantık alanlarında kendilerini iyi yetiştirmeleri, akıl yürütme, yargılama yeteneklerini geliştirici etkinliklere ağırlık ver- meleri gerekmektedir. Ezberleme, geçer notla yetinme, günü kurtarma gibi tutumları benimseyenlerin gele- cekteki değişimlere ayak uydurma şansı zayıf olacaktır. ● Gelecekte birkaç meslek ve sık sık iş değiştirme yanında bir gün boyunca birden fazla meslek icra etme durumunda olacak gençlerin elden geldiği kadar spor, el sanat- ları, güzel konuşma ve yazma gibi değişik yeteneklerini geliştirmeye Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 21.
    DOSYA KONUSU 40 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 41 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön de önem vermeleri gerekir. Böylece bir kimse gününün değişik zaman dilimlerini değişik yetenekleri ile ilgili işleri yaparak geçirebilir. Böy- lece hem gelirini artırabilir hem de ek bir iş yolu ile değişik becerilerini değerlendirme olanağı bulabilir. ● Günümüzde insanlar büyük iş yerlerinde, birçok kişi ile işbirliği yaparak çalışmakta; kendi küçük iş yerinde birkaç çırağı ile çalışan in- san sayısı giderek azalmaktadır. O halde geleceğin genci başkaları ile iletişim kurabilme ve işbirliği yapa- bilme becerilerine sahip olmalıdır. Değişik insanlarla değişik koşul- larda çalışabilme esnekliğine sahip olabilme, belirsizliğe dayanabilme ve yaratıcılık da iş yaşamında başa- rıyı artırıcı kişilik özellikleri olarak görünmektedir. ● Bir yabancı dil, özellikle İngilizce bilmek kişinin iş bulma ve gelişme şansını artıracaktır. Bu özel- likle yükseköğretim görmüş gençler için çok önemlidir. Teknolojinin gelişmesi ile birlik- te, günümüz mesleklerinin yanı sıra geleceğin mesleği ünvanı atfedilen birçok meslek grubu da bulunmakta- dır. Geleceğin popüler mesleklerini bilmek; bireyin daha doğru bir ka- riyer planlamasına ve daha çok mes- leki güven duymasına yarayacaktır. Geçmişe baktığımızda, bazı mes- leklerin kaybolduğunu ve yerlerine yeni mesleklerin ortaya çıktığını görürüz. Gelecekte var olacak fakat şu anda adı pek duyulmamış meslek sektörleri ise şunlardır; İlaç Endüstrisi: Dünyadaki insan sayısının giderek artması ve insanların daha uzun yaşamasına olanak sağlayan tıbbi gelişimler sa- yesinde ilaç endüstrisinde daha çok insanın çalışması kaçınılmazdır. Yaşlılıkla ve bunama ile mücadele konusunda araştırmalar yapmak bu endüstrinin gelecekte daha çok in- san gücüne ihtiyaç duymasına neden olacaktır. Gelecekte insanların daha uzun yaşayacağını varsayarsak, yaşlılara evde bakım ve hemşirelik hizmetleri de sunmak gerekecek- tir. Yaşlı insanların evlerinde rahat yaşayabilmeleri için terapistlere de ihtiyaç olacaktır. Fiziksel sorunlara çözüm bulmak için fizyoterapistlere ihtiyaç duyulacaktır. Gelecekte ro- botik yardım alma oranımız da arta- caktır. Şu anda bile robotik yardım alıyoruz fakat eninde sonunda daha sofistike robotlar günlük hayatımızı girecektir. Genetik biliminde klinik çalışmalar daha fazla olacaktır ve in- sanlar genetik danışmanlardan tavsi- ye alacaktır. Genetik danışmanlar, insanların ileride başlarına gelebile- cek hastalıkları ( kanser gibi ) önce- den tespit edecekler ve bu hastalıkla- ra yakalanma riskini düşürmek için gerekli tavsiyelerde bulunacaklardır. Biyomedikal mühendisler, insan vü- cuduna ait uzuvların yapay olarak yetiştirilmesi ve geliştirilmesi konu- sunda aşama kaydedeceklerdir. Bu durumda bu yapay uzuvlar konusun- da eğitilmiş karbon fiber ve titan- yum ile çalışma yapabilecek doktor ihtiyacı doğacaktır. Biyolojik me- kanizmalar ile döküm ve eritme sa- nayisi birleşecek ve böylece birçok engelli insan engelinden kurtulacak- tır. İnsanların beslenme biçimi deği- şecek ve hızla artan dünya nufusunu besleyebilmek için genetik olarak geliştirilmiş gıdalar üretilecektir. Bu durumda da diyetisyen, beslenme uzmanı ve gıda bilimi konularında çok daha fazla iş gücüne ihtiyaç ola- caktır. Nanoteknoloji mühendisleri, grafen ve carbon nanotüpleri geliş- tirerek ilaç üretiminde, yüksek güçlü piller, güneş panelleri ve bilgisayar- larda devrim niteliğinde ilerlemeler yapacaklardır. Uzay: Uzay turizmi, Virgin Ga- lactic ve benzeri firmalar önderliğin- de yavaş yavaş gelişiyor. Neodim- yum gibi dünyada çok nadir bulu- nan ve rüzgar türbinleri, endüstriyel mıknatıs, uçak makineleri, optik ve görsel materyaller için çok önemli olan elementlerin dünyamızda çok fazla bulunmamasından dolayı bu elementlerin ay veya göktaşlarından elde edilebilmesi için uzay maden- cilerine ihtiyaç olacaktır. Eğer ayda koloniler oluşturulacaksa Marse- xobiyolojistler, bu kolonilerde ya- şayacak insanlar için radyasyon, sıcaklık, soğuk ve tuzlu su ile başa çıkabilecek bitkiler tasarlamak zo- runda kalacaktır. Radyasyon ve dü- şük seviyedeki yer çekimi yüzünden oluşabilecek kas hastalıklarına karşı uzmanlaşmış uzay sağlıkçılarına ih- tiyaç duyulacaktır. Dünya etrafında oluşan sahte yörüngeler, uydular ile iletişimi ciddi şekilde tehdit ediyor. Sahte yörüngeleri tespit edecek ve bu durumu önleyecek uzay bilimci- lerine ihtiyaç duyulacaktır. Sosyal Ağlar: Sosyal ağ uzman- ları ve geliştirmecileri günümüzde yeni ortaya çıkmıştır. Kişisel imaj ve markalaşma, batı toplumunda gide- rek önem kazanmaktadır. Toplumun ticarileşme konusundaki eğilimi, şahıs ve şirketlerin sanal imaj ge- liştiricilerine verdiği önemi daha da arttırmaktadır. Birçok insan kendini marka olarak görmeye başlamış ve özellikle ünlüler, sanal ortamda var olabilmek için kendi takvimlerini ve stratejilerini yönetecek insanlara ihtiyaç duymaktadır. İnsanlar ken- dileri için en iyi uygun imajı yara- tabilmek ve aynı zamanda kişisel mahremiyetlerini de koruyabilmek adına sosyal medya yöneticileriy- le çalışmak isteyeceklerdir. Birçok firma işçi alımı yaparken adayların özgeçmişlerini sanal ortam üzerin- den araştıracaktır. Profesyoneller, online kayıtlarının olumlu olması ve istenmeyen bilgilerin silinmesi ya da saklanması için bu sosyal medya yöneticilerini kullanacaktır. İnsanlar en son moda ve markaları kullana- rak kendi imajlarını geliştirmek için kişisel marka danışmanları ile çalı- şacaklardır. Kişisel fitness, eğitim- ci, diyetisyen, beslenme uzmanı ve imaj danışmanları, insanları sağlıklı tutmak ve iyi görünümlü göstermek için çalışacaklardır. İnsanlar boş va- kitlerini değerlendirmek ve diğer ya- şamsal problemler ile baş etmek için yaşam koçları ve danışmanlar kulla- nacaktır. İnsanlar dış görünümlerini güzelleştirmek için daha çok plastik cerrahi kullanacaktır. Eğlence Sektörü: İnsanların eğlence anlayışı ve çeşitliliği gün- den güne değişiyor. Böylece eğlen- ce sektörüne olan ihtiyaç da doğru orantılı olarak artıyor. Tablet bil- gisayarlar sayesinde, insanlar işe giderken, otobüs durağında ya da trenlerde televizyon izleyebiliyor. İnsanların daha çok boş zamanları olacağını düşünürsek eğlence sektö- rüne olan ihtiyaç aynı oranda fazla olacaktır. İnsanlar, yazmak yerine video imkânını kullanarak daha kısa zamanda para kazanmaya baş- layacak. Online yayıncılık alanın- da büyük gelişmeler yaşanacaktır. E- kitaplar daha çok talep görecek- tir. Gazetecilik yavaş yavaş online olmaya başladı fakat ilerde multi- format muhabirler sayesinde baskı işleri de web üzerinden olacaktır. Profesyonel bilgisayar oyuncuları şu anda bile varlıklarını online olarak kanıtlamışlardır. Video oyunlarında yüksek seviyelere çıkmak herkesin yapabileceği bir iş değildir. İlerde, bu kişiler oyunları zengin insanların yerine oynayarak para kazanacaklar- dır. Bunlar ve bunlar gibi gelecek- te ortaya çıkacak iş sahasının ortak özelliklerine değinecek olursak, iş- verenler işe alım konusunda aday- larında metropol yaşamına adapte olmuş, küreselleşen dünyaya yön verecek, teknolojiyi etkin bir şekil- de kullanabilen, sağlık biliminde öncü, hayal gücünü ve yaratıcılığını kullanan bireyler olması özellikleri- ni arayacağını öngörebiliriz. Genç- lerin, geleceğin mesleklerine olan ilgisi ve bu ilginin boyutu da yine içinde bulunduğu toplum için önem arz etmektedir. Nitekim yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk; “Efendiler, medeniyet yolunda muvaffakiyet yenilenmeye bağlıdır. Sosyal hayat- ta, iktisadî hayatta, ilim ve fen saha- sında muvaffak olmak için yegâne tekâmül ve terakki yolu budur. Me- deniyetin buluşlarının, fennin hari- kalarının, cihanı değişmeden değiş- meye sürüklediği bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, maziperestlikle mevcudiyetin muhafazası mümkün değildir” der. Sosyal, iktisadi hayatta ve ilim ve fen sahasında muvaffak olabilme- nin yegane tekamül ve terakki şartı olan yenilenmeyi sağlayacak, mede- niyetin buluşlarının,fennin harikala- rının, cihanın değişmeye sürüklediği bir devirde köhne zihniyetler ve ma- ziperestler yerine, modern zihniyet- lerle mevcudiyeti muhafaza edecek bir nesil dileğiyle… KAYNAKÇA: Meslek Seçimini Etkileyen Fak- törlerin Demografik Değişkenler İle İlişkisinin Araştırılması: İstanbul İlinde Bir Uygulama, Muhterem Şebnem Ensari, Hazal K. Alay. Üniversite Öğrencilerinin Mes- lek Seçimini Etkileyen Etmenlerin İncelenmesi: Üniversite Öğrencile- rinin Meslek Seçimi, Türkan Sarıka- ya, Leyla Khorshid. Olay Gazetesi, Köşe Yazısı, Esin Acılıoğlu-Mehmet (Rehber Öğret- men) Gençlere Meslek Seçiminde Ya- pılacak Yardımlar, Öğr. Görevlisi Binnur Yeşilyaprak www.osym.gov.tr www.yeniisfikirleri.net Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 22.
    DOSYA KONUSU 42 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 43 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE İNTERNET BAĞIMLILIĞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Mehmet Fuat YOZBATIRAN Gelişen teknolojiye bağlı olarak toplumlar hızlı bir değişim ve dönü- şüm süreçlerinden geçmektedirler. Bu süreçler yaşamı kolaylaştırmanın yanı sıra pek çok sorunu da beraberin- de ortaya çıkarmaktadır. Kontrolsüz teknoloji kullanımından kaynaklanan özellikle de internet bağımlılığı ya da sosyal medya bağımlılığı; yabancılaş- ma, ahlâki ve kültürel değerlerin deği- şimi gibi daha çok bağımlılık eksenin- de patolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişinin her hangi bir nesne veya obje üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve kendisini onu kullanmaktan alı- koyamaması bağımlılık olarak nite- lendirilmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda bağımlılık sınıflandırması yapılırken madde bağımlılığına ek olarak teknoloji ba- ğımlılığı kavramı ortaya atılmıştır. Bu kapsamda tanı kriterleri arasında teknoloji bağımlılığının belirtileri de eklenmiştir. Dünyada 400 milyona yakın bilgi- sayarın internete bağlı olduğu ve 100 milyon civarında da web sitesi olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de de internet kullanımının her geçen gün arttığı ve oldukça yüksek sayılabile- cek bir seviyeye ulaştığı bilinmekte- dir. 2017 yılının ilk çeyreğinde ger- çekleştirilen bir araştırmaya göre, ev- lerin % 72’sinde bilgisayar, % 64’inde ise internet bağlantısı bulunmaktadır. İnternet bağımlılığı kavramı, in- ternetin patolojik boyutunu tam ola- rak karşılamadığı için, bunun yerine bazı çalışmalarda “problemli internet kullanımı” kavramı kullanılmıştır. Problemli internet kullanımı; sosyal, akademik/mesleki negatif sonuçlar doğuran bilişsel ve davranışsal belir- tilerden meydana gelmiş çok boyutlu bir sendromdur. Akademik, sosyal ve mesleki zararlara yol açması yönle- riyle madde veya alkol bağımlılığına benzemektedir. Bağımlılık ölçütleri olarak: 1- İnternet ile ilgili aşırı zihin- sel uğraş (sürekli olarak interneti dü- şünme, internette yapılan aktivitelerin hayalini kurma vb.) 2- İstenilen keyfi almak için gi- derek daha fazla oranda internet kul- lanma gereksinimi duyma, 3- İnternet kullanımını kontrol etme, azaltma ya da tamamen bırak- maya yönelik başarısız girişimler ger- çekleştirme 4- İnternet kullanımının azaltıl- ması ya da tamamen kesilmesi duru- munda huzursuzluk, çökkünlük veya kızgınlık hissedilmesi, 5- Başlangıçta planlanandan daha uzun süre internette kalma 6- Aşırı internet kullanımı ne- deniyle aile, okul, iş ve arkadaş çev- resiyle sorunlar yaşama, eğitim veya kariyer ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atma ya da kaybetme 7- Başkalarına (aile, arkadaş- lar, terapist vb.) internette kalma süre- si ile ilgili yalan söyleme, 8- İnterneti sorunlardan kaç- mak veya olumsuz duygulardan (ça- resizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı vb.) uzaklaşmak için kullanma olarak belirlemiş ve bu sekiz ölçütten beşi- nin karşılanmasını internet bağımlılığı tanısı konulabilmesi için yeterli gör- müştür Yılmaz, Şahin, Haseski ve Erol’un (2014) yapmış olduğu çalış- mada günlük internet kullanımı ile ba- ğımlılık puanları arasında pozitif yön- de olumlu ilişki bulunmuştur. Bekar (2018) yapmış olduğu çalışmada in- ternet bağımlılığı için alkol kullanımı, kendine ait odası olmama ve sosyal aktiviteler için daha az süre ayrılma- sı, akıllı telefon bağımlılığı için özel yurtta kalma ve ilk defa bilgisayar kullanılmaya başlanan yaş, Facebook bağımlılığı için; aile gelir durumunun düşük, aile ile geçirilen zamanın az olması, dijital oyun bağımlılığı için yaş, televizyon sahibi olma ve ilk defa dijital oyun oynanan yaş değişkenle- ri bağımsız birer risk faktörü olarak bulunmuştur. Fiziksel problemler ve bağımlılıkla ilgili Kaplan’ın (2017) yaptığı çalışmada ise Araştırmaya katılan öğrencilerin baş ağrısı, bel ve sırt ağrısı, el, kol ve bilek ağrısı, göz ağrısı ve kaşıntısı yaşama durumla- rı ile öğrencilerin internet bağımlılık puanları arasında ilişk olduğu sonu- cuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda ortaya konan bulgular teknoloji bağımlılı- ğı tanı kriterlerini desteklemektedir. Şimşek (2017) yüksek lisans tezinde katılımcıların internet bağımlılıkları bağlamında spor yapmayan katılım- cılarının spor yapanlara göre internet bağımlılıklarının yüksek olduğu ifade edilmektedir. Sosyal medya bağımlı- lığı ile internet bağımlılığı değişken- lerinin incelendiği çalışmada araş- tırma sonuçlarına göre öğrencilerin internet bağımlılık düzeyleri ile aka- demik başarıları arasında negatif bir bağın olduğu ve öğrencilerin sosyal ağ kullanım düzeyi arttıkça internet bağımlılık düzeyinin de arttığı görül- müştür (Aksoy, 2015). Arcan ve Yüce (2016) yapmış oldukları çalışmada internet kullanım sorunlarıyla ilişkisi araştırılan tüm değişkenlerin (benlik saygısı, yalnızlık, sosyal destek ve aleksitimi) internet bağımlılık puan- ları ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu bulguları destekleyecek biçimde internet bağımlılık puanları yüksek olan katılımcılardan oluşan grubun, internet bağımlılık puanları düşük olan katılımcılardan oluşan gruba kı- yasla benlik saygısı ve sosyal destek puanlarının daha düşük, yalnızlık ve aleksitimi puanlarının daha yüksek ol- duğu ortaya konmuştur. Yapılan reg- resyon analizi sonucunda; cinsiyet ve internet kullanım süresinin ardından analize 2. basamakta giren benlik say- gısı ve yalnızlık, analize 3. basamakta giren aleksitimi puanlarının internet bağımlılığını yordadığı sonucuna ula- şılmıştır. Özellikle artan internet kul- lanım süresi ve aleksitiminin internet bağımlılığıyla güçlü bir biçimde iliş- kili olduğu izlenmiştir SONUÇ VE ÖNERİLER Bağımlılığı engellemek amacıy- la çeşitli kurumlar farklı faaliyet ve programlar uygulamaktadır. Örneğin MEB, Türkiye Bağımlılıkla Mücadele eğitimi adı altında farklılık oluştur- mak ve öğrencileri eğitmek maksa- dıyla rehber öğretmenler eliyle yü- rütülen eğitimlere devam etmektedir. Bunun yanı sıra seçmeli olarak medya okuryazarlığı dersi çeşitli kademeler- de işlenmektedir. Meselenin özüne inebilmek için sürece ailelerin dahil edilmesi önem arz etmektedir. Çocuğu yetiştirmek eğitmek ilk olarak ailenin vazifesi- dir. Örnek anne baba tutumları ile her çeşit bağımlılık için önleyici bir stil geliştirilebilir. Bu bağlamda her ka- demedeki öğrencinin ailesine yönelik olarak çalışmalara başlanmalıdır. Yapılan araştırmalar, gençlerin internet kullanım sürelerini azaltmak amacıyla organize edilecek sosyal faaliyetlerin bağımlılık oranını düşü- receğini bununla birlikte aile ile geçi- rilecek zamanların artmasına yönelik düzenlemelerin bağımlılığı azaltaca- ğı ifade etmektedir. Bununla birlikte gençlerin spora yönlendirilmesinin bağımlılık düzeylerinin azaltılmasın- da etkili olduğu anlaşılmaktadır. Dünyanın en büyük gençlik hare- keti olan Ülkü Ocakları, Genel Başka- nımız Sayın Olcay Kılavuz Beyefendi tarafından başlatılmış olan bağımlılık- la mücadele faaliyetleri kapsamında internet bağımlılığı konusunda da fa- aliyetlere ağırlık vererek önlem önem alma çalışmalarında rol sahibi olmak- tadır. Ülkü ocaklarına mensup genç- ler ile birlikte bu konuda farkındalık oluşturma amacı ile yapılan çalışma- ların devamı önemlidir. Bizler kişisel ilişkilerin artması ve ülküdaşlık huku- ku dediğimiz bağ sayesinde gençliği internet bağımlılığından koruyabili- riz. Aitlik duygusunun üst düzeyde yaşandığı yerde gençlerin sanal arka- daşlıklara meyletmeyeceği sabittir. Bu sayede gençlerimizi her nevi bağımlı- lıktan kurtarmak mümkün olacaktır. İnternet bağımlılığından kurtulmak veya korunmak adına ortaya atılan fi- kirler göz önünde bulundurulduğunda arkadaşlık bağlarının kuvvetlendiril- mesi gençlerimizin sorumluluk sahibi olmaları Ülkü Ocaklarının en büyük avantajı olarak karşımıza çıkmakta- dır. Bu birliktelikleri genişleterek ve bu konuda gençlerimizi eğiterek de- ğişimin toplumun bütüne yayılmasını sağlayabiliriz. Türk milletinin ve Türk gençliğinin sağlıklı ve zinde olmasını şiar edinen Ülkü Ocakları her konuda öncü olduğu gibi bu konuda da duyar- lı ve öncü olacaktır. KAYNAKÇA Aksoy, V. (2015). İnternet bağım- lılığı ve sosyal ağ kullanım düzeyleri- nin fen lisesi öğrencilerinin demogra- fik özelliklerine göre değişimi ve aka- demik başarılarına etkisi. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3(19), 365-383. Arcan, K., Yüce, Ç. B. (2016). İnternet bağımlılığı ve ilişkili psiko- sosyal değişkenler: Aleksitimi açısın- dan bir değerlendirme. Türk Psikoloji Dergisi, 31 (77), 46-56. Bekar, T. (2018). Üniversite öğ- rencilerinde teknoloji ile ilgili bağım- lılıklar ve ilişkili faktörler. Tıpta Uz- manlık Tezi, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Denizli. Çalışkan, Ö., Özbay, F. (2015). 12- 14 Yaş aralığındaki ilköğretim öğren- cilerinde teknoloji kullanımı eksenli yabancılaşma ve anne baba tutumları: Düzce ili örneği. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 8(39), 441-458. Kaplan, N. (2017). Ortaokul öğ- rencilerinde internet bağımlılık dü- zeylerinin sağlık üzerine etkilerinin incelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İz- mir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, İzmir. Şimşek, S. (2017). Spor yapan ve spor yapmayan ortaöğretim öğrenci- lerinin internet bağımlılık düzeyleri- nin incelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Kayseri. Yılmaz, E., Şahin, Y. L., Haseski, H. İ., Erol, O. (2014). Lise Öğrenci- lerinin İnternet Bağımlılık Düzeyle- rinin Çeşitli Değişkenlere Göre İnce- lenmesi: Balıkesir İli Örneği. Eğitim Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 4(1), 133-144. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 23.
