entegrasyon

1,579 views

Published on

Published in: Lifestyle
0 Comments
0 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

No Downloads
Views
Total views
1,579
On SlideShare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
2
Actions
Shares
0
Downloads
11
Comments
0
Likes
0
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

entegrasyon

  1. 1. Ankara Avrupa Çal ış maları Dergisi Cilt: 7, No:1 (Gilz: 2007), s.69-89 NEO FONKSİYONALİZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURAMLARI I ŞIĞINDA TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ UYUMU Elif TOPRAK Özet Avrupada biitiinleşme (entegrasyon); siyasi, ekonomik ve sosyal boyutlar ıyladisiplinler arası yaklaşım gerektiren bir alandır. Küreselleşmenin dinamikleri sonucu,tophımlararası etkileşim, Uluslararası İlişkiler için önemli bir faktör olmu ştur.Sosyal/yap ısalcı argiimanlarm biitiinleşıne konusunu aç ıklama kapasiteleri veyaklaşımları bu açıdan umut vericidir. Günümüzde toplumlar ın ortak düşünce vedeğerler oluşturma süreçleri ve bu fikirlerin ortak çıkar ve politikalara dönüşebilmesi,biitiinleşme aç ısından önemlidir. Ancak bu konularda, liberal kurumsal tezler, yap ısalcıyaklaşımlar kadar açıklama getirememekte; ortak düşünce ve değerleri ikincil faktörsaymaktachr. Elit seviyesinde etkile şime vurgu yapan ve sivil olu şumlar, gözden kaçıranyaklaşımlar; birey veya grup seviyesinde gerçekleşen, sade vatandaşlar aras ındaki,iletişim ve uyum çabalar ını yansıtamıyor. Avrupa Birliği (AB) aç ısından bakıldığında,toplumlaraıyısı uyumun artırılması; yeni üye ve aday ülkelerle, sosyal etkile şim veuzlaşman ın sağlanabilmesi için sosyal yapısalcı yaklaşımlar önem taşıyor. Bu çalışmada, Avrupa Birliği bütünkşınesi, kuramsal etkileri süren neofinksiyonalizm ve günümüz yap ısalcı yaklaşımları çerçevesinde ele ahmn ıştır. Ayrıca Türkiye ve AB ili şkilerinde sosyokültiirel farkl ılıkların uyunı beklentilerine etkileri tartışıhnıştır. Bu bağlamda, Avrupada yaşayan Türklerin uyum güçlerinin artırıhnasma yönelik çözüm önerileri ,sunuhnu ştur. Anahtar Kelimeler: Neo finksiyonaliz ın, .yapısalcılık, Avrupa entegrasyonu,Avrupa Birliği ve Türkiye* Yrd. Doç. Dr. Anadolu Üniversitesi Ö ğretim Üyesi.
  2. 2. 70 ELIF TOPRAK Abstraet European integration is a phenomenon that necessitates multidisciplinaryanalyses. Under effects of the dvnamics of globalization, interaction among societieshas become an indi spensable factor in International Relations. Social/constructivearguments are proınising in explicating integration. The societal process of ideationalchange has been foc ııs and the transformation of collective ideas and values intocommon interests and policies has been pivotal in these a ı-guments. Liberal institutionaltheori es take collective ideas as secondary fictors. They emphasize the interaction atelite level, but disregard the social civil dialogue that takes place at individual andgroııp levels. For social integration and reconciliation at the European Union (EU)level, the social interaction with the candidate and new member states,. thus civil, socialconstructivist approaches deserve ınore academie interest. In this paper, European integration is analyzed, in the framework of the lingeringappeal of neo fl ınctionalism and contemporary constructivist approach. Furthermore,the effects of socio cultural differences between EU and Turkey, with regard to theexpectations for Turkeys integration are dwelled on. In this connection, somesuggestions are presented for social adaptation offirst Turkish people living in Europeand increasing their interaction with their host societies. Key Words: Neo functionalism, constructivism, European integration, EuropeanUnion and Turkey Giriş Avrupada bütünle şme (entegrasyon) dendi ğinde, değ iş ik kuramsal çerçevelerdeincelenen; siyasi, ekonomik ve sosyal boyutlanyla disiplinleraras ı yaklaşımı gerektirenbir alan karşımıza çıkıyor. Küreselleşmenin hızlanan dinamikleri sonucu toplumlararas ıetkileşimin arttığı uluslararası ilişkilerde, uyum konusunda sosyal/yap ısal söylemlerdikkat çekiyor. Günümüzde toplumlar ın ortak düşünce ve değerler oluşturma süreçlerive bu fikirlerin ortak ç ıkar ve politikalara dönü şebilmesi, özellikle bütünle şme açısındanönemlidir. Ancak bu konularda, liberal kurumsal tezler yeterince aç ıklamagetirememektedir. Elit seviyesinde etkile ş ime vurgu yapan ve sivil oluşumları gözdenkaçıran yaklaşımlar ise, birey veya grup seviyesinde gerçekle şen, sade vatanda şlararas ındaki, iletiş im ve uyum çabalarını yansıtamıyor. Avrupa Birliği (AB) açısındanbakı ldığında, toplumlararas ı uyumun artırılması , yeni üye ve aday ülkelerle, sosyaletkileşim ve uzlaşının sağlanabilmesi için sivil, sosyal yap ısalc ı yaklaşımlar önemtaşımaktadır. Bu çalışmada, Avrupa Birli ğ i bütünleşmesi, neo fonksiyonalizm ve yap ısalcıyaklaşım çerçevesinde ele al ınmıştır. Ayrıca Türkiye ve AB ili şkilerinde sosyokültürelfarklılıkların uyum beklentilerine etkileri tart ışılmıştır. Bu aç ı dan, Avrupada yaşayanTürklerin uyum güçlerinin art ırılmas ına yönelik çözüm önerisi ve örnek bir uygulamasunulmuştur.
  3. 3. NEO FONKSİYONALİZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI I Ş ICI 71 Neo Fonksiyonalizm David Mitranynin fonksiyonel i şbirliği kuram ından esinlenilen neofonksiyonalizme göre Avrupa bütünle şmesi, yay ılarak geni şleyen ve üç kavramlaanlat ı lan bir süreçtir. Bu kavramlar s ırasıyla; fonksiyonel spill-over, siyasi spill-over veortak tercilı/çıkarlann oluşması süreçleridir. Fonksiyonel spill-over kavram ına göre,modern endüstriyel ekonominin de ğiş ik sektörleri karşıl ıklı birbirine bağımlıdır. Farklısektörlerden birinde ba şlayan bütünleşmeye yönelik aktivitelerin ba şarılı olabilmesiiçin, diğer alanlarda da benzer geli şmeler gerekir. Siyasi spill-over ise, adapte olma,uyum gösterme sürecidir. Bu a şamada beklentilerin, de ğerlerin değişmesi ve ulus üstüçıkarların oluşması gerekir. Ortak tercih ve ç ıkarların oluşması ise, devletlerin ortakpolitikalara ulaşmakta zorluk çektikleri zamanlarda, kar şılıklı imtiyazlarla ortakdeğerlerde buluşmaya çalışmalandıri . Sürecin bu aşamasında, Avrupa Birliği kurumlarıaracılık eder. Kurumlar sayesinde gerçekle şen sosyalleşme, örneğin üyelerin vetohaklarını kullanmalanru zorlaştınr. Bu şekilde merkezi kurumlar ın bu aşamanınsonunda daha fazla güç kazand ıkları öne sürülmektedir. Neo fonksiyonalizmin temel konusu, ulus devletlerin tamamen "egemen"olmaktan vazgeçerek, kendi iradeleriyle, kom şularıyla bütünleşme tercihindebulunmaları ve aralar ındaki sorunları çözmek için geliştirdikleri yeni teknikleri,egemenliğin temel kriterlerine tercih etmeleridir 2 . Bu süreçte, siyasi aktörlerbeklentilerini ulusal otoriteler yerine, kurumlar ı ulus devletlerin üzerinde oldu ğuvarsayılan, yeni ve daha büyük merkezlere yöneltirler. Neo fonksiyonalizmin temelvarsay ımlanna bakıldığında birincisi; Avrupa Topluluklannda temel strateji olan veöncelik taşıyan ekonomik i şbirliğini teşvik etmek, yarat ılan idari organlar arac ı lığı ilebütünleşmeyi ilerletmek, ulusal çıkarların bu hedefe engel olmas ını önlemektir. Buşekilde bütünle şmenin ilgili başka sektörlere de yay ılacağı , başka alanlarda da i şbirliğinitetikleyeceği beklenir. Ayrıca, zaman içinde bağlılıklann, sosyal ihtiyaç ve ç ıkarların,ulusal iradeler yerine merkezi idari organlara yönelece ği düşünülür. Bu varsay ıma göre,ekonomik bütünleşme daha fazla örgütlenmeyi gerektirecek ve sonuçta siyasibütünleş meyi beraberinde getirecektir. Bu şekilde, Avrupada barış kalıcı olabilir. İkinci varsay ım ise, ulus üstü (supranasyonel) siyasi yap ılar kurabilmenin tekyolunun, David Mitranynin önerdi ği gibi teknokrasinin otomatik i şleyişinde değil de;kendi amaçlarını gerçekle ştirmeye çal ışan bilinçli aktörlerin aktivitelerinde gizliolmas ıdır3 . Söz konusu aktörler; hem ulus ötesi (transnasyonel), hem de devletyapısında yer alan ç ıkar grupları , siyasi partiler ve bölgesel kurumlard ır. Bu kurumlar,çıkar gruplarının gelişimini destekleyerek ve teknokratlarla aralar ında iletiş im kurarakbütünleşmeyi teşvik ederler. Kurma göre bu süreçte hükümetlerin görevi daha çoktepkisel olup, devlet içi ya da devlet üstü bask ıları , talepleri dengelemektir4.Bütünleşme; bu aktör ve gruplar ın aktivitelerine dayand ırılarak, çoğulcu bir anlayış Burley Anne-Marie, Walter Mattli , "Europe Before the Court: A Political Theory of LegalIntegration", International Organization, sy.47, Kış 1993, no. 1, s.55-56.2 Ibid., s.53. Ibid., 5.55.4 Ibid., s.54.
