Hayyamın kerhaneli tek bir satırı bile yoktur!Murat Bardakçı/09 Nisan 2012MÂLÛM piyanist yine bir iş yaptı, bu defa Ömer H...
Bilin: Ömer Hayyam sadece şair değildir, doğu kültüründe matematikçi ve analitik geometrici olarakçok daha önemli bir yeri...
İranlı matematikçi, astronom, filozof, şair Ömer Hayyam, bir çadırcının oğlu olarak 11.asrın ortalarında Nişabur kentinde ...
Ama şiirlerinde şaraptan bahsettiler diye şarap içtiklerini söylemek yanlış olur.”Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;Gençli...
yoğun bir düşünce ve duygu kompozisyonu istedikleri gibi, belirli yirmi dört aruz kalıbınıbenimsemişlerdir. Bütün bu kalıp...
Ömer Hayyamın İranda tutunmamış, uzun yıllar ya dostları ya da düşmanları eliyle tersyorumlanmış, Hafez ve Sadiye verilen ...
çiziktirivermiş olduğu sanısını da akıldan silmek gerekiyor. Bazı Batı kaynaklarınadayanarak İranda ve bizde Hayyamla ilgi...
developmental lane , Mevlânâ’s impact it seen in mystic subjects and Hayyâm’s impact inother rubâies which were written in...
ustalıkla terennüm edebilmek de, rubâîde başarılı olmaktır. Hayli geniş bir tefekkürü,etraflı bir felsefeyi, zengin bir dü...
İster beni afvet, ister eyle âzâr;Mihrâbda sensiz arzı tâatdansaMeyhânede yeğ seninle olmak ber kâr“O kadar şarap içeyim k...
ağırlıkta olduğu için, Hayyam’ın rubâîleri uzun süre gölgede kalmıştır. Yine aynı taassupile Hayyam’ı farklı anlama daha X...
Hüseyin Dâniş, Rızâ Tevfik ve Âsâf Hâlet Çelebi’nin çevirilerini ayrı ayrı gösterelim:Dostlar hep birer birer aramızdan gi...
24.   Ahmet Aymutlu                        50                         196225.   A. Kadir                            100   ...
* Bu Metin 14-24 Mayıs tarihleri arasında İran’a yapılan ziyaret esnasında Nişâbur’daÖmer Hayyâm toplantısında sunulmuştur...
Seher vakti bizim meyhaneden söyle bir ses geldi:Ey bizim harâbâtî ve mecnun rindimiz, kalk.Peymane-i hayatımız dolmadan e...
Doldur bade kadehini, ver elime;Bin veresiyeden iyi bir pesin var.Mehmet KanarGûyend, behist u hûri ayn hâhed budVancâ mey...
Yıl : 11Sayı : 2620102010/2ISSN 1302-354320 TLTasavvufmakaleler / articlesOsmanlılar’da Semâ, Devrân, Raks Tartışmaları ve...
Ölümsüzlük Düşüncesi ve Ölüm Sezgisi ÜzerineOn the Idea of Immortality and Intuition of DeathMehmet Necmettin BARDAKÇIŞaml...
Yakup ÇİÇEK............................................................................................. 69-74İrfan Gunduz...
H. Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi HayatYusuf Turan GÜNAYDIN..............................................................
Our Teacher Selcuk Eraydın Whom I always Remember with GratitudeAli HÜSREVOĞLU...............................................
Afaq ESEDOVA........................................................................................ 417-421Necmeddin Daye...
İkinci bolumde Moeen Nizami’nin “Studies on Shams-e Tabrizi in the Sub-Continent”, Suleyman Derin’in “Benedict’in The Rule...
Upcoming SlideShare
Loading in …5
×

Ömer Hayyam - Rubailer, Şarap Kavramı ve Dahası

4,308 views

Published on

  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

Ömer Hayyam - Rubailer, Şarap Kavramı ve Dahası

  1. 1. Hayyamın kerhaneli tek bir satırı bile yoktur!Murat Bardakçı/09 Nisan 2012MÂLÛM piyanist yine bir iş yaptı, bu defa Ömer Hayyamı vasıta ederek Twitterden İslamiyet veinananlar hakkında tuhaf mesajlar gönderdi ve ortalığı birbirine kattı.Piyanistin meyhane-kerhane kafiyeli mesajlarını burada tekrar etmeme lüzum yok...Ama, meselenin aynı şekilde önemli olan bir başka tarafı var: Bir zamanların harika çocuğunun bütünbunlardan sonra "Yazdıklarım bana ait değildir, Ömer Hayyama aittir" deyip tepki gösterenleriHayyamı bilmemekle suçlamaya kalkması, yani Hayyamın arkasına sığınma hevesi ve etrafın da buiddiayı yemesi...Herşeyden önce şu hususu çok iyi bilelim: Ömer Hayyamın piyanistin twitinde söylediği bir sözü,rubaisi, şiiri, hattâ tek bir satırı yoktur! Hayyam rübailerinin içerisinde "Sen meyhaneci misin?" yahut"Kerhaneci misin?" gibisinden bir ifade geçmez, bulamazsınız. Rübailerin ne Farsçalarında, ne batıdillerine ne de Türkçeye yapılmış tercümelerinde böyle bir ifadeye rastlanmaz!ÖYLE BİR GEYİK Kİ...Piyanistin naklettiği sözlerin nereden geldiğini merak mı ettiniz? Söyleyeyim: İnternetten! Adamın birioturmuş, Hayyamın adına böyle birşeyler gevelemiş, gevelediklerini internete koymuş ve sanalâlemde okudukları herşeyi doğru zannedip Allah kelâmı imişcesine sımsıkı sarılan cühelâ da buedepsizlikleri Hayyama ait zannederek ve işlerine de geldiği için alıp sahiplenmiş ve tekrarlamışlardır!İşin aslı, faslı, işte bundan ibarettir. Ortada saçmasapan bir internet geyiği vardır ama eksantrikkafalar ve entelektüel olma sevdasındaki cühelâ, bu internet geyiğine hiç utanmadan ve desıkılmadan sahip çıkmışlardır!İşin acı olan bir başka tarafı daha var: Piyanistin twitlerine karşı hakaret mesajları gönderen tarafın ve"Bu sözler meğerse piyaniste değil, Hayyama aitmiş" diye başlıklar atan basınımızın da Hayyamınböyle tek bir satırının dahi bulunmadığından haberdar olmaması ve internette dolaşıp duran aynıgeyiğe inanması!Velhâsıl sanatçısından entelektüeline, moderninden muhafazakârına kadar okumaktan vearaştırmaktan uzaklaşmış; ekranda beliren satırların tek bilgi kaynağı olduğunu zanneden tuhaf birtoplum olduk!BİLİN VE UNUTMAYIN!Buradan sonra yazacaklarıma "Hatırlayın" yahut "Unutmayın" sözleri ile başlamak isterdim amameseleyi bilmediğimiz için unutmamamız yahut hatırlamamız da imkânsız olduğundan, "Bilin" diyebaşlamak zorundayım...
  2. 2. Bilin: Ömer Hayyam sadece şair değildir, doğu kültüründe matematikçi ve analitik geometrici olarakçok daha önemli bir yeri vardır. Üçüncü derecede denklemlerin hallinde, 17. asırda yaşamış olanDescartesa kadar Hayyamın geometrik yaklaşımından istifade edilmiştir. Ömer Hayyamınmatematik ve geometri konusunda kaleme aldığı bazı eserler bugün elyazması olarak elimizdedir,bunların bir kısmı zaten basılmıştır ama "rubai" dediğimiz dörtlüklerin hakikaten ona ait olup olmadığıyahut hangisinin onun, hangisinin de düzmece olduğu meselesi hâlâ karanlıktır.Hayyama atfedilen şiirlerin doğu dünyasında Hâfızın yahut Sadinin eserleri kadar revaçbulmamasının ve elyazmalarına az rastlanmasının sebebi de hem bu karışıklık, hem de şaire atfedilendüşüncelerin İslam toplumunda benimsenmemesidir. Türkçedeki ilk ciddî Hayyam tercümeleri de buyüzden 20. asırda yapılmışlardır.Yine, aynı şekilde bilin: Ömer Hayyamın batıdaki yıldızı, temelleri 19. asırda Avrupada atılanvaroluşçuluk felsefesi doğrultusunda ve Edward Fitzgeraldın yaptığı rübailerin meşhur İngilizcetercümesi ile parlamış, varoluşçuluğun İkinci Dünya Savaşı sonrasında daha da bir revaç bulmasıylaHayyama atfedilen dörtlükler daha da bilinir olmuştur. Hayyama mâledilen dörtlükler, şöhretleriniişte bu varoluşçuluk akımına borçudurlar.Meselenin aslı ne, bizim sanatçılarımız, aydınlarımız ve de muhafazakârlarımız neredeler! Ne kadargüzel değil mi?haberturk.com****Hayyam ve şarap kavramı.Yazar Sadık Yalsızuçanlar, ‘Şey isimli kitabında içkiyi yücelten şiirleriyle tanınan ÖmerHayyam’ın aslında hiç içki içmediğini savunuyor. Yalsızuçanlar’a göre bir mutasavvıf olanHayyam, şarap kavramıyla ‘hakikat-i Muhammediyye’yi anlatmıştı.“Şarap sen benim günüm güneşimsin / Öyle bir dolsun ki seninle içim / Bir bildik görüncebeni sokakta / Ne o şarap, nereye böyle desin.” Şark edebiyatının efsane ismi ÖmerHayyam, rubailerinde sıkça geçen şarap kavramıyla birlikte anıldı hep. Dinî hükümlerekarşı kayıtsızlığını gösteren ifadeleri de dillerden düşmedi. Minyatürlere bile başındakikıvrım kıvrım bükülmüş sarığının, tel tel sakallarının yanısıra elindeki kadehle yansıdı.Öykücü Sadık Yalsızuçanlar ise son kitabı ‘Şey’de, Hayyam’ı çok farklı bir bakış açısıylaele alıyor. Sultanü’l-âşıkîn unvanıyla bilinen Mısırlı şair İbn Fârıd’ın (1181-2/1235) bütünBatı dillerine tercüme edilen 39 beyitlik ‘Hamriyye’sinin girişindeki, ‘Biz sarhoş iken henüzüzüm yaratılmamıştı’ mısraından yola çıkan Yalsızuçanlar, Ömer Hayyam’ın şiirlerindekastettiği şarabın, hakikat-i Muhammediye olduğu sonucuna ulaşmış. Hayyam’ı sarhoşeden şarabın üzümle, üzüm suyu ile ilgisi olmadığını söyleyen Yalsızuçanlar, bir anlatıkitabı olan ‘Şey’de, Hayyam’ın görüşlerini imge düzeyinde ve hikâye üslubuylayorumluyor.
