• Like

Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi

  • 200 views
Uploaded on

 

More in: Education
  • Full Name Full Name Comment goes here.
    Are you sure you want to
    Your message goes here
    Be the first to comment
    Be the first to like this
No Downloads

Views

Total Views
200
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0

Actions

Shares
Downloads
2
Comments
0
Likes
0

Embeds 0

No embeds

Report content

Flagged as inappropriate Flag as inappropriate
Flag as inappropriate

Select your reason for flagging this presentation as inappropriate.

Cancel
    No notes for slide

Transcript

  • 1. TÜRKİYE’DEAR-GEVEİNOVASYONYÖNETİMİ Türkiye’de AR-GE VE İNOVASYON YÖNETİMİ Sayı: 74 Kasım - Aralık 2013 MimarveMühendisKasım-Aralık2013Sayı:74 74 İRAN’IN ÇATISI: DEMAVEND II İNSANIN YAŞADIĞI ŞEHRİ SEVMESİ BİR ŞUUR HÂLİDİR GÖKDELENLER VE GETTOLAR İNANCIMIZIN NERESİNDE?
  • 2. Ar-Ge ve İnovasyon başlığı altında hazırladığımız ve 2013 yılının son sayısı olan Mimar ve Mühendis Dergisi ile sizlerle tekrar birlikteyiz. Kasım ve Aralık aylarını kapsayan bu sayımızda da beklentileri karşılayan bir içerik ile sizleri buluşturuyoruz. Dergimiz içerisinde yer alan dosya bölümümüz için bu sayıda “Ar-Ge ve İnovasyon” konusunda karar kıldığımızda yayın kurulunda bulunan herkesin aklına şu soru geldi; “acaba bu kadar geniş ve gerekli bir konuya nasıl başlanır, bu konu nasıl anlatılır ne nasıl bitirilir”. Gerçekten de Ar-Ge ve inovasyon konusunun önemi özellikle mimar ve mühendis odaklı bir dergi çıkardığımız için çok fazladır. Araştırma ve deneysel geliştirme (Ar-Ge), insan, kültür ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bu dağarcığın yeni uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmalardır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere Ar-Ge ve inovasyon konusunda ana kelime ‘bilgi’dir. Bilgi çağı olarak adlandırılan son yıllarda, üretimin belirleyicisi emek ya da sermaye değil bilgi olmuştur. Günümüz bilgi toplumunda da bilgi üretmenin temelinde araştırma geliştirme faaliyetleri yer almaktadır. Ar-Ge’nin “araştırma”sı, bilinmeyeni bilmeye, öğrenmeye yönelik yapılan bilimsel, teknolojik faaliyetlerken, ”geliştirme” ise, mevcut bilgiyi ya da teknolojiyi yeni düzenlemelerle daha iyiye doğru götürme faaliyetidir. Araştırma geliştirme ve inovasyon yatırımları bir ülkenin gelişmişlik düzeyini önemli ölçüde etkilediği gibi, işletmelerinde büyümesini ve gelişmesini etkiler, rekabet düzeyini arttırır. Rekabet üstünlüğüne sahip dünya işletmelerine baktığımızda, bunun temel nedeninin Ar-Ge yatırımlarına ayırdıkları yüksek paylar olduğunu görebiliriz. Biz de buradan yola çıkarak bu konuyla ilgili olarak ülkemizin önde gelen iş adamlarından, yöneticilerinden, üniversitedeki hocalarımızdan maksimum düzeyde faydalanarak kimi zaman onlardan yazılar aldık kimi zamansa onlarla söyleşiler yapma şansı yakaladık. Tabi ki dergimizde her sayımızda olduğu gibi kültür sanat bölümümüzü oluşturan sinema, kitaplık ve gezi sayfalarıyla eğlenceli hale getirirken şehirlerimiz üzerine değerli yazılar koymayı da ihmal etmedik. Hayırlı bir yıl geçirmeniz dileğiyle… "Dergimizin 75. Ocak-Şubat ayları sayısı, dosya konusu "Enerjisini Arayan Türkiye" olarak hazırlanmaya başlanmıştır. Dergimize yazı yazarak, konu başlığı veya yazar önererek, reklam bularak veya vererek katkı sağlamak isteyen okurlarımız dernek sekreteryası ile irtibata geçebilirler. 2014 yılı itibariyle dergimizi e-dergi şeklinde de yayınlamayı planlamaktayız. Yeni yılda ayrıca dergimizin bayi satışı ile daha geniş kitlelere ulaşmasını da hedeflemekteyiz. Yaklaşık 3.000 adet basarak dağtımını ücretsiz yaptığımız dergimiz, 75. sayımız ile birlikte aidatını düzenli ödeyen üyelerimiz, ilgili kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları, üniversite ve basından oluşan bir dağıtım listesine gönderilecektir." EDitörden… Ar-Ge’nin “araştırma”sı, bilinmeyeni bilmeye, öğrenmeye yönelik yapılan bilimsel, teknolojik faaliyetlerken, ”geliştirme” ise, mevcut bilgiyi ya da teknolojiyi yeni düzenlemelerle daha iyiye doğru götürme faaliyetidir. TÜRKİYE’DEAR-GEVEİNOVASYONYÖNETİMİ Türkiye’de Ar-Ge Ve iNOVASyON yÖNeTiMi Sayı: 74 Kasım - Aralık 2013 MimarveMühendisKasım-Aralık2013Sayı:74 74 irAN’IN ÇATISI: deMAVeNd II iNSANIN yAŞAdIĞI ŞeHri SeVMeSi Bir ŞUUr HÂLidir GÖkdeLeNLer Ve GeTTOLAr iNANCIMIZIN NereSiNde? İmtiyaz Sahibi Mimar ve Mühendisler Grubu adına Genel Başkan Murat Özdemir Sorumlu Yazı İşlerİ Müdürü Yunus Emre Tozal yunusemre@mmg.org.tr Yayın Kurulu Mahmut Çelik, Osman Şahbaz, Ali Reyhan Esen, Ali Osman Öncel, Yavuz Sarı, Mehmet Kürşat Çapar, Atilla Yeğin Bu Sayıya Katkıda Bulunanlar Mesut Uğur, Avni Çebi, Ahmet Erkoç Yayın Danışma Kurulu Avni Çebi, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Prof. Dr. İlhan Kocaarslan Prof. Dr. Nizamettin Aydın, Prof. Dr. Zeki Çizmecioğlu, Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür, Mehmet Osmanlıoğlu Yrd. Doç. Dr. Yalçın Boztoprak, Fatih Dönmez, Yrd. Doc. Dr. İbrahim Güneş, Yakup Güler İletİşİm Adresİ Kuştepe Biracılar Sok. No: 7 Mecidiyeköy/İstanbul Tel: 212 217 51 00 Fax: 212 217 22 63 Web: www.mmg.org.tr E-posta: mmg@mmg.org.tr Yayın Koordİnatörü İsmail Şaşmaz ismail.sasmaz@abemedya.com Edİtör Fatih Göksu Görsel Yönetmen Ersan Topuz Renk Ayrımı Muhammet Dilsiz Reklam Gizem Tokgöz gizem.tokgoz@abemedya.com Eski Osmanlı Sok. Cansun Apt. 5/7 Mecidiyeköy/İstanbul Tel: 212 273 27 50 Fax: 212 273 27 51 Web: www.abemedya.com Basım Bilnet Matbaacılık 444 44 03 Yayın Türü İki ayda bir yayınlanır. Yerel Süreli Yayın Ücretsizdir Yazı ve reklamların içerik sorumluluğu sahiplerine aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. ABEMEDYA
  • 3. Mimar ve Mühendis 74ETKİNLİKLER MAKALE MAKALE 12 87 82 OSMAN ŞAHBAZ, ATV AVRUPA'YA KONUK OLDU 5KITADANUZMANLAR, 'YAŞANABİLİRŞEHİRLER'İANLATTI MMG’DEN ASKON ‘A ZİYARET DiyarbakırŞubesi’nden SaadetPartisi’neZiyaret HayalEt,YenilikBul MAHMUT ÇELİK AraştirmaÜniversitelerinin TemelÖzellikleri Abdullah Atalar KİTAPLIK ÇİZGİ YORUM DEMAVEND II 88 78 MİMARLIK Gökdelenler ve Gettolar İnancımızın Neresinde? SÖYLEŞİ 16 İnsanın Yaşadığı Şehri Sevmesi Bir Şuur Halidir KAPAK 22 ARGE VE İNOVASYON Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, uluslararası düzeyde rekabet edebilmek için, araştırma temelinin güçlendirilmesi ve yapılandırılması yolunda yeni mekanizmalar geliştirirken, oluşturulacak bir bilim ve teknoloji politikası çerçevesinde teknoloji üretme olanaklarını geliştirmelidir. Her şeyden önce gsyih’den ar-ge’ye ayrılan pay çıkartılmalı ve ayrılan bütçenin katma değeri yüksek, dünya ölçeğinde rekabet edebilir ürün ve teknolojilerin geliştirilmesi gibi doğru kaynaklara aktarılması sağlanmalıdır.
  • 4. M imar ve Mühendis dergimizin 74. sayısında ülkemiz için çok önemli olan bir konuyu dosya konusu olarak işliyoruz. “AR-GE ve İNOVASYON”. Ar-Ge kavramı, Araştırma ve Geliştirme olan açılımı ile meramını, hepimizin anlayabileceği şekilde, anlatabilirken yaygın olarak kullanılan “inovasyon” kelimesi için aynı şeyi söylemek pek mümkün olmamaktadır. Oysa inovasyon kelimesinin karşılığı olarak dilimizde var olan “yenilik” veya Türk Dil Kurumu’nun, “innovation”ın kök anlamını direkt olarak daha iyi yansıttığını düşünerek önerdiği, “yenileşim” kelimesini de pekala kullanabiliriz. Gerçi bizde de gerek dosya konusu başlığında gerekse makalelerde alışıla geldiği gibi inovasyon kelimesi kullanıldı ise de, belki bu konuya da “inovatif” bir yaklaşım getirerek artık bundan sonra bizden olan bir kelimeyi “yeniliği” kullanmak daha doğru olacaktır. Evet, ülkemiz bugün içinde bulunduğu gelişmişlik seviyesini hak etmemektedir. Ülkemizi gelişmekte olan ülkeler statüsünden gelişmiş ülkeler statüsüne sokmak için, geçmiş zamanları telafi etmek adına, bir nevi seferberlik havası içinde çalışmalı ve üretmeliyiz. Ülkemiz adına gerçek bir gelişmeden bahsedebilmek için bilim, sanayi, teknolojideki yerimizden ve bu alanlarda ürettiklerimizden bahsetmemiz gerekmektedir. Özellikle de katma değeri yüksek, insanların hayatlarını kolaylaştıran üretimlerimizden. Bugün artık üretimin kıymeti eskilerin deyimiyle “yükte hafif pahada ağır” olmasıyla değerlendirilmektedir. Bugün birçok imalatın içerisinde bulunan, bir yapı malzemesi olarak da kullanılan çeliğin kilosu 1,5 TL’dir. 1 kg paslanmaz çelik 8,5 TL, 1kg beton 4 kuruş iken, 1.800TL olan 112 gr ağırlığındaki bir akıllı telefonun kilosu ise 20.000.-TL’ye gelmektedir. İleri teknolojiler ürettikleri yüksek katma değerler ile toplumlarının kalkınmışlıklarına büyük katkı sağlamaktadır. Bu teknolojiye ulaşmak elbette ki kısa vadede ve kolaylıkla olacak bir şey değildir. Ancak gerek kamu olarak gerekse özel sektör olarak hedefimizi her alanda bu yöne çevirmeli ve yenilikçi üretimlere öncelik vermeliyiz. Yenilikçi ürünleri bulmak ve geliştirmek için de bu konuda arayış içinde olmak ve araştırma geliştirme faaliyetlerine önem vermek gerekmektedir. Burada da öncelikle üretim ve çalışma algımızı mevcut kabullerimizi de gözden geçirmemiz gerekecektir. Bizim yetiştirilme tarzımızda, son zamanlarda değişiklik göstermekle birlikte, yenilikçi fikirler ve bu yönde araştırma yapılması maalesef pek teşvik edilmediği gibi bir miktar önü alınmaya da çalışılmıştır. Mesela “eski köye yeni adet getirmek” hoş karşılanmamış ve yeni bir fikir veya uygulamayla gelenler “icat çıkarmakla” suçlanmıştır! Oysa Ar-Ge ve yenilikçilik (inovasyon) de işte tam böyle bir şeydir. Eski köye yeni adet getirmek ve icat çıkarmak amacıyla araştırma ve geliştirme yapmak. Yeni bir ürün geliştirmek, mevcut ürünün kalite ve standardını yükseltmek, maliyetini düşürmek ve verimliliği arttıracak yeni üretim teknolojileri geliştirmek için yapılan araştırma geliştirme faaliyetlerinin sonucu orta ve uzun vadede ortaya çıkmaktadır. Ancak, artık bilgi çağını yaşadığımız bu zaman diliminde uluslararası alanda rekabet edebilmek için öncelikle bilgiye, yani araştırma geliştirme faaliyetlerine yatırım yapmak gerekmektedir. Bu noktada akıllara yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar sorusu gibi Ar-Ge yapan şirketler mi büyür, yoksa büyük şirketler mi Ar-Ge yapar sorusu akla gelebilir. Ar-Ge harcamaları ile ülkelerin gelişmeleri arasında görülen doğrusal ilişki, Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyüme ve kalkınmanın itici gücü olduğunu göstermektedir. İsrail ve İrlanda gibi ülkelerin Ar-Ge sayesinde refah seviyelerini 3-4 kat arttırdıkları bilinmektedir. Ar-Ge çalışmaları, başlangıçta neyin nasıl yapılacağının bilinmemesinden ve bu alanda yapılan harcamaların kısa vadede ve her zaman da kar olarak geri dönemeyebileceğinden, bir risk olarak görülebilir ancak Beyazıd-ı Bistami hazretlerinin dediği gibi aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardı. Yenilikçilik (inovasyon) de sadece yeni bir ürün tasarlanması olarak değerlendirilmemelidir. Öyle ki, yenilikçi, insanların hayatlarını kolaylaştıracak ve katma değer üretecek yaklaşımlara eğitimden yönetime, pazarlamadan müşteri ilişkilerine, ticaretten hizmet sektörüne kadar hayatın her alanında ihtiyaç duyulmaktadır. Onun için yenilikçi yaklaşımlar sadece şirketlerin ticari rekabet gücünü arttırma aracı değil, bir yaşam şekli olarak görülmeli ve bu sayede toplumsal faydanın sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Bunu sağlayacak olan da şüphesiz insan kaynağımız olacaktır. Dolayısıyla, mevcut kalıpların dışında sorgulayıcı ve üretken, yeniliklere ve dünya ile rekabete açık, hayal gücü gözlem yeteneği ile beslenen araştırmacı bireyler yetiştirmeli ve bu özellikteki girişimciler desteklemelidir. Gelişme yolunda ivme kazanan ülkemizin hız kesmeden yoluna devam edebilmesi için tüm faaliyetlerinin temelinde araştırma, geliştirme, yenilikçilik ve katma değer bulunmalıdır. Ama bütün bunlar netice itibariyle insanların hayatının kolaylaşmasına, onları daha fazla maddiyat ve tüketim bağımlısı yapmadan insani ilişkilerini geliştirmelerine ve toplumsal huzura hizmet etmelidir. “İki günü bir olan ziyandadır” anlayışıyla her yeni günümüzü bir öncekinden daha verimli ve üretken geçirmenin yollarını ararken bu dünyada bulunmamızın esas gayesini hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamız duasıyla… Murat ÖZDEMİR MMG Genel Başkanı "İki günü bir olan ziyandadır" Evet, ülkemiz bugün içinde bulunduğu gelişmişlik seviyesini hak etmemektedir. Ülkemizi gelişmekte olan ülkeler statüsünden gelişmiş ülkeler statüsüne sokmak için, geçmiş zamanları telafi etmek adına, bir nevi seferberlik havası içinde çalışmalı ve üretmeliyiz.
  • 5. Mimar ve Mühendis6 MMG Başkanı Murat Özdemir: "Mimar Sinan mevcut dokuya ve kendine olan saygısından dolayı Bursa’da eser inşa etmedi." Mimar ve Mühendisler Grubu’nun düzen- lediği, sponsorluğunu Filizler Köftecisi’nin yaptığı Kahvaltılı Çalışma Toplantısı, Barcelo Eresin Topkapı Hotel’de yapıldı. Açılışını Mimar ve Mühendisler Grubu Ge- nel Başkan Yard. Mahmut Çelik’in yaptığı toplantıda konuşan MMG Başkanı Murat Özdemir, MMG’nin kanun koyucu ve uy- gulayıcılara yol gösterme sorumluluğunu yerine getirdiğini belirtti. 2013-2014 Dö- nemiyle birlikte MMG’de aylık düzenlenen panelleri sempozyuma dönüştürdüklerini ifade eden Murat Özdemir, MMG’nin aylık dergi dosyalarını ve sempozyum konula- rına değinerek MMG’nin yeni döneminde yapacağı çalışmaları anlattı. Mustafa Kara’nın isminin altındaki beledi- ye başkanlığı ünvanından değil, ünvanı- nın üstündeki isminden ötürü MMG için önemli olduğuna ve bir vefa gereği olarak kendisine teşekkür etmek istediklerini belirten Murat Özdemir, 2 sene önce Üsküdar Belediyesi ile birlikte düzenle- dikleri "Şehirlerimizin Geleceği Tehditler Fırsatlar" Sempozyumda şehirciliğin ana hatlarını ortaya koyduklarını belirtti. Şe- hirlerimizin nereye doğru gittiği konusu, herkesin gündeminde olması gerektiğini ETKİNLİK "Şehirlerimizimerhametli şehirleredönüştürmekzorundayız" Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara, Mimar ve Mühendisler Grubu’nun düzenlediği kahvaltılı çalışma toplantısında işadamları, akademisyen ve siyasetçilerle bir araya geldi. “Yerel Yönetimlerde Tecrübe Paylaşımı ve Tavsiyeler” başlıklı bir sunum yapan Mustafa Kara, Kültürel ve medeniyet formlarımızı geleceğe taşıyabilmemiz için, sürdürülebilir şehirler inşa etmemiz gerektiğini, yerel yönetimleri güçlendirerek oligarşik bürokrasiden kurtarmamız gerektiğini söyledi. Toplantıya Maltepe Belediyesi AK Parti Başkan Aday Adayı Kadem Ekşi, Kartal Belediyesi AK Parti Aday Adayı Mehmet Osmanlıoğlu, Eyüp Belediyesi AK Parti Başkan Adayı Abdullah Çelik ve yine Maltepe Belediyesi AK Parti Başkan Aday Adayı Atilla Üstündağ da katıldı. Üsküdar Beld. Başkanı Mustafa Kara: MMG KAHVALTILI ÇALIŞMA TOPLANTISI
  • 6. Kasım - Aralık 2013 7 söyleyen Murat Özdemir Murat Özdemir, "Yerel yönetimlerin görevi sadece çöp top- lamak ve teknik belediyecilik hizmetlerini vermenin çok ötesinde şehir yapılanma- sını ve kültürünü oluşturması açısından büyük önem taşımaktadır" diyerek yerel yönetimlerin önemini anlattı. Gündemde çok tartışılan Çamlıca Camii tartışmalarına da değinen Murat Özdemir, şehirciliğin bir uzmanlık işi olduğunu be- lirterek, MMG’nin Çamlıca Camii’ne karşı olmadığını ama usul, tartışma ve süreçle ilgili ciddi sıkıntılar olduğu için açıklama yapmak zorunda kaldığını belirtti. Çok- luklarla övünen bir millet olmadığımızın altını çizen Murat Özdemir, bir STK olarak Mimar ve Mühendisler Grubu’nun üzerine düşen kanun koyucu ve uygulayıcılara karşı ortada olan yanlışların düzeltilme- si amacıyla uyarmak zorunda olduğunu belirtti. Mimar Sinan'ın mevcut dokuya ve kendine olan saygısından dolayı Bursa’da eser inşa etmediğini, Mimar Sinan’ın inanç ve geleneğinden beslenen bizim arkadaş, abi ve büyüklerimizin döne- minde, Ulu Caminin arkasına hoyratça gökdelenlerin dikildiğini söyleyen Murat Özdemir, zamanı geldiğinde bu ve benzer binaları yıkmanın, bir övünç kaynağı ve hizmet olacağını ifade etti. Oda seçimle- rinin yaklaştığını belirten MMG Başkanı Murat Özdemir, tüm mimar ve mühendis- lerin oda seçimlerini ciddiye almalarını, belediyelere mühendis alımı yapılırken oda seçimi kaydının aslında bir zorunluluk olması gerektiğini söyledi. Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Hilmi Türkmen: “Üsküdar’a Hizmet Edeceğiz.” Selamlama konuşması yapan Üsküdar Beld. Başkan Aday Adayı Hilmi Türk- men, Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara’nın geldiğinde ezberleri bozduğu gibi, aday olmama kararıyla da ezberleri boz- duğunu söyledi. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara’nın yaptığı ve şu an devam eden projeleri ve hizmetleri devam etti- rerek, daha güçlü, STK’larla birlikte daha organize ve bizzat uygulama aşamasında Üsküdar Beld. Başkan Yardımcısı Hilmi Türkmen: “İstanbul’u bir finans merkezi yapalım ama bu kadar yabancı yatırımcı alarak uluslararası şirketlerle ne kadar doğru projeler yapıyoruz bunu ciddi bir şekilde tartışmalıyız.” “Bu gidişatın direksiyonu bizde ama gazı freni kimde bilinmiyor.” Kültürel ve medeniyet formlarımızı geleceğe taşıyabilmemiz için, sürdürülebilir şehirler inşa etmemiz gerekiyor. Yerel yönetimlerin güçlenerek oligarşik bürokrasiden kurtulmamız lazım.
  • 7. Mimar ve Mühendis8 da uygulayarak güzel faaliyetler yapacak- larını ifade etti. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara: "Bürokrasinin kendisi de bürokrasiden şikayetçi…" Konuşmasına Üsküdar’ın zenginliklerini anlatarak başlayan Mustafa Kara, 1352’den itibaren İslam’la şereflenen, 101 yıldır fethi gören bir ilçe olduğunu ifade etti. Üsküdar’dan ilham alan birçok sanatçının olduğunu söyleyen Mustafa Kara, Üsküdar’ın ancak “İslam Şehri” kavramıyla anlaşılabile- ceğini, aynı zamanda Anadolu’nun bittiği son sancak noktası olduğunu belirtti. Üsküdar’ın tarihinin Battal Gazi efsanesiyle başladığını, 1352 yılında Kız Kulesi dahil fethedildiği günden bu yana önemli bir konumda olduğu- nu söyledi. “İstanbul’u bir finans merkezi yapalım ama bu kadar yabancı yatırımcı alarak ulusla- rarası şirketlerle ne kadar doğru projeler yapıyoruz bunu ciddi bir şekilde tartışma- lıyız.” Diyen Mustafa Kara, “Bu gidişatın direksiyonu bizde ama gazı freni kimde bilinmiyor.” Diyerek, gelecek planlarımızı hakikaten gözden geçirmemiz gerektiğini söyledi. İktidarın işinin çok zor olduğunu, bir yandan bağımsızlık mücadelesi verdiğimizi, diğer yandan yabancı sermayeye kapı açarak ekonomik olarak dik durmaya çalışmanın ciddi bir zorluk yarattığını söyleyen Mustafa Kara, ileride şehirlerimizi terk etmemek için, çok katlı yapılarda hayatı kendimize zehir etmememiz için bugünden geleceğimizi inşa etmenin önemini anlattı. Kültürel ve medeniyet formlarımızı geleceğe taşıyabilmemiz için, sürdürülebilir şehir- ler inşa etmemiz gerektiğinin altını çizen Mustafa Kara, yerel yönetimlerin güçle- nerek oligarşik bürokrasiden kurtulmamız gerektiğini söyledi. Bürokrasinin kendisi de bürorasiden şikayetçi olduğunu söyleyen Mustafa Kara, “Bürokrasiyi ne kadar aşıyor- sanız o kadar başarılı oluyorsunuz” dedi. Şu anda 657 nolu devlet kanununun da revize edilmesi gerektiğini belirten Mustafa Kara, siyasetin çıkmazlarına bakıp da taşın altına elimizi koymaktan çekinmememizi, dışarıdan gazel okumakla siyasetin yapılmayacağını, bu yüzden aday adayı olmanın ciddi bir adım olduğunu ifade etti. “Eskinin Dergahları ve tekkeleri, bugünlerin Vakıf ve STK’ları olma- lıdır.” Sistemi ve devleti daha iyi tanıyabilmek ve daha iyi hizmet edebilmek için siyasetin çok önemli olduğunu ama siyasetin içinde de kaybolmamamız gerektiğini söyleyen Mustafa Kara, “çocuklarımız üzerinde çalış- malarımızı arttırmalıyız” dedi. Bu yüzden İstanbul Medeniyet Üniversitesi ile işbirli- ği yaparak Üsküdar Çocuk Üniversitesi’nin kurduklarını söyledi. Gençlerin eğitiminin, şehirlerimize verdiğimiz önem kadar Der- gahların ve tekkelerin bugünlerin STK’ları olduğunu söyleyen Mustafa Kara, o günün şartlarında sanatın, tarihin ve bilimin merkezleri olan bu yerlerin boşluklarını, bugünlerde STK’ların doldurması gerektiği- ni söyledi. MMG’nin bu anlamda eğitimin gelişimiyle birlikte ciddi projeler üretmesi gerektiğini söyleyen Mustafa Kara, yeni dönemde ülke olarak eğitimi uluslararası standartlara taşımak zorunda olduğumu- zun altını çizdi. ETKİNLİK
  • 8. Kasım - Aralık 2013 9
  • 9. Mimar ve Mühendis10 Yapı sektörünün bilgi merkezi Yapı- Endüstri Merkezi tarafından bu yıl dördüncü kez düzenlenen Konut Konferansı, sektör profesyonelleri ile birlikte dünyaca ünlü uzmanları ağırladı. Çuhadaroğlu, Kale Kilit Dış Ticaret, Optimum Proje & Danış- manlık ve Siemens Ev Aletleri ana sponsor- luğunda; Vorne sponsorluğunda ve Ulus Yapı alt sponsorluğunda düzenlenen konferansa, YEM Etkinlik Salonu ev sahipliği yaptı. “Konut Konferansı 2013”ün temasını, değişen kentlerin farklılaşan barınma ihtiyaçları çerçevesinde “Yeni Yollar” oluşturdu. Konferansın moderatörü olan, Cushman & Wakefield’in Yönetim Kurulu Başkanı, Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi ve ULI Türkiye Başkanı Haluk Sur, kon- feransta yaptığı konuşmada, 7 milyarlık dünya nüfusunun yüzde 50’si yani 3.5 milyarı kentlerde yaşarken, 3.5 milyar insanın da kırsalda yaşadığını hatırlattı ve şunları söyledi: “Kentlerdeki 1,2 milyar insan gecekondularda, son derece sağlıksız koşullarda, teneke evlerde yaşıyor, 100 milyon kişi ise evsiz. Nüfus artışına paralel olarak tabii kaynaklara, enerjiye olan talep giderek artıyor. Yapılan araştırmalar, 2050 senesine geldiğimizde 2,8 tane gezegene ihtiyacımız olacağını gösteriyor. Dolayı- sıyla süratle bir şeyleri değiştirmemiz, dönüştürmemiz, sürdürülebilir yaşam alanlarının oluşturmamız gerekiyor. BM Habitat’ın raporuna göre 2050’ye kadar 600 milyon konutun yapımı öngörülüyor. Bunun yalnızca 200 milyonu Çin’de. Enerji tüketiminin ve çevre kirliliğinin önemli bir kısmının konuttan kaynaklandığını göz önüne alırsak konut meselesine ‘Yeni Yol- lar’ başlığı altında farklı bir perspektiften bakmamız gerekiyor” dedi. “Türkiye’de Konut Sektörünün Geleceği ve Yeni Yollar” panelinde Haluk Sur’a eşlik eden, DKY İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve KONUTDER Başkan Yardımcısı Ali Dumankaya da, konut sektöründe aşılması gereken ana meseleler, nerede sıkıntı yaşandığı ve sektörün gelecek açısından sunduğu fırsatlar üzerine şöyle konuştu: “1999 depremi konut sektörü için bir milat oldu. 17 Ağustos’tan sonra uyan- dık, kentsel dönüşümle başlayan süreç devam ediyor. Biz firmalar olarak kentsel dönüşüme odaklanmak zorundayız. Bu lokomotifin doğru yöne gitmesi adına öncü olmak zorundayız. 2012’de bakanlıklar kuruldu, enerji verimliliği, yeşil binalar gibi farklı şeyler konuşmaya başladık. Mütekabiliyet yasası çıktı, tüketici kanunu yenilendi, KDV yasası değişti, kentsel dönüşümle ilgili 6306 sayılı afetle ilgili bir yasa çıktı, yönetmelikler değişti. Bu yeni yasalarla birlikte artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bir yol ayrımındayız. Geçmişte yaptığımız gibi iş yapamayacağımızı artık hepimiz öngörebiliyoruz. 300 bin farklı kişi ve kuruluşun iş yaptığı, istihdama yüzde 6 civarında katkı yapan bir sektörden bahsediyoruz. İnşaat sektörünün yüzde 75’ini de konut oluşturuyor. Sektör yavaş- ladığı zaman ülke ekonomisinin de frene bastığını ve bir küçülme gerçekleştiğini görüyoruz” dedi. “Türkiye’de Konut Sektörünün Geleceği ve Yeni Yollar” panelinde konuşan bir diğer isim olan Ege Yapı Group Yönetim Kurulu Başkanı ve İSGİD Yönetim Kurulu Başkanı İnanç Kabadayı ise, gayrimenkul sektörü- nün son 10 yılda çok büyük gelişme kat ettiğini belirtti ve kentsel dönüşümle bera- ber önümüzdeki 20 yıl içerisinde daha da ileriye gideceğini, sadece Türkiye sınırları içinde kalmayacağını, bölge ülkelerde de etkin olacağını öngördüğünü dile getirdi. Kabadayı şunları söyledi: “Yaklaşık bir yıldır Türkiye’de konut alanında çok farkı imkânlar doğmaya başladı; imar kanunu, 2B kanunu, kentsel dönüşüm, mütekabi- liyet kanunu gibi kanunlarla oyun değişik bir alana giriyor. Çarpık yapı stoğunun bir an önce dönüştürülmesi lazım. Ekonomi- miz büyüyor; bu büyüyen ekonomiye yakı- şır, bu ekonomiye uygun altyapının da çok hızlı bir şekilde dönüşmesi ve geliştirilme- si lazım. Konut sektörünü etkileyen önemli dinamiklerden biri de genç nüfusumuz; şehirleşme oranımız giderek artıyor. Bu nedenle temel barınma ihtiyacı olan konu- tun bir an önce iyileştirilmesi ve gelişti- rilmesi lazım. Bunların nasıl yapılacağını tartışmak, arz talep dengesini bozmamak, ETKİNLİK TÜRKİYE KONUT SEKTÖRÜNÜN GELECEĞİ KONUT KONFERANSI’NDA MASAYA YATIRILDI Konut Konferansı 2013”te ödüllü ve konusunun uzmanı uluslararası konuşmacılar “konut”u, sektörün günümüzde yaşadığı değişimler ile birlikte mercek altına aldı. “Yeni Yollar” temasıyla düzenlenen konferansta, değişen kentlerin farklılaşan barınma ihtiyaçları çerçevesinde, ülke ekonomisi ve Türk yapı sektörünün lokomotifi olan “konut” sektörünün önümüzdeki dönemde yaşayacağı dönüşüm ele alındı.
  • 10. Kasım - Aralık 2013 11 finansal çözümler üretmek lazım. Bu yeni modele sektördeki herkesin kendini hazır- laması, ayak uydurması gerekiyor. Orta Direği Ev Sahibi Yapmak Mümkün mü? Konut Konferansı 2013, dünyaca ünlü mi- marlık ve geliştirme ofislerinden uzman- lar ağırladı. Orta ve düşük gelir grubuna kaliteli sosyal konut geliştiricisi Pocket’ın CEO’su Marc Vlessing, İngiltere’de devlet desteğiyle ilk kez konut sahibi olacak- lar için gerçekleştirilen yeni bir konut programını masaya yatırdı. Vlessing bu programla, büyüyen genç neslin konut gereksinimlerinin karşılanması için kamu ve özel sektörlerin birlikte nasıl çalışması gerektiğine dikkat çekerek talep edilen ekonomik, yenilikçi ve sürdürülebilir tasarımlarla genç profesyonellere yönelik kozmopolit konutları tanımladı. Vlessing konuşmasında, doğru konut tasarımının, dünyanın nasıl değiştiğini anlamakla mümkün olabileceğini vurgular- ken konut yapımında sürdürülebilirliğin de önemine dikkat çekti. İngiltere deneyimi ışığında Türkiye’deki durumu değerlendi- ren Vlessing, şu konulara değindi: “Dünya değişirken konut politikaları değişmiyor. Oysa artık daha az mekana, ısınmaya ve otoparka ihtiyaç var. Bu nedenle derli toplu, tek odalı evler daha çevreci bir kimlik kazanıyor. İngiltere’de ve Türkiye’de problem, artık en küçük daireyi bile ala- mamanız. Bu durum, konut politikasının çöktüğü anlamına gelir. İnsanlar tek odalı bir ev alamayınca uzağa taşınmak zorunda kalıyor. Konut krizinin temelinde de insan- ların kentlerden uzaklaşması var. Konut alanında orta gelirlilere ulaşmak, onları ev sahibi yapmak lazım. “ Mutluluğu Yeniden Düşünmek Tasarım araştırma atölyesi Cibic Workshop’ta sürdürülebilirlik, sosyal konut, ekoloji, şehircilik ve malzeme üzerine deneysel çalışmalar yürüten Aldo Cibic, Konut Konferansı 2013’ün bir diğer anah- tar konuşmacısıydı. Aldo Cibic, konuşma- sında 12. Venedik Mimarlık Bienali’nde okuyucuyla buluşan “Mutluluğu Yeniden Düşünmek” adlı kitabından hareketle, konut olgusunu yeni olası topluluklar ve tasarım yöntemleri üzerinden yorumladı. "İstanbul'daki dönüşümü nasıl değerlen- diriyorsunuz" sorusu üzerine Cibic şunları söyledi: "Sonuçta ben bir yabancıyım ve İstanbul’a dışarıdan bir gözle bakıyorum. Ama bazen kendimi bir gecekonduda daha iyi hissettiğimi söyleyebilirim. Bombay ve Şangay gibi metropoller de aynı sorunla karşı karşıya. Orada da yerinden edilen ge- cekondulular var. Sonuçta insan her koşul- da mekânı insanileştirme yeteneğine sahip. Eğer her şeyi en baştan düşünürseniz mekân kalitesi de artar. Yaratıcılık binadan çok, süreçten geçiyor. İstanbul’a gelen turistlerin kentle ilgili algısı hep aynıdır. Biz İtalya’da bu değerlerin bir kısmını yok ettik. Sizin de geçmişi yok etmenizden kor- kuyorum. Umarım siz de değerlerinizi aptal ticari alanlar yaratmak için yok etmezsiniz. Çünkü bu kentin kimliği o değil." Son derece keyifli ve faydalı geçen konfe- rans verilen ödüllerin ardından son buldu.
  • 11. Mimar ve Mühendis12 Mimar ve Mühendis12 Mimar ve Mühendisler Grubu Di- yarbakır Şube Başkanı Mesut Işık ve yönetim kurulu üyeleri, Saadet Partisi (SP) Diyarbakır İl Başkanı Fesih Bozan’ı ziyaret etti. Ziyaret esnasında Mesut Işık, Mimarlar ve Mühendisler Grubu’nun faaliyetleri hakkında Bozan’a bilgi verdi. Bozan ise, ziyaretten duyduğu memnu- niyeti dile getirerek, “Seçim sürecinde parti çalışmalarımız hızla devam ediyor. Milli görüşün farkını ve Diyarbakır’da belediyenin elimizde olduğu 1994-1999 dönemindeki yaptığımız çalışmalar herkes tarafından biliniyor. Belediyelerin yapılanmada sağlıklı planlar yapması için mimar ve mühendislerden danışmanlık hizmetini alması gerekir” dedi. Türk-Macar dostluğunun önemli isimle- rinden, Macaristan'ın Kayseri ili Fahri Başkonsolosu ve aynı zamanda Mimar ve Mühendisler Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman ŞAHBAZ, ATV Avrupa kana- lında yayınlanan Türk Şövalyeleri programına konuk oldu. Genel olarak Türkiye-Macaristan ilişkilerinden bahseden Osman Şahbaz, şu ana kadar yapılmış güzel şeylerin bulundu- ğunu ama yeterli olmadığını dile getirirken Macaristan’ın Türkiye’nin diğer şehirlerini de tanımasının önemine vurgu yaptı. Programın ilerleyen dakikalarında kendi hayat hikaye- sinden de bahseden Sayın Şahbaz Macaristan macerasının nasıl başladığına dair keyifli anılar anlattı. Mimar ve Mühendisler Grubu yeni Yönetim Kurulu tarafından Kurum ve Kuruluşlara yönelik gerçekleştirilen ziyaretler kapsamında Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdemir öncülüğünde ASKON ziyareti gerçek- leştirildi. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca MMG’nin bir meslek STK’sı olarak önemli bir vizyonu olduğunu ve bu vizyonu en iyi şekilde taşıdığını dile getirerek kurumsal milliyetçilik yapan bir yapıyı tasvip etme- diklerini ama ümmetçilik yolunda olan her türlü yapıya destek vermeye hazır olduklarını belirtti. Karşılıklı sinerjilerle millet için MMG ile en iyi hizmeti verebileceklerine inandığını ifade eden Mehmet Koca, ülkemiz için önemli değere sahip mimar ve mühendis öğrencilerin yetiştirilmesi aşamasında üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız dedi. DiyarbakırŞubesi’ndenSaadetPartisi’neZiyaret OSMANŞAHBAZ,ATV AVRUPA'YAKONUKOLDU MMG’DEN ASKON‘AZİYARET Sempozyuma kalkınma ajansları uzmanları, yerel yönetimler ve kamu kuruluşlarından temsilciler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve çok sayıda kalkınma konusunda uzman isimler katıldı. Sempozyumun ‘Yaşanabilir Şehir- ler Yönetimi’ oturumunda söz alan Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, ilçede yapılan kentsel değişim uygulamaları ve projelerini anlattı. Uysal, "İstanbul’un en yeşil ilçelerinden biri olan Başakşehir’de göreve talip ol- duğumuz ilk günlerden bu yana gayret ve samimiyeti rehber alarak, temel belediyecilik hizmetlerinin ötesine geçerek Başakşehir’e birçok alanda ilkler ve enleri kazandırmaya çalıştık." dedi. Yaşanabilir şehirler oluştur- mak amacıyla ilçede hayata geçirilen Akıllı Çöp Toplama Sistemi’yle de ilgili bilgiler aktaran Uysal, "Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek Başakşehir’i Akıllı Çöp Toplama Sistemi’yle tanıştırdık. Başakşehir Belediyesi mühendisleri tarafından tasarlanan ve yoğun bir Ar- Ge çalışmasının ürünü olan yeni yer altı çöp toplama sistemi, mevcut kontey- nerlerden kaynaklanan tüm olumsuz şartları ortadan kaldırdı." diye konuştu. 5 KITADAN UZMANLAR, 'YAŞANABİLİR ŞEHİRLER'İ ANLATTI 5 farklı kıtadan, 15 uzman konuşmacının katıldığı, toplu taşıma odaklı gelişim, yol güvenliği, kamusal alan kullanımı, kamu sağlığı ve güvenliği konularını kapsayan Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu, The Marmara Otel’de gerçekleşti. KISA... KISA...
  • 12. Kasım - Aralık 2013 13 Mimar ve Mühendisler Grubu Sa- karya Şube Başkanı Erol Demira- lay, TOKİ’ye devredilen Sakarya Atatürk Stadı arazisine AVM yerine ‘Şehirpark’ yapılması önerisinde bulundu. Sakarya Atatürk Stadyumu’nun bulunduğu ara- zinin TOKİ’ye devredildiğini ve TOKİ’nin alana, yüksek katlı binalar ve AVM yapacağı söylentilerinin ayyuka çıktığını kaydeden Demiralay şunları söyledi: “Stadyumun yıkılarak yerine yapılma- sı düşünülen şehrimizin yapılanma ruhuna aykırı bina, bünyesinde iskan edeceği yüzlerce kişiye, alışveriş için gelecek binlerce kişi ilave edildiğinde, oluşacak yoğunluk ve trafik çilesini düşünmek dahi istemiyoruz. Bir sokakta bir araçtan, her evde bir araç sürecine geçildi, şimdi neredeyse ehliyeti olan herkesin aracı olduğu döneme gelindi. Ancak yolların genişleme şansı yok. Şehrimize ve gelecek nesillerimize bu kötülük yapılmasın” dedi. Demiralay, sözlerini “İnsanlar kentleri oluşturur, kentler insanları dönüştürür” sözüyle tamamladı. Mimar ve Mühendisler Grubu tarafından gerçekleşti- rilen ziyaretler GİV (Girişimci İş Adamları Vakfı) ile devam etti. MMG Genel Başkanı Murat Özdemir, Başkan Yardımcısı Osman Şahbaz, Yönetim Kurulu Üyesi ve Genç MMG Başkanı Yavuz Sarı, Komisyon Başkanları Mehmet Kürşat Çapar, Harun Urul ve Genel Sekreter Murat Alpay’ın katılımı ile gerçekleştirilen ziyarette GİV Başkanı Mehmet Koç hazır bulundu. GİV’in Bahariye Mevlevihanesi’ndeki merkezinde gerçekleştirilen ziyarette konuşan MMG Genel Başkanı Murat Özdemir, geleceğe güvenle bakabilmek için mekanizmaları doğru çalıştırmamız gerekir, gençle- rimizi iyi yetiştirerek geleceğimizi hazırlamamız lazım dedi. STK’ların bir arada, ahlaki değerlere sahip çıkarak ortak paydada hareket etmesi gerektiğini söyleyen Murat Özdemir, oda seçimlerinin önemine değinerek GİV’inde çalışmalarda yer almasını istedi. Mimar ve Mühendisler Grubu Yönetim Kurulu, İETT Genel Müdürü Hayri Baraçlı’yı makamında ziyaret etti. İETT Genel Müdürü Hayri Baraçlı ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek MMG üyesi olarak yapılan etkinlikleri ve faaliyetleri yakından takip ettiğini, bir STK olarak mesleki alanda yaptığı açıklamaları takdirle karşıladığını söy- ledi. İstanbul’un göç alan çok büyük bir kent olduğunu belirten Hayri Baraçlı, her geçen gün büyüyen İstanbul’un sorunlarının da büyüdü- ğünü ve bu sorunların başında da ulaşımın yer aldığını ifade etti. Ulaşım sorununu çözmek için çaba sarf ettiklerini ancak her geçen gün nüfusu artan ve boyuna genişleyen İstanbul’da ulaşım sorununu bitirmenin mümkün ola- mayacağını söyleyen Hayri Baraçlı, ulaşım sorunun çözümü için yerin altına yapılan Metro hatlarının yanı sıra, Havaray hatlarının da hayata geçirileceğini belirterek İstanbul'un büyümeye devam ettiği sürece ulaşım sorunu- nu bitirmenin imkansız olduğunu ifade etti. MMG'den Sakarya Atatürk Stadı'na Şehir Parkı Teklifi MMG HEYETİ’NDEN GİRİŞİMCİ İŞ ADAMLARINA ZİYARET MMG YÖNETİMİNDEN İETT ZİYARETİ
  • 13. Mimar ve Mühendis14 KISA... KISA... Mimar ve Mühendisler Grubu’nun 9. Genel İdare Kurulu toplantısı İzmir Orman Bölge Müdürlüğü Sosyal Tesislerinde gerçekleştirildi. Oldukça verimli geçen toplantıda MMG'nin yeni dönemde yapacağı faaliyet ve etkinlikler değerlendirildi. Toplantıda söz alan MMG Genel Başkanı Murat Özdemir MMG’nin kurumsallaşması yönünde çalışmaların devam ettiği, etkinliğinin ve bilinirliği- nin arttırılması için faaliyetlere önem verdiklerini söyleyerek, özellikle önceki dönemlerde yönetim organlarında görev almış bulunan üyeler ile irtibatın arttı- rılması ve kendilerinin MMG etkinlikle- rine katılımlarının sağlanması yönünde çalışmalara ağırlık verdiklerini belirtti. Üye kayıtlarının güncellenmesi amacı ile üyelerle görüşmelere önem verdikle- rini ifade eden Başkan Murat Özdemir, üyeler arası iletişim ve ilişkinin arttırıl- masının faydalarını belirtti. Toplantıda bir de sunum gerçekleştiren Başkan, MMG’ye gelir getirici faaliyetlerin neler olabileceği hususunda çalışmalar yaptık- larını ifade etti. Mimar ve Mühendisler Grubu Yöne- tim Kurulu yeni dönem ziyaret- lerine MÜSİAD ile başladı. Samimi bir havada gerçekleşen ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak eski MMG yöneticisi olarak yapılan çalışmaları yakından takip ettiğini ve takdirle karşıladığını söyledi. MMG Genel Başkanı Murat Özdemir’de MÜSİAD’ın Türkiye’nin en önemli STK’larının başında geldiğini ve birlikte önemli çalışmalar yapmak istediklerini ifade etti. MMG’nin gerçekleştireceği Panel ve Seminerlerde MÜSİAD’ında katılımcı olarak yer almasını talep eden Özdemir, gerçekleştirmeyi düşündükle- ri Konferansta MÜSİAD’ında katılımcı olarak bulunmasını istedi. Gelecek sene gerçekleştirilecek Oda Seçimlerinde MÜ- SİAD’ında oluşturulacak oda komisyonla- rında yer almasını ve destekte bulunma- larını arzu ettiklerini belirtti. Mimar ve Mühendisler Grubu tara- fından gerçekleştirilen üniversite ziyaretleri kapsamında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne gidildi. MSGSÜ Rektörü Prof. Yalçın Karayağız ziyaret- ten duyduğu memnuniyeti dile getirerek MMG’nin toplumsal hayatta önemli bir yere sahip olduğunu ve kendisinin de yapılan çalışmaları takdirle karşıladığını söyledi. Üniversite olarak MMG ile daha öncede ortak ve faydalı çalışmalar yaptıklarını hatırlatan Prof. Yalçın Karayağız, özellikle mimarlık bölümü öğrencilerinin iş hayatına atılmaları aşamalarında MMG’nin büyük yararlılık gösterdiğini ifade etti. MMG 9. GENEL İDARE KURULU TOPLANTISI İZMİR’DE YAPILDI MMG’ YÖNETİM KURULU'NDAN MÜSİAD ZİYARETİ MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ’NE ZİYARET GERÇEKLEŞTİRİLDİ
