Successfully reported this slideshow.
We use your LinkedIn profile and activity data to personalize ads and to show you more relevant ads. You can change your ad preferences anytime.

İnovatif Kimya Dergisi Sayı-34

626 views

Published on

İnovatif Kimya Dergisi Sayı-34 Anlatılan Konu Başlıkları

Kar Neden Beyazdır?
Organ Yapımında Biyomalzemeler
Güneş Kremleri Hakkında Bilmediklerimiz
Aerojel
Kanda Glikoz Tayini
ICP – İndüktif Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektrometresi

Ayın Röportajı : Havan İlaç ve Kimya Şirketi Firma Yöneticisi ve Genel Müdürü Sn. M. Tamer GELEN Bey ile Röportaj

Ayın Web Sitesi, Kimya Sektöründen Haberler, Kimya Sözlüğü, Kimya Bulmacası ile Titanyum Elementi

İyi okumalar dileriz.

Published in: Education
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

İnovatif Kimya Dergisi Sayı-34

  1. 1. Kimya Dergisi İNOVATİFKimya Dergisi YIL:4 SAYI:34 MAYIS 2016 ICP İndüktif Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektrometresi KAR NEDEN BEYAZDIR? ORGAN YAPIMINDA BİYOMALZEMELER GÜNEŞ KREMLERİ HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ KANDA GLİKOZ TAYİNİ HAVAN İLAÇ VE KİMYA ŞİRKETİ FİRMA YÖNETİCİSİ VE GENEL MÜDÜRÜ SN. M. TAMER GELEN BEY İLE AEROJEL R Ö P O R T A J
  2. 2. KURALLARIMIZ1. İnovatif Kimya Dergisi yazılarını herhangi bir makalenizde veya yazınızda kullanmak için yazısını aldığınız kişiye mail atarak haber vermek, kullanmış olduğunuz yazıların kaynağını ise dergi olarak belirtmek durumundasınız. 2. Dergide yazılan yazıların sorumluluğu birinci derece yazara aittir. Bu konu hakkında bir sorun yaşıyorsanız ilk olarak yazara ulaşmalısınız. 3. Dergide yer alan bilgileri kullanarak başınıza gelebilecek felaketlerden ya da işlerden dergi sorumlu değildir. 4. Dergide yazarların kullanmış olduğu resimlerde, yazılarda kesinlikle kaynak belirtilmek zorundadır. Aksi durum olduğu zaman bunu yazarın kendisine ulaşarak sormalısınız. Çünkü bize yazı gönderen yazarlarımızdan ricamız telif haklarına riayet ederek fotoğrafları dökümanlarına eklemeleri. Buradan çıkacak problemlerden doğrudan yazarlar sorumludur. Dergi sorumlu değildir. 5. Dergide benim de yazım olsun diyen yazarlarımız var ise yazılarınız için Yavuz Selim KART ile konuşabilirsiniz. Dergi ile iletişim kurmak için ise iletisim@inovatifkimyadergisi.com adresine mail atabilirsiniz. 6. Dergimizde yayınlanmasını istediğiniz yazıları info@inovatifkimyadergisi.com mail adresine göndermelisiniz. Bu mail adresine gönderdiğiniz yazılarda bir eksiklik var ise editör tarafından incelenecektir. Eksik kısımları var ise size geri dönüş yapılacaktır. Düzeltmeniz için tavsiyelerde bulunulacaktır. Lütfen geri dönüş yapılınca bunu kendinizi küçümsemek olarak görmeyin. Amaç daha güzel bir yazı ve daha güzel bir dergi. 7. Tarafımıza çok yazı gelmediği takdirde her yazıyı yayımlamaya gayret edeceğiz lakin başkalarının yazılarını kendi yazmış gibi gönderenler, kaynaksız yazı gönderenler, çok kısa yazı göndenlerin yazılarını maalesef yayımlamayacağız. 8. Dergide dini ve siyasi içerikli yazılar yayımlanmaz. Herhangi bir dini grubu temsil eden ya da herhangi bir siyasi grubu temsil eden söz ve kelimeler yazınızda olursa dergi o kısımları değiştirmeniz konusunda sizi uyarır. Değiştirmezseniz dergi yayımlamama hakkını ya da yazının o kısmını değiştirme hakkını elinde tutar. Bu konuda son söz dergi yöneticisine aittir. 9. Bu dergide kimya ilmi üzerine okuyan, kimya ilmine meraklı, kimya ilmi ile ilgili araştırma yapmayı seven herkes yazabilir. 10. Dergi ekibimiz gönüllü kişilerden oluşmuştur. Bu dergi ilk kurulduğu zamandan beri böyledir. Dergi ekibinde olan herkes bu kuralı kabul etmiş sayılır. Gelen kişilere en başta bu kural söylenir. Görevini yapmayan, dergide anlaşmazlık çıkaran, huzur bozan, dergi yöneticisini dinlemeyen kişiler ekipten çıkarılır. 11. Dergi tasarım ve yönetiminden sorumlu kişi buraya ek maddeler koyup değiştirme yetkisine sahiptir. 12. Dergiyi okuyanlar ve dergi ekibi bu kuralları kabul etmiş sayılırlar. http://www.inovatifkimyadergisi.com https://www.facebook.com/InovatifKimyaDergisi https://twitter.com/InovatifKimya https://instagram.com/inovatifkimyadergisi http://inovatifkimyadergisi-blog.blogspot.com.tr https://www.youtube.com/channel/UCmIkYbQtd8LtCP6GVL0tVGQ https://plus.google.com/+Inovatifkimyadergisi https://www.linkedin.com/profile/view?id=AAIAABHWzAYBk8n_O2X- p0LJgn9bB-aLM6w0-3pw SOSYALMEDYA
  3. 3. Ekibimiz YAVUZ SELİM KART HATİLE MOUMİNTSA PELİN TANTOĞLU TUBA ÜNÜGÜL KİMYA MÜHENDİSİ KİMYA KURUCU-YÖNETİCİ KİMYAGER KİMYA MÜHENDİSİ FACEBOOK EDİTÖRÜ FACEBOOK EDİTÖRÜ FACEBOOK EDİTÖRÜ SİZ DE EKİBİMİZE KATILIN
  4. 4. EDİTÖRDEN Merhabalar Öncelikle bize olan ilgi ve alakanız için çok teşekkür ediyoruz. Sosyal medyada e-dergimiz her geçen gün büyümeye devam ediyor. Bize olan ilginiz için hepinize çok teşekkürler. Bu ay birçok ilgi çekici yazı geldi. Bu yazılarda çeşitli şeyler okuyarak bilgileneceksiniz. Yazı gönderen arkadaşlarımıza emekleri için çok teşekkür ediyoruz. Ayrıca bu ay, Havan İlaç ve Kimya Şirketi Yönetici ve Genel Müdürü Sn. M. Tamer Gelen Bey ile çok güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine ve bize bu röportajda yardımcı olan Sn. Tuncay Taşkın Bey'e çok teşekkürler. Bize her zaman sektör ya da kimya ile ilgili bir konuda yazıp gönderebilirsiniz. Keyifli okumalar dileğimizle
  5. 5. İÇİNDEKİLER KAR NEDEN BEYAZDIR? 7 12 21 24 29 39 43 48 10 14 22 28 31 40 47 50 KİMYANIN İLK ÇEYREK İHRACATI 3 MİLYAR 341 MİLYON DOLAR LİTYUM SİNEKLERDE ÖMRÜ UZATTI AEROJEL ÖĞRENCİLERDEN YUMURTANIN RAF ÖMRÜNÜ UZATAN PROJE SUYUN DÖRDÜNCÜ HALİ KEŞFEDİLDİ! GÜNEŞ KREMLERİ HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ 2 BOYUTLU BOR ATOMLARI SÜPER İLETKENLİK KAZANIYOR ICP-İNDÜKTİF EŞLEŞMİŞ PLAZMA OPTİK EMİSYON SPEKTROMETRESİ TÜRK PLASTİK SEKTÖRÜ İRANPLAST 2016’DA ORGAN YAPIMINDA BİYOMALZEMELER KİMYA İHRACATINA AVRUPA BİRLİĞİ DOPİNGİ! YOSUNLARDAN ENERJİ ÜRETİMİ BAŞLADI ALMANYA PLASTİK POŞETE SAVAŞ AÇTI TÜRKİYE PLASTİK, KAUÇUK VE KOMPOZİT SEKTÖR MECLİSİ KURULDU KANDA GLİKOZ TAYİNİ
  6. 6. İÇİNDEKİLER TÜRK PLASTİK SEKTÖRÜ ÇİN’E ÇIKARMA YAPACAK 53 54 BOR’DAN EKONOMİYE 150 MİLYON TL KATKI 55 60 59 61 AYIN RÖPORTAJI TİTANYUM AYIN WEB SİTESİ KİMYA BULMACA 63 62KİMYA BULMACA ÇÖZÜMÜ YAZARIMIZ OLUN KİMYA SÖZLÜĞÜ 64
  7. 7. KİMYAGER SILA KABATAŞ ÖĞRENCİ TRAKYA ÜNİVERSİTESİ slakabatas@gmail.com 7 KAR NEDEN BEYAZDIR?Kar Tanelerinin Kristalizasyonu G enellikle çapları 2-4 mm, ağırlıkları ise yaklaşık 0,005 gram'dır. Kar tanesi, oluşmaya başladığı zamanki sıcaklığa ve neme göre şekil alır. Nadiren yaklaşık -2 °C derecede kar taneleri simetrik üçgen şeklinde oluşur. Kar tanelerinin çoğu çıplak gözle düzensiz görünür, ama resimlerde şekillerin çekiciliği nedeniyle mükemmele yakın görülebilir. İnce ve düz şekilli kristaller hava 0 °C ila -3 °C arasında oluşur. -3 °C ila -8 °C arasında kristaller iğne, içi boş sütunlar veya prizmalar (uzun ince kalem şekli) şeklinde oluşur. -8 °C. ila -22 °C arasında tabak şekline döner ve bazen dallı ve dendritik özellikler taşır. Sıvı ile buz arasındaki buhar basıncının maksimum farkı yaklaşık -15 °C derecede görülür ve bu ısıda kristaller sıvı damlacıklarını tüketerek hızla büyürler. -22 °C derece altında kristaller sütun şekline girer ancak çok daha karmaşık büyüme modellerine de sahiptir. Sütunlar, düzlemler, yan-düzlemler, kurşun-rozetler gibi şekiller oluşur. Eğer bir kristal yaklaşık −5 °C derecede sütun şeklinde bir büyüme eğiliminde ise, bu sütunlar daha sıcak bir havaya rastladığında sütunun sonunda bir tabak-plaka veya dendritik şekiller oluşur, ve bu kristallere "şapkalı sütun" denir.
  8. 8. 8 Kış mevsiminde kar tanelerini sevmemizin nedenlerinden biri temiz, beyaz renkli ve saf bir şekilde olmasındandır. Kar beyaz renkli olmasaydı kar olmazdı. Bunu bir an düşündüğümüzde, saydam buz kristallerinin bir araya gelmesiyle oluşan kar kütlesinin beyaz renkli olması tuhaf karşılanabilir. Peki, bu beyaz renk nereden gelmektedir? Renge Ne Neden Olur? Beyazlığın nereden geldiğini anlamamız için, geriye dönük bilgilerimize bir göz atmamız ve farklı şeylerin neden farklı renkte olduğunu anlamamız gerekir. Görünür ışık, ışığın birçok farklı şekildeki ışık şiddetinden oluşmaktadır. Gözümüz farklı renkleri farklı renk ışık şiddetinde saptar. Farklı nesneler farklı renklere sahiptir, çünkü düzenli parçacıklar, nesne üzerinde farklı titreşim şiddetine sahiptirler. Bundan dolayı bir nesneye ışık enerjisi temas ettiği anda, nesnedeki atomlar ve moleküller ışık enerjisinin kendisine ihtiyaç duyduğu kadarını absorbe (içine çekmek) etmektedir. Nesnelerin farklı renklerde olması ışıktaki farklı ışık şiddetlerini absorbe etmesinden kaynaklanmaktadır. Bir dizi farklı şeylerin olması ışık şiddetlerinin absorbe edilememesinden kaynaklanabilmektedir. Bazı maddelerde, bir parçacık ışık şiddetini tekrar saçtığında, bir sonraki parçacık vasıtasıyla birbirini takip eder. Bu olayın meydana gelmesi madde için açık ve temiz bir olaydır. Çoğu katı maddede, maddenin opak olmasından dolayı ışığın küçük bir kısmı maddenin dışındaki absorbe edilmemiş parçacıkların çoğu tekrar saçılır. Kısacası; bir nesnenin opak olması, nesnedeki parçacıkların ışık enerjilerini absorbe edememe toplamıdır.