  3. 3. İranlı matematikçi, astronom, filozof, şair Ömer Hayyam, bir çadırcının oğlu olarak 11.asrın ortalarında Nişabur kentinde doğdu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksekmatematik alanlarında önemli çalışmalara imza attı. ‘Zamanın bütün bilgilerini bildiği’söylenirdi. Ancak yaptığı çalışmaların çoğunu kaleme almadı. Oysa Hayyam, çokçaduyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıydı. Mesela bilinmeyen manasındaki ‘x’kavramını, Celali takvimi o icat etti. Kendini ne kadar gizlemeye çalışsa da aşk, şarap veinsan kavramlarını sık sık dile getirdiği şiirleri sayesinde adı dillerden düşmedi.Öyle ki şarap denilince akla gelen ilk isim oldu çoğu kez. Sadık Yalsızuçanlar ise ÖmerHayyam’ın sanıldığı gibi şarapçı kimliğiyle öne çıkan biri değil, bir İslam filozofu, bilimadamı ve mutasavvıf olarak önemli yere sahip olduğunu söylüyor. Hayyam’ın kalemealdığı ‘Varlık Risalesi’nden yola çıkarak farklı tespitlerde bulunan Yalsızuçanlar, “Hayyamdışında, İbn-il Farıd, Mevlânâ ve Yunus Emre başta olmak üzere Hak âşığı insanlarşiirlerinde şaraptan çokça bahseder.Mevlânâ, bu bahsettikleri şarabın, meyhanedeki şarapla ilgisi olmadığını, ‘Bizimsarhoşluğumuz üzüm sarhoşluğu değildir, bizim sarhoşluğumuzun sonu yok.’ gibibeyitlerle Mesnevi’sinde sürekli dile getirmiştir.” diyor. Yalsızuçanlar’a göre Hayyam,şarap kavramıyla daima dolu olduğu hakikât-i Muhammediyye’yi anlatıyor: “Hakikât-iMuhammediyye ile sermest olanlarda O’nun aşkı ve nuru daima mütecellidir.”Yalsızuçanlar, ‘Şey’de Hayyam’ın dilinden derin bir hayıflanmayı dile getiriyor: “Her şarapanıldığında, her şarap şişesi görüldüğünde, her üzüm hasadı yapıldığında, tuhaf birbiçimde, ruhum oradaymış gibi beni anıyorlar... Oysa o şarabın etkisiyle sarhoş olmadımben. O şarabı hiç ağzıma sürmedim. Onun tadını bilmem. Kırmızı, beyaz, pembe, kızıl,eski, yeni, ne zaman, nasıl yapılırsa yapılsın, nasıl içilirse içilsin, hiçbir şarapta benim birizim, bir gölgem yok. Ama herkes beni anıyor şarap denince. Şarabı sarhoş edici bir içkiolarak hiç tatmadım. Ama sarhoşluğum hep arttı. Öyle bir an geldi, ne kendimi, ne gayrıbilemedim.”‘İçip içmediği tartışmalı bir konu’Yard. Doç. Dr. Mustafa Koç: “Şiirlerinden hareketle, Hayyam’ın şarap içen, sarhoşolduğunu dile getiren bir düşünce geliştirmek akademik yöntem değildir. Eğer bu yolagirilirse şiirlerinde bol bol şaraptan, meyhaneden bahseden bütün sûfi şairleri töhmetaltında bırakmış oluruz. Nitekim klasik Türk edebiyatında şaraba karşı tavırları vedindarlıkları ile maruf bir yığın zevat Hayyam’ı sûfi bağlamda ele alıp, onu bir aşk şairiolarak görür. Ancak şarap ve şarapla ilgili kavramlara sûfiyane anlamlar yükler. Buçerçevede Hayyam ve eserlerine yer verirler. Hayyam’ı melâmî neşvesinde yüksekseviyeli bir şair olarak görüp şiirini bu şekilde anlamak gerekir.”Prof. Dr. Cihan Okuyucu: Bizde ve Batı’da Hayyam, içki hakkındaki şiirleri ve felsefesibakımından hep ayyaş olarak biliniyor. Yahya Kemal de onu bu yönüyle örnek alıpşiirlerini tercüme etmiş. Anlaşılan Yalsızuçanlar, bu konuda kesin bir tarihî belge olmadığıiçin Hayyam’ın içki içmediği şeklinde yorum yapma imkanı bulmuş.Prof. Dr. Ahmet Kırkılıç: “Ömer Hayyam, bildiğimiz kadarıyla eyyamcı bir tipti. Dinîkimliği yoktu. Bu sebeple içki içebilir. Ancak her şarap üzerine yazanın içki içtiğinisöyleyemeyiz. Şeyhülislamlar da şarap üzerine yazmışlardır.
  4. 4. Ama şiirlerinde şaraptan bahsettiler diye şarap içtiklerini söylemek yanlış olur.”Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;Gamı yakar eritir ateş gibi,Sağlık sularından şifalıdır, iç.Can bir şaraptır, insan onun destisi;Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.İçip içmemesinin o kadar büyük bir öneminin oldugunu dusunmuyorum. .Sonucitibariyle.. birbirinden eşsiz yüzlerce rubai yazmıştır.. en hoşuma gidense..Nerdesin? Sana baş kaldırmışım işte,Karanlıklar içindeyim, ışığın nerde,Bana cenneti ibadetle sunacaksan,Senin ne cömertliğin kalır bu işte.Girme şu alçakların hizmetine:Konma sinek gibi pislik üstüne.İki günde bir somun ye, ne olur!Yüreğinin kanını iç de boyun eğmeBir damla şarap ver Çin senin olsun;Bir yudumu bütün dinlerden üstün.Söyle, ne var dünyada şaraptan hoş?O acıya tatlılar feda olsun.HayyamHayyam ve RubaileriGeçmiş yüzyılların karanlıkları içinde, olumlu bilimlere bu kadar eğilmiş ve tanınmış olanHayyamın, önce Batıda ve Amerikada, sonra da kendi ülkesiyle birlikte bütün dünyadabu kadar çok ün yapmasının nedeni, zaman zaman bilimsel çalısmalarının yanı sıra,ortaya attığı rubaîleridir. (Tam îran söylenişine gore "robaî"dir. Aslı Arapça olan busözcüğü Araplar (o-u) arası bir sesle söylerler.)Vahid Tabrîzînin, Moskova baskısı olup Farsça kaleme alınan, Elmoaccem adlı kitabının98-104. yaprakları arasında da belirtildiği üzere, rubaî iki beyitten ortaya çıkmış bir nazımbiçimidir. Zaten anlamı da, Arapça "robu" (dörtlü) sözcüğünden üretilmiştir. Ancak, buçift beytin rubaî olabilmesi için tek ve bağımsız bir dörtlük halinde bulunması ve kendineözgü aruz kalıplarıyla yazılması gerekir. Aruzcular "rubaî" biçimi için, özdeyiş halinde,
  5. 5. yoğun bir düşünce ve duygu kompozisyonu istedikleri gibi, belirli yirmi dört aruz kalıbınıbenimsemişlerdir. Bütün bu kalıplar, ya "mefulü", ya da "mefulün" diye başlamakzorundadır. "Mefulü" diye başlayanlar "ahreb", "mefulün"le başlayanlar da "ahrem" adımalırlar. On ikisi "mefulü", on ikisi de "mefulün" diye başlayan bu belli kalıplar, rubaîyi,divan edebiyatı nazım biçimleri arasında bulunan "kıta" ve "tuyuğ"dan ayırıyor. Buayrılıkta, rubaînin, olaylan felsefi bir süzgeçten geçirmesi, düşünsel havasındanduygusallığın kaybolmaması şartı da bulunduğu unutulmamalıdır. Rubaîlerin 1, 2 ve 4.dizeleri kesin olarak birbirleriyle ayakdaş (kafiyeli) olmak zorunda olup 3. dizelergenellikle serbesttir ya da öteki üç dizeye ayak bakımından uyabilir.Dünya edebiyatına göz gezdirdiğinizde, dörtlük halinde şiir yazmanın Doğu uluslarınaözgü olduğu görülüyor. Türklerin Orta Asyada, İslamlığın kabulünden önceki şiirlerinde,en küçük nazım birimlerinin dörtlük olduğu bir gerçektir. Öyleyse bu biçimde şiir yazmayı,Ömer Hayyamdan çok daha öncelere götürmek gerekiyor. Bugün divan, dolayısıyla İranedebiyatının hiç etkisi altında kalmadan gelişmiş ve günümüze kadar uğraşısınısürdürmüş olan Anadolu aşık edebiyatının en güzel verileri de hala manilerdir. Onlar dagüzel duyguları özdeyişi halinde sıralanan unutulmaz şiirlerdir:"Vay bana, vaylar bana,Yıl oldu aylar bana.Egildim, su içmeye,Su vermez çaylar bana."Dîvan-ı lügat it Türkte rastladığımız bazı örnekler. Dede Korkut Hikayelerinde geçen pekçok bağımsız dörtlükler de bunu kanıtlar. Bunun gibi, İran edebiyatı, hatta Arapedebiyatında Hayyamdan önce ve sonra bağımsız dörtlüklere rastlanır. Ne var ki hepsininkarakteri, bugün anladığımız anlamda rubaî değildir ve bugünkü rubaî kavramı, dünyayailk defa Hayyam eliyle, onun örnekleri olarak kazandırılmıştır.Ömer Hayyamın ozanlığından ve rubaîlerinden ilk defa söz eden, sağlığındayken onutanımış olan Samargandli Nezamî-ye Aruzidir. Onu izleyerek Abu Bekr Razi, "Mersad olebad"ında Hayyamın bilimciliği yanında ozanlığına da işaret eder. Ama bütün bu bilgiler,onun ününü, şiir alanına bugünkü gibi duyurmaya yetmezdi.19. yüzyılda İngilterenin Oxford kentinde, Bodlein kitaplığında "Robaiyyat-e Omar" adlıbir yazma bulundu. 525 sayı ile deftere işlenmiş olan bu kitabın, Medineye göçün 865.yılında (15. yüzyılın ilk yarısı) yazılmış olduğu görüldü.Shakespeareden sonra en güçlü İngilız ozanlarından biri olan Edward Fitzgerald, rubaîleriilk defa İngilizceye, dolayısıyla bir batı diline çeviren ozandır. Sözünü ettiğimiz nüshanınbir tıpkı basımını göremediğimiz için gerçeklik ve etkenlik yanı üzerinde duramıyoruz.Birkaç kaynakta gözümüze çarpan bu bilgiye, başta Mohammad Ali Forugî olmak üzerepek çok İranlı ve Batılı araştırıcıda rastlayamadık. İranın içinde ve dışında bulunan yazmaHayyam rubaîlerinin 9. Hicret yılında yazılmış şeyler olduğu, bundan daha eski tarihlerdeyazılmış olanlarına rastlanılamadığı söylenilmektedir.Ömer Hayyamın bütün Avrupaya, oradan Amerikaya ve yeniden kendi vatanınave bütün dünyaya yayılması, Fitzgeraldın yeniden yaratıyormuşcasına yaptığıbu çeviriler yüzündendir.
