Your SlideShare is downloading. ×
Türkiye’ninYüksekÖğretimVizyonu
Türkiye’nin Yüksek
Öğretim Vizyonu
Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan
Eyvah Mezun Oldum
İran’...
Eylül-Ekim aylarını
kapsayan Mimar ve
Mühendis Dergimizin 73.
sayısı ile sizlerle tekrar
birlikte olmanın sevincini
yaşama...
Mimar ve
Mühendis
73ETKİNLİKLER
MAKALE
MAKALE
MAKALE
06
70
64
56
İDO GENEL MÜDÜRÜ DR. AHMET
PAKSOY’U ZİYARET ETTİK
MMGIII....
D
ergimizin bu yayın dönemini içeren eylül ve ekim ayları, aynı zamanda ilk ve orta öğretim
kurumları ile yüksek öğretim k...
Mimar ve Mühendis6 Mimar ve Mühendis6
ETKİNLİK
Mimar ve Mühendisler Grubu’nunda akredite olduğu Avrupa
Gönüllü Hizmeti (AG...
Eylül - Ekim 2013 7
Mimar ve Mühendis8
ETKİNLİK
MMG Ulaşım Sistemleri Komis-
yonu, Haliç Metro Köprüsü'ne
teknik gezi düzenleyerek çalışmalar
...
Eylül - Ekim 2013 9
Mimar ve Mühendis10
Bu yazıyı kaleme almakla, MMG ailesi ile
hissiyatımı paylaşmak ve aynı zaman-
da bu ailenin bir parças...
Eylül - Ekim 2013 11
Ev ve bina
kontrolünde
dünya çapında
bir standart
MİMARLIK
Mimar ve Mühendis12
Kültürümüzü yeniden
inşa edebilir miyiz?
UNESCO, kültürü sahip olunan tarihsel bilinç
olarak ...
Eylül - Ekim 2013 13
Program Direktörü Prof. Gülru
Necipoğlu'nun "Sinan Çağı:
Osmanlı İmparatorluğu'nda
Mimarî Kültür" kit...
MİMARLIK
Mimar ve Mühendis14
sel değerlerin, Sinan’ı modern Türk mimar-
larının gözünde muteber bir esin kaynağına
dönüştü...
Eylül - Ekim 2013 15
Mimar ve Mühendis16
ŞEHİRCİLİK
B
ugün şehirlerimizin cami mimari-
sinde yeni yaklaşımlara ihtiyacımız
bulunmaktadır. Bu ko...
Eylül - Ekim 2013 17
azaltılmalı ve standartlara uygun eğimde yürü-
yüş rampaları yapılmalıdır. Engelli vatandaşları-
mız ...
GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
Ülkemizde yüksek eğitim konusunda şüphesiz
değiş...
Eylül - Ekim 2013 19
GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Mimar ve Mühendis20
DOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
Yükseköğretim bir ülkenin g...
Eylül - Ekim 2013 21
bulunmaktadır. Stratejik plan yükseköğretimin gerçekleştirmesi
gereken genel amaçları ve uygulanacak ...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
Mimar ve Mühendis22
Ülkemizde üniversitelerin sıralama o...
Eylül - Ekim 2013 23
Üniversitelerde görünürlük durumu
Sıralamada yüksek sıralarda olan üniversitelerin web sayfalarında
b...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
Mimar ve Mühendis24
ve bölüm koordinatörlükleri oluşturu...
Eylül - Ekim 2013 25
a. İhtiyaç odaklı eğitim: Üniversitelerin bulunmuş oldukları
bölgenin taleplerini dikkate alarak sekt...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
Mimar ve Mühendis26
Öğretim üyelerinin memnuniyeti çalış...
Eylül - Ekim 2013 27
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
Mimar ve Mühendis28
Eğitimli akıl, değişen şartlar içeri...
Eylül - Ekim 2013 29
çok kuram anlatılır, onlarca isim öğrencilere ezberletilir,
bunlarla ilgili örnek sunumlar yaptırılır...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
Mimar ve Mühendis30
larak hazırlanmış bir müfredat progr...
Eylül - Ekim 2013 31
aktarıldığı yerler olmamalıdır, çünkü çağ hızlı ve çok sayıda bilgiye
ulaşmak için okula gitmeyi gere...
Mimar ve Mühendis32
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu
"EĞİTİM DİLİNİN İNGİLİZCE
OLMASI İYİ...
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Yüksek Öğretim Vizyonu
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

Yüksek Öğretim Vizyonu

274

Published on

Published in: Education
0 Comments
0 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

No Downloads
Views
Total Views
274
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0
Actions
Shares
0
Downloads
1
Comments
0
Likes
0
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Transcript of "Yüksek Öğretim Vizyonu"

  1. 1. Türkiye’ninYüksekÖğretimVizyonu Türkiye’nin Yüksek Öğretim Vizyonu Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan Eyvah Mezun Oldum İran’ın Çatısı - Demavend Sayı: 73 Eylül - Ekim 2013 MimarveMühendisEylül-Ekim2013Sayı:73 73
  2. 2. Eylül-Ekim aylarını kapsayan Mimar ve Mühendis Dergimizin 73. sayısı ile sizlerle tekrar birlikte olmanın sevincini yaşamaktayız. Hemen hemen her sayımızda ülkemizin önemli konuları hakkında adeta akademik dergiler gibi detaylı makale ve yazılarla çıkarmaya çalıştığımız dergimizin bu sayımızdaki dosya konusunu ise bir türlü doğru bir zemine oturtulamayan “Yüksek Öğretim” konusuna ayırdık. Hepimizin çok açık bir şekilde bildiği bir doğru var ki o da, yüksek öğretime önem veren ülkelerin bilim, sanayi, teknoloji ve bunun gibi daha birçok alanda önemli ilerlemeler kaydettikleridir. Son 10 yıllık gelişmeler ile birlikte doğal olarak ülkemizde de her alanda ilerleme iddiasında bulunuyorsak bu ilerlemenin temel taşı olacak yüksek öğretim konusunda da gerekenler yapılmalıdır. Halen yüksek öğretim alanında bir sürü kargaşa devam etmekte, bu kargaşalar yetmezmiş gibi sürekli ya tutarsa mantığıyla değişimler yapılmaya veya da diğer ülkelerin sistemleri alınıp oturtulmaya çalışılmaktadır. Yüksek öğretim konusunda bana göre yapılması gereken ilk şey, yüksek öğretimi siyasal ve ideolojik tartışmaların odağından kurtarmak olmalıdır. Yıllardır genç nüfusu ile övünen ülkemiz şu ana kadar bu gençliği yeteri kadar yönlendirememiş, bitmeyen sınav kaygıları ile hasta etmiş dahası yetersiz üniversite eğitiminin de etkisiyle güven kaybı yaşamasına neden olmuştur. Biz de bu olumsuzluklardan yola çıkarak ne tür değişiklikler yapılmalı, neler aynı kalmalı, neden yüksek öğretim konusu acil bir şekilde ele alınmalı gibi sorulara konunun uzmanları aracılığıyla cevaplar aramaya çalıştık. Dahası, konuyu zenginleştirmek amacıyla Hindistan ve İtalyan konsolosluklarından bilgiler alıp örnekler vermeye çalıştık hem de üniversitelerin öğrenci temsilcilerinden yazılar alarak konuyu onların bakış açıları ile de yakalamaya çalıştık. Tüm bu saydıklarımız haricinde dergimizde “Bilge Mimar Turgut Cansever” üzerine yazılmış, bu ülke için ne kadar çabaladığını bir kez daha gösterecek olan günlüklere yer verdik. Eminim ki bu günlükleri okurken şu an içinde bulunduğumuz durumu çok önceden nasıl yakaladığını şaşkınlıkla fark edeceksiniz. Ayrıca yine şehirlerimiz üzerine yazılar, kültür sanat sayfamız, kitaplık sayfamız ve sinema sayfamız ile sizlere keyifli bir dergi sunmaya çalıştık. İyi okumalar dileklerimle… EDitörden… Son 10 yıllık gelişmeler ile birlikte doğal olarak ülkemizde her alanda ilerleme iddiasında bulunuyorsak bu ilerlemenin temel taşı olacak yüksek öğretim konusunda da gerekenler yapılmalıdır. Türkiye’ninyüksekÖğreTimVizyonu Türkiye’nin yüksek ÖğreTim Vizyonu Doğu’Dan BaTı’ya Şehir Ve insan eyVah mezun olDum iran’ın ÇaTısı - DemaVenD Sayı: 73 Eylül - Ekim 2013 mimarvemühendisEylül-Ekim2013Sayı:73 73 İmtiyaz Sahibi Mimar ve Mühendisler Grubu adına Genel Başkan Murat Özdemir Sorumlu Yazı İşlerİ Müdürü Yunus Emre Tozal yunusemre@mmg.org.tr Yayın Kurulu Mahmut Çelik, Osman Şahbaz, Ali Reyhan Esen, Ali Osman Öncel, Yavuz Sarı, Mehmet Kürşat Çapar, Atilla Yeğin Bu Sayıya Katkıda Bulunanlar Kadem Ekşi, Ali Kılıç, Dilaver Demirağ, Harun Urul Yayın Danışma Kurulu Avni Çebi, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Prof. Dr. İlhan Kocaarslan Prof. Dr. Nizamettin Aydın, Prof. Dr. Zeki Çizmecioğlu, Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür, Mehmet Osmanlıoğlu Yrd. Doç. Dr. Yalçın Boztoprak, Fatih Dönmez, Yrd. Doc. Dr. İbrahim Güneş, Yakup Güler İletİşİm Adresİ Kuştepe Biracılar Sok. No: 7 Mecidiyeköy/İstanbul Tel: 212 217 51 00 Fax: 212 217 22 63 Web: www.mmg.org.tr E-posta: mmg@mmg.org.tr Yayın Koordİnatörü İsmail Şaşmaz ismail.sasmaz@abemedya.com Edİtör Fatih Göksu Görsel Yönetmen Ersan Topuz Renk Ayrımı Muhammet Dilsiz Reklam Gizem Tokgöz gizem.tokgoz@abemedya.com Eski Osmanlı Sok. Cansun Apt. 5/7 Mecidiyeköy/İstanbul Tel: 212 273 27 50 Fax: 212 273 27 51 Web: www.abemedya.com Basım Bilnet Matbaacılık 444 44 03 Yayın Türü İki ayda bir yayınlanır. Yerel Süreli Yayın Ücretsizdir Yazı ve reklamların içerik sorumluluğu sahiplerine aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. ABEMEDYA
  3. 3. Mimar ve Mühendis 73ETKİNLİKLER MAKALE MAKALE MAKALE 06 70 64 56 İDO GENEL MÜDÜRÜ DR. AHMET PAKSOY’U ZİYARET ETTİK MMGIII.AGH(AVRUPAGÖNÜLLÜ HİZMETİ)PROJELERİGERÇEKLEŞİYOR MMG’DE BAYRAMLAŞMA HEYECANI… HALİÇMETROKÖPRÜSÜNE TEKNİKGEZİDÜZENLEDİK EyvahMezunOldum MAHMUT ÇELİK Doğu'danBatı'ya Şehirveİnsan ŞAHİN TORUN ÇocuklaraKarşıAsliGörevimiz DünyayıGüzelleştirmektir Mustafa Ruhi Şirin KİTAPLIK ÇİZGİ YORUM DEMAVEND... 72 66 MİMARLIK ‘Sinan Çağı’nı Yeniden Yakalayabilir miyiz? MAKALE 12 Çıkış Yolu'nda Bursa ya da Bursa'dan Çıkış Yolu Var Mı? KAPAK 14 NASIL BİR EĞİTİM STRATEJİSİ? “Ülkemizde yüksek eğitim konusunda şüphesiz değişmesi gereken şeyler var ama bu değişim nereden başlamalı? Sadece sistemleri değiştirmekle çok fazla bir şey kazanamayacağımızı şu ana kadar anlamış olmalıyız. Peki, sistem ile birlikte değişmesi gereken şeyler neler? YÖK, ÖSYM gibi kurumlar mı, üniversitedeki hocalarımız mı, öğrencilerimiz mi, yoksa fikirlerimiz mi? Belki de asıl sormamız gereken soru şu: Biz değişmesi gereken şeyin ne olduğunu biliyor muyuz?
