Successfully reported this slideshow.
We use your LinkedIn profile and activity data to personalize ads and to show you more relevant ads. You can change your ad preferences anytime.

Riyazüs Salihin Hadis Kitabı

7,521 views

Published on

Riyazus Salihin Hadis Kitabı Oku

Published in: Spiritual
  • Follow the link, new dating source: ♥♥♥ http://bit.ly/2F7hN3u ♥♥♥
       Reply 
    Are you sure you want to  Yes  No
    Your message goes here
  • Dating for everyone is here: ❤❤❤ http://bit.ly/2F7hN3u ❤❤❤
       Reply 
    Are you sure you want to  Yes  No
    Your message goes here

Riyazüs Salihin Hadis Kitabı

  1. 1. ‫א‬ ‫א‬‫א‬ RİYÂZUS-SÂLİHÎN Yazan İmam Nevevî
  2. 2. 2  Hamd âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. Yalnız O’ndan yardım diler, ve O’ndan mağfiret taleb ederiz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerden de O’na sığınırız. Allâh’ın hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, O’nun saptırdığı kişiyi de hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir, ortağı da yoktur; Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) de O’nun kulu ve elçisidir. ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬   «Ey iman edenler! Allâh’tan hakkıyla korkun ve ancak müslümanlar olarak ölünüz» ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬  «Ey insanlar ! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Hiç şüphesiz ki, Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir» ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬ «Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Rasulü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur» W‫א‬‫א‬،‫א‬{ ‫א‬،{‫א‬K  Belirtmek gerekir ki, sözlerin en doğrusu Allâh’ın kitâbıdır. Yolların en hayırlısı da Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’in yoludur. (Dinde) en şerli işler sonradan ortaya çıkarılan yeniliklerdir, sonradan ortaya çıkan her yenilik bid’at’tir, her bid’at dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir. (Müslim,Nesei)
  3. 3. 3 BİRİNCİ KİTAP BÖLÜM: 1 İYİ NİYET VE SAMİMİYET ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬K “Oysa kendilerine yalnızca Allah’a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O’na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları, namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları ve zekat vermeleri (mallarının bencillik kirinden arındırılması için karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu. İşte dosdoğru din de budur.” (98 Beyyine 5) ‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬K  “Fakat unutmayın ki, onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları. Fakat O’na ulaşan, yalnızca sizin iyi niyet ve samimiyetinizdir. İşte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, O’nun sizi doğru yola iletmesine karşılık, O’nun şanını yüceltip tekbir getiresiniz için. (Ey Muhammed!) Öyleyse güzel davrananları müjdele” (22 Hacc 37) ‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬  De ki: “Kalplerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Zira O göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah’ın gücü her şeye yeter.” (3 Âli İmrân 29) ١ J‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬،،‫א‬W‫א‬،‫א‬ ،‫א‬،‫א‬، ،‫א‬K  1: Mü’minlerin devlet reisi Ömer ibn Hattab (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim dedi: “Yapılan her türlü işler kişilerin niyetlerine göre değer bulur. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre bulur. Kimin niyeti Allah ve Rasûlü’nün rızasını kazanmak için İslâm’ı yaşayamadığı yerden yaşayabileceği yere göç etmekse onun hicreti Allah ve Rasûlü
