Successfully reported this slideshow.
We use your LinkedIn profile and activity data to personalize ads and to show you more relevant ads. You can change your ad preferences anytime.

İzin Düşü

79 views

Published on

Sufiyane
https://sufi-yane.com

Published in: Spiritual
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

İzin Düşü

  1. 1. · ·· ··· aslı değişi faslı dönüşü vaslı dokunuşu izin düşü ferudun sabah mayıs'2020 istanbul ··· ·· · Sufiyane www.sufi-yane.com ISBN 978-605-88973-8-0
  2. 2. azı yazı, izi çizi, özü sözü "Hakk'ın isimleri, mazharlarda çoğalır ve artar. Bu çokluk Allah'ın güzel isimleri ve farklı hükümleridir. Çokluk, esma-i hüsna'nın (güzel isimler) delil olduğu şeylerdir. Mümin, ilahi çokluğun (sıfatlar) birliğini tasdik eden demektir. Hakk'a göre bu isimler sayı altına girmediği gibi isimlerin aslı da böyledir. Öyleyse Hakk'ın isimleri, Hakk'ın kendisi bakımından birlik ya da çoklukla nitelenemez. Bölümler halinde anlatacağım bu ve benzeri konulardan ve el maharetiyle çizdiğim bu şekillerden maksadım, bu manaların peşinde olan kimselerin meseleleri daha kolay anlayabilmesini sağlamaktır. Bir şey tasavvur edilirken şekillerden hareket edildiğinde, muhayyilede daha açık belirdiğinden o manalardan bahsetmek daha kolay olur. Bu şekillere bakan kimsenin oradaki manayı elde etme hevesi de artar. Zira mana, suret kalıbına ve şekle büründüğünde hisler ona tutulur, o şekiller sayesinde zihinde bir dinginlik hasıl olur. O şekillere tekrar tekrar müracaat ederek yoğunlaşan kimse, şekillerin çizmekteki amacımız olan işaret edilen manayı elde eder. Bu şekilleri ekleme sebebim bundan ibarettir." İBNÜ'L-ARABİ
  3. 3. değişene veya değişmeyene değil de sağlam ve sabit olana Evren bi–alemdir. Kadimde üçe ayrılır: Ay–üstü , Ay–altı ve Ay. Ay–üstü daire, Ay–altı kare ve Ay üçgen ile sembolize edilir. Altı da üstü de bir olduğundan altıda bir tekrarlanan yedidir. Alemde de tıpkı müteselsil altıgende olduğu gibi boşluk yoktur. Ay–üstü alem Ay üzerinden Ay–altı aleme izini düşürür ve muradını sürer. Yönelişin matematiksel formülü: 1/2MEKAN + 1/3ZAMAN + 1/6YÖN = 1VAKİT 2 Mekan dünya, ahiret 3 Zaman geçmiş, şimdi, gelecek 6 Yön sağ, sol, ileri, geri, alt, üst Yöneliş, şimdi ve burada, yönelenin mekanının/zamanının/yönünün bir'le olan eşimidir.
  4. 4. bir araya getirilmiş üçlünün birlikte hizaya çekilmesi Ay, Dünya etrafında döner takvim ayını oluşturur. Dünya, Güneş etrafında döner, takvim gününü oluşturur. Güneş ve Ay takvimleri her 19 senede bir, metonik döngüde denkleşirler. Haftanın bilinen astronomik bir karşılığı yoktur ve takvimlerdeki en yetkin bölünmedir. X'e bilinmeyen demek eksiktir, zannedilen sanılandır. Değişmeyen olsa onu aramazdık, değişen olsa onu bulamazdık. Bilinen ile bilenmeyen, değişen ile değişmeyen arasında sabit durur. (Learn covers, unlearn discovers.) Öğrenmek örter, ezber bozma keşfeder. (Stop learning, start knowing, shift understanding) Bilgideki bilgizliği öğrenmeyi bırak, bilmeye başla ki anlayışın artsın. X'in ortasında zannedilen Ay'a tutulmuş Güneş sanılan Güneş'e tutulmuş Ay. "Varlık nuru yokluk karanlığını kaçırırken bilgi nuru da bilgisizlik karanlığını kaçırır." İBNÜ'L-ARABİ "Bilginin ışığı yayıldıkça ve parladıkça, öğrenilmiş cehaletin gölgeleri toplanır ve kararır." EVRENİN MASKELERİ 235 ≡ 19 235 Kameri ay = 6,939,688 gün 19 Şemsi yıl = 6,939,602 gün 12 ay < Şemsi yıl < 13 ay 12x12 + 7x13 = 235 12 + 7 = 19
  5. 5. bulunduğu yerde değişikliğe yol açan "Eşya sebepleri ve sonuçları ile birlikte yaratılmıştır. Zat Elif'i sıfatın varlığının, sıfat Vavı fiilin varlığının, fiil Ya'sı sükun/durağanlık/ hareketin illeti/nedenidir. Bu nedenle söz konusu harfler illet harfleri diye isimlendirildi. Her illet hakikatı gereği nedenlisini takip eder." İBNÜ'L-ARABİ Kuvvet mekanla, güç zamanla iş görür. Sebep ve sonucun taşıyıcısı mekan, etki ve tepkinin taşıyıcısı zamandır. Sebep ve sonuç ardışık-mekanlı, etki(neden) ve tepki(nedenli) ise eş-zamanlı değişimlerdir. Başımıza gelenler, başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerdir. EYW (ElifYeWaw) ‫ﻣ‬‫ﯾ‬‫م‬ ‫ﻧ‬‫و‬‫ن‬ V·A·V VAV6 ELİF1 VAV6 N·U·N NUN50 VAV6 NUN50 M·İ·M MİM40 YA10 MİM40 ‫و‬‫ا‬‫و‬
  6. 6. bilgisizlikten perdeleyen bilgi "Bir şey bir şeyin içine girdiğinde o şey kendisini sığdırır. Dolayısıyla kendini sığdırmayan bir şeyin içine giremez. Bu itibarla bir şeyi ancak kendine ait bir şey sığdırabilir." İBNÜ’L-ARABİ Kumaş, ipliklerin kendi aralarında yer alıp vermeleri ile oluşur. Dokuma, ipliklerin birbirleriyle kumaş denilen bu yerde kurdukları birlik, beraberlik ve uyumdur. Örtme, açık olanda belirli bir nispetle görünen görünmeyen dengesinin kurulmasıdır. Bu yarı açık/örtülü denge kurulduğunda: Örtü göstergeye, gösteren ve gösterilen, örtülenin görünen ve görünmeyen bölümlerine, örtme ise, gösterme eylemine dönüşür. Yarı açık olan, kapalı ve açık olandan daha çekicidir. Cazibe, yarının diğer yarısının, sanki görünürmüş gibi olmasından kaynaklanır. Göstermede ve örtmede haddi, gösterilmesi ve gösterilmemesi gerekenler birlikte belirler. Görünmeyenin belirsizliğine karşı, görünenin belirliliği; her ikisini de bir fazlasıyla içeren örtülüyü açığa çıkarır.
