Successfully reported this slideshow.
We use your LinkedIn profile and activity data to personalize ads and to show you more relevant ads. You can change your ad preferences anytime.

Skinner - Edimsel Koşullanma

18,733 views

Published on

Burrhus Frederic Skinner, Edimsel Koşullanma

Published in: Education

Skinner - Edimsel Koşullanma

  1. 1. EDİMSEL KOŞULLANMA 1
  2. 2. Burrhus Frederic Skinner (1904-1990) • Amerikalı psikologdur. Pennsylvania'da doğmuştur. Yazar olma hayali ile New York’taki Hamilton College’a başladı ve 1926 yılında mezun oldu. Bir süre İngiliz Edebiyatı üzerine çalıştı. 2
  3. 3. •Watson’ın (1924) davranışçılık ve Pavlov’un (1927) koşullu refleksler kitaplarını okuduktan sonra insan davranışları üzerine odaklandı. Daha önce hiçbir psikoloji dersi almadığı halde 1928 yılında Harvard’a psikoloji bölümü yüksek lisans öğrencisi olarak kaydoldu. Öğrencilik döneminde sıcaklık ve nemi ayarlayan bir bebek beşiği icat etti. 1931 yılında Harvard’da doktorasını tamamlayan Skinner, 1936 yılına kadar bu kurumda asistanlık yaptı. 3
  4. 4. •Skinner sorunlu çevre koşullarını düzenlemek için alternatifler geliştirmeye çalışmıştır. İkinci çocuğu dünyaya geldiğinde onun için daha rahat uyuyabileceği ve sorunlardan uzaklaşabileceği bir ortam tasarlamıştır. •Çocuğu okul çağına geldiğinde ise hatalı eğitim uygulamalarını düzeltmek için harekete geçmiştir. Bu amaçla öğretim makinesini (araçlarını) geliştirmiştir ve öğretimi programlamıştır. •Skinner gözlenebilir davranışlarla ilgilenmiştir ve amacı davranışları betimlemektir. Skinner hayvanlarla ve insanlarla yaptığı deneylerde bu organizmaların biyolojik farklılıklar barındırmalarına karşın öğrenme süreçlerinin benzerlik gösterdiğini belirtmiştir. 4
  5. 5. Thorndike’ın çalışmalarından hareket eden Skinner, organizmanın davranışlarını uyarıcılara karşı gösterilen otomatik bir tepki olmaktan çok kasıtlı olarak yapılan hareketler olarak kabul etmektedir. Skinner’a göre iki tür davranış bulunmaktadır. DAVRANIŞ TEPKİSEL DAVRANIŞ EDİMSEL DAVRANIŞ 5
  6. 6. Tepkisel Davranış (Respondent Behavior) • Davranış bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulur. Uyarıcı tepki arasında gözlenen bir korelasyonu içerir. Klasik koşullamadaki koşulsuz tepki, koşulsuz uyarıcı tarafından meydana getirildiğinden tepkisel davranışa örnek teşkil eder. Belli bir çevresel uyarıcı sonucunda oluşan tepkilerdir (diz refleksi). Tüm refleksler birer tepkisel davranıştır. Bir uyarana karşılık gösterilen davranıştır. Örneğin; öğretmen sınıfa girdiğinde öğrencilerin ayağa kalkması 6
  7. 7. Edimsel Davranış (Operant Behavior) • Herhangi bir ihtiyaç durumunda,organizmanın kendiliğinden ortaya koyduğu davranışlara edim denir. Örneğin; bir güvercinin kafasını kaldırması bir tepkidir. Burada “kafa kaldırma” şeklinde tanımlanan davranış, belirli durumlarda ortaya çıktığına bakılmaksızın bir edimdir.Edimsel davranışın ilk nedeni organizmanın içindedir. Edimsel davranış kendiliğinden ortaya çıkar ve sonuçları tarafından kontrol edilir. Bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz, organizma tarafından ortaya konur ve sonuçları tarafından kontrol edilir. Örneğin; öğrencinin derste parmak kaldırarak kendiliğinden söz istemesi 7
  8. 8. Tepkisel Koşullanma (Respondent Conditioning) • Pavlov’un klasik koşullanması ile aynıdır. Davranışın meydana gelebilmesinde uyarıcı çok önemlidir. Bu nedenle Skinner bu koşullanmaya “S Tipi Koşullanma (stimulus)” adını da vermektedir. • Pekiştireç tepkiden önce, tepkiye bağlı olmadan verilir. Yani önce uyaran vardır ve organizma ona tepki gösterir. (U-T) 8
  9. 9. Edimsel Koşullanma (Operant Conditioning) • Tepkisel koşullanma yoluyla öğrenmeyi sağlamak için, yapılan bir davranışa neden olan uyarıcının bilinmesi gerekir. Oysa insan davranışlarına neden olan uyarıcıları her zaman tahmin etmek mümkün değildir. İnsanlar çevrelerinde bulunan çeşitli nesnelerle etkileşim kurarak farklı davranışlarda bulunurlar. • İlk önce davranış meydana gelir. Daha sonra davranışa göre uyarıcı verilir. Bu koşullanmada tepki (davranış) önemli olduğu için “R Tipi Koşullanma (response)” adı da verilmektedir. 9
  10. 10. Edimsel Koşullanma Süreci Skinner’a göre davranışın birey açısından iki sonucu olabilir: 1.Gösterilen davranış organizmanın hoşuna giden bir durum oluşturur ya da onu hoşuna gitmeyen bir durumdan kurtarır. 2.Gösterilen bir davranış organizmanın hoşuna gitmeyen bir durum oluşturur. Skinner’a göre davranış birinci durumdaki gibi bir sonuç ortaya koyuyorsa o davranışın tekrarlanma ihtimali artar. 10