  4. 4. 4 nün rızasını kazanmak için olduğun dan değerlendirmesi ona göre yapılıp sevabını ona göre alacaktır. Kim de elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadına ulaşmak için hicret etmişse hicretinin karşılığı hicret ettiği şeye göre değerlendirilir.” (Buhârî, Bedü’l Vahy 1; Müslim,İmârât 155) ٢ J‫א‬‫א‬‫א‬W‫א‬ W‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬KW W‫א‬{،‫א‬‫؟‬: K 2: Mü’minlerin annesi Ümmü Abdullah diye künyelenen Aişe (Allah Ondan razı olsun) dan rivayete göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Kıyamete doğru bir ordu Kabe’ye saldırmak üzere yola çıkacak, çıplak çöl gibi bir yere geldiklerinde hepsi birden yerin dibine batırılacaklardır.” Aişe (Allah Ondan razı olsun); Ya Rasûlallah onların arasında kütü niyetli olmayanlar veya tıcaret yapmak için gelenler varken hepsi birden nasıl yerin dibine batar? diye sordum. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Evet hepsi birden yerin dibine geçecektir. Ahirette de diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir.” (Buhârî, Büyu’ 49; Müslim, Fiten 4-8) ٣ J‫א‬WW‫א‬،{ {‫א‬‫א‬‫א‬K  3: Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Mekke fethinden sonra artık hicret etmek yoktur. Yalnız cihad etmek ve cihad niyetinde olmak vardır. O halde Allah yolunda savaşa çağrıldığınızda hemen katılın.” (Buhârî, Menâkibü’l Ensâr 45; Müslim, Hacc 445) ٤ J‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬W ‫א‬‫א‬W‫א‬،‫א‬ ‫א‬‫א‬،‫א‬W‫א‬KW ‫א‬W‫א‬ ‫א‬،‫א‬K 4: Ebû Abdullah Cabir İbn Abdullah el Ensarî (Allah Onlardan razı olsun)şöyle demiştir: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’le birlikte bir savaşta beraberdik buyurdular ki: “Hasta olmaları yüzünden Medine’de kalıp savaşa katılamayan öyle kimseler var ki; siz bir yolda yürüdüğünüz ve bir vadiyi geçtiğinizde onlar niyetlerinden dolayı sizinle beraber gibidirler.” Başka bir rivayette ise: “Sevap kazanmakta onlar size ortak oldular.” şeklindedir. (Müslim, İmâra 159)
  5. 5. 5 Yine Enes (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile Tebük savaşından döndüğümüzde şöyle buyurdular: “Medine’de bizim arkamızda kalan öyle kimseler var ki; her hangi bir dağ yolunu veya bir vadiyi geçsek onlar da bizimle beraber sevap kazanırlar, onları özürleri alıkoymuştur.” (Buhârî, Meğâzî 81) ٥ J‫א‬،،، W‫א‬ W‫א‬‫א‬W ،K 5: Ebû Yezîd Ma’n ibn Yezîd İbn Ahnes (Allah Ondan razı olsun)’den rivayete göre –ki bu kimse babası ve dedesi hepsi sahabîdirler– şöyle demiştir: Babam Yezîd sadaka vermek üzere birkaç dînar çıkarmış ve mescidde oturan birinin yanına koymuştu. Ben de gelip onları alarak babama gelmiştim. Babam: Yemin olsun ki o paraları sen alasın diye bırakmadım deyince Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına giderek durumu O’na arzettim. Bunun üzerine O meseleyi hallederek şöyle buyurdular: “Yezîd sen niyetlendiğin sadaka sevabını kazandın. Ey Ma’n aldığın para da senindir.” (Buhârî, Zekat 15.) ٦ J‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬‫א‬ ،W‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ W‫א‬‫א‬،‫א‬ ،‫؟‬W،W‫؟‬‫א‬W،W ‫؟‬‫א‬W‫א‬‫א‬ J– ‫א‬، ‫א‬‫א‬WW‫א‬ ‫؟‬W‫א‬‫א‬ ،‫א‬K‫א‬ ،،‫א‬K ‫א‬K  6: Cennetle müjdelenen on sahabiden biri olan Ebû İshâk Sa’d ibn Ebû Vakkâs (Allah Ondan razı olsun) şöyle dedi: Veda haccı yılında çektiğim şiddetli bir hastalık dolayısıyle Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ziyaretime geldi. Ben: Ya Rasûlallah hastalığımın ne kadar arttığını görüyorsun. Ben zengin bir kimseyim, bir kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini dağıtayım mı? dedim.