  9. 9. 9 Kar donmuş sudur ve hepimiz biliriz ki, donmuş su temizdir. Peki niye kar taneleri kendine özgü bir renge sahiptir? Bunu anlamak için, bir parça buz alıp ona bakmamız yeterlidir. Buz saydam değildir; fakat yarı saydamdır. Bunun anlamı ışık, madde üzerinde dosdoğru bir yoldan ilerleyemez, maddedeki parçacıklar ışığın yönünü değiştirmektedir. Bu olay, fotonların (ışık parçacıkları) buz molekülleriyle etkileşmesiyle açıklanır. Bu etkileşmenin sonucunda fotonun yönü değişir ve foton (veya ışık) buza girme doğrultusundan farklı bir doğrultuda buzu terkeder. Kar, birçok bağımsız buz kristalinin tekrardan düzenlenerek bir araya gelmesiyle oluşan bir buz yumağıdır. Işık veya foton kar tabakasına girdiğinde, buz kristalinin en üstündeki bölgede ilerler, bu yönlenmeyi hafifçe değiştirir ve yeni bir buz kristali üzerine gönderilir. Onun üzerinde de aynı şey meydana gelir. Aslında, tüm kristaller ışık etrafında buz yığının dışında tekrar bir araya gelirler. Aynı şey tüm farklı ışık şiddetlerinde olur, böylece ışığın tüm renkleri geri dönmüş olur. Görünür spektrumdaki tüm ışık şiddetlerinin bir araya gelmesi sonucu beyaz renk oluşur. Bundan dolayı kar tanelerini beyaz renkte görürüz. Tek cümleyle özetlersek; her bağımsız buz kristalinin berrak olmasına rağmen birleşmiş formu (ki buna kar diyoruz) ışık frekansında sapmalara yol açar ve gözümüze karın beyaz renkte görünmesine neden olur. Kaynaklar : https://tr.wikipedia.org/wiki/Kar
  10. 10. 10 HaberYabancı 2 BOYUTLU BOR ATOMLARI SÜPER İLETKENLİK KAZANIYOR Rice Üniversitesi’nden bilim insanları borun iki boyutta doğal olarak düşük sıcaklıklı süper iletken olduğunu keşfetti. Bu keşif bor üzerine yapıldığından, çok büyük bir potansiyel taşıyor. Rice ‘dan teorik fizikçi Boris Yakobson ve yardımcılarının yaptığı hesaplamalar sonucunda borun atomik olarak düz konfigürasyonu halinde metalik özellik sergilediği ve direnç olmadan elektronları ilettiğini keşfetti. Araştırma bu ay Amerikan Kimya Topluluğu’nun Nano Letters dergisinde yayınlandı. Normalde süper iletken malzemelerdeki en büyük zorluk direncin mutlak sıfıra yakın bölgelerde gerçekleşmesidir. Süper iletkenlik 100 yıldan fazladır bilinen bir fenomen olsa da, atomik 2 boyutlu bor atomları için daha önce hiç test edilmediğini belirtiyor; Yakobson araştırma grubundan bilim insanı Evgeni Penev. Materyal atomik boyutta olduğundan oldukça hafif olacaktır. Aynı anda metalik DE olduğundan süper iletkenlik için iki ön koşul sağlanmış oluyor. Yani düşük sıcaklıklarda elektronlar eşlenerek, kristalin içindeki dansa benzer bir etkileşim oluşturuyorlar. “Düşük boyutluluk da yararlı olacaktır. Belki bir ya da birkaç adet iki boyutlu metal olabilir. Bu da bize araştırma için gerekli motivasyonu sağlıyor. İşin içine daha da girdikçe heyecanlanıyoruz,” diyor Penev. “Karşı momentalı elektronlar ve spinleri etkili bir şekilde Cooper çiftlerini oluşturuyor, birbirleriyle düşük sıcaklıklarda etkileşerek, kafes(lattice) vibrasyonlarına yardımcı oluyorlar. Bunlara fonon deniyor ve maddeye süper iletkenlik özelliğini veriyorlar. Süper iletkenlik makroskopik dalga fonksiyonunun tümünün göstergesi olan inanılmaz bir fenomen,” diyor Penev Aslında 2D materyalde iletkenliği belirten ilik teorik raporun yayınlandığı anlarda ABD ve Çin’de materyalin üretilmesi şans değil. Aslında Yakobson grubu tarafından yayınlanan önceki raporda bir yol haritası önerilmişti. 2D borun artık üretilmiş olması araştırmanın yazarlarına göre iyi bir şey. “Boru karakterize etmek için yıllardır çalışmaktaydık . Kafes kümelerinden, nanotüpler ve düz tabakalarına kadar pek çok şey olsa da bu laboratuvarlar artık teorilerimizi test edebilecek,” diyor Yakobson. Prensipte bu çalışma yılllar önce yapılabilirdi fakat neden yapılmadı ? Çünkü materyal hipotezsel kaldı ve teorik olarak mümkün olsa da bunu üretmek için iyi bir sebep yoktu. Yapılan görüşmeler sonucunda geçtiğimiz sonbaharda üretilebileceği ortaya kondu . Bor atomları 2 boyutlu hale geldiğinden bir desenden fazla desen oluşturabiliyor. Yakobson ve ekibi artık çalışmanın meyvelerini toplamaya başlayacak. Polimorf olarak bilinen bu desenler, materyalin iletkenliğini ayarlamalarını sağlayabilir. Penev’ e göre sadece altıgen deliklerin hizalanmasını ayarlayarak iletkenliği ayarlayabileceğini belirtiyor. Araştırmacılar borun bu niceliklerinin bundan on yıl önce keşfedilen
  11. 11. 11 magnezyum diboritin yüksek sıcaklıklardaki elektron-fonon süper iletken karakterinde gizli olabileceğini belirtti. İnsanlar süper iletkenliğin bor tabakasından kaynaklandığını uzun süre önce anladı. Magnezyum bor tabakasına bazı elektronlar saçarak onu besliyor gibi görünüyor. Fakat artık 2-D bor zaten metalik olduğundan zaten metalik özellik gösteriyor, diyor Penev. Penev inert altıgen bor nitritin (beyaz grafen) aralarındaki 2-D boru izole ederek materyalin süper iletkenliğini stabil hale getirebileceğini düşünüyor. Araştırma süper bilgisayar eksikliğinden dolayı düşünüldüğünden daha uzun sürdü.
  12. 12. 12 Yerli Haber ÖĞRENCİLERDEN YUMURTANIN RAF ÖMRÜNÜ UZATAN PROJE Afyonkarahisar’da Süleyman Demirel Fen Lisesi 10’uncu sınıf öğrencileri, yumurtanın raf ömrünü 2,5 aya çıkaran proje hazırladı. Keçiboynuzundan elde edilen karışımı kullandıkları proje ile TÜBİTAK 47. Ortaöğretim Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışmasının Eskişehir bölge elemelerinde birinci olan Mustafa Can Kifteci ve Barış Akarca, Türkiye genelinde düzenlenecek yarışmada bölgeyi temsil edecek. Öğrencilerden Kifteci, üzeri kirli olmasına rağmen yumurtaların neden yıkanmadan buzdolabına konulduğunu merak ettiğini söyledi. Annesinin, yıkanarak saklanan yumurtanın daha çabuk bozulduğunu söylemesi üzerine, konuyu internetten araştırdığını anlatan Kifteci, “Araştırma sonunda, yıkanan yumurtanın üst katmanındaki zarın bozulduğu, gözenekler açıldığı için bakterilerin içeriye daha hızlı girebildiğini ve bozulduğunu öğrendim. Bunun üzerine, ‘ne yaparsam yumurtanın daha uzun süre saklanmasını sağlayabilirim’ diye düşündüm” dedi. Kifteci, arkadaşı Barış Akarca ile yaptıkları değerlendirmede, yumurtanın yıkandıktan sonra üzerinin doğal, sağlıklı ve şeffaf bir madde ile kaplanarak saklanabilmesi üzerinde yoğunlaştıklarını dile getirdi. Keçiboynuzu çekirdeğinden jel ile kaplandı Kimya mühendisleri ile yaptıkları görüşme sonrası, bu konuda bir proje hazırlamaya karar verdiklerini aktaran Kifteci, şöyle devam etti: “Antimikrobiyel özelliği bulunan keçiboynuzunu kaplama malzemesi olarak kullanabileceğimizi öğrendik. Kimya mühendislerinin de katkısıyla, çekirdeklerinden ‘Keçiboynuzu Gamı-Locust Bean Gum’ (LBG) tozu elde ettik. LBG, sorbitol şurubu ve saf sudan hazırladığımız jel kıvamındaki özüt ile yıkanmış yumurtaların yüzeyini kapladık. Kurumaya bıraktığımız yumurtalar, 2 saatin ardından buzdolabında saklanabilir hale geldi.” Akarca ise yumurtaların raf ömrünün uzayıp uzamadığını belirlemek için uzun süreli deney
  13. 13. 13 yaptıklarını belirterek, şunları söyledi: “Yıkanmamış, yıkanmamış ve jel kaplı yumurtaları buzdolabında 4 derecede ve 22 derece oda sıcaklığında beklettik. 30. günün sonunda yıkanmış yumurtaların aşırı derecede bozulduğunu belirledik. Yıkanmamış yumurtaların da gerek oda sıcaklığında gerekse buzdolabında sarısının dağılmaya başladığını, bozulma başlangıcında olduğu görüldü. Yıkadıktan sonra jel ile kaplanan yumurtalarda ise buzdolabında ve oda sıcaklığında herhangi bir fiziksel bozulma olmadı.” Bakteriye rastlanmadı Yumurtalardaki bakteri durumuyla ilgili de inceleme yaptıklarını belirten Akarca, şöyle konuştu: “Numunelerdeki bakteri miktarını ölçtük. Yıkanmış ve yıkanmadan saklanan yumurtalarda bakteri miktarı gözlemledik. Ancak kaplamış olduğumuz yumurtalardaki bakteri miktarı sıfırdı. Kısaca, temiz, sağlıklı ve raf ömrü uzun saklama koşulu oluşturduk. Projemiz 30 günlük bir çalışmayı kapsıyordu ve bu sürenin sonunda yumurtada bakteri oluşmadığını ortaya koyduk. Normal şartlarda yumurtayı buzdolabında sakladığınız zaman 21. günde yavaş yavaş bozulma oluyor. Ancak biz jel ile kaplanmış yumurtanın iki buçuk aya kadar dayanabileceğini belirledik.” Öğrencilerin biyoloji öğretmeni Perihan Çağlar da projenin TÜBİTAK proje yarışması Eskişehir bölge elemelerinde birinci olduğunu dile getirdi. Çağlar, gıdalardan bulaşan hastalıkların toplum sağlığını yakından ilgilendirdiğine dikkati çekerek, “Yumurta da en çok tüketilen besin kaynaklarından biri. Öğrencilerimizin hazırladığı projenin yumurta sektörüne katkı sağlayacağına inanıyorum” dedi.
  14. 14. 14 KİMYAGER AKIN ÖZDEMİR YÜKSEK LİSANS ÖĞRENCİSİ DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ozdmrakin@gmail.com 14 ORGAN YAPIMINDA ‘‘BİYOMALZEMELER‘‘ KARACİĞER K arnın sağ üst kesiminde bulunan karaciğer, en önemli organlardan biri. Diğer birçok organdan farklı olarak karaciğerin sayısız görevi var. Vücudun fabrikası olarak da adlandırılan karaciğer, gıdaların sindirilmesi için gerekli safra ve enzimleri, çeşitli proteinleri, pıhtılaşma için gerekli faktörleri üretiyor. Vitamin ve kolesterol gibi yapıtaşları için adeta bir depo görevi görüyor. Kanın zararlı maddelerden arındırılması da karaciğerin en önemli görevleri arasında. Karaciğer yalnızca hücre kümelerinden oluşmuyor. İçerisinde çok karmaşık bir damar ve kanal ağı var. Karaciğer hücreleri de, bu damar ve kanal sistemiyle yakın komşulukta bulunuyor. Karaciğer, bu karmaşık yapısı nedeniyle yapay olarak oluşturulması en zor olan organlardan biri. Karaciğer yetmezliğine yol açan etkenlerin başında alkole bağlı siroz, hepatit (sarılık) ve aşırı dozda kullanılan ilaçlar geliyor. Karaciğer yetmezliği geliştikçe vücutta kanamalar, karında şişlik ve koma görülebiliyor. İlerlemiş organ yetmezliklerinde halen tek tedavi seçeneği, organın değiştirilmesi. ABD'de yaklaşık 10 milyon insanda çeşitli derecelerde karaciğer hastalığı mevcut. Yine bu ülkede 12 bin kişi karaciğer nakli için sırada. Bu kişilerin yalnızca üçte birine uygun karaciğer bulunabiliyor ve her yıl %20'si nakil sırasında beklerken ölüyor. Bu rakamlar gelişmekte olan ülkelerde çok daha korkutucu
  15. 15. 15 boyutta. Organ bağışının çok az olduğu ülkelerde, karaciğer hastalıklarına bağlı ölümler oldukça fazla. Son 4-5 yıl içinde geliştirilen yapay karaciğer cihazları, organ sırasında bekleyen hastalara karaciğer bulunana kadar zaman kazandırıyor. Yeni geliştirilen yapay karaciğer cihazları, insan karaciğer hücrelerini kullanıyor. İlk olarak hastanın kanındaki hücreler ayrılarak "plazma" denen sıvı elde ediliyor. Daha sonra plazma, içi karaciğer hücreleriyle dolu bir kartuşa aktarılıyor. Kartuşun içinde sınırsız yaşama yeteneği olan milyonlarca karaciğer hücresi bulunuyor. Bu hücreler normal bir karaciğer hücresinin neredeyse tüm görevlerini yapabiliyorlar. Kartuşun içine dolan plazma, bu hücreler sayesinde zararlı maddelerden arındırılıyor. Kartuştan süzülen temiz plazma tekrar hastaya geri veriliyor. İnsan hücrelerinden yararlanan cihazlar, yaklaşık on gün süreyle kesintisiz olarak kullanılabiliyor. Yapay karaciğer cihazları son yıllarda daha da geliştirildi. Heksagonal mikrokanallar üzerine yerleştirilen karaciğer hücreleri, yapay karaciğer görevini görebiliyor. Hastanın kanı, bu kanallar içinden geçerken karaciğer hücreleri tarafından zararlı maddelerden temizleniyor. Ancak kan bu kanallardan geçerken içindeki oksijeni de kaybedebiliyor. Bu nedenle kanalları kısa tutmak gerekiyor. Kanalların kısa olması da yeterince zararlı maddelerden temizlenmesini engelleyebiliyor. Bu tür cihazlar her ne kadar geliştirilmişse de, bir karaciğerin görevini tam olarak gerçekleşti- remiyorlar. Bu nedenle üç boyutlu yapay karaciğer oluşturma çalışmaları hızla devem ediyor. Yapay karaciğer oluşturmak, teknik açıdan oldukça güç. Dr. Vacanti'nin 1997 yılında bir farenin sırtında insan kulağı geliştirdiği günden beri, üç boyutlu ve damarlı yapay karaciğer fikri hayal olmaktan çıktı. Harvard Üniversitesi'ndeki bilim adamları orijinal karaciğer benzeri bir model oluşturdular. Yapay karaciğer yaratmada en önemli basamak, karmaşık damar yapısını oluşturmak. Bu nedenle ilk olarak, vücuttan çıkartılmış bir karaciğerin damarlarının içine, özel bir sıvı plastik materyal enjekte ediliyor. Bu sıvı kısa süre içinde katılaşarak damarların şeklini alıyor. Daha sonra karaciğer dokusu özel sıvılarla eritilerek yok ediliyor. Geriye yalnızca katılaşmış ve damar şeklini almış olan madde kalıyor. Kurumuş ağaç dallarına benzeyen bu yapı, karaciğerin damar yapısını temsil ediyor. Bu yapının görüntüleri bilgisayara aktarılarak üç boyutlu görüntüler elde ediliyor. Bu görüntüler yardımıyla silikon kalıplar hazırlanıyor. Silikon kalıpların içine polilaktik glikolik asit (PLGA) yapısındaki bir madde dökülüyor. Böylece karaciğer damarlarının organik bir iskeleti oluşturuluyor. Bu iskeleti oluşturduktan sonraki aşamaysa hücrelerin oluşturulması. Damar iskeleti çevresine yerleştirilen karaciğer hücreleri, belirli büyüme faktörleri yardımıyla çoğalarak organın kalın etli kısmını oluşturuyorlar. Bir sonraki aşamaysa damarın oluşturulması. Bunun için süngerimsi yapıda olan PLGA içine damar hücreleri enjekte ediliyor. İskelet, hücrelerin çoğalması için gerekli büyüme faktörlerini ve
