Successfully reported this slideshow.
We use your LinkedIn profile and activity data to personalize ads and to show you more relevant ads. You can change your ad preferences anytime.

Eserden Esmaya: 3

98 views

Published on

Tefekkür Dersleri adlı seminer dizisinin Eserden Esmaya başlıklı bölümlerinden üçüncüsüne ait sunum.
Ayrıntı için bkz. yazarumit.com

Published in: Spiritual
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

Eserden Esmaya: 3

  1. 1. Eserden Esmâya Ümit Şimşek RİSALE-İ NUR İLE TEFEKKÜR DERSLERİ: 3
  2. 2. 1. Bölümün özeti • 1. Tevhid-i hakikî her şeyi ve her hadiseyi eser olarak gösterir. • 2. Eser bizi Esmâya ulaştırır. • 3. Her bir eserde birçok Esmânın tecellisi bir arada okunur. • 4. Her bir isim aynı anda pek çok eserde tesirini gösterir. • 5. Esmâ-i Hüsnâ aynı zamanda kâinattaki bütün güzelliklerin de kaynağıdır. • 6. Her bir fiil-i icadî, küllî bir kanun-u hallâkıyetin ucudur. • 7. Her eser bütün âsârı, her fiil-i icadî bütün ef’âli, her isim bütün Esmâyı kendi Müsemmâsına isnad eder. • 8. Her bir şey, doğrudan doğruya bir burhan-ı vahdâniyettir ve marifet-i İlâhiyenin bir penceresidir.
  3. 3. Alîm ismi görülmezse 24. Söz | 1. Dal • Madem perdelerin birbirine temâşâ eder pencereleri var. • Ve isimler birbiri içinde görünüyor. • Ve şuûnât birbirine bakar. • Ve temessülât birbiri içine girer. Ve ünvanlar birbirini ihsas eder. • Ve zuhurat birbirine benzer. • Ve tasarrufat birbirine yardım edip itmam eder. • Ve rububiyetin mütenevvi terbiyeleri birbirine imdat edip muavenet eder. . . .
  4. 4. Alîm ismi görülmezse 24. Söz | 1. Dal • . . . Elbette gerektir ki, Cenâb-ı Hakkı bir isim, bir unvanla, bir rububiyetle, ve hâkezâ, tanısa, başka ünvanları, rububiyetleri, şe’nleri içinde inkâr etmesin. Belki, her bir ismin cilvesinden sair esmâya intikal etmezse zarar eder. Meselâ, Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse, gaflet ve tabiat dalâletine düşebilir.
  5. 5. Kur’ân’da İLİM sıfatı • Diğer İlâhî sıfatlardan çok daha fazla yer alır: • Çekim ve müştaklarıyla beraber 900’den fazla.
  6. 6. Kur’ân’da İLİM sıfatı • Gaybın anahtarları Onun katındadır; başkası onu bilemez. Karada ve denizde olanı da O bilir. Onun bilgisi olmadan ne bir yaprak düşer, ne de yerin karanlıklarında bir tane saklı kalır. Yaş ve kuru ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır. • En’âm, 6:59 • O, kullarının geleceğini de bilir, geçmişini de. Kulları ise, Onun ilminden, ancak Onun dilediği kadarını kavrayabilirler. • Bakara, 2:255
  7. 7. Kur’ân’da İLİM sıfatı • Allah her dişinin ne yüklendiğini, rahimlerin neyi eksiltip neyi arttırdığını bilir. Onun katında herşey belirli bir miktar iledir. • Ra’d, 13:8 • Oğlum, yaptığın iş bir hardal tanesi kadar olup da bir kaya içinde yahut göklerde veya yerde gizlenecek olsa, Allah onu meydana çıkarır. Çünkü Allah’ın bilgisi herşeyin bütün inceliklerini kapsar ve O herşeyden haberdardır. • Lokman, 31:16
  8. 8. Kur’ân’da İLİM sıfatı • Allah göklerin ve yerin gaybını bilir. O, gönüllerde saklı olanı da bilendir. • Fâtır, 35:38 • Onlar işlediklerini halktan gizleseler de Allah’tan saklayamazlar. Çünkü onlar Allah’ın asla hoşlanmadığı iftiraları sinsice kurup dururken Allah onların yanındaydı ve onların bütün yaptıklarını kuşatmış bulunuyordu. • Nisâ, 4:108