  4. 4. 72 ELIF TOPRAKsergilenmektedir. Gruplar, yeni ulus üstü karar vericileri tan ımaya başlarken, ayn ızamanda bu yap ı ları etkiler. Bunun sonucu olarak, Avrupa çap ı nda çıkar birliklerioluşur. Böyle bir oluşum içinde, bölgesel kurumlann ilgili sosyal gruplara do ğrudanulaşabilmeleri gerekir. Dolay ı sıyla, hükümetler ve bürokrasiler yerine ç ıkar gruplarıarasında ileti ş imin etkin olduğu ve geleneksel devletler aras ı diplomasiden farkl ı birmekanizmanın gelişmesi önemlidir. Kuram ın ulus üstü oluşumlar üzerine vurgusu,ekonomik bütünle şmeyi mutlaka siyasal bütünle şmenin izleyece ğ i tezine bağlıdır. Bütünleşmeyi tetikleyecek böyle bir mekanizma, neo fonksiyonalizmin fikir babas ıErnst B. Haasa göre daha çok materyal ihtiyaçlar ın ve refah ın sağlanmasına yönelikçıkarlann karşılanmalarını temel alacalct ı6 . Siyasetçiler kadar ç ıkar gruplan da süreci,kendileri için kazanımlar söz konusu olduğu takdirde destekleyecek ve ulus üstü araçlar ıkullanmayı tercih edecekti. Haas ın bu çoğulcu tezine göre siyasi bir toplulu ğunoluşabilmesi için belli gruplann (elitlerin) beklenti, ideoloji ve davran ışlarının; yenimerkezi sembol ve kurumlara yöneltilmesi gerekmektedir 8 . Teknokrasinin anlam ı,hükümetlerin ideolojileri uygulamak yerine, daha çok yönetimsel i ş levler yumağı halinegelmeleriydi. Çünkü Haas, ideolojilerin halen varolduklann ı ; ancak ekonomi, güvenlik,savunma gibi alanlar yerine; dini, etnik, kültürel ve e ğitime yönelik konu ve politikalarakaydığını savunuyordu. Üçüncü bir varsay ıma göre, neo fonksiyonalizmde, devlet üstükarar verici mekanizmaların iş lemesi, yerel teknokrasilerin özelliklerini kazanmalarmabağlı dır. Ayrıca bütünle şmenin parças ı olan devletlerde, yerel ç ıkar grupları tecrübeettikleri faydalar sonucunda, hükümetlerini lobi faaliyetleriyle bütünle şme yönündeetkilerler. Teknokratlar da elbette bundan etkilenecektir. Böylece hükümetler,anlaşmalar yapmak yoluyla, uluslararas ı bölgesel örgütlere, yetkilerinin bir k ısmınıdevrederler9 . Dördüncü neo fonksiyonalist varsay ıma göre, bütünle şme dinami ğini, Haas ınformüle etti ği "spill-over" kavram ı anlatmaktad ır. Buna göre, ekonomidebütünleşmenin artması , ilgili sektörde daha fazla bütünle şmeyi ve başka sektörlere debunun yans ımasını beraberinde getirecektir. Böyle bir durum, Avrupa Birli ğiseviyesinde (kurumsal) yetkinin artmas ına katalizörlük yapacakt ır. Artan bütünle şmeninkurumsal sonuçları olacak; derinle şen ekonomik bütünle şme ile gelen ulus üstüdüzenleyici otorite, ekonomiden sonra siyasi alanda da olu şacakt ır. Spill-over süreciningerçekleşmesi, ulusal ve uluslararas ı seviyede çoğulcu yapının yer alma durumuna göredeğişecektir. Bahsedilen yap ının, kapitalizme geçmi ş toplumlar ile uluslararas ı çoğulcuyapılar bir araya geldi ğinde gerçekle ştiği vurgulanırw. Ancak Haas, gelen ele ştirilerinde ışığında, söz konusu yayılmanın (spill-over etkisi) ve etkile şimin gerçekle şebilmesiiçin, bir yüksek otorite tarafından yönlendirilmesi gerekti ğini açıklamışt ır. Başarısız5 Rosamond Ben, Theories of European Integration, Macmillan Press , New York, 2000, s. 56.6 Ibid., s.57. Haas, Emst B. "The Uniting of Europe" The European Union: Readings on the Theory andPractice of European Integration, Brent F. Nelsen and Alexander C-G. Stubb (eds), LynneR ienner Publishers, Colorado US, 1998, s.142.8 Ibid.,9 Rosamond , s. 59.I° Haas, Beyond the Nation State, Stanford University Press, California US, 1964, s.456-458.
  5. 5. NEO FONKSİYONALİZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI ISI ĞI 73olan siyasi bütünleşme çabalarında, eksiğin böyle bir yüksek otorite olduğunun altıçizilmiştir. Sürecin fonksiyonel i şlediği, günlük hayatta insanların sonuçlarını doğrudanhissedebilecekleri ve kültür, savunma gibi yüksek öneme sahip olmayan alanlar ınbütünleşme için daha uygun olduğu tezi öne ç ıkarılmıştır. Siyasi baskı grubu olan aktörlerin bütünle şmede derinle şme açısından rolleriüzerine Lindberg çalışmıştırll . Lindberg siyasi entegrasyonu bir süreç olarak ele alarak,sonuçta mutlak bir siyasi topluluk hedefi ortaya koymadan, söz konusu süreci;devletlerin iç ve d ış işlerini birbirinden bağımsı z yürütme tercihlerini b ırakarak, ortakkararlar almaları, karar verme süreçlerini merkezi organlara devretmeleri ve siyasiaktörlerin de beklenti ve aktivitelerini yeni bir merkeze kayd ırma konusunda iknaolmaları şeklinde tammlam ıştır12 . Tanımın ikinci bölümü; yöneticiler, parlamenterler,çıkar grubu liderleri vb elitlerle ilgili olup, aktörlerin alg ı ve davran ışları üzerindedurulması gerektiğini belirtir13. Ortak kararlar alabilmek için bir araya gelen hükümetyetkilileri, sivil görevliler bütünle şme sürecini etkileyebilmek için değişik taktiklerkullanarak, yeni karar mekanizmas ına uyum sağlanan Dolayısıyla, bütünleşmeyi birdurum değ il, bir süreç kabul eden Haas ve Lindberg, sürecin, aktörlerin ç ıkarlarını nasılalgıladıklanna bağlı olduğunu belirtmi şlerdir. Ç ıkarların ortak alg ılandığı noktalardabütünleş me mümkün olabilecek ve ortak ç ıkarlar bölgesel tan ımlanmaya başlanacaktır.Demek oluyor ki, elit etkileş imi bütünleşmede ortak değer ve kararlar ın belirlenmesindeyön vericidir. Lindberg, siyasi entegrasyonu bir süreç olarak incelerken Haasa nazarandaha temkinli olmuş ve devletlerin üzerinde, ortak yeni bir siyasi yap ının oluşacağıiddiası yerine, analizlerinde ortak karar mekanizmalar ının işleyişi ve siyasi aktörlerindavram şlan üzerinde yoğunlaşmıştır". Yeni kurumların ve siyasi grupların taşıdığıbütünleşmenin sürebilmesi için, üye devletlerin ortak politikalarda derinle şmeyiistemeleri gerekir. Herhangi bir siyasi süreci incelerken grup davran ışlarına dikkatedilmesi gerektiğ ini belirten Lindberg, uluslararas ı örgütlerin bireylere ve gruplaradoğrudan ulaşamadıklan için siyasi bütünle şmenin gerçekleştirilemediğ i ve dolayısıylaörgütlerin hükümetleraras ı işbirliği için ortam oluşturmaktan öteye gidemediklerisaptamasını yapmıştır. Bu eleştiri günümüzde de ABne yönelik olarak dile getirilmekteve halklara daha yak ın ve meşru bir yönetime ihtiyaç duyulduğu tartışılmaktadır. Buanlayış, ortak Avrupa kimli ği oluşturabilme açısından da, bireylere ula şmanın öneminedikkat çekiyor. Elitlerin önemi üzerinde durulurken, etkin liderlik ve bireysel ba şarılannönemi konusunu da ön plana ç ıkartan Lindberg, uyumun üye devletler istemedikçedinamik kazanamayaca ğım da açıkça vurgulam ıştırls . Zaman içerisinde ve özellikle dekuram AB gerçeği ile sınandıkça, yaratıcı değiş iklikler yap ılmıştır. Bunlardan biri,°I Rosamond, s.62.12 Lindberg, Leoıı N., "Political Integration: Defınitions and Hypotheses" The European Union:Readings on the Theory and Practice of European Integration, Brent F. Nelsen and AlexanderC-G. Stubb (eds), Lynne Rienner Publishers, Colorado US, 1998, s.149.13 Ibid.14 Lindberg, Leon N., The Political Dynamics of European Economic Integration, StanfordUniversity Press, California, 1963, s.6-7.15 Ibid., s.11.16 Rosamond , s.64.
  6. 6. 74 ELIF TOPRAKLindbergin üstünde durdu ğu, artan bütünle şmenin uyum hızını yavaşlatabilmesidurumudur. Bu varsay ıma göre artan bütünle şme, devletler aras ında sorunlu konularınsayısı nı artırarak ve siyasi uzla şmazlı klara yol açarak, sürecin ivmesini olumsuzetkileyebilir. Kuram ı yaşatmak adına Lindberg ve Scheingold, "spill-back" kavram ınıformüle ederek 1960larda Avrupada bütünle ş menin yaşadığı sı kıntı ve gerilemeleri buvarsay ı ma bağlayarak aç ıklamaya çal ışmış lardır. Neo fonksiyonalizm, genel bir uluslararas ı ilişkiler kuramı olmayıp, bölgeselbütünle şmenin şartlarını vurgulamaktad ırr . Haas, Avrupa Birli ğinin, dünyanın başkabölgelerinde model al ını p al ınamayacağını incelerken, bütünle şmenin gerçekleşebilmesiiçin ş u temel koşulları belirlemiştir: 1. Çoğulcu sosyal yapı (çıkar grupları ; siyasipartiler; ticaret odalar ı ; birbirleriyle rekabet içerisinde olan elit gruplar ın varl ığı)18 2.Yeterli ekonomik ve endüstriyel geli şmişlik seviyesi (uluslararas ı ticaret ve fmanstaönemli yere sahip olmak) 3. Kat ılımcılar aras ında ortak ideolojik yakla şımlar 4.Parlamenter demokrasinin varl ığı 9 . Neo fonksiyonalizm, Haas tarafından karşı l ıklı bağıml ılık kuramı ileilişkilendirilmiştir20 . Bu kuram ın öncülerinden olan neo liberaller Keohane ve Nye ise,inceledikleri örgütsel yap ı larda; artan etkile ş im, oluş an koalisyonlar, elit sosyalizasyonuve ileti ş imi sonucu, bölgesel grupların oluştuğunu ve bunların da tanınarak etkileriniyaydı klarını belirtmi şlerdir. Böylelikle, devlet üstü yap ı larla sonuçlanacakörgütlenmeler mümkün olabilmektedir. Nye, neo fonksiyonalist teoriyi gözden geçirenyedi "süreç mekanizmas ın ı" analiz etmiştir. Bunun sonucunda, 1. Kurumların fonksiyonel bağlannın veya spill-over kavram ını n, otomatik i şlemedi ğ i ve bütünleşme sürecinin, görünen faydalar azald ığı takdirde, geriye dönük i şleyebileceğ i (spill-back) kabul edilmi ştir. 2. Artan karşıl ıklı etkileş imin, siyasi aktörleri ulusal politikalarda daha etkin k ı lacağırun alt ı çizilmiştir. 3. Koalisyonların daha çok birbiriyle ili şkili konularda kurulabildi ğ i ve kamu desteğ i al ı nan oranda bütünle şmenin geliştirilebilece ğ i belirtilmiştir. 4. Elit sosyalizasyonu, özellikle de hükümet yetkililerinin sürece katı lımlarının, bütünleşmenin olumlu yürümemesi durumunda, elitlerin kendi Rosamond , s.69.ix Haas, Beyond the Nation State, s.476.477.19 Haas, "The Uniting of E ıırope", s.143.2() Tranholm-Mikkelsen, Jeppe. "Neofunctionalism: Obstinate or Obsolete? A Reappraisal inLight of the New Dy ııamisnı of the European Community- Millenium, 1991, yol 20, s. 10. Haas,fikir babas ı olduğu teoriyi adeta terk etmi ştir. 1975 y ıl ında teorinin eski ve demode oldu ğunailişkin yaptığı aç ı klaman ın ard ı ndan başka neo fonksiyonalist ara ştırmac ı lar da karşıl ıkl ıbağı ml ı l ık ve rejim teorileri alanları na kaym ış lard ır. Ancak neo fonksiyonalizm alandansilinmemi ş ve etkilerini sürdiirmü ştilr. Nelsen, Brent F. and Alexander St ııbb (eds), TheEuropean Union (Readings on the Theory and Practice of European Integration),21 Dougherty, James E. & Robert L. Pfaltzgraff, Jr. Contending Theories of InternationalRelations, Harper Collins Publishers, NY, 1990, s.443-444.
