Your SlideShare is downloading. ×
AİLE İÇİNDE ÇOCUK VE GENÇLERİN DURUMU       1. Giriş       Yaşamın özel bir dönemi olarak kabul edilen çocukluk, “insanın ...
gidilmiştir.        Buna göre, çocuğun bakımı ve yetiştirilmesinden birinci derecede aile sorumludur. Devlet ise,çocuğun a...
2.1. Çocuğun Tanımı        Çocuk ve çocukluk kavramını, ilgilenilen bilim dalına uygun olarak farklı şekillerdetanımlamak ...
baba, evlat-kardeş) birbirlerine etki yapan, kendilerine has bir görgüyü yaratıp kuşaktan kuşağadevam ettiren insanlar top...
gereksinimlerini ne kadar karşıladığı, başarısının da bir göstergesidir. Ailenin bilinenfonksiyonlarını yerine getirip get...
ödevler bulunmaktadır.    Bu nedenle 19. yüzyılda gündeme gelen sosyal devlet ve devletin ailelere karşı görevleri buaşama...
Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunudur. 2828 sayılı kanun olarak ve 24/5/1983 tarihinde kabul edilenbu kanun bilindiği gibi, koru...
çocuğun korunması ilkesinden hareketle oluşturulan hizmetler geliştirilerek “özne” olarak ailenin elealındığı yeni hizmet ...
Öte yanda ülkemizdeki gelişmelere bakıldığında, yaşananların dünya gündeminden birebiretkilendiği görülmektedir. Bununla b...
Ahmet Çiğdem:Aile Yazıları 1. Temel Kavramlar, Yapı ve Tarihi Süreç, TC Başbakanlık AileAraştırma Kurumu, Bilim Serisi 5/2...
ARGOS AİLE DANIŞMA MERKEZİ www.argosdanismanlik.com
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

Aile İçinde Çocuk ve Gençlerin Durumu

1,828

Published on

Published in: Health & Medicine
0 Comments
2 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

No Downloads
Views
Total Views
1,828
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0
Actions
Shares
0
Downloads
0
Comments
0
Likes
2
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Transcript of "Aile İçinde Çocuk ve Gençlerin Durumu"

  1. 1. AİLE İÇİNDE ÇOCUK VE GENÇLERİN DURUMU 1. Giriş Yaşamın özel bir dönemi olarak kabul edilen çocukluk, “insanın doğumuyla birlikte başlayanve onun, yetişkin yaşamın gereklerine uyum sağlayabilecek büyüme ve olgunlaşmaya erişmesi ile sonbulan bir dönemi” ifade eder. Çocuklar, bu özel dönemde olmaları nedeniyle özel olarak bakılıpgözetilmeleri gereken bireylerdir. Özellikle Aydınlanma çağından sonra dünya konjonktüründe yaşanan bazı gelişmeler, çocuk veçocukluğun özel bir ilgi ile ele alınıp tanımlanması ile sonuçlanmıştır. Günümüzde ulusal ve uluslararasıpolitikalarda, çocukların içinde bulundukları dönemin özelliklerine göre yetiştirilmesi konusunda ortakbir anlayışa ulaşıldığı görülmektedir. Öte yandan son yıllarda, çocukluktan yetişkinliğe geçişte yaşanan güçlüklerin, bir diğer ilgialanını oluşturduğu ve çocukluk ile yetişkinlik arasında yer alan “gençlik dönemi” üzerinde çok sayıdaçalışma yapıldığı dikkati çekmektedir. Bilindiği gibi, çocukluğun bitip yetişkinliğe geçilen dönem, yaşamsal bir kesintiyi değil bir kaçyıl süren ve bireyin yetişkin yaşamın gereklerine hazırlandığı bir dönemi kapsamaktadır. Literatürdekısaca “gençlik dönemi” olarak adlandırılan bu dönemde, kişi ne yetişkindir ne de çocuk. Dönemin birhazırlık dönemi olması, bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal olgunluğa ulaşmakla birlikte ekonomikolgunluğa ulaşamamış olması ve yetişkin yaşamın gereklerini yerine