  7. 7. görebilmeyi sağlayan Kararı da tıpkı nefes gibi hem alır hem veririz; her dem bulmaya çalışırız. Tıpkı nefes gibi evveli alınan ilk yarısı, ahiri verilen son yarısı, zahiri uygulaması, batını ise bu dördün örtüğüdür. Kararın sürekli/yenilenebilirliği sınırlı/sonlu/sürekli/kesintili olmasından kaynaklanır. Bu sürekli/yenilenebilirlik kendini aynıyla/farklı farkıyla/aynı tekrar ederek gösterir. Kararın kendi kararı olmadığından karar fark, fark karar arar. Bilinçli/yeterli karar bulmaya çalışanların hayatı yorucu geçer, kararında karar bulan kararlar bilinçsiz/yeterlidir. Karar kelimesinin kaynağı olan Arapçadaki kök anlamı soğuk demektir. Bir şeyin karar bulmasının doğası itidalidir; o yüzden soğukluk kararlı kılar, sıcaklık ise fevri yapar. Fevri yapılar zamansal/erteleme ve mekansal/öteleme yapmaksızın şimdi/hemen/burada tepki verirler. Rüzgar gülü kendisini rüzgarın çevirdiğinden habersiz, rüzgardan haber verir. Rüzgarların nereye eseceği belli olmadığından geldikleri yöne göre isimlendirilirler. Nereye gidiyorumun cevabı şaşırmamış pusulanın, neredeyimin cevabı ise kaymamış şakülün konusudur. Gençliğimizde tercihlerimiz kararlarımızı, sonrasında kararlarımız tercihlerimizi belirler. Kırk yaş aklın tam olarak yerleşmesi, gücünün ortaya çıkması ve doğanın zayıflamaya başlama yaşıdır.
  8. 8. sual olunmayan "Filozofun anlamı, hikmeti seven demektir. Çünkü Yunancada sofya hikmet demektir. Bir tanıma göre sevgi demektir. Öyleyse felsefe hikmeti sevmektir. Akıllı herkes hikmeti sever. Akılcıların ilahiyat bahislerindeki hataları doğrularından daha çoktur. Binaenaleyh filozoflar, adları nedeniyle kınanmadılar, onlar metafizik bahislerde yanıldıkları için kınanmışlardır. Onların bilgileri, peygamberlerin getirdikleri bilgilerle çelişmiştir. Bunun nedeni ise, nebilik ve risaletin kaynağı ve bunların neye dayandığı hakkındaki bozuk düşünceleriyle vermiş oldukları hükümleridir. Fikre dayandıkları için işi karıştırmışlardır. Kendisini sevdiklerinde, hikmeti fikir yoluyla değil de Allah'tan istemiş olsalardı, her konuda isabet kaydetmiş olurlardı. Filozoflar bir yana, Mutezile ve Eşariler gibi Müslüman akılcıların önünde ise İslam vardı ve onların düşüncelerinde hükümrandı. Sonra kendi anlayışlarına göre ondan uzaklaşmaya başlamışlardır. Öyleyse onlar, asıl bakımından isabetli iken yaptıkları tevillere göre bazı ayrıntılarda yanılmışlardır. Bu tevilin kaynağı akıl ve fikirleridir. Akıl delili onlara Şari'nin aklın (Allah hakkında) imkansız saydığı bazı sözlerini zahiri anlamıyla Allah'a yüklediklerinde, bu durumun kendilerine göre küfre yol açacağını söylemiş, bunun üzerine tevil etmişlerdir. Halbuki onlar, Allah'ın bazı kullarına (verdiği) bir (idrak) gücünün bulunduğunu anlamamışlardır. Söz konusu güç, bazı konularda aklın verisine uyarken bazı durumlarda onunla ters düşer. İşte bu aklın gücünün dışında kalan bir yerdir. Güçler derece derecedir. Her birisi Allah'ın kendisi yarattığı özelliğe göre (bir bilgi) verir. Duyma gücüne görme gücü takdim edilseydi, onu imkansız sayardı. Aynı şey görme ile diğer güçler arasında geçerlidir. Akıl da güçlerden birisidir. Hatta o, bütün güçlerden yardım alırken onara hiç bir şey vermez. Yanılan, kendi yerinden başka bir yöne bağladığı nispette yanılmıştır. Allah ehli, söz konusu nispeti alarak yerine yerleştirir ve ait olduğu şeye katar. Hikmetin anlamı da budur. Öyleyse Allah ehli olan peygamber ve veliler, gerçek hakimlerdir. Onlar, çok iyiliğin sahipleridir. Allah bizi irade ehlinden ederek, adet ile şehadet yönünden adeti terki bir araya getirenlerden etsin. Allah doğruyu söyler ve doğru yola ulaştırır." İBNÜ'L-ARABİ
  9. 9. düşünce mekan la mekan arayanı bul olduğun yere düş düşünü de al yanına bulunduğun yerde olmadığında ok, yayın aidi rehine, evin sahibi kader, hedefin teslimi aradığın su, düştüğün kuyuda now&here @ no&where find the seeker fall where you are take the failure with you when you fail where you were arrow belongs to the bow hostage becomes the host the destination becomes destiny the water is in the well which you fell çile, yaya okun çektiği ip, kuyuya suyun sardığı aşk, yola seyrin yorduğu yol, aşka seferin koyduğu gerçek, menzile hedefin vardığı
  10. 10. seyri seyretme Yürüyende yürülerek veya durularak yürülür. Mekan geçmişten, zaman gelecekten gelerek şimdide devr-i daim ederler. Dairesel şimdiye yatkın kültürel zaman anlayışımız yürüyen merdivenle sembolize edilir.