  6. 6. 6 Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Hayır, öyle yapma” dedi. Yarısını dağıtayım mı? dedim. Yine “Hayır” dedi. Ya üçte birine ne dersin? deyince. “Üçte birini dağıtabilirsin, hatta o bile çok dedi. Mirasçılarını zengin bırakman onları muhtaç bırakıp ta insanlara el avuç açacak bir halde bırakmaktan hayırlıdır. Allah rızasını düşünerek yaptığın harcamalara; hatta eşinin ağzına koyduğun lokmaya kadar yaptığın tüm harcamalardan mutlaka sevap kazanırsın” buyurdular. Bunun üzerine ben: Ya Rasûlallah siz ve arkadaşlarım Mekke’den Medine’ye hicret ederlerken ben burada kalıp ölecek miyim? diye sordum, cevaben : “Hayır sen burada kalmayacaksın. Allah rızası için güzel işler yaparak dereceni yükselteceksin. Allah’tan öyle umarım ki daha çok yaşayacak, mü’minlere fayda, kafirlere de zarar vereceksin. Ya Rabbî ashabımın hicretini tamamla ve onları gerisin geriye çevirme. Acınacak durumda olan Sa’d ibn Havle’dir” buyurdu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Sa’d ibn Havle’nin Mekke’de ölmesine üzülüyordu. (Buhârî, Cenâiz 36; Müslim Vesâyâ ) ٧ J‫א‬W‫א‬W‫א‬ ،،K 7: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil kalplerinize bakar. (Müslim, Birr 33; İbn i Mâce, Zühd 9.) ٨ J‫א‬‫א‬W‫א‬ ‫א‬{{{‫؟‬‫א‬ ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬K 8: Ebû Mûsâ Abdullah ibn Kays el Eşarî (Allah Ondan razı olsun) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e biri cesaretini göstermek diğeri milletini korumak öteki ise kendisine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu da Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şu cevabı verdi. “Kim İslâmiyet (tevhid kelimesi) daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır. (Yani şehid ona denir).” (Buhârî, İlim 45; Müslim, İmâra 150.) ٩ J‫א‬‫א‬‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬،W‫א‬،‫א‬‫א‬ ‫؟‬‫א‬WK  9: Ebû Bekre Nüfey’ ibn Hâris es Sakafî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İki müslüman birbirine kılıç çektiğinde öldüren de ölen de cehennemdedir.” Bunun üzerine ben: Ey Allah’ın Rasûl’ü öldürenin durumu belli ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) efendimiz buyurdular ki: “Çünkü o da arkadaşını öldürmek istiyordu.” (Buhârî, İman 22; Müslim, Kasâme 33.)
  7. 7. 7 ١٠ JW‫א‬W‫א‬ ‫א‬ ‫א‬،‫א‬‫א‬،‫א‬، ،‫א‬،‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬ ‫א‬W‫א‬‫א‬{‫א‬‫א‬،‫א‬، ،K 10: Ebû Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kişinin, cemaatle kıldığı namaz çarşıda, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi bu kadar derece üstündür. Şöyle ki; bir kimse güzelce abdest alır, sadece namaz kılmak niyetiyle camiye gelirse, camiye girinceye kadar attığı her adımla o kimsenin derecesi yükselir ve bir günahı bağışlanır. Camiye girince de namaz için kaldığı sürece namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Namaz kıldığı yerde kaldıkça kimseye (sözlü ve fiilli) eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı ve dünyevî sözler konuşmadığı sürece melekler ona şöyle dua ederler: Allah’ım sen ona rahmet et acı Allah’ım sen onu bağışla affet Allah’ım sen onu tevbesini kabul et.” (Buhârî, Salât 87; Müslim, Taharât, 12.) -11‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬، W‫א‬ ،‫א‬ ،‫א‬، ‫א‬‫א‬K  11: Ebul Abbâs Abdullah ibn Abbas ibn Abdülmuttalib (Allah Onlardan razı olsun)’den nakle edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Allah’tan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdu: “Allah iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların durumunu şöyle açıkladı; bir kimse iyilik yapmaya niyetlenir de yapmazsa, Allah buna yapılmış tam bir iyilik olarak sevap yazar, eğer o kimse hem niyetlenir hem de o iyiliği yaparsa ona on iyilik sevabı yazar ve bu sevabı yedi yüze ve daha fazlasına kadar çıkarır, kim bir kötülük yapmaya niyetlenir de sonra vazgeçerse Allah onun için tam bir iyilik sevabı yazar, eğer kötü işe niyetlenir ve onu yaparsa Allah o kimse için bir günah yazar.” (Buhârî, Rikâk 31; Müslim, İman 257.)