  6. 6. Ömer Hayyamın İranda tutunmamış, uzun yıllar ya dostları ya da düşmanları eliyle tersyorumlanmış, Hafez ve Sadiye verilen önemin benzerinden pay alamamış olduğudoğrudur. Ancak bunun nedenini; Avrupalılar ve buna bakarak bazı memleketimizyazarları, ozanın asıl adının "Ömer" olmasına ve kendisinin Şiî değil, Sünnî oluşunabağlarlar. Hatta Hayyamı gerçekten bütün dünyaya tanıtmada öncülük hakkı bulunanİngiliz ozanı Fitzgerald bile yanılgıya düşerek şöyle demiştir:Hayyam gibi kimselerin Doğuda, böyle bir ayrıcalık taşırcasına görülmeleri, kırlarda,çalıların beklenmedik bir köşesinde rastlanan ve ayağımıza takılan yabanî çiçekleriandırır." Oysa İran edebiyatı Hayyamdan önce Fardovsîleri, Hayyamdan sonra İrankültürüyle gelişen Mevlana ve Hafezleri yetiştirmiştir. Bunlarda, Hayyamdan yer yer izlerbuluyoruz.Rubaîleri, evrene ışıklarını saçıp duran Hayyamın ve gerçek İslamlığın bütün dinleregönül kapısını açtığı unutularak ve görülmek istenmeyerek Onu taassupçu bir ortamiçinde incelemeye kalkmak, yanlış ve kişisel bir görüşten ileri gidemez. Hayyamrubaîlerinden, Avrupalılar, 19. yüzyılda değil de Hıristiyan fanatizminin en koyuçağlarında haberli olsalardı, acaba bu rubaîleri böylesine rahat çevirip benimseyebilirlermiydi? İnsanların dünyaya gelip gidişleri ve bir daha dönmeyişleriyle ilgili olarak, kuşkucubir dille Tanrıya sitemli rubaîler yazan Ömer Hayyama ancak 19. yüzyılın Avrupasıhoşgörüyle bakabilirdi. Oysa bu şiirlerin dokunaklı, iğneli havasından yumuşak da olsaşeriatçılara oklar savuran tutumundan haberli olmalarına rağmen Hayyam, çağının büyükdevlet adamları, vezirleri ve yöneticilerince tutulmuş, kendisine engin bir hoşgörü vesaygı gösterilmiştir.Ozanlığının geçmiş yüzyıllarda, bilimci yanına göre geri planda sayılmasının gerçeknedenleri araştırılırken en başta, İran edebiyatına Araplardan geçtikten sonra birçokdeğişikliğe uğrayan ve Fars malı haline getirilen divan yazma geleneğini düşünmeliyiz.Rubaî ya da dış görünüşçe ona benzeyen kıta yazmanın, bu edebiyat anlayışında vezevkinde, öteki nazım türleri yanında o kadar benimsenmemiş olduğunu biliyoruz.Tanrıya yakarış (münacat) Peygamberden yardım ve aracılık umma (nat) amacıylakaleme alınan şiirlerle, büyükleri övmek içın düzülen kaside; aşk, tasavvuf, rintlik veşarabı işleyen gazel biçimini, Doğu edebiyatı geleneği her zaman ön planda tutmuş; onuöteki biçimlere, dörtlüklere üstün görmüştür.Ne açık öğücülük, ne de hoyrat bir yericilik havası taşıyan, hele nitelikçe hiç alışılmamışbir nazım türünü dile getiren Hayyam rubaîlerinin, geçmiş yüzyıllar içinde gerekli ilgiyigörmemesinin nedenini, yalnız İran daki hoşgörüsüzlüğe bağlamak, hele İrandaİslamlığın öteki Müslüman ülkelerdekinden ayrı bir özgürlük sistemi içinde geliştiğibilindiği halde, tersine görüşleri sakız gibi çiğnemek, haksızlıktır.Ömer Hayyam rubaîlerinin, zamanında tutunmayış nedenini, Onun, bu işin üstüne pekdüşmemiş olmasına, bilime daha çok ağırlık verişine bağlamada, bir ölçüye kadar haklılıkpayı vardır. Bilimsel çalışmaları sırasında, rubaîlerine zaman zaman ruh dinlendirici biraraç ve ortam olarak bakan Hayyamın, bu minik dörtlüklerinin, bir gün dünyayıtutuşturacağını sezebildiği düşünülemez.Kabuğuna alışılabilen, ama özünden, ruhundan gelme ilk yabancılığı kolay kolaykavranılamayan rubaîlerin geleceğinden, ozanın bile kesin bir umudu olacağı ilerisürülemez. Bu arada Hayyamın, rubaîlerini, hiç sanat yapmadan, süs çabasına düşmeden
  7. 7. çiziktirivermiş olduğu sanısını da akıldan silmek gerekiyor. Bazı Batı kaynaklarınadayanarak İranda ve bizde Hayyamla ilgili olarak yayınlanmış kitapların pek çoğunda, neyazık ki böyle bir görüşe saplanılmıştır. En güzel sanat eserlerinin, özellikle şiirde; enyalın, en az süslü ve hiç bir çabayı gerektirmeden söylenivermiş eserler olduğu sanısınıverdiği doğrudur. Ancak bu sonuca gelebilmek için ozanın bilgi, duygu ve seziş yollarındaharcadığı çabayı nasıl görmeyiz? Yalın ve süssüz sandığımız eserler, işe en büyük önemlesarılan ozanlara ilişkin olanlardır. En içtenlikli şiirler, çokluk sanat yalanları ve kutsaluğraşıların sonunda ortaya çıkmış ve hiç uğraşılmamış sanısını uyandıran örneklerdir.Hayyam, rubaîlerinin bugünkü değerde bir gelecek sağlayacağından elbette umutluolamazdı. Ama onu, bu zevk alma, dinlenme anlarında yazıldığı söylenen rubaîlerinde,bütün insanoğluna, onun mayasına, toplumların değişmeyen gidişlerine, evrenintemelindeki kuruluşun verdiği sonsuz saşkınlıklara eğilirken, hiç çaba harcamamış, aklınagelenleri söyleyivermiş bir bulvar şairi gibi göstermek, bilimsel bir araştırıcı veinceleyicinin tutumu değildir...KaynakRüştü Şardağ, Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri, Özgür Yayınları, S.21-26.******HAYYAM VE RUBÂÎLERİNİN TÜRK EDEBİYATINA YANSIMALARIProf. Dr. Ahmet MERMERGazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı BölümüÖZETBu makalede kendi ve rubâileri değerlendirilmiş olan Ömer Hayyâm, gerek İran, gerekseDünya edebiyatlarında önemli bir şahsiyettir. Bilim adamlığının yanı sıra şâirliğiyle deenteresan bir kişidir.Rubâî nazım şekli onun adıyla özdeşleşmiştir.Ömer Hayyâm’ın rubâîleri, hayatın gerçeklerini yansıtan ruh ürperişleridir. ÖmerHayyâm’a isnat ettirilen rubâîlerden dolayı da şiirleri yanlış anlaşılan, yanlış yorumlananbir şâirdir. Türk Edebiyatında önemli bir yeri olan bu şiir tarzının gelişim çizgisiincelendiğinde tasavvufî konulardaki rubâîlerde Mevlânâ, diğer serbest konularda yazılmışrubâîlerde Hayyâm etkisi görülür. Hayyâm’ın rubâîlerini devam ettiren en önemliTürk şâiri Yahya Kemâl’dir.ABSTRACTÖmer Hayyâm who was evaleted himself and his rubâies in this essay, is a precious poetin the worldwide as well as İran’s Literature.As well as his scientific profiency, he isinteresting person. Rubâi poem formact identified to with its name.His rubâies which shows life’s realities are spirit’s shiveries. He was a poet whose poetsand himself were misunderstood because of the rubâies which were dedicated to himself.When this kind of poets which is an imp place in Turkish Literature., was alsessed its