    DOSYA KONUSU 44 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 45 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön GENÇLİĞE İLK ADIM: ERGENLİK VE ERGEN GELİŞİMİ Duygu SAĞLAM Gençlik, milletlerin geleceği de- mektir. Temeli sağlam bir gelecek inşa etmek, gençlerini her açıdan iyi eğitmiş, toplumun normlarına, değerlerine, örf ve adetlerine, ah- laki değerlerine bağlı bir gençlik yetiştirmekle başlar. Dinamik, ezil- meyen, fikri hür, şahsiyetli gençler yetiştirmek anne babaların en önem- li görevlerinden biridir. Yetişen her çocuk, yetiştiği sosyal çevrenin şek- lini alır. Örf ve adetlerle, ananelerle yoğrularak toplumun ahlak kuralla- rını kuşanarak bir şahsiyet kazanır. Bireyin şahsiyetini kazanmasında, sosyal çevrenin yanı sıra, bireyin bundan sonraki hayatını nasıl bir ki- şilikte geçireceğini şekillendirecek olan ve her çocuğun er ya da geç mutlaka geçeceği bir dönem olan ”Ergenlik Dönemi” çok büyük rol oynamaktadır. İnsanoğlunun geli- şim dönemlerinden olan çocukluk, yetişkinlik, yaşlılık dönemleri kadar önemli olan ergenlik dönemi; ince- lenmesi, üzerine düşünülmesi ve bu dönemde ortaya çıkabilecek olumlu ve olumsuz sonuçların değerlendi- rilmesi, olumsuz sonuçlar için çö- züm önerilerinin ortaya konulması çocukluktan yetişkinliğe ilk adımını atan birey için büyük önem arz et- mektedir. Ergin olma durumu, bire- yin çocuksu duygularından sıyrılıp olgun ve yetişkin bir birey olma yolunda atılan ilk adımdır. Ergen- lik; fiziksel büyüme, cinsel gelişme ve psiko-sosyal olgunlaşmanın ger- çekleştiği, çocukluktan ergin hayat geçiş dönemidir. Fiziksel ve ruhsal olarak hızlı değişimlerin görüldü- ğü bir dönemdir. Bu değişimlerin şekli, şiddeti ve evreleri toplumdan topluma ve hatta kişiden kişiye cid- di farklılıklar göstermektedir. Bi- rey bu dönemini ne kadar sağlıklı geçirirse bundan sonraki hayatını da o kadar sağlıklı geçirir. Bundan dolayı gençliğe ilk adım olarak ni- telendirdiğimiz ergenlik dönemini sağlıklı bir şekilde geçirmek, çocu- ğun ruhsal ve bedensel açıdan hem kendisine hem ailesine ve hem de toluma faydalı bir birey olarak ye- tişmesini sağlayacaktır. Ergenlik dönemi bünyesinde; bedensel geli- şim, zihinsel gelişim, cinsel gelişim, duygusal gelişim, ahlaki gelişim, sosyal gelişim, kişilik gelişimi, ruh sağlığı gelişimi gibi gelişim süreçle- rini barındırmaktadır. Birey bu dö- nemde mesleki tercihine yönelmeye başlar. Ayrıca bireyin kimlik oluşu- mu da yine bu dönemde gerçekleş- mektedir. Ergenler bilişsel olarak farklı yapıdadırlar. Daha karmaşık problemler çözmeye, diğer kişile- rin bakış açılarını anlamaya başlar ve önceki durumlarına göre ahlaki ve etik bakımdan daha yüksek bir sağduyuya sahip olurlar. Bütün bu sebeplere bakıldığında ergenlik dö- neminin olabildiğince sağlıklı geçi- rilmesinin ne kadar elzem olduğunu görmek mümkün olacaktır. Birey bebeklikten itibaren yaşlı- lığına kadar birçok gelişim sürecin- den geçer. Bu gelişim süreçlerinde birbirinden farklı olan fizyolojik, psikolojik değişimlerle karşı karşı- ya kalır. Ergenlik, bireyin gelişim süreci içerisinde çocukluk döne- minin bitişiyle beraber sözü edilen dönemin başlangıcından fizyolojik olarak erişkinliğe ulaşıncaya kadar geçen bir dönemdir. İnsan yaşamı, dişi üreme hücresi ve erkek üreme hücresinden gelen 23’er kromozomun birleşip 46 kro- mozomlu tek bir hücrenin oluşumu ile başlar. Bu başlangıçla insan, ilk olarak biyolojik çevreye sahip olur. İlerleyen günlerde buna psikolojik ve toplumsal çevre de eklenir. İnsan yaşamını kuşatan bu üç yapı, daha başlangıçtan itibaren insanı etkile- meye ve kişilik yapısını belirleme- ye başlar. İnsanın yaşamı boyun- ca uyumlu, normal ya da sağlıklı bir ömür geçirmesi, bu üç yapının birbirleriyle dengeli bir etkileşim içinde olmalarıyla ilgilidir. Çünkü herhangi birindeki bir dengesizlik diğerlerini de etkileyip birey açısın- dan bir uyumsuzluğa neden olabilir. İnsan yaşamında her dönemin ayrı bir önemi vardır. Ancak biyolo- jik, psikolojik ve toplumsal açıdan hızlı ve önemli değişmelerin olduğu süreç kuşkusuz ergenlik dönemidir. Vücutta boy ve ağırlık artışı ile yapı ve işleyişlerin olgunlaşmasının ya- nında, inişli çıkışlı duygulanımlar, bozulan ilişkiler, çevreden kolay etkilenme, toplumda bir rol sahibi olmaya çabalama gibi özelliklerin görüldüğü bu sürecin bireyin kişili- ğinin oluşumundaki önemli bir dö- nem olduğu söylenebilir. Çocukluktan yetişkinliğe geçişte yer alan ergenlik döneminde birey- ler başta biyolojik olmak üzere fi- ziksel, psikolojik, bilişsel ve sosyal açıdan pek çok değişim ve gelişim yaşamaktadır. Dönemin başında ortaya çıkan hormon salınımındaki hızlanma gibi fizyolojik değişik- likler ile birlikte gencin enerjisinin artması, kendi cinselliğini duyum- saması bu döneme özgü özellikler arasında yer almaktadır. Ergenlik yıllarında zihinsel kapasitede mey- dana gelen belirgin artış, ergenin soyut kavramları anlayabilmesine yargılama ve sentez yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olmaktadır (Tamar, 2005). Biyolojik ve bilişsel alanlarda yaşanan bu hızlı değişimle birlikte ergenler bu dönem içerisin- de birçok çocuksu davranışını bıra- karak uygun yetişkin davranışlarını öğrenmek durumundadırlar. Yavaş ilerleyen ve başarısızlıkların da yer aldığı bu dönemde, sosyal baskı, ki- şisel gereksinimler ve beklentilerin değişmesi, beraberinde yeni beceri- lerle birlikte sağlıkla ilgili yeni alış- kanlıkların kazanılmasını ve uyumla ilgili yeni tutumların geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Ancak ergenin içerisinde yer aldığı sosyal çevre tarafından kendisine sunulan sosyal desteğin yetersiz veya hatalı olması sonucunda ergenlerde çeşitli uyum problemleri ortaya çıkabilmektedir (Trotter, 1989). Bazı ergenlerde, dürtüsel davranış, öğrenme bozuk- lukları, amaçsızlık, erteleme eğilimi ya da huysuzluk şeklinde ortaya çı- kan çalkantılar genellikle geçicidir. Bazı ergenler ise evden kaçma, okul bırakma, alkol ve madde kullanma gibi daha ciddi problemler yaşaya- bilmektedir (Tamar, 2005). Problem davranışlar, ergenin gelişim gö- revlerini başarmasına, kendisinden beklenen sosyal rolleri yerine ge- tirmesine, yeterlik ve başarı duygu- sunu hissetmesine ve genç yetişkin- lik dönemine başarıyla geçmesine engel olan davranışlardır (Jessor, 1991). Ergenlik dönemi gelişimini; bi- yo-fiziksel gelişim, zihinsel gelişim, duygusal gelişim, toplumsal gelişim başlıkları olarak ele almak gerekir. Çünkü ergenlik dönemi; birbirinden farklı incelenmesi gereken gelişim süreçlerini içinde barındırır. Bu dö- nemde biyo-fiziksel gelişim bireyin fiziksel gelişimini, zihinsel gelişim, bireyin dünyayı algılama gelişimini, duygusal gelişim bireyin bu dönem- de içine gireceği ruhsal gelişim ve değişimleri, toplumsal gelişim ise bireyin toplum ile olan münasebet- lerinin gelişimini ifade eder. Bun- lara bakıldığında her bir gelişim sürecinin bireyde farklı sonuçlar doğurduğunu görürüz. Birey bu er- genlik döneminde vücut gelişimini tamamlar, çeşitli duygu hallerine girer, toplum ile uyumlu bir birey olma yolunda ilerler ve hatta kimlik gelişimini bu dönemde oluşturmaya başlar. Bu dönemleri tek tek incele- yecek olursak; BİYO-FİZİKSEL GELİŞİM Biyo-Fiziksel gelişim süreci de- diğimiz gelişim süreci kız ve erkek çocukların bedenen geçirdikleri de- ğişim ve dönüşümleri ifade eder. Bi- yo-Fiziksel gelişme ve değişme kız ve erkek çocuklarda aynı zamanda ve aynı hızda olmaz. Kızlar erkek- lerden 1-2 yıl önce ergenliğe girer, büyüme ve cinsel olgunlaşmalarını 1-2 yıl erken tamamlarlar. Kızlarda adet kanaması erkeklerde ise erkek üreme organı ve er bezlerinin (tes- tisler) erkek üreme hücresi (sperm) üretmeye başladığı bedensel de- ğişiklikler görülür. Her iki cinste boy uzamasının yanı sıra, bedensel biçimler birbirinden iyice ayrılır. Genç kızlarda gövde, özellikle kal- ça ve karnın genişlemesi ile kol ve bacaklardan daha fazla gelişir. Genç erkeklerde, gövde göğüs kısmında genişler ve kol ile bacaklar daha güçlü kaslarla bağıntılı olarak daha üstün bir gelişme edinirler. Ayrıca sesin kalınlaşması, yüzde sivilcele- rin artması, ter bezlerinin çalışması- nın artması, erkek çocuklarda yüzde bıyık ve sakalın belirginleşmeye başlaması ve gırtlakta kıkırdaklaş- manın olması gibi değişiklikler de ikincil cinsel değişiklikler olarak or- taya çıkmaktadır. Ergenliğin başla- masıyla beraber genellikle gençleri hazırlıksız yakalayan bu biyo-fiz- yolojik değişmelerin bazı psikolojik sıkıntılara yol açmaması için onları bu konularda bilgilendirmek yararlı olabilir. Diğer taraftan bazı ergen- lerde bu süreç daha geç başlaya- bilmektedir. Bu durumda gençleri, bireysel farkların varlığı ve gelişme ve değişmelerin herkeste değişik düzeylerde olabileceği konularında bilgilendirmek de onların kaygıları- nı azaltmada önemli olabilir. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 24.
    DOSYA KONUSU 46 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 47 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön ZİHİNSEL GELİŞİM Ergenlik döneminde genç, so- mut düşünmeden soyut düşünmeye ulaşır. Bunun sonucunda ergenin dış dünyayı algılaması değişikliğe uğ- rar, genç, olayları daha çok sorgu- lamaya ve farklı açılardan bakmaya başlar; kendisi ve dünya hakkında daha fazla düşünür, tartışmacı, ide- alist ve eleştirici olur. Çocuk eylem çerçevesinde sınır- lı olmasına karşılık, ergen zihninde birçok seçeneği gözden geçirip in- celeyebilir, kuramlar biçimlendire- bilir ve düşsel dünyaları kavraya- bilir. Gerçek ya da olası toplumsal sistemlerin çeşitliliği konusuna ilgi- sinin artması sonucu kendi standart- larına eleştirici bir tavır takınarak kendisine ve üyesi olduğu çeşitli grupların görüşlerine tarafsız bir gözle bakmaya başlar. Toplumun gelenek ve göreneklerine, kuralla- rına karşı tutumu değişir; bunların değişmez olduklarını düşünen çocu- ğun tersine genç, bunların yetişkin- ler tarafından kararlaştırıldıklarını ve değişik gruplara göre farklılıklar gösterebileceklerini kavrar. Kısaca- sı, gencin yaşadığı sorunlar karşı- sında neden-sonuç ilişkisini kurabil- mek için olası tüm değişkenleri göz önüne alıp bunlardan birini sınarken diğerlerini dışarıda bırakabilmesi bu dönemin önemli bir özelliği olarak ifade edilebilir. DUYGUSAL GELİŞİM İlk psiko-sosyal ilişki ve uyum- ların anne-baba ve yakın çevreyle girilen ilişkilerle başladığını be- lirten Adasal, büyüdükçe ve dış dünyadaki temaslar genişledikçe, yeni uyum metotlarının bireye yol göstereceğini, dolayısıyla, her yeni çevreye girişin, yeni insanlar veya olaylarla karşılaşmanın psikolojik ve toplumsal yaşamda bir reaksiyon yaratacağını ve bütün bunlara karşı gerekli uyumların ortaya çıkacağını söylemektedir. Dolayısıyla, gencin toplumda diğer insanlarla gelişti- receği ilişkilerin tarzı yaşamının ilk yıllarında edindiği öğrenmelere bağlıdır. Bu açıdan sevgi ve say- gının bireyler arası iletişimde söz konusu olduğu aile ortamında büyü- yen çocuk, dış dünyaya açıldığında bu ilişki boyutunu diğer insanlara da yansıtabilecektir. Diğer taraftan bu dönemde çev- re ile olan bütün ilişkiler duygu dünyası üzerine kuruludur. Ergen kolay inanır, kolay bağlanır, çabuk sever, kolay kopar. Bu duygusallık içinde kendisini her konuda yeterli görmeye başlar. Bir yandan yetiş- kinliğe özlem duyar bir yandan da onlar gibi düşünebileceğine inanır. Yetersizliğinden ve güçsüzlüğünden huzursuz olur. Geçmişle ve çocuk- lukla ilgili bütün bağlantıları ve anı- ları söküp atmak ister. Toplum içeri- sinde kendisini kabul ettirmek, öne çıkmak, tanınmak isterken aileden ve onların baskısından da kurtulmak ister. Giyinişine, konuşmalarına, eve geliş-gidiş saatlerine, zevklerine ve isteklerine karışılmasından hoşlan- maz. Kendisine verilen sorumluluk- tan kaçarken, bir yandan da yeni so- rumluluklar yüklenmek ister. Ancak ergenin duygu ve davranışlarındaki bu iniş çıkışların yanında pek çok olumlu gelişme de gözlenir; gencin düşünme yeteneğinde önemli bir gelişme olur. Soyut kavramları daha iyi anlar ve kullanır. İlgi alanları genişler, ilerde seçeceği meslekle il- gili konulara eğilir. Yeteneklerinden bir kısmı ön plana çıkar, kendini ve başkalarını gözlemleme yeteneğinin yanında bir şeyler yapma, başarılı olma ve kendini kanıtlama eğilimi de güçlenir. TOPLUMSAL GELİŞİM Toplumsal Gelişimi de kendi içinde iki sınıfta ele alabiliriz: 1 - Ahlaki Gelişim ve 2 - Kimlik Krizi. 1 - Ahlaki Gelişim Her toplumda toplumun değer yargılarını oluşturan, davranış mo- delleri oluşturan ve davranışlara yön veren doğru, yanlış, iyi, kötü gibi birlikte yaşamanın getirdiği kurallar mevcuttur. Hangi davra- nışın iyi hangi davranışın kötü ol- duğu; neyin iyi neyin kötü olduğu her toplumun normlarına ve içinde bulunulan zamana göre değişiklik göstermektedir. Fakat her toplumu ortak bir “ahlak tanımı” paydasında birleştirmek de mümkündür. Netice itibariyle ahlak kuralları, bir top- lumda yaşayan bireylerin, nerede, nasıl davranacaklarını belirleyen, o toplumdaki adalet ve eşitlik gibi toplumsal düzeni sağlama işlevini gören temel kavramlarla çelişmeyen ortak değerleri ifade eden kurallar- dır. Gerek bireylerin gerek toplum- daki diğer insanların mutluluğu bu kurallara uygun davranış sergileme- lerine bağlıdır. Bu da bireylerin, belirli davra- nışları doğru ya da yanlış olarak değerlendirmelerine rehberlik eden ve kendi eylemlerini yönetmelerini sağlayan ilkeleri kazanmaları süreci olarak ifade edebileceğimiz ahlaki gelişim sürecini sağlıklı bir şekil- de geçirmeleriyle mümkün olabilir. Ahlaki gelişim, bireyin sahip oldu- ğu değerler sisteminin oluşmasını ifade eden bir dönemdir. Bu dönemi Freud, insan kişiliğinin üç temel bi- rimi olarak düşündüğü id (alt ben- lik), ego (benlik) ve süperego (üst benlik) ilişkisinden kaynaklanan duygusal-güdüsel bir süreç olarak açıklamaktadır. Ona göre, ego ve süperego kişiliğin temel sistemi olan id’den ayrımlaşarak gelişir. İd, bütün isteklerinin anında yerine ge- tirilmesini beklerken ego tarafından denetim altında tutulmaya çalışılır. Süperego ise, geleneksel değerlerin temsilcisi, kişiliğin ahlaki yönü ve üçüncü ve en son gelişen sistemidir. 2 - Kimlik Krizi Ergen için çocuk kimliğinden yetişkin kimliğine geçmek kimlik krizi olarak adlandırılan bir soru- nu da beraberinde getirmektedir. Bu süreçte genç, içinde bulunduğu ailede, çevrede, grupta, toplumda, amacını, beklentisini, duygularını, düşüncelerini, inançlarını, tutum ve davranışlarını belirlemeye ve sap- tamaya çalışır. Kim olduğunu, ne olacağını, ne yapacağını, kimlere, nelere inanacağını, türlü konular ve sorunlar karşısında ne düşünüp na- sıl davranacağını arar. Bu sorulara yanıtlar bulmak ergenliğe adım atan genç için kolay olmayacaktır. Bu tür sorulara sağlıklı cevaplar vermesi için, bireyin içinde yaşadığı toplu- mun, daha özele indirgeyecek olur- sak aile ve arkadaş çevresinin de sağlıklı olması gerekir. Sağlıklı ol- masından kastımız, toplumun ahlak kurallarıyla örtüşen, toplumun ge- rektirdiği norm ve değerlere uyum sağlayabilen bir çevre düşünülmesi- dir. Dolayısıyla genç, tutum ve dav- ranışlarını örnek alacağı yani özde- şim kuracağı bireylere gereksinim duyduğundan genelde anne ya da baba örnek alınır. Erkek ergen baba ile kız ergen ise anne ile özdeşim kurmaya çalışır. Kısaca bu dönemde bireyin etrafındaki rol modelleri ne kadar sağlıklı ise bireyin kendisi de o derecede sağlıklı bir kimlik kaza- nacaktır. Kimlik arayışı ergenlik dö- neminin doğal bir sürecidir. Ergen, bir yandan toplumsal değerlerle bütünleşip toplum tarafından kabul görmek isterken, diğer yandan da kendini diğerlerinden ayrı bir varlık, bir birey olarak topluma kabul ettir- mek istemektedir. Bu süreçte özel- likle aile ve okul çevresinin ergene hoşgörülü yaklaşması onun birey- leşmesi açısından önemli olabilir. Aile ve okulu tarafından hoşgörü ile karşılanmayan ergenler, ailenin ve toplumun değer yargılarına karşı bir tepkisellik geliştirerek uyumsuz davranışlar içine girip gerek ailesi ve gerekse de toplum için sorunlu gençler haline gelebilirler. KUŞAK ÇATIŞMASI Günümüzde, özellikle bilim ve teknoloji alanında meydana gelen hızlı gelişme ve değişmeler “eski değer yargılarının ve yaşam anlayı- şının değişmesini zorunlu” kılmak- ta ve kuşaklar arasında, “yaşanılan ortak çevreye aynı oranda uyum sağlama” konusunda sorunlar ya- ratmaktadır. Eski kuşaklar, yenilik- lere uymakta güçlük çekerken ge- leneklere ve eski yaşam anlayışına sımsıkı tutunmakta ve çocuklarını da kendilerinin uzantısı ve birer kopyası gibi görmek eğiliminde ol- duklarından gençlerdeki başkalığı yadırgamaktadırlar. Oysa yeniliğe açık olan gençler hızlı değişmelere ayak uydurmakta daha başarılı ol- maktadırlar. Ancak bu gelişme dö- neminin gereği olarak başkaldırma- ya ve bağımsız olmaya çabaladıkla- rı için eski kuşağın tüm değerlerini yadsımaktadırlar. İki kuşağın farklı dönemlerde toplumsallaşması, bü- yümeye bağlı olarak yeni olanak- lar edinen ergenin kendini yetişkin olarak kabul ettirme çabası, ergenin yeni statülerine anne ve babasının uyum güçlüğü çekmesi ve kuşaklar arasındaki eğitimsel farklılıklar gibi nedenler ergenle yetişkinler arasın- da düşünce, inanç ve eylem bakı- mından farklılıklar olmasına, dola- yısıyla kuşak çatışması olarak ifade edilen durumun doğmasına neden Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 25.