  16. 16. 16 besin maddelerini içeriyor. Damar hücreleri iskelet boyunca ilerleyerek karaciğer hücrelerine yapışıyor. Burada çoğalan damar hücreleri, iskelet çevresinde birleşerek tam bir damar yapısı oluşturuyorlar. PLGA iskelet birkaç ay içinde kendiliğinden eriyerek geride karaciğer hücreleri ve içinde damarları olan yapay bir organ bırakıyor. Bu şekilde oluşturulan yapay karaciğer hayvanlarda denendi. Oldukça iyi kan akımının sağlandığı bu organlarda dışarı kan sızıntısı da gözlenmedi. Tabi bu teknolojiyi ideal şekle getirmek çok kolay değil. Karaciğer içinde değişik görevleri olan milyonlarca hücre var. Yalnızca bir gram karaciğer dokusunda yaklaşık 100 milyon karaciğer hücresi bulunuyor. Hücrelerin gerekli noktalara yerleştirilmesi ve buradaki konumlarını korumalarının sağlanması oldukça güç. Yapay karaciğer oluşturulmasında karşılaşılan diğer bir güçlükse, organın mikroplardan arındırılması. Yapay organların içine hiçbir mikrobun girmemesi gerekiyor. Bu nedenle, çalışmalarda kullanılan tüm cihaz ve aletlerin steril, yani mikroptan arındırılmış olmaları çok önemli. KALP Kalp, en önemli organlardan biri. Koroner damarların tıkanmasına bağlı kalp kaslarının ölmesi, ve bunun sonucunda meydana gelen kalp krizi, dünyadaki en sık ölüm nedeni olarak gösteriliyor. Kalp hücreleri kendini yenileme yeteneğine sahip değil. Bu nedenle herhangi bir nedene bağlı olarak hücreler ölür ya da görev yapamazsa, yani hücreler kasılma yeteneğini kaybederlerse, kalp yetmezliği gelişiyor. Kalp yetmezliğinde vücuttaki kan yeterince pompalanamıyor ve organlar kansız kalıyor. Buna bağlı olarak da diğer organlarda yetmezlikler başlıyor. Milyonlarca insan kalp yetmezliğinin pençesinde ve nakil için uygun bir kalp bekliyor. Bu insanların fazla zamanı yok. Kanı pompalama yeteneği olan yapay kalp cihazları nakil yapılana kadar geçen sürede hastalara zaman kazandırıyor. Ancak bu cihazların vücutta taşınması çok kolay değil. Enerjiyi aldıkları piller vücut dışında bulunuyor. Hastaların mutlaka yedek pillerle dolaşmaları gerekiyor. Sağlıklı Kalp Hastalıklı Kalp
  17. 17. 17 Yapay kalp cihazları yabancı cisim oldukları için, kan bunun içinden geçerken pıhtılaşabiliyor. Bunu engellemek için sürekli kanı sulandıran ilaçların alınması gere-kiyor. Son yıllarda kalp yetmezliğinin tedavisinde cihazlar yerine kalp kası hücrelerinin kullanılması gündeme geldi. Kemik iliğinden alınan hücreler ya da embriyodaki kök hücreler kullanılarak kalp kası hücresi (kardiyomi-yosit) oluşturulabiliyor. Kök hücreler birçok hücreye dönüşme yeteneğine sahip. İnsanın oluşumu aşamasındaki ilk hücreler olan embriyonel kök hücreler, kültürlerde çoğaltılarak özel büyüme faktörleri sayesinde kalp hücrelerine dönüştürülüyorlar. Bu hücreler farklı genetik yapıya sahip oldukları kişiye nakledildiklerinde bağışıklık sistemini harekete geçirebiliyor. Yapılan çalışmalar, kemik iliğinden alınan bazı hücrelerin de özel koşullarda kalp hücresine dönüşebileceğini gösterdi. Kişinin kendi kemik iliğinden alınacak olan hücrelerin genetik yapısı kalbindeki hücrelerle aynı olduğu için, bunların tedavi amaçlı kullanımı bağışıklık sistemi açısından sakınca yaratmıyor. Kemik iliği hücreleri özel kültürlerde kalp hücresine dönüşüyor. Bu hücreler belirli sayıya ulaştıktan sonra tekrar hastaya geri veriliyor. Bu hücreler dolaşım yoluyla kalbe giderek hasarlı bölgeye yerleşiyorlar. Hasarlı kalp hücreleri arasında yerini alan sağlıklı kalp hücreleri burada normal işlevlerini yerine getiriyor. Bu sayede kalp yetmezliği önlenebiliyor. Büyüme faktörleri sayesinde çoğaltılan hücreler kısa bir sürede birleşerek kollagen iskelet etrafında kenetlendi. Çoğalarak üç boyutlu şekil alan kalp hücreleri kasılma işlevini de yerine getiriyor. Bu tür tedaviler henüz deneme aşamasında olmalarına karşın bilimadamları daha da ileri giderek kalp dokusunu vücut dışında oluşturmayı başardılar. Bir günlük yavru farelerin kalp hücrelerini alan bilimadamları bu hücreleri kollagen ve serum içeren bir ortama yerleştirdiler. Yaklaşık dört günde, kap içindeki hücreler çoğalarak birbiriyle kenetlendiler. Orijinal kalp dokusundaki gibi birbirine yapışan hücreler dakikada 100 kez kasılan kalın bir hücre kümesi oluşturdu. Vücut dışında elde edilen bu yapay kalp dokusu, mikroskobik olarak üç boyutlu kalbin benzeri. Yapay kalp dokusu elde etme çalışmaları şimdi daha da ileri noktalara götürülüyor. Artık hedef kalp hücresi ya da kalp dokusu oluşturmak değil, üç boyutlu organ, yani yapay kalp yaratmak. Birçok kalp hastalığında, kişilerin uzun bir tedavi sürecini beklemek için zamanları olmuyor. Hücre ya da doku nakli sonrasında bu hücrelerin hedef bölgeye giderek burada çoğalmaları ve hasarlı hücrelerin yerini almaları uzun bir süreç gerektirebilir. Sonuçların alınması için belirli süre gerektiren bu ve benzeri tedavilerin, kalbin tamamının hasarlı olduğu durumlarda kullanılmaları pratikte mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda organın tamamının en kısa sürede değiştirilmesi gerekir. Organ kaynaklarının son derece yetersiz olduğu günümüzde yapay olarak üretilecek organlar, en önemli umut kaynağı.
  18. 18. 18 KORNEA Gözün en dış tabakası olan kornea herhangi bir nedenle hasara uğrayınca görüş kapasitesi önemli ölçüde azalıyor. Bazı durumlarda hasar kalıcı olup körlüğe kadar ilerliyor. Bu durumlarda tek seçenek hasarlı korneayı yeni bir kornea ile değiştirmek oluyor. Kalıcı ve ileri dereceli kornea hasarlarında halen en sık kullanılan tedavi yöntemlerinden biri, kornea nakli. Teknik olarak çok fazla zorluğu olmayan bu yöntemde, kornea, kadavralardan temin ediliyor. Kornea, kıkırdak dokusu gibi "difüzyon" yoluyla, yani besinlerin ve oksijenin hücreler arasına sızmasıyla yaşamını devam ettiriyor. Kan damarlarının olmaması, korneayı bağışıklık sistemi açısından avantajlı hale getirmesine karşın doku reddini tam olarak ortadan kaldırmıyor. Kornea hücreleri vücut tarafından yabancı olarak kabul edilip reddedilebiliyor. Bunu engellemek için kornea nakli yapılan hastaların, sürekli olarak bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanmaları gerekiyor. Kornea naklinin bu ve benzer dezavantajları yapay kornea fikrini gündeme getirdi. Bilim adamları, büyük oranda su içeren ve polimer yapısında olan jeller geliştirdiler. "Hidrojel" denen bu yapay kornealar, esneme yeteneğine sahip, elastik yapılar. Hidrojel yapay kornealar, nakil için risk taşıyan ya da ilaç kullanılması istenmeyen hastalarda tercih ediliyor. Yapay korneayı yerleştirmek için hastanın kendi korneasının bir kısmı kesiliyor; kesilen yerde oluşan boşluğa hidrojel kornea naklediliyor. Bu kornealar sayesinde, yasal olarak tam kör kabul edilen kişilerin görmelerinde önemli ilerleme kaydediliyor. Yapay kornealar halen normal görüş sağlamasalar da, doku mühendisliği ve polimer kimyasındaki gelişmeler sayesinde her geçen gün orijinaline daha çok benzer hale getiriliyorlar.
  19. 19. 19 KEMİK Bazı kemik hastalıkları, tümörler ya da kötü kırıklar büyük kemik hasarlarına yol açabiliyor. Kemik kaybı olan kısımların onarılması oldukça zor. Her ne kadar kemik dokusu kendisini yenileme yeteneğine sahip olsa da, oluşan büyük boşlukları dolduramıyor. Örneğin tümör nedeniyle çıkartılan 10 santimetrelik kemiğin yeniden oluşarak burayı doldurması mümkün olmuyor. İyi bir kemik iyileşmesi için, kemik uçlarının yakınlaştırılması ve karşılıklı getirilmesi gerekiyor. Çeşitli cerrahi tekniklerle kemik boyu uzatılarak boşluklar doldurulsa da, bu her hastada mümkün olamıyor ya da uzun süre alıyor. Kadavralardan alınan kemiklerin nakliyse, bağışıklık sistemi engeliyle karşılaşıyor. Seramik ya da metal malzemeden yapılan kemikler de, uzun dönemde yabancı cisim etkisi nedeniyle reaksiyona yol açıyor. Buna ek olarak, yabancı maddelerin yol açtığı önemli sorunlardan biri de enfeksiyon. Geliştirilen yapay kemikler sayesinde kemik kaybına yol açan kırıklar ya da hastalıklar tedavi edilebilecek. Bilim adamları gerçek kemik dokusuna oldukça yakın bir yapay kemik dokusu oluşturmayı başardılar. Bu teknikte ilk olarak, kemiğin iç ve dış yapısı kompüteri-ze tomografi (CT) ya da magnetik rezonans (MRI) tetkikleri yardımıyla görüntüleniyor. Oluşan bu görüntüler daha sonra bilgisayara aktarılıyor. Kemik, dış yüzeyi oldukça pürüzsüz ve içi dolu gibi görünse de, ortası boş ve gövde kısmı iyi organize olmuş ince tabakalardan, yani lamellerden oluşuyor. Bu yapı, en ince hatlarına kadar bilgisayara yüklendikten sonra üç boyutlu poli mer iskelet oluşturuluyor. Belirli bir zaman sonunda kendiliğinden erime özelliğine sahip bu iskelet, oldukça sağlam yapıda. Vücuda yerleştirildikten bir süre sonra kemik hücreleriyle doluyor. Vücut kendi kemik dokusunu oluşturdukça bu iskelet kayboluyor. Son yıllarda yapay kemik çalışmaları daha da ileri giderek yalnızca şekil olarak değil, yapısal olarak da orijinaline çok yakın yapay kemik oluşturmayı başardı. İnsan vücudundaki hücreleri ve dokuları bir arada tutan, bir bakıma tutkal görevini gören "kollagen", yapay kemik iskeleti oluşturmakta da kullanılıyor. Bilgisayar yardımıyla üç boyutlu ve kemik şeklin de kollagen iskelet oluşturulduktan sonra, içine kalsiyum fosfat kristalleri yerleştirili- yor. Bu kristaller iskelete kemik sertliğini veriyor. Vücuda nakledildiğinde, kemik hücreleri bu yapının içine doluşarak çoğalmaya başlıyorlar. Kısa bir sürede iskeletin içi orijinal kemik dokusuyla doluyor. Böylece nakledilen yapay kemik, hastanın kendi kemik dokusuyla kaynıyor. Yapay Kemik Kaynaklar : 1.http://www.tsn.org.tr 2. Wintermantel, E., Mayer, J., Blum, J., Eckert, K.L., Lüscher, P. and Mathey, M., Tissue engineering scaffolds using superstructures, Biomaterials, 17, 83-91, 1996 3. http://www.incites.com 4. http://www.azom.com 5. Handbook of biomaterials evaluation / Andreas F. Von Recum
  20. 20. 20 6. Biomaterials / Joon B. Park / Roderic S. Lakes 7. Park, J.B., Kim, Y.K., 2000. Metallic Biomaterials, The Biomedical Engineering Handbook: Second Edition. CRC Press LLC, 2000. 8. Guna Selvaduray, Introduction to Applications of Applications of Materials in Medical Materials in Medical Devices, 2005, MATE 175, San Jose State University. 9. Jim Hollenhorst, Molecular Scale Technologies for Electronics and the Life Sciences, IEEE SF Bay Area Nanotechnology Council Lunch Seminar, July 19, 2005. 10. Patrick A. Tresco, Utah State University, BIOEN 5301/6900: Introduction to Modern Biomaterials, 2004. 11. F. Larry Leistritz, Nancy M. Hodur, Donald M. Senechal, Department of Agribusiness and Applied Economics, North Dakota State University. Biomass ’06 Workshop Grand Forks, ND, 2006
  21. 21. 21 HaberYabancı LİTYUM SİNEKLERDE ÖMRÜ UZATTI İngiliz araştırmacılara göre lityum, en azından sineklerde ömrü uzatıyor. Laboratuvar deneylerinde düşük dozlarda lityumun meyve sineklerinin ömrünü uzattığı belirlendi. Bilim insanları umut verici diye niteledikleri bu bulgunun ileride insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına yardımcı olacak yeni ilaçlar geliştirilmesini sağlayabileceğini bildirdi. Psikiyatride değişken ruh halinin tedavisi için kullanılan lityum, yüksek dozlarda alınırsa ağır yan etkilere neden olabiliyor. Lityumun beyni nasıl etkilediği tam olarak bilinmiyor, ancak meyve sineklerinde GSK-3 diye bilinen kimyasal maddeyi bloke ederek ömrü uzatabildiği görülüyor. Londra Üniversitesi tarafından yapılan araştırmanın sonuçları Cell Reports adlı bilimsel dergide yayımlandı. Araştırmada düşük dozlarda lityum verilen meyve sineklerinin ortalamadan yüzde 16 daha uzun yaşadıkları belirlendi. Lityum yüksek dozlarda verildiğinde ise sineklerin ömrünü kısalttığı görüldü. Araştırmaya başkanlık eden Prof. Linda Partridge, sineklerde düşük dozda lityumdan elde ettiğimiz sonuç cesaret verici, bir sonraki adımımız daha karmaşık hayvanlarda GSK-3’ü hedefleyerek, ileride insanlar üzerinde denenebilecek bir ilaç geliştirmek” dedi. Araştırma ekibinden Dr Ivana Bjedov, düşük dozda lityumun sineklerde şeker oranı yüksek bir beslenme rejiminde yağ oluşumunu da engellediğini belirtti. Araştırmaya mali destek veren İngiltere Parkinson hastalığı vakfından Claire Bell “Araştırmacıların yaşlanma bulmacasının önemli bir parçasını tespit ettiklerini görmek çok cesaret verici” diyor ve ekliyor: “Bu sayede günün birinde yaşlanma sürecine müdahale etmemiz mümkün olabilir.”
