27 Mayıs’ı hazırlayanolaylar 27 mayıs 1960 darbesi Gençlerin emperyalizme karşı ayaklanışları, direniş ve eylemleri 1968 gençlik hareketleri 12 Mart 1971 muhtırası İşkence ve idamlar 12 Eylül 1980 darbesi Apolitize edilen gençlik 60-80'den günümüze siyasetten nasıl uzaklaştı(rıldı)k?
2.
27 Mayıs’ı HazırlayanOlaylar Üniversite gençliği 60 darbesine giderken yoğun toplumsal gösteriler içinde yer almıştır.İlk hareket 1956’da A.Ü. SBF Fikir Kulübü’nün bir toplantı düzenlemesiyle oldu.Menderes “üniversitenin çanına ot tıkamak”tan söz etti, bu tutum üniversite gençliğinde tepki oluşturdu.
3.
27 nisan 60’da,İ.Ü. Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği’nin Beyazıt Beyaz Saray Salonu’nda yapılan kongresi polisler tarafından basıldı, öğrenciler dövüldü. Bütün gençlik “Hürriyet-hürriyet!” diye bağırıyordu. Meclis ve özellikle Tahkikat Komisyonu’nun çalışmalarının yayımlanması yasaklandı.O gün İnönü, Meclis’te şöyle bir konuşma yaptı:”Demokratik rejim istikametinden ayrılıp ülkeyi baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir.Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam...”
4.
27 Mayıs 1960Darbesi 50’lerin ortalarından itibaren subaylar arasında DP iktidarını devirmek için birbirinden habersiz birçok gizli örgüt kuruldu.1960 yılına doğru orduda iktidarı devirme yolunda örgütlenmeler giderek olgunlaştı ve subaylar 27 Mayıs 1960’ta ülke yönetimine el koydular.
5.
60 darbesinde OrgeneralCemal Gürsel hareketin liderliğine getirilmişti; ancak alt ve orta rütbedeki subayların ağırlığı dikkat çekiciydi.Amaç, Türkiye’de kökten bir kurumsal dönüşüm yaratmaktı.Atılan ilk adım subayların ağırlıklı olarak temsil edildiği “Milli Birlik Komitesi”nin kurulmasıydı ve ülkedeki gerçek iktidar bu komiteye geçti.
6.
7.
27 Mayıs hareketininkarşılaştığı en çetin güçlüklerden biri de, eski DP liderlerine ne yapılacağı sorusuydu.DP’nin önde gelenleri tutuklanmış ve Yassıada’da gözetim altına alınmışlardı.Davalar sonunda, DP’nin üç önemli ismi Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam cezasına çarptırıldılar.
8.
60’da yaşanan bugelişmeler Cumhuriyet tarihinde askeri darbeler ve siyasal idamlar döneminin başlangıcı olmuştur.27 Mayıs darbesinin ülkeye getirdiği en radikal düzenleme 1961’de halk oylaması ile kabul edilen yeni anayasadır.1961 Anayasası’nın getirdiği özgür gibi görünen ortam sendikalar ve sol hareketler gibi sosyal ve düşünsel grupların siyaset meydanına çıkmasını sağlayacak böylece 1960 ve 1970’lerde bunlara tepki olarak gelişen siyasal çalkantılara yol açacaktı.
9.
Gençlerin Emperyalizme KarşıAyaklanışları, Direniş ve Eylemleri 1961-71 dönemini ele aldığımızda, öğrencilerin bu yönde ilk istemi 1964 Temmuz ayındadır.Üniversite yönetimi her yıl öğrencilerden aldığı kayıt, kabul, sınav ve harç miktarlarını arttırır.Bunun üzerine öğrenciler kendilerini temsil eden birlikler aracılığıyla eyleme başlar.İki ay süren eylemler sonucunda MEB harçlara yapılan zamları geri alır.
10.
11 Kasım 1966günü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 1.sınıfında derslere girmeme eylemi yapan öğrenciler derse girerek gürültü yaparlar.
11.
10 Aralık 1964’teöğrenciler bir bildiri yayınlayarak üniversite reformu bir an önce gerçekleştirilmezse üniversitenin kapısına kilit vurup kapatacaklarını açıklarlar.İ.Ü. Hukuk Fakültesi 1967-68 öğretim dönemi yine öğrencilerin derse girmeme eylemi başlatmasıyla açılır.Bütün öğrencilerin desteğiyle 30 Ekim 1967’de başlayan derslere girmeme eylemi, öğretim üyelerinin desteklememesi ve durumun savcılığa bildirilerek bazı öğrencilerin gözaltına alınması üzerine 8 kasım 1967’de sona erer.