  8. 8. 8 ١٢ J‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬W ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬ ،‫א‬،‫א‬W‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬W ‫א‬‫א‬‫א‬،K ‫א‬،، -‫א‬- ‫א‬‫א‬‫א‬ J K‫א‬‫א‬ ‫א‬،‫א‬K‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫א‬K‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫א‬ ‫א‬K ‫א‬WW‫א‬‫א‬‫א‬، ‫א‬،‫א‬‫א‬،‫א‬ ‫א‬،‫א‬ ‫א‬K‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬، W‫א‬،WW‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬KW‫א‬>W ،‫א‬‫א‬{ ‫א‬‫א‬K 12: Ebû Abdurrahmân Abdullah ibn Ömer ibni’l Hattâb (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim demiştir: “Sizden önceki yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar, geceyi geçirmek için bir mağaraya sığındılar, dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı, bunun üzerine birbirlerine şöyle dediler: “İyi amellerinizle dua etmekten başka sizi bu kaya parçasından hiçbirşey kurtaramaz.” İçlerinden birisi WAllah’ım benim çok yaşlı annem ve babam vardı; onlardan önce ne çocuklarıma ne de hizmetçilerime akşam sütünü içirmezdim. Birgün uzak
  9. 9. 9 bir yere odun toplamaya gitmiştim, onlar uyuyuncaya kadar dönemedim, akşam sütlerini sağıp yanlarına gelince onları uyur halde buldum, onları uyandırmayı ve onlardan önce ev halkının birşey yeyip içmesini uygun görmedim, süt kabı elimde olduğu halde onların uyanmalarını bekledim, nihayet şafak söktü, çocuklar açlıktan sızlanıyorlardı, derken annem babam da uyandılar ve akşam sütlerini içtiler. Allah’ım eğer bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam bu kaya sıkıntısını bizden uzaklaştır, diye yalvardı kaya biraz aralandı, fakat çıkılacak gibi değildi. İkinci kimse şöyle dedi: Allah’ım amcamın bir kızı vardı, onu herkesten çok seviyordum (başka bir rivayete göreWbir erkek bir kadını ne kadar severse ben de onu o kadar seviyordum.) Ona sahip olmak istedim, o kabul etmedi, bir kıtlık yılı amcamın kızı çıkıp geldi, kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüzyirmi altın verdim, kabul etti ona sahip olacacağım zaman (diğer bir rivayete göre cinsi muameleye başlamak üzereyken) dedi ki: “Allah’tan kork, haksız olarak bekarlık mührümü bozma” ben de Allah’tan korkarak bu çok sevdiğim kadından uzaklaştım. Verdiğim altınları da ona bıraktım. Allah’ım eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, bu belayı üzerimizden gider diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı fakat çıkılacak gibi değildi. Üçüncüleri de WAllah’ım vaktiyle birçok işci tuttum, ücretini almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim, ücretini almadan giden işcinin ücretini çalıştırdım, bu ücretten pekçok mal çoğaldı, birgün bu adam çıkageldi ve bana “Ey Allah’ın kulu ücretimi ver” dedi. Ben de ona: “Şu gördüğün develer, koyunlar ve köleler senin ücretinden meydana gelmiştir” dedim. “Ey Allah’ın kulu benimle alay etme” deyince, “Seninle alay etmiyorum diye cevap verdim. Bunun üzerine o; malların hepsini sürüp götürdü, hiç birşey bırakmadı. “Rabbim eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar” diye yalvardı mağaranın ağzını kapatan kaya iyice açıldı onlar da çıkıp gittiler. (Buhârî, Büyu’ 98; Müslim, Zikir 100.) BÖLÜM: 2 TEVBE ve ALLAH’TAN AFFEDİLMEYİ İSTEMEK ‫א‬W‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬‫א‬ ،W  W‫א‬K‫א‬WK‫א‬W ‫א‬K‫א‬K  ‫א‬W‫א‬، ،، ،‫א‬K‫א‬،