  8. 8. developmental lane , Mevlânâ’s impact it seen in mystic subjects and Hayyâm’s impact inother rubâies which were written in freestyl is seen. Yayâ Kemâl is the most importantTurkish poet makes Ömer Hayyâm’s rubâies goes on.Anahtar Kelimeler: Ömer Hayyam, Rubâî, Türk EdebiyatıKey Words: Omer Hayyam, Quatrin, Turkish LiteratureGirişBüyük milletlerin büyük kültür ve medeniyetlerini doğuran, geliştiren önemli şahsiyetlervardır. Bu büyük şahsiyetlerden biri de Ömer Hayyam’dır. Hayyam, İran’ın kültür,medeniyet ve ilmine hizmet eden, onları Doğu ve Batı’ya tanıtan bir büyük şahsiyettir.XI. asrın sonu ile XII. asrın başlarında, Selçuklular döneminde yaşamış olan Hayyam;Hey’et, Riyâziye, Tıp, Fıkıh, Lisan ve Tarih sahalarında ilim tahsil etmiştir. Hayyam, tabiatbilgileri de dahil birçok ilim dalında eserler vücuda getirdi. Böylece o, âlimliğiyle tanınıroldu. Hayyam, bu başarılarıyla devrin Selçuk Sultanı Melikşah ve veziri Nizamülmülk’ünsevgisini kazanmış, onların sağladığı imkânlarla çeşitli ilim sahalarında hizmetlerdebulunmuştur. Hayyam, o kadar parlak bir devirde zamanının adı geçen hükümdar vevezirleriyle ülfet etmiş ve onları methettiği için değil, belki ilmî kudretine, seciyesindekimetanete kendilerini hayran bırakmış olduğu için, itibar sahibi olmuştur.Biz bu yazımızda Hayyam’ın âlimliği, filozofluğundan ziyâde, şairlik yönü ve bu yönününTürk edebiyatına akisleri üzerinde durmaya çalışacağız.Hayam ve RubâîHayyam âlimliği, filozofluğu ve şairliğiyle çok enteresan bir kişidir. Buenteresanlıklarından biri de şairlik yönüdür. Ömer Hayyam, şairliğini sadece Doğuedebiyatında küçük bir şiir olan rubâîde göstermiştir. Bu bakımdan Hayyam, şairliği hiçbirzaman bir meslek olarak kabul etmiş değildir. Bu şiir şekli, Ömer Hayyam’ın adıylaözdeşleşmiştir. Rubâî ile, hele yalnız onunla şair olmak, şöhret kazanmak pek güçtür.İran edebiyatında rubâîleriyle tanınan ve şöhretini İran’dan bütün dünyaya yayan tek şairHayyam’dır. Şiir sanatının tek bir nazım şekliyle şair olan Hayyam’ın rubâîlerinideğerlendirmeden önce rubâî nedir, nasıl bir tarzdır? Bunlar üzerinde kısaca durmaktafayda vardır.Gerçekten gerek dış yapısı, gerekse iç örgüsü bakımından rubâînin kendine mahsus birşekli vardır. Bu, dört satırdan oluşan ve kendine has aruz kalıpları bulunan bir şiirdir.Ahreb ve ahrem adı verilen on ikişerden toplam yirmi dört kalıptan bir veya bir kaçıylayazılan rubâînin birinci, ikinci ve dördüncü satırları birbiriyle kafiyeli, dördüncü mısraıserbesttir. Ayrıca dört mısraı birbiriyle kafiyeli olanlar da vardır. Bu tip rubâîlere İranlılarterâne adını vermişlerdir.Rubâînin bir de iç yapısı vardır. O da, başlı başına bir bütün ifâde eden, tek bir düşünceetrafında birleşmiş bir şekildir. Çok defa ince bir düşünce, felsefe ve tasavvufa aitkonular, bedbinliğin acılığını hissettirişi rubâîye konu olur. Rubâî, kesin bir fikir bildirir,ama bu daha ziyade hisle ilgili bir kesinliktir. Kısalığı nispetinde derin, derinliği nispetindebenliğimizde kökleşecek kadar yoğun bir şiirdir. Rubâî, klasik şark edebiyatında dikkatedeğer bir tefekkür manzumesidir. Büyük bir tefekkür konusunu böyle bir söz kalıbı içinde
  9. 9. ustalıkla terennüm edebilmek de, rubâîde başarılı olmaktır. Hayli geniş bir tefekkürü,etraflı bir felsefeyi, zengin bir düşünüş heyecanını, çok kere duygunun da,coşkunluklarıyla birleştirerek, yalnız dört mısra içine sığdırıp söylemektir rubâî. Buşiirlerde âdeta şuuraltımızdaki birikintilerin, elle tutulur şekilde şuura geçtiğini görürüz.Belki bize heyecan verişi de bundandır.Gerek İran edebiyatında, gerekse Türk edebiyatındaki rubâîlerde başlıca iki büyük tarzdikkati çekiyor: Birincisi, burada isimleri sayılamayacak kadar çok şairin yazdığı tasavvufîrubâiler, ikincisi ise Hayyam’ınkiler ve ona benzeyenlerdir.Hayyam’ın yaşadığı devir, dinin, tasavvufun ve müspet ilimlerin birbiriyle çarpıştığı birzamandı. Hayyam, bu hayatın hazzını tam manasıyla duyarak onu şuurlu bir şekildeseviyor, manasız dertler ve mahrumiyetler içinde geçirmeğe gönlü razı olmuyordu.Devrinin büyük bir filozofu, bir matematik ve bir astronomi âlimi olması, Hayyam’ınrubâîye bir ölçü fikriyle girmesini sağlamıştır. Ölçülü söz söyleme sanatı demek olanedebiyatta, hele şiirde tefekkür, buhran ve heyecanlarını dört mısra içinde, o kadarustalıkla söyleyebilmesi bu büyük rubâî şairinin edebiyata matematik düşüncesiylegirmesinin neticesidir.Hayyam’ın rubâîleri gündelik hayatının tam bir ifâdesi değil, ruhundaki ürperişlerinyankılarıdır. O, yaşamanın hazzını kuvvetle duyan bir hakikat arayıcısı, olgun bir filozof,aynı zamanda zarif ve hassas bir insandır. O, serbest fikirli olduğu kadar da, felsefesindeşüpheci sayılmaktan ziyâde latîfe ve nükte yoluyla şikayetçi sayılması doğrudur. İnsana,akla ve irfâna büyük önem verir, düşüncelerini saklamaz.Hayyam’ın asıl değeri, bu sahada orijinal fikirlere sahip olmaktan ziyâde, bu fikirlerikendine mahsus, derin, zarif ve lirik bir şair duygusu hâline getirmiş bulunmasındandır.O, hayatı sever; tabiatı bütün renkleri ve hazlarıyla görür ve duyar. Dünya tarihinde pekçok büyük sanatkarı harekete getiren “Hayat sevgisi ve ölüm kaygısı” Ömer Hayyam’ın daen esaslı ilham kaynağıdır. Bu bakımdan Hayyâm’ın fikirleri, devrin skolastik ve mistikdüşünüşünden ayrılarak dünyanın realist anlayışıyla birleşmektedir.O, kâinâtın yaratıcısına naz ve sitem eden bir şairdir. Onun nazarında dünya, hayat hepgeçici şeylerdir. Fakat hepsi de hoştur. Eğer dünyada insan bütün güzelliklerden zevkalıyorsa bu kendi suçudur. Değerli filozof Ömer Hayyam, Metafiziğe dair yazdığı “El-vücûd, El-Kevn ve’t-teklîf” adlı eserlerinde genellikle şu fikri ileri sürer: “Bir insan için,kendine en yakın ve en mühim incelenecek varlık insandır. Yani kendisidir” der.Bu görüş ve bunun etrafındaki düşünceler, Hayyam’ın rubâîlerinde en çok sözüedilenlerdir.Derler ki gider cahîme âşık,sarhoş;Bir söz ki bu, gönlüme gelir pek nâ hoş.Sarhoş ile âşıksa cehennemlik eğer,Cennet avucumdur, içi ammâ bomboş.Ey hilkat u halkın evvel ü âhırı yâr,