12.
1968 Gençlik Hareketleri68 yılına gelindiğinde öğrenci istemleri değişiyor, artık üniversitede reform değil, “Üniversitede ve Eğitimde Devrim” isteniyordu.Türkiye’de ilk hareket Ankara’da DTCF’de patladı.Haziran 68 boykotu “sağ sol yok boykot var!” sloganıyla başlamıştır.Bu deneyimin en önemli yanı o güne kadarki en iyi örgütlenme örneği olmasıdır.
13.
İ.Ü.’de ilerici öğretimüyeleri ve asistanları tarafından hazırlanan Üniversite Reform Taslağı, İşgal Komiteleri Konseyi tarafından onaylanmıştır.1968 sonbaharında Milli Türk Talebe Birlik'lilerin üniversiteye düzenlediği baskın, 68’i izleyen yıllarda şiddetlenecek olan çatışmaları haber veriyordu.Bu dönemin önemli kayıplarından bazıları Vedat Demircioğlu ve 28 Nisan olaylarında polis tarafından öldürülen Turan Emeksiz‘di.
14.
15.
Üniversite reformu içinyola çıkan öğrenci kitlelerinin 6. Filo olayları sırasında doğrudan devlet erki ile yüzyüze kalıp çatışma içine girmesi, öğrencilerin önce toplumun dönüştürülmesi gerektiği yolundaki kanısını pekiştirdi.Öğrenciler 1968 yazında "Anadolu'ya çıkma" kampanyası başlattılar.Bu kampanyada gerek toplumsal düzene yönelik eleştiriler, gerekse ABD emperyalizminin Türkiye'deki varlığı, ilişki kurulabilen halk kesimlerine aktarılmaya çalışıldı.
16.
17.
Türkiye’de bunlar yaşanırken1968 yılında Paris’te meydana gelen öğrenci eylemleri, bu tarihe kadar görülmemiş bir düzeye ve etkinliğe ulaştı.Tüm Fransız toplumunu tepeden tırnağa sarstı ve etkileri diğer ülkelere kadar yayıldı.9 milyon işçinin genel greve gitmesi ile işçi ve öğrenci eylemlerinin toplumu büyük bir güçle sarstığı görülüyordu. Öğrenciler, “Sınıfsız Toplum” istiyordu.
18.
Öğrenci hareketleri dahasonra İtalya’da, Batı Almanya’da, İngiltere’de ve birçok ülkede görüldü.Tüm Avrupa ülkelerinde genç nüfus oranı artıyordu, işsizlik sorunu esas olarak gençliğin sorunu oldu.Çünkü işsizler ordusunun yarısı 25 yaşın altındaydı. Üniversite mezunları arasında da işsizlik oranı yükseliyordu.68 eylemlerinde özellikle İtalya’da öne çıkan önemli bir neden de "diplomalı işsizlik" oldu.68'in temel dinamiği olan üniversiteli gençlik, bütün bu sorunların yanı sıra öznel sorunlarda yaşıyordu.“Üniversitelerin Sanayileşmesi" için yeni düzenlemeler yapıldı.Öğrenim kitleselleşti.
19.
68 Türkiye'de deöğrenci eylemlerinin yükseldiği yıl olmuştur.Fakat Avrupa ile doğrudan bir bağlantı söz konusu değildir.Kuşkusuz bir etkilenmedir.Ama bu etkilenme, burjuvazi ve uşaklarının iddia ettikleri gibi, "Türkiye'de 68 eylemlerinin , daha çok Avrupa'yı 'taklit' hevesinden kaynaklandığı" şeklinde bir etkilenme değildir.Türkiye'deki 68 eylemleri, 27 Mayıs öncesinden başlayarak 1960 sonrası adım adım yükselen öğrenci hareketinin bir devamıdır.
20.
12 Mart 1971Muhtırası 12 Mart muhtırası, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde meydana gelen dördüncü, başarılı olmuş ikinci ve emir-komuta zinciri içerisinde yapılmış ilk askeri darbe eylemidir.
21.
1969’dan itibaren artansiyasal istikrarsızlık ve kutuplaşma, demokratikleşmenin ilerlemesini engellendi.Yeni yönetim ve Meclis’teki partilerin çoğu, 1961 Anayasası’nın “Türk toplumuna bol geldiği” ya da Nihat Erim’in tabiriyle “lüks olduğu” kanısındaydılar.Temel hak ve özgürlükler rejiminde kısıtlamalara gidildi.Sıkıyönetim uygulamalarının kapsamı genişletildi.TRT ve üniversitelerin özerklikleri daraltıldı.Türkiye İşçi Partisi ve Milli Nizam Partisi kapatıldı.