getiremeyecek durumda olmasınedeniyle bu döneme özel bir önem atfedilmekte, birçok ülkede “gençlik dönemi”nde bulunan kişilerayrı yasa ve kurallarla korunmaya ve desteklenmeye çalışılmaktadır. Kısaca gençlik dönemi bireyin halen ailesi içinde yaşadığı bir dönemi ifade etmektedir. Budurum, toplum içinde tıpkı çocuklar gibi korunması ve desteklenmesi gereken bir diğer grubunvarlığına işaret eder ve dikkatlerin o yöne çekilmesini sağlamıştır. Bununla birlikte son yıllarda dünya üzerinde yaşanan gelişmeler çocuk ve gençlere yönelikbakım, koruma ve destekleme hizmetlerinin yerine getirilmesinden kimin sorumlu olduğu konusunutartışma gündemine taşımakta, sosyal devlet anlayışının değişmesi ile birlikte bu yöndeki sorumluluğundaha çok ailelere aktarıldığı dikkati çekmektedir. Özünde, çocuğun korunması ve yetiştirilmesi, her dönemde toplumların gündeminde yeralmıştır. Ancak tarihin ilk devirlerinde, “çocuğun korunması esas olarak aileye ait” olup, çocuğunyetiştirilmesi, ana-babanın ahlaki görevi sayılmış daha sonra devletlerin ortaya çıkması ve aileler iledevlet arasında işlevleri açısından bir işbölümü yapılmasıyla birlikte yeni düzenlemeler yoluna
  2. 2. gidilmiştir. Buna göre, çocuğun bakımı ve yetiştirilmesinden birinci derecede aile sorumludur. Devlet ise,çocuğun ana babasından yardım talep etmesi aşamasında, bireyin bu haklarını uygun bir biçimdekullanabilmesini sağlamak için devreye girer. Burada, devletin görevi, birinci olarak, çocuğunkorunması ile ilgili bir sorundan haberdar olduğunda, çocuğun güvenliğine özen göstermek bakımındanana-babayı desteklemek ve denetlemek; ikinci görevi ise çocukların yetenekleri doğrultusundagelişmelerini güvence altına almak, onların ekonomik ve sosyal refahını sağlamaktır. Yani çocuğun hemana-babasına karşı haklarının korunması hem de topluma karşı haklarını düzenleyen kurallarınişlemesinin sağlanması devletin görevidir. Bununla birlikte, özellikle son yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan “küreselleşen yoksulluk”nedeniyle sosyal devlet anlayışının değiştiği ve devletin görevlerinde kısıtlamalara gidilerek, çocuk vegencin yetiştirilmesi konusundaki birincil sorumluluğun yeniden ailelere devredildiği görülmektedir.Oysa yoksulluk olgusu üzerine yapılan tüm çalışmalar, “ailelerin kendi yoksullukları ile başa çıkmakiçin çocuklarını kullandıkları” gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bu durumda aileler, çocuklarının bakımıve yetiştirilmesi konusunda gerekli temel fonksiyonlarını bile yerine getirememekte ve bunun birsonucu olarak da, aile içinde büyüyerek “genç” olan bireylerini de (yetişkin yaşama hazırlanmak, iyi biriş ve meslek edindirmek vb. konularda) yeteri kadar destekleyememektedirler. Öte yandan son yıllarda çocukların bakım ve yetiştirilmesi konusunda birtakım toplumsaldüzenlemeler yapılmışsa da, özellikle ülkemizde henüz gençlerin yetişkin yaşama hazırlanmalarınıdestekleyebilecek toplumsal ve yasal düzenlemeler de oluşturulmamıştır. Bu durumda, özellikle gençler,toplumsal bir boşluk içinde kalmakta henüz yeteri kadar olgunlaşamadan ve gerek ekonomik gereksepsikososyal gelişimleri açısından gerekli donanımları tamamlayamadan yetişkin yaşama dahilolmaktadırlar. Böylelikle aile içinde doğan çocukların, çocuk olmadan genç, genç olmadan