  7. 7. NEO FONKS İYONALİZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI I ŞIĞI 75 ülkelerindeki ulusal politikalara yabanc ılaşmalarına yol açabilece ği ortaya konmuştur. 5. Bölgesel grup olu şumunun, ulusal çıkar gruplarına göre daha zay ıf kalarak bütünle şmeyi zayıflatabileceği ön görülmüştür. 6. Ortak ideolojilerin uyumu güçlendirdi ği gibi, tepkisel olarak karşıt ulusal lider veya özel sektör gruplar ını da güçlendirebilece ği belirtilmiştir. 7. Dış aktörlerin sürece kat ıl ımlannın, üye olmayan devletlerin ve hatta diğer uluslararas ı örgütlerin uyumunu ivmelendirebilecekleri sonucuna varılmıştır. Nye ın ortaya koyduğu mekanizmalar ın, uyum potansiyelini olumlu etkileyebilmeleri için dört ko şul belirlenmiş tir22: 1. Üye devletlerin ekonomilerindeki simetri, paralellik, 2. Değişik üye devletlerdeki elitlerin ortak de ğerlere sahip olmas ı, 3. Üye devletlerde ço ğulcu toplumsal yapı, 4. Üye devletlerin iç i şlerindeki istikrardan kaynaklanan bütünle şmeyi uygulama ve adaptasyon kapasiteleri. Günümüzde bu ko şullardan özellikle çoğulcu toplumsal yapı ön plandadır. Küreselle şmeyle beraber, bütünle şme yanında farkl ılıkların ve çeşitliliklerin de değer kazanması, toplumsal yapı ve toplumlararas ı ilişkileri önemli k ılıyor. Ortak değerler ve uzlaşılar böyle siyasi, sosyal ortamlarda oluşabilir. Neo fonksiyonalizmin ABnde ya şam bulan kavramlanna bakarsak, önceliklekuramın sektörel, kurumsal anlayışı karşı mıza çıkar23 . Çünkü sektörelTopluluklarda yaşam bulmuş, daha sonra Topluluklar, AB çat ısı altında birleştirilmiştir."Topluluk metodu" adı verilen karar verme mekanizmas ı, AB kurumlarının iş leyişşeklidir. Bu metot, Topluluk politikaları= yürütülmesinden sorumlu olan Komisyon(aynı zamanda kurucu antla şma-Roma Antlaşmas ı- şartlarını gözetir) ve ulusalgörüşlerin temsil edildiği Bakanlar Konseyi aras ında diyalog gerektiren birmekanizmad ır24 . Bu denklemdeki diğer kurumlar da, yine ç ıkar gruplarının ve partilerinneo fonksiyonalizmde anlat ı ldığı gibi karşılıklı ileti şimiyle işlemektedir. Ekonomidebaşarıl ı olan bütünleşme umut verici olmu ş ve üye devletler süreci h ızlandırmak için,Birliğin ulus üstü organlanndan olan Komisyona koordinasyon yetkisi vermi şlerdir.Bu yetki asl ında AT Kurucu Antlaşmas ı nın 202. maddesi ile Konseydedir, ancaközellikle ekonomik alanda devletler inisiyatiflerini ulus üstü mekanizmalar lehindekullanabilmektedir. Komisyon, antlaşmalarda belirtilen durumlarda karar yetkisi22 Ibid., s.444-445.23 Kuram ı n bu yönü fonksiyonaliznı kökenlidir. Temel kavramlar da, David Mitranyninfonksiyonel i şbirliği anlay ışı ve kavramlar ıdı r.24 Pentland, Charles., International Theory and the European Community Method oflntegration, Free Press, New York 1973, s.134.25 Ibid., s.137.
  8. 8. 76 ELİF TOPRAKkullanabildiği gibi, Konseyin yetki devrine istinaden de yetki kullanabilmektedir.Komisyonun ana görevi (AET Kurucu Antla şması Madde 155), Ortak Pazar ınoluşmasını , sağlıklı işlemesini ve gelişmesini sağlamak olarak belirlenmi ştir.26 Ancakgörev alanlarına bağlı olarak Komisyonun yetkileri farkl ılıklar gösterebilmektedir.Örneğin Gümrük Birliğinin sağlanması nda geniş yetkilere sahipken, üye devletlerinekonomi politikalann ın yakınlaştınlması hususunda s ınırlı yetkilerle donat ılmıştır.2- ıra ciddi anlamda yetki devrine ve yap ısal değişikliklere gelince, kuram ın teziAncaksyetersiz kalmıştır. Çeli şen ulusal ç ıkarlar durumu güçle ştirmiştir. Bu durumu neofonksiyonalist teorinin terminolojisine ba ğlı kalarak özetlersek "negatif entegrasyon",yani devletler aras ındaki işbirliğinde engelleri kaldırmak yönünde başarı , "pozitifentegrasyon" yani Toplulu ğun karar verme mekanizmalar ının üst politik seviyelereyükselerek ortak politikalar üretilmesinde başansızlik söz konusu olmuştur28. Ortakpolitikalara varılabilen alanlarda bütünle şmenin daha çok dış etken ve bask ılara bağlıolarak gerçekleşebildiği eleştirisi yapılmıştır. Oysa Soğuk Savaş sonrası dönemde ABpolitikaları incelenirse, pozitif entegrasyon dinami ği görülmektedir. Buna en belirginörnek olarak "tek para birimine" geçi ş in gerektirmiş olduğu işbirliği ve koordinasyongösterilebilir. Bu dinamik, günümüzde neoliberal yakla şımlarca, kurumlara ve rasyoneldevlet politikalarına vurgu yapılarak aç ıklanmaktadır. Neo fonksiyonalist söylemin, tan ımsız sivil inisiyatifleri yani sivil toplumörgütlerinin de dışında kalan sade vatandaşları, etkileşim açısından sürece dahiletmemesi kuramsal bir zay ıflıktır. Bütünle şme anlay ışının temelleri kağıt üzerindeortaya konulurken, sadece elit tabanl ı yaklaşımların benimsenmesi, uyum çal ışmalarınasınır çizmektedir. Günümüzde AB üzerine yap ılan demokrasi tart ışmaları ve Birlikpolitikalannın halkların iradesine bağlı olup olmadığı sorusu da, aslında bu noktadandoğuyor. Yeni üye kabulü veya ortak anayasa gibi lunlma noktalar ında düzenlenenreferandumlar, halklar ın süreçte etkin oldu ğuna işaret etse de, bütünleşme kuramlarmıntemelindeki elit tabanl ı anlayış, toplumlararas ı uyumu aç ıklamıyor. Bütünleşmeninkurumsal alt yapısı çizilirken, toplumsal yap ıların, toplumlar arası iletişimin de dikkatealınması gerekir. 199011 y ıllardan itibaren küreselle şmenin artan etkileriyle, iletişimedayalı sosyolojik yaklaşımlar ön plandadır. Ancak bunlar da yine kurumsal bürokrasilerseviyesinde odaklanmaktadır. Bütünleşme, Hükümetleraras ı İşbirliğine İndirgenebilir mi? Bütünleşmeyi, hükümetleraras ı işbirliği (intergovemmentalist theory) ile aç ıklayanS. Hoffmann ve A. Moravcsik gibi rasyoneller; uluslararas ı ilişkilerde baskın öğreti olanrealizmin etkisi ile, bütünle şmenin devletlerin kendi iradelerine ba ğlı ve ulusçuluk ilesınırlı olduğunun altını çizmişlerdir. Realizme göre uluslararas ı arenada temel aktörlerolan ulus devletler, yaln ızca ulusal çıkarlanyla örtüştüğünde, diğer devletlerle26 Genç, Mehmet., Avrupa Topluluklarının Kurumsal ve Hukuksal Yapısı, UludağÜniversitesi Basımevi, Bursa, 1993, s.92.2 Ibid., s.93.28 Harrison, R.J. , Frameworks for International Cooperation, A. J. R. Groom & P. Taylor(eds), St. Martins Press, New York 1990, s.143.