  22. 22. 22 Haber Yerli TÜRK PLASTİK SEKTÖRÜ İRANPLAST 2016’DA Ambargo sonrası hızla büyümesi beklenen İran plastik sektörünün en önemli iş platformlarından olan İranplast 2016’nın son günlerine yaklaşılırken önemli adımlar atıldı. Plastik Sanayicileri Derneği’nin (PAGDER) Türkiye resmi temsilcisi olarak katılım düzenlediği İranplast 2016 fuarında etkin bir şekilde yer alan Türkiye plastik sektörü, güçlü işbirliklerinin kapılarını araladı. Fuarda İran’ın en önemli sivil toplum örgütlerinden biri olan APIC İran Petrokimya Endüstrisi Şirketleri Derneği ile toplantı gerçekleştiren ve fuara yönelik değerlendirmelerde bulunan PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Reha Gür, “İran hali hazırda Türkiye plastik sektörünün güçlü iş yaptığı önemli ülkelerden biri. Gelecek çok daha büyük fırsatlar sunuyor ancak İran firmalarının da hızla yatırım yaptığını unutmamalıyız” dedi. Plastik Sanayicileri Derneği’nin (PAGDER) Türkiye resmi temsilcisi olarak katılım düzenlediği İranplast 2016 fuarının son günlerine girilirken Türkiye’den katılan alanının en başarılı ve önemli firmaları, markaları olumlu görüşmelerini, etkin tanıtımlarını sürdürüyor. PAGDER organizasyonu ve İran’da bulunan distribütörleri aracılığıyla katılan 30’a yakın Türk firmasının yer aldığı fuarda, PAGDER’in öncü rol oynadığı İran pazarına yönelik olarak Türkiye plastik sektörünün iş imkanlarını geliştirme girişimleri olumlu sonuçlar vermeye başladı. Fuarın ilk gününden itibaren İranplast’ta ziyaretçi ve diğer katılımcı firmalarla iş imkanlarını görüşen Türkiye’nin güçlü plastik ve makine firmaları, somut satışlar-işbirlikleri yaptı. Gelecekte Potansiyel Realize Edilecek! Türkiye ile İran arasında güçlü bir plastik sektör dış ticareti olduğunu vurgulayan Reha Gür, İran’ın en fazla plastik mamul ithal ettiği ve en fazla hammadde ihraç ettiği ülkeler arasında Türkiye’nin ikinci sırada olduğunu hatırlattı. Gür, Türkiye’nin İran’a plastik mamul ihracatının yıllık 150 milyon dolara yaklaştığını vurguladı. Fuarın başarıyla sürüyor
  23. 23. 23 olmasından memnuniyet duyduğunu belirten Reha Gür, şu değerlendirmeyi yaptı: “İran hali hazırda Türkiye plastik sektörünün güçlü iş yaptığı önemli ülkelerden biri. Gelecek çok daha büyük fırsatlar sunuyor, ancak İran firmalarının da hızla yatırım yaptığını unutmamalıyız. Başarılı bir fuar organizasyonu yaşıyoruz. Firmalarımız başarılı iş görüşmeleri yaptı ve somut sonuçlar elde etti. Gelecekte, çok büyük olduğunu gördüğümüz potansiyelin realize edilmesi, işe dönüştürülmesi için başarılı adımlar atıldı. Değerli katılımcılarımız, PAGDER’in öncü rolünden ve organizasyondan duydukları memnuniyeti de dile getirdiler. PAGDER’in İran ile ilişkilerin geliştirilmesi; Türkiye plastik sektörünün bu önemli platformda yer alarak daha fazla iş yapmasına, güçlü potansiyellerini ortaya koymalarına aracılık etmekten büyük mutluluk duyduk” dedi. Geleceğe yönelik güçlü bir beklenti içinde olduklarını da kaydeden Reha Gür, “Türkiye plastik sektörünün uluslararası pazarlara erişiminde oynadığımız öncü rolümüzle üyelerimize ve tüm sektör mensuplarımıza rehber olarak küresel çapta etkinlikleri artırmaya yönelik vizyonumuzun somut sonuçlarından birini ortaya koymuş olduk. İran’ın fırsatlar sunduğu kadar gelecekte rakip olma ihtimali de var. İran pazarı, birçok sektördeki diğer Türk firmaları gibi plastik sektöründeki firmalar için de olağanüstü işbirlikleri imkanı taşıyor. Üretim, tüketim, yatırım, ihracat açısından İran’ı zaten yakından takip ediyorduk; gelecekte de sıcak takibimizi sürdürerek önemli tüm gelişmeleri sektörümüzün dikkatine sunmaya devam edeceğiz” dedi. Pagder Organizasyonuyla İranplast’a Katılan Türk Firmaları İranplast 2016’ya İran’daki distribütörleri aracılığıyla katılanların yanı sıra PAGDER organizasyonu ile fuara katılan alanının en önemli diğer firmaları (Alfabetik sırayla) şöyle: Akdeniz Kimya, Apeks Makine, Beno Plastik, EBS Bağlantı Elemanları, Ege Proses, Ercan Premiks, İnpak Makine, Koç Elektromekanik, Kuatro Plastik, Mergen Makine, Mikrostar, Monomer Extruder Makine, Opkon Optik Elektronik, Ravago Petrokimya, RTC TEC, Sancar Kimya, Saraç Makine, Sarten Ambalaj, Sisan Plastik, Takımsan, Üstün İş Makine, Vatan Plastik.
  24. 24. 24 KİMYAGER TUĞBA ÇİÇEK ÖĞRENCİ 19 MAYIS ÜNİVERSİTESİ cicek16.55@gmail.com 24 GÜNEŞ KREMLERİ HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ YAZ AYININ VAZGEÇİLMEZİ GÜNEŞ KREMLERİ Y az aylarında güneş kremi çok sıklıkla kullanırız. Hatta çoğumuz güneş kremi kullanmadan dışarı adım atmayız, atamayız. Bu sebeple de güneş kremi yaz aylarında adeta hayatımızın bir parçası haline geliyor. Sağlıklı bir şekilde etki etmesini istiyorsanız eğer güneş kremi alırken dikkat edilmesi gereken bazı kurallar bulunmaktadır. Güneş kremi nedir? Güneşlenme sırasında cildin kurumasını, aşırı yanmasını ve çatlamasını önleyen bir tür özel krem. Güneş ışınlarına karşı cildimize koruyucu görevi görür. Peki kullandığımız güneş kremleri üzerindeki yazılar ne anlama geliyor ? Öncelikle güneş kremlerinin üzerinde gördüğümüz SPF ne demek açıklayalım. SPF Sun protection factor (yani güneş koruma faktörü) demek. Güneşten gelen solar enerjinin (Ultraviole ışınlarının ) güneş ışınlarından korunan bir ciltte yanmanın, korunmayan cilde göre ne zaman meydana geleceğini ölçen bir ölçüdür. SPF değerleri arttıkça koruma düzeyleri de artmaktadır. Güneş kremleri SPF 2'den başlamakla birlikte, en yaygın olarak piyasada satılan koruma faktörleri SPF 15, SPF 20, SPF 25, SPF 30 ve SPF 50'dir. (Genellikle düşük değerler bronzlaşmak için kullanılan yağlarda ve kremlerde bulunmaktadır.)
  25. 25. 25 SPF 15 UVB ışınlarının yaklaşık %94'ünü, SPF 30 ise yaklaşık %97'sini önlemektedir. (SPF 45-50'lere çıktığımızda ise bu oran sadece %1-2 artarak %98'lere ulaşmaktadır.) Günlük hayatta SPF 30 kullanmak, özel zamanlarda ise SPF 50 kullanmak cildimiz açısından daha iyidir. UVA, UVB nedir? UV Ultraviyole demektir ve bu gözle görünmeyen ışık güneşten yayılır. UVB Cildin üst katmanlarını geçerek güneş yanığına, erken yaşlanmaya ve cilt kanserine neden olur. Bu UVB ışınları camdan geçemez. Geleneksel SPF kategorileri sizi bu UVA Cilde daha yavaş geçer ve epidermisin derinliklerine girerler hatta dermise nüfuz ederek kolajen ve elastini parçalar yani cildimizin yaşlanmasından sorumludur ve hiper pigmentasyona neden olurlar. Buda cilt kanserine neden olabilmektedir. UVA ışınları camı geçebilir ve bu nedenle korunduğunuzu sandığınız zaman bile hasara yol açabilir. Her iki UV ışınından kaçınmakta fayda var, bu nedenle UVA/UVB koruması olan güneş kremleri tercih etmenizi öneririz.
  26. 26. 26 Kimyasal güneş koruyucular: Benzofenon, salisilat ve sinnamat gibi içerikler cilt yüzeyinde bir tabaka oluşturarak henüz UV ışınlarını cilde nüfuz etmeden absorbe eder. Fiziksel güneş koruyucular Etkisini güneşin UV ışınlarını geri yansıtarak gösterir. Çinko oksit ve titanyum oksit içeren ürünlerdir. Suya dayanıklı SPF özelliğindeki güneş kremi suda 40 dakika etkisini göstermeye devam eder. "Ekstra suya dayanıklı" olanlar ise bu süreyi 80 dakikaya çıkarır. Su geçirmez Hiçbir güneş kremi su geçirmez değildir. Gıda ve İlaç İdaresi bu terimin etiketten çıkarılmasını öneriyor. Yıldız dereceleri Gıda ve İlaç İdaresi’nin üzerinde çalıştığı koruyucu kremlerin etiketinde görmeye hazırlıklı olman gereken yeni bir sistem. Yıldızlar sağladığı güneş korumasına göre birden dörde kadar derecelendirilebiliyor (en düşük için: 1; en yüksek için: 4) Peki, Güneş Kremi Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyiz? Öncelikle cilt tipimize göre seçim yapmalıyız. Cildiniz normal, karma, kuru/karma, yağlı, hassas, alerjik hangisiyse ona uygun seçim yapılmalı. Rastgele seçilen ürünler cildinize ağırlık yapacağı gibi sivilcelenmelere de yol açabilir UVA ve UVB korumalı bir krem seçmeliyiz. Çok açık teniniz varsa 30 faktör üstü güneş kremi seçilmeli. Beyaz tenliler, renk hücreleri az olduğundan güneş yanığına ve uzun vadede zarara daha açık. Bulunduğumuz alana göre seçim yapmalıyız. Deniz kenarı gibi yazın açık alanlarda bulunuyorsak yüksek faktörlü güneş kremleri tercih edilmeli. Çünkü koruma süresi daha uzun oluyor. Güneş kremi 2-3 saatte bir mutlaka yenilenmeli, deniz ve havuz sonrası yeniden sürülmeli. Parabensiz, parfümsüz ve allerjik maddeler içermeyen güneş kremlerini tercih edin. Eğer alerjenik cildiniz varsa cilt ürünleri arayın. Eğer allerjiniz olup olmadığını bilmiyorsanız cildinize sürüp bekleyin. Kızarma ve kabarma yoksa kullanabilirsiniz. Aldığınız güneş koruyucunun gözenekleri tıkamamasına özen gösterin. Güneş koruyucunuzu güneşe çıkmadan 30 dakika önce uygulayın. Bazı insanlar en az 30 gr güneş koruyucuya ihtiyaç duyar. Eğer sürekli yüzüyor ya da duş alıyorsanız her iki saate bir tekrar güneş koruyucu uygulayın. Yüzecekseniz ya da çok terleyen biriyseniz suya dayanıklı, su geçirmez güneş koruyucular alın. Daha pahalı ve isim yapmış kremlerin, ucuz kremlerden çok daha iyi olduğu düşünülmemelidir. Her krem incelenmelidir. Son olarak son kullanma tarihine dikkat edilmelidir. Kaynaklar : http://www.notsehri.com/gunes-kremi-nedir http://www.ezberim.biz/guzellik-and-moda/175683-gunes-kremi-uzerindeki-terimler-ne-anlama/ http://ahilerdiyari.blogspot.com.tr/2013/05/gunes-kremi-alrken-dikkat-etmemiz.html http://www.blogsiteniz.com/ansiklopedi/gunes-kremi-uzerindeki-terimler-ne-anlama-geliyor.html
  27. 27. 27 http://www.estetiktr.net/gunes-kremi-alirken-nelere-dikkat-edilmeli.html http://www.forumaski.com/kozmetik-dunyasi/166520-gunes-kremi-uzerindekiler-ne-anlama-geliyor.html http://www.ojemrujumrimelim.com/gunes-kremi-secerken-nelere-dikkat-etmeliyiz/ http://www.forumsal.net/cilt-bakimi/437529-gunes-kremi-alirken-dikkat-edilmesi-gerekenler.html
  28. 28. 28 HaberYabancı YOSUNLARDAN ENERJİ ÜRETİMİ BAŞLADI Göl ve denizlerimizin altı, dev bir enerji kaynağı! Yenilenebilir enerjinin ne kadar önemli olduğunu haberlerimizde elimizden geldiğince vurgulamaya çalışıyoruz. Zira günümüzde 1 numaralı enerji kaynağı olarak fosil yakıtlar kullanılıyor. Uzmanlara göre 50 yıl sonra tükenecek olan bu yakıtlar aynı zamanda aşırı düzeyde çevre kirliliğine neden oluyor. Bu doğrultuda hem çevreyi hem de geleceği düşünenler yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliyor. Bu amaçla yapılan araştırmalarda Botryococcus braunii ismi verilen ve oldukça yaygın olarak bilinen bu alglerin sıvı hidrokarbon ürettiğini ve biyoyakıt olarak kullanılabileceğini keşfedilmişti. Fakat bu organizmanın kendi başına enerji kaynağı olarak kullanılamıyor, zira çok yavaş büyüyorlar. Gelgelelim uzun süredir bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdüren Texas A&M AgriLife araştırmacıları bir çözüm yolu bulmuş gibi görünüyor. Ekip lideri Dr. Tim Devarenne, Botryococcusları kullanarak biyoyakıt üretmenin yolunu şu şekilde açıklıyor: Botryococcusların sorunu çok yavaş büyüyor olması. Bu algleri ekonomik ölçekte kullanamayız, çünkü ihtiyaçları karşılayamazlar. Şöyle ki; bir Botryococcus hücresinin ikiye çıkması yaklaşık bir hafta sürüyor. Fakat bu süre 6 saate indirilebilir. Bu alglerin genetik kimyasına, daha hızlı gelişebilen bir alg genetiği transfer ederek bu süreyi kısaltabilir. Böylece daha hızlı gelişme sağlayarak biyoyakıt üretebiliriz. Montreal’deki Concordia Üniversitesi’nden Muthukumaran Packirisamy ise Botryococcus alglerinin iyi bir seçim olduğunu düşünüyor: “Doğal kaynaklar açısından mavi yeşil algler, fosil yakıtları azaltabilme açısından harika bir seçim. Siyanobakteriler, Dünya üzerindeki en uygun mikroorganizmalardır. Üstelik güneş ve rüzgar gücü gibi diğer yenilenebilir güç kaynaklarından farklı olarak, havadaki değişimler ile verimlilikleri etkilenmez. Gördüğümüz üzere biyoenerji alanında çalışmalar devam ediyor. Umarız en kısa zamanda hem daha ekonomik hem de daha çevreci yeşil enerji kaynaklarına ulaşırız."
