Enderun MektebiENDERUN LİSELERİKÜLTÜR SANAT EDEBİYAT DERGİSİ
Bosa çıksın reislerin, kahinlerin, sairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Sayı:17/Mayıs-2018
DosyaRöportajİncelemeFilmEleştiriAnket
Mutluluk
Naime
Erkovan
Okuma Rehberi
Mustafa Kutlu
Serçelerin
Şarkısı
Enderun’a
Sorduk
Bosa çıksın reislerin, kahinlerin, sairlerin kuvvetiBosa çıksın reislerin, kahinlerin, sairlerin kuvveti.Bosa çıksın reislerin, kahinlerin, sairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Bosa çıksın reislerin, kahinlerin, sairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
.Bosa çıksın reislerin, kahinlerin, sairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Bosa çıksın reislerin, kahinlerin, sairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet Ozel
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
.Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
.Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın...
Ismet OzelIsmet Ozel
..
2.
Sen mutluluğun resminiyapabilir misin Abidin?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil!
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?..
NAZIM HİKMET
SAMAN SARISI
Enderun Mektebi
Özel EnderunFen ve Anadolu Liseleri
Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
İMTİYAZ SAHİBİ
Özel Enderun
Fen ve Anadolu Liseleri Adına
Said TURGUT
Okul Müdürü
GENEL YAYIN YÖNETMENİ
Öznur Özgür İÇ
Fen Lisesi Müdür Yardımcısı
YAYIN KOORDİNATÖRÜ
Zahid AYDOĞAN
Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni
EDİTÖR
Öznur ÖZDEMİR
Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni
GRAFİK-TASARIM
Emre YALDIZ
YAZIŞMA ADRESİ
Kayacık Araplar Mh.
Ataç Sk. No:1
Karatay/KONYA
ELEKTRONİK POSTA
enderunlisesi@gmail.com
WEB
www.gencegitim.com.tr
TEL
0.332 237 81 08
BASKI
Eroğlu Ofset
Selçuk V.D. 3360160642
Matbaacılar Sitesi Yayın Cd.
No:19 Karatay/KONYA
Tel: 0.332 342 08 31
Basım: Mayıs 2018
YAYIN TÜRÜ
Yerel süreli yayın.
Dönemde bir yayınlanır.
Ücretsizdir.
“Allah’ım helal etmiyorum! Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere,
hakkımı helal etmiyorum! Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zer-
relerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürse-
ler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili’nin
(Muhammed) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi
ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem…” II. ABDÜLHAMİD HAN
İstikbal “Kök”lerdedir Sevgili Okuyucu. Tarihimizin görkemli kahramanları
köklerimize ulaşmada bize ser rehberlik etmektedir. Biz de ‘Eve Dönen
Adam’ misali evimize, içimize dönüp vefatının yüzüncü yılında II. Abdülha-
mid Han’ı araştırırken kendimizi keşfe koyulduk. Bu keşif esnasında öğren-
cilerimiz, “Tanımlamak kısıtlamaktır.” (Oscar Wilde) sözünden hareketle
‘Mutluluk’ kavramını yeniden irdeleyip yeni anlamlara -alanlara ulaşmayı
amaçladı. Aktüel Edebiyatın nabzını tutarak Türkiye Yazarlar Birliği Yılın
Öykü Ödülüne layık görülen Naime Erkovan ile röportaj yaptı.
Değerli öykü yazarı Mustafa Kutlu’yu araştırıp harita kıvamında Okuma
Rehberi hazırladı, Ömer Faruk Dönmez ’in ‘Hamza’ kitabını resmetti. Dünya
sinemasının kapısını aralayarak bizlere ‘Serçelerin Şarkısı’nı dinlettirdi.
İslam Mimarisini mercek altına tuttu.
Bunların yanında yine öğrencilerimizin kaleminden dökülen öykü, deneme,
şiir, inceleme, karikatür ve (öz)eleştiriler dergideki yerini aldı. Elinize aldığı-
nızda keyifle okuyacağınız bir dergi çıkardığımıza inanıyoruz. ‘İnandığımız
için’ yazıyoruz.
Velhasıl Sevgili Okuyucu, her sayıda daha da güçlendirmeye çalıştığımız;
okulumuz öğrencileri için bir okuma, anlama, yorumlama, yorulma ve tüm
bunların sonunda ‘yoğrulma’ yeri olarak gördüğümüz Enderun Mektebi
Dergimizle yeniden karşınızda olmaktan sonsuz mutluluk duymaktayız.
Mutluluğumuzu paylaşan, emek veren idareci, öğretmen ve hassaten
öğrencilerimize teşekkürlerimle…
Öznur ÖZDEMİR
Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni - MAYIS / 2018
(S)ÖZE DOĞRU…
5.
İçindekiler
(S)ÖZE DOĞRU |Öznur ÖZDEMİR | ................................................................................................................
MUTLULUK AĞACIM | Ayşegül BİLİCİ | ..........................................................................................................
SINIRDAKİ GÜNEŞ | Neriman KAFAOĞLU | ..................................................................................................
DEVLET-İ MUAZZAMA | İsmail ÜNAL | .........................................................................................................
ADIM | Gülnur TÜRKDEMIR | ......................................................................................................................
KALBİNİN DERİNLİKLERİNDE | Şerife Nur ŞEFLEK | ......................................................................................
MEDENİ EY HUSUSİ | İsmail ÜNAL | .............................................................................................................
NÂ MÜMKÜN | Alime Ebrar KANBAŞ | ........................................................................................................
SEN | Gülnur TÜRKDEMIR | ..........................................................................................................................
SATRANÇ - OYUN GİBİ BİR HAYAT | Mehmet Umut GÖKDAĞ | ....................................................................
GENÇ DE Mİ OLMAYAĞHH | Zehra KUNTOĞLU | ..........................................................................................
II. ABDÜLHAMİD HAN | Berat Enes ERTÜRK | ..............................................................................................
RÖPORTAJ : NAİME ERKOVAN | Enderun Mektebi Genç Yazarlar Kulübü | .....................................................
OKUMA REHBERİ : MUSTAFA KUTLU | Berat Enes ERTÜRK | .......................................................................
BELKİ BİR GÜN | Zeynep Aslı TANOĞLU | .....................................................................................................
23’e 40 | Zeynep Sude GÜVEN | ....................................................................................................................
SOLUK | Emel Nur BOLANYIĞ | .....................................................................................................................
ÇÜNKÜ BAŞARMAK MÜMKÜN… | Fatih TÜN | .............................................................................................
İPE UN SERİLEN SÖZLER | Sena Nur YILMAZ | ..............................................................................................
TOPRAĞIMIZIN KAN KOKUSU | Zahid AYDOĞAN | ......................................................................................
MÜCADELENİN FİLMİ : SERÇELERİN ŞARKISI | Muhammed Veli ÜNLÜ | ........................................................
FOTOĞRAF | Tuba ARIKAN | ...........................................................................................................................
HAMZA KİTABI İNCELEMESİ | Muhammed Veli ÜNLÜ - Burak Talha DAĞDEVIREN | ...................................
KARİKATÜR | Azra GIRGIÇ | .........................................................................................................................
ENDERUN’A SORDUK | Şerife Nur ŞEFLEK-Emel Nur BOLANYIĞ | ................................................................
MUTLULUK KOLAJI ............................................................................................................................................
4
6
8
10
12
14
16
20
21
22
24
26
28
34
36
38
40
42
46
48
50
54
56
57
58
62
6.
....
Enderun Mektebi
Dosya
Ayşegül BİLİCİ- AL/10-A
Mutluluk… Derin bir soluk verdi sanki daha başlar-
ken. Her birimiz için farklı manalara geliyor elbette.
Kimimiz için bir acıdan, hasretten, gurbetten veya
hastalıktan kurtuluş, kimimiz için bir umut, kimimiz
için ise bir hedeftir mutluluk. Benim için ise bir ağaç-
tır mutluluk. Tohumu benliğimizin tam ortasındadır
içimizdedir. Tohumu toprağa verebilmek için sonra-
sında meyvelerini yiyebilmek için bazı fedakârlıklar
gerekiyor. Peki, nasıl fedakârlıklar bunlar? Herkes
için aynı olmayabilir; ama sen kendinden ödün
vermezsen başkası vermezse mutluluğun tohumu
nasıl düşer toprağa? Tohumumuzu toprağa verdik,
ya sonra? Büyük bir kısmı tamamlandı aslında. Sen
toprağa verebildin ya tohumunu yağmur seni yalnız
bırakmaz merak etme. O, tohumun gelişmesine fi-
dan olup büyümesine yardım eder. Burada yağmur
sevdiklerimiz ve çevremizdeki insanlar oluyor. Onlar
olmazsa tek başımıza ne kadar mutlu olabiliriz ki?
Böylece mutluluk ağacımız yavaş yavaş büyüyecek,
büyüdükçe güçlenecek. Dalları çıkacak meyveleri
taşıyabilmek için. Yaprakları çıkacak koruyabilmek
için. Son olarak ise meyveler. O küçücük mutluluk
tanesi tohumundan bir sürü mutluluk meyveleri
oluşacak. Hepsini kendimiz yiyemeyiz ya. Paylaşa-
lım o halde. Paylaştıkça çoğalacak bu mutluluk ve
sen de: “iyi ki” diyeceksin, “keşke” demeyeceksin.
Mutluluk lügatinde pişmanlık yoktur. O mutluluk
ağacın var ya senin, o da yalnız kalmayacak. Orman
oluşacak etrafında. Yeter ki birileri istesin, çabala-
sın, fedakârlık yapsın. Haydi, sen de içindeki özel
tohumu fark et artık. Toprak, yağmur ve rüzgar seni
bekliyor. Geç kalma: )
MUTLULUK AĞACIM
6
Enderun Mektebi
Deneme
Neriman KAFAOĞLUAL/10-B
Rüzgâr...
Gecenin gizemini bozan güneş huzur verirken, şehrin henüz çözülememiş dili sarar etrafı.
Güneş mi bekler ayın karanlıkta kayboluşunu, yoksa ay mı bekler güneşin batışını?
Öyle ya ikisi de muhtaçtır birbirlerine yükselip öne çıkmak için.
Her insan gibi ay da boğulur gözükmesini sağlayan karanlıkta.
Ama ne büyük umuttur başka güneş batışlarına inanmak.
Çevredeki gürültüler melodiye dönüştüğü zaman gecenin ağırlığı çöker.
Derinden derine etkileyen sonsuz karanlık, güneşin doğuşuyla sınırlarını çizer.
İnsanın dünyadaki yaşam sınırı ölüm ile belirlenmişken nedir bu sonsuza hevesimiz?
8
SINIRDAKİ GÜNEŞ
9.
....
Enderun Mektebi
Deneme
Neriman KAFAOĞLUAL/10-B
Ay geceye kavuşmak için sınırsız olan güneşi beklerken nedir bizdeki bu sabırsızlık?
Gecenin sonsuzluğu, Güneşin kayboluşuna muhtaç iken nedir bizdeki bu “özgüven”?
Gecenin sonsuz karanlığına rağmen yaktığımız ışıklar nedir…?
Gökyüzündeki sonsuz siyahın yok olmayacağını düşünürken hiçe sayarız güneşi…
Peki geceyi süsleyen yıldızlarsa, gündüzü süsleyen kimdir?
Biz mi?
Gecenin sonsuzluğuna karşı yaptığımız
karanlık hatalarla kirletiriz dünyayı.
Kuşlar, güneşe inat mı öter?
Nedir geceki sessizlikleri.
Mezarlıklar ne kadar
da sakin, hayat sınırına
ulaşmış insanlarla.
Güneş dünyayı aydınla-
tırken tüm karanlık suç-
lara rağmen, peki biz ne-
den sınıra ulaşmak için acele
ederiz şah damarımızdan yakın
ölüme karşı.
Sadece görmemiz gerekenleri ay-
dınlatırız görmediklerimize inat.
Hayata hikayesini yazmak için
gelir insan, peki evrenin sonsuz
hikayesinde senin noktanın rengi
ne?
9
10.
....
1 asır geçtiDevlet-i Muazzamdan bugüne 1 asır
geçti.
Ne alınıp ne verildi?
Elde kalan koca bir hiçti.
Bana bir devlet göster tarih(çi)
1 asır evveli, bir asır sonrasından olsun daha medeni.
Bu nemenem iştir.
Böyle yıkım mı olur?
Bir ileri, iki geri yol mu olur?
İftihar ederiz şamarımızla.
Nâm salmışız tokatımızla.
Da…
Da…
Biz kimin tokadı ile bu hale geldik tarihçi?
7 düvel adlı bir tiyatro dediler.
Başrolü de birine verdiler.
Tarih sizi galip yazsın,
Lakin topraklar biz de kalsın,
Kabul mü? Dediler.
Tarih yalan yazdı utandı diyelim.
Morfini vurdular, 1 asır uyuttular
Can çekişirken, baharı yaşattılar
Uyanmaz sandılar diyelim.
Bu seni avutmaya yeter mi Tarihçi?
........
DEVLET-İ
Enderun Mektebi
Şiir
İsmail ÜNAL - AL/10-D
8
11.
............
Endülüs’ten, Selçuklu’ya,
Osman-ı Ali’den,Babür ‘e
Yok böyle bir bâkiye
Yurtta sulh varsa,
Cihanda da sulh mu diyelim?
Yıkalım mı kurduğumuz çadırı?
Unutalım mı döktüğümüz kanı?
Mazlumun ahının hesabını
Garba sormayalım mı?
Unuttun mu , unuttunuz mu?
Kurtuba ah derse
İstanbul da safa olmaz.
Şam’a güneş doğmazsa
Anadolu aydınlanmaz.
Unutalım mı Ulu’yu?
Akşemseddin’i, Ebussud’u?
Pazar mı edelim devleti, dini, hilali?
Dinsiz devlet mi olur?
Türk, İslamsız içi boş kavanozdur.
Unutalım mı dersin?
Tuna kıyısında abdest alıp,
Viyana boyunda kıldığımız namazı?
Unutalım mı Ata’yı?
Fatih’i, Hüdavendigar’ı?
Ced kini gütmeyelim mi?
Kinimiz, dinimizdir
Şerbetini kana kana içmeyelim mi?
Unutalım mı?
Ha Tarihçi?
MUAZZAMA
Enderun Mektebi
Şiir
İsmail ÜNAL - AL/10-D
9
12.
....
Enderun Mektebi
Deneme
Gülnur TÜRKDEMIR- AL/10-A
Vakit, geceydi. Bir yerlerden gelen melodiyi sessizliğin en hakim
olduğu anlarda hissediyordum. Sahiden nereden gelir bu hoş
ses?
Derken, bir mızrabın gönül çalabına vurulduğunu işittim. Öyle
nefes doluydu ki, heves edecek yer ve zaman var mıydı bilmem?
Her şey, bilmeden yürünen bir yolun ilk adımı ile ardı sıra dizildi.
Ne atanın haberi vardı adımdan, ne adımın haberi vardı adımı
atandan. Bu tuhaf ve sıra dışı yolculuktu, okyanusta boğulma
tehlikesi yaşanmadan gelişi güzel atılan bir adımdı. Ne yöne,
hangi büyüklükte atıldı meçhul...
Her nasılsa adım, okyanusun da ona karşı bahşettiği adımı his-
setti.
Bir nevî okyanusa bir saflık ve masumiyet içerisinde bağlandı.
Her damlayı kendinden bilecek kadar adımladı. Yine de kendin-
den bihaberdi. Adım, bu yola revan oldukça fark etti ki ufukta
bir çizgi!
12
adım
13.
....
Enderun Mektebi
Deneme
Gülnur TÜRKDEMIR- AL/10-A
Öyle güzel öyle efsun doluydu ki büyülenmemek elde değildi! Herkesin bakıp aldandığı; fakat kimse-
nin gidip görmeye cesaret etmediği bir büyüydü. Derken okyanusa atılan adım gittikçe çizgiye var-
mayı hedefledi. Ama gelin görün ki, o çizgi gittikçe hep aynı uzaklıkta kalıyordu. Yaklaştıkça ortalıktan
kayboluyordu. Bu sefer adım, asıl hedefe nasıl ulaşabileceğini düşünmeye koyuldu. Sonra fark etti ki
çizginin aslında gözle görülen mesafelerden ibaret olduğunu ve asıl ufkun verilen çaba ile hep onun
yanında olduğuna inandı. Ne de olsa “Kişi inandığıyla beraberdir.”