  11. 11. ısrarlı ilginin beklenmeyen yönden had safhası Dokuz doğurur. Acil, aceleye gelmez. Sabrın sonu selamet. İnsaf yolun yarısıdır, inat değil. Usül esası, üslup mesajı önceler. Usül; uslu, usulca, usulünce, usul usul. Taşı delen suyun gücü değil kesintili sürekliliğidir. "Sabır, aydınlıktır. Sabır, bütün amelleri kuşatır. Sabır, belanın ilk geldiği andadır. Sabır şükürden, bela nimetten daha geneldir. Sabır nefsi meşru amellere zorlamak demektir. Beladan dolayı şükür, nimete karşı sabır olmaz. Dua tartışmaya izin vermez ve onu gerektirmez. Sabır, nefsi savaş halinden kaçmaktan engellemek ve alıkoymaktır. Sırrı gizlemekteki sabır, onu yaymak pişmanlığından daha ehvendir. Dünya hayatında belaya uğrayan ve nimet gören herkes sabretmelidir." İBNÜ'L-ARABİ
  12. 12. yanılmayan asl Yolculuk kelimesi içinde altın oran bulunan Fibonacci serisini ihtiva eder. Bu serinin kritiği, serinin sonunda yer alan ardışık olarak iki tekrarlı bir sayısıdır. Yolculuk kelimesi yapı-m-yıkı'ya uğratıldığında salikin sülukunun yol haritası niteliğindedir. 8-5=3 yolculuk8tan yolcu5 çıktığında kalan yol3 5-3=2 yolcu5dan yol3 çıktığında kalan ol2 emri 3-2=1 yol3dan ol2 emri çıktığında kalan O1 2-1-=1 ol2 emrinden O1 çıktığında kalan O1 değil diyerek "O/O değil" menzili Böylece içe yöneliş tenzih ve teşbih ile tevhide erişerek tersiyle evvele doğru döner. YOLCULUK8 YOLCU5 YOL3 OL2 O1
  13. 13. haddi vasatiye riayet üzere Ortaya meyledilmez, uçlara meyledilir. Her yürüme sınırlı, sonlu, sürekli ve kesintilidir. Sürdürülebilir yenilenebilirliği en iyi bir şekilde temsil eder.
  14. 14. sırra basılı Kameri(Lunar) takvim ayın dünya etrafındaki hareketini; Şemsi(Solar) takvim dünyanın güneş etrafındaki hareketini baz alır. Kameri ve Şemsi takvimler her 19 senede bir (metonic cycle) denkleşir. Şemsi takvimde gece gündüzünü, Kameri takvimde gündüz gecesini takip eder. Dünya bu iki takvimde, Kutbi(Polar) olarak kendi etrafında gün saymaya devam eder. Güneş(emitter), Ay(base) ve Dünya(collector) birlikte transistör işlevi(function) görür. Form mu fonksiyonu, fonksiyon mu formu takip(follow) eder sorusuna akışla(flow) cevaben, birbirlerini peşinden önü-sıra, ardından peşi-sıra takip eden gece ve gündüz, dürülüp sıralanırlar. Bilindiği gibi Ayın sadece bize dönük olan yüzünü görebilmekteyiz. Ayın hiç göremediğimiz karanlık tarafı, onu ayna yapan sır konumundadır. Kameri takvimdeki 13, 14 ve 15. eyyam-ı biz gecelerinde Güneş, kendine bizi Ay aynasında gösterir. π sayısı 21/7 ile 22/7 arasında aynıyla farklı, farkıyla aynı tekrar eder. Günümüzdeki bilimsel çalışmalar π sayısında seyrin sonsuz olduğunu söyler. Haftanın herhangi bir astronomik karşılığı yoktur ve takvimlerdeki en yetkin taksimdir. 7 sayısı 1'den 10'a kadar olan sayılar içinde, dairesel 360'a tam olarak bölünmeyen yegane sayıdır. 22/7 3.1428 21/7 3.0000 1/7 3.14150.1415 0.0013 19 7 14 1315 12 π
  15. 15. örtenceyle örtülü "Dinleyici, nidayı o vakitte neye göre gerçekleşmişse ona göre alır. Başka bir ifadeyle emir ve yasaklama olmak üzere hangisine göre nidayı alırsa isabet eder; ikisini birleştirirse (hem yasağı hem yasağın içerdiği zımni emri yerine getirirse), onun meyvesini devşirir ve bu durumda iki ecri olur. Bilgi varlıktır ve varlık Allah'a aittir. Hikmet, bilgisizlik ve zülumle çelişir. Bilgisizlik, bilgisizle bilfiil varlık kazanır. Bilgisizlik yokluktur, yokluk ise aleme aittir. Alemde esas olan bilgisizliktir; bilgi kazanılan bir şeydir. Örtüler kalktığında, gerçek kendinde bulunduğu hal üzere tezahür eder." İBNÜ'L-ARABİ Bilgideki bilgisizliği öğrenmeyi bırak; Olduğu gibi olanı bilmeye başla!