  9. 9. Kur’ân’da İLİM sıfatı • Sen hangi işte olsan, o işe dair Kur’ân’dan ne okuyacak olsan, yahut siz ne iş yapsanız, siz ona dalıp gittiğinizde Biz size şahidizdir. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca birşey bile Rabbinden gizli kalmaz. Bundan küçük olsun, büyük olsun, ne varsa hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır. • Yunus, 10:61
  10. 10. Kur’ân’da İLİM sıfatı • İlim kökünden türeyen isimler • Alîm: 153 yerde (50 yerde tek başına, diğerleri başka Esmâ ile) • Diğerleri: A’lem, Âlim, Allâmu’l-ğuyûb • Alîm ismiyle beraber geçen Esmâ • Hakîm | Semî’ | Habîr | Azîz | Kadîr | Hallâk | Fettâh | Halîm | Şâkir | Vâsi’
  11. 11. Kur’ân’da İLİM sıfatı • İlim sıfatıyla alâkalı olan diğer Esmâ ile (Hakîm, Habîr, Semi’): Mekke-Medine dönemlerinde • Celâl sıfatlarıyla beraber (Azîz, Kadîr, Fettâh, Hallâk): Mekke dönemi • Cemal sıfatlarıyla beraber (Halîm, Şâkir, Vâsi’): Medine dönemi
  12. 12. Kur’an’dan önceki kitaplarda İLİM sıfatı nasıl tahrif edildi? • “Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse, gaflet ve tabiat dalâletine düşebilir.” • Ehl-i Kitabın ulûhiyet tasavvurunda bu gerçeğin çok açık sonuçları görülür. • Kur’an’dan önceki semavî kitaplarda yapılan tahrifatın en tahripkâr kısmı, İlâhî sıfatlar üzerinde cereyan etmiştir. • Bilhassa ilim, irade ve kudret sıfatlarında bu tahrifat yoğunlaşır.
  13. 13. Kur’an’dan önceki kitaplarda İLİM sıfatı nasıl tahrif edildi? • Sonuç: insandan biraz daha kuvvetlice, ama herşeyi bilemeyen, herşeyden haberdar olamayan, birçok şey kendisinden saklanabilen, yarattıklarının yaptıklarına hakim olamayan, pek çok şeye gücü yetmeyen, insandan biraz daha kuvvetlice bir varlık tasvir olunmuş, adına “Tanrı” denmiştir.
  14. 14. Kur’an’dan önceki kitaplarda İLİM sıfatı nasıl tahrif edildi? • Ehl-i Kitabın ilâhiyatında sahih bir “ilim” sıfatı mevcut olmadığı için, ellerindeki malzeme ile Allah hakkında doğru bir tasavvur ve inanca ulaşmaları mümkün olmamıştır / olmamaktadır / olmayacaktır. • Aynı kültürün mahsulü olan Batı medeniyeti ve o medeniyetin mahsulü olan bugünkü bilim anlayışı ise bu işi daha da ileri götürmüş ve mükevvenatın ortaya çıkışı ile “ilim” sıfatı arasındaki bağlantıyı tamamen inkâr etmiştir.
  15. 15. Kur’an’dan önceki kitaplarda İLİM sıfatı nasıl tahrif edildi? • Bir kapı menteşesinin bir usta elinden çıktığını söyleyebiliriz. Ama ondan çok daha harikulâde bir yapıya sahip olan istiridye mafsalı için aynı şeyi söyleyemeyiz. • Charles Darwin • Siz itinalı ve ayrıntılı elektronik aletlerle donatılmış, pırıl pırıl bir jet uçağını inceliyorken, birisi size, bu makinenin yeraltındaki aluminyum, demir ve petrolün kendiliğinden meydana çıkarak bir araya gelmesiyle teşekkül ettiğini söylese kolay kolay inanmazsınız. Halbuki ondan çok daha fazla kompleks makineler olan canlı vücutları aynen böyle bir işlemin sonucudur. Sadece kimyevî malzemeler değişiktir: karbon, azot, su gibi. • Nigel Calder, The Life Game
  16. 16. Kur’an’dan önceki kitaplarda İLİM sıfatı nasıl tahrif edildi? • NETİCE: • Eğer bilgisi sınırlı bir tanrı bu kâinatı yoktan yaratabiliyorsa, • hiçbir şey bilmeyen uydurma bir kavram, elindeki hazır malzemeyle, bu dünya üzerindeki canlıları yaratabilir. • Bunlardan birincisine inanan zihinleri ikincisine ikna etmek hiç zor değildir. • Çünkü: “Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse, gaflet ve tabiat dalâletine düşebilir.”