O da inanıyordu ki gözle görülen mesafelerin, gönülde hükmü geçmezdi. Anlamaya başladıkça, sırrı
hissetmeye alıştıkça toprağa yeni tohumlar eker gibi değer kazandırıyordu. Artık adım öyle bir hale
gelmişti ki toprağının özü, neredeyse tohumun sözü haline gelmişti. Tabi bu tohumlar, büyüdükçe
kendince şekil almaya başladı. Ve özgün bir kalıba dökülmeye başladı cümleler.
Ne tuhaftır ki bazen öyle delicesine ve derinlemesine konuşuyordu ki görenler “garib” olduğunu söy-
leyip bu kadar düşünmenin iyi olmayacağını söylüyorlardı. O ise bu sözleri kulak ardı edip yine özün
peşine düşüyordu. Koşuyordu adeta çarpacağını bile bile düş sokağında. Ama olsun koşmayı ancak
peşinden hızlıca yürümek sananlardan değiliz, şükürler olsun, dedi kendi kendine. Ve sustu, karanlığı
aydınlığa kavuşturabilmek adına.
Gark etti kendini sessizliğin oluşturduğu okyanuslarda. Bunu yapabilirdi; çünkü vazgeçebileceği bir
“BEN” hâlâ vardı. Maksat onu yok etmekti. Yanındakilerden öte, kendinde “kendini” bulabilmeyi iste-
di. Sözlerin tükenip özlerin döküleceği ânı bekledi.
13
........
Enderun Mektebi
Öykü
Şerife NurŞEFLEK - AL/10-A
Ayaklarım benden bağımsız adımlıyordu. Sanki bir şey
arar gibi aceleci, telaşlı, tedirgin… Neydi bu aradığı?
Kendimden bir parça eksik, onu mu arıyor? Peki ya ne
eksik? Bilmiyorum. Bilmediği bir şeyi nasıl arar insan?
Aradığını bilmeden bulabilir mi? Bulduğu şeyin, aradı-
ğı şey olduğunu nasıl bilecek? Sahi tam olarak bende
eksik ne? Kendimi yokluyorum; kulaklarım yerli yerinde,
ağzım, gözlerim, burnum, ellerim, kollarım, bacaklarım
hepsi yerinde. Peki, eksik olan ne? Yokluğu böylesine
boğan, boşlukta hissettiren, çırpındıkça dibe çeken ne?
Bilmiyorum...
Aramaya başlıyorum, göklere çıkıyorum. Mesela kuşlara
soruyorum: “Bende eksik olan ne? Aradığım şeyi biliyor
musunuz? Gördünüz mü?” Sanki bana buğzederek ce-
vap veriyorlar:” Biz sonsuz içinde uçarız, sonsuzluktan
her şeyi görür, biliriz. Evrende olan her şeyden haberda-
rız. Kudretimiz bundandır. Ama nereden bilelim aradığın
şeyi, daha sen bile bilmiyorken.” diyerek kibirlerini de
yanlarına alıp gittiler.
Okyanusa daldım bu sefer balıklara sordum: “Bende ek-
sik olan ne? Aradığım şeyi biliyor musunuz? Gördünüz
mü?” Bana hoşgörü ile cevap verdiler:” Biz sınırlı son-
suzluk içinde yaşarız. Biz düşünebildiğimiz kadar varız.
Bizim düşüncelerimiz bir kap, ruhumuz ise sudur. Su
kabın şekline göre şekil alır. Ne aradığını bilemeyiz; ama
yanlış yolda olduğunu biliyoruz. Onu dışarıda değil içinde
aramalısın. Kalbini, kendine açmalısın ki bulabilesin.” Bu
sözlerden sonra kalbim teklemeye başlıyor. Aklıma kuş-
ların söylediği sözler geliyor.
Kuşlar da sonsuzluk içinde olduklarını söylediler. Son-
suzluktan her şeyi bildiklerini, evrende olan her şeyden
haberdar olduklarını söylediler. Bu sefer daha tatlı bir
ses tonuyla:”
Evrende ne varsa, dışarıda değil, sende. Her ne araya-
caksan, ara onu kendinde.” Acaba hem bilgisiyle böbür-
lenen gerçek bilgiye ulaşan var mıdır?
Hiç bir şey anlayamıyorum, kalbime ben nasıl girebili-
rim? Nasıl tüm evreni kalbimde arayabilirim? Kalbim o
kadar büyük değil. Siz balıklar, sizin hoşgörünüzle ay-
dınlandığımı sandım; ama bu fecr-i kâzibden başka bir
şey değilmiş. Bir anda etraf kararmaya başladı, kara zift
kaplamaya başladı her yeri. Balıklar ise bağrışmaya baş-
ladılar:”
Kalbinin derinliklerine dal, güzellikleri gör, kötülük kapla-
masın kalbini.” İnkâr ediyorum böyle bir şey olamaz. Ben
inkâr ettikçe etrafım ziftle kaplanmaya başladı, balıklar
da kaybolmaya. Boğulmaya başlıyorum. Allah’ım aynı
his ama bu sefer çok acıtıyor. Boğazım yanmaya baş-
lıyor, boğuluyorum yardım edin. Her yer karanlığa karı-
şıyor. Çırpınışlarım işe yaramıyor. Yok olup gidiyorum.
Gözlerimi açtığımda nefes nefeseydim. Kan ter içinde
kalmıştım. Neredeydim ben? Bu soğuk tavan, bu eşya-
lar... Odamda olduğumu sonunda idrak etmiştim. Al-
lah’ım bu nasıl bir rüyaydı böyle...
15
16.
....
Enderun Mektebi
Deneme
İsmail ÜNAL- AL/10-D
Arnold Toynbee’nin asırlara etki
eden fikri: “Medeniyetler canlı
organizmalar gibidir.
Doğarlar, büyürler ve ölürler.
Tarihe bakarsanız bunun bir
medeniyetler çöplüğü olduğunu
görürsünüz” der.
Biz buna karşıyız. Biz her yerde
bunun karşısındayız. Biz bu fikre
harp açtık.
Medeniyet, köklü bir medeni-
yetse yıkılmaz. Yıkılamaz. Yıkı-
lan da medeniyet olmaz, devlet
olur. Medeniyetler ancak dur-
durulur, durursa paslanır, pas-
lanırsa çürür. Duran her şey ise
yozlaşmaya mahkumdur.
Medeniyet; görülen, dokunu-
labilen, hissedilebilen şeylerde
değildir sadece. Medeniyet; bir
kemer köprü, bir saray, bir ca-
mii, bir yapıdan ibaret değildir
sadece.
Medeniyet; fikirlere, ruhlara,
yaşayışa, konuşmaya, lisana,
adetlere, usullere, giyinişe, yü-
rüyüşe dokunulamayana etki
ediyorsa medeniyettir. Temel
taşı fikirdir, yani insandır.
16
Yaşatırsan devlet yaşar, millet
yaşar, medeniyet arşa çıkar. Fi-
kir yozlaşırsa ve bağnazlaşırsa
hepsi yıkılır.
Devletler yıkılır. Arkalarında bıra-
kabilenler bir medeniyet bırakır.
Medeniyet bırakan devletlere
“kadim” denir.
O medeniyet, yıkılan devleti ha-
tırlatır unutturmaz. Unutmayan-
lar da cet kini güder, fikir akımı
başlatır ve o devlete yeniden
can verir. O yüzden medeniyeti
kurmak için bir Fikir Harbine gi-
rilmesi gerekir. Fikirler değiştiril-
meli “doldur-boşalt” yapılmalı ki
yeniden ulu çınar için yeşersin.
Mimari, bir medeniyetin hem
kültür hem de sanat yapısını ve
seviyesini aşikâr eder.
Kadim İslam medeniyeti mimari
olarak diğer dünya medeniyet-
lerin mukayese edilemeyecek
kadar önündedir.
MEDENİ
EY HUSUSİ
17.
....
Enderun Mektebi
Deneme
İsmail ÜNAL- AL/10-D
İslam medeniyeti mimari
olarak ele alındığında Eme-
viler ile başlayan kültür me-
deniyeti silsilesi; Selçuklu,
Osmanlı Devleti (Düvel-i
Muazzama) ve Babür ola-
rak devam eder.
Emevi’ler evvela İspan-
ya’da kurdukları kültür
medeniyetleri ile bilinirler.
Bu devletler ilmin her ala-
nını layıkıyla kullanmıştır.
Mimari yapıların bölgeden
bölgeye farklılıklar göster-
mesi bu işe bir zenginlik
katmıştır. Kurdukları me-
deniyette mimariye ayrı bir
önem göstermiştir Eme-
vi’ler. Medeniyet taşa sira-
yet eder mi? Eder.
Kendileri yıkılsa dahi ar-
kalarında öyle bir mimari
eserler bırakmışlardır ki
Emeviler, Endülüs’ten çe-
kildikten sonra İspanyolla-
rın yaptığı yıkım dahi hala
Emevi’lerin izlerini tam an-
lamıyla silmeye yetmemiş-
tir. Bugün Arap Yarımada-
sı’ndan seyahate başlayan
bir seyyahın İspanya’ya
Göze çarpan başlıca yapı-
lara bakarsak “Şam Emevi-
ye Camii, Mescid-ül Aksa
Camii, Kuseyr Amra Sarayı
“ en belirgin yapılardır. Bu
mimari eserler bize bıra-
kılan miraslar bağlamında
verebileceğim ilk örnekler-
dir.
Selçuklu Devleti mimari
alanda sadelikten yana
olmuştur. İhtişamdan uzak
lakin mimari stil olarak
muazzam yapılar yapmayı
o günün imkanları ile dahi
başarmışlardır. Sayılması
güç sayıda cami, kervansa-
ray, medrese, darüşşifalar
kümbet ve türbeleri miras
bırakmıştır. Günümüzde
hala Selçuklu mimarisine
yakın bir eser dahi yapıla-
mamaktadır. Gösteriş ve
ihtişamdan uzak bu yapılar
genel anlamda Anadolu’da
yaygındır. En çok bilinen,
önemli ve sıklıkla ziyaret
edilen yapılara baktığımız-
da “Konya Alaeddin Camii,
Sivas Ulu Camii, Konya
Sırçalı Medrese, Konya
Karatay Medresesi, Kırşe-
hir Cacabey Kümbeti” ör-
nek verebileceğimiz eser-
lerden sadece birkaçıdır.
Selçuklu’yu böyle bitire-
ceğim ve dünya tarihin en
büyük kültür hazinesine
geçeceğim.
Devlet-i Âliye…
17
varıncaya kadar bir Emevi mirasına rastlamaması mümkün değildir. Osmanlı Devleti
aldığı bu mirası ahde vefa edebi ile muazzam bir şekilde muhafaza etmiştir.
Bu ince, zarif , nazik , göz kamaştırıcı ve ihtişamlı yapıların arasında bazıları ben
buradayım demektedir. 1600’lü yıllara kadar aslında sayıları daha fazla olan Emevi
mimari yapıları, yapılan yıkım ve doğal etkenlerden ötürü yok olmuştur; lakin bizim
sınırlarımız içinde kalanlar titizlikle korunmuştur.
18.
....
Enderun Mektebi
Deneme
İsmail ÜNAL- AL/10-D
Osmanlı Devleti İslam’ın ruhunu adeta taşa aks ettirmiştir. İslam’ın inceliğini ve zarafetini taşa yansıtmıştır.
Onlar taşa, taş olarak bakmıyorlardı. Onlar; bunu ibadet sayıyor, “doğayı koru, yeşili sev” politikası üzerine
asırları aşan yapıları inşa ediyorlardı. Onlar için ibadetin en hayırlısı insanların yararına bir iş yapmaktı. Hayır-
da yarışırdı Osmanlı halkı. Bunu gören devlet ise vakıflar aracılığı ile bu yarışa ortak olurdu. Misal İstanbul’da
zamanın padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han Hazretleri’nin (r.a) hususi isteği üzerine dünya tarihinin en
iyi mimarı Mimar Sinan tarafından yapılan hayrat-ı seniyyeyi Süleymaniye Camisine gelen Japon mühen-
disler gördüklerine inanamazlar. 350-400
sene önce yapılan bir yapının bırakın öyle
Enderun Mektebi
bir dönemde yapılmasını, günümüz şartla-
rında bile yapılmasının imkânsız olduğunu
söylerler. Japonlar, ellerindeki otocatlerle
bile buna yakın bir eser yapamayacakları-
nı itiraf etmişlerdir. Biz bunları yapıyorduk.
Biz Mimar Sinan’lar, Mimar Kemalettin’ler
yetiştirebiliyorduk.7 tepe İstanbul’un 7 te-
pesine de bir kültür abidesi dikebiliyorduk.
Öyle bir incelik, öyle bir asillik, öyle bir edep
söz konusu ki akıllara durgunluk veriyor.
Söz gelimi Sultan Ahmet Cami’nin tavanın-
da belli açıklıklar vardır. Günümüz mimarla-
rı bunu görüp kaparlar lakin beklemedikleri
bir durum olur. Halılar nemlenmeye başlar.
Mimarlar anlayacaklardır ki o boşluklarda
ki hava sirkülasyonu sayesinde halılar nem
çekmiyordu. Camilerin bahçelerine kuşlar
için su kuyuları açılır, her caminin avlusun-
da illa ki bir bahçe olurdu. Osmanlı mimarisi
yeşile âşıktı, betona değil.
Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı, Mihri-
mah Cami o dönemin şartlarında yapılırken
normaldi bunlar. Lakin bu medeniyet göstergesi ilmin hiçbiri Batı’da yoktu. 20.yy Payitahtı görmeye gelen
Alman İmparatoru II. Wilhelm şehirde gördüğü eserlere inanamıyor iken 21.yy nesli bunları korumaktan
dahi aciz. 100 senedir bir Mimar Sinan yetiştirebilmiş miyiz ki eleştirelim bu devleti?
Dünya medeniyetine eşsiz eserler bırakan Osmanlı medeniyeti yapıların içinde ve dış dizaynında kullandığı
“çini, sedef kakma, hüsnü hat, keçe” ile adeta imkânsızı yapıyordu.
Sayısız saray, kervansaray, cami, darüşşifa, tıbbiye, ilmiye, suyolu, medrese, anıt, mezar, külliye, rüştiye,
kale ve bu yazıya sığamayacak sayıda eserler bıraktı Osmanlı.
18
19.
....
Enderun Mektebi
Deneme
İsmail ÜNAL- AL/10-D
Burada Osmanlı mimarisini tüm eşrafı ile anlatacak dahi olsak iki kütüphane dolusu kitap ile anlatamazdık.
Bizim burada dikkat çekmeye çalıştığımız mevzu asıl olarak bunlar değil. Bunlar ulaşılabilir bilgiler; lakin
ulaşılması güç olan şey fikirdir. Biz burada bir fikr-i harp açıyoruz.
Aldığımız bu eşsiz hediyenin nasıl bir ihanete uğradığı aşikâr. Onlar o dönem de yapılabilir iken şu an kasıtlı
olarak yapılmamakta. Bunun bir nedeni de Türk-İslam
Medeniyeti ile arada ki bağları koparmaktır. Mimari ise
kendini unutturmayan, görüldükçe o medeniyeti hatır-
latan belki de yegâne şeydir. Bu kadar gerilemiş olama-
yız, ilerlemek zorundayız.
“Doğayı sev, yeşili koru” dan “betonu sev, yıkımı koru”
ya çok hızlı dönüşmüş durumdayız. Bu bizi üzüyor.
Günümüzde Batı özentisi bir mimari gözetilmekte, ade-
ta kopyalanmaktadır. Batı’nın gotik, kasvetli, iç bunaltı-
cı mimari yapısını -kendi mimari yapımızı yok sayarak-
tercih ettik.
Osmanlı mimarisinde insanlar iç huzuru için yüksek ta-
vanlı, ferah yapılar; dev pencereler kullanılırdı.
Şu an ise kutu gibi ev, okul, bina ve daracık pencereli
yapılar…Kendimizi kendimiz katlediyoruz.
Eğitim kurumlarında sırf öğrenciler pencereden bakma-
sın diye pencere seviyesini yukarıda tutup, küçültüyo-
ruz. Ardından ise içi sıkılan öğrencilerde suç arıyoruz.
Kutu gibi binalara binleri tıkıyoruz.
Bu medeniyetler gönül medeniyetleriydi. Gönül inceliği
ve ahlaklarını taşa yansıttıkları için oluştu bu eserler.
Biz ise sanki düşmanlık güdermişçesine tersine gidi-
yoruz. O yolda rüzgâr bizim arkamıza değil yüzümüze
esiyor. O yolun sonunda hezimet gözüküyor. Bin yıllık
Enderun Mektebi
kaidelere sırt dönmüşlüğün faturası bekliyor bizi. Be-
tondan kurdukları yığınların içinde boğulmanın kabul sözleşmesidir medeniyetimize sırt dönmek. Yazılacak şey
çok, yapılacak iş daha çok.