    DOSYA KONUSU 48 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 49 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön olmaktadır. Tüm bunları özetlemek gere- kirse; aile, çocuğun toplumsallaş- masında önemli bir role sahiptir. Çocuğu toplumun beklentilerine göre yetiştirecek olan da yine aile- dir. Çocuk aile içindeki yoğun ilişki ve etkileşim ortamında elde ettiği deneyimler sayesinde toplumsal yaşama hazırlanmış olur. Ergenlik dönemi, tüm bu rol modellerinin şekillendiği, olumlu veya olumsuz tutumların kavranmaya başlandığı her bireyde farklı sonuçlar ortaya çı- karan bir dönemdir. Bu dönemi kimi bireyler aşırı sancılı geçirirken kimi bireylerde etkisi bu kadar şiddetli olmayabilir. Anne-babanın eğitim durumu ve mesleki düzeyi, ailenin sosyo-ekonomik durumu, arkadaş çevresi, okul çevresi, sosyal med- ya vs. çocuğun kişilik gelişiminde en etkili faktörlerdendir. Fakat her birey kendine özgü özelliklerle dün- yaya gelir. İnsan doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirip sergileyebi- lecek olanaklar bulabilirse hem ken- disiyle hem de çevresiyle dengeli ilişkiler kurabilen bir birey olabilir. Gencin kendine güven ve baş- kalarına karşı saygı duygusunun gelişmesinde, anne-babasının birbi- riyle ve ergenle olan ilişkisi önemli bir role sahiptir. Ergenin ailesiyle kurduğu ilişki boyutu onun çalışma, kendini gerçekleştirme ve yaratıcı- lık düzeyine etki eder. Bu anlamda anne-baba ve çocuklar arasında sev- gi ve saygıya dayalı bir ilişki olduğu oranda çocuklar sağlıklı yetişirler. Yaşamının ilk yıllarından itibaren, her türlü sorununu anne ve babasıy- la konuşabilecek tarzda yetiştirilen bireyin, ergenlik döneminde sorun- ları daha az olacaktır. Gencin egosu- nu güçlendirmek, kişiliğinin sınırla- rını çizmek, kendilik duygusunu ge- liştirmek için büyüklerin yardımına ihtiyacı vardır. Bu açıdan ailesinden göreceği sevgi ve saygı, gencin er- genlik dönemini daha kolay atlatıp çevresine karşı olumlu duygular beslemesine neden olacaktır. Bu anlamda anne-babanın, çocuklarına karşı sergileyecekleri tutum ve dav- ranışlarda aşağıdaki hususlara dik- kat etmeleri yararlı olacaktır: -Yaptığı her şeyin sorumlulu- ğunu yüklenmesi gerektiğini öğret- mek. -İyi birer örnek olarak onlara öz-disiplin ve öz-saygı bilincini ver- mek. -Ailedeki karar alma ve uygu- lama mekanizmasına katılımlarını sağlayarak özgüven kazanmalarına katkıda bulunmak. -Tutumlarında ve kuralların uy- gulanmasında dengeli davranmaya dikkat etmek. -Kontrolcü, baskıcı ya da aşırı özgürlükçü tutumlardan uzak dur- mak. -Özel yaşamlarını rahatça pay- laşabilecekleri koşulları sağlarken, özerkliklerine müdahale etmemek. -Gencin kişiliğine zarar verecek eleştirilerde bulunmamak. -Dinlemenin ve duygudaşlık kurmanın sahip olunması gereken iki önemli yetenek ya da beceri ol- duğunu unutmamak. Bireyin yetişkinlik döneminde sağlıklı bir kişi olduğunun göster- gelerinden biri belki de en önemlisi çocukluk ve ergenlik döneminde ge- liştirdiği arkadaşlıklardır. Arkadaş gruplarında yer almak, arkadaşları tarafından sevilmek, beğenilmek gencin özgüven gelişimi açısından çok önemlidir. Genç, anne-babasıy- la otoriteye dayalı bir ilişki sürdü- rürken, arkadaşlarıyla eşitlikçi bir toplumsal ilişki geliştirir. Ergen, ai- lesinin kontrolcü yaklaşımlarından kurtulmak ve eşiti olduğu akranla- rıyla daha özgür bir ortamda, kişi- sel ve toplumsal sorunlarını tartışa- bilmek için bir araya gelmek ister. Böylece onlarla birlikteyken, kendi düşüncesini rahatça söylemeyi ve başkalarının düşüncelerine hoşgö- rülü olmayı öğrenir. Tüm bunlar sonuçta, gencin bireyleşmesi açısın- dan önemli gelişmelerdir. Ülkelerin kalkınması ve daha ileri seviyelere ulaşması için genç beyinlere ihtiyacı vardır. Ülkemiz- de genç nüfus açısından oldukça ileride olması bakımından, bizlere de, gençlerin her türlü kötü alışkan- lıklardan uzak, toplumun sertleriy- le dertlenecek, ilim açısından dolu dolu beyinler yetiştirmek düşmekte- dir. Başbuğumuz merhum Alparslan Türkeş’in de söylediği gibi; Genç- liğimizi büyük bir savaş beklemek- tedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş. Bilinmelidir ki bu savaştan galip çıkmanın yolu çocukları, yetişme çağlarının her dönemde donanımlı yetiştirmekten geçer. Bu yetişme çağlarından en önemlisini de ger- çekten de ergenlik dönemi oluştu- rur. Toplum olarak, aile olarak ço- cuğa en sağlıklı yetiştirme ortamını sunmak, geleceğimizi inşa etmek bakımından boynumuzun borcudur. KAYNAKÇA 1. AVCI Müjdat, Toplumsal Uyum Sorunları 2. CÜCELOĞLU, Doğan, İn- san ve Davranışı, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1991 3. www.turkishfamilyphysi- cian.com TÜRK AYNŞTAYNI OKTAY SİNANOĞLU Merve TAPAN Gençler, maddiyat ile maneviyatı dengeleyin. Formülünüz ‘bilim’+ ‘gönül’ dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ““ 1935, Şubat ayının sonu. Güney İtalya’nın liman kentlerinden biri olan Bari’de Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu görevini yürüt- mekte olan Nüzhet Haşim Sinanoğ- lu ve ikinci eşi Rüveyde Karacebey Sinanoğlu’nun ilk çocukları Oktay Sinanoğlu dünyaya gelir. Bir yıl son- ra da kız kardeşi Esin aileye katılır. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber apar topar Türkiye’ye dön- dükten hemen sonra henüz 43 yaşın- daki babalarını kaybeden Sinanoğlu ve Esin sonradan TED Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi’ne burslu öğrenci olarak kabul edilir. Oktay 1953 yılında okulu birincilikle biti- rir. Türk Eğitim Derneği tarafından okulun bursuyla Kimya Mühendis- liği okumak üzere Amerikaya’ye gönderilir. Uzun yıllar sonra katıldığı bir programda Amerika’ya gidiş öy- küsünü anlatırken şunları söylüyor Sinanoğlu: ‘’Ben Amerika’ya aman Amerika’ya gideyim diye hevesle gitmedim. Okul, liseyi bitirdiğim zaman başarılı olan birkaç kişi- yi Amerika’ya gödermeye kalktı. Ben dedim ki, Amerika’ya gitmem. Niye? Çünkü ben 47’de Ankara’nın Amerikan işgali altına girdiğini, harbe girip kaybetmediğimiz hal- de öyle gösterildiğini gözümle gö- rüp yaşamışım. Çok kızmıştım. Biz 2.Dünya Harbine girmemişiz. Harbi kaybetmemişiz. Yenişehir’de ben ilkokuldayken Ankara’yı Ame- rikan askerleri basıyor. Şehrin, Ankara’nın göbeğine büyük Ameri- kan üssü yapılıyor. Meclis binasının yanına, bahçesinin içinde Amerikan karargâhı kuruluyor. Daha ilkokul- dayken dedim ki ‘’İstiklal Savaşını niye yapmışız? Sömürge olacak bu- rası.’’ Ankara’nın her tarafı epeyce bir zaman Amerikan askeri doluydu. Yapmadıkları rezillik kalmıyordu. Çocukluğumda bunları görerek, ya- şayarak büyümek beni çok etkiledi. Gitmem de gitmem diye tutturdum. Fakat o sıra bizim bir akaraba bana nasihat etti ‘’Oğlum, senin bir ya- rım anan var, ona bir şey olursa burda da okuyamazsın. Sen bilime çok meraklısın. Sen git de bildiğini oku sonra. ‘’ dedi. Şimdi ben de ne yaptım? Bizi gönderecek olan kuru- luşun başındaki adamın makamının arkasında Türk Bayrağı duruyor. Ben de ona bakıp içimden bir yemin ettim. 17 yaşında... Burada kalırsam Amerika’nın kölesi olmaktan baş- ka çare yoktur. Ama kısmet olursa oraya gideceğim. Onların efendisi olacağım. Ondan sonra gelip onlar- la burada mücadele edeceğim diye yemin edip gittim. Bu hiç aklımdan çıkmadı.’’ Amerika Birleşik Devletleri’nin orta batı eyaletlerinden biri olan Mizzuri’de bir üniversite şehri, Ko- lombiya. Tarih 1953, Ekim ayının sonu. Saat geceyarısını geçeli çok olmuş. Adet olduğu üzere ceketinin yakasına Atatürk rozeti takılmış, ta- kım elbiseli 18 yaşında bir çocuk/ genç… Elinde eski, siyah bir bavul, cebinde 20 dolar ve iç cebine anne- sinin diktiği bir adet 5 liralık altınla bir otelin resepsiyonunda durmuş, derdini anlatmaya çalışıyor. Geri- Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 26.
    DOSYA KONUSU 50 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 51 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön de bıraktığı 36 saatlik uçak ve oto- büs yolculuğuna rağmen kendine güvenli ve dimdik duruyor Oktay. Ertesi gün Kimya Mühendisliği Bölümü’ne kayıt olmak için geldiği Mizzuri Üniversitesinden gelip alı- yorlar onu. Kayıt işlemleri tamamla- nıyor fakat dersler çoktan başlamış, hatta vize dönemi gelmiş çatmış. İlk girdiği ders matematik. Hoca sınav defterlerini dağıtıyor ama “Sen yeni geldin, bu sınava girmene gerek yok” diyor, o ise “Hayır, gireceğim” diyor. Sınav sonucu tüm okulu şoke ediyor: 100. Bir sonraki sınav kimya dersinden, sonuç yine aynı. Üniver- sitede geçirdiği ilk haftalarda ken- dini fazlasıyla kanıtlayan Oktay Si- nanoğlu sadece 7 ay içinde 2. sınıfı bitirmiş olarak 1954 Mayıs’ında yaz tatiline giriyor. Bu arada boş durmu- yor, okul kütüphanesinde dünyada Kimya ve Fizik konusundaki en iyi bilim adamlarını çıkarmış okulu bul- mak için çaba harcıyor ve buluyor: San Fransisko şehrindeki Kaliforni- ya Üniversitesi Berkeley. Bu okul- da okuması gerektiğini düşünüyor. Kendisine UCLA’de bir yaz okulu ayarlayıp bir daha dönmemek üzere Mizzuri’yi geride bırakıyor. Bun- dan sonrası ise çok hızlı ilerliyor. 1956’da sahanın en ünlü hocalarıyla çalışma imkânı bulduğu Berkeley Kimya Mühendisliği Bölümü’nden birincilikle mezun oluyor. Bu ara- da MIT (Massachusetts Institute of Technology), bilim dünyasının en önemli ödüllerinden biri olan Alfred P. Sloan ödülünü veriyor kendisine. Sinanoğlu için Amerika hikayesi master yapmak için soğuk ve “iç ka- rartıcı” dediği Boston’a gitmesiyle son buluyor. Temel bilimlere merakı yüzünden Kimya Mühendisliği’nin gerektirdiği dersler dışında da ders- lere giriyor. 2 yıl sürmesi gerekirken sadece 8 ay içinde master derece- sini tamamlıyor. Bu arada kimya mühendisliğindeki bazı hesaplama tekniği eksikliklerini fark edip bun- lara çözüm bulabilmek için temel bilimlere; fizik, kimya, matematiğe dönüş yapmak istiyor. Berkeley, onu doktora için geri isteyince hayatının fizikokimya, kuantum (nicem) ve istatistik (sayıtım) mekaniği sayfası açılmış oluyor. Berkeley’de 1,5 sene içinde farklı alanlarda 3 farklı teoriyi kanıtlayıp yayınlayarak kendi çapın- da bir rekor daha kırıp 23 yaşında doktora derecesini de tamamlıyor. ‘’On-on beş kişilik bir takım oluşturduk çeşitli bölümlerden, İs- viçreli, Avrupalı, Amerikalı. Bu ta- kımla haftasonları Sierra Nevada dağlarına, orada tepesinde buzlar, oralara gidiyoruz. Bazen kayak ya- pıyoruz bazen de günlerce o dağlar- da sırtımıza torba alarak buzullarda kamp yapıyoruz. Birkaç gün dağlar- da geziyoruz, pazartesi dönüyoruz. Döndüğüm zaman kafam pırıl pırıl açılmış oluyor. Ondan sonra önceki hafta çözemediğim meseleyi hemen çözüyorum. İşin bir kısmını çözüyo- rum, sonra gidip kayak yapıyorum. Böyle günler geçip gitti. Bir gün koridorda merdivenlerden inerken Pitzer’e rastladım. ‘’Hala kayak mı kayıyorsun?’’ bir iş yaptığın yok gibilerinden konuştu. Çalışmayı bitirdim, dedim. Şaştı. Prof. Pitzer ile odasına gittik. Tahtada matema- tiklerini çözmüş olduğum konunun bir tanesini anlattım. Tek tek kendim yapıp çözüyorum. Sonunda çok ko- lay bir denklem çıktı. Zaten, bir işi yaptın mı çok nasit bir netice çıkar. Çözemediysen bir sürü formül veya laf kalabalığı olur. Bu iş böyledir. Pitzer inanamıyordu. Tahtada iki türlü ispat ettirdi. Vay canına, dedi. Bayağı şaştı bu işe ve kabul etti.. Doktoraya başlayalı 1,5 sene olmuş- tu Prof. Pitzer’e ‘’Daha bitirmeme kaç sene var?’’ dedim. Prof. Pitzer, Fazlasıyla yapmışsın, doktoranı bi- tirdin, dedi.’’ Bunlar duyulunca Amerika ve Avrupa’dan çeşitli seminerlere ça- ğırılıyor, fakat Sinanoğlu anlatması istenen konuları çoktan geçip yep- yeni konulara merak sardığı için as- lında her bilimadamı için onur sayı- lan bu konferansları angarya olarak görüyor. Bununla ilgili görüşlerini şöyle ifade ediyor: ‘’Stanford, Chi- cago gibi evrenkentler duymuşlar ki Berkeley’de Sinanoğlu diye bir Türk varmış. Bu genç yeni bir kuv- vet bulmuş ve kısa zamanda 3 kuram yapmış. Belli başlı evrenkentlerden, büyük sanayi araştırma merkezle- rinden, Amerika’nın orasından bu- rasından davetler gelmeye başladı. ‘’Aman bize gel konuşma yap.’’ diye birinci sınıf uçak biletleri gön- deriyorlar. Kalkıp Kalifornia’dan New York’a gidiyorum. En lüks otellerde bir hafta ağırlıyorlar. Ben de o zamanlar çocuk görünümün- deyim hala. Yaşlı başlı oranın meş- hur bilim adamlarıyla tanışıyorum. Kuramlarımı anlattırıyorlar. Bana tiyatro biletleri alıyorlar, gezdiriyo- lar. Biz de diyoruz Allah Allah bu nasıl bir şeydir. Daha talebeyken bir sene içinde her yerden teklifler ge- liyor. ‘’Profesör ol.’’ diyorlar. Sonra biraz daha araştırmalarıma devam etmek istedim. Çünkü bilimde asıl çözmek istediğim hiç çözülemeyen denen eksiciklerin kaçınım meselesi vardı...’’ Seminer teklifleriyle birlikte ül- kenin her yerinden iş teklifleri de yağmaya başlıyor. Tüm üniversiteler adeta kapışırcasına kendi taraflarına çekmek istiyor Sinanoğlu’nu. Bu okullardan biri de ünlü Yale Üniver- sitesi. Amerika kıtasına 1953 yılın- da ayak basan Sinanoğlu 1958’de hala ülkesine gidememiş olmanın eksikliğini yaşıyor ve başka birçok özelliğinin yanında Türkiye’ye nis- peten daha yakın olması sebebiyle Yale Üniversitesi’ni tercih ediyor. Yardımcı profesör sıfatıyla başladığı Yale Üniversitesi’nin ardından özel bir anlaşmayla Harvard’da da ders- ler vermeye başlıyor. 1961’de ise 26 yaşındayken profesör oluyor. Payesi 1963 yılında resmileşiyor ve konuy- la ilgili 21 Mayıs 1963 tarihli New York Times gazetesinde “28 yaşın- daki kimyacı, Yale’de profesör oldu” başlığının altında şu satırlar yazılı- yor: “Dekan Kingman Brewster bu- gün, burada Yale Üniversitesi’nin modern tarihindeki en genç profe- sörün atamasının gerçekleştirildi- ğini duyurdu. Bir zamanların kısa öykü yazarı, 28 yaşındaki Türk uy- ruklu bilimadamı Oktay Sinanoğlu, 1 Temmuz’dan itibaren (Yale Üni- versitesinde) kimya profesörlüğüne atandı. Dr. Sinanoğlu, son 100 yıllık tarihte Yale Üniversitesi’ndeki en genç profesör olma özelliğini taşı- yor. (…)” Haber dünya çapında çok büyük yankı buluyor ve Türkiye de sonun- da Oktay Sinanoğlu ile tanışıyor. Sinanoğlu ise profesörlük ünvanını almış biri olmaktan çok bunun Tür- kiye’deki yansımaları sayesinde ai- lesini mutlu etmiş olmanın gururunu yaşıyor ve duygularını şöyle ifade ediyor: ‘’Ben bunları önce bu halk için yapmışım, sonra insanlık için yapmışım. Halkımızın özgüven ka- zanmasına katkım olsun diye yaptım. Hiçbir zaman ben profesör olayım, ünüm ortalıkta dolaşsın diye yapma- dım. Benim kendime yakıştırdığım en güzel unvan garibandır.’’ Sene 1962. Dünya’nın en genç profesör unvanını aldığı yıl askerlik hizmetinin ertelenmesinin ardından Sinanoğlu soluğu Ankara’da alır. Yeni kurulmuş olan ODTÜ’de bir konuşma yapacaktır. Kendisinden Amerika’da yaptığı çalışmalar hak- kında bilgi verilmesi istenir. Sina- noğlu bu seminer için hazırlık yapar. Bilimsel çalışmalarda yeni bulduğu veya İngilizce terimlerin hepsinin Türkçe karşılıklarını bulur. Üniver- site heyeti rektöründen dekanına hepsi seminer için salonda dizilidir. Sinanoğlu, kürsüye çıkar ve Türk- çe konuşmasını yapmaya başlar. Amerika’da 26 yaşında profesör oluşuna kadar yapmış olduğu ça- lışmaları, bilime katkılarını Türkçe terimlerle anlatır. Rektörden uyarı gelir: “Burada Türkçe yasak, burası Orta Doğu Teknik Üniversitesi. İn- gilizce anlat.” Sinanoğlu’nun cevabı çok kesin olur, ettiği yemini söyler: “Ben Amerika’ya yaptığım çalışma- ları bir gün Türkiye’de Türkçe anlat- mak hayaliyle ve umuduyla gitttim. Ülkeme, kendi dilimi konuşmaya hasret içinde geldim. Kendi dilimde bu konuşmayı yapacağım, siz anla- mayacaksanız, lütfen çıkabilirsiniz. Ben size dışarıda İngilizce olarak anlatırım.” der. Oktay Sinanoğlu’nun bu çıkışı, ömrünün son günlerine kadar defa- larca tekrarlanacak, hoca aynı şeyle- ri tekrar tekrar farklı platformlarda anlatmaktan asla yılmayacaktır. Eği- tim dilinin Türkçe olmasının gereği- ni her fırsatta savunacaktır. Katılmış olduğu bir programda kendisine yö- neltilen ‘’Neden karşı çıkıyorsunuz yabancı dille eğitime?İyi bir şey değil mi? sorusuna örnekler üzerin- de şu yanıtı verir: ‘’ Yabancı dille eğitim büyük bir oyun. Tarih olarak Amerika’yla eğitim ilişkileri aşağı yukarı 47’de başladı. Osmanlı’nın son döneminde başladı aslında. O zaman, biliyorsunuz Amerika Türkiye’nin her tarafında Harput’ta, Merzifon’da Amerikan Kolejleri açtı. Misyoner okulları açtı. Ve yine biliyorsunuz Robert Koleji de bun- lardan biriydi. Bu okullar, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasında çok büyük rol oynamıştır. Bunun bü- tün belgeleri her tarafta var. Yani, Bulgaristan’ın kopartılması, ondan sonra Ermeni olaylarının başlatıl- ması gibi her türlü kötülük misyoner okullarından kaynaklanmıştır. Bu yüzden Atatürk bu okulları kapat- mıştır. Misyonerlik bir araçtır onlar için. Batı ülkelerinde Fransız’ı da yapar, İngiliz’i de yapar, İspanyol’u da hepsi sömürgecilik yapmıştır. Sö- mürgeci eskiden ne yapardı? Gelir ne varsa alır götürür,milleti aç bıra- kır, fakir bırakır. Sonra toprağına el koyar. Şimdi biz senelerdir bunları yazıyoruz. 25 senedir kitaplarda ma- kaleler var. Diyoruz ki en korkunç sömürgeleşme kafaların, beyinlerin sömürgeleşmesidir. Yani kimliğin gider, inanışların gider, dinin, ima- nın gider. Dilin gider, kendini böyle medeni İngiliz holiganı veya Tarzan zannetmeye başlayan bir toplum ha- line gelirsin.’’ 1964 yılında sevdiği kızın peşin- den Almanya’ya gittiğinde aklında DNA’nın yapısı ile ilgili sorular var. Stuttgart’ta bir otel odasında çözüp geliştirdiği, daha sonra kendisine “Moleküler Biyoloji’nin babaların- dan” sıfatını da kazandıracak Sol- vophobic Theory-Çözgeniter teorisi sayesinde 1966’da Yale Üniversi- tesinde moleküler biyoloji konu- sunda ikinci kürsüsüne atanıyor. 1973’te Almanya’nın en yüksek ‘’Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü’’nü ilk kazanan kişi oluyor. 1975’te Japonya’nın ‘’Uluslararası Seçkin Bilimci’’ ödülünü kazanıyor, yine 1975 yılında özel kanunla Ok- tay Sinanoğlu’na ilk ve tek, Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanı ve- riliyor. 1976’da Japonya’ya Türki- ye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderiliyor, Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temelle- rini atıyor. Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin seçildiğinde ilk ve tek Türk üyesiydi. Hindistan’ın Devlet Misafiri olarak, Hintli Bakanlar ve Cumhurbaşkanı ile görüşmüştür. Meksika’ da aynı seviyede Üçüncü Dünya Ülkelerinin Bağımsızlığı için çalışmış, Meksika hükümeti tara- fından yüksek Bilim Ödülü ‘’Elena Moshinsky’’ ile ödüllendirilmiştir. Sovyetler Birliği Bilim ve Sa- nat Akademisi davetlisi olarak Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 27.
    DOSYA KONUSU 52 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 53 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön Rusya’da kuramlarını anlattı. Mos- kova ve Leningrad evrenkentlerinde bilim kitapları Rusça’ya çevirtile- rek okutuldu. Çekoslavak Bilim ve Sanat Akademisinin defalarca özel misafiri oldu ve kuramları üzerinde çalışan ekoller kuruldu. Kore, Ja- ponya, Hindistan, Hong Kong, Ka- nada, Romanya, Fransa, Hollanda, İsviçre, Almanya ve daha birçok ül- kede bilim konuşmaları yaptı, genç yaşta bilimde gösterdiği başarılarıy- la milyonlarca gencin bilime heves- lenmesine vesile oldu. Yıllar sonra karşılaştığı bilim adamları kendisini örenk alarak bilime girdiklerini söy- lemişlerdir. Miami evrenkentinde ‘’Kurumsal Bilimler Merkezini’’ kurdu. Bir yandan bilimsel araştır- malarına dış ülkerlerde devam eder- ken, bir yandan da Türkiye’de bol bol yazılar yazıyor. Tıp ve Bilim ku- rultaylarında bilimsel, Türkiye’nin her köşesinde halka genel konuşma- lar yapıyor. 1962’den günümüze dek ilk TÜ- BİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi Fen Ödülünü, 1992’de Bilgi Çağı, 1995’te İLESAM Üstün Hiz- met Ödülünü, Yılın Fikir Adamı, Yılın Bilim Adamı ödüllerini aldı. Yesevi Kazakistan ve benzeri birçok kuruluşta profesör, mütevelli heyeti üyesi, Atatürk Kültür Kurumu asli üyesi oldu. 2001’de Yerel TV’ler Birliğinin yurt çapında yaptığı halk oylaması sonucunda ‘’Halk Kah- ramanı’’ seçildi. 2002 yılında Uğur Mumcu Bilim Ödülü, TÜRKSAV Türk Dünyasına Hizmet Ödülü, 2005 yılında tüm YTÜ öğrencileri oylamsıyla ‘’Yılın Yıldızları En Be- ğenilen Bilim Adamı’’ ödülüne layık görüldü. Mayıs 2006’da ‘’Karama- noğlu Mehmet Bey-Türk Diline Üs- tün Hizmet Onur Ödülü’’, 2007’de Dizayn ve Süreç Bilimi Topluluğu Uluslararası Altın Onur Ödülünü aldı. 250 kadar uluslararası bilim- sel yayını, bilim kurumları, çeşitli dillere çevirlmiş kitapları vardır. Türkiye’de de Türkçe pek çok yayın yapmıştır. Oktay Sinanoğlu 80 yıllık ömrü boyunca kendisini çalışmaya, iyi yaptığı işi daha iyi yapmak için sadece kendisiyle yarışmaya ada- mış dünya çapında bir bilim insanı olmanın yanında “Beni yetiştiren Türkiye’dir’’ dediği ülkesinin top- lumsal meseleleriyle de yakından ilgilenen gerçek bir “gönül’’ insa- nıdır. “Ben de 3 tane aşk var. Bir ta- nesi çocukluktan beri bilim aşkı. Bir şeye merak sardım mı, bilimsel bir olay, tabiatta bir olay bunu cıcığı- nıa kadar öğrenirim. Ondan sonra da anlaşılmayanı bulurum. Bu bi- lim aşkım...İkincisi millet aşkı var. Üçüncüsüde Allah aşkı var. Kazak bayrağınındaki bürgüt kuşunun bir kanadı akıl ve bilimdir, öbür kana- dı da gönüldür. Y a da iç alemidir. Bunlardan bir tanesi olmadan kuş uçamaz.’’ Bilimsel çalışmaları, kültür fa- liyetleri, Türkçe’nin bağımsızlık mücadelesinde verdiği savaşlar...Ve daha niceleri. Emanetlerine sahip çıkacağız...Çünkü O’nu tanıyan ve yaptıklarını gelecek kuşaklara akta- racak bir ‘’nesil’’var. B u yazı vesi- lesiyle Oktay Sinanoğlu’nu bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz. Aziz ruhu şad olsun... KAYNAKÇA Sinanoğlu, Oktay, Bye Bye Türkçe, Otopsi Yayınevi, İstanbul, 2011 10 Kasım 1971, New York Ko- nuşması, Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı: 59 Sinanoğlu, Oktay, Büyük Uya- nış, Otopsi Yayınevi, İstanbul, 2002 Sinanoğlu, Oktay, Adam, Bilim Gönül Yayınları, 2015 Mutluoğlu, Mehmet, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ile dilimiz Türk- çe üzerine söyleşi, Bayrak Dergisi, 2009 https://www.matematiksel.org/ turk-diyarindan-bir-dahi-gecti- oktay-sinanoglu/ SOSYAL MEDYA VE GENÇLİK Emre SOYLU Ülkü Ocakları Genel Başkan Basın Danışmanı Biyolojik, psikolojik ve top- lumsal değişimlerin en hassas ev- resinde bulunan gençlik dönemi, bütün bu değişim ve dönüşümlerle birlikte çok boyutlu sorunların da yaşandığı bir dönemi kapsar. Genç birey ve gençlik sorunları, sosyo- lojik bir gerçeklik olarak çağdan çağa, toplumdan topluma ve top- lum içerisinde de gruptan gruba değişmektedir. Gençlik, demografik açıdan 15-25 yaş arasındakilerden mey- dana gelen bir yaş grubudur. An- cak, gençlik dönemini sadece yaş ölçütüne göre tanımlamak yetersiz kalmaktadır. Gençlik tanımı, çok daha karmaşık sosyolojik boyutlar içermektedir. Yaş itibarıyla, günü- müzde gençlik dönemi 30 yaşına kadar uzatılabilmektedir. Lisans öğreniminden sonra yüksek lisans ve doktora öğrenimi alanlar için gençlik dönemi uzamaktadır. Sos- yolojik açıdan, sadece eğitim-öğ- renim sürecinde olanlar ile liseden sonra veya daha erken çalışmaya başlayan ve öğrenim imkânı bula- mayanlar, erken evlenen ve çocuk sahibi olanların farklı özellikleri ve şartları olması bir gerçektir. Do- layısıyla, aynı yaş grubunda olsa- lar da bütün gençliği aynı biçimde değerlendirmek mümkün değildir. Gençlerin özgün kimliğinin oluşması bazı değişkenlere göre meydana gelmektedir. Bireyin mensup olduğu millet, onun üst kimliğini yani, “millî kimliği”ni oluşturur. Bireysel, toplumsal ve kültürel kimliği oluşturan diğer temel değişkenler şunlardır: cinsi- yet, sosyal tabaka, aile yapısı, eği- tim, meslek, yaşanılan mekân (kır veya kent), din, tüketim vb. gibi. Bütün bu değişkenler çerçeve- sinde birey, “ait olma” duygusuyla her bir değişkene, özellikleri ve ihtiyaçlarına göre dâhil olur. Rol seti bağlamında birey, dâhil oldu- ğu grupta farklı farklı roller oynar. Birey, çeşitli roller ve kimlikler arasındaki eş güdümü “sosyalleş- me” sürecinde kendiliğinden edi- nir (Bayhan 2005). Bireyin kimliği ile birlikte değerleri de olgunlaşır. Toplumsal yapının değişimi ile bir- likte, toplumsal değerler de değiş- mektedir. Toplumun genel geçer ortak değerleri ve asgari müşte- rekleri dışında, her toplumsal grup kendi özgün değerini oluşturur. Toplumun sürekliliği için önemli olan bu alt-kültürlerin birbirleriyle çatışmadan uyum içerisinde yaşa- malarıdır (Bayhan 2012b: 425). Genç bireyin kimliğinin oluş- masında yeni zamanlarda tele- vizyondan sonra internet önemli bir referans kaynağıdır. Özellikle sosyal medya, Facebook ve Twit- ter vasıtasıyla akranlarıyla sürekli iletişim kuran ve kendini bu plat- formlarda sergileyen genç, sanal araçları bedeninin bir parçası ola- rak algılamaktadır. İnternet üzerindeki sosyal ağ siteleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda gide- rek popüler hâle gelmiştir. Şubat 2004’te Harvard Üniversitesi öğ- rencisi Mark Zuckerberg tara- fından geliştirilen Facebook’un 2012 yılı itibarıyla toplam kulla- nıcı sayısı bir milyara ulaşmıştır. Türkiye’de facebook kullanan- ların sayısı 36 milyonun üzerin- dedir. Avrupa ülkeleri arasında İngiltere’den sonra en fazla face- book üyeliği Türkiye’de bulun- maktadır. Türkiye’de Facebook kulla- nımı yaşa, cinsiyete ve sosyoe- konomik duruma göre değişiklik Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 28.