  10. 10. İster beni afvet, ister eyle âzâr;Mihrâbda sensiz arzı tâatdansaMeyhânede yeğ seninle olmak ber kâr“O kadar şarap içeyim ki bu şarap kokusu toprak altına girdiğim zaman topraktan intişaretsin. O kadar ki mahmur mezarımın başına gelince benden intişar eden şarapkokusundan harap olacak kadar sarhoş ve berbat olsun.”“Eğer ben ölürsem beni şarap ile yıkayınız. Telkin verdiğimiz vakitte şaraptan, kadehtenbahsediniz. Eğer mahşer günü arkamdan koşacak olursanız, meyhanenin toprağındanbeni arayıp sorunuz.”Bunlar ve bunlara benzer rubâîlere bakarak kimi Hayyam’ı zevk-perest ve ayyaş bir şairzannetmiş, kimi hiçbir şeyi itikat etmez bir nihilist olarak tanımış; kimi mülhid ve münkir,kimi de küstah rezil bir kalenderi olarak hükmetmiş; kimi de Avrupa filozoflarındanbazılarına benzetmiş, kimi de mükemmel bir sofi olarak telakki etmiştir.Hayyam, şöhretini rubailerine borçlu olsa da, ne yazık ki İranlılar ve batılı araştırmacılaronun değerini anlayamamış, ona isnat ettirilen rubailerle haksız imaj yaratılmıştır. Bukonuda uzun uzadıya münakaşa kapısı açmak, bana göre gereksizdir. Zahmete değecekbir konu değildir. Çünkü bu hükümler Hayyam’ın adına tetkik olunan bir çok rubâîlerhakkında doğrudur, lakin Hayyam’ın şahsı ve düşünceleri hakkında hiçbiri doğru kabuledilmemelidir. Çünkü böyle birbirine benzemez, acayip ve bazen de fena halde birbiriylezıt ve mütenâkız hükümler ilham eden o rubâîlerin, Hayyam tarafından söylenmiş olduğukabul ve teslim olunmuş bir hakikat değildir.Hayyam’ın hayatı, gayet derli toplu, ilim sahasında otorite sahibi, hatta büyük bir ilimkuruluşunun başında, matematik ve astronomi alanında zamanımıza kadar öneminikorumuş eser sahibi, ağır başlı, değerli bir insan olduğunu gösteriyor. Şu hâlde,şiirlerinde geçen şarap bir sembol, kötümserliğe karşı mutluluk, hür insanlarındüşüncelerini saran bir huzur hissinin timsali sayılmalıdır. O şarap ekseriya-hattatasavvuftaki mânâsında olmasa dahi- yine ruhu sarhoş eden, hayâlî bir şaraptır.“Bizim bu sarhoşluğumuz kızıl şaraptan değildir; bu şarap bizim sevdamızın kadehindenbaşka yerde bulunmaz, sen şarabı dökmek için geldin ama, ben ortada şarabı olmayanbir sarhoşum” diyen Mevlânâ bu noktayı çok iyi anlatmıştır.Hayyam’ın rubâîlerinin bir kısmında da rindçe söyleyişler az değildir. Bütün bugörüşlerimiz hayatı, ilmî çalışmaları ve kendisinin kaleminden çıktığını tahmin ettiğimizbazı rubâîlerine dayanmaktadır. Şair ve yazarların eserlerine ait elde sağlam bir metinolmadığında, onları değerlendirmede birbirine zıt hükümler ve yargıların ortaya çıktığıgörülür. Bunun en tipik örneklerinden biri de, Hayyam’dır.Hayyam’ın yaşadığı dönem ve ondan sonraki zaman diliminde Tasavvufîhayat ve görüşler
  11. 11. ağırlıkta olduğu için, Hayyam’ın rubâîleri uzun süre gölgede kalmıştır. Yine aynı taassupile Hayyam’ı farklı anlama daha XIII. asırda başlamış, Necmüddin Râzî’nin yazdığıMirsâdü’l-İbâd adlı eserde Hayyam’ı fazla hırpaladığı görülmüştür. Hayyam’ın ölümündenyedi yüz yıldan fazla bir zamandan sonra İngiliz Edward Fitzgerald, Hayyam’ın ruâîlerinitoplamıştır. Adı geçen araştırmacı Hayyam’ın rubâîlerini tercüme etmekten ziyade, adetaonları yeniden ibdâ etmiştir. Yakın zamanlardaki araştırmacılar bu araştırmacının eseriniesas aldıkları için, anlama/yorumlamada zaman zaman büyük hatalara düşmüşlerdir.Hayyam’ın kendi kaleminden çıkan rubâîler, yaklaşık 120-130 civarında iken kendindensonra şairin adına isnat edilen pek çok rubâî ile sayıları bine yaklaşmıştır. Bu konudaTahranlı Profesör Ali Mazaherî de Ömer Hayyam’ın orijinal şaheserinin yanında başkaşairler tarafından yazıldığını bir eserinde dile getirmiştir.Türk Edebiyatına YansımalarTürk edebiyatında en eski Türk şiirinin dörtlüklerden meydana gelmesi rubâînin Türkşairleri tarafından kolaylıkla benimsemesine yol açmıştır. Bir araştırmacımızın görüşünegöre Türkçe rubâînin başlangıcı XII. yüzyıla kadar iner. Yüzyıllar boyunca az veya çokbütün şairlerce kullanılmıştır. Rubâî’nin de Anadolu’da öncüsü Mevlânâ’dır. Özelliklerubâîye önem veren şairler Lâmîi, Fuzûlî, Kara Fazlı, Bağdatlı Ruhî ve Azmizâde Haletî,Cevrî, Nâbî, Sâbit, İbrahim Hakkı, Şeyh Gâlib. Osmanlı dönemindeki bu şairler içindeAzmîzâde Hâletî rubâî alanında en büyük ustadır. Cumhuriyet döneminde ise, YahyaKemal ve Arif Nihat Asya gibi şairler rubâîyi devam ettirenlerdir.Bunlardan tasavvufî ağırlıklı rubâîlerde Mevlânâ, diğer serbest konularda yazılmışrubâîlerde de Hayyam etkisi görülür. Bu şairler içerisinde Hayyam hayranı, onu iyianlayan ve onun gibi söyleyişlerle rubâî yazan şairimiz Yahya Kemal’dir. Yahya Kemal, birşiirinde,“Hayyam imiş hakîkati az çok fısıldayan” demiştir.Hayyam rubâîlerinin Yahya Kemal çevirisine ait şu üç örneği sunmak istiyoruz:Esrâr-ı ezel ki saklı senden bendenBir bilmecedir ne ben habîrim ne de senBiz perdenin arkasında söylenmedeyizVaktâki iner ne sen kalırsın ne de benYezdan bizi balçıktan ederken tahmîrBizden çıkacak fi’li de etmiş takdîrBen hükmüne ma’kûs günâh işlemedimDûzahde niçün yakmağı kılsun tedbîrRûh anlasa hakkıyle nedir sırr-ı hayâtAnlardı eğer varsa hafâyâ-yı memâtAklınla bu gün bilmediğin mânâyıKabrinde mi idrâk edeceksin heyhâtHayyam rubâîlerinin Türkçe çevirilerinde Batılı çevirmenlerin yaptığı tutarsızlıklargörülmez. Fakat aynı rubâînin değişik çevirmenler tarafından yapılan çevirilerinde az daolsa farklılıklar göze çarpar. Buna örnek olarak Hayyam’ın bir rubâîsine Feyzullah Sâcid,
  12. 12. Hüseyin Dâniş, Rızâ Tevfik ve Âsâf Hâlet Çelebi’nin çevirilerini ayrı ayrı gösterelim:Dostlar hep birer birer aramızdan gittiler!Ecelin tekmesiyle çiğnendiler, bittiler!Hayat sofrasında hep aynı şaraptan içtik;Lâkin onlar önceden serhoş (olu) gittiler!“Uygun ve vefâkâr dostlar birer birer elden geçtiler ve ecelin ayağı altında birer birerçiğnenip gittiler. Hayat meclisinde hepimiz aynı şaraptan içtik; lakin, onlar bizden iki üçdevre daha evvel kendilerinden geçtiler.”“Uygun dostlar birer birer elden çıktılar ve ecelin ayağı altında birer birer çğnenip gittiler.Hayat meclisinde hepimiz aynı şaraptan içtik; lakin, onlar bizden iki üç devre (yani kadehdönümü) evvel kendilerinden geçip sarhoş oldular (yani göçtüler).”“Uygun ve vefalı dostlar birer birer elden gitti. Ölümün ayakları altında birer birerçiğnenip bu dünyadan göçtüler.Hayat meclisinde hepimiz de aynı şaraptan içmiştik. Onlarbizden bir iki kadeh daha fazla içerek mest oldular.”Bu örneklerden sonra Hayyam’ın hayatını yazan ve rubâîlerini Türkçeye çevirenedebiyatçılarımızın öncülüğünü yapan başta Muallim Feyzî Efendi olmak üzere onu takipeden yıllarda yayımlanan kitapların yayın yılı sırasına göre yazar adları şöyledir:Yazarların Adları Rubâî Adedi Baskı Yılı1.Muallim Feyzî Efendi 100 19102.Dr. Abdullah Cevdet Bey 575 19163. Köprülü Zâde Fuat Bey …. İkdam Gz.4. Muhammed Bin Ahmed ... 19255. Hüseyin Rıfat Bey 129 19266. Hüseyin Dâniş Bey 396 19277. Hammâmî Zâde İhsan 130 19288. Feyzullah Sâcit Bey 591 19299. Rıfat Moralı ... 193110. Ahmet Hayat ... 193111. İbrahim Alâeddin Gövsa 100 193212. Nemci Tarkan …. 193213. Rıza Tevfik- Hüseyin Dâniş 397 193314. Abdürrahim Zapsu …. 194215. Ziya Şâkir …. 194316. Rıza Tevfik Bölükbaşı ... 194517. Muhyiddin Raif Bey ... 194518. Orhan Veli Kanık 4 194919. Cemil Miroğlu 150 195020. Cemal Yeşil 34 195021. Asaf Halet Çelebi 400 195422. Abdulbâki Gölpınarlı 476 195423. Vasfi Mahir Kocatürk 138 1954