Bir fikir gelecek, fikirleri devirecek. Yıkılanları imar edip, tekrar başa getirecek.
Osmanlı’yı bu medeniyetleri okuyarak değil; ancak hissederek anlayabiliriz.
Mimaride geldiğimiz nokta bu. Diğer kaybedilenlerin konuşulmasını içimiz kaldırmıyor…
19
20.
....
Enderun Mektebi
Şiir
Alime EbrarKANBAŞ - AL/9-A
20
NÂ
Siz ‘Bize dokunmayan yılan bin yaşasın.’ derken,
Mazlum zalimden görmedi,
Sizden gördüğü zulmü.
Size dokunmayan yılan,
Dokundu nicesine.
Sorulmayacak mı bunlar size,
Zira hâl nice...
Zalimler ekrandan akıttıkları necasetle,
Temizlediler yaptıklarını,
Çeşmeden akan su misali...
Lakin necaset ve su,
Bir demirin iki ucu...
Doğrudur, zulümlere karşı durdunuz,
Günübirlik tepki ve boykotlarla,
Sâfiyâne bir tavır misali...
Lakin zalime sâfiyâne bir tavır yeter miydi?
Merhameti seviyoruz diyorsunuz,
Zulüm varken abad olmaya çalışıyorsunuz.
Lakin merhamet azad olduğu sürece,
Bunu mümkün mü sanıyorsunuz ?
MÜMKÜN
21.
....
Enderun Mektebi
Şiir
Gülnur TÜRKDEMIR- AL/10-A
21
Sen, ne kadar da çok bensin.
Ben, ne kadar da çok senim.
Nedir bu sen ben ilişkisi?
Göze görünen iki parça yüzünden mi?
Nedir farkı olan, şahsa ait olan gözler mi?
Yoksa gözleri olduğunu zanneden bedenler mi?
SEN
Kimsenin gözleri yoktur aslında, emanettir.
Emanete hıyanet etme, sahip çık gözlerine.
Aynı zamanda diline, sözüne, lügatine...
SENLİĞİNE...
Ben buraya sen yazdım diye ,
Aman okuma sakın ben diye.
Çünkü orada ki sen, ben değilsin.
Ben dersem bende, değilim buradaki sende...
Ederim sözünü, fikrimi duy düşün diye.
Şuracıkta baktığımı söylerim sadece,
Görseydim zaten, söyler miydim hiç?
22.
....
Enderun Mektebi
Araştırma
Mehmet UmutGÖKDAĞ - FL/ 10-A
Bu oyun satranç tahtası denilen 8×8’lik kare bir alan
üzerinde 32 adet satranç taşıyla oynanır. Toplam 64 ka-
renin yarısı siyah, yarısı beyaz…
Şeklinde bir giriş yapmayacağım tabii ki. Amacım sat-
ranç hakkında sıkıcı ve sıradan bir yazı yazmak değil.
Olaya biraz daha duygusal yaklaşma taraftarıyım. Sözü
daha fazla uzatmadan konuya bodoslama bir giriş yapı-
yorum.
Kural 1: Oyunun her saniyesinden zevk almalısınız.
Satrancın ortaya çıkışı hakkında birçok efsane var. Bun-
lardan bence en sürükleyici ve en bilinenlerden birisini
aktarmaya çalışacağım.
Yaklaşık 1500 yıl kadar önce bir âlimle bir zalimin
karşılaşmasıyla başlıyor. Zalim olan tahmin edebileceği-
niz gibi bir kral. Hindistan’da yaşıyor ve savaşı çok sevi-
yor. Halkı da bundan çok çektiği için artık dayanamayıp
barışı çok seven âlimden yardım istiyor. Âlim düşünüyor
taşınıyor. Sonunda en cahil ve zalim birinin bile hoşuna
gidecek şahane bir çözüm buluyor. Bir oyun!
“Kralım, siz savaşmayı çok seviyorsunuz. Ben de size
dilediğiniz gibi savaşabileceğiniz bir oyun getirdim. Bu
ufak taşlar askerleriniz, piyonlarınız. İki tane atlı, iki tane
filli birliğiniz iki tane de kaleniz… Siz tabi ki şahsınız ve
yanınızda da yardımcınız olan veziriniz var. Artık dilediği-
niz kadar savaşabilirsiniz.”
Kral “Chaturanga” adlı bu oyunu pek sevmiş ve âlime
:“Dile benden ne dilersen” demiş. Âlimin zalime verdi-
ği cevap başlı başına başka bir oyun olmuş. Demiş ki:
“Fazla bir şey istemem. Bu oyunun ilk karesi için bir, ikin-
ci karesi için iki tane buğday istiyorum. Her karede bir
öncekinin iki misli buğday verseniz yeter…”
Zalim kral kendisi gibi yüce ve kudretli birinden bu ka-
darcık bir şey istenmesine çok sinirlenmiş ve “Hesapla-
yın, hak ettiğinden bir tane bile fazla vermeyin” demiş.
Hesaplayıp 15. karede verilmesi gereken buğdayları
tartınca 1,5 kilogram olduğunu görmüşler. 25. karede
1,5 ton ve 31. karede 92 ton hesaplamışlar. 49. kareye
geldiklerinde 24 milyon ton buğday vermeleri gerektiği
ortaya çıkmış ki bu rakam Türkiye’nin yıllık üretiminden
fazla. Sonuçta o günden beri, 1500 yıldır sadece Tür-
kiye’nin, Hindistan’ın değil tüm dünyanın buğdaylarını
âlime vermeye devam etseler bu borcu yine de öde-
yemeyecekleri ortada. Çünkü 64. kareye gelindiğinde
istenen buğday adedi:
22
(OYUN GİBİ BİR HAYAT)
SATRANÇ
23.
....
Enderun Mektebi
Araştırma
Mehmet UmutGÖKDAĞ - FL/ 10-A
On sekiz kentilyon dört yüz kırk altı kat-
rilyon yedi yüz kırk dört trilyon yetmiş üç
milyar yedi yüz dokuz milyon beş yüz elli
bir bin altı yüz on beş’tir. (18 446 744 073
709 551 615)
Kural 2: Sadece daha zeki bir rakiple oyna-
yarak daha zeki olabilirsiniz.
O günden bugüne 1500 yıl içinde satranç
gerek kuralları gerek taşları gerekse tahta-
sı olsun birçok değişikliğe uğramasına rağ-
men oyundaki zekâ faktörü her zaman sabit kalmıştır.
Kural 3: Oyun karmaşıklaştıkça rakip de karmaşıklaşır.
Gelelim yazımızın başında bahsettiğim o can alıcı duy-
gusal kısma.
SATRANÇ HAYAT GİBİDİR: Süresi belli olmayan ve ne
zaman biteceği kimse tarafından kestirilemeyen bir
oyun… Bazen bir şeyleri elde etmek için başka bir şeyi
feda etmek zorunda kalırsınız. Her zaman ilerleyemezsi-
niz, bazen geri adım atmak gerekir. Ama
her adımınızda düşünmelisiniz. Seçim-
lerinizi akıllıca yapmalı, stratejik hareket
etmelisiniz. Hedefinize ulaşmanın tek bir
yolu yoktur. Farklı şeyler deneyebilirsiniz.
Yılmadan, usanmadan, sıkılmadan tekrar
tekrar denemelisiniz. Çünkü hayattaki gibi
olasılıklar sonsuzdur, her taşın kendine
göre bir önemi ve konumu vardır. Nasıl
gerçek hayatta hiçbir insan önemsiz değil-
se satranç tahtasında da hiçbir taş önem-
siz değildir. Bir piyon dahi vezir olabilme
potansiyeline sahiptir. Satranç oyuncusu aynı anda hem
besteci hem de müzisyendir. Yaratıcı olmak zorundadır.
Yaptığımız her hamlenin sonrasında katlanmak zorunda
olduğumuz bir sonucu vardır. Bu yönüyle bakarsak eğer
belki de Dünya’nın en stresli oyunlarından biri olarak ka-
bul edilebilir. Ünlü satranç oyuncusu Garry Kasparov’un
deyimiyle: “Aklın işkencesi “çünkü konsantrasyon ge-
rektirir. Bu devirde belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz
özellik, “odaklanabilme gücü “.Ve son kural: Kazanmak
istiyorsanız rakibinizi şaşırtmalısınız.
23
24.
....
Enderun Mektebi
Aktüel -Eleştiri
Zehra KUNTOĞLU- AL/10-D
24
Genç de mi Olmayağhh
Merhaba Genç!
Sana 21.yüzyılda bir Türk genci nasıl olur bunu
anlatacağım. Eğer tavsiyelerime kulak verirsen
sen de standartlara uygun bir 21. yüzyıl genci
olursun.
İşe, dış görünüşüne çeki düzen vermekle baş-
lamalısın:
1- Elinde o normal boyutlarda bir insanın av-
cuna zor sığan dokunmatik telefonlardan ala-
caksın. Başparmağınla telefonun pürüzsüz
yüzeyine öyle dokunuşlar yapacaksın ki sende
“parmağıyla dünyayı yöneten başkan” havası
sezecekler.
2- Dağınık kıyafetler seçeceksin kendine.(Yal-
nızca kıyafette değil tüm yaşantında derli toplu
olmaya savaş açacaksın.)
Erkeksen; kot pantolon, tişört ve fıtratına ola-
bildiğince aykırı bir saç tipi (gözünü kapatacak
kadar yüzünün bir tarafına yatırılmış fönlü sarı
saçlar, omuzlarından aşağı dökülen dalgalı saç-
lar ya da kafanı iki kat büyüten ‘bonus’ saçlar
olabilir mesela) ve o anın(yılın ya da ayın değil;
anın) modasına uygun bir ayakkabı. Küpeleri
sakın unutma!
Kızsan; (aksesuar niyetine) üzerinde tesettürle
uzaktan dahi akrabalığı bulunmayan objelerin
(kedi-köpek, eyfel kulesi vb.) olduğu bir başör-
tüsü, sana bakan bir tıpçının eklemlerini zorlan-
madan sayabileceği kadar dar bir pantolon ve
25.
....
Enderun Mektebi
Aktüel -Eleştiri
Zehra KUNTOĞLU- AL/10-D
25
‘örtü’ kapsamına girsin diye normal giysi boyun-
dan üç santim uzun bir tişört. (Tişörtün kolları
kısaysa ne âlâ. Fakat uzunsa kollarını katlamak
suretiyle yeni görünüşüne tam teşekküllü hazır-
lanmış olabilirsin.)
3- Kendine derhal bir facebook ve twitter hesabı
açacaksın. Sevincini, hüznünü, öfkeni ve kısacası
her anını orada paylaşacaksın. Devlet başkanına
mı küfredeceksin, sevgiline aşk mesajı mı yaza-
caksın, sokakta yapamadığın ne varsa buradan
halledeceksin. Ev mi yanıyor, anında tivit atacak-
sın: ‘’Hayatımın en zor gününü yaşıyorum.’’
4- Hiçbir inancın peşinden kararlıca yürüme-
yeceksin. Daima ortada yaşayacaksın hayatı.
Unutma, 21. yüzyılda genç olmak şamata, eğ-
lence ve aşktan ibarettir. Vicdanın mı sızladı?
Sivil toplum kuruluşlarının bir iki eylemine katı-
lacaksın. Amerika’ya küfredeceksin. Zarif zarif
kitap falan okuyacaksın.
5- Her şeyi melankoliye vuracaksın. Tüm duy-
gularında boğulacaksın. Hüznü de mutluluğu
da öfkeyi de dorukta yaşayacaksın. Dengeli
olmayacaksın. Uçlarda gezeceksin daima.
Böylece hiçbir zaman sağlıklı düşünemeye-
ceksin.
6- Dinle, diyanetle işin olmayacak. Biri sana
nasihat vermeye kalktığında “hacı, sen neyin
kafasındasın!” havasında olacaksın. Namaz
kılmıyor musun? Ee yeri gelince ayet-hadis de
paylaşıyorsun. Gerisini tınlamayacaksın.
7- Hiçbir şeyi ciddiye almayacak, her şeyi gır-
gıra vuracaksın. Beyin bedava zaten, karşına
geçip doğru düzgün iki çift laf edemeyecekler
seninle.
8-Konuşmanı dizilerle ve sahte gündemlerle
şekillendirmelisin.
9- Her şeyden önemlisi topluluğa uyacaksın.
Aynı fabrikanın mahsulü gibi olacaksın. Onlar
ne giyiyorsa onu giyecek, neyi seviyorlarsa
onu sevecek, hatta nasıl gülüyorlarsa sen de
öyle güleceksin.
Sevgili Genç,
yeni hayatında başarılar dilerim.
26.
....
Enderun Mektebi
Biyografi
Berat EnesERTÜRK – Anadolu/10-B
Aziz Dostum
Geçenler de bana II. Abdülhamid Han hakkında
çok az bilginin olduğunu, bu alanda bilgi sahibi
olmak istediğini yazmıştın.
Okuduğum iki eseri sana tavsiye etmek isterim.
Bir Dehanın İzleri Abdülhamid Han (1.Cilt)
Talha Uğurluel-Timaş Yayınları
Payitahtın Son Sahibi II. Abdülhamid Han (2.Cilt)
Talha Uğurluel-Timaş Yayınları
İki eserde çokça görselle desteklenmiş. Okuduğun
sayfa da geçen kişileri ve yerleri görebiliyorsun.
İki eser de 256 sayfadan oluşuyor.
Yazarın Sanat Tarihçisi olması sebebiyle çok özel
noktalara değindiğini de söylemek isterim. Bu
özellik de alanındaki diğer kitaplardan onu ayırıyor.
Tarih ve Sanat Tarihi harmanlanmış bir şekilde
bizlere aktarılıyor.
Bir Dehanın İzleri Abdülhamid Han kitabının ana
başlıkları tam sana göre:
* Sultan II. Abdülhamid hangi tarikata mensuptu?
* Annesizliğini kimin şefkatli kucağında avuttu?
* Çok erken vefat eden kardeşlerinin hatıralarını
nasıl yaşattı?
*Şehzadeliğinde, saltanat yıllarına nasıl hazırlandı?
*Hamidiye Şişli Etfal Hastanesi’nin arkasındaki
acılı hikâye neydi?
*Kudüs’teki Yafa Kapısı’nı neden yıktırdı?
*Louis Pasteur’e Mecidî Nişanı’nı neden verdi?
*Bir selam-ı şahâne ile emperyal İngiliz siyasetini
nasıl engelledi?
*Yıldız Sarayı’ndaki marangozhanede sanatkâr
elleriyle neler üretti?
* Tartışılan II. Abdülhamid- Mehmet Âkif ilişkisinin
iç yüzü neydi?
26
II.ABDÜLBİR DEHANIN İZLERİ
27.
....
Enderun Mektebi
Biyografi
Berat EnesERTÜRK – Anadolu/10-B
* Otuz üç yıl boyunca Cuma Selamlığı’nı neden hiç
aksatmadı?
* Osmanlı coğrafyasının dört bir yanına yaptırdığı
okullar imparatorluğun geleceğini nasıl şekillendir-
di?
* Hamidiye Hicaz Demiryolu projesiyle neyi amaç-
ladı?
* Dünyayı ayağına getiren fotoğraf merakının
altında yatan sebepler nelerdi?
* Türk Müzeciliğinin kurulmasına nasıl katkı sağ-
ladı?
* Tarihi tablolaştıran Sultan Hamid’in sanata ve
sanatçıya verdiği önem…
* Abdülhamid Han’ın kütüphanesini hayatı ba-
hasına koruyan Serhafızıkütüb Sabri Efendi’nin
hikâyesi…
* Sürgün günlerinde neler yaşadı?
* Cenazesine katılan halk, arkasından nasıl seslen-
di?
Senin için bu eserleri imzalattım.
En yakın görüşmemizde sana teslim edeceğim.
Senin de en kısa sürede okuyup, istifade edeceği-
ne eminim.
Muhabbetle…
* Ziya Paşa ve Namık Kemal, Abdülhamid’in çağrı-
sı üzerine vatanlarına dönerken Prens Sabahaddin
ve Mahmud Celaleddin Paşa anlaşmamakta neden
ısrar etti?
Payitahtın Son Sahibi Abdülhamid kitabının ana
başlıklarıysa şöyle:
* Sultan II. Abdülhamid, amcası Abdülaziz döne-
minden nasıl dersler çıkarmıştı?
* Yönetim merkezini neden Yıldız Sarayı’na taşıdı?
27
PAYİTAHTIN SON SAHİBİHAMİD
HAN
28.
....