yetişkin olduğu veözellikle ülkemizde evlenip anababa olduğu görülmektedir. Bu durum kendi kişisel gelişiminitamamlamamış anababa ve çocuklardan oluşan yeni bir toplum yaratmakta, bakım, barınma, beslenme,fiziksel, psikososyal ve kültürel gelişim açısından risk altında olan yeni bir nesilin çoğalarak artmasınayol açmaktadır. Kuşkusuz bu gelişme, kendi beraberinde devletin aileye karşı görevlerini ne derecede yerinegetirdiğinin ve devletin sorumluluğunun sorgulanması ve aileye yönelik politikaların ele alınarak aileiçinde çocuk ve gencin durumunun irdelenmesini zorunlu kılmaktadır.2. Tanımlar
  3. 3. 2.1. Çocuğun Tanımı Çocuk ve çocukluk kavramını, ilgilenilen bilim dalına uygun olarak farklı şekillerdetanımlamak mümkündür. Biyolojik olarak çocuk, bebeklik çağı ile ergenlik çağı arasındaki gelişmedöneminde bulunan insandır. Bedensel ve ruhsal olgunluğu tamamlayamamış belli yaşa kadarkiinsan, çocuk olarak nitelendirilmektedir. Birleşmiş Milletlerin 1989 yılında kabul ettiği Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 1.Maddesine göre; “daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuksayılır” denilmektedir. Bunun nedeni, 18 yaşın, pek çok ülkede kişinin vatandaşlığa geçtiği veyaşamını etkileyen yasa ve politikaların belirlenmesi için oy kullanma hakkını aldığı yaş olmasıdır.Dolayısıyla evrensel olarak çocuk, -oy hakkına sahip olması anlamında- vatandaş değildir ve siyasigücü yoktur.2.2. Gençliğin Tanımı Birleşmiş Milletler Teşkilatının yaptığı tanıma göre, “genç 15-25 yaş gruplarında bulunan,öğrenim yapan, hayatını kazanmak için çalışmayan ve kendine ait konutu bulunmayan kişidir” Bir diğer tanıma göre ise, “gençlik, çocukluk ile erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsalolgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir.” Gençleri ve gençlik dönemini ayrıntılı tanımlayan birdiğer tanım ise şöyledir: “Gençlik dönemi, bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindekideğişikliklerle başlayan, cinsel ve psiko-sosyal olgunluğa doğru gelişmesi ile süren ve bireyinbağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı belirlenmemiş bir zamanda sona eren kronolojik birdönemdir” Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı üzere, gençlik dönemi bireyin halen ailesi içindeyaşadığı bir dönemi ifade etmektedir. Bu durum, toplum içinde tıpkı çocuklar gibi korunması vedesteklenmesi gereken bir diğer grubun varlığına işaret eder ve dikkatlerin o yöne çekilmesinisağlamıştır.2.3. Aile Tanımı ve Aile Fonksiyonları Günümüze kadar uzanan tarihsel süreç incelendiğinde, aile tanımının çeşitli kategoriler içindeele alındığı, ailenin toplumun temeli olduğu yönündeki görüşe dokunulmadan farklı kalıplar içindetanımlandığı dikkati çekmektedir. Güncel bir tanımla aile, “evlenme, kan veya evlatlık edinme bağıyla birbirlerine bağlanmış,aynı evde yaşayan, aynı geliri paylaşan, oynadıkları çeşitli roller çerçevesinde (karı-koca, ana-