  • 14. Kasım - Aralık 2013 15 Mimar ve Mühendisler Grubu ziyaretleri çerçevesinde TÜMSİ- AD İstanbul Şubesine ziyarette bulunan Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdemir’e Yönetim Kurulu Üyesi ve Genç MMG Başkanı Yavuz Sarı, Komisyon Başkanları Mehmet Kürşat Çapar, Mustafa Yalçınkaya ile Genel Sekreter Murat Alpay eşlik etti. TÜMSİAD İstanbul Şube Başkanı Eyüp Topal ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek MMG’nin topluma yön veren bir STK olduğunu belirterek yaptığınız çalışmaları ilgi ve takdirle izliyoruz dedi. TÜMSİAD olarak yurtiçi ve yurtdışında- ki 40 şube ile ülke problemlerine çare aradıklarını söyleyen Topal, STK’lar olarak ortak akılın oluşturduğu bir çalışma grubu kurarak ülkeye faydalı olacak çalışmalar yapmak istediklerini söyledi. MMG’nin desteği ile verimli çalışmalara imza ata- bileceklerine inandıklarını söyleyen Eyüp Topal, ülkenin çevre ve enerji verimliliği konusunda çok büyük bir açık bulunduğu- nu söyleyerek STK’ların dinamik yapılar oluşturarak geleceğimizin gençlerini yetiştirmesi gerektiğini ifade etti. MMG’DEN TÜMSİAD’A ZİYARET Mimar ve Mühendisler grubu tarafın- dan üniversitelere gerçekleştirilen ziyaretler çerçevesinde MMG Genel Başkanı Murat Özdemir önderliğinde bir heyet İTÜ Rektörü Prof Dr. Mehmet Karaca’yı maka- mında ziyaret etti. Murat Özdemir İTÜ’de gerçekleştirilen olumlu değişimleri dile ge- tirerek dünya üniversiteleri arasında önemli bir yere sahip olan İstanbul Teknik Üniver- sitesi ile MMG olarak ortak projelere imza atmak istediklerini söyledi. MMG olarak üniversite bünyesinde öğrenci kulübü açmak istediklerini dile getiren Murat Özdemir, çıkarmayı düşündükleri hakemli dergi için üniversite öğretim üyelerinin desteği aşama- sında yardım talebinde bulundu. İTÜ Rek- törü Prof Dr. Mehmet Karaca dile getirilen taleplerin kendileri içinde uygun olduğunu ve MMG ile yapılacak her etkinliğe destek olmaya hazır olduklarını dile getirerek, öğrencilerin gelişimleri konusunda birlikte çalışmalar yapmak istediklerini ve yakın zamanda açılışını yapacakları Teknopark ile Ar-Ge ve inovasyon konusunda MMG’nin de katkıları ile etkin çalışmalar yapabilecekleri- ni ifade etti. MMG’DEN İTÜZİYARETİ
  • 15. MİMARLIK Mimar ve Mühendis16 GÖKDELENLER ÇAĞIN UTANÇ DUVARLARI MI? Günümüzdeki şehirlerde insanlar aralarındaki ilişkilerin azalarak hızla zayıfladığı, sanallaştığı, olanca kalabalıklığına rağmen giderek yalnız- laştığı ve yekdiğerinden kopmakta olduğu bir dünyada yaşamaktadırlar. İnsan fert olarak hem kendine ve hem de çev- resindekilere yabancılaşırken modern hayat tarzının dayattığı kurallar insanın yalnızlığını ve yabancılaşmasını her geçen gün arttırmak- tadır. Yükseklik yarışına giren gökdelenlerin, “utanç duvarları” gibi birbirlerinden kopardığı mahalleler ve fertler birbirlerine yabancılaş- makta, böylesi bir hayat tarzında akrabalık, dostluk, arkadaşlık ve komşuluk ilişkileri de giderek anlamını yitirmektedir. Oysa İslam öğretileri ana-baba ve akraba- dan sonra yetim, yoksul ve komşu haklarını gözetmeyi emretmekte olduğu sayısız ayet ve hadislerde görülmektedir. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerîmde “Yalnızca Allah’a kulluk edin ve ondan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayın. Ana babaya yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda Pekalmışa ve elinizin altındaki (hizmetçi ve işçi)lere iyilik yapınız ve iyi davranınız.” (Nisa 4/36) buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin veya sussun!” Hâfız, el-Fetih’te, bir Sahabînin ,”Ey Allah’ın Rasûlü! Komşunun komşu üzerindeki hakkı ne- dir?” sualine Allah Rasûlü (sa.v.)’nin: “Evi hava alamayacak şekilde bitişiğinde ondan izin almadan evinden yüksek bina yapamazsın.” buyurduğunu belirtmektedir. Yine bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz;" Kıyamet alametlerinden biri de, yalın ayak, çıplak, yoksul koyun-keçi çobanlarının binaları yükseltmekte birbir- leriyle yarış ettiklerini ve böbürlendiklerini görmendir.” buyurmaktadır. Kurtubi der ki: “Bundan maksat, çölde ya- şayan göçebelerin ortalığı istila etmeleri ve zorla ülkeye sahip olmaları sonucu durumun değişeceğine dair haber vermektir. Böyle- likle bunların malları çoğalacak ve bunların bütün gayretleri yüksek binalar yapmaya ve bunlarla övünmeye doğru yönelecektir. Biz bu dönemlerde bunlara tanık olduk.” Ancak, yeri gelmişken; son zamanlarda gün- deme gelen ‘şehir siluetini bozacak derecede yükseltilen’ çok katlı binaların/gökdelenlerin, hangi yönden olursa olsun, nice kırklarca binada yaşayan “komşuların” görüş alanını YAZI: MEHMET OSMANLIOĞLU / MİMAR> GÖKDELENLER VE GETTOLAR İNANCIMIZIN NERESİNDE? Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? (Şuarâ ,128-129) Binâlarınızı yükseltmeyiniz. Zirâ günlerinizin en kötüsü binâlarınızı yükselttiğiniz gündür. Hz.Ömer (r.a.)
  • 16. Kasım - Aralık 2013 17 kapattığı ve onların manzarasını bozduğu da bir hakikattir. Hele söz konusu çok katlı binalar, halkın ortak mekânlarını, tarihi ve kutsal yapılarını perdeliyorsa, Peygamberimizin (s.a.v) “on(lar)dan izin almadan ev(ler)inden yüksek bina yapmazsın!” ihtarı üzerinde bir kez daha düşünmek gerekmektedir. GÖKDELENLER YANLIŞ ŞEHİRLEŞME MODELİNİN SONUCU OLABİLİR Mİ? Kimileri gökdelenlerin şehirler için gerekli ve faydalı olduğunu belirtmekte, İstanbul gibi bü- yük şehirlerde ise neredeyse zorunlu olduğunu savunmaktadırlar. Gerçekten bu yapılar çağın kaçınılmaz ihtiyacı mı? İnsanların bu denli yoğunlaşan şehirlere mahkum olması kaçı- nılmaz bir kader mi?Yoğun nüfusun yaşadığı bölgelerin tek çözümü bunlar olabilir mi? Kimilerince de ömür törpüsü heyulalar bu gökdelenler. Ülkemizde kapitalizmin iktisa- di enstrümanlarını kullanarak sürüklediği rant kaynaklı şehirleşme modelinde yüksek yapılara(gökdelenlere) rağbetin ekonomik sistem gereği oluşturulduğu görülmektedir. Çünkü sistemin işleyişi bu tür yapılaşmayı öngörmekte, önermektedir. Yüksek katlı yapıların yapımına ilişkin rağbete karşı oluşan reaksiyonların bir kısmı kişilerin ya da grupların değer sistemlerine göre değişen "sübjektif sakıncalar", bir kısmı da bilimsel ve teknik gereklere dayanan "objektif sakıncalar" olarak tebarüz etmektedir. Sübjektif sakıncalar; şehirlerin tarihi ka- rakteri ve siluetin bozulduğu, gökdelenlerin insanlar üzerinde psikolojik baskı yarattığı ve hatta davranış bozukluklarını ortaya çıkardığı gibi eleştirilerden oluşmaktadır. Bu eleştiriler taraflar arasında tartışma konusu olsa da genel anlamda bir mutabakata varıl- ması kolay değildir. Objektif sakıncalar ise; genellikle ulaşım sorunları, mevcut altyapıyı zorlamaları, yakın çevresindeki binaların güneş ve manzaradan yararlanmasının ve hava sirkülasyonunun en- gellenmesi, rüzgârın rahatsız edici hatta zarar verici etkilerinin oluşması, yangın ve deprem gibi olaylarla çevre için daha büyük risklerin doğması olarak özetlenebilir. Yüksek katlı konut literatürde olmayan bir kav- ram olup, belki az gelişmiş ülkelerde insanları istiflercesine yerleştirildiği mahrumiyet bölgesi yapıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Konut dışı olmak kaydıyla istisnai durumlarda bu tür yapıların yapılması zaruri ise yerel yöneticilerin, yatırımcıların ve mimarların yüksek yapıların yer seçimi konusunda şehrin siluet ve tarihi dokusunun korunması gibi kriterleri dikkate almaları gerekir. Yüksek yapıların olduğu bölgelerde nüfus yoğunluğu artmakta bu yüzden de, ulaşım, enerji, içme suyu ve atık su
  • 17. MİMARLIK Mimar ve Mühendis18 özgürlük alanlarını kaybederek aşırı ölçüde birbirine yaklaştırıldığından aralarındaki ilişkiler zedelenmekte ve kavgalara dönüşmektedir. 1992 de şehir ve kasabalarda yurt çapında yapılan bir ankete göre insanların %92 si 1-2-3 katlı evlerde oturmak istiyor. Buna benzer İstanbul ölçeğinde 2012’de yapılan bir ankette de yine aynı nispette insanın az katlı konutlarda oturmak istediği teyid edilmektedir. Bu durumda toplumun yüksek katlı bina talebi olmadığına göre halen yapılmakta olanlar toplumun taleplerine ters düşmektedir. Bu karşı duruşun ortaya koyduğu veriler ve farklı taleplere rağmen yüksek katlı konutlar yapılmasından elde edilenin ne olduğunu irde- lemek gerekir. Yaygın olan görüşe göre düşük maliyetlerle elde edilen arsalardan yüksek rant sağladığından yatırımcılar ve onların idareye tesir eden çevreleri öncelikle bu suni talebi oluşturmakta, ardından oluşturulan taleple ya- tırımcı bir yandan arsa üzerinden kazanırken, öte yandan yüksek katlı bina yaparak binadan da büyük kârlar elde edebilmekte olduğu belirtilmektedir. Yüksek katlı bina yapımı yay- gınlaştıkça bu tür yapıları yapabilecek büyük ölçekli şirketlerin işleri artarken, küçük ve orta ölçekli inşaat firmaları giderek azalmaktadır. Bu tür uygulamalar sermayeyi bir kesimde yoğunlaştırarak toplumdaki orta gelir grubunu ortadan kaldırmakta, toplumda birbirinden kalın çizgilerle ayrılmış yüksek gelir düzeyli elit kesim ile düşük gelir grubundan oluşan kaotik sistemlerinin kapasiteleri zorlanmakta veya yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle yer seçimi yapılırken mevcut yerleşimlerin dışında ve uzağında yerleri düşünülmelidir. Gökdelenler şehrin tarihi kimliğine, ruhuna zarar vermekte bu tür yapılar çoğaldıkça şehrin bu değerleri yok olmaktadır. Bu tür yapılar aynı zamanda şehrin topoğraf- yasını örseleyerek, tabiatın siluetini bozmakta ve birbirine ne kadar uzak olursa olsun şehrin insicamını alt üst etmektedir. Şehirde tebarüz etmiş eski nirengi noktalarını, imaj oluşturan yapıları yüksek yapıların inşaa- sıyla kaybolup gitmekte, şehrin tarihî mekanla- rın özelliği yitirilmekte, mahalleler, meydanlar sokaklar, eski ağaçlar yok edilerek hatıralar kaybedilmekte, kısaca yaşayanların şehre ait değerleri ve aidiyeti yok edilmektedir.. Aynı zamanda bu yapılar yapılırken evlerin yakınındaki özel yeşil alanlar, bahçeler yok edilerek Türk şehirciliğinin tabiat ile bütün- leşen tabii çevre ilkeleri yok edilmekte, eski evlerin iç mekan-dış mekan bütünleşmesi yitirilirken, manzaraya yönelme ve komşu yapılara olan saygıdan bahsetmek imkansız hale gelmektedir. YÜKSEK KATLI BİNALARIN SOSYOLOJİK YAPIYA VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ Yüksek katlı binaların sosyolojik açıdan oluştur- duğu sakıncalara gelince, insanlar kendine özel bir sosyal doku teşekkül ettirmektedir. Firmalara sağladığı prestijin yanında, çalışan- lara sağladıkları konfor, kaynakların ekonomik kullanımı ve daha fazla insanı bir arada ça- lıştırma imkânı gibi nedenlerden dolayı tercih edilen yüksek katlı binalarla ilgili görüşlerini belirten nöroloji uzmanı Doç. Dr. Serdar Dağ, suni iklimlendirmeden kaynaklanan enfek- siyonları ve üst solunum yolu sorunlarının yanında bu tür binalarda çalışanların en çok yakındıkları sağlık sorunlarının başında gerilim tipi baş ağrıları ve migren gelmekte olduğu belirtilmektedir. ŞEHİRCİLİK VE İMAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRME Hayatın gerçeğinden uzak masa başında hazırlanan imar planlarıyla, kanun ve yönet- meliklerin getirmiş olduğu anlamsız kural ve sınırlamalara göre uygulama yapıldığından olumsuz sonuçları kaçınılmaz olmaktadır. Yük- sek yapılarda alttaki katlar üsttekileri taşımak zorunda kaldığından abartılı temeller, ileri teknoloji maliyeti, asansörler, yüksek deprem riski ve yangın güvenliği açısından gelen ilave maliyetler, arsadan elde edilen tasarrufu(!) gidermekte, daha yüksek maliyetli binalar haline gelmektedir. Gökdelenlerin şehre önemli olumsuz etkilerin- den biri de şehir içindeki hava sirkülasyonun azaltması ve azalan sirkülasyon dolayısıyla şehir içindeki havanın sıcaklık ve kirliliğin doğal
  • 18. Kasım - Aralık 2013 19 Modern ideolojiler ve özellikle liberalizm / kapitalizmin bağlılarının, yani gettolaştırmanın fikir ve eylem ortaklarının bu kıyameti yaratmış olmaktan dolayı bir sıkıntı içinde olması beklenmez. Ancak tevhid dini olan İslam’ın bağlılarının, özellikle Türkiye’de bu kıyamet ideolojisine olan katkıları düşünülünce, kıyameti çok daha soğuk bir yüzle karşımızda görüyoruz. klima sistemi bozulduğundan dışarıya tahliye edilmemesine sebep olmaktadır. Buna karşılık Belgrad Ormanı istikametinden esen sert rüzgârlar gökdelenler arasındaki boşluklar- dan çıkarken hava şartlarında ani değişimler teşekkül etmektedir. Arsanın çok kıymetli olduğundan bahsederek yüksek katlı bina yapmanın zaruri olduğunu bahsedenlere verilecek cevap şöyle özetlene- bilir :1,50 emsalli bir yerde emsali değiştirme- den 0,25 taban alanını 0,50 ‘ye çıkarırsanız aynı imarla altı katlı bina yapmak yerine üçer katlı sıra evler yapılabilmekte ve aynı yerde, aynı imar yoğunluğu ile daha insanî, tabiatla barışık çözümler elde edilebilmektedir. Bu binalarda insanların kendine ait küçük birer bahçe ayırılarak toprakla temas sürdürülebil- mekte, yaşlı, çocuk ve engellilerin ve herkesin toprağa, yere daha yakın olmakla daha mutlu oldukları görülmektedir. Bu tür çözümler üretilebilecek iken yukarıda belirtilen rant kaynaklı sebepler ve çözüm üretimindeki akıl tutulmasından(akıl kıtlığı da denilebilir) dolayı bu tür çözümlemeler üzerinde pek durulma- maktadır. İnsanlar ortak ama kendisine ait olamayan geniş pasif yeşil alanlardan çok, küçük ama kendine ait aktif kullanacağı bah- çeleri talep etmektedir. Bu tür az katlı yapılar, yüksek katlı binadan gelecek büyük temel masrafları, asansör, kule vinç, büyük deprem ve yangın riski maliyetlerine katlanmayı gerek- tirmemekte, büyük inşaat şirketlerine ihtiyaç duymaksızın hemen yakınındaki küçük ya da orta ölçekli firma ya da kalfayla binalarını yapabilmektedir. Böylece aracılık ve tanıtım- reklâm hizmeti vererek konut maliyetine suni olarak artıran parametrelerden kaçınılarak daha ucuza ev sahibi olunulacaktır. Ayrıca bu tür az katlı yapıların betonarme yapım zorunluluğu bulunmamakta ahşap, çelik, kâgir ve hatta kerpiçten dahi yapılabilmektedir. GETTOLAŞMA KIYAMET HABERCİSİ(Mİ?).. Bir şehrin herhangi bir azınlıkça yerleşilen bölümüne genel olarak “ Getto ya da geto” denilmektedir. İbranice kökenli bu sözcük 20.yüzyıl ortalarında Almanya ve Doğu Avrupa şehirlerinde eskiden Yahudilere ayrılan sonra da Yahudi semtlerine verilen bir ad olup ,genelde kötü hayat şartlarının hakim olduğu yerleşim bölgeleri için kullanılmaktaydı. Günü- müzde ise belli gelir ya da düşünce paralelliği taşıyan grupların, kendilerini toplumun diğer kesimlerinden ayrıştırarak, hisarlar ve tel örgüler arasına alarak daha güvenli ve steril bir ortamda yaşamayı oluşturan, genellikle yüksek katlı lüks konutlardan oluşan siteler anlaşılmaktadır. Bu tür yapılaşmaların kapitalist ekonomik sistemin uzantısı ve sonucu olduğunu belirten Enver Gülşen, “Bir Kıyamet Habercisi Olarak Gettolaşma” adlı makalesinde; “Modernite ve onun ekonomik hayatla toplumsal hayat arasındaki ilişkileri düzenleyen “araçlarından” en güçlüsü olan kapitalizmin sürdürülebilir olması toplumsal alanın gettolaş(tırıl)masıyla yakından ilintilidir. Gettolaşma, bir yandan çeşitli toplumsal kesimlerden gelen insanlar arasındaki bağları koparırken, öte yandan in- sanı salt bir dünya yaratığı hâline döndürecek bütün yolları sonuna kadar açar.” Modern toplumlardaki gettolaşma, üç aşama- da gerçekleşir. İlki, mezarlıkların gettolaştırıl- masıdır. Mezarlıklar şehrin en uzak köşelerine, “faal insanın” göremeyeceği kadar uzağa atılır ki, günlük hayatta “yükümlülüklerini” yerine getiren insan, ölümle hiçbir şekilde karşı kar- şıya kalmasın. Zira ölümle yüzleşmek, insanın, hayatın hakîkî anlamı üzerine her an tefekkür içinde olması demektir. (…) Özellikle kapitalizmin yoğun bir toplumsal travma yarattığı ve insanların hayat stan- dartları arasında derin uçurumlar oluşturduğu yerlerde gettolaşmanın ikinci adımı gerçek- leşir. Üretim ve tüketim döngüsünün içindeki herhangi bir konumda yer alamayan toplumun yoksul kesimleri mezarlıklara yapılan türden bir gettolaştırma işlemine maruz kalırlar. (…) Ve gettolaştırmayı bütün unsurlarıyla gerçek- leştirenler, bu şiddetin farkındadır. Bu yüzden üçüncü tipten gettolaştırma başlar. Ancak bu defaki gettolaşma, ilk ikisinden nicelik ve nite- lik olarak temel bazı farklar barındırır. Bir kere bu son gettolaşma, bir şekliyle toplumun ve devletin yönetici elitinin, kendilerini “sıradan” halktan izole ederek korunaklı kılmasıdır. As- kerler, milletvekilleri, hâkim savcılar, bürokrat- lar vs. topluca yaşadıkları yerlerde, kendi ko- runaklı duvarları ardında ilk iki gettolaşmanın sonucu gerçekleşebilecek potansiyel şiddetten uzaklaştırırlar kendilerini. Bu korunaklı yerler, adeta mini devletçik gibidirler. İçerdekilerin dışarının dertlerinden haberi yoktur. Ki zaten haberleri olmasın diye inşa edilmiş olan bu
  • 19. MİMARLIK Mimar ve Mühendis20 fildişi kulelerde yaşarlar. Modern ideolojiler ve özellikle liberalizm / kapitalizmin bağlılarının, yani gettolaştırma- nın fikir ve eylem ortaklarının bu kıyameti yaratmış olmaktan dolayı bir sıkıntı içinde olması beklenmez. Ancak tevhid dini olan İslam’ın bağlılarının, özellikle Türkiye’de bu kıyamet ideolojisine olan katkıları düşünülünce, kıyameti çok daha soğuk bir yüzle karşımızda görüyoruz. Bugün Müslüman elitlerin, gettolaştırmanın bu üç türlüsüne, ama özellikle zengin rezidans- ların hayatımızın içine bir çirkin kale olarak girmesine olan “katkıları” yadsınamaz.. “Allah’ın karşısında kral da, dilenci de aynıdır; onları ayıran sadece takvalarıdır” inancına sahip olan- ların, kendi “ayrıcalıklarını” Babil kuleleri içinde sergilemek için birbirleriyle yarışmaları oldukça manidar. Modern korkuların Müslümanların önce hayatlarını, sonra da imanlarını dönüştür- düğünün en büyük kanıtı bunlar. Tanrıyı mı attık hayatımızdan; soytarı tanrı- cıklar bütün görüş alanımızı işgal eder ve bizi köleleri hâline dönüştürürler. Müslümanlar dâhil insanlığın kahir ekseriyetinin güç, ikti- dar, para, mal mülk, kariyer putlarına tapar hâle gelmesi “sizin taptıklarınız benim aya- ğımın altındadır” diyen İbn Arabî’yi yeniden aklımıza getirmeli. Ayaklar altına almamız gereken her şeyi, sırça köşklerimizde baş- tacımız yaptık. “Bir lokma, bir hırka” boğaz manzaralı ultra-lüks rezidanslarımızın şark köşesine astığımız altın çerçeveli tabloda yazılı bir hatıra olarak kaldı. Babil kulesi neden tamamlanamamıştı ve ne- den Allah, Babil kulesini yapanların dillerini de- ğiştirmişti de birbirlerini anlamaz olmuşlardı? Allah’a şirk koşmanın bir şekli olan salt dünya varlığı hâline gelmiş olmamız olmasın bunun sebebi? Babil kulesini yapanların başına gelen şey, tekrar tekrar başımıza gelmiyor mu? Dillerimiz, artık birbirimizi anlayamayacak kadar karışmadı mı, aynı “dili” konuşsak bile? Parçalana parçalana nereye kadar? Kıyametin hemen eşiğinde duruyoruz. Korunaklı, konforlu ve güvenli duvarlarımız bir gece ansızın tepe- mize büyük bir gürültüyle çöktüğünde her şey için çok geç olabilir. Gidilen yol yol değildir.” Konuya başka açıdan bakan Hayrettin Kara- man ise şöyle diyor: “İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse İslam toplumunda onların aykırı fiilleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi tedbirlere başvurulur.” NETİCE Kentsel dönüşüm' sağanağı altında projelen- dirilen çok katlı, çok yoğun siteler, toplumu merkezi ve mahalli bir otorite tarafından daya- tılan bir ayrışmaya sürüklemektedir. İnsanların nerede, hangi büyüklükte bir evde oturacağına, komşularının kimler olacağı ve kimlerle temas edeceğine, sakinlerin dışında bir üst irade karar vermektedir. Dünyada toplumdaki bu ayrışmanın önüne geçecek bazı tedbirler alınmakta, çözüm yolları aranmaktadır. Buna örnek olarak; Kanada`da bazı eyaletler toplu konutların site girişlerini güvenlikler ve kilitli kapılarla kentin yol bağlantılarına kapatmasını yasak- lamaktadırlar. Amerika`daki bazı eyaletlerde, Avrupa’da Amsterdam gibi şehirlerde yeni geliştirilen toplu konut projelerinde alt ve orta gelir grubuna yönelik belli bir konut stokunun da üretim, emlak geliştiricilere şart koşularak farklı gelir gruplarının bir arada yaşaması hedeflenmekte ve gettolaşmanın önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Mekanları tasarlayan, inşaa eden, karar verenler, ona kendi inanç ve kültürel kodlarını yansıtmakta ve bu mekânlar derin manalar yüklü ve veluddur. İnşaa edilen mekanlarda insan ve cemiyetin kültürel kodlarının ete kemiğe bürünmüş hali gizlenmiş gibidir. Dışa kapalı, özel, güvenlikli, muhafazalı alanlar ister istemez bir ayrışmayı tevlid edecektir. Siteleşme ile ayrışma birbirlerini takip eden tabii silsile gibidirler..Bu fiziki ayrışma zihinsel ayrışmaya dönüşürse insanları ötekileştirdik- lerinden dolayı aklen ve kalben ayrı yaşamaya ve düşünmeye götürme tehlikesini mündemiç- tir. Bu ise cemiyet hayatının tamamını tehdit edecek içtimai bir mesele haline dönüştürebi- lir. Kaldı ki bu minvaldeki mevcut sitelerde ya- şayanların pervasızlıkları, gösteriş ve tüketim hastalıkları, yaşamakta oldukları hayatın lüksü onları yekdiğerini düşünmeyen ve giderek dün- yevileşen nesne haline getirmektedir. Mutlak huzur ve mutluluk bu dünyada mümkün mü? Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den riva- yet edildiğine göre Resülullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:"Canım kudret elinde olan Allah'a ye- min ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" Müslümanlar dâhil insanlığın kahir ekseriyetinin güç, iktidar, para, mal mülk, kariyer putlarına tapar hâle gelmesi “sizin taptıklarınız benim ayağımın altındadır” diyen İbn Arabî’yi yeniden aklımıza getirmeli. Ayaklar altına almamız gereken her şeyi, sırça köşklerimizde baştacımız yaptık. “Bir lokma, bir hırka” boğaz manzaralı ultra-lüks rezidanslarımızın şark köşesine astığımız altın çerçeveli tabloda yazılı bir hatıra olarak kaldı.
  • 20. Kasım - Aralık 2013 21
  • 21. GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, uluslararası düzeyde rekabet edebilmek için, araştırma temelinin güçlendirilmesi ve yapılandırılması yolunda yeni mekanizmalar geliştirirken, oluşturulacak bir bilim ve teknoloji politikası çerçevesinde teknoloji üretme olanaklarını geliştirmelidir. Her şeyden önce gsyih’den Ar-Ge’ye ayrılan pay çıkartılmalı ve ayrılan bütçenin katma değeri yüksek, dünya ölçeğinde rekabet edebilir ürün ve teknolojilerin geliştirilmesi gibi doğru kaynaklara aktarılması sağlanmalıdır. TÜRKİYE'DE AR-GE VE İNOVASYON YÖNETİMİ Mimar ve Mühendis22
  • 22. Kasım - Aralık 2013 23
  • 23. GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ Mimar ve Mühendis24 DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Günümüzde kuruluşların rekabet gücünü belirleyen en önemli unsur Ar-Ge ve inovasyon yetenekleridir. Bazı inovasyonlar her hangi bir Ar-Ge faaliyetine gerek olmaksızın, bazıları ise teknolojik Ar-Ge faaliyetlerinin sonucunu kullanarak yapılmaktadır. Peki, ülkemizde Ar-Ge inovasyon konusunda durum nedir, neler yapılmakta ve neler yapılmalıdır, açıklamaya çalışalım. İnovasyon ve Ar-Ge konusunun firmalar, hatta ülkeler için rekabette farklılaştırıcı unsur olduğunun bilinmesine rağmen, Türkiye’de aslında tam anlamıyla inovasyon ve Ar-Ge uygulama- larının nasıl olacağı herkes tarafından net bir şekilde bilinmemek- tedir. Kimileri konuya sadece finansal olarak bakmakta ve TÜBİ- TAK veya KOSGEB’in verdiği Ar-Ge teşviklerinden yararlanmayı inovasyon ve Ar-Ge yapmak olarak görmektedir. Kimileri, firma içinde fikir geliştirme veya motivasyon çalışmaları yapınca ino- vasyon yaptıklarını düşünmektedir. Kimileri piyasaya yeni bir ürün çıkartınca kendini “inovatif” bir firma olarak tanımlamaktadır. Bu ve bunun gibi sayılacak birçok şey inovasyon ve Ar-Ge’nin bir parçası olabilecekken gerçekte önemli olan, yapılan çalışmaların nasıl yapıldığı, firmanın satışlarını ne kadar arttırdığı ve elbette işin sonunda rekabet gücünün ne kadar yükseldiğidir. Türkiye’de yapılan çalışmalara bu gözle bakıldığında ve dünyadaki uygula- malar ile karşılaştırıldığında gerçek anlamda inovasyon ve Ar-Ge metodolojilerinin çok fazla bilinmediği ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde Ar-Ge ve inovasyon eksikliğinin nedenleri arasında, alınan eğitimin yetersizliği, yeni konularda derslerin açılamaması; akademisyenlerin araştırma yapamamaları, maddi sorunlar, alt- yapı yetersizliği (araştırma laboratuvarı ve enstitüsü), araştırma heyecanı, sevgisi, metodolojisinin verilememesi, birlikte çalışıla- maması, araştırmalarda çalışan doktoralı eleman eksikliği, proje başvurularının kişisel ya da tek kurumlu olması, ulusal konsorsiyu- mun kurulamaması, uluslararası organizasyonlara katılım eksikliği ve doktora sürelerinin çok uzun olması gibi unsurları sayabiliriz. Bu koşullarda yeni teknolojiyi üretmenin hatta takip etmenin imkansız hale gelmesi kaçınılmazdır. Tabii sanayinin ilgisizliğini de saymadan geçemeyiz. Yukarıdaki eksiklikleri de göz önünde bulundurarak, Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon kapasitesini artırmak için yapılması gereken çok sayıda iş bulunduğunu söyleyebiliriz. Rekabetçi güç odaklı, Ar-Ge ve inovasyon temelli yeni bir stratejik dönüşüm şart gibi görünmektedir. Türkiye'nin inovasyon kapasitesini arttırmadan ve bu kapasiteyi üretime dönüştürmeden istenilen düzeyde bir refaha ulaşmamızın imkânı bulunmuyor. Türkiye Küresel Rekabetçilik Endeksi'nde 59, İnovasyon Kapasitesi'nde 69, İş Yapma Kolaylığı Endeksi'nde 71, Metametik AR-GE VE İNOVASYON’UN NERESİNDEYİZ?
  • 24. Kasım - Aralık 2013 25 ve Fen Bilimleri Endeksi'nde 103 ve Dünya Refah Ligi'nde 75'inci sırada bulunuyor. Bir yandan araştırmacı sayısı ve bilimsel maka- le üretimi artarken, aynı gelişmeler patent sayılarına ve üretime yansımıyor. Öte yandan ihracatımız, düşük ve orta teknolojilere dayalı bir sanayi yapısına sahip. İhracatımızın sadece % 2’si yük- sek teknolojili mallardan oluşuyor. Oysaki küresel endekslerde üst sıralarda yer alan ve dünyanın önde gelen ekonomilerinde bu oran % 20-50 arasında değişiyor. Araştırma geliştirme faaliyetleri ve inovasyonlar tüm dünyada, büyümenin, verimliliğin ve rekabet avantajının önemli bir dinamo- su olarak hız kazanmaktadır. Ar-Ge’nin hedeflerine ulaşabilmesi için, kamu-özel sektör arasında sorumlulukların paylaşılması, bilişim teknolojileri ve insan kaynakları ile ilişkilerinin irdelenmesi, teşvik ve finansman boyutlarının dikkate alınması ve harcamala- rın doğru ve dönüşü olan alanlara kanalize edilmesi gerekmek- tedir. Ar-Ge’nin salt ‘ürün geliştirmeye yönelik harcama’ olarak görülmemesi ve ekonomik büyümeye olan etkisini gerçekleştiril- mesi için teknolojik gelişme ve iktisadi büyüme arasındaki iletim mekanizmasının doğru anlaşılması ve teknolojiye ‘hazır olma’ ve teknolojik ‘kullanımın’ artırılmasına yönelik bir planlama çerçeve- sinde yol alınması gerekmektedir. Not: Bu yazıda MÜSİAD’ın Ar-Ge ve İnovasyon raporlarından faydalanılmıştır.
  • 25. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis26 MMG Dergisinin bu sayısının teması Araştırma- Geliştirme kısaca AR-GE ve İnovasyon. Bu sayıda konu uzmanları tarafından detaylı şekilde anlatılacak. AR-GE ve İnovasyon gerekliliği, tecrübeler, uygulamalar, metotları, ticarileşmesi, desteklenmesi konusunda bilgilerimizi artıracağız. Mühendis ve mimarlar olarak zaten sürekli duyduğumuz, kısmen veya tamamen içinde olduğumuz bu konuyu daha da içselleştirmiş olacağız. AR-GE NEDİR İNOVASYON NEDİR? işisel gözlemlerimi paylaşmak isterim. 1985 de mühendis diplomamı alınca Ar-Ge mühendisi olarak tekstil makinesi üreten bir şirkette iş hayatına atıldım. 3 yıl dokumaya hazırlık makineleri kontrol sistemleri geliştirdim. İkinci şirketimdeki görevde sentetik iplik makineleri proses kontrol sistemleri geliştirdim. Böylelikle İsviçre’de 9 yıl Ar-Ge çalışma tecrübem oldu. Yaklaşık 18 senedir Türkiye’de bu konuda faaliyette bulundum, Ar-Ge yapan, teknoloji üreten kişilerle, kurumlarla temasım devam etmektedir. Tüm bu 27 yıllık deneyimi muka- yeseli olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. İsviçre’de çalıştığım şirketlerde Ar-Ge yapmanın iki önemli motivasyonu vardı. 1) Müşteri, mevcut makine ve sisteme ek fonksiyonlar, özel- likler talep ediyordu. Bu taleplerin en iyi şekilde, müşterinin istediğinden daha fazlasıyla yerine getirilmesi için yapılan Ar-Ge çalışmaları. 2) Pazarda kalmayı sürdürebilmek için, rekabetçi olmak için ve rakip firmaların yaptığından daha işlevsel, daha verimli, üretken sitemler için Ar-Ge çalışması yapmak. Bu yaklaşıma Ar-Ge ve inovasyonun motoru diyebiliriz. Bu bir dürtü kültürü, yarış hatta varoluş kültürü. Bir şirket kurulup bir ürünle başla- dığı zaman adeta sonsuz bir yarışa çıkmıştır. Bu yarışta önde olmak en büyük motivasyondur. Beraber yarışa katılanların aynı motivasyonu olduğunu unutmamak gerekir. Bu iki sebepten görüleceği üzere şirketler gelirlerinin bir kısmı- nı Ar-Ge’ye ayırmak zorundadır. Cirodan Ar-Ge’ye ayrılan kay- naklar sektörden sektöre değişmektedir. Gelişmiş ülkelerde GSMH %3 kadar kaynak Ar-Ge’ye ayrılmaktadır. Bu kaynağın %1 kamu kaynaklarından, %2 si ise özel sektör kaynakların- dan olması idealdir. Ülkemizin 2023 hedefleri bu şekildedir. TUİK ve TÜBİTAK verilerine göre 2000 li yılların başında GSMH’dan Ar-Ge için % 0,45 kaynak kullanılırken bu rakam günümüzde %1’e yaklaşmıştır. Bu kaynağın hemen hemen hepsi kamu tarafından sağlanmaktadır. Milletimizi görgüsü, kültürü hep devletten bir şey beklemektir. İşadamı dernekleri adeta devlet teşvikleri peşinde koşmaktadır. Devletin Ar-Ge teşvikleri adı altında fon ayırması işadamlarının iştahını çok kabartmaktadır. Yukarıda İsviçre’de çalıştığım şirketlerin 2 önemli Ar-Ge motivasyonunu yazdım. Çalıştığım 9 yıllık Ar-Ge mühendisi süresince İsviçre Devletinin Ar-Ge teşvik fonu oldu- ğunu duymadım, hiç projede yazmadık. Çalıştığımız konularda gerçekten ileri teknoloji olan konulardı. Devletin şirketimize verdiği destek sanırım geliştirdiğimiz sistem ve makinelerin dünya pazarlarına satılabilmesi için ihracat riziko garantisiydi. K Mesut UĞUR MMG Yönetim Kurulu Üyesi
  • 26. Kasım - Aralık 2013 27 Türkiye’de sanayicinin ve iş adamlarının hem yatırım için hem Ar-Ge için devlet desteği istemesi bu nedenle çok garibime gitmektedir. Bu sanırım hem devlet hem özel sektör tarafından bilinen, bir suistimal meselesi. Bakan danışmanlığına başladıktan sonra bazı şikâyetlerle karşılaşıyorum. KOSGEB, TÜBİTAK “şu firmaya destek vermiş, üre- tim için yeni makine almışlar, bize niye vermiyorlar veya bize de verseler ne olur, bize niye haksızlık yapılıyor” denilmektedir. Bunları yadsıyorum. Bir kurum, kişi kendi tasarrufunu müteşebbis olarak kul- lanmadan nasıl devlet kaynağı ile müteşebbis olur anlamıyorum. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Verimli olmamaktadır. Aynı zaman- da adaletsiz bir durumdur. Çünkü devletin sınırsız gelir kaynakları yoktur, sınırsız dağıtacağı kaynakları yoktur. Türkiye gibi gelişmekte olan ve ciddi büyük pazar boyutu olan ülke- lerde çeşitli sebeplere dayandırılan geri kalmışlığı aşabilmek için, kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için kamu destekli Ar-Ge’ye ihti- yaç vardır. Fakat bu desteklerin titizlikle, mantıklı şekilde yapılması gerekir. Ülkenin sürekli ihtiyacı olan malların yurtdışından ithali ciddi cari açıklara neden olmaktadır. İthal ikamesi için geliştirilecek ürün- lere ve sistemlere kamu destek vermelidir. Bazı konularda tersine mühendisliği teşvik edip desteklemelidir. Örneğin son 10 yılda ülkeye ciddi şekilde ulaşım altyapısı gerçekleşti. Bu altyapı projelerinde kullanılan makine parkının çoğunluğu ithal edildi. Yapılan altyapıların bakımlarının yapılabilmesi için ve ayakta tutulabilmesi için ciddi makine parkına ihtiyaç vardır. Tam anlaşılması için örnek verecek olursak: Duble yolların asfaltlarının kazınarak tekrar asfaltlanması için kazıma makineleri, serme makineleri ve sıkıştırma makinelerine ihtiyaç vardır. Bu makinelerde tamamen dışa bağımlıyız. İç tüketi- mimiz o kadar büyük ki bu tür makineleri tersine mühendislikle ken- dimiz geliştirmeliyiz, geliştirebiliriz. Yaşam beklentisi kavramı tüm sistemler için çok önemlidir. Her ürünün, sistemin yaşam beklentisi vardır, belirli süre kullanılır, eskir ve yenisiyle değiştirilmesi gerekir. Bu döngüyü çok iyi kavrayıp hangi sistemlerin ne sıklıkta değişti- rileceğini, bunların yeniden yapılmasının ekonomik boyutlarının ne olduğunu ve bu işler yapılırken ne kadar ek istihdam oluşacağını çok iyi şekilde hesaplayıp planlamamız gerekmektedir. Hep eğitimli genç nüfusumuzla övünmekteyiz. Bu geçlerimize yeni istihdam olanakları yaratılmadığı zaman ülke birçok sosyal sorunlarla karşılaşacaktır. Tersine mühendislikle geliştirilecek ürün ve sistemler hem Ar-Ge personeli istihdamı sağlayacak hem de üretimde çalışacaklara istihdam sağlayacaktır. Türkiye için tersine mühendislikle Ar-Ge yapılacak başlıca konuları; tıbbi cihazlar, ulaşım araçları, iş maki- neleri, takım tezgahları, elektronik ve haberleşme sistemleri, enerji üretiminde kullanılan teçhizat ve sistemler, yenilenebilir enerji üretim sistemleri, ileri üretim –otomasyon teknolojileri, enerji tasarrufuna yönelik başta cam olmak üzere inşaat ve yalıtım malzemeleri olarak sıralayabiliriz. Ar-Ge çok boyutlu multidispliner bir çalışma gerektirir. Çünkü günü- müz sistemleri karmaşıktır. Bazı araştırma merkezleri, üniversiteler sadece temel dallarda araştırma yapsalar dahi tüm branşların desteğine ihtiyaçları vardır. Ürüne yönelik Ar-Ge ise tamamen çok disiplinin beraber çalışması anlamına gelir. Bir tıbbi cihazı ele aldı- ğımızda anatomi ve fizyoloji bilgisi, fizik, kimya ve biyoloji bilgisi, Türkiye gibi gelişmekte olan ve ciddi büyük pazar boyutu olan ülkelerde çeşitli sebeplerden dayandırılan geri kalmışlığı aşabilmek için, kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için kamu destekli Ar-Ge’ye ihtiyaç vardır.
  • 27. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis28 malzeme bilgisi, mekanik tasarım bilgisi, elektronik tasarım bilgisi ve yazılım bilgisi gerektirmektedir. Tüm bu yeteneklerin tek bir firmada oluşması çoğu zaman imkansızdır. Sistem yapacak firmanın bu yeteneklerden bazılarına sahip olması yanında diğer tedarikçilerin bilinmesini gerektirir. İnkremental Ar-Ge Hiçbir kurum bir şeyi son noktaya kadar geliştirip bitiremez. Geliştir- me sürekli devam eden bir süreçtir. Bu süreç adım adım olur. Buna inkremental Ar-Ge diyebiliriz. Her sistemin tekamül etmeye ihtiyacı vardır. Elimize aldığınız cep telefonunuza bakınız 15 yılda nereden nereye geldi. İlk başta sadece konuşma yaparken günümüzde adeta mobil ofis gibi kullanıyoruz, özel yaşamımızda yaptığımız kitap oku- mayı, eğlenmeyi, televizyon seyretmeyi dahi günümüz mobil cihaz- larıyla yapabiliyoruz. Bu durumu yaşantımıza giren taşıtlarda, üretim hatlarında da gözlemleyebiliriz. Global Şirketlerin Ar-Ge Merkezi Açmalarının Teşvik Edilmesi Günümüzde global şirketlerin girmediği ülke kalmamıştır. Her ülke bunlara pazar olmaktadır. Bazıları ise üretim lokasyonu olmaktadır. Bu şirketlerin ciddi Ar-Ge harcamaları olmaktadır. Şirketlerin asıl doğduğu ve büyüdüğü ülkelerde insan kaynakları yetersizliği vardır. Bu yetersizliğin başlıca nedeni yaşlanan nüfus, doğum oranlarının düşmesiyle azalan nüfus, dışarıdan getirilen göçmenlere karşı olan kitleler, iş ikliminin verimli olması nedeniyle çok sayıda şirketin ben- zer İK ihtiyacıdır. Pazarı iyi takip eden ülkeler, global şirketler Ar-Ge çekmek için politikalar geliştirmektedirler. Bu politikalarda global şir- ketlerin getireceği yöneticilerin, Ar-Ge perso- nelinin güven içinde yüksek hayat standardında yaşamalarının sağlanmasıdır. Geçen yıl yaptığım Singapur ziyaretinde bunu gözlemledim. BIOPO- LIS Biyoteknoloji tekno parkına dünyadaki global ilaç ve biyoteknoloji şirketlerini çekmişler. Burada hem Singapur’lu hem yabancı Ar-Ge personeli istihdam ediliyor. Şimdiye kadar Singapur’da global şirketlerin sadece ilaç paketle fabrikaları varken gelecekte Singapur’da geliştirilmiş, katma değeri çok daha yüksek ilaç molekülleri üretilecek. Geçenlerde ülkemizde global şirketlerin kurduğu Yabancı Sermaye Yatırımcıları Derneği YASED’in Ar-Ge çalıştayına katılmıştım. Dernek üyesi global şirketlerin dünya gene- lindeki Ar-Ge bütçeleri 200 milyar ABD doları imiş. Dernek yönetim kuruluna göre iyi bir strateji ile çok kısa sürede 10 milyar ABD dolar payı Türkiye’ye getirilebilirmiş. Böyle bir payın gelmesi demek on binlerce nitelikli insanımızın istihdamı demek. Ülkemiz bu konuda yeni yeni bilinçlenmeye başlamıştır. Yeni yapılan teknoparklara global şirketler davet edilmektedir. Teknoparklar yerli ve yabancı Ar-Ge personeli için cazibe merkezi olmaya çalışmaktadırlar. Bir global şirketin veya yabancı Ar-Ge personelinin bir cazibe merkezine çekilmesi için yapılacaklar dahi başlı başına bir Ar-Ge’dir. Singapur, Honkong, Birleşik Arap Emirlikleri, bazı Avrupa ülkeleri bu işi en etkin şekilde yapan ülkelerdir. Sadece teknoparklar değil üniversitelerde Ar-Ge personeli için cazibe merkezi olmalıdır. Pazarı iyi takip eden ülkeler global şirketler Ar-Ge çekmek için politikalar geliştirmektedir- ler. Bu politika- larda global şir- ketlerin getirece- ği yöneticilerin, Ar-Ge personeli- nin güven içinde yüksek hayat standardında yaşamalarının sağlanmasıdır. Yeni yapılan teknoparklara global şirketler davet edil- mektedir. Teknoparklar yerli ve yabancı Ar-Ge personeli için cazibe merkezi olmaya çalışmaktadırlar.