    DOSYA KONUSU 54 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 55 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön göstermekle birlikte, genel olarak Facebook’un; kullanıcıların gün- delik pratiklerin bir parçası hâline geldiği, kullanıcının ihtiyaç duy- duğu her an bağlandığı ve boş zamanını geçirdiği, arkadaş çev- resini genişletmekten ziyade var olan arkadaşlıkları sürdürmesini sağlayan bir araç olarak kullan- dığı, kullanıcının kendisiyle ilgili bilgileri kontrol ettiğini düşündü- ğü ve dolayısıyla sınırlarını ken- disinin belirlediği bir kamusallığın yaşandığı ve paylaşımdan ziyade arkadaşları gözetlemenin ön plana çıktığı gözlenmiştir (Şener 2009). Facebook’u gençler daha faz- la kullanmaktadır. İnternette ki- şisel bilgilerini paylaşmaya çok istekli olan genç insanlara karşın, ileri yaştakilerin internette daha çekingen hareket ettikleri gözlen- mektedir (Brady 2010). İnternet Gençliği’nin, sanal dünyada yeni ilişkiler arayan ama gerçek iliş- kileri giderek azalan, bilişim tek- nolojilerini kullanan ama giderek kitap ve kütüphaneden uzaklaşan, toplumsal birtakım değerlere sahip çıkarken hayat ve gelecek adına bir güven krizi içinde bocalayan, eğitim, bilim ve kültür aktivitele- ri yerine oyun, eğlence ve zaman geçirme peşinde olan, interneti amaçlı ve işlevsel bir araçtan ziya- de bir oyuncak gibi gören bir kitle olarak karakterize edilmesi müm- kündür (Karaca 2007: 435). Andy Warhol’un “Gün gelecek herkes on beş dakika için meşhur olacak” kehaneti gerçekliğini çok- tan yitirdi. Özellikle İnternet üze- rinden dünyamız yeni kabilelere bölündükçe kimse kimsenin meş- hurunu bilmez, tanımaz oldu. Dün- ya futbol kupası gibi küresel ayin- ler, Mc Donald’s gibi kıtalar arası tüketim ikonları dışında, kendimi- ze kurguladığımız, sanallaşan özel dünyalarımızın mimarları olma sürecini yaşıyoruz (Vassaf 2010). Ancak, sosyal paylaşım sitele- rinde paylaşılan yazı, fotoğraf vb. belgelerin bu paylaşım siteleri- nin mülkiyetine geçtiğinin kimse farkında değil. Facebook, gizlilik sözleşmesinde sitedeki paylaşılan belgeleri istediği gibi kullanacağı- nı belirtmektedir. Facebook şirketini eleştiren- lere göre, şirket, hizmet veya mal pazarlayanların daha etkili reklam yapması için çok sayıda kişisel bil- gi topluyor. Dijital hakları savunan bir grubun lideri olan Jeff Chester, “Facebook’un üye bilgilerinin kul- lanımına dair tutumu ve çoğunluk- la gizli yürütülen ısrarlı pazarlama faaliyetlerini benimsemesi çok rahatsız edici” demektedir (Brady 2010). Diğer yandan, gelecekte doğa- cak bir siber savaşta yazışmaları sürekli takip eden ve sosyal istih- barat toplayan ülkelere kendi eli- mizle bilgi aktarmamız da ayrı bir risk unsurudur (Sırt 2010). Sanal uzamda toplumsallaş- manın/ilişkilenmenin günümüzde- ki yüzü, karşılığı olan Facebook, İnternet öznelerinin anonimlikten bilinirliğe/görünürlüğe geçişini imleyen, tam da buradan doğru biçimlenen, biçimlendiren bir top- lumsal paylaşım ağıdır. Görmek ve göstermek üzerinden kurulan bu yeni ilişkilenme pratikleri ile mah- rem alanın, özel olanın kamusal alana dahli söz konusudur. Bu noktada iki şey vurgulan- malıdır. Bir: Gözün faşizmi bi- reylerin sanal uzamda gerçekleş- tirdikleri bu toplumsallaşma ey- lemliliğini gerek her an, her yerde, her olan bitenden haberdar olmak isteyen devletler, istihbarat örgüt- leri tarafından gerekse de reklam ve pazarlamaya, yani tükettirme- ye endeksli kapitalist şirketler vd. tarafından denetim ve gözetim ağı’na, SiberPanoptikon’a evrilt- miştir. İki: Bireyler bilerek ve is- teyerek girdikleri bu denli açık ilişkilenme halleriyle bir yandan denetlenmekten, gözetlenmekten haz alma anlamında teşhirciliğe, beri yandan gözetlerken dahi gö- zetleme/dikizleme ediminde bulu- narak röntgenciliğe yönelmişlerdir (Toprak 2009). Enformasyon toplumunun etik (ahlaki) yapısında, bilgisayar ağ- ları vasıtasıyla her zaman her yere ulaşabilme, “özel hayatın gizliliği” problemini beraberinde getirmek- tedir. Dolayısıyla, enformasyonun güvenliğini sağlamak önemli te- mel meselelerden birisini oluştur- maktadır (Bayhan 1995). 21. yüzyıl Milenyum Çağındaki toplumsal yapının dönüşümü, sos- yolojik çözümlemelerde “Gözetim Toplumu” olarak tanımlanmakta- dır. E-devlet uygulamaları ile bü- tün vatandaşlar, tek kimlik numa- rasıyla kamusal işleri, bir yandan kolaylaştırılırken diğer yandan da denetlenmektedir. Ayrıca, bütün hayat alanlarındaki eylemlerinde bireyler, örneğin alış-verişlerinde kullandıkları kredi kartı ile bütün özel ve mahrem bilgi kodlarını şirketlere aktarmaktadır. Artık, “bilişim toplumu” giderek daha fazla “risk toplumu” ve “gözetim toplumu”na doğru evrilmektedir. Bu toplumsal gerçeklik ve durum yanında, bireylerin hayat alanlarının bütün evresinde etkili araç olan İnternet, olumlu fonksi- yonları yanında, olumsuz olarak bireylerde “bağımlılık riskini” be- raberinde üretmektedir. İnternet, sanal ve yapay bir ilişki ortamı oluşturmaktadır. Bu yapay ilişki ile bir yandan, belki bireyler yüz yüze yaşayamadığı sosyal iletişimi, “sanal-sosyal ile- tişim” ile gidermektedir. Ancak, sanal-sosyal ilişki, bire-bir gerçek sosyal ilişkinin yerini tutamaya- cağı için, bilgisayar ağları orta- mındaki ilişki geçici kalmaktadır. Psikiyatride “İnternet Bağımlılı- ğı” patolojik internet kullanımını betimlemek için kullanılmaktadır (Bayhan 2002: 95-96). Küreselleşme çağında sosyal paylaşım ağları, özellikle gençler arasında yoğun kullanılan önemli iletişim platformudur. Bayhan’ın “Üniversite Gençliğinin Sosyo- lojik Profili-2012” araştırmasına katılan 19315 kişilik örneklemin % 88’inin sosyal paylaşım ağları- na üyeliği bulunmaktadır. Örnek- lemin % 35’i Facebook, % 25’i hem Facebook hem de MSN, % 14’ünün Facebook, MSN, Twitter üyeliği, % 10’unun MSN üyeli- ği ve % 3’ünün Twitter üyeliği bulunmaktadır. Sosyal paylaşım ağlarını en fazla oranda kullanan- ların özellikleri şunlardır: Erkek, en üst gelir grubuna mensup, par- çalanmış aileye mensup, özel ko- lej mezunu, tıp fakültesi öğrenci- leridir (Bayhan 2012). Bu veriler, sosyolojik açıdan anlamlıdır. Top- lumsal cinsiyet açısından interneti en fazla kullananlar erkeklerdir. Sosyo-ekonomik açıdan üst sos- yal sınıfta bulunanların internet bağlantılı bilgisayar ve cep telefo- nuna sahip olma oranı yüksektir. Yine, özel kolej ve tıp fakültesin- de öğrenim görenlerin çoğunluğu sosyo-ekonomik açıdan üst sosyal sınıfa mensup ailelere mensuptur. Parçalanmış ailelerdeki internet kullanma ve sosyal paylaşım si- telerine üyelik oranının fazlalığı, ebeveynlerinden birinin bulunma- yışının verdiği otorite boşluğunun getirdiği serbestlik ve kendilerini sosyal paylaşım sitelerinde ifade etme ihtiyacıdır. Geniş çaplı yapılan bir araştır- maya göre, örneklemdeki genç- lerin % 69’unun Facebook, % 57’sinin MSN, % 10’unun Twitter üyeliği bulunmaktadır. Örneklem interneti en çok, arkadaşlarıyla muhabbet etmek için kullandıkla- rını ifade etmiştir. Bir başka araş- tırma şirketinin sonuçlarına göre de, örneklemin % 80’i internet kullanmaktadır. Örneklem inter- neti, eğitim ve araştırmadan daha çok sosyal iletişim ve haberleşme ile eğlence amaçlı kullanmaktadır. Bu çerçevede, örneklem en çok SMS ve Facebook üzerinden ha- berleşmeyi tercih ettiklerini ifade etmiştir. Bayhan’ın örneklemini 1800 öğrencinin oluşturduğu “Lise Öğ- rencilerinde İnternet Kullanma Alışkanlığı ve İnternet Bağımlı- lığı” araştırmasına göre, örnekle- min % 66’sının Facebook üyeliği bulunmaktadır. Erkeklerde Face- book üyeliği oranı % 73 iken, kız öğrencilerde % 60’tır. Aile tipine göre en fazla ebeveynin yurt dı- şında bulunduğu aile ile boşanma Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 29.
    DOSYA KONUSU 56 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 57 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön sonucu parçalanmış aileye mensup gençlerde Facebook üyeliği daha fazladır. Ailenin aylık geliri yük- seldikçe Facebook üyelik oranı artmaktadır. Bu durum, bilgisayar ve internet bağlantısı oranının faz- lalığının gelir düzeyi yükseldikçe artması oranı ile de ilgilidir. Evin- de internet bağlantısı olanların % 78’inin Facebook üyeliği varken, evinde internet bağlantısı olma- yanlarda bu oran % 55’tir. Facebo- ok üyeliği bulunanların kendisini internet bağımlısı görme oranı ile internet bağımlısı oranı ortalama- nın üzerinde bulunanların oranı daha fazladır (Bayhan 2011: 919). Küreselleşme ve enformasyon toplumunun ikonu olan internet, postmodern kimlik örüntüsüne zemin hazırlamaktadır. İnternet, farklı kimliklerin kendilerini ifa- de etmesi ve yansıtmasına imkân sağlamaktadır. Bu bağlamda, fark- lı kimliklerin birbirlerinin farkına varmasına imkân oluşturmaktadır. Ancak, diğer yandan “biz” ve “öte- ki” bağlamında sanal cemaatleş- melere de yol açmaktadır. Ayrıca, internet bağımlılığı psikiyatride bağımlılık olarak tanımlanan bir psikolojik sorun olarak kabul edil- mektedir. İnternet, asosyal bireyler de üretmektedir. Sürekli internetle haberleşen ve zamanının çoğunu internette geçiren bireyler, gerçek sosyal ilişkilerden kaçınmaktadır (Bayhan 2013: 142). Y veya milenyum kuşağının sosyolojik profilleri, yapılan sos- yolojik araştırmalarla betimlen- mektedir. Time dergisinin 20 Ma- yıs 2013 tarihli sayısının kapak ko- nusu “The Me Me Me Generation” idi. Joel Stein ve Josh Sanburn ta- rafından yazılan makalede, milen- yum kuşağının “Ben nesli” olduğu analiz edimektedir. İnternet ve cep telefonları, çocuk ve gençlerin her saatte sosyalleşmelerine imkân vermektedir. Dolayısıyla, sürekli akran ve arkadaşlarıyla etkileşim içerisinde ve onların baskısını ya- şamaktadır. Gençler, sürekli cep telefonlarından veya sosyal med- yadan gelen mesajları izleme ih- tiyacındadır. Facebookta kendile- rinin ne kadar takipçisi olduğu ve kendi sayfalarında paylaştıklarına ne kadar “like” (beğeni) aldıkları çerçevesinde “narsist” kimliklerini tatmin ederler. Herkes İnstagram, Youtube, Twitter ve Facebook- ta microcelebrity (küçük şöhret) olmayı hedeflemektedir. İnternet bağımlılığı, sosyal medyadaki paylaşımları beğenme, cep telefo- nunun titreşimini, eposta ve me- sajların sürekli kontrolü sendromu sonucunda gençlerde yaratıcılık ve empati düzeyleri düşmektedir. Yapılan araştırmalarda, 1966’dan 1980’e kadar yaratıcılık testlerin- de yükselme saptanmışken; 1998 yılından itibaren gençlerin yaratı- cılık testlerinden aldıkları puanlar keskin bir şekilde düşmeye başla- mıştır. Aynı durum, sanal iletişimi tercih ettikleri için yüz yüze ileti- şim kuramayan narsist gençlerde empati eksikliğinin de artmasına neden olmaktadır. Milenyum ku- şağı, kendi gettolarında narsisizm, materyalizm ve teknoloji bağımlı- lığı içinde yaşamaktadırlar. Nicholas Carr, “Yüzeysellik: İnternet Bizi Aptal mı Yapıyor?” adlı kitabında, nörobiyoloji ala- nındaki çalışmalardan hareketle, internet kullanımının belleğimi- zi yüzeysellik temelinde yeniden biçimlendirdiğini ve değiştirdi- ğini belirtmektedir. 2008 yılında ABD’de interneti kullanarak bü- yüyen “İnternet Kuşağı”ndan altı bin örneklem ile yapılan araştırma sonuçlarına göre, dijital dünya bil- gileri özümseme yöntemlerini bile etkilemektedir. Gençler bir sayfayı soldan sağa ve yukarıdan aşağıya doğru okumamakta; bunun yeri- ne ilgilerini çeken bilgiyi bulmak için satırlarda sekerek göz gez- dirmektedir. Sakin, odaklanmış, dikkati dağılmayan, doğrusal akıl yerine; kısa, kesintili, çoğu zaman kesişen patlamalarla parça parça bilgi almak isteyen ve buna ihti- yacı olan yeni bir akıl türü oluş- maktadır (Carr 2012: 22-23). Bazı araştırmacılar “Dikkat Bozukluğu Hastalığı”nı, aktif hafızanın aşırı yüklenmesine bağlamaktadır. De- neyler aktif hafızamızın sınırlarına ulaştığımızda, gerekli bilgiyi ge- reksiz bilgiden, sinyali gürültüden ayırt etmenin güçleştiğini göster- mektedir. Ayrıca, internet kullan- mak beyni devamlı bulmaca çözer gibi yormaktadır. Ancak böylesine yoğun bir egzersiz, temel düşünce tarzımız hâline geldiğinde, bu se- fer derin öğrenme ve derin düşün- me yeteneğimize ket vuracaktır. Bir bulmaca çözerken kitap oku- mayı deneyin, işte internetin oluş- turduğu entelektüel ortam budur (Carr 2012: 157). İnternet, zihni- mizi, duygularımızı ve benliğimizi dönüştürmektedir. Bu bağlamda, internet bağımlılığı çağımızın en önemli psikolojik ve sosyal hasta- lıklarından biri durumuna gelmek- tedir. SOSYAL MEDYA ve BİZE DÜŞEN Teknoloji; insanlık için büyük bir nimettir. Getirdiği pek çok şey ademoğlunun hayatını kolaylaş- tırmış, ona farklı bir dünya kapısı açmış ve yeni teknolojik icatların da vesilesi olmuştur. Her nevi akıl- lı telefon bugün; birkaç yaşından başlayan evlatlarımızdan, asırlık çınar olmaya namzet atalarımıza/ ninelerimize kadar sirayet etmiş, onların da olmaz olmazları arasına girebilmiştir. Bilhassa sosyal med- yanın, sosyal ama sanal olan bu mecraların etki alanı genişlemiş; devletlerin karar almalarına mü- dahale edebilecek kadar bağımsız ve bir o kadar da üzerinde düşü- nülmesi gereken bir alan haline gelmiştir. Türk gençliğine buradan düşen vazife; sosyal hayatındaki Mil- liyetçi-Ülkücü çizgiden ilhamla mutedil Müslüman Türk kimliği çerçevesi içerisinde hareket etmek olacaktır. Sosyal medyanın gücü bugün, pek çok ülkenin kaderini tayin noktasında önemli bir nok- tadadır. Her hadisenin iyisi/kötü- sü olmakla beraber sosyal medya kullanımı da bu şekilde ayrılmak- tadır. Sosyal medyanın Türk kültür dairesi içerisinde bir fikir yayıcı ve motive edici araç olarak kulla- nılması gerektiğini düşünmekte- yim. Nihayetinde fikirlere aracılık yapan iletişim bugün en çok sos- yal medya ile sağlanmaktadır. O zaman bizlere büyük iş düşüyor. Haydi, sosyal medyanın da Türk kültürünün de hakkını verelim! Eğilip-bükülmeyen, dengeli bir çizgiden sapmayan ve derdi yal- nızca Türkiye ve Türk’ün mefku- resi olan bir dil ile sosyal medyayı en güçlü olduğumuz alanlardan bi- risine çevirelim, ne dersiniz? Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 30.