Enderun Mektebi
Röportaj
Enderun MektebiGenç Yazarlar Kulübü
28
Bayburt doğumlu. Çocukluğunu geçirdiği Berlin’den 1990 yılında İstanbul’a döndü. Marmara Üniversitesi, Alman
Filolojisi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Alman Filolojisi’nde yüksek lisans eğitimi sürdürmektedir.
Karabatak, Hece, Varlık, Türk Edebiyatı ve Mühür dergilerinde öyküleri yayımlandı. Aynı zamanda çeviriler yapmakta.
Kafka’dan “Seçme Hikayeler” ve “Küçük Prens” yaptığı çevirilerden bazılarıdır.
Eserleri: * Beşinci Düğme (2011, öykü) * Soğuk Taht (2012, öykü) * Asılsız Hikayeler (2013, öykü)
* Ay ve Güneş Kumpanyası (2015, öykü) 2015 ESKADER Hikâye Ödülü
* Olay Berlin’de Geçiyor (2017, öykü) 2017 TYB Hikâye Ödülü
1- Enderun Genç Yazarlar Kulübü: Öykü dışında bir alanda eser yayınlamayı düşünüyor musunuz?
Naime Erkovan: Şimdilik düşünmüyorum. Ama düşünsem ve yazsam bile asıl yolumun öykü kalmasını diliyorum.
Naime ERKOVAN
“Olay her
yerde
geçiyor
aslında,
görmek
esas
olan”
ile Genç Yazarlar Kulübü Röportajı
29.
....
Enderun Mektebi
Röportaj
Enderun MektebiGenç Yazarlar Kulübü
29
2- Genç Yazarlar : Franz Kafka’dan “Seçme Hikâye-
ler”, Antoine de Saint-Exupery’den ”Küçük Prens”
çevirileriniz dışında başka çeviri çalışmanız var mı? Bu
eserleri çevirmenizde özel bir sebep var mı?
N.Erkovan: Bitiremediklerim ve başlayamadıklarım
var. Çeviri ayrı bir yoğunluk gerektiriyor. Onu yakala-
yabilmekte zorlanıyorum koşuşturmanın içinde. Çevir-
mekte olduğum kitapları belirleyen, hocam A. Ali Ural
oldu her zaman. Onun belirlemesi daha rahat çünkü
aramak için vakit kaybet-
miyorum.
3- Genç Yazarlar : Bir “Kü-
çük Prens” çevirmeni oldu-
ğunuz için özellikle sormak
istiyorum. Küçük Prens’in
telif hakkının kalkması üze-
rine ülkemizde yüzlerce
yayınevi bu eseri yayınladı.
Bu kadar alternatif içerisin-
de okuyucular nasıl tercih
gerçekleştirmeli? Soruyu
genişletirsek çeviri eser
alırken neye bakmalı ne
göz önünde bulundurulma-
lıdır?
N.Erkovan: “Küçük Prens”
oldukça sade ve yalın bir
dile sahiptir. Büyük bir çeviri ustalığına ihtiyacı yok
dolayısıyla. Bu nedenle eminim ki birbirine oldukça
benzeyen çevirileri de yapılmıştır. Okuyucunun gönül
bağına kalacak tercihi sanırım seçimi.
Çeviri konusunda ne yazık ki ülkemizde aşamadığımız
sorunlar yaşıyoruz. Büyük ve ciddi yayınevleri tercih
edilmeli ya da çevirmeni bilinen kitaplar. Gerçek ma-
nada bir çevirmenin çalıştırılmadığı eserlerle dolu ya-
yın dünyası. Her şeyde olduğu gibi çeviride de emeği
öncelemeli.
4- Genç Yazarlar : Ali Ural ile nasıl tanıştınız? Yazı ha-
yatınızı nasıl etkiledi?
N.Erkovan: Bir gün bir derse katıldım ve hoca sandal-
yesinde o oturuyordu. Hayatımda ilk kez geç kaldığım
bir ilk derste karşılaştım kendisiyle. Yazı hayatımı etki-
lemedi aslında. O olmasaydı yazı hayatım diye bir şey
olmazdı demek daha yerinde. Edebiyatla aklımı çeldi
ve yazmayı hatta okumayı öğreterek elime kâğıdı ka-
lemi, sırtıma yüzlerce güzel kitabı yükleyip “Bu yoldan
yürü. Ben hep yanında olacağım,” dedi. O günden beri
hocamın rehberliğinde yazmaya çalışıyorum.
5- Genç Yazarlar : Severek
okuduğunuz yazarlar, fay-
dalandığınız kitap(lar) var
mı? Naime Erkovan’ın kim-
lerden beslendiğini bilmek
isteriz. Bu bağlamda zikre-
deceğiniz isimler kimler?
N.Erkovan: Hocamız bizi
yıllar içerisinde olağanüstü
yazar ve eserle tanıştırdı.
Sevdiğim ya da önceledi-
ğim tek bir yazar yok dola-
yısıyla. Saymaya kalksam
sanırım onlarca isim sıra-
larım. O yüzden “en en”
eserlerden birkaç tanesini
paylaşayım:
“Saatleri Ayarlama Enstitüsü” (Ahmet Hamdi Tanpı-
nar)
“Yangın Merdiveni” (A. Ali Ural)
“Döşeğimde Ölürken” (William Faulkner)
“Tanrıyı Gören Köpek” (Dino Buzzati)
“Bize Göre” (Ahmet Haşim)
Borges’in edebiyat dünyasına kazandırdığı Babil Ki-
taplığı’nın eserleri
Yazarlar dışında iyi şairler ve iyi filmler de önemlidir.
30.
....
Enderun Mektebi
Röportaj
Enderun MektebiGenç Yazarlar Kulübü
30
7- Genç Yazarlar : Özgürlüğe alışmak veya alışma-
mak, nedir aradaki fark?
N.Erkovan: Özgürlük diye gösterilen birçok şeyde
başkasının zarar görme ihtimali vardır. Sürekli “Ben”
dediğimiz yerde, kendimizin dışında kimseyi görme-
meye başlarız. Oysa bu değil bizden istenen. Birbi-
rimize zarar vermeden, sınırlarımızı gözeterek, kendi
mutluluğumuz uğruna başkalarını yok saymamak için
“özgürlük” adıyla bize sunulanları büyüteçlerimizle in-
celemeliyiz.
Büyüteç, çıplak gözden kaçan ve kenarında köşesinde
bir insan kalmışsa onu görmemizi ve zarardan koru-
mamızı sağlar. Böylece özgürlüğe alışmadan insani
frekanslarımızı çalıştırma ve bölgenin güvenli olup
olmadığını inceleme fırsatını yakalarız.
”Masanın üstündeki bir saatin başına toplanmıştı
herkes. Yumurtalar hâlâ elimdeyken neler olduğunu
sormaya fırsat bulamadan düğmesine bastılar saatin.
Yeşil bir ışıkla aydınlandıktan hemen sonra kuş sesleri
yayıldı cihazdan. Neşeli kuşlardı bunlar, yaygaracılar-
dan değil. Irmak şırıltısına karışan ötüşlerin arasından
bir insan sesi yükseldi. Bir adam ezan okuyordu. O ka-
dar güzeldi ki adamın ezanı bitirir bitirmez bizi saatin
içinde açtığı geçitten cennete götüreceğini sandım.
Duyduğum ilk gerçek ezandı.
Bu sesi işiten kişi, peşinden seve seve ölüme gi-
debilirdi. Eminim hocanın bundan da haberi yoktu.”
(Sayfa.37)
8- Genç Yazarlar : Ömer Seyfettin’in “İlk Namaz” eseri
geldi aklıma. Nasıl bir duygudur ilk ezan?
N.Erkovan: Saf bir güzellik aslında. Merhamet, şefkat,
bütün kötülükleri yeryüzünden silen bir el ve öyküde
söylediğim gibi cennet.
”…paraların mutlu mu peki…”
”…Sana bu paraları veren kişi benim için önemli. Sa-
dece mutlu insanların parası karşılığında satabilirim
oyuncaklarımı…”(Sayfa.52)
6-) Genç Yazarlar : “Yazdıkça keşfediyorum,” diyorsu-
nuz Naime Hanım. Yazı sizin için tam olarak ne ifade
ediyor?
Yazı, bir disiplin.
Yazı, bir tercih.
Yazı, bir sığınak.
Yazı, bir ayna.
Yazı, bir keşif yolu.
Yazı, bir dost.
Yazı, bir araç.
Yazı, her şey demek değil.
OLAY BERLİN’DE GEÇİYOR
“Mesela değil, gerçekten yalın ayak yürüyordum kal-
dırımda. Hava sıcaktı, annem beni görmüyordu. Bu
özgürlük, hisset dedim kendi kendime ama sakın alış-
ma.” Sayfa.21)
31.
....31
Enderun Mektebi
Röportaj
Enderun MektebiGenç Yazarlar Kulübü
”…Yabancı ülkelerde yaşayanların parası hep mut-
suz olur…” (Sayfa.54)
9- Genç Yazarlar : Gelecekte ”mutlu paralar”ın ege-
men olduğu bir ekonomik düzen mümkün olabilir mi?
N.Erkovan: Para ve mutluluk, birbirini çeken iki ele-
ment değil maalesef. Çoğu zaman birinin olduğu
yerde diğeri bulunmayabilir ya da biri doğru kullanıl-
madığında diğerine gitmekten başka çare kalmaz.
Gerçek emeğin karşılığı olan, başkalarının emeğini
sömürerek elde edilmemiş, ihtiyacı olanlara da pay
ayrılan paralar, mutlu paralardır. Bir gün mümkün
olur böyle bir düzen.
10- Genç Yazarlar : Bu kitabınızla Türkiye Yazarlar Bir-
liği’nden Yılın Öykü Ödülünü aldınız. Ödüller sizin için
tetikleyici güç oluyor mu?
Bir sonraki eserinizde bir basamak daha üste çıkma-
nız gerektiğine dair üzerinizde baskı oluşturuyor mu?
N.Erkovan: Ödüle ya da başka getirilere odaklananlar
en fazla yazar olabilirler ama sanatçı değil. Aslolan
insanı gözeten ve koruyan saf sanatı yakalayabilmek.
Ve tabii hocamın “Olmuş bu öykü” sözlerini duyabil-
mek. Benim için en büyük ödül onun varlığı, en büyük
baskı da onun beğenip beğenmeyeceği endişesi.
32.
....
Enderun Mektebi
Okuma Rehberi
BeratEnes ERTÜRK – Anadolu/10-B
MUSTAFA
Mustafa Kutlu yarım asırdır hikâye ve deneme alanlarında önemli eserler ver-
di. Kutlu’nun kırk kitabı yanında yüzlerce yazısı dergi ve gazetelerde yayınlandı.
Halen Yeni Şafak gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır. Dergâh, İzdiham gibi
çeşitli dergilerde yazmaya devam etmektedir. 2016 yılında
“Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri” nde edebiyat alanında yine 2016
yılında “Necip Fazıl Saygı Ödülü” nü almıştır.
‘’Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin,
hakikate işaret etsin.”
32
Bir Şey Yap
Güzel OLsun.
Huzura vesile olsun,
rikkate yol açsın,
şevk versin,
hakikate
işaret etsin.
OKUMA REHBERİ
KUTLU
33.
....
Enderun Mektebi
Okuma Rehberi
BeratEnes ERTÜRK – Anadolu/10-B
33
Bu sözden yola çıkarak güzel
bir iş yapmak niyeti ile bu
rehberi hazırladım.
Mustafa Kutlu’nun kitapları
hakkında bir iki cümle yaz-
mak yerine, sözü doğrudan
ona bırakmayı tercih ederim.
(Mehmet Şeker).
Hazırladığım bu rehber Musta-
fa Kutlu ile tanışmanıza vesile
olursa ne mutlu bana.
Fatma BARBAROSOĞLU:
Yeni Şafak Kitap Eki’nde
“İyi ki yazdınız” başlığı ile
akademisyen ve yazarlara
beş roman ve beş öykü adı
soruldu.
En iyi hikayelere gelince...
Yoksulluk İçimizde,
Ya Tahammül Ya Sefer, Bu
Böyledir ve Sır. Benim sosyal
bilimci bakışıma bu dört hikâ-
ye kitabının katkısı büyüktür.
Akademik olarak çok sonra-
ları karşılaşacağım Şikago
ekolünün toplumsal muhayyilede
edebiyata verdiği değeri ben
Mustafa Kutlu okuyucusu olarak
teoriyi bilmeksizin idrak etmiştim.
Felsefe eğitiminin çok net olarak
kazandıramadığı “soru sorma
bilinci” ni bu dört kitabın izleğinde
kazandım diyebilirim.Yoksulluk
İçimizde ’yi kaç defa okudum?
Saymadığıma pişmanım. Çünkü
ne zaman bir gence bu kitabı
tavsiye etsem onunla bir defa
daha okudum.
Mehmet ŞEKER:
Yazdığı ile yaşadığı arasında
fark bulunmayan, olduğu
gibi görünen, göründüğü
gibi olan ustalarımız, ge-
nelleme yapmaya mâni.
Onlardan biri Mustafa Kutlu.
Kemal ÖZTÜRK;
‘Reyting canavarı’ çıktığında,
ona karşı ilk kılıcı çeken Mus-
tafa Kutlu’dur. Reytinge göre
televizyon politikası belirleme-
nin, büyük yozlaşmaya neden
olacağını söyleyip durdu.
Kimse dinlemedi. Sonunda
onun dediği gerçekleşti.
İsmail KARA;
“Satırlar arasında sadece
samimi, hisli ve mümin bir kalp
yok, sesini ve nefesini karşı
tarafa efsunlu bir şekilde du-
yuran, okuyucuya aktaran ve
hemen coşkun karşılıklar bulan
bir kalem ve el de var.”
Edebiyatta 50.Yıl (Mustafa
Kutlu 2018 Ajandası):
1968 yılından beri edebiyat
alanında çok değerli eserler
veren Kutlu’ya vefa göstergesi
olarak hazırlanan bu eserde
yazarın kronolojik olarak haya-
tını takip etmek mümkün.
Ajandada Mustafa Kutlu’nun
çizimlerine de yer verilmiş.
34.
....
Enderun Mektebi
Okuma Rehberi
BeratEnes ERTÜRK – Anadolu/10-B
Altını Çizdiklerim
1-YOKSULLUK İÇİMİZDE:
Hayatın “indirimli satışlar”
dan bir süveter almaktan
öte manaları olduğunu
nerden bilecek. Sahi
hayatın bu sıcaktan cıvımış
asfaltlarda benzin kuyruğu-
na dadanmış arabalardan
başka manası yok mu? Yani ona bir deniz veya
göl kenarında, müzik, yemek ve yataktan başka
verebileceği bir şeyi. Sanat eserlerinin bile gi-
derek bu ortama fon teşkil etmeye çabaladığını,
hatta tarih boyunca bunun böyle olduğunu
ve dünyanın bütün ünlü randevu
evlerinin, otellerinin deniz veya göl
kenarında inşa edildiğini anlatacak.
Çoğu kez “Burada hayat yok” der ge-
çeriz. Süheyla işte söylüyorum hayat
bir imtihandır. (sf.27)
Hepimiz bir kuşatmadayız. İliklerimi-
ze kadar ıslanmışız. (sf.59)
Bu çarşı bir tek zenginlik görmüştü:
Gönül zenginliği. (sf.94)
2- YA TAHAMMÜL YA SEFER
Sabahı beklemeyiniz dostum, gece-
den yola çıkınız. Olur ki uyuyakalırsınız.
Sırtınızdaki çıkında ebedi gayenin dürül-
müş azıkları varsa ne mutlu size. Gece se-
rindir, yapraklardan süzülen yel gözlerinizdeki
yaşları kuruturken ruhunuzda kâinatın derin sessiz-
liğini taşıyarak sabaha doğ-
ru yürüyüp fecri başlatınız.
...
Durduğumuz noktada
inançlarımızın eskidiği-
ni, yabancılaştığını hiç
tecrübe ettiniz mi? En acı
kayıp budur: Gerilemiş
ruhların mütemadiyen
tavizler vererek hayatla,
zaruretle uyuşmaları…
Filozofun öğüdü bütün
hayatımızda takip edece-
ğimiz en esaslı metottur:
“Uzun yolu seçi-
niz.”(sf.50-51)
3-BU BÖYLEDİR
Sorbon’ da okumuş derlerdi. Uzun zaman bu-
nun Şinasi Bey’e ne gibi bir güç kazandırdığını
düşünmüşümdür. Buralarda ne işi var? Beni
felsefeden iki yıl üst üste bırakmakla ne kazandı?
Felsefe ona ne kazandırdı.
…
Felsefeden geçip diplomaya kavuş-
tum. Diplomayı alınca bankaya girdim.