  4. 4. D ergimizin bu yayın dönemini içeren eylül ve ekim ayları, aynı zamanda ilk ve orta öğretim kurumları ile yüksek öğretim kurumlarının da yeni öğretim dönemlerine başlama aylarıdır. Bu vesile ile 50'inci sayımızda “Türkiye’de Mühendislik Eğitimi” ve 56'ncı sayımızda “Yüksek Öğretim ve Üniversiteler” dosya konuları ile işlediğimiz Eğitim konusunu bu sefer de 73'üncü sayımızda “Türkiye’nin Yüksek Öğretim Vizyonu” olarak işlemek istedik. Zira, bilimden teknolojiye, sanayiden tarıma, enerjiden bilişime gelişmiş ülkelerin seviyesine erişmek istiyorsak öncelikle bu alanlarda gerekli bilimsel çalışmaların yapılacağı ortamı hazırlamalı ve de bu sektörlerde çalışacak donanımlı meslek insanlarını yetiştirmeliyiz. Bu noktada görev şüphesiz başta üniversitelerimiz olmak üzere ilgili konularda karar alıcılara, yürütücülere ve faydalanıcılara düşmektedir. Biz de bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak, bu konuda önemli gördüğümüz noktaları ilgililerin dikkatine sunmak istiyoruz. Dünyanın ilk üniversitelerinden sayılan Harran Üniversitesi'nin kurulduğu topraklarda bulunan ve yerleşim yerlerinde öncelikle kurdukları külliyeler ile öğretime bütüncül olarak yaklaşıp bilimin ortaya çıkmasına önemli katkılar sağlayan bir medeniyetin mensupları olarak, maalesef belli bir zamandan sonra bilimin gelişmesine beklenen ve olması gereken katkıyı bir türlü sağlayamadık. “İlim mü’minin yitik malıdır, nerede görse alır” ifadesinin muhatapları olarak ilmi çalışmalara bize yakışan katkıyı sağlamalı, ilim sahasında neyi, nereden, nasıl bulup, öğrenip, geliştirebileceksek bunun takipçisi olmalı ve bizden ileride olan kurumlarla ortak çalışma imkanları üretmeliyiz. Gelişmiş ülkelerin seviyesine erişmek için öngördüğümüz bilimin üretilmesi ağırlıklı olarak üniversite ve benzeri kurumların işi olduğu halde bu sektörlerde çalışacak donanımlı meslek insanlarını yetiştirmeyi sadece üniversitelerin görevi olarak görmemek gerekir. Sektörlerin ihtiyacı, aslında sadece üniversitelerde yetiştirilen seviye ve nitelikteki meslek adamı değildir. İşin her aşamasında neyi niye yaptığını bilen, olası hataları öngörebilen, işin gelişimine katkıda bulunabilecek nitelikteki çalışanlar sektörlerin esas ihtiyacı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu pozisyonlara yöneltilerek üniversite öncesi diğer öğretim kurumları ve ilgili sektörlerin işbirliği ile yetiştirilecek insan kaynaklarımız, hem üniversitelerin önünde oluşan yığılmaları azaltacak hem de nitelikli istihdam oluşturarak sektörlerinin verimli çalışmasına katkı sağlayacaktır. Bu arada üniversiteler de ağırlıklı olarak, asli görevlerinin başında gelen ilmi araştırmalar yapmak yönünde daha etkin bir şekilde yapılanmalarını sağlayabilecektir. Ülkemizin gelecek nesiller için yeniden inşa edilmesinde, hemen her alanda iyi yetişmiş, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı, gelişmeye açık gençlere ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Bizim dünyamızda ilmin ve mesleğin sadece maddi ve teknik tarafı değil aynı zamanda manevi tarafı da önemlidir. Bunu Yunus Emre, “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır” mısraları ile çok güzel ifade etmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle Ahi Evran tarafından kurulan, bir mesleğin etik kuralları ile işleyişini tarifleyip denetleyen ahilik teşkilatı da bu topraklarda hayat bulmuştur. Onun için eğitim ve öğretimi bir bütün olarak değerlendirip, sürecin sonunda bu toprakların milli, manevi ve inanç değerlerine bağlı, kendine güvenen, hakka ve hukuka saygılı, araştırmacı, yeniliklere ve dünya ile rekabete açık, sorgulayıcı ve üretken bireylerin yetiştiği bir yapılanmayı kurgulayarak işletebilmeliyiz. Bu arada, bugün millet ve devlet olarak olmamız gereken seviyeyi yakalamak, bir nevi bir seferberlik havası içerisinde el birliği ile çalışmaktan, başta bilim olmak üzere, üretmekten geçmektedir. “Marifet iltifata tabidir” gerçeğinin bir gereği olarak da toplumda kişilerin değer ve itibar görmesinin, tükettikleri markalar, kullandıkları araç, gereç ve konutları üzerinden değil, ürettikleri değerler üzerinden sağlanacağı bir algı inşasına ihtiyaç olduğu da ortadır. Her alanda layık olduğumuz seviyede temsil edilebilmek ve insanlık ailesine bize yakışan katkıları sunacağımız daha güzel günlerde buluşmak duasıyla, Murat ÖZDEMİR MMG Genel Başkanı YENİ NESİL İÇİN YENİ EĞİTİM VİZYONU Gelişmiş ülkelerin seviyesine erişmek için öngördüğümüz bilimin üretilmesi ağırlıklı olarak üniversite ve benzeri kurumların işi olduğu halde bu sektörlerde çalışacak donanımlı meslek insanlarını yetiştirmeyi sadece üniversitelerin görevi olarak görmemek gerekir.
  5. 5. Mimar ve Mühendis6 Mimar ve Mühendis6 ETKİNLİK Mimar ve Mühendisler Grubu’nunda akredite olduğu Avrupa Gönüllü Hizmeti (AGH) projeleri kapsamında 3'üncü Gönüllülük Projeleri (Bulgaristan, Danimarka, İtalya, Almanya, İngiltere, İsviçre) gerçekleşiyor. Proje ana hatlarıyla, kültürel kaynaşma, çeşitli toplum kuruluş- larında görev alma ve proje içeriğine bağlı olarak teknik konularda çalışmayı içeriyor. AGH Projelerinde bilindiği gibi ayrıca yabancı dil kursu (İngilizce veya gidilen ülkenin dili) ve çeşitli seminer- ler ve eğitimler de veriliyor. Öğrenci arkadaşlarımızın birçok teknik ve sosyal çalışmalarda bulunacağı, kültürel ve eğitim olarak birçok faaliyetlerin gerçekleştirileceği proje çalışmaları önemli tecrübe ve deneyimler kazandı- racak ve gidecek öğrenciye hem kariyer hem de deneyim olarak birçok avantaj sağlıyor. 2004'ten bu yana çok sayıda gencin gerçekleştirdiği projelerle, genç- lerin Avrupa Birliği'ni tanıma, Avrupa ülkelerinde gezerek ve çalışarak tecrübe edinmelerini gerçekleştiriyor. Bu doğrul- tuda öğrenci arkadaşlar gönüllü olmak istedikleri takdirde, uygun kriterler ve mülakattan sonra projede yer alabilecek ve bu ülkelerden birine gönderilmeleri MMG tarafından yapılacak mülakatlar ve toplantılarla sağlanacak. MMG III. AGH (AVRUPA GÖNÜLLÜ HİZMETİ) PROJELERİ GERÇEKLEŞİYOR MMG Ulaşım Sistemleri Ko- misyonu, İDO Genel Müdürü Sayın Dr. Ahmet Paksoy’u makamın- da ziyaret etti. 2004 yılında İDO’da Genel Müdür olarak göreve başlayan ve özelleştirme süreci sonrasında da ikinci kez İDO’nun başına getirilen Dr. Ahmet Paksoy iş hayatındaki deneyimlerini bizimle paylaştı. Tec- rübesiz olduğu halde Genel Müdürlük görevi kendisine verilen Paksoy’un olumsuzlukları ön yargılardan uzak, yeniliklere açık bir anlayışla bu tecrübesizliğini nasıl kendi lehine çevirdiğini konuştuk. Yönettiği şir- keti dünya çapında bir şirket haline getirmesini, özelleştirme sürecini ve özelleştirmeden sonra neden ikinci kez genel müdürlük görevine getiril- diğini dinledik. Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG) ta- rafından 17 Ekim Perşembe günü MMG Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen programa MMG Genel Başkanı Murat Özdemir’in yanısıra Başkan Yardımcıları Murat Özmen, Ali Reyhan Esen, Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Ahmet Erdal Osmanlıoğlu, Komisyon Üyeleri Şehmus Yıldırım, Adem Şahinoğlu, eski Genel Başkan- lardan Avni Çebi, Oral Avcı, eski Genel Başkan Yardımcılarından ve Yeryüzü Mühendisleri Genel Başkanı Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür, Kadem Ekşi, Ak Parti Şişli İlçe Başkanı Nevzat Şatıroğlu, Baş- kan Yardımcıları Cengiz Kalaycı, Adnan Yılmaz ile çok sayıda MMG üyesi katıldı. Samimi bir havada geçen bayramlaşmada işleri- nin yoğunluğundan dolayı bir araya gelemeyen üyeler, bir yandan hasret giderme imkanına kavuşurken ayrıca güncel konuların yanısıra MMG etkinliklerini konuştu. İDOGENELMÜDÜRÜDR.AHMETPAKSOY’UZİYARETETTİK MMG’DEBAYRAMLAŞMA HEYECANI… Marmara Fuarcılık tarafından 2'ncisi gerçekleştirilen ELEX 2013 Fuarı yoğun ziyaretçi akımına uğradı. İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenen ve Mimar Mühendisler Grubu’nun da katılım gös- terdiği fuarda alternatif enerji kaynakları sergilendi. Yerli ve yabancı birçok firmanın katılım gösterdiği ELEX 2013 Fuarının açılışını Marmara Fuarcılık Genel Müdürü Feridun Bayram ile Enerji Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü Enerji Verimliliği Şube Müdürü Cengiz Çelebi birlikte yaptı . Mimar ve Mühendisler Grubu’nun da stand açtığı fuar çok sayıda ziyaretçinin akımına uğrarken firmalar ilgiden duydukları mem- nuniyeti dile getirdi. ELEX 2013'TE ZİYARETÇİ AKINI
  6. 6. Eylül - Ekim 2013 7
  7. 7. Mimar ve Mühendis8 ETKİNLİK MMG Ulaşım Sistemleri Komis- yonu, Haliç Metro Köprüsü'ne teknik gezi düzenleyerek çalışmalar hakkında bilgi aldı. MMG Ulaşım Sis- temleri Komitesi Başkanı. Murat Seven tarafından organize edilen teknik gezi, hem MMG üyelerinin hem de özellikle ulaşım alanında çalışan mühendisle- rin katılımıyla gerçekleşti. Haliç Metro Köprüsü'nün ilk yapılmaya başlanılan günden bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar hakkında Şantiye Şefleri'nden Erdem Bey tarafından bilgi alan MMG Ekibi, bilgi alımından sonra tekne gezi- siyle köprüde incelemelerde bulundu. Haliç Metro Köprüsü'nün Yapılış Süreci İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı köprü ilk kez 1952’de gündeme gelmiş. 1982’de etütler yapılmış. 1990 yılında Koruma Kurulu hattın yapımını onaylamış. 1998 yılına gelindiğinde ise tünellerin inşası için ihaleye çıkılarak bir yılda Şişhane-Karaköy ve Unkapanı- Yenikapı tünelleri açıldı. Haliç’i geçecek köprü için ise 2005 yılına kadar 21 proje Koruma Kurulu’na sunuldu. Ancak hiçbir proje tarihi siluete uygun bulunmadı. 2005 yılına gelindiğinde Mimar Hakan Kıran’ın hazırladığı mevcut proje Koruma Kurulu’nda onaylandı. Köprünün gerek mimari açıdan, gerek yapılırkenki malzemelerin üretiminden taşınmasına, hidrolik sistemlerin kurul- masından kazıkların çakılmasına kadar birçok farklı disiplinlerarası çalışma gerektiren çalışmaları inceleyen MMG ekibi, Haliç Metro Köprüsü'nün çizimleri- ni de inceledi. HALİÇ METRO KÖPRÜSÜNE TEKNİK GEZİ DÜZENLEDİK Mimar ve Mühendisler Grubu’nun(MMG) düzenlediği "Bizbize Konuşmalar" etkinliği, 2013-2014 sezonunun ilk programıyla başladı. MMG İş Sağlığı ve Güvenliği Komisyonu Başkanı ve İş Müfettişi Harun Urul'un konuk olduğu etkinlikte, İş Sağlığı ve Güvenliği alanında çıkan yasalar ve beraberindeki tartışmalar konuşuldu. Harun Urul, konuşmasına İş Sağlığı ve Güvenliği alanındaki çalışmaların tarihiyle başladı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Loncalarla yapılan ve Ahilik Teşkilatlarıyla denetlenen İş Sağlığı ve Güvenliği alanın- daki denetimlerin günümüzde de aynı anlayışla devlet eliyle yapıldığını söyleyen Harun Urul, bu konuda sistematik olarak ilk yapılan çalışmaları Cumhuriyet döneminde görüldüğünü kaydetti. Şu anda yürürlülükte 30.06.2012 tarihinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun yayınlandığını be- lirten Harun Urul, kanunun amacının işyer- lerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyi- leştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemek olduğunu belirtti. Geçmişte İş Kanunu'nda sadece "işçi" kavramının oldu- ğunu, yürürlülükteki kanunda ise "çalışan" kavramının geldiğini söyleyen Urul, devletin işçi kavramına neden çalışan kavramını getirdiğine baktığımızda, artık sadece işçi hükmünde çalışanların değil, memurların da bu alanda bulunduğuna dikkat çekmek ve gerekli altyapı çalışmalarından memurla- rın ve kamu görevlilerin de faydalanmasını gözetlemek; böylece tüm çalışanları için yapıldığını kaydetti. ‘BİZBİZE KONUŞMALAR’DAİŞ SAĞLIĞIVEGÜVENLİĞİ KONUŞULDU
  8. 8. Eylül - Ekim 2013 9