  13. 13. 24. Ahmet Aymutlu 50 196225. A. Kadir 100 196026. Rüştü Şardağ 252 196027. Hilmi Yücebaş 355 196028. Sabahaddin Eyüboğlu 388 196129. Yahya Kemal Beyatlı 52 196230. Yakup Kenan Necetzade 397 196731. H. Necdet Tandoğan … 198632. M. Sadık Cennetoğlu 576 1989Ömer Rıza Doğrul’un Hayyam hakkında yazdığı kitabın baskı tarihi bulunmadığı için sonaeklenmiştir.Hayyam üzerine yapılan yayınların istatistikî bilgilerini göz önüne alırsak, yapılançalışmaların azımsanmayacak seviyede olduğu dikkati çeker. Onu materyalist anlayışlayorumlayan birkaç eserin dışındaki yaklaşımlar ise, bizim yukarıdaki arz ettiğimizdüşüncelerle örtüşmektedir.Bu makalemizi rubâî ustası, insanı yargılayan feylozof Hayyam’ın bir rubâîsiyle bitirmekistiyoruz:“Onlar ki fazl u âdâbın denizleri gibi engindiler; marifet ve irfan yolunda herkesin ışığı gibiidiler. Böyle olduğu halde yine de bu karanlık gecenin dışarısına çıkamadılar; birkaçefsane mırıldanıp tekrar uykuya daldılar…”KAYNAKLARABDULLAH CEVDET, Rubâiyyât-ı Hayyâm Türkçe Tercümleleri, İstanbul 1926.AHMET HAYYAT, Rubâiyyat-ı Ömer Hayyâm, İstanbul 1931.CENNETOĞLU, M.Sâdık, Ömer Hayyâm Büyük Türk Şâiri ve Filozofu, İstanbul 1992.ÇELEBİ, Asâf Halet, Ömer Hayyâm, Hayatı, Sanatı, Eserleri, İstanbul 1954.FEYZULLAH SACİT, Hayyâm’ın Rubâîleri ve Manzum Tercümeleri, İstanbul 1929.FİRÛGÎ, Muhammed Ali, Rubâiyyât-ı Ömer Hayyâm, Tahran 1333.GÖLPINARLI, Abdülbaki, Rubâiyyât-ı Hakîm Hayyâm, İstanbul 1953. , Hayyâm veRubâîleri, İstanbul.GÖVSA, İbrahim Alaattin, Ömer Hayyâm, İstanbul 1932.HİDÂYET, Sâdık, Hayyâm’ın Terâneleri, trc.Mehmet Kanar, İstanbul 1999.HÜSEYİN DANİŞ-RIZA TEVFİK, Rubâiyyât-ı Ömer Hayyâm, İstanbul 1340.KÂDİR A., Bugünün Diliyle Hayyâm, İstanbul 1964.KOCATÜRK, Vasfi Mahir, Ömer Hayyâm’ın Rubâîleri-Hayat, Ölüm, Aşk ve Şarap Şiirleri,Ankara 1954.MİNORESKY, V. ‘Ömer Hayyâm’, İslam Ansiklopedisi (MEB), C.IX, İstanbul 1964.ŞAKİR, Ziya, Selçuklu Saraylarında Ömer Hayyâm’ın Hayat ve Maceraları, İstanbul 1943.YAHYA KEMAL, Rubâîler, İstanbul 1963.YÜCEBAŞ, Hilmi, Ömer Hayyâm ve Rubâîleri, İstanbul 1960.ZAPSU, Abdurrahim, Ömer Hayyâm’a Hücum, İstanbul 1942.
  14. 14. * Bu Metin 14-24 Mayıs tarihleri arasında İran’a yapılan ziyaret esnasında Nişâbur’daÖmer Hayyâm toplantısında sunulmuştur.******1. Zaman zaman internette Ömer Hayyam’ın oldugu ifade edilen siirler dolasıyor. Ne çevirenibelli, ne kaynagı. Birkaç gün önce gelen bir mesaj söyle baslıyor:‘…….."Irmaklarından saraplar akacak" diyorsuncennet-i alâ meyhane midir?"her mumine iki huri" diyorsuncennet-i alâ kerhane midir?….’Tuhafıma gitti. Çeviriyi yadırgadıgım gibi bu rubainin gerçekten Hayyam’ın olupolmadıgından da kuskuya düstüm. Rubaileriyle kendisinden sonraki sairleri etkileyen veyasadıgı dönemin çok önemli bir bilim adamı olan Hayyam’ın yukarıdaki mısraları yazmısolabilecegine inanamadım.2. Önce evdeki kitapları gözden geçirdim. Sonra baska kaynaklara basvurdum.Abdullah Cevdet, Hüseyin Danis, Hüseyin Rıfat, Yahya Kemal, Feyzullah Sacit, IhsanHamami, I.Alaeettin Gövsa, Sabahattin Eyüboglu, Orhan Veli Kanık, Abdülbaki Gölpınarlı, M.Raif Yengin, Ishak Rafet ve Mehmet Kanar’ın çevirdigi yaklasık 1.400 rübaiyi okudum.‘Bir siir çevrilemez, yeniden yazılır’ özdeyisini dogrularcasına çeviriler arasında çok büyükfarklılıklar oldugunu gördüm. Bir örnek olarak Hayyam’ın çok bilinen bir rubaisini veçevirilerini asagıda sunuyorum:Âmed seheri nidâ zi meyhâne-i mâKey rind-i herâbâtî-i dîvâne-i mâBerhîz ki por konîm peymâne zi meyZan pîs ki por konend peyhâne-i mâDreaming when Dawn’s Left Hand was in the skyI heard a voice within the tavern cry"Awake, my Little ones, and fill the CupBefore Lifes Liquor in its Cup be dry."Fitzgerald (1854)Bir sabah meyhanemizden söyle bir nida geldi:Ey bizim divanemiz, rind-i harâbâtî!Kalk ki peymanemiz doldurulmadan(yani ömrümüz bitmeden, kafatasımız toprakladodurulmadan evvel)peymanemizi sarapla dolduralım.Abdullah Cevdet (1914)
  15. 15. Seher vakti bizim meyhaneden söyle bir ses geldi:Ey bizim harâbâtî ve mecnun rindimiz, kalk.Peymane-i hayatımız dolmadan evvel(hayattan kısmetimiz kesilmeden evvel)biz peymanemizi sarap ile dolduralım.Hüseyin Danis (1922)Bir sabah vakti bir nida geldi bizim meykededenDedi: Ey rind-i harâbât ne durursun sen yahu?Kalk ki lebriz edelim mey ile peymâneleriOlmadan bos kafamız hâk-i siyehle memlûHüseyin Rıfat (1924)Meyhaneden gelip bir seheri sâda dedi:Ey rindi gûse-giri harâbat, ey Ömer!Artık uyan da câmını doldur sarap ilePeymanei hayatını doldurmadan kaderI.Alaeettin GövsaFecrin altın bardagı ufukta yükselirkenUyanık, tatlı bir ses duydum meyhanemizdenKalk ey deli bekrimiz ! Bardaga sarap doldurÖmrümüzün bardagı dolup bitmedenFeyzullah SacitMeyhanede bir ses dedi ki : Varken neyimizGün dogdu a sarhos deli külhanbeyimizBiz dolduralım sarabı bir ölçege kalkBinbir acı dolmadan hayat ölçülemezIhsan HamamiVe Nazım, onu yeniden yazmıs:‘- Sarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan,’ dedi Hayyam.Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam:‘-Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım,’ dedi,‘saraba degil, ekmek almaya bile yetmiyor param…’3. Bu örnekler de gösteriyor ki siir çevirisi ‘sadık olursa güzel, güzel olursa sadık olmuyor.’Ama yine de özen göstermek lazım. Aksi halde siir siir olmaktan çıkıp lalettayin, hattaestetikten uzak, kaba saba bir metne dönüsebiliyor.4. Okumalarım sonucu ("Irmaklarından saraplar akacak" diyorsun) mısraı ile baslayanrubainin asagıda metinlerini ve çevirilerini sundugum iki rubaiden birisinin aslından çok uzakbir çevirisi olabilecegi sonucuna vardım:Gûyend behist u hûr u kovser bâsed.Cûy-i mey u sîr u sehd u sekker bâsed.Por kon kadeh-i bâde vu ber destem nih.(Yek câm bedih be yâd-i an ey sâki)Nakdî zi hezâr nisye bihter bâsed.Derler ki: cennet var, huri ve kevser var.Mey ırmagı var, süt, bal ve seker var.