  • 28. Kasım - Aralık 2013 29 AR-GE için Üniversitelerin Rolü Ülkemizde bulunan 170 üniversiteden çoğunluğu eğitim amaçlı faaliyet göstermektedir. Oysa üniversitelerin temel gayelerinin en önemli kısmı bilimsel araştırma yapmaktır. Ülkemizde yüksek öğreti- me yön veren YÖK daha çok öğrenci kontenjanlarıyla ilgilenmektedir. Hâlbuki ülkenin kalkınması, rekabetçi olması ve refah için araştırma üniversitelerine ihtiyaç vardır. Üniversitelerin her konuda araştırma yapması imkansızdır. Bu nedenle bazı üniversitelerimiz tematik araştırma konularına yönelmelidirler. Mesela, nükleer enerji, nano teknoloji, biyoteknoloji, kompozit malzemeler, ileri üretim teknolo- jileri, tıbbi cihazlar ve malzemeler, ulaşım teknolojileri vs. Tematik araştırma üniversitesi olarak ayrılan üniversiteler kendi konularında gıptayla bakılacak mükemmeliyet merkezleri olmalıdır. İnovasyon –Yenilikçilik İnovasyon günümüzün en moda kelimelerinden biridir. Bu konuda konferanslar düzenlenmektedir. Politikacılar, akademisyenler, bürok- ratlar ülkeyi refaha inovasyonun götüreceğini söylemektedirler. Çoğu zaman bunu söylerken daha önce hiç olmayan ürünleri, sistemleri (buluşları) kastetmektedirler. Benim anladığım inovasyon üründe, serviste, süreçte, teknolojide, metotta veya fikirde fayda sağlayan, üretkenlik artışı sağlayan pazar ve toplum tarafından kabul gören bir olgudur. İş yapmadan, iş üzerinden olmadan inovasyon yapama- yız. İnovasyon ilerlemeden ayrıdır. İlerleme bir şeyi daha iyi yapma durumuyken inovasyon bir şeyi farklı şekilde daha fazla fayda sağlayarak yapmadır. İnsan her çalıştığı konuda ürünlerini, sis- temlerini daha verimli, daha faydalı duruma getirirse ve yaptığı ticari karşılık bulursa ve toplum tarafından kabul görürse inovas- yon yapmış olur. İnovasyon dinamik bir süreçtir. Bu süreçte fayda sağlayan fikirlerin ortaya çıkması ve bu fikirlerin emek ve yatırımla ticarileşmesi safhaları vardır. İnovasyon yapılacak ürün ve hizmet ortamları uygun ÖKO sistem gerektirir. Bu politikalar ülkeler için hükümetlerce, şirketler için yönetim kurullarınca belirlenir ve sağlanır. Bu durumda inovasyon sisteminden ve ikliminden bahsedebiliriz. Ülkemizde böyle bir iklim oluşması için başta ekonomi bakanlığımız olmak üzere farklı bakan- lıklarımız, ticaret ve sanayi odalarımız, ihracat birliklerimiz etkinlikler düzenlemekte, inovasyon kavramını anlatmaya ve öğretmeye çalış- maktadırlar. 28-29-30 Kasım 2013 de Türkiye İnovasyon Haftası konferansı düzenlenmektedir. Yapılan etkinliklere baktığımızda İno- vasyon öğrenilebilir ve dolayısıyla öğretilebilir bir kavramdır. İnovasyon ölçümleri ve sıralamaları yapılabilmektedir. Bu sıramalar farklılıklar gösterse de ülkeler sıralamasında başı çeken 3 ülke İsviç- re-İsveç ve Singapur olmaktadır. İsviçre ve İsveç’te bu kültür çok eskiye dayanmaktadır. Bu kültürde insanlar öncelikle kendileri ve halkları için faydalı ürünler ve hizmetler üretirler ve sürekli mükem- meliyete yönelmişlerdir. Bu bir birikim sürecidir. Singapur model ise bize bu işin sonradan da planla, istekle yapılabileceğini göstermiştir. Singapur 1965 de bağımsız olmuş, 434 km2 yüz ölçümü olan bir ülkeydi. Singapur’u bağımsızlığına kavuşturan liderler sistemi öyle bir kurguladılar ki Singapur’u 50 yılda dünyanın en müreffeh ülkele- rinden biri yaptılar. Ülke olarak kurdukları mükemmeliyet merkezleri gelecekte tüm insanlığa fayda sağlayacak en yenilikçi sistemleri içermektedir. Ülkeler yenilikçilik sıralamasında üst sıralarında olanlar yenilikçiliğin gelişmesini sağlayacak iklimi oluşturan ülke- ler olduğu görülecektir. Bu konuyla ilgilenenler Global Innovatin Index, Innovations Indikator, Innovation Union Scoreboard, EIU Innovation Ranking, BCG International Innovation Index, Global Competitiveness Report, World Competitiveness Scoreboard, ITIF Index gibi sıralamalara bakabilirler. Hiçbir yenilik, Ar-Ge neticesi tesadüfü değildir. Arkasında çok çalış- ma, düşünce, alın teri vardır. Kızılderili atasözü “Tesadüfler hazırlıklı olana gelir” dermiş. Biz Ar-Ge ve inovasyon iklimini oluşturursak, istersek bu işler olur. Çalışmazsak, düşünmezsek ancak başkalarının yaptıklarını konuşuruz, daha öteye geçemeyiz. işler olur. Çalışmazsak, düşünmezsek ancak başkalarının yaptıklarını konuşuruz, daha öteye geçemeyiz. Ülkemizde bulunan 170 üniversiteden çoğunlu- ğu eğitim amaçlı faaliyet göstermektedir. Oysa üniversitelerin temel gayelerinin en önemli kısmı bilimsel araştırma yapmaktır. Ülkemizde yüksek öğretime yön veren YÖK daha çok öğrenci kon- tenjanlarıyla ilgilenmektedir. Hâlbuki ülkenin kal- kınması, rekabetçi olması ve refah için araştırma üniversitelerine ihtiyaç vardır.
  • 29. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis30 eni bir düşünce, yeni bir işlem, yeni bir süreç, yeni bir organi- zasyon şekli, yeni bir tasarım veya yeni bir üretim şekli her ne olursa olsun alışılmış kalıpları, algıları ve iş yapma modellerini ürün veya hizmet işlerinde değiştirmek, "inovasyon" olarak görülür. İnovasyon biz ve çevremizdeki olaylar ve olgular ara- sında sürekli açık bir algı ve sürekli iyileştirmeyi kendisine rehber edinen kişi ve organizasyonların bir yaşam felsefesi, bir yaşam şeklidir. Alışılmış paradigmaların değiştirilmesi, dönüş- türülmesi ve hatta bazen yıkılması inanç, bilgi, cesaret, sabır ve gayret gerektirir. Yaratılıştan gelen, tabiatımızda olan çevremizi algılama ve anlamlandırma çabası zaman zaman uyumlu, zaman zaman çatışarak hayatı ger gün yeniden inşa etme isteği; içimizdeki hayret, merak duygularının sürekli canlı ve üretken olarak kal- ması, toplumsal kültür ve kurum kültürünün bunu besleyecek bir ortama ve iklime sahip olmasına bağlıdır. Değişimi ve dönüşümü sürekli tetikleyen ve öncü olanlar; kendisi olan, söy- leyecek sözü, yapacak işi ve mücadele edecek fikri olanlardır. Bu kişiler ve mücadeleleri hayatı sürekli daha iyiye, daha güze- le, daha insani olana doğru dönüştürürler. Ezber bozucu olan- lar, yarının dünyasının sorunlarına cevap üretenler olacaktır. Bireyin geliştiği ve kendini ifade edebildiği, demokratik, katı- lımcı ve çoğulcu ortamlar inovasyon için sağlıklı ve sürdü- rülebilir bir kültür ortamı oluşturur. Bunu başaran kurumlar, firmalar, üniversiteler ve STK lar insanlığın güncel sorunlarına cevap üretirken, yaşamın bütünlüğü içerisinde varlık düzeni içerisindeki diğerlerinin hakkını da gözetirler. İnovasyon bizi bizle buluşturur, bizimle diğerleri arasında üretken, proaktif bir iletişim ve yönetişim alanı oluşturur. İnovasyon ortamı durağan sonunu bekleyen organizmalar olmaktan bizi çıkara- rak daha canlı ve üretken yapılara bizleri dönüştürür. İnovasyon ortamı ve kültürü bizleri sürekli kendini yenileyen, hayatla barı- şık ve etkileşimli birey ve organizasyonlara evirir. Heyecanımız ve umutlarımızla beraber bizleri korur ve geliştirir. Cansuyu ve hayat iksiri İnovasyon bir kültür olarak, çocuk eğitiminden erişkin eğitimine, iş hayatından sosyal kurumlara, sanayiden çeşitli organizasyon- lara kadar bir birini besleyen ve destekleyen sosyal, kültürel ve siyasal bir iklimin var olduğu mekânlar ve ülkelerde “insanın yapı- cı ve inşa edici damarını” besler. Kurumlar ve ülkeler bu anlayış- tan kendilerini geleceğe taşıyacak “hayat iksirini” alırlar. Sürekli kendini yenileyerek olayların ve zamanın yıkıcı tesirinden kendini koruyacak ve geliştirecek zamanın ruhu ile barışık bir eylemsellik gücüne sahip olur. Bu ortamda “yeni ve inşa edici idrak” serpile- rek ve gelişerek yaşamı sürekli canlı tutacak “cansuyu ve hayat suyu” olur. Oluşan bu ekosistem içersinde inançlar, fikirler, birey ve organizasyonlar kendilerine yer bularak yaşamda tek ve özne olmanın verdiği özgüven ile birbirlerini besleyerek var olurlar. İki günü eşit olan ziyandadır İnovasyonun yapıcı, onarıcı, geliştirici ve dönüştürücü ikliminde yeni fikirler, eylemler ve organizasyonlar hayatı sürekli yeni kılar. Hz. Peygamber (s.a.v.) “İki günü eşit olan ziyandadır” hadisinde sürekli iyileşme ve iyi olma haline bizleri çağırır. Yunus Emre’nin “her dem yeniden diriliriz, bizden kimler usana” deyişinde kendine hayat bulur. Mevlana’nın “Dün dün ile birlikte geçti cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım” söyleminde başka bir şekilde yer alır. Bütün bu bilgelerin sözlerinde kendini ifade eden her gün yeniden var olma, taze olma, dirilme idrak ve arayışına bugün dünden daha fazla ihtiyacımız var. Korkmadan, çekinmeden, yargılamadan, susturmadan içimizde bizi biz yapan yaratılıştan gelen hayat iksirini işlerimize ve orga- nizasyonlarımıza akıtmalıyız. Bu inovasyon, yenilenme, keşfetme, inşa etme algısını, kültürünü ve iş yapma biçim ve organizas- yonlarını hayatın her alanına uygulamamız gerekir. Her yeni doğan gün, her yeni doğan çocuk, her yeni tanıdığımız kişi, her yeni kurulan organizasyon yeni bir dirilişin ve var oluşun, yeni bir umudun dili olmalıdır. Gelin ezberlerimizi bozalım, gelin yeni bir algı ve anlayışla hepimize yetecek yeni bir dünyayı birlikte evlerimizde, işyerlerimizde ve şehirlerimizde kuralım. Korkmadan anla- yarak, susturmadan konuşarak, ayrılmadan buluşarak… göreceğiz ve anlayacağız ki eksik olan bizmişiz, aradığımız sizde imiş. O zaman daha diri, daha büyük, daha anlamlı, daha yeni olanı birlikte bulacağız bu kaybetmeler, bu kopmalar niye? Niye bu kadar geniş olan âlemde sıkılıyoruz, daralıyoruz? Dar olan içimiz mi yoksa yeryüzü mü? Gelin yeni bir inovasyon yapalım, bir birimizi fark edelim ve değerli bulalım. EZBER BOZAN İNOVASYON İKLİMİ Avni ÇEBİ Elektrik-Elektronik Mühendisi Y
  • 30. Kasım - Aralık 2013 31 Seferde olmak Çıkmamış candan ümit kesilmez diyerek yaşayan, soluyan diri olan her kese ümit ile bakmalıyız. Var olmanın ve var etmenin yolunu ve yöntemini aramalıyız. Bu bizi anlama, sevme, katılma ve mücadele etme keyfine ulaştırarak, her dem canlı ve sevecen olmanın yolları- nı gösterecek ve bulduracaktır. İbn-i Arabi’nin dediği gibi “arayanlar bulamadılar ama bulanlar ara- yanlardı” ifadesinde kendini bulan sürekli umutla, sevgiyle, bilgiyle aramaya çağıracak ben varsam ve diğerleri de varsa bu kavga ve kargaşa niye? Sen ben demeden biz olmamak niye? Büyük farkın- dalığına bizleri yükseltecek olan bu arayış yolculuğu ne güzel. Her birimiz kendi içimizde ve dışımızda bir seferdeyiz bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuk, yolcu olmak ne iyi, her gün bir yerde, her gün bir iş de, her gün buluşmada, her gün bir birimizden öğrenmekteyiz. Voltran'ı oluşturmak Mekânlar bizi sınırlıyor, mekânlar bizi donduruyor, mekânlar bizi ayı- rıyor, makamlar da, mevkiler de. Bizi yaklaştıracak olan yolculuk ve yoldur. Bu ilim, irfan, hakikat, bilgi, anlama ve tanıma yolculuğudur. Hem kendimizi hem de değerimizi, hem çevremizi hem de âlemi anlamak için içimizde ve dışımızda yolculuğa devam etmeliyiz, durmadan, duraksamadan, usanmada, yılmadan, yıpranmadan… Yol bizi buldurur ve buluşturur bir ve beraber olmanın diriliğine ve dirliğine ulaştırır, usanmadan var olmanın heyecanıyla her gün taze bir başlangıç yapmanın güzelliğine ereriz. Her geçtiğimiz mekânda, her tanıştığımız insanda kaybettiğimiz yitiğimizi buluruz, adeta her birimiz buluşarak ve tanışarak eksiğimizi tamamlar “voltran” oluruz. Artık sayıların dili farklılaşır bir artı bir 2 etmez 11 olur, ihlas ve samimiyet ile kemiyete yeni keyfiyetler katarız. Olduğundan daha büyük, göründüğünden daha anlamlı Böylece yeni ve yapıcı bir kültür ortamında her şey yeniden adeta var olur. Her şey yeniden anlamlanır, sayıların dilinde keyfiyetlerin diline ulaşırız. Yeni iş yapma modelleri organizasyonların her türlüsüne yayı- lır, cemaatlerden şirketlere, bireyden toplumlara, ticaretten sanayiye kadar inovasyon kültürü yayılır. Artık yalnız ürün üreten bir organizas- yon olmaktan çıkar değer üreten bir organizmaya dönüşürüz. Daha canlı, daha interaktif bir yapıya organizasyonlarımız dönüşür. Bu kültür ikliminde bireysel katılımlarla her kes yeni bir âlem olduğunu keşfeder. Her kesin kendisini fark ettiği ve katıldığı bu evren yeni galaksiler gibi varlık düzeninde yer bulur. Olduğundan daha büyük, göründüğünden daha anlamlı olmanın erdemliliğine ve bilgeliğine ulaşılır. Kimse diğeri- nin rakibi değil tamamlayıcısıdır. “Sen bensin ben senim bu ikilik niye” söyleminde kendini bulan bütünlüğe ve tevhide erişiriz. Sanatın, kültürün, bilimin ve teknolojinin her aşamasında; labora- tuardan keşfe, tasarımdan ürüne, üretimden dağıtıma, sunumdan pazarlamaya kadar her alanda daha diri ve canlı bir sosyal, kültürel ve endüstriyel iklimi her yerde ve zamanda sağlayarak, geleceğe daha umutla bakan bireylerin yaşadığı bir ülke inşa etmiş olabiliriz. Gelin ezberlerimizi bozalım, gelin yeni bir algı ve anlayışla hepimize yetecek yeni bir dünyayı birlikte evlerimizde, işyerlerimizde ve şehirlerimizde kuralım. Korkmadan anlayarak, susturmadan konuşarak, ayrılmadan buluşarak… Göreceğiz ve anlayacağız ki eksik olan bizmişiz, aradığı- mız sizde imiş. O zaman daha diri, daha büyük, daha anlamlı, daha yeni olanı birlikte bulacağız bu kaybetmeler, bu kopmalar niye? Niye bu kadar geniş olan âlemde sıkılıyoruz, daralıyoruz? Dar olan içimiz mi yoksa yeryüzü mü? Gelin yeni bir inovasyon yapalım, bir birimizi fark edelim ve değerli bulalım. Mekânlar bizi sınır- lıyor, mekânlar bizi donduruyor, mekânlar bizi ayırıyor, makam- lar da, mevkiler de. Bizi yaklaştıracak olan yolculuk ve yoldur. Bu ilim, irfan, haki- kat, bilgi, anlama ve tanıma yolculuğudur. Hem kendimizi hem de diğerimizi, hem çev- remizi hem de âlemi anlamak için içimizde ve dışımızda yolculuğa devam etmeliyiz, dur- madan, duraksamadan, usanmadan, yılmadan, yıpranmadan…
  • 31. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis32 Hiç bir araştırma, geliştirme, yenilik ve çalışma laboratuarda, steril ortamda durması için denenmez ve geliştirilmez. Hayatımızın içindeki en kıymetli ve değerli yerde kendisine yer bulmak, insanın haya- tını kolaylaştırmak ve daha fazla kazan- mak düşüncesi içindir hep bu gayretlerin neticeleri. alışmalarda başarı yakalandığında, yatırımcı ile karşı kar- şıya kalacaktır yenilikçi düşünce. Bu da doğal bir sonuçtur. Resmi Gazetede yayınlanan, “2023 Türkiye İhracat Stra- tejisi ve Eylem Planı” ülkeyi geliştirmek için hazırlanmıştır. Bu konuya bir çok defa dikkat çeken Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Türkiye İhracatçılar Meclisini ( TİM ) ziya- retinde; ekonomik ve ticari boyutu ile 2023 hedefinin içe- riği ve kalkınma planları ile gerçekleştirilebileceğine vurgu yaparken, Ar-Ge ve inovasyona destek verilmesi, stratejik ofis ve proje ekiplerinin kurulmasına değinmiştir. Ekonomik ve ticari boyutu ile konuya yaklaştığımızda; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2023'te ihracatını 500 milyar dolar hedef olarak koymuş durumda. Dünya ekonomilerinin ilk 10'un içerisinde olması takdir edi- lecektir tabii. Bu hedef analitik olarak değerlendirildiğinde, yakalanamaz bir hedef hiç değil. Plan, program, disiplin ve diyalog içerisindeki kurumlar bu hedefe koşacaktırlar. Ancak; Türkiye'nin global markalarına baktığımızda çok sığ bir konumdayız. Klasik ürettiğimiz ürünlerimizle birlikte marka, teknoloji ve katma değeri yüksek yelpazemizi çeşitlilik varlığı ile harmanlayarak, girişimci sayımızı artırarak 2023 yılındaki hedefimize ulaşabiliriz. İşte bu noktada bir kaç yoldan ilki yurt dışındaki yürütülemeyen, sürdürülemeyen markaları satın almak. Henüz bu konuya devletin desteği yok. Devlet desteğinin olması gereken konulardan birisidir. Diğer yandan ise; Türkiye'de oluşturulacak global markaların arkasında güçlü bir Ar- Ge ve inovasyon görmeliyiz. Hiç değişmeyecek şey de değişimin kendisidir. Yeniliğe, fır- satlara, kontrollü değişime hazırlıklı olmalıyız. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî 13. yy. da bizlere ışık tutacak, GELİŞEN DÜNYADA AR - GE VE İNOVASYONUN BİZE DAYATTIĞI Osman ŞAHBAZ Macaristan Kayseri Fahri Konsolosu DEİK - DTİK Avrupa Başkan Yardımcısı Ç Hiç değişmeyecek şey de değişimin kendisidir. Yeniliğe, fırsatlara, kontrollü değişime hazırlıklı olmalıyız. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî 13. yy. da bizlere ışık tutacak, inovatif bakış açısı ve Ar-Ge'nin ne kadar gerekliliğini hisset- tiren, önem veren sözü söylemiş; '' Dün dün ile geçti gitti cancağızım, bugün yeni şeyler söyle- mek lazım.''
  • 32. Kasım - Aralık 2013 33 Bugünü anlamanın yolu değişimi kabul etmekten geçecektir. Değişimi inkar etmek mümkün değildir. Değişimi kabul ederek geleceğimizi inşa etmek duru- mundayız inovatif bakış açısı ve Ar-Ge'nin ne kadar gerekliliğini hissettiren, önem veren sözü söylemiş; '' Dün dün ile geçti gitti cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.'' ''Yeşilliklerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıldan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.'' Ülke- mizin iktisadi olarak gelişmesi, refah seviyesinin gelişerek yük- selmesi yolunda yeniliklerin öncüsü olmakla ilerleyecektir. Kök hücrenin, insan organının üretildiği bir dünyada artık geri dönüş mümkün değil. Ancak klasik yöntemlerle birlikte modern yaşamı da bir arada hayatımıza adapte etmek durumundayız. Bugünü anlamanın yolu değişimi kabul etmekten geçecektir. Değişimi inkar etmek mümkün değildir. Değişimi kabul ederek geleceğimizi inşa etmek durumundayız. Ne iyi ki Kasım ayında Türkiye'de inovasyon haftası kutlanılıyor. Endüstriyel gelişmemiz ile ilgili, 1901'de Radyo'yu Guglielmo Marconi, 1932'de C vitaminini Albert Szent Györgyi, 1928'de helikopter'i Oszkar Asboth, 1947'de Hologramı Denes Gabor, 1950'de kalp pilini John Hopps, 1964'de bilgisayar faresini Dr. Douglas C. Engelbart, 1976'da Rubik Küpü'nü Ernö Rubik, BMW'nin disel motorunu Ferenc Anısıts 1983 yılında icat etmiş- tir. O günden bu yana hayatımızdaki değişimi bir göz önünden film gibi geçirsek, hele 1980'li yıllardan sonraki değişimi artık takip dahi etmekte zorlandığımız bir süreç yaşıyoruz. Gelişim, dönüşüm ve yeniliğe açık olacağız. Yoksa üçüncü dünya ülkeleri arasında kalacağız. Tabii bu gelişmeleri bizden önce yola çıkarak, zirveye ulaşmış dünya ülkeleri var. Bizim bu yarışta olmamız ve hatta ileri teknolojide öne çıkmamız için; elimizdeki ana temel değerlerimizi de ön plana çıkarmamız gerekmektedir. Bu kadim değerlerimiz; hak, hukuk, vicdan, adalet, merhamet, huzur, sevgi, aşk, şefkat, fedakarlık, hoşgörü, sabır ve cömertlikle öne çıka- cağımızı da aklımızdan çıkartmamalıyız. AR-Ge ve inovasyon çalışmalarımızı hayata geçirirken işin odağına en mükemmel yaratılan '' insanı '' koymalıyız. Resûl-i Ekrem Efendimizin insanlığın gönlüne nakşettiği merha- meti, şefkati, inceliği ve nezaketi biz hakkıyla taşırsak Ar-Ge ve inovasyonu da yukarılara taşımış olacağız. Endüstriyel gelişmemiz ile ilgili, 1901'de Radyo'yu Guglielmo Marconi, 1932'de C vitaminini Albert Szent Györgyi, 1928'de helikopter'i Oszkar Asboth, 1947'de Hologramı Denes Gabor, 1950'de kalp pilini John Hopps, 1964'de bilgisayar faresini Dr. Douglas C. Engelbart, 1976'da Rubik Küpü'nü Ernö Rubik, BMW'nin disel motorunu Ferenc Anısıts 1983 yılın- da icat etmiştir. O günden bu yana hayatımızdaki değişimi bir göz önünden film gibi geçirsek, hele 1980'li yıllardan sonraki değişimi artık takip dahi etmekte zorlandığımız bir süreç yaşıyoruz. Gelişim, dönüşüm ve yeniliğe açık olacağız.
  • 33. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis34 Bilindiği üzere araştırma ve geliştirme kav- ramlarının kısaltılmışı olan Ar-Ge ve diğer bir kavram inovasyon gün geçtikçe daha çok dillendirilen, önemi konusunda neredeyse herkesin fikir birliğinde olduğu bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. novasyon’un en kabul gören tanımlarından biri: İnovasyon yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet), veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanma- sıdır” şeklindedir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçilmesi sanayi devrimi ile kıta Avrupa’sında başlamıştır. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş ise 1980’lerde başlayarak küreselleşme kavramıyla paralel olarak yayıl- mıştır. Toplumları bilgi çağına ulaştırmıştır. Küreselleşme ile birlikte değişen iş yapış biçimi uluslararası ticarette bilgiyi ve inovasyonu en değerli meta haline getirmiştir. Nedir bu en kıymetli meta olan bilgi? Kim üretir? Kime satar? Ne işe yarar? En kıymetli meta olan bilgi; yeni ve kolayca taklit edileme- yen ürün, hizmet ve iş süreçlerinin nasıl yapılacağını bil- mektir. Kim üretir sorusunun cevabı; ilk aşamada elbette bu işi ilk başaran firma veya onun dünyadaki birkaç araş- tırma ve / veya üretim merkezinin olduğu yerler olacaktır. Sonrasında ise en etkin ve verimli şekilde üretebilecek ülkelerdeki fabrikalar olacaktır. Kime satarın cevabı; elbette ihtiyacı olan, parasını ödeyen diye verilebilir. Ancak bu da yetmez alıcının yasaklı olmaması lazımdır. Özellikle ileri teknoloji de içeren savun- ma sanayi, uzay, ileri teknoloji gibi konularda ise. Şimdi biraz daha somuta indirgeyelim; en kıymetli meta olan bilgi, Google, IBM, Microsoft, Intel gibi bilgi teknolo- jisi üreten daha doğrusu tasarlayan şirketlerin ürünleridir, hizmetleridir. Bu şirketlerin ciroları dünyanın en önde gelen otomotiv üreticilerinde General Motors (GM)’in ciro- sunu ve karını geçmiştir. Kim üretir? Microsoft’un ürünleri ABD, İngiltere ve Çin’de bulunan üç araştırma merkezinde geliştirilir ve üretilir. Asıl konu geliştirilmesidir. Bir Microsoft yazılımı aldığınızda artık CD ile bir ürün genellikle gelmiyor. Aldığınız kutuda AR-GE, İNOVASYON VE SONUÇLARI Ahmet ERKOÇ Elektrik Yüksek Mühendisi İ
  • 34. Kasım - Aralık 2013 35 Türkiye’nin 2012 yılı ihracatının ortalama olarak bir kilogramlık bir ürün 1,5 ABD dola- rıdır. Almanya’nın ihracatında bu değer 4,5 ABD dolarıdır. Almanya bizden 3 kat daha fazla değerli mallar üretmektedir. internet üzerinden indirdiğiniz yazılımın sadece şifresi olan uzun bir kod çıkıyor. Kime satar? Ürün çok yüksek bir teknoloji içermiyorsa parasını veren alır. Yüksek teknolojili bir savunma sistemi alıyorsanız aldığınız o ürünü üreten ülkenin devletinden ayrıca izin alınması gerekir. Ne işe yarar? Bilgisayar ve iletişim sistemleri olmadan günü- müzde neredeyse hiçbir şey yapmak, yaptırmak mümkün değil. Bankaya gidiyorsunuz, bilgi sistemi ya da ana bilgisayarlarla iletişim sisteminde arıza varsa hiçbir işlem yapılamıyor. Has- taneye gitmek istiyorsunuz, randevu kayıt sistemi çalışmıyorsa gidemezsiniz. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Kısaca bilgisayar ya da iletişim (ağ) sisteminin çalışmadığı bir ortam hiçbir fonksiyonun sağlıklı işlemediği bir ortam demek. İşte bütün bu işleri başaran insanlar, şirketler, ülkeler araştırma geliştirme yapanlar, inovasyon yapanlar. Üstelik araştırma geliştirme ve inovasyonu sürekli yapanlar. İnovasyon ve girişimcilik konusundaki ölçeklerden biri de dün- yanın en büyük borsalarından biri olan ABD Nasdaq borsasında ülke olarak işlem gören kaç adet şirketiniz olduğu. Nasdaq’ta 2009 yılı itibariyle işlem gören, ABD’li olmayan en çok şirket 63 şirket ile İsrail teknoloji şirketleridir. Bu sayı Japon, İrlanda, Bri- tanya, Singapur, Hindistan, Kore, Fransa ve Alman şirketlerinin toplamının iki katından daha fazladır. İsrail’in teknolojik başarısı önemli ölçüde küçük start-up şirketlerinin inovasyonlarıyla ger- çekleşmiştir. Günümüzde inovasyon birbirinden tümüyle farklı disiplinlerin işbirliği ile sağlanmaktadır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri kapsül endeskopi (pillcam) adı verilen cihazdır. Son nesil kapsüller saatler boyunca saniyede onsekiz fotoğraf aktarabil- mektedir. Bu fotoğraflar o mekandaki veya network üzerinden bağlanılarak dünyanın uzak bir bölgesindeki doktorlar tarafından izlenebilmektedir. Konu bir insanın yutabileceği büyüklükteki bir hapa kamera, telsiz görüntü aktarıcı, ışık ve enerji kaynağının (pil) yerleştirilebilmesidir. Yurdumuzda sektörel bazda bakıldığında otomotiv, tekstil, gemicilik, inşaat, müteahhitlik, iletişim, finans gibi sektörlerin başı çektiğini görüyoruz. Bu sektörlerdeki faaliyetlere bakarsak üretim, montaj, bakım, servis, pazarlama gibi konular en yaygın olarak gerçekleştirilen faaliyetler. Araştırma geliştirme ve inovasyon en az ihtiyaç duyulan konular. Araştırma , geliştirme , inovasyon işin en zor , en zahmetli, en uzun sürede sonuç alınabilecek bölümü. Diğer bir bakış açısı ile işin en stratejik, en çok değer üreten, en değerli kısmı. Dünyada herhangi bir ülkenin (özellikle Çin ve diğer Uzakdoğu ülkelerinin) yaptığı işi yaparak, malı, hizmeti üreterek para kazanmak kolay değil. Hatta mümkün değil. Yurdumuzdaki girdi (ücret, ham- madde, enerji, altyapı, vergi vs.) maliyetleri ile Uzakdoğu ülke- leri ile rekabet edebilmek pek mümkün görülmüyor? Rekabet üstünlüğünün üretim girdilerinde olması sürdürebilir bir üstünlük değildir. Daha yüksek bir milli gelir nasıl sağlanabilir? Birincisi sektörlerdeki değerli işleri yapmalıyız, yapabilecek duruma gelmeliyiz. İkincisi doğru sektörlerde çalışmalıyız. Sektördeki değerli işler araştırma, geliştirme , inovasyon sonucu
  • 35. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis36 çalışmanın ürüne, hizmete dönüştürülerek uluslararası değerde bir marka haline getirilmesidir. Yani araştırma geliştirme ve inovasyon ile kolay taklit edilemeyen, müşteriye değer üreten ürün ve hiz- metleri yapma bilgisine ulaşmaktır. Bunu başarabilen şirketler ne üretirlerse üretsinler çok yüksek düzeyde katma değer sağlayabili- yorlar. Üretimin yapıldığı yerin pek bir önemi kalmıyor. İkinci önemli konu olan doğru olan sektörlerde çalışmalıyız cümlesini nasıl anlamalıyız? Aslında doğru sektör demek yapılan işteki bütün faaliyetlerin değerli olduğu çalışma konuları, alanla- rı demek. Yüksek teknoloji gerektiren alanlar demek. Örneğin havacılık, savunma sanayi, haberleşme ve bilişim tek- nolojileri, ilaç, biyo teknoloji gibi alanlar bir çırpıda sayılabilen alanlar. Bu alanlardaki üretimlerin katma değeri yüksektir. Türkiye’nin 2012 yılı ihracatının ortalama olarak bir kilogramlık bir ürün 1,5 ABD dolarıdır. Almanya’nın ihracatında bu değer 4,5 ABD dolarıdır. Almanya bizden 3 kat daha fazla değerli mallar üretmektedir. Bu rakamların ihracat rakamları olmadığını hemen belirtmek gerekir. Toplam ihracat rakamı karşılaştırmasında ise Türkiye’nin ihracatı 152 milyar ABD dolarıyken; Almanya’nın ki yaklaşık olarak bizim 10 katımız olmuştur (1,496 trilyon dolar). Arada uçurum vardır. Eğer siz havacılık sektöründe üretici iseniz araştırma, geliş- tirmeden, üretime, bakımdan pazarlamaya iş kolundaki bütün etkinlikler değerlidir. Yüksek seviyede bir katma değer üretir. Dolayısıyla bu konudaki çalışmaları (örneğin üretimi) iş gücünün ucuz olduğu ülkelere kaydırmak gibi bir ihtiyaç olmayacaktır. Yüksek katma değerli mal ve hizmet üretenlerin bu üretimden pay alacakları tabidir. Her işletme ekonomik davranmak zorun- dadır. Daha ucuza yapılabilecek bir işin daha fazla bir maliyetle yapılması o şirketin rekabet gücünü kötü yönde etkileyecektir. Bu da nihayetinde işin sürdürülememesi ile sonuçlanır. Haberleşme alanındaki kuzey Avrupa ülkelerinden çıkan NOKIA kendi ülkesi içinde en yüksek GSMH ‘yı (Gayrisfi Milli Hasıla) oluşturan şirketlerdendir. NOKIA şirketinin 2008 net satışı 70 milyar Amerikan dolarıdır. 2012 yılı itibariyle Nokia’nın satışları 40 milyar Amerikan dolara düşmüştür. Son dört yılda oluşan bu düşüşte özellikle cep telefonundaki pazar payını kaybetmesiyle oluşmuştur. Nihayetinde bu süreç Nokia’nın 7,2 milyar dolara Microsoft’a satılmasıyla sonuçlanmıştır. Birkaç yıl öncenin yıldız şirketi Nokia akıllı telefon pazarında rakipleriyle yarışa- mayınca; yenilik inovasyon yapamayınca ticari olarak sonunu hazırlamıştır. Ar-Ge ve inovasyon yapabilecek kapasiteye ulaşmak işin baş- langıcıdır. Fakat yetmez, ticari başarıya çevrilmelidir. Bu konuda yurdumuzda TÜBİTAK, KOSGEB, SANTEZ destekleri mevcut ancak yetersizdir. Dünyada ileri teknoloji, inovasyon konusunda- ki iki başarılı örnek İsrail ve İrlanda’nın uyguladığı destek mode- linin başarısı kanıtlanmıştır. İsrail’de 1980 sonrasında başlatılan ‘’Yozma’’ adı verilen programla önemli bir başarı elde edilmiştir. Devlet; İsrailli risk yatırımcısı, yabancı risk yatırımcısı ve İsrailli bankadan oluşan üçlü yapının yaptığı 1,5 birimlik sermayeye 1 birimlik destek vermektedir. Bu proje ile devlet bir katalizör olarak kullanılarak yabancı ve yerli yatırımcıyı çekmiş, inovasyon kabiliyeti olan yeni (start-up) teknoloji şirketlerini desteklemiştir. İsrail’in Nasdaq’ta işlem gören 63 teknoloji şirketinin arkasında böyle bir yapı mevcuttur. Ama şunu asla unutmamak lazımdır ki, inovasyon, Ar-Ge yapma potansiyeliniz varsa devlet destekleri ve katalizörlüğü ile geliştirilebilir. Aksi takdirde verilen destekler israf edilmiş kamu ve özel sektör kaynaklarına dönüşür. Sonuç: Araştırma geliştirme, inovasyon günümüz dünyasında başarılı bir ekonomi olmanın anahtarıdır. Yenilik ve inovasyonun sürekli olması başarı için zorunludur. Bunu sağlamak için çok iyi yetişmiş insan gücü, devlet politikaları ve inovasyonu , araştırma geliştirmeyi destekleyen bir yapı gereklidir. Dünyada ileri teknoloji, inovasyon konusundaki iki başarılı örnek İsrail ve İrlanda’nın uyguladığı destek modelinin başarısı kanıtlanmıştır.
  • 36. Kasım - Aralık 2013 37
  • 37. Mimar ve Mühendis38 MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON YTÜ Teknoparkımız üniversite-sanayi işbirliğinde önemli bir köprü ve cazibe merkezi olmaya devam ediyor. YTÜ REKTÖRÜ PROF. DR. İsmail Yüksek: Türkiye’nin alanında en köklü eğitim kurumlarından olan Yıldız Teknik Üniversitesi, teknik yapısına uygun olarak hem araştırma çalışmalarına yoğunlaşıyor, hem de Türkiye’nin akademisyen ihtiyacına çözüm bulmak adına lisansüstü ve doktora öğrencilerine ağırlık vermeye hazırlanıyor. Bünyesinde barındırdığı Teknoloji Transfer Ofisi, Teknoparkı, 3 bini aşkın akademisyeni ve 32 bini bulan öğrenci sayısı ile Türkiye’nin en çok tercih edilen eğitim kurumlarından olan Yıldız Teknik Üniversitesi’ni (YTÜ) Rektör Prof.Dr. İsmail Yüksek ile Ar-Ge ve İnovasyonun geleceğini ve YTÜ Teknoparkta yapılan projeleri konuştuk. Tarihi 1950'lere dayanan 'Teknopark'lar önceleri kuzeyde (İskandinavya ve Amerika) uygulanmaya başlamıştır. 1960'lardan itibaren teknoloji ve bilim parkları konusunda yenilikçi yönetim sis- temleri geliştirmeye başlayan İskandinav ülkeleri bu alanda öncü olarak değerlen- dirilebilir. Ancak yeni fikir üretmenin öte- sinde bu fikirleri işleyen sistemler olarak uygulamaya geçirmek başarının gerçek anahtarıdır. İlk örneklerinden bugüne, kro- nolojik açıdan doğrusal bir çizgi üzerinde ilerlemeyen Teknoparkların gelişme yakla- şımları ve işlev dağılımları 57 farklı çeşit ama genel olarak 3 temel yaklaşım/model üzerinden değerlendirilmektedir. "Teknokent", "teknopark", "bilim parkı", "araştırma parkı" da denilen bilim üret- me mekanlarının hepsinin amacı ortak. Yasalara baktığımızda, “Teknoloji Geliş- tirme Bölgesi” olarak geçiyor. Teknokent; teknoloji alanında rekabeti dengeleyen, araştırma-geliştirme faaliyetlerini destek- leyen ve artıran, bilginin ve teknolojinin üniversite-şirketler-pazar arasında dola- şımını kolaylaştıran, teknolojiye yönelmek isteyen şirketlerin kurulmasını ve destek- lenmesini sağlayan bir organizasyon… Dünyaya baktığımızda teknokentlerin atası sayılan ABD kökenli Silikon Vadisi, birçok global büyük şirketin çıkış yeri ya da merkezi olmuş, en başarılı model olarak öne çıkmış. ABD, İngiltere, Fran- sa, Japonya, Çin, Kore, Hindistan, İsrail, Finlandiya gibi birçok ülkede üretim ve hizmet sektörleri ürettikleri katma değerin önemli bölümü teknoparklar bünyesinde yürütülen ar-ge çalışmalarına borçlu. Teknokentler, firma için arazi sağlamanın yanında ona her türlü olanağı (kesinti- siz elektrik, telekomünikasyon santralleri, resepsiyon ve güvenlik hizmetleri, idare ofisleri, lokantalar, banka şubeleri, toplantı merkezi, otopark, toplu ulaşım araçları, eğlence ve spor tesisleri) sağlıyor. Hizmet masrafları paylaşılacağından, teknokent- ler kiralık mekanlardan daha avantajlı oluyor. YTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Yüksek ile YTÜ Teknopark'ını ve bilime kattık- ları değerleri konuştuk... Türkiye’de teknopark çalışmalarının 1980’li yıllarda ve Ar-Ge desteklerinin yasal olarak 2000 yılından sonra baş- ladı. YTÜ Teknopark'ın açılış sürecini anlatır mısınız... Sanayi ile işbirliği içinde ülkenin Ar-Ge faaliyetlerine katkıda bulunan 21. yüzyılın girişimci üniversite modeli doğrultusunda Teknopark kurulması çalışmalarına baş- lamış ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu'nun 4. maddesine göre Başkanlar Kurulu’nun 22/3/2003 tarih ve 5390 sayılı kararı ile Yıldız Teknik Üniver- sitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi kurul- muştur. Yıldız Teknik Üniversitesi Tekno- park Projesi, toplam alan 1.300.000 m² olan Davutpaşa Yerleşkesi içinde YTÜTP için ayrılan yaklaşık 104.000 m² alan üzerinde tesis edilmektedir. 2008 yılı- na kadar önemli bir çalışma yapılmayan Teknoparkımız o günlerde sadece boş bir araziyken günümüzde, 60.000m²’lik 8 binada, 162 Ar-Ge şirketi ve 2.937 Ar-Ge elemanı çalıştıran büyük bir ar-ge kampü- sü olmuştur. Yüksek teknolojik Ar-Ge çalışmalarının yürütülebileceği özel laboratuvarlar, pro- totip proje uygulama atölyeleri, yüksek teknolojik donanımlı konferans ve toplantı salonları, kapalı ve açık spor tesisleri, teknoloji transfer merkezi, eğitim mer- kezi, tiyatro, konferans, konser alanları ve çağdaş mimari ile bütünleşik rekreas- yon alanları ile Teknoparkımız üniversite- sanayi işbirliğinde önemli bir köprü ve cazibe merkezi olmaya devam etmektedir. Ülkemizin en hızlı büyüyen ve yüksek gelişim kapasitesiyle ön plana çıkan Tek- noparkımız büyük sanayi şirketlerinin ilgi odağı olmaktadır.