Bankaya girince maaşa geçtim. Maaşa
geçince, Zinnure’nin anası sevindi
durdu. Bana bir çift yün çorap ördü.
Güç dediğin nedir ki?
İşte ben.
Süleyman Koç. Memur oldum, herkesi
sevindirdim. (sf.31-32)
Cihan AKTAŞ:
Bu böyledir, öykü zevkini geliştiren dil ve
anlatım özeliklerinin yanı sıra, bu toprak-
lara özgü sahih bir bakış ve duyar-
lılık kazanımı açısından temel bir eserdir.
4-SIR
Sonra çocuklar gelmişti. Bir
oğlan, bir kız. Oğlanın doğ-
duğu günlerde doktorasını
vermişti. Oğluna doktorasına
konu aldığı zatın adını ver-
mişti. Böylece bu doktoranın
katmerli bir hatırası oluver-
mişti. (sf.53)
34
35.
....
Enderun Mektebi
Okuma Rehberi
BeratEnes ERTÜRK – Anadolu/10-B
35
5-UZUN HİKAYE
*Mızıkanın nağmeleri otel
penceresinden sızıp kasa-
banın dumanı tüten kırmızı
kiremitli damlarına doğru
yayılmaya başladı. Nereye
kadar gider bu ses, kime
ulaşır? (sf.114)
*Yazarın en çok okunan kitaplarındandır. Yönet-
men, Osman Sınav tarafından beyaz perdeye ak-
tarılmıştır. Kitabı okuduktan sonra
filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Necip TOSUN:
Eserde, merhamet ve iyilik
ekseninde, Türk toplumunun son
dönemde yaşadığı siyasal, top-
lumsal, teknolojik serüvenin derin
izlerini görürüz.
6-BEYHUDE ÖMRÜM
İnsanoğlunun bir yerde, bir işte
yalnız olmadığını anlaması ne
kadar güzel bir şey. Kalpten kalbe
giden yol bu olsa gerek. (sf.30)
İş insanı yormaz, gönül yorgunluğu bezdirir. (sf.70)
Kuş kuş iken kendisine bir yuva, bir hayat kurmuş.
Ya biz neyin necisiyiz? (sf.119)
Kitaplarda yazıyor; lakin hayat kitaplarda yazana
pek benzemiyor. (sf.119)
Şu bizim memlekette
işleri niçin böyle tuhaftır.
Köyde nüfus var iken yol
yoktu; yol geldi nüfus
gitti. Köyde öğrenci bol
iken öğretmen yoktu;
öğretmen geldi, öğrenci
tükendi. (sf.175)
7-HUZURSUZ BACAK
Edebiyat ne işe yarar?
En azından bize bir ipucu
vermeli değil midir, kimin ipine
sarıldığımızı hissettirmeli değil
midir? (sf.114)
8-MAVİ KUŞ
En iyi ilaç: Güler yüz. Tatlı söz. (sf.144)
Unutmak olmazsa insanoğlu
nasıl yaşardı bunca acı orta-
sında.
Ya hatırlamak!..
Evet. O da var. Ömür böyle
geçiyor işte; kah unutup kah
hatırlayarak. (sf.146)
36.
....
Enderun Mektebi
Okuma Rehberi
BeratEnes ERTÜRK – Anadolu/10-B
36
9-TUFANDAN ÖNCE
İdris Güzel Yönetim Kurulu
Toplantı Masasına bakıyor.
Koca masa, kaliteli koltuk-
lar.
“Kalitesine tüküreyim”
diyor içinden, bir kez olsun toplanamamışlardı.
Kim bilir bu memlekette bunun gibi ne kadar
çok Yönetim Kurulu Toplantı Masası vardır.
Hiçbir işe yaramaz.
Çünkü bizde ne doğru düzgün toplantı olur ne de
tartışma.
Dostlar alışverişte görsün.
Dekor yani. Hatta imaj. (sf.157)
10-HESAP GÜNÜ
-Dürüst adam kalmadı be!
-Dürüstlük para etmiyor, o yüzdendir.
–Her şeyi para ile ölçmek gerekmez.
–Ne kadar haklısınız. (sf.146)
Zaten biz Türklerin iki
özelliği vardır.
Pratik ve pragmatik olmak.
O sebeple bizden filozof
çıkmaz, aksiyon adamı
çıkar. (sf.152)
11-İYİLER ÖLMEZ
Böyledir. Bizde iyiler ölmez.
Evliya olur aramızda yaşarlar.
(sf.151)
Müslüman!
Türbeleri ziyaret edin.
Onlar size ölü-
mü, ahreti hatırlatır.
Ama asla onlardan yardım ve şefaat istemeyin.
Yardım ancak Allah’tan istenir.
Lütfen ağaç dallarına bez bağlamayın.
El-Fatiha! (sf.151)
12-ZAFER YAHUT HİÇ
…
Semaver alışkanlıktır.
…
Semaver çayının üstüne yoktur. Bilenler bilir. Lakin
demliği mutlaka porselen olmalı. (sf.173-174)
13-NUR
…Mesela epeyce meşhur bir musiki-
şinasın mezarı başında rastladığı kişi-
ye soruyor, “Burada kim yatıyor?” diye,
adam “Evliya! Evliya!” diye cevap veriyor.
Bir sokakta yeşile boyanmış, yarısı toprak altında
kalmış bir taş görmüştü. Açıkçası yol asfaltla, kal-
dırım taşı ile bir sökülüp bir yapıldığından yüksel-
miş; taş aşağıda kalmıştı. Kimin marifeti ise yeşile
boyamışlar. Gelip geçen dua
ediyor başında. Nur da baktı.
Tek satır kalmıştı “Emine
Hatun hayratıdır.” Belli ki
küçük bir çeşme bu. Yeşile
boyanınca aniden evliya
oluvermiş. İşte “Harf İnkılabı”
nın bize hediyesi. (sf.156)
37.
....
Enderun Mektebi
Okuma Rehberi
BeratEnes ERTÜRK – Anadolu/10-B
37
14-ANADOLU YAKASI
…Her yarı aydın kadar
benim de pek çok konuda
fikrim var.
Bak Erol kardeş aydın
olmak, kültürlü olmak kolay
bir şey değil.
Sade okumakla, mektep bitirmekle olmaz.
–Ya nasıl olur?
-Önce kendini tanıyacaksın. “Kişi kendini bilmek
gibi irfan olmaz.” demişler.
Kendini bilmek, tanımak; tarihini, geçmişini bil-
mekle olur.
Osmanlı aydınları doğal olarak Arapça, Farsça bilir;
bunun yanında bir de Avrupa lisanı öğrenirlerdi.
Bu çokluk Fransızca olmuştur. Biz Osmanlıca bile
bilmiyoruz, dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz.
Kendi öz kaynaklarımızdan bihaberiz.
Böyle aydın olunur mu?
Yüzde bir ikiyi çık Türkiye’de okur-yazarların çoğu
yarı aydındır.
Onlar da otuzundan
sonra kitap okumaz.
Yetmiş milyonluk
Türkiye’de gazete tirajı
toplam üç buçuk milyon.
Bırak kitabı, biz gazete okumuyoruz.
Seksen sene geçti milleti okumaya alıştıramadık.
–Sebep?
-Sebep çoktur.
Ama temeli şu:
Biz redd-i miras ettik.
Dünyada hiçbir ülkede olmamıştır bu.
Ve bu sebepten dolayıdır ki hep taklitte kaldık.
Batı’dan fikir, sanat ithal ettik.
“Kendisi olmak” önemli, mesela Tanpınar bunun
üzerinde çok durmakta.
Başkaları da var ya. Bunlar bilinen şeyler.
(sf.125-126)
38.
....
Enderun Mektebi
Öykü
Zeynep AslıTANOĞLU - AL/10-A
38
-Her şeyden kaçıyorsun dedi adam. Bazen ardına
bile bakmak gelmiyor aklına. Mutlu olmaktan, se-
vinçlerden kaçıyorsun adeta. Etrafındakilere verdi-
ğin çabadan dolayı kendine vakit ayıramıyorsun.
Anla artık her şeye yetişemezsin. Diye eklemişti.
Bir masada karşılıklı oturuyorlardı. Masada çay
bardakları ve adamın sitemkâr sözcükleri vardı
toplanacak. Garson çay bardaklarını alabilirdi fakat
sözcükleri toplamak kadına kalmıştı. Adam masa-
ya attığı her sözcükte kadının gözlerine bakıyordu.
Kadın ise kaçırıyordu gözlerini. Adamın gözlerin-
den bile kaçıyordu kadın. Karşısındaki yüzün söy-
lediklerini anlamaya çalışıyordu sadece.
Derin bir iç çekerek sanki zihninde birikmiş keli-
meleri özenle seçiyormuş edasıyla başını ellerinin
arasına alarak düşündü. Ve o genelde sakin ve
temkinli ses tonuyla konuşmaya başladı.
-Kaçmıyorum. Yaşamaya çalışıyorum sadece. Gör-
düklerim, duyduklarım ve etrafımda yaşananları
hazmetmek zor geliyor işte. Bana mutlu olmaktan
bahsediyorsun. Ve mutluluktan kaçmaktan… Bu
kadar iğrenç bir dünyada “mutlu olmak” diye bir
şey çıkaran sizler kaçıyorsunuz asıl hayatın gerçek-
lerinden.
Mutlu olmak! Ne güzel değil mi? Evet benim ha-
yatımda her şey yolunda ve ben mutluyum. Aman
canım bana ne etraftan. Ben iyiyim ya diğerleri
beni hiç ilgilendirmiyor. İşte bu yüzyılın mutluluk-
tan anladığı şey tam da bu... Nankörüz. Hem de
hepimiz. Ben herkes mutsuz olsun demiyorum
BELKİ BİR GÜN
39.
....
Enderun Mektebi
Öykü
Zeynep AslıTANOĞLU - AL/10-A
anlıyor musun? Ben... Ben sadece madem mutluluk
diye bir şey var onu herkes kullansın istiyorum.
Evet kaçıyorum.
Çünkü o kalbi beş para etmez cüzdanı bol acımasız
adamlara mendil satmaya çalışan çocuğun gözlerin-
den kaçıyorum. Soğuk bir kış günü evsizlerin titre-
yişlerine şahit olmaktan korktuğum için kaçıyorum.
Ben bu kadar çaresiz insandan korkuyorum. Ve ben
bu insanların içinde kaçmaktan başka hiçbir şey ya-
pamıyorum.
-Haklısın. Sana yeniden söylüyorum. Her şeye yetiş-
meye çalışıyorsun ve bu yüzden kaçıyorsun. Çünkü
her şeyin yarım kaldığı hissine kapılıyorsun.
-Belki de yarım kalıyor evet. Mutluluk denen şeyin
peşinden koştuğunuz için yarım kalıyor asıl, ben yeti-
şemediğim için değil. Hepiniz kendi âleminizdesiniz.
O kahrolası bombaların masum bedenler ve hayal-
lerin üstüne düştüğünü bile bile mutluluk formülleri
üretiyorsunuz. Hepimiz bir olabilsek eğer -o ruhunu-
zu tozpembe hayallerden çıkarabilseydiniz-her şey
bu kadar kötü olmazdı belki.
İkisi de susmuştu. Kadın uzun zamandır bu kadar
konuşmadığını fark etmişti. Adam ise bu kadar din-
lemediğini…
Mutluluğa inanıyor musun dedi adam. Beni hiç an-
lamamışsın dedi kadın. Hiç anlatmadın dedi adam.
Sanki bu cümle yıllardır adam da gizli saklıydı, birden
çıkıvermişti. “Kendini hiç anlatmadın tüm gerçekli-
ğiyle”
-Neden merak ediyorsun?
-Seni anlamayı mı?
-Evet.
-Çünkü destek olmak istiyorum sana. Herhangi bir
nedeni yok. Belki iki kişi yetişebiliriz ne dersin?
-Delirdin galiba?
-Evet dedi adam.
Ve gülmeye başladı kadın.
39
-Ne gülüyorsun hayırdır?
-Hiç sadece...
-Sadece?
-Hayat diyorum fazla garip. Seninle aynı masada
oturup insanlık üzerine konuşmamız kadar. Ben Mu-
sevi’yim, sen ise Hıristiyan. Her ikimizin de insanları
tüm insanlığa zulmederken bizim burada zulme uğ-
rayanlar için bir şeyler yapma isteğimiz canımı biraz
acıttı. Bir insanın yaptığı şeyin bedelini tüm dünya
ödüyor. Ve biz sadece burada onları hatırlıyoruz. Sa-
dece hatırlamakla kalıyoruz.
Daha söylenecek çok söz vardı fakat yorulmuşlardı
artık hayatın gerçeklerinden konuşmaktan. Bu yükü
omuzlarında taşımanın verdiği ağırlıkla etrafı izleme-
ye koyuldular. Masadaki çay bardaklarına eşlik eden
kitapların kapaklarına baktılar önce. Sonra kitapların
yazarlarını düşündüler. Tıpkı adam ve kadın gibi farklı
din ve ırktan iki yazar duruyordu masada. Savunduk-
ları bir şey vardı. Tek bir şey... İnsanlık. Ve insanla-
ra bu dünyayı nasıl daha yaşanılır hale getirebilirim
sorusu vardı ikisinin de aklında. Sonra masanın ke-
narına konulmuş çiçekleri incelediler. Epeydir bura-
da bekledikleri belliydi. Evde uzunca süre babasını
bekleyen ama babasının bir daha gelmeyeceğini bir
türlü kabul etmeyen masum bir kız çocuğun gözlerini
anlatıyordu solgunluğu. Onları bu düşüncelerinden
biraz da olsa kurtaran çocuk seslerine kulak verdiler.
Mutluluk çocuklardan öğrenilmeli dedi adam. Saf ve
temiz bir mutluluk.
Haklısın dedi kadın tebessümleri takarak suratına.
Hep gül dedi adam.
Çocuklar gülsün dedi kadın.
Çocuklar çok gülsün dediler hep birlikte.
Ve sen hep mutlu ol diyecekti ki garson bir çay daha
alıp almayacaklarını sordu. Sonradan anladı adam,
formülsüz bir mutluluk yolculuğunda mutlu olmayı
dilemek anlamsızdı.
40.
....
Enderun Mektebi
Öykü
Zeynep SudeGÜVEN - AL10/A
40
Evinden aceleyle dışarı çıkmıştı. Öyle ki, anahtarı
içeride unuttuğunun farkında değildi. Acelesi ol-
masına rağmen asansöre binmedi, söz vermişti
kendisine. Apartmandan çıkarken eski günler geldi
aklına. Çıplak ayaklarıyla toprağın üstünde koştur-
duğu günler. Sinirle yumruğunu sıkarken gökyüzüne
bakıp amacını hatırlamak istedi.
Lâkin beton yığınları hayallerine perde olmuştu, tıp-
kı eski günlerdeki gibi. Bağırmak istedi. Kalbi hız-
la çarpmaya başladı. Diğer insanların aksime her
detayını hatırladığı çocukluğu nefesini kesiyordu.
Adımlarını daha yavaş atarken yanından geçtiği her
ağaca ve kuşa selâm vermeyi unutmadı. Her sabah
böyle yapardı.
Mahcupça gökyüzüne baktı. Yaşadığı hiçbir şey
onun suçu değildi. Saatine baktı usulca. Az da olsa
vakti vardı. Çimlerin üzerine oturdu, onları incitme-
meye çalışarak. Başını elleri arasına aldı. Hafıza-
sından asla silinmeyen çığlıklar düşüncelerine arka
plan oluyordu adeta.
Ne kendisinin, ne de gökyüzünün suçuydu yaşa-
23’e 40
41.
....
Enderun Mektebi
Öykü
Zeynep SudeGÜVEN - AL10/A
41
dıkları. Usulca kafasını kaldırıp denize baktı. Kokusunu
kalbine çekti, düşüncelerine merhem olmuştu. Gülüm-
sedi. Yerinden kalkarak huzur bulduğu başka bir yerin
yolunu tuttu, sahafın.
Sahafın ahşap kapısını açarken aşina olduğu o koku
ile gülümsedi. Kitaplıklar ve kitaplar belli bir nizama
göre dizilmişti. Yerdeki ince kilim insana ev hissiyatını
veriyordu.
Loş ışık, kitaplıkların gölgesini kilimin üzerine düşüyor-
du. Burada az da olsa öz insan vardı. Hemen hepsinin
bakışları dopdolu idi.
Kitaplığın üzerinde elini gezdirerek sahafın iç tarafları-
na ilerledi. Eline çok sevdiği şairin şiir kitabını aldı. Ka-
pağını ışıldayan gözleriyle izlerken gelen adım sesle-
Gençler kitabı incelemeye koyuldu. Giyimi son derece
titiz olanı:
-Kolay tabi, rahat bir ülkeye göç etmek, dedi.