  4. 4. baba, evlat-kardeş) birbirlerine etki yapan, kendilerine has bir görgüyü yaratıp kuşaktan kuşağadevam ettiren insanlar topluluğudur”. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Aile Özel İhtisas Komisyonu Raporunda (DPT 2001)aile, ana-baba-çocuklar ve tarafların kan akrabalıklarından oluşan ekonomik ve toplumsal bir birlikolarak tanımlanmaktadır. Bütün bu tanımlardan anlaşılacağı üzere, tüm toplumlarda evrensel ve toplumun çekirdeğiolarak kabul edilen ailenin, varolmasını ve devamlılığını sağlayan farklılıklar toplumsal veekonomik koşullardaki farklılıklarla ilgilidir. Bütün sosyal kurumlar gibi aile de, önce üretimilişkileri, ekonomik düzen gibi alt yapı değişkenlerinden ve daha sonra da toplumun tüm kurumsaldüzeninden etkilenir. Kısaca farklı gelişmişlikteki farklı aile tipleri, bu etkilenmeden ortayaçıkmaktadır. Bununla birlikte aile kendisini şekillendiren toplum için bazı fonksiyonları yerine getirir.Bunlardan kişiye ve topluma hizmet gibi bazı fonksiyonlar mikro düzeyde, toplumun tüm yapısınıetkileme ise makro düzeydeki fonksiyonlardır. Aile, bu fonksiyonları aracılığıyla, toplum içindeçocuk ve gencin yetiştirilmesi sorumluluğunu yerine getirir ve toplumun devamlılığınısağlamaktadır. Kurum olarak aile, toplum/doğa dengesi kurmada önemli bir işleve (üreme) sahiptir ve diğertoplumsal kurumların oluşumunda olduğu gibi ailede de, genellikle bireyler arası ilişkilerinahlaksal, töresel ve normsal boyutta düzenlenmesi gereklidir. Aile ile ilgili bu normlar da zamaniçerisinde değişim göstermektedir. Bununla birlikte genel olarak aile fonksiyonları biyolojik, ekonomik, sevgi, koruma,sosyalleştirme, eğitim ve boş zamanları değerlendirme başlıkları altında sınıflandırılmaktadır. Sağlıklı aile düzeni, ailenin gereksinmelerini doğal olarak karşılarken aile düzeninde aileüyelerinin hepsi görev ve sorumluluklarını doğal olarak yerine getirirler; aralarında olumluduygusal bağlar vardır. Sağlıklı aile düzeni içinde, ana-baba da dahil, herkes duygusal vebilinçlenme yönünden sürekli bir gelişim içindedir. Aile, kendi üyelerini değerli bulur ve aileüyeleri benlik değerlerini olumlu yönde geliştirir. Aile, toplumla ilişkisini dengelemiştir; netoplumdan kopar, ne de toplumun baskısına tümüyle boyun eğer. Kısacası, sağlıklı aile, insanlarınpsikososyal yönden olgunlaşmasını sağlayan temel sosyal bağlamı oluşturur. Her ne kadar bilinen tüm toplumlarda aile biçimi ve onun toplumla ilişkileri farklılıkgöstermekteyse de biyopsikososyal bir varlık olan bireyin yaşamında ailenin önemi tartışmasızdır.Çünkü aile, bireyin ihtiyaçlarının karşılanabileceği en doğal ortam olduğu gibi üyelerinin
  5. 5. gereksinimlerini ne kadar karşıladığı, başarısının da bir göstergesidir. Ailenin bilinenfonksiyonlarını yerine getirip getirememesi toplumsal yaşamın dengesi, düzeni ve bunlarınsürekliliği ile de yakından ilgilidir. Fonksiyonel olamayan bir aile hem üyeleri hem de toplum içinmutsuzluk kaynağıdır. Ancak ailenin fonksiyonlarını yerine getirmesi birçok iç ve dış faktörlebağlantılıdır. Son yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizler aile kurumunu da etkilemiş ve ailebelirli dönüşümler yaşamıştır. Dolayısıyla her ne kadar son yıllarda yapılan tüm DünyaKonferanslarında ailenin önemi üzerinde durulmakta ve yoksullukla mücadele önlemlerialınmaktaysa da; bugün özellikle yoksulluk ve işsizlik gibi temel ekonomik sorunlarla mücadeleetmek zorunda kalan aileler, aile fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremeyen, çocuklarının tamolarak sağlıklı bir biçimde yetişmesini sağlayabilecek koşullara sahip olamayan ailelerdir. Ailelerin,içinde bulundukları