  11. 11. Edimsel Koşullanma Süreci Edim Tepki Davranış Organizmanın gelişi güzel, hangi uyarıcıya dönük olduğunu belirleyemediğimiz tepkisi Ödül Ceza 11
  12. 12. Skinner edimsel koşullanma çalışmaları için ses ve ışık geçirmez çevreden yalıtılmış "Skinner kutusu" adı verilen bir araç kullanmıştır. Skinner içinde manivela bulunan bu kutuya bir fare yerleştirmiştir. Bu kutuda fare manivelaya bastığında belli bir miktar yiyecek ya da su veren bir mekanizma vardır. Aynı zamanda manivela, farenin kutuda bulunma süresi içinde buraya basma sayısını grafik olarak çizen bir kaydetme sistemine bağlıdır. Böylece, belli bir zaman içinde yapılan tepki sayısı tutarlı bir deneysel ortam içinde belirlenmekte ve insan denekle hiç temas etmemektedir. 12
  13. 13. Edimsel koşullanma deneyi, farenin kutu içindeki manivelaya basarak yiyecek elde etmeyi öğrenmesi esasına dayanmaktadır. Fare başlangıçta kutunun içinde tesadüfi olarak dolaşmış, etrafı koklamış ve kutunun içini incelemiştir. Aç olan fare tesadüfen düğmeye her yaklaştığında yiyecek verilmiştir. Aşama aşama yaklaştıkça yiyecek alan fare daha sonra düğmeye basma davranışını göstermiştir. Daha sonra fare her acıktığında düğmeye basarak yiyeceğini almıştır. Küçük yiyecek parçasını yiyen fare, genel uyarılmışlık haline girmiş ve daha büyük bir çabayla etrafı araştırmaya başlamıştır. Sonuç olarak, fare manivela ile yiyecek arasındaki bağlantıyı kurmuş ve her acıktığında manivelaya basarak yiyecek elde etmiştir. 13
  14. 14. Skinner Kutusu’ndan elde edilen grafik aşağıdaki gibidir: Grafikten de görüldüğü gibi manivelaya basma davranışını öğrenen hayvan, bu davranış sonucunda pekiştirildiği için manivelaya basma davranışında zamanla bir artış gözlemlenmektedir. 14
  15. 15. Daha sonra farenin bir ceza karşısında nasıl davrandığını öğrenmek için kutu içine birkaç düğme daha koyulmuş ve bunlardan birine elektrik şoku verilmiştir. Aç fare şok veren düğmeye bastığında şok sonrası o gün tekrar düğmeye basmamıştır. 2.günde aynı uygulama devam etmiş fare yine şok veren düğmeye basmış yine o gün başka düğmeye basmamıştır. 3.günde şok verilmemiştir. Böylece ceza ortadan kalktığında farenin davranışının nasıl değişeceği görülmek istenmiştir. Fare düğmeye bastığında şok olmadığını anlamış ve davranışın tekrarlanma olasılığının arttığı gözlenmiştir. 15
  16. 16. Sonuç: Pekiştireç davranışın tekrarlanma olasılığını artırmaktadır (yemek). Ceza (elektrik şoku) istenmeyen davranışı ortadan kaldırmaz o an için bastırır ve yapılma olasılığını azaltır. Ceza ortamdan çekildiğinde ise istenemeyen davranışta artma görülür 16
  17. 17. Pekiçtireçler (Reinforcers) • Davranışı izleyen ve organizma üzerinde hoşa gidici bir etki yaratarak, davranışın (edimin) ortaya çıkma olasılığını artıran uyarıcılara pekiştireç adı verilir. Pekiştireçler iki gruba ayrılmaktadır: Pekiştireçler Olumsuz PekiştireçlerOlumlu Pekiştireçler 17
  18. 18. Olumlu Pekiştireçler (Positive Reinforcers) • Eğer bir davranışın yapılması sonucunda ortaya çıkan bir uyarıcının etkisi, o davranışın ilerde tekrar ortaya çıkma olasılığını arttırırsa, bu uyarıcıya “olumlu pekiştireç” denir. Yani olumlu pekiştireçler, ortama konulduğunda belirli bir davranışın yapılma sıklığını arttıran uyarıcılardır. Bu uyarıcılar da birincil ve ikincil olumlu pekiştireçler olarak ikiye ayrılmaktadırlar. 18
  19. 19. Birincil Olumlu Pekiştireçler (Primary Positive Reinforcers) • Su, yiyecek gibi bazı pekiştireçler doğal pekiştirme gücüne sahiptirler. Organizmanın bunlarla daha önceden bir yaşantısı olmasa da davranışı pekiştirme gücüne sahiptirler. Organizmanın fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan, canlının yaşaması ile ilgili olan pekiştireçlerdir. 19
  20. 20. İkincil Olumlu Pekiştireçler (Secondary Positive Reinforcers) • Herhangi bir nötr uyarıcının birincil olumlu pekiştireçlerle ilişkilendirilmesiyle olumlu pekiştireç özelliği kazanan uyarıcılardır. Bu pekiştireçlerin etkinlikleri, birincil olumlu pekiştireçlerle olan ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bu tip pekiştireçlere koşullu pekiştireç de denilmektedir. Örneğin; para ikincil olumlu pekiştireçtir. Para bireylerin fiziksel ihtiyaçlarını doğrudan karşılamaz. Ancak yiyecek gibi birincil ihtiyaçları karşıladığından zamanla davranışları pekiştirir. 20
  21. 21. Olumsuz Pekiştireçler (Negative Reinforcers) • Ortamdan çıkarıldıklarında belirli bir davranışın yapılma olasılığını artıran uyarıcılardır. Olumsuz pekiştireçler, organizmaya rahatsızlık veren uyarıcılardır ve birincil ve ikincil olumsuz pekiştireçler olmak üzere iki gruba ayrılır. 21