  9. 9. NEO FONKSİYONALİZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI IŞIĞI 77işbirliğine giderler. Liberal veya rasyonel kurumsal yakla şıma göre; devletleraras ıişbirliği, sistemde var olan güç da ğıtımına ve devletlerin ç ıkarlarına göre şekillenir. Kuramları yaşatan ve biçimlendiren, içinde bulundukları entelektüel ortamlard ır29 .Siyaset bilimci Coxun da belirtmi ş olduğu gibi, kuramlan zaman/ mekandan ba ğımsızdüşünmek mümkün değildir30 . Neo fonksiyonalizm 1970li yıllardaki siyasi gelişmeleryüzünden oldukça ele ştirilmiş ve sorgulanmıştı r. Hatta Avrupa Birli ğ i çalışmalarıhükümetleraras ı işbirliğine indirgenmi ştir. Ancak 1980li y ıllarda ekonomikbütünle şmenin ivmelenmesi, ço ğ ulcu yaklaşımların (karşılıklı bağımlılık gibi) tezlerinidesteklemi ştir. Özellikle So ğuk Savaşın ardından, yapısalcı yaklaşımların popülerolmasının nedeni; çok kültürlü ve çok dilli Avrupada, rasyonel yakla şımların ortakdiyalog zemini oluşturmada ve bunlan aç ıklamada zay ıf kalmas ıdır. Birliğingenişlemesi; ortak kimlik ve aidiyet kavramlar ının incelenmesini gerektiriyor. Neofonksiyonalist çizgide çal ışmaları olan Wayne Sandholtz, kurumsal normları incelerken,bir adım ileri giderek, ABne üyeli ğin ulusal tercihlerin oluş umuna önemli etkileriolduğunu, kısacas ı Birlik normlannın ulusal ortamlarda "de ğer" olarak kabulgördüklerini yani içselle ştirildiklerini belirtmiştir31 . Bu söylem, yapısalcı analizlereyakındır. Zira, gayri resmi (informal) ve hiyerar ş ik olmayan ortamlar ileti ş ime daha açıkolduklarından, böyle ortamlarda ortak de ğer ve kavramlar daha kolay olu şabilmektedir.Rasyonel söylemlerin, bütünle şme aç ıs ından olumsuz olan geli şmeleri özellikle desiyasi kı•izleri, ulusal çıkarlara dayandırma eğ ilimleri yanında, sosyal yapısalcıçalışmalar da filizlenmi ştir. Bütünle şme, hükümetleraras ı işbirliğ ine indirgenmemeli,uluslararas ı yönüyle ve bunun yanında toplumsal bir olgu olarak incelenmelidir. Uluslararas ı ilişkilerde, karşıl ıklı bağımlılık kuram ı sayesinde, egemen ulusdevletler aras ındaki ilişkiler yanında; uluslararas ı örgütler, ulus aşırı gruplar, çok ulusluş irketler ve hatta alt ulusal gruplar aras ındaki ilişkiler, toplumlar aras ı çok tarafl ı ilişkive etkileşimler analiz edilmeye baş lanmıştır32 . Artan "karşı lıklı lık", uluslararas ırejimleri, ilkeler ve kurallarla kurumsalla ştırarak, kurulan ili şkilerin kendi dinamiklerinikazanmas ım ve sürmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda kurumsal çerçevedesosyalleşme, devletlerin alışıla geldiği şekilde işbirliğine devam etmelerini sağlamaktave rejimler sayesinde çat ışan ç ıkarların uzlaşması kolaylaşmaktadır33 . Haasa göre,karşılıklı bağımlılık, iş birliğ inin sonlandırılmasını maliyetli hale getirmektedir.Uluslararas ı rejimlerin devletlerin özerkli ğini artt ırdığı yönündeki argümantartışmalıdır; zira rejim ili şkileri, devletlerin belirledi ğ i şekilde düzenlendi ğ i gibi, aynızamanda devletleri bağlayıcı ve sınırlayıcıdır. Devletler bu yüzden ödün vermekdurumunda da kalabilmektedir34 .29 Rosamond, op.cit., s.189.3° Ibid., s.194.31 Risse-Kappen, Thomas, "Exploring the Nature of the Beast: International Relations Theory andComparative Policy Analysis Meet the European Union", Journal of Common Market Studies,yol 34, no 1, March 1996, s.69.32 Tayyar Ar ı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa Basımevi, İ stanbul, 2002, s.422.33 Ibid., s.497.33 Ibid., s.509.
  10. 10. 78 ELIF TOPRAK Neo fonksiyonalist teorinin temel ald ığı topluluk kavramı ; belli normlar ı kabuleden, fikir birli ğine, uzlaşmaya dayal ı , çoğulcu bir yapı olarak tarnmlanmıştır35 . SoğukSavaş sonrasında, çok kutuplu uluslararas ı sisteme bakıldığında, neorealist yazarlar ınöngördükleri gibi, AB üyesi devletlerin göreli bütünle şme kazançlarını gözdengeçirerek güvenlik endi şelerini ön plana ç ıkard ıkları bir dönem olmadı . Buna karşılık,199011 yı lları n uyuma h ız kazandıran geli şmelere de tan ık olduğu görüldü36 . Maastricht Antla şmas ı ile "tek para birimi" hedefi konmuş , AmsterdamAntlaşması ile "nitelikli oy çoğunluğu" esas ıyla karar verilecek politikalar ın say ısıarttırı lmış ve ulus üstü kurumlara s ınırlı da olsa yetki devri gerçekle ştirilmiştir. Artacakolan üye say ısı da dikkate al ınarak "esnek entegrasyon" terimi geli ştirilmi ş vederinle şme garanti alt ına al ınmaya çal ışı lmıştır. Nice Antlaşmas ı ndan çarp ıcı bir örnekise, özellikle küçük üye devletlerin AB kurumlar ında seslerini artt ırmaya yönelik temsildeğ iş iklikleri olmas ıdır3". Moravcsik, "Tek Avrupa Senedi" ya da "MaastrichtAntlaşması " gibi gelişmeler konusunda ulus üstü aktörlere, spill-over etkilerine veyauluslararas ı iş çevrelerinin koalisyonlanna de ğ il, güçlü üye devletlerin tercihlerininkesiştiği noktalarda ad ı m adım bütünle şmeye inanmaktad ır. Peki bu tercihlerin olu şumubahsedilen faktörlerden soyutlanabilir mi? Bu de ğerlerin oluşumunda toplumlararas ıdiyaloğun yeri büyüktür. Küreselle şme ve Yeni Yönetim Anlay ışları Günümüzde, devletlerin birbirlerine gittikçe artan ekonomik ba ğımlı lıkları ; ulusals ınırları aş an sermaye, mal, hizmet ve para ak ışlar, özellikle ekonomide devletotoritesinin azal ı p azalmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Küreselle şmeninteknoloji ayağı olan telekomünikasyon teknolojileri bilgi ak ışı nı hızlandı rmakta ve buyönüyle sınırları anlams ız kılmaktadır. Kültürel anlamda, toplumlar kendi kimliklerinisahiplenme konusunda daha bilinçlenseler de, ortak bir "bat ı" kültürü ve yaşama biçimi,insanları birleştiriyor. Bir ortak ya şam biçiminde, farkl ı kültürlerin etkile ş imi sözkonusu. Küreselleşmeyi doğuran en önemli etkenlerden biri bilgideki art ıştır. Haas dabütünleşme ve uluslararas ı sistemdeki dönüş ümü bilgiye bağlamıştı r38 . Çünkü bilgiseviyesinde art ış , çıkarların yeniden tanımlanmas ı na yol açar. Ç ıkarların algılanmasındaedinilen bilgi ve de ğer yargı ları önemlidir. Bilgi toplumu; mikro elektronik,biyoteknoloji, telekomünikasyon ve genel olarak sanayideki geli şmeler sayesindeoluşmuştur. Telekomünikasyon ve ula ştırmadaki yenilikler uzaklar ı yakın kı lmıştır.Bilgi yüzy ılı , insanları kendi kimlikleri konusunda daha bilinçli kılarken ayn ı zamandatoplumları temel bazı evrensel değerler etrafında toplamayı başarm ıştır. Teknolojikdevrim kadar Soğuk Savaşın sona ermesi de küreselleşmenin etkilerini belirginle ştirdi. Harrison, op. cit. , s.147.36 Pollack, Mark A., "International Relatio ııs Theory and European Integration", Journal ofCommon Market Studies, vol.39, Haziran 2001, no. 2, s.223.3- Ibid., s.224.38 Arı , s.345.
  11. 11. NEO FONKSİYONALİ ZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARİ IŞIĞI 79Devletler gün geçtikçe daha fazla alanda birbirine ba ğımlı hale gelmekte, bu daişbirliğini gerektirmektedir39 . Bu iç içe geçen ili şkiler ağının yönetimi için devletler kadar devletler üstü yap ı vekurumların ve bununla beraber devletlerin içindeki alt birimlerin, gruplarm da etkin halegelmiş olduğunu ve dolayısıyla üçlü bir yönetim yap ısının günümüz yönetim anlayışınıoluşturduğunu söyleyebiliriz 40 . Ekonomik, siyasi ve sosyal hayat ın uluslararas ı olmas ıve bu ilişkilerin kurumsallaşması , devletler arac ılığı ile olduğu kadar, gayri resmikanallardan da gerçekleşmesi dikkat çekici. Devletlerin iç ve dış politikalarınıbirbirinden kesin hatlarla ay ırmaları mümkün olmayıp; ulus üstü, ulus ötesi yan ında altulus birimler, halen temel yetkiye sahip egemen ulus devletler ile beraber, de ğişikseviyelerde odaklanan ve kurumsalla şan bir idare şeklini paylaşmaktadır. Eğerküreselleşmeyi, ilişkilerin, konuların uluslararası hale gelmesi ve ileti şimin artmas ıolarak özetleyecek olursak, bu ili şkilerin devletlerin bütünle şmesine ivme kazandıracağıaçıktır. Rosenau gibi ABne "de ğ işik seviyelerde yönetim" gözlü ğü ile bakıldığında,kompleks yapı içinde devletlerin ulus üstü ve yerel birimlerle beraber ve e şit önemesahip olmak üzere yer ald ıklan görülüyor. Sosyal yapısalcılığa göre egemen devlet, kurumsal olarak de ğişik seviyelerdeyönetimin sadece bir katmamd ır. Dolayı sıyla AB, değiş ik seviyelerde, hükümetlerinkesişen yetkileri ve siyasi aktörlerin bu de ğişik seviyelerde etkile şimleri anlamınagelmektedir42 . Neo fonksiyonalizm ve hükümetleraras ı işbirliği anlayışları arasındakitartışmaya, bir orta yol bulunabilir. Bu da, "de ğiş ik seviyelerde yönetim yaklaşımı"dır(multi level governance), ulus üstü kurumlann artan fonksiyonlann ın önemine de ğinenbu görüş, ABnin devletler üstü yeni bir otorite olmas ı gibi bir iddia taşımamaktadır43.Devlet temelli bir yakla şım olmasına rağmen, devletler aras ı iletişimin tek yololmadığını belirtmektedir. Çünkü idari yap ılar çok kompleks ve esnek bir hal almıştır44 . AB kararlann ı, sadece devletleraras ı pazarl ık olarak görmek, kurumlann AB kararmekanizmasını nasıl etkilediklerini anlamay ı engeller. Devletleraras ı pazarlık ABninyalnızca bir yönüdür45 . Örneğin AB Komisyonu, üye devletlerden birinin belli birkonudaki politikasını AB mevzuatına aykırı bulursa, uyanlan üye, bu politikay ı ve ilgilidavranışlannı AB mevzuatına dayal ı bir argümanla aç ıklamak zorundadır. Busavunmada, yalnızca "ulusal çıkar" savını kullanmak yeterli olmayacakt ır.46 Komisyonotonom bir kurum olarak üyelere AB mevzuat ını bağlayıcı kılmaktadır, özellikle39 Buendia, H. Gomez, The Limits of the Global Village, World Institute for DevelopmentEconomics Research, Eylül 1995, s.11.441 Rosenau, James N. , Along the Domestic-Foreign Frontier: Exploring Governance in aTurbulent World, Cambridge University Press, Great Britain 1997, s.353.41 Pollack, op.cit., s.227.42 Aalberts, Tanja E., "The Future of Sovereignty in Multilevel Governance Europe-AConstructivist Reading" Journal of Common Market Studies, yol 42 (1), 2004, s.24.43 Ibid., s.28.44 Ibid., s.29.45 Sandholtz Wayne, "Membership Matters: Limits of the Functional Approach to Europea ııInstitutions" Journal of Common Market Studies, yol 34, no:3, Eylül 1996, s.405.46 Ibid., s.408.