Yüreği sızladı. Birer birer gözünün önünden geçiyor-
du yaşadıkları. Okulunu, evini, memleketini arkasında
bırakıp sınırda geçirdiği günler, annesinin zar zor okut-
ması.
Hiçbir şey kolay değildi.
Gençlerden uzun boylu olanı:
-Bir de hepsinin ahlakı bozuk, dedi. Ülkede hırsızlık,
cinayet çoğaldı diye de ekledi.
Hırsla öne doğru atılacakken vazgeçti. Aklına annesi
geldi. Herkesin önce kalbini düşünürdü. Zor geçinme-
sine rağmen daha zorda kalana verirdi, elinde olanları.
İnsanın kalbine hep anne şefkatiyle yaklaşırdı. Çocuk-
larına da hep,
“Canınız başkasının kalbinden kıymetli değil” derdi.
Annesi aklına gelince gözünün ırmaklarına engel ola-
madı. Gençler konuşmaya devam ediyordu.
Lâkin onların sözleri uzuvlarına sükut olmuştu adeta.
Hışımla kendini dışarı attı.
Deniz boyunca yürüdü. Ancak sırılsıklam olduğunda
fark edebilmişti, yağmurun yağdığını.
Yağmur, dedi içinden, ne merhametli.
Zalimin de, mazlumun da yüreğini ferahlatıyor.
Sevdalı olduğu semaya kaldırdı bakışlarını,
Yüreği sükût edenlere kızgındı, gökyüzüne değil.
riyle başını kaldırdı. Gelen iki gençti.
Oldukça kültürlü ve iyi giyimli idiler.
Sessizce onları izliyordu.
Gençlerden biri parmağıyla kitap-
lardan birini çekti. Kaşları çatılmış-
tı. Gencin tepkisi ile o da içten içe
merak etmişti. Gencin hislerini bu
kadar bariz etkileyen ne, diye dü-
şünürken kitabın en hassas konu ile
ilgili olduğunu gördü. Konu bizzat,
kendisi idi. Yirmi yıl önceki hali ile.
Mülteci çocuklarla.
Genç, kitabı arkadaşına gösterdi.
Diğeri de aynı tepkiyi vermişti. Ken-
disi ise bu duruma hayli şaşırmıştı.
Gençlerden uzun boylu olanı:
-Ne korkaklar, dedi.
İçinde yangınlar koptu, bu da neydi
şimdi?
42.
....
Enderun Mektebi
Öykü
Emel NurBOLANYIĞ - AL/10-A
42
Hızlı hızlı adımlar atıyorum soluğuma eşlik eden ve bü-
tün ihtişamıyla bir giriş, üst kısmında bir şeyler yazıyor.
Buğulu gözlerimle okumaya çalışıyorum.
Ellerimle gözlerimi ovuşturarak dağıtmaya çalışıyorum
sis bulutlarını, sonunda okuyabiliyorum yazıyı. Sarsıyor
sanki yüreğimi ya da hayır silkiyor ruhumu içeriye adımı-
mı atıyorum düşünceli bir halde.
Etrafta kimse yok. Sadece soluk beyazıyla mermerler ve
üstlerine nakşedilmiş kara yazılar veya ben yokum orası
çok kalabalık kim ölü kim diri anlayamıyorum. Adımla-
rım hala aynı hızda bir o tarafa bir bu tarafa yöneliyorum
kafam karışık, karasızım, yolumu bulamıyorum, bir şey-
ler arıyorum ama bulamıyorum.
Bir boşluk var yüreğimde içime dünyayı alsam kapan-
mayacak, dünyanın dönüşünü hissedercesine başım
dönüyor.
Boyaları bayatlayıp kalkan, vidaları paslanmış soğuk
banklardan birinde oturuyorum ve sanki kız kulesini izler
gibi uzaklara dalıyorum.
O üstü toprakla örtülü yaşantıların yaşanmışlıklarını dü-
şünüyorum, hepsinin birbirinden ayrı olan hikâyelerini
inceliyorum.
Kimi karalık kalbinin ve yaşantısının esiri olmuş kimi ise
kar beyazı çarşaflarını dürüp doldurmuş ayrılan vaktini,
bu hayattan kimileri Mehmetçik doğurmuş kimileri ölü
bir beden.
Hayattayken iyilik yapanların üstünü kaplayan otlar ve
çiçekler ben buradayım dercesine fışkırıyor. Başka çi-
çeklere ilişiyor gözüm ama o kadar iğreti duruyor ki ba-
kışlarımı hemen çekiyorum.
Şaşırıyorum bir taraftan da dünyada sefa sürmemiş
miydi o üstü iğreti çiçeklerle dolu insan? Makamıyla gu-
rur duymaz mıydı?
Kim gelmişti yerine çok çabuk unutulmamış mıydı?
Oysaki sensiz yapamam diyen birçok dostu vardı ama
kimseyi suçlayamazdı yaşamak için gerekli değil miydi
acıları unutmak?
Neydi bu kadar insanın karanlığını aydınlatan? Daha faz-
la duramıyorum yerimde, içim tedirgin, soğuktan uyu-
şan ayaklarımla dolaşmaya başlıyorum tekrar.
Gözüme üstüne kırağı düşmüş tozlu bir dolap ilişiyor, gı-
cırdayan ve camı çatlamış kapağını açıyorum. Kitapların
arasında ellerimi gezdiriyorum.
SOLUK
43.
....
Enderun Mektebi
Öykü
Emel NurBOLANYIĞ - AL/10-A
43
Bir anda duruyor elim, kalbim görevi
devralıyor. Alıyorum o mucizeyi gön-
lümü gezdiriyorum sayfalarında.
Dur durak bilmeden okuyorum, sanki
o an emre boyun eğiyorum. Akla uy-
gun bu mucizeyi okudukça düşünüyo-
rum, düşündükçe okuyorum.
Donan iliklerim ısınıyor, sanki bede-
nimde soba yanıyor. Bir anda yağmur
bastırıyor, hızla mucizeyi yerine koyu-
yorum ve hızlı adımlarla yürüyorum,
çıkıyorum ruhuma iyi gelen mesken-
den.
Son defa kapıda yazılı yazıya bakıyo-
rum daha anlamlı geliyor ve özgürlü-
ğe yürüyorum.
44.
....
Enderun Mektebi
Kişisel Gelişim
FatihTÜN – AL/10-B
44
Hayatta bir planımızın olması gerek…
Bizi hayal ettiğimiz başarıya ulaştırabilecek bir plan…
Peki, hayatımızın planının merkezinde neler olmalı?
Telefonumuz mu yoksa gereksiz işlerimiz mi?
Bence bu planının merkezinde kesinlikle inanç olmalı…
Kendi dinimize, itibarımıza, değerlerimize ve kişiliğimize derin bir inanç duymalıyız.
Yeteneklerimize inanmalıyız. Yaptıklarımıza ve fikirlerimize inanmalıyız.
Kendimizi bir yere atılan bir çöp gibi hissetmemeliyiz, kendimize değerli olduğumuzu hissettirmeliyiz.
Hayallerimize ya da başarıya ulaşmak imkânsız değil.
Ya yapamazsak? Elimizden geleni yapmalıyız! Ağaç olamıyorsak; çalı olmalıyız.
Otoyol olamıyorsak; patika olmalıyız. Güneş olamıyorsak; yıldız olmalıyız.
Çünkü bize başarıyı getirecek olan hedefin büyüklüğü (zorluğu) değil,
inancımızın, umudumuzun ve istikrarlılığımızın büyüklüğüdür.
ÇÜNKÜ
BAŞARMAK
MÜMKÜN…
45.
....
Enderun Mektebi
Kişisel Gelişim
FatihTÜN – AL/10-B
Başkalarına değil, kendimize söz vermeliyiz.
Çünkü birkaç yıl sonra nerede olacağımızı ancak kendimiz belirleyebiliriz.
Bu yol hiç birimiz için kristal bir merdiven değil…
Devam etmek ya da etmemek bizim elimizde, bu yüzden kendimize söz vermeliyiz.
Pes edeceğimizde, kendimize verdiğimiz o söz(ler) aklımıza gelmeli ki, tekrar doğrulup başarı için yola
koyulalım.
Umutsuzluk kapıyı çaldığında, istikrarımızı bozmayıp, kendimize ve vizyonumuza sadık kalmalıyız.
Denemekten ve başarısızlığa uğramaktan korkmamalıyız çünkü başarıya, başarısızlıklarla ulaşacağız.
Kendimize inanmalıyız. Birinin bize meydan okumasını beklememeli, kendi kendimize meydan okumalıyız.
Bir atasözü der ki:
“Dışarıdaki düşman bize zarar veremez, gerçek düşman içimizdedir.”.
“Başarılı İnsanlar” nasıl başarılı?
Bence, başarılı ve başarısız insanlar arasındaki asıl fark, disiplindir.
Bana göre disiplin; çok çalışmak demektir, birileri bizi izliyorken değil, kimse bizi izlemiyorken çalışmaktır.
Sadece biz ve karakterimiz varken bir şeyleri yapmaktır.
Kendimizi kendimize kanıtlamaktır. Bir şeyleri gösteriş için yapmamaktır. Acı çekiyorken bile devam et-
mektir.
Başarı önümüze öylece konulmayacak, hak ettiğimiz kadarını alabileceğiz.
Eğer onun için fedakârlık yapmadıysak, her şeyimizi ortaya koymadıysak boşuna başarının önümüze gel-
mesini beklemeyelim, ona doğru yorulmadan koşalım.
ÇÜNKÜ BAŞARMAK MÜMKÜN…
45
46.
....
Enderun Mektebi
Deneme
Sena NurYILMAZ - Fen/11-A
46
Rabbim Saff suresi 2. Ayette ne güzel buyurmuş: “Yapmayacağınız şeyleri neden söylüyorsunuz? “ Neden yap-
mayacağınız sözler veriyoruz? Neden amelleriniz sözlerimiz doğrultusunda ilerlemiyor?
İnsanlara söylediğimiz gelecek zaman kipli kelimeler söz niteliğinde ama yaptıklarımız bu sözü tamamlar nitelik-
te değil. Yani geriye kalan sadece amelsiz sözler…
Söz vermek kolay lakin sözü fiiliyata dökmek zor... Fiile bir gelecek zaman kipi yanına da bir şahıs eki getirilerek
oluşturulan her kelime yapılıp yapılmayacağı belli olmayan birer söz halini alıyor. Ve bunlar yapılmazsa da geriye
sadece tutulmayan sözler olarak kalıyor.
Bu sözlerden kimlere verdik şu ana kadar?
Havada kalan sözlerimizi kimlerle paylaştık?
Nereye gitti paylaşılan sözler?
Hangi sözler yapılmak için bizi bir yerlerde bekliyor?
Neden sözleri bekletiyoruz?
Neden yapmayacağımız şeyleri söylüyoruz?
Ya da söylediğimiz şeyleri yapmıyoruz?
Sözler ne için eylem oluşturmuyor bizim için?
Mesela günlük hayatta bir dönüp bakalım. Anne babalar çocuklarına
küçükken yapacağız dedikleri şeylerin kaçını büyüdüklerinde
yaptılar? Ya da çocuklar ebeveynlerine yetişkin
olmadan önce verdikleri sözleri ye-
tişkin olunca ne kadarını
tuttular?
İPE UN SERİLEN SÖZLER
47.
....
Enderun Mektebi
Deneme
Sena NurYILMAZ - Fen/11-A
47
“Ben sana büyüyünce bakacağım, sizinle ilgile-
neceğim anne baba. “diyen çocuklara ne oldu da
huzurevleri dolup taştı? Ya da okulda öğren-
cilerin öğretmenlerine verdikleri sözler
“Ödev yapacağız deyip yapmamalar.
Öğrencilerin bir taraftan arkadaşları-
na söz verip tutmamaları var.
”Yarın bunu sana getireceğim, bunu se-
nin için yapacağım.” deyip yapmamalar
gibi birçok örnek verilebilir.
Aslında farkında olmadan ne kadar da
söz veriyormuşuz değil mi? Ağzımız-
dan çıkan ve sadece söz olarak kalan
sözler hayatımızda ne kadar da yer
etmiş öyle. Bir de bilinçli olarak
söz verip tutmamalar var.
Bu sözleri tutmuyoruz
çünkü ya bu sözleri tut-
mak işimize gelmiyor
bazen ya da yerine getir-
mek istemiyoruz verdiğimi
sözlerimizi.
Fakat Rabbimiz Saf suresi 3. Ayetinde
Şöyle buyurmuştur:” Yapmayacağınız
şeyleri söylemeniz Allah nazarında ger-
çekten çok çirkindir. “
Bizler de iman eden insanlar olarak, tek
hedefimiz Allah rızası olduğu için yapma-
yacağımız şeyleri söylememeliyiz ya da
söylediğimiz şeyler yapmak için elimiz-
den geleni yapmalıyız.
Ve son olarak da ağzımızdan çıkan keli-
meye dikkat etmeliyiz. Çünkü her biri bir
“SÖZ” oluşturabiliyor bizim için.
48.
....
İki saatte kesilecektiAnadolu’nun atardamarı Çanakkale. Denizden gemiler, karadan askerler saldırıya geçti mi taş üstün-
de taş, omuz üstünde baş kalmayacaktı uzun bacaklı İngiliz Sir Lan Hamilton’a göre.
Kasım ayı, kanla sulanacak topraklara; anasından, atasından, yarından, yaranından, canından ve cananından vazgeçerek
vatana şehit düşecek her bir fidan için ağıt gözyaşlarını dökmekteydi top atışları başladığında.
Kasım yağmurları eşliğinde aylarca sürecek bir bayram sabahına gözünü açtı Anadolu. Hz. Peygamber Efendimizin eşliğin-
de bayram namazını kılmak için her bir yiğit bayramlığını giymiş dualar ve âminler eşliğinde cepheye gidiyordu.
Helallik istediler:
_ Gidip de gelmemek; gelip de görmemek var haklarınızı helal edin
_ Koç yiğitler ak süt sizlere kanlarımız da vatana helal olsun
Gittiler şehadeti gönüllerinde duya duya vardılar çakıl taşlı yollardan Gelibolu’ya.
Vatan bayrak ve toprak aşkından ilk sevgiliyle ilk ayrılık, Kızıl Elma aşkına
48
Toprağımızın Kan Kokusu
Dünya döndükçe Çanakkale yine geçilmez
Kanınla suladın toprağı hangi canlı seni bilmez
Sen yazdın cihana şanlı tarihi artık kim bozar
Türk milleti aynı destanı yine yazar.
Enderun Mektebi
Deneme
Zahid AYDOĞAN
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Şefik Aydemir
49.
....
Enderun Mektebi
Deneme
Zahid AYDOĞAN
TürkDili ve Edebiyatı Öğretmeni
49
Aklı eren her yaştan insan cephede saf tutarak âgûşunu açmış bekleyen Hz. Peygamber’e (sav)
ulaşmak için sırada bekliyordu. Top, tüfek ve insan sesleri ölümün sessizliğini beraberinde getirirken kimi ebedi bir huzura
yelken açıyor, kimileri de ebedi cehennemin ilk hazırlığını yapıyordu.
Geceyi takip eden gündüzler, gündüzü karartan gecelerde kan toprağa düşerken ılık bir titremenin ardından damarlardan
boşalan kan, kızıl elmaya can suyu oluyordu. Koskoca bedenlerden bir yumruk parçası et kalıyor, kanlar vatanın bağrına
şerbet olup akıyordu. Mermiler çarpışırken havada, Hilal’le Haç vuruşuyordu karada. Gökten inen azap siperlere yağdıkça
oluk oluk Allah nidaları göğü titretiyor, düşmanın sinesine bir korku saplanıyordu.
Bilmiyordu ki uzun bacaklı İngilizler ve yedi düvelin avanesi, dün Çanakkale bugün Suriye yarın başka bir toprak parçası
da olsa:
Bu savaş Müslüman Türk’ün dur bilmez kıyamıdır
Kızıl elmayı yücelten şehitlerin kanıdır
Yıkılacaktı dünyanın adalet sarayı değişecekti harita!
Ancak, dünya Gelibolu’da boğuldu şehitlerin kanıyla
50.
....
Enderun Mektebi
Film Eleştiri
MuhammedVeli ÜNLÜ - Fen/10-A
50
Başrolümüz Kerim köyde yaşayan üç çocuklu bir aile
reisidir. Yoksulluk ve hayat şartlarının zorluklarına
rağmen hayat dolu ve ümidini hiç kaybetmeyen, ai-
lesini çok seven bir adamdır Kerim.