  22. 22. Birincil Olumsuz Pekiştireçler (Primary Negative Reinforcers) • Organizmaya zarar veren, organizmanın yaşamını tehdit eden uyarıcılardır. Ortamdan çekildiklerinde belli bir davranışın yapılma olasılığını arttırırlar. Skinner’in deneyinde elektrik şoku verilen fare, manivelaya bastığında şok kesilmektedir. Burada elektrik şoku birincil olumsuz pekiştireçtir. • ÖRNEKLER: Elektrik çarpması, ateş, yüksek tonda ses, radyasyon, gibi durumlardır. 22
  23. 23. İkincil Olumsuz Pekiştireçler (Secondary Negative Reinforcers) • Önceden nötr olan ve sonradan birincil olumsuz pekiştireçlerle ilişkilendirilerek pekiçtireç özelliği kazanan uyarıcılardır. Organizmaya fizyolojik olarak zarar vermeyen buna rağmen organizma tarafından istenmeyen uyarıcılardır. • Örneğin, sobada eli yanan bir çocuğu düşünelim. Soba önceleri çocuk için nötr bir uyarıcıdır. Daha sonra yakıcılık özelliği ile soba ilişkilendirilmiştir ve soba çocuk için ikincil olumsuz pekiştireç olmuştur. 23
  24. 24. Pekiştirme (Reinforcement) • Davranışı güçlendirici olayların tamamı pekiştirme adını alır (Skinner, 1953, s.65). Pekiştirme, olumlu pekiştireçleri ortama koyarak ya da olumsuz pekiştireçleri ortamdan çıkararak davranışın yapılma olasılığını artırma işlemidir. Olumlu ve olumsuz pekiştirme olmak üzere iki türlü pekiştirme vardır. 24
  25. 25. Olumlu Pekiştirme (Positive Reinforcement) • Organizmanın bir davranışın ardından gelen ve organizma için memnuniyet yaratan bir uyarıcının ortama eklenmesi ile davranışın yapılma olasılığını arttırma işlemidir (Wood, Wood ve Boyd, 2005, s.180). Bir başka deyişle olumlu pekiştireçlerin ortama konulması işlemidir. ÖRNEKLER: • Bir annenin odasını toplayan çocuğuna çikolata vermesi • Fizik öğretmeninin yıl boyunca derse düzenli olarak katılan öğrencilerin yıl geçme notlarına 10‘ar puan eklemesi 25
  26. 26. Olumsuz Pekiştirme (Negitive Reinforcement) • Olumsuz pekiştirme, itici uyarıcının ortamdan çekilmesi ile davranışın yapılma sıklığını arttırma işlemidir (Driscoll, 2004, s.39). Kısaca olumsuz pekiştireçlerin ortamdan çıkarılmasıyla davranışın yapılma olasılığını arttırma işlemine denir. ÖRNEKLER: • Ders çalışırken dışarıdan gelen gürültüden rahatsız olan öğrencinin kalkarak pencereyi kapatması • Ödevlerini çok iyi yapan öğrencileri sınavdan muaf tutmak. Yapılan ödevler istenilen davranıştır. Bu istenilen davranış, öğrencileri istemedikleri bir durumdan (sınavdan) kurtarmıştır. 26
  27. 27. Batıl Davranış (Superstitious Behaviour) • Skinner tarafından 1948’de yapılan çalışma batıl davranış ile ilgili psikoloji literatüründe ilk deneydir (Ayhan ve Yarar, 2005, s.17). Bu deney sonucunda Skinner, güvercinin yiyecek verilmeden hemen önceki davranışını, bu davranışlarla yiyeceğin verilmesi arasında hiçbir ilişki olmamasına karşın tekrarladığını bulmuştur: tek ayak üstünde durma, zıplama, etrafında dönme gibi (Skinner, 1948, s.7). Güvercin tek ayak üstünde dururken yiyeceğin verilmesi tamamen bir rastlantıdır, ancak güvercin bu davranış ile pekiştirme arasında bir ilişki olduğunu düşünür ve davranışı tekrar eder (Skinner, 1948, s.6). Bu durum Skinner tarafından “batıl davranış” olarak tanımlanmıştır. 27
  28. 28. Pekiştirme Tarifeleri (Schedules of Reinforcement) • Pekiştirme tarifesi, davranışı izleyen pekiştireçlerin verilme biçimlerini içerir. Pekiştireç Verme Sürekli Pekiştirme Aralıklı Pekiştirme Sabit Aralıklı Pekiştirme Değişken Aralıklı Pekiştirme Sabit Oranlı Pekiştirme Değişken Oranlı Pekiştirme Zaman Aralıklı Oran Aralıklı 28
  29. 29. Pekiştirme Tarifeleri (Schedules of Reinforcement) • Pekiştirme tarifesindeki değişimler, organizmanın ne sıklıkta ve ne zaman tepkide bulunacağı üzerinde önemli etkilere sahiptir. • Pekiştirme tarifeleri, edimsel davranışın sönme hızını da etkiler (O’Connor, 1968, s.70). 29
  30. 30. Sürekli Pekiştirme (Continuous Reinforcement- CRS) • En basit pekiştirme tarifesidir. Organizmanın yaptığı her doğru davranışın pekiştirilmesidir. Sürekli pekiştirme, organizmanın davranışı sürdürmesinde etkili olmaz, ancak davranışı oluşturmanın ilk aşamalarında etkilidir (Driscoll, 2004, s.49). Bu tür pekistirme, yeni, zor ve karmaşık davranışların kazandırılmasında kullanılır (Can, 2005, s.105). Örneğin, okuma yazma öğrenmekte olan çocuklara verilen pekiştirmeler. • Ancak sürekli pekiştirme belli bir süre sonra organizmada, ilgisizlik-alışma gibi durumlar yaratır. Çünkü pekiştireç sürekli verildiğinde önemini kaybeder. Bu nedenle sönmeye karşı en az dirençli pekiştirme tarifesidir. 30