  12. 12. 80 ELIF TOPRAKekonomik konularda: Örne ğin Ortak Pazar ile ilgili konularda Komisyon kararlar ıbağlayıcı olabilmektedir. Komisyonun üye devletler ve Konsey karşısında bağımsızçalışmasını sağlayan unsurlardan baz ıları şunlardır; (1) Komisyonun üyelikseçimlerinde salt ki şisel beceri k ıstası geçerlidir, (2) Komisyon üyeleri görevleriniyürütürken hükümetlerden talimat almaks ızın tam bir bağımsızlık içinde çal ışırlar, (3)Komisyon üyelerinin subjektif davranma olas ı lıklarını sınıflandırmak amac ıylagörevleriyle bağdaşmayacak davran ış lardan, siyasi etkinlik veya maddi kazanç sa ğlayıcımesleki etkinliklerden men edilmişlerdir4- . Antlaşmalara dayanarak yetkilendirilenKomisyon, karar yetkisi kullanabilece ği gibi, Konsey ve Parlamentonun kararlar ınınhazırlanmasına da katılır. Bağımsı z güçleri olan uluslararas ı örgütler ve onlarınkurumları , bilgiye eri şimi ve dolayısıyla koalisyonlan, politikalar ı etkileyebildikleriiçin, siyasi aktör haline gelebilir ve de ğ i şik seviyelerde yönetim anlay ışın geliştirensiyasi ortama da katk ıda bulunabilirler 48 Moravcsik, devletlerin kurumlara yetki .devrini, diğer üyeler üzerinde kontrol ve yapt ırım sağlama amac ına bağlamaktadır. Bubağlamda, egemenli ğ in askıya al ınması ya da devri, üye devletler üzerinde yapt ırımsağlanabilmesini amaçlamaktad ır. Moravcsik kurumlardan elde edilecek faydan ın dahükümet kararı olduğunun alt ını çizmektedir49 . Moravcsik gibi rasyoneller, kurumlanresmi kurallar bütünü olarak görürken; yap ısalcılar kurumların aktörlerişekillendirdiğine ve tercihlerini belirlediklerine inanmaktad ır50 . Bu bakış açısıylayapısalcılar, kurumların ve normların, aktörleri yap ılandırdığını öne sürerler".Kurumsal sosyalle şme ve öğrenme kavramları da buradan do ğmuştur. Ancakkurumsallaşma yine elit seviyesinde ve bürokratiktir. Uyum için, Avrupa vatanda şlığıkavramının içselleştirilmesi için bunların ötesinde bir kurumsalla şma ve öğrenmesürecinin halklara yans ıması gerekir. Bu, doğrudan iletiş im ile sağlanabilir. Yapısalcılık Sosyoloji kökenli olan yapısalcılı k, henüz siyaset bilimine girmeden önce, 1950liyı llarda Karl Deutsch ve 1980li y ıllarda E. Haas tarafından, "sosyal etkile şim veiletişimin uluslararası ilişkilerdeki önemi" çalışılıyordu52 . Özellikle Haas, uluslararas ıişbirliği kavramını, öğrenmeye dayal ı sosyolojik bir süreç olarak çal ışmıştır. Buçalışmalar, 1990l ı yıllarda Adler ve P. Haas tarafından yapısalcı çerçevedesürdürülmüştür53 . Jeffrey T. Checkel de bütünle şmenin sosyal değişkenlerini temel alançal ışmalarında, kurumlar ın çıkar/tercih ve kimlik de ğiş imine olan etkilerini incelemiştir.4" Genç, s.91-92.48 Sandholtz, s.411.49 Pollack, s. 232-233.5° Ibid., s.234.51 Ibid., s.237.52 Adler, Emanuel, Constructivisnı and International Relations, Carlsııaes, Walter, Thon ıas Risse& Beth A. Simmons (eds), Handbook of International Relations, Sage Publications, London,2002, s.99.53 Adler, Haas ın fikirlerini temel alarak, bili şsel gelişim kavram ını geli ştirmi ş ve bu kavramlaortak de ğerlerin bulunmas ı , seçilmesi, uluslararas ı yayılmas ı ve kurumsallaşmasını incelemi ştir.
  13. 13. NEO FONKSIYONALIZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI I ŞIĞI 81Checkel de, öğrenme süreci üzerinde durmu ştur54 . Normlann içselle ştirilmesi içingerekli olan öğrenme süreci, elitler tarafından gerçekle ştirilir. Bu yaklaşımda, BakanlarKonseyinin çal ışma grupları veya Komisyonun Avrupa çap ındaki iletişim ağları,örnek olarak gösterilir55 . Yapı salcı yaklaşım ile uluslararas ı ilişkilerin sosyal bir olguolarak incelenmesi gerekti ği kabul edilmektedir. Wendte göre, zaman içerisindedevletleraras ı ortakl ıklar artt ıkça; ortak "kültürel de ğerler" de, uluslararas ı ilişkilerdegüç ve ç ıkar kavramları gibi, temel faktörler olmaktad ır6 . Wendtin yap ısalcı yaklaşımıda devlet merkezlidir. Çünkü: Bu kuramda orta vadede egemen devletler uluslararas ısistemin temel aktörleri olarak görülmektedi ış . Ayrıca yeni yapı ların oluşumu dadevletler arac ılığı ile gerçekleş ecektir. Kimlikler, devletleraras ı iletiş ime bağlı olarakdeğ işmekte olup, devletler ortak normlar ı paylaştıkça ortak kimlikler olu şmaktadır. Buanlayışta, devlet egemenli ğ i de sosyal bir rol olup, tek tarafl ı yarat ılamayacağı için,başka devletlerce kabulü/tan ınmayı gerektirir. Dolay ıs ıyla, kurumsal bir olgu olanegemen devlet anlay ışı , zamana bağlı bir değ işken olarak kabul görmektedir 58 . Aktörlerin davran ışlarında temel olan, çevrelerindeki objelerin ta şıdıklannıdüş ündükleri anlamlardı r. Bu bakış açıs ıyla, devletlerin politikaları da devletleraras ıalgı lar, beklentiler, kendilerine ve di ğerlerine (öteki) kar şı geliştirdikleri kavramlaragöre şekillenmektedir59 . Kurumların ortak bilgi havuzu, alg ı ve değerler sonucundaoluşmakta ve kabul görmektedir. Devletlerin davran ış ları ile şekillenen uluslararas ısistem, yine devletlerin ili şkileri; sistemi ve diğer aktörleri nas ıl algıladıkları ilebağlantılı olarak de ğ iş im göstereceğ inden; kimlik (aidiyet), ç ıkar ve ileti ş im kavramlarıanaliz edilmelidir60 . Bu da sosyolojik bir bak ış açıs ı ile mümkün olabilir. Örneğ inkimlik, tamamen toplumsal bir olgudur, kimlik edinme süreci ba şkaları ile beraber ya dabaşkalarına karşı oluşur. Dolay ısıyla başkal ık yani öteki kavram ı olmaksı zın kimliktanı mlanamaz. Örne ğ in Türk kimliği, Avrupa kimli ğinin tanımlanmasında "öteki"sayılmıştır62 . Türkiyenin AB ile uyum sürecinde kar şı sında duran sosyokültürelfarkl ı l ıklar, bu yarg ıdan da kaynaklanmaktad ır. Kimlik ve kültürel değerlerdekifarkl ı l ık, uzlaşı ve uyumun sağlanamayacağı anlamına gelmez. Avrupa içindeki di ğerkültürel zenginlik ve farkl ı lıklar korunabildi ğ ine göre, Türkiyenin Avrupa ileS4 Checkel, Jeffrey T., "Social Construction and European I ııtegratiolı" Nelsen, Bre ııt F. &Alexander St ııbb (eds), The European Union (Readings on the Theory and Practice ofEuropean Integration), Lynne Rienner Publications, Colorado, 2003, s. 352-354. Checkel, "Social Construction s.354-355.56 Aalberts, s.35. Ibid., s.36. Ibid., s.38.S9 Wendt, Alexander "Anarchy is What States Make of It: The Social Construction of PowerPolitics" International Organization , 46, 2, Spring 1992, s.397.60 Ibid., s.403.61 Yurdusev, Nuri "Avrupa Kimli ğinin Oluşumu ve Türk Kimli ği" Atila Eralp (ed) Türkiye veAvrupa, İmge, Ankara, 1997, s.I 8-19.62 Ibid., s.68.