topluma ve yetiştirdikleri çocuklarına karşı sorumluluklarını tam olarak yerinegetirebilmeleri ise, onların toplum içinde sahip oldukları olanaklar ile yakından bağlantılıdır veyoksulluğun, işsizliğin ve gelir dağılımı dengesizliklerinin bu kadar yoğun yaşandığı bir dünyada,ailelerin bu sorunları kendi güçleri ile aşmaları imkansızdır. Bu durumda aile, temel işlevlerinden olan “çocuk yetiştirme” görevini yerinegetirememektedir. Aileler üzerine yapılan tüm araştırmalarda, ana-babaların bazı özelliklerininçocuk yetiştirme konusundaki tutum ve davranışlarını etkilediği ortaya konmaktadır. Bunlar;anababanın yaşı ve sağlığı gibi fiziksel özellikleri olabileceği gibi, anababanın birbiri ile ilişkilerive kendi yetiştirilme tarzları ile iş ve toplumsal yaşamdan kaynaklanan etkiler ve iflas, boşanma,hastalık gibi aileyi örseleyen yaşam olaylarıdır. Görüldüğü gibi erken yaşta anababa olmaktanbaşlayarak, fiziksel sağlık, iş-işsizlik, karı-koca ilişkileri vb. gibi tüm değişkenler, sağlıklı veörgütlü toplumlarda daha kolay aşılabilecek güçlüklerdir. Oysa, toplumsal güvenlik ev desteksistemlerinin tam olarak kurulamadığı, ülkemiz gibi toplumlarda, yaşanan her olay, aileninişlevlerini bozan bir başka travmaya neden olmaktadır. Bu durumda aile içindeki çocuk ve gençlerin gereksinimleri karşılanamadığı gibi, “hayatla başaçıkma yollarını da, ailede ve öncelikle de ana babalarından öğrenen” çocukların, toplumsalyaşamda varolmaları ve uyum sağlamaları da zora girmektir. Çocuk ve gençlerin fiziksel ve ruhsalsağlıkları, eğitim ve yaşama hazırlanmaları, sorunları ve bu sorunları çözme biçimleri ile ailenindurum ve tutumu arasında büyük bir ilişki söz konusudur. Öte yandan, gerek aile içinde çocuk ve gençlerin yetiştirilmesi gerekse ailelerin görevleriniyerine getirirken toplumsal örgütlerle desteklenmesi konusunda devletin yerine getirmesi gereken
  6. 6. ödevler bulunmaktadır. Bu nedenle 19. yüzyılda gündeme gelen sosyal devlet ve devletin ailelere karşı görevleri buaşamada tekrar değerlendirilmesi gereken bir oluşumdur. Tarihsel süreç içinde sadece aileninüyelerine karşı rol ve fonksiyonlarında değil, devlet ve aile ilişkilerinde de önemli değişikliklerolduğu görülmekte ve ailenin işlevlerinde farklı devlet yapıları içinde farklı paylaşımlara gidildiğidikkati çekmektedir.3. Dünyada ve Ülkemizde Aile Politikaları Son yıllarda üretilen tüm uluslararası belgelerde, özellikle çocukların yetiştirilmesi ile ilgilikonularda öncelikle ailenin sorumluluğu üzerinde durulmuş; devlete ise aileye “ulusal durum veolanaklar ölçüsünde” yardımcı olması görevi verilmiştir. Burada sözü edilen, toplumlardaki işsizlik,yoksulluk, istihdam, gelir dağılım dengesizlikleri, barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi temelsektörlerde sunulan hizmetlerin niteliği gibi altyapı sorunlarını çözmenin uzun zaman ve kaynağagereksinimi olduğu ve bu nedenle devletin aileye, ailenin anababalık görevleri konusunda eğitilmesigibi destek projeleriyle yardımcı olmasıdır. Kuşkusuz bu yaklaşım, son yıllarda gelişen sosyal refah devletinin çöküşü ile ilgilidir ve neyazık ki üretilen bu yaklaşım sorunu çözmekten uzaktır. Çünkü, anababalık görevlerinin yerinegetirebilmesi de, ekonomik durum ile yakından alakalıdır ve işsizlik, yoksulluk, göç