  16. 16. zorunlu nedensel Eşitsizlik gerçekten eşitlenemez. Farkın farklı farkedildiği durumlarda denkleştiriebilir. Ölçme ve Değerlendirme ile Sağlama hanesinde: Asgari (minimum) alt taban Vasati (ortalama) yan duvarlar Azami (maksimum) üst tavan Tam ölçü, nitel eşlerin nicel çiftliğidir. Bir şey nicelik olarak az veya çok, nitelik olarak eksik veya fazla olabilir.
  17. 17. yokluğun sessizliğine bürünen "O'ndan başka ilah olmadığı gibi kulluğunda suskun kalmış kuldan başkası da yoktur. Bir kelimeyle diğer arasında susmanın olması, nefesin iki kelimede bir şey olmasından kaynaklanır. Bir mahalde bir araya gelen iki zıt, bir suskunluğa yol açar ki oradaki susma dilcilere göre 'vakfe' denilen şeydir. Yakın semadan daha yakını yoktur, çünkü o şah damarından daha yakındır. Öyleyse bu kişide doğa alemi ruhani aleme katılırken, bütün varlık Mele-i a'la'ya ve yakın mertebeye dönüşür. Artık hiçbir varlık onu perdelemeyeceği gibi hiçbir hakikat de onu örtmez. Böyle bir insanda mekan ile mekansızlık, olan ve olmayan eşitlenir. Bu durumda Hakkı perdede ve karanlıkta görür; sözünü sessizlik ve zil sesinde duyar." İBNÜ'L-ARABİ
  18. 18. peyda olup vuku bulan Problemin çözümünü bulmak için cevabı çözüm olan soruyu; Sorunun cevabını bulmak için, sonucu cevap olan sebebi; Sebebin sonucunu bulmak için tepkisi sonuç olan etkiyi; Etkinin tepkisini bulmak için kurtardığı buluntu olan aramayı; Aramanın kurtardığını bulmak içinse buluntusu 5N1K olan kaybı köprü yaparız. Türkçede soru kalıbı 5N1Kim iken İngilizcede 5W1How olarak farklılaşır. Türkçede aykırı olan KİM(WHO) ve İngilizcede HOW(NASIL) soru kelimeleri know-how dediğimiz şeyi belirler. O yüzden İngilizce konuşan kültürlerde NASIL, bizde ise KİM soru ve cevapları kritik ve önemli kilit taşlarıdır. İşlerin hallolmasında yaygın kültürel tarzımız bir bilene sormaktır. Kültürel tarzımızda know-how, bir şeyin nasıl olduğuyla değil o şeyi kimin bildiğiyle alakalıdır. Bir bilenin bildiği ise, onun birinin bildirmesiyle biri bilmesidir. Çünkü ilim alime değil maluma tabidir.
  19. 19. güzel He'nin müsenna Vav'dan kaçırdığı Elif'in bulunduğu LamElif sarayı Dişil yolculuğa koyulmak, eril yolculuğa çıkmaya yeğlenir. İlim maluma tabi olduğu gibi yol da yola koyulana tabidir, yola çıkana değil. Yolculuğa koyulmanın safhaları: 1. İstenen 2. Başlanan 3. Yapılan 4. Biten 5. Olan misyon1000 taktik1 taktik3 taktik5 taktik4 taktik2 strateji100 strateji200 strateji300 strateji400 manevra10 manevra30 manevra20 manevra40 vizyon½ vizyon½
  20. 20. aynıyla farklı farkıyla aynı Müddessir 4:30 'üzerinde 19 var' Fecr 10:3 've çifte ve teke' Hicr 54:87 'biz sana tekrarlana yediyi ve azametli Kuran'ı verdik' 19 x 6 = 114 6 1 6 6 6 1 6 6 6 1 6 6 6 1 6 6 6 1 6 6 6 1 6 6
  21. 21. fahri olan "İnsanın çömlekten/çanaktan farkı olmamalı ! Nasıl ki çömleği/çanağı tutan dışındaki biçim değil de içindeki boşluk ise İnsanı ayakta tutan da benlik/variyet zannı değil hiçlik/yoksunluk bilincidir." ŞEMS Hilal Ve VaV, Genco DEMİRER 13 + 6 = 19 VAV VAV ELİF VAV
  22. 22. el ayarı "Ümit kef'i celali müşahede eder, İhsanı müşahede eden korku kef'inden kabz ve bast'a bak Birisi sana ayrılmayı, öteki kavuşmayı verir Allah birine celalini göstermiş Diğerine ise ufkundan cemalini gösterir." İBNÜ'L-ARABİ
  23. 23. göz kararı "Anlamların aklın egemenliği altında olan bir terazileri vardır ki bu terazi mantık diye isimlendirilir. Mantık terazisi, iki öncül diye isimlendirilen iki kefeye sahiptir. Sözün nahiv diye isimlendirilen bir terazisi vardır. Bu terazi ile dilin lafızlarının gösterdiği anlamlar tesbit edilebilsin diye, lafızlar tartılır. Her dilin bir terazisi vardır. Terazide iki hasma benzer iki kefe ortadadır. Terazinin dili, hüküm verendir. Tartılan kefenin karşısında diğer kefede belli bir miktar ve ölçü vardır. O miktar, tartılan ve ölçülen şeyden o vakitte muhtaç olduğumuz kısmı belirler." İBNÜ'L-ARABİ İbreye elleşmek hiledir. Alem itidal üzere yaratılmamıştır. Alçaltan ve yükselten terazide dengeyi/itidali bulmada ortaya/ibreye meyledilmez, uçlara/kefelere meyledilir.