  9. 9. Mimar ve Mühendis10 Bu yazıyı kaleme almakla, MMG ailesi ile hissiyatımı paylaşmak ve aynı zaman- da bu ailenin bir parçası olarak camiamız ile kucaklaşmak istedim. Her ne kadar henüz tanışmasak da el sıkışmasak da biliyorum ki dualarınız bizim bundan sonraki tüm başarı- larımızın esas destekçisi olacaktır. Öncelikle MMG ailesi içinde yer almaktan ne kadar mutlu ve gururlu olduğumu ifade etmek isterim. Aynı düşünceyi paylaşan, aynı ilke ve hedefler doğrultusunda yol almayı amaç edinen kişilerle birlikte olduğumu bilmek, sanırım bu sevincimin anlamını daha somut olarak ifade etmeme yardımcı olacaktır. Bilindiği üzere STK’lar resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları yapan, ikna yöntemi ve eylemlerle sesini duyuran, üyelerini ve çalışanlarını gönüllü- lük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini, bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır. Aynı zamanda sivil toplum örgütleri, bireyler arasında hoşgörü dayanışma ve bilinçlen- meyi artırmak, ortak hareket etme duygusu kazandırmak, aynı düşüncedeki insanları bir araya getirmek gibi “birlikten güç doğar” ilkesine dayanarak faaliyetlerini sürdürür. Erdemli insan yaşamını aklı ile yöneten, tüm karar ve davranışlarına aklı ile yön verendir. İnsan tüm varlığa karşı sorumluluk bilinciyle doğar. Sorumluluğun en büyüğü varlığın zirvesi Allah’a karşı duyulan sorumluluk bilincidir. Diğer tüm varlıklara karşı duyulan sorumluluk, temelde Allah’a karşı duyulan sorumluluğun uzantısıdır. Bu kapsamda diğer bir deyiş ile doğru yapılanma içinde olan STK’lar, bir hayır kuruluşudur. Bu hayır kuruluşları, belli grup ve çatılar altında toplandıkları zaman güçlü bir yapılanma ile psikolojik, sosyal, mali, eğitim, öğretim, sağlık v.b. konularda topluma fayda sağlar. Bu çerçeveden baktığımız zaman, devletin elinin uzanamayacağı veya yeterince destek sağlayamayacağı, coğrafi, fiziki, sosyal ve kültürel yapılar içerisinde STK’lar olmak zorundadır ve bir şekilde herkesin bu tip oluşumlar içersinde yer alması, elini taşın altına koyması gerekmektedir. Çünkü birey ve/veya toplumun küçük bir parçası olan aile olarak çevremize duyarsız kalamayız, kaldı ki bunun manevi yanı ve hazının ne kadar önemli olduğunun farkına vardığımız zaman, gönüllülük esası ile var olan STK içersinde yer almanın biraz da zaruri olduğu bilinci- ne varırız. Aksi taktirde pek de şık ve doğru olmayan atasözündeki ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantık hatasının sonuçla- rına istemesek de katlanmak zorunda kalırız. Bu sebeple pasif iyi olmak yeterli bir duruş şekli değil, aksine aktif kötünün teşvikçisidir. Pasif iyinin varlığı iyiliği çoğaltacağı yerde, dolaylı yoldan kötülüğün çoğalmasına neden olacağından, bunu önlemenin en iyi yolu pasif iyi değil, aktif iyi olabilmektir. Bu beyanla, bir mühendis ve/veya mi- mar olarak teknik konularda söz söyleyen, yanlışları bilimsel olarak dile getiren, toplum huzuru ve refahını kollayan, yaşam ve gelir normlarında adaleti sağlama yollarını teşvik edip destekleyen, teknik alt-yapısı güçlü MMG ailesi olarak sorumluluğumuzun öne- mini bir nebze ifade etmek istedim. Bu kapsamda, gönüllüğü esas olan, bir manada infak mantığından hareketle bu yapı içinde şu an sahada görev alan, idari kadro, yönetim ve komisyonlarda aktif olarak yeralan arkadaşların sizler tarafından maddi, manevi ve fikri desteğe ihtiyaçlarını da göz ardı etmemek gerekir. Böyle bir teknik bilgiye haiz, maneviyatı güçlü bir topluluğun daha aktif olarak bir çok projede söz sahibi olacağını veya olması gerektiğini umarak tüm çalışmalarınızda başarılar dilerim. Saygı ve selamlarımla. ETKİNLİK Değerli MMG Ailesi Erdemli insan yaşamını aklı ile yöneten, tüm karar ve davranışlarına aklı ile yön verendir. İnsan tüm varlığa karşı sorumluluk bilinciyle doğar. Sorumluluğun en büyüğü varlığın zirvesi Allah’a karşı duyulan sorumluluk bilincidir. Diğer tüm varlıklara karşı duyulan sorumluluk, temelde Allah’a karşı duyulan sorumluluğun uzantısıdır. Bu kapsamda diğer bir deyiş ile doğru yapılanma içinde olan STK’lar, bir hayır kuruluşudur. Bu hayır kuruluşları, belli grup ve çatılar altında toplandıkları zaman güçlü bir yapılanma ile psikolojik, sosyal, mali, eğitim, öğretim, sağlık v.b. konularda topluma fayda sağlar. "Bir mühendis ve/veya mimar olarak teknik konularda söz söyleyen, yanlışları bilimsel olarak dile getiren, toplum huzuru ve refahını kollayan, yaşam ve gelir normlarında adaleti sağlama yollarını teşvik edip destekleyen, teknik alt yapısı güçlü MMG ailesi olarak sorumluluğumuzun önemini bir nebze ifade etmek istedim. Bu kapsamda, gönüllüğü esas olan, bir manada infak mantığından hareketle bu yapı içinde şu an sahada görev alan, idari kadro, yönetim ve komisyonlarda aktif olarak yeralan arkadaşların sizler tarafından maddi, manevi ve fikri desteğe ihtiyaçlarını da göz ardı etmemek gerekir." MMG Genel Sekreteri Murat Alpay
  10. 10. Eylül - Ekim 2013 11 Ev ve bina kontrolünde dünya çapında bir standart
  11. 11. MİMARLIK Mimar ve Mühendis12 Kültürümüzü yeniden inşa edebilir miyiz? UNESCO, kültürü sahip olunan tarihsel bilinç olarak tanımlar. Kültürün tarih bilinci ile olan ilişkisi, varlığını ve diğer kültürler içerisinde dominantlığını da ifade eder. Bir kültüre salt anlamda insan, özgürlük, coğrafya, psikoloji gibi çeşitli bilim dallarıyla ya da kavramlarla bakmaya çalışmak, o kültürün bize hiçbir zaman bütünsel bir fotoğrafını sunmaz, suna- maz. Bütünsel bakamadığımızdan hakikatte varacağımız nokta hep eksik kalır. Hangi açıdan yaklaşırsak yaklaşalım, kültürler önyar- gıyı asla kabul etmez. Bu yüzden insanı kendi kültüründe, kültürü de insanların/toplumların yaşadığı süreçte incelemek zorundayız. Bu yaklaşım, bize kültür kavramına dair geliş- tireceğimiz yaklaşımın önüne set çekmez, bilakis kültürel değişimlerde baskın olan nedensellerin ortaya çıkışını artırır. Dolayısıyla kültür kalıpları, birbirleriyle ilişkisi olan tüm kültürlerin karşılaştırmalarından elde edilen özlerden meydana gelerek, genel bir kültür algısı oluşturur. Kültürler, coğrafyaların dilleridir. Mimarlık alanında örnek verecek olursak, Mimar Sinan özeline gelecek olursak, edebiyatında Fuzuli’nin şairi olduğu, iktidarında Kanuni’nin bulunduğu, eğitiminde muhteşem bir üsluba ve dile sahip bir dönemden bahsediyoruz. Mimar Sinan’ın yaptığı eserleri göz önünde bulundurulduğunda, bir dilin, üslubun oluştu- ğunu görmemek imkânsızdır. Selimiye ya da Süleymaniye hep bu üslupla birlikte ortaya çıkan eserlerimizdir. Şehzade Camii Külliye- si ya da Süleymaniye Külliyesi de Osmanlı toplumunun hayata karşı bir bakış açısını sunuyor bize. Çarşının, pazarın ve medresenin camii ile buluşmasını imgeleyen külliyeler, Osmanlı toplumunun hayata bakış açısını ifade ediyor. Bugün mimari üslubumuzdan bahsedemiyorsak eğer, bu, sadece mimari alanda eksik kaldığımızı göstermez, kültürün diğer öğelerinden de eksik kaldığımızı göste- rir. Bir camii projesini dahi kendi ürettiğimiz teknoloji programlarımızla çizemiyorsak, AutoCAD yada diğer CAD programlarına ihti- yaç duyuyorsak, teknolojimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız demektir. Kendi kültür öğelerini koruyamayan toplumlar, dominant kültürlerin öğelerine karşı duramazlar, onların esiri olurlar. Bugün, kültür coğrafyamızın birçok öğesini kaybetmiş durumdayız. Kültürel kodlarımızı yeniden yazmak zorunda kalışımız, birçok alanda yeni üsluplar ve üst entelektüel bir dil inşa etmek mecburiyetinde oluşumuz, kültürel zenginliklerimizi nasıl kaybettiğimizin bütünsel bir resmidir. Harvard Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Tarihi Bölümü Ağa Han İslam Sanatı Kürsüsü Harvard Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Tarihi Bölümü Ağa Han İslam Sanatı Kürsüsü Program Direktörü Prof. Gülru Necipoğlu'nun "Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu'nda Mimarî Kültür" kitabının Türkçe baskısı, yakın zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları'ndan çıktı. Kitap, şimdiye kadar yayınlanan Mimar Sinan ve eserleri hakkında pek konuşulmayan konulara ve farklı yapı incelemeleriyle Mimar Sinan'ın hayatına ve eserlerine ışık tutuyor. Bugüne kadar Mimar Sinan ile ilgili hazırlanmış en kapsamlı kitaplardan biri olan Sinan Çağı, Reaktion Books tarafından Osmanlıca kaynaklardan beslenerek ilk kez 2005'de Harvard Üniversitesi’nde sanat tarihi dersleri veren Prof. Necipoğlu’nun Mimar Sinan ve dönemi üzerine yazdığı kitabın 8 yıl sonra Türkçeye çevrilişi hali pür melalimizi anlatmıyor mu sizce? YAZI: YUNUS EMRE TOZAL/HARİTA MÜHENDİSİ> ‘Sinan Çağı’nı Yeniden Yakalayabilir miyiz?
  12. 12. Eylül - Ekim 2013 13 Program Direktörü Prof. Gülru Necipoğlu'nun "Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu'nda Mimarî Kültür" kitabının Türk- çe baskısı, yakın zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları'ndan çıktı. Kitap, şim- diye kadar yayınlanan Mimar Sinan ve eserleri hakkında pek konuşulmayan konulara ve farklı yapı incelemeleriyle Mimar Sinan'ın hayatına ve eserlerine ışık tutuyor. Bugüne kadar Mimar Sinan ile ilgili hazırlanmış en kapsamlı kitaplardan biri olan Sinan Çağı, Re- aktion Books tarafından Osmanlıca kaynak- lardan beslenerek ilk kez 2005'de Harvard Üniversitesi’nde sanat tarihi dersleri veren Prof. Necipoğlu’nun Mimar Sinan ve dönemi üzerine yazdığı kitabın 8 yıl sonra Türkçeye çevrilişi hali pür melalimizi an- latmıyor mu sizce? Sinan’ı en iyi anlatan çalışmaların hâlâ yurtdışında olması, Sinan'a hem mimari hem kültürel açıdan daha çok ihtiyacımızın olup olmadığı hakkında bizleri düşündürmelidir. 1993 yılından bu yana Harvard Üniversitesi'nde ders veren Prof. Dr Gülru Necipoğ- lu, kitabını uzun araştırmala- rından sonra ortaya çıkartmış. Türkçe baskı için tekrar gözden geçirdiği kitabında kimisi ilk kez yayımlanan pek çok kaynağa başvurmuş. Sinan Çağı, Osmanlı mimarlığının anıtlaşmış ismi Mimar Sinan’ı ve yapıtlarını anlatmanın ötesinde, adından da anlaşılacağı gibi bir çağı, bir ekolü tasvir ediyor. Osmanlı klasik döneminin zirvesinde oluşan mimarlık kültürünün anlatıldığı kitabın giriş bölümünde Necipoğlu, "16'ncı Yüzyıl Bağlamında Sinan" başlığıyla Osmanlı kültür ve medeniyetini oluşturan çeşitli unsurları anlatarak, Mimar Sinan’ın nefes kesici anıtsal vurguları ile İstanbul’un siluetine ve şehir im- gesi doruğuna ulaştığını ifade ediyor. Alışılmış Mimar Sinan monografilerinin aksine Neci- poğlu, Sinan'ı efsaneden arınmış bir şahsiyet olarak ve döneminin sosyal, siyasal, dini ve toplumsal çevresi içerisinde değerlendiriyor. "Osmanlı'da mimari yapılar, toplumsal müzakerelerle belirlenirdi" Mimar Sinan’ın Tuna’dan Dicle’ye uzanan ve üç kıtaya yayılan coğrafyada muhteşem izler bıraktığını söyleyen Gülru Necipoğlu’na göre Mimar Sinan’ın şöhreti, özellikle merkezi planlı kubbeli camileriyle İtalyan Rönesans kiliseleri arasındaki benzerlikten kaynaklanıyor. Bu
  13. 13. MİMARLIK Mimar ve Mühendis14 sel değerlerin, Sinan’ı modern Türk mimar- larının gözünde muteber bir esin kaynağına dönüştürme amacını taşıdığını belirtiyor. Mimar Sinan'ın arkasında muhteşem bir ekol bıraktığının altını çizen Necipoğlu, Osmanlı'da her isteyenin, her biçimde veya boyutta, istediği yerde yapılar inşa edemediğini; yapılacak her türlü binanın bir ekol tarafından onaylanarak yapıldığını belirtiyor. Günümüz- de mimari ve şehircilik açısından kuralların olmadığı için sıkıntılar çıktığını belirten Neci- poğlu, Osmanlı döneminde bir yapının yapılıp yapılmayacağına ilgili toplumsal müzakereler sonunda karar verildiğini ifade ediyor. Sinan Çağı kitabında özellikle Sinan’ı ve eserlerini Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik, dinsel ve zihinsel bağlamları içinde inceleyen Prof. Dr Gülru Necipoğlu, o dönemde mimarbaşının ve altındaki mimarların Osmanlı hamileri ile arasında güçlü bir iletişimin olduğunu, o yüzden herkes herhangi bir yere istediği gibi bir eser yapamadığını, Şeriat'ın da buna izin vermediğini belirtiyor. Örnek olarak cami- leri yapmak için bir gaza kazanmış olmak gerektiğini söyleyen ulemanın, Sultan Ahmet Camisi yapılırken bu inşaata karşı çıktığını belirten Necipoğlu, sultanın bu itirazlara kulak asmadığını, “yaparım” diyerek camiyi yaptırdığını ama sonunda Sultan Ahmet Cami'nin Şeyhülislam tarafından imansız cami olarak ilan edildiğini ifade ediyor. Mimar Sinan'ın hamamdan köprüye, su keme- rinden camiye, hastaneden aşevine, türbeden külliyeye hayatın her alanını kapsayan yapılar yapması, Sinan'ın hayatla ne kadar içli-dışlı olduğunu, ayrıca ardında mimarlık konusunda ciddi bir ekip yetiştirdiğini gösteriyor. Sinan’ın emrinde kırk dört hassa mimarı, bir nevi mimarlar ordusu olduğunu belirten Necipoğlu, bunların çoğunu kendisinin eğittiğini, tabii benzerliğin köklerinde, o dönemler İstanbul ve İtalya’da eşzamanlı olarak yeniden yorumla- nan Doğu Akdeniz havzasının ortak Roma- Bizans mimarî mirasının olduğunu söyleyen Necipoğlu, Sinan mimarîsinin yorumlama- larına rengini veren, onun eserlerini tarihsel