vb. oluşumlarailenin fonksiyonlarını yerine getirmesini engellemektedir. Ayrıca değişen ve gelişen toplum yapısıiçinde, ailenin giderek çekirdek aileye dönüşmesi, onun eğitim, üretim, serbest zaman etkinliklerigibi bazı fonksiyonlarını da artık aile içinde karşılayamaması ve bunun için toplumsal örgütlereihtiyaç duymasına yol açmıştır. Oysa ailenin değişen bu niteliği karşısında, onun görevlerini yerinegetirebilecek ikincil toplumsal örgütlerin kurulamayışı, bu tür gruplar için çok önemli birhandikaptır. Toplumların temel altyapısını oluşturan bu eksikliklerin giderilmesi ise ailelerin gücüdahilinde olmayıp, devletin sorumluluğunda olan kamusal alanlarla alakalıdır. Ülkemizde aile politikalarına ilişkin ilk açık yapılanma, Kalkınma Planları açısından, V. BeşYıllık Kalkınma Planında (1985-1989) yerini bulmaktadır. 1987 yılı programında, toplumunrefahını arttırmak amacına yönelik olarak ailenin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi,bütünlüğünün korunması, toplum içinde güçlü bir müessese olarak fonksiyonunu sürdürebilmesiiçin; kalkınmanın nimetlerinden faydalanmada, istihdam ve sosyal hizmetlere katılmada vebunlardan yararlandırılmada aile biriminin temel hedef olarak alınacağı ifade edilmektedir. Aile politikalarının uygulanması konusundaki en önemli kanunlardan biri, Sosyal Hizmetler ve
  7. 7. Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunudur. 2828 sayılı kanun olarak ve 24/5/1983 tarihinde kabul edilenbu kanun bilindiği gibi, korunmaya, bakıma veya yardıma muhtaç aile, çocuk, sakat, yaşlı ve diğerkişilere götürülen sosyal hizmetleri tanımlamaktadır. Bunun dışında 1989 yılında Aile Araştırma Kurumu’nun kurulması, 1990’da Kadının Statüsüve Sorunları Genel Müdürlüğünün kurulması ve bu Kurumların SHÇEK ile birlikte, Kadın veAileden Sorumlu Devlet Bakanlığı bünyesine alınmış olması, bu alanda yaşanan önemligelişmelerdir. Bununla birlikte Türkiye’de gençlik politikasına ilişkin somut bir çerçeve belge ya dadüzenleme bulunmamaktadır. Türkiye’de gençliğe ilişkin düzenlemelerin oldukça yüzeysel ve aynızamanda dağınık olduğu açıktır. Ne yazık ki, Türkiye’de biyolojik ve toplumsal bir gelişim dönemi olarak gençliği tanımlayan biryasal düzenleme dahi bulunmamaktadır. Ülkedeki gelişim açısından en önemli belgelerden olanKalkınma Planlarında, gençliğin ülke için önemi vurgulanmakla birlikte var olan sorunlara yöneliksomut çözüm stratejileri genellikle görülmemektedir. Kalkınma planlarında, daha çok gençlerin boşzamanlarının değerlendirilmesi ve gençlerin sportif faaliyetlere katılımının sağlanması gibi konular öneçıkmaktadır. Gençleri ilgilendiren konular bir bütün içinde yer almamakta ancak eğitim, sağlık, gibisektörel raporlarda ele alınmakta, Hükümet Programlarında ise gençliğin ve gençliğe ilişkindüzenlemelerin genellikle sloganvari (gençler bizim geleceğimizdir vb.) biçimlerde işlendiği ortayaçıkmaktadır4. Türkiye’de Aileye Yönelik Hizmetler; SHÇEK Yukarıda da değinildiği gibi ülkemizde, SHÇEK, 2828 sayı ve 24/5/1983 tarihinde kabul edilenbu kanunla kurulmuş olup, bilindiği gibi, korunmaya, bakıma veya yardıma muhtaç aile, çocuk,sakat, yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetleri tanımlamaktadır. Kurumun 81 il düzeyinde taşra teşkilatlanması bulunmakta ve toplum genelinde yardıma muhtaçtüm nüfus gruplarına yönelik hizmetlerini sürdürmektedir. Aile ve çocuklar Kurumun temel hizmetgrubunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte başlangıçta hizmetlerin daha çocuk odaklı olduğu ve SHÇEK Genel Müdürlüğübünyesinde, Aile ve Çocuk Hizmetleri Dairesi aracılığıyla sürdürüldüğü dikkati çekmektedir. Ancakburada da hizmet, temel olarak ailenin bütünlüğü dikkate alınarak yapılandırılmış ve çocuktan-aileye birhizmet akışı izlenmiştir. 