  31. 31. Aralıklı Pekiştirme (Intermittent Reinforcement) • Aralıklı pekiştirmede tepkinin pekiştirilip pekiştirilmeyeceği tepkinin verildiği zamana ve tepki sayısına bağlıdır (Herrnstein ve Morse, 1958, s.15). • Zaman aralıklı ve oran aralıklı olmak üzere iki tip aralıklı pekiştirme tarifesi vardır. 31
  32. 32. 1) Zaman Aralıklı Pekiştirme a) Sabit Aralıklı Pekiştirme (Fixed-Interval Schedule of Reinforcement-FI) • Sabit aralıklı pekiştirme tarifesinde, davranışın pekiştirilip pekiştirilmeyeceğini belirleyen faktör zamandır (Driscoll, 2004, s.49). Bir başka deyişle istenen tepkiyi pekiştirmek için en son pekiştirme işleminden sonra sabit bir süre geçmelidir (Mergel, 1998, s.5). • Sabit-aralıklı pekiştirme tarifesi kısaca SAn ile gösterilir. SA’dan sonra gelen sayı (n), ilk pekiştireçten sonra beklenmesi gereken sabit zamanı gösterir. 32
  33. 33. Örnek: • Kişilerin katıldıkları bir kursta her 10 günde bir sınav olduklarını varsayalım. Her bir sınavın öğrenci için pekiştireç olduğunu kabul edelim. Bu kursta, SA10 gün tarifesine göre pekiştirilen öğrenci, sınav günü yaklaştıkça çalışmalarını arttırır. sınavdan hemen sonraki günlerde çalışmaları azalır, yani pekiştirme sonrası duraklama yaşanır. sonraki sınava kadar düzgün ve yüksek oranlı bir çalışmada bulunur. 33
  34. 34. 34
  35. 35. b) Değişken Aralıklı Pekiştirme (Variable-Interval Schedule of Reinforcement-VI) • Değişken aralıklı pekiştirme tarifesinde, davranışın ne zaman ödüllendirileceği bilinmez. Pekiştirmenin her beş dakikada bir verilmesi yerine, ortalama olarak her beş dakikada bir verilmesi gibi bir durum söz konusudur (Skinner, 1953, s.102). Kısaca DA ile gösterilir. • Örneğin, öğretmenin öğrencilerin ödevlerini yapıp yapmadıklarını kontrol etmesi. Öğretmenin ne zaman öğrencilerin ödevlerini kontrol edeceği bilinmediğinden öğrenciler devamlı olarak ödevlerini yapmaya çalışacaklardır. 35
  36. 36. 2) Oran Aralıklı Pekiştirme a) Sabit Oranlı Pekiştirme(Fixed-Ratio Schedule of Reinforcement-FR) • Belirli sayıda tekrar edilen davranış pekiştirilir. Organizma her pekiştireç için sabit sayıda tepkide bulunmak zorundadır. Endüstride kullanılan parça başı ücret sistemi bu tarifeye örnektir (Skinner, 1953, s.102).10 gömlek diken işçiye belli bir ücret vermek gibi. • Sabit oranlı pekiştirmede zaman önemli değil, doğru davranışın sayısı önemlidir. Kısaca SO ile gösterilir. • ÖRNEK: 4 yıldız alabilen öğrencilere çikolata verilmekte ise bu tarife sabit-oranlı-4 tarifesi dir. Kısaca SO-4 olarak gösterilir. 36
  37. 37. • Farklı sayıda tepkiye karşılık, pekiştirme işlevinin gerçekleştirilmesidir. Değişken oranlı pekiştirme tarifesi kısaca DO ile gösterilir. Ortalama bir tepki sayısı söz konusudur. • Örneğin; ortalama altı davranıştan sonra organizmaya pekiştirme verilmesi • Kumar makineleri, zar oyunları, rulet çarkı, at yarışları gibi kumar oyunları değişken oranlı pekiştirme tarifesine örnektirler (Skinner, 1953, s.104). • Değişken oranlı pekiştirme tarifesi, en yüksek sayıda tepki üreten tarifedir. Çünkü pekiştirmenin hangi davranıştan sonra geleceği bilinmemektedir. Bu nedenle sönmeye karşı en dirençli tarife budur. b) Değişken Oranlı Pekiştirme (Variable Ratio Schdule of Reinforcement-VR) 37
  38. 38. Pekiştirme Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar • Pekiştireç verilirken, çocuğa hedef davranış için pekiştireç verildiğiPekiştireç verilirken, çocuğa hedef davranış için pekiştireç verildiği açıklanmalı, pekiştireç ile davranışı eşleştirilmesi sağlanmalıdır.açıklanmalı, pekiştireç ile davranışı eşleştirilmesi sağlanmalıdır. • Pekiştirme uygun davranışın hemen ardından sunulmalıdır. • Programın başlangıç ve edinim aşamalarında davranış sürekli pekiştirilmelidir. Daha sonra belli bir programa göre azaltılmalıdır. • Etkili pekiştireç tarifeleri kullanılmalı ve tutarlı olarak uygulanmalıdır.Etkili pekiştireç tarifeleri kullanılmalı ve tutarlı olarak uygulanmalıdır. • Pekiştireç öğrenci için etkili olmalıdır. Yani öğrencinin yaşına, cinsiyetinePekiştireç öğrenci için etkili olmalıdır. Yani öğrencinin yaşına, cinsiyetine ve ilgilerine hitap edebilmelidir.ve ilgilerine hitap edebilmelidir. • Pekiştireçler uygulayıcı tarafından kolay bulunulabilmeli ve buPekiştireçler uygulayıcı tarafından kolay bulunulabilmeli ve bu pekiştireçlerin kullanımı kolay olmalıdır.pekiştireçlerin kullanımı kolay olmalıdır. 38
  39. 39. Ceza (Punishment) • Olumsuz bir davranışın yaşanma sıklığını azaltmak ya da ortadan kaldırmak için kullanılan uyarıcıdır (Heitzman, 2001, s.17). Bir davranışın arkasından gelir ve organizma için hoşa gitmeyen bir durum yaratır. İki tip ceza vardır. Ceza II. Tip CezaI. Tip Ceza 39