  17. 17. Kur’an’dan önceki kitaplarda İLİM sıfatı nasıl tahrif edildi? • Batı’nın bu arızası kendisine münhasır kalmadı, İslâm âlemine de sirayet etti • Bugün biz kâinatı Kur’an’dan değil, Batı’dan öğreniyoruz • Batı’dan aldıklarımız sadece bilgiden ibaret kalmıyor • Faili devre dışı bırakan isimlendirme, anlatım, formülleştirme, ilh. yoluyla formatlanıyoruz / failsiz bir kâinat modeli ve din-dünya ayırımı bütün benliğimizi istilâ ediyor • Dini hayatın belirli alanlarına hapsetmenin sonucunu hayatın bütün alanlarında bozulma şeklinde yaşıyoruz • Risale-i Nur’un önemli bir özelliği: Sistemdeki ârızanın yerini belirleme.
  18. 18. Bir Rububiyet tasviri • Birbirini takip eden şu paragraflarda, rububiyet-i İlâhiyenin malikiyet, kudret, rahmet ve hikmet kavramlarıyla açıklanışını görüyoruz. • Bu kavramların her biri bir isme işaret ediyor. • Her isim, diğerlerinin icraatını tamamlıyor. • Bunlardan birinin ihmal edilmesi halinde konu anlaşılmıyor.
  19. 19. Bir Rububiyet tasviri • ُ‫ه‬َ‫ل‬ َ‫يك‬ ِ‫َر‬‫ش‬ َ‫ال‬Yani, nasıl ki ulûhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur, müteaddit olamaz. Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur. • Bazan olur ki, sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz; fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar, "Bize de müracaat et" derler. • Fakat Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. • Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama "Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin" denilmez.
  20. 20. Bir RUBUBİYET tasviri: MALİKİYET KUDRET RAHMET • İşte, şu kelime ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki: • İmanı elde eden ruh-u beşer, mânisiz, müdahalesiz, hâilsiz, mümanaatsız, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazâin-i rahmet maliki ve defâin-i saadet sahibi olan Cemîl-i Zülcelâl, Kadîr-i Zülkemâlin huzuruna girip hâcâtını arz edebilir. Ve rahmetini bulup kudretine istinad ederek kemâl-i ferah ve süruru kazanabilir.
  21. 21. MÂLİK KADÎR RAHÎM • ُ‫ك‬ْ‫ل‬ُ‫م‬ْ‫ال‬ ُ‫ه‬َ‫ل‬ Yani, mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor: • Ey insan! Sen kendini, kendine malik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını yerine getiremezsin. Öyleyse, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. • Mülk başkasınındır. O Malik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini itham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.
  22. 22. KADÎR RAHÎM HAKÎM 20. Mektup • Hem der ki: • Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. • Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. • O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. • Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme.
  23. 23. RUBUBİYET ADALET HİKMET RAHMET Kastamonu Lâhikası 84. Mektup • Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatle girenlerdir. • Çünkü bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp herşeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemâl-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler.