  • 38. Kasım - Aralık 2013 39 Teknokent bünyesinde şuan kaç firma bulunuyor ve hangi alanlarda neler üretiliyor? YTÜ Teknopark bünyesinde 168 firma Ar-Ge faaliyetlerini sürdürmektedir. Genelde yazılım alanında faaliyet gös- teren firmalara ek olarak ilaç, finans, havacılık, iletişim, kimya, otomotiv, maki ne, sağlık ve telekomunikasyon alanla- rında proje çalışmaları yapan firmalar da bulunmaktadır. Teknopark bünyesinde yazılım sistemleri, araç takip ve kontrol sistemleri, güvenli ve akıllı kimlik sistemi, Fatih projesi, mobil uygulamalar, ban- kacılık ve finans sistemleri, su altında yüzen boru sistemleri, hukuk takip sistemi, ilaç firmaları için elektronik ağ yönetimi, mekatronik teknolojileri, ilaç, biyotekno- lojik ilaç geliştirme, nükleer tıpta görün- tüleme amaçlı kullanılan radyofarmasötik ilaçların geliştirilmesi ve üretimi, insansız hava aracı gibi ciddi projeler üzerinde Ar-Ge çalışmaları yapılmaktadır. Ülkemizin bilgiyi değere dönüştürme sürecindeki en temel problemi nedir? Bilimsel araştırmaların toplumsal faydaya dönüştürülmesi için bilginin ürüne dönüş- türme süreçlerinin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Buna ilaveten, üniversiteler- deki Ar-Ge süreçlerinin değer oluşturmaya dönüştürülmesi ve sanayi ve üniversitenin birlikte çalışma gerekliliğini teşvik eden plat- formların oluşturulması sağlanmalıdır. Dev- letimiz özel sektör, kamu ve üniversitelerin ortak Ar-Ge faaaliyetleri yürütebilmeleri ve ürettikleri teknolojileri değere dönüştüre- bilmeleri için çok önemli bütçeler ayırarak teşvikler vermektedir. Bu teşvik ve destekle- rin doğru alanlara yönlendirilmesi ve kontrol mekanizmalarının oluşturulması değer oluş- turma sürecine katkıda bulunacaktır. Ülke olarak temel problemimiz üretilen değerleri ulusal ya da uluslararası markalaştırma sürecindeki eksikliklerimizdir. İnovasyon aktörleri kimlerdir ve bu aktörlerin bir araya getirilmesinde kamunun rolü nedir? Teknolojik ve ekonomik bir rekabet gücü elde etme yolculuğunda üniversiteler, kamu araştırma kurumları ve özel sektör en önemli ve vazgeçilmez inovasyon aktörle- ridir. Kamu ürettiği stratejilerle bu aktör- leri biraraya getirmeye çalışan lokomotif aktördür. Kamu; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Tübitak aracılığıyla sağladığı Ar-Ge ve proje destek ve teşvikleriyle, Ar-Ge merkezleri, teknoparklar ve teknoloji trans- fer merkezleriyle özel sektör, üniversite ve sanayi işbirliğine katkıda bulunmaya ve doğru paydaşları doğru projelerde buluştur- maya çalışmaktadır. Ulusal ölçekte başarılı bir inovasyon stratejisi belirlemek için nasıl hareket etmek gerekir? Değişim ve yeniliklere hızla uyum sağlama- nın artık bir zorunluluk olduğu bilgi çağında ülkelerin kalkınmalarını sürdürebilmeleri için inovasyon yönetimi uygulamalarına ihti- yaçları vardır. İnovasyon kurum, sektör ve ülkeler için çıkış yolu olarak görülmekte ve uzun dönemli verimlilik, kalite ve esnekli- ğin ön koşulu olarak değerlendirilmektedir. Bu tanımlar göz önünde bulundurularak inovasyon en genel haliyle bilginin eko- nomik ve toplumsal faydaya dönüştürül- mesi olarak tanımlanabilmektedir. Ulus- ların kendi geleceklerine ilişkin öngörüleri; sosyoekonomik hedefleri vardır. Öngörülen hedeflere ulaşabilmek için kullanılan en etkin araç, ulusun bilim, teknoloji ve ino- vasyondaki yetkinliğidir. Ulusal bilim, tekno- loji ve inovasyon stratejileri/politikaları bu yetkinliği kazanmanın ve sürdürebilmenin yol ve yordamını gösterir. Günümüz reka- bet ortamında yirmi birinci yüzyılın iktisadi dinamiklerine baktığımızda inovasyonun herkes için bir zorunluluk olduğu görül- mektedir. Kuşkusuz ki, ekonomik büyümeye ivme kazandıran bu zorunluluk karşısında hükümetler de kayıtsız kalmamaktadır. Bu bağlamda hükümetlerce ulusal düzeyde inovasyon sistemleri geliştirilmektedir. Ulu- sal inovasyon sistemleri ile yeni bilim ve teknolojilerin geliştirilmesi, ulusal inovasyon politikalarının belirlenmesi, korunması ve finanse edilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca inovasyon performansını etkileyen firmalar, kamu ve özel sektör kurumları, üniversiteler gibi aktörlerin ilişkilerinin de hükümetlerce düzlenmesi sağlanmaktadır. Bu çerçevede ülkelerin pek çok alanda gelişmesinde stra- tejik önem taşıyan inovasyon performans- ları incelendiğinde ise hükümetlerin büt- çelerinden inovasyon için ayırmış oldukları payların önemi anlaşılmaktadır. Bu nedenle hükümetler istenilen refah düzeyine, kalite ve verimliliğe ulaşmak için ulusal inovasyon politikalarına önem vermelidir. Siz aynı zamanda TÜBİTAK Bilim Kuru- lu ve TÜBİTAK MAM Yönetim Kuru- lu üyesisiniz. Bundan sonraki süreçte TÜBİTAK’ın Ar-Ge destekleri ve çağrı- ları neler olacaktır bunula ilgili de bize bilgi verir misiniz. Tübitak desteklerini beş ana çerçeveye oturtmaktadır. Bu beş ana çerçeve sanayi Ar-Ge proje destekleri, akademik ar-ge destekleri, bilim ve toplum proje destekleri, AB çerçeve programları destekleri ve ikili ve çoklu destekler başlıklarından oluşmaktadır.
  • 39. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis40 Bu yıl 20. kuruluş yıldönümünü kutla- yan Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 28-30 Kasım tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlediği Türkiye İnovasyon Haftası etkinlikleri kapsamında katılımcılar inovasyonun bilgi dolu dünyasını keşfe çıktı. Giriş Sanayi toplumundan Bilgi toplumuna geçiş üretim süreç- lerinde, iş yaşamında, sosyal ilişkiler ve mekansal kul- lanımlar üzerinde önemli değişikliklere neden olmuştur. Hammadde, ulaşım, lojistik, coğrafi konum gibi faktörlerin şekillendirdiği bir üretim sürecinden eğitim, iletişim ve ağlar (networks) üzerinde odaklanan bir sürece geçilmiştir. Bu noktada değişen sadece üretim süreci değil, bağlan- tılı olarak onun mekanları, çalışan profili ve çalışanların ihtiyaçlarıdır. Eskinin sanayi üretimi coğrafi bölgeler ya da ülkeler ile özdeşleşmişken bilgi ve hizmet üreten merkezler olarak kentler ön plana çıkmıştır. Artık küresel dünya kentler tarafından örülmüş bir ağ haline gelmiştir. Kentlerin kendi içindeki mekansal kullanımlar, işlevsel dağılım ve bağlantılar da yeni ihtiyaçlara göre dönüşüm geçirmektedir. Kent merkezinde kalan eski sanayi alan- ları kimi zaman yıkılarak yeni ihtiyaçlara yer açılmakta kimi zaman da kültür mirası olarak değerlendirilerek yeni işlevler ile (kültür, ticaret, turizm gibi) yaşamına devam etmektedir. Diğer yandan kent merkezinde yer alan ofis blokları fikirsel üretimlere ve servis sektörüne ev sahipliği yapmakta, uzmanlaşan sanayi kolları merkez çeperinde yer alan sanayi sitelerinde küçük/orta ölçekli üretimlere devam etmektedir. Bu yeni dönemin en önemli üretim merkezlerinden biri de Teknoloji ve Bilim Parkları, kısaca Teknoparklardır. Üretim, Savunma ve Hizmet sektörlerinde kullanılacak yeni teknolojileri geliştirmek üzere kurulan bu merkezler Ar-Ge faaliyetlerinin yoğunlaştığı, uygulamaya dönük yeni fikirlerin üretilmesinin ve pazarlanmasının desteklendiği alanlardır. Tarihi 1950'lere dayanan Teknopark'lar önceleri kuzey- de (İskandinavya ve Amerika) uygulanmaya başlamıştır. 1960'lardan itibaren teknoloji ve bilim parkları konusunda yenilikçi yönetim sistemleri geliştirmeye başlayan İskan- dinav ülkeleri bu alanda öncü olarak değerlendirilebilir. Ancak yeni fikir üretmenin ötesinde bu fikirleri işleyen sistemler olarak uygulamaya geçirmek başarının gerçek anahtarıdır. İlk örneklerinden bugüne, kronolojik açıdan Yaşam ve Üretim Mekanı Olarak Teknopark İstanbul Yrd.Doç.Dr. Bahar AKSEL ENŞİCİ Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezleri Birimi Müdür Yardımcısı
  • 40. Kasım - Aralık 2013 41 doğrusal bir çizgi üzerinde ilerlemeyen Teknoparkların gelişme yaklaşımları ve işlev dağılımları 57 farklı çeşit ama genel ola- rak 3 temel yaklaşım/model üzerinden değerlendirilmektedir (Annerstedt, 2011): 1.Jeneraston teknoparklar, Üniversite ya da diğer Ar-Ge kuru- luşlarının sanayinin ihtiyaçlarına cevap verecek iş fikirlerine duydukları ilgi ile yeniden organize olduğu, bu iş geliştirme ortamında güçlenebilmek için üniversitelerin yüksek teknoloji üretimine destek vermesi ile Akademisyenlerin girişimci rolü üstlendiği, akademik araştırmaların sonuçlarının hızla iş dünyası ve üretim sistemi içinde ürünleştirildiği bir modeldir. 2.Jenerasyon teknoparklar, Üniversite, araştırma kuruluşu ve iş çevreleri arasında genişleyen iş birliklerinin arttığı, araştırma- cılar ve diğer uzmanların endüstri içinde kendilerine daha fazla yer bulduğu, Pazarın ihtiyaçlarının takip edilerek araştırma ve deneyim geliştirmelerin boşluk alanlara odaklandığı modeldir. 3.Jenerasyon teknoparklar, dinamik kentsel alanlar ile daha yoğun ilişkilerin kurulduğu, yapılı çevre içinde 'mekan' kavra- mının öneminin tanındığı, kalite yaratma nosyonun her ölçekte tartışıldığı, yenilikçi aktiviteler ile daha gelişmiş düzeyde hiz- metlerin sağlandığı bir modeldir. İnsan odaklı bir model oldu- ğundan yaratıcılığın desteklendiği mekansal, yönetsel ve sosyal süreçlerin tümünü içerir. Farklı kentler kültürel yapıları ve güçlü oldukları alanları göz önüne alarak kendi yaratıcı ortamlarını yaratmak üzere tasa- rım ve yönetim yaklaşımları geliştirmektedirler. Üretilen her türlü teknoloji ve ürünün dünyaya hızla yayıldığı günümüzde fark yaratabilmek yenilikçi yaklaşımlarla katma değeri yüksek ürünler/teknolojiler/hizmetler geliştirebilmek ile olabilmektedir. İnsan odaklı bu yeni üretim süreci sayılabilen, rakamlar üzerin- den değerlendirilebilen başarı kriterlerinin büyük oranda terk edilmesi ile kişisel değerler, süreç ve yaratıcılık gibi daha soyut kavramlara odaklanmaktadır. Yaratıcı ve verimli çalışma ortam- larının sınırları da iyi tasarlanmış ofis mekanları, iyi derecede lojistik hizmetler ve güçlü bağlantıların ötesine geçerek kent ile kurulan ilişki, açık kamusal alanların kalitesi, kimlikli açık/kapalı mekanlar, sunulan iş dışı imkanlar / hizmetler ve teknopark alanlarının yönetim politikalarına kadar genişlemiştir. Öğren- me ve yaratma süreci sadece ofis saatleri ve ortamı ile sınırlı değildir. Yaratıcılık gündelik hayatın bir parçasıdır, dolayısı ile yaratıcılık beklentisi olan çalışma alanlarının bir 'çalışma' ortamı olarak değil kaliteli bir yaşam alanı olarak tasarlanması önem kazanmıştır. Üretim'in Mekansal Politikaları Günümüzde yeni fikirlerin üretilmesi temel konu olarak benim- senmekte; 'yaratıcılık' ve 'yetenek' kavramları ile birlikte ele alınmaktadır. Yaratıcı çözümler, uygulamalar ve yeni fikirlerin geliştirilmesi ülkeleri / kentleri / firmaları güçlü hale getiren ve farklılaştıran en önemli etmen haline gelmiştir. Bu nedenle 'yetenek' sahibi kişilerin eğitimi, 'yetenek'in geliştirilmesi ve 'yaratıcılık' ile sonuçlanması için desteklenmesi birincil mesele olarak ele alınmaktadır. Teknoparklarda temel amaç artı değer üretecek fikirleri ortaya Günümüzde yeni fikirlerin üretilmesi temel konu olarak benimsenmekte; 'yaratıcılık' ve 'yetenek' kavramları ile birlikte ele alınmaktadır. Yaratıcı çözümler, uygulamalar ve yeni fikirlerin geliştirilmesi ülkeleri / kentleri / firmaları güçlü hale getiren ve farklılaştıran en önemli etmen haline gelmiştir. Bu nedenle 'yetenek' sahibi kişilerin eğitimi, 'yetenek'in geliştirilmesi ve 'yaratıcılık' ile sonuçlanması için desteklenmesi birincil mesele olarak ele alınmaktadır.
  • 41. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis42 çıkarmaktır. Bu katma değeri yaratacak kişi ve kurumların bu ortamlarda bir araya gelerek, birliktelikten ortaya çıkan sinerji ile verimli üretim süreçleri yürütmesi hedeflenmektedir. Kendi varlığı, tasarımı, mimari dili ve yönetim yaklaşımları açısından kendi varoluşundan artı değer üretmeyen ya da bu iddiayı taşı- mayan parkların bu alanda gelişmeye yol açması oldukça zor olarak değerlendirilmekte, teknoloji temalı gayri menkul yatırım- ları olarak nitelenmektedirler. İnsan'ı merkeze koyan, İnsan odaklı 3.Jenerasyon Teknopark yaklaşımları 'yaratıcılık'ın desteklenmesi ve yaratıcı sınıfın zihin- sel ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayacak mekanlar tasarlanmasını üretimin artması için bir ön koşul olarak değerlendirmektedir. 'Yaratıcı Süreçler' her aşamada bir alt metin olarak varlığını sür- dürür. Bunun sonucu olarak da yönetim ve mekan kurgusu poli- tikalarında bu kavramları destekleyecek çözümler üretmektedir. Kakko ve Inkinen (2009) Yaratıcılığın artması için iletişimin önemini vurgulamakta ve artan bağlantıların hem sosyal hem de iş ortaklıkları anlamında verimi arttırdığını belirtmektedirler. Bir- birleri ile sosyal açıdan ilişki içinde olan çalışanlar birbirlerinin çalışma alanları hakkında fikir sahibi olacağı için ihtiyaç duyduk- ları ya da çözüm üretmeleri gerektiği durumlarda ilgili kaynak- lara daha kolay ulaşır, rahat iletişim kurar, ihtiyacı olan bilgiye daha kolay ulaşır; en önemlisi sosyal karşılaşmalar rastlantısal fikir üretimlerinin doğması için verimli ortamlar oluşturur. İnovasyon ve üretim alanında planlanmamış, tesadüfi karşılaş- maların verimli ve olumlu sonuçlar doğurduğu, yaratıcı fikirlerin ortaya çıkışını desteklediği gözlemlenmiştir, bu noktada anah- tar kavram olarak 'rastlantısallık' (serendipity) öne çıkmaktadır (Roberts, 1989 ve Eyre, 1999). Bu kavramın bir yaklaşıma dönüşmüş hali literatürde 'Rastlantısallık Yönetimi' (Serendi- pity Management) olarak tanımlanmaktadır. Bilim ve teknoloji tarihine bakıldığında fark yaratan ve insanlık için bir sıçrama noktası olan pek çok gelişmenin bambaşka konular için yapılan araştırma ve çalışmalar sırasında keşfedildiği görülmektedir: Arşimed kanunu, Kolomb'un Amerika'yı keşfi, Newton'un yer çekimini bulması, atom çekirdeğinin parçalanması, sentetik kau- çuk, röntgen ışını, yapay şeker, Teflon, Aspirin, Kinin, Naylon vb. Kolaylaştırıcı ve güvene dayalı ortamlar yaratarak beklenmedik, bilinmeyen, yenilikçi fikirleri ortaya çıkarabilecek meraklı yete- neklerin başta teknoparklar olmak üzere fikirsel üretim yapan alanlara çekilmesi gelişme için başlıca adım olarak görülmek- tedir. Inovasyon ve teknoloji geliştirme açısından başı çeken Tekno- parkların yeni yönetim ve tasarım politikaları ile şekillenerek yaratıcı süreçleri tetiklemesi, farklı fikirler geliştirme potansiye- line sahip kişileri kendine çekmesi esas sorun haline gelmiştir. Rastlantsal gelişmelerin olabilmesi, kullanıcıların çağrışımlardan yararlanabilmesi ve kendilerini rahat hissederek kendi konula- rına odaklanabilmesi için bu durumları destekleyen mekansal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu noktada iç ve dış ortak alanlar, kamusal alanlar ve toplanma alanları ile sunulan sosyal hizmet- ler önem kazanmaktadır. Yukarından aşağıya tanımlanan bir iş süreci, katı ve rolleri tanımlı bir yönetim hiyerarşisi, kesin şekilde belirlenmiş iş tanımlarının yenilikçi fikir üretme süreçlerini kötü etkilediği bilinmektedir. Yeni dönemde bireylerin yaratıcılıklarının destek- lenmesi ve esnek süreçler toplam fayda için başlıca değerler olarak tanımlanmaktadır. Diğer yandan, yeni fikir üretme süreci yoğun problem çözme aşamalarından geçmekte, dolayısı ile derecesi sektörlere göre farklılaşmakla birlikte stres düzeyi yük- selmektedir. Bu tip durumlar için çalışma ortamlarının bu stresi uzaklaştırmaya dönük hizmetler içermesi uzun soluklu çalışma- ların devamlılığı için kritik önem taşımaktadır. İş yönetiminin yanı sıra, yenilikçi fikir üretme süreçlerinde kul- lanılan kimi kavramların fiziksel mekanların tasarlanmasında da kullanılması, mekanın şekillenmesinde yaratıcı bir ortamın oluşturulmasına dikkat edilmesi gerekmektedir. Mekansal Öneriler Teknopark İstanbul gerek kuruluş amaçları ve yönetim yapısı gerekse yer seçimi kararları açısından önemli potansiyellere sahip bir projedir. Potansiyellerinin farkında olan bir proje konu- İnsan'ı merkeze koyan, İnsan odaklı 3.Jenerasyon Teknopark yaklaşımları 'yaratıcılık'ın desteklenmesi ve yaratıcı sınıfın zihinsel ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayacak mekanlar tasarlanmasını üretimin artması için bir ön koşul olarak değerlendirmektedir.
  • 42. Kasım - Aralık 2013 43 sunda iddiasını da ortaya koymaktadır. Günümüzde yeni kurulan teknoparkla rekabette fark yaratabilmek amacıyla çoğunlukla 3.Jenerasyon modelini benimsemektedir. İstanbul gibi bölgesi içinde uluslararası bir merkez konumunda olan bir kentin fark yaratacak atılımları desteklemesi ve rekabet kapasitesini arttır- ması önemlidir. Teknopark İstanbul'un hedefleri içinde tanımlan- dığı gibi teknoloji ve bilgi üretimi konusunda sahip olunan kültür, altyapı, birikim ve mekansal potansiyeller doğru yönetildiğinde başarılı sonuçlara ulaşılacağı açıktır. Çağdaşı teknoparklar arasında Teknopark İstanbul'un yaratıcılık ve üretim kapasitesi ile farklılaşarak öne çıkması İstanbul'un potansi- yelleri de göz önüne alındığında hiç zor değildir. Devlet politikaları ile desteklenen bir yapılanma olmasının yanı sıra kuruluş amaçları ve Temel genel yapılanma kriterleri içinde yer alan kavramlar yeni- liklere açık bir yapı anımsatmaktadır. Teknopark İstanbul'un yapılanma hedefleri içinde tanımlanan 'Temel Genel Yapılanma Kriterleri' 3.jenerasyon teknopark gelişim modeli yaklaşımları ile paralellikler göstermekte, aynı zamanda mekansal kurgu açısından da ipuçları vermektedir (url-1). Kriterler arasında yer alan Kurumsal tutuculuktan uzak durulması ve Giri- şimciliğin, yenilikçiliğin, yenileşimin desteklenmesi maddeleri yöne- tim modelinde 'yaratıcılık' konusuna verilen önemi; Çevre ve yeşil bilinci ve Çok yüksek standartlarda iş ve çalışma ortamı maddeleri ise mekansal kalite konusundaki özeni göstermektedir. Tasarlanan Teknopark alanının iç ve dış mekanlarının tümü ile, her ölçekte yaratıcılık ve yeni fikirlerin oluşmasını destekleyecek nitelikte olması gerekmektedir. İç mekanların konfor koşullarının sağlanmasının yanında ortak mekanlar olan açık kamusal alanlar ve geçiş mekanlarının da rastlantısal buluşmalara ortam sağlama- sı, esnek kullanımlara izin vermesi, kullanıcılar arasında etkileşim/ iletişimin gelişmesini desteklemesi, iletişim ve sosyal bağlantıları arttıracak nitelikte olmasına önem verilmelidir. Teknoloji yoğun yapılaşmış çevrenin alternatifi olarak doğal alanla- rın güçlü doğal kimlikler ile tasarlanması, sadece görsel bir peyzaj ögesi, manzara olmaktan öte içinde dolaşılan, vakit geçirilen, dinle- nilen ve hatta istenildiğinde çalışılabilen alanlar olarak ele alınması alternatif kullanımların desteklenmesi adına bir gerekliliktir. Doğal alanlar 'topraklanmak' için benzersiz ortamlardır. Çalışma ve dinlenme alanları arasında sınırlayıcı olmayan davetkar geçişler tasarlanması çalışanların açık alanları daha fazla kullan- masını sağlayacaktır. Aktif olarak kullanılan açık kamusal alanlar farklı konularda çalışan kişileri bir araya getirerek birbirlerinden beslenmelerini sağlar, yeni girişimlerin oluşmasına olanak tanır. Yönetim yaklaşımında kullanılan iletişim kavramı, mekansal ölçekte bağlantılar olarak karşılık bulmaktadır. Bölgeler arası sirkülasyonun desteklenmesi, ana yaya akslarının yanı sıra bu aksları birbirine ve yeşil alanlara bağlayan yolların oluşturulması teknopark birimleri arasındaki bağlantıyı güçlendireceği gibi firmalar, kişiler arası hare- ketliliği geliştirecek, açık / kapalı alanların kullanımı arttıracaktır. Dolayısı ile iletişimin gerçekleşebileceği alanlar ortaya çıkaracak, farklı kullanıcıları bu iletişim ortamlarına yönlendirecektir. Farklı ölçeklerde, kimlikli ana buluşma meydanı ve alt toplanma alanları- nın tanımlanarak bir açık alan kullanım sisteminin yaratılması, bu açık alanların peyzaj ve gölet gibi doğal alanlar ile bağlandırılması açık alanların kullanımını özendirebilir. Yüksek düzeyde dolaşım ola- nakları ve farklı tipte açık alan eylemleri kullanıcıları dış mekanlara çekmekte önemli rol oynar. Etkinlik çeşitliliği yüksek, kullanıcının farklı isteklerine yanıt verebilecek esnek mekanlar olarak tasarla- nan açık alanlar farklı kullanıcıları çekerek etkileşim ortamı yaratır. Doğal kimlikli ve sert zeminli, fiziksel olarak tanımlı açık kamusal alanlar arasında kalan serbest geçişler, kullanılan malzemeler ve tasarım dili açısından da sınırlayıcı değil birleştirici nitelikte, şeffaf ve geçirgenliği yüksek şekilde tasarlanmalıdır. Böylece, canlılığı tüm alana yayılan ve aktif kullanılan açık alanlar ortaya çıkacaktır.
  • 43. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis44 Sanayileşmiş ülkelerde bilginin süratle ticarileştirilmesinde kullanılan en önemli mekanizmalardan birisi teknopark veya bilim teknoloji parkları olarak adlandırılan yapılardır. Bu yapılar kamu-üniversite- sanayi işbirliğinin gerçek anlamda sağlandığı en önemli arayüzler olarak bilinmektedir. TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGELERİ (TEKNOPARKLAR) VE YENİLİĞE (İNOVASYONA) KATKILARI 1. Dünya'da Teknoparklar Bilgiden ürüne giden süreçlerin ve inovasyon faaliyetlerinin başarı ile gerçekleştirildiği teknoparkların önemi anlaşıldıkça bütün dünyada yaygınlaşmaya başlamış, sanayileşmiş ve sanayileşmekte olan ülkelerde geniş bir uygulama alanı bul- muştur. Hatta son zamanlarda teknopolis veya technocity gibi adlarla çok daha geniş alanlarda, Ar-Ge ve yeniliğin yanında küresel bilgi ekonomisinin tüm fonksiyonlarının bulunduğu ve işlediği çok daha kapsamlı düzenlemelere gidilmektedir. Dünyada teknopark faaliyetleri 1951 yılında Silikon Vadisi- Stanford Araştırma Parkı ile başlamıştır. Silikon Vadisinin başarısı ve yükselişi, Amerika ve Avrupa’da 1970’li yıllarda teknopark faaliyetlerinin yayılmasına ve artmasına yol açmış, 70’lerin sonuna doğru bu hareketlilik Japonya’ya ulaşmıştır. Bugün dünyada 900’e yakın teknopark bulunmaktadır. Bu sayı inkübasyon merkezleriyle birlikte 4000’e ulaşmaktadır. Teknoparklar, üniversiteler, araştırma kurumları ve sanayi kuruluşlarının aynı ortam içerisinde araştırma, geliştirme ve inovasyon çalışmalarını sürdürdükleri; birbirleri arasında bilgi ve teknoloji transferi gerçekleştirdikleri; akademik, ekonomik ve sosyal yapının bütünleştiği organize araştırma ve iş merkez- leridir. Teknoparkların temel hedefleri arasında; üniversite ve araştırma merkezlerindeki akademik bilgi ve araştırma potan- siyelinin teknolojik ürünlere dönüştürülüp ticarileştirilmesi ve teknoloji transferi için uygun ortam yaratmak, küresel rekabet için gerekli, teknoloji odaklı firmaların oluşmasını ve gelişme- sini teşvik etmek, firmalar ve kurumlar arası sinerji ve işbirliği fırsatlarını arttırmak, nitelikli kişilere iş ve girişimcilik imkanları yaratarak beyin göçünü önlemek sayılabilir. 2. Türkiye’de Teknoparklar ve Yenilikçilik Gelişmiş ülkelerde uzun yıllardan beri önemli bir kalkınma aracı olarak kullanılan teknoparklar ülkemizde 90’lı yılların ortala- rında gündeme gelmiştir. Teknoparklar konusundaki yasal düzenleme 06.07.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4691 sayılı “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (TGB) Yasası” ve 19.06.2002 tarihinde yürürlüğe giren “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygu- lama Yönetmeliği” ile sağlanmış ve bu bölgelere yönelik teşvik- ler verilmeye başlanmıştır. Bu yasalar, TGB’leri yöneten şirkete ve çalışanlarına, bölgede Ar-Ge faaliyeti yapanlara, Ar-Ge şir- ketlerine, akademisyenlere önemli destekler getirmiştir. Bunun yanında ülkemizdeki yenilik ve yenilikçilik faaliyetlerine, Ar-Ge kapasitesine, proje yapma eğilimine ve nitelikli istihdama önemli etkileri ve katkıları olmuştur. Yenilik, fikri uygulamaya dönüştürmek, yenilikçilik ise bilgi ve fikirleri faydalı sonuçlar ve ticari uygulamalar yarata- cak şekilde kullanmaktır. Yenilik, ekonomileri için rekabet üstünlüğü elde etmenin temel kaynağını oluşturmaktadır. Küresel ekonominin kuralları, bir işletmenin rekabetçi pazar koşullarında ayakta kalabilmesi için ya yenilikleri yakından takip ederek yararlanması ya da yeniliklerin bizzat kendileri tarafından geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, Doç. Dr. Cevahir UZKURT Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Genel Müdürü
  • 44. Kasım - Aralık 2013 45 bir işletmenin yenilik odaklı stratejilere sahip olması, hem rekabet gücünü artırmasında hem de varlığını koruma ve sürdürülebilirliğini sağlaması bakımından önemlidir. Yenilikçiliğin en önemli aracı ise Ar-Ge çalışmalarıdır. Yenilik faa- liyetleri gerek ülkeler arası, gerekse işletmeler arası rekabette bir ürünü müşteri isteklerine göre üretme ve sunma, bu üretimi ve sunuşu ekonomik bir şekilde gerçekleştirmektir. Günümüzde reka- betçi üstünlük elde edebilmek için işletmelerin kendilerini tamamen farklı bir biçimde yeniden tanımlaması, temel stratejilerini yeniden belirlemesi, içinde bulunduğu sektörü yeniden keşfetmesi yani rakiplerinden farklı olabilmesi, ürün ve hizmetlerinde fark oluştura- bilme yeteneğine sahip olması gerekir. İşletmeler açısından yenilik faaliyetleri, verimliliği ve kârlılığı artır- dığı, yeni pazarlar ile mevcut pazarların genişlemesini sağladığı ve rekabet için önemli avantajlar getirdiği için çok gereklidir. Bu manada, faaliyetlerine yenilikçiliği ekleyen, bunu önemseyen, işletmelerinde buna yönelik birimler kuran ve araştırmacı personel çalıştıran girişimciler yenilikçi girişimcilerdir. Bu sebeple son yıllarda ülkemizde Ar-Ge altyapısını, kamu-üniversi- te-sanayi-işbirliğini, yenilikçi girişimciliği geliştirmek amacıyla son derece önemli çalışmalar yürütülmektedir. Yenilikçi girişimciliğe yönelik olarak Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (BSTB), Kalkın- ma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, KOSGEB, TÜBİTAK ve Kalkınma Ajansları gibi kurumlar tarafından çeşitli destekler verilmektedir. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin kurulmasıyla bu faaliyetler daha da artarak gelişmiş ve kurumsal bir yapıya da kavuşmuştur. Yenilik ve yenilikçilik ekosisteminin bütün bileşenleriyle kurulmasına çalı- şılmaktadır. Tabloda da görüldüğü gibi, sanayileşmiş ülkelere göre çok kısa bir geçmişi olan TGB uygulamamız oldukça başarılı olmuştur. Özellikle nitelikli personel istihdamı (19.786 adet), yürütülen Ar-Ge proje sayısı (5.768 adet), biten Ar-Ge proje sayısı (10.835 adet), teknoloji tabanlı işletme sayısı (2.247 adet) bakımından önemli sayılacak gelişmeler kaydedilmiştir. Bu verilerdeki düzenli artış, ülkemizde son yıllarda TGB’lerden kaynaklanan yenilik ve yenilikçi girişimci- liğin giderek gelişmekte olduğunu göstermektedir. 2013 yılındaki gerek patent sayıları, gerekse ihracattaki gelişmeler uygulamanın başarıyla sürdüğünün işaretleridir. Ülkemizde son yıllarda yaşanan gelişmeler üretim gücümüzü ve ekonomimizi daha rekabetçi bir yapıya kavuşturabilmek için bilgiyi, yeniliği ve girişimciliği harekete geçirmekte olduğumuzu gös- termektedir. Bu konuda Bakanlığımız bağlı ve ilgili kuruluşlarıyla birlikte gerekli yapısal ve mevzuata yönelik düzenlemeler yanında operasyonel destek programlarını da hayata geçirmektedir. Bu gayretlerin hedefi 2023 yılı olarak belirlenmiş olsa da, çok daha uzak hedefler için çalışmalar yürütmemiz gerekmektedir. 3. Türkiye’nin Temel Ar-Ge Göstergeleri Ar-Ge harcamalarının GSYİH içindeki payı (%) 0,54 0,72 0,73 0,85 0,84 0,86 GSYİ Ar-Ge Harcaması (Milyon TL) 1.281 6.091 6.893 8.087 9.268 11.154 Yükseköğretim Payı (%) 58,9 48,2 43,8 47,4 46,0 45,5 Özel Sektör Payı (%) 33,7 41,3 44,2 40,0 42,5 43,2 Kamu Payı (%) 7,4 10,6 11,9 12,6 11,4 11,3 TZE Cinsinden Toplam Ar-Ge Personeli Sayısı 27.697 63.377 67.244 73.521 81.792 92.801 Yükseköğretim Payı (%) 60,7 46,6 44,5 42,2 40,2 38,4 Özel Sektör Payı (%) 20,2 38,3 40,8 42,8 45,9 48,9 Kamu Payı (%) 19,1 15,1 14,7 15,0 13,9 12,7 TZE Cinsinden 10 Bin Kişiye Düşen Ar-Ge Personeli 12,9 30,6 31,7 34,6 36,2 38,5 Ar-Ge Göstergeleri YILLAR 2001 2007 2008 2009 2010 2011 Türkiye’deki temel Ar-Ge verileri incelendiğinde, son yıllarda hemen tüm verilerde olumlu yönde gelişmelerin olduğu görülmektedir. Ancak başta OECD üyesi ülkeler olmak üzere dünya ile mukayese ettiğimizde henüz olmamız gereken yerden oldukça uzakta olduğumuz ve bu alanda daha çok gayret göstermemiz gerektiği anlaşılmaktadır. TGB Sayısı 22 28 31 37 39 43 45 52 Toplam İşletme Sayısı 604 802 1.154 1.254 1.515 1.800 2.174 2.247 Yabancı İşletme Sayısı 25 25 32 53 64 66 71 71 Yürütülen Ar-Ge Projesi Sayısı 1.939 2.513 3.069 3.403 4.102 4.979 5.703 5.768 Biten Ar-Ge Proje Sayısı - - 4.221 5.874 7.179 8.052 10.661 10.835 Ar-Ge Çalışanı Sayısı 8.843 9.770 11.093 11.021 13.397 15.822 19.498 19.786 Alınan patent sayısı 322 İhracat (Milyon $) 897 TGB’lerle ilgili bilgiler(birikimli) YILLAR 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013
  • 45. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis46 Ülkemizi 2023 hedeflerine taşımada önemli hamlelerden biri olarak görülen bilgi ekonomisine geçişi hızlandırıp destekleyecek üniversite tabanlı teknoloji transferi konusu, gerek akademi çevresinde gerekse endüstri çevresinde öncelikli gündemlerden biri olmaya devam etmektedir. KÜRESEL REKABET İÇİN TEKNOLOJİ TRANSFERİ eknoloji Transferi” akademik ortamlar ile Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen ve ticari değeri olan “teknoloji”nin veya daha geniş tarifi ile “bilgi”nin satışı veya lisanslanması yöntemi ile müş- teri tarafa devredilmesi ile gerçekleşir. Müşteri taraf ise bu bilgi veya teknolojiyi gerçekleştireceği ek geliştirme veya tica- rileştirme çalışmaları ile nihai ürün veya hizmet olarak pazara sunar. Teknolojiyi transfer eden taraf, söz konusu teknolojiyi yeni ve bu amaç için özgülediği girişimci bir şirket kurarak değere dönüştürebileceği gibi mevcut şirketi bünyesindeki altyapı ve faaliyetler vasıtası ile de değerlendirebilir. Teknoloji transferi, bu anlamda, Ar-Ge merkezinin “yenilik yapma” kabiliyet ve kapasitesi ile endüstrinin “üretim yapma” kabiliyet ve kapasitesini birleştirerek fikirden-pazara olan süreci daha verimli ve etkin hale getirmiş olmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, endüstride rol alan şir- ketlerin “yenilik yapma” amacına ve inovasyon odaklı yeni şirket politikalarına yönelik Ar-Ge birimi oluşturmaları ve bu kapsamda proje çalışmaları hayata geçirmeleri oldukça sınırlı olarak gerçekleşebilmektedir. Buna kalifiye personelin tedarikinde yaşanan sıkıntılar, istihdam politikalarının cazip olamayışı, altyapı sıkıntıları, kurumsallaşmamış şirket model- leri sebep olabilmektedir. Bu anlamda, ülkemizdeki şirketlerin üniversitelerimizde veya Ar-Ge merkezlerimizde hâlihazırda geliştirilmiş teknolojileri transfer ederek ticarileşme çalışması yapmaları avantajlı bir iş modeli olarak görünmektedir. Böy- lece hem geliştirilen teknoloji Ar-Ge birimlerinin raflarında “teorik bilgi” olarak kalmamış olacak, hem de şirketlerimiz yurtdışına bağımlılıktan kurtularak milli merkezleri çözüm paydaşı olarak görecektir. Transfer sürecinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için endüst- riyel şirketlerin üniversite veya Ar-Ge merkezleri kaynaklarına yöneltilmesi ve ihtiyaçlarına cevap verecek çözümlerin orada üretilmesi gerekmektedir. Bu, şirketlerin pazara sunduğu ürünlerde ve hizmetlerde kullanabileceği rekabetçi ve olgun teknolojilerin araştırmacılar tarafından geliştirilmesi anla- mına gelmektedir. Bununla birlikte transfer sürecinin başarı ile tamamlanması için, geliştirilen ve ticari potansiyeli olan teknolojilerin doğru zamanda, doğru müşteriye, doğru bir yön- temle sunulması gerekmektedir. Ticari bilginin/teknolojinin tespiti ile başlayan ve teknolojinin bir müşteriye devredilmesi ile biten bu süreçteki tüm çalışmaların üniversitelerde veya Ar-Ge merkezlerinde veya onların adına kurulmuş Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) vasıtası ile yürütülmesi gerektiği değerlendirilmekte ve bu kapsamda ülke çapında konu ile ilgili kültür, bilgi, beceri ve yetkinlik artırmaya yönelik faaliyetler tüm hızı ile devam etmektedir. Bu çalışmalara ivme kazan- dırmak amacına yönelik olarak TÜBİTAK, Teknoloji Transfer Ofisleri Destekleme Programı (1513) çağrıları kapsamında üniversitelerin Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) kurmalarını teş- vik edici bir destek programı başlatmış ve söz konusu prog- rama başvuran 10 üniversiteyi çağrı kapsamında hâlihazırda destekleme kararı almıştır. Ülkemizde kurulmuş veya kurulacak TTO’lar, verimli ve etkin çalışmalar vasıtası ile beklentileri karşılayabilmek için kendi- lerine uygun “TTO Yönetim Modeli” arayışını oldukça yoğun bir şekilde devam ettirmektedir. Bu anlamda, hem yabancı uzmanlar ülkemize davet edilmekte hem de çalışmaları yerinde görmek üzere TTO yetkilileri ve çalışanları başarı T Dr. Suat GENÇ Başkan, Ar-Ge Mühendisleri ve Yöneticileri Derneği
  • 46. Kasım - Aralık 2013 47 hikâyesi olan TTO’ları yerinde ziyaret etmektedir. Ancak süregelen bu bilgi ve deneyim paylaşım faaliyetleri göstermektedir ki, başka bir ülke veya bölgede başarı ile çalışan TTO modelleri bizim ülkemiz veya üniversitelerimiz için verimli olmayabilecektir. Bunun başlıca sebepleri arasında; konu hakkında yeterli farkındalık sağlanılamamış olması, bilgi, deneyim ve beceri eksikliği, mevcut kurum kültürlerinin elverişli olmayışı, kurumlar arası işbirliği platformu eksikliği, destek mekanizmalarının etkin kullanılamayışı ile teşvik edici ve uygun yasal mevzuatın henüz uygulamaya konulmamış olması gösterilebilir. Buradan hareketle, yurtdışındaki mevcut modellerin doğrudan uygulanması yerine, ülkemiz koşulları dikkate alınarak oluşturulmuş ulusal modellerin daha faydalı olabileceği görüşü her geçen gün daha fazla ağırlık kazanmaktadır. Bu ihtiyaç esas alınarak ülkemiz koşullarına uygun olduğu düşünülen ve “iFour” adı ile anılan bir TTO Yönetim Modeli geliştirilmiştir Model, TTO’nun “mucit”-“yatırımcı” arasında kalan alışılmış fonk- siyonunu genişleterek resmin bütününe hitap etmekte, kritik ve klasik modellerde eksik kalmış iki yeni paydaşı daha TTO yönetimi altına almaktadır. Teknoloji transferinin önündeki en belirgin bari- yerlerden birisi mucidin kendi tercihi veya eksik becerisi yüzünden girişimci olma yönünden isteksiz olmasıdır. Buna karşılık yatırım- cılar, yatırım yapmak istemelerine rağmen yatırım yapmaya değer güvenilir ve becerikli girişimci (yönetici) ile karşılaşamadıklarından söz etmektedirler. Böylece var olan “fikir” ile var olan “yatırım” bir araya getirilemediğinden, atıl bir şekilde beklemek durumunda kalmaktadır. “iFour” modelinin TTO yönetimi kapsamına aldığı ilk paydaş, fikri ticarileştirecek olan ve (bu çalışma vasıtası ile) tekno- loji transferi terminolojisine “Industrializer” terimi ile kazandırılmış olan “endüstrileştirici”dir. Yapacağı işbirliği veya eşleştirme çalış- maları ile TTO yönetimi kapsamında olması önerilen diğer paydaş ise, endüstrileşmeye ortam ve altyapı sağlayan “kuluçka” merkezi veya “incubator”dür. Burada TTO yönetimi kapsamına alınan ve “inventor”, “investor”, “industrializer” ve “incubator” olarak adlandırılan dört (Four) payda- şın her birinin “i” harfi ile başlaması modelin, “iFour Modeli” olarak adlandırılmasına dayanak oluşturmuştur. TTO camiasına “İyileştirilmiş ve Hızlandırılmış TTO Yönetim Modeli” olarak sunulan “iFour” modelinde; endüstrileştiricinin TTO tarafından tedarik edilmesi süreci “iyileştirme - enhanced”, gerekli tüm paydaşların TTO tarafından yönetiliyor ve koordine ediliyor olması da süreci “hızlandırma - accelerated” anlamına gelmektedir. Bu çalışmalar kapsamında, iFour modelinin uygulanma performan- sını takip etmek amacı ile ayrıca “iFour Watch” performans takip sistemi geliştirilmiş ve kullanıma hazır durumdadır. Bu takip sis- temi ile TTO’lar her bir kategoride yürütmüş oldukları işlerin hem “kalite” seviyesini hem de “kapasite” seviyesini görerek iyileşme hız ve yönlerini izleme ve bu doğrultuda TTO’ları yönetme imkânı bulabilecektir. Bu modelin geliştirilip ilgili taraflar ile öneri niteliğinde paylaşılma- sının, üniversitelerimize uygun TTO yönetim modelini geliştirme kültürünü başlatma boyutu ile ülkemizdeki teknoloji transfer çalış- malarına ayrı bir değer kattığı düşünülmektedir. Teknoloji transferinin önündeki en belirgin bari- yerlerden birisi mucidin kendi tercihi veya eksik becerisi yüzünden girişimci olma yönünden istek- siz olmasıdır. Buna karşılık yatırımcılar, yatırım yapmak istemelerine rağmen yatırım yapmaya değer güvenilir ve becerikli girişimci (yönetici) ile karşılaşamadıklarından söz etmektedirler.
  • 47. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis48 1980’lerden sonra küreselleşmenin etkisiyle Ar-Ge ve yenileşim kavramları daha önce hiç olmadığı kadar önem kazandı. Günümüzde ulusların zenginliğinin kaynağı olarak bilgi, Ar-Ge ve yenilik yapabilme kabiliyeti ön plana çıkmakta. Elbette etkin bilgi üretiminin bazı olmazsa olmazları ve ön koşulları var. TÜRKİYE’DE Ar-Ge ve YENİLEŞİMİN YOLCULUĞU iteratürde Ulusal Yenileşim Sistemi ismi ile açıklanan yakla- şıma göre; ülkelerin eğitim seviyeleri, öğrenme kabiliyetleri, kurumsal yapıları, üniversite-sanayi işbirliğini gerçekleştirme düzeyleri gibi birçok etken ve bunların arasındaki etkileşim ve eşgüdüm, ulusal yenileşim sistemlerinin verimli çalışıp çalış- mayacağını etkilemekte. Bu yaklaşıma paralel olarak ülkelerin geçmişleri ve tarihleri de mevcut kabiliyetlerinin belirlenme- sinde merkezi bir rol oynuyor. Türkiye’de Ar-Ge ve yenileşim kavramlarının 90’lı yıllarda gündeme geldiği düşünüldüğünde, bu kavramlar hakkında geçmişi araştırmanın aslında ülkenin sanayileşme ve ekonomik tarihi ile koşut olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Türkiye’nin Ar-Ge ve yenileşim yolculuğunu araş- tırmak aslen ülkenin endüstrileşme tarihçesine bir göz atmayı gerektiriyor. Osmanlı İmparatorluğu zamanında özellikle Ortaçağ ve deva- mında daha endüstrileşme gibi bir kavramdan söz edilemiyor- ken kurduğu sistemle büyük bir imparatorluk haline gelmiş, bu durum aydınlanma, reform ve endüstri devrimi gibi kavramlar ortaya çıkıncaya kadar devam etmiştir. Arrighi’nin “Uzun 20. Yüzyıl” adlı eserinde belirttiği gibi, bu dönemde ülkeler için hegamonya kavramı toprak sahibi olmak yerine artık ser- maye ve sanayi sahibi olmaya doğru kaymıştır. Osmanlı’nın endüstrileşmek için yaptığı yatırımların en önemlisi bir orga- nize sanayi bölgesi mantığı ile 1810 yılında kurulan Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası'dır. 1927 yılında gerçekleştirilen bir envanter çalışmasına göre, Türkiye’de 322 adet sanayi firma- sı bulunmaktadır. Bunların sadece % 30’u 30 ve daha fazla çalışana sahip işletmelerden oluşmakta ve çoğu azınlıkların işletmeleridir. Firmalar daha çok tekstil ve giyim sanayinde yer almaktadır. 322 firmanın toplam çalışan sayısı 17 bin civarındadır. (Yücel, 1997) Ülkede okuma-yazma oranı yakla- şık % 2’dir. Endüstriden ziyade insanlar esnaflık ve zanaatkar- lık ile uğraşmaktadırlar. 1923’te kurulan Cumhuriyet’in özünü ise uluslaşma oluştur- maktadır. Aydınlanma, akılcılık vb. gibi kavramların yanında, Avrupa örneklerinin de gösterdiği gibi uluslaşmanın özü endüstrileşmedir. Cumhuriyet’in ilk dönemi aslında bir sanayi altyapısı kurmak ile geçmiştir. 1930’a kadar uygulanma- ya çalışılan liberal dönemden, sermaye, girişim ve insan gücü yoksunluğu nedeniyle istediği büyüme rakamlarını elde edemeyen genç Cumhuriyet, 1930’larda planlı bir iktisadi kalkınma politikası izlemiş ve devlet yatırımlarına ve iştirak- lerine ağırlık vermiştir. 1933 senesinde kurulan Sümerbank Türkiye’de imalat sektörünün doğuşu olarak sayılabilir. Özel- likle tekstil, demir-çelik, çimento ve seramik gibi endüstriler ülkemizde Sümerbank ile başlamıştır. Sümerbank fabrikaların- da dönemin en ileri teknolojiye sahip makinelerini kullanmış, Türkiye’de teknoloji transferi uygulamalarının ilk örneklerini L Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı
  • 48. Kasım - Aralık 2013 49 vermiştir. Ayrıca, finansal olarak da ilginç bir modeldir. Halktan topladığı birikimleri yine halk için yatırım yaparak kullanmakta ve bu yatırımlar sayesinde hem dışa bağımlılığı azaltmakta, hem de halkımızın daha uygun fiyata daha kaliteli ürünlere erişimini sağla- maktadır. Tekstil Sanayi’nin duayen isimlerinden ve TTGV Yönetim Kurulu Üyesi Sn. Mehmet Şuhubi’nin bir ropörtajında bu konuda söyledikleri ilginçtir: “Türkiye’de ilk sanayileşme tekstille başlamıştır. İnsanları dışarı gönderip eğitince piyasaya çıkan yeni işverenler de Sümerbank’tan çalışan alıyordu. Müdürler hep oralara geçmekteydiler...” Sümerbank ileriki yılların hem bilgi birikiminin hem de girişimcilik ekosisteminin temellerini atmıştır. Etibank, Paşabahçe vb. gibi birçok kamu iktisadi teşekkülü Türkiye’de özel sektör için gerekli ekosistemi kurmaya yardımcı olmuşlar, o dönem için ekonominin dışa bağımlı- lığını azaltmışlar. II. Dünya Savaşı’nın etkileri bu gelişme hızını yavaşlatsa da, 1950'li yıllarda özel sektörün önü açılmaya başlanmış. Tarım artık daha endüstriyel metodlarla yapılmaya başlanmış, hem de tarımsal ser- maye yavaş yavaş endüstriye kaymıştır. 1950’li yıllar Türkiye’de özel sektörün gelişmeye başladığı yıllar olarak anılabilir. Devlet ise bu yıl- lardan itibaren yatırımlarını yavaş yavaş altyapıya doğru kaydırmaya başlamıştır. Bu dönemde henüz Ar-Ge’den söz edemesek de gelecek yıllarda yapılacak çalışmaların temelleri bu dönemdeki politika uygulamaları ile başlatılmıştır. Türkiye, 1960 yılından sonra dünya konjonktürünün de etkisiyle planlı kalkınma stratejisini benimsemiş- tir. Bu strateji çerçevesinde Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulması önemli bir dönüm noktasıdır. Hazırlanan Beş Yıllık Kalkınma Planları ile ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma politikaları belirlen- miştir. İlgili planların odak noktası ülkede pazar ekonomisini kurar- ken dışa bağımlılığı azaltmak ve sanayileşmeyi artırmak olmuştur. Dönemin ruhuna uygun olarak ithal ikameci politikalar da ağırlık kazanmıştır. 1963 senesinde TÜBİTAK’ın kuruluşu, teknolojinin ulusal kalkınma- daki rolünün anlaşılması bakımından ilk örnektir. TÜBİTAK 1990’lara kadar daha çok temel araştırmaları desteklemiştir. Bu dönemde henüz sanayi Ar-Ge’si ve yenileşim gibi kavramlar gündemde değil- dir. İthal ikameci politkaların da etkisiyle daha çok teknoloji transfe- rine gidilmiş, gelişmekte olan özel sektör iç pazar odaklı olarak çalış- mıştır. İlk Ar-Ge laboratuarı ise, yine devlet önderliğinde kurulmuş ve devlet geliştirdiği modellerle sanayinin örnek alacağı prototipler geliştirmeye devam etmiştir. Bu kapsamda, Elektronik Sanayi’nin duayen ismi ve TTGV'nin de kuruluşundan 2012 yılına kadar Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütümüş olan Dr. T. Fikret YÜCEL’in önderli- ğinde 1965 yılında kurulan PTT ARLA (PTT Araştırma Laboratuarı) ilk örnektir. Tekstil sanayi gelişirken özellikle Marmara Bölgesi’nde TOFAŞ ve Renault’nun kurulması otomotiv sanayinin gelişmesini ve yan sanayinin oluşumunu da beraberinde getirmiştir. Yan sanayi 90’lı yıllara kadar fason imalatla yabancı ortaklı otomotiv firmaları- mızı parça üretimi ile desteklemiştir. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında uygulanan ambargolar ise Türkiye’de savunma sanayinin gelişiminin “Türkiye’de ilk sanayileş- me tekstille başlamıştır. İnsanları dışarı gönde- rip eğitince piyasaya çıkan yeni işverenler de Sümerbank’tan çalışan alıyordu. Müdürler hep oralara geçmekteydiler...” Cumhuriyet’in ilk dönemi aslında bir sanayi altyapısı kurmak ile geçmiştir. 1930’a kadar uygulanmaya çalışı- lan liberal dönemden, sermaye, girişim ve insan gücü yoksunluğu nedeniyle istediği büyüme rakamlarını elde edemeyen genç Cumhuriyet, 1930’larda planlı bir iktisadi kalkınma politikası izlemiş ve devlet yatırımlarına ve iştiraklerine ağırlık vermiştir.
  • 49. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis50 ilk tohumlarını atmıştır. Dönemin ruhunu ithal ikameci politikalar, teknoloji transferi ve lisans altında üretim belirlemiştir. İmalat alt- yapısının bu dönemde dışarıdan alınan hazır makinelerle geliştiği söylenebilir. İthal ikameci politikalar küresel rekabetten uzak olmanın verdiği dezavantajla firmaların yenilik yapma kabiliyetlerini geliştire- mese de, verdiği güvence ile imalat altyapısının gelişmesini sağla- mıştır. Ar-Ge kavramı ilk defa gündeme gelmiş; DPT ve TÜBİTAK’ın kurulması ile Ulusal Yenileşim Sistemi’nin temeli atılmıştır. 1978’de gelişmiş ülkeler tarafından sağlanan Washington Uzlaşma- sı, gelişmekte olan bilgi ve iletişim teknolojileri, ulaşım imkanlarının kolaylaşması gibi nedenlerden beslenen küreselleşme kavramının ortaya çıkması ile birlikte 1980’li yıllarda dünyada ciddi bir dönüşüm yaşanmaya başlamıştır. Türkiye ise, bu değişime adapte olmaya çalışmıştır. Kamu İktisadi Teşekkülleri özelleştirilerek daha verimli çalışmaları yönünde bir adım atılmıştır. Türkiye ilk bilim ve teknoloji politikasını 1983 yılında yapmış; yine aynı sene Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu kurulmuştur. Türkiye’de o dönemde GSMH içindeki Ar-Ge payı oranı % 0,37 gibi çok düşük bir düzeydedir. BTYK ise, 6 ayda bir toplanması planlanmasına rağmen, bu dönem içinde sade- ce dört kere toplanabilmiştir. Dönemin en büyük özelliği ise, artık yurt sathında değil tüm dünyada ürün satmaya çalışan özel sektörün daha fazla rekabetçilik için yeni kavramlarla tanışma çabalarıdır. Kalite kavramı rekabetin çok güçlü olduğu küresel piyasalarda bir ön koşul olarak ortaya çıkarken, firmaların sadece mevcut teknolojiyi teknoloji transferi ile edinmesi değil; bu teknolojileri geliştirerek ve ürünlerini farklılaştırarak küresel piyasalarda yer alması gerekmek- tedir. Bunun farkındalığına varan özel sektörde Ar-Ge ve yenileşim çabaları kendini göstermiş, Ar-Ge birimleri kurulmaya başlanmış; verimlilik ve süreç geliştirme ön plana çıkmıştır. Elbette, sermaye birikimi görece az olan ülkemizde bu süreçlerin finansmanı da önem kazanmıştır. Bu kapsamda gerçekleştirilen ilk çaba ise, 1990 yılında Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli işletmelerin ekonomideki rolünü ve etkinliğini artırmak, rekabet güçlerini artırmak ve sanayide entegrasyonu ekonomik gelişmelere uygun biçimde gerçekleştirmek amacıyla KOSGEB'in kuruluşu ve ardından 1991 yılında T.C Hüküme- ti ile Dünya Bankası arasında imzalanan anlaşma gereğince Hazine Müsteşarlığı aracılığıyla gerçekleştirilen bir Dünya Bankası projesi olan Teknoloji Geliştirme Projesinin uygulanmasıdır. Bu aşamada Hazine Müsteşarlığı ve TÜBİTAK öncülüğünde kamu ve özel sektör işbirliği ile TTGV kurulmuştur. TTGV ve KOSGEB'in kurulması ile ülkemizde ilk defa özel sektörün Ar-Ge projelerine finansal destek sağlanmaya başlanmıştır. İleride ulusal yenileşim sisteminde sunulacak destekler ve gündeme gele- cek konularla ilgili olarak öncü modeller üretilmiştir. 1993 yılında Türkiye Bilim ve Teknoloji Politikası yenilenmiştir. 1995 yılında TÜBİTAK TİDEB’i (bugünkü adıyla TEYDEB) kurarak proje bazında sağlanan destek uygulamasına hibe destekli ek bir model geliştir- miştir. 1980-1993 arasında ekonomi politikaları ithal ikamecilikten ihracat odaklılığa doğru dönüşmüştür. İhracat yapabilmenin ise olmazsa olmazı Ar-Ge ve yenileşim olarak ön plana çıkmış, 1995 yılında İhracatın Teşviki Kanununa dayalı olarak çıkarılan İhracata Yönelik Devlet Yardımları Kararı çerçevesinde, ürün geliştirme pro- jelerine sermaye desteği TÜBİTAK ve TTGV aracılığıyla sağlanmaya başlanmıştır. Türkiye yavaş yavaş teknoloji transferi ile üretim gele- neğinden “Kendi teknolojimi nasıl geliştirebilirim?” sorusunu sorar hale gelmeye başlamıştır. Özellikle 2000’li yılların başına kadar geçen dönem Türk özel sek- töründe kalite ve verimlilik kavramlarının içselleştirilmesi, Ar-Ge ve proje kültürüne adapte olunması süreçlerini kapsamıştır. Devletin sağladığı kaynaklarla desteklenen özel sektörün proje sayısı gitgide TTGV ve KOSGEB'in kurulması ile ülke- mizde ilk defa özel sektörün Ar-Ge projelerine finansal destek sağlanmaya başlanmıştır. İleride ulusal yenileşim sis- teminde sunulacak destekler ve günde- me gelecek konularla ilgili olarak öncü modeller üretilmiştir.
  • 50. Kasım - Aralık 2013 51 2002’den sonra düşen enflasyon ve sağlanan makro- ekonomik stabilite ile teknolojiye ve sanayiye daha çok yatırım yapılmasını sağlamıştır. İstikrar özel sektörün ihracat performansına da olumlu yansımıştır. artarken firmalarda Ar-Ge ve yenileşim kültürü oluşmaya başlamış- tır. Firmalar artık “Neden Ar-Ge ve yenileşime yatırım yapmalıyım?” sorusuna cevap verebilir hale gelmiş; verilen teşviklerle de bu teşebbüslerini fonlama imkanı bulmaya başlamışlardır. Vizyon 2023 ve bilim stratejisi dökümanları ile Türkiye’nin en kapsamlı bilim ve teknoloji politikaları yapılmıştır. 2000’li yılların başından itibaren hem destek sağlayan kuruluşlar art- maya başlamış hem de gitgide daha çok kaynak TÜBİTAK, KOSGEB ve TTGV gibi kuruluşlar aracılığı ile uygulanmıştır. Sonraki yıllarda da uluslararası rekabetçilik konusunda Dış Ticaret Müsteşarlığı ve son- rasında Ekonomi Bakanlığı; Ar-Ge, teknoloji ve girişimcilik konusunda ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı çatısı altında farklı model ve programlarla özel sektöre ve girişimcilere yönelik destekler sağlanır olmuştur. Bu çabalar ve oluşumlar sonucunda; 1991 senesinde özel sektörün Ar-Ge harcaması içindeki payı yüzde 19’lar seviyesindey- ken günümüzde bu rakam yüzde 44’e kadar yükselmiştir. Ayrıca uygulanan vergi teşvikleri, çıkarılan teknoparklar yasası ve kurulan teknoparklar, üniversite sayılarının artması gibi birçok gelişme Ulusal Yenileşim Sistemi’nin kurulumunun tamamlanmasını sağlamıştır. Kurumlar arası eşgüdüm tüm sistemlerde olduğu gibi sorgulanabilir fakat kurumsal sisteme bakıldığında Türkiye’de Ulusal Yenileşim Sistemi’nin olması gereken elemanlarının varolduğu söylenebilir. 2002’den sonra düşen enflasyon ve sağlanan makro-ekonomik stabilite ile teknolojiye ve sanayiye daha çok yatırım yapılmasını sağlamıştır. İstikrar özel sektörün ihracat performansına da olumlu yansımıştır. Tekstil ve otomotiv gibi sektörlerde Türkiye, verimli ve kaliteli üretim yapan önemli bir merkez haline gelmiştir. Sanayimiz gitgide dışarıyla olan etkileşimini ve işbirliklerini artırmıştır. Türkiye Dünya Bankası’nın rekabetçilik endeksinde 60’lı sıralarda yer alsa da Türkiye’nin Ar-Ge ve yenileşim konusunda başladığı noktaya göre ciddi mesafe kaydettiği söylenebilir. Sonuç olarak, yenilik sistemimizin Türkiye’yi, Cumhuriyetin 100'üncü yılına taşıyacak şekilde geliştirilmesi sürecinde mevcut mevzuat siste- mimiz içerisinde birtakım yeniliklere ihtiyaç var. Bu anlamda yapılabilir olanın değil, uluslararası şartların gerektirdiğinin gerekirse mevzuat düzenlemesi ile yapılması temel hedefimiz olmalıdır. Bugün farklı kamu kurumlarında Ar-Ge ve yenileşim politika tasarım ve yönetim yetkinliği hızla gelişmektedir. Bu sayede, sektör ve bölgelere yönelik somut hedeflerin tanımlandığı ve bileşenlerinin farklı kurumlar tara- fından koordinasyon içerisinde uygulanabileceği karmaşık program tasarımları öngören politika ve programlar gündeme gelmektedir. Bu süreçte kamu desteğinin yaygın etkisi kadar, sağlanan desteğin azami katma değer oluşturacak şekilde etkin işletilmesi de gündeme gelecektir. Yeni nesil politikalar, yenileşim sisteminde tüm sektörler- deki paydaşların daha etkin ve koordineli faaliyetlerini gerektirecektir. Bununla birlikte tüm gelişmeleri analiz edecek olursak; yakın geçmiş- te yaşanan kriz, yeni verimlilik sınırlarını zorlamaya ve somut katma değer yaratamaya odaklı bir dönemin habercisi. Son 50 yıllık dönemi bilişim girişimi dönemi, gelecek 20 yıl ise somutluklar dönemi olacak. Bu dönemde bütün bu 50 yıllık bilişim girişimi birikiminin gerçek hayat alanlarına taşınmasını yaşayacağız, yenileşim ve teknoloji gerçek yaşamın içine gömülecek, yeni verimlilik ve kolaylık katman- ları oluşturulacak. Bu dönemde gerçek hayatın içindeki alanlarda bilişimi, dijital ve mobil teknolojileri, biraraya getiren uygulamalarla dijital sınırlar zorlanacak, bu katmanlar kişiselleştirme tabanının üzerine oturacak. Eskiden sistemlerin arz tarafı olduğu dönemlerde neredeyse boşlukta mucize yaratmaya çalışılıyordu, bu dönemde ise ülkelerin uluslararası rekabet gücünü, çoklu alan takım oyunu, bilimsel ve yenileşimci işbirliği, yaratıcı yüksek katma değeri talebin merkezine gömme becerileri belirleyecek.
  • 51. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis52 Her insan grubunun kendine özgü bir kültürü vardır. Bunlardan bir bölümü kendi kültürümüzden çok farklıdır ve bizim alışkın olduğumuz kavramsal çerçeveye başvurularak anlaşılmaları olanak dışıdır. Buradan çıkarılacak sonuç, başka kültürleri kendi ölçütlerimize göre yargılamamak gerektiğidir. Kültürel görecelik adı verilen ilkeyi sürekli olarak aklımızda tutmak zorundayız. Bu ilkeye göre herhangi bir kültürdeki insan davranışı yalnızca o kültürün temel sayıltıları ve değerler dizgesi çerçevesinden anlaşılabilir ya da tartışılabilir. KÜLTÜREL İNOVASYONUN ÖNÜNDEKİ ENGELLER nsanlar belirli düşünme, duyma ve muamele etme modelleri nedeniyle bir "zihni programa" sahiptir. Zihni programın kaynak- ları, bireyin yetiştiği toplumsal çevre ve elde edilen yaşam dene- yimlerinden oluşmaktadır. Kültür, bir grubun ya da insan katego- risinin üyelerini birbirinden ayıran kolektif zihni bir yazılımdır ve insanların dünyayı nasıl algılayacaklarını, nasıl davranacaklarını gösteren "seçici bir perde" gibi çalışır. Her kültürün, üyelerinden beklediği davranış kalıpları vardır. Ancak, bu bireylerden beklenen davranış kalıpları kültürden kültüre değişmektedir. Örneğin Türk kültürü gibi kollektif bir kültürde anne ve babanın çocuğundan beklediği "evlat" rolüne ilişkin davranışlarla, Amerikan kültürü gibi bireyci bir kültürde aynı rolden beklenilen davranışlar aynı değildir. Kültürlerarası iletişimi etkileyen faktörlerden biri olarak etnomerkezcilik, bireyin kendi kültürünü dünyanın merkezine yerleştirerek, diğerlerinin hareket ve davranışlarını kendi kültürel değerlerine ve normlarına göre değerlendirmesi anlamına gelir. Bu bağlamda bireyin kendi kül- türünde yaptığı her şey doğru, diğerlerinin yaptığı her şey yanlış olarak kabul edilir. Hiçbir iletişim sürecinin, tarafların birbirleri hakkında önbilgiye, izlenime ya da düşünceye sahip olmadan, sıfır noktasından baş- laması ve devam etmesi mümkün değildir. Yani iletişim sürecine katılan taraflar, birbirleri hakkında rastlantısal ya da deneyime dayalı olarak elde ettikleri bilgilerin ve izlenimlerin etkisi altında etkileşime girer. Bu izlenimler, karşı tarafa nasıl yaklaşılacağını, davranışların yönünü ve beklentilerini etkileyerek iletişim sürecini olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemektedir. Kalıp düşünceler ve önyargılar, grupların etkileşime girmek istemedikleri durumlarda birbirleri hakkındaki bilgi boşluğunu doldururken, grup üyelerinin bireysel farklılıklarının göz ardı edilmesine ve iletişim sürecinde çeşitli problemler yaşanmasına neden olur. Önyargı çoğunlukla din, cinsiyet, milliyet gibi sosyal gruplara yönelik olarak geliştirilen tutumdur. Önyargılı düşüncenin sonuç- ları, günlük hayatta kişilerarası çatışmalardan, cinsiyet ve etnik ayrımcılığa ve hatta katliamlara kadar uzanabilir. Önyargılar zamanla insanın gündelik yaşamının bir parçası haline gelir. Çok masum bir şekilde sarf edilen cümleler, zihinlere yerleşen önyar- gılı düşüncenin uzantısı olabilir. Örneğin bazı atasözleri önyargılı düşünceyi yansıtır. Bunlar küçük yaşta ailede, sonra okulda ve hayat boyu çeşitli kitle iletişim araçlarıyla pekiştirilir, zihinlere yerleşir ve doğal bir hale gelir. Belli bir etnik gruba yönelik önyargı da benzer şekilde zihinlere yerleşir. İnsanlar sosyal dünyayı algılarken birtakım kategoriler oluşturur. Genellikle de “biz” ve “onlar” şeklinde bir ayrıma giderek sosyal kategorizasyonda bulunurlar. Sosyal kategorizasyon çok boyutlu- dur ve önyargılı düşüncenin ilk basamağını oluşturur.Kategorizas- yon yoluyla zihinde birtakım şemalar belirginleşir ve şemalardan yola çıkarak yargılara varılır ki buna kalıpyargı (stereotype) denir. Kalıpyargıya da dayanarak önyargılı düşünce oluşur. Kültür, bir toplumun değerlerini, inançlarını, normlarını rol ve tutumlarını biçimlendirirken, o toplumun üyelerinin neyi, nasıl algılayacağını belirleyerek kendi dünyalarını biçimlendirmelerini de sağlar. Her kültür birbirinden farklı özelliklere sahip olduğu için bireyin sosyalleşme sürecinde öğrendiği kategoriler de birbirin- den farklıdır. Aynı kültürün içinde yetişen bireylerin kategorileri benzer olacağı için, bir davranış ya da olaya verecekleri anlam ve beklentileri benzer olurken; farklı kültürde yetişen bireylerin anlamlandırmaları ve beklentileri de farklı olacaktır. İ Tülay ALPAY Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili Okutmanı
  • 52. Kasım - Aralık 2013 53 Her bireyin sosyo – ekonomik, kültürel özellikleri, deneyimleri farklı oldu- ğundan zihinsel şemaları da biribirinden ayrıdır. Eğer bireylerin zihninde göstergeleri içine yerleştirecek bir şema yoksa, o işaret algılanmaz ya da anlaşılmaz. Bireyin kendi deneyimlerini ve çevreden aldığı bilgileri sınıflandırması sonucunda oluşturduğu şemalar, kişilere, durumlara ve olaylara karşı beklentiler oluşturur. İnsanlar, genellikle şemalarını değiş- tirmek yerine, yeni enformasyonu şemalarına uydurma yolunu tercih eder. Böylece yaşayacakları çelişkiyi ve çelişkiden doğacak gerilimi azaltmaya çalışırlar. Dolayısıyla iletişim sürecine katılan tarafların zih- ninde varolan farklı şemalar; farklı algılamayı, anlamayı ve yorumlamayı da beraberinde getirir ve tarafların iletişim sürecinden beklentilerini, buna bağlı olarak da karşı tarafa nasıl davranacaklarını belirler. Kalıp düşünce ya da stereotip, sosyal bilimlerde, "bir toplumsal gruba ilişkin inançlar; insanları birtakım türlere, tiplere bölmeyi ifade eden zihinsel yapılar; çevreyi anlama sürecinde karar vermeyi kolaylaştır- ma işlevine sahip merkezi, kemikleşmiş, şematik, büyük ölçüde yanlış bilişsel formlar" olarak tarif edilir. "Kafamızın içindeki resimler" olarak tarif edilen kalıp düşüncelerin temeli gerçek dünyadan alınan bilgilerle oluşmaz. Çünkü, gerçek dünya çok büyük ve çok karmaşıktır. Bu nedenle insanlar, kendileri ve kültürleri tarafından biçimlendirilmiş resimler yapar ve bu resimler aracılığıyla hareket eder. Dünyayı temsil etmenin kısmi ve yetersiz bir yolu olan stereotipler, bireyin kendi konumunu meşrulaştıran savunmalar olmalarının yanısıra, objektif ve dengeli muhakemeyi engel- leyen kör noktalar olarak da kabul edilir . Kalıp düşünceler, özellikle bilgileri ve yeni durumları hızla sınıflandırma- ya yarayan basitleştirme ve genellemeler olduğu için; bir konu, durum, olay ya da kişi hakkında yanlış sonuçlara varmaya neden olabilir. Kalıp düşünceler peşin hükümlerdir ve bu hükümler tecrübe ve bilgilerden ilham almaksızın, belli kişi veya eşyaya karşı takınılan olumlu ya da olumsuz tutumlardır. Sosyal psikolojin en eski konularından biri olan kalıp düşünceler, özellikle toplumsal barış ve çatışma ile yakından ilişkili olduğu için önemli bir inceleme alanı olmuş ve çeşitli araştırmalar yapılmıştır. İlk defa ABD’de başlayan bu çalışmaların yapılmasının nedeni, ABD’nin farklı kültürle- rin birarada bulunduğu ve kaynaştığı bir alan olarak görülmesidir. Bu araştırmalarda, farklı grupların birbirlerine ilişkin görüşleri belirlenerek olumsuz görüşlerin değiştirilmesi hedeflenmiştir. Günlük yaşantımızda sıkça kullandığımız önyargı terimi, bir gruba karşı yöneltilen negatif duygu ve tutumlardır. Herhangi bir gruptan bir kişiye, sadece o gruba ait olması nedeniyle gösterilen muhalif ya da düşmanca tutumlar olarak tanımlanan önyargılar, kategorik düşünmenin ve stere- otiplerin yani, aşırı genellemelerin sonucudur. Önyargılar, yan tutma ve acelecilikten kaynaklanır; içinde peşin hükümler barındırır. Önyargı (veya hoşgörüsüzlük), hissedilebilir ve açığa vurulabilir bir şeydir. Bir grubun tamamına veya bir şahsın doğrudan kendisine yöneltilebilir. Çünkü o şahıs, artık bir grubun üyesi olarak algılanmaktadır.Önyargıda diğer insanları grup aidiyetlerine göre değerlendirici bir tutum söz konusudur. Belirli bir dış grup hakkındaki olumsuz dogmatik kanaatleri içerdikleri için, önyargılarda muhakeme etmeden bir konum alış söz konusudur. Eğer önyargılar davranışa dönüşür ise artık bunun adı dışlama (discrimi- nation)dır. Önyargı bir tutum, dışlama ise bir davranıştır. Önyargı akıl öncesi, rasyonel bir teste tabi tutmadan yaptığımız bir tercih olduğundan, sezgiler ve içgüdüler ile belirlenir. Aslında kişinin önyargılı tutumu, kendinin de farkında olmadığı bir gereksinmeyi kar- şılamaktadır. Bu gereksinme, yıpranmış olan egosunutamir etmek ve yükseltmektir. Önyargılı kişiler, diğer insanlara hazır klişeler,katı ve kapalı kanaatlerle bakar. Bir değerlendirme olarak yargılar ve önyargılar birbirinden farklıdır. Yargı gerçeğe dayanır. Oysa önyargı, gerçek belli olmadan ortaya çıkar. Önyargılar sempati ve antipati olarak ortaya çıkan tutumlardır. Bu yüzden bazı toplumbilimciler stereotipi, "tutum ile önyargının birleşimi" olarak görmektedir. Örneğin, tüm kapitalistler sömürücüdür stereotipin- de bir sınıfa karşı antipatinin neden olduğu tutum, yine aynı sınıfa karşı olan önyargı ile birleşmektedir. İsmi önyargı ile birlikte anılan bir başka kavram da diskiriminasyon (discrimination: dışlama, ayrı muamele etme) terimidir. Diskriminas- yon ise önyargının davranışta ifade edilmesi olarak tanımlanan önemli bir kavramdır Bir grubun üyelerine karşı, başka bir grubun üyelerine kıyasla daha farklı davranmayı içeren özel bir davranıştır. Sırf belli bir gruba üyeliklerinden dolayı diğer insanları kabul ediş veya reddediş anlamına gelen bir davranıştır. Yalnızca diğer insanların grup üyeliği hakkında temellenen haksız yargılardan ibaret olan diskriminasyon, genellikle önyargı (ırk, soy veya diğer gruplarla ilgili) ile ilişkilidir. Önyargı bir tutum (belirli bir grup karşısında lehte veya aleyhte dav- ranma eğilimi); diskriminasyon (ayrı muamele etme/ayrımcılık) ise bir davranıştır. Diskriminasyon, bir dışgrubun içguruba yaklaşmasını Kalıp düşünce ya da stereotip, sosyal bilimlerde, "bir toplumsal gruba ilişkin inançlar; insanları bir takım türlere, tiplere bölmeyi ifade eden zihinsel yapılar; çevreyi anlama sürecinde karar vermeyi kolaylaş- tırma işlevine sahip merkezi, kemikleşmiş, şematik, büyük ölçüde yanlış bilişsel formlar " olarak tarif edilir. "Kafamızın içindeki resimler" olarak tarif edilen kalıp düşüncelerin temeli gerçek dünyadan alınan bilgilerle oluşmaz.
  • 53. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis54 imkansız kılacak şekilde mesafeli tutulması ve bunun az çok formel olarak kurumsallaştırılmasıdır. Bir grubun üyeleri farklı grupları, farklı sosyal mesafelere yerleştirebilir. Bazı gruplar "evlilikle yakın akra- balığa" kabul edilir. Bazıları ise "yakın arkadaşlar" ya da "komşular" olarak dahi kabul edilmez ve "ülkemde çalışma"nın içerdiği mesafede tutulur. Bazıları ise daha da uzak görülür ülkeye dahi kabul edilmez. Bunun en önemli örneklerinden biri, ABD'de 1930'larda zencilerin ve Çinlilerin lokantalara alınmayışıdır. Bu farklı muamelerin nedeni Uzak Doğululara karşı ırkçı ve ayırımcı önyargıdır. Bu örnek bir yana, 1990'lı yılların başında bütün insanlık, Bosna'da ayrımcılık ve önyargının nasıl bir soykırıma dönüştüğünü izlemiştir. Bu nedenle önyargı ve diskri- minasyon insan hakları ihlalleri ve soykırıma varabilecek tehlikeli bir süreci içermektedir. Ortaya koydukları program ve telkin ettikleri öğretiyle bazı kitle hare- ketleri, aşırılığı, gayreti, parlak umutları ve hoşgörüsüzlüğü körükleye- bilmektedir. Nitekim bugün dünyanın büyük bir bölümünde gruplarara- sı çatışma ve düşmanlık vardır. Mesela; Amerika Birleşik Devletleri’nde siyah-beyaz, Irak’ta ve diğer Arap ülkelerinde Sünnî ve Şiî Müslümanla- rın çatışmaları bunun örnekleridir. Bütün bu çatışmaların oluşmasında tarihi, sosyo-ekonomik, kültürel, siyasî duruma ait etmenler, psikolojik faktörler ve insan zihninin şematik yapısı rol oynamaktadır. Kalıp düşünce ve önyargılar, kategorik düşüncenin ve şemaların sonucu olarak ortaya çıktığı için tamamen ortadan kalkması mümkün değildir. Bu nedenle mantık, önyargıları azaltmada başarısız olur. Ancak etkisini en aza indirmek toplumsal gerginliği azaltır, insanların etkin bir iletişim sürecine girmesini, birbirlerini tanımasını ve toplumsal hoşgörüyü sağlayabilir. Kalıp düşüncelerin değişmesini sağlayacak üç model vardır. Bunlardan biri ‘defter tutma’ modelidir. Bu modele göre kalıp düşünceyle çelişen bilgiler birikerek, kalıp düşünceyi yavaş yavaş değiştirir. İkinci model, kalıp düşünceyle çelişen önemli ve çarpıcı bir örneğin, kalıp düşünceyi değiştireceğinin ifade edildiği ‘değişme modeli’dir. ‘Alt kategori oluş- turma modeli’, kalıp düşüncelerin nasıl değişeceğini açıklayan üçüncü modeldir ve kalıp düşünceyle çelişen bilgilerin alt kategoriler oluştu- racağını ve kalıp düşüncenin değişebileceğini ifade eder. Kalıp düşün- ceyle çelişen bir bilgi, bireyin düşünceleri hakkında şüpheye düşmesine neden olur. Böylece tutum ve düşünceleri hakkında şüpheye düşen birey, yeni bilgileri değerlendirmeye alarak tutumlarını değiştirebilir. Kalıp düşüncelerin değişmesinde etkili olacak faktörlerden biri de gruplararası temastır. Temas hipotezi, hasım grupların birbirleri hak- kında gerçekçi olmayan şekilde olumsuz beklentiler oluşturdukları ve birbirleriyle temastan kaçındıkları; eğer birbirleriyle temas kurarlarsa, aralarındaki ilişkinin iyileşeceği şeklindeki hipoteze dayanır. Ancak temasın olumlu etki yapması için bazı şartlar gerekmektedir. Temas, etkileşimden ziyade işbirliği gerektiren birliktelikleri ve gündelik etkin- likleri içermelidir. Bütünleşme, resmi ve kurumsal destek çerçevesi içinde olmalıdır. Temasta bulunan kişiler, gruplar eşit statüde olma- lıdır. Eşit olmayan statülerin stereotipleri doğrulaması ve önyargıları güçlendirmesi söz konusudur. Gruplararasındaki sürtüşmenin ve kalıp düşüncelerin etkilerinin azaltılmasında gruplararası temas etkilidir ancak; bu temasın tek başına çatışmayı azaltıcı etkisi olmadığıda tespit edilmiştir. Sürtüşme içindeki gruplar, bir grubun tek başına ulaşamayacağı üst amaçları içeren koşullarda temasa geçerlerse, bu amaç için işbirliği yapacakları ve bu durumun gerginliği azaltacağı hipotezi de test edilmiştir. Kalıp düşünceleri ve önyargıları değiştirmenin etkili yollarından biri de hakkında olumsuz düşünce ve duygu geliştirilen kişilerin bulunduğu ortamlarda belirli bir zaman geçirerek, onları ve bulundukları ortamı tanımaktır. Gruplar arasındaki düşmanca duygular, bir çıkar çatış- masından çok, kişi ve grupların birbirleri hakkındaki yanlış inançlarına bağlıdır ve bu inançların nedeni birbirlerini yeterince tanımamalarıdır. Bu nedenle, yanlış bilgilenmeye ve boş inançlara dayanan önyargılı tutumlar geliştirmiş bulunan kişi, grup ve ulusların, açık bir diyalog ortamında, karşılıklı konuşarak anlaşmazlıkları gidermeleri ve birbirle- rini tanımaları, olumlu düşüncelerin gelişmesini sağlayabilir. Kalıp düşünce ve önyargılar, kategorik düşünce- nin ve şemaların sonucu olarak ortaya çıktığı için tamamen ortadan kalkması mümkün değildir. Bu nedenle mantık, önyargıları azaltmada başarısız olur. Ancak etkisini en aza indirmek toplumsal ger- ginliği azaltır, insanların etkin bir iletişim sürecine girmesini, birbirlerini tanımasını ve toplumsal hoş- görüyü sağlayabilir. Allport, Gordon Willard(1954). The Nature of Prejudice, New York: Addison Wesley. Wells, Calvin (1984). İnsan ve Dünyası, çev. Bozkurt Güvenç, İstanbul: Remzi Kitabevi. Kartarı, Asker (2001). Farklılıklarla Yaşamak, Ankara: Ürün Yayınları. Harlak, Hacer (2000). Önyargılar, Ankara: Sistem Yayıncılık. Hinton Perry (2000). Stereotypes, Cognition and Culture, Piledephia: Pshology Pres. Hortaçsu, Nuran (1998). Grup İçi ve Gruplararası Süreçler, Ankara: İmge Kitabevi. Bilgin, Nuri ( 1996). İnsan İlişkileri ve Kimlik, Sistem Yay., İstanbul. Gürses, İbrahim ( 2005). Önyargının Nedenleri, U. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. 14, sy., 1.Coşgun, Şengül (2004 ). Kültürlerarası İletişim Sürecinde Kalıp Düşüncelerin ve Önyargıların Rolü: "Antalya'da Yaşayan Güneydoğulular ile Antalya Yerlileri Arasındaki Kalıp Düşünceler ve Önyargılar", Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Sinema Anabilim Dalı, Ankara. Gürel, NilKişilik Psikolojisi(2011).Önyargının Psikolojisive Kamuoyu: Gordon Allportve WalterLippmann'ınGörüşleri Çeçevesinde Bir Değerlendirme,Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Ankara. KAYNAKlar
  • 54. Kasım - Aralık 2013 55
  • 55. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis56 Türkiye; modern sanayi, ticaret ve geleneksel tarım sektörlerinin karışımından oluşan dinamik bir ekonomiye sahiptir. En büyük endüstriyel sektör tekstil ve giyimdir. Bu sektörler endüstriyel istihdamın üçte birini kapsamaktadır. TÜRKİYE’DE AR-GE ve İNOVASYON 006 yılında Türkiye gayri safi millî harcamalarının yüzde 0.76’sını Ar-Ge üzerine yapmıştır. 2006 yılında hükümetin Ar-Ge harcamalarının yüzde 37 artış göstermesine rağmen şirketlerin Ar-Ge çalışmaları GSMH’nin sadece yüzde 0.28’ini oluşturmaktadır. Türkiye’nin ilk ve orta öğretim performansı diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ortalamanın altında kalma- sına rağmen bilim ve mühendislik eğitimine sahip küçük fakat yüksek kaliteli bir nüfus bulunmaktadır. Bu küçük grup genel- likle yüksek eğitim sektöründe çalışmaktadır. 1999 yılında 58 bin olan araştırmacı sayısı 2006 yılında 90 bine kadar yük- selmiştir. Fakat halen AB ortalamasının altında kalmaktadır. Türk hükümetinin “9. Kalkınma Plan”ı Ar-Ge ve inovasyon harcamalarını; araştırma için sanayi ve bilim işbirliğinin geliştirilmesini; Ar-Ge ve inovasyon odaklı kümelenmelerin oluşturulmasını desteklemektedir. ‘Ulusal Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Stratejisi 2013’ için iki ana hedef belirlenmiştir: Araştırma yoğunluğunu yüzde 2’ye çıkarmak ve araştırmacı sayısını 150 bine yükseltmek. ‘Bilim ve Teknoloji Stratejisi Eylem Planı (2005-10)’ ulusal bilim, teknoloji ve inovasyon sisteminin asıl hedef ve planlarını hayata geçirmeyi başar- mıştır. ‘KOBİ Strateji ve Eylem Planı (2007-09)’ KOBİ’lerin bilgi ve bilime küresel kaynaklardan erişim kapasitesi ve bu bilgileri Türk üniversiteleri ile işbirliği içinde gerçek- leştirmesini izlemek için belirlenen performans ölçütlerini içermektedir. Şekil 13’te görüldüğü üzere Türkiye OECD ülkelerinin orta- lamalarına göre bilim ve teknoloji göstergeleri açısından geri kalmıştır. Özellikle Ar-Ge harcamaları, bilimsel makale sayısı, araştırmacı sayısı, üçlü patent sayısı gibi göstergeler Türkiye’nin bilim ve teknoloji açığının kanıtıdır. Bunun yanı sıra Türkiye fen ve mühendislik alanlarındaki mezun sayısı ile özel sektörün Ar-Ge yatırımları ile göz doldurmaktadır. 2 Dilşad ERKEK Güney Ege Kalkınma Ajansı Ar-Ge harcamaların GSY Harcamaları içindeki payı Toplam istihdamda üniversite mezunu Tüm yeni mezunlar içinde Fen ve Mühendislik mezunları yüzdesi Toplam istihdamda her bin kişi başına düşen araştırmacı sayısı Yurk dışında sağlanan GSY harcamaları (%) Yabancı ortakla alınan patent sayısı Özel sektörün üniversite ve hükümet ortaklığında Ar-Ge yatırımları Patentlerin Ortalama Yıllık Büyüme Oranı (1995-2005) Her 1 milyon nüfus başına düşen bilimsel makale sayısı Her 1 milyon nüfus başına düşen üçlü patent sayısı Sanayi finanseli GSY harcamalarının GSYH içindeki payı (%) Şirketlerin Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki sayı (%) Şekil 13. Türkiye'nin 2008 yılına ait bilim ve teknoloji profili, OECD, (11) Türkiye Ortalama
  • 56. Kasım - Aralık 2013 57 Türkiye’de Ar-Ge’nin büyük bir kısmının üniversiteler tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu oran diğer ülkelerle karşılaş- tırıldığında da yüksek kalmaktadır. Diğer ülkelerde özel teşebbüs- lerin Ar-Ge çalışmaları başı çekmektedir. Bunun dışında kâr amacı gütmeyen kurumların Ar-Ge çalışmaları da büyük katkı yaratırken Türkiye’de kâr amacı gütmeyen kuruluşların herhangi bir Ar-Ge çalışması olmadığı görülmektedir. 2009 yılında TÜİK tarafından yayınlanan Ar-Ge Faaliyetleri Araştırması’na göre kamu kuruluşları, vakıf üniversiteleri ve ticari sektördeki anket sonuçları ile devlet üniversitelerinin bütçe ve personel dökümlerine dayalı olarak Türkiye’de gayri safi millî Ar-Ge Harcaması 2009 yılında bir önceki yıla göre yüzde 17,3 artarak 8,087 milyon TL olarak hesaplanmıştır. Türkiye’de Gayri Safi Millî Ar-Ge harcamasının GSYH içindeki payı yüzde 8,5’tir. Bu oran 2008 yılında yüzde 7,3’tür. Ar-Ge harcamaları, finanse eden kesimler itibarıyla incelendi- ğinde; harcamaların yüzde 41,0’ı ticari kesim, yüzde 34,0’ı kamu kesimi, yüzde 20,3’ü yükseköğretim kesimi, yüzde 3,7’si millî diğer kaynaklar ve yüzde 1,1’i yurtdışı kaynaklar tarafından kar- şılanmıştır. 2009 yılında Tam Zaman Eşdeğeri (TZE) cinsinden top- lam 73 bin 521 kişi Ar-Ge personeli olarak çalışmıştır. Bir önceki yıla göre TZE cinsinden Ar-Ge personel sayısındaki artış yüzde 9,3’tür. Sektörler itibarı ile dağılıma bakıldığında, TZE cinsinden toplam Ar-Ge personelinin 2009 yılında yüzde 42,8’i ticari kesimde, yüzde 42,2’si yükseköğretim kesiminde ve yüzde 15,0’ı kamu kesiminde bulunmaktadır (16). Şekil 16’da görüldüğü üzere 2009 yılında gerçekleşen Ar-Ge harcamalarının yaklaşık yüzde 45,4’ü yükse- köğrenim kurumları tarafından gerçekleştirilmiştir. En az kamu kurumlarının Ar-Ge harcaması yaptığı görülmektedir. Yunanistan’daki firmaların %20’si yeni ürün inovasyonu yapmak- tadır. Türkiye’de ise firmaların yaklaşık % 18’i yeni ürün inovasyo- nu ile pazardaki rekabetçiliğini sürdürmeye çalışmaktadır. Şekil 14. Sektör performanslarına göre Ar-Ge, 2006, (11) Şekil 15. Yeni ürün inovasyonu yapan şirketlerin ülkelerdeki yüzdesi, 2004-06, OECD, (11) Özel Teşebbüs Yüksek Öğrenim Kar Amacı Gütmeyen Hükümet Turkey EU27 StatLink http://dx.doi.org/10.1787/454085566486 OECD 90 100 80 70 60 50 40 30 20 10 0 20 25 % % 15 10 5 0 GreeceIrelandGerm anyTurkey Netherlands Czech Republic M exico (2006-07)Portugal Italy
  • 57. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis58 KamuTicari % 40.0 % 12.6 % 11,4 % 47.4 Yüksek öğretim Şekil 16. Sektörlere göre GSY Ar-Ge harcama dağılımı, 2009, TÜİK, (16) Şekil 17. Harcama gruplarına göre GSY Ar-Ge harcama dağılımı, 2009,TÜİK, (16) Tablo 1. 1995-1997 ve 1998-2000 yılları arasında şirket büyüklüğüne göre teknolojik yenilik yapan ve yapmayan şirketlerin oranı (%), TÜİK Şirket Büyüklüğü (İşçi Sayısı) Teknolo- jik yenilik yapmayan işyerleri Teknolojik yenilik ya- pan işyer- leri Teknolojik yenilik ya- pan işyer- leri Teknolojik yenilik yapmayan işyerleri 2009 verilerine göre yapılan Ar- Ge harcamalarının en büyük payı personel istihdamı için harcanmaktadır. Bunu diğer cari harcamalar izlerken payı bulunan diğer iki kalem ise makine teçhizat ile sabit tesistir. Tablo 1’e göre 1995 ve 2000 yılları arasında teknolojik yenilik yapan şirketlerin sayısında artış olduğu gözlenmektedir. 1998-2000 yılları arasında Türkiye’de ve dünyada yaşanan ekonomik ve siyasi krizlere rağmen inovasyonun artan bir ivme çizmesi dikkat çekmektedir. Bu tabloda dikkat çeken ikinci bir husus ise şirket büyüklüğü arttıkça firmaların inovasyon yapma oranının artmasıdır. % 3,9 % 49,5 % 49,5 Diğer cari Personel Makine teçhizat Sabit tesis Toplam 100,0 24,6 75,4 29,4 70,6 10-19 100,0 17,2 82,8 21,5 78,5 20-49 100,0 21,0 79,0 28,4 71,6 50-99 100,0 29,0 71,0 34,0 66,0 100-249 100,0 32,9 67,1 34,5 65,5 250-499 100,0 39,3 60,7 40,0 60,0 500-999 100,0 39,9 60,1 38,2 61,8 1000+ 100,0 59,6 40,4 58,7 41,3 1995-1997 1998-2000