  40. 40. I. Tip Ceza • Organizmanın bir davranışın arkasından ortama hoş olmayan bir uyarıcının eklenmesidir. Bir başka deyişle olumsuz pekiştirecin ortama sokulmasıdır (Skinner, 1953, s.73).Davranışın arkasından olumsuz uyarıcı organizmaya doğrudan doğruya verilir. Çocuğun yaptığı bir davranış nedeniyle dövülmesi, azarlanması gibi. II. Tip Ceza • Organizmanın hoşuna giden bir uyarıcının ortamdan çekilmesiyle organizma için hoş olmayan bir durumun yaratılmasıdır. Bir başka deyişle olumlu pekiştirecin ortamdan çıkarılmasıdır (Skinner, 1953, s.73).Ödevini yapmayan öğrencinin teneffüse çıkmasını yasaklama, kural ihlali yapan sürücünün ehliyetine el konulması gibi. 40
  41. 41. Olumsuz pekiştirme ile ceza, çoğu zaman karıştırılmakta birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oysa, olumsuz pekiştirmede, olumsuz pekiştireçler ortamdan çıkartılırken, cezada olumsuz pekiştireçler ortama konulur. Olumsuz pekiştirmede, davranışın tekrar edilme olasılığı artarken, cezada davranışın tekrarlanma olasılığı azalır. Süreç Davranıştan Sonra Davranışın Durumu Olumlu Pekiştirme Olumlu uyarıcı ortama eklenir. Davranışın yapılma sıklığı artar. Olumsuz Pekiştirme Olumsuz uyarıcı ortamdan çıkarılır. Davranışın yapılma sıklığı artar. I. Tip Ceza Olumsuz uyarıcı ortama eklenir. Davranışın yapılma sıklığı azalır. II. Tip Ceza Olumlu uyarıcı ortamdan çıkarılır. Davranışın yapılma sıklığı azalır. 41
  42. 42. Ceza Kullanımının Sakıncaları •Skinner’a (1953, s.186) göre cezanın kullanılması, istenmeyen davranışta anlık değişimler meydana getirir. İstenmeyen davranışı tamamen ortadan kaldırmaz, davranışı baskı altına alır. Ceza ortadan kalktığı zaman davranış yeniden meydana gelebilir. Bu nedenle ceza, istenmeyen davranışı ortadan kaldırmak için yetersiz kalmaktadır. Ceza istenmeyen davranışı gösterir ve “Kes şunu” anlamını taşır (Hilgard, Atkinson ve Atkinson, 1979, s.206). Ancak organizmanın istenilen davranışı oluşturmasına yardımcı olmaz (Wood, Wood ve Boyd, 2005, s.186). Çünkü doğru davranışı pekiştirmez. Doğru davranışı değil, cezadan kaçmayı öğretir (Skinner, 1953, s.190; Wilson, 1999, s.1). 42
  43. 43. Ceza Kullanımının Sakıncaları •Ceza kullanımı sonucunda çocuklarda, gençlerde ve yetişkinlerde; öfke, utanç ve intikam duyguları oluşabilir, böyle hisseden bireylere ise bir şey öğretmek mümkün değildir (Dodson, 1998, s.39-41). Yani ceza, açık bir şekilde öğrenmeye dair olan ilgiyi azaltmaktadır (Swanson, 2001, s.47). Ceza sonucunda oluşan bu olumsuz duygular, diğer uyarıcılara da genellenebilir (Senemoğlu, 2012, s.154). Bunun sonucunda birey öğretmene, okula, arkadaşlarına karşı kötü duygular besleyebilir. Ayrıca cezayı uygulayıcıya (ebeveyn, öğretmen ya da işveren) ve cezanın uygulandığı ortama karşı (ev, okul ve iş yeri) bireyde hoş olmayan duygular oluşabilir (Hilgard, Atkinson ve Atkinson, 1979, s.207). Cezanın bir başka olumsuz yanı ise bireyde saldırgan davranışlara neden olmasıdır. Çocuk ceza veren kişiyi model alarak saldırgan davranışlar sergileyebilir (Erden ve Akman, 2005, s.144) 43
  44. 44. Ceza Kullanımının Sakıncaları •Cezanın birey için birçok olumsuz etkileri olduğu açıktır. Ancak istenmeyen davranışı azaltmada anında etkili olması (Skinner, 1953, s.183) nedeniyle çok sık başvurulan bir yöntemdir. Cezayı uygulayan bireyin, bu davranışı hemen pekiştiği için birey cezalandırma davranışına devam eder (Senemoğlu, 2012, s.155). Ancak cezanın bu etkisi yanıltıcıdır ve ceza uzun vadede etkisizdir. Bu nedenle istenmeyen davranışı değiştirmek ya da ortadan kaldırmak için cezaya alternatif olacak yöntemlerin kullanılması daha uygun bir yaklaşım olur. Skinner da (1953, s.192) bir edimi zayıflatmada ceza kullanımından kaçınılması ve başka yolların denenmesi gerektiğini belirtmiştir. 44
  45. 45. Cezaya Alternatif Durumlar • Eğer istenmeyen davranış çocuğun gelişim döneminin (developmental schedule) bir özelliği ise, çocuğun bu dönemi atlatmasını beklemek gerekir. Çünkü eğer davranış çocuğun yaşının bir fonksiyonu ise çocuk büyüdükçe bu davranış düzelecektir (Skinner, 1953, s.191-192). • Problemli davranış görmezden gelinip (ignoring) uygun davranışlarla daha fazla ilgilenilerek problemli davranışın ortadan kaldırılması söz konusu olabilir (Wood, Wod ve Boyd, 2005, s.187). Ancak başka kişilere zarar verecek nitelikte olan davranışların görmezden gelinmesi uygun değildir (Dembo, 1994, s.54). 45