22.
12 Mart muhtırasıyla,TSK’nın siyasal yaşama müdahalesi anayasal bir çerçeve içersinde kurumlaşmış oldu.1971 muhtırası, gerektiğinde TSK’nın müdahale yetkisini kullanacağının somut bir göstergesiydi.
23.
İşkence ve İdamlarİnsanlar özgür düşündükçe bunların kısıtlanması için ellerinden geleni yapan idaredekiler; isteklerine yavaş yavaş ulaşıyordu.71 muhtırasıyla istekler açıkça ortaya konmuş; niyetler değişmişti.Artık istenen tek şey cansız genç bedenlerdi.Bu tür amaçlara ulaşabilmek için birçok insana işkence yapıldı ve idam kararları alındı.İşkence yapılan insanların suçu sadece özgür düşünceleri nedeniyle hapse atılanları övmekti.İdam kararlarıysa önceden belirlenmiş gibi hiçbir istek doğrultusunda değişmiyordu.
24.
25.
26.
16 Mart 71akşamı Şarkışla’da yakalanan Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan bir daha dışarı çıkarılmamak üzere hapse atıldılar.16 Temmuz 71’de olaylı bir şekilde başlayan mahkeme 9 Ekim 71’de 18 gencin idamı istemiyle sonuçlandı.İddaanameye karşılık uzun bir savunma hazırlanmasına rağmen verilen karar önceden belli olduğundan idam sayılarının azaltılmasından başka bir sonuç alınamadı.Haksız bir şekilde hapse atılan arkadaşlarını kurtarabilmek için dışarıdakiler, idamların iptal edilmesi için imza kampanyaları başlatmışlardı.Avukatlar ise mahkemeye sürekli yeni savunmalarla gidip verilen kararları değiştirtmeye çalışsalarda, sonuç 3 gencin idamına vardı.İdam karşıtı olanları kışkırtmak amacıyla parlemento kulislerinde “üçe üç” diye bağrışmalar oluyordu.61’de yapılan Menderes’lerin idamına karşılık istenen bu idamları, 11 senedir tutulan kinin belirtisi olarak nitelendirebiliriz.
27.
28.
Cezaevinde yapılan işkencelerekarşı tepkilerini açıkça ortaya koymak için, bütün devrimci gençler açlık grevine başlarlar.11 gün süren açlık grevinden avukatlar haberdar olunca gençlerle konuşmaya giderler.İnfazların önlenmesi için hala büyük bir çaba içinde olduklarını belirtirler.Ancak avukatlar, çabalar boşa çıkarda infazlar gerçekleşirse onların sehpaya başları dik çıkmalarını istedikleri için açlık grevine son verilmesini isterler.
29.
Grevlerin bitiminden 3gün sonra 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece yarısı Mamak Cezaevi’ndeki hareketlilik büyük bir durgunluğun habercisidir aslında.Son sözlerinde o güne kadar halklarının kurtuluşu için verdikleri mücadeleleri özetlerler.Onlar idamlardan önce söz verdikleri gibi tereddütsüz ve başları dik bir şekilde gitmişlerdir artık.
30.
İdamlar sonrasında ülkede;tutuklanmaların yanısıra, birçok yerde bomba patlamaları oldu.Gazeteciler infazlarla ilgili yazdıkları yazılardan, öğretmenler ise Deniz Gezmiş’i övdüklerinden dolayı yargılandılar.İdamları kınayan bildiriler dağıtan 13 öğrenci gözaltına alındı.6 Mayıs’ta İstanbul’da geceyarısı bir bankada ve ertesi gün Hukuk Fakültesi öğrencisi birinin çantasında bulunan bombalar nedeniyle patlamalar oldu.
31.
Dönemin ünlü işkenceleri;falakaya yatırıp ayak etleri parçalanıncaya kadar işkence yapmak ve daha sonra o kanlı ayakla tuzlu suyun üstünde yürütmektir.Ancak onlar her zamanki gibi direnmiş ve bu kadar işkenceden sonra hala yaşıyabiliyorlar diye dalga geçercesine saygı görmüşlerdir!Ayrıca infazlardan sonra tutulan tutanaklara da bakarsak Yusuf Aslan’ın bir Emniyet Genel Müdürü’yle yaptığı konuşmada:“Yine işkencelere devam ediyor musunuz?” sorusuna karşılığı “Bizde öyle usuller yoktur.” şeklinde alınca “Yine elektrik cereyanı ile işkence yapıyor musunuz?” şeklinde tekrardan soru sorduğunu ve Emniyet Genel Müdürü’nden cevap alamadığını görürüz.