bağlamlarına oturtmayı hedeflemeyen “evren- sel” ve “milliyetçi” oryantalizm paradigmaları olduğunu söyleyerek dikkatleri çekiyor. Mimar Sinan hakkında Avrupa’da yayınlanan ilk monografiyi yazan Viyana eğitimli İsviçreli Mimar Ernst Egli’nin, Sinan: Der Baumeister Osmanischer Glanzzeit(Zürih, 1954) kitabında Mimar Sinan'a dair: Onun büyüklüğü, eserinde biçim ve içeriğin tam uyumunda yatar; benzersizliği ise kendi- sine verilen görevlerin bi­reysel yönlerini kalıcı ve evrensel değerde bir şeye dönüştürme becerisindedir. Eserlerinin bugün her zamanki kadar canlı kalmasının nedeni de budur. Bu eserler, geçmişin ölümsüz özelliklerini muha- faza eder." tespitini analiz eden Necipoğlu, Mimar Sinan'ın bir mimarbaşı olarak hizmet ettiği 1539 ile 1588 yılları arasındaki görev dönemi boyunca oluşturduğu akımın milli ve evrensel nitelikleri aynı anda barındıran biçim- Sinan’ın İstanbul’dan Şam’a, Mekke’ye ve Medine’ye kadar bütün projelerde gerçekten katkısının olduğunu söylüyor. Mimar Sinan'ın vefatı üzerinden 425 yıl geçti, yapılarının büyük çoğunluğu ayakta. Mimar Sinan'ın yapılarını gerek mimarlık ve şehircilikte geleceğimizi yeniden yorumla- mak, gerek diğer disiplinlerarası çalışma- larda üzerinde yaşadığımız coğrafyanın kül- türel kodlarını ihya edebilmek için yeniden okumaya, araştırmaya, üzerine incelemeler ve analizler yapmaya ihtiyacımız var. Önce- likle ihtiyacımızın farkında olmalı, ardından bu muhteşem eserler için mimarlardan mühendislere, psikologlardan ilahiyatçılara kadar geniş bir enstitü kurarak disiplinlera- rası çalışmalarımıza hız vermeliyiz. Mimar Sinan'ın vefatı üzerinden 425 yıl geçti, yapılarının büyük çoğunluğu ayakta. Mimar Sinan'ın yapılarını gerek mimarlık ve şehircilikte geleceğimizi yeniden yorumlamak, gerek diğer disiplinlerarası çalışmalarda üzerinde yaşadığımız coğrafyanın kültürel kodlarını ihya edebilmek için yeniden okumaya, araştırmaya, üzerine incelemeler ve analizler yapmaya ihtiyacımız var. Öncelikle ihtiyacımızın farkında olmalı, ardından bu muhteşem eserler için mimarlardan mühendislere, psikologlardan ilahiyatçılara kadar geniş bir enstitü kurarak disiplinlerarası çalışmalarımıza hız vermeliyiz. Gülru Necipoğlu
  14. 14. Eylül - Ekim 2013 15
  15. 15. Mimar ve Mühendis16 ŞEHİRCİLİK B ugün şehirlerimizin cami mimari- sinde yeni yaklaşımlara ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu konuyla ilgili gü- nümüzde arayışlar artmaktadır. Ko- nuyla ilgili sempozyum ve paneller yapılmakta, konunun tarafları bir araya gelerek yeni fikirler ve açılımlar ortaya koymaktadırlar. Üretilen bu bilgi ve birikim, bugünün bilim ve teknolojisi ile dünün bilgeliği harmanlamalı günümüz şehirli insanının ihtiyaçlarına cevap aramalıyız. Göç sonrası dar imkânlarla yapılan camilerin yerine şehirlinin toplumsal ihtiyaçlarını ve beklentilerini merkeze alan bir mimariye ihtiyaç oluşmuştur. Şehre estetik değer katarken manevi bir iklimi oluşturacak unsurlar mimari de kullanılmalı ve camilerimiz abartılı olmayacak şekilde çevre ile uyumlu tasarlanmalıdır Cami, İnsan ve Çevresi Cami ve çevresindeki bütün sosyal donatı mekânları çevredeki dokuyla uyumlu sadelik, zariflik ve bütünlük anlayışı içerisinde oluşturul- maya çalışılmalıdır. Cami ve çevresi düzenle- nirken cemaatin namaz sonrası boş vakitlerini cami çevresinde geçirmesine uygun donatı alanları, bahçe ve yeşil alan düzenlenmelidir. Küçük sosyal donatı alanları olabildiğince büyük yapılmalıdır. Cami ve çevresi bütün gün farklı yaş gruplarından müminlerin yaşam alanı ola- bilmelidir. Cami ve çevresi hayatın merkezinde insanların buluştuğu, halleştiği bir mekân olarak olabildiğince gün içinde huzur içerisinde kullan- dığı, anlamlı vakitleri paylaştığı mekânlara sahip olmalıdır. Cami ve donatı alanları, erişilebilir ve engelsiz mimari anlayışı ile bütün alanlarında gerçekleştirilmelidir. Kadınlar, yaşlılar, engelliler ve çocuklar için cami daha erişilebilir, huzur verici bir atmosferde yapılmalıdır. Kentleşme ve aile bireylerinin iş hayatına daha çok katılma- sıyla ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap verilmelidir. Özellikle hanımların camide kadınlık onuruna yakışır erişilebilir, rahat mekânlarda abdest alma ve namaz kılma ihtiyacı sağlanmalı bunu için cami içerisinde hanımlara ayrılan mekân gerekli büyüklükte gereğinde annelik sorumlu- luğunu yerine getirecek şekilde çocuk bakım ve emzirme odasına sahip olmalıdır. Çocuk arabası ile camiye gelen anneler, hanımlar namaz kılma yerine kadar engelsiz bir şekilde gelebilmeli ara- ba için park yerine sahip olmalıdır. Hanımların abdest yerleri namaz kılma mekânın içerinde oluşturulmalı ve bayan tuvaletleri hanımların namaz mekânına yakın yapılmalıdır. Çocuğu ile şehri kullanan bütün annelere cami imkân oluşturmalı, rahatlatmalı ve huzur vermelidir. Çocuklarımız cami ile büyümeli onun ile ilgili canlı, tatlı hatıralara sahip olmalıdır. Cami adeta onlar için yapılmalı, onların müsaade ettiği kadar bize de yer olmalıdır. Onların coşku ve he- yecanına saygı göstermeliyiz. Cami adeta on- ların enerjilerini boşalttığı, boşaltırken ruhen ve zihnen dönüştüğü bir mekân olmalıdır. Kendileri ve dedeleri ile geldikleri zaman bir mimari ese- rin bütünlüğü ve uyumunu görmeli, duymalı ve estetik heyecanını mimarinin bütün alanlarında; mekan kullanımından tezhip ve hat’a, peyzajdan ölçü ve orana kadar duymalı ve hissetmeli, sadelikten güzelliğe, sükûnetten derinliğe kadar fark etmeli, dokunmalı ve yaşamalıdır. Camide çok amaçlı salonlar oluşturulmalı onların eğlenirken öğrenmesini sağlayacak mekânlar oluşturmalıyız. Caminin bütün mekânları günün her saati amaçlara uygun olarak dönüşmeli ve verimli kullanılmalı, emeklerimiz ve imkânlarımız olabildiğince halk için değerlendirilmelidir. Nüfusumuz hızla yaşlanıyor, camilere yaşlıların erişimi kolaylaşmalı, merdivenler olabildiğince Cami Mimarisinde Kaybettiğimiz Hikmetin Peşinde Olmak Cami ve çevresi düzenlenirken cemaatin namaz sonrası boş vakitlerini cami çevresinde geçirmesine uygun donatı alanları, bahçe ve yeşil alan düzenlenmelidir. YAZI: AVNİ ÇEBİ/MMG Etik Kurulu Başkanı> Bir eseri inşa ederken mekân, zaman, varlıklar ve insan arasındaki uyum ve sürdürülebilirliği öncelememiz gerekir. Bu ölçüler üzerinde inşa edilen yapılar zamanın yıpratıcılığına karşı ayakta kalmış, toplumsal ortak hafızamızın mekânlarına dönüşmüşlerdir. Biz bu zamanı aşan eserler etrafından kimliğimizi ve geleceğimizi inşa ederek sağlam bir zeminde var olabiliriz. Camilerimiz ve külliyeleri bu noktada bizi biz yapan başyapıtlarımızdır.
  16. 16. Eylül - Ekim 2013 17 azaltılmalı ve standartlara uygun eğimde yürü- yüş rampaları yapılmalıdır. Engelli vatandaşları- mız için camiler uygun mekanlar haline getiril- melidir. Emekli ve yaşlı cemaatin cami etrafında günü geçirebileceği hizmet alanları üretilmelidir. Kıraathane şeklinde nezih ortamlar ülkemiz insanın günümüzde geldiği refah seviyesi ve ihtiyaçlarına uygun gerçekleştirilmelidir. Yeşil do- kunun şehir içerisinde kaybolduğu bir zamanda cami adeta bir vaha gibi olmalı müminleri davet edecek, ferahlatacak, dinlendirecek, onaracak yeşil dokuya ağaçları, gülleri, sarmaşıkları ile sa- hip olmalıdır. Kaybettiğimiz yitik cenneti camide yaşamalıyız ve hissetmeliyiz. Camilerimiz yalnız namaz vakitleri kullanılan bir mekân olmadan çıkarılmalıdır. Cemaatin bütün gün ihtiyaçlarını rahat ve huzur içerisinde karşıladığı, dostlarını çoğalttığı ve imkanlarını paylaştığı kendisini iyi hissettiği mekâna dönüştürülmelidir. Cami İnşa Ederken Yedi Temel Prensip Camilerimiz hayatımızı mamur edecek bir mimari anlayışı iç ve dış mekânın tasarımın- da projeden uygulamaya, malzemeden inşa edilmesine kadar içermelidir. İmar kavramı bildiğiniz gibi mamur etmek, inşa etmek, yapmak anlamına geliyor. Cami inşasının bütün aşamalarında doğru ihtiyaç analizleri ilgili taraf- ların katılımı ile bütün boyutları ile yapılmalıdır. Yapılacak mimari eserde 7 temel prensibe ve husussa dikkat etmeliyiz. Bunlardan birincisi ürünün “işlevsel” olması konusudur, bir işi bir ihtiyacı karşılayabilir olma- sıdır. Cami inşa edilirken yerel ihtiyaçlar, cema- atin isteklerini, günümüz insanın ihtiyaçlarına cevap vermeli, 24 saat insana ve ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde gerçekleştirilmelidir. Bu- nun için gerekli işlev ve ihtiyaç analizi çalışması yapılmalıdır. Birinci işlevi caminin namaz kılmak olması ile beraber, içinde ve dışında müminlerin gün içerisinde insani ilişki, entelektüel gelişim ve dostların artırılması gibi karşılayacak şekilde mekânlara sahip olmalıdır. İkinci prensip ürünün“sağlam” olmasıdır, yapılacak eser uzun bir süre ihtiyacı karşılaya- cak sağlamlıkta yapılmalı ve güvenli bir bina olmalıdır. Ülkemiz deprem gerçeği gereği cami olası bir deprem de ayakta kalmalı, deprem ol- ması durumunda ve olağanüstü olaylarda çevre halka hizmet edecek şekilde bir kısım donatı alanlarına sahip olacak şekilde yapılmalıdır. Üçüncü prensip, ürünün“estetik” olmasıdır, yapılan mimari eserin insana hoş ölçülü, orantılı, güzel, sade ve uyumlu olmalı, bütün parçaları kendi içinde ve çevresi ile bütünlük oluştu- racak şekilde inşa edilmelidir. Cami dış ve iç mekânlarında uhrevi bir atmosfer sağlamalı, kişiyi dış ortamdan kurtararak kendisine has olan iklime çekebilmedir. Dördüncü prensip, ürünün “ergonomik” olma- sıdır. Camilerimizi insan için üretiyoruz. İnsan ömrü dinamiktir, birçok evreden ve halden geçer; yaşlılık, çocukluk, engellilik ve hastalık gibi. Dinamik insan ömrü ile statik bina arasında sürdürülebilir bir ilişkiyi bütün mekânlarda sağlamamız gerekir. Binanın bütün mimari ta- sarımının insanın doğasına ve ölçülerine uygun kullanışlı olması sağlanmalı, caminin erişilebilir ve engelsiz olması bütün mekânlarda oluştu- rulmalıdır. Beşinci prensip, eser “sıhhi” olmadır. Üretim sürecinde kullanılan bütün malzemeler insan sağlığını korumalı ve geliştirmelidir. Kullanım sürecinde sağlığa uygunluk ve temizlik kurallarına dikkat edilmeli, sağlıklı bir iklim ve iklimlendirme bütün mekânlarda sağlanmalıdır. Işık ve ses düzeni caminin gerektirdiği aydınlığı ve dinginliği sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Altıncı prensip, ürünün “çevreci” malzeme ve işlemlerle yapılması, topografyaya saygılı, eko sistemle uyumlu, çevreye duyarlı imkân ve teknolojiler kullanılarak, insan emeğine ve alın terine değer veren ahlaki ve adil bir anlayışı üretimin bütün süreçlerinde gerçekleştirilmeli, bütün paydaşların hak ve hukuku gözetilmelidir. Yedinci prensip, ürünün “ekonomik” olması, abartılardan kaçınılması, basit ve kullanışlı yapıl- malı, oran ve ölçek ekonomisi uygulanmalı, her türlü israf ve gösterişten kaçınılmalı, büyüklük kompleksinden uzak durulmalı, erişebilir ve ucuz olması sağlanmalıdır. Bir üründe özelliklerden biri bazen diğerin- den öncelikli olabilir. Caminin gerçekleştirme aşamasında bazı mekân ve bölümlerde bazı prensipler birinin önüne çıkabilir, önem sırası farklı olabilir. Bazen ekonomi öne geçiyor, ba- zen sağlamlık, bazen estetik olması… Sonuçta hepsinde amaç insanla insan, insanla çevre, insanla âlem arasında düzgün bir ilişki ağının sürdürülebilir kılınmasıdır. Herkes İçin Cami İslam mimarisinin şimdiye kadar getirdiği anlayış ve külliye uygulaması modern mi- mari, malzeme, imkânlarla zenginleştirilerek yeniden yorumlanmalı, günümüz şehirli insanın ihtiyaçlarına cevap vermeli, cami adeta şehrin en nezih ve ferah zaman geçirilecek yeri bütün yaş grupları için getirilmelidir. Namaz kılanı veya kılmayanı ile bütün insanlarımız camiye ait mekânlarda kendisine ait bir yer olduğunu bilmeli, adeta insanımız cami ile barışmalı onda kendi kaybettiği ihsanı, güzelliği, dinginliği ve medeniyeti bulmalıdır. “Herkes için cami” anlayışını eserin bütün unsur- larına yaymalıyız. Cami doğumdan ölüme kadar yaşamın bütün evrelerinde hatıralarımız, umut- larımızın ve gerçekliğimizin mekânı olmalıdır. Dün, bugün ve gelecek zamanı harmanlamalı, anı kıymetli kılacağımız mekânımız olmalıdır. Bizi kucaklamalı, sarmalı, onarmalı ve âlemle bütünleştirmelidir.” Hamd Olsun Âlemlerin Rabbine” hakikatini camiyi âleme çevirerek ya- şamalı ve yaşatmalıyız. Cümle âlemin bir olduğu, birliğimizin ve bütünlüğümüzün yaşayan mekânı olarak camilerimizi hep birlikte inşa etmeliyiz.