  29. 29. 29 Yerli Haber KİMYANIN İLK ÇEYREK İHRACATI 3 MİLYAR 341 MİLYON DOLAR Kimya ihracatı yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre miktarda yüzde 4,53 artış, değerde ise yüzde 10,35 azalış gösterdi. Kimya ihracatı ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre miktarda yüzde 4,53 artış, değerde ise yüzde 10,35 azalışla 3 milyar 341 milyon dolar olarak gerçekleşti. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) verilerine göre, ilk çeyrekte kimya ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre miktarda yüzde 4,53 artış, değerde ise yüzde 10,35 azalışla 3 milyar 341 milyon dolar oldu. Mart ayı ihracatı ise değer bazında yüzde 11 azalışla 1 milyar 194 milyon dolar olarak gerçekleşti. Geçen ay kimyanın en çok ihracat yaptığı ilk 10 ülke listesinde, Almanya, Hollanda, Mısır, Irak, İtalya, Suudi Arabistan, İran, İngiltere, Belçika ve İsrail yer aldı. İhracatta kilit rol oynayan kimya sektörünün hem ilk çeyrek hem de mart ayı ihracatını Avrupa Birliği ülkelerinden gelen talep sırtladı. Ocak-mart döneminde en çok ihracat Almanya’ya yapıldı. Ülkeye olan ihracat miktarda yüzde 7,8 artış değerde ise yüzde 1 azalışla 207,5 milyon dolar oldu. Bu dönemde en çok ihracat yapılan diğer ülkeler ise Mısır, Irak, İtalya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran, Hollanda, Yunanistan ve İspanya olarak sıralandı. İlk 10’un yarısını AB ülkelerinin oluşturması dikkati çekerken, İtalya’ya yapılan ihracat yüzde 9,14 ve İspanya’ya olan ihracat yüzde 16, 34 artış gösterdi. İlk çeyrek kimya sektörü ihracatı alt sektörler bazında değerlendirildiğinde en fazla ihracatı plastikler ve mamulleri, mineral yakıtlar ve yağlar, kauçuk ve kauçuk eşyanın yaptığı görüldü. Yılın ilk üç ayında alt sektörlerin yıldızı 1 milyar 186 milyon dolarlık ihracatla plastikler ve mamulleri oldu. Mart ayında miktarda yüzde 13,27 değerde yüzde 8,22 artış yakalayan plastikler ve mamullerinin ihracatı 445,5 milyon dolar olarak gerçekleşti. Plastiklerin en çok ihraç edildiği ülkeler arasında Almanya’da yüzde 43,37, İtalya’da yüzde 68,50 ve Romanya’da yüzde 37,83 artış yaşandığı görüldü. Açıklamada görüşlerine yer verilen İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, ilk çeyrek rakamlarının bu yılın ihracatında Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin etkin rol oynayacağını gösterdiğini belirterek, “Uzun zamandır durgun olan Avrupa
  30. 30. 30 pazarındaki bu hareketlilik önümüzdeki aylar için de umut verici. Birliğimiz mevcut pazarlar kadar hedef pazarlara da odaklanıyor. Bu doğrultuda Uzakdoğu’dan Güney Amerika’ya kadar sektörümüzle ilgili önemli fuarlarda yer alıyoruz. Yine ticaret heyetlerimize de hız kesmeden devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
  31. 31. 31 KİMYAGER ERMAN GİRGİN MEZUN GAZİ ÜNİVERSİTESİ ermangirgin2006@yahoo.com 31 ICP-İndüktif Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektrometresi KİMYAGER BİLGİN GÖKGÖZ MEZUN HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ bilgin.gokgoz@hotmail.com B ir analiz cihazı düşünün ki atomizasyon kaynağı yaklaşık 10000 K sıcaklığa çıkabilsin. Bu cihazı kullanabilmemiz için uygun bir sıcaklık kaynağı bulmamız gerekiyor. Odun alevi 1000 derece civarlarında olduğu için uygun değildir. AAS cihazı gibi azot protoksit / asetilen karışımı yaklaşık 3000 derecede olduğu için o da yeterli olmayacaktır. Beyin fırtınası zamanı... Peki inert bir soy gaz olan Argon kullansak? Maddenin 4 hali vardır; katı, sıvı, gaz ve plazma. Peki, neden maddenin plazma halini kullanmayalım. Mesela, argon gazını alsak, manyetik bir alan uygulayıp ark ile argon plazmasına döndürsek... Evet arkadaşlar 10000 K’lik sıcaklık kaynağımızı bulduk; ama o sıcaklıkla cihazın bütün parçaları erimeye başlamaz mı? Tamam, ben pes ettim. Benim dizaynım hatalı. Bu ayki konumuz ICP cihazı yani “Inductively Coupled Plasma emission spectroscopy”. Son 20 yıl düşünüldüğünde ICP cihazı metal analizleri için en popüler cihazdır. Müthiş bir mühendisliğin bilim ile buluşmasıdır. Cihaz maliyeti ve yüksek argon gazı kullanım maliyetine karşın AAS cihazlarına karşı oldukça üstün bir konumdadır. Her analizde bir element okuma kabiliyetindeki AAS cihazlarına karşı, tek analizde ve oldukça kısa süre içerisinde yaklaşık 73 element için sonuç verebilir. Cihaz ile analiz yapılması için numune sıvı faza alınmalıdır. ICP Cihazı
  32. 32. 32 En yaygın kullanılan yöntemler; mikrodalga kapalı sistem asit çözündürme, yaş kimya tekniği ile asit ortamında çözündürme veya sodyum peroksit sinterleştirmesidir. Çok özel uygulamalar için bir aksesuar yardımı ile organik solvent ile kullanımı da vardır. ICP cihazının en büyük kullanıcıları hiç kuşkusuz ki maden sektörüdür. Yapılan sondalar sonucu alınan toprak numuneleri ICP cihazı ile değerlendirilerek en yoğun maden rezervi hedeflenebilir veya demir madeni olarak başlayan serüveninize galyum madeni olarak devam edebilirsiniz. ICP cihazı aslında basit bir emisyon cihazıdır; fakat kompleks bir atomlaştırıcısı ve dedektör sistemi vardır. Asitli ortamda, sulu faza alınan numune peristaltik bir pompa yardımı ile nebulizer adı verilen sisleştirici bir düzeneğe ulaştırılır. İnce zerreler haline getirilen sıvı, argon plazmasının yarattığı vakum etkisi ile plazma içerisinde çekilir ve atomizasyonu sağlanır. Numune içerisindeki metaller kendilerine has dalga boyunda ışın yayarlar bu ışık optik aynalar sayesinde bir monokromatör veya bir polykromatörden geçerek dedektöre ulaşır. Bilgisayar ve yazılım ile kantitatif analiz imkanı sağlar. Ticari anlamda ICP cihazına yardımcı aksesuarlar farklı uygulamalara imkan verir. Otoörnekleyiciler (autosampler) sayesinde numune geçişleri otomatik hale getirilir. Ek gaz destek modülü ile sisteme oksijen sağlayabilirsiniz. AAS cihazında bahsettiğim hidrür sistemide ICP cihazı ile entegre edilebilir. Bu sayede düşük ppb seviyelerinde uçucu metallerin analizi yapılabilmektedir. Bunun yanında uygulamaya özel değişik tipte nebulizer’lar (sisleştirici) ticari olarak bulunmaktadır. Hassasiyeti 10 kata kadar arttırabilen ultrasonik nebulizer modülü sayesinde sıvı numune ultrasonik ses dalgası ile sisleştirilir ve daha fazla sayıda kullanılabilir zerreler elde edilir. Fakat maliyeti nedeniyle çok yaygın olarak kullanılmazlar. ICP cihazında plazma oluşumu için %99.999 saflıkta argon gazı ihtiyacı vardır. Bu gaz hem numuneyi ittirmek, hem plazma oluşturmak, hem dedektör ortamından nem ve oksijeni uzaklaştırmak hem de torch bölümünde soğutucu gaz olarak kullanılır. Cihazın argon sarfiyat oranı oldukça yüksektir. 6 saat kesintisiz çalışan cihaz 50 litre argon tüpünü rahatlıkla bitirebilir. Sürekli tüp değişimini engellemek için sıvılaştırılmış argon tankı düzenekleri kullanılabilir. Argon gazı her ne kadar yüksek saflıkta olsa da cihaza girişinden önce gaz temizleme filtrelerinden geçirmek gaz kalitesini arttırır. Bu filtreler hem partikül tutucu hem de nem ve oksijen tutucu özellikte olmalıdırlar. Yüksek argon gazı kullanımı nedeniyle son zamanlarda %40-50 daha az argon tüketen sistemler yada yüksek saflıkta azot kullanılarak mikrodalga yöntemi ile manyetik alan oluşturmaya dayalı azot plazması oluşturabilen cihazlarda üretilmiştir. Diğer bir ihtiyaç ise cihazın plazma alevi ile yakın mesafedeki coil ve cone gibi parçaların erimesini engellemek için belirli parçaların içerisinden su geçirmektir. Bunun için chiller (kapalı sistem su soğutucu) cihazları kullanılır. Isınan suyu 20 – 25 derece arasında tutmak için kullanılırlar. Genel Şema Cihaz işleyiş olarak 9 bölümden oluşur. Bunlar sırası ile peristaltik pompa, nebulizer (sisleştirici), spray chamber (sis odası), transferline (transfer hattı), torch (plazmanın oluştuğu quartz oda), cone, optik aynalar, mono/polykromatör, dedektör ve pc/yazılım.
  33. 33. 33 Peristaltik pompa: Üzerinde birçok sayıda mil içeren ve ayarlanabilir hızlarda dönebilen bir çark düzeneğidir. İç hacmi küçük elastik borulara (tubing) baskı yaparak vakum etkisi yaratır ve sıvının elastik tubinglerden geçerek ilerlemesi sağlanır. Peristaltik pompa hızı arttırılarak daha kuvvetli çekim yapılabilir fakat belirli bir hızdan sonra çekiş kuvvetinde bir değişim olmaz. Kullanılan elastik borular sarf malzemedir ve belirli bir kullanım sonrası fiziksel olarak zarar görürler ve değiştirilmeleri gerekir. Nebulizer: Nebulizer bölümü sıvı numuneyi çok küçük zerreler haline dönüştürmek için kullanılır. Sıvı haldeki numune, basınçlı bir gaz (Argon) yardımı ile çok ince kılcal bir yoldan geçmeye zorlanır. Numunenin plazmanın dengesini bozmayacak şekilde etkileşmesi için bu işlem bir zorunluluktur. Sıvı faz dışarıdan bakıldığında beyaz bir bulut olarak gözlemlenir. Nebulizer içerisindeki kılcal boru bölümü dış etkenlere karşı oldukça zayıftır ve bir partikül ile tıkanma riski yüksektir. Bu nedenle asit ile çözündürülüp seyreltilen numune mutlaka uygun bir filtre ile süzülmelidir. Peristaltik Pompa Nebulizer - Sisleştirici Spray Chamber: Sıvı numunenin sisleştirilmesi sırasında oluşan büyük taneler yerçekiminin etkisi ile bu bölümde tutulur ve peristaltik pompaya bağlanan başka bir tubing seti ile dışarıya atılır. Spray chamber quartz malzemeden yapılmıştır. Duvarlarında büyük damlacıkları oluşur ise bu bölüm kirlenmiş veya uygunsuz malzemeden yapıldığı varsayılır. Spray Chamber – Sprey Odası
  34. 34. 34 Transferline: Bu bölüm sisleştirilmiş numunenin plazma bölümüne ulaştırıldığı bir yoldur. Plastik veya quartz malzemeden yapılmış olabilir. Plazma oluşması sırasında kullanılan yüksek miktardaki argon nedeniyle torch bir vakum yaratır. Bu vakum sayesinde sisleştirilmiş numune yerçekimine karşı gelerek plazmaya ulaşır. Plazma Oluşumu: Argon plazması alevi oluşumu doğal olmayan bir yöntemdir. Zorlama bir yöntem olduğu için belirli şartların oluşması gerekmektedir. İnert bir soy gaz olan argon gazı normal şartlarda etkileşmeye girmez fakat etrafında manyetik bir alan yaratıldığı durumda argon molekülleri dengesizleşecek ve nötrallerine (Ar), iyonlarına (Ar+ ) ve elektronlarına (e- ) ayrışacaktır. RF manyetik alanı sayesinde hızlandırılan elektronlar nötral argon ve iyonları ile çarpıştırılarak ortaya çıkan yüksek sıcaklık ile birçok yüklü ve uyarılmış atom elde edilir. Bu yüksek sıcaklıktan dolayı net olarak ölçülmesi imkansız olsa da 6000 – 10000 K arasında olduğu IR sıcaklık ölçümleri ile edilmektedir. Bu iyon ve elektron yoğunluğu sırasında ortama gönderilen 12 -24 volt doğru akım elektrik kaynağı ile argon plazması elde edilir. Cihaz İçi Plazma Görünüşü Torch/Argon Plazması: Oluşacak yüksek sıcaklığa dayanması ve ani sıcaklık değişimlerinden etkilenmemesi için kuartz malzemeden yapılır. Kuartz malzemenin klasik borosilikat camlardan en büyük farkı ani sıcaklık değişimlerine karşı yüksek dayanımıdır. Klasik camlar ani sıcaklık değişimleri nedeniyle (plazmanın yanması ve sönmesi) çatlar veya kırılırlar fakat kuartz yapısı gereği fiziksel bozulma göstermez. Torch bölümü yapı olarak 3 farklı bölüm olarak ele alınır. İç içe geçmiş farklı çaplarda 3 adet boru demek yanlış olmaz.. En içte, numunenin plazmaya iletildiği injector bölümü, bir üst katmanda auxiliary olarak tanımlanan soğutma amacı ile kullanılan argon gazının geçtiği bölüm ve en dışta plazma olarak kullanılan argon gazını iletici bölüm. Tek parça veya ayrılabilir injectörlü modelleri bulunur. Torch bölümünün uç tarafını dıştan bir coil (boru tipli, sarmal) sarmalar. Coil parçası torch ile temas etmemelidir. Coil, RF jeneratöründen aldığı güç ile manyetik alan yaratmak için kullanılır. Daha iyi iletim sağlanması için altın, nikel veya iletimi kuvvetli bir metal ile kaplıdır. Yüksek sıcaklığa dayanması için içerisinden su geçirilerek erimesi veya zarar görmesi engellenir. Torch ile coil’in konumlandırılması oldukça önemlidir. Argon Plazma Yakın Görünüş