  24. 24. Burada en ziyade ihmal edilen: Rububiyet Hikmet 1. Emirdağ Lâhikası 30. Mektup • Beşerin zararlı, şerli, ârızî hadiselerine bu kadar merak ve zevkle bağlanmak; • (1) dünyada ebedî kalmak • (2) ve o hadiseler daimî olmak • (3) ve herkese o hadiseden bir menfaat veya zarar gelmek • (4) ve o hadiseye sebebiyet verenlerin hakikî fail ve mûcid olmak şartıyla olabilir. • Halbuki, havanın fırtınaları gibi geçici hallerdir. Sebebiyet verenlerin tesirleri pek cüz'î... Ondaki zarar ve menfaati, o vaziyet şarktan, Bahr-i Muhitten sana göndermez. Senden sana daha yakın ve senin kalbin Onun tasarrufunda ve senin cismin Onun tedbir ve icadında olan bir Zât-ı Akdesin rububiyetini ve hikmetini nazara almayıp, tâ dünyanın nihayetinden zarar ve menfaati beklemek ne derece divanelik olduğu tarif edilmez.
  25. 25. İlk bakışta âyetin konusuyla ilgisi hatıra gelmeyen iki isim: HALÎM ve GAFÛR Biraz yakından bakınca, bizi derin bir muhasebeye sevk etmesi gereken bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. • Yedi gök, yer ve bunlarda olan kim varsa, hepsi Allah’ı tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Lâkin siz onların tesbihini anlamıyorsunuz. Muhakkak ki O Halîm ve Gafûrdur. (İsrâ, 17:44). • . . . Nasıl ki semâ güneşler, yıldızlar denilen nurefşan kelimâtıyla, hikmet ve intizamıyla Onu takdis ediyor, vahdetine şehadet ediyor; ve cevv-i hava dahi bulutların sesiyle, berk ve raad ve katrelerin kelimâtıyla Onu tesbih ve takdis ve vahdâniyetine şehadet eder. . . .
  26. 26. İlk bakışta âyetin konusuyla ilgisi hatıra gelmeyen iki isim: HALÎM ve GAFÛR Biraz yakından bakınca, bizi derin bir muhasebeye sevk etmesi gereken bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. • . . . Öyle de, zemin, hayvânat ve nebâtat ve mevcudat denilen hayattar kelimâtıyla Hâlık-ı Zülcelâlini tesbih ve tevhid etmekle beraber; herbir ağacı, yaprak ve çiçek ve meyvelerin kelimâtıyla yine tesbih edip birliğine şehadet eder. • Öyle de, en küçük mahlûk, en cüz'î bir masnu, küçüklüğü ve cüz'iyetiyle beraber, taşıdığı nakışlar ve keyfiyetler işaretiyle pek çok esmâ-i külliyeyi göstermekle Müsemmâ-yı Zülcelâli tesbih edip vahdâniyetine şehadet eder. . . .
  27. 27. HALÎM ismi hikmet-i imhali gösteriyor. GAFÛR ismi mânâyı tamamlıyor: İsyanınız ne kadar büyük olursa olsun ümidinizi kesmeyin. O bütün günahları bağışlar. Size tanınmış olan mühletten faydalanarak hatânızdan dönün ve kendinizi affettirin. • . . . İşte, bütün kâinat birden, bir lisanla, müttefikan Hâlık-ı Zülcelâlini tesbih edip vahdâniyetine şehadet ederek kendilerine göre muvazzaf oldukları vazife-i ubûdiyeti kemâl-i itaatle yerine getirdikleri halde, şu kâinatın hülâsası ve neticesi ve nazdar bir halifesi ve nazenin bir meyvesi olan insan, bütün bunların aksine, zıddına olarak ettikleri küfür ve şirkin ne kadar çirkin düşüp ne derece cezaya şayeste olduğunu ifade edip bütün bütün ye'se düşürmemek için, hem şunun gibi nihayetsiz bir cinayete, hadsiz çirkin bir isyana Kahhâr-ı Zülcelâl nasıl meydan verip kâinatı başlarına harap etmediğinin hikmetini göstermek için ‫ا‬ً‫ور‬ُ‫ف‬َ‫غ‬ ‫ا‬ً‫م‬‫ي‬ِ‫ل‬َ‫ح‬ َ‫ان‬َ‫ك‬ ُ‫ه‬َّ‫ن‬ِ‫ا‬der. O hâtime ile hikmet-i imhâli gösterip bir rica kapısı açık bırakır.
  28. 28. Üstadın bu tevcihini Fâtır sûresinin âyeti de doğruluyor. Zaten bu iki isim sadece bu iki âyette bir arada yer almıştır. • Yedi gök, yer ve bunlarda olan kim varsa, hepsi Allah’ı tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Lâkin siz onların tesbihini anlamıyorsunuz. Şüphesiz, O Halîm ve Gafûrdur. • İsrâ, 17:44 • Gökleri ve yeri yok olmaktan alıkoyan Allah’tır. Eğer onlar yok olup gidecek olsa, onları tutabilecek başka birisi yoktur. Şüphesiz, O Halîm ve Gafûrdur. • Fâtır, 35:41

×