    DOSYA KONUSU 58 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 59 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön TÜRKİYE’DE BEYİN GÖÇÜ SORUNU Okan MADEN Ülkelerin en değerli sermaye- leri hiç kuşkusuz ki medeniyet bi- rikimleridir. Gelecek vaat eden en kıymetli yatırımları, bilime yapmış oldukları yatırımlardır. Bir ülkenin gelişmesindeki ve ilerlemesindeki en temel yapı taşlarını, o ülkedeki farklı bilimsel alanlardaki çalışma- lar oluşturmaktadır. Diğer bütün alanlardaki ilerlemeler ve yenilikler ancak bilimin gelişmesinin bir tetik- leyici unsur olarak görev yapması ile gerçekleşecektir. Zira gelişim, yeni- lik ve ilerleyiş kavramları bir pira- mit biçiminde tasvir edilecek olursa bilimsel faaliyetler, bu piramidin ilk ve temel basamağı olarak karşımıza çıkacaktır. Üzerinde yaşadığımız dünya, var oluşundan bugüne meydana gelen olaylar, gelişmeler ve bu olayların sonuçları ile birlikte farklı evrelere girmiş; bu evreler neticesinde za- man, kimi otoriteler tarafından “çağ” adı verilen birtakım zaman dilim- lerine bölünmüştür. Çağlara damga vuran olgular ve olaylar vardır. İçe- risinde bulunduğumuz bu zaman di- limini etkisi altına alan unsurun akıl, bilim, teknoloji olduğu farklı merci- ler tarafından sıklıkla dile getirilmiş ve halen dile getirilmektedir. Hal böyle iken, bilim insanla- rına verilen önem de bir hayli yük- sek seviyededir. Bu önem devletler arasında rekabeti de arttırmakta ve bilim insanlarının, birbirine bağlı birçok sebep neticesinde bir ülkeden diğer ülkeye göçünü doğal yaşamın bir parçası haline getirmektedir. İşte burada, tarihin asırlardır birçok ör- neğine tanıklık ettiği fakat son yıl- larda özel bir adlandırma ile hafıza- larımızda yer tutan, sıkça işittiğimiz “Beyin Göçü” kavramı karşımıza çıkmaktadır. Beyin göçü; iyi eğitim almış, ni- telikli, yetenekli bireylerin kendi ül- kesinden başka bir ülkeye göç etme- si şeklinde kısaca tanımlanabilir. Be- yin göçü, beşeri sermayedeki talih- siz bir kayıptır. Beyin göçü, nitelikli ve eğitimli kişilerin yaşamlarının en verimli dönemlerinde enerjisini baş- ka bir ülkenin çatısı altında, o ülkeye hizmetler doğrultusunda harcaması da demektir. Bu bireylerin belirli bir süre zarfında meslekleriyle alaka- dar olarak bir ülkeye gidip muhtelif çalışmalar yaparak yahut birtakım eğitimler alarak tekrar ülkemize dönmesi durumunda kendilerine kattıkları tecrübe ve deneyim ciddi bir kazançtır. Bu kısa süreli ayrılık beyin göçü değildir, aksine bilim in- sanının kendisine ve onun daha ge- niş-sağlıklı çalışmaları ile ülkemize faydası dokunan bir yolculuktur. Geçmişi tahlil ederek beyin göç- lerinin başlangıç noktasına uzanmak istersek, neredeyse bilimin başlangı- cı kadar geriye gitmemiz gerekmek- tedir. Buna karşın beyin göçlerinin bir değerlendirmeye tabi tutulması, analiz edilmesi nispeten yakın tarih- lerdedir. Nitelikli bir birey yetiştirmenin devlet açısından maliyeti, azımsa- nacak bir düzeyde değildir. Eğitim sürecinde ve sonrasında devletimi- zin desteği ile yaptıkları çalışma- lara yapılan harcamalar ciddi bir meblağa tekabül etmektedir. Bunun yanı sıra sarf edilen emeklerin de kıymeti gözler önüne gelmektedir. Yetiştirilen birey beyin göçü ile bir başka ülkeye yerleştiği vakit, bu har- canan emek ve para devlet açısından önemli bir kaybı beraberinde getirir demek yanlış bir tespit olmayacaktır. Bu durum, ücretsiz bir şekilde bilim insanı ihracatı olarak tanımlanabilir. Beyin göçleri genellikle geliş- memiş yahut gelişmekte olan ülke- lerden, gelişmiş ülkelere doğru ola- rak gerçekleşmektedir fakat yalnız- ca sadece bu yönlü tek tip bir beyin göçünün olması söz konusu değildir. Gelişmiş ülkeler arasında da beyin göçleri yaşanmaktadır. Çoğunlukla gelişmemiş yahut gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş ülkelere doğru olan beyin göçlerini, dünyadaki den- gelere olumsuz yönde etki etmek- tedir. Gelişmiş ülkeler kaliteli bir beyin takımına sahip olduklarından refah seviyeleri gitgide artarken, ge- lişmekte olan ülkelerin gelişim hız- ları olumsuz etkilenmekte, gelişme- miş ülkeler yerinde saymakta hatta gerilemektedir. Mevcut bu durum, uluslararası eşitsizliği arttırmaktadır. Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru beyin göçleri de yaşanabilmektedir. Bu tip beyin göçlerinde temel esas, gidilen bölge- deki coğrafya ve ekosistem üzerinde araştırmak yapmak yahut bölgenin toplumsal yapısını incelemektir. Dünya üzerinde güney-kuzey yönlü beyin göçlerinin sebebi teknolojik gelişmeler ve eğitimdir. Kuzey-gü- ney yönlü beyin göçlerinin sebebi ise toplumsal bilimlerle ilgili uğraş- lardır. Beyin göçleri ile emek göçleri birbiriyle karıştırılmamalıdır. Emek göçleri işsizlik probleminin neti- cesinde zorunlu hallerde meydan gelmektedir. Kol gücü kullanılmak- tadır. Beyin göçlerine nazaran, nis- peten coğrafi konum olarak daha ya- kın bölgelere yapılmaktadır. Beyin göçlerinde temel amaç her zaman eğitime dairdir ve mesafelerin, ge- nellikle belirleyici bir etken olarak önemi yoktur. Beyin göçleri, “Sanal Beyin Göçleri” ve “Gizli Beyin Göçleri” gibi iki alt başlığa sahiptir. Sanal Be- yin Göçü, nitelikli bireylerin ülkele- rinden ayrılmaksızın internet aracı- lığıyla başka bir ülkenin hizmetinde çalışmasıdır. Gizli Beyin Göçü ise, nitelikli bireylerin kendi ülkelerinde yabancı kuruluşlarda çalışmalarıdır. Gelişen dünyada, bu iki tip beyin göçünün üzerinde durulması gerek- mektedir. Beyin göçleri, göç alan ülkelere önemli faydalar sağlamaktadır. Be- yin göçlerinden üst seviyede yararla- nan ülkelerin başındaAmerika Birle- şik Devletleri gelmektedir. ABD’nin sadece 1949 ile 1967 yılları arasında yüz bin hekim, mühendis ve bilim insanını beyin göçü aracılığıyla ka- bul ettiği bilinmektedir. Bu kitlenin bilime, sosyal alanda topluma ciddi katkılarda bulunduğu verilerle or- taya koyulmuştur. Dimitris yaptığı araştırmada ABD’nin beyin göçle- riyle ülkeye gelen hekimlerin katkı- larının ancak on iki yeni tıp fakültesi açılarak karşılanabileceğini ifade etmiştir. 1974 yılında Amerikan Kongresi’nin hazırladığı bir rapora göre ABD’ye beyin göçü ile gelen bilim insanlarının eğitim harcamala- rının ABD tarafından karşılanmamış olmasıyla elde edilen kazanç 835.5 milyon dolara yaklaşmaktadır. Bu konuda yapılan diğer araştırmalar ve sunulan raporlar da çarpıcı sonuçları ortaya koymaktadır. Beyin göçleri komplike olaylar- dır, temelinde yatan birçok neden bulunmaktadır Bu nedenlerin kendi içerisinde bir önem sırasına koyul- ması, birinin öncelik olarak belir- lenmesi yahut birbirleriyle kıyaslan- ması oldukça zordur. İlk olarak, bazı alanlarda verilen eğitimler yetersiz kalmaktadır. Özellikle meslekle- rindeki başarı grafikleri yukarılara taşımak isteyen bireyler, yeterli eği- timleri almak üzere yurtdışına çık- maktadır. Bu maksatla yurtdışına çı- kan kişilerin birçoğu eğitim aldıkları ülkede kalmakta ve beyin göçünün önemli bir kısmını oluşturmakta- dır. Bu kişilerden bazılarının devlet bursu ile yurtdışında eğitim almak üzere gönderildiği ve yine bazıla- rının ülkemizde dönmemeyi tercih ederek kendilerine verilecek para cezalarını ödemeyi tercih ettiği acı bir gerçek olarak karşımıza çıkmak- tadır. AR-GE faaliyetlerine yetersiz kaynak ayrılması, gereken önemin verilmemesi bir diğer sebeptir. Dü- şük hayat standartları da beyin gö- çüne zemin hazırlayan bir durumdur. Siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklar beyin göçlerini tetikleyen önemli bir detaydır. Esasen ülkemizdeki beyin göçlerine en çok etkide bulunan de- tay da budur. Uygun çalışma ortam- larının eksikliği, yeterli teknolojiyle donatılmış araç gereçlerin yoksun- luğu da bilim insanlarının çalışma- larını kısıtlayarak beyin göçlerine sebebiyet vermektedir. Fırsat eşit- liğinin olmaması, yeterli nitelikteki bireylerin yerine birtakım çıkarlar doğrultusunda farklı kişilerin tercih edilmesi de gözden kaçırılmamalı- dır. Yaşam tehlikesi, terör olayları da bir diğer nedendir. Beyin göçünün nedenleri ile yüzleşmek durumun- dayız. Aksi halde çözüm önerileri üretmekten oldukça uzak bir nokta- da bulunacağız. Bilim, insanlığın ortak mirası ve malıdır. Bilim bir hizmettir ve bu hizmet başta insanlığa katkı sağla- mak üzere yapılır. Bu sebeple bili- min ilerlemesi maksadıyla yapılacak çalışmalar nerede verimli ve başarılı bir şekilde gerçekleşecekse, orada yapılması akla ve mantığa en uygun olandır. Bunun yanı sıra, milletlerin kendi sahip oldukları bir medeniyet- leri vardır. Milletler, bu medeniyetin gelişmesi ile tarih arenasında varlı- ğını idame ettirmektedir. Şüphesiz ki medeniyet mefhumundan uzaklaşan milletler yok olmaya mahkumdur. Çağdaş uygarlık seviyesinden epey geride kalan milletler; bilimsel, kül- türel ve ekonomik açıdan zengin Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 31.
    DOSYA KONUSU 60 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 61 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön medeniyetlere bir şekilde esir bı- rakılacak ve her anlamda sömürge haline gelecektir. Bu yüzden bilim insanlarının, insanlığa hizmet etme ilkesine sadık kalarak kendi millet- lerinin bekasını ve değerlerini ön planda tutması gerekliliği; kaçınıl- maz bir gerçektir. Bilim insanlarımız vatanımızı terk edip, bir başka ülke- de çalışmalarına devam etmektense ülkemizde çalışmalarını sürdürme- lidir. Burada devletimize de ciddi bir görev düşmektedir. Devletimiz, bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde bilim insanlarımıza rahat çalışma alanları, uygun ve yeterli çalışma imkanları sunmalıdır. Onları ve ilim- lerini koruyacak her türlü tedbirler alınmalıdır. İşte bu karşılıklı şartlar, başarılı ve samimi bir biçimde haya- ta geçirildiği vakit beyin göçlerinin önüne geçilecek, hem milletimize hizmet edilecek hem de insanlığın ortak mirasına inancına bağlı kalın- mış olunacaktır. Bilimsel ilerlemeler sadece dü- şünce özgürlüğünün hüküm sürdüğü atmosferlerde yaşayabilir. Düşünce- lerin ifade edilmesinden çekinildiği, kaçıldığı bir ortamda bilimin ilerle- mesi söz konusu değildir. Zira bilim insanlarının, düşüncelerinden ötürü suçlanacakları, yargılanacakları hat- ta mahkum edilecekleri bir sonuçla karşı karşıya kalması mümkündür. Bu hal, bilimin taşıyıcısı olan bilim insanlarının yollarını tıkayan bu en- geldir. Düşünce özgürlüğü ortamına sahip olunmaması düşünceye veri- len değeri azaltmakta, böylelikle bi- limin ilerlemesi sekteye uğratmakta ve günümüzde beyin göçlerini bera- berinde getirmektedir. Düşünce öz- gürlüğünün sınırları ile insaniyetin ve vatanperverliğin çizgileri karış- tırılmaması hususuna elbette dikkat çekmek gerekmektedir. Galileo, dünyanın döndüğünü dile getirdi- ği için engizisyon mahkemelerinde yargılanmıştı, mahkum edilmişti. Bu onun çalışmalarına çekilmiş bir setti. Belki de birçok Galileo’nin ye- tişmesinin de önüne geçen bir setti. Tarihin tanımadan unuttuğu, kazan- madan kaybettiği nice yetenekler demekti. Takiyüddin’in emekleriyle Tophane’de bir rasathane kurul- muştu. Geride bırakılan dört sene- nin ardından dönemin şeyhülislamı Ahmed Şemseddin Efendi padişah III. Murad’ı, rasathanenin yıkılması için ikna etmişti ve İstanbul, dün- ya üzerinde daha önemli bir bilim merkezi olma şansını kaybetmişti. Hezarfen Ahmed Çelebi, insanların bazı gereçler kullanarak uçabilece- ğini iddia etmiş ve bu iddiasını da Galata Kulesi’nden Üsküdar’a ken- di yaptığı kanatlarla uçarak kanıt- lamıştı. Önce dönemin padişahı IV. Murad tarafından ödüllendirilmiş fakat yılmadan yaptığı çalışmala- rın karşılığında, elinden birçok iş gelen, uçmayı başarabilen bu adam korkulacak biri olduğu iddiasıyla Cezayir’e sürgün edilmişti. 1930 ve 1940’lı yıllarda Avrupa’daki bu- naltıcı Nazi baskılarının sonucunda Einstein, Freud, Erich Fromm gibi önemli bilim insanları ABD’ye göç etmiştir. Yine aynı dönemde birçok bilim insanı Türkiye’ye gelmiştir ve üniversitelerin gelişmesinde önemli katkılar sağlamışlardır. Tarihin bu ve benzeri örneklerin nicelerine sa- hip ders çıkarılması gereken bir bo- yutu vardır. Türkiye’de beyin göçleri 1960’ların ortalarına doğru başla- mıştır. İlk beyin göçü dalgalarını doktorlar, ardından mühendisler gerçekleştirmiştir. Günümüzde de azımsanamayacak bir düzeyde be- yin göçü ile bilim insanlarımızı kaybetmekteyiz. Bugün yetiştirilen gençlerin bu hususa dair düşünce- lerini ve gelecek planlarını belirle- mek ve değerlendirmek maksadıyla, örneklem olarak belirlenen bir grup üzerinde yapılan araştırmalar genç- lerin yurtdışında yaşamak ve eğitim almak fikirlerinden pek uzak olma- dıklarını ortaya koymaktadır. Üste- lik doktorlar ve mühendislerle baş- layan beyin göçü dalgaları, bugün sosyal bilimler de dahil olmak üzere bütün dalları içerisine alacak bir bü- yüklükle devam etmektedir. Şubat 1994’daki istatistikle- re göre, o dönemde Türkiye’den eğitim almak amacıyla yurtdışına burslu olarak gönderilen öğrenci- lerin yaklaşık %25’i ülkemize geri dönmemektedir. 1982-1994 yılla- rı arasında yurtdışına Milli Eğitim Bakanlığı’nca burslu olarak gönde- rilen 1600 öğrenciden 500’ü devle- te tazminat ödeyerek ülkemize geri dönmemeyi tercih etmiştir. Şubat 2002 tarihli diğer bir istatistikte ise 1987-2002 yılları arasında 27 farklı ülkeye toplam 3.504 öğrenci gönde- rildiği fakat bunların 400’ünün geri dönmediği tespit edilmiştir. Ülkeler beyin göçleriyle bilim insanları çekebilmek için bir cazi- be oluşturmak maksadıyla birtakım çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışma- ların en önemlileri uluslararası are- nada etkili bir propaganda ve bilime dair bilinçli politikalardır. Elbette bi- lim insanlarının ülkeye gelmelerini ve yerleşmelerini de kolaylaştıracak yasal düzenlemeler de yapılmalıdır. ABD 1960’larda göçmen yasasını, nitelikli ve eğitimli bireylerin göç- lerini kolaylaştıracak şekilde değiş- tirmiştir. Bununla birlikte, ABD’ye iyi yetişmemiş, niteliksiz bireylerin yerleşmesi de zor bir süreçtir. ABD, bu noktada tedbirlerini yasal düzen- lemelerle almıştır. Türkiye maalesef bu konuda zayıf kalmaktadır. Tür- kiye, özellikle Sovyetler Birliğinin dağıldığı dönemde bilim insanlarını çekebilecek bir durumda mevcut iken bu fırsattan yararlanamamıştır. Beyin göçlerinin önüne geçi- lebilmesi için ilk olarak bu soruna gereken önem verilmeli ve bu sorun etraflıca ele alınmalıdır. Sıkça değiş- tirilmeyen, adil ve modern bir eğitim sistemi hayata geçirilmelidir. Birey- ler, yeteneklerine göre mutlu ola- bileceği, ilgi duyabileceği alanlara yönlendirilmelidir. Devletimiz bilim ve teknoloji politikaları geliştirmeli- dir. Dünyadaki yenilikler anbean ta- kip edilmeli, ülkemize en uygun ve en hızlı bir şekilde uyarlanmalıdır. Bilimsel çalışma alanları genişletil- meli ve iyileştirilmelidir. Bilim, tek- noloji, eğitim gibi temel yapı taşları siyasi çekişmeler ve değişimlerden uzak tutulmalıdır. Herkesin ortak bir şekilde kabul ve hizmet ettiği bir yapı haline büründürülmelidir. Ülkeler eğitim anlamında topar- lanma aşamasına girdiği vakitlerde yurtdışında yaşayan bilim insanla- rını ülkeye dönmeye davet ederler. Bilim insanlarının döndüğünde on- ları karşılayacak, çalışmalarına ra- hatlıkla devam edebileceği imkanlar ve ortamlar hazırlarlar. Üniversite- lerde dersler vermek üzere kadrolar açarlar. Böylelikle bilim insanları bireysel çalışmaları ile ülkenin mev- cut vaziyetine katkıda bulunurlar, üniversitelerde verdikleri dersler- le gençliğin gelişimine ve iyi eği- tim almalarına katkıda bulunurlar. Gençliğe yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırım demektir. Sonuç ola- rak bu ülke, hem bugününe hem ya- rınına yatırım yapmıştır. Maalesef, Türkiye’de bu konuya duyulan özen ve ortaya konulan faaliyetler yeter- siz kalmaktadır. Türkiye, sahip olduğu genç nü- fus yoğunluğu ile dünyada dikkat- leri üzerine çekmektedir. Zira genç nüfus, oldukça büyük bir potansiye- le sahiptir. Türkiye’nin beyin göçü ile yabancı bir ülkede ikamet eden, yurtdışında çalışmalarına devam eden değerli bilim insanları vardır fakat yurtdışında olmalarından ötürü ülkemize hizmette bulunamamakta- dır. Bu durum birçok olumsuz so- nuçla birlikte, bilim insanları-genç- lik arasında da bir kopukluk oluş- turmaktadır. Bu kopukluk ivedilikle tamir edilmeli ve sağlam temeller üzerinde bir köprü atılmalıdır. Bu köprü, milletimizin geleceğe uzanan yolunun kilit kısmıdır. Beyin göçleri nitelikli, eğitimli ve yetenekli bireylerin kendi ülke- lerinden ayrılmaları ile meydana gelmekte ve dünyadaki çoğu ülkeye telafisi zor, olumsuz sonuçlar doğur- maktadır. Beyin göçlerinin olumsuz etkilerine maruz kalan ülkeler ve be- yin göçlerinden nemalanarak somut- soyut zenginliğine ve sermayesine katkıda bulunan ülkeler arasındaki uçurumu arttırarak, dünyadaki eşit- sizliği geri dönülmesi zor bir boyuta taşımaktadır. Gelişmekte olan ül- keler kategorisinde değerlendirilen Türkiye de beyin göçü sorunu ile karşı karşıyadır. Birçok sebebe ve beraberinde sonuca sahip olan beyin göçlerinin bir anda önüne geçilmesi zordur, belirli bir süre ve emek is- temektedir fakat imkansız olan bir hadise değildir. Bilim ve teknoloji- ye verilen önemin arttırılması, bilim insanlarının ihtiyaç ve isteklerine kulak verilmesi, günlük yaşamda huzursuzluğa neden olan toplumsal problemlerin çözüme kavuşturul- ması, modern bir eğitim sistemi gibi gerekliliklerin yerine getirilmesiyle aşılabilecek bir problemdir. Geliş- melerin tarih boyunca maksimum hıza ulaştığı bu zaman diliminde, tam bağımsız bir şekilde dünya dü- zenine ayak uydurup, ayakta kala- bilmek için beyin göçlerine neden olan unsurların ortadan kaldırılması gerekmektedir. KAYNAKÇA: KURTULUŞ, Berrak. Beyin Göçü: Geçmişte, Günümüzde ve Gelecekte. ERDOĞAN, İrfan. Beyin Göçü ve Türkiye. KAYA, Muammer. Beyin Göçü/ Entelektüel Sermaye Erozyonu, Bil- gi Çağının Gönüllü Göçerleri Beyin Gurbetçileri. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 32.
    DOSYA KONUSU 62 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 63 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön TARİH BİLİNCİ VE GENÇLİK Emre ÖZBEY Ülkü Ocakları Aydın İl Başkanı Gençlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dö- nemidir. Ergenlikle başlayan hızlı büyüme, gençlik çağının sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. BM Örgütünün tanımına göre genç, 15-25 yaşları arasında, öğre- nim gören, hayatını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bu- lunmayan kişidir. Gerçekten gençlik hem toplumsal, hem biyolojik, hem de ruhsal bir kavramdır. Türk top- lumu gerçek anlamda genç bir top- lumdur. Zira nüfusumuzun % 60’ını 25 yaşın altındaki çocuk ve gençler oluşturmaktadır. Tarih; geçmişte yaşamış insan topluluklarının yaşayışlarını yer ve zaman belirterek, neden sonuç iliş- kisi içerisinde, belgelere dayanarak inceleyen objektif bir bilim dalıdır. İnsanların geçmişten günümüze kadar sosyal, ekonomik ve siyasal faaliyetleri, meydana getirdikleri kültür ve uygarlıklar; kısacası her türlü insan faaliyeti tarih biliminin konusunu oluşturmaktadır. Sosyal bilimlerin temeli olarak kabul gören tarih, milletlerin hafızası olarak de- ğerlendirmek yanlış olmayacaktır. Bu açıdan değerlendirildiğinde bir milletin tarihini iyi bilmesi ve gele- cek nesillere aktarabilmesinin önemi daha iyi anlaşılır. Bilinç; insanın kendisini, çevre- sini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama, fark etme yetisi olarak ifa- de edilir. Milli Bilinci ise şu şekilde tanımlayabiliriz: Bireylerin, gele- neksel değerlerini koruyarak geli- şimlerini sürdürmeleri, mensubu ol- dukları milletin değerlerini hakkıyla benimsemeleri ve kavrayabilmeleri, devletine ve mensubu olduğu millete faydalı bir birey olabilmeleri, tarih- sel gelişim süreçlerinin birikimiyle milli güç ve hassasiyetlerinin farkı- na varabilmeleri ve ileriki nesillere milli ülkülerini aktarabilmeleri; tüm bunların sonucu olarak da , bilimsel ve ekonomik olarak kalkınmış, güç- lü bir devlete sahip olan güçlü bir millet hedefine varılabilmesi, mil- letinin karşılaşabileceği yokluk ve imkânsızlıklar karşısında, sarsılmaz bir inanç ile her türlü engelle başa çıkabilme gücüdür. Kısacası tasada ve sevinçte bir milletin topyekûn tepki verebilmesidir. Yeni nesiller- de milli bilincin oluşabilmesi ancak sağlıklı bir tarih bilincinin yerleş- tirilebilmesi ile mümkün olabilir. “Tarihçilerin Kutbu” merhum Halil İnalcık “Tarihimizi millete iyi öğ- retmek icap eder. Bu bütün dünyada böyledir. Milletler medenileştikçe tarih tedrisatı ehemmiyet kesbeder. Bir milletin ilerlemesi, hatta yaşa- ması için, tarih şuuruna sahip olması lazımdır. İngiltere’nin kudreti, tarihe saygısından gelir. Tarih, geleceğimiz için sonsuz bir kaynaktır.” Sözleriy- le konunun önemini vurguluyor. Öncelikle, geçmişten günümüze milletimizin tarih aktarımının nasıl gerçekleştiğine kısaca değinmekte fayda var. Köklü ve zengin bir tarihe sahip olan Türk milleti, sahip olduğu bu mirası sonraki nesillere aktarma- ya çalışmıştır. Bunu yaparken İslam öncesinde en yaygın sözlü edebi tür olan destanlar önemli bir yer tutmuş- tur. Bu destanlar aracılığıyla yeni nesillere cesaret vermeye, yaşanmış olaylardan ders çıkarmalarını sağla- maya çalışmışlardır. Nitekim yazılı edebiyatımızın ilk ürünü olarak ka- bul gören Göktürk Kitabelerinde de bunun yansımalarını görmek müm- kündür. Selçuklular ve Osmanlı Devleti’nin Tanzimat’a kadar olan döneminde tarih yazıcılığı genelde hükümdarların yaşantılarından ke- sitler, zaferleri ve yaptıkları hayır işlerinin anlatıldığı eserler olmuş- tur. Bununla birlikte Hz. Peygamber (S.A.V)’in hayatı mutlaka anlatıl- mıştır. Ancak bu aktarım dar bir ke- sim ile sınırlı kalmış, halk arasında destanlar, menkıbeler, türküler ara- cılığıyla tarih aktarımı sürmüştür. Osmanlı tarihçiliğinin veya tarih yazıcılığının tek bir konuyu esas al- madığı söylenebilir: Ne tek başına İslam’a, ne din propagandası yoluy- la yayılan etnik gruba, ne de Türkler gibi tek bir ırka hasredilmiştir. Os- manlı tarihçiliği imparatorluk siya- setinin bir ürünü olarak hepsinin bir karışımından oluşuyordu. Diğer im- paratorluk tarihleri gibi geleneksel Osmanlı tarihçiliği de temelde gele- cekte hatırlamak amacıyla olayların destansı bir aktarımı yoluyla siyasal meşruluk için bir temel oluşturuyor- du.(Ortaylı, 2005: 66-67) Tarih, bir ders olarak XIX. yüz- yılda uluslaşma süreci ile müfredat- lardaki yerini almış bir disiplindir. Ülkemizde de tarih bir ders olarak ilk kez Tanzimat reformlarından son- ra okul programlarına girmiş. 1869 Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi ile ilk düzenli okul müfredatı hazırla- nırken, tarih dersi bu müfredatın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Tanzimat döneminde yeni tarih yazma yöntemleri benimsenmeye başlamış geleneksel tarih anlayışın- dan pragmatik yönteme geçiş ger- çekleşmiştir. Ahmet Cevdet Paşa, tarihin sadece olayların kronolojik bir sıralaması değil insanoğlunun tecrübesinin, kaynakların tenkidi de- ğerlendirilmesi yoluyla incelenmesi gerektiğini kavrayan ilk Osmanlı tarihçilerinden biri olarak “Tarih-i Devlet-iAliyye” (Cevdet Tarihi) adlı eserini yazdı. (Ortaylı, 1986:163- 164) II.Meşrutiyet döneminde, tarih daha millici bir yaklaşımla aktarıl- maya çalışılmıştır. Tarih aktarımı yapılırken daha ziyade kişilerin zaferleri aktarılmış, siyasi ve askeri tarih ön plana çık- mıştır.Türk Milleti’nin siyasi ve as- keri olarak dünya tarihine iz bırak- tığı bir hakikattir. Ancak, milletimi- zin tarihinin sadece askeri ve siyasi tarihten ibaret olmadığını da kabul etmek gerekir. Milletimiz, kılıcıyla ve teşkilatıyla olduğu kadar; kalemi, sanatı, bilimi ile de dünya tarihine iz bırakmıştı. Geçmişten günümüze, yeni nesillerde tarih bilinci oluştu- rurken üzerinde durulması gereken en önemli durumlardan biri de bu olmalıdır. Gençlerimizde tarih bilincini yerleştirmeye çalışırken basmakalıp yöntemlerin dışına çıkılması gerek- tiğinin farkına varılabilmesi önemli- dir. Sadece savaşların tarihlerini ez- berleterek, arzulanan tarih bilincini yerleştirmek hayal olacaktır. Örne- ğin İslam Öncesi Türk toplumunun birbirine kenetlendiğinde çok önem- li siyasal ve askeri başarılar elde ettiği bir vakıadır. Bununla beraber aynı toplumun askeri ve siyasal yön- temlerle değil, farklı yollar izlenerek parçalandığı ve yenildiğini aktar- mak gereklidir. Fatih’in çok genç yaşta İstanbul’u fethettiğini anlatı- rız. Ancak Fatih’in nasıl bir eğitim- den geçtiğini de anlatmak zaruridir. İstanbul’un büyük fedakârlıklarla ve müthiş bir askeri güçle ele geçirildi- ği kadar, iman ve bilimin katkısının da bu fetihte ne kadar önemli bir rol oynadığını vurgulamak gereklidir. Mustafa Kemal’i, Atatürk yapan eğitimi, yaşadıklarını ve şartları iyi analiz etmek gereklidir. Yetişen yeni nesillerde tarih bi- lincinin oluşturulmasında tarih der- sinin önemi çok büyüktür, ancak kelimenin tam anlamıyla bir açık hava müzesi olan ülkemiz, insanlı- ğın ilk dönemlerinden itibaren çeşit- li uygarlıklara ev sahipliği yapmış- tır. Kadim toplulukların, ilkçağdan itibaren durağı olmuştur. Hatti, Hitit, Frig, Pers İmparatorluğu, Make- donya Krallığı, Bergamalılar, Roma İmparatorluğu, Bizans gibi pek çok devlet bu topraklarda yaşamışlardı. Bu özelliğiyle zengin mirasa sahip olduğumuzun bilinmesi gerekiyor. Gençlerimizin bu mirası görmele- ri, anlamaları mirasa sahip çıkma- ları ve ileriki nesillere aktarmala- rı açısından mühimdir. Malabadi Köprüsü’ndeki güzelliğin, Divriği Külliyesi’ndeki zarafetin, Topkapı Sarayı’ndaki asaletin, Selimiye’de- ki dehanın, Sultanahmet’teki ihti- şamın, Çanakkale’deki fedakarlığın gençlerimize yerinde gösterilmesi- nin onlarda uyandıracağı duyguları ve oluşturacağı bilinci tahmin etmek zor değildir. Bu kavramlardan hareketle, az önce de vurgulandığı gibi, nüfusu genç olarak tanımlanabilecek asil milletimizin evlatlarına doğru bir tarih bilinci kazandırabilmek büyük bir önem arz etmektedir. Biz biliyo- ruz ki geçmişini bilmeyen bugünü kavrayamaz, bugünü bilmeyen ge- leceğe yön veremez. Gençlik, insan ömrünün en kıymetli hazinesi, hayat mevsimlerinin bahar faslıdır. “Ağaç yaşken eğilir.” atasözünün ifâde ettiği gibi, şahsiyet ve karakterin şekillendiği, önemli bir zaman di- limidir. Ayrıca gençlik; çalışkanlık, zindelik, cesaret, metânet, heyecan ve kuvvet mevsimi olması sebebiy- le, ayrı bir önem taşımaktadır. İnsan ömrünün en güzel çağının boş heva ve heveslerle harcanmaması, bu kıy- metli vaktin doğru kullanılması ge- rekmektedir. Yüzünü yeni yüzyıla, milli hedeflere dönmüş Türk Mille- tinin istediği amaca ulaşabilmesinin yegâne destekçisi asil milletimizin Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 33.