  35. 35. 35 plazmasının oluşması ve kararlı bir şekilde kalması için doğru pozisyonda konumlandırılmalıdır. Torch’un ağız kısmı numune matriksi nedeniyle zamanla kirlenecektir. Beyaz renkli oluşumlar en yaygın görülenidir. Rutin olarak asit çözeltilerine gece boyu yatırılarak temizlenmesi sağlanmalıdır. Derişik nitrik asit, derişik HCL veya kral suyu (3:1 Hidroklorik asit/Nitrik asit) en yaygın kullanılan asitlerdir fakat çok yoğun kirlenme durumunda camı çözebilen tek asit olan HF’in seyreltik sulu çözeltisi kullanılabilir. HF çözeltisinin quartza zarar vereceğini unutmayın. Bu nedenle hep son çare olarak kullanılmalıdır ve uzun süre temas ettirilmemelidir. Sakar kişilerden uzak tutmakta torch ömrünü uzattığı gibi aynı zamanda ciddi bir maliyet düşürücüdür. Torch, en hassas ve zarar görme olasılığı olan parçadır. Yanlış veya eksik bir bağlantı veya sistemde oluşacak bir arıza nedeniyle plazma alevinin yüksek ısısı nedeniyle eriyebilir. Plazma Sıcaklık Şeması ICP–OES istemlerinde genellikle iki tür RF jeneratörü kullanılır Rf jeneratörler şu anda en çok kullanılan çeşitleri serbest salınımlı 40 Mhz ve kristal kontrollü 27 Mhz rf jeneratörleridir. Bunlar genellikle su veya hava soğutmalı olup hava soğutmalılar tercih edilmektedir. Coil – RF Sarmalı ICP cihazlarında torch bölümü yatay veya dikey konumlandırılarak cihaza farklı özellikler kazandırılabilir. En yaygın olarak yatay plazma kullanılır. Yatay plazma kullanılarak plazmanın tamamından faydalanılır daha çok ışık dedektöre ulaştırılır. Bu sayede hassasiyetler artar. Gıda ve çevre analizleri için düşük dedeksiyonlara inilebilir. Dikey plazma ise daha çok maden sektöründe veya deniz duyu analizlerinde kullanılır. Dikey konumlandırılan torch sayesinde plazmanın sistem tarafından görünürlüğü ayarlanabilir. Kompleks matriksler ve tuz oranı yüksek numuneler için kullanımı vardır. Dikey konum sayesinde kirlilikler ve oluşacak gazla sistemden kolayca atılır ve bu sayede injector bölümü yatay torcha göre daha temiz kalacaktır. Dezanatajı ise hassasiyetinin yatay konumdan daha düşük olmasıdır. Fiziksel olarak yatay veya dikey cihazlar olsa da ticari cihazların bir kısmında özel konumlandırılan optik aynalar sayesinde torch sabit tutularak yatay veya dikey konum modları elde edilir. Yatay ve düşey çalışma prensibi ile hem düşük hassasiyet hem de yüksek (%) seviyeleri ölçülebilir. Ben kendi bölümümü burada bitirirken sözü spektroskopi alanının değerli üstadı Bilgin Gökgöz’e bırakıyorum. Radial Torch (Dikey Torch) Axial Torch (Yatay Torch) Torch yapısı ve Coil
  36. 36. 36 Cone: ICP-OES gibi argon plazması ile iyonlaşmayı kullanan sistemlerde; plazma RF bobininden kurtulduktan sonra kendi uç ağız kısmını kapatır Bu da dedektörün yeterli emisyon ışığı görmesini engeller. Bundan kurtulmak için bazı sistemeler nikel –krom alaşımından, üzeri palladyum yada platin gibi elementlerle kaplanmış konik şekilde, ortası açık cone adlı metal parçalar kullanır. Plazma bu metale belli mesafeden çarparak ağzının açılmasını sağlar Bu metallerin deforme olmaması için su ile devamlı olarak soğutulur. Ara sıra iyon kirliliğinden meydana gelen etkileri gidermek için temizlenmelidir. Pre-Optik Aynalar: Pre optik aynalar icp-oes cihazlarında plasmadan gelen emisyon ışıklarını odaklamaya yarayan ilk aynalardır ve önlerinde kalsiyum florür kaplı kırılma indisi düşük uv pencereler barındırırlar. Bu aynalar yüzünden bu sistemlere optik emisyon spektrometresi (OES) denir bu aynaların olmadığı eski sistemler ise atomik emisyon spektrometresi (AES) olarak adlandırılır. Mono/Polikromatör/Echell Grating: Monokramatörler ve polikramatörler plazmadan gelen emisyon ışını istenen dalga boylarına ayırmaya yarayan prizma optiklerdir. Tek dalga boyu kullanarak ölçüm yapan sistemler monokramatör kullanırken, aynı anda birçok dalga boyunda ayırım yapan sistemler polikromatör kullanır. Polikromatör kullanan sistemler simultane sistemlerdir. Monokramatör kullananan sistemler ise sequential sistemlerdir. Simultane sistemler daha hızlı analiz yaparken, sequential sistemler daha duyarlı ve ayırıcılığı daha yüksek sistemlerdir. Metal alaşımı, Petrol veya madencilik analizlerinde, yüksek ayırıcılık istenen sequential sistemler tercih edilirken su ve atık su veya gıda gibi rutin ve hızlı analiz isteyen sektörlerde simultane sistemler tercih edilir. Daha çok simultane sistemlerde kullanılan fakat sequential cihazlarda da ve hatta atomiklerde de kullanılan klasik gratingler yerine echell gartingler tercih edilmektedir. Echell gratinglerde asıl amaç ışığın saçılmasını yüksek açılarla ve sabit çoklu slit sistemleri ile kontrol altında tutarak dalga boyu ayırıcılığından daha yüksek resolusyon elde etmektir. Polychromator Polikromatör Polikromatör Şeması
  37. 37. 37 Dedektör: 1900’lü yıllardan bu yana hızla gelişen teknolojiye paralel olarak bilim insanların vizyonu da çok değişti. Gelişen teknoloji ile birlikte gözden daha iyi ışık toplama ve saklama yeteneğine sahip algılayıcılar geliştirildi. Bunun bir sonucu olarak, astronomların çalışma alanları gelişti ve çeşitlendi. Peki dedektör dediğimiz şey nedir? Dedektörler, elektromanyetik dalga formundaki enerji akısını ölçülebilir niceliklere çeviren ve kayıt edilmesini sağlayan cihazlardır İcp-oes sistemlerinde ilk zamanlarda en iyi bilinen ve en çok tanınan AAS sistemlerinde olduğu gibi photomultiplier tube’ler “PMT” kullanılmıştır. Fakat simultane ölçümlerde gelen verileri tanımlama zamanı yetersiz kaldığından bir cihazda birden fazla PMT kullanılmıştır. Ayrıca PMT dedektörlerinin gürültü değerleri yüksek olduğundan Charge Couple Device olarak bilinen CCD kamera yada Charge Couple Injection CID olarak bilinen dedektörler kullanılmaya başlanmıştır. Kısaca adı CCD olan (Charge- Coupled-Device) dedektörlerin temelleri, 1969 yılında Bell Laboratuvarından Willard Boyle ve George Smith tarafından tek dizi sekiz piksel detektörün yapılması ile atıldı. hem daha hızlı tepkime zamanlarına hem de düşük gürültü diğerlerine sahiptirler. Işığa duyarlı birim olan ve silisyum-hücrelerden oluşan CCD-algılayıcı, üzerine düsen ışığın şiddeti ile orantılı olacak şekilde tepki verir. CCD- algılayıcının her noktası (piksel), algılanan şiddete bağlı olarak, bir sinyal üretir. A/D (analog/ dijital)-çevirici sayesinde bu sinyal bir sayıya dönüştürülür. CCD-algılayıcı sadece ışınım şiddetlerini ölçebilir, yani renkli göremez. CCD ve CID’lerin genel olarak yaptıkları ilk işlem ışık kaynağından gelen fotonları yakalamaktır. Yakalanan fotonlar, foton madde etkileşmesi (fotoelektrik olay) ile foto-elektronları meydana getirirler. Bu elektronlar “Cell” adı verilen küçük hücrelerde toplanırlar. Hücrelerdeki elektronlar sayılmak üzere transfer edilir (yük transferi). Analog sayısal birim; “ADU” ya gönderilen elektronların sayısal değeri bulunur. Fakat bu dedektörlerin de dezavantajı, aşırı ısınmalarıdır. Bu problemi gidermek için dedektörler peltier soğutma teknolojisi ile -30 derecelerden – 70 derecelere kadar soğutulmaktadırlar. Bütün dedektörlerin amacı emisyon ışımasından elde edilen elektron akımlarını ölçülebilir elektrik sinyallerine çevirmektir. Icp- oes cihazlarında kullanılan CCD ve CID dedektörleri 10e7 ile 10e10 arasında doygunluğa ulaşırken eskiden kullanılan PMT dedektörlerin bazıları daha yüksek değerlere ulaşabilmektedir. CCD Dedektör
  38. 38. 38 ICP de kullanılan nebulizer’lar iki çeşittir. Bunlar su bazlı ve HF asidi içermeyen numunelerin analizinde kullanılan cam nebulizerlar ve Hf asidine dayanıklı PFA yapılı inert nebulizerlardır. Cam nebulizer’lar da kendi aralarında ikiye ayrılırlar konsantrik olarak tanımlanan daha kısa injectörlü olanları ve micromist olarak tanımlanan daha küçük yarı çaplı ve uzun injectörlü nebulizerlardır. ICP’lerde numune çözme işleminden sonra nebulizerların tıkanmasını önlemek için mutlaka numuneler nebulizer çeşidine uygun olarak 40 yada 25 mikron filtreden süzülmelidir. Nebulizerların tıkanıklığının önlenmesi için ayrıyeten sudan geçirilip nemlendirilmiş argon gazı da nebulizerlarda kullanılmaktadır. Özellikle madencilikte bu tip nebulizelar tercih edilir. Üretildikleri materyallere göre çok çeşitli ve farklı amaca yönelik nebulizerlar mevcuttur. Bütün bunların yanında çok daha düşük limitlere inebilmek için ses akustiği ile nebulizasyon tekniği kullanna ultrasonik nebulizerlarda mevcuttur. Örneğin meşhur alan bir analizde altın analizidir. Yıllardır madenciler altın analizinde, altını asitlerle çözdükten sonra keton fazına alarak AAS’lerde okumaktadırlar. Bu analizlerde altın için okuma limiti aşağı yukarı grafit fırınlı AAS’lerde 100 ppb iken ki, altının kaplama riski yüzünden tekrarlanabilirliği düşüktür. Alevli AAS’lerde ise 0.1 ppm dir Bu yüzden daha çok keton fazında okuma işlemi Alevli AAS’lerde yapılmaktadır. Fakat bunun yerine icp-oes istemleri kullanıldığında bu limit 50 ppb ye kadar düşürülebilmektedir. Buradaki sorun ise ketondaki karbonun plazma içinde yandığında torch enjektörünü tıkamasıdır. Bunun önlenmesi için sistemin torch’unun auxiliary bölümüne argon yanında oksijen gazı da bağlanır. Bu sayede daha düşük dedeksiyon limitlerine inebildiği gibi, 0.4 pm resolusyona sahip yüksek rezolüsyonlu sequential, radyal icp-oes sistemleri ile ketona ihtiyaç duyulmadan direkt cevherden de altın analizi artık yapılabilmektedir. ICP cihazlarında iyonlaşma kaynağı 10000 K derecelere çıkan plazma olduğundan hemen hemen tüm numune plazma içinde iyonlaştırıldığından ve iyonlaşama odası argon ile nötr olduğundan atomiklerde oksitlenmeden kaynaklanan kimyasal interferanslar, icp’lerde pek rastlanmaz. Fakat icp cihazlarında da AAS’lerde olduğu gibi optik interferanslar hala aktiftir. Fakat yine buradaki etki aas’de ki kadar çok değildir; çünkü emisyon pikleri absorpsiyon piklerinden daha kesin ve belirleyicidir.
  39. 39. 39 HaberYabancı SUYUN DÖRDÜNCÜ HALİ KEŞFEDİLDİ! Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda yapılan deneylerde, suyun fizik kurallarına aykırı hareket ettiği dördüncü bir halini keşfettiler. Hepimiz ilk okuldan beri suyun katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç halinin olduğunu biliriz. Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda yapılan bir keşif, yıllardır beynimize kazılan bu bilgiye yeni bir bilginin eklenmesini sağladı. Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı (ORNL) Enerji Departmanı’ndan bazı araştırmacılar, su moleküllerinin yüksek sınırlama altında klasik fizik kurallarına ters hareket ettiğini ortaya çıkardı. Physical Review adlı dergide yayınlanan makaleye göre su moleküllerinin nanoölçekli tüplere itildiğinde farklı bir tepkime göstermeye başlıyor. Araştırmacılar, moleküllerin çift tepeli ve hiç alışılagelmemiş bir yapıya büründüklerini gözlemlemiş. ORNL’in SNS Laboratuvarı ve Birleşik Krallık’taki Rutherford Appleton Laboratuvarı‘nda gerçekleştirilen deneylerle sınırlandırma altındaki su moleküllerinin beklenmedik bir şekilde yayılıyor olması, klasik fizik kurallarının da tarihe gömülmesi anlamına geliyor. Araştırmayı gerçekleştiren ekipte bulunan Kimya ve Mühendislik Materyalleri Bölümü’nden Alexander Kolesnikov “Bu durum, suyu oluşturan oksijen ve hidrojen atomlarının yöresizleştiğini ve bunun sonucu olarak kanalda altı simetrik olarak eşit pozisyonda birden aynı anda bulundukları anlamına geliyor. Bu sadece kuantum mekanikleri ile oluşabilecek bir olay” açıklamalarında bulundu.