  17. 17. GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu Ülkemizde yüksek eğitim konusunda şüphesiz değişmesi gereken şeyler var ama bu değişim nereden başlamalı? Sadece sistemleri değiştirmekle çok fazla bir şey kazanamayacağımızı şu ana kadar anlamış olmalıyız. Peki, sistem ile birlikte değişmesi gereken şeyler neler? YÖK, ÖSYM gibi kurumlar mı, üniversitedeki hocalarımız mı, öğrencilerimiz mi, yoksa fikirlerimiz mi? Belki de asıl sormamız gereken soru şu: Biz değişmesi gereken şeyin ne olduğunu biliyor muyuz? TÜRKİYE'NİN YÜKSEK ÖĞRETİM VİZYONU Mimar ve Mühendis18
  18. 18. Eylül - Ekim 2013 19
  19. 19. GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ Mimar ve Mühendis20 DOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu Yükseköğretim bir ülkenin gerek duyduğu nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinde, bilginin üretilmesinde ve topluma hizmette önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yükseköğretimin kökenleri Eflatun’un AcademIa’sına (M.Ö. 400), Aristo’nun Lyceum’una (M.Ö. 387), Roma’nın özellikle retorik ve tartışma usul ve esaslarını öğreten okullarına ve hatta bir araştırma kurumu niteliğini taşıması nedeniyle İskenderiya Müzesi’ne (M.Ö. 330-200) kadar gitmektedir. Yıllar boyu tüm medeniyetlerde eğitim ve öğretim konusu en önde gelen hususlardan birisi olmuştur. Özellikle 800-1500 yılları arasında Müslümanların öncülüğünde ilerleyen bilim ve eğitim dünyası bu dönemden sonra Batı medeniyetinin etkisi altına girmiş ve bu etki altında hemen hemen tüm dünya ülkelerini kontrolü altına almıştır. Özellikle Avrupa Birliği’nin kuruluşu ile tek bir eğitim politikası uygulamaya başlayan gelişmiş Batılı ülkeler eğitim alanında diğer ülkeler tarafından örnek alınma- ya başlanmıştır. Ülkemizde yıllar boyu deneme mantığıyla bu eğitim vizyonunu uygulamaya çalışmış, zaman zaman başarılı uygulamalar görülse de, milli ve kendi yapımıza uygun bir eğitim vizyonu henüz gerçekleştirilememiştir. Türkiye’nin yükseköğretim alanında olumlu adımlar atabilmesi ve Türkiye’nin geleceği konusunda umutlar oluşturabilmesi için, bir yükseköğretim stratejisine acil gereksinmesi bulunmaktadır. Ülkemizin yükseköğretim alanının birikmiş ve birikmekte olan pek çok sorunu vardır ve bu sorunlara müdahale etmekte gecikilemez. Dünyanın yaşadığı hızlı değişme karşısında, insan unsuru, günü- müzde bir ülkenin gelişmesinin en kritik faktörü haline gelmiştir. Türkiye de dünyanın gelişmiş ülkeleriyle arasındaki gelişme açığını kapatabilmek için, yükseköğretiminde önemli atılımlar yapmak zorundadır. Bu nedenle Türkiye’nin üzerinde mutabakat sağlanmış bir yükseköğretim stratejisini en kısa sürede geliş- tirmiş olması gerekir. Eğer Türkiye’nin sorumlu kurumları böyle bir stratejiyi ortaya koymazsa, ilişki içinde olduğu uluslararası kuruluşların önerdiği stratejilerle yetinmek durumunda kalacaktır. Yükseköğretimin yönlendirilmesinde, stratejik bir plana dayanıl- ması iki açıdan günümüzün yönetim anlayışıyla da uyum içinde NASIL BİR EĞİTİM STRATEJİSİ?
  20. 20. Eylül - Ekim 2013 21 bulunmaktadır. Stratejik plan yükseköğretimin gerçekleştirmesi gereken genel amaçları ve uygulanacak temel politikaları ortaya koymak suretiyle esnek bir yönlendirme sağlayabilecek, öte yan- dan, böyle esnek bir yönlendirme altında, yükseköğretimin temel öğeleri olan üniversiteler, benimsenmiş strateji çerçevesinde kalarak, fırsatları değerlendirme ve özgünlüklerini ortaya koymak- ta serbest kalacak ve sistemin toplam performansını arttırmakta önemli katkılarda bulunabileceklerdir. Stratejinin bir başka önemli niteliği, toplumda müzakere edilmiş ve üzerinde mutabakat sağ- lanmış olmasıdır. Bu nitelikte bir stratejinin ortaya konulması yükseköğretimin içinden ve dışından kaynaklanan gerilimleri azaltacak ve daha sakin ve verimli bir gelişme göstermesinin yolunu açacaktır. Şüphesiz yukarıda bahsettiğimiz stratejiler dışında planlanması gereken birçok iyileştirme ve değiştirme de yapılması gerekmek- tedir. Burada önemli olan bu değişim ve iyileştirmeler yapılırken daha önce olduğu gibi gençlerin kafasının karıştırılmadan ve zamanları harcanmadan uygulanması gerektiğidir.
  21. 21. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu Mimar ve Mühendis22 Ülkemizde üniversitelerin sıralama olarak yükselmesi etkin ve üreten üniversite olarak çalışmalarına ivme kazandırmasıyla ilişkilidir. Üretilen yeni bilimsel çalışmaların ulaşılır, anlaşılır ve kamuoyunda tartışılır olması üniversite görünürlüğünü yükseltecektir. Yeni ve güncel çalışmaların bilim dünyasında paylaşım sıklığının artması üniversitenin üstünlük ve kalite düzeyine dayalı sıralamasına etki eder. Bilimsel fiziki imkânların çoğalması ve eğitim standardında yükselme üniversitelerin tanınırlık ve saygınlık sıralamasında yukarılara taşınmasına katkı sağlar. Farklı faktörlere bağlı olarak oluşacak bütünsel etkinin toplamlarına göre üniversitelerin sıralaması yıllara göre değişir. ÜNİVERSİTELERİMİZ İLK 100 DÜNYA ÜNİVERSİTESİ ARASINA NASIL GİREBİLİR? Üniversite Sıralamalarına Genel Bakış Yükselen üniversite arayışının devam etmesi ve bir talep olarak gündemde sürekli kalmasının sağlanması gerekir. Bu yazının amacı üniversite sıralamalarında dikkate alınan kriterlere deği- nilmesi ve üniversitelerimizin üst sıralara yükselmeleriyle ilgili olarak bazı iyileştirme önerileri üzerinde durulacaktır. Avrupa Birliği’yle bütünleşme amacıyla yapılan düzenlemelerle birlikte üniversite sayısı ülkemizde yükselmiştir. Üniversiteleri bütünsel olarak tek kategoriye göre yapılan yakın zamanda açıklanan sıralamadai ilk 1000 içerisine giren on iki (12) ve ilk beş yüz (500) arasına giren iki (2 adet) Türk Üniversitesi bulunmaktadır.ii İstanbul Üniversitesi (408. sırada) ve ODTÜ (455. sırada) ilk beş yüz (500) arasında bulunmaktadır. Fark- lı kriterlere ve kategorilere göre sıralama yapan kurumlar bulunmaktadır. Bunlardan birisi THE (Times Higher Education) tarafından yapılan Yüksek Öğretim Sıralama ölçütlerine göre bütünsel genel üniversite sıralaması yerine farklı disiplinlere (Mühendislik ve Teknoloji, Sosyal Bilimler, Fiziksel Bilimler, Sanat ve Beşeri Bilimler, Canlılar Bilimi) özel sıralama yapıl- masıdır. Farklı disiplinlere göre yapılan sıralamalarda ülke- mizden bir üniversitenin (Boğaziçi Üniversitesi) ilk 200 ara- sına girmesi sevindiricidir. Bunun anlamı üniversitelerimizin genel ortalama olarak sıralamalarda iyi yerde olmamasına rağmen özel disiplinlere bağlı sıralamalara göre ilerleme göstermesi olumlu bir gelişmedir. Ülkemizdeki üniversite sistemi özellikle mühendislikte genel olarak Kuzey Amerika Üniversite modelini esas almaktadır. Ülkemizle kıyaslandığında nüfus olarak 34 milyona yaklaşan nüfusuyla Kanada’nın çoğunluğu devlet üniversitesi olmak üzere yüze (100) yakın üniversitesi vardır ve bu üniversitelerden ilk 100 arasına giren üniversite sayısı altıdır (6 adet). Yaklaşık 60 milyon nüfusu olan İngiltere’de ise farklı alanlarda eğitim veren sayısı 300’e yakın yükseköğretim kuruluşu bulun- maktadır. Dört (4 adet) İngiliz üniversitesi ilk 100 arasına girmiştir. Nüfus olarak ülkemizden kalabalık ve yaklaşık 123 milyon nüfusu olan Japonya’da ise üniversite sayısı 1500’den fazladır. Buna rağmen ilk 100 arasına giren bir (1 adet) üni- versitesi bulunmaktadır. Üniversite sıralamalarında kullanılan yöntemler değişebilir ve bu nedenle farklı yöntemlere dayalı olarak sıralama- larda farklılık gelmesi normaldir. Bu yazıda sıralamalar en büyük ve yaygın olan webometricsiii isimli kuruluşun verilerine göre verilmiştir. Üniversite Sıralama Kriterleri. Değerlendirme ilkeleri temelde iki kategoriyi esas alır ve bunlar Görünürlük (Visibility) ve Etkinlik (Activity) olarak sıralamada eşit ağırlıklı olarak yarı-yarıya etki eder (Şekil 1). Üniversitele- rin sıralamalarında yükselmesinde temel iki faktörü esas ala- cak büyütme çalışmaları yapanlar sıralamada yükseklerdedir. Prof. Dr. Ali Osman ÖNCEL Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mimar Mühendisler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
  22. 22. Eylül - Ekim 2013 23 Üniversitelerde görünürlük durumu Sıralamada yüksek sıralarda olan üniversitelerin web sayfalarında birçok bilginin sağlandığını ve birbirine bağlı olarak daha detaylı sayfalara doğru sizi yönlendirdiği fark edilir. Hiç düşünmediğiniz farklı alanlara doğru yönlenir ve bilgilenirsiniz. Ulaşamadığınız durumlarda e-posta gönderebilir, destek amaçlı yanıtların size gecikmeden gel- diğini fark edersiniz. Özellikle ücretsiz aramalı telefon hatları veya internet üzerinden yardım masası sağlandığını görür ve anlarsınız ki bir üniversite görünür olmak için tüm imkânlarıyla seferberdir. Halka açık olan kapıları, kütüphaneleri ve halk için düzenlenen ücretsiz/ ücretli etkinlikleriyle kamuya açık üniversite görüntüsü verir. En önemli özelliklerden biriside yabancı öğrenciler ve yabancı öğretim üyelerinin çalıştığı, çok uluslu çalışan yapısıyla farklı milletlere mesaj verilir. Öğrenci ve öğretim üyesi seçilirken iyinin iyisini seçmek hedeflenir çünkü hedef en iyi üniversite olarak Dünya Üniversite Liginde tepe noktalara çıkmak, çıkıldıysa kalmaktır. Üniversite web sayfalarının popüler olması önemlidir Üniversite web sayfalarına ziyaretçi sayısının artması verilen servis ve sağlanan destek konusuyla ilişkilidir. Ziyaretçi sayısı bir ölçüde akade- mik performans kadar sağlanan bilginin kullanılabilir ve değerli olması veya kurumsal saygınlıkla ilişkili olarak değişebilir. Sayfa ziyaret izlenme istatistiği MajesticSEOiv ve Ahrefsv gibi servis hizmeti veren iki kurum tarafından toplanmaktadır. İki kurumun toplamasıyla çift mekanizmalı izleme (Double-check) sistemi uygulanarak araştırma hassasiyetinin yükseltilmesi, hataların düzeltilmesi ve veri boşluklarının doldurulması sağlanır. Görünürlük değişimini veren büyüklük göstergesinin hesaplan- masında linklerin popülerliği ve çeşitlilikte birlikte dikkate alınır. Etkin üniversite olma durumu Etkinlik üniversitelerin izlenmesi ve puanlanması için diğer bir faktör- dür ve 3 temel duruma bağlı olarak eşit ağırlıklı (1/3) olarak izlenir: a) mevcutluk b) açıklık ve c) üstünlük. Bunlarla ilgili açıklama webomet- rics sayfasından derlenmiş ve aşağıda özetlenmiştir. A) Mevcutluk- Presency: Paylaşılan bilgi (ders notu ve sunum- ları, bilimsel makale ve sunumlar, raporlar) başlıklarının görü- nebilmesi durumudur. En büyük ticari arama motoru (Google) tarafından, üniversitenin ana web sitesi ve alt web sitelerinin ve dizinlerinin toplam sayısıdır. Google, tanınabilir, farklı for- matlarda oluşturulmuş içerik olarak zengin statik ve dinamik sayfaların sayısını verir. Bunun anlamı mevcut olan bilginin çeşitlilik durumudur. Ulaşılabilir bilginin çokluk ve farklılık sayıları dikkate alınmaktadır. B) Açıklık- Openness: Mevcut bilgi başlıklarının okunabilir (pdf, doc, docx, ppt) ve izlenebilir video formatlarında detayları- na ve tamamına ulaşılabilmesi açıklığı gösterir. Google Akade- mik üzerinden mevcut bilgilerin açıklık durumu görülür. Değer- lendirmelerde yakın zamanda yapılan çalışmalar dikkate alınır. Bu nedenle yeni dönemde yayınlanmış (2008-2012) yayınların paylaşılması önemlidir. C) Üstünlük- Excellence: Paylaşılan mevcut ve açık bilgilerin hangi kanallarda açıldığı ve yayınlandığı, referans eklerinde hangi sıklıkla kullanıldığı durumu da üstünlüğü gösterir. Aka- demik makalelerin yayınlandığı uluslararası Science Citation Index (SCI) dergilerin etki faktörlerindeki büyüklük değişimleri kadar bu makalelere başka makaleler tarafından verilmiş atıf sayıları birlikte değerlendirilir. Dünyadaki yaklaşık 5 bin 200 üniversitenin yakın dönemlerde (örn. 2003-2010) yayınlarının basılmış olduğu dergilerin sayısı, etki faktörleri (impact factor) ve alıntılama sayısı (reference cited) üstünlük sıralamasının yapılmasında dikkate alınır. Bazı Öneriler Yazının bu bölümünde etkinlik arttırılmasına katkı sağlayacak bazı önerilere başlıklar olarak değinilecektir. Daha Görünür Üniversite Olmak Mümkündür. Bazı düşünceler aşağı- da paragraflar halinde verilmiştir. Üniversite etkinlik sayısı arttırılmalıdır. Üniversiteler görü- nürlük düzeyini yükseltebilmesi için bilimsel etkinlikler (sempozyum, çalıştay, konferans ve teknik geziler) düzenlemesi gerekir. Üniversite Rektörlüğüne bağlı olarak çalışacak Üniversite Bilimsel Etkinlikler Koordinatörlüğü kurulmalı, ve bu koordinatörlüğe bağlı olarak fakülte AÇIKLIK ETKİNLİKMEVCUTLUK ÜSTÜNLÜK Şekil 2. Etkinlik birkaç faktörün (açıklık, mevcutluk ve üstünlük) toplamın- dan meydana gelir. Şekil 1. Görünürlük ve etkinlik düzeyi üniversite sıralamasında eşit olarak dikkate alınan etki faktörüdür. ÜNİVERSİTELERİ SIRALAMA KRİTERLERİ GÖRÜNÜRLÜK ETKİNLİK