  46. 46. Cezaya Alternatif Durumlar • İstenmeyen davranışın hemen ardından kişi kısa süreliğine, bulunduğu ortamdan çıkarılarak ilgisini çekebilecek ya da ilgisini yönlendirebileceği hiçbir uyarıcının bulunmadığı başka bir ortama gönderilerek “ara verme (timeout)” adı verilen durum gerçekleştirilebilir (Driscoll, 2005, s.43; White, Nielsen ve Johnson, 1972, s.111). Burada amaç çocuğun bir süreliğine yalnız kalarak yaptığı davranışı sorgulamasını sağlamaktır. • Çocuğa istenmeyen davranışın bıktırılıncaya kadar yaptırılması da istenmeyen davranıştan vazgeçilmesine yardımcı bir yöntemdir (Senemoğlu, 2012, s.155). Eğer çocuğun Türk kahvesi içmesi istenmeyen davranış ise ona bıkıncaya kadar kahve içirilmesi gibi. 46
  47. 47. Cezaya Alternatif Durumlar • İstenmeyen davranışına neden olan ortam değiştirilebilir (Senemoğlu, 2012, s.155). Örneğin, kopya çekme davranışını önlemek için öğrencilerin aralıklı oturtularak bu davranış ortam değiştirme yoluyla önlenebilir. • Skinner (1953, s.192) cezaya alternatif olarak en etkili yöntemin sönme (extinction) olduğunu belirtmiştir. Bir davranışın sönmesini beklemek çok zaman alsa da davranışın unutulmasından daha hızlı gerçekleşir. Pekiştirilmeyen davranış bir süre sonra söner. 47
  48. 48. Edimsel Koşullanma Kavramları Sönme (Extinction) • Pekiştirilmeyen davranış söner. Bir davranışın sönmesi, o davranışın edimsel koşullanma yoluyla öğrenilmesinden çok daha fazla zaman gerektirir (Skinner, 1953, s.89). Ancak bir davranışın ortadan kaldırılmasında kullanılan etkili bir yöntemdir (MacMillan, 1973, s.70; Skinner, 1953, s.71). • Örneğin, Skinner kutusundaki fare manivelaya basma davranışı yiyecekle pekiştirilmediğinde, bir süre sonra bu davranışın giderek azaldığı görülmüştür. 48
  49. 49. 49 Reynolds (1968, s.33-34) bir davranışın sönmeye karşı dirençli olmasına neden olan değişkenleri şu şekilde belirtmiştir. •Pekiştirme tarifesine bağlı olarak bir davranışın sönme süreci uzun olabilir. Sürekli ve aralıklı pekiştirme tarifelerinden aralıklı pekiştirme yoluyla kazanılan davranış, sönmeye karşı daha dirençlidir. •Pekiştirecin büyüklüğü ve pekiştireç sayısı arttıkça sönmeye karşı olan direnç artar. •Tepki sayısı sönmeyi etkiler. Geçmişte daha çok tepki sayısı olan davranışın, olmayan davranışa göre sönmeye direnci daha fazladır. •Organizmanın sönme süreci boyunca ki motivasyonunun büyüklüğü sönmeye karşı olan direnç üzerinde etkilidir. Pekiştirilmeye daha muhtaç olan organizmada, sönme süreci daha yavaş olur.
  50. 50. Tüm bu süreçlere karşın bazı davranışların sönme işlemi gerçekleştikten sonra, organizma tarafından yeniden ortaya konulabileceği görülmüştür. Örneğin, Skinner fare ile yaptığı deneye bir müddet ara verip daha sonra fareyi tekrar Skinner kutusuna koyduğunda farenin manivelaya tekrar bastığını gözlemlemiştir (Wood, Wood ve Boyd, 2005, s.179). Edimsel koşullanmada pekiştirilmediği için sönen bir davranış (tepki) bir süre sonra davranış üstünde hiçbir işlem olmadığı halde kendiliğinden geri gelebilir (Crain, 1992, s.180). Bu duruma kendiliğinden geri gelme (spontaneous recovery) adı verilmektedir. 50
  51. 51. Biçimlendirme (Shaping) • Organizmanın istenilen davranışı göstermesi bazen çok uzun zaman alabilir ya da hiç gerçekleşmeyebilir (Skinner, 1953, s.92). Bu durumun önüne geçebilmek için organizmanın istenilen davranışa yakın davranışları da pekiştirilir (Crain, 1992, s.182). Bir heykeltıraşın işlenmemiş bir kili şekillendirmesi gibi davranışçılığı savunan araştırmacılar da karmaşık ve yeni davranışların pekiştireç kullanımı ve sönme yoluyla biçimlendirilebileceğini savunmaktardırlar (MacMillan, 1973, s.86). • Skinner (1953, s.92) bir güvercini Skinner Kutusu’na yerleştirip, ona kutudaki yuvarlağı gagaladığında yemeğe ulaşma davranışını kazandırmaya çalışmıştır. Bu deneyde güvercinin kendiliğinden yuvarlağı gagalaması çok uzun zaman alabilir ya da hiç gerçekleşmeyebilirdi. Bu nedenle önce güvercine istenilen yöne doğru ilerlediğinde yiyecek vermiştir. Daha sonra doğru istikamete doğru gidene kadar hayvana yiyecek verilmemiştir. Hayvan sonraları hedefe yaklaştıkça ve en son olarak hedefi gagaladıkça yiyeceğe ulaşabilmiştir. Burada amaç istenilen tepkiyi biçimlendirmektir. 51
  52. 52. •Yani istenilen davranışa ulaşmada davranış, kademe kademe biçimlendirilmektedir. İstenilen davranışa ulaşana kadar ona en yakın olan davranışlar da pekiştirilir. Davranış en küçük biriminden başlanarak kademe kademe ara davranışlar pekiştirilerek organizmaya kazandırılır. Yani davranış kademeli yaklaşma yoluyla biçimlendirilmektedir (Senemoğlu, 2012, s.157). •Davranışın en küçük biriminden başlanarak kademe kademe ara davranışların pekiştirilmesiyle organizmaya yeni bir davranışın kazandırılması tekniğine kademeli yaklaşma adı verilir. 52