  24. 24. aşırı uçlara sapmadan itidali koruyan "Mümin, korkusu ve ümidi eşit olan kimsedir. Ümidi terk eden kimse, imanın yarısını terketmiştir. Çünkü iman iki yarımdır, korku ve ümit." İBNÜ'L-ARABİ Havf ve reca arasında, Korkusuzluk yok, ümit var, Ümitsizlik yok, korku var, Ümitsizlik ve korkusuzluk yok, Ümit ve korku var. ÜMİT KORKUSUZLUK ÜMİTSİZLİK KORKUSUZLUK ÜMİTSİZLİK KORKU ÜMİT KORKU
  25. 25. kaynağı takva olan koruyucu perde içi — bir — dışı içerde — ki — dışarda içinde — olan — dışında kendi—kendisi—kendi kendi—kendi'ne bağımlı olan kendisi kendi—kendi'ni karşılıklı olarak koşullandırır kalıcılığını kendisi'nde değil de kendi—kendi'nde taşır kendisi iki yanın birliğini, temelini oluşturur ve koyulmuşluk olarak vardır "Herkes kendi yaptığının rehinidir. Herkes kendi adına mücadele eder. Her insanın yükümlülüğü kendi boynuna asılmıştır. Kimseyi başkasının durumundan yükümlü tutmamıştır. İnsanın bedeni ve güçleri, onun şehri, bölgesi ve tebasıdır. Sen, başkasından değil, o güçlerinden sorumlu bir çobansın. Allah herkesi kendi haline ve imkanına göre yükümlü tutmuştur, Sen, Hakkın şeriatında senin adına belirlediği şekilde o güçlerde tasarruf yapmakla yükümlüsün." İBNÜ'L-ARABİ
  26. 26. hazineyi koruyan Hallac asılırken İblis karşısına geldi: -Sen "Enel Hak" dedin, sana rahmet eylediler, ben "Enel Hayr" dedim, bana lanet eylediler. Sebebi nedir ? -Sen benlik ettin. Ben de benliği kendimden uzak kıldım. Yanılan yolcudur, yol değil. Yol, zamanın mekanında bıraktığı izidir. İz, asla değil suretine aittir. Suretin göstereni iz, gösterdiği aslı ele vermez. Kibrit-i Ahmer peşinde, kendi izine sürünen yanar.
  27. 27. kendisini arayan aradığını aranan diye nitelendirenin reddedemeyeceği Yaşadığımız ortam, mesajın kendisidir. Tekrar aynıyla farklı, farkıyla aynı tekrar eder. Her benzer aslına benzer, hiçbir benzer birbirine benzemez. Büyüme ve çoğalma arasındaki fark, benzeşme ve yapışmadır. Değişmeyen merkez nokta, her an değişen çevresindeki her noktada varolur. "Çokluk sayılanlardadır. Çokluk bilinendedir, bilgide değil. Bir dağıldığında çokluk haline gelir. Görülen çok olandır yoksa çokluk değildir. O halde insan, çoklukta bir, birlikte çoktur. Bir şey 'şeyler' olmadıkça, kendinden başkası olamaz. Özünde bir olan şey, azlık veya çokluk özelliğiyle nitelenemez. Çoklukta da iş tektir, hiçbir zaman kaybolmamış ve silinmemiştir. Hakikatlerin Hakta bulunması sebebiyle bir çokluk söz konusu değildir. İman tek bir hakikattır; çokluk ise onun mertebelerde gözükmesiyle ortaya çıkar. Çokluk, hakikatı tek olandan ortaya çıkmış, o hakikat ise, kendiliğinden çoğalmamıştır. Toplama, çokluğun delilidir; çokluk ise teklerdir; öyleyse çokluk toplamda (cem'de) ayrımın ta kendisidir." İBNÜ'L-ARABİ Laring Gar, Tibet
  28. 28. zor ki olan "Allah insanı yaratıklarından hiç kimsenin denenmediği bir imtihanla denemiştir. Bunun nedeni, imtihandaki başarısına göre ya onu mutlu kılmak ya da bedbaht yapmaktır. Bu meyanda Allah'ın insanı denediği imtihanlardan biri, onda fikir diye isimlendirilen bir güç yaratması ve söz konusu kuvveti akıl diye isimlendirilen başka bir gücün hizmetkarı yapmasıdır. Allah fikrin efendisi olmakla beraber, aklı fikrin verdiği şeyi almaya mecbur etmiştir. Fikir bilgileri elde edişte dayandığı maddelerdeki eksikliğe bakmaz. Akıl da ondan bunları alır ve onlarla hüküm verir. Bu durumda bilgisizliği, bilgisinden kıyaslanamayacak kadar çoktur. Sonra Allah kendisini bilmeyi bu akla yüklemiştir. Bunun nedeni söz konusu bilmede başkasına değil kendisine dönsün diyedir. İnsan, noksanlığı olmayan ilahi surete göre yaratılmamış olsaydı, Hakka halife olmazdı. Kim halife olmak isterse, kendi başına bırakılırken kime halifelik talebi olmadan gelirse, ona yardım edilir. Talep eden, talep ettiği şeyin hakkını yerine getirmeyi iddia ediyor demektir. Kim halife olmak isterse, onda tek başına bırakılır. Çünkü halifelik, göklere ve yere ağır gelmiş bir emanettir. Her iddiacı imtihan edilir."İBNÜ'L-ARABİ Zamandan dolayı alemde her şey yönlüdür, tersinden dolayı göz aydınlığıdır. Sorunun muhatabı anlamak, cevabın muhatabı bulmak, Soru&Cevap çiftinin muhatabı bilmektir. Gündüzün aydınlığındaki imtihan yazılı, gecenin karanlığındaki sözlüdür. SUAL ANLA BUL YANIT BİL HERE — UNDER — STAND — BY — PASS — THROUGH — OUT