  23. 23. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu Mimar ve Mühendis24 ve bölüm koordinatörlükleri oluşturularak ulusal/uluslararası düzey- de bilim etkinlikleri düzenlenmesi teşvik edilmelidir. Etkinliklerin organizasyonunda kullanılmak üzere üniversite bütçesine ödenekler konulmalı, mümkünse ilgili etkinliklere destek verecek bakanlık, valilik, belediyeler, VSTK ve meslek odalarıyla etkinlikler ortaklaşa yapılarak etkinliğin ulusal tabanının genişletilmesi sağlanabilir. Erasmus antlaş- ması yapılmış üniversitelerle ortak etkinlikler yapılarak üniversiteler arası işbirlikleri kuvvetlenebilir. Erasmus Antlaşmalı Üniversiteleri Bilimsel Sempozyumları yapılarak ve açılışlarına üniversite rektörle- rinin katılması sağlanarak bilimsel etkinlik ve işbirliği yükseltilebilir. Üniversite eğitimi görünür olmalıdır. Üniversitelerde verilen derslerin web sitesi muhakkak açık olmalı ve ders sürecinde verilen bütün derslerin sunumları İngilizce-Türkçe olarak verilerek üniversite bütününde verilen eğitim düzeyinin görülmesi sağlanmalıdır. Müm- künse sınıflara konulacak 3B kayıt alma teknolojisiyle dersler kayıt altına alınarak Üniversite Web TV üzerinden Açık Ders Platformu (Open Course File) açılması için teşvikler verilir. Açıklık görünürlüğü sağlar ve eğitimde düzeyinde iyileşmeyi getirir. Üniversite toplumla bütünleşmelidir. Üniversitelerin görünür- lükleri kapılarını halka açmaları ve halk odaklı eğitim çalışmalarıyla ilerleyebilir. Çünkü halk içine gire- bildiği bir yapı için aidiyet hissede- bilir ve üniversitenin popülaritesi- ne katkı sağlayabilir. Bununla ilgili yapılması önerilen bazı maddelere aşağıda sıralanmıştır. A) Halka açık etkinlikler düzenlenmeli. Üniversiteler, yapmış oldukları çalışmaları topluma sunmak için, haftanın bir günü halka açık konferanslar düzenlemelidir. Ayrıca halka açık sertifika programlarıyla üniversite bulun- muş olduğu ilin halkıyla bütünleşme sağlayabilir. B) Halka kapalı üniversite modeli terk edilmeli. Üniversiteler kesinlikle halka açık olmalı ve halk istediği şekilde rahatça girebilmelidir. Daha Etkin Üniversite Olmak Mümkündür. Etkinlik düzeyinin yükseltilmesinde yararlı olabileceği bazı düşünceler aşağıda paylaşılmıştır. 1. Öğretim düzeyinde iyileşme. Verilen eğitim ve öğretim kalite- sinin yükseltilmesinde, üniversite bölüm öğrencilerinin sektörel ve akademik kurumların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yetiş- tirilmesi gerekir. Bazı öneriler aşağıda sıralanmıştır. a. Akademisyen Gelişim Dekanlığı: Akademisyenlerin modern öğretim standartlarını öğrenmesi ve gelişen eğitim teknolojilerini kullanma becerisini kazanabilmeleriyle ilgili eği- tim programları hazırlayacak dekanlık kurulması yararlı olabilir. b. Akıllı-Smart Sınıflar: Teknolojik donanımlı (bilgisayar – kame- ra) sınıfların oluşturulması eğitim motivasyonunu yükseltilebilir. c. Yüksek Lisans – Doktora Öğrencileri Çalışma Ofisleri: Yüksek Lisans ve Doktora öğrencilerine çalışma ofisleri sağlan- ması çalışma performanslarına olumlu etki edebilir. d. Akademisyenlerin Endüstride Çalışmaya Teşvik Edil- mesi. Öğretim üyelerinin sektör deneyimlerini artırmaları için kendi sahalarında büyük endüstrilerde bir dönem izinli çalışma- ları teşvik edilmeli. e. Endüstrinin Üniversitede Çalışmaya Teşvik Edilme- si: Endüstride çalışan ve doktorası olan endüstride deneyim kazanmış olanların bir dönem üniversitede ücretli çalışmaları sağlanmalı ve oluşturulacak endüstri ders havuzundan ders vermeleri sağlanmalı. f. Uluslararası toplantılara katılma: Uluslararası toplantı- lara izleyici veya sunucu pozisyonunda olmak üzere öğretim üyeleri ve araştırma asistanlarının katılması özendirilmeli ve desteklenmeli. g. Kurs geliştirme projeleri: Değişen ihtiyaçlara ve eğitimde geri dönüşü büyütmek amacıyla yeni kursların geliştirilmesinin teşvik edilmesi gerekir. h. Uluslararası Üniversitelerde Çalışma: İzinli olarak yurt -dışındaki üniversitelere araştırma veya öğretici statüsünde gidilmesi teşvikleri verilmeli. i. Uluslararası üniversite öğretim üyelerinin dönemsel çalışması: Yurtdışındaki öğretim üyelerinin sabbatical (ücretli izin) çalışmalarını ülkemiz üniversitelerinde yapmalarını teşvik için lojman desteği gibi farklı teşvikler sağlanmalı. j. Performansa bağlı değişebilir ders ücreti: Öğrenci mem- nuniyet düzeyine bağlı olarak ders ücretleri değişebilmelidir. k. Eğitim alt yapısının güçlendirilmesi: Eğitim imkânlarının artırılması için Akıllı Sınıf sistemine geçilmeli, verilen dersle ilgili referans kitap veya kitaplar öğrencilere ve öğretim üyesine bedava verilmelidir. l. Yazım destek programlarının sağlanması: Yetişen öğren- cilerin çalışmalarını akademik açıdan düzgün olarak yayınlaya- bilmesi için Akademik Yazma, Akademik okuma ve Akademik Konuşma gibi dersler zorunlu hale getirilmelidir. Sürekli danışmanlık desteği alabilecekleri Yazım Destek Büroları veya Merkezlerinin kurulması gerekir. m. Web tabanlı eğitime geçilmeli: Web-2 Teknolojisi tabanlı eğitim modellerine geçilmeli, öğrenci ve öğretim üyesi iletişimi- nin sınıf dışında olabilmesi sağlanmalıdır. n. Mezun takip projesi başlatılmalı. Mezunlar izlenmeli ve mezunların gelir ve pozisyon dağılımları istatistik olarak her bölüm için gösterilmelidir. o. Uzaktan öğretimle ders desteği verilmeli: Derse özel nedenlerden devam edemeyenlerin dersi kendi başına tekrar edebilmesi için dersler kayıt altına alınmalı ve öğrenciye ücret mukabili sağlanmalıdır. 2. Araştırma düzeyinde iyileşme: Araştırma destekleri sağ- lanarak ve öğretim üyelerinin bilimsel araştırma laboratuvarları açmaları teşvik edilerek eğitimde uygulama ve araştırma boyu- tu derinleştirilebilir. Bu kapsamda sıralanabilecek bazı öneriler aşağıda verilmiştir.
  24. 24. Eylül - Ekim 2013 25 a. İhtiyaç odaklı eğitim: Üniversitelerin bulunmuş oldukları bölgenin taleplerini dikkate alarak sektör ihtiyacını gözeten eğitim modelleri geliştirilmesi gerekir. b. Sektör odaklı teşvikler: Sektör ihtiyaçlarını gözeten sektör destekli proje fonları oluşturulmalıdır. c. Akademisyen isimlerini taşıyan laboratuvarlar teşvik edilmeli: Araştırmacı veya öğretim üyelerinin isimleriyle araş- tırma laboratuvarlarının açılması sağlanmalı ve kendi ismi ile bu araştırmaları kurması özendirilerek laboratuvar sayısının artırılması sağlanmalıdır. d. Uluslararası projelere katılım: Uluslararası projeler yapıl- ması teşvik edilmeli ve özendirilmeli. Üniversite proje fonundan asistan ve öğretim üyelerine ilave ücret alma imkânı sağlanmalı. e. Modern kütüphaneler kurulmalı: Sürekli 7/24 açık ve modern çalışma ortamı olan modern kütüphaneler kurulması teşvik edilmeli. f. Merkez araştırma laboratuvarları: Farklı bölümlerin araştırma amaçlı ortak amaçlı kullanabileceği merkez ortak araştırma laboratuvarları kurulması teşvik edilmeli. g. Uluslararası Doktora Sonrası Araştırma Pozisyonları: Doktorasını yurtdışında bitirmiş olanların ülkemiz üniversitelerin- de çalışabilmeleri için doktora sonrası araştırma bursları açılmalı. 3. Yüksek Lisans/Doktora Eğitiminde Düzenleme: Bilimsel performansın yükseltilmesinde en önemli katkı yüksek lisans eğitimlerindeki kalite, araştırma altyapısı ve çok disiplinli çalış- ma ortamlarının geliştirilmesiyle sağlanabilir. Bunun sağlana- bilmesi açısından bazı önerileri aşağıda sıralanmıştır. a. Öğrenci değişim trafiği yükseltilmeli: Yüksek Lisans ve Doktora programlarında kalitenin gelişmesi için, öğrenci deği- şimleri FARABİ veya ERASMUS desteklenmelidir. b. Çok disiplinli çalışmalar başlatılmalı: Farklı disiplinlerden olacak çift danışmanlı sisteme geçilmesi, öğrencilerin daha donanımlı ve farklı disiplinli araştırma projelerini geliştirmelerini sağlayabilir. İkinci danışmanın yurt dışında ki bir üniversiteden olması teşvik edilmeli. a. Yayınlı Yüksek Lisans: Yüksek Lisans tezi için en az ulusal/ uluslararası toplantılarda en az bir sunum ve en az bir yayın yapması şartı getirilmelidir. c. Yayınlı Doktora: Doktora tezi için en az ulusal/uluslararası toplantılarda en az iki sunum ve en az 2 yayın yapması şartı getirilmelidir. d. Yurtdışı deneyimli öğretim elemanı: Öğretim Üyesi olmak için doktorayı bitirdikten sonra, yurt dışında ki bir üniversitede Doktora sonrası çalışma yapma (POST-DOCTORATE) şartı getirilmesi gerekir. e. Farklı üniversitelerde doktoralı olanlar tercih edilmeli: Doktora yapmış olduğu yerde öğretim üyeliği kadrosu alması özendirilmemeli ve üniversiteler arası öğretim üyesi değişimi teşvik edilmesi gerekir. f. Uluslararası Doktora Bursları: Uzmanlığını yurtdışında almış başarılı gelecek vaat eden genç araştırmacıların ülkemiz üniversitelerinde doktora yapmalarını sağlamak için doktora bursları verilmeli. 4. İstihdamda öncelikler ve teşvikler: Üniversitelerin aka- demik istihdam ve yapılanmada takip etmesi gereken kriterlerin amacı eğitim ve araştırmada yüksek performanslı bilim insan- larının önünün açılması ve üniversitelerde bilimsel araştırma projeleri başlatacak kişilerin seçilmesidir. Aşağıdaki kriterler akademik istihdam amaçlı olarak göz önünde bulundurulabilir. a. Yayınlı doktora yapanlar tercih edilmeli: Öğretim üyesi olmanın kuralı olarak, yayınlı doktora ve post-doktora çalışması yapması koşulu aranması gerekir. b. Performansa dayalı maaş sistemine geçilmeli: Aka- demisyenlik mesleğini cazip kılmak için, ücretlendirmelerde iyileştirme yapılması ve akademisyen olmanın özendirilmesi gerekir. Akademisyenlik mesleğini özendirici sabit bir taban ücret, kariyerindeki büyümeye ve çeşitliliğe bağlı olarak deği- şebilir dinamik ücretlendirme desteklenebilir. Pozisyonu aynı olan kişiler arasında etkinlik, üretkenlik ve görünürlük farkına bağlı olarak ücretlendirmede değişim olması akademik çalışma motivasyonunu yükselteceği için önemlidir. İlk 100 arasındaki üniversiteler incelendiğinde değişebilir maaş sistemine göre çok iyi, iyi ve vasat düzeyde bilim insanlarını istihdam için seçebilme durumları olmaktadır. 5. Yönetim büyüme vizyonu. Üniversitelerde çalışanların uzun dönem çalışabilmeleri veya dışarıdan donanımlı başka bilim insanlarının çekilebilmesi veya mevcut öğretim üyelerinin başka üniversitelere kaçışının önlenmesi açısından aidiyet ve memnuniyetlerini yükseltecek kolaylaştırıcı çalışmaların yapıl- ması gerekir. Bununla ilgili olarak eleman istihdamı (recruit) ve elemanı tutma (retaining)vi çalışmaları yapan birimler ve hatta dekanlıklar kurulabilir. Üniversitelerin akademik istihdam ve yapılanmada takip etmesi gereken kriterlerin amacı eğitim ve araştırmada yüksek performanslı bilim insanlarının önünün açılması ve üniversitelerde bilimsel araştır- ma projeleri başlatacak kişilerin seçilmesidir.