  53. 53. Ayırt Edici Uyarıcı (Discriminative Stimuli) • Organizma geçirdiği yaşantılar sonucunda hangi uyarıcılarda davranış göstereceğini öğrenir. Burada organizmanın davranışı gösterdiği uyarıcı ayırt edici uyarıcıdır. • Skinner’ın (1953, s.107-108) güvercinlerle yaptığı deney kısaca şöyledir: Güvercin ilk olarak her başını kaldırdığında pekiştirilmiştir. Daha sonraları güvercine sadece ışık yandığı zaman başını kaldırdığında pekiştireç alacağı öğretilmiştir. Burada ışık “ayırt edici uyarıcı”dır. Çünkü ışık davranışı kontrol ederek, organizmaya pekiştirece nasıl ulaşılacağını göstermektedir. Yani edimsel koşullanmada ayırt etme asıl uyarıcıya karşı verilen tepkiyi pekiştirirken, benzer uyarıcılara karşı verilen tepkiyi pekiştirmez (Wood, Wood ve Boyd, 2005, s.179). 53
  54. 54. •Ayırt edici edim ise, yalnızca belli bir durumda yani belli bir ayırt edici uyarıcıya karşı yapılan edimsel tepkidir (senemoğlu, 2012, s.159). Yani bir edimin belli bir uyarıcı ile ilişkilendirilmesi sonucunda bu edimin ayırt edici edim haline gelmesi durumudur (Hilgard ve Bower, 1966, s.108). Ayırt edici uyarıcının kontrolündeki davranış ayırt edici edimdir. •Ayırt edici edimin meydana geliş süreci: Ayırt edici uyarıcı Ayırt edici edim Pekiştirici uyarıcı •Yani ayırt edici uyarıcı ayırt edici edimi meydana getirir. Bu edim pekiştirilirse öğrenme meydana gelir. •Örneğin, yolda karşıdan karşıya geçerken kırımızı ışık (ayırt edici uyarıcı) gördüğümüzde bekler (ayırt edici edim) kaza geçirmekten kurtuluruz (pekiştirici uyarıcı). 54
  55. 55. Genelleme (Generalization) • Klasik koşullamada olduğu gibi edimsel koşullamada da genelleme durumu meydana gelebilir (Wood, Wood ve Boyd, 2005, s.179). Skinner (1953, s.132) diğer uyaranlara etkinin yayılmasına genelleme denildiğini belirtmiştir. • Uyarıcı genellemesi (stimulus generalization) davranışın belli bir uyarıcıya şartlanmasından sonra benzer uyarıcılarda da aynı davranışın meydana gelmesini ifade eder (Dougherty ve Lewis, 1991, s.98). Örneğin, babasını gördüğünde “baba” deme davranışı pekiştirilen bir çocuğun sokakta gördüğü diğer adamlara da “baba” demesi (Crain, 1992, s.181). Skinner (1953, s.218) da eğer önemli bir telefon bekliyorsak, belli belirsiz bir kapı sesinde bile telefona koşabileceğimizi ve bu duruma uyarıcı genellemesi denileceğini belirtmiştir. 55
  56. 56. •Gerçekleştirdiği davranışın ardından pekiştirilen organizma, zaman içinde pekiştirilmesine neden olan davranışa benzer nitelikte yeni davranışlar gösterebilir. Bu furuma tepki genellemesi (response generalization) denir (Crain, 1992, s.181). •Örneğin, kendi başına ayakkabılarını bağlayan çocuğun annesi tarafından ödüllendirilmesinden sonra birçok işini kendi başına yapmaya başlaması 56
  57. 57. Zincirleme (Chaining) • Skinner’a göre bazı öğrenmeler aşamaların izlenmesiyle gerçekleştirilir ve her aşama bir sonraki aşamanın ayırt edicisi durumundadır. Her ne kadar davranışlar parça parça biçimlendirilse de davranışlar bir araya gelerek bir zincir oluştururlar (Crain, 1992, s.182). Bu zincirlemenin temelini ise ayırt edici uyarıcı, tepki ve pekiştireç arasındaki bağlantı oluşturur (Touretzky ve Saksida, 1997, s.2). Bir başka deyişle bütün zincirlerin bağlantıları ayırt edici uyarıcı, tepki ve pekiştireç olmak üzere üç bileşenden oluşur (MacMillan, 1973, s.83). Eğer ayırt edici uyarıcı-tepki-pekiştireç bağlantısı arasında bir ayrılma olursa zincir bozulur (MacMillan, 1973, s.83-84). 57
  58. 58. Zincirleme (Chaining) • Skinner’a (1938, s.32) göre zincirleme yasası, bir tepkinin diğer bir tepki için ayırt edici uyarıcı rolü oynamasından oluşur. Örneğin Skinner kutusunda, farenin manivelaya basma davranışı bir zincirlemedir (Hilgard, 1956, s.104). Fare yiyeceğe ulaşmak için davranış zincirindeki diğer aşamaları da gerçekleştirmek zorundadır. • Zincirleri bir arada tutan şey yiyecek gibi birincil olumlu pekiştireçlerdir. Bazı davranış zincirleri ikincil olumlu pekiştireçler tarafından bir arada tutulsa da tepkinin gelişiminde daima başlangıç noktası birincil pekiştireçlerdir (Senemoğlu, 2012, s.161). 58
  59. 59. Koşullu Anlaşma (Contingency Contracting) • Bireyin istediklerini elde etmesi için belli davranışları ve etkinlikleri yapması gerekir. Yani birey belli bir şekilde davrandığı takdirde pekiştirilir. • Örneğin, bir babanın oğluna "Sınıfını geçersen seni tatile götürürüm" demesi. 59