  10. 10. 10 ‫א‬‫א‬،‫א‬K ‫א‬،‫א‬،‫א‬‫א‬W J  İslam alimler derler ki : Yapılan her günah için tevbe etmek vaciptir. Şayet işlenilen günah kullar arasında olmayıp insanoğlu ile Rabbi arasında ise tevbenin kabul olması için üç şart gereklidir. 1- Yapacağı veya içinde bulunduğu günahı hemen terketmek. 2- İşlediği günahtan dolayı pişmanlık duymak. 3- Bir daha günah işlememeye kesin karar vermek. Şayet bu üç şartlardan biri yerine getirilmezse tevbesi kabul olmaz. Eğer yapılan günah insanoğluna karşı işlenilmişse tevbenin kabul olması için dört şart gereklidir. Bunlardan ilk üç şart yukarıda zikrettiğimiz şartlardır, dördüncü şart ise; suç işlediği kişi veya kişilere karşı kendisini affetirmesi, yani birisinin malını zorla veya çalıntı yoluyla almışsa, aldığı malı sahibine geri vermesi veya kendisini aldığı mala karşılık sahibinden kendini affetirmesi gerekir. Buna benzer olarak başkasına iftira atma, hakkında konuşma, vurma, v.b. haksızlık olayları örnek verilebilir. Kişi tüm günahlarından tevbe etmesi gerekir. Şayet işlediği bazı günahlardan tevbe ederse tevbesi sahihtir, fakat diğer günahlarının tevbesi özerinde kalır. Kuranı kerim, Sünnet ve ümmetin icmaından gelen delillerle günahlardan tevbe etmenin vacip olduğuna işaret etmektedir. ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬K “Hepiniz topluca, (günahkarca davranışlardan dönüp) Allah’a tevbe ediniz (yönelin) ki, kurtuluşa (dünya ve ahiret mutluluğunu) eresiniz.” (24 Nûr 31) ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬K  “Rabbinizden (günahlarınız için) bağışlanma dileyin ve sonra tevbe ve pişmanlık tavrı içinde O’na yönelin.” (11 Hûd 3) ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬K “Ey iman edenler! Tam bir pişmanlık ve gönül huzuru içinde gösterişten uzak ölçüde Allah’a tevbe edin.” (66 Tahrim 8) ١٣ J‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫א‬K 13: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: “Allah’a yemin ederim ki; ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler ve tevbe ederim.” (Buhârî, Deavât 3)
  11. 11. 11 ١٤ J‫א‬‫א‬W‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬K 14: Eğâr ibn Yesâr el Müzenî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Ey insanlar Allah’a tevbe edin O’ndan affedilmenizi isteyiniz, çünkü ben Ona günde yüz defa tevbe ederim. (Müslim, Zikir 42) ١٥ J‫א‬‫א‬،W ‫א‬W‫א‬ K‫א‬W‫א‬ ‫א‬{‫א‬، ،‫א‬{{ ‫א‬W‫א‬، ‫א‬K 15: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in hizmetçisi olan Ebû Hamza Enes ibn Mâlik el Ensârî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allah’ın duyduğu memnuniyet sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden daha çoktur.” (Buhârî, Deavât 4; Müslim tevbe 1) Müslim’in başka bir rivayeti de şöyledir: “Herhangi birinizin tevbesinden dolayı Allah’ın duyduğu hoşnutluk ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceği ile birlikte devesini kaybetmiş ve tüm ümitlerini de yitirmiş halde bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken devesinin yanına dikiliverdiğini gören ve yularına yapışarak aşırı sevincinden dolayı (ne söylediğini bilmeyerek Allah’ım sen benim Rabbim ben de senin kulunum diyeceği yerde,) sen benim kulumsun ben de senin Rabbinim diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” (Müslim, tevbe 7) ١٦ J‫א‬‫א‬‫א‬W‫א‬ ‫א‬{ ‫א‬‫א‬K 16: Ebû Mûsâ Abdullah ibn Kays el Eşarî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Allah gündüz günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek için geceleyin rahmet elini açarak tevbeleri kabul eder, gece günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek için gündüz rahmet elini açarak günahları bağışlar, güneş battığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete) kadar bu böylece devam eder gider” (Müslim, tevbe 31)