32.
12 Eylül 1980Darbesi 12 Eylül 1980 günü sabah saatlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri, emir-komuta zinciri içinde yönetime doğrudan el koydu.80 darbesi, ordu üst kademesinden oluşan bir Milli Güvenlik Konseyi oluşturarak yönetim ve yasama yetkilerini bir elde topladı.MGK Başkanı Kenan Evren darbenin gerekçelerini aynı gün öğle saatlerinde yaptığı radyo ve televizyon konuşmasında kamuoyuna açıkladı.
33.
Bu arada siyasiparti başkanları MGK kararıyla, "can güvenliklerinin sağlanması amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin koruma ve gözetiminde" belirli yerlerde kaldılar.Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki bütün derneklerin faaliyetlerinin durdurulduğu kamuoyuna duyuruldu.
34.
12 eylül’de; 650bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 7 bin kişi için idam cezası istendi.517 kişiye idam verildi.50 kişi asıldı. 250 bin kişi yargılandı.Onlarca yıl hapsedildi. 23 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 300 kişi infaz edildi. 171 kişi işkencede, 299 kişi hapishanelerde katledildi.
35.
Ne demek 650bin insan?Her otobüste otuz insan, 23 bin otobüs insan demek.1980’de ticari otobüs sayısıda 23 bindi.Öyle bir gün düşünün ki, ülkedeki otobüslerin tümü, o gün gözaltına insan taşıdı ya da ülkedeki belediye otobüslerinin tümü 5 gün gözaltına insan taşıdı.650 bin insan ne demek?Her vagonda 65 insan, 10 bin vagon gözaltına insan taşıdı demektir.Her 70 insandan biri gözaltına götürüldü demek.Anaların yanısıra bebeklerde gözaltına alındılarsa da bu rakama dahil edilmedikleri için şöyle ifade edilebilir; 20-40 yaş grubunda 13 kişiden biri gözaltına götürüldü demek...
36.
Şüpheli oldukları ilerisürülen 1.5 milyonu aşkın kişi, darbeciler tarafından bir şekilde gözetim altında tutuldu.Bu kadar insan devletin yetkili organlarınca izlendi ve gerektiğinde peşlerine polisler takıldı. 12 Eylül'den sonra kurulan sıkıyönetim mahkemeleri üst üste idam kararları vermeye başlarken, 1972'den beri fiilen uygulanmayan idam cezaları da hızla infaz edilmeye başlandı.Politik eylemleri nedeniyle hüküm alanların yanı sıra adi hükümlülerin infazları da gerçekleştirildi.1980-84 yılları arasında 50 kişi idam edildi.Askeri darbenin başındaki Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, 3 Ekim 1984'te Muş'ta yaptığı konuşmada "Hainleri asmayıp da besleyecek miyiz?" dedi ve bu sözü uzun yıllar belleklerde yer etti.
37.
Kenan Evren’in unutulmayandiğer sözleri: Adalet yerini bulsun diye bir sağdan bir soldan asıyorduk. İdamları imzalarken ellerim hiç titremedi. Bugün olsa gene idam hükümlerini imzalardım. Meclise iki, iki buçuk parti girse yeter.
38.
12 Eylül dönemininunutulmayanlarından birisi de yapılan işkencelerdir.Tutuklu olarak cezaevlerine alınan genci-yaşlısı, kadını-erkeği herkes bu işkencelerden nasibini aldı.On-binlerce insanın sorgusu çok ağır işkenceler altında yapıldı.Bu işkenceleri bizzat yaşayanların anlattıkları, gördükleri işkence sahneleri, o dönemin vahşetini adeta gözler önüne seriyor. Bir çok cezaevi işkencehaneye dönmüştü.Filistin askısından bedene tazyikli su sıkmaya, tacizden bayılıncaya kadar dövmeye, vücuda elektrik vermekten tırnakların sökülmesine kadar bir çok işkence yöntemi uygulanıyordu ve işte bu işkencelerden dolayı resmi olarak 171 kişinin öldüğü tespit edildi.
39.
40.
Erdal Eren 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla tutuklanmış ve 13 Aralık 1980 tarihinde asılarak idam edilmiştir.Reşit olmadığı gerekçesiyle, dönemin hükümeti yaşını büyüterek idam edilmesine karar verdi.2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, hızlı bir yargılama sürecinin ardından, 19 Mart 1980’de idama mahkum edildi.Erdal Eren'in henüz 16 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasını engelleyemedi.