  29. 29. sırrı olmayanın olmazı Göz gözü göremediğinden, kendimizi görmek için aynaya ihtiyaç duyarız. Aynalar çeşit çeşit olduğu gibi aynanın karşısına geçmek de farklı farklıdır. Diğer taraftan ayna gösteren konumundayken, asla gösterilen suretidir. Aslına sureti, mekansal öteleme ve zamansal ertelemeyle gösterilir. Aslın suretle tek taraflı aynadaki ilişkisi, dokunmadan değme ve değmeden dokunma şeklindedir. Yani dokunduğunda değemez, değdiğinde ise dokunamaz. Tıpkı nazarda olduğu gibi -nazar değer dokunmadan- Aynanın karşısına geçmede en zor olan, aynaya kendisini gösterebilmektir. Çünkü ayna da kendisi kendini göremediğinden, başka ayna bile tutulsa göreceği sonsuz iç içe aynalar olacaktır. Ancak, gösterenin kendine kendini gösterebilmesiyle, aynaya kendisi gösterilmiş olur. Bu da resimde olduğu gibi aynanın karşısına şeffaf/transparan, içi-dışı-bir olarak geçmekle; Aynanın karşısında salt dışsal/bedenen değil de, latif/ruh-nefs-beden/kesif farkındalığıyla ayakta durmakla olur. Aynaların kendi farklılıklarına gelirsek, tek ve çift taraflı aynalardan bahsedebiliriz. Tek taraflı aynalar sırlarını korudukları sürece ayna olmaya devam ederler. Çift taraflı aynalarda ise karanlık taraf aynayı sırladığından, karanlık kaldığı sürece ayna olmaya devam eder. Hangi taraf daha karanlık ise göreceli olarak daha aydınlık tarafa ayna olur, görünmeden onu görür. İnsanlar da; tıpkı su birikintileri gibi yüzeyi ile dibi arasındaki mesafe uzaksa derin, yakınsa sığ, bir ise sır olurlar. Bütün diplerden daha derin olan şey yüzeydir, tendir. Masivadan arınmış halde aynanın karşısına geçme metaforu olarak aydınger kağıdı
  30. 30. birliğin birde bulunması Hüküm sayınındır. Sıra sayısal ve sayı sırasaldır. Sıra sırdır, sıranın kendi sırası ise sırrın sırrıdır. Kozmoz belirli ve düzenli bir sıra, kaos belirsiz ve düzensiz bir sıra teşkil eder. sırada sayılan Yoksayılan veya varsayılan bir; Elektrik sırayı sayan Yoksayan veya varsayan bir; Elektrik Sayacı sıraya girmeyen kaynak Sıraya kaynak olan bir; AkarSu sıranın en önündeki özkaynak Birinci; HidroElektrik Barajı sırayı koruyan ve sıraca korunan ±1; Elektrik Üretimi/Tüketimi sıranın arkasındaki i2 Aynadaki sanal eksik eksi bir; Terse Elektrik Üretimi/Tüketimi syn.tropy sintropi syn.ergy sinerji enerji en.ergy entropi en.tropy beraber SYN iş ERGY çalışma EN sürekli dönme TROPY dönüşme one
  31. 31. her tacın kendi başına olduğu Salgının en yaygın hissedileni belirsizlik ve risk arasındaki kafa karışıklığıdır. CoViD-19 virüsünün en belirgin özelliği etrafındaki değneğe benzeyen çıkıntılarıdır. Bu çıkıntılar mikroskop altında bakıldığında Güneş'in taç küresine benzediği için bu adı almıştır. Güneş'in taç küresine "Güneş Tacı" denir ve Güneş tutulması esnasında çıplak gözle görülebilmektedir. Dünya belirli belirsiz virüslerle kaynıyor. 10 nonilyon bireysel virüs; yıldızlardan daha fazla ! Tahmini her bir yıldıza 100 milyon adet virüs düşüyor. Filyasyon ile tedbiren yapılan koruyucu bakım, tedaviyi takdir eder. CoVid-19 Virüsü
  32. 32. ayrılığa kavuşmaya engel buluşma "Berzah alemi, hayal alemidir. Berzah, alemin kaynağının aslıdır. Aynadaki suret, berzahi (ara bölgeye ait) bir bedendir. Risalet, sahibinin niyete muhtaç olmadığı bir berzahtır. Gölgeler, berzahtaki sabit hakikatlerden meydana gelir. Bir, hiçbir zaman somut varlığıyla ismini bir araya getirmez. Olumlama ve olumsuzlama arasında gerçek bir berzah yoktur. Araf, cennet ve cehennem arasında engelleyici bir sur ve berzahtır. Her iki zıt arasında bir berzah, ara bölge vardır ki, o rahat meclisidir. Berzah (ve hayal) alemlerin en kamilidir ve ondan daha kamili yoktur. Berzah hüküm bakımından iki ucu birleştirmesi nedeniyle daha üstündür. Uyku, kulu duyu alemini görmekten berzah alemini görmeye götüren bir haldir. Her insan, berzah aleminde kazancıyla rehin, amellerinin suretlerinde hapistir. Allah insan-ı kamili Hak ile halk (alem) arasında bir berzah olarak yerleştirmiştir. Görme ve konuşma, berzahi (ara bölgeye ait) tecellinin dışındaki bir yerde bir araya gelmez. İki uç arasında engel olup ikisini belirleyen ve ikisini ayırt eden orta, o iki şeyden daha gizlidir. Ama, varlıkta hakikatleri bulunmayan anlamlar ile nurani ve doğal cisimler arasında berzahtır. Hayal, ne vardır ne yoktur, ne bilinir ne de bilinmez, ne olumsuzlanan ve ne de olumlanan bir şeydir." İBNÜ'L-ARABİ Tarifa, Cebel-i Tarık Boğazı, İspanya