İhtimal odur ki yaşama azmi de ailesinden ötürüdür.
Kerim bir devekuşu çiftliğinde amir denilebilecek bir
konumda çalışmaktadır. Hayvanların yemi, suyu, ba-
kımı ile ilgilenir ve diğer işçilere yol gösterir.
Film her ne kadar Kerim’e odaklı sürüp gitse de as-
lında diğer aile fertlerinin dünyalarını, komşularını,
köy hayatının sadeliğini ve saflığını, şehir hayatının
karmaşasını iyiden iyiye bize hissettiriyor. Kerim’in
büyük kızı işitme engellidir ve kulağına taktığı cihaz
sayesinde duyabilmektedir. Bir gün cihazın su depo-
suna düştüğü haberi gelir Kerim’e.
Köy şartlarında böyle bir cihaz çok ama çok değer-
lidir. Olay mahalline (eski su deposu) gelen Kerim
kızına burada ne aradığını sormasıyla filmin belki de
dönüm noktası ile tanışmış oluyoruz.
Yüz Bin Balık
Kerim’in oğlu Hüseyin ve arkadaşlarının bir derdi var-
dır; zengin olmak. Garibanlık içinde bir yaşam süren
çocukların umut dolu ve gülümseten tutkusudur bu
hayal. Ortak amaçları uğrunda bir arada, birlik bera-
berlik içinde çabalayan çocukların gayreti bizde güzel
şeyler uyandırsa da harabeyi arındırmak için boğazla-
rına kadar pisliğe batmış çocukların ağzından her gün
yüksek bir sesle bu hayalleri duymak insana inceden
bir hüzün veriyor filmde. Üstelik bu gayret Kerim’e
rağmendir. Ona göre bu çok aptalca ve uygulanması
mümkün olmayan bir fikirdir.
MÜCADELENİN
FİLMİ:
SERÇELERİN
ŞARKISI
51.
....
Enderun Mektebi
Film Eleştiri
MuhammedVeli ÜNLÜ - Fen/10-A
51
Bizce Kerim’i asıl rahatsız eden ise oğlunun küçük
yaşına rağmen para kazanma hırsının büyüklüğü-
dür. Oğlunda gördüğünde kendisini kaygılandıran bu
“hırs” ileride Kerim’in bir mücadelesi halinde karşı-
mıza çıkar.
“Evet De!”
Çocuklara kızıyormuş da kızmıyormuş gibi hafiften
azar çeken Kerim bir yandan söylenerek onlarla ci-
hazı aramaya başlar. Cihaz bulunur bulunmasına
ama esas mesele çalışıp çalışmadığıdır. Evde cihaz
güzelce kurulanır şimdi test vaktidir. Kerim cihazı ta-
kan kızına kendisini duyup duymadığını sorar, olumlu
yanıt alır. Kenarda onları izleyen Hüseyin için gergin
dakikalar başlamıştır. Ama bu yanıt onu tatmin et-
mez kızının dudağını okuduğunu düşünerek onu bi-
raz uzaklaştırır. Tekrar sorar. Kız, kardeşine bakar ve
onun “evet de” ağız hareketini görerek olumlu cevap
verir. Halbuki yaklaşan sınavları olan kızın duymaya
ihtiyacı vardır. Sırf kardeşi azar yemesin diye yaptığı
fedakarlığa şahit oluyoruz bu sahnede. Yazık, biraz
sonra aletin bozuk olduğu anlaşılacak ve Hüseyin kö-
yün içinde koşturmak durumunda kalacaktır.
“Ama Bu Haksızlık!”
Bozulduğu anlaşılan cihazın tamiri için paraya ihtiyaç
vardır. Kerim, patronundan avans istemeye karar ve-
rir. Patron gelmeden bir gün evvel ise Kerim’in haya-
tındaki bütün akışı değiştiren bir hadise vuku bulur.
Deve kuşlarından biri kaçar onca arama tarama se-
ferberliğe karşın kuştan eser yoktur. Sorumlu olarak
Kerim görülür ve işine son verilir. Buradan sonrası
Kerim için tam bir dönüm noktası, bir imtihanın baş-
langıcıdır. O gün evine bir deve kuşu yumurtası ile
dönen Kerim bu yumurtadan yapılan menemeni altı
haneyle paylaşacak kadar cömerttir.
Ne Verirseniz Beyim
İşsiz kalan Kerim şehirde bir tevafuk ile motor-tak-
si keşfini yapar. Yeni işinden önceki kazandığından
daha çok kazanmaktadır ve bu gidişle kısa sürede
yeni bir işitme cihazı parası denkleşecektir. Fakat
hesaba katılmayan şey Kerim’in değişimidir. Şehir
hayatının yozlaştırmaya başladığı karakter, günden
güne artan dünyalık hırsı yönetmen tarafından ince
bir şekilde işlenmiş. Filmi izlemeyi düşünenler için bu
süreci anlatmak gibi bir yanlışlık yapmayacağız. Fa-
kat filmin helal kazanç mevzusundaki şu ibretlik olayı
anlatalım. Bir gün müşterilerden biri Kerim’e fazla
para verir. Kerim seslenmesine rağmen arabaya bi-
nip giden adama yetişemez. Bunun üzerine tam da
olması gerektiği gibi parayı ertesi gün vermek üzere
ayrı bir cebe koyar. Dönüş yolunda seyyar satıcıdan
eve götürmek için erik alır Kerim. Başta bir kilo tart-
tırır, kısa bir tereddütten sonra ayırdığı parayı çıkarır
cebinden ve iki kilo yapar eriği. Çocukların kursağın-
dan geçecek bu haram lokma poşette açılan delikten
yol kenarındaki suya karışır. Sanki bu hareket Kerim’e
yakıştırılmamış ve suyla arındırılmaya çalışılmıştır.
Meyvenin kalan helal kısmındansa çocuklar yer.
52.
....
Enderun Mektebi
Film Eleştiri
MuhammedVeli ÜNLÜ - Fen/10-A
52
Mavi Kapı
Kerim şehirle köy arası git-gellerinde eve birer ikişer
hurda getirmeye başlar. Belli bir süre sonra bu hur-
dalar avluda üst üste yığılır kalır. Bunların arasında
tahtadan mavi bir kapıyı karısı akrabalarının evine gö-
türür. Kerim bunu duyar duymaz kapıyı almaya koşar.
Hareketlerinden mal hırsı net bir biçimde görülür bu
aşamada. Karısını utandırmak uğruna da olsa apar
topar kapıyı geri alır. Sırtlandığı kapıyı uçsuz bucaksız
tarlalar arasında zorlana zorlana taşıması ise filmin
en vurucu yerlerindendir. Burada yüksekten bakan
kamera o kadar arazinin arasında Kerim ve kapısını
küçücük bir halde gösterir.
Dünyada küçük hesaplar peşinde olmayı imgeler
bu tablo. Kerim’in sırtındaki kapı ise bu hesapların
insanın sırtını büken bir yük olduğunu anlatır. Fakat
insan bundan gafil küçük hesaplar peşinde koşmaya
devam eder. Üstelik daha önemli şeylerden vazge-
çerek.
Burada kapıyı Kerim’in ailesi için verdiği mücadele
ve kendi nefsiyle savaşı gibi zorlukları temsil eder şe-
kilde yorumlamamız da mümkündür. Tüm bu yükler
Kerim’i altında ezmiş, yormuştur.
Aslında Kerim’in altında gerçekten ezileceği şeyler
de vardır. Bir gün bahçedeki yığınların arasında uğra-
şırken aniden tüm eşyalar yıkılır. Kerim kurtulmuştur
fakat uzunca bir süre evde kalacaktır. Evin geçimi de
bir süre anne ve haylaz oğlan Hüseyin’e kalacaktır.
Bu süre zarfında bir babanın ailesi için bir şey ya-
pamamasının ıstırabını çok iyi bir şekilde aktarmış
yönetmen.
Devekuşunun Temsil Ettiği
Kerim’in şehir hayatında aşama aşama değişme-
ye başladığından bahsettik. İşte bu değişimin kritik
noktalarında kahramanımız sürekli kendisine geç-
mişi hatırlatan şeylere rastlar. Kerim’in yozlaşma-
ması ve benliğini yitirmemesi bu geçmişe dönüşler
53.
....
Enderun Mektebi
Film Eleştiri
MuhammedVeli ÜNLÜ - Fen/10-A
sayesindedir zaten. Bazen kulağına gelen bir “kuşu
görmüşler” söylentisi, bazen gördüğü veya duyduğu
yumurtalar bu etkileşimi oluşturur. Hatta bir seferin-
de direkt olarak deve kuşu görür. Burada deve kuşu
Kerim’in az ama helalinden, tasasız kazandığı yılları,
bu kazançtaki bereketi temsil eder. İlkin kaybolan
deve kuşunun bulunma durumu da tahmin ettiğiniz
üzere Kerim’in durumu ile bağlantılanmıştır. Kuşun
bulunup bulunmadığını da izleyenler görsün diyelim..
Küçük Milyonerler, Tatlıses ve Dans Eden Deve Kuşu
Çocuklar uzun uğraşlar sonucu eski su deposunu ça-
murdan ve kirden arındırırlar. Ayrıca çalışarak kazan-
dıkları parayla da bir bidon dolusu balık alırlar. Mil-
yoner olma hayalinin akıbeti ise yine filmin sonunu
izleyeceklere mahsus olsun. Fakat bu kısmın filmin
en etkileyici sahnesi olduğunu da söylemek isterim.
Filmin geçtiği İran coğrafyası bizim buralara benziyor
zaten. Hem fiziksel olarak hem yaşam olarak. Bir de
üstüne arada araba teyplerinden duyduğumuz İbra-
him Tatlıses sanki film Türk yapımı bir filmmiş gibi
hissettiriyor. Meğer oralarda çok severlermiş.
İki milletin ortak yönlerine dikkat çekilmek istenmiş
olduğu açık.
Film, Kerim’in bir deve kuşunun dansını seyretmesi
ile son buluyor. Dans ne kadar ihtişamlıysa Kerim’in
seyredişi de o kadar düşündürücü. Bir şeyleri idrak
ediyor sanki Kerim bereketin ihtişamını izlerken.
Yani..
Mücadelenin filmidir; Serçelerin Şarkısı. Bir babanın
ailesini geçindirmek için gösterdiği çabadan kendi
nefsi ile yaptığı savaşa, bir çocuğun zengin olma
uğrundaki emeğine kadar filmde hep ön plandadır
mücadele. Fakat hayat her zaman önümüzü açmaz
yürüdüğümüz yolda. Bazen koşan bir deve kuşunun
kaldırdığı toz bulutuna karışır hayaller, bazen bir yığın
hurdanın altında ezilir kalır. İnsan bilir de unutur ya da
bilmezlikten gelir aslında dünyanın yalan olduğunu..
Per per olup küllerimiz ağlıyır gözlerimiz
Yadıma herdem düşür o geçen günlerimiz
Yalan dünya yalan dünya
Acep oldun yaman dünya yaman dünya
Yalan dünya yalan dünya
Cevanı derde salan dünya salan dünya
54.
........
Enderun Mektebi
Fotoğraf
Tuba ARIKAN/KİMYAÖĞRETMENİ
Su yorulur, vadi çekilir sinesine, ova beşiğidir turnaların
kale burçlarını kartallara emanet ettiğim Turabdin dağında
bir de Dicle’de saklarım sılayı ve gurbeti, sevinci ve hüznü
dün yazdığım gibi bugün ve yarın da yazarım künyesine tarihin
taşın ve inancın şiirini, benim adım Mardin çünkü...
Şair, sana bağışladım adımı, sen de bağışla bana adını...
REFİK DURBAŞ
TARİHİN TANIKLIĞINA ŞİİR
55.
........
Enderun Mektebi
Fotoğraf
Tuba ARIKAN/KİMYAÖĞRETMENİ
Şair, nicedir konuksun gurbetin taş ocağında
ki hiçbir ayna göstermez oldu sûretimi
Sordun da söylemedim mi Şair
bedenim kaç yaşında, ruhum kaç yaşında
REFİK DURBAŞ
MARDİN KALESİNE ŞİİR
56.
....
Enderun Mektebi
Kitap İncelemesi
MuhammedVeli ÜNLÜ / Fen 10-A
Burak Talha DAĞDEVIREN / Fen 10-A
Üniversite sınavına dört se-
nedir hazırlanan fakat başa-
ramayan, iç dünyası karışık,
hayatının amacının saptığına
inanan bir gençtir Hamza.
Yazar bu kitapta bize doğ-
ru öğretilen yanlışlara karşı
çıkarak bugünkü sistemde
gencin esir düştüğünü an-
latmıştır.
Kitabın içinde, kelime oyun-
larından yola çıkarak bir
sözlük oluşturulmuş (Figanu
Lugat’i Türk) ve Hamza’nın
tepkileri bu sözlük üzerinden
anlatılmıştır.
Hamza derdin nedir o za-
man,
Hamza der: din ne o zaman?
Ana karakterimiz Hamza’nın
Türkiye’de ki kafa yapılarını
temsilen 6 amcası bulun-
maktadır.
Amcalarının her biri farklı bir
önderi, düşünceyi bağnazca
savunmakta ve diğerleri ile
tartışmaktadır.
(...) Saatlerce konuşurlar tartışırlar. Ortalık alevle-
nir. Sonra dedem baba işaret çakar. Kamet getiri-
rim. Seccadeler serilir.
Hepsi Allah’ın huzurunda duruyor olmasa çok şey
söylerim amcalarıma ya neyse! Hepsi Kuran ve
sünnet diyor olmasa çok şey söylerim ya neyse!
(...)
(...) Galiba liderlerini “la-yüs’el” addediyorlar. Hâl-
buki İsmet sıfatı peygamberlere özgüdür. (...)
Kitapta modernizm de pa-
yını almış Ömer Faruk Dön-
mez’den:
(...) Modernizm diye bir şey
var. O kızın açık saçık gezip
tozmaya hakkı vardır; buna
özgürlük derler. Oysa genç
erkeğin bundan etkilenmeye
hakkı yoktur; buna sapıklık
derler. (...)
(...) Bayanlar Allah’ın kendile-
rine verdiği “annelik” ve “zev-
celik” görevini küçümsüyorlar
ama “ kapitalizmin modern
kölesi” olmaya bayılıyorlar.
Nasıl anlatırsın?
Ah bu modern kölelere, köle-
liklerini nasıl anlatırsın? (...)
Kendi kültürümüzden ve dili-
mizde kopmanın bedelini ne
olacağını da değinmiştir ya-
zar:
(...) Yani onların kelimeleriyle
düşündükçe, onların kavram
ve kurumlarıyla yaşadıkça
onlar gibi hissetmeye ve inan-
maya başlıyoruz. (...)
Hamza kendisine gerici haftasını koyanlar Cemil Me-
riç’in şu sözleriyle cevap vermiştir:
“Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlan-
mak gericilikse her namuslu insan gericidir.
Kitap her ne kadar sert ifadelere sahip olsa da toplu-
mun ve bize dayatılan düzene karşı yapılan, yapılma-
sı gereken isyanın sözcüsü konumundadır.
56
HAMZA KİTABI İNCELEMESİ
....
Enderun Mektebi
Anket
Serife NurŞEFLEK - AL/10 –A
10)Bilim insanlarının yaptıkları deneylerle, kanıtlarla ispat ederdim.
(Muhammet Ali BAĞCI)
11)Ufka bakarak, ufuk çizgisine bakarak kanıtlardım. (Turab)
12)Namaz seccadesini her yerde ayrı yöne seriyoruz. (F.L.10 -A)
13)Dört mevsim yaşandığı için yuvarlaktır.
(Cafer SARAÇ A.L. 9-B)
14)Dünya’nın düz olduğunu kimse kanıtlayamaz. (Berat Enes ERTÜRK
A.L.10-B)
15)Özel tarihler var bunlara ve güneşin dik gelme durumlarına bakarak
kanıtlardım. (A.L.12-A)
16)Denize baktığımızda Dünya’nın yuvarlak olduğu belli oluyor.
(A.L.12-A)
17)Bulutların hareketlerine bakardım. (A.L. 10-C)
18)Kur’an-ı Kerim’de yazıyor. (A.L.10-C)
19)Eğer düz olsaydı her yerde aynı anda gündüz ve gece yaşanırdı.
(A.L.11-A)
20)Ufka bakarak kanıtlardım. (Şerife ALTIPARMAK)
21)Mevsimlerden kanıtlardım. (Rezzan ALBAYRAK)
58
Soru 1:
Dünya’nın
yuvarlak olduğunu
nasıl kanıtlarsınız?