  • 58. Kasım - Aralık 2013 59 Tablo 2. 2002-2004, 2004-2006 ve 2006-2008 yılları arasında sanayi dallarına göre teknolojik yenilik yapan ve yapmayan şirketlerin oranı (%), TÜİK Madencilik ve Taş Ocakçılığı Elektrik Gaz ve Su İmalat Sanayi Sektör Teknolo- jik yenilik yapmayan Teknolo- jik yenilik yapmayan Teknolo- jik yenilik yapan Teknolo- jik yenilik yapan Teknolo- jik yenilik yapan Teknolojik yenilik yapmayan 2000 yılından sonra ise sanayi dallarında inovasyonun sürekli bir düşüş gösterdiği gözlenmektedir. İmalat sanayinde inovasyondaki azalış çok fark edilmese de Türkiye’de inovasyonun durumunu gözler önüne sermektedir. Türkiye Ar-Ge çalışmalarında birçok dünya ülkesini geriden takip etmektedir. Fakat son yıllarda gerçekleştirilen vergi indirimleri, teşvikler, 9. Kalkınma Planı doğrultusunda gerçekleştirilen eylem- lerle küresel gidişatı yakalamaya ve rekabet edebilirliğini korumaya çalışmaktadır. Buna bağlı olarak üniversite ve sanayi işbirlikleri geliştirilmektedir. GENEL DEĞERLENDİRME ve ÖNERİLER 1) Ülke ekonomilerinde yapısal değişiklikler üretimin ve bilgi kullanı- mının her geçen gün daha da artan önemini ön plana çıkarmaktadır. 2) Ülkeler de bilgi üretmek, diğer ülkelerden üretilen bilgileri naklet- mek için artan bir ivmeyle daha fazla kaynak kullanmış ve kullan- maktadır. 3) Hükümetleri gayri safi millî harcamalarından en büyük payı Ar-Ge ve inovasyona ayıran ülkeler günümüzde bilim ve teknolojide büyük fark yaratan ve rekabette önde olan ülkelerdir. 4) Hükümet yatırımları, kamu kuruluşlarının çalışmaları olmasına karşın Ar-Ge ve inovasyonda en büyük yatırımlar özel teşebbüslerin- dir. Bu yatırımlar sivil halkın ihtiyaçlarına göre yönlendirilmektedir. 5) Bilgi ve bilimin büyüyen rolü network ve işbirliğinin gelişmesini sağlamıştır. Kurumlar arası, ülkeler arası işbirlikleri ve networkler bil- ginin üretilmesi, paylaşılması ve geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bununla beraber yabancı ortaklıklar, yabancı yatırımlar ile birlikte üniversite-sanayi işbirlikleri ülkelerin bilim teknoloji alanın- da gelişmesini sağlamıştır. 6) Hükümetlerin özel teşebbüsleri Ar-Ge ve inovasyon konusunda cesaretlendirme çabası politikalara yansımış ve uzun dönemli ted- birler ve kararlar almaya itmiştir. Bununla beraber özel teşvikler oluşturulmuş, Ar-Ge ve inovasyon alanında yapılacak yatırımlar için kolaylıklar sağlanmıştır. 7) Yapılan bu yatırımlar makine, teçhizat ve sistemden ibaret olma- dığı gibi bu yatırımların en pahalı ve en önemli kısmını yeni fikirleri üretebilecek beyinler olan insan kaynakları oluşturmaktadır. Ülkeler bilimsel makale sayılarının artırılması, bin kişiye düşen araştırmacı sayısı ile bilim ve mühendislik mezunu gençlerin sayısının artırılma- sı konusunda önemli çalışmalar yapmışlar ve politikalarına bunu yansıtmışlardır. 8) Ar-Ge ve inovasyon alanında başarılı olan ABD, Kanada, Japonya, Almanya, Kore vb. ülkeler küresel piyasada farklı konuma gelmiş ve rekabette öne çıkmış ülkeler olmuşlardır. 9) Türkiye bu yarışta geride kalan ülkeler arasında yer almakta, yapılan yatırımlar ve teşvikler yetersiz kalmaktadır. Üniversite ve sanayiyi bir araya getiren platformların etkin hale getirilmesi ve yaygınlaşması gerekmektedir. 10) Özel teşebbüslerde Ar-Ge ve inovasyon hakkında farkındalık oluşturulması özellikle KOBİler arasında bilgilendirmelerin gerçek- leştirilmesi gerekmektedir. 11) Ülkedeki Ar-Ge ve inovasyonun ivme kazanması isteniyorsa öncelikle gençlerin bilim ve teknolojiye yönlendirilmesi gerekmek- tedir. Daha sonra bu gençlerin uygulama yapabilecekleri alanların oluşturulması gelmektedir. 12) Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyonun geri kalmasının bir nedeni de kısa vadeli beklentilerin yüksek olması ve özellikle KOBİ’ler tarafından yüksek bütçeli yatırımların gereksiz görülmesidir. Fakat unutulmamalıdır ki; Ar-Ge ve inovasyon orta ve uzun vadede, kriz dönemlerinde dâhi getirisi azalmayan bir faaliyet alanıdır. 13) KOBİ’lerin daha fazla katılımını teşvik için, hükümetler giriş bariyerlerinin aşağı çekilmesi yolunda bazı adımlar atabilir (Örneğin, sanayi derneklerinin katılımına izin vermek gibi). Ayrıca KOBİ’lerin önemli rol oynadığı alanlarda ortaklıklar oluşturulma- sını da teşvik edebilirler. Beceri ve teknikler açısından önemli birer kaynak olabilecekleri halde birçok ülkede sayısız kısıtlamalar ile karşılaşan yabancı firmaların katılımı üzerinde de politikanın etkisi olabilir. 34,58 65,42 25,1 74,9 22,7 77,3 24,53 75,47 27,5 72,5 17,8 82,2 34,80 65,20 35,7 64,3 34,7 65,3 2002-2004 2004-2006 2006-2008 Türkiye Ar-Ge çalışmalarında birçok dünya ülkesini geriden takip etmektedir. Fakat son yıllarda gerçekleşti- rilen vergi indirimleri, teşvikler, 9. Kalkınma Planı doğrultusunda gerçekleştirilen eylemlerle küresel gidişatı yakalamaya ve rekabet edebilirliğini korumaya çalışmaktadır. Buna bağlı olarak üniversite ve sanayi işbirlikle- ri geliştirilmektedir.
  • 59. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis60 HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ Ar-Ge Kanunu & Teşvikler raştırma ve Geliştirme Faaliyeti: Araştırma ve geliştirme; kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasar- lamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen özgün çalışmaları, çevre uyumlu ürün tasarımı veya yazılım faaliyetleri ile alanında bilimsel ve teknolojik gelişme sağla- yan, bilimsel ve teknolojik bir belirsizliğe odaklanan, çıktıları özgün, deneysel, bilimsel ve teknik içerik taşıyan faaliyetleri ifade etmektedir. Yenilik: Sosyal ve ekonomik ihtiyaçlara cevap verebilen, mevcut pazarlara başarıyla sunulabilecek ya da yeni pazarlar oluşturabilecek; yeni bir ürün, hizmet, uygulama, yöntem veya iş modeli fikri ile oluşturulan süreçleri ve süreçlerin neticelerini ifade etmektedir. Ar-Ge Merkezi: Dar mükellef kurumların (Merkezi Türkiye’de olmayan ve Türkiye’de sadece burada elde ettikleri kazançlar vergilendirilen kurumlar) Türkiye’deki işyerleri dâhil, kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan sermaye şirketlerinin; organizasyon yapısı içinde ayrı bir birim şeklinde örgütlenmiş, tamamen yurtiçinde araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan ve en az elli tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli çalıştıran, yeterli Ar-Ge birikimi ve yeteneği olan birimlerini ifade etmektedir. Ar-Ge Projesi: Amacı, kapsamı, genel ve teknik tanımı, süresi, bütçesi, özel şartları, diğer kurum, kuruluş, gerçek ve tüzel kişilerce sağlanacak aynî ve/veya nakdî destek tutarları, sonuçta doğacak fikri mülkiyet haklarının paylaşım esasları tespit edilmiş ve Ar-Ge faaliyetlerinin her safhasını belirle- yecek mahiyette ve bilimsel esaslar çerçevesinde hazırlanan projedir. Rekabet öncesi işbirliği projeleri: Birden fazla kurulu- şun; ölçek ekonomisinden yararlanmak suretiyle yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlayarak verimliliği artırmak ve mevcut duruma göre daha yüksek katma değer sağlamak üzere, rekabet öncesinde ortak parça veya sistem geliştirmek ya da platform kurabilmek amacıyla yürütecekleri, Ar-Ge faaliyetlerine yönelik olarak yapılan ve fizibiliteye dayanan işbirliği anlaşması kapsamında, bilimsel ve teknolojik niteliği olan projelerdir. Ar-Ge Personeli: Ar-Ge faaliyetlerinde doğrudan görevli araştırmacı ve teknisyenleri kapsamaktadır. Bu kapsamda sağlanan AR-GE destek ve teşvikleri aşağıda açıklanacaktır. Ancak burada bir hususun vurgulanmasında yarar vardır. Kanun ve Yönetmeliğe göre Ar-Ge destekle- rinden yararlanmak iki farklı şekilde olmaktadır. Bunlardan ilki Ar-Ge merkezleri yoluyla desteklerden yararlanmaktır. Türkiye’de araştırma ve geliştirme (Ar- Ge) faaliyetleriyle bu faaliyetlere yönelik teşvikler, 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ve bu kanuna dayanılarak yayımlanan Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Bu yazımda konu ile ilgili detaylı bilgi vermeyi amaçlamaktayım. A Söz konusu kanun ve yönetmelikteki bazı önemli tanımlar aşağıda sunulmuştur:
  • 60. Kasım - Aralık 2013 61 Ancak yukarıdaki tanımdan da görüleceği gibi, herhangi bir işletme biriminin Ar-Ge merkezi sayılabilmesi için en az elli tam zamanlı Ar-Ge personelini istihdam etmesi gerekmektedir. Bu kapsamda birçok KOBİ, bünyesinde bu miktarda personeli istihdam eden Ar-Ge merkezi kuramayabilir. Kanun Ar-Ge merkezlerine yönelik destekler yanında, kamu kurum ve kuruluşlarınca, kanunla kurulan vakıflarca veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinin ve yukarıda tanımlanan rekabet öncesi işbirliği projelerinin de des- teklenmesini öngörmektedir. Bünyesinde Ar-Ge merkezi oluştura- mayan KOBİ’ler bu yola giderek proje bazında Ar-Ge desteklerinden yararlanabilir. Ancak bunun için projenin ulusal veya uluslararası bir fon tarafından desteklenmesi veya birden fazla KOBİ’nin bir araya gelerek rekabet öncesi işbirliği projesi hazırlaması gerekmektedir. Bu kapsamdaki destek ve teşvikler aşağıda sıralanmıştır: Ar-Ge indirimi: Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı vergi mat- rahının tespitinde kurum kazancından indirilebilir. Ancak, yapılan bir harcamanın Ar-Ge indirimine konu edilebilmesi için bu harcamanın Ar-Ge ve yenilik faaliyeti kapsamında yapılmış olması gerekir. İlgili dönemde kazancın yetersizliği nedeniyle indirim konusu yapılama- yan Ar-Ge indirimi tutarı sonraki hesap dönemlerine devredilir. Gelir vergisi stopajı teşviki: Kamu personeli hariç olmak üzere Ar-Ge ve yenilik projeleri ile rekabet öncesi işbirliği projelerinde çalışan Ar-Ge ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar için yüzde 90'ı, diğerleri için yüzde 80'i gelir vergisinden müstesnadır. Sigorta primi desteği: Kamu personeli hariç olmak üzere Ar-Ge ve yenilik projeleri ile rekabet öncesi işbirliği projelerinde çalışan Ar-Ge ve destek personelinin bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren payının yarısı, her bir çalışan için beş yıl süreyle Maliye Bakanlığı bütçesine konu- lacak ödenekten karşılanır. Damga vergisi istisnası: Kanun kapsamındaki her türlü Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile ilgili olarak düzenlenen kâğıtlardan damga vergisi alınmaz. Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine ilişkin olarak kamu kurum ve kuru- luşları, kanunla kurulan vakıflar ile uluslararası fonlardan alınan destekler özel bir fon hesabında tutulur. Bu fonda yer alan tutarlar, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanununa göre vergiye tabi kazancın tespitinde gelir, Ar-Ge indirimi tutarının tespitinde Ar-Ge harcaması olarak dikkate alınmaz. Bu şekilde sağlanan karşılıksız fonlardan yapılan harcamalar, yapıldığı yere göre doğrudan gider ya da amortismana tabi maddi duran varlık olarak muhasebeleştirilir. Proje esaslı Ar-Ge indiriminden yararlanacak olanlardan teknik kuru- luşlarca düzenlenmiş olan "Ar-Ge ve Yenilik Projesi Değerlendirme Raporu" veya "Rekabet Öncesi İşbirliği Projesi Değerlendirme ve Denetim Komisyonu Kararı" veya proje sözleşmesi istenir. Teknogirişim sermayesi: Örgün öğrenim veren üniversitelerin herhangi bir lisans programından bir yıl içinde mezun olabilecek durumdaki öğrenci, yüksek lisans veya doktora öğrencisi ya da lisans, yüksek lisans veya doktora derecelerinden birini ön başvuru tarihinden en çok 5 yıl önce almış kişilerin, teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, desteği veren merkezi yönetim kapsamındaki kamu ida- releri tarafından desteklenmesi uygun bulunan bir iş planı çerçeve- sinde, katma değer ve nitelikli istihdam yaratma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürebilmelerini teşvik etmek için yapılan sermaye desteğini ifade etmektedir. Bu sermaye desteği bir defaya mahsus olmak üzere teminat alınmaksızın 100 bin TL'ye kadar olup hibe şek- Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine ilişkin olarak kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan vakıflar ile uluslararası fonlardan alınan destekler özel bir fon hesabında tutulur. Proje esaslı Ar-Ge indiriminden yararlanacak olanlardan teknik kuruluşlarca düzenlenmiş olan "Ar-Ge ve Yenilik Projesi Değerlendirme Raporu" veya "Rekabet Öncesi İşbirliği Projesi Değerlendirme ve Denetim Komisyonu Kararı" veya proje sözleşmesi istenir.
  • 61. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis62 linde verilir. Teknogirişim sermaye desteklerinden yararlanan işlet- meler de yukarıda sıralanan diğer teşviklerden yararlanabilir. Ancak bu teşviklerden yararlanabilmek için teknogirişim sermayesinden yararlanan işletmelerin desteği veren merkezî yönetim kapsamın- daki kamu idaresince onaylanmış bulunan proje sözleşmesi ve eki iş planını ibraz etmeleri gerekir. TUBİTAK da teknogirişim sermayesi veren kurumlardandır. TUBİTAK, girişimcilerin firmalarını kurmala- rının ardından, personel, malzeme, alet/teçhizat/yazılım, seyahat, danışmanlık, hizmet alımı, ofis kira gideri ve ofise ait su, elektrik, ısıtma ve iletişim giderlerini yüzde 75 oranında, en fazla 100 bin TL ve bir yıl süre ile desteklemektedir. Ar-Ge ve yenilik projeleri, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) Destekleri Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde inceleme ve değerlendirmeye tabi tutula- rak desteklenmesi uygun bulunan işletmeler de yukarıda sıralanan destek ve teşvik uygulamalarından, Ar-Ge ve yenilik projesinin onaylandığı tarihten itibaren ve proje süresince yararlanır. Bunun için işletmelerin projeleri ile beraber KOSGEB Teknoloji Merkezle- rine başvurması gerekir. KOSGEB teknoloji merkezi işletmelerinde yürütülen projelerin herhangi bir sebeple sona ermesi veya projeye verilen desteğin son bulması hâllerinde, Ar-Ge ve yenilik faaliyeti bitmiş sayılır ve bu tarihten itibaren kanunla sağlanan destek ve teşvik unsurlarından yararlanılamaz. KOSGEB'İN / Ar-Ge Destekleri KOSGEB KOBİ'lerin, rekabet güçlerini ve teknolojik düzeylerini yük- seltmek, ekonomiye katkılarını ve etkinliklerini artırmak, bilgiye eri- şim imkanları sağlamak, finansman güçlüklerine çözümler getirmek, yeni müteşebbisleri desteklemek amacıyla kurulmuştur. KOSGEB kredilerinden ''sanayi işletmelerinin'' yararlanacağına ilişkin ifade ''işletmeler'' şeklinde değiştirilerek kapsamı genişletildi. Ülkemiz ekonomisinin yaklaşık yüzde 99 oluşturan KOBİ'lerin en büyük sorunu finansman sıkıntısı! KOSGEB, yeni dönemde hazırladığı desteklerle KOBİ'lere yaklaşık 300 milyon TL dağıtarak bu soruna çözüm sunuyor. Bu desteklerden yararlanmak için hızlı davranın ve payınızı tükenmeden alın! Bu kapsamda tüm dosya hazırlığı, rapor- lama ve sunum faaliyetleri ile başvuru yürütme işlemleri Senteztek tarafından verilmektedir. KOSGEB'in yeni dönem destekleri aşağıdaki programlardan oluş- maktadır; 1.Kobi Proje Destek Programı 150.000 TL geri ödemesiz 2.Tematik Proje Destek Programı Meslek Kuruluşu Proje Destek Programı için 150.000 TL geri öde- mesiz 3.İşbirliği - Güçbirliği Destek Programı 250.000 TL geri ödemesiz, 500.000 TL geri ödemeli 4.Ar-Ge, İnovasyon Ve Endüstriyel Uygulama Destek Prog- ramı Ar-Ge ve İnovasyon için 312.000 TL geri ödemesiz, 200.000 TL geri ödemeli Endüstriyel Uygulama için 268.000 TL geri ödemesiz, 200.000 TL geri ödemeli 5.Girişimcilik Destek Programı 27.000 TL geri ödemesiz, 70.000 TL geri ödemeli 6.Genel Destek Programı 210.000 TL geri ödemesiz Ülkemiz ekonomisinin yaklaşık %99 oluşturan Kobilerin en büyük sorunu finansman sıkıntısı! KOSGEB, yeni dönemde hazırladığı desteklerle Kobilere yaklaşık 300 MİLYON TL dağıtarak bu soruna çözüm sunuyor. HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
  • 62. Kasım - Aralık 2013 63 ANKET • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
  • 63. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis64 TÜBİTAK PROJE ve KOSGEB DESTEKLERİ (1) Sanayi Ar-Ge Proje Destekleri (2) Akademik Ar-Ge Destekleri (3) Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projelerini Des- tekleri (4) Bilim ve Toplum Proje Destekleri. (1) Sanayi Ar-Ge Proje Destekleri Sanayi Ar-Ge Proje Destekleri Programları kapsamında TÜBİ- TAK, ülkemiz sanayi kuruluşlarının Ar-Ge’ye daha fazla kaynak ayırmasını özendirmek, sanayi kuruluşlarının kendi aralarında ve üniversitelerle daha yakın işbirlikleri ve ortaklıklar sağlama- sını teşvik etmek amacıyla Teknoloji ve Yenilik Destek Prog- ramları Başkanlığı (TEYDEB) tarafından destek programları yürütmektedir. TEYDEB, teknolojinin toplumsal faydaya dönüşme sürecini hızlandırmak amacıyla, ülkemiz sanayi kuruluşlarının araştır- ma-teknoloji geliştirme ve yenilik faaliyetlerini desteklemek amacıyla kurulmuştur. Böylelikle, ülkemiz kuruluşlarının araş- tırma-teknoloji geliştirme yeteneğinin, yenilikçilik kültürünün ve rekabet gücünün arttırılması hedeflenmektedir. TEYDEB, bahsedilen hedefler doğrultusunda, destek programları tasar- lamakta ve yürütmektedir. TEYDEB Bünyesindeki Sanayiye Yönelik Destek Programları 1501 - Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı Elektronik Başvuru (YENİ) 1503- Proje Pazarları Destekleme Programı 1507 - KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı 1508- Teknoloji ve Yenilik Odaklı Girişimleri Destek- leme Programı (TEKNOGİRİŞİM) 1509- Uluslar arası Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı Bir özel sektör kuruluşu, TÜBİTAK’tan Ar-Ge projeleri için finansal destek alabilir; enstitülerimizle işbirliği içinde tüm test, analiz, sistem kurma ve geliştirme çalışmalarını yürütebilir; danışmanlık ve eğitim hizmetleri alabilir; ulusla- rarası işbirlikleri geliştirebilir; bilim ve teknoloji dünyasıyla ilgili veri tabanlarından yararlanabilir. Ayrıca, 1001 - Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı 1007 - Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projeleri Destekleme Programı Araştırma Destek Programları Başkanlığı (ARDEB) tara- fından yürütülen ve üniversiteler ve kamu kurumlarının yanında sanayi kuruluşlarını da araştırma projesi yapmaya yönelten programlardır. ENSTİTÜ HİZMETLERİ Ülkemizin çeşitli şehirlerindeki TÜBİTAK’a bağlı enstitüle- rimizin temel görevi, kamu ve özel sektör kuruluşları için pozitif bilimler alanında, temel ve uygulamalı araştırma, test ve analizler yapmak, yeni sistemler ve projeler geliş- tirmektir. Özellikle; Kocaeli- Gebze’de bulunan Marmara Araştırma Merkezi'ndeki (MAM) enstitülerimiz Türk sanayi- ne üstün kaliteli hizmet vererek sanayimizin önünü açmak- tadır. Aynı yerleşkede bulunan TEKSEB ve TEKNOPARK Ar-Ge çalışmaları yapan özel sektör firmalarına ortam ve olanak sağlamaktadır. Ulusal fon mekanizmalarının ana kaynağı TÜBİTAK destekleridir. TÜBİTAK destekleri hemen hemen her kesimden sektöre ve kurumlara hitap eden desteklerdir. Bu destekleri 4 ana grupta özetleyebilmekteyiz. HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
  • 64. Kasım - Aralık 2013 65 1501-SANAYİ AR-GE PROJELERİ DESTEKLEME PROGRAMI Programın amacı nedir? Programın amacı, sanayi kuruluşlarının Ar-Ge projelerine yüzde 60’a varan oranlarda hibe (geri ödemesiz) şeklinde destek sağlamaktır. Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı, 1995 yılından beri TÜBİTAK ile Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) işbirliği içinde yürütülmektedir. Programı, firma düzeyinde katma değer yaratan kuruluşların Ar-Ge çalışmalarını teşvik etmek ve bu yolla Türk sanayisinin Ar-Ge yeteneğinin yükseltilmesine kat- kıda bulunmak üzere oluşturulmuştur. Desteğin türü ve miktarı: Bu programda proje sahiplerinin Ar-Ge niteliği taşıyan projeleri desteklenmektedir. Bu kapsamda hazırlanan projeler, proje bütçesinde herhangi bir sınır olmaksızın en az yüzde 50, en fazla yüzde 60 oranında hibe şeklinde desteklenir. Kimler başvurabilir? Ar-Ge desteğine, sektör ve büyüklüğüne bakıl- maksızın kuruluş düzeyinde katma değer yaratan, Türkiye’de yerleşik bütün işletmeler. Desteklenen Ar-Ge aşamaları: a) Kavram geliştirme, b) Teknolojik/teknik ve ekonomik yapılabilirlik etüdü, c) Geliştirilen kavramdan tasarıma geçiş sürecinde yer alan labora- tuar ve benzeri çalışmalar, ç) Tasarım, tasarım uygulama ve tasarım doğrulama çalışmaları, d) Prototip üretimi, e) Pilot tesisin kurulması, f) Deneme üretimi ve tip testlerinin yapılması, g) Satış sonrasında ürün tasarımından kaynaklanan sorunların çözü- mü faaliyetleri tüm firmalar başvurabilir. Desteklenen kalemler a) Personel giderleri, b) Proje personeline ait seyahat giderleri (şehirlerarası ve uluslara- rası uçak, tren, otobüs, gemi ile yapılan ulaşım, konaklama giderleri), c) Alet, teçhizat, yazılım ve yayın alım giderleri, d)Malzeme ve sarf giderleri, ç) Yurt içi ve yurt dışı danışmanlık hizmeti ve diğer hizmet alım giderleri, d) Türkiye’deki üniversiteler, TÜBİTAK’a bağlı Ar-Ge birimleri, özel sektör Ar-Ge kuruluşları ve benzeri Ar-Ge kurum ve kuruluşlarına yaptırılan Ar-Ge hizmet giderleri, e) Türk Patent Enstitüsü’nden alınacak ulusal patent tescili, faydalı model tescili ve endüstriyel tasarım tescili ile ilgili giderler. 1507-TÜBİTAK KOBİAR-GE BAŞLANGIÇ DESTEK PROGRAMI TÜBİTAK, KOBİ’leri Araştırma-Teknoloji Geliştirme ve yenilik odaklı proje yapmaya özendirmek amacıyla “KOBİ’ler için Ar-Ge Başlangıç Destek Programı” adı altında, yeni bir destek programı başlatmıştır. KOBİ’ler için Ar-Ge Başlangıç Destek Programı, TÜBİTAK Sanayi Ar-Ge desteklerinden daha önce hiç faydalanmamış ya da en fazla bir projesi desteklenmiş KOBİ’leri hedefleyen bir destek programıdır. Projelere, program kapsamında sağlanacak desteklerle KOBİ'lerin, teknoloji ve yenilik kapasitelerinin geliştirilerek daha rekabetçi olmaları, sistematik proje yapabilmeleri, katma değeri yüksek ürün geliştirebilmeleri, kurumsal araştırma teknoloji geliştirme kültürüne sahip olmaları, ulusal ve uluslararası destek programlarında daha etkin yer almaları amaçlanmaktadır. Destekler: Desteklenmesine karar verilen Ar-Ge projeleri giderlerine uygula- nan destek oranı yüzde 75 hibe şeklindedir Projelerin bütçesi en fazla 400.000 TL olabilir. Destek Süresi: Destekleme süresi proje bazında en çok 18 aydır. Kimler Yararlanabilir?: Programa başvuran firmalar 18.11.2005 Tarih ve 25997 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hak- kında Yönetmelik” teki KOBİ şartlarını taşıması gerekmektedir. Ayrıca firmanın daha önceden TÜBİTAK Sanayi Ar-Ge desteklerin- den hiç faydalanmamış ya da en fazla bir projesinin destek almış olması gerekmektedir. Firmanın bu programa başvurmadan önce TÜBİTAK tarafından bir projesi desteklenmiş ise, bu programda en fazla bir projesi desteklenebilmektedir. Nasıl Başvurulur?: www.tubitak.gov.tr adresinden temin edilebi- lecek “KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı Proje Öneri Bilgileri Hazırlama Kılavuzu” doğrultusunda “KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Bir özel sektör kuruluşu, TÜBİTAK’tan Ar-Ge projeleri için finansal destek alabilir; enstitülerimizle işbirliği içinde tüm test, analiz, sistem kurma ve geliştirme çalışmalarını yürütebilir; danışmanlık ve eğitim hizmetleri alabilir; uluslararası işbirlikleri geliştirebilir; bilim ve teknoloji dünyasıyla ilgili veri tabanlarından yararlanabilir.
  • 65. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis66 Programı Proje Öneri Bilgileri Formu” doldurularak, TÜBİTAK’a başvurulması gerekmektedir. Programa ne zaman başvurulabilir?: Programa başvuru zamanı için bir sınırlama yoktur. Fiilen başlatılmış bir proje için de başvuru yapılabilir. (1508) TÜBİTAK - TEKNOLOJİVE YENİLİK ODAKLI GİRİŞİMLERİ DESTEKLEME PROGRAMI (TEKNOGİRİŞİM) TÜBİTAK, lisans, yüksek lisans veya doktora düzeyinde eğitimli girişimcilerin, teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, katma değer ve nitelikli istihdam oluşturma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürebilmeleri için çekirdek sermaye sağlayarak destekle- meyi öngören “Teknoloji ve Yenilik Odaklı Girişimleri Destekleme Programı (TEKNOGİRİŞİM)”adı altında yeni bir destek programı başlatmıştır. Destek Miktarı ve Koşulları: Program kapsamında, girişimci- lerin firmalarını kurmalarının ardından, personel, malzeme, alet/ teçhizat/yazılım, seyahat, danışmanlık, hizmet alımı, ofis kira gide- ri ve ofise ait su, elektrik, ısıtma ve iletişim giderlerinin TÜBİTAK tarafından yüzde75 oranında, en fazla 100.000 TL ve bir yıl süre ile desteklenmesi öngörülmektedir. Destek Süresi: Destekleme süresi 12 ay olup, desteklenmesine karar verilen iş fikirlerinin giderlerine uygulanan destek oranı yüzde 75’dir. Kimler Yararlanabilir?: Programa üniversitelerin örgün öğrenim veren, herhangi bir lisans programından bir yıl içinde mezun ola- bilecek durumdaki öğrenci, yüksek lisans veya doktora öğrencisi ya da lisans, yüksek lisans veya doktora derecelerinden birini ön başvuru tarihinden en çok 5 yıl önce almış gerçek kişiler başvu- rabilmektedir. Nasıl Başvurulur?: www.tubitak.gov.tr adresinden temin edile- bilecek “Girişim önerisi ve girişim planı hazırlama kılavuzu” doğ- rultusunda doldurulacak “Girişim Önerisi Formu” ve “Girişim Planı Formu” ile TÜBİTAK’a başvurulması gerekmektedir. Programa ne zaman başvurulabilir?: Programa başvuru zamanı için bir sınırlama yoktur. (1509) TÜBİTAK ULUSLARARASI SANAYİ AR-GE PROJELERİ DESTEKLEME PROGRAMI TÜBİTAK, Türkiye’nin katıldığı EUREKA, EUROSTARS ve Avrupa Birliği Çerçeve Programları ve benzeri uluslararası programlara sunulan, uluslararası ortaklı araştırma geliştirme projelerinin desteklenmesi için “Uluslararası Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı” adı altında yeni bir destek programı başlatmıştır. Uygulanacak destek programı ile, Ülkemizdeki teknik yeterliliğin ve bilgi birikiminin artırılması, Kuruluşların uluslararası teknoloji birikimine erişiminin ve teknoloji transferinin sağlanması Edinilen teknolojik bilgi ve deneyimin kuruluş bünyesinde içselleştiri- lerek, özgün teknolojilerin geliştirilmesinde ivme kazandırıcı ve yönlen- dirici bir etken olması Kuruluşların uluslararası pazarlarda yer almasına katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Destekler: Destek almaya hak kazanan büyük ölçekli firmaların Ar-Ge projele- rinin, uygun bulunan proje harcamalarına en fazla yüzde 60 oranında, Destek almaya hak kazanan KOBİ projelerinin, uygun bulunan proje har- camalarına yüzde 75 oranında hibe destek sağlanması öngörülmektedir. Destek Süresi ve Bütçesi: Programa başvuruda bulunacak pro- jelerin destek süresinde ve proje bütçelerinde herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır. Kimler Yararlanabilir?: Türkiye’nin katıldığı EUREKA, EUROSTARS ve Avrupa Birliği Çerçeve Programları ve benzeri uluslararası program- lara katılan, Türkiye’de yerleşik, firma düzeyinde katma değer oluşturan tüm kuruluşlar bu programdan yararlanabilmektedir. Nasıl Başvurulur? Bu program kapsamında desteklenecek ulusla- rarası programlara sunulan projeler için “Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Teknoloji ve Yenilik Destek Programlarına İlişkin Yönetmelik" ve “Uluslararası Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Prog- ramı Uygulama Esasları” geçerli olacaktır. Programa ne zaman başvu- rulabilir? Programa başvuru zamanı için bir sınırlama yoktur. Destekle ilgili detaylı bilgi ve doküman için: http://www.tubitak. gov.tr/home.do?ot=1&sid=487&pid=478 adresi ziyaret edilebilir. Projelere, program kapsamında sağlanacak desteklerle KOBİ'lerin, teknoloji ve yenilik kapasitelerinin geliştirilerek daha rekabetçi olmaları, sistematik proje yapabilmeleri, katma değeri yüksek ürün geliştirebilmeleri, kurumsal araştırma teknoloji geliştirme kültürüne sahip olmaları, ulusal ve uluslararası destek programlarında daha etkin yer almaları amaçlanmaktadır. HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
  • 66. Kasım - Aralık 2013 67 KOSGEB DESTEKLERİ Bilim ve teknolojiye dayalı yeni fikir ve buluşlara sahip KOBİ ve girişimcilerin geliştirilmesi, Teknolojik fikirlere sahip tekno-girişimcilerin desteklenmesi, KOBİ’lerde Ar-Ge bilincinin yaygınlaştırılması ve Ar-Ge kapa- sitesinin artırılması, Mevcut Ar-Ge desteklerinin geliştirilmesi, İnovatif faaliyetlerin desteklenmesi, Ar-Ge ve İnovasyon proje sonuçlarının ticarileştirilmesi ve endüstriyel uygulamasına yönelik destek mekanizmalarına ihtiyaç duyulması. PROJE SÜRESİ Ar-Ge ve İnovasyon Programı için en az 12 (on iki), en çok 24 (yirmi dört) ay, Endüstriyel Uygulama Programı için en çok 18 (on sekiz) ay, Her iki program için de Kurul kararı ile 12 (on iki) aya kadar ek süre verilebilir. AR-GE, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı PROGRAMIN AMACI VE GEREKÇESİ Ar-Ge ve İnovasyon Programı İşlik Desteği İşliklerden bedel alınmaz Kira Desteği 12.000 75 Makine-Teçhizat, Donanım, Hammadde, Yazılım ve Hizmet Alımı Giderleri Desteği 100.000 75 Makine-Teçhizat, Donanım, Hammadde, Yazılım ve Hizmet Alımı Giderleri Desteği (Geri Ödemeli) 200.000 75 Personel Gideri Desteği 100.000 75 Başlangıç Sermayesi Desteği 20.000 100 Endüstriyel Uygulama Programı Kira Desteği 18.000 75 Personel Gideri Desteği 100.000 75 Makine-Teçhizat, Donanım, Sarf Malzemesi, Yazılım ve Tasarım Gid. Desteği 150.000 75 Makine-Teçhizat, Donanım, Sarf Malzemesi, Yazılım ve Tasarım Giderleri Desteği (Geri Ödemeli) 200.000 75 Proje Geliştirme Desteği 75 Proje Danışmanlık Desteği 25.000 Eğitim Desteği 5.000 Sınai ve Fikri Mülkiyet Hakları Desteği 25.000 Proje Tanıtım Desteği 5.000 Yurtdışı Kongre/Konferans/Fuar Ziyareti/Teknolojik İşbirliği Ziyareti Desteği 15.000 Test, Analiz, Belgelendirme Desteği 25.000 AR-GE, İNOVASYON VE ENDÜSTRİYEL UYGULAMA DESTEK PROGRAMI Destek Üst Limiti(TL) DESTEK ORANI (%)
  • 67. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis68 HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ 5488 sayılı Tarım Kanunu'na bağlı olarak çıkartılan Araştırma ve Geliştirme Projelerinin Desteklenmesinde Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Tebliğ kapsamında, tarım sek- törünün ihtiyacı olan konularda üniversiteler, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, çiftçi örgütleri ve özel sektör tarafından yürütülen Ar-Ge projeleri desteklenmektedir. GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI Tarımsal Ar-Ge Proje Destekleri Bakanlık, tarım sektörünün ihtiyaç duyduğu öncelikli konu- larda bilgi ve teknolojilerin geliştirilmesi, çiftçiler, tarımsal sanayiciler ile ihracatçılara aktarılması ve tarım sektöründeki örgütlerin Ar-Ge kapasitelerinin geliştirilmesi amacıyla Ar-Ge projelerine geri ödemesiz doğrudan destekleme ödemesi vermektedir. 5488 sayılı tarım kanuna bağlı olarak çıkartılan Araştırma ve Geliştirme Projelerinin Desteklenmesinde Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Tebliğ kapsamında, tarım sektörünün ihtiyacı olan konularda üniversiteler, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, çiftçi örgütleri ve özel sektör tarafından yürütülen Ar-Ge projeleri desteklenmektedir. Bakanlık Ar-Ge proje desteklerine 2007 yılından itibaren başlanmış olup, proje başvurusu, projelerin değerlendirilmesi ve kabul edilen projelerin izlenmesi ile ilgili olarak sekretarya görevi Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından yürütülmektedir. Her yıl Bakanlığımız ve TAGEM web sayfasında ilana çıkıl- maktadır. Ar-Ge desteğinden yararlanmak isteyen kurum ve kuruluşlar belirtilen süre içerisinde proje tekliflerini sunmak- tadır. Tebliğ kapsamında oluşturulan sekretarya ve değerlen- dirme kurulu tarafından uygun görülenler proje sahipleri ile sözleşme imzalanarak projeler yürürlüğe girmektedir. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI DESTEKLERİ 1) Sanayi Tezleri Programı (SAN-TEZ) Programın Amacı: Sanayicilerimizin Ar-Ge’ye dayalı ihti- yaçlarının, üniversite-sanayi işbirliği ile üniversite bilimselliği kapsamında çözüme kavuşturulması, "İnovasyon ve Ar-Ge’nin önemini kavramış kendi teknolojisini üreten ve satan, rekabet gücü ve refah seviyesi yüksek bir Türkiye" vizyonuna önemli bir katkı sağlamaktır. San-Tez Programının Hedefleri Nelerdir? · Üniversite-Sanayi-Kamu işbirliğini kurumsallaştırmak, · Katma değeri yüksek, teknoloji tabanlı ürün ve üretim yön- temleri geliştirilmesi desteklenerek ülkemizin dünya pazarında rekabet gücünün yükseltilmesine yardımcı olmak, · KOBİ’lerin teknoloji ve Ar-Ge kültürü edinmelerini sağlamak, · Özellikle, sanayimizin yüzde 98’ini oluşturan ve halen gele- neksel üretim yöntemi ile çalışmaya devam eden KOBİ’lerimizi teknolojik ürün ve üretim yöntemlerini kullanmaya cesaret- lendirmek, · Bu işletmelerin kendi öz varlıklarıyla gerçekleştiremeye- cekleri Ar-Ge, teknoloji ve innovasyona yönelik çalışmaların hem üniversite hem de devlet desteği ile gerçekleştirilmesini sağlamak, · Üniversitede yapılan akademik bilginin ticarileşmesini sağlamak, · Akademisyenler ve üniversite mezunu gençler arasında şirketleşme kültürünü yaygınlaştırarak yenilikçi yeni şirketler doğmasını sağlamak, · Üniversitelerde doktora veya yüksek lisans programlarında öğrenim gören öğrencilerin tez konularının KOBİ’ler tarafından talep edilen, imalat sanayine yönelik yeni teknolojilere dayalı ürün, üretim yöntemi ve Ar-Ge tabanlı ihtiyaçlara yönelik ola- rak belirlenmesini sağlamak, · Bu projelerde daha fazla sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencisinin desteklenmesini sağlayarak nitelikli eleman sayı- sının artırılmasına yardımcı olmak, Bu projelerde çalışan tez öğrencilerinin ileride bu firmalarda Ar-Ge personeli olarak istihdam edilmesinin önünü açmaktır. BAKANLIKLARIN AR-GE DESTEKLERİ
  • 68. Kasım - Aralık 2013 69 Projelere Sağlanacak Destek Oranı Nedir? Desteklenmesine karar verilen San-Tez projelerine Bakanlık tara- fından uygulanan en yüksek destek oranı yüzde75 olup toplam proje bedelinin yüzde 25’inin kuruluş tarafından nakdi olarak karşı- lanması gerekmektedir. San-Tez Programından Kimler Yararlanabilir? Sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer oluşturan, ülkemizde yerleşik işletmeler ve üniversitelerin işbirliği ile hazırlanacak projeler bu programdan yaralanabilir. 2) Teknogirişim Sermayesi Desteği Programın Amacı: 5746 Sayılı Kanun kapsamında sağlanan Tekno- girişim Sermaye Desteği ile yeni ve yenilikçi iş fikirleri olan genç girişimcilerin, bu iş fikirlerini katma değer ve nitelikli istihdam oluşturma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürebilmeleri için çekirdek sermaye sağlanarak desteklenmesi amaçlanmaktadır. Destek başvuru koşulları ve yararlanacaklar Programa üniversitelerin örgün öğrenim veren, herhangi bir lisans programından bir yıl içinde mezun olabilecek durumdaki öğrenci, yüksek lisans veya doktora öğrencisi ya da lisans, yüksek lisans veya doktora derecelerinden birini ön başvuru tarihinden en çok 5 yıl önce almış gerçek kişiler başvurabilmektedir. "Bir yıl içinde mezun olabilme" şartı, ilgili üniversitenin yetkili birimlerince Teknogirişim sermayesi desteği için talepte bulunulan merkezî yönetim kapsamındaki kamu idaresi adına düzenlenen bir yazıyla, "ön başvuru tarihinden en çok beş yıl önce alma" şartı ise ilgili üniversitelerce verilen çıkış belgesiyle veya diplomayla tevsik edilecektir. Destekten, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idaresi tarafından kabul edilmiş iş planına uygun biçimde ve destek başvurusundan sonra ihdas edilmiş ve girişimcinin tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğu işletme yararlanabilecektir. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ELEKTRONİK HABERLEŞMEYLE İLGİLİ KONULAR a) Genel konular 1. Sayısal yayın şebeke ve terminal alıcı veya verici sistemlerinin geliştirilmesi, 2. Bulut bilişime yönelik yazılım, donanım ve sistem geliştirme, 3. Afet ve acil durumlar başta olmak üzere ulaştırma sistemlerinde iletişim, simülasyon vb. yazılım, donanım ve sistem geliştirme, 4. Elektronik imza uygulamalarına ilişkin yazılım, donanım ve sis- tem geliştirme, 5. IP tabanlı haberleşmeye yönelik yazılım ve donanım geliştirme, 6. Video konferans, etkileşimli video ve televizyon uygulamaları, internet üzerinde oyunlar, dosya paylaşım uygulamaları, ağ tabanlı yedekleme vb. konularda yazılım ve donanım geliştirme, 7. Uzaktan kontrol sistemlerine ilişkin yazılım, donanım veya sistem geliştirme, 8. E-devlet uygulamalarına ilişkin sistem geliştirme, b) Mobil haberleşme 1. Yeni nesil mobil şebekeler dahil mobil haberleşme şebekelerinde kullanılan verici, alıcı, anten ve benzeri donanım ile bunlara ilişkin yazılımlar, 2. Sağlık, enerji, ulaşım gibi alanlarda M2M (makineden makineye iletişim) konusunda yazılım, donanım veya sistem geliştirme, 3. Radyolink (R/L) sistemlerine ilişkin alıcı, verici ve anten tasarımı ve geliştirilmesi, 4. Tablet bilgisayar, akıllı telefon ve benzeri mobil terminal cihazla- rına ilişkin dananım, yazılım veya sistem geliştirme, Bakanlıkların Ar-Ge teşviklerine göre Türkiye dağılımı