  33. 33. rüyanın hikayesi "O'nu bilmek istediğimizde, duyu vasıtasıyla algılanan bir şey değildir. O halde Allah'ı duyu yoluyla öğrenemeyiz. Bu meyanda hayal gücüne gelince, hayal gücü, duyunun verilerini ya verdiği tarzda ya da bazı duyulurları diğerlerine yükleyerek düşünce gücünün verdiği tarzda zapt eder. Binaenaleyh hayal gücü, her nasıl idrak ederse etsin, duyudan asla ayrılmaz. Dolayısıyla hayalin O'na ilişmesi geçersizdir. Allah'ı bilmede müfekkire gücüne gelince, insan her zaman kendi nezdinde bulunan şeyler hakkında düşünebilir. Kendi nezdinde bulunan şeyleri ise duyulardan ve aklın ilkelerinden öğrenmiştir. O halde, fikir yönünden Allah'ı bilmek mümkün değildir. Bu nedenle alimler Allah'ın zatı hakkında düşünmekten men edilmiştir. Aklın elde ettiği bilgiler, kabul özelliğine sahip olmasından kaynaklanır. Akıl, fikrinin hayalini, hayalinin ise duyularını taklit ettiğini öğrenmiştir. Bu taklide rağmen akıl, bu hafıza ve hatırlama gücü kendisine yardım etmediği sürece, sahip olmadığı şeyleri tutma gücünde değildir. Akıl kuvvetinin de Allah'ı algılaması mümkün değildir. Çünkü akıl bedihi olarak bildiği ya da fikrin verdiği şeyi kabul edebilir. Dolayısıyla aklın fikir yönünden Allah'ı algılaması da geçersizdir. Fakat akıl olması itibariyle onun sınırı, kendi nezdinde meydana gelen şeyi akletmek ve zapt etmektir. Allah akla kendisini bilmeyi ihsan etmiştir. Böylelikle akıl, ihsan edilen bilgiyi fikir gücü bakımından değil, akıl olması bakımından akleder." İBNÜ'L-ARABİ SAYAN BİR SAYILAN YOKMUŞ VAR VARMIŞ YOKDUYU AKIL
  34. 34. toplanma yeri Çamaşır yıkama makinası aritmetik bölme işlemi yapar: Bölünen Kirli Çamaşır (in.put) Bölen Temiz Su (in.come) Çıkan Kirli Su (out.come) Kalan Temiz Çamaşır (out.put) Bölüm Kir (waste) Su, doğası gereği temizler, doğasının kendi doğası gereği arındırır. Habere göre bilmek ile habere konu olan şeyi görebilmek, birbirinden farklıdır. Bilgisizliğin yayılma hızı, bilginin yayılma hızından beş kat daha fazladır. Bilgiye ısrarlı ilgiyle sahip olurken, bilgisizliğe ilgisizlikle ait oluruz. Çünkü bilgiye erişmek, bilgisizliğe ulaşmaktan daha zordur. O yüzden kirli haberleri taşımayı tercih eden kolaycılar, nakilsiz-naklen-nakleden nakil-aracı haline gelirler. Sosyal medyadaki kirli haber yaygınlığının nedeni taşıyıcılarının taşıdığı bilgisizliktir. Kolaycı bilgisizlerin kirli haberlerinden temizlenmenin gereği olarak Sosyal (Medya Mesabesinde) Mesafe gereklidir ! kirli.çamaşır —kirli.su temiz.su kir temiz.çamaşır kirli.haber —yanlış.bilgi doğru.bilgi eksik.hata.fazla temiz.haber
  35. 35. davet edilen şeyi kuşku duymayacak şekilde görebilme "Bilgi bilinen her şeyin hakikatini içerir. Aksi halde o şey, kuşatıcılık yönünden bilinmiyor demektir. Çünkü bir şeyi bütün yönlerinden değil de sadece bir yönden bilen kişi, o şeyi kuşatmamış demektir. Basiret (iç göz) görmesi bilgidir, göz görmesi ise bilginin meydana gelme yoludur. Burada ilgi –ki onlar işitilen ve görülen şeylerdir- nedeniyle ikilik meydana gelmiştir. Allah'ı bilmek hakkında teorik öncüller oluşturmaya yönelme. Kazanım, (bilmeyi sağlamak yerine) bilgiyi karartır. Karanlığı ise sadece basiretli insan görebilir. Görme duyulurun görülmesinde 'basar (baş göz)' diye isimlendirilirken anlamların idrak edilmesinde ise basiret diye isimlendirilir. Her ikisinde de idrak eden aynı kişidir. İlme'l-yakin, kuşku ve şüphe taşımayan delilin verdiği kesinlik, Ayne'l-yakin, müşahede ve keşfin verdiği kesinlik, Hakka'l-yakin ise müşahedeyle amaçlanan bilginin kalpte gerçekleşmesidir." İBNÜ'L-ARABİ
  36. 36. mazrufun zarfı "Bir inci gibi saklanan sırra bak, Parlak, karanlık derinlikler içinde, Hayret, sedefleri o inciyi niçin gizlememiş." İBNÜ'L-ARABİ