Soru 2:
Dünya’ya bir mesaj
verecek olsanız
bu ne olurdu?
Soru 3:
Mutluluğun Tanımı Sizce
Nedir? İnsanları Nasıl
Mutlu Edersiniz?
Soru 1: Dünya’nın yuvarlak olduğunu nasıl kanıtlarsınız?
Cevaplar;
1)Gölge ve yönlerini ölçerek kanıtlardım.
(Ahmet Emin HADİMİOĞLU A.L.10-A)
2)Yer çekiminin her yerde aynı olması için Dünya’nın yuvarlak olması
gerekiyor.(Ahmet Emin HADİMİOĞLU A.L.10-A)
3)Eğer düz olsaydı yeryüzü ve gökyüzü paralel olmazdı. (Ayşegül BİLİCİ
A.L. 10-A)
4)Denizde yüzen bir yelkenlinin ilk önce direğinin sonra gövdesinin gözük-
mesi. (A.L.10-A, F.L.10A, A.L.11-A)
5)Şu ana kadar sayısız bilim adamı ispatlamıştır. Bu olay itiraz kabul
etmez ve karşı görüşlerin bilimsel kanıtı yoktur. (İlker VAROL)
6)Gökyüzü hareketlerine bakarak ispat ederdim.
(Halim SELVİ)
7)Mevsim değişikliklerinden, eksen eğikliğinden ispat ederdim. (Bülent
ÖZÇORUMLU)
8)Ufuk çizgisine bakarak kanıtlardım.
(Rabia ÖZÇORUMLU)
9)Uzaydan Dünya’ya bakarak ispat ederdim.
(Abdülhamid SALİHOĞLU)
ENDERUNA SORDUK
59.
....
Enderun Mektebi
Anket
Emel NurBOLANYIĞ - AL/10 –A
59
22)Güneşin doğup ve batmasından ispat ederdim. (Emine GÜNEŞ)
23)Dünya’yı bir futbol topuna benzetebiliriz. Bir yerden başlayıp
aynı yöne doğru gidildiğinde yine başladığımız yere ulaşırız. (Yasin
YAPRAKÇI)
24)Bir yerden başlayıp aynı yere doğru giderseniz başladığınız yere
ulaşırsınız. (Mehmet YİĞİT)
25)Her yerde aynı anda gündüzün veya gecenin olmaması. (İsmail
ÇELİK)
26)Uzaydan çekilmiş fotoğraflardan ve eğer düz olsaydı aynı anda her
yerde gündüz olurdu. (Fikret DALKILIÇ)
27)Bir yerden çıkıp hep aynı yönde gidersen yine başladığın yere
dönersin. (Öznur Özgür İÇ -Fen Lisesi Müdür Yardımcısı)
28)Dünya elipstir. Denizle ufku birleştiği yere bakarsak Dünya’nın
yuvarlak olduğunu buluruz. (Said TURGUT -OKUL MÜDÜRÜ)
Soru 2: Dünya’ya bir mesaj verecek olsanız bu ne olurdu?
Cevaplar;
1)Arayanlar, bulamazlar ama bulanlarda arayanlardır.
(Gülnur TÜRKDEMIR A.L.10-A)
2)Kadın şiddetini engelleyin. (A.L. 9 -A)
3) Tüm dünyaca barış yapın. (A.L.10-A, A.L.9-A)
4)Fok balıkları çok yaşasın!
(Abdurrahman CESUR A.L. 10 -A)
5)Ezan okurdum. (Sefa KOÇ A.L. 10-A)
6)Kendinize güvenin hiçbir şey sizden önemli değildir. (A.L. 11-A)
7)Kaderin üstünde bir kader vardır. (F.L.10-A)
8)Dünya’yı kirletmeyin, koruyun daha bir sürü insan yaşayacak. (F.L.9-A)
9)Zamanınızı boşa geçirmeyin. (A.L.9-D)
10)Adım attığınız her yere bir çiçek dilin. (A.L.9-C)
11)Herkes barış istiyorsa neden savaşlar var? (Rıza GÜLER A.L.9-C)
12)Dünya fâni, ölüm âni.
(Berat Enes ERTÜRK A.L. 10 – B)
13)Dinden çıkmayın. (A.L.12-C)
14)İnsanlık için gereken tek şey olmaktır.
(Fatma KARADAĞLI A.L.12-A)
15)Yapmak isteyen kim? (Halim SELVİ)
16)Sevgi, sevginin oluşması için paylaşım. Sevgi olmadan paylaşım
olmazdı. (Harun KARAKUŞ)
17)Dürüst olun! (Âdem TÜRKER)
18)Siyahın beyaz olana, beyazın siyah tan hiçbir üstünlüğü yoktur.
Ey Ademoğulları! (Serdar BİREKUL)
19)Gerçek anlamda yaratıcıyı bulursanız her sorunun da cevabını bulur-
sunuz. (Bülent ÖZÇORUMLU)
20)Lütfen, insan gibi davranın. (Rabia ÖZÇORUMLU)
21)İnsanlık birgün bitecek, kazanılacak tek şey dünyaya bırakılan mane-
vi mirastır. (Nalan AKYOL)
22)Adam olun! (Ali YILDIRIM, Şerafettin ALTINAL)
23)İslamı araştırın. (Abdülhamid SALİHOĞLU)
24)İslamı gerçekten yaşayanlardan olmanız dileğiyle.
(Muhammed Ali BAĞCI)
25) Hep pozitif düşünün. (TURAB)
26)Saygı. (Şerife ALTIPARMAK)
27)İnsanlık. (Rezzan ALBAYRAK)
28)Merhametli olun dünya herkese yeter.
(Emine GÜNEŞ)
29) Dürüstlük. (Yasin YAPRAKÇI)
30)Adalet. (Mehmet YİĞİT)
31)Herkesi müslümanca yaşamaya davet ederdim (İsmail ÇELİK)
32)Adalet, çünkü olduğu yerde işler yerinde olur, güçlü güçlüsü ezmez.
(İlker VAROL)
33)Can almayın, can verin. (A.L.11-A)
34)Kötüye düşmeyin. (Ela Nur GÖÇEL A.L. 11-C)
35)Eğer yaşamaktan sıkıldıysanız mezarlığa gidin,
ölüler iyi bilir yaşamayı. (Başar TEKİN A.L. 10-C)
36)Barış ve huzur. (Dilek DURAK)
37)Adil olun. (FİKRET DALKILIÇ)
38)Saygılı olun. (Muhammed AKKAN-Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı)
39)Tüm insanlar birbirinizi anlayın. İyiliğin, güzelliğin, hakkın ortaya
çıkmasında, zulmün, adaletsizliğin, Müslümanlara olan baskıların yok
olmasında herkesin mücadele etmesi gerekir.
(Said TURGUT-OKUL MÜDÜRÜ)
60.
....
Enderun Mektebi
Anket
Serife NurŞEFLEK - AL/10 –A
60
inancındayım. (Harun KARAKUŞ)
18)İnandığım değerler içerisinde başkaları tarafından rahatsız edil-
meden sevdiklerimle yaşamaktır. İnsanlara pozitif yaklaşarak onları
mutlu ederdim. (Âdem TÜRKER)
19)Allah’ı bulmak, sevmek, ona dayanmak, o zaman kendinize
güvenirsiniz ve korkmazsınız. İnsanların gönül dünyalarına girerek,
gönül bağı kurarak mutlu ederdim. (Bülent ÖZÇORUMLU)
20)Mutluluk, iç huzurdur. İnsanları onları kırmayarak mutlu ederdim.
(Rabia ÖZÇORUMLU)
21)Mutluluk, sağlıktır ve insanları mutlu etmek gibi bir görevim yok.
(Ali YILDIRIM, Şerafettin ALTINAL)
22)Mutluluk, kalbin huzurlu olmasıdır. Kişiden kişiye değişen bir
şeydir. (Abdülhamid SALİHOĞLU)
23) Allah’a kul olmak onun rızasını kazanmak. Onlara iyilik yaparak,
gülerek, hediye vererek, güzel söz söyleyerek mutlu ederdim.
(Muhammed Ali BAĞCI)
24)Mutluluk, manevi yaşantıdır. İnsanları sevgi ile mutlu ederdim.
(TURAB)
25)Sağlık ve başarıdır. Onlara gülümseyerek mutlu ederdim. (Şerife
ALTIPARMAK)
26)Kendini iyi hissetmektir. Onların kendilerini iyi hissetmelerini
sağlayarak mutlu ederdim. (Rezzan ALBAYRAK)
27)İnsanların kendilerini rahatça ifade edebilmesidir. İnsanların dü-
şünce ve söylemlerini dinleyip onların iyi hissetmelerini sağlayarak
mutlu ederdim. (Yasin YAPRAKÇI)
28)Kitap kokusudur. Onları tatlı dil ile mutlu ederdim. (Berat Enes
ERTÜRK A.L. 10-B)
29)Hayatı yaşanabilir kılan şeydir. İnsanları tanımak yeterlidir.
(Elif SAYIN A.L.12-C)
30)Mutluluk senin içinde olan bir şeydir. İnsanlara gülümseyerek, iyi
davranarak ve onlara çikolata alarak mutlu ederdim. (A.L.12-B)
31) İnsanlara gülümsemeyi öğretirsek mutlu olurlar. (A.L.12-A)
32) İnsanın eş ve iş hayatının yolunda gitmesidir. İnsanlara şartlı
cümle kurmaktan sakınarak, “ben” dili ile konuşarak mutlu ederiz.
(İlker VAROL)
33)İnsanların bana değer verdiğini hissediyorsam mutluyum. Onları,
onların istedikleri şekilde olarak. (A.L.10-A)
34)İnsanın bedenen, ruhen sağlıklı olmasıdır. Onları kendim gibi
olarak mutlu ederim. (Mehmet YİĞİT)
35) Mutluluk, mutlu olmaktır. Onlara iyi davranarak mutlu ederim.
(İsmail ÇELİK)
Soru 3: Mutluluğun Tanımı Sizce Nedir? İnsanları Nasıl Mutlu
Edersiniz?
Cevaplar;
1)Mutluluk, insanın elindekilere şükredebilmesidir. (F.L.10-A)
2)Küçük bir çocuğun en büyük hayalinin hamburger yemek olması-
dır. (Şeyma GEDERET A.L. 9 – A)
3)En sıcak sohbetin tam ortası, bir insanın sana bakışı, gülüşü, mut-
luluğu yaşamak istersen sana güneşin sıcaklığı da mutluluk olur,
yüzüne dokunan rüzgârın soğukluğu da kendini seçmen, yaratıcını
sevmen mutlu olmak için yeterlidir. (A.L.11-A)
4)Kendi hayatını yaşamaktır mutluluk. (A.L.11-A)
5)Dünya’yı güzelleştiren şeylerdir mutluluk. (A.L.11-A)
6)Mutluluk öyle anlatılmaz yaşanır ve insanlara iyilik yaparak onları
mutlu ederdim. (A.L.9-A)
7)Mutluluk, kendini tamam ederken başkalarını da tamamlayabil-
mektir. (Gülnur TÜRKDEMIR A.L.10-A)
8)Benim için mutluluk inançtır ve insanlara doğru yolu göstererek
mutlu olmalarını sağlardım. (Said Esad BÜYÜKDEMİR A.L.10-A)
9)Mutluluk, çay içmektir. (A.L. 10 -A)
10)Mutluluk benim için güzel bir düşüncedir. İnsanları ise güzel
düşünmelerini sağlayarak mutlu ederdim.
(Ahmet DEMİRAYAK A.L. 10-A)
11)Mutluluk, gülmektir ve insanları onlara yardımcı olarak mutlu
ederdim. (A.L.9-D)
12)İnsanların çevresindeki değerlere uygun davranma sonucunda
dışlanmama durumudur, mutluluk. İnsanları mutlu etmek, insandan
insana değişen bir şeydir. (F.L.12-A)
13)Herkes ortak bir mutluluğu bulmadığı sürece bir şey ifade etmi-
yor ve insanlar mutlu olmazlar. (İsmail ÜNAL A.L.10-D)
14)Peşinden koştuğunda ulaşılamayan ama değiştirdiğinde ardına
düşen bir şeydir. İnsanların hayatlarını anlamlı bir şey kattığım
zaman mutlu olurlar. (Halim SELVİ)
15)Karşımdakinin mutluluğunu görmek, vicdan rahatlığı, huzur,
işinin hakkını vermek, sağlık, para, çocuklarım beni mutlu eder.
İnsanlara gülümseyerek, iyi hissettirerek, değer vererek mutlu
ederim. (Nalan AKYOL)
16)Kendime ve topluma ne kadar faydalıysam o kadar mutluyum.
İnsanlara tatlı söz söyleyerek, güler yüzle, samimiyetle mutlu
ederdim. (Serdar BİREKUL)
17)Mutluluk, kişinin kendisi ile (iç dünyası ile) çevresi ile, doğa ile
barışık olmasıdır. İnsanları mutlu etmek, sorumluluk bilinci vererek,
herkesin haddini (sınırını) bilerek hareket etmesi ile sağlanabilir
61.
....
Soru 4:
Edebiyatımızda “Halikarnas
Balıkçısı“Olarak Bilinen
Yazarımızın Gerçek Adı
Nedir?
Soru 5:
İmzası, Sigara İçen Şapkalı
Bir Adam Portresine Benze-
yen Şairimiz Kimdir?
SORU 6:
Efendimiz(s.a.v.) zamanın-
daki adı” Habeşistan” olan
ülkenin şimdiki adı nedir?
Enderun Mektebi
Anket
Emel Nur BOLANYIĞ - AL/10 –A
61
36)Mutluluk, sağlık ve huzurdur. Enerjimi onlara yansıtarak, güzel
şeyler paylaşarak mutlu ederim. (Dilek DURAK)
37)İstediğin işi yapmaktır mutluluk. İnsanların her istediklerine evet
dememek şartıyla mutlu ederdim. (Fikret DALKILIÇ)
38)Mutluluk, zamanın gerekliliklerine zamanında ulaşmaktır. Onlara
zamanın gerekliliklerini zamanında sağlayarak mutlu ederdim.
(Muhammed AKKAN-Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı)
39)Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın istediği bir yaşam yaşaya-
rak, Allah’a iyi bir kul olabiliyorsak mutluyuz. Küçük şeylerle mutlu
edebiliriz. Mesela çok basit bir selam vermek, insanın halini hatrını
sormak, adam yerine koymak onları mutlu eder ve işin temelinde
sevmek vardır. (Said TURGUT- OKUL MÜDÜRÜ)
Soru 4: Edebiyatımızda “Halikarnas Balıkçısı “Olarak Bilinen Yazarı-
mızın Gerçek Adı Nedir?
Cevaplar;
1)Harun KARAKUŞ. (Muhammed HORASAN A.L.10-A)
2)Şeyh pir. (Ahmet Emin HADİMİOĞLU A.L.10-A)
3)Barbaros Hayrettin PAŞA. (A.L.10-A)
4)Cahilim... (A.L.10-A)
5)Aboouv... (A.L.9-D)
6) Cevat Şakir KABAAĞAÇLI.
(Halim SELVİ, Serdar BİREKUL, Bülent ÖZÇORUMLU, Rabia ÖZÇO-
RUMLU, Nalan AKYOL, Şerife ALTIPARMAK, İsmail ÇELİK, Âdem
TÜRKER, Said TURGUT -OKUL MÜDÜRÜ)
Soru 5: İmzası, Sigara İçen Şapkalı Bir Adam Portresine Benzeyen
Şairimiz Kimdir?
Cevaplar;
1)Aşık VEYSEL. (A.L.10-A)
2)Charlie CHAPLİN. (A.L.10-A)
3)Cemal SÜREYYA.
(Âdem TÜRKER, Serdar BİREKUL, Bülent ÖZÇORUMLU, Rabia
ÖZÇORUMLU, Nalan AKYOL, Mehmet YİĞİT, Muhammed AKKAN-
Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı, Said TURGUT- OKUL MÜDÜRÜ)
SORU 6: Efendimiz(s.a.v.) zamanındaki adı” Habeşistan” olan
ülkenin şimdiki adı nedir?
Cevaplar; Etiyopya.
(Halim SELVİ,
Harun KARAKUŞ,
Âdem TÜRKER,
Samet YİĞİT,
Serdar BİREKUL,
Bülent ÖZÇORUMLU,
Rabia ÖZÇORUMLU,
Nalan AKYOL,
Abdülhamid SALİHOĞLU,
Şerife ALTIPARMAK,
Rezzan ALBAYRAK,
Muhammed AKKAN – Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı,
Said TURGUT- OKUL MÜDÜRÜ)