1980’li yıllardan sonra gerek dünya genelinde gerekse ülkemizde oluşan aileleri koruyucu vedestekleyici hizmetlerin geliştirilmesi anlayışı ile, Kurum içinde de, başlangıçta temelde çocuk ve
  8. 8. çocuğun korunması ilkesinden hareketle oluşturulan hizmetler geliştirilerek “özne” olarak ailenin elealındığı yeni hizmet yapılandırılmalarına gidilmiştir. Bunlardan biri, 1989 yılında, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde“Ailenin Bütünlüğünün Korunması Dairesi”nin kurulması ve bu daireye bağlı olarak ToplumMerkezileri, Aile Danışma Merkezleri ve Kadın Konukevlerinin açılmasıdır. Ailenin ve ilişkili olarak bireyin ve toplumun geliştirilmesine yönelik olarak kurulan vekoruyucu, önleyici, eğitici-geliştirici işlevleri olan bu hizmet modelleri, bulundukları yörelerdekiihtiyaçlar doğrultusunda ailelere ve aile içi ilişkilerden doğan sorunların çözülmesine yönelikhizmetler sunmaktadırlar. SHÇEK tarafından, aileye ve çocuğa yönelik olarak sürdürülen hizmetlerde, öncelikli olarakailenin güçlendirilmesi ve desteklenmesi amacının güdüldüğü dikkati çekmektedir. Bununla birlikte Kurum, herhangi bir çocuğun “korunmaya muhtaç çocuk” olarak ele alınmasıgerektiği durumlarda da, temel olarak aile yanında bakımı içeren hizmetler sunmaktadır.5. Sonuç Ülkemizde son yıllarda giderek daha çok sayıda açılarak hizmete sunulan AileDanışma Merkezleri, Toplum Merkezleri ve Kadın Konukevleri, özellikle 1980 sonrası dünyakonjonktüründe yaşanan gelişmeler ve uluslararası düzeyde geliştiren aileye yönelik sosyalpolitikalarla yakından bağlantılıdır. Bilindiği gibi, 1980 sonrası dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler ve küreselleşen yoksullukkarşısında, sosyal devlet yapısında değişikliklere gidilmiş ve 19. Yüzyıl başlarından itibarendevletin görevi olarak tanımlanan birçok görev, gerisin geri aileye devr edilmiştir. Oysa, bu süreiçinde aile hayatında, bu görevleri yerine getirmesini kolaylaştırıcı bir ekonomik gelişme olmadığıgibi, bir yandan her ülkedeki ekonomik krizlerden en çok etkilenen birincil kurumlar ailelerolmaktadır. Dahası geçtiğimiz yıllarda değişen aile yapısı nedeniyle devlet tarafından üretilen veailenin bazı görevlerini alması öngörülen kreşler, çocuk ve yaşlı bakım evleri gibi ikincil örgütler deyeteri kadar kurulamamakta ya da ailelere destek olacak şekilde yapılandırılamamaktadır. Bu durumda devletin ailelere karşı görevlerinin, “eğitim ve danışmanlık” hizmetlerine kadargeri çekildiği görülmektedir. Her ne kadar değişen aile yapısı içinde, aile üyeleri arasında ve çocuk yetiştirmetutumlarında eğitim ve danışmanlık ihtiaycı ailelerin önemli bir ihtiyacı olmaktaysa da, devletsorumluluğunun bu alana sığdırılması, sosyal devlet anlayışındaki değişikliklerle bağlantılıdır veaileler toplumsal sorunlar karşısında yalnız bırakılmaktadır.