    DOSYA KONUSU 64 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 65 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön vatansever gençleri olacaktır. Bu- nun için, her alanda, her sektörde dünya ile rekabet edebileceğimiz bir kararlılığı ve yapılanmayı ortaya koymamız şarttır. Türkiye, “Türkiye olarak kalabildiği” ve etkin olabildi- ği sürece vardır ve değerlidir. Bu se- beple, her bilim dalında, her alanda kendi aydınlarımızı yetiştirmemiz, ülkemizi teknoloji ve bilgi üreten bir konuma getirmemiz zorunludur. İşte bu noktada, en az bunlar kadar zo- runlu olan konuların başında gençle- rimizin tarihiyle ve milletiyle barışık bir tarzda yetişmesi, milli bilincin ve duyarlılıkların tabii bir süreç haline gelmesidir; çünkü bilgi, inanç, azim ve ülkü aşkı ile donanmış genç ne- sillerin yenemeyeceği hiçbir zorluk, ulaşamayacağı hiçbir hedef, başara- mayacağı hiçbir iş yoktur. Gençliğimiz bu hedeflere yü- rürken rehberi ne olacaktır? Bu so- runun cevabı gene asil milletimizin tarihinde gizlidir. “Atasını bilmek!” işte anahtar kelime budur. İletişim kanallarının çoğaldığı, internetin ve sosyal ağların hayatın pek çok sa- hasında egemen olduğu günümüzde gençler, zamanlarının büyük bölü- münü sanal ortamlarda harcamak- ta ve oradan gelecek olan her türlü zihinsel ve kültürel deformasyona maruz kalmaktadırlar. Kendine sa- nal kahramanlar bulan gençlerimiz kendi tarihlerinden giderek uzak- laşmaktadır. Gençlerin kendi kim- liklerini bulabilmesi küçük yaştan itibaren verilecek tarih bilinci ve tarih eğitimi ile mümkündür. Ta- rihin her döneminde “Kahraman” yetiştirebilen asil milletimizin, gençlerimizin sanal kahramanlara ihtiyacı yoktur. Onun kahramanı 21 yasında çağ açıp, çağ kapatan, Peygamber Efendimiz(S.A.V)’in övgüsüne mazhar olan Fatih sul- tan Mehmet’tir. Onun Kahramanı “ümitsiz bir savaş” olarak nitelen- dirdiği bir savaşta dahi komutanlık ve teşkilat kurma becerisini gösteren Mustafa Kemal’dir. Onun kahrama- nı genç bir subayken Turan aşkıyla yaktığı meşaleyi dünyanın en büyük gençlik hareketine dönüştüren Baş- buğ Alparslan Türkeş’tir. Onun kah- ramanı gençliğin komünizm belası- na düştüğü, ülkenin dış güçlerinin uydusu haline getirilmeye çalıştığı bir dönemde canını seve seve mem- leketi uğruna feda eden ülkücü genç- liğin her bir ferdidir. Bugün geçmişe nazaran günü- müz gençleri yoğun bir teknoloji ve iletişim bombardımanı altındadır. Gençlerin dünyasındaki en önem- li değerler cep telefonu, bilgisayar, internet, televizyon olmuştur. Ken- di ifade etmekte zorlanan, iletişim sorunu yaşayan gençler toplumda giderek artmaktadır. Bunun sonu- cu olarak da kendi sanal dünyasın- da aldığı beğeniler ile itibar ölçen, yazdığını birçok kişi görüyor diye her konunun uzmanı kesilen, hatta kendini olduğundan farklı gösterme eğiliminde bulunan bir kitle oluş- maya başlamıştır. Asil milletimizin yegâne umudu olan gençlerimizin çağımızın bir takım olumsuzlukla- rından etkilenmemesi, bedenen ve ruhen sağlıklı ve eğitimli bir şekilde varlığını sürdürmesi, kültürel değer- lerini yaşaması, daha iyi bir gelecek sağlanması için gençlerimizi tarih bilinciyle yoğurmalı, onlara tarihi- mizi doğru bir şekilde öğretmeliyiz. Onları tarihin ışığında doğru hedef- lere, doğru rehberlerle yönlendirme- liyiz. Başbuğumuz, “dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgar tayin eder” demiştir. Bizler yaprağız; milletimiz ağacın gövdesi, tarihimiz ve tarihi- mize ışık tutanlar da köklerini oluş- turur. Bu öyle bir ağaçtır ki yapraklar gün olur gövdeyi ayakta tutan kök- lere dönüşebilir. Tarihimizde, yap- rakken kök olan, gençlerimizin rol model alacağı çok sayıda şahsiyet var: Tomris Hatun, Metehan, Attila, Bilge Kaan, Tonyukuk, Boğarık Ha- tun, Tuğrul ve Çağrı Beyler, Alpars- lan, Sencer, Maturidî, Ahmet Yesevî, Farabî, İbn Sina, Birunî, Harezmî, Kılıçarslan, Hacı Bektaş, Yunus Emre, Orhan Bey, Fatih, Yavuz, Kanunî, Süyümbike, Uluğ Bey, Ta- küyiddin, IV.Murat, Hatice Turhan Sultan, II.Mahmut, II.Abdülhamit, Nene Hatun, Ali Kuşçu, Katip Çele- bi, Mimar Sinan, Itrî, Fuzulî, Naima, Enver Paşa, Seyit Onbaşı, Yörük Ali Efe, Atatürk, Atsız, Alparslan Tür- keş her gencin örnek alabileceği abi- de şahsiyetlerdir. Necip Fazıl’ın dediği gibi “Kim var!” diye seslenilince, sağına ve so- luna bakınmadan, fert fert “ben va- rım!” cevabını verici, her ferdi “be- nim olmadığım yerde kimse yoktur! “ duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik ancak düşünen, doğru okuyan, sorgulayan ve tarihi- ni bilen gençliktir. O gençlik tarihle yoğurulacak, kutlu dergâhlarımız olan ocaklarda pişecek ve memleket sathına Türk Milliyetçiliğini, nakış nakış işleyecektir. KAYNAKÇA ORTAYLI, İlber. (2005), Gele- nekten Geleceğe, (11. Baskı). İstan- bul. Ufuk Kitapları Yayınları. ORTAYLI, İlber. (1986), Cevdet Paşa ve Osmanlı Tarihi Ahmet Cev- det Paşa Semineri, İstanbul, 27-28 Mayıs 1985 Bildirisinden Ayrı Ba- sım ERGİN, Muharrem. Orhun Abi- deleri İNALCIK, Halil OKUMA KÜLTÜRÜ VE GENÇ BİREYLERDE OKUMA ALIŞKANLIĞI ÜZERİNE Betül Kübra GÜNGÖRDÜ OKUMA OLGUSU (TANIM) Okuma hakkında değişik tanım- lar yapılmış ve okuma sözcüğüne değişik anlamlar yüklenmiştir. Oku- ma kavramı toplumdan-topluma ve zaman içinde değişmekte, yeni biçimler almaktadır. Okuma, çe- şitli gelişme aşamalarından oluşan karmaşık bir süreçtir. Okuma, bası- lı ya da yazılı işaretleri yorumlama ve adlandırma amacı ile zihnimizin göz ve ses organlarımızla birlik- te ortaklaşa yaptığı etkinlik olarak tanımlanabilir. Okuma, her dilin kendi kurallarına uyarak yazılı me- sajları sözlü mesaj haline getirmek, kavramak, muhakeme yürütmek ve yargıya varmaktır. Okuma, bir yazı- yı, sözcükleri, cümleleri, noktalama işaretleri ve öteki öğeleri ile görme, algılama ve kavrama sürecidir. Bir ülkenin sosyal ve ekonomik kalkın- mışlığının göstergelerinden biri de kitap sayısıdır. Bu yüzden ülkeler, ilkokuldan üniversiteye kadar okul programları içinde okumanın yerini en başa koymuşlardır. Millî Eğitim Türkçe Programı’nın genel amaçları şöyle sıralanmıştır: 1) Öğrencilere, görüp izledik- lerini, dinlediklerini, okuduklarını tam ve doğru olarak anlama gücü kazandırmak; 2) Onlara, görüp izlediklerini, dinlediklerini, okuduklarını, incele- diklerini, tasarladıklarını söz ya da yazı ile doğru ve amaca uygun ola- rak anlatma beceri ve alışkanlığını kazandırmak; 3) Öğrencilere Türk dilini sevdirmek, kurallarını sezdirmek; onları Türkçeyi gelişim süreci için- de bilinçle, özenle ve güvenle kul- lanmaya yöneltmek; 4) Onlara dinleme, okuma alışkanlık ve zevkini kazandırmak; estetik duygularının gelişmesine yardımcı olmak; 5) Türlü etkinliklerle öğrenci- lerin kelime dağarcığını zenginleş- tirmek; 6) Onların milli duygusunu ve coşkusunu güçlendirmede kendi pa- yına düşeni yapmak; 7) Sözlü ve yazılı Türk ve dünya kültür ürünleri yoluyla, Türk kültürünü tanıma ve kazandırmada Türk yurdunu ve ulusunu, doğayı, hayatı, insanlığı sevmelerinde yar- dımcı olmak; 8) Onlara, bilimsel, eleştirici, doğru, yapıcı ve yaratıcı düşünce yollarını kazandırmada Türkçe der- sinin payına düşeni gerçekleştirmek- tir. Yukarıda sıralanan amaçların gerçekleştirilmesinde okumanın rolü büyüktür. Gerek Türk dilinin öğretilmesinde gerek öğrencinin kişiliğinin tamamlamasında ve kül- türünü öğrenebilmesi için çocuklara okula başladığı ilk günden itibaren okuma alışkanlığının kazandırılması gerekmektedir. Anlama, anlatma ve dilbilgisi öğretimi üzerine kurulan Türkçe dersi ve Türkçe öğretmeni, okuma konusunda üzerine düşen vazifeyi yerine tam olarak getirmelidir. Emin Özdemir, bu konuyu şöyle dile ge- tirmektedir: Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 34.
    DOSYA KONUSU 66 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr 67 DOSYA KONUSU Ülkü Ocakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön Anadilimizi ustalıkla kullana- bilmenin ölçüsü nedir? Bu soruyu en yalın bir biçimde şöyle yanıtla- yabiliriz. Okuduğumuzu ve dinle- diğimizi anlayabilme; anladığımızı anlatabilme… Okuduğunu ve dinle- diğini anlamayan, anladığını da söz ve yazıyla anlatamayan bir öğrenci- nin hiçbir derste başarılı olabileceği düşünülemez. OKUMANIN ÖNEMİ VE İŞ- LEVİ Gelişmiş ülkelerin okuma alış- kanlığı ile ilgili sorunları ciddi ve hızlı bir biçimde ele alarak çözüm- lemiş olmaları okumanın toplumsal önemini ortaya koymaktadır. Oku- yarak, günümüzde büyük boyutlara ulaşmış bulunan bilgi birikiminden yararlanabiliriz ve diğer insanlarla iletişim kurabiliriz. İnsan okuyarak, zihinsel bir gelişme gösterir. Bu ge- lişme, anlayışın ve kavrayışın ge- lişmesini sağlar. Zihin okuduğu her yazıdan bir şeyler öğrenir. Bu öğren- me bireyin bilinçlenmesini, hayatına daha kolay yön vermesini sağlar. Okumak, zihin kısırlığının başlıca ilacıdır. Zihin okumakla açılır, ol- gunlaşır, bütün fizik ve moral alem okumakla geçit bulur. Okuma, toplumsal yaşamın te- mel ihtiyaçlarından biri durumun- dadır. Bireyin entelektüel gelişimi- nin temeli olan okuma, teknolojinin damgasını vurduğu çağımızda top- lumsal bir güç niteliğine bürünmüş- tür. Kişinin bireyleşmesi ve içinde yer aldığı toplumla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi en başta okuma gücü kazanmasına bağlıdır. Bireyin anla- ma gücünü geliştiren, bilgi dağar- cığını zenginleştiren okuma, öğren- menin de temel aracıdır. Okuma ile değişimin bilincine varabilen bireyin doğru seçim yapmasının, bir ülkede demokratik yapının yaşatılmasında da önemli bir yeri vardır. Okuma sadece bilgi edinmede, kafamızda oluşan sorulara cevap bulmada ya da tecrübeleri paylaşma- da kullanılan bir araç değildir. Birey okuyarak anlama, seçme, kestirme gücünü de geliştirir. Okuma, insan kişiliğini geliştiren, düşünce dona- nımını zenginleştirdiği gibi duyarlı- lığını da yeniden kurup biçimlendi- rebilir. Makale, deneme, köşe yazısı, eleştiri, röportaj gibi yazılar, insan düşüncesini genişletir, bilgi dağarcı- ğına yeni bilgiler katar; roman, hika- ye, şiir gibi ürünler ise insan yaşa- mını zenginleştirir, dünya sınırlarını genişletir. Kültür, toplumsal bir gelişme süreci ve bunun sonraki nesillere ak- tarılmasıdır. Bu tanıma göre okuma- nın kültürel etkinlik boyutunun da kuşaklar arasındaki bağları kurmak, onları birbirine bağlamak etkinliği vardır. Toplumsal yapı bir değişim süreci içindedir. Bu değişme ve ge- lişme süreci içinde insanların birbir- lerine yabancılaşmaması, kuşakların birbirinden kopmaması kimi değer yargılarında birleşmelerine bağlıdır. Bu değer yargılarını kazanmada, bi- reylerin birbirlerini ve çağlarını ta- nımada yazılı ve basılı kaynakların önemli bir yeri vardır. İşte, okuma, bireyleri bu kaynaklara götüren, on- lardan yararlanmalarını sağlayan bir araçtır. İnsanların toplum içindeki dav- ranışlarını çevresi ve bu çevrenin oluşturduğu kültür şekillendirir. Bu düşünce doğrultusunda okuma alış- kanlığının kazandırılmasında top- lumun önemli bir rol oynadığı ve bireyin okuma davranışını geliştir- mesini etkilediği söylenebilir. Bü- tün bunlardan yola çıkarak okuyan kişinin gelişmiş bir zihin ve kişiliğe sahip olabileceği, yaşadığı toplumun değer yargılarını anlayabileceği söy- lenebilir. Okuyan toplumun da ve- rimli bir ekonomiye, demokratik bir yapıya ve sağlıklı bir vücuda sahip olacağıdır. GENÇLERDE ve ÇOCUK- LARDA OKUMAALIŞKANLIĞI Türkçe sözlükte “alışkanlık” şöyle tanımlanmaktadır. “Bir şeye alışmış olma durumu, iç ve dış et- kilerle davranışların tekrarlanması, hep aynı biçimde gerçekleşmesi so- nucu beliren, şartlanmış davranış”. “alışmak” fiili de, “Bir işi tekrarla- yarak kolaylıkla yapabilmek; yadır- gamaz duruma gelmek; sürekli ister olmak” biçiminde ifade edilmekte- dir. Alışkanlıklar ve tutumlar, küçük yaşlarda başlayan öğrenme süreci sonucu gelişir. Belirli bir davranışın görülmesi için çok tekrar edilme- si, bireye bir zevk vermesi gerekir. Alışkanlık tutum ve ortama bağlı olarak ortaya çıkar ve bu bir davra- nışa dönüşür. Okuma alışkanlığı, bireyin oku- mayı bir ihtiyaç olarak algılaması sonucu, hayat boyu sürekli ve dü- zenli bir biçimde gerçekleştirmesi anlamına gelir. Okuma alışkanlığı- nın oluşmasında diğer alışkanlıklar- da da olduğu gibi en uygun dönem çocukluk ve gençlik dönemidir. Ki- şilik oluşumunun ve yaşama ilişkin ilk deneyimlerinin yaşanmaya baş- landığı, algılama ve etkilenmenin en yoğun olduğu çocukluk dönemi ile bedensel ve ruhsal gelişmenin hızlandığı ve yaşama hazırlık diye nitelenen gençlik dönemi, okuma alışkanlığının oluşturulması yönün- den birbirinin devamı olmasına rağ- men, ailenin etkisi yönünden bazı farklılıklar taşımaktadır. Çocukluk döneminde en belirleyici etki ve rol aileden gelmektedir. Her okuma belli bir amaca yö- nelik gerçekleştirilir. Gazete oku- yarak dünyada ve ülkemizde olup bitenlerden haberdar oluruz. İş ve uğraş alanlarımızla ilgili bir kitabı okur, gelişmeleri, değişmeleri izler, bu konudaki bilgilerimizi tazeleriz. Her ne suretle olursa olsun okumak, bir amaç için yapılır; eğlenmek, boş vakit geçirmek, günlük yorgunluğu atmak, gelişen olaylardan haberdar olmak, sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişmeleri takip et- mek, bilinmeyen şeyleri öğrenmek gibi. Bir okuyucunun okuma alış- kanlığı tanımlamak için, neleri, ne zaman, nerede ve nasıl okuduğunu ve okuduklarını hangi yolla elde ettiğini belirtiriz; bunun yanı sıra okuma alışkanlığı tanımına, okuyu- cunun izlediği okuma stratejisi de girmektedir. Okuma alışkanlığını tanımlamada kullandığımız ölçütleri şu şekilde sıralayabiliriz. 1. Okuyucunun ne tür yayınlar okuduğu, 2. Ne sıklıkla okuduğu, hangi türleri ne oranda okuduğu, 3. Bir seferde aralıksız ne kadar okuyabildiği 4. Yılın, haftanın ya da günün hangi zamanlarında okumayı tercih ettiği, ne zamanlar neleri okumaktan hoşlandığı, 5. Okuduğu kitapları hangi yolla elde ettiği; satın almak, ödünç almak ya da kütüphanede okumak yolla- rından hangisini-hangilerini tercih ettiği, 6. Okuma sırasında hangi strate- jileri izlediği; belli okuma teknikle- rini kullanıp kullanmadığı. Alışkanlıklar birey hayatında çevreden, ebeveynden, öğretmen- lerden ve özellikle de bireyin hare- ket ettiği grubun verdiği ideallerden davranış modelleri biçiminde elde edilir. Bu nedenle alışkanlıklar top- lumsallaşmanın en önemli sonuçla- rından biridir. Düzenli faaliyet olan alışkanlık, ancak bireyin, onun zahmete değer olduğunu hissettiğinde gerçekleşe- cektir. Okuma alışkanlığı da okuma eyleminin kişisel, mesleki ve sosyal ilgileri yönünden birey için ne tür yararları olduğu görüldüğünde kaza- nılmış olacaktır. Bu doğuştan varo- lan ilgi ve ihtiyaçların karşılanması ile başlar, arkadan okumanın getir- diği kazancın ne olduğunun kav- ranması gelir ve son olarak, kitapla düzenli bir arkadaşlığa dönüşür. Okuma ve kitaplar ancak bu şekilde alışkanlık olarak sağlam ve sürekli bir konuma ulaşabilir. Kişilere okuma alışkanlıkları- nı geliştirme konusunda pek çok şey yapılabilir. Araştırmalar, uygun programların izlenmesi durumunda, özellikle öğrencilerin okuma alış- kanlıklarının geliştirilebileceğini göstermektedir. Bu konuda yapılan bir deneyde (Brown, Cromer ve We- inberg, 1986), bir grup çocuğun bir- birlerine ödünç kitap alıp vermeleri sağlandığında, çocukların okuma alışkanlıklarında gelişme kayde- dilmiştir. Bir çocuğun, öğretmenin önerdiği kitabı okuması arasında fark olsa gerek Gençlik döneminde ilişkin okuma alışkanlığı değerlen- dirilebilmesi için öncelikle ‘’gençlik çağı’’ kavramını açıklamak gerek- mektedir. Konunun uzmanlarından Özcan Köknel’in fizyolojik bir ge- lişme ve olgunlaşma dönemi olarak tanımladığı gençlik dönemi, hizmet götüreceği gruba açıklık getirmek için, tanımına yaş sınırları ile belir- ginlik kazandırma durumunda olan MEGSB ise, buluğa erme nedeniyle bio-psikolojik bakımından çocuklu- ğun sonu ile toplum hayatında so- rumluluk alma dönemi olan 12-14 yaş grubu olarak tanımlamaktadır. Bu dönemde genç, toplum içinde bir rol oynamanın çabası içindedir. ‘’Bu çağ biyolojik, psikolojik ve sosyal yönlerden hızlı bir olgunlaş- ma çağı olup, birey bu döneminde sosyal bir kişilik kazanır.’’ Görüldü- ğü gibi gençlik döneminin, çocuk- luk döneminde ayrıldığı en önemli nokta, bireyin toplumsal bir kişilik kazanmaya, yani ailesi ile olandan daha yoğun olarak toplumla ilişkiler kurmaya yönelmesidir. Bu yöneliş doğal olarak, diğer alışkanlıklarda olduğu gibi okuma alışkanlığının kazanılmasında da belirleyici et- menin arkadaş grubu, yakın çevre, toplum, kültür, okul, kütüphane v.b. toplumsal grup ve kurumların olma- sına yol açmaktadır. Toplum tarafın- dan desteklediğinde, birey, okuma- yı, bu dönemde kişiliğinin sınırlarını genişletme, toplumda önemli bir rol oynamanın ve toplum ile ilişki- ler kurabilmenin önemli bir aracı olarak görmektedir. Bireye gençlik döneminde okuma alışkanlığının ka- zandırılabilmesi ve bu alışkanlığın geliştirilebilmesi, halk kütüphanesi ve dahil bir çok toplumsal kurum ve kuruluşun çabası ile olanaklı olmak- tadır. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 35.