  14. 14. 82 ELIF TOPRAKbirlikteliğine de engel de ğildir63 . Ancak bu yaklaşımların tamamen devlet merkezlişekillenmesi, sokaktaki insanlann alg ılarının gözden kaçırılmas ı anlamına gelecektir. Yapısalcı lık temelde neo fonksiyonalizm gibi bir bütünle şme kuramı değil, sosyalbilimler felsefesinde temel bir yaklaşımdır64 . 19801i yıllarda rejim kuramc ılarıpozitivist bak ış açı sı ile normlann çalışılamayacağını düşünüyordu6s . Kavram olaraknormlar, subjektiflik ta şımaktadır. Ancak rejim analizinde subjektifli ğin varolduğununkabulü, devletleraras ı sosyal iletiş imin, uluslararas ı sistemin yapısım etkilediğininkabulü ile yapısalcılık, uluslararas ı ilişkilerde de yer almaya ba şlamıştır66 . AB, siyasi vehukuki organları dışında, ortak norm, müşterek kabul görmüş kurallar, karar vermemekanizmalar ı ve sonuç olarak, ortak Birlik müktesebat ından meydana gelir. Ortakdeğerler dendiğinde ise; ileti şim, dil ön plana çıkmaktadır. Yapısalcılar, bütünleşmekuramc ılannın "toplulukların nas ıl oluştuğu" sorusuna yan ıtlar aramaktad ırlar. Ulusalya da uluslararas ı dinamikler sonucu, kimlikler ve daha sonra ç ıkarların değ işmesiylebütünleşmenin mümkün olduğu savunulmaktad ır. Neo fonksiyonalizmin elit iş birliği anlayışı , günümüzün yap ısalcı yaklaşımına datemeldir. ABnde politika üretebilmek için, kurumlar ın birbirlerine bağlı olduğu birsistem/ağ, gereklidir. Bu süreçte, Konsey, Komisyon ve Parlamento i şbirliği halindedir.Zira, devletler ulusal politika ile uluslararas ı sistem aras ında tek bağ değ ildir. Pratikte,değişik seviyelerde (ulusal, uluslararas ı , uluslar üstü) gerçekle şen bir iletiş imin sözkonusu olduğu Küreselleşme bu etkileşim ve ileti şim ağını yapı landırmıştır.Peki aktörler tercihlerini nas ıl belirler? Sistem yakla şımına göre, aktörlerin kimlikleri,tercihlerini belirler. Bu da aktörün uluslararas ı sistemde oynadığı rolün belirleyiciolduğu anlamına gelir. Norm/kültür yakla şımına göre ise, içinde bulunulan kültürelortam çıkarları belirler. Ortak kurallar, d ış politika tercihlerinin de temel belirleyicisidir.Diğer taraftan, rasyonel yakla şım, tercihleri siyasi neden-sonuç ili şkilerinin belirledi ğinivurgular. Burada ulus devletler kadar, ulus ötesi ili şkiler de yön göstericidir 68 . Demekoluyor ki tüm yaklaşımlarda çevre faktörü, uluslararas ı sistem veya toplumun kültüreldeğerleri olsun, belirleyici rol oynar. Ernst Haas, neo fonksiyonalizmi özellikle üçüncüyapısal yaklaşıma (rasyonel anlay ışa) yakın görmektedir. Buna göre aktörler, kendiçıkarlarına uygun değerlendirdikleri politikaları benimserler. Aktörler incelenirken,birey ve grup seviyesindeki analizlerin, elitler ve örgütlü kurumlarla s ınırlandırılması ,uyum sürecini anlamay ı güçleştirerek, daha fazla etkile ş im için gerekli ileti şimgiriş imlerini geciktirmektedir. Etkile şim için daha çok sayıda informal ortam gerekiyor.Yönetim tercihlerinin temelini olu şturan düşünce ve de ğerler değiştiğinde, çıkarlar dadeğişmektedir. Demek ki, uyum için at ılması gereken temel ad ım, toplumlararası63 Ibid., s.69.64 Christiansen, Thomas; Knud Erik Jorgensen; Antje Wiener, "The Social Construction ofEurope" Journal of European Public Policy, 6:4, 1999, s. 530. Ibid., s .532.66 Ibid., s.539.6- Marks G., L. Hooghe, K. Blank, "European Integration from the 1980s: State Centric vs. MultiLevel Governance", Journal of Common Market Studies, vol 34, Eylül 1996, no:3, s.372.68 Haas Ernst B. "Does Constnıctivisnı Subsume Neo-functionalism?" Thomas Christiansen (ed).Social Construction of Europe, Sage Publications, London, 2001, s.26.
  15. 15. NEO FONKS İYONALİZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI I ŞIĞI 83diyalog ile ön yarg ılann silinmesidir. Bu değiş im, yönetim seviyesini de etkileyecektir.Çünkü tabandan gelmeyen değişim, suni ve zayıf kalıyor. Avrupa halklarının Türkiyeile bütünleşme konusundaki olumsuz yarg ılannda olduğu gibi. Henüz AB ilemüzakereleri sürdüren Türkiyenin, tam üye olarak AB kurumlar ında elit seviyesindesosyalleşme süreci başlamadan, farkl ı kültürlerin birbirlerini daha fazla tan ıma veanlamalanna yönelik çal ışmalar desteklenmelidir. Resmi ileti şim kanallannın, sivilağlarla çevrildi ği, küreselleşmeye devam eden uluslararas ı ilişkiler açısındanbaktığımızda, bütünle şme kuramlarının da sivilleşmesi gerekti ği görülüyor. Türkiye AB Uyumu Üzerine Yap ısalcı Bir Değerlendirme Avrupada, varolan kurumsal mekanizmalarda; devletlerin, birey ve gruplar ınsosyalleşmesi önemi idir69. Sosyal öğrenme açısından, bireylerin algılannındeğişiminde; birlikte zaman geçirme, kurumsal ortamlar ı, normları paylaşma ön planaçıkar. Neo fonksiyonalist kuramdan itibaren dikkat çekmi ş olan bu konu, "ortakzamanın" niteliğini, yani ilişkilerin yoğunluğunu sorgulamamıza neden olmaktad ır. Bukonu Türkiye ve AB ili şkileri açısından irdelendiğinde, müzakerelerin ba şlatılmışolduğu da göz önünde bulundurulursa henüz Türk bürokratlar ı ile ve sivil toplumkuruluşlarıyla adım adım başlamış olan süreçte, halklar ın da bilinçlendirilmesigerekiyor. Sosyalle şme ve iletiş im ihtiyacının sadece elitler seviyesinde takibi yeterliolmayacaktır. Nitekim ABnin geleceği ile ilgili önemli kararlar (AB anayasas ı, yeniüye kabulü gibi) üye ülkelerde yap ılan referandumlara bağlıdır. Ancak müzakerelerinsekiz başlıkta askıya alınması kararında olduğu gibi (14.Aral ık.2006), ABnin baz ı üyedevletlerinin tercihleriyle şekillenen ve ortak kabul gören siyasi kararlar ı, müzakeredolayısıyla ön sosyalleşme sürecine de zarar veriyor. Müzakere sürecinin uzamas ı,sosyalleşme sürecinin halka inmesini ertelemekte ve hatta al ınan kararlar kamuoyunuolumsuz etkilemektedir-° . Rasyonel bir bakış açısıyla bakıldığında, siyasi kararlar ve AB üyesi hükümetlerintercihleri süreci etkiliyor. Bunun yan ında, özellikle ABnin yeni üye ülkeler ve adayülkelerle ilişkileri aç ısından, ortak norm ve de ğerlerin içselleştirilmesinde yap ısalcılardil/iletişim şeklinin belirleyici olduğunun altını çiziyorlar. Checkelin üzerinde durdu ğu,sosyal psikoloji ve ileti şim kuramlanna dayandırdığı ikna süreçlerinin i şleyebilmesi,bireylerin/gruplann birbirlerini gerçekten anlamas ıyla mümkün olabilir -1 . Henüz ABüyesi olarak Avrupa kurumsal mozai ğinin bir üyesi olmayan Türkiye için s ınırlı sayıdasosyalleşme platformu bulunuyor. Bu ortamlar da, bürokrat ve elitlerin girdi ği69 Checkel, Jeffrey T. "International Institutions and Socialization in the New E ıırope", ARENAWorking Papers WP01/11, <http://www.arenamio.no/publications/wp01_11.htm >, 1 Mart 2007-`) Toprak, E., S. Banar & B. Özkanal. "European Council Decision to Partially Suspend Turkey-EU Negotiations: A Content Analysis of News in Turkish Press" (Avrupa Konseyi nin Türkiyeile Müzakereleri Kısmen Askıya Alma Kararı : Türk Bas ınındaki Haberler Üzerine Bir IçerikÇözümlemesi") 5. Uluslararas ı Milenyumda İletişim Sempozyumu, Indiana Üniversitesi,Bloonıingto ıı, Indiana, Mayıs 16-18, 2007 <http://cim.anadolu.edu.tr/Archives/?year=2007&s=papers> Checkel, Jeffrey T. "Constructivist Approaches to European Integration" ARENA WorkingPaper No. 6, Febnıary 2006, Center for European Studies, University of Oslo,<http://www.arena.uio.no > eri şini tarihi 1.Mart. 2007.
  16. 16. 84 ELIF TOPRAKortamlardır. Buralarda elbette söylemlerin nas ıl dile getirildiği, satır araları önemtaşımakla beraber, yap ısalc ıların incelemeleri gereken bir konu da, halklara bu ileti ş iminnası l, ne kadar yans ıdığıdır. Günümüzde, Avrupa bütünle şmesinin, meşru vedemokratik kılınmas ında, en önemli ko şulun halklara hitap etmek oldu ğu tart ışı lıyor.Demek oluyor ki, halkların birbirini tan ıması ve anlayabilmesi gittikçe daha fazla önemkazanıyor. Bu noktada, Türkiye ve ABnin temel sorunu, ileti ş im eksikliğ i olarakkendini gösteriyor. Türk kültürünün yeterince ve do ğru şekilde Avrupadatan ınmamasında, Türkçenin Avrupal ılarca bilinmemesi, konu şulmaması da önemli birfaktördür. Küreselle şme ile e ş zamanl ı geli şen farkl ı laşma eğ itimleri, çok kültürlülük veçeş itliliğ i (diversity) koruyarak bütünle şı ne kavramların ın geli ş imine yol açm ıştı r. Bufelsefeyi temel alan AB politikalar ı da, Avrupada kültürel mozai ğin tanı nması vekorunması nı hedefliyor. Bu kapsamda, Türk kültürü ve Türk dilinin tan ınması vekültürel zenginli ğ in bir parças ı olarak benimsenmesi önemlidir. Çünkü buradakastedilen çeş itlilik, Türklerin Avrupa dillerini ö ğrenmeleri kadar, Türkçenin deAvrupal ı lar tarafından öğrenilmesine dayal ı , karşı lıklı bir anlay ıştır. Etkileş im veuyumu getirecek olan sa ğlıkl ı yaklaşım budur. AB normlannın ne kadar içselle ştirildiğ i, Kopenhag üyelik kriterlerininTürkiyenin adayl ık sürecine etkileri, AB Komisyonu ilerleme Raporlar ı ilebelirlenmekte, takip edilmektedir. Türkiye ile müzakere süreci, 3 Ekim 2005 tarihindebaşladı . Gerçekle ştirilen reformlar ve kat edilen yola ra ğmen, Türkiyenin karşı sı ndahala siyasi temelli sorunlar ın olmas ı , konuları n do ğ ru alg ılanmas ı ve AB ülkeleritarafından anlaşılabilmesi için ileti ş imin artmas ı gerekti ğini ortaya ç ıkarıyor. Ülkeninönündeki engeller Kı brıs sorunu gibi siyasi tercihlere dayal ı olunca; Türkiyeninkendini daha fazla platformda, daha iyi ifade etmesi gerekti ğ i görülüyor. Özellikle,başta Avrupada ya şayan Türkler olmak üzere, yurtd ışındaki Türklerin yans ıttı klarıyaşam tarz ı ve yaşadıkları ülkelerdeki sosyal paylaşımietkileş im düzeyleri analizedilmeli ve iyileştirilmelidir. Avrupa ülkelerinin karar vericileri ve halklar ı aras ında,Türkiyenin Avrupal ı lığı konusunda şüphesi olanlar çoğunluktadır 2 . Avrupadayaşayan Türklerin içinde ya şadıkları toplumlara uyum sorunu, Türkiyenin AB ile uyumsorunu olarak alg ı lanmaktad ır. Oysa Avrupadaki Türk varl ığı nın göç nedeni, ko ş ullarıve yüz yüze olduklar ı sorunlar bu değerlendirmelerde göz ard ı ediliyor. Ayrıca busorun, Türkiyeye tam üyelik d ışı nda alternatiflerle yakla şı lmas ına yol açmamal ı , ziraönceki tüm adaylar ın katı l ım müzakereleri tam üyelikle sonuçlanm ıştır 3 . Asl ı nda bir taraftan da, AB günümüzde kültür politikalanna büyük önemvermektedir. Maastricht Antla şması mn ardından kültürel alanda i ş birliği ve bütünle şmeaçı s ı ndan Avrupa halklarını n daha yak ın birliği hedeflenmi ştir. Amsterdam Antlaşmas ı(Madde 151), kültürel çe ş itliliğ in gözetilmesi temas ı nı taşımaktadır. Avrupa halklann ınkültürlerinin ve tarihlerinin tan ı nması konusunda AB üyeleri aras ında iş birliğ i teşvik-2 Aybet, Gülnur. "T ıırkey and the EU After the First Year of Negotiations: Reconciling Internaland External Policy Challenges" Security Dialogue, Decenıber 2006, yol. 37 (4), 529-549,http://sdi.sagepub.comicgi/content/abstract/37/4/529 eri ş ini tarihi 16.Temmuz.2007, s.546-7. Ibid., s.529.