  • 69. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis70 c) Siber güvenlik 1. Siber güvenlikle ilgili yazılım, donanım veya sistem geliştirme, 2. Kamu kurum ve kuruluşlarının verilerinin şifreli kaydedilmesine ve veritabanlarının siber saldırılara karşı korunmasına ilişkin yazı- lım, donanım ve sistem geliştirme, 3. Su, elektrik, gaz, telekomünikasyon, finans vb. kritik altyapılarının siber saldırılara karşı korunmasına yönelik yazılım, donanım ve sistem geliştirme, ç) Genişbant internet 1. Daha hızlı ve kaliteli veri transferi veya sağlayan yazılım, dona- nım ve sistem geliştirme, 2. Optik haberleşmeye ilişkin yazılım, donanım veya sitem geliştirme, 3. İletim sistemlerinde veri sıkıştırma sistemleri, d) Uydu haberleşmesi 1. Uydu haberleşmesi terminal cihazlarına ilişkin donanım, yazılım veya sistem geliştirme, 2. Konum belirleme ve izlemeye ilişkin sistemler, Avrupa Birliği tarafından Ar-Ge'ye 86 milyar Avro bütçe tahsis ediliyor. Ülkemizin de üye olduğu "Araştırma için Yedinci Çerçeve Programı"nın devamı niteliğinde olan ve 2014 - 2020 döneminde uygulanacak "Horizon 2020" Programına ait karar taslağı, Avrupa Birliği tarafından yayınlanmış bulunmaktadır. Daha önce duyurul- muş olduğu üzere, Ocak 2014'te yürürlüğe girecek yeni nesil AB araştırma ve yenilik fonlama programlarının ismi "Horizon 2020" olarak belirlenmişti. Taslak Programın: 1. "Excellent science"; 2. "Industrial leadership"; 3. "Societal challenges"; 4. "Non-nuclear direct actions of the Joint Research Centre (JRC)". alt programlarından oluşması ve toplamda 86 milyar Avro bütçe ile uygulanması planlanmaktadır. 2007-2013 yılları arasında gerçek- leşmekte olan 7. Çerçeve Programı'nın bütçesine göre (yaklaşık 54 milyar Avro), Ar-Ge ve yeniliğe ayrılan kaynakta yüzde 60 civarında bir artış olduğu gözlenmektedir. MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI ULUSLARARASI AR-GE FAALİYETLERİ NATO RTO Panel Faaliyetlerine Nasıl Katılım Sağlanır? Katılım için NATO ve Millî Savunma Bakanlığından herhangi bir maddi destek sağlanmamaktadır. Katılım masrafları ilgili perso- nelin mensubu bulunduğu kurum/kuruluş ve/veya bizzat kendisi tarafından karşılanır. Katılım sağlanacak RTG ve ET faaliyetleri sürelidir. Faaliyet devam ettiği sürece düzenlenecek toplantılara (yılda en az iki toplantı) iştirak etme zorunluluğu bulunmaktadır. Söz konusu çalışmalara katılacak personelin belirlenmesinde devamı sağlayabilecek ve değişiklik ihtiyacı hasıl olmayacak (işten ayrılma halleri gibi zaruri haller hariç) personel isimlerinin bildirilmesi önemlidir. Yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde anılan faaliyetlere katılım planlanması durumunda; -RTG ve ET faaliyetlerine katılmak için; http://www.tekbim.msb. gov.tr/rto adresinde yayımlanan Personel Bilgi Formu ile Personel Görevlendirme ve Taahhüt Formu, Yetkili amire/birime onaylatıl- masını müteakip Öz Geçmiş (CV) belgeleri ile birlikte Ar-Ge ve Tek- noloji Dairesi Başkanlığı'na gönderilir. Ayrıca söz konusu formlar ile Öz Geçmiş Belgesinin bir kopyası elektronik ortamda elektronik posta adresine iletilir. - RSM, RSY, RLS, RWS ve RTC faaliyetlerine katılmak isteyen kurum/kuruluş temsilcilerinin ise İnternet ortamında http://www. rta.nato.int adresindeki "Enrol For" ve "Call for Papers" bölümlerinde yer alan duyuruları takip ederek duyurunun yayımlanmasını mütea- kip, elektronik ortamda kayıt yaptırmaları gerekmektedir. - RTG/ET ve/veya gizlilik derecesi ihtiva eden faaliyetlere katılım planlanması durumunda; NATO Güvenlik Kleransı zorunlu olduğun- dan, kleransı bulunmayan kişiler, NATO Güvenlik Kleransı almak için Dışişleri Bakanlığı NATO Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı Merkez Kurulu Başkanlığına (Tel.Nu.:0 312 2921683 veya 0 312 2921684) müracaat ederler. Alınan "NATO GİZLİ (NATO SECRET)" gizlilik derecesine haiz klerans (verilme süreci yaklaşık 5 ay sür- mektedir) uygun vasıta ile RTA'ya bildirilir. - RTG/ET faaliyetlerine atanan personelin faaliyetlere katılımında SK birimleri, savunma sanayi kuruluşları veya araştırma kurum ve kuruluşları tarafından destek projesi hazırlanır. RTO Millî Delegeliği (Ar-Ge ve Teknj.D.Bşk.lığı)'ne gönderilerek onay alınır. Projeye destek vermesi beklenen ülkenin ilgili panel üyesi ile desteklenecek ülke panel üyesi tarafından koordine kurulur. Panel üyeleri arasında gerçekleştirilecek koordinasyon, panel toplantısın- da ikili görüşme şeklinde yapılabileceği gibi herhangi bir iletişim (telefon, e-posta vb.) aracı ile de yapılabilir. Her iki ülke tarafından uygun bulunan proje öneri formu, projeyi teklif eden kurum tarafından destekleyen ülke ile beraber tanzim edilerek bir kopyası panel yöneticisine verilmek üzere ülke panel üyesine iletilir. Formda proje yöneticisi mutlaka belirtilmelidir. İki ülkenin ortak imzası ile tanzim edilen proje teklif formu destekle- nen ülke panel temsilcisi tarafından panele sunulur. Panel tarafın- dan uygun bulunduğu takdirde proje önerisi Araştırma ve Teknoloji Ajansına ilgili panel tarafından gönderilir. HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
  • 70. Kasım - Aralık 2013 71 RTA tarafından, taraf ülkelerin yazılı onayı alınarak, öneri sahibi ülkenin destek fonundaki katkı payının müsait olması durumunda proje başlatılır. Proje kapsamında yurt dışına geçici olarak göreve giden kişi görev dönüşü RTO Karargâhına ve RTO Millî delegeliği'ne rapor gönderir. Her bir destek projesindeki faaliyetlerin takibinden sorumlu olacak ilgili bir Panel Üyesi tefrik edilir. Projenin, Panel toplantılarındaki takdimi bu panel üyesi tarafından yapılır. Proje için verilecek destek süresi 2 yıldır. Millî Delegeliğin uygun bulması durumunda bu süre 1 yıl uzatılabilir. Projelerin dönem raporları ve nihaî raporlar Panel tarafından onaylanır. MALİYE BAKANLIĞI AR-GE İNDİRİMİ TEŞVİKİ Başvuru nereye yapılır? 193, 5520 ve 5746 sayılı kanunlarla sağlanan Ar-Ge indiriminden yararlanmak için Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına baş- vuru yapılır. TÜBİTAK’a başvuru yapılmaz. Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, mükellef tarafından başvurusu yapılmış Ar-Ge İndirimine konu projenin, Ar-Ge faaliyeti olup olmadığına ilişkin değerlendirmesini yapmak üzere TÜBİTAK’a gönderir. Ar-Ge indirimine konu proje, TÜBİTAK tarafından desteklenmiş bir proje ise TÜBİTAK tarafından desteklenmiş projeler hakkında Ar-Ge projesi olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılması için Gelir İdaresi Başkanlığına müracaat edilmez. TÜBİTAK tarafından desteklenmiş projelere ilişkin, Ar-Ge indiri- minden yararlanabilmek için, TÜBİTAK’tan alınan destek karar yazısının bir örneğinin YMM tasdik raporuna eklenerek ilgili vergi dairesine müracaat edilmesi yeterli olacaktır (Mevzuat: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Kapsamında 1 Seri No.lu Tebliğ (10. Diğer İndirimler). Ar-Ge indirimine konu proje, TÜBİTAK’ ın desteklediği bir proje değilse Ar-Ge indiriminin uygulanmaya başlanacağı döneme ait geçici vergi beyannamesinin verileceği tarihe kadar Ar-Ge faaliye- tiyle ilgili olarak, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde yer alan formata uygun olarak hazırlanan “Ar-Ge Projesi Raporu” Gelir İdaresi Başkanlığı'na gönderilir. Gelir İdaresi Başkanlığı istenen formata uygun olarak hazırlanan raporun genel değerlendirmesini yaptıktan sonra, projenin bilimsel olarak incelenerek “münhasıran yeni bilgi ve teknoloji arayışına yönelik olup olmadığının” tespit edilmesi amacıyla, ilgili proje başvurusunu Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna (TÜBİTAK) gönderir. Eş zamanlı olarak Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından, TÜBİTAK’ a 15.000 TL’yi aşmamak üzere proje bütçesinin yüzde 0,3’ü oranında bir tutarı ödemesi konusunda mükellefe bildirimde bulunulur. Mükellefin, söz konusu tutarı TÜBİTAK’a ödemesi ve ilgili banka dekontunu TÜBİTAK’a göndermesi sonrasında başvurunun değer- lendirme süreci başlar. TÜBİTAK ilgili proje başvurusunu değerlen- dirmesini yapmak üzere hakemlere gönderir. Hakemler Kuruluşu yerinde yapacakları ziyaretleri sonrasında Değerlendirme Raporla- rını TÜBİTAK’a gönderir. TÜBİTAK ilgili projenin, Ar-Ge nitelikli olup olmadığına ilişkin kararını, hakemler tarafından düzenlenen Değer- lendirme Raporları ile birlikte Gelir İdaresi Başkanlığı'na gönderir. Gelir İdaresi Başkanlığı değerlendirme sonucunu mükellefe bildirir. Ekonomi Bakanlığı Ekonomi Bakanlığı Teşvikleri Ekonomi Bakanlığı tarafından verilen Yatırım Teşvik Belgesi, tasarrufları yatırıma yönlendirmek amacıyla katma değeri yüksek, ileri ve uygun teknolojileri kullanarak bölgeler arası dengesizlikleri
  • 71. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis72 gidermek, istihdam yaratmak ve uluslararası rekabet gücü sağla- mak için yatırımların devlet tarafından desteklenmesi adına verilen bir belgedir. Bu kapsamda yatırımcı direk nakit destek yerine güm- rük vergisi muafiyeti, katma değer vergisi istisnası, faiz desteği, sigorta primi işveren hissesi desteği, vergi indirimi ve yatırım yeri tahsisi gibi teşvik araçlarıyla desteklenir. Bölge illerimiz olan Balıkesir ve Çanakkale illeri, Düzey 2 Bölgeler sınıflandırmasına göre, 2. Bölge sınıfına dâhil edilmekte ve TR 22 bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Bununla beraber Çanakkale'ye bağlı Bozcaada ve Gökçeada ilçelerimiz TR 22 bölgesi olarak adlan- dırılmakla beraber 4. Bölge sınıfına dahildirler. Teşvik Belgesi’ne Müracaat Edebilecekler 1. Gerçek kişiler 2. Adi ortaklıklar 3. Sermaye Şirketleri, kooperatifler ve iş ortaklıkları 4. Dernekler ve vakıflar 5. Kamu kurum ve kuruluşları 6. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları 7. Yurtdışındaki yabancı şirketlerin Türkiye’deki şubeleri 8. Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş yabancı sermayeli şirketler Teşvik Belgesi’ne Müracaat Dokümanları 1. Müracaat Dilekçesi 2. Noter Tasdikli imza Sirküleri 3. Tebliğ ekindeki örneğe uygun Yatırım Bilgi Formu 4. 400TL müracaat bedelinin ödendiğine dair makbuzun ikinci nüs- hası ( bu bedel hiçbir şekilde iade edilmez) 5. Firmanın son durumunu gösterir Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi aslı veya onaylı sureti 6. SSK’dan alınacak, prim borcu olmadığına dair “temiz kağıdı” 7. ÇED Yönetmeliği eki yatırımlar için “ÇED Olumlu Kararı” veya “ÇED Gerekli Değildir Kararı” 8. Yatırımın karakteristiğine bağlı olarak istenebilecek diğer belgeler (EPDK Lisans tarihi ve numarası, Maden İşletme Ruhsatı ve İşletme İzni, Turizm Yatırımı, Turizm İşletmesi ve/veya Kısmi Turizm İşletme Belgesi, Lojistik yatırımları için L2 belgesi gibi) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji Konulu Ar-Ge Proje Bütçesinin yüzde 80'i Bakanlık Tarafın- dan Karşılanacak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji konu- lu Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla vereceği hibe oranlarını belirledi. Buna göre Bakanlık, desteklenmesine karar verilen proje bütçelerinin yüzde 80'ini karşılayacak. Destekleme süresi ise 2 yıl olarak uygulanacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın Enerji Sektörü Araştırma- Geliştirme Projeleri Destekleme Programına (Enar) Dair Yönetme- likte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik'i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle Enerji ve Tabii Kay- naklar Bakanlığı tarafından enerji politikalarına, arz güvenliğine, yerli enerji teknolojileri ve endüstrisine hizmet edecek şekilde oluşturulacak bilimsel ve teknolojik bilgiyi ürüne, sürece, yönteme, uygulamaya veya sisteme dönüştürmesi amacıyla teknoloji geliş- tirme ve yenilik odaklı araştırma, geliştirme, iyileştirme içeren proje çalışmalarının desteklenerek izlenmesi, sonuçlandırılması ve sonuçların değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlendi. ENAR proje bütçesinin yüzde 20'si firma tarafından karşılanacak Bir önceki yönetmelikte projelere bakanlık tarafından nakdi destek sağlanacağı ifade edilirken, herhangi bir destekleme oranı verilme- mişti. Yeni Yönetmelikle desteklenmesine karar verilen ENAR proje bütçesinin azami yüzde 80'inin Bakanlıkça, en az yüzde 20'sinin ise firma tarafından nakdi olarak karşılanacağı belirtildi. Projede özel şirketlerden, dernek ve sivil toplum kuruluşlarından, Avrupa Birliği çerçeve programları ve benzeri uluslararası kaynak- lardan sağlanan geri ödemesiz destekler ve destek başvuruları proje başvurularında belirtilecek. Bu şekilde sağlanan hibe ve destekler desteğin alındığı gidere yönelik olan harcamalardan düşülerek desteklenmeye esas olan harcama tutarı belirlenecek. Belirlenen bu tutar üzerinden söz konusu oranlar dahilinde destekleme yapılabi- lecek. Proje için ön görülen bütçenin yetersiz kalması halinde enerji konulu Ar-Ge projeleri (ENAR) yönlendirme heyeti tarafından uygun görülmesi şartı ile Bakanlık tarafından projeye en fazla proje toplam bütçesinin yüzde 10'u kadar ek bütçe verilebilecek. Destekleme süresi 3 yıldan 2 yıla indirildi ENAR projeleri destekleme süresi ise 3 yıldan 2 yıla indirildi. Ancak projenin süresinde sona ermemesi halinde ve gereksinimlere uygun olarak Genel Müdürlükçe uygun görülmesi şartı ile en fazla 6'şar aylık iki dönem ek süre verilebilecek. ENAR programı kapsamında desteklenmesi uygun bulunan projeler, proje ortağı firmanın birinci dönem katkı payını yatırması ve alımların başlaması ile proje sözleşmesinde belirtilen tarih itibari ile başlamış sayılacak. Projelerin ön değerlendirilmesi, ENAR projeleri yönlendir- me heyeti tarafından yapılacak ve ENAR projeleri yönlendirme heyeti tarafından değerlendirilmeye uygun görülen projeler proje değerlen- dirme heyeti üyelerine en geç 28 Şubata kadar gönderilecek. Kamu menşeili başka bir kaynak tarafından desteklenerek devam eden veya sonuçlandırılmış projelere destek sağlanmayacak. Yatırıma ve temel araştırmaya yönelik projeler ile eksik belge içeren projeler değerlendirmeye alınmayacak. HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
  • 72. Kasım - Aralık 2013 73
  • 73. DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis74 HABER • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ Bu yıl 20'nci kuruluş yıldönümünü kutla- yan Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 28-30 Kasım tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlediği Türkiye İnovasyon Haftası etkinlikleri kapsamında katılımcılar inovasyonun bilgi dolu dünyasını keşfe çıktı. İM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Türkiye İnovasyon Haf- tası ile kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının inovasyona dayalı aktivitelerini destekleyerek Türkiye’ye moral, motivasyon ve özgüven aşıladıklarını belirtirken, Türkiye’nin gücüne ve bu ülkenin gençlerine yürekten inan- dıklarının altını çizdi. Stratejik sponsorluğunu Arçelik, Brisa, Türk Ekonomi Bankası (TEB) ve Türk Hava Yolları’nın üstlendiği orga- nizasyon, yurtiçi ve yurt dışından ilham verici fikirleriyle büyük ses getiren konuşmacıları ağırladı. Dünyanın ve ihracatın geleceğinin inovasyona dayalı kalkınmaya bağlı olduğu öngörüsünden hareketle ilki 2011 yılında düzenle- nen Türkiye İnovasyon Haftası bilim, teknoloji, pazarlama, tasarım, kent, iş ve sanayi dünyası, pazarlama, enerji ve tıp alanlarında inovasyonun geliştirici gücünü gözler önüne serdi. 273 Ar-Ge projesi ve 243 tasarım projesi ile farklı bakış açıları başarılı tasarımcılarla, sanayicileri buluşturarak sektörü kaliteli tasarımlarla beslemek hedefinden hare- ketle, İhracatçı Birlikleri tarafından 2013 yılında düzen- lenen 8 farklı Ar-Ge Proje Pazarı ve 17 farklı tasarım yarışmasından seçilen ödüllü 273 Ar-Ge projesi ve 243 tasarım projesi katılımcıların beğenisine sunuldu. 168 üniversiteden seçilen projeler ise karma bir sergi olarak etkinlikte yer aldı. 53 Ar-Ge Merkezi, 16 Teknopark, 8 Bilim Merkezi ile 53 üniversite stand açarak, katılımcılara inovasyona dayalı zengin bakış açısı kazandırdı. “Biz Türkiye’nin inovasyon potansiyeline inanıyoruz” Bilim, teknoloji, nanoteknoloji, marka yönetimi, dijital pazarlama, tasarım, enerji, kent, iş ve sanayi dünyası alan- larında inovasyonun geliştirici gücüne dikkat çeken böyle önemli bir organizasyonu düzenledikleri için oldukça mem- nun olduklarını ifade eden TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, “57 bin ihracatçının temsilcisi Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) olarak, 2023 yılında ulaşmayı hedeflediğimiz 500 milyar dolarlık ihracata, Türkiye’ye inovasyon kültürünü, "Türkiye İnovasyon Haftası" Etkinlikleri Yapıldı T
  • 74. Kasım - Aralık 2013 75 iklimini ve eko sistemini daha fazla yerleştirerek ulaşabileceğini düşünüyoruz. Büyük bir inançla gerçekleştirdiğimiz Türkiye İno- vasyon Haftası ile yeni teknoloji ve üretim süreçlerinin daha kap- samlı tanıtımını yapıyoruz, akademi ve sanayiyi daha sıkı kenetli- yoruz. Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının inovasyona dayalı aktivitelerini destekleyerek Türkiye’ye moral, motivasyon ve özgüven aşılıyoruz. Biz Türkiye’nin inovasyon potansiyeline inanıyoruz, bu ülkenin gençlerine inanıyoruz. Dinamik gençlerimiz Türkiye’nin geleceğine yön verecek. O yüzden gençlerimize daha fazla imkân verelim, onların önünü açalım” dedi. Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında olabilmek ve dünya mal ihracatından daha fazla pay alabilmek için odak noktasının, her zamankinden daha fazla katma değer oluşturmaya yönelik inovasyon olduğunu belirten Büyükekşi, Türkiye’nin geleceğine yapılacak en büyük yatırımın, girişimciyi ve girişimciliği ön plana çıkararak geleceğin inovatif liderlerini yetiştirmek oldu- ğunun altını çizdi. 20 kişiye CERN seyahati Bu yıl Türkiye İnovasyon Haftası’nda bir ilke daha imza attık- larını belirten Büyükekşi, “Türkiye İnovasyon Haftası etkinlikleri sırasında, sosyal medya takipçilerimiz, üniversite öğrencilerimiz ve basın mensuplarımız arasından belirlediğimiz 20 kişilik bir ekibi, Avrupa’da inovasyonun kalbi olan CERN’e götüreceğiz. Aynı zamanda 20'nci kuruluş yıldönümümüzü kutladığımız bu yılki etkinlikler kapsamında, Türkiye’nin inovasyon potansiyelini açığa çıkararak 500 milyar dolarlık ihracat hedefine giden yolda ivme kazandığımızı düşünüyorum. Bu ivmenin artarak devam etmesi en büyük isteğimiz” dedi. Türkiye İnovasyon Haftası’nda yurtiçi ve yurtdışından ses geti- ren önemli konuşmacılar deneyimlerini ve ilham veren görüşle- rini paylaştı. 2014'te Silikon Vadisi'ne Ziyaret ve Google'da Staj İmkanı! Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleri ve Ekonomi Bakanlığı’nın destekleriyle gerçekleşen Türkiye İnovasyon Haf- tası, dünyada ve Türkiye’de fark oluşturan uluslararası profesyo- nel, sanayici, akademisyen ve üniversite öğrencilerini İstanbul’da buluştururken, inovasyon ve Ar-Ge’nin Türkiye ekonomisi ve ihracatında taşıdığı önemi bir kez daha Türkiye gündemine taşı- dı. Türkiye İnovasyon Haftası Komite Başkanı Tahsin Öztiryaki Türkiye İnovasyon Haftası’nın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederek gençlere bu sene hediye ettikleri CERN seyahatini, gelecek sene Silikon Vadisi’ne ziyaret ve Google’da staj fırsatı olarak geliştireceklerini müjdeledi. Türkiye İnovas- yon Haftası’nın ikinci gününde açılış konuşması yapan Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, inovasyonun ve eğitimin önemine değindi. THY, Invest on Board projesiyle ilgili bilgiler verdi. LRN Kurucu Başkanı ve CEO’su Şirketlerin işe alımlarında önemli olan davranış şekillerinin neler olduğuyla ilgi- li bilgi veren Dov Seidman, liderliğin ilk sırada olduğunu belirtti.
  • 75. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis76 Şirketlerin ‘daha özel başka ne yapabiliriz’ sorusuna yanıt ara- dığını ve insana daha fazla odaklandıklarını belirten Seidman, pazarlama departmanlarının hedef kitleleriyle iyi ilişkiler içinde olmamaları gerektiğini söyledi. "Bilim merkezleri 5 yılda 81 ilde yaygınlaşacak" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen Türkiye İnovasyon Haftası Toplantısı'nda yaptı- ğı konuşmada, Türkiye'de, hem kamuda hem de özel sektörde inovasyona büyük önem verdiklerini, bu yöndeki çalışmaları tüm imkanlarla desteklediklerini anlattı. Teknoparkları yaygınlaştırarak, üniversite-sanayi işbirliğini des- tekleyerek, Ar-Ge çalışmalarını, bilimsel faaliyetleri, genç giri- şimcileri teşvik ederek, bu çerçevede önemli mesafe kat edil- diğini anlatan Erdoğan, "Geçtiğimiz 11 yılda, sadece TÜBİTAK aracılığıyla 8 bin projeye 2,5 milyar lira Ar-Ge desteği sağladık. Bu sayede kendi uydularımızı geliştirdik ve ürettik. Savunma sanayi alanında pek çok projeyi hayata geçirdik. Akıllı kimlik kartları, üstün özellikli x-ray sistemleri gibi pek çok projeyi de bu kapsamda destekledik ve sonuçlanmasını sağladık" dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çocukları ve gençleri inovas- yona yönlendirmek için 81 ilde bilim merkezleri kurma çalışma- sını başlattıklarını belirterek, bugüne kadar 7 büyükşehirde bilim merkezlerinin faaliyete geçtiğini, önümüzdeki 2 ay içinde de 2 büyükşehirde daha faaliyete geçeceğini kaydetti. Büyükşehirlerden başlayarak, önümüzdeki 5 yıl içinde bilim merkezlerini 81 ile yaygınlaştırmayı amaçladıklarını vurgulayan Erdoğan, marka ve patent başvurusu konusunda da çok önemli gelişmeler yaşandığını, geçen yıl Türkiye'nin, Avrupa'da en çok marka başvurusu yapılan ülke olduğunu söyledi. KOBİ'lere verilen destek Başbakan Erdoğan, "Hükümet olarak, geçtiğimiz 11 yılda KOBİ'lere 2,2 milyar lira destek sağlayarak, bu muazzam potan- siyeli destekledik, güçlendirdik, geliştirdik. Ayrıca, KOBİ'lerin kredi imkanlarını genişleterek bugüne kadar 212 bin işletmemi- zin 12 milyar lira kredi kullanmasını sağladık. Kredi faizi deste- ğimiz kapsamında, KOBİ'lerimizin kullandıkları kredilerin faizinin 1 milyarlık bölümünü hükümet olarak karşıladık" diye konuştu. İnovasyon Haftası’na gelemeyenler, bulundukları yerden izledi! Üniversiteler, liseler, Ar-Ge merkezleri, Teknoparklar başta olmak üzere inovasyonla ilgili tüm paydaşların yer aldığı hafta- da, www.turkiyeinovasyonhaftasi.com üzerinden akreditasyon yapan herkes etkinliğe ücretsiz olarak katılma imkânı buldu.
  • 76. Kasım - Aralık 2013 77 Yedigöller'de Sonbahar BOLU / TÜRKİYE FOTOĞRAF OBJEKTİFİN GÖZÜNDEN MÜHENDİSİN GÖRDÜĞÜ OSMAN ARIFOTOĞRAF:
  • 77. SÖYLEŞİ Mimar ve Mühendis78 İNSANIN YAŞADIĞI ŞEHRİ SEVMESİ BİR ŞUUR HÂLİDİR. ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. MUSTAFA KARA Beş Şehir’in Yeşil’i size ne anlatıyor? Öncelikle bu tür tasnifler, kişilerin iç dünyalarına göre yapılır diyelim. Ahmet Hamdi Tanpınar da Beş Şehir’i entere- san detayları da alarak ve ciddi okumalar yaparak kaleme almış. Lakin ‘Yeşil Bursa’ Tanpınar’ın baktığı yerden bakmadan da yazılabilir. Son yaptığım çalışmalardan olan Bursa’da Kırklar Meclisi’nde bunu denemek istedim. Beş Şehir’in Yeşil’i bana Bursa’yı yeniden yeni malzeme ve yorumlarla yazılmasını hatırlattı. Ama esas soru şu: Bursa’nın yeşili kaldı mı? Cevap: Evet kaldı Bursaspor’un forma- sında… Merhum Kazım Baykal gibi siz de Bursa’nın hafızasını diri tutuyorsu- nuz bir bakıma... 1946’da Eski Eserleri Sevenler Kurumu’nu kurmak ateş ve barutla oynamak gibi bir şeydi. Dolayısıyla Baykal ve arkadaşları, dönemin şartlarına rağmen çok mühim işler yaptılar. Eski eserleri ihya ettiler, korudular ve tanıttı. Yapılan hizmetler, Bursa için fevkalade önemlidir. Bendeniz daha çok tasavvuf tarihine bakıyorum. Ama 35 senedir Bursa’dayız. Haliyle bu şehrin kültürü, tarihi, bugünü bizi ilgilendiriyor. Bazen eskilerin kitaplarını yeni yazıya çevirerek bazen de kendimiz karalamalar yaparak bu hafızayı canlı tutmaya ve yarına taşımaya çalışıyoruz. Bursa’nın tasavvuf hayatına katkısı nelerdir? Bursa, 6 asırlık Osmanlı Devleti’nin kurul- duğu şehir… Tasavvuf da Osmanlı kültür yapısının ana damarlarından biri olması hasebiyle bu kültürün tohumları bu şehirde atılmıştır. Yine bu kültürün büyük şahsiyet- leri Bursa’da yetişti. Bu kültür, daha sonra onların yetiştirdiği kişilerin eliyle koca bir çınar haline gelip gölgesi devletin diğer şehirlerine ulaştı. Bursa, büyük bir ana kucağıdır. Hem Afrika’nın hem Asya’nın hem Avrupa’nın buluştuğu yerdir. Hem de bu bölgeden oralara gönül adamlarının sevk edildiği şehirdir. Bu açıdan çok mühim bir merkezdir, kalptir Bursa. Peki Hocam, sizi Bursa’ya gelen ya da buradan giden mutasavvıflardan en çok etkileyen şahsiyetler kimlerdir? Bu konuda birçok isim zikredilebilir. Ama şehre dışarıdan gelen en ünlü muta- savvıf Emir Sultan’dır. Seyyid’dir, adeta Medine’nin Bursa temsilcisidir. İstanbul’a gidenlerin en meşhuru ise Şeyh Vefa ile Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri’dir. Burada tasavvufi eğitimlerini almış- lar ve İstanbul’da dergâhlarını kura- rak hizmet vermişlerdir. 15'inci yüzyılın İstanbul’unda tüm entelektüeller, Şeyh Vefa’nın dergâhında buluşmuştur. Bu isimler dışında Davud-ı Kayseri beni çok etkiler. Osmanlı medresesinin ilk kurucu şahsiyetidir. Medresenin kurucu rektörü, müderrisi olmasının dışında önemli bir özelliği de Muhyiddin ibni Arabî’nin Fusus ül-Hikem’ine yaptığı Arapça şerhtir. Ki bu şerh, bugün İran’da Kum medreselerin- de okutulmaktadır. Molla Fenarî’nin eseri de böyledir. Keza İsmail Hakkı Bursevî de etkilendiğim diğer bir şahsiyettir. Bursevî’nin en mühim özelliği ise en çok eser veren mutasavvıf olmasıdır. Velud şahsiyetlerdendir. Bursalı mutasavvıflar- dan Bursa ile ilgili en çok eser veren ise Şemseddin Mısrî Efendi’dir. Malatyalı Niyazi-î Mısrî’nin Divan’ı ise tarikat ilmi- halidir. Bütün tarikatların ortak Divan’ıdır, ortak dilidir. Hangi meşrepte olursa olsun herkes Niyazi-î Mısrî okur, dinler şiirlerinin bir kısmı bestelenmiştir. “Bursa, büyük bir ana kucağıdır” İsmail Hakkı’ların Niyazi-î Mısrîlerin Bursa’sından günümüze ne kaldı peki? Başta eserleri kaldı ki bu çok mühim.  Divan- PROF. DR. MUSTAFA KARA'YI TASAVVUF ÜZERİNE YAPTIĞI CİDDİ VE ETKİLİ ÇALIŞMALARDAN TANIYORUZ. BİZ DE BUNUN ÜZERİNE KENDİSİYLE TASAVVUF, ŞEHİR, ŞEHRİ OLUŞTURAN UNSURLAR VE BURSA ÜZERİNE KONUŞTUK. ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ TASAVVUF TARİHİ ANABİLİM DALI ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. MUSTAFA KARA, YAKIN ZAMANDA ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU TARAFINDAN ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZI BİLİM KURULU ASIL ÜYELİĞİNE SEÇİLDİ. SÖYLEŞİ: Samet Altıntaş>
  • 78. Kasım - Aralık 2013 79 ları, menkıbeleri hâlâ okunuyor. Bursevî’nin tefsiri bütün İslam dünyasında tanınıyor. Bugün de Mısrî okuyarak yolunu aydınla- tanlar var. Bu şahsiyetlerin büyük olmasının nedenlerinden biri de bu. Bursevî’nin kabri burada. Maalesef Mısrî’nin kabri Limni’de, dergâhından eser yok ama gönül adamla- rının yeri gönüllerde… Bursa’yı Osmanlı coğrafyasında önemli kılan sebepler nelerdi? Kurucu başkent olması sebebiyle payi- taht özelliğini her dönem korudu Bursa. İlk olmanın getirdiği güzellikleri ihtiva etti, ediyor. Az önce de belirtmiştik; ilk ilim hareketlerinin burada başlamış olması, ilk altı Osmanlı Sultanının bu şehirde medfun olması Bursa’ya farklı bir atmosfer katmış- tır, çınarın kökleri burada. Yıllar önce İsmail Hakkı Bursevi Sempozyumu düzenlemiştik. Endülüs’ten başlayarak İbn Arabî’nin yaşa- dığı bütün şehirleri gezen Müslüman bir Fransız ilim adamı şöyle demişti: “Evet, bu şehir Muhyiddin Arabî’nin vefatından sonra fethedildi. Ama ben bütün kalbimle inanıyorum ki onun ruhu bu sokaklarda dolaşıyor.” Şehirlere bu gözle bakabilmek ne güzel. Ecdat ile birlikte yaşamak ne hoş… Bu güzel duygunun ipuçları Yahya Kemal’in şiirlerinde var. Sezai Karakoç, “Bursa, benim gözümde manevi başkenttir” diyor. Bu hâl devam ediyor mu? Bursa manevi başkenttir derken İstanbul değildir anlamı çıkmamalı öncelikle. Büyük bir devletin başkenti Bursa olduğu, ilk fikir, ilim ve sanat hareketleri bu şehirde baş- ladığı ve bunlar da medeniyetin sacayağı olduğu için o cümleyi hak ediyor. Osmanlı kültür ve medeniyetine bakan herkes ister istemez Bursa’ya inmek durumundadır. Bursa, manevi dokuyu öne çıkaran bir şehir. Söylenen sözün gözüyle bakarsanız şehre, şüphesiz bugüne bakan bir yönü de var. Ama bir başka kişi de çıkıp bu durumun tam aksini ifade edip, ‘Bursa, manevi zenginliği- ni kaybetti’ diyebilir, bardağın boş tarafına bakarak. Lakin biz bardağın dolu tarafı- na bakmayı yeğleyenlerdeniz. Ama zaman zaman şehrin mimari dokusuna zarar veren acı veren olaylarla da karşılaşıyoruz ne yazık ki... Tam yeri gelmişken sora- yım o zaman. TOKİ’nin şehrin ortasına dike- rek Bursa siluetine kast ettiği binaları hakkında neler söy- lemek istersiniz?    Oturup ağlamak lazım… Bardağın boş tarafına bakacaksak ağlanacak halimiz var. Ama biz oraya baksak bile iş işten geçmiş durumda. Kentsel dönüşüm denen tuhaf bir iş var bugünlerde. Bu toplu konut işi şehrin dışında yapılabilirdi. Şehrin orta yerine bunları dikmek izahı olmayan bir durumdur. Ulu Cami gözükmüyormuş, Emir Sultan kayboluyormuş, adamın böyle bir derdi yok ki… Çünkü öyle bir dünyası yok. Yani bugün bıraksanız Ulu Cami’nin dibinde kırk katlı bina yapar insanlar. Kesinlikle yaparlar, hem de AVM olarak, kırkıncı katın- da da mescid… Buna nerede ne zaman inandım? Beytullah’ın karşısında yüz katlı o rezilliği gördükten sonra. Şimdi bunu Müs- lüman bir zihin yapıyor. Ve Müslümanların bir kısmı da oradan devre mülk satın alıyor. Afetin büyüklüğü bu zihniyette. Peki, Bursa bugün bize ne söyler? Müspet açıdan bakarsak Ulu Cami’nin minaresi veya şadırvanı bile çok şey söy- ler, söylüyor. Dolayısıyla bir Ulu Cami bize beş altı ay konu- şabilir. Bırakın Ulu Cami’yi, tekkeyi, medreseyi, bir mezar taşı bile çok şey ifade eder. Ama TOKİ rezaleti de, köy- den kente göç sonra- sı sanayi ile kirletilen, mahvedilen Bursa ovası da bu şehirde. Nilüfer Deresi’nin Uludağ’dan çıktık- tan sonraki rengine, bir de sanayi bölgesini geçtikten sonraki rengine bakı- nız. Bu gözle izlerseniz kötü bir yerde- yiz ve kötü bir noktaya doğru gidiyoruz. Sanayileşme doğayı ve insanı yok ediyor. Tabiatı ve insanı kirletiyor. Bu, işin turası. Yazısı da, bu tarihi dokuyu teneffüs etmek isteyenler için birtakım menfezler hâlâ mevcut. Bursa’ya özel anlamlar yükleyebilir miyiz sizce? Yükleyebiliriz tabi. Bir şehri seven insan ona birtakım roller verecektir, bu kaçınıl- maz bir şey. İnsanın yaşadığı şehri sevme- si bir şuur halidir. Ama o hale yükselmesi lazım. Bir kere o şehre kulak vereceksiniz, onunla konuşacaksınız. O şehre âşık ola- caksınız ki bu başka bir âlemdir. Şehre âşık olduğunuzda onu korumaya, kolla- maya çalışıyorsunuz. Biri kötü gözle bakıp Osmanlı döneminde Bursa
  • 79. SÖYLEŞİ Mimar ve Mühendis80 yanlış bir iş yaptı mı canınız yanıyor. Bu hali müşahhaslaştırırsak Bursa’ya âşık bir insan var: Safiyyüddin Erhan. O, bu şehre yanlış bir çivi çakılmasından bile büyük bir ıstırap duyuyor. Dikilen yanlış binalar nedeniyle son derece üzgün ve kırgın. Ama derviş edebi olduğu için fazla yüksek sesle dile getirmiyor bu halini. Elinden geldiği kadar kendi kozasını örüyor. Şehrin içine bırakırsak kendimizi, sizi en çok etkileyen yerler neresidir Bursa’da? Selâtin camilerinin hepsi… Hüdavendigar, Muradiye, Ulu Cami, Yeşil, Yıldırım Cami… 15'inci yüzyılda yapılmış küçücük bir mes- cit de insanın içini ışıkla doldurabilir. Bilen insanların rehberliğinde tarihi dokuyu gör- mek, duymak ve koklamak hayatımızın en önemli işlerinden biri olabilir. Evet, tarihi özelliği olan yerler beni daha çok etkiliyor, dinlendiriyor. Camilerden sonra uğradığım ikinci mekân ise Emir Han’dır. Ulu Cami minarelerinin gölgesinde dostlarla otur- mak huzur veriyor bendenize. Şehir üzerine yaptığımız okumalar bize ne kazandırır peki? ‘Şerefül mekân bil mekin’ diye bir Arapça deyiş var. Yani bir mekânın şerefi orada bulunanlardan kaynaklanır. Dolayısıyla bir şehri güzel yapan o güzel insanları tanı- mak, o insanların yaptıkları güzel işlere, yazdıkları güzel eserlere bakmak bizim içi- mize de ışık olarak aks edebilir.  O şehirde yaşayan insanların güzellikleriyle biz de o şehri sevmeye başlarız. Bursa’nın bu tarz bir özelliği var. Onların mezarlarını ziyaret etmek, güzelliklerini tekrar gönlü- müze taşır ve huzur duyarız. Bursa yoğun göç alan bir şehir. Bu durum gelecek zamanda şehre bir artı değer kazandırır mı, yoksa sorun mu olur? Milyonlarla ifade edilen yoğun göç sorun olur, oluyor da… Bu sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin son 50 yılını kapsayan büyük bir problem. Köyden kente göç denen afet, şehirlerimizi ve insanları- mızı ‘duman’ ediyor.  Anormal derecede göç olunca gecekondu kentleri meydana geliyor. Ve bu hal arasında sağa sola savrulan bir toplum oluşuyor. Bu yükün altından ne Bursa ne İstanbul ne İzmir ne de Ankara kalkabilmiştir. Dolayısıyla insanlar ev-iş arası mekik dokuyor. Diğer bütün ciddi işler ikinci planda kalıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Tarihi şehirlerde yöneticilik yapmak zor- dur. Belediyeler de TOKİ gökdelenleri ile gecekondu arasında savrulan insanlar gibi aslında. Ama tüm olumsuzluklara rağmen Osmangazi Belediyesi de dâhil güzel işler, onarımlar yapıyor. Tipik bir müteahhit kafasıyla yapılan çalışmalar da var. Lakin bu binaların ayağa kalkması müspet bir iştir. Ördekli Hamamı, Gökde- re Medresesi, Seyyid Usul Dergâhı, Bali Bey Hanı, Haraççıoğlu Medresesi gibi yerlerin hayatın içine yeniden kazandırıl- ması önemli işler. Ama çağın putu ‘rant’ hazretleri her şeyin belirleyicisi oluyor. İsmail Hami Danişmend, Bursalıla- rın Bursacılığından bahseder. Bu hal, bugün de var mı sizce? Bursa için çırpınan gayret gösteren bir- çok insan var. Bu insanların birkısmı da Bursa doğumlu değil bendeniz gibi. Ama bu şehir için çalışan, çabalayan hafızayı diri tutmak için mücadele veren insanlar mevcut. Dolayısıyla ucuz bir Bursacılık değil bu, yaptığımız çalışmalarla Bursa’yı vurguluyor ve anlatıyoruz. Bursa kadar Buhara ve Bosna’yı, Konya kadar Kaş- gar ve Kazan’ı, Merv kadar Manisa ve Marakeş’i de seviyoruz. Bugün birçok Bursa söz konusu… Hangi Bursa size daha yakın? Şehrin fotoğrafına baktığımızda birçok yer görürüz. Bendenizin Bursa’sı ruhu- mu dinlendiren gayet tabi tarihin yoğun olarak hissedildiği mekânlardır ve piyade olarak Uludağ gezileri, sonra bembeyaz kar, sonrasında masmavi deniz… Hocam son olarak şunu sorayım: Bursa üzerine bir vasiyetiniz var mı? Estağfurullah… O büyüklerin işidir. Biz sadece bu şehrin değerlerini ortaya çıkar- maya, okumaya, anlamaya, anlatmaya çalışıyoruz. Yaşı bendenizden küçük olanla- ra hatırlatmak istediğim konu şudur: Tarihî mekânlar ve şehirleri ziyaret etmek, onlar üzerinde araştırma yapmak, derin derin düşünmek, ders ve ibret almak Kur’an-ı Kerim’in tavsiyelerindendir. Bursa 2012
  • 80. Kasım - Aralık 2013 81