    69 OCAK Ülkü Ocakları •AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön Dünya bir devler ve kahra- manlar ülkesi olmağa doğru gidi- yor. Bir yandan çok nüfuslu, ak- raba milletleri de kendi topluluğu içine alan devletler kurulurken bir yandan da kendi illetlerinin şan ve şerefi uğrunda hayatlarını hiçe sayan, bile bile yüzde yüz ölüme atılan kahramanların çoğaldığını görüyoruz. Artık ferdi hürriyet içinde biraz gayri ahlaki ve ol- dukça gevşek bir hayat yaşayan fertlerden mürekkep millet örne- ğine dünyada yer kalmıyor. Yük- sek ahlaklı, dövüşçü, disiplinli ve fedakâr milletlerin devri başlıyor. Milletlerde insanlar gibi bazen tembel, bazen verimli zamanlar geçirebilirler. Fakat fertlerin ha- yatında olduğu gibi milletlerin ha- yatında da en doğru hareket tarzı, çalışarak, dövüşerek, fedakârlık yaparak bir ülkü ardında koşarak geçirilen hayattır. Biyoloji bakımından hayat, bir savaştır. Tarihte hayatın milletler arasındaki çarpışmadan ibaret olduğunu ve medeniyetin ilerle- mesine de savaşların sebep oldu- ğunu ve medeniyetin ilerlemesi- ne de savaşların sebep olduğunu kati olarak ispat ediyor. O halde yaşamak isteyen millet dövüşme- yi göze alacak demektir. Bizim milletimiz dövüşçülük bakımın- dan talihin iyiliğine uğramış bir millettir. 25 asırlık tarihi haya- tımızın başlangıcından bugüne kadar tarihimiz iki büyük savaşla geçmektedir. Biri milletlere karşı savaş, biri de tabiata karşı savaş. En eski zamanlardan beri nüfusun azlığına rağmen Türk milleti hem kalabalık milletleri yenmiş; hem de çorak, kurak yerlerde, tabii afetlere karşı da çarpışarak bugü- ne kadar varlığını korumuştur. Fakat bugün, artık durum de- ğişiyor. Bugün “teknik” denilen yeni bir amil de milletler arasın- daki savaşta rol almağa başlamış- tır. O halde tekniği geri ve nüfusu az olan milletler ne yapacaklar- dır? Kalabalık ve ileri teknikli milletlere karşı hangi kuvvetle dövüşeceklerdir? Cevap basittir; ahlaki ve manevi kuvvetlerle… Manevi ve ahlaki değerleri üs- tün olan milletler sayı ve teknik bakımdan olan geriliklerini örte- bilirler. İnanmış kahramanlardan mürekkep bir milleti yenmeğe imkân olmadığını eski ve yeni ör- nekler ile hepimiz biliyoruz. Biz Türkler bugün 60 milyon- luk bir millet olduğumuz halde henüz birleşmiş değiliz. Türk birliği meydana gelinceye kadar da ancak müstakil Türkleri ile iş görmeğe, hesaplarımızı bu kad- roya göre yapmağa mecburuz. 18 milyon nüfuslu Türkiye, bütün nüfusu Türk olsa bile, az nüfuslu milletlerdendir. Teknik bakımdan da geride olduğumuz malumdur. Demek ki milletler arasındaki savaşta ancak üçüncü silahımız, yani manevi ve ahlaki tarafımızın olgunluğuna güvenebiliriz. Böyle yüksek bir genç nesil yetiştirmek için acaba ne yapıyoruz? Türk gençliği acaba yeni hari- kalar yaratabilecek bir kabiliyetle mi yetişiyor? Bunlara düşünme- den cevap verebilecek durumda değiliz. Türk gençliği bugün ye- niden bir Sakarya ve hatta yeni- den bir Çanakkale yaratabilir. Fakat bu son yılların icapları öyle kahramanlıklar ve kabiliyetler istiyor ki Sakarya ve Çanakkale mucizelerini yapan nesilden daha üstün bir nesle malik olmadıkça bu işleri başarmağa imkân yoktur. Kahramanlık terbiyesi be- şikten başlayıp yüksek tahsilin sonuna kadar devam etmelidir. Evlerimizde, savaşlarda şehit düşmüş babaların ve dedelerin hikayeleri belki bir dereceye ka- dar bu terbiyeyi verebilir. Bu kâfi olmamakla beraber şimdilik buna yetişir diyelim. Fakat ilkokulda, ortaokulda, lisede ne yapılıyor? Kahraman yetiştirmek için bir kımıldama var mıdır? Buna hayır diye cevap vereceğiz. Kahraman- lar, ancak kahramanlığa inanmış öğretmenlerin telkini ile yetişir. İlkokul öğretmenlerinin yüzde kaçı kahramanlığa inanmıştır? Ben, “çocuklara harp aleyhtarlığı aşılıyorum” diye öğünen ilkokul öğretmenleri biliyorum. Bundan başka biz öyle sistemler kuruyo- ruz ki çocuk ister istemez orada kahramandan başka her şey olma- ğa mahkumdur. İlkokullarda çocuklara dans öğretiliyor. Ben kendim balet oy- nanan ilkokul temsillerinden biz- zat bulundum. Çocuklarımız ak- törlük de öğreniyor. Fakat hiçbir ilkokulda çocuklara güreş öğre- tildiğini görmedim. İnsaflı düşü- nelim: Bir Türk çocuğuna güreş mi yakışır, yoksa aktörlük mü? Bize askerlik terbiyesi mi gerek, yoksa Güzel sanatların Tiyatrocu- luk şubesi mi? Birinciyi bırakıp ikinciye ehemmiyet vermek aç insana süslü elbise giydirmekten farksızdır. İlkokullarda çocuklara hiç- bir şey öğretilmiyor. Bizim za- manımızda tarih dersi ikinci sı- nıfta başlardı. Biz İlk Osmanlı kahramanlarını, Sırp Sındığını, Kosovayı, Niğeboluyu, Varnayı, Mohacı ikinci sınıfta öğrenirdik. Bize bu savaşları anlatan fedakar öğretmenimiz bizde milli şuuru kamçılardı. Şimdi ilkokulların ilk üç yılında havaiyattan, şarkı söylemekten başka bir şey öğre- TÜRK GENÇLIĞI NASIL YETIŞMELIDIR? Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lazımdır. ATSIZ - 1932 ““ Hüseyin Nihal ATSIZ 21 Mart 1942 Sonraki Sayfa
  • 36.
    71 OCAK 70 OCAK Ülkü Ocakları •AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön tilmiyor. Talebe gevşek alıştırı- lıyor. İstikbali temin edilmemiş ilkokul öğretmeni de cemiyete karşı kırgın olduğu için fazla gayret göstermiyor. İlk mektepte çocuğu doğru yola getirecek bir müeyyide yoktu. Dayak gayri in- sani (!) olduğu için kaldırılmıştır. Okuldan kovmak da yok. Bu yüz- den ilkokulların bazıları haşarat yuvası haline geliyor ve bizim asri pedagojimiz (!) bunu normal buluyor. Biz ilkokulda çocuklarımız yorulmasınlar, hiçbir güçlüğe uğramasınlar prensibi ile yürü- dükçe, ilk tahsil bitirecektir diye ahlaksızları okuldan kovmadıkça, icap ettiği zaman dayak da dahil olmak üzere ceza müeyyidesi- ni koymadıkça ilkokullarımızda kahramanlık tohumları atılmaz. Çünkü kolay şartlar altında, ken- dini zora sokmadan büyüyen çocuklarda en güç iş olan kahra- manlığa karşı istidat kalmaz. Ortaokullara liselere gelin- ce; burada yüklü programlardan başka hiçbir şey yoktur. Talebeye milliyet aşkı ve kahramanlık duy- gusu verecek olan Türkçe, edebi- yat, tarih, yurt bilgisi, coğrafya derslerinin kitaplarına bakmak kafidir. Bu kültür derslerinden asıl maksat talebeye milletini sev- dirmek iken bizim okullarımızda bunlar birer angaryadan başka bir şey değildir. Mesela dokuzuncu sınıflarda okutulan 400 sahifelik tarih kitabında Türklere ait kıs- mın ancak 30 sahife tutması da dersin ne kadar manasız olduğunu göstermeğe kafidir. Ortaokulların okuma kitapla- rındaki ise insani çileden çıkara- cak bir kayıtsızlık ve milli kültüre yabancılık göze çarpar. İçindeki parçaların çoğu manasız şeyler. Başka dillerden tercüme olunmuş çoğu saçma hikayeler, insani şi- irden tiksindirecek kadar bayağı manzumeler yanında Türk çocu- ğuna milli kin, milli ruh aşılaya- cak hiçbir parça yoktur. Mehmet Emin’in, Ziya Gökalp’ın o pek terbiyevi ve milli ruhlu manzu- melerini yer verilmiştir. Yahya Kemal’in “Akıncılar”ı durdurur- ken sanki kasten yapılmış gibi “Açık Deniz” manzumesi alın- mıştır. Sekizinci sınıf talebesi’nin bu manzumeyi anlayamayacağı hiç düşünülmemiştir. Hececilerin vatani şiirlerinden hiç biri alın- mamıştır. Buna mukabil neler alınmıştır bilir misin?.. Ben söy- lemekten utanıyorum. İsterseniz siz o kitapları alıp bir bakın da hükmünüzü verin… Genç nesil kahraman yetiştir- mek için ona iyi öğretmen kolay bulunmaz ama iyi kitap vermek lazımdır. İyi öğretmen kolay bu- lunamaz ama iyi kitap yazmak daima kabildir. Bunun için de kitap müsabakası açarak birinci- den beşinciye kadar binlerce lira mükafat vermeğe lüzum yoktur. Bu iş menfaat beklemeyen bir öğ- retmene havale olunursa bir yılda en mükemmel kitap elden edilmiş olur ve talebeler ister istemez ki- tabın tesirinde kalacakları için de kahramanlık tohumu kısmen atıl- mış olur. Eğer Türkiye’de para men- faati beklemeden kitap yazacak öğretmenler yoksa okulları ka- tıp öğretmenliği kaldırmalıyız. Çünkü bu kadar maddileşmiş bir öğretmen ordusu ile cehalet ve ülküsüzlük gibi sarp düşmanları kaldırarak işe başlamalı ve kitap yazmayı bezirganlık halinden çıkarmalıyız. Yıllarca gençliğe sunduğumuz kitaplardan nasıl bir nesil hasıl olduğu gün gibi mey- dandadır. Siz “Deli Petrol sultan Mustafa’nın oğludur” diyen bir onuncu sınıf talebesi gördünüz mü? Avusturalya’da yapılan Mo- çan muhaberesine İngiliz donan- masının iştirak ettiğini” söyleyen bir son sınıf talebesine ne dersi- niz? Biz dokuzuncu sınıf talebesi “Avrupa’da üç millet vardır. Biri Amerikalılardır.” derse inanır mısınız? Bütün bunlar gevşeklik, fena kitapların, cezasız mektup hayatının sonuçlarıdır. Bence Türk gençliğinin kah- raman yetiştirmek için maarifte bazı değişiklik yapmak lazımdır. Fikrimce bunların ana çizgileri şunlardır: 1- İlkokullardan başlayarak yüksek tahsil müstesna olmak üzere bütün okullardan muhte- lif tedrisatı kaldırmalıyız küçük sınıflarda kız ekseriyeti arasında kalan bazı erkek çocukların er- keklik ruhlarını kaybettikleri ve kısmen avareleştikleri muhak- kaktır. 2- İlkokulların programları bizim talebelik zamanımızda ol- duğu gibi olgunlaştırılmalı, ikin- ci sınıfta başlayarak her yıl biraz daha mufassal olmak üzere Türk tarihi ve grameri gösterilmelidir. 3- İlkokul talebesine verilen sınırsız hürriyet derhal kaldırıla- cak çocuk sıkı bir disiplin muhiti içine alınmalı ve hayatta disiplin denilen bir şeyin var olduğunu daha pek küçükken idrak etmeli- dir. 4- Ceza bütün şiddetiyle okul- lara girmeli ve kötü aile muhitle- rinde yetişen veya şahsen fenalığa istidatı olan çocuklar yaptıkları hareketlerin mukabelesiz kalma- dığını görmeli ve iyi çocukların da bozulmasının önüne geçilme- lidir. 5- İyilerin ahlakını bozacak kabiliyette olanlar derhal okullar- dan çıkartılmalı ve bir kişi kazan- mak için 40 kişinin önünden fena örnek bulunmasının önüne geçil- melidir. 6- Bütün oyunlar, ders ki- tapları, vazifeler, kahramanlar, Türkçülük, fedakârlık aşılayacak şekilde olmalıdır. 7- Kadın öğretmenler erkek talebeye ders vermemelidir. Bü- tün öğretmenler sade kılıkları ile talebeye örnek olmalıdır. Boyalı veya bob-stil hocalar derhal mes- lekten uzaklaştırılmalıdır. 8- Ortaokullarda askerlik dersi nazari ve ameli olarak çoğaltıl- malı ve ciddi tutulmalıdır. Talebe askeri kanunlara ve cezalara tabi olmalı ve mektep üniformasını giymeğe mecbur edilmelidir. Or- taokullara girerken kendisinden ortaokul usullerine tabi olacağına dair imza alınarak söz ve mesu- liyet ne demek olduğu kendisine anlatmalı ve nizamata aykırı gi- denler tahsilden men edilmelidir. 9- Gramer, Türk tarihi, Türk coğrafyası, yurt bilgisi dersleri ortaokulun her üç sınıfına biraz daha genişletilmek üzere gösteril- melidir. Tekrar edilen derslerin ne kadar iyi öğrenildiği malumdur. 10- Ortaokulda milli sporlar başlamalı, kılıç, güreş, cirit gibi ananevi sporlar, yüzücülük, kü- rekçilik vesaire gibi savaşa yar- dımcı sporlar birinci mevkii tutul- malıdır. 11- Askerlik dersler ile spor- lar en mühim dersler haline gelip her birinden ayrı not verme usulü konulmalı, gösteriş izciliği, caka resmi geçitleri kaldırarak yerine hakiki ve sert askerlik konulma- lıdır. 12- Ortaokullarda hiçbir fay- dası görülmeyen, boşuna zaman, emek ve para harcamaktan başka bir şeye yaramayan ecnebi dili dersleri tamamen kaldırılarak bu- nun yerine askerlik ve spor ders- leri konulmalıdır. 13- Lisenin ilk sınıfından iti- baren edebiyat ve fen kolları ayrı- larak yalnız bir tarafa istidatı olan pek çok değerli talebemizin par- lak istidatlarının körleşmesinin önüne geçilmelidir. 14- Gramer ve yurt bilgisi dersleri bilhassa liselerde devam ederek talebenin kendi dilini ve memleketin kanunlarını kavra- ması temin edilmelidir. Geçen yıl liselerde okutulan gramer dersle- rinden benim aldığım iyi netice gramerin muhakkak liselerde de okutulması lüzumunu bana ispat etti. Böylelikle ilkokuldan itiba- ren gramer okumuş talebe liseyi bitirirken kendi diline tamamen hâkim olacak ve artık memleket- te “Kuyu sokak, Nur apartmanı” diyecek edebiyat öğretmenleri ve dil mütehassısları kalmayacaktır. 15- Askerlik ve spor liselerde daha sıkı olarak devam etmeli ve talebeler silahla toplu bir halde talime, hakiki süngü ve kılıçlar- la hakiki mübarezeler yapmağa alışmalıdır. Zarar yok, aralarında tehlikeli yara olanlar bulunsun… Bu yaralar sinemaların, baloların yaptığı tahribat kadar zararlı de- ğil; talebeyi tehlikeli azımsamağa alıştırmak bakımından faydalıdır. 16- Ortaokul ve liselerden en ufak ahlaki ve zaaf tartla ceza görmeli ve bu talebeler başka hiç- bir okula alınmamalıdır. 17- Talebenin başına daima otoriter, seciyeli ve Türk öğret- menler getirilmelidir. Bizim tale- bemiz hatta kız talebemiz, gayri Türk öğretmenlere tahammül edememektedir. 18- Okullar birer kışla haline gelmeli, hatta liselerin müdürleri yüksek rütbeli subaylardan olma- lıdır. 19- Okullar birbiri ile futbol gibi manasız ve voleybol gibi ka- dınca müsabakalar değil, askeri ve milli müsabakalar yapmalı. Türk kılıcı, okçuluk gibi milli sporlarımız ihya olunarak liselere sokulmalıdır. Bir stadyumda iki okulu temsil eden 22 gencin lastik top ardında koşması ile iki okulu temsil eden 200 gencin başların- da tulgalar, göğüslerinde zırhlar olduğu halde, hakiki kılıçlar veya süngüler çarpışmaları arasındaki farkı düşünür. 20- Bütün okul kitapları mü- tehassız ve fedakâr öğretenlere, milli ve askeri ruh göz önüne alınmak şartile yeniden yazdırıl- malı ve öğretmenler bu işin şerefi ile kanarak maddi kazanç bekle- memelidir. 21- Liselilerin fen kollarında laboratuvar çalışmaları arttırıl- malı ve talebe yurt için yaratıcılık kabiliyeti daha bu sıralarda inki- şaf ettirilmelidir. 22- Askerlik ve spor dersle- rinde liyakat gösterenler için eski ananelerimizde olduğu gibi alp- lık ve batırlık unvanları, bilgide başarı gösterenler için bilgelik ve danışmanlık unvanları ihdas olunarak hakkaniyet dairesinde talebelere verilmeli, sıkı mücazat olduğu gibi büyük mükafaatlar da bulunmalıdır. Böyle sıkı şartlarla okulları- mızda yeni bir ruh yaratmazsak yüksek kabiliyetli gençlerden ve kahramanlardan ümidimizi kes- meliyiz. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 37.