41.
Tüm bunlar buülkede huzuru ve istikrarı sağlamlaştırmak için yapıldı.Emir ve talimatı ise halkların düşmanı ABD emperyalizminden geldi.Böylece cuntaya doğru gidecek süreç başlamış oldu.Ve 12 Eylül geldiğinde ise bu gidişe bir dur demek gerekiyor denilerek cunta hayata geçirildi.ABD yönetimi "BİZİM ÇOCUKLAR yönetime el koymuş" diyerek cuntayı alkışladılar.O sabah ülkenin tüm sokaklarını panzerlerle askerler işgal etti.Ülkeyi postal sesleri kapladı.Ne için kim içindi tüm bunlar?Hedef açıktı...Değersizleşen, düşünmeyen, sorgulamayan insanlar yaratmaktı.Hedef 45 milyon halktı.Bencil, çıkarcı bireyler, idealsiz, hakkını savunamayan kişilikler yaratmak bu sistemin istediği insan tipiydi.
42.
12 Eylül ülkemizinüzerinden bir silindir gibi geçti.Hak, özgürlük, demokrasi namına en ufak bir hak kırıntısı bırakılmadı.Bunları demek 12 Eylül’ün etkisini anlatmaya yetmiyor.Şöyle ifade etmek daha doğru olacaktır; 12 Eylül 1980 askeri darbesi, o gün henüz doğmamış olanların bile hayatını şekillendirmiştir.Ama kuşkusuz en çıplak izleri o dönemi yaşayanlar üzerinde bırakmıştır.
43.
Apolitize Edilen Gençlik12 Eylülcüler gençliğe dönük olarak özel bir program uyguladılar.Onlara göre 12 Eylül öncesi gençlik fazla politize olmuş, denetim dışına çıkmıştı; özetle kaybedilmişti.Tek çözüm yolu yoğun bir karalama eşliğinde tasfiyeydi.İşte tam da bu noktada 78′lilerin “yitik kuşak” olmaya başladıklarını görüyoruz.Yüz binlerce genç işkenceden geçirildi.Bir o kadarı 12 Eylül zindanlarına atıldı.Öndersiz bırakılan gençlik pasifize edildi.12 Eylül konseyine bağlı İhsan Doğramacı ve YÖK marifetiyle öğrencilerin, asistanların, doçentlerin ve profesörlerin biçimsel-idari organlarını seçme ve bilimsel inceleme hakları ellerinden alındı.Üniversitelerin zaten iyice daraltılmış olan toplumu aydınlatma işlevleri tamamen ortadan kaldırıldı.
44.
Korkunç bir sınavtuzağı, siyaset karşıtı bir ortam, 1980 öncesi gençliği “anarşi ve terör” yalanıyla lekeleme, böylece tüm gençliği suçlama ve suçluluk düşüncesine hapsetme, baskıyı sonuna kadar kullanma gibi yöntemlerle, düşünmeyen, üretmeyen, tek boyutlu bir “öğrenci kimliği”ni hakim kılmaya çabaladılar.
45.
Darbe sonrası doğankuşaklar dinleyemedi anne babalarından 12 Eylül’ü.Öylesine sus pus olmuştu ki dudaklar; 10 yaşında küçük bir kız çocuğu “baba darbe ne demek, bugün ne olmuştu?” diye sorduğunda cevap alamamışsa babasından, insanlar hala rüyalarında görüyorsa işkence dolu günlerini, “gözaltında kaybolmak” gibi yalan bir söylentiye inandırılmaya çalışıyorsak, anne babalarımız bizi siyasetten uzak tutmaya çalışıyorlarsa, siyaseti ti’ye alacak kadar uzaksa, “Ellerim idam kararlarını imzalarken titremedi” bile diyen bir devlet başkanını alkışlayabiliyorsa gençler; 12 Eylül Darbesi’ni yaşamış, tanık olmuş herkes çocuklarına,torunlarına borçludur.Siyasetten bir fiil devlet eliyle değil, anne baba,dede ve anneannelerimizin elleriyle uzaklaştırıldık.Şimdi apolitize olmuş bir gençliği suçlamak yerine anlatın ki yaşadıklarını neye karşı olmamız gerektiğini bilelim, anlatın ki dünyayı daha yaşanabilir kılmaya gücümüz olsun.
46.
CEMRE YALVAÇ ÖZNUR EGE Konak Anadolu Lisesi Yaşadığımız dönem kuşağının daha bilinçli bir hale gelmesi isteğimizle...