  16. 16. Doldur bade kadehini, ver elime;Bin veresiyeden iyi bir pesin var.Mehmet KanarGûyend, behist u hûri ayn hâhed budVancâ mey-i nâb u engebin hâhed budGer mâ mey u ma’suka perestim, revastÂhir ne beâkibet hemin hâhed budDiyorlar ki öbür dünyada cennet ve huriler olacak.Hem orada halis sarap ve bal bulunacak. Biz buradasimdiden sarap içer ve güzel seversek ne var?Sonumuz yine öyle olacak degil mi?Hüseyin Danis5. Cennet ve hurilerle ilgili iki rubai birbirine çok benziyor. Bunlardan birisi Hayyam’a aitolmayabilir.Ancak her ikisinde de mutedil bir uslupla bu dünyada da cennette vaad edilen nimetlerinbulundugu düsüncesi ifade ediliyor.Hayyam çok bilinen bir sair. Kendisinden sonrakileri de çok etkilemis. Onu okurken bizimdivan sairlerimizi, Fuzuli’yi, Nef’i’yi, Seyhülislam Yahya Efendi’yi ve digerlerini hatırlamamakimkansız.Üstelik bizimkilerin siirleri daha düzgün ifadelerle günümüz Türkçesine çevrilmis.Günümüz Türkçesine layıkıyla aktarılan Hayyam’ı okuyalım; Hafız, Firdevsi ve digerlerini de;bizim divan sairlerini de.Sözü Hayyam’ın bir rubaisi ile bitirelim:Serdefter-i âlem-i meânî askestSerbeyt-i kasîde-yi cevanî askestEy anki haber nedârî ez âlem-i askIn nokte bedan ki zindegânî askestAnlamlar aleminin serdefteri asktırGençlik kasidesinin serbeyiti asktırEy ask aleminden habersiz insanBil ki her ne var ise hayatta asktır(Hayat asktır.)Ihsan FeyzibeyogluYazı derleme, Ahmet DursunElinize geçerse okunmasını tavsiye edeceğim eser tanıtımı…Osmanlılar’da Semâ, Devrân, Raks Tartışmaları ve İki Şeyhülislâm Risâlesi
  17. 17. Yıl : 11Sayı : 2620102010/2ISSN 1302-354320 TLTasavvufmakaleler / articlesOsmanlılar’da Semâ, Devrân, Raks Tartışmaları ve İki Şeyhülislâm RisâlesiTwo Treaties by Two Ottoman Sheikh al-Islam and Discussions during theOttoman Empire on Sufi Dance (Sama and Dawran)Dilaver GÜRERTâhirü’l-Mevlevî’nin Mahfil Dergisindeki Hâtırâtı Işığında MesnevîhânSelânikli Mehmed Es’ad Dede Mathnawi-Reciter Mehmed Es’ad Dede ofSalonika: Under the Light of Tahir al-Mevlevi’s Memoirs published inMahfil MagazineSemih CEYHAN
  18. 18. Ölümsüzlük Düşüncesi ve Ölüm Sezgisi ÜzerineOn the Idea of Immortality and Intuition of DeathMehmet Necmettin BARDAKÇIŞamlı Bir Sûfî: Şeyh Arslan Dımaşkî ve Tevhîd RisâlesiSheikh Arslan of Damascus and his Epistle on TawhîdSüleyman DERİNBeyzâvî Tefsirinde Nefs Tezkiyesi ve TakvaSpiritual Purification and Piety in the Exegesis of BaidawiDilaver SELVİBir Tasavvuf Klasiği Olarak Mirsâdü’l-ibâdMirsâdü’l-ibâd As a Sufi ClassicHalil BALTACIKarabâş-ı Velî’nin Elifbânın İlk Dört Harfini İbn Arabî PerspektifindenYorumlaması ÜzerineOn Karabâş-ı Velî’s Interpretation of the First Four letters of the ArabicAlphabet through Ibn Arabi’s PerspectiveKerim KARA‫رئازجلا خيرات يف فوصتلا‬‫يوالشنخ ميعز‬İÇİNDEKİLEREditör’den........................................................................................ XISelçuk Eraydın’a ArmağanYuzu, Sozu ve Ozu ile Guzel Bir İnsan: Muhterem Selcuk Eraydın HocamH. Kâmil YILMAZ.................................................................................... 3-10“Sanman Taleb-i Devlet u Cah Etmeğe Geldik”: Selcuk Eraydın’ın (1937-1995)Hayatı ve CalışmalarıErcan ALKAN........................................................................................... 11-22Selcuk Eraydın’ın Ahlaki ŞahsiyetiEmin IŞIK.................................................................................................. 23-30Arkadaşım Selcuk EraydınMehmet Yaşar KANDEMİR.................................................................... 31-36Sınıf Arkadaşım Selcuk EraydınOsman Nûri TOPBAŞ.............................................................................. 37-38Bir Guzel İnsan: Selcuk EraydınMehmet DEMİRCİ................................................................................... 39-43Mustafa Tahralı ile Merhum Selcuk Eraydın’a DairK. Yusuf ÜNAL ........................................................................................ 45-56Hocam Selcuk EraydınMehmet ERKAL....................................................................................... 57-58Bir Mirac GecesiydiSadrettin GÜMÜŞ.................................................................................... 59-68Selcuk Eraydın Hocamızı Anarken
  19. 19. Yakup ÇİÇEK............................................................................................. 69-74İrfan Gunduz ile Merhum Selcuk Eraydın HakkındaAli Namlı-Necdet TOSUN....................................................................... 75-79Mahir Hoca’mın Er ve Aydın Bir Hayru’l-Halefi: Selcuk Bey HocamMustafa İsmet UZUN.............................................................................. 81-106Sohbet ile Ders Arasındaİsmail KARA............................................................................................ 107-113Daima Rahmetle Andığım Hocamız Selcuk EraydınAli HÜSREVOĞLU.................................................................................. 115-117Merhum Selcuk Eraydın Hocamla Bir/Son GunNecdet YILMAZ ..................................................................................... 119-120İlim yolunda Harcanan Emek Asla Zayi OlmazHür Mahmut YÜCER.............................................................................. 121-123“Biz aleme bir yar icin ah etmeğe geldik!”Sâfi ARPAGUŞ ........................................................................................ 125-130Şiiri Yaşayan AdamMedet BALA............................................................................................ 131-133Selcuk Eraydın HocamızAli NAMLI................................................................................................ 135-138Hocam Selcuk EraydınŞeyda ÖZTÜRK....................................................................................... 139-143Babam Selcuk EraydınTuba İMİK................................................................................................ 145Gazi Dervişler ve BalkanlarMehmet DEMİRCİ.................................................................................. 147-159Mustafa Eşref Paşa ve Divan’ındaki Tasavvufi KulturMustafa KARA......................................................................................... 161-168Mutasavvıfların Ashab-ı Kehf Kıssası Hakkındaki Bazı YorumlarıMustafa AŞKAR...................................................................................... 169-178Albüm........................................................................................................ 179-202MakalelerStudies on Shams-e Tabrizi in the Sub-ContinentMoeen NİZAMİ....................................................................................... 203-218Benedict’in The Rule İsimli Eseri Cercevesinde Ruhbanlık ve Tekke Hayatına birBakışSüleyman DERİN.................................................................................... 219-252Lamaist ve Sufi Gelenek Uzerinden “Kutsal Yolculuğu” Yeniden DuşunmekNermin ÖZTÜRK.................................................................................... 253-268Mecmua-i Tekayaların Serencamı ve Yeni Bir Liste NeşriErkan ÖVÜÇ............................................................................................ 269-320TercümeVahdet-i Vucuda Dair On Kāide: Şeyhu’l-Ekber Muhyiddin İbnu’l-Arabi’ye Ait BirRubai’nin ŞerhiMolla FENÂRÎ (trc. Semih CEYHAN)................................................... 321-327İslam’da Tasavvuf ve Hukuk: Zimmiler Hakkında İbn Arabi’nin (560/1165-638/1240) Bir MetniGiuseppe SCATTOLIN (trc. Ercan ALKAN)......................................... 329-350Şah Veliyyullah Dihlevi: Tasavvufi Duşuncelerinin Bir DeğerlendirmesiAbdur Rashid BHAT (trc. Süleyman GÖKBULUT).............................. 351-361Kitap DeğerlendirmeleriAçıklamalı Eski Harfli Türkçe MatbuTasavvuf Kitapları Bibliyografyası................................................................... 363-407
  20. 20. H. Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi HayatYusuf Turan GÜNAYDIN....................................................................... 409-414Muhsin Keyani, Tarih-i Hankāh Der İranSüleyman GÖKBULUT........................................................................... 415-416Mahmud Erol Kılıc, Sufi ve ŞiirAfaq ESEDOVA........................................................................................ 417-421Necmeddin Daye, Sufi Diliyle Siyaset -İrşadu’l-murid ile’l-murad fi tercemetiMirsadu’l-‘ibad, haz. Ozgur KavakHalil BALTACI.......................................................................................... 423-426Omer Mahir Alper, Varlık ve İnsan: Kemalpaşazade Bağlamında Bir TasavvurunYeniden İnşasıOrkhan MUSAKHANOV....................................................................... 427-432Suleyman Derin, İngiliz Oryantalizmi ve TasavvufFatma Sena YÖNLÜER........................................................................... 433-439Halil Baltacı, Necmeddin Daye Razi Hayatı-Eserleri-GoruşleriM. Akif KOÇ............................................................................................ 441-446Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Sufiliğine BakışlarSafa AĞIRKAN........................................................................................ 447-452Savaş Ş. Barkcin, Gorunmeyen Umman-Ahmed Avni KonukAli İhsan KILIÇ........................................................................................ 453-457CONTENTSFrom the Editor..........................................................................XIA Tribute to Asst. Prof. Selçuk Eraydın......................................A Beautiful Man in Face, Words, and Soul: My Teacher Selcuk EraydınH. Kâmil YILMAZ.................................................................................... 