  37. 37. Bir'in Tek'e yönelmesine TekBir'en vesile olan Bir Yönelerek vesilesiyle yöneldiğimize yönelmiş oluruz. Kökü –kabala– yönelmek ve –kabila– almaktır, kabule delalet eder. Emrine karşılık amelin yerine getirilmesine vesile olan örtülü yerdir. Yön, el gibi olduğundan Hacer-i esved O'nun yeryüzündeki sağ eli hükmündedir. Değişen yöne veya değişmeyen yönsüze değil sabit ve sağlam olan yönlüye yöneliriz. Emrin aralarına indiği arz (yer-yüzü) ve semavat (gök-yüzü) arasındaki, bir yönüyle yüzler arasında (gök-yüz-yer) yüzleştiren bir yer konumundadır. Emirden amele direk geçemediğimizden, aradaki geçişi sağlayan edebe muhtacız. "Allah namaz kılanın kıblesindedir. 'O'nu görür gibi Allah'a ibadet et.' Durmak sebat demektir ve namaz kılan için kıbledir. İhsan, kıblede belirlenmiş ve sınırlanmış olanı görmektir. Namaz kılan insan 'kıblesinde Rabbiyle yüz yüze bulunur.' Kıblede sınırlama, kulu kendi seçiminden uzaklaştırmak demektir. Çünkü kulun ve Allah'tan başka her şeyin aslı, zorunluluk ve mecburiyettir. Hatta kulun seçim sahibi olması, seçiminde mecbur (zorlanan) olmasıdır." İBNÜ'L-ARABİ
  38. 38. halihazırda tahvil "Allah, sınırlanmaktan münezzih ve mütealdir. Şu halde bu, kalplerin kıblesidir. 'Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır.' Allah ehli arasında bir görüş ayrılığı olmaksızın, münezzeh bir hakikat olarak oradadır. Kul Allah'a secde ettiğinde, hiç kuşkusuz, geçerli kıbleye secde etmiştir. Çünkü Allah her şeyi ihata eder. O'nu yönler sınırlamadığı gibi mekanlar da sığdırmaz; O, her mekanda bulunur. Allah'tan başka hiç kimse bu özelliğe sahip olmadığı gibi başka hiçbir varlık böyle nitelenemez. Secde eden kişi, yaratılışında iki el bir araya geldiği gibi, iki kıbleyi (zahir ve batın kıble) bir araya getirebilir. Böylece sınırlanma kabul edeni sınırlar, mutlaklık kabul edeni mutlaklaştırır. Bunu yapan kişi, Allah'ın her şeye yaratılışını vermesi gibi, her hak sahibine hakkını vermiş demektir." İBNÜ'L-ARABİ Mescid-i Kıbleteyn, Medine
  39. 39. evvele doğru aslın vasla olan faslı "Kişinin hicreti, hicret ettiği şeyedir. Mekke'deki ev, 'insanlar için mabet olarak yapılmış' ilk evdir. Orada namaz kılmak, başka bir yerde namaz kılmaktan üstündür. Kabe kendisine hicret edilmesi gereken bir hedeftir. Hacer-i esved onun taşlarından birisidir ve diğer taşlardan daha önce hicret etmiştir. Hacer-i esved, cennetten Kabe'ye hicret etmiş, Allah onu 'sağ el' olmakla şereflendirmiş, kendisine biat etmenin simgesi yapmıştır." İBNÜ'L-ARABİ
  40. 40. veda tavafından çıkan "Kapı gözü sınırladığında, hikmet sahibinin basiret gözü kendisine verilir ve onunla bakar: Böylece inci ve mercanları çıkartmak ister. Bu esnada kapı, içerdiği ruhani hikmetleri ve rabbani sırları kendi anlayış ve idrakince azminin ve himmetinin gücü ölçüsünde verir." İBNÜ'L-ARABİ Mescid-i Kuba, Medine
  41. 41. çıkılma değil çekilme seferi Miraç merdiven demektir. Makam yatay mekansal, mertebe dikey zamansaldır. Tedbir ve takdir kapının açık/kapalı olması, temkin kapının yarı/açık seçiçi-geçirgen durumudur. Mertebeden mertebeye geçilemeyeceği için makamların nihayetindeki merdivenden mertebelere ulaşılır. Mescid-i Haram Kabe/Hicr/Hatim Mescid-i Aksa Beytü'l-Makdis Sidretü'l-Münteha Beytü'l-Ma'mur Mescid-i Nebevi, Medine
  42. 42. ara·yan Sen, hangi bahçenin gülüsün, yaban ? Ben, alelade bir gülüm, kokum ondandır. Ne üzüm var idi, ne de ortada bağı, İçtiğimizde "bela" deyip, Bezm-i Elest'de şarabı. Neyi arıyorsan O'sun sen. Serap, suyu arayanın gözündedir. Arayanlar bulamaz, bulanlar arayanlardır. En cahil kişi, eldekini talep eden ve arayandır. Hakkı arayan O'nu bulur, ama isteyen O'nu bulamaz. Görünen her nişan arayanın nişanıdır, yoksa aranılanın nişanı değil. Kişi bazen maksadına varmak için yolculuk eder, aranan sebep ise kendi içindedir. Ey sır yolunu arayan, onun peşinde olan, geri dön, bütün sır senin içinde çünkü. O'nu O vasıtasıyla arayan, O'na ulaşır, başka birisinin O'na ulaşması mümkün değildir. Mescid-i Nebevi, Medine
  43. 43. Mescid-iNebevi,Medine

×