  9. 9. Öte yanda ülkemizdeki gelişmelere bakıldığında, yaşananların dünya gündeminden birebiretkilendiği görülmektedir. Bununla birlikte, geleneksellikle modernlik arasındaki geçişlerin sıkçayaşandığı toplumumuzda, Aile Danışma Merkezlerinin önemli bir gereksinimi karşıladığı dikkatiçekmektedir. Gelişen ve değişen aile yapısında gelenekselden çekirdek aileye geçişte yaşanan aile içi rolve görevlerdeki değişimler kuşkusuz aile içi ilişkileri de etkilemiştir ve gerek eşler arası ilişkilerdegerekse çocuk yetiştirme yöntemleri konusunda, yeni ailelerin eğitim ve danışmanlık gereksinimiçok yoğun bir toplumsal gereksinimi ortaya koymaktadır. Bu şekliyle mikro düzeyde planlanmışhizmet kuruluşları olmakla birlikte Aile Danışma Merkezlerinin toplum içinde önemli birgereksinimi karşıladığı düşünülmektedir.Bununla birlikte, bu Merkezlerin toplumsal verimliliklerinin artırılabilmesi için, halihazırda sunulaneğitim ve danışmanlık hizmetlerinin temel ekonomik önlemler ve destek hizmetleri ilepekiştirilmesi uygun olacaktır.KAYNAKLARAcar, Hakan, (2008), “Türkiye’nin Ulusal Gençlik Politikası Nasıl Yapılandırılmalıdır?”,Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 5:1. Erişim: http://www.insanbilimleri.comAKYÜZ, Emine, (2000), Ulusal ve Uluslararası Hukukta Çocuğun Haklarının ve GüvenliğininKorunması, MEB Yayınları, No: 3395, Ankara.CENGİZ, Çınar, (2003), Türkiye’de Çocuk Emeği, TODAİE, Yayınlanmamış Proje Raporu,Ankara.FRANKLİN, Bob, (1993), “Çocukların Politik Hakları”, (Der.), Bob Franklin, Çocuk Hakları,(Çev., Alev Türker), Birinci Basım, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.İL, Sunay, (2001), “Aile Yaşamı ve Gereksinimler”, İçinde: Sosyal Hizmette Yeni Yaklaşımlar veSorun Alanları, Prof.Dr. Nihal Turan’a Armağan, H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulu, Yayın no008, AnkaraKONGAR, Emre, (1991), “Türkiye’de Aile Yapısı, Evrimi ve Bürokratik Örgütlerle İlişkileri”,Aile Yazıları 2 Kültürel değerler ve Sosyal değişme, Der: Beylü Dikeçligil, Ahmet Çiğdem, TCBaşbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları, Bilim Serisi 5/1, Ankara, sy 64KONTAŞ, Y. Mehmet. (1992),“Çeşitli Ülkelerde ve Türkiye’de Aile Politikası Uygulamaları veTürkiye İçin Politika Önerileri”. Devlet Planlama Teşkilatı Sosyal Politika Genel MüdürlüğüAraştırma Dairesi Başkanlığı. Uzmanlık Tezi, sy. 96, akt. İsmet Galip Yolcuoğlu,http://www.sosyalhizmetuzmani.org/ailearastirma5.htm, 12.11.2007KUŞGÖZOĞLU, Tülin, (2005), “Sokakta Çalışan Çocuklar, Aileleri ve Çocuk Hakları: Ankara’daBir Araştırma”, TODAİE Kamu Yönetimi Yüksek Lisans Bitirme Tezi, AnkaraÖZBAY; 1992, s.12).ÖZEN, Sevinç, (1991), “Aile Kurumuna Bazı Sosyolojik Yaklaşımlar”, (Der.) Beylü Dikeçligil ve
  10. 10. Ahmet Çiğdem:Aile Yazıları 1. Temel Kavramlar, Yapı ve Tarihi Süreç, TC Başbakanlık AileAraştırma Kurumu, Bilim Serisi 5/2, Ankara, s. 399ŞAHİNKAYA, Rezan, (1967), Psiko-sosyal Yönleriyle Aile (Aile İlişkileri Ders Kitabı), A.Ü. ZiraatFakültesi Yayınları: 287, Ders Kitabı, 10, Ankara, s. 17TEZCAN, Mahmut, (1991), “Çocuk Eğitiminde Ailenin Rolüne Sosyolojik Bir Bakış”, (Der.),Beylü Dikeçligil ve Ahmet Çiğdem Aile Yazıları 1. Temel Kavramlar, Yapı ve Tarihi Süreç, TCBaşbakanlık Aile Araştırma Kurumu Bilim Serisi 5/2. Ankara: s. 275ÜNVER Özkan, Barlas Tolan, Işıl Bulut, Cavit Dağdaş, (1986), 12-24 Yaş Gençlerin Sosyo-ekonomik Sorunları, Milli Eğitim Gençlik ev Spor bakanlığı, Gençlik Hizmetleri ve FaaliyetleriDaire Başkanlığı, Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu Matbaası, Ankara.YÖRÜKOĞLU, Atalay, (1993), Gençlik Çağı: Ruh Sağlığı ve Ruhsal Sorunları, Özgür Yayınevi,Ankara,
  11. 11. ARGOS AİLE DANIŞMA MERKEZİ www.argosdanismanlik.com

×