3-10“Sanman Taleb-i Devlet u Cah Etmeğe Geldik”: Selcuk Eraydın’s (1937-1995)Life and WorksErcan ALKAN........................................................................................... 11-22Selcuk Eraydın’s Moral PersonalityEmin IŞIK.................................................................................................. 23-30My Friend Selcuk EraydınMehmet Yaşar KANDEMİR.................................................................... 31-36My Classmate Selcuk EraydınOsman Nûri TOPBAŞ.............................................................................. 37-38A Beautiful Man: Selcuk EraydınMehmet DEMİRCİ................................................................................... 39-43Interview with Mustafa Tahralı about Selcuk EraydınK. Yusuf ÜNAL ........................................................................................ 45-56My Teacher Selcuk EraydınMehmet ERKAL....................................................................................... 57-58It was Night of AscensionSadrettin GÜMÜŞ.................................................................................... 59-68Commemorating Our Teacher Selcuk EraydınYakup ÇİÇEK............................................................................................. 69-74Interview with İrfan Gunduz about Selcuk EraydınAli Namlı-Necdet TOSUN....................................................................... 75-79A Brave (Er) and Enlightened (Aydın) Successor of My Teacher Mahir: My TeacherSelcuk EraydınMustafa İsmet UZUN.............................................................................. 81-106Between Conversation and Lessonİsmail KARA........................................................................................... 107-113
  21. 21. Our Teacher Selcuk Eraydın Whom I always Remember with GratitudeAli HÜSREVOĞLU................................................................................. 115-117A/Last Day with My Late Teacher Selcuk EraydınNecdet YILMAZ .................................................................................... 119-120“Efforts Spent on the Path of Knowledge will Never Be in Vain”Hür Mahmut YÜCER............................................................................. 121-123“We Came to This World to Sigh for a Beloved”Sâfi ARPAGUŞ ....................................................................................... 125-130A Man Who Lives the PoetryMedet BALA........................................................................................... 131-133Our Teacher Selcuk EraydınAli NAMLI............................................................................................... 135-138My Teacher Selcuk EraydınŞeyda ÖZTÜRK...................................................................................... 139-143My Father Selcuk EraydınTuba İMİK............................................................................................... 145Ghazi Dervishes and BalkansMehmet DEMİRCİ................................................................................. 147-159Mustafa Eshref Pasha and Sufi Culture in his DiwanMustafa KARA........................................................................................ 161-168Some Commentaries of the Sufis about the Parable of the Companions of the CaveMustafa AŞKAR..................................................................................... 169-178Album................................................................................................................ 179-202ArticlesStudies on Shams-e Tabrizi in the Indian Sub-ContinentMoeen NİZAMİ...................................................................................... 203-218Revisiting the Priesthood and Monastic Life from the Scope of Benedict’s WorkTitled The RuleSüleyman DERİN................................................................................... 219-252Rethinking the Sacred Journey from Lamaist and Sufi Traditional PerspectivesNermin ÖZTÜRK................................................................................... 253-268The End of Majmua-i Takaya (List of the dervish lodges) and Publication of aNew ListErkan ÖVÜÇ........................................................................................... 269-320TranslationsTen Principles about the Oneness of Being: Commentary of a Quatrain of SheikhMuhyiddin ibn ArabiMolla FENÂRÎ (translated by Semih CEYHAN)................................. 321-327Sufism and Law in Islam: A Text of Ibn ‘Arabi (560/1165 – 638/1240) on ‘ProtectedPeople’ (Ahl al-Dhimma)Giuseppe SCATTOLIN (translated by Ercan ALKAN)....................... 329-350Shah Waliyullah al-Dihlawi: Evaluation of His Sufi ViewsAbdur Rashid BHAT (translated by Süleyman GÖKBULUT)............ 351-361Book ReviewsBibliography of Sufi Literature with Commentary Published in Turkish withArabic Script........................................................................................... 357-401H. Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi HayatYusuf Turan GÜNAYDIN....................................................................... 409-414Muhsin Keyani, Tarih-i Hankāh Der İranSüleyman GÖKBULUT........................................................................... 415-416Mahmud Erol Kılıc, Sufi ve Şiir
  22. 22. Afaq ESEDOVA........................................................................................ 417-421Necmeddin Daye, Sufi Diliyle Siyaset -İrşadu’l-murid ile’l-murad fi tercemetiMirsadu’l-‘ibad, haz. Ozgur KavakHalil BALTACI.......................................................................................... 423-426Omer Mahir Alper, Varlık ve İnsan: Kemalpaşazade Bağlamında Bir TasavvurunYeniden İnşasıOrkhan MUSAKHANOV....................................................................... 427-432Suleyman Derin, İngiliz Oryantalizmi ve TasavvufFatma Sena YÖNLÜER........................................................................... 433-439Halil Baltacı, Necmeddin Daye Razi Hayatı-Eserleri-GoruşleriM. Akif KOÇ............................................................................................ 441-446Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Sufiliğine BakışlarSafa AĞIRKAN........................................................................................ 447-452Savaş Ş. Barkcin, Gorunmeyen Umman-Ahmed Avni KonukAli İhsan KILIÇ........................................................................................ 453-457Editör’denTasavvuf Dergisi’nin değerli okuyucuları,Dergimzin 27. sayısııyla huzurlarınızda bulunmaktan mutluyuz... Gecen yılki Ocak-Haziran sayımızı emekli olan hocamız Prof. Dr. Mustafa Tahralı’ya armağanetmiştik. Bu yılki Ocak-Haziran sayımızı da muhterem hocamız merhum SelcukEraydın’ın ruhunu şad etmek maksadıyla hazırlamışbulunmaktayız.Dergimizin birinci bolumunde “Selcuk Eraydın’a Armağan” başlığı altında H.Kamil Yılmaz’ın “Yuzu, Sozu ve Ozu ile Guzel Bir İnsan: Muhterem Selcuk EraydınHocam”, Ercan Alkan’ın “‘Sanman Taleb-i Devlet u Cah Etmeğe Geldik”: SelcukEraydın’ın (1937-1995) Hayatı ve Calışmaları”, Emin Işık’ın “SelcukEraydın’ın Ahlaki Şahsiyeti”, M. Yaşar Kandemir’in“Arkadaşım Selcuk Eraydın”, Osman Nuri Topbaş’ın “Sınıf Arkadaşım SelcukEraydın”, Mehmet Demirci’nin “Bir Guzel İnsan: Selcuk Eraydın”, MehmetErkal’ın “Hocam Selcuk Eraydın”, Sadrettin Gumuş’un “Bir Mirac Gecesiydi”,Yakup Cicek’in “Selcuk Eraydın Hocamızı Anarken”, Mustafa İsmet Uzun’un“Mahir Hoca’mın Er ve Aydın Bir Hayru’l-Halefi: Selcuk Bey Hocam”, İsmailKara’nın “Sohbet ile Ders Arasında”, Ali Husrevoğlu’nun “Daima RahmetleAndığım Hocamız Selcuk Eraydın”, Necdet Yılmaz’ın “Merhum Selcuk EraydınHocamla Bir/Son Gun”, Hur Mahmut Yucer’in “İlim yolunda Harcanan Emek Asla ZayiOlmaz”, Safi Arpaguş’un “‘Biz aleme bir yar icin ah etmeğe geldik!”, MedetBala’nın “Şiiri Yaşayan Adam”, Ali Namlı’nın “Selcuk Eraydın Hocamız”, ŞeydaOzturk’un “Hocam Selcuk Eraydın”, Selcuk hocamızın kızı Tuba İmik’in “BabamSelcuk Eraydın” hatıra yazıları ile K. Yusuf Unal’ın “Mustafa Tahralı ileMerhum Selcuk Eraydın’aDair”, Ali Namlı-Necdet Tosun’un “İrfan Gunduz ile Merhum Selcuk EraydınHakkında” başlık mulakatlarını bulacaksınız. Hatıra yazıların akabinde MehmetDemirci, Mustafa Kara ve Mustafa Aşkar’ın armağan sayımız icin yazdıklarımakāleleri yer almaktadır.
  23. 23. İkinci bolumde Moeen Nizami’nin “Studies on Shams-e Tabrizi in the Sub-Continent”, Suleyman Derin’in “Benedict’in The Rule İsimli Eseri CercevesindeRuhbanlık ve Tekke Hayatına Bir Bakış”, Nermin Ozturk’un “Lamaist ve SufiGelenek Uzerinden “Kutsal Yolculuğu” Yeniden Duşunmek”,XII Erkan Ovuc’un “Mecmua-i Tekayaların Serencamı ve Yeni Bir Liste Neşri”başlıklı sayı hakemleri tarafından incelenen hakemli yazılar mevcuttur.Ucuncu bolumde; Semih Ceyhan’ın Molla Fenari’den “Vahdet-i Vucuda Dair OnKāide: Şeyhu’l-Ekber Muhyiddin İbnu’l-Arabi’ye Ait Bir Rubai’Nil Şerhi”,Ercan Alkan’ın Giuseppe Scattolin’den “İslam’da Tasavvuf ve Hukuk: ZimmilerHakkında İbn Arabi’nin (560/1165-638/1240) Bir Metni”ve Suleyman Gokbulut’un Abdur Rashid Bhat’tan “Şah Veliyyullah Dihlevi:Tasavvufi Duşuncelerinin Bir Değerlendirmesi” başlıklı tercumeleriniokuyacaksınız.Gecen sayıda yayınına başlanan “Acıklamalı Eski Harfli Turkce Matbu TasavvufKitapları Bibliyografyası”na gosterilen ilgiden ayrıca memnunuz.Bu ilginin devamı olması halinde duşunce hayatımız icin onemli bir literaturortaya cıkacağını duşunuyoruz.Dergimizin bu sayısında makāle ve hatıra yazılarıyla bizlere destek verenmeslektaşlarımız başta olmak uzere, albumun hazırlanmasında istifade ettiğimizfotoğraf ve bazı belgelerin temininde bizlerden yardımlarını esirgemeyen Selcukhocamızın refikası Zehra hanıma ve İngilizce ozetlerincevirisinde İsmail Eriş’e medyun-i şukranız.Bir sonraki sayımızda buluşmak duasıyla…Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ

×