  60. 60. Premack İlkesi (Premack Principle) • Premack yapılması daha olası olan davranışların, diğer davranışları pekiştirebileceğini ifade eder (Premack, 1959, s.132). Bu ilkeye aynı zamanda “Büyükanne Kuralı (Grandma’s Rule)” (Önce sebzelerini yersen sonra tatlı yiyebilirsin) da denilmektedir (Eggen ve Kauchak, 2001, s.201-202). Yani organizmanın yapmaktan hoşlandığı durumlar, yapmaktan fazlaca hoşlanmadığı durumlar için pekiştireç olarak kullanılabilir. Bir ailenin çocuğuna ödevlerini bitirdiği takdirde televizyon izleyebileceğini söylemesi Premack ilkesine uygun bir örnektir. 60
  61. 61. Programlı Öğretim • Programlı öğretim, konuları küçük parçalara ayıran, küçük adımlarla ilerleyen, mantıksal bir ardışıklık barındıran ve bu sayede öğrencilerin konuları kolayca öğrenilebilmesini sağlayan bir sistemdir (Bigge, Shermis, 1999, s.113). • Programlı öğretim, Skinner’ın öğrenme ilkelerini içermektedir. Bunlar (Crain, 1992, s.189): • öğrenme küçük adımlarla gerçekleşmelidir. Çünkü yeni bir davranış kazandırmanın en etkili yolu onu parça parça şekillendirmektir. • öğrenci sürece aktif olarak katılmalıdır. Çünkü bu, organizmanın doğal halidir. 61
  62. 62. Programlı Öğretim • öğrenciye anında dönüt verilmelidir. Çünkü anında pekiştirilen davranışlar daha kolay öğrenilir. • öğrenmede bireysel hız göz önüne alınmalıdır. Her öğrenciye kendi hızında öğretim imkanı sağlanmalıdır. • her başarılı davranış pekiştirilmelidir. Programlı öğretim temelde öğretimin bireyselleştirilmesi ve hatanın en aza indirilmesini esas almaktadır. 62
  63. 63. Program Modelleri • Programlı öğretim alanında üzerinde en çok durulan program değerlendirme modelleri “doğrusal program” ve “dallara ayrılan program” modelleridir. Programlı Öğretim Doğrusal (Lineer )Program Dallara Ayrılan Program 63
  64. 64. Doğrusal Program • Bu program modelinde öğrenciye kazandırılacak içerik ‘madde’ diye adlandırılan ‘küçük bilgi ünitelerine’ ayrılarak sunulmaktadır. • Doğrusal programlı öğretimde basamağı oluşturan her madde genellikle dört öğeden oluşmaktadır. Bunlar; • Bilgi, bilginin öğrenilip öğrenilmediğini kontrol etmek amacıyla bulunan soru, cevabın yazılacağı yer ve cevap yazıldıktan sonra öğrencinin ne yapacağını bildiren yönergedir. 64
  65. 65. Dallara Ayrılmış Program • Programın temel özelliği verilen cevaba göre değişik yönlere gidebilmesidir. • Öğrenciye kazandırılacak içerik bilgi, bilginin öğrenilip öğrenilmediğine ilişkin soru ve soruya ilişkin cevap seçeneği öğelerinden oluşmaktadır. • Bu modelde , öğrenmede, her öğrenci aynı yolu izlememektedir. İzleyecekleri yol , kendi başarı düzeylerine göre farklılaşmaktadır 65
  66. 66. 66 İki model arasındaki farklar: • En büyük farklılık maddelerin hacminde ve cevap verme biçiminde ortaya çıkmaktadır. • Doğrusal Program modelinde, maddelerin uzunluğu çok kısadır, birkaç cümledir. Dallara ayrılan programda maddeler daha uzundur, iki-üç paragraf gibi. • Doğrusal programda sorunun cevabı öğrenci tarafından bulunur. Dallara ayrılan modelde öğrenci hazır cevaplardan kendine uygun olanını seçer.
  67. 67. Skinner’in Öğrenme Kuramının Eğitim Açısından Doğurguları • Skinner’a göre edim ya doğal olarak meydana gelir ya da biçimlendirme yoluyla oluşturulur. Öğretmenin görevi davranışı biçimlendirmektir. Bu nedenle öğretmen hedeften haberdar olmalıdır. Böylece öğrenci davranışlarını istenilen yönde biçimlendirebilir. • Öğrencinin doğru davranışları anında pekiştirilmelidir. Çünkü davranışın hemen ardında olumlu pekiştireç ulaştırıldığı zaman öğrenme daha etkili olur (Pittenger ve Gooding, 1971, s.127). Aynı zamanda öğrenmenin ilk aşamalarında yapılan doğru davranışlar sürekli pekiştirilmelidir. Böylece öğrencilerde istenilen davranışın kalıcı olması sağlanabilir. 67
  68. 68. 68 •Programlı öğretim okullarda kullanılarak her düzeyde öğrenciye başarı duygusu tattırılabilir. Böylece öğrenci derse karşı pekiştirilmiş olur. • Eğitimde ceza uygulamalarından kaçınılmalıdır. Ceza yerine cezaya alternatif olabilecek diğer yöntemler üzerinde durulmalıdır. •Doğru pekiştirecin kullanılması davranışın kazandırılması aşamasında çok önemlidir. Öğretmen, öğrencileri etkili gözlemler yaparak iyi tanımalıdır ve onları nelerin ya da hangi durumların daha çok pekiştirebileceğini bilmelidir (Dembo, 1994, s.51-52). Pekiştireçler, öğrencilerin ihtiyaçlarına, yaşlarına, sosyal çevrelerine göre değişmektedir.
  69. 69. 69 • Öğrenciler bilgileri kendi hızlarında ve küçük parçalar halinde öğrendiklerinde sürece aktif olarak katıldıkları için daha az disiplin sorunları yaşanır. •Pekiştireç mutlaka doğru davranışı takip etmelidir. Çünkü pekiştireç hangi davranışın arkasından verilirse o davranışın ortaya çıkma sıklığını artırır. Bu nedenle eğitim ortamında pekiştireç kullanımına dikkat edilmelidir.
  70. 70. 70 Teşekkürler.

×