    73 OCAK 72 OCAK Ülkü Ocakları •AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön TURAN KALALARI 2-BAKÜ Cihangir YILDIRIM Ülkü Ocakları Muğla İl Başkanı Ulu atamız Oğuz oklarını bölüp göğü çadır kıldıktan sonra dağları aşıp denizleri göl eden yağız yerin üstünde, temelleri; atlarının nal izi, duvarlarının harcı, kutlu töremizle yükselen şehirlerimizi inşa ettik. Tarihi boyunca esirliği kabul et- meyen Türkler vatanları, bayrakları uğrunda canları pahasına mücade- le etmiş ülkelerinden, ülkülerinden asla vazgeçmemiş bağımsızlıklarını daima korumuşlardır. Turan Kalala- rı yazı dizimizde bu ay Türk’ün bu mücadelesinin her daim yaşandı- ğı, iki devlet tek millet kardeş ülke Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ den bahsedeceğim. Bakü adı çeşitli toponimik araş- tırmalarda değişik anlamlar taşımak- ta, hatta daha farklı yazıldığı görül- mektedir. Bag, Bakuya, Baguvan gibi. Bakü çok önceleri “rüzgar ken- ti’’anlamındaki Arapça Bağde-Kube adını da taşımıştır (kentte çok zaman esen kuzey rüzgarlarından dolayı). Ayrınca kentin adının eskiden bu- rada yaşayan ‘’Bagi’’ kabilesinden geldiğini de ileri sürenler bulunmak- tadır. Çok eski bir kent olan Bakü Azerbaycan’ın başkentidir. Ülke- nin Hazar Denizi kıyısında bulunan şehir 4 milyona ulaşan nüfusuyla Kafkasya’nın en büyük şehridir. Bölge içinde önemli bir kültür ve ticaret merkezi sayılan Bakü sanayi alanında da önemli bir merkezdir. Yılda iki milyon tonu bulan yük taşımacılığıyla Bakü Limanı bulun- duğu konum itibariyle de bölgenin en önemli limanıdır. Bakü’ nün ta- rihi, çeşitli araştırmalara göre 1000 yıl öncesine kadar inebilmektedir. Hatta bazı bilim adamları kentin kuruluşunu M.Ö. 3000 yılına kadar indirmektedir. 8.yy’ da Şirvanşah idaresi altında buluna Bakü sık sık Hazarların saldırısına uğramıştır. İlerleyen yıllarda pek çok devletin sahip olmak istediği Bakü 16.yy’da Akkoyunlu ve Karakoyunlu Dev- letlerinin yönetiminde kalmıştır. Akkoyunlu Devletinin yıkılmasıyla Safevi yönetimine girmiştir. Önemli ticaret yolları üzerinde bulunması, Hazar Denizi’ne olan kıyısı, sahip olduğu doğal zenginlikleri sebebiy- le pek çok devletin ilgisini çeken Bakü 16.yy’ ın sonlarında Osmanlı Devleti tarafından ele geçirildi. Fa- kat bu durum çok uzun sürmedi ve Bakü 17.yy’ın ilk yıllarında yeniden İran yönetimine katılmıştır. 18.yy’ a gelindiğinde ise Rusya’nın ilgisini çeken Bakü sık sık Rus işgaline ma- ruz kalmış ve 19.yy’ da Rusya’nın yönetimi altına girmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında çeşitli karı- şıklıklara maruz kalan Bakü Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’nın za- yıflamasının ardından Bolşevik bir komutanın yönetiminde kalmıştır. Tüm bunların ardından Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuş başkent Bakü olmuştur. Fakat bu durum da uzun sürmemiş 1920’ de Kızıl Ordu tarafından işgal edilen Bakü Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. Bakü bu dönemde oldukça büyük Rus etkisi altında kalmıştır. Yöne- tim, eğitim, şehir planlaması, inşa edilen yapılar gibi pek çok alanda Rus etkisi görülmektedir. Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından 1991 yılında Azerbaycan’ın bağım- sızlığını ilan etmesiyle birlikte hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Sov- yet Döneminden kalan binalar yıkıl- mış yerine yenileri inşa edilmiştir. Bakü’ nün alansal gelişimi 19. yüzyıla kadar kale surları içinde olmuştur. Bugün kentin en eski bö- lümünü oluşturan ve görkemli kale surları ile çevrili olan bu iç şehir 22 hektarlık bir alan sahiptir. Burada sayısı 300’ü bulan çeşitli mimari anıtlar yer alır. Bunlar arasında; Şir- vanşahlar Sarayı (15.yy), Kızkalesi (12.yy), Muhammed İbn-i Ebu Bekir Camisi (halk arasındaki adı Sınıkka- le Minaresi yapımı 1078-1079) ve diğer camiler, kervansaraylar, doğu hamamları sayılabilir. 19.yy ortala- rında Rusya’nın sanayi devrimine giriştiği yıllarda, Azerbaycan’da da petrol sanayinin doğmasıyla, Bakü nüfusu, iç şehrin sınırları dışına çık- maya başlamış, kent kuzeydoğu- gü- neybatı yönünde yeni modern bina- lara, bankalara ve ticaret birimlerine sahip olmuştur. 19.yy sonunda kent- te birçok park ve bahçe de bulun- maktaydı: Gubernator Parkı, Kent Parkı, Parapet Bahçesi, Molokon Parkı ve Villa Petroloya Parkı gibi. Bakü merkezinde binalar çok çeşitli mimari üsluplarla inşa edilmiştir. 17 Ekim ihtilalinden sonra kent, sosya- list mimarinin etkisi altına girmiştir. Bu dönmede Sabuncu Garı, deniz kenarı parkı ve daha birçok yeni bi- nalar yapılmıştır. Bakü aglomerasyonu bugün 2.000.000’un üzerinde bir nüfusa sahiptir. Aglomerasyon dahilinde kent tipli kasabalar (48 adet), ilçeler (11 adet), sanayi tesisleri, maden çı- karım ve işletme alanları, tarım alan- ları ve rekreasyon alanları yer alır ve hepsi birbirine üretim ilişkileriyle bağlıdır. Bakü çevresinde bütün bu oluşumların ortaya çıkması ve geliş- mesi, ülkenin ihtiyaçlarını karşıla- makla paralellik taşır. Bakü kuru bir iklime sahiptir. Şe- hirdeki yıllık yağış miktarı düşüktür. Çok sayıda tuzlu göller, çamur vol- kanları, kumlu plajlar, tuzlu topaklar geniş yayılım göstermekte, kuru step ve yarı çöl görünümü hakimiyet ka- zanmaktadır. Bu doğal görünüm yer yer beşerî etkiler nedeniyle değişik- liklere uğramıştır. Bakü kenti, Sovyetler Birliği za- manında yakıt sanayi ve ona bağlı imalat sanayinde uzmanlaştırılmış kentlerin başında yer almaktay- dı. Bakü bir sanayi bölgesi olarak petrola dayalı bir merkez şeklin- de ortaya çıktı ve buradaki sanayi ürünlerinin 4/5’ini oluşturan yakıt sanayi ve onunla ilişkili petrol yan ürünleri, elektrik enerjisi, petrol makineleri, petro-kimya ürünlerinin imalatı gerçekleştirilmektedir. Diğer taraftan; Azerbaycan’ın doğal gaz üretiminin 9/10’u, ağaç sanayi ürün- lerinin 3/4’ü, inşaat sanayi malları ile dokuma giyim sanayi mallarının 1/2 ‘si gıda sanayi ürünlerinin 1/4 ‘ünden çoğu Bakü entegre sanayi bölgesince karşılanmaktadır. Kısa- cası, Azerbaycan’da üretilen sanayi ürünlerinin neredeyse %50’si sana- yide çalışanların % 58’i Bakü’ nün payına düşmektedir. Bakü petrol- lerinin bir kısmı da ihraç edilmekte Bakü’nün gelirlerinin artmasının önemli bir kısmı petrol ve doğal gaz ihracatına bağlıdır. Bakü nüfusu hızla artan bir kent- tir. Nüfusun doğal artış yoluyla her yıl 20 bin kadar arttığı tahmin edi- liyorsa da, Ermenistan’la olan savaş dolayısıyla Karabağ’ dan göçen nü- fus, bu artışı bir hayli yükseltmiştir. Hızlı nüfus artışıyla birlikte şehirde işsizlik artmaya başlamıştır. Bakü ulaşım yollarının kavşak noktasında yer almış bir kenttir. Yük ve yolcu taşımacılığı açısında Trans- kafkasya’ da ilk sıradır. Bakü’ den Tiflis, Rostov, Culfa yönüne demir- yolu hattı, Tiflis, Rostov ve Astara karayolu bağlantıları vardır. Bakü Hazar Denizi’nde en büyük limandır ve bu liman vasıtasıyla Volga Neh- ri, Volga-Baltık su yolu, Volga-Don kanalı ile dünya denizlerine bağlan- tılıdır. Bakü turizm açısından da geliş- miş bir şehirdir. Başkent olması, ta- rihi ve doğal yapıları, kumlu plajları, mineralli suları, kayak merkezleri, astronomi gözlemevi ile şehir öenm- li bir turizm merkezidir. 2012 yılın- da 57. Eurovision şarkı yarışmasının Bakü’ de gerçekleşmesi, 2015 yılın- da Avrupa Oyunlarına ev sahipliği yapması, 2016 yılındaAvrupa Grand Prix olarak bilinen Formula 1 müsa- bakalarına ev sahipliği yapması şeh- rin tanıtımında önemli olmuş şehre gelen binlerce kişiyi kendine hayran bırakmıştır. 2000 yılının kasım ayın- da yaşanan bir depremde pek çok yapı hasar görmüştür. Bunun ardın- dan Bakü’ nün şehir merkezi 2003 yılında UNESCO tarafından ‘’Teh- likede Olan Dünya Mirası’’ listesine alınmıştır. Bakü bilim ve kültür merke- zi olarak Azerbaycan’ın en önemli kentidir. Kentteki Bilimler Akade- misi, çok sayıda sektörel bilim, araş- tırma ve proje enstitülerine sahiptir. Ayrıca 15 üniversite ve yüksekokul vardır ve burada okuyan öğrenciler Azerbaycan yüksek okul öğrencile- rinin %80’ini oluşturur. Bakü kenti tiyatrolar (Azerbaycan Dramatik Tiyatrosu, Gençlik Tiyatrosu, Mü- zikli Komedi Tiyatrosu vd.), mü- zeler, (Azerbaycan Tarih Müzesi, Sanat Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, Edebiyat Müzesi, Halı Müzesi, Et- nografya ve Arkeoloji müzesi vd.), kütüphaneler, spor tesisleri ve rek- reatif kamplar bakımından da ol- dukça zengindir. Bakü birkaç kent ile de kardeşlik ilişkileri kurmuştur: İzmir, Napoli, Dakar, Saraybosna, Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 38.
    75 OCAK 74 OCAK Ülkü Ocakları •AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön İçindekilere Dön Bordeux, Huston, Mainz. Bakü’ nün Azerbaycan’ın başkenti olması idari kurumların, ekonomik ve sosyal va- kıfların yoğunlaşmasını beraberinde getirmiştir. Azerbaycan’da müzik ve danssız bir faaliyet düşünülemez. Özellikle de Azerbaycan’a has festivallerde halk eşsiz dakikalar geçirmektedir. Azerbaycan’da birçok festival bu- lunmaktadır. Bunlardan başlıcaları müzik ile ilgili festivaller olarak öne çıkmaktadır. Bu festivallerden bah- sedilecek olursa: 2009 yılından bu yana geleneksel olarak yılın her yaz aylarında Gebe- le şehrinde düzenlenen ve ismini de buradan alan Gebele Müzik Festivali bulunmaktadır. Bu Festivalde klasik müzik konserleri ve sazlı eğlenceler verilmektedir. Diğer bir festival ise; Muğam Dünyası Uluslararası Müzik Festivalidir. İlk düzenlenmesi 2009 yılında olup Bakü’de gerçekleştiril- miştir. Festivalde muğam uzmanları- nın gerçekleştirdiği müsabakalar ve operalar bulunmaktadır. İpek Yolu Uluslararası Müzik Festivali ise; birçok yabancı ülkenin katılımıyla gerçekleşmekte olan folklor, tiyatro ve müzik kategorilerinden oluşmak- tadır. Üzeyir Hacıbeyov Uluslarara- sı Müzik Festivali’nde ise; Üzeyir Hacıbeyov’un eserlerinin tiyatroları düzenlenmekle beraber diğer ülke- lerden gelen katılımlarla çeşitli top- lantılar da yapılmaktadır. Mstislav Rostropoviç Festivalleri 2007 yılın- da ilk kez Bakü’de düzenlenmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ona- yıyla yapılan bu festivalde; dünyaca ünlü yorumcular bir araya gelmekte ve eşsiz bir müzik ziyafeti sunmak- tadır. Azerbaycan’ daki önemli mü- zelere, tarihi ve doğal güzelliklere daha da yakından bakalım. Azerbaycan Ateşgah Müzesi; Dünya üzerinde bulunan 3 Mecusi tapınağından biridir. Ateşgah keli- mesinin anlamı ateş mabedi, yani ateşin alevle olan dansıdır. Bakü şehrine olan uzaklığı 30 km’lik bir mesafede bulunmaktadır. İlk kez 16 ve18. Yüzyılda yerden doğal gazın çıkmasıyla, ebediyen sönmeyecek bir ateş olarak adlandırılan ve inanıl- makta olan bir mabettir. Ateşgah, ilk kez bir 1713 yılında inşa edilmiştir. Tam olarak son haline kavuşması, 1810 yılında Tacir Kançanagaran sa- yesinde gerçekleşmiştir. Ateşgah Özellikleri: Ateşgah, mimari özellikleri bakı- mındanyapısalolarakşehirhanlarına çok benzemektedir. Azerbaycan’da çok sayıda farklı mabet ve tapınak bulunmaktadır. Ateşgah, mabedinin tam ortasında sürekli yanmakta olan bir ateş vardır. Söylemlere göre; es- kilerde doğal ateşken şimdilerde, doğalgaz tarafından yakılan bir ateş- miş. Ateşgah’ ta yanan ateşin kenar- larında küçük odacıklar bulunmak- tadır ve her odanın ateşe bakan bir pençesi bulunmaktadır. Zerdüştler tarafından bu odalar çilehane olarak adlandırılmıştır. Ateşgah’ a geçmişte Zerdüştler hac için gelerek, küçük odalarda konaklayıp, ateşi izler, çe- şitli işkenceleri yaparak ibadet eder- lermiş. Azerbaycan’ın İslamlaşması ile beraber Zerdüştler Hindistan’a göç etmişlerdir. Şimdilerde Ateşgah’ a ait odalar müze haline gelmiş- tir. Özellikle 21 Mart Nevruz günü Hindistan’dan gelen Zerdüştler tara- fından Ateşgah ziyaret edilmektedir. Bunların dışında farklı ülkelerden gelen yabancı turist ve eğitim için Azerbaycan’ı tercih eden öğrenciler tarafından oldukça rağbet gören tari- hi bir mekandır. Bakı Bulvarı: Bakı bulvarı- Bakü’de, Hazar kıyısında bulunan bir bulvardır. Milli Park alanının bü- yüklüğüne göre Paris’te Sena Irmağı kıyısındaki parktan sonra Avrupa’da ikinci sıradadır. Kız Kulesi: Bakü için Kız Kule- si eşsiz ve Doğuda benzeri olmayan bir sanat yapısı olup deniz kıyısında yükselmektedir. Bir zamanlar Hazar denizi dalgaları kulenin eteklerine kadar ulaşmaktaydı. Kız kulesi ХII. Yüzyılda mimar Masud ibn Davut tarafından inşa edilmiştir. Kule, Rüzgarlar Şehri üzerinde 27 metre yükselmektedir. Bakü Hayvanat Bahçesi: Bakü Hayvanat Bahçesi, nadir bulunan ve soyu tükenmekte olan hayvan türlerinin korumak ve artırmak gibi önemli görevleri yerine getiriyor. Bakü Hayvanat Bahçesinin hem Dünya’nın çeşitli yerlerinde bulunan hem de Azerbaycan’ ın faunasına ait olan yaygın bulunan ve de nadir bulunan ve soyu tükenmekte olan hayvan türlerinin genlerini sakla- mak için depo-laboratuarlar mevcut. Hayvanat bahçesinde yaklaşık 1.193 hayvan ve 168 tür bulunmaktadır. Azerbaycan Ulusal Güzel Sanat- lar Müzesi: Azerbaycan Ulusal Gü- zel Sanatlar Müzesi Azerbaycan’ın en büyük sanat müzesidir ve başkent Bakü’nün en önemli müzelerinden- dir. Şehrin merkezinde Niyazi So- kağında bulunmaktadır. Müze 1936 yılında kuruldu.1943 yılında ünlü Azeri tiyatro set tasarımcısı ve tiyat- ro sanatçısı Rüstem Mustafayev’in adını almıştır. Müze yan yana duran 19. yüzyılda inşa edilmiş iki neok- lasik binadan oluşmaktadır, 1885’de inşa edilmiş “De Bur Sarayı” ve 1895’de inşa edilmiş “Mariinski Kız lisesi”. Müzede Azerbaycan, Batı Avrupa, Rusya ve Doğu sanatının çeşitli dönemlerini kapsayan sanat eserleri sergilenmektedir ve müze- nin koleksiyonunda tablo, çizim, gravür ve heykel bulunmaktadır. İçeri Şehir: İçeri Şehir Orta Doğu’nun en eski meskenlerinden biridir. Kazılar gösteriyor ki, insan- lar bu bölgeye henüz tunç dönemin- de yerleşmişler. Aralık 2000’de Şir- vanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile birlikte UNESCO tarafından belir- lenen Dünya Mirasları arasına girdi. Şirvanşahlar Sarayı: Şirvan- şahlar Sarayı, 15. yüzyılda Şirvan- şahlar hanedanının şahı İbrahim Halilullah’ın döneminde yapılmış saraydır. Bakü şehrinde şehrin İçe- ri Şeher olarak adlandırılan surlar ardındaki eski şehir bölümünde bu- lunmaktadır. Şirvanşahlar Sarayı, yakın doğunun en görkemli mimarli eserlerinden biri olarak kabul edil- mektedir. Uluslararası Muğam Müzesi: Baküde piyanoyu her oturduğunuz evde, otelde, restoranda göre bilirsi- niz. Müzik bu şehir için çok önem- lidir. Burası ise eski Azerbaycan müziği Muğam için yapılmış olan müze. Gobustan Kaya Mezarları: Go- bustan sanatsal kaya oymalarının olduğu yerleşim yeri, 40.000 yıl öncesine dayanan, 6.000’den faz- la olağanüstü kaya oymasıyla Orta Azerbaycan yarı çölünün kenarında yükselen üç kayalık platoyu kapsar. Bu yer ayrıca, üst paleolitikten orta çağlara kadar son Buzul Çağını ta- kip eden ıslak dönemde, tümünün bölgenin yerlileri tarafından yoğun bir şekilde kullanıldığı görülen iskân edilmiş mağaraların, yerleşim alan- larının vemezarlıkların kalıntılarını içerir. Yanar Dağ: 1950’li yıllarda böl- gede hayvan otlatan bir çobanın ateş yakmaya çalışırken, doğal gaz kay- nağının alev alması sonucu kazara keşfettiğine inanılan bir dağ. Bakü yakınındaki, tuz gölleri ile ünlü Ap- şeron Yarımadası’nda bulunan Ya- nar Dağ’da, devamlı olarak yanan gaz kaynağında basıncın etkisiyle alevlerin yüksekliği kimi zaman 3 metreyi buluyor. Teze Pir Camii: Ehli Beyt so- yundan geldiği kabul edilen Şeyh Said Abdal dervişinin tekkesiyle başlayıp zamanla büyüyüp cami ve medreseye dönmüş bir yer. Camii ismini Bolşevizm’e karşı savaşan Teze Pir’den alıyor. 1905’te inşasına başlanan cami, Bakü’nün en önemli mimari yapılarından birisi olarak ka- bul ediliyor. Kapalı alanı 1400 met- rekare ama çevresindeki yapılarla birlikte çok büyük bir alanı kapsıyor. Bakü Kristal Salonu: Bakü Kris- tal Salonu Bakü’de bulunan çok fonksiyonlu kapalı arena. 2012 Eu- rovision Şarkı Yarışması burada ger- çekleştirilmiştir. Maliyeti 14milyon tl olan arenanın kapasitesi 25000 kişiliktir. Bakü’de bulunan çok fonksiyonlu kapalı arena. 2012 Eu- rovision Şarkı Yarışması burada ger- çekleştirilmiştir. Maliyeti 14milyon tl olan arenanın kapasitesi 25000 kişiliktir. Bayrak meydanı: Bu milletin her ferdinin, uğruna seve seve canını vere bileceği bir şeydir bu bayrak. Bütün halinde düşünürsek birlik ve bütünlüğünün simgesidir. Burada bulunan bayrağın direğinin yüksek- liği 162 metre olup cihazın genel kitlesi 220 tondur. Bayrağın eni 35 metre, uzunluğu 70metre, toplam alanı 2450 metrekare, kütlesi ise yaklaşık 350 kilogramdır. Ginnes dünya rekorları 2010 yılı 29 Mayıs Azerbaycan devlet bayrağı direğinin dünyada en yüksek bayrak direği ol- duğunu doğruladı. Azaldık Meydanı:Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bulunan Azadlık meydanının Sovyetler Birliği dö- nemindeki ismi Lenin Meydanı idi. Azadlık Meydanı Azerbaycan’ın bağımsızlığına giden yolda önem- li gelişmelerin yaşandığı bir yer oldu. Karabağ’da yaşanan geliş- meleri protesto etmek amacıyla 20 Ocak 1990 tarihinde Azerbaycan Türkleri bu meydanda toplandılar. Toplanan Azerbaycan Türkleri’ni dağıtmak için 30 bin kişilik Sovyet ordusu meydanı kuşattı ve yüzlerce Azeri’yi katletti. Öldürülenlerin ce- nazeleri on binlerce insanın katıldığı törenlere sahne oldu. Bu gelişmeler Azerbaycan’ın bağımsızlık sürecini hızlandırdı. Şehitlik (Türk Şehitliği – Şehit- ler Hıyabanı): Her bir Türk’ün Bakü’yü zi- yareti esnasında görmesi gereken alanların başında ‘Türk Şehitliği’ gelmektedir. Bu kabristanlıkta 1918 Bakü Muharebesi’nde Ruslara ve Ermeniler’e karşı Azerbaycan Türk- leri ile aynı safta savaşan ve şehit olan Türkiye Türkleri’nin mezarı bulunmaktadır. Türk Şehitliği Azer- baycan ve Türkiye kardeşliğinin en belirgin kanıtıdır. Ülkemizden Bakü’ye gelen devlet büyüklerinin ilk ziyaret yerlerinden biridir. Türk Şehitliği Azerbaycan ve Türk bay- raklarıyla süslenmiş eşsiz bir görü- nüme sahiptir. Kaynakça: Koçman, A. Azerbaycan Coğraf- yası, Ege Üniversitesi Edebiyat Fa- kültesi Yayınları, İzmir, 1994 https://www.azerbaycanuniver- siteleri.com/azerbaycan-hazar-uni- versitesi/ Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 39.
    77 OCAKTAN HABERLEROCAKTAN HABERLER 76 ÜlküOcakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön KURBAN BAYRAMI SABAHI BAŞBUĞUMUZ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN KABRİ’Nİ ZİYARET AREFE GÜNÜ ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER ANITI ZİYARET Kurban Bayramı sabahı Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi ve Genel Başkanımız ile birlikte çok sayıda ülküdaşımız Cennetmekan Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in kabrini ziyaret ederek dualarla yad ettiler. Genel Başkanımız; Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi ile birlikte Arefe günleri geleneksel hale gelen Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret ederek aziz şehitlerimizi rahmet ve dualarla andılar. KURBAN BAYRAMI SABAHI ÜLKÜDAŞLARIMIZ İLE BAYRAMLAŞMA VE GELENEKSEL KAHVALTI PROGRAMI Kurban Bayramı’nın birinci günü Ülkü Ocakları Genel Merkezimizin ev sahipliğinde Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin katılımlarıyla ülküdaşlarımız ile bayramlaşma ve geleneksel kahvaltı programı gerçekleştirildi. PARTİ GENEL MERKEZİMİZİN BAYRAMLAŞMA PROGRAMI Genel Başkanımız; Parti Genel Merkezimizdeki Bayramlaşmaya katılarak Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli beyefendi ve Ülküdaşlarımızla bayramlaştılar. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 40.
    79 OCAKTAN HABERLEROCAKTAN HABERLER 78 ÜlküOcakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön ÜLKÜ OCAKLARI VE AVRUPA TÜRK KONFEDERASYONU KURBAN ORGANİZASYONU Genel Başkanımız; Ülkü Ocakları Genel Merkezi olarak Avrupa Türk Konfederasyon ile birlikte ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere tertip edilen Kurban Organizasyonu kapsamında Ankara, Şanlıurfa, Kilis, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Kayseri’deki kurban kesimlerine katıldılar. ANKARA ANKARA ŞANLIURFA KİLİS GAZİANTEPGAZİANTEP KİLİS ŞANLIURFA KAHRAMANMARAŞ KAHRAMANMARAŞ KAYSERİ KAYSERİ TOPLUMSAL DAYANIŞMA ÖRNEĞİ: “ASKIDA EKMEK PROJESİ” Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin talimatlarıyla, Türkiye genelinde tüm İl ve İlçe Ocaklarımızın eş zamanlı olarak başlatılan “Askıda Ekmek” Projesi kapsamında Genel Başkanımız, Balgat’ta ekmek alırken birlik ve dayanışma kültürünün devamı adına ihtiyaç sahipleri için askıya ekmek bıraktı. Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 41.
    81 OCAKTAN HABERLEROCAKTAN HABERLER 80 ÜlküOcakları • AĞUSTOS 2018www.ulkuocaklari.org.trÜlkü Ocakları • AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr İçindekilere Dön ÜLKÜ OCAKLARI GELENEKSEL KİTAP DAĞITIM KAMPANYASI Genç kardeşlerimizin tatili verimli geçirmeleri adına geleneksel kitap dağıtım kampanyası kapsamında Ziya Gökalp’in eserlerinden oluşan 10.000 kitap basılarak tüm İl ve İlçe Ocaklarındaki kardeşlerimize ulaştırıldı. GENEL BAŞKANIMIZIN 4-5 AĞUSTOS VE 18 AĞUSTOS TARİHLİ MERSİN ZİYARETLERİ Genel Başkanımız 4-5 Ağustos tarihinde Çamlıyayla 4. Geleneksel İğne Oyası Festivali ve 18. Çukurova Karboğazı Zafer Şöleni’ne katılarak Mersinli vatandaşlarımızın coşkularına ortak oldular. Ayrıca 18 Ağustos tarihlerinde Mersin’in Erdemli, Mezitli, Yenişehir, Toroslar, Akdeniz, Tarsus, Çamlıyayla, Anamur, Bozyazı, Aydıncık, Gülnar, Mut ilçelerini ziyaret ederek Kurban Bayramı öncesinde ülküdaşlarımızla bayramlaştılar. KARBOĞAZI ŞÖLENİ KARBOĞAZI ŞÖLENİ KARBOĞAZI ŞÖLENİKARBOĞAZI ŞÖLENİ AKDENİZ İĞNE OYASI FESTİVALİ TARSUS İĞNE OYASI FESTİVALİ ANAMUR İĞNE OYASI FESTİVALİ ÇAMLIYAYLA İĞNE OYASI FESTİVALİ Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
  • 42.
    OCAKTAN HABERLER 82 Ülkü Ocakları• AĞUSTOS 2018 www.ulkuocaklari.org.tr ÜLKÜ OCAKLARI GAZİANTEP İL BAŞKANLIĞI’NDAN 100 ÖĞRENCİ KAPASİTELİ YURT Genel Başkanımız, Ülkü Ocakları Gaziantep İl Başkanlığı’nın 100 öğrenci kapasiteli olarak açacağı yüksek öğrenci yurdunun tadilat çalışmalarını inceleyerek bilgi aldılar. MEZİTLİ TOROSLARYENİŞEHİR ERDEMLİ Önceki Sayfa