  40. 40. 40 Haber Yerli KİMYA İHRACATINA AVRUPA BİRLİĞİ DOPİNGİ! Kimya ihracatçıları 2016 yılına dair umutlarını Avrupa Birliği ülkelerinden gelen taleple korudu. Otomotiv ile hazır giyim ve konfeksiyonun ardından üçüncü sırada yer alan kimya sektörü Ocak-Mart döneminde 3 milyar 341 milyon dolarlık ihracata ulaştı. Kimyanın en önemli alt sektörlerinden plastikler ve mamulleri gerçekleştirdiği 1 milyar 186 milyon dolarlık ihracat ile ilk çeyreğin yıldızı oldu. 2016 yılı ilk çeyreğinde 3.3 milyar dolar kimya ihraç ettik İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) verilerine göre ilk çeyrekte kimya ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre miktarda yüzde 4,53 artış değerde ise yüzde 10,35 azalışla 3 milyar 341 milyon dolar olarak gerçekleşti. Mart ayı ihracatı ise değer bazında yüzde 11 azalışla 1 milyar 194 milyon dolar oldu. Geçtiğimiz ay kimyanın en çok ihracat yaptığı ilk 10 ülke listesinde: Almanya, Hollanda, Mısır, Irak, İtalya, Suudi Arabistan, İran, İngiltere, Belçika ve İsrail yer aldı. İhracatta kilit rol oynayan kimya sektörünün hem ilk çeyrek hem de Mart ayı ihracatını Avrupa Birliği ülkelerinden gelen talep sırtladı. Ocak – Mart döneminde en çok ihracat Almanya’ya yapıldı. Ülkeye olan ihracat miktarda yüzde 7,8 artış değerde ise yüzde 1 azalışla 207,5 milyon dolar oldu. Bu dönemde en çok ihracat yapılan diğer ülkeler ise Mısır, Irak, İtalya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran, Hollanda, Yunanistan ve İspanya olarak sıralandı. İlk 10’nun yarısını AB ülkelerinin oluşturduğu dikkat çekerken; İtalya’ya yapılan ihracat yüzde 9,14 ve İspanya’ya olan ihracat yüzde 16,34 artış gösterdi. Merkez Bankası: Dolar yıl sonu 3.08 TL olur İlk çeyrek kimya sektörü ihracatı alt sektörler bazında değerlendirildiğinde en fazla ihracatı plastikler ve mamulleri, mineral yakıtlar ve yağlar, kauçuk ve kauçuk eşyanın yaptığı görüldü. Yılın ilk üç ayında alt sektörlerin yıldızı 1 milyar 186 milyon dolarlık ihracatla plastikler ve mamulleri oldu. Mart ayında miktarda yüzde 13,27 değerde yüzde 8,22 artış yakalayan plastikler ve mamullerinin ihracatı 445,5 milyon dolar oldu. Plastiklerin en çok ihraç
  41. 41. 41 edildiği ülkeler arasında Almanya’da yüzde 43,37; İtalya’da yüzde 68,50 ve Romanya’da yüzde 37,83 artış yaşandığı görüldü. 2016 yılı ilk çeyrek ihracatını değerlendiren İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, “İlk çeyrek rakamları 2016 yılı ihracatımızda Avrupa Birliği ülkelerinin etkin rol oynayacağını gösteriyor. Uzun zamandır durgun olan Avrupa pazarındaki bu hareketlilik önümüzdeki aylar için de umut verici. Birliğimiz mevcut pazarlar kadar hedef pazarlara da odaklanıyor. Bu doğrultuda Uzakdoğu’dan Güney Amerika’ya kadar sektörümüzle ilgili önemli fuarlarda yer alıyoruz. Yine ticaret heyetlerimize de hız kesmeden devam ediyoruz ” dedi. 2016 Yılı Mart Kimya Sektörü İhracatı 2015-2016 Mart 2014 Fark (%) Mart 2015 Mart 2016 Mal Grubu Değer ($) Değer Değer ($) Değer ($) GLİSERİN, BİTKİSEL MAMÜLLER, DEGRA, YAĞLI MADDELER 40.560 -43,52 48.285 27.270 MİNERAL YAKITLAR, MİNERAL YAĞLAR VE ÜRÜNLER 355.779.032 -41,03 331.616.532 195.555.193 ANORGANİK KİMYASALLAR 103.868.488 -26,61 111.306.361 81.690.945 ORGANİK KİMYASALLAR 45.809.665 24,31 34.094.883 42.383.343 ECZACILIK ÜRÜNLERİ 80.847.235 -15,58 84.214.707 71.094.034 GÜBRELER 21.519.340 -67,32 20.477.690 6.692.712 BOYA, VERNİK, MÜREKKEP VE MÜSTAHZARLARI 63.601.229 -5,05 57.308.163 54.414.609 UÇUCU YAĞLAR, KOZMETİKLER 64.269.497 1,92 56.068.911 57.144.375 SABUN VE YIKAMA MÜSTAHZARLARI 80.613.393 -12,02 79.314.273 69.784.007 YAPIŞTIRICILAR, TUTKALLAR, ENZİMLER 14.240.004 36,08 12.324.184 16.771.066 BARUT, PATLAYICI MADDELER VE TÜREVLERİ 731.796 -73,04 1.881.062 507.053 FOTOĞRAFÇILIK VE SİNEMACILIKTA KULLANILAN ÜRÜNLER 1.574.089 -26,58 1.513.472 1.111.172 MUHTELİF KİMYASAL MADDELER 42.841.756 8,37 46.246.409 50.117.977 PLASTİKLER VE MAMÜLLERİ 478.147.322 8,22 411.731.575 445.577.847 KAUÇUK, KAUÇUK EŞYA 118.143.308 1,56 99.822.546 101.382.924 İŞLENMİŞ AMYANT VE KARIŞIMLARI, MAMÜLLERİ 30.735 -84,26 86.545 13.621 GENEL TOPLAM: 1.472.057.447 -11,41 1.348.055.599 1.194.268.149
  42. 42. 42 2016 Yılı Mart Ayında En Fazla Hangi Ülkelere Kimya İhracatı Yaptık? Ülke Mart 2015Değer ($) Mart 2016Değer ($) DeğişimDeğer (%) ALMANYA 65.581.124,63 71.094.078,12 8,41 HOLLANDA 26.737.188,48 63.838.894,39 138,76 MISIR 40.435.535,30 62.610.957,03 54,84 IRAK 75.311.503,06 60.132.431,91 – 20,16 İTALYA 38.159.522,65 46.539.429,43 21,96 SUUDİ ARABİSTAN 21.049.056,29 43.695.983,63 107,59 İRAN 35.569.899,21 40.119.889,53 12,79 İNGİLTERE 36.387.899,43 36.270.096,52 – 0,32 BELÇİKA 12.806.681,48 35.184.520,53 174,74 İSRAİL 25.916.425,56 33.898.992,61 30,80 2016’da Kimya İhracatı 2015 ($) 2016 ($) FARK (%) Ocak 1.200.507.517,58 1.003.953.098,65 – 16,37 Şubat 1.179.004.047,29 1.143.485.088,08 – 3,01 Mart 1.348.055.599,36 1.194.268.148,80 – 11,41 TOPLAM 3.727.567.164 3.341.706.336 -10,35
  43. 43. KİMYA MÜHENDİSİ ZEHRA ORUÇ ÖĞRENCİ MERSİN ÜNİVERSİTESİ z.oruc3363@gmail.com 43 AEROJELDONMUŞ DUMAN AEROJELLER K im bilebilirdi bir iddia sonucu devrim niteliğinde bir malzemenin bulunabileceğini? 1931 yılında, bir Kimya Mühendisi olan Amerikalı Bilim Adamı Samuel Stephens Kistler (1900-1975) ve meslektaşı Charles Learned bir iddiaya girerler. Kistler, jöle benzeri maddelerin içindeki sıvı bileşen ile havanın yer değiştirebileceğini, bunu yaparken de maddenin hacminin değişmeyeceğini iddia eder ve gerçekten iddia ettiği gibi katı maddeye hiçbir zarar vermeden, hacmini değiştirmeden, sıvının yavaşça yok olmasını sağlayan "Supercritical Drying" yani "Süperkritik Kurutma" adlı yöntemle bunu başarır. Nature dergisinde yayımlanan makaleyle bilim dünyası aerojelle tanışır. Görüntü itibariyle dumana benzedikleri için "donmuş duman" olarak adlandırılırlar. Yarı saydamdırlar ve çeşitli renklerde görünebilirler. Silika ile üretilenler mavi renkte olduğu için "mavi duman" da denmektedir. Milyonlarca nano delikten oluşan yüzeyi süngeri andırır. %99.8 'i havadan oluşan bu donmuş duman, Guinnes Rekorlar Kitabı'na "bilinen en hafif katı madde" olarak girmeyi başarmıştır. Hafifliğinin yanı sıra silika esaslı olan camla karşılaştırıldığında 1000 kat daha az yoğunluğa, yine en gelişmiş fiberglas yalıtım malzemesiyle karşılaştırıldığında 39 kat daha fazla yalıtım kapasitesine sahiptir. Oksijen kaynağıyla direkt verilen ateşi bile yalıtabilirler.1 kg dinamitin patlamasından etkilenmeyen 1300 C'ye kadar sıcaktan, -120 C'ye kadar soğuktan koruyabilen, kurşun geçirmeyen, gramı 2,5 kg'lık tuğlayı taşıyan aerojel aynı zamanda ufak darbelerle kırılabilecek kadar da hassastırlar. Bu sentetik malzeme "hidroskop" yani içinde bulunduğu ortamdaki suyu difüzyon veya çeperde yoğunlaştırma yöntemi ile azaltabilme yeteneğine sahip, hidrofil yapıdadır. Aerojel, dağılmaya bırakıldığında geriye sadece %100 kum kalması, doğaya bu denli saygısı aerojelin özelliklerine bir artı daha katmaktadır.
  44. 44. 44 YAPISI Başlangıçta jel kıvamında olan bu malzemenin silika esaslı olanları silika ve etanol gibi sıvı çözücüden oluşur ve alkojel adı verilir. Alkojeller de silikon alkoksitin [Si(OR)4 ] bir çözücü içinde suyla polimerize edilmesiyle oluşturulur. Buradaki tepkimede alkoksit molekülleri hidrolizle bir araya gelerek silikon- oksijen bağları yapar ve böylece mini polimerler olan oligomerler oluşur. Bu oligomerlerde bir araya gelerek büyük molekülleri oluşturur. Akojellerdeki silika dizilimi minik etanol paketcikleriyle doludur ve bunlar nano delikcikleri oluşturur ÇEŞİTLERİ Farklı alanlarda, farklı amaçlarla kullanılmak üzere 25 çeşit aerojel üretilmiştir. Bunlar 6 ana grupta şu şekilde toplanırlar; 1) Silika Tabanlı Aerojeller: Aerojeller arasında en tanınanıdır. Yüksek gözeneklere sahip, yüksek spesifik yüzey alanı olan, düşük yoğunluk ve düşük dielektrik sabiti gibi özelliklere sahip çok iyi ısı yalıtımı yapabilen nano yapılı malzemelerdir. Hidrofobik,hidrofilik esnek ve diğer çeşitleri mevcuttur. 2)Metal Oksit Türevli Aerojeller: Bunlarda yine silika tabanlı olup metal içeriği nedeniyle renkli bir görünüşe sahiptirler. En bilinenleri krom oksit, molibden oksit ve demir oksit aerojellerdir. 3)Organik ve Karbon Aerojeller: Organik heteropolisakarit pektinden jöle şeklinde elde edilmiştir. İnorganik aerojellere göre daha dayanıklılardır. Özellikle grafen aerojeller havadan 7 kat daha az yoğun ve kendi ağırlığının 900 katı petrolü emebilir. 4)Yarı İletken Bakır İçerikli Aerojeller: İlk olarak 2002 yılında üretilen bu malzemeler geçirgenlik, optik saydamlık ve fotolüminesas açısından mükemmel bir yapıya sahiptir. En yararlı olacağı alanlar kimyasal sensörler ve güneş pilleri olarak görülüyor. 5)Nanotüp ve Aerojel: Normalde aerojeller üretimim sol-gel ve şablon yöntemleri kullanılırdı. Nanotüpler sayesinde şablona gerek duymadan, artık boyut sadece kabın şekline bağlı oldu. Daha büyük bir kap sayesinde binlerce kübik santimetrelerden oluşan aerojeller üretilebiliyor. Karbon nanotüp aerojeller buna örnektir. 6)Metal Aerojeller: Son zamanlarda üretilen metal aerojeller hacimce %50’den daha az sıvı içermeyen gözenekli yapısı ile aerojel ailesine katılmıştır. Demir aerojeller buna örnektir.
  45. 45. 45 KULLANIM ALANLARI ABD Savunma Bakanlığı ve NASA tarafından, uzay gemilerinin ısı yalıtımlarını sağlamak üzere gerçekleştirilmiştir. Ayrıca yine Nasa tarafından uzayda dolaşan toz zerrelerini yakalayabilmek amacıyla gönderilecek Spacedust (Uzay Tozu) gemisine aerojelden oluşan bir panel eklenmiş ve hiçbir hasara uğramadan panelle birlikte dünyaya getirilebileceği hedeflenmiştir. Mimaride dış cephede ışığı geçiren dolgu malzemesi şeklinde kullanımı düşünülmüştür. Böylelikle dış cephede, özellikle de ışık geçirgenliği nedeniyle pencere gibi yapı bileşenlerinde çok kullanılmaktadır. Şantiyede istenen boyutta ve şekilde kesilebileceği için özellikle mevcut binaların sağlıklaştırılmasında önem kazanmaktadır. Çin'de petrol sızıntılarıyla mücadelede aerojel büyük görev üstlenmiştir. Özellikle grafen (karbon) aerojeller kendi ağırlığının 900 katı petrolü emebilmektedir. Dayanıklılığı ve iyi bir yalıtkan olmasının önemi sadece mimaride değil elektronik sanayidede kendini göstermektedir. Dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları, elektronik uçak kontrol mekanizmaları gibi önemli parçaların korunmasında aerojeller önemli yer tutacaklardır. Bunlar dışında kurşun geçirmez oluşu askeri araçlarda koruma yeleklerinde, kimyada katalizör ve dolgu katalizörlerinde, ışın, elektrik yalıtımında, nem çekiminde, kozmetik ürünlerinin koyulaştırılmasında, çeşitli süs eşyalarının yapımında, ateşe olan dayanıklılığı ile itfaiyeci elbiselerinde, tekstilde, boyalarda yalıtıcı, yoğunlaştırıcı ve emici olarak ve daha pek çok alanda kullanımı düşünülmektedir. Çevre kirliliğinin oldukça arttığı bu dönemde aerojelin önemi daha fazla artmaktadır. Hem doğaya saygılı oluşu, hem süper hafif hem süper yalıtkan oluşu, hem de bir o kadar dayanıklı olan bu nanoteknoloji harikası ürünün maliyeti de biraz düşürülebilirse gelecekte günlük yaşamımız dahil her alanda kullanılabileceğini göstermektedir.
  46. 46. 46 Kaynaklar : -www.aerogel.org -www.muhendisbeyinler.net/aerojel-nedir -www.kimyablog.com/donmus-duman-aerojel -https://tr.wikipedia.org/wiki/aerojel -www.ntv.com.tr/turkiye/dunyanin-en-hafif-materyali-uretildi -www.elektrikport.com/teknik-kutupbane/dunyanin-en-hafif-materyali-grafen-aerojel -https://prezi.com/yildiz-teknik-universitesi
  47. 47. 47 HaberYabancı ALMANYA PLASTİK POŞETE SAVAŞ AÇTI Almanya Çevre Bakanlığı ile perakende sektörü arasında imzalanan anlaşmaya göre, plastik poşetler temmuz ayından itibaren hiçbir mağaza, market ve bakkalda müşterilere ücretsiz verilmeyecek. Almanya‘da hükümet ile Ticaret Birliği arasında dün imzalanan anlaşmaya göre, plastik poşetler önümüzdeki temmuz ayından itibaren tüm mağaza, market ve bakkallarda ücretli olarak müşterilere verilecek. Söz konusu anlaşma uyarınca, mağaza, market ve bakkallar plastik poşet için ne kadar ücret talep edeceklerini kendileri belirleyecek. Avrupa Birliği’nin konu ile ilgili daha önce aldığı bir kararla, kişi başına plastik poşet tüketimini 2025 yılına kadar 40 adede düşürmeyi amaçladığı biliniyor. Almanya’da kişi başına plastik poşet tüketiminin ise şu anda 71 olduğu belirtiliyor. Plastik Yerine, Pamuk ve Geri Dönüşümlü Kağıttan Poşet Almanya Çevre Bakanlığı, plastik poşet anlaşmasının 260 perakende satış şirketini kapsadığını açıkladı. Ülkede ucuz tekstil ürünleri satan ve geçen yılın ekim ayından bu yana plastik poşet sunmayan KiK adlı mağazalar zincirinde, aradan geçen yaklaşık altı ayda 315 ton plastikten tasarruf edildiği ifade ediliyor. Çok sayıda mağaza da müşterilerine, plastik poşet yerine pamuk ve geri dönüşüm yolu ile kağıttan üretilen poşetler satıyor. Kamuoyu Destekliyor Uygulama Alman kamuoyundan da büyük oranda destek görüyor. Yapılan bir araştırmaya göre, plastik poşet için ücret talep edilmesini, katılımcıların yüzde 80’i doğru buluyor. Halkın yüzde 53’lük bölümünün ise, plastik poşetlerin tamamen kaldırılmasından yana olduğu belirtiliyor. Hükümet ile perakende sektörü arasında varılan bu anlaşma ile konu hakkında bir yasal düzenlemeye gidilmesine gerek kalmamış oldu.