  25. 25. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu Mimar ve Mühendis26 Öğretim üyelerinin memnuniyeti çalışmaları. Öğretim üyelerinin üniversitelerde tutulabilmesi açısından yapılması gerekli çalışma- lar maddeler olarak sıralanmıştır. a. Kolaylaştırıcı çalışmalar: Üniversite Öğretim Üyelerinin birinci dereceden yakınlarının kullanabilecekleri aile tanıtım kimlikleri çıkarılarak üniversitenin hastane, okul, kütüphane ve diğer imkânlarından faydalanabilmeleri imkânı sağlan- malı; b. Destekleme programları. Üniversitelerin farklı kampüs- lerinde okullar açılmalı ve çalışanların çocuklarının açılacak okullarda okuması imkânı verilmeli; c. Dinlence mekânları. Üniversite çalışanları ve yakınları- nın gidebilecekleri eğlence, dinlenme ve spor yapabilecekleri mekânlar (recration centers) inşa edilmeli; Öğrencileri memnuniyet çalışmaları. Birkaç öneri başlıkları aşa- ğıda verilmiştir. a. Üniversite öğrencileriyle periyodik memnuniyet anketleri yapılmalı: Öğrenci memnuniyet ölçümleri sürekli yapılması farklı açılardan yararlı olabilir. b. Yabancı öğrenci sayısı arttırılmalı: Farklı kültür ve milletlerden öğrencilerin gelmelerini sağlanması amacıyla başarılı yabancı öğrencilere bedava okuma bursu verilmesi yararlı olabilir. Üniversite farklı medeniyetlerden öğren- cilerin buluştuğu, örgütlenebildiği ve beraber öğrenim görebildikleri bir üniversite projesi olacak. c. Açık kütüphane sistemi. Sürekli açık ve her türlü yayının bulunabileceği, farklı disiplinlere özel açılmış kütüphanele- rin kurulması gerekir. Yönetimi muhakkak profesyonellere bırakılması gerekir. Sonuç İlk 1000 arasına giren 12 üniversiteye sahip ülkemizde ilk 100 ara- sına üniversitelerimizin büyük bir sıçrama yaparak girmesi imkânsız değildir. Bunun için olması gereken üniversitelerimizin çok ciddi bir revizyondan geçmesidir. Üniversitelerimizde bilim insanlarını meş- gul edecek bürokrasi azaltılması önemli bir rahatlama getirecektir. Yurtdışı veya yurtiçi bilimsel seyahatler için izin bürokrasisi yerini bilgilendirme notuna bırakması öğretim üyelerini rahat çalışma ortamı sağlayacaktır. Fiziki araştırma ve öğretim ortamlarında iyileştirme sağlayacak düzenlemeye gidilmesi gerekir. Üniversi- telerde çalışma yapmak teşvik edilmeli, deneyim ve birikime bağlı akademik puan kriterine göre maaşlarının farklı olması sağlama- lıdır. Üniversite sıralama kriterlerine göre daha fazla görünen ve çok etkin üreten üniversite olunabilmesi için araştırma laboratuvar imkânları, araştırma destekleri ve araştırma burslarının arttırılması gerekir. İlk 100 arasına girmek ülkemizi yöneten siyasi iradenin karar vereceği ve ilk 100 arasında üniversitelerdeki çalışma koşul ve araştırma ortamlarının ülkemiz üniversiteleri için sağlanmasıyla ilgili yenilenme ve değişim kararının alınmasıyla alakalı bir durum olarak önümüzde durmaktadır. İlk 1000 arasına giren 12 üniversiteye sahip ülke- mizde ilk 100 arasına üniversitelerimizin büyük bir sıçrama yaparak girmesi imkânsız değildir. Bunun için olması gereken üniversitelerimizin çok ciddi bir revizyondan geçmesidir. i http://www.webometrics.info/en/Europe/Turkey ii http://www.timeshighereducation.co.uk/world-university-rankings/ iii http://www.webometrics.info/en/Methodology iv http://www.majesticseo.com/ v https://ahrefs.com/ vi http://serc.carleton.edu/departments/chairs/rec-faculty.html KAYNAKlar
  26. 26. Eylül - Ekim 2013 27
  27. 27. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu Mimar ve Mühendis28 Eğitimli akıl, değişen şartlar içerisinde ‘gerçek, güzel ve iyi’nin ne olduğunu kendine sorabilen ve cevaplarını arayabilen yani anlayış geliştirebilen akıldır. Bu anlamda kendi okullarımızda okutulan müfredatlara baktığımızda pek çok ders için bir sürü güzel cümleyle yazılmış onlarca kazandırılması beklenen davranış örneğiyle öğretmenler başbaşadır. Denilebilir ki bu sofrada onlarca güzel yemek aynı anda öğrencilerin önüne sunulur ve hepsini aynı anda yemeleri beklenir. Sonuçta yemekler ne kadar güzel olursa olsun hepsi aynı anda yenilmeye çalışıldığında hiçbirinin tadına varılamayacak, dahası birçoğu yenilmeden zihin çöplüğüne atılıp unutulacaktır. ANLAYIŞA UZANAN GÜZERGÂH: ‘EĞİTİMLİ AKIL’ ocuklarınıza üç somut örnek üzerinden ‘iyi, güzel ve gerçek’ kav- ramlarına dair bir anlayış kazandırmak isteseydiniz hazırlaya- cağınız müfredatın başköşesine hangi üç örneği oturturdunuz? Bahsedeceğim kitabın anahtarı bu sorudur; anahtarı cebimize koyup kapıdan içeri girelim. Howard Gardner ismi özelde eğitim fakültesi öğrencileri genel- de modern eğitim kuramları ve bu sahadaki yenilikleri takip edenler için tanıdık bir isimdir. Bu ismi ilk kez duyuyorsak onu bağdaştırmamız gereken temel kavram ‘çoklu zekâ kuramı’dır. Harvard Üniversitesi profesörlerinden olan Gardner nöroloji ve psikoloji alanlardaki uzmanlığını eğitim alanıyla birleştirerek tüm dünyada ses getiren ve ‘zekâ’ kavramına yönelik anlayışları dolayısıyla ‘öğrenme’ denilen sürece bakışı derinden etkileyen bir fikir geliştirmiştir. Gardner zekânın tek bir tanımı olmadığını, çünkü tek bir zekâ türünden bahsedilemeyeceğini söyleyerek dokuz zeka türünün varlığını öne sürmüştür. Çoklu zekâ kuramı, her insanın bu zekâ türlerinden birkaçına daha baskın bir biçim- de sahip olmakla birlikte tümünden izler taşıdığı varsayımına dayanır (Bu dokuz zeka türü doğa zekasından varoluşçu zekaya kadar uzanan farklı algılama biçimlerini inceler. ‘Dünyayı ne şekilde algılıyorum’ sorusunun her türlü anlayışa ışık tutan bir fener olduğu düşünülürse kendi düşünme biçimimize dair farkındalık kazanma noktasında kuramın geliştirdiği fikirler dikkat çekicidir. İncelemek isteyenler yazarın ‘zihin çerçeveleri’ isimli kitabından işe başlayabilirler). Tabi bu görüş zekâyı ölçen geleneksel IQ testlerinden tutun, klasik öğrenme-öğretme süreçlerinde yer alan pek çok kavramın reddi anlamına geliyor, dahası ‘başarı’ yani eğitimden beklenen temel çıktının sorgu- lanmasına yol açıyordu. Bu kısa açıklamam gerekirse üniversitelerde okutulan en az on yazarlı, sarı sayfalı, iç sıkan, eğitim kitaplarından fırlamış gibi görünüyorsa kısaca özür dileyerek konuma devam edeyim. Howard Gardner 1983 yılından bu yana bu kuram çerçevesinde pek çok çalışma yapmış, (yazımıza konu olan kitabının dışında dilimizde yayınlanmış pek çok kitabı, sayısız makalesi ve farklı eğitim sahalarında çoklu zekâ kuramının kullanıma dair üni- versitelerimiz bünyesinde yapılmış tez örneklerine ulaşmanız mümkündür) tüm dünyada pek çok okula ve eğitmene ilham vermiştir. Nihayetinde kendi eğitim anlayışı ve bu anlayış çerçevesinde geliştirdiği müfredatı sunduğu ‘Eğitimli Akıl’ (Disciplined Mind) kitabı KPSS çalışması gereken bir eğitim fakültesi öğrencisinin eline her nasılsa geçmiş, yine ekmeği peşinde olan kaygılı öğrenci tarafından bir lüks olarak okunmuş, üzerine düşünülmüştür. Eğitim fakültelerinde eğitim üzerine pek Ç Ayşenur Çelik Yazar
  28. 28. Eylül - Ekim 2013 29 çok kuram anlatılır, onlarca isim öğrencilere ezberletilir, bunlarla ilgili örnek sunumlar yaptırılır; ancak ana kay- naklara yönlendirmenin azlığı, yani Howard Gardner’ı yıllarca ikinci, üçüncü el sarı yapraklı eğitim kitapların- dan okutup bir kere olsun kendini okumaya yönlendir- meme aksaklığı da bu kitapla birlikte o zamanlar beni inceden düşündürmüştür. Ne yazık ki ana kaynakları incelemeksizin edinilen bilgi anlayışa dönüşememektedir. İşte tam da bu noktada Gardner’ın geliştirdiği müfredat sistemine değinmek gerekir. Gardner’ın kurguladığı müfredat sistemi ‘erdemler üçlü- sü’ olarak nitelendirdiği üç bileşene dayanır: Gerçek (tersi yanlış veya açık olmayan) güzel (yokluğunda çirkin olan nesneler ve deneyimlerin karşımıza çıktığı), iyi (zıttı kötüyle birlikte bireyde ahlak kavramının temelini oluşturan değer). Gardner kitapta bir tek ideal eğitim modelini savunmaktan çok ‘iyi bir eğitim modeli neye benzer’ sorusunun yanıtını aramaya çalışmış ve inan- dığı değerleri esas alarak kendi sistemini ayrıntılı bir biçimde açıklamıştır. Fikirlerini somutlaştırmak için bu üç bileşenden her birine somut örnekler vermiştir. Bu örnekleri verirken özellikle bunlar üzerinden kendisinin eleştirileceğini düşünmüştür (ki bu sonuca gitmemek mümkün değildir); ancak her kültürün kendi ortak ‘gerçek, güzel ve iyi’ kavramlarını düşünerek bunun üzerinden gitmesi gerektiğini özellikle vurgulamış, öne sürdüğü sistemi evrensel kullanılabilirlik seviyesine oturtmaya çalışmıştır. O tartışmalı örneklere bakılacak olursa ‘gerçek’ için önerdiği ve ilkokul çağından itibaren derinlemesi- ne öğretilmesini savunduğu görüşün bilimden kaynaklanmasını ister. Kendi inandığı dolayısıyla ‘gerçeklik’ olarak nitelendirdiği ‘evrim teorisi’ ve Darwin’in her yönüyle incelenmesinin bilimsel düşünceyi irdeleyebilen ve bilimsel düşünme yollarını kavramış çocuklar yetiştirebilmek amacına ulaşmak için uygun yol olduğunu düşünür. Güzel için verdiği örnek Mozart’ın dünyaca tanınan eserlerinden Figaro’nun Düğünüdür. Gardner’a göre bu eser de küçük yaşlardan itibaren uygun biçimlerde müfredatta sunulmalı ve böylece bir sanat eserinin değerini kavra- yabilen ve estetik düşüncesini içselleştirmiş bir nesile kaynaklık etmelidir. Son olarak ‘iyi’ kavramı için tarihsel bir örnek bulmanın gerekliliğini vurgular. Kendini ve akrabalarını etkilemiş olan Yahudi soykırımının her yönüyle öğretilmesinin insanların geçmişteki ikilemler, baskılar ve olaylarda ne tür rolleri benimseyebileceği ve alınan kararların geleceği nasıl etkileyebileceğinin yeni nesile derinlemesine aktarılmasında önemli olduğuna inanır. Görüldüğü gibi seçtiği örnekler doğrudan kendi dünya görüşünün yansımalarıdır. Özellikle evrim teorisini gerçek olarak kabul ettikten sonra ‘iyi’ unsuru altında zıttından hareket ederek aşılamaya çalıştığı ahlak anla- yışını anlayabilmek zordur. Zira ‘gerçek’ konsepti altında öğretilmesini savunduğu düşüncenin temeli güçlü olanın ayakta kalmasını ve diğerlerinin yok olmasını doğal karşılar. Ancak bu kitapta önemli olan, bu üç örneğin önümüze koyduğu aksaklıklar ya da çelişkiler değildir kuşkusuz; zira yazar bu örnekler üzerinden ‘gerçek, iyi ve güzel’ kavramlarına dair bir anlayışın öğrencilerde oluşturula- bileceğine inanmış olsa da temelde savunduğu tez farklı kültürlerin içerisinde kabul görmüş ‘gerçek, iyi ve güzel’ kavramlarından yola çıkı- Gardner kitapta bir tek ideal eğitim modelini savun- maktan çok ‘iyi bir eğitim modeli neye benzer’ sorusunun yanıtını aramaya çalışmış ve inandığı değerleri esas ala- rak kendi sistemini ayrıntılı bir biçimde açıklamıştır.