  12. 12. 12 ١٧ JW‫א‬W‫א‬ ‫א‬K  17: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Güneş batıdan doğmazdan önce kim tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.” (Müslim, Zikir 43) ١٨ J‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬W ‫א‬‫א‬K  18: Ebû Abdurrahman Abdullah ibn Ömer ibni’l Hattâb (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kul can çekişmeye başlamadıkça Allah onun tevbesini kabul eder.” (Tirmîzî, Deavât 98) ١٩ JW‫א‬‫א‬ ‫א‬W‫؟‬W‫א‬‫א‬{W‫א‬ ‫א‬،W‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬W ‫؟‬:{‫א‬‫א‬ J  J{K W‫א‬‫؟‬W‫א‬، ‫א‬‫א‬:،‫א‬ ‫א‬W،W‫א‬‫א‬، ‫א‬>W‫א‬K‫א‬‫א‬W‫א‬‫א‬ ‫؟‬‫א‬W‫א‬‫א‬K‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬K ‫א‬‫א‬K‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬K  19: Zirr ibn Hubeyş (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Mestler üzerine nasıl mesh edileceğini sormak üzere Safvân ibn Assâl’in yanına gitmiştim, Zirr bana niçin geldin diye sordu. Ben de İlim öğrenmek için deyince şunları söyledi: “Melekler ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler, ben de abdest bozduktan sonra mestler üzerine nasıl mesh edileceği kalbimi kurcaladı, sen de Hz. Peygamberin ashabından olduğun için O’nun bu konuda birşey söylediğini işitmişsindir diye sormaya geldim.” Savfân: “Evet duydum, peygambe-rimiz
  13. 13. 13 (sallallahu aleyhi vesellem) yolculukta bulunduğumuz zaman mestleri üç gün üç gece çıkarmamayı, abdest bozduktan ve uykudan sonra bile mestlere meshetmeyi ancak cünüp olunca mestleri çıkarmayı emrederdi.” dedi. “O’nun sevgiye dair bir şeyler söylediğini işittiniz mi? dedim” “Evet işittim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile bir seferde beraberken bir bedevî gür sesiyle Ya Muhammed diye bağırdı. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de onun sesine yakın bir sesle “Gel buradayım” diye cevap verdi. Ben bedevîye yazıklar olsun sana, peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanındasın sesini kes, yüksek sesle bağırmanı Allah yasakladı dedim. Bedevî vallahi sesimi kısmam dedi ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e hitaben: Bir kişi bir toplumu sever fakat onlar gibi hayırlı ameller yapamadığından onlara ulaşamazsa bu kimsenin durumu nedir? deyince Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) “Kişi kıyamet gününde sevdikleriyle beraberdir.” diye buyurdular. Safvân ibn Assâl sözüne devam ederek dedi ki; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bu konuda uzun uzadıya konuştu. Hatta batı taraflarında bulunan bir kapıdan bahsetti. Bu kapının genişlik mesafesi veya yaya yürüyüşü ile kırk yıl veya yetmiş yıl genişliğindedir buyurdu.” Şam taraflarının hadis rivayet edenlerinden Süfyân ibn Uyeyne dedi ki: “Allah gökleri ve yeri yarattığı günden beri bu kapıyı tevbe edenler için açık bırakmıştır. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar o kapı kapanmayacaktır.” (Timîzî, Deavât 98) ٢٠ J‫א‬‫א‬W ،‫א‬، ‫א‬،W،‫؟‬W{ ،‫א‬،W ‫؟‬W،‫א‬‫؟א‬ ‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬، ،‫א‬‫א‬‫א‬، ‫א‬‫א‬‫א‬،‫א‬W ‫א‬،‫א‬‫א‬W‫א‬،  J JW‫א‬‫א‬ ،‫א‬‫א‬‫א‬،‫א‬K ‫א‬‫א‬W‫א‬‫א‬،، ‫א‬‫א‬W‫א‬،،W ‫א‬{،‫א‬W K