  48. 48. 48 Yerli Haber TÜRKİYE PLASTİK, KAUÇUK VE KOMPOZİT SEKTÖR MECLİSİ KURULDU Plastik, kauçuk ve kompozit sektörleri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği çatısı altında birleşti. 150 milyar TL’lik ekonomik büyüklüğe sahip plastik, kauçuk ve kompozit sektör temsilcileri için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde Türkiye Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sektör Meclisi kuruldu. Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfının (PAGEV) açıklamasına göre, TOBB’un çalışmalarını yeni tamamladığı Türkiye Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sektör Meclisi ilk toplantısını gerçekleştirdi. Büyüklüğü 150 milyar TL’ye ulaşan 3 sektörden, toplam 30 milyar liralık ciroya sahip 40 firmanın temsil edileceği meclisin başkanlığına PAGEV Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu seçildi. Başkan Yardımcılığı’na ise Fleksıbıl Ambalaj Sanayicileri Derneği (FASD) Başkanı Enver Bakioğlu getirildi. Oldukça geniş bir yelpazeyi kapsayan Türkiye Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sektör Meclisinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı temsilcileriyle birlikte PAGEV, EPS Derneği, İKMİB, Kompozit Derneği, FASD, PLASFED, SEPA, PAGDER, EVSİD ve Kauçuk Derneği gibi sivil toplum örgütleri bulunuyor. Abdioğulları Plastik, Adopen Plastik, Akplas Plastik, B-Plas Plastik, Cam Elyaf, Dizayn Plastik, Elif Plastik, Esen Plastik, Fırat Plastik, GF Hakan Plastik, Işık Plastik, Korozo Ambalaj, Köksan Plastik, Mete Plastik, Naksan Plastik, Pakpen Plastik, Petkim Petrokimya, Plasmar Plastik, Polibak Ambalaj, Polinas Plastik, Ravago Petrokimya, Sasa Polyester, Sem Plastik, Sepaş Plastik, Superfilm Ambalaj, Sümer Plastik, Titiz Plastik ve Vatan Plastik, mecliste yer alan firmalar olarak sıralanıyor. Çalışmalarımıza daha güçlü devam edeceğiz Açıklamada görüşlerine yer verilen Eroğlu, şunları kaydetti: “Plastik,kauçuk ve kompozit sektörünün birleştirici gücü olarak çalışmalarımıza daha güçlü şekilde devam edeceğiz. TOBB Meclisindeki yeni oluşumla yasal ve daha kapsayıcı bir platforma eriştik. Kurulan mecliste firmalarımız, ilgili sektörlerin sivil toplum kuruluşları ile sektörü düzenleme ve regüle etme yetkisi olan kamu kurumları yer alıyor. Hedefimiz, kurulan oluşumla sektörel sorunları tespit etmek, çözüm için hükümet ve özel sektör diyaloğunu en iyi şekilde geliştirmek, nihayetinde Türkiye ekonomisi için
  49. 49. 49 daha fazla katma değer üretmektir. TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sektör Meclisi, sektörde gücünü yasadan alan en üst yapı durumunda. Plastik, kauçuk ve kompozit, Türkiye’nin Avrupa’da birinciliğe, dünyada ise ilk beşe oynayan lokomotif sektörleridir. Bu sektörlerin ivmesini artırmak ve önündeki engelleri kaldırmak için kamu sanayi iş birliğini artıracak, sektörümüzün sorunlarını çözmek adına faaliyetlerimize hızla başlayacağız ve çözüm odaklı çalışacağız. Omuz omuza vererek gelişimin hızını artıracağız.”
  50. 50. KİMYA TEKNİKERİ ANIL YASİN AKDOĞAN MEZUN BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ anil_yasin_akdogan@hotmail.com 50 Kanda Glikoz Tayini G likoz insan kanında bulunan en önemli monosakkarittir. Monosakkaritler düz zincir yapısına sahip polihidroksi aldehit veya ketonlardır. Deoksiriboz dışında Cn (H2 O)n formülüne sahip olup kendilerinden daha küçük moleküllere parçalanamazlar. Glikoz altı karbona sahip bir aldoheksozdur. Glikoz tabiatta monosakkarit şeklinde en bol bulunan aldoz D glikozdur. Kapalı formülü (C6 H12 O6 ) dan glikoz formülünün açılımı aşağıdaki şekildeki gibidir. Şekil 1.1: D ve L glikoz formülü Glikoz D-glikoz ve L-glikoz olarak iki şekilde bulunur. Bu iki molekül, birbirinin ayna görüntüsüdür. (D-glikoz ve L – glikoz izomerleri) Şekil. 1.1'inde görüldüğü gibi izomerleri aynı kimyasal birleşime sahip olup; atomları arasındaki bağlantı yapıları farklı olan moleküllerdir. Glikoz molekülünün 5. karbonunun sağ tarafına, OH grubu bağlanana, D glikoz, sol tarafına bağlanan OH grubuna ise L glikoz denir. İnsanlarda bulunan glikoz, D glikozdur. Karbonhidratların önemli bir kısmı glikoza çevrilirler. Glikoz hayvanların ve insanların kanında dolaşan karbonhidrat formudur. Tabiatta en çok bulunan şekerdir. Meyvelerde, özellikle üzüm şekerinde bulunur.
  51. 51. 51 Kan şekeri, insan vücudunda hassasiyet gösterilen düzenlemelerden bir tanesidir. Belirli hastalıkların takibinde, son derece önemli bir kriterdir. Düşük ya da yüksek olması sağlık sorunlarına neden olabilir. Kanda glikoz miktarını ölçmek için çeşitli test metotları vardır. Bunlardan en çok kullanılanı Glikoz oksidaz metodu (enzimatik kolorimetrik metot) ‘dur. GLİKOZ OKSİDAZ METODU Prensip; Glikoz oksidaz enzimi, suda erimiş moleküler oksijeni kullanarak glikozdan glikonik asit ve (H2 O2 ) hidrojen peroksiti oluşturur. Oluşan hidrojenperoksit, (H2 O2 ) fenol ve ampiron gibi maddelerle peroksidaz enzimi varlığında reaksiyona girerek renkli bir kompleks oluşturur. Rengin şiddeti, ortamdaki glikoz miktarı ile doğru orantılıdır. Ölçüm kolorometrik olarak yapılır. • Glikoz + O2 + H2 O Glikoz Oksidaz Glikonik asid + H2 O2 • H2 O2 + Chromogen Peroksidaz amber compaund • Amber Compaund + H2 SO4 ……….. Stable red pigment Cihazlar; • Spektrofotometre: Çözelti içindeki madde miktarını, çözeltiden geçen veya çözeltinin tuttuğu ışık miktarından faydalanarak ölçme işlemini yapan cihazlarda renksiz çözeltilerin konsantrasyonunu ölçer. Şekil 1.2: Spektrofotometrenin çalışma mekanizması • Santrifüj: Biyokimya laboratuvarlarında, biyolojik materyalleri, materyal durumuna göre çeşitli yüksek devirlerde çevirip materyal içindeki parçacıkların dibe çökerek ayrılmalarına veya farklı yoğunluktaki sıvıları birbirinden ayırmaya yarayan cihazdır. Resim 1.3: Santrifüj Cihazı
  52. 52. 52 • Su banyosu; Genellikle metalden yapılmış ve genel olarak içindeki suyu ısıtarak termostatı yardımıyla belirli bir sıcaklıkta tutmaya yarayan cihazlardır. Çeşitli amaçlarla kullanılabilirler. Örneğin, kan serumlarının inaktive edilmesi için (Bazı işlemler öncesi kullanılacak maddenin belirli bir sıcaklığa gelmesi gerekir.), açık otoklavlama için, besi yeri hazırlığında eritme işlemi için v.s. Kullanımında içindeki suyun eksilmemesine ve bu suyun sürekli saf su ile tamamlanmasına dikkat edilmelidir. Resim 1.4: Su Banyosu Reaktifler: • Enzim- Kromogen Buffer Reagent. • Sülfirik Asid ( 7.2 N ) • Glikoz Standardları: 300 mg anhidroz reagent-grade glukoz ( dextroz ), 80 ml deiyonize suda çözülür. Üzerine 0,25 g benzoik asid ilave edilir ve karıştırılır. Karışımın üzeri 100 ml ye tamamlanır. Bu stok solüsyonda 60, 120 ve 240 mg / 100 ml’lik standart çalışma solüsyonları hazırlanır. Test Prosedürü: • 13 x 120 mm’lik deney tüplerine numune, standard ve kör için birer ml enzim-kromogen karışımı reaktifinden konarak tüpler 37 0 C da su banyosuna kaldırılır. • Aynı anda 20 ml bilinmeyen serumdan numune tüpünün üzerinde tabaka oluşturacak şekilde konur ve hemen karıştırılır. Blank sadece enzim- kromojen reaktifi içermelidir. Standartlar için de numuneye yapılan işlem yapılır. • 10 dk. sonra reaksiyon her tüpe 4,0 ml 7,2 N H2 SO4 eklenerek durdurulur. • Blank referanslığında standard ve numunenin absorbansları 540 nm dalga boyunda spektrofotometrik olarak okunur. Hesaplama: Aşağıdaki formül yardımı ile glikoz konsantrasyonu bilinmeyen örneğin glikoz konsantrasyonu hesaplanır. Numunenin absorb. / Standardın absorb. X Standardın konstr. = Glikoz ( mg / 100 ml ) Örnek: Standart konsanyon(StC) : 100 N: 0.269 (0,269/0,140) x100=129 mg/dl) St: 0.140 Kaynaklar : • http://www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/Kan%20Glikoz%20Analizi.pdf • http://www.belgeci.com/kan-glukoz-tayin-yontemleri.html
  53. 53. 53 HaberYabancı TÜRK PLASTİK SEKTÖRÜ ÇİN’E ÇIKARMA YAPACAK Türk firmaları, 200 bin metrekarelik bir alanda kapılarını açmaya hazırlanan Chinaplas 2016’da küresel rakipleriyle rekabet edecek. Türk plastik sektörü, dünyanın en büyük ikinci plastik ve kauçuk fuarı olan “Chinaplas 2016'da yer almak için Çin’e gidiyor. Plastik Sanayicileri Derneğinden (PAGDER) yapılan açıklamaya göre Türk plastik sektörü, PAGDER iş birliğinde, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) organizasyonu ile 25-28 Nisan 2016 tarihleri arasında Çin’in Şanghay kentinde düzenlenecek olan Chinaplas 2016’ya çıkarma yapacak. Türk firmaları, 200 bin metrekarelik bir alanda kapılarını açmaya hazırlanan Chinaplas 2016’da küresel rakipleriyle rekabet edecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Reha Gür, Türkiye’yi dünya plastik pazarının önde gelen üretim ve tedarik merkezlerinden birisi yapma hedefi taşıdıklarını, bu fuarda da İKMİB ile birlikte Türk plastik sektörünün etkin tanıtımlarını yapacaklarını bildirdi. Dünya plastik sektörünün kalbinin atacağı ve global sektörü yakından tanımayı sağlayan Chinaplas 2016 fuarının ihracat kapılarını açacak önemli bağlantıların kurulması için de önemli bir zemin oluşturacağını aktaran Gür, “Plastik ve kauçuk alanındaki son teknoloji ürünleri ile sektörel gelişmeleri yakından görme fırsatının sunulduğu Chinaplas gibi fuarlara katılım çok önemli.” ifadelerini kullandı. Açıklamada Gür’ün şu görüşlerine de yer verildi: “Fuar, B2B görüşmelerle firmaların kendilerini ve ürünlerini tanıtma fırsatı sunmasının yanı sıra küresel rakipleri tanıma, bilgilenme, gözlem yapma ve gelişmeleri yakından görme gibi fırsatlar ile ticari faydaları da beraberinde getiriyor. Rekabet gücünü artıran önemli deneyimler kazandırıyor. Avrupa’da ikinci, dünyada ise yedinci sırada yer alan gurur duyduğumuz Türkiye plastik sektörünün bu derecelerini daha da artırmaması için hiçbir neden yok. Dünyanın birçok köşesinden 150 bini aşkın kişinin ziyaret edeceği Chinaplas 2016 gibi tüm dünyanın takip ettiği uluslararası fuarlara, kaliteye önem veren organizasyon anlayışları ve deneyimleri ile öncülük etmeye, Türkiye plastik sektörüne yeni ve alternatif pazarlar açacak ortamları oluşturmaya devam edeceğiz. Chinaplas 2016’ya katılan, dünyanın en önemli diğer fuarlarına katılım gösteren, yeni ve uzak pazarlara gitme cesareti ve özgüvenini taşıyan, bizleri başarıyla yurt dışında temsil eden tüm sektör mensuplarımıza teşekkür ederiz.”
  54. 54. 54 Haber Yerli BOR’DAN EKONOMİYE 150 MİLYON TL KATKI Rezerv bakımından dünyanın en büyük ‘bor’una sahip Türkiye, bu madenden ekonomik olarak daha fazla yararlanabilmek için çalışmalarını hızlandırdı. Rezerv bakımından dünyanın en büyük ‘bor’una sahip Türkiye, bu madenden ekonomik olarak daha fazla yararlanabilmek için çalışmalarını hızlandırdı. Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü, geçtiğimiz yıl “ekonomik katkı potansiyeline sahip” ürün ve teknoloji geliştirme konusunda 4 tane proje çağrısına çıktı. Söz konusu çağrılara gelen proje başvurularının 10’u desteklendi. Söz konusu 10 projenin 50 milyon lira ekonomik katkı potansiyelinin olduğu ve bunlarda harekete geçileceği öğrenildi. Enstitü, tarım konusunda da ‘bor’u kullanmak için çalışma yapıyor. Tarım sektöründe bor madenini daha fazla ve etkin kullanmaya yönelik geçen yıl 4 proje çağrısı açıldı. Bu çağrılara gelen proje başvurularında 19 proje desteklenmeye başlandı. Söz konusu projelerden 5’inin tamamlandığı belirtiliyor. Bütün projelerin tamamlanmasının ardından ülkeye yıllık 150 milyon lira ekonomik katkı sağlanacağı tahmin ediliyor.

×