  29. 29. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu Mimar ve Mühendis30 larak hazırlanmış bir müfredat programıdır. Peki, bu mümkün müdür? Yani her toplum kendi içinde çocuklarına derinlemesine öğretilmek üzere uzlaşabileceği ‘gerçek, güzel ve iyi’ kavramlarına somut örnekler bulabilir mi? Bulsa bile evrensel anlamda bu, bireylerin sağlıklı bir ‘gerçek, güzel, iyi’ anlayışı kazanmalarına yardımcı olur mu?( Fikri daha somut hale getirecek olursak ‘iyi’ kavramı için çocuğunuzun yıllarca Mevlana’nın Mesnevi’sinden örnekler çalıştığını ya da tarihi bir olay üzerinden gidilecek olursa İstanbul’un fethini her aşamasıyla derinlikli bir şekilde yıllarca incelediğini, her yılın sonunda öğrendikleriyle alakalı bir proje hazırladığını düşünün, güzel kavramı için yıllarca yine kendi yaş grubuna uygun olarak hazırlanmış bir içerikle Mimar Sinan’ı öğrendiğini düşünün; kısacası her bir erdem için somut bir eser ve kişi örneği üzerinden gidilen dersleri düşünmek gerekir.) Gardner bu noktada postmodern duruşun iyi, güzel ve gerçeğe dayalı bir sistem kurgulama düşüncesini geçersiz kıldığını kabul etmekle birlikte, bu üç anlayışa dair fikirlerin bireyde küçük yaşta kök salmasına izin verilmediği takdirde gelen nesillerin ciddi bir boşluğa mahkûm edileceği kanaatindedir. Kendi eğitim sistemimize dönecek olursak, okullarda öğretilen pek çok kavram aslında bu üçlü etrafında dönmekle beraber öğrencilerimizin bu üçlüye dair sağlıklı bir anlayış kazandıklarını söylemek zordur. Zira fen dersleri ve matematik gibi derslerle ‘gerçek’ konseptinin; tarih, felsefe gibi derslerle ‘iyi’ konseptinin; edebiyat ve sanat dersleriyle ‘güzel’ konseptinin öğrencilerin akıllarında yer etmesi amaçlanır. Bahsedilen derslerde bu nihai amaca yönelik onlarca konu ve örnek üzerinden gidilir. Sonuç en iyi ihtimalle pek çok konuda bilgi sahibi olmuş, ancak topladığı bilgiyi ne şekilde anlamlandırması gerektiğini bilmeyen öğrencilerden ibarettir. Bu sistem içerisinde bilginin kullanı- labildiği yani anlamlandırılabildiği tek bir alan kalıyor: sınavlar. Oysa herhangi bir dersin resmi müfredatındaki amaçlara (kazanımlara) bakılacak olursa her yıl sınıflarımızdan filozoflar, şairler, bilim adamları çıkması gerekiyor. Uzun kazanım listeleri bir şaka gibi müfredatlarda her yıl uzadıkça uzayadursun artık anlaşılması gereken bir şey var: daha çok bilgi, daha sağlıklı bir anlayış anlamına gelmiyor. Öğrenci- ler bir bilgi küpü olarak okullardan mezun edilebilir ancak bu onların ‘dünya nasıl bir yer ve nasıl bir yer olmalı’ sorusuna yönelik bir anlayış geliştirebilmesine olanak vermiyor. Bu noktadaysa Gardner, okulların bağlamdan uzak ve aslında göründüğünden çok daha muhafazakâr, kendi hallerine bırakılmış kurumlar olduğu düşüncesini savunur. Şöyle ki son 50 yılda günlük yaşantımızdan tutun ekonomide, teknolojide ve bilimde çok hızlı ve mevcut sürecin öncesinde hayal edilemeyecek olan değişimler yaşanırken, okullara baktığımızda ciddi bir ikilemle karşılaşırız. Evet okullarda da pek çok şey değişmiştir; ancak bu, deği- şen diğer unsurlarla karşılaştırılamayacak kadar yavaş ve dışa kapalı bir değişimdir. 50 yıl öncesinde de tahta başına geçen öğretmenler ve sıralarda onları dinleyen öğrenciler mevcuttu, hatta bunun üç misli geriye götürdüğümüzde yine çok da farklı olmayan bir görüntüyle karşılaşırız; bugüne geldiğimizde bu tabloda değişen nedir sorusunda kılık-kıyafetler haricinde gözle görülür bir değişiklik bulamayız. Deği- şimler çoğunlukla kâğıt üzerinde kalan uzun cümlelere hapsolmuştur. Ancak sorun temelde burada değildir, teknolojinin yetişmiş insan kaynağı olmaksızın değersizliğine vurgu yapan Gardner’ın burada asıl söylemek istediği, eğitimin artık tek başına okullara ve öğretmenlere yüklenemeyecek bir olgu haline gelmiş olmasıdır. Okullar artık bilginin Uzun kazanım listeleri bir şaka gibi müfredat- larda her yıl uzadıkça uzayadursun artık anlaşılması gereken bir şey var: daha çok bilgi, daha sağlıklı bir anla- yış anlamına gelmiyor. Öğrenciler bir bilgi küpü olarak okullardan mezun edilebilir ancak bu onların ‘dünya nasıl bir yer ve nasıl bir yer olmalı’ sorusuna yöne- lik bir anlayış geliş- tirebilmesine olanak vermiyor.
  30. 30. Eylül - Ekim 2013 31 aktarıldığı yerler olmamalıdır, çünkü çağ hızlı ve çok sayıda bilgiye ulaşmak için okula gitmeyi gerektirmeyecek bir çağ haline gelmiştir. Bilginin haritası değişmiştir, öyleyse okulların temel görevi bu haritada kendi yolunu belirleyebilen bireyler yetiştirmek olmalıdır. İşte bu nok- tada, yani bireyi değişen dünyaya hazırlayacak en sağlıklı yöntemin arayışı noktasında üç temel anlayış üzerinden hareket edilmesini savunur: gerçek, güzel, iyi. Bu yapılırken de hazırlanan programlarda çok geniş bir kapsamı sunmak yerine, az sayıda ancak derinliği olan örnekler üzerinden hareket edilmesi, yani salt bilgi değil kazanılan bil- giye götüren düşünme biçimleri ve bunun gelecekte farklı durumlara yönelik bireyin düşüncesini biçimlendirme üzerindeki etkisi göz önüne alınmalıdır. İnsanlığın ya da daha özelde milletlerin en önemli başarı- larının, sorunlarının ve ikilemlerinin derinlemesine bu üç çerçeve içine oturtulacak olan güçlü ve az sayıdaki örnekle sunulması Gardner’ın istediği eğitimin köşe taşlarıdır. Tabi bu kadarı çok soyut görünmekle beraber Gardner kitap boyunca kendi örnekleri üzerinden bunun nasıl yapılacağına dair somut tablolar çizmiştir. Yine çoklu zekâ kuramının bu anlamda nasıl kullanılabileceğine dair ayrıntılı bilgi vermiştir. Eğitimli akıl, değişen şartlar içerisinde ‘gerçek, güzel ve iyi’nin ne olduğunu kendine sorabilen ve cevaplarını arayabilen yani anlayış geliştirebilen akıldır. Bu anlamda kendi okullarımızda okutulan müf- redatlara baktığımızda pek çok ders için bir sürü güzel cümleyle yazılmış onlarca kazandırılması beklenen davranış örneğiyle öğret- menler baş başadır. Denilebilir ki bu sofrada onlarca güzel yemek aynı anda öğrencilerin önüne sunulur ve hepsini aynı anda yemeleri beklenir. Sonuçta yemekler ne kadar güzel olursa olsun hepsi aynı anda yenilmeye çalışıldığında hiçbirinin tadına varılamayacak, dahası birçoğu yenilmeden zihin çöplüğüne atılıp unutulacaktır. Soru sormayı öğrenmeden cevap vermeyi öğrenen bireyler bu sofradan aç olarak kalkar. Gardner’a göreyse cevaplardan daha önemli olan şey soruları sorabilmektir, güzele, gerçeğe ve iyiye dair soruları. Eğitim yalnızca okul çatısı altında öğretmenlerin çabalarıyla gerçekleştirilebilecek bir olgu değildir, belki de okullardan önce kendi içimizde karar vermemiz ve belirgin hatlarla çizmemiz gereken bir ‘gerçek, iyi, güzel’ tablosu olmalıdır. Çocuklarımıza bu anlamda derinlemesine sunabileceğimiz somut örneklerimiz var mı? Önce bunu düşünmeli, daha sonra okullarımızdan, öğretmenlerden ve çocuklarımızdan bu anlamda ne beklediğimize karar verilmelidir. Çok farklı temellere dayanan dünya görüşlerine inandığımızı düşünsem de dünyanın nasıl daha iyi bir yer olabileceğine dair fikir geliştiren insanlar benim kendi ‘gerçek, iyi ve güzel’ algımın çerçevelerini çizmekte bana ilham vermiştir. Gardner bu anlamda vurguladığı anlayış geliştirme temelli müfredatıyla eği- tim aynasına kendi deneyimlerim üzerinden bir kez daha bakmamı sağladı. Ve güzel bir itiraf: ‘Aslında gerçeğin, güzelin ve iyinin ne olduğunu bildiğini iddia eden insanlara güvenmem. Fikrimi bu konular etrafında hazırladım, çünkü bunlar insanların dünya hakkında bir şeyler öğrenmesini ve dünyayı algılamasını teşvik ediyor ve açıkçası insanların bu kavramlar sadece açık sonuçlara ulaştırmadığı için onları sorgulamadığı bir dünyayı da reddediyorum; Howard Gardner 50 yıl öncesinde de tahta başına geçen öğret- menler ve sıralarda onları dinleyen öğrenciler mevcuttu, hatta bunun üç misli geriye götürdü- ğümüzde yine çok da farklı olmayan bir görün- tüyle karşılaşırız; bugüne geldiğimizde bu tabloda değişen nedir sorusunda kılık-kıyafetler haricinde gözle görülür bir değişiklik bulamayız. Değişimler çoğunlukla kâğıt üzerinde kalan uzun cümlele- re hapsolmuştur. Ancak sorun temelde burada değildir, teknolojinin yetişmiş insan kaynağı olmaksızın değersizliğine vurgu yapan Gardner’ın burada asıl söylemek istediği, eğitimin artık tek başına okullara ve öğretmenlere yüklenemeyecek bir olgu haline gelmiş olmasıdır.
  31. 31. Mimar ve Mühendis32 MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: Türkiye'nin Yüksek Öğretim Vizyonu "EĞİTİM DİLİNİN İNGİLİZCE OLMASI İYİ ÜNİVERSİTE OLMAK İÇİN YETER ŞART DEĞİLDİR." YTÜ MAKİNE FAKÜLTESİ DEKANI FARUK YİĞİT: Öncelikle üniversitelerde lisans düze- yindeki eğitim sisteminde müfredat dilini konuşmak istiyoruz. Üniversite- lerin kendi isteklerine göre yüzde 100 İngilizce okutma talebi gündemde de çok tartışılmıştı. İTÜ yüzde 100 İngiliz- ceye geçti ama kısa bir aradan sonra yüzde 30'a geri döndü. Siz nasıl bakı- yorsunuz bu tartışmalara? Üniversi- telerde özellikle lisans bölümlerinde eğitim dili nasıl belirlenmelidir? Bu çok yönlü ve geniş bir açıdan ele alın- ması ve tartışılması gereken bir konudur. Bu sorunun şablon şeklinde tek bir cevabı olmadığını düşünüyorum. Ancak sorunu- zu “21. yüzyılın mühendisi İngilizce bilmek zorunda mıdır?” şeklinde değiştirirsek ceva- bım çok net “evet” olacaktır. 21. yüzyı- la mühendis yetiştirme iddiasındaysanız yetiştirdiğiniz mühendis İngilizce bilmeli. Ama eğitim dili İngilizce mi olmalı ya da başka bir dille mi olmalı sorusuna, o eğitim kurumunun kendi şartları ve kendi geleceği için koyduğu hedefler belirleyici olmalıdır diyebilirim ancak. Siz bir dünya üniversitesi olacaksanız, uluslararası öğrencileri kabul edecekseniz, yine öğretim üyesi kadronu- za yurtdışından Türkçe bilmeyen hocaları atayacaksanız, o zaman eğitim dilinin Türkçe olmasında ısrarcı olmamalısınız. Ama "Ben yerel mühendisler yetiştirece- ğim, yetiştirdiğim mühendislerin çok uluslu küresel projelerde rol almaları gerekmez" diyorsanız, o zaman eğitim dilinizi tartış- manın çok anlamı olmaz. Türkiye'de 170’den fazla üniversite var. Bunların hepsinde eğitim dili İngilizce olma- lıdır veya programın yüzde 30’u –ki bu yüzde 30 oranı nasıl ve hangi kriterlere göre tespit edilmiş ben bilmiyorum- İngilizce olmalıdır demek, bilimselliğe uygun düş- mez. Her kurumun kendi şartlarına bakmak lazım. Eğitim dilini tespit için üniversite- nin kendisine seçtiği misyona, hedeflerine ve sahip olduğu imkanlarına ve belki de piyasa talebine, her şeyin ötesinde ülke- nin bilim politikasına bakmak ve bunlara uygun hareket etmek gerekir. Bazı üni- versiteler şunu diyebilir: "Ben uluslarara- sı bilim camiasının ihtiyacını karşılamak üzere insan yetiştireceğim. Benim mezun ettiğim mühendisler çok uluslu projelerde yer alacak. Dolayısıyla ben bunlara İngiliz- ce öğretmek zorundayım." Bu anlaşılır ve ulaşılır bir hedeftir ve büyük devlet olacak- sanız dünya çapında kaliteli üniversitelere sahip olmak ve çok uluslu büyük projeler- de yer almak zorundasınız. Dünya liginde adından söz edilen üniversitelerin çoğun- da (bunun istisnalarının mevcut olduğunu da burada belirtmek isterim) eğitim dili İngilizcedir. Dolayısıyla yapmanız gereken, ülkenin hiç olmazsa imkanları uygun olan bazı üniversitelerinde eğitimin tamamını ya da bir kısmını İngilizce yaparak ulusla- rarası bilim camiasında yerinizi almaktır. Burada ölçüyü muhafaza için şunu da ifade etmek isterim: Eğitim dilinin İngilizce olması bir üniversitenin eğitim kalitesini belirleyen bir şart gibi görülmemelidir. İyi bir üniversite olmak için pek çok paramet- renin birlikte var olması gerekir. "Fizik öğrenirken matematik unutul- madığı gibi İngilizce öğrenirken de Türkçe unutulmaz. Dil ve kültürümü- zü koruyalım derken bilim dünyasın- dan kopmamalıyız. " Yüzde 30 İngilizce eğitim belki de bir orta yol olarak öne sürülmüş olabilir: Zamanın karar vericileri "Önemli olan öğrencileri- mize İngilizce öğretmek. Belki derslerimi- zin yüzde 30'unu İngilizce verdirirsek hem öğrencimiz İngilizce öğrenir hem de İngi- lizce ders verebilecek hoca bulma sıkıntısı yaşamayız. İngilizce bilmeyen hocaları- mız da ders vermeye devam ederler" diye düşünmüş olabilir. Gerçekten de bugün en köklü üniversitelerimiz bile derslerin yüzde 30’unu İngilizce verebilecek öğretim üyesi bulmakta zorlanıyor. Ayrıca İngilizce bilmek “Yüksek Eğitim Vizyonu” ana başlığı altında çıkardığımız dergimizin 73'ÜNCÜ sayısında dosya konumuz için son derece önemli bir hususta Yıldız Teknik Üniversitesi Dekanı Sayın Faruk Yiğit Bey ile üniversitelerimizin genel durumundan, eğitim dilinin ne olması gerektiği konusuna kadar geniş çaplı bir söyleşi gerçekleştirdik. SÖYLEŞİ: YUNUS EMRE TOZAL>

×