  17. 17. NEO FONKS İYONALİZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI I şler 85edilmektedir74 . Kültürler aras ı diyaloğun geliştirilmesini amaçlayan, Erasmus, JeanMonnet gibi programlara Türkiye de kat ı lıyor. AB Komisyonu 2008 y ı lını AvrupaKültürler aras ı Diyalog Yı lı ilan etmiştir 5 . Buradaki amaç, düzenlenen aktivitelerle,sivil toplum kuruluş larının hareketlili ğ ini (uluslararas ı mobiliteyi) sağlamak; kültür,eğitim ve gençlik konularına eğ ilmektir. Bir arada yaş amak ve çal ış mak isteyen ABhalkların yakınlaştı rmak için öncelik verilen bir di ğer konu da, çok dillilik(multilingualism) politikas ı ve dil eğ itimidir. Günümüzde ABnin öncelikli konularıaras ında olan kültür ve dil alanlar ı nda Türkiyenin kendi değerlerini tan ıtması ve buyolla Avrupa de ğerlerini ve dillerini de daha iyi anlayabilmesi için olanakl ı bir ortamsöz konusudur. Türkiye AB Uyumu Üzerine Örnek Uygulama Türkiye AB uyumu konusunda önemli ip uçları veren iki araştırma, geçtiğ imiz yılAnadolu Üniversitesinden bir ekip tarafından yapıldı . Anadolu Üniversitesi BilimselAraştı rma Projeleri kapsam ında yapılmış olan Avrupada Türkçe Ana Dil E ğitimi veAvrupada Türkçe İkinci Dil Öğretimi Araştırmaları , Ekim 2005-Mart 2006 tarihleriarası nda, 7 Avrupa ülkesinde (Danimarka, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere,Fransa ve Norveçte) gerçekle ştirildi. Ana Dil E ğitimi Araştırması ; yetişkinlerdüzeyinde anadil altyap ısını değerlendirmek ve Türkçe ile kök-kültür ba ğını kurmaihtiyac ını saptamak üzere desenlendi. Ayr ıca, Avrupada ya şayan Türklerin, Türkçealtyapılarının açık ve uzaktan öğrenme yolu ile desteklenmesi olana ğının araştınlmas ıhedeflendi-6 . İkinci Dil Öğretimi araştırmas ı ise, Avrupal ıların Avrupadaki Türk varl ığıile ve Avrupal ı ların Türkiyedeki Türklerle ileti ş im ihtiyacını saptama parametreleriüzerine desenlendi - . Her iki araştırma da; (1) yeti şkinler düzeyinde anadil ve ikinci dilolarak Türkçe altyap ı ların ı belirlemek (2) aç ık ve uzaktan ö ğrenme yoluyla, anadil veikinci dil olarak Türkçe altyap ı larının desteklenme olanaklar ını netleştirmek ve (3)anadil ve ikinci dil olarak Türkçe ile kök-kültür bağını kurma ihtiyac ını algılamaderecesini sapta ınak üzere tasarland ı 8 . Söz konusu ihtiyaç analizi ile, Avrupada ya şayan Türk varl ığına ve Avrupal ı larayönelik olarak hazı rlanacak "Uzaktan Ö ğretim Sistemiyle Türkçe Eğ itim Projeleri" içingereken bilgi altyap ıs ının oluşturulması hedeflendi. Nitel/nicel yöntemlerin beraberkullan ı ldığı araştırmalarda, anket ve yan yap ı landırılmış derinlemesine görü şmeleruyguland ı . Elde edilen veriler, Avrupadaki Türklerin anadil ö ğretiınine, yakı n geçmi şteolduğundan daha farkl ı nedenlerle ihtiyaç duydu ğunu ve bu fark ın da Avrupadakisosyokültürel, siyasal ve ekonomik de ğ iş imden kaynaklandığı gösterdi. Daha önceAvrupa dillerini daha iyi ö ğrenebilmek ve Türkiye ile sorunsuz ileti ş im kurmak içinduyulan ihtiyaç, günümüzde Türkiyeye dönü ş olası lığının artmas ı nedeniyle- 4Reçber, Kamuran. Avrupa Birliği Mevzuatı . Ezgi Kitabevi, Bursa, 2003, s.133. http://ec.europa.eu/culture/eacklialogue/year2008_en.html eriş im tarihi 18.Temmuz. 2007.- 6Avrupada Türkçe Anadil E ğitimi Araştı rması (Proje No: 050735), T.C. AnadoluÜniversitesi Yay ı nlan, No. 1720, Eski şehir 2007. Avrupada Türkçe Ikinci Dil Ö ğretimi Araştı rması (Proje No: 050734), T.C. Anadoluüniversitesi Yay ı nları , No. 1719, Eski şehir 2007.-8 Avrupada Türkçe Anadil E ğitimi Araştırması (Proje No: 050735)
  18. 18. 86 ELIF TOPRAKyoğunlaşmaktadır. Türkler kök kültür ile ba ğlarını arttırma ihtiyac ını daha fazlahissetmektedir. Araştırmanın bir bulgusu da, geli şen iletişim teknolojilerinindestekledi ğ i ve yaygınlaştırdığı, uzaktan öğretim olanaklar ının artan bir çekicili ğe sahipolmasıdır. Türkiye-AB ili şkileri açısından değerlendirildiğinde, tam üyelik durumundaTürkçe nüfus oranına göre en çok konuşulan dillerden biri olacakt ır. Araştırmanınyapıldığı 7 ülkede yaşayan Türkler, anadil e ğitiminin gerekliliğ i ve anadil-kültürbağının kurulmasının önemi konularında bilgili, ancak ilgisiz bulunmuştur 9 . Anadileğ itiminin, Türklerin kendi aralar ındaki sosyokültürel ilişkilerinde paylaşımınartırılması kadar, anadil-kültür bağı kurularak, yaşanan ülkedeki dili ö ğrenme veyabanc ı kültüre uyum gösterme bak ımından da faydal ı olacağı konusunda algı oldukçayüksektir. Avrupal ı hükümetlerin Türkçe e ğitimine verdikleri desteğ i azaltmaları, anadileğitiminin okul dışı saatlere kaymas ına ve değ iş ik siyasi grupların suistimallerine aç ıkhale getirmi ştir. Böyle bir ortamda, entelektüel aç ıdan zayıf olan birinci kuşakyetişkinler, gençlere ve çocuklara gerekli ortam ı hazırlama konusunda demoralizeolmuştur. Avrupa dil politikalarının dayandığı temel ilkelerin aksine Türkçe e ğitimininsınırlandırılması, Avrupalı yetkilileri, anadil ve kültürünü tan ıyamayan dolay ısıylaAvrupa kültürüne de hiç uyum sağlayamayan, okul baş arısı düşük ikinci ve üçüncükuşak gençler ve çocuklarla yüz yüze b ırakmıştır. Avrupada yaşayan Türklerin buuyum sorununun, genel anlamda Türkiyenin ABne uyum sa ğlayamayacağı konusundakanıt sayılması , bu nedenle zay ıf bir tezdir. Türkiyenin AB üyeliğine karşıt olan Birlik üyeleri, özellikle üyelik sonras ı bir göçselinden çekinmekte ve Türklerin yaşadıkları ülkelerdeki uyum sorunlar ına dikkatçekerek, Türkiyenin kültürel anlamda Avrupaya uymad ığını savunmaktadırlar80 .Ancak bu sosyokültürel sorunu, anadil-kök kültür ba ğmı kuramayan Türkler dahayoğun olarak yaşamaktadır. Türkçeye ilgisizlik yeni nesillerin kendilerineyabanc ıla,şmalanna yol açarken, onlar ın yaşadıkları ülke toplumlarına uyumlannıkolaylaştırmamıştır. Elbette yaşadıkları toplumlara uyum sağlamış Türkler de vardır.Ancak bu kiş ilerin dil sorunu olmayan e ğitimli insanlar olmalar ı, bir kez daha dileğitimini, uyum konusunda ön plana ç ıkarmaktadır. Uyum, iki yönlü bir süreç olarakalgı landığında, yaşanan ortam ın da buna elveri şli kı lınmas ı gerektiği açıkça görülür.Günümüzde, Türkiye ile Avrupa sivil toplum örgütlerinin bu konuda diyaloglar ıbaşlamıştır81 . 196011 yıllarda, Avrupaya göç etmi ş olan Türkler, hala Türkiyedenyapılan evlilikler yoluyla ailelerini genişletmektedir. Oysa, özellikle üyelik sonras ında,daha donanıml ı, eğitimli Türkler de çalışmak ve yaş amak için Avrupa ülkelerini tercihedecektir. Türkiyedeki profesyonel i şgücü, aynı uyum sorununu yaşamayacakt ır. Busırada ikinci ve üçüncü ku şak Türk varl ığının entelektüel olarak geli ştirilmesi için, önce79 Ibid., s. 47.8° Erzan, Refik & Kemal Kiri şçi, Introduction in Turkish Studies, Vol. 7, No. 1, Mart 2006, s.1-11. Türkiyenin tam üye olmas ı durumunda dahi, serbest dola şım hakkı n ı n tanınmayağı açıktır.81 Ibid., s.4. Ayrıntıl ı bilgi için bkz "Promotion of the Civil Society Dialogue Between EuropeanUnion and Turkey" Proje Ça ğrı Metni <http://ec.europa.euienlargementipdf/turkey/scd_leafiet_en.pdf>, eri şini tarihi 30.Temmuz.2007