  14. 14. 14 20: Ebû Saîd Sa’d ibn Mâlik ibn Sinân el Hudrî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Vaktiyle doksandokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı, bu kimse yeryüzünde en büyük bilgi sahibinin kim olduğunu soruşturdu, ona bir rahibi haber verdiler. Bu adam rahibe giderek: “Doksandokuz adam öldürdüm tevbe edebilirmiyim (kabul olur mu)?” diye sordu. Rahib: “Hayır edemezsin (kabul olmaz)” deyince onu da öldürerek sayıyı yüze tamamladı. Sonra yeryüzünün en bilginini soruşturdu, ona bir alim kişiyi tavsiye ettiler. Onun yanına vararak yüz kişiyi öldürdüğünü tevbe edip edemeyeceğini (kabul edilip edilmeyeceğini) sordu. O alim elbette edebilirsin (kabul olur), insanla tevbesi arasına kim girebilir ki, sen falan yere git orada Allah’a ibadet eden insanlar var, sende onlarla beraber Allah’a ibadet et, sakın kendi memleketine geri dönme, çünkü orası kötü bir yerdir dedi. Adam denilen yere gitmek üzere yola çıktı, tam yolu yarılamıştı ki, ölüm onu yakaladı. Rahmet melekleriyle azap melekleri adam hakkında münakaşaya tutuştu, rahmet melekleri: Adam tevbe edip kalben Allah’a yönelerek geliyordu dediler. Azap melekleri ise: O adam hayatında hiç iyilik yapmadi ki dediler. Derken insan şekline girmiş bir melek çıkageldi, melekler onu aralarında hakem tayin ettiler, hakem olan melek: Geldiği yerle gideceği yerin arasındaki mesafeyi ölçün, hangisine daha yakınsa ona göre muamele yapın dedi. Melekler ölçtüler gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler ve rahmet melekleri onun ruhunu alıp götürdüler.” (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, tevbe 46,47) Başka bir sahih rivayette ise : Gideceği hayırlı köyün , geldiği kötü köyden bir karış daha yakındı. Bunun özerine tevbe eden kişiyi salih kişilerden kıldılar. Başka sahih bir rivayette ise : Allahu Teala tevbe edeceği yere (köye) : Biraz yaklaş ; kendi köyüne ise biraz uzaklaş diye vahyetti (emretti), ve sonra: Geldiği köy ile gideceği köyün arasını ölçünüz dedi. . Melekler ölçtüler gitmek istediği yerin geldiği köyden bir karış daha yakın olduğunu gördüler, ve böylece affedildi. Başka bir rivayette ise : Adam yönünü sâlih köye doğru çevirdi. ٢١ J‫א‬، :‫א‬ KW‫א‬،،‫א‬ ،،‫א‬، ‫א‬‫א‬‫א‬ K‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬،،‫א‬K ‫א‬،، ‫א‬،‫א‬‫א‬ ‫א‬،‫א‬
  15. 15. 15 ‫א‬،‫א‬‫א‬{‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬، ‫א‬‫א‬‫א‬،‫א‬ ‫א‬،‫א‬‫א‬ ?‫א‬‫א‬?،W ‫א‬،‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬ ،،‫א‬، ‫א‬{‫א‬‫א‬ ،،، ‫א‬‫א‬،،{ ،‫א‬‫א‬‫א‬ ،‫א‬،‫א‬ ‫א‬،‫א‬،‫א‬ W‫؟‬:‫א‬ ‫א‬،‫א‬KW>‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬K ‫א‬‫א‬،‫א‬W،‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬،W ‫א‬،‫א‬W ‫א‬‫א‬،W‫א‬ ‫א‬‫א‬‫א‬،، ‫א‬،‫א‬ ‫א‬ ‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬K‫א‬W {W‫؟‬‫א‬ >WW‫א‬‫א‬‫א‬ ‫؛‬،‫א‬
  16. 16. 16 ‫א‬‫א‬، ‫א‬،‫א‬ ،‫א‬KW ‫א‬W‫א‬{‫א‬{ ،‫א‬W‫א‬‫א‬، ‫א‬‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬KW‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬،W‫א‬‫؟‬‫א‬W ،{W‫؟‬ ‫א‬W‫א‬‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬‫א‬: ‫א‬‫א‬{W، ‫א‬‫א‬،W‫א‬ J :‫א‬ J‫א‬،‫א‬، K‫א‬، ‫א‬،‫א‬‫א‬، ‫א‬،‫א‬، ‫א‬،W‫א‬‫؟‬ ‫א‬{‫א‬،‫א‬‫א‬، ‫א‬‫א‬‫א‬ ‫א‬‫א‬،‫א‬‫א‬{W ‫א‬‫؟‬، W‫א‬K، ‫א‬‫א‬KW‫א‬‫א‬‫א‬ W‫؟‬‫א‬ ‫א‬،K‫א‬ W،‫א‬‫א‬‫א‬ {‫א‬W‫א‬

×