  19. 19. NEO FONKSIYONALİZMDEN YAPISALCILIĞA, ENTEGRASYON KURUMLARI IŞIĞI 87anadilleri ile bağ kurmaya ihtiyaçlar ı bulunmaktadır. Anadillerini bilmeden ya şadıklarıülkenin dilini ya da diğer Avrupa dillerini öğrenme olanakları da sınırlanmaktadır. Buda ilerdeki yaşamlarında iş olanaklarını ciddi anlamda azaltmaktad ır. Avrupadaki Türkvarlığının durumu, Avrupal ılar Türkiyenin Birliğe üyeliği konusunda çeli şkiyedüşüren önemli bir faktördür. Birinci ku şak Türk varl ığının çocuklarının eğitimlerikonusuna daha ciddi ş ekilde eğilmeleri sağlanmalıdır. Burada öncelik ana dil e ğ itimineverilmelidir. Türkiye-AB üyelik müzakereleri, Avrupada Türkçenin ikinci dil olarak ö ğretimikonusunda da ilgi ve ihtiyac ın artmas ına neden olmuştur. Avrupal ı lar, bütünleşmedederinleşme kavramının yaygınlaşması ile beraber, kendi ülkelerinde daha fazla uyum,sosyokültürel diyalog ve iç huzur aramaya; birlikte ya şayan toplumların bireysel vekurumsal düzeyde daha fazla ileti şim kurmas ı gerektiğine inanıyor. Avrupadaki Türkvarlığı ile iletişim kurabilmek için Türkçe ö ğrenmek özellikle baz ı meslek grupları için(kamu personeli) zorunluluk halini alm ıştır. Kendi ülkelerinde, daha uyumlu ya şamaihtiyac ının yanı sıra, Avrupal ılar Türkiyedeki ekonomik potansiyellere de artan ilgigöstermektedir. Ticari ili şkiler kadar, çevre sorunlar ı nedeniyle (özellikle Belçika,Hollanda ve Danimarkada) Türkiye cazip bir ya şam coğrafyası olarak datanınmaktadır83. Avrupalılar, küresel ısınma, ekonomik durgunluk gibi nedenlerleTürkiyeye Avrupal ı göçünden bahsediyor. Sadece Türklerle artan ileti şim nedeniylebile (evlilik, iş ortakl ığı , komşuluk ilişkileri gibi) Türkçe ö ğrenmeye ilgi duyan birkesim bulunmaktad ır. Sonuç olarak, söz konusu olan sadece turistik bir ilgi de ğil. Tümbu araştırma sonuçları, anadil ve ikinci dil olarak Türkçe ö ğretimine araştırmanınyapı ldığı 7 ülkedeki ihtiyacı ortaya koymaktad ır. Önemli bir saptama da bu ihtiyaçlanngiderilmesinde uzaktan ö ğretim teknolojilerinin enQiinceli olan internete dayal ı eğitimimkanlanna olan ilgi ve desteğin de ortaya ç ıkm ış olmasıdır. Bu noktadan hareketle,Anadolu Üniversitesi, web tabanl ı Türkçe Sertifika Program ının öğretim tasarımınıgerçekleştirmiştir. Anadolu Üniversitesi Aç ıköğretim Fakültesinin uzman oldu ğu, açıkve uzaktan ö ğretim konusunda gerçekle ştirdiği bu ilk, araştırma bulgulanyla ortayakonan ihtiyaçları karşılama amac ını taşıyor". Örneğ in bu projenin hayata geçirilmesi,iletişim sorunların ı n giderilmesinde önemli bir adım olacakt ır. Benzeri, iletişimiartı rmaya yönelik projelere ihtiyaç bulunmaktad ır. Sonuç Neo fonksiyonalizmin öncülük etti ği ve yap ısalcı yaklaşımların vurgulad ığı , sosyaletkileş im ve iletişim ihtiyacının, sadece ülkelerin elitleri aras ında değil, daha geniştabanl ı düşünülerek, toplumlararas ı diyalogların güçlendirilmesinde benimsenmesigerekiyor. Bu yaklaşım, somut olarak Türkiye AB ili şkilerine uygulanınca, karşı mızailetişim ve uyum sorunlarına neden olan dil yetersizlikleri de ç ıkıyor. Her ne kadaryapısalc ılar, "dil" vurgularıyla, iletiş imde benimsenen, seçilen anlat ım şeklini82 Avrupada Türkçe Ikinci Dil Ö ğretimi Ara ştırması (Proje No: 050734), s.6.83 Ibid., s.viii." Anadolu Üniversitesi Türkçe Sertifika Program ının (TSP), ALTE (Association of LanguageTesters in Europe) standartlar ına göre A 1 seviyesinde haz ırlanan ilk modülii; e-Ders, e-Televizyon, e-Kitap, e-S ınav bileşenlerinden olu şuyor. <http://www.tsp.anadolu.edt ı.tr>
  20. 20. 88 ELIF TOPRAKbelirtiyorlarsa da, ileti şim kurma ihtiyac ının temel arac ı olarak gerçek anlamda dilgereksinimleri önemli. Bu noktada, bir ba ş langıç olarak, Avrupadaki Türk varl ığını nuyumu aç ısından, Türkçenin hem anadil hem de ikinci dil olarak Avrupada, uzaktanöğretimin esnek yöntemleriyle ö ğretilmesi bir modeldir. Örne ğin, uzaktan öğretiminzaman ve mekan aç ıs ından sağladığı esneklikler ve webe dayal ı öğretimin zengin,görsel-iş itsel araçları sayesinde, geni ş kitlelere ulaşılarak, öncelikle dil engeli aşılabilirve bu sayede kültürel etkile ş im artırı labilir. Tabi bu yaklaşım ancak, hükümetlerin buyöndeki politikalar ı benimsemeleri ve desteklemeleri ile yayg ın etkiye sahip olabilir. Ortak dü şünce ve değerlerin, tercih ve ç ıkarlan oluşturduğu varsayımı ile yolaçıkarsak, Avrupa çap ında aktörlerin, bu etkile şimin gereklili ğine inanmalan önemlidir.Karar mekanizmalannda etkin olan sivil toplum kurulu ş larıyla iletiş im kurulması veonların destekleriyle ba şlatılan, öncelikle Avrupadaki Türkleri destekleme veAvrupal ılara Türkiyeyi doğru bir şekilde anlatma çabalar ı ; siyasi engellere tak ı larak,güçlükle ilerleyen tam üyelik müzakerelerine ivme kazand ırabilir. Sosyal öğrenmesüreçleri ile Türkiyenin üyeli ğine ilişkin ortak olumlu de ğerler yarat ılmasında, bireyselve kurumsal düzeyde kurulan ili şkiler büyük önem taşı maktad ır. Avrupadaki Türklerönde olmak üzere, var olan etkile şim mekanizmaları daha etkin kullan ılabilmeli, bununiçin dil dahil, her türlü ileti ş im sorunu ortadan kald ı rı lmalıdır. Hükümet temsilcilerininkararlarının ve politikalarının daha geni ş tabanlı , ve toplumsal ortak değerlerle uyumluolduğu varsayımından yola ç ıkarak"; ön yarg ı lann silinmesi ve Avrupada aç ık fikirlibir kamuoyunun oluşumu için Türkiye-AB diyalo ğunun art ınlması gerekir. Ancak buşekilde, Türkiyeye yönelik yeni yaklaşımlar, düşünceler oluşabilir ve AB üyesiülkelerin tercihleri Türkiye aç ısından olumlu yönde de ğiş ebilir. Türkiye AB ili şkilerinde özellikle Aral ık 2006 zirvesinde alınan, müzakerelerinsekiz başlıkta ask ıya alınması karar ındaki diplomasi incelendiğ inde, Türkiyeningerçekle ştirdiği reformlar yerine, Kı bns sorununun karar ı yönlendirdi ği görülüyor. Bukararın alınmasında, Almanya Ba şbakanı Angela Merkel ve Frans ız CumhurbaşkanıJacques Chirac ın liderliğinde Avrupalı yetkililer ortak irade kulland ılar. BuradaABnin önde gelen iki üyesi Fransa ve Almanyanın liderlerinin, Türkiye ilemüzakerelerin ask ı ya alınmas ı yönünde düşünmeleri büyük rol oynam ıştır. Checkelinde belirtti ğ i gibi, bir grubun önde gelen üyelerinin grup içinde ortak politikaoluşturulurken belirleyici rolü bulunmaktad ır". Bir diğer yapısalcı söylem ise düşünceve değerlerin kriz dönemlerinde de ğiştiğ idir. Müzakerelerin sekiz ba şlı kta dondurulmas ıkararının Türk gazetelerine nas ıl yans ıdığı incelendiğ inde, yazı lı medyada AB kar şı tıgörüşlerde artış gözlenmi ştirr . Ancak bu olumsuz alg ılann, politikalara ne kadaryansı dığı konusunun da incelenmesi gerekir. Türk yetkililer, AB ile müzakerelerinsürmesi gerektiğini ve tam üyelik dışında imtiyazl ı ortakl ık gibi önerilere s ıcakbakılmayacağını açıkladı . Türkiye, diğer yeni üye ve aday ülkelere uyguland ığı gibi,Kopenhag kriterlerine göre, e ş it şartlarda de ğerlendirilmeyi bekliyor. Ülkenin farkl ı83 Moravcsik, Andrew "Colıstrııctivisnı and European Integration: A Critique" ThomasChristianseıı (ed). Social Construction of Europe, Sage, London, 2001, s.177.86 Ibid., s.181.8- Toprak, Banar, Özkanal; s. 217 <http://cim.anadolu.edu.tr/Archives/?year=2007&s=papers >
  21. 21. NEO FONKSİYONALIZMDEN YAPISALCILI ĞA, ENTEGRASYON KURUMLARİ İŞİĞİ 89coğrafyası ve kültürünün; Avrupadan izolasyon nedeni de ğil, tam tersine, küreselleşendünyada, Türkiyenin üyelik nedeni olmas ı gerektiğinin, AB üyesi ülke halklar ınaanlatılması gerekir88. Sadece elit seviyesinde politikalarla bunun gerçekle şemeyeceğigörülüyor. Entegrasyon kuramlann ın vurguladığı kurumsal tabanl ı ilişkilerin, sivilpolitikalar ile desteklenmesi önemli. Örgütlenmemi ş halk kitlelerin belirleyici oldu ğubu ortamda ancak bireylerin ileti şim engelleri ortadan kald ırılırsa etkileş iminsağlanacağı gözden kaçınlmamalı . Türkiyenin Avrupa ile iletişim eksikliği ikiyönlüdür. Genel olarak, AB kültür ve dil politikalann ın vurgusu da bu ihtiyaçüzerinedir. Entegrasyonun tek ba şanlı örneği olan AB projesi, küreselle şmeye olanaksağlayan ortamı ile Türkiye için de dışa aç ılmanın en uygun yolu olarak zatenbenimsenmekte. AB ve Türkiye bu gelecek vaat eden birlikteli ğin kazammlannıyitirmemek için, diplomatik kanallann yan ı sıra, sosyal projeler ve aç ılımlarla, yeniortaklıklar yaratma yolunu geni şletmelidir.xx Ibid., s. 209.

×