  • 81. MAKALE Mimar ve Mühendis82 D ünyada 125 tanesi Amerika Birleşik Devletlerinde olmak üzere yaklaşık 200 tane araştırma üniversitesi olduğu düşünülmektedir. Bibliyografik araştırmalara (van Raan 2004) göre en etkin araştırma- ların çoğu bu üniversitelerde yapılmakta, bu üniversitelerden çıkan araştırma makaleleri yüksek prestijli dergilerde yayınlanmakta, bu makaleler en çok atıfları almakta ve araştırma desteğinin en önemli kısmını bu üniversiteler almaktadır. Yapılan araştır- malar sonucunda insanlığın hayat kalite- sini yükselten birçok buluş yapılmakta, bu buluşlar sonucunda da yeni şirketler ve bazen yeni işkolları doğmaktadır. Araştırma üniversitelerinin bulunduğu ülkeye ekonomik anlamda büyük katkıları olmaktadır. Amerika Birleşik Devletler'inde yüksek teknoloji şirketlerinin yoğun olduğu bölgelerin en üst düzeydeki araştırma üniversitelerinin hemen yanında olması herhalde bir tesadüf değildir. Bu üniversitelerin dışında kalan çok sayıda üniversitede de araştırma yapılmakta ise de araştırma performansları açısından aralarında bir kuantum fark bulunmaktadır. Araştırma üniversitesi sayısının 200 civarın- da bir sayı ile sınırlı olmasının sebeplerinden biri olarak dünya üzerinde “ancak 200 kadar araştırma üniversitesini besleyecek kadar insan kaynağı bulunduğu” söylenmektedir (van Raan 2010). En üstteki üniversitelerin araştırma performansları sadece birkaç dar alanda değil, birçok alanda yüksektir. Bunun sebebi olarak da bu üniversitelerin presti- jinin oluşturduğu çekim kuvvetinin bütün diğer alanlardaki iyi araştırıcıları kendisine toplamasından dolayı olduğu düşünülebilir. 2011 yılı itibarı ile Türkiye’deki üniversite sa- yısı 100'ün üstündeki rakamlarla ifade edil- mektedir. Ancak bu üniversitelerin pek azına araştırma üniversitesi denilebilir. Çeşitli kurumlarca yapılan üniversite sıralamalarına (Times Higher Education, 2010; Shanghai Jiaotong University) Türkiye’den ancak birkaç üniversite girebilmektedir. Bu bildiride önce araştırma üniversitelerinin özellikle- rinden bahsedilecek, araştırma üniversitesi olabilmek için yapılması gerekenler üzerinde durulacaktır. Dünyadaki araştırma üniver- sitelerinin çoğu Kuzey Amerika’da (Fulton, 1974) olduğundan bu bölgedeki üniversite- lerin özellikleri ve politikaları anlatılacaktır. Daha sonra, Türkiye üniversitelerindeki politikalarla bir karşılaştırma yapılacaktır. ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİN ÖZELLİKLERİ Bir araştırma üniversitesinin temel özellikleri aşağıdaki gibi sıralanabilir: • Seçkin öğretim üyeleri: Araştırma üniversitelerinin en önemli özelliği çok seçkin öğretim üyelerine sahip olma- larıdır. Bu üniversitelerdeki öğretim üyelerinin büyük çoğunluğunun araştırma yaptıkları, doktora tezleri yönettikleri, araştırma sonuçlarını en saygın bilimsel dergilerde bilim dünyasına duyurdukla- rı görülür. Hocaların çoğu alanlarında tanınmış ve saygın kişilerdir ve dünyanın değişik ülkelerinin vatandaşlarıdır. Pasa- portlarına bakılmaksızın en üst düzeyde akademik ve idari görevler alabilirler. Doktora derecelerini dünyanın önde gelen ve değişik üniversitelerden almış- lardır ve/veya o üniversiteye gelmeden önce başka üniversite veya araştırma kurumlarında üstün başarılarını dünyaya kabul ettirmişlerdir. En önde gelen bazı üniversitelerde Nobel almış hocaların aynı zamanda çok iyi birer hoca oldukları ve hatta birinci sınıflara giriş dersi ver- diği bilinmektedir. Öte yandan, iyi birer araştırıcı olan bu hocaların hepsinin iyi bir öğretmen oldukları iddia edilemez. Bazı hocalar tarafından derslere girmek, araştırma zamanından çalınan bir zaman olarak görüldüğünden derslere yeteri kadar zaman ayırmadıkları bilinmektedir. Çok önde gelen araştırma üniversitelerin- de derslerin doktora öğrencileri tarafın- dan verildiği de görülebilir. • Yıldız araştırmacı öğretim üyeleri: Önde gelen araştırma üniversitelerinde hemen her bölümde bir veya birkaç yıldız araştırmacı öğretim üyesi bulunur. Bunların arasında Bilimsel Akademileri üyeliklerine seçilmiş, Nobel veya benzeri yüksek prestijli ödüller kazanmış olanları Araştırma Üniversitelerinin Temel Özellikleri Bir araştırma üniversitesinde bulunması gereken özellikler ve üniversite yönetimi tarafından uygulanması gereken politikalar tartışılmıştır. Bu politikalar arasında özellikle üniversitenin atama ve yükseltme sisteminin önemi büyüktür. Bunun yanında üniversite içinde ve dışındaki rekabetin önemi, hocaların araştırma performansının ölçülmesi, değerlendirılmesi ve ödüllendirilmesi konusundaki yöntemler, hocaların ders yüklerinin araştırma performansına bağlı olarak ayarlanması, üniversite dışı faaliyetlerin etkileri, dış veya iç destekli projelerin araştırmalara katkısı, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin hocalara dağılımı, kütüphanenin araştırmalara katkısı gibi konular dünyanın ileri gelen araştırma üniversitelerinin temel özellikleri arasındadır. Türkiye’deki üniversitelerdeki uygulamalarla bir karşılaştırma yapılmıştır. Abdullah Atalar Bilkent Üniversitesi Rektörü Abdullah Atalar
  • 82. Kasım - Aralık 2013 83 Üniversitelerdeki öğretim üyelerinin büyük çoğunluğunun araştırma yaptıkları, doktora tezleri yönettikleri, araştırma sonuçlarını en saygın bilimsel dergilerde bilim dünyasına duyurdukları görülür. Hocaların çoğu alanlarında tanınmış ve saygın kişilerdir ve dünyanın değişik ülkelerinin vatandaşlarıdır. vardır. Bu öğretim üyeleri bölümlerinin araştırma çıktılarının önemli bir kısmını kendileri yapar. Yayınlarını A tipi bilimsel dergilerin en iyilerinde yaparlar1 ve birçok yayınları yüksek sayıda atıf alır. h-faktörleri2 (Hirsch, 2005) alanına bağlı olmak kaydıyla 40-50 veya bunun epeyce üstündedir. Çok sayıda (20-30) doktora öğrencileri ve post-doc araştırıcıları bulu- nur. Milyon dolarlarla ölçülen dış destekli (Serow, 2000) fonlara sahiptirler. • Düşük ders yükleri: Araştırma üniver- sitelerinde hocalar zamanlarının çoğunu kendi araştırmalarına ayırabilmek için az sayıda ders verir. Çok önde gelen üniversitelerde araştırma yapan hocalar yılda 2 veya 3 ders verirler3 . Araştırma yapmayan hocalar ise daha çok sayıda dersten sorumlu tutulur. • Seçkin lisansüstü öğrenciler: Araştırma üniversitelerinde doktora öğrencilerinin çoğu kendi lisans programlarından gelen öğrenciler değil, dünyanın dört bir yanından seçilerek gelmiş öğrencilerden oluşur. Bu öğrenciler çok rekabetçi bir ortamda seçilir ve çoğuna üniversitenin kendi kaynaklarıyla veya dış destekli projelerden sağlanan kaynaklarla burslar verilir. Kendi mezunlarından doktora programına kabul edilenlerin en çok yüzde10 civarında olduğu görülebilir. • Yeterli parasal kaynak: Dünyanın en önde gelen araştırma üniversite- lerini incelediğimizde bunların milyar dolarlarla ölçülen araştırma fonlarına sahip olduklarını görürüz. Bu fonların birkısmı üniversitelerin kurulduklarında kendilerine kurucuları tarafından verilen “vakfiye”4 den gelse de bütçelerinin önemli birkısmının araştırma desteği olarak devletin araştırmalara fon sağ- layan5 kuruluşlarından geldiğini görülür. Üniversitenin kaynaklarından bir kısmı da Üniversitenin ürettiği patentlerin lisans ücretlerinden olabilir. • Zengin kütüphane: Araştırma üniver- sitelerinin zengin bir kolleksiyona sahip kütüphaneleri bulunur. Bu kütüphane- lerdeki milyonlarca basılı veya sayısal dökümana sadece o üniversitenin değil başka kurumların araştırıcılarına da kolayca erişim sağlanır. • Geniş fiziksel olanaklar: Dünyadaki önde gelen araştırma üniversitelerinin çok güzel mimariye sahip binalarla dona- tılmış güzel kampuslara sahip oldukları görülebilir. İyi öğrencileri kendilerine çekebilmek için bu üniversitelerde en son teknolojiye sahip binalar ve sınıflar, öğrenciler için geniş spor olanakları, mo- dern yurtlar ve zengin sosyal mekanlar bulunmaktadır. Bazı araştırma üniversite- leri büyük şehirlerde veya büyük şehirlere yakın yerlerde olsa da çoğu metropol- lerden uzak ve bazen tamamen izole6 yerlerde bulunabilmektedir. ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİNDEKİ POLİTİKALAR Araştırma üniversitelerinin bulundukları yere gelmelerini ve hatta daha da yükselmelerine sebep olan üniversite politikaları aşağıda tartışılmıştır. Bu politikalardan bazıları üniversitenin can damarıdır ve idarecileri tarafından titizlikle sürdürülür. • Öğretim Üyelerini İşe Alma Yöntemi: Araştırma üniversitelerinin en hassas oldukları konulardan biri hangi öğretim üyelerine iş teklif ettikleridir. Bir kadro açıldığında konunun önde gelen dergi- lerinde iş ilanları verilir. Aile içi evlilik7 olmasın diye üniversitenin kendi doktora mezunları çoğu zaman öğretim üyesi adayı olarak kabul edilmez. Adayların o ülkenin vatandaşı olup olmadığına hiç bakılmaz. Adaylar detaylı özgeçmişlerinin yanında, önemli yayınlarının kopyelerini ve en az 5 tane referans mektubu sunar. Üniversitenin ilgili komitesi, yapılan onlarca ve bazan yüzlerce başvuru dos- yalarını inceleyip referens mektuplarını okur ve sonunda bir kısa liste yapar. Kısa listeye giren adaylar üniversiteye davet edilerek yaptığı araştırmalar üzerine bir seminer vermesi istenir. Bu seminerlere ilgili bölümün bütün öğretim üyeleri ada- yın konusuna çok yakın olmasalar bile katılırlar. Bu seminere bölümün öğretim üyelerinin yanında fakülte dekanı ve hat- ta bazen üniversitenin provostu8 da katı- lır. Adayın sunuşunun ardından kendisine sorular yöneltilir ve bunun sonucunda hem yaptığı araştırmalar hem de adayın öğretme performansı konusunda bir fikir sahibi olunur. Ayrıca, aday bölümün kendi konularıyla ilgili 3-4 hocasıyla birer saatlik mülakatlar yapar. Aynı hocalar ta- rafından bir yemeğe götürülerek adayın değişik sosyal ortamlardaki davranışları izlenir. Kısa listedeki bütün adaylar bu şekildeki mülakatlarını tamamladıktan sonra bölüm başkanı ve ilgili bölüm komitesi adayları tercih sırasına göre sıralayarak dekana ve/veya provosta yollar. Adaylar Dekan tarafından uygun bulunursa, adaylara listenin en üstünden başlayarak belli bir süre için iş tekli- finde bulunulur. İş tekliflerinde maaş9 miktarının yanında, adaya verilebilecek
  • 83. MAKALE Mimar ve Mühendis84 araştırma olanakları sıralanır. Vermesi beklenen yıllık ders yükü belirtilir. Tenür10 alma yolunda kabul edilen bir asistan profesöre kendisinden neler beklendiği ve ne kadar zaman sonra bu değerlendir- menin yapılacağı bildirilir. • Genç Öğretim üyelerini değerlen- dirme sistemi: Asistan profesörler tenürlerini alabilmek için çok çalışmak ve kendilerini araştırma alanında ispat etmek zorundadı. İşe başladıktan 4 ila 6 yıl sonra sıkı bir değerlendirmeye tabi tutulurlar. Bu değerlendirme fakültenin veya üniversitenin terfi-tayin komitesi11 tarafından yapılır. Bu değerlendirme sonucunda ya tenürlerine karar verilir ve asosiye profesörlük kadrosuna yük- seltilir, ya kontratları bir veya iki yıl daha uzatılıp ikinci bir değerlendirmeye bırakılır ya da kontratının uzatılmaması- na karar verilir. En rekabetçi araştırma üniversitelerinde kontratın uzatılmayıp tenürün verilmemesi çok büyük oranlar- da olabilir. • Terfi Tayin Komitesi: Bu komite bir araştırma üniversitesinin en kritik işi olan tenür kararlarını veren komitedir. Komite fakülte veya üniversitenin ileri gelen tecrübeli öğretim üyelerinden olu- şur. Komitenin önüne tenür kararı için gelen bir aday çok detaylı bir değerlen- dirmeye tabi tutulur (Boardman, 2007). Adayın detaylı bir özgeçmişinin yanında seçilmiş makaleleri ve makalelerine başkaları tarafından yapılan atıflar gibi bibloyometrik bilgiler komite üyelerinin bilgisine sunulur. Bölümler ve konular arasında önemli istatistiki farklar oldu- ğundan bibliyometrik bilgilerin karşılaş- tırmalı olarak verilmesi gerekmektedir. Adayın bölümünün hocalarından oluşan bir komite ile adayın bölüm başkanının aday için yazdığı rapor12 da terfi-tayin komitesine sunulur. Komitenin kararları- na en çok etki eden unsur ise aday için başka üniversitelerden veya araştırma kurumlarında adayın konusunda çalışan saygın bilim adamlarının aday hakkında yazdıkları gizli referans mektuplarıdır. Bu mektupların sayısı 10’dan fazla olabilir ve kimden referens isteneceği adayın bölüm başkanı ve/veya dekanı tarafından belirlenir. Bu mektuplarda bazı spesifik sorular sorularak onlara cevap verilmesi rica edilir. Örnek olarak şu sorular sorulabilir: Adayın bilime spesifik olarak katkısı nedir? Adayın konusunda çalışan ve adayla benzer yaştakiler arasında dünyada bir sıralama yapılsa adayın sıralaması ne olur? Bu aday sizin bölüme başvursaydı, bölümünüze alır mıydınız? Referans yazan kişilerin adayın kendi dok- tora hocası veya arkadaşları olmamasına dikkat edilir. Referans mektubu için her ne kadar adaya yakın olmayan kişiler seçilse de adayın alanındaki kişiler seçildiğinden, bu mektubu yazan kişiler mektupların gizli tutulacağı belirtilse bile fikirlerini açıkca yazmaktan çekinebilirler. Bu bakımdan, bu referans mektuplarında ne yazıldığından ziyade, ne yazılmadığına bakılır ve mek- tuplarda satırların araları okunur. Her ne kadar referans mektubu “adayın yükseltil- mesini destekliyorum” diye bitse de eğer yukarda örnek olarak verilen sorulara hiç cevap verilmediyse veya cevaplar kısaca geçiştirildiyse, bu kişinin mektubu negatif bir mektup olarak algılanmalıdır. Komite adayın araştırma performansının yanında ders verme performansına da bakar. Bu değerlendirme için adayın dersini alan öğrenciler arasında yapılan anketler ve hocanın ürettiği ders materyali kullanılabi- lir. Uygulamalı alanlarda adayın dış destekli proje almadaki başarısı da komite kararını etkiler. Bu komitenin karar verirken çok dikkatli ve seçici olmasını gerektiren sebeplerden biri de tenür sisteminin kendisidir. Komite üyeleri karar verirken kendi kendilerine şu soruyu sorar: “Bu kişiyle meslek hayatımın sonuna kadar aynı üniversitede çalışmaya razı mıyım?” En üstteki araştırma üniver- sitelerinde tenür sürecinin çok acımasız olduğu bilinmektedir. Asistan profesörler tenürlerini alabilmek için çok çalışmak ve kendilerini araştırma alanında ispat etmek zorundadırlar. İşe başladıktan 4 ila 6 yıl sonra sıkı bir değerlendirmeye tabi tutulurlar. Bu değerlendirme fakültenin veya üniversitenin terfi-tayin komitesi11 tarafından yapılır. Bu değerlendirme sonucunda ya tenürlerine karar verilir ve asosiye profesörlük kadrosuna yükseltilir Abdullah Atalar
  • 84. Kasım - Aralık 2013 85 • Öğretim üyelerini değerlendirme sistemi: Araştırma üniversitelerinde öğretim üyelerinin tenür alana kadar çok iyi çalıştıkları iyi bilinen bir gerçektir. Öğretim üyelerinin tenür sonrasında rehavete kapılmamaları için birçok üniversitede hocalar tenür sonrasında da bölümleri veya fakülteleri tarafından değerlendirilmekte ve çeşitli merit ve ödül sistemleri ile araştırma konusundaki motivasyonlarını kaybetmemeleri sağ- lanmaktadır (Hardre, 2009). Bu değer- lendirme sırasında hocaların araştırma performanslarının yanında, ders verme performansları, bölüm ve fakülte içindeki komitelerdeki çalışmaları ve dış destekli proje bulmaktaki başarıları değerlendi- rilir. Bu değerlendirme genellikle bölüm başkanı veya fakülte dekanı tarafından yıllık olarak yapılır. Yıllık maaş artışları bu değerlendirme sonucunda belirlenebilir. Bu değerlendirme sonucunda araştır- ma performansları yeterli görülmeyen tenürlü hocalar önce uyarılır, daha sonra da ders yükleri artırılarak bir denge sağlanır. Üniversiteler arasındaki rekabet, özellikle yıldız öğretim üyelerinin başka üniversiteler tarafından sanki bir futbolcu gibi transfer edilmesi olgusunu getirebil- mektedir. Yıldız öğretim üyelerine sahip üniversiteler ise bu hocalarını başka üniversitelere kaptırmamak için gerekli tedbirleri almak durumunda kalır. Bu tedbirlerin en başında yıldız hocaların maaşlarının diğerlerine göre önemli derecede farklı olması gelebilir.13 Yıldız öğretim üyelerinden bazıları, aldıkları dış fonlarla “dersleri satın alarak” ders vermezler ve zamanlarının hemen hepsini araştırmaya ve yeni fonlar bulmaya har- car. Bazı yıldız hocaların yaptığı kaprisler ve şımarıklıklar diğer hocalar arasında huzursuzluğa ve kıskançlığa sebep olsa da genelde üniversite yönetimleri bu hocaların kaprislerini tolere eder. • Dış destekli projelere özendirme: İleri araştırma üniversitelerinde hocaların araştırmaları için gerekli kaynakları üniversitenin bol miktarda kendi kaynağı olsa bile araştırma fonlarını dış kaynak- lardan bulması özendirilir. Bu şekilde yapıldığında hocalar dış kaynakları temin edebilmek için diğer üniversitelerdeki meslektaşları ile bir rekabet içine girer. Kaynak alabilmek zorlu bir süreç oldu- ğundan rekabet performansın artma- sına sebep olur. Ek olarak da üniversite yöneticileri de sürecin sonucunu izleyerek kendi hocaları hakkında bir performans ölçütü elde etmiş olurlar. • Akademik yöneticilerin atama siste- mi: Araştırma üniversitelerinde rektör mütevelli heyet tarafından belirsiz bir süre için üniversite içinden veya dışından atanır. Bunun için mütevelli heyet üyeleri ve bazı ileri gelen profesörlerden oluşan bir arama komitesi kurulur. Arama sonu- cunda kısa listeye alınan rektör adayları mütevelli heyete sunulur. Üniversite öğretim üyelerinin oyları ile seçilmeyen bu kişiler dekanları atayarak üniversi- tenin performansını ileri götürebilmek için icabında hocalar arasında popüler olmayan kararlar alabilir. • Yayın dili İngilizce: Araştırma üniver- sitelerinin hemen hepsinde hangi ülkede bulunurlarsa bulunsunlar yayın dili İngiliz- cedir. Özellikle internetin yaygınlaşması ile birlikte İngilizce bilim dili (Ammon 2001) haline gelmiş bulunmaktadır. Bugün yayınlanan bilimsel makalelerin çok büyük bir çoğunluğu İngilizce dilin- dedir. Bu durum İngilizceyi aynı zamanda dünyada en baskın dil haline getirmiştir (Crystal 2003). 20'nci yüzyılın başlarında bilimin en çok yapıldığı dil olan Almanca bu özelliğini artık yitirmiş bulunmaktadır (Am- mon 1998). Almanya’daki birçok üniversite yüksek lisans ve doktora prog- ramlarını İngilizce olarak sürdürmektedir. Anadili İngilizce olan ülkeler doğal olarak avantajlı duruma geçmişlerdir. 2010 yılı Times Higher Education tarafından yapılan üniversiteler sıralamasında ilk 100 üniversitenin 80’i anadili İngilizce olan ülke- lerdedir. Yüzyılın başında Almanca, Fransızca ve İtalyanca dillerinde yayınlar yapan “Naunyn-Schmiedebergs Archives für Pharmacologie und Experimentelle Patholo- gie”, “Pflüger's Archiv für die gesamte Physi- ologie des Menschen und der Tiere”, “Archi- ves Internationales de Pharmacodynamié et de Thérapie” gibi bazı saygın bilim dergileri 1960’lı yılların başından itibaren sadece İngilizce dilinde yayınlar kabul etmeye başlamışlar ve hatta bir süre sonra dergiler isimlerini de İngilizceye değiştirmişlerdir. Adı halen Almanca olan “Zeitschrift für Naturforschung” gibi bilimsel dergilerin bile yayın dili artık tamamen İngilizce olmuştur. Bibliometri konusunda araştırma yapanlar tarafından ortaya çıkarıldığı gibi, İngilizce dışında bir dilde yayın yapanların araştır- maları geniş bir okuyucu kitlesi bulamadığı için hak ettiği sayıda atıf alamamakta ve dezavantajlı duruma düşmektedir. İngilizce dışındaki bir dilde, örneğin, Almanca yayın- lanan benzer dergilerin etki faktörü yaklaşık 10 misli kadar daha düşük çıkabilmektedir (Grupp, 2001). • Patent politikası: Üniversite hocaların- ca üretilen yeni fikirler üniversitenin ilgili birimince değerlendirilerek patent alma yoluna gidilebilir. Bu durumda üniversite patent başvurusu için gerekli avukatlık ücretlerini öder ve başvuru ücretlerini karşılar. Patentler alındıktan sonra da bu patentlerin endüstride tanıtımı ve pazar- lamasını yaparak lisanlama işlemlerini yürütür. Bir patent için lisans ücreti tahsil edildiğinde elde edilen fonun 1/3'ü fikri üreten araştırıcılara, 1/3'ü ilgili bölüme, geri kalan 1/3'ü de yapılan masrafları karşılayabilmek için üniversiteye kalır. Bazı araştırma üniversitelerinde patent lisanslarından elde edilen gelir, üniver- site gelirlerinin kayda değer birkısmını oluşturabilir. TÜRK ÜNİVERSİTELERİ İLE KARŞILAŞTIRMA Son yıllarda büyük bir ivme kazanan Türki- ye’deki yüksek öğretim kurumları araştırma performanslarını artırmışlar, endeksli dergi- lerde yayınlanan makale sayısı bakımından Son yıllarda büyük bir ivme kazanan Türkiye’deki Yüksek Öğretim Kurumları araştırma performanslarını artırmışlar, endeksli dergilerde yayınlanan makale sayısı bakımından dünyada 42. sıradan 17. sıraya kadar yükselmişlerdir. Bu artışta, akademik yükselmelerde uluslararası bilimsel dergilerde yayın yapma şartı aranması, TUBİTAK’ın araştırma projeleri desteğini rekabetçi bir ortamda yaparak yüksek oranda artırması, Üniversiteler arasında yayın konusunda bir rekabetin ortaya çıkması, Üniversitelerin ve TÜBİTAK’ın yayın yapan araştırıcılara ödüllendirme sistemi uygulaması gibi faktörlerin payı bulunmaktadır.
  • 85. MAKALE Mimar ve Mühendis86 dünyada 42'nci sıradan 17'nci sıraya kadar yükselmişlerdir. Bu artışta, akademik yük- selmelerde uluslararası bilimsel dergilerde yayın yapma şartı aranması, TUBİTAK’ın araştırma projeleri desteğini rekabetçi bir ortamda yaparak yüksek oranda artırması, üniversiteler arasında yayın konusunda bir rekabetin ortaya çıkması, üniversitelerin ve TÜBİTAK’ın yayın yapan araştırıcılara ödüllendirme sistemi uygulaması gibi fak- törlerin payı bulunmaktadır. Ancak, Türkiye çıkışlı araştırmalar, makale başına atıf sayısı bakımından son yıllarda bir ilerleme içindeyse de hala dünya ortalamasının yaklaşık yarısı kadardır (Adams, 2011). Üniversitelerimizin çoğunda hoca değer- lendirmelerinde sadece yayın sayısına ba- kılmakta ve sayının artması özendirilmekte, bu da araştırıcıların yayınlarını fazla titiz davranmayan ve hemen kabul edip basan C tipi bilimsel dergilere yönlendirmektedir. Bu dergilerde yayınlanan makaleler fazla okunmamakta ve dolayısı ile fazla atıf da almamaktadır. Fiziksel olanaklar açısından karşılaştırıldığında birçok Türk üniversite- sinin yeterli altyapıya sahip olduğu görülür. Ancak, insan kaynakları açısından epey sıkıntı bulunmaktadır. Birçok Türk üniversitesindeki akademik politikalar araştırma üniversitelerindeki politikalarla karşılaştırıldığında aşağıdaki konularda hatalı davranıldığı sonuçlarına varabiliriz: • Doçentliğe yükseltme sisteminde üniversitelerarası kurulun belirlediği minimum kriterlerle yetinmek ve fazla seçici davranmamak. • İdari mahkemelerin 5 kişilik jürile- rin verdiği olumsuz kararları tek bir bilirkişinin raporuna dayanarak tersine çevirmesi. • Doçentlik ürilerinde gizliliğin olmama- sı.Raporların kimin yazdığının gizlene- memesi. • Yükseltmelerde sadece yurtiçindeki referans mektupları ile yetinmek. Zaten kısıtlı sayıda olan araştırıcılar birbirle- rini çok iyi tanımakta, ya çok iyi dost olmakta ya da birbirlerine düşman olmaktadır. Her iki durumda da, yazılan referans mektuplarının pek bir değeri olmamaktadır. • Doçentliğe yükseltilmiş bir öğretim üyesi- nin zamanı dolduğunda neredeyse otoma- tik olarak profesörlüğe yükseltilmesi, • Türk vatandaşı olmayan öğretim üyelerinin “yabancı” addedilmesi ve Türklerle eşit haklara sahip olmamaları, • Serbest piyasa şartlarına bakmaksızın hocalara bütün alanlarda eşit maaş ödenmesi (Bu durumda endüstride kolayca iş bulunan alanlarda hoca bulması zorlaşmaktadır). • Değişik araştırma performanslarına sahip öğretim üyelerinin maaşlarında veya ders yüklerinde bir farklılık yaratılmaması. • Araştırmaların İngilizce dışındaki bir dilde yayınlanması. • Rektörleri hocaların oyları ile seçil- mesi (Doğramacı, 2000). Bu şekilde seçilen rektörler, hocaları zorlayacak ve hoş karşılanmayacak kararları almakta zorlanmaktadır. • Kendi doktora mezunlarını öğretim üyesi olarak işe almak ve aile içi evlilik problemine sebep olmak. • Yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin çoğunun kendi mezunlarından olması. • Araştırma projelerini TÜBİTAK, Avrupa Topluluğu FP7 gibi dış destekli projelere- yönlendirmek yerine üniversitenin kendi kaynaklarıyla desteklemek. Bu durum rekabete engel olmakta, hocanın perfor- mansını bir dış grup değerlendirmediği için bazan değersiz projelere yüksek fonlar ayrılabilmektedir. 1 Temel bilimler ve yaşam bilimlerinde yayın yapan Nature dergisi gibi. 2 Bir öğretim üyesinin h-faktörü N ise bu öğretim üyesinin N yayınının N veya daha fazla atıf aldığı anlaşılır. 3 Bu durum, tipik olarak bir haftada 3 saat ders saatine karşılık gelir. 4 İngilizcesi: Endowment 5 ABD’de NSF, NIH, DARPA gibi kuruluşlar. 6 Örneğin, New York eyaletinın ufak bir yerleşim birimi olan 30,000 nüfuslu Ithaca’da bulunan Cornell Üniversitesinin 20,000 öğrencisi vardır ve en yakın şehre 1.5 saat, New York şehrine de 5 saat uzaklıktadır. 7 Doktorasını alan kişilerin kendi üniversitelerinde kalması durumunda çoğu zaman kendi doktora hocası ile çalışmaya devam etmekte, hocasının boyunduruğundan kurtulamamakta ve bölüm içerisinde “o hocanın adamları, bu hocanın adamları” gibi klikler oluşmaktadır. Aile içi evli- lik diye adlandırılan bu durum, Türk üniversitelerinde yaygın bir olgudur. 8 Akademik işlerden sorumlu ve en yetkili rektör yardımcısı 9 Maaşlar serbest piyasa ekonomisinin belirlediği bir şekil- de konular arasında önemli farklılıklar gösterebilir. Örneğin, bir cerrah profesör, bir edebiyat profesörünün 4-5 misli maaş alabilir. 10 Öğretim üyelerin emekli olana kadar iş garantisi (yüz kızartıcı suçlar haricinde) verilmesi durumu 11 Appointment and promotion committee 12 Genellikle adaya yakın kişilerden gelen raporlarda adayla arasında ya yakınlık ya da düşmanlık olacağından bu çeşit raporların dikkatle değerlendirilmesi gerekir. 13 ABD’deki özel üniversitelerin devlet üniversitelerine göre daha başarılı olmasının sebeplerinden biri de devletin mali sınırlamalarına tabi olmadan yıldız öğretim üyelerine daha çok maaş verebilmeleridir. 1. R.C. Serow, “Research and teaching at a research uni- versity” Higher Education, vol. 40, pp. 449-463 (2000) 2. P. Hardre, M. Cox, “Evaluating faculty work: expectati- ons and standards of faculty performance in research uni- versities” Research Papers in Education, vol. 24, pp. 383- 419 (2009) 3. P.C. Boardman, B.L. Ponomariov, “Reward systems and NSF university research centers: The impact of tenure on university scientists' valuation of applied and commercially relevant research” J. of Higher Education, vol. 78, p. 51 (2007) 4. O. Fulton, M. Trow, “Research activity in American Hig- her Education” Sociology of Education, vol. 47, pp. 29-73 (1974) 5. A.F.J. van Raan “Measuring Science” Handbook of Quantitative Science and Technology Research, Eds. H.F. Moed, W. Glänzel, and U. Schmoch, pp. 19-50 (2004) 6. J.E. Hirsch, “An index to quantify an individual's scienti- fic research output", Proc. National Academy of Sciences, vol. 102, pp. 16569– 16572 (2005) 7. A.F.J. van Raan, URAP’10 Sempozyum, (2010) http://www.urapcenter.org/2010/presentation.php?q=5 8. Times Higher Education, World University Rankings (2010) http://www.timeshighereducation.co.uk/world- university-rankings/ 9. Shanghai Jiaotong University, http://www.arwu.org/ ARWUMethodology2009.jsp 10. J. Adams, C. King, D. Pendlebury, D. Hook, J. Wilsdon, “Global Research Report, Middle East, Arabian, Persian and Turkish Research”, February 2011, Thomson- Reuters http://researchanalytics.thomsonreuters.com/m/pdfs/glo- balresearchreport- aptme.pdf 11. Editor: U. Ammon “The dominance of English as Lan- guage of Science ” Mouton de Gruyter, 478 sayfa (2001) 12. D. Crystal, “English as a Global Language” Cambridge University Press, (2003) 13. U. Ammon “Ist Deutsch noch internationale Wissens- chaftsprache? English auch für die Lehre an den deutsch- sprachigen Hochschulen” Mouton de Gruyter, (1998) 14. H. Grupp, U. Schmoch, S. Hinze. “International align- ment and scientific regard as macro-indicators for international comparisons of publica- tions”. Scientometrics 51, pp. 359-380 (2001) 15. İ. Doğramacı, “Günümüzce Rektör Seçimi ve Atama Krizi” (2000) http://www.dogramaci.org/kitap/r-main.html AÇIKLAMALAR KAYNAKÇA Abdullah Atalar
  • 86. Kasım - Aralık 2013 87 H ayal kurmak gerçeklerden uzaklaşmak değildir. Kişi ne kadar farklı bakış açılarıyla olayları ve sorunları yorumla- yabilirse o seviyede farklı çözüm önerileri meydana getirebilir. Bu şekilde de çözüme ulaşma oranı daha yüksek olur. Öğrenilmiş çaresizlik içerisine düşmediğimiz sürece her sorunun birden farklı cevabı olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Ve bu farklılıklara ancak farklı düşünen kişiler ulaşır. İnsanlara bazen düşünceleri bazen de çevresi set vurur. İdeolojilere tutsak edilmiş pek çok düşünür dünyadaki gelişmeleri okumakta çok geç kalmışlar ve değerlerini yaşayamadan haya- ta gözlerini kapamışlardır. Pek çok orijinal fikirse bulan kişinin yaşadığı toplum o düzeyde olmadığı için yaşanmadan unutulmuş gitmiştir veya pek çok icat zama- nın ruhuna uygun olmadığı için ticari başarıyı yakalayamamıştır. Ancak bir sonraki icatlar için bir basamak olmuşlardır. Hayal etmek başlı başına bir yetenektir. Sadece sanatçı- larda bulunan bir özellik değildir, pek çok iş adamı bu sayede pek çok başarıya ulaşmıştır. Orijinal fikirleri savunabilmek çoğu zaman zordur, destek bulmaz ama unutmamak lazım ki zaman; kararlı duruşun başarıya giden yoldaki kılavuzudur. Eğitim haya- tında var olan sınırlar, nesiller boyu sıkıntı doğurmuştur. Ancak günümüzde sanal alem sayesinde bilgiye ve tecrübeye hızlı yollarla ulaşabilmek, toplumsal baskının azalması hayal gücüne verilen değeri günümüzde artırmıştır. Hayal gücümüzü kaybettiğimizde kısır döngüler içerisinde sıkışıp kalırız, büyük başarılara ulaşmamız imkansız olur, gelecek üzerinde düşünmek imkansız hale gelir tek düze bir toplum oluşmaya başlar. Hayal gücü körlenmiş bir toplum zaman içerisinde özgüvenini kaybeder. Karamsar bir hayata yelken açar ve çevresel etkenlerle gelişen toplumda oluşan yeni durumlara adapte ol- makta ve sorunlarını çözmekte çaresiz kalır. Sürekli hayata ve olaylara gerçeklik pence- resinden bakmak gelişimin önünde engel ve toplumun yok olmasının başlangıcıdır. İşte yeniliklerin önünün açılması toplumun düşünen kişilerinin zihinsel özgürlüğü ile hayat bulur ve böylece kurumlar ve devletler uzun soluklu olabilir. Şirketlerde saatler sü- ren toplantılar, bütçelere sıkıştırılmış yenilik arayışları inovatif bir hal için yetersizdir. Yöneticiler çalışanlarına cesaret vermeli ve bu cesaretlerini engelleyecek her türlü dış etkeni ortadan kaldırmalılar. Şirkette sıcak bir ortam oluşturulmalı ve karşılıklı güven ortamının oluşmasının sağlanması yenilikle- rin önünü açacaktır. Sürekli kuralcı bir yapı oluşturmak yeni fikirleri engeller, önyargıyla bakılan çalışan size yeni fikrini söylemekten belkide alay konusu olmaktan korkacaktır ve susacaktır. Her yeni fikir değerlendirmeyi hak eder, yeniliklere saygısızca eleştirmek, küçümse- mek yok hükmünde saymak kişiyi demotive edecek ve yeni fikirler oluşturmasına engel olacaktır. Yeniliklerin ortaya çıkmasında ilk evre dikkatli olmak ve akabinde farkındalık oluşturmaktır. Bilgi toplumunda dikkatiniz sonucu fark ettiğiniz eksiklik hakkında geniş bir araştırma yapmanız gerekmektedir. Geçmiş tecrübelerle harmanlanmış bilgi ve dikkat yeni bir projenin ilk evresinin tamam- landığı anlamına gelir. İkinci evre gelişim evresidir. Hazırlıkları bitmiş yeni düşünce çevresel değerlerle harmanlanarak, yeni gözlemlerle zenginleş- tirilerek sürekli zihinde çalışan makine gibi sıcak tutulmalıdır. Son evrede ise zaman içerisinde dinlendirilen farklı metotlarla denenerek tekrar tekrar kontrol edilen yeni düşünce ihtiyacın olduğu anda hayata geçirilecek ve toplumun tüm kesimlerinde karşılık bulacaktır. İşte bu anda hazır olanlar fırsatı yakalar. Fırsat treni istasyonda beklemez sadece hazır olanlar binerler. Hayal Et, Yenilik Bul Hayal etmek ve hayal peşinde koşmak bir yaşam tarzıdır. Tüm gelişmeler icatlar, keşifler, yenilikler ancak hayal eden, hayalle yaşayan kişi ve kurumlar tarafından gerçekleştirilir. İnsanları aynı kalıp içerisinde yetiştirmek bir toplum için sonun başlangıcıdır. Sorgulayan, bilinmeyenin peşinde koşanlar beyinlerinde sürekli yeni fikirlerin yeşermesine uygun ortamı oluşturur. Hayal gücü körlenmiş bir toplum zaman içerisinde özgüvenini kaybeder. Karamsar bir hayata yelken açar ve çevresel etkenlerle gelişen toplumda oluşan yeni durumlara adapte olmakta ve sorunlarını çözmekte çaresiz kalır. MAHMUT ÇELİK Makina Yüksek Mühendisi / MMG Genel Başkan Yardımcısı
  • 87. GEZİ Mimar ve Mühendis88 İRAN’IN ÇATISI: DEMAVEND II Eylül ve ekim aylarını kapsayan geçen sayıda İran’ın ünlü dağı Demavend’e tırmanışımla ilgili yazımın ilk bölümü yayınlanmıştı. Bu yazının devamı olarak da şimdi ikinci bölümü sizlere sunmaktayım. B u duygularla rehberimi- ze benim bundan sonra devam edecek halimin kalmadığını ve buradan geri dönmek istediğimi söyledim. Tecrübeli rehber gülerek baktı ve her halükarda zirveye birlikte çıka- cağımızı söyledi. Önümüzdeki zorlu dik sırtı geçtikten sonra rotanın eğiminin düşeceğini ve daha kolay bir yürüyüşle zirveye ulaşacağı- mızı ekledi. Uygun bir yerde mola verip kahvaltımızı yaptıktan sonra kararımı tekrar gözden geçirmemi istedi. Karlı rotayı tamamladıktan sonra rüzgara nispeten set olan büyükçe bir kayayı siper alarak mola verdik. Mütevazı nevale- lerimizle kahvaltımızı yaptık. Su içmek için pet şişenin ağzını açtığımda sırt çantamın içinde olmasına rağmen suyun donmuş olduğunu gördüm. Tevekkeli o kadar üşümem boşuna değilmiş. Onbeş yirmi dakika kahvaltı mo- lasıyla birlikte rehberimizin teşvik edici sözleri neticesinde tırmanışa devam kararı verdim. Gerçekten de dik sırtı aştığımızda parkur nispeten kolaylaşmıştı. Ancak rüzgarın şiddeti de artmıştı. Diğer bir husus da zemin sapsarı kükürde dönmüştü. Bazı yerlerden ise sülfür gazı çıkışı vardı. En fazla gaz çıkışı ise zirveden oluyordu. Rüzgar ters yönden estiğinde insanın genzini ve gözlerini yakıyordu. İşte zirve tam karşımızda, elimi uzatsam sanki dokunacağım. Buna rağmen tam üç saatlik bir tırmanıştan son- ra nihayet zirveye ulaşıyoruz. Evet zirve.. Üç yıl önce Ağrı dağı zirve dönüşü çıkmaya karar verdiğim Demavend’in zirvesindeyim. Ağrı dağından daha yüksek ve (bana göre) daha zor bir parkur.Yolun yarısında bütün enerjimin tükendiği artık benden bu kadar dememe rağmen şükür ki Demaved’in zirvesine ulaştım. Demek ki hemen pes etmemek gerekiyormuş. ‘’Artık benden bu kadar’’ dediğiniz an da bile aslında potasiyel bir enerjiniz, saklı bir gücünüz varmış.. Bütün konsantrasyonunuzu zirve için yoğunlaştırdığınızda zirveye ulaşmak; önünüze koyduğunuz büyük hedefi gerçekleştirmektir. YAZI ve FOTOĞRAF: OSMAN ARI/MAKİNE MÜHENDİSİ> İRAN’IN ÇATISI: DEMAVEND II
  • 88. Kasım - Aralık 2013 89
  • 89. GEZİ Mimar ve Mühendis90 İRAN’IN ÇATISI: DEMAVEND II Ancak tırmanışta zirve tek hedef değildir. Aksine zirve bazen önemsiz küçük bir ayrın- tıdır. İnsanın tırmanış esnasında kendisini yaşaması, kendi güç ve imkanlarının sınır- larını test etmesidir. Tabi ki bütün bunların yanında ‘’dağ’’ ile, dağın müthiş gizemiyle baş başa kalmaktır. Zirvede küçük bir düz alan var. O kadar kalabalık ki zirve fotoğrafı çekilmek için beklemek zorunda kalıyoruz. Zirvede 2 adet koyun cesedi var. Hava çok soğuk oldu- ğunda bozulmamış. Koyunların kurtlardan kaçarak zirveye kadar geldikleri ve soğuktan donarak öldüklerine ilişkin anlatılanlar bana şehir efsanesi gibi geldi. Zirvede çok yoğun sülfür gazı çıkışı var. Bir yanda sülfür gazının dayanılmaz kokusu ve diğer yanda çok so- ğuk esen rüzgar nedeniyle zirvede çok fazla oyalanmıyoruz. Zirveye çıkışımız yaklaşık 6,5 saat sürdü. Rehberimizin ifadesiyle iyi bir performans. Sabah saat 04.30’da başladığı- mız tırmanışla saat 11.00’de zirveye ulaştık. Hızlı bir şekilde inişe geçiyoruz. Rehberimiz geniş kar bloklarının bulunduğu karlı vadiden gitmemizi öneriyor. Kalabalık grupların iniş ve çıkış yaptığı rotadan ayrılarak sağ taraf- taki karlı vadiye doğru iniyoruz. Karlı bölgeye geldiğimizde arkadaşlar kayarak inmemizi öneriyor. Denemeye değer diyorum. Parkur oldukça dik ve uzun. Kayarak daha uzun me- safeyi daha az enerji harcayarak kat etmiş olacağız. Fakat kayak için uygun ekipmanı- mız yok. Pantolonun üstünde kaymak da çok mantıklı değil. Neyse ki üzerimdeki kabanı çı- kartarak üzerinde kaymayı deniyorum. Sonuç mükemmel.. Bazen çocukları taklit etmek, gerilerde kalsa da o günleri yad etmek fena bir fikir değil. Hızım arttığında topuklarımla firen yaparak epey bir mesafe katettim. Ancak pantolonumun ıslanma tehlikesi vardı. Bu şekilde daha fazla kaymam mümkün değildi. Tekrar karlı vadiyi takip ederek kamp alanına 4 saatlik bir yürüyüşten sonra ulaştım. Penahgahda çorba ve çayımı içtikten sonra çadıra geçtim. İstirahat için iki saat vaktimiz var. Akşam hava kararmadan Gosfendsera’ya dönmemiz gerekiyor. Bir müddet dinlendikten Karlı rotayı tamamladıktan sonra rüzgara nispeten set olan büyükçe bir kayayı si- per alarak mola verdik. Mü- tevazı nevalelerimizle kah- valtımızı yaptık. Su içmek için pet şişenin ağzını açtı- ğımda sırt çantamın içinde olmasına rağmen suyun donmuş olduğunu gördüm. Tevekkeli o kadar üşümem boşuna değilmiş.
  • 90. Kasım - Aralık 2013 91 sonra arkadaşlarla çadırlarımızı ve eşya- larımızı topluyoruz. Katırlara verilecek ağır eşyalarımızı çuvallara koyup saat 17.00’de tekrar inişe geçiyoruz. Demavend’in eteğin- de iki gündür olağanüstü bir tabiat olayı gerçekleşiyor. Demavend’in eteğindeki vadiyi doğudan başlayarak batıya doğru bir sis tabakası adım adım kaplıyor. Ve biz bu muhteşem anı yukarıdan an be an seyredi- yoruz. Önümüzde yoğun bulut tabakasının vadiyi kaplarken akşam güneşinin kızıllığıyla oluşturduğu gerçeküstü tablo ve arkamızda eteklerinden zirvesine kadar bütün haşme- tiyle Demavend.. Bu muhteşem manzaralar eşliğinde saat akşam 21:00'de hava karar- dıktan sonra Gosfendsera’ya ulaşabildik. Akşam namazından sonra İran’ın meşhur yemeği abguşt (etli nohut) yiyoruz. Yemeğin ardından çaylarımızı da içtikten sonra bizi Pulour’a götürecek kamyoneti bekliyoruz. Uzun bir beklemeden sonra sanırım gece 11.30 civarında jeep geldi. Yoğun sisin altında bir saatlik bir yolculuktan sonra arabamızı bıraktığımız yere geldik. Üzeri- mizde bir zirve tırmanışını daha başarıyla tamamlamanın tatlı yorgunluğu vardı. Bundan sonra zirve hedefim neresi olabilir? Ortadoğu'nun en yüksek zirvesinden sonra belki de Afrika’nın zirvesi Kilimanjora !. Neden olmasın?.. Zirvede çok yoğun sülfür gazı çıkışı var. Bir yanda sülfür gazının dayanılmaz kokusu ve diğer yanda çok soğuk sen rüzgar nedeniyle zirvede çok fazla oyalanmıyoruz. Zirveye çıkışımız yaklaşık 6,5 saat sürdü. Rehberimizin ifadesiyle iyi bir performans.. Sabah saat 04.30’da başladığımız tırmanışla saat 11.00’de zirveye ulaştık. Hızlı bir şekilde inişe geçiyoruz.
  • 91. Mimar ve Mühendis92 SİNEMA ÜÇ YOL B alkon Film yapımcılığın- da, yönetmenliğini Faysal Soysal'ın üstlendiği başrol- lerinde Kristina Krepela, Nik Xhelilaj, Turgay Aydın, Alma Ter- zic, Faketa Salihbegovic, Rıza Akın'ın yer aldığı ' Üç Yol ' filmi, 25 Ekim'de Pinema Filmcilik tarafından vizyona sunuldu.'Üç Yol' filminin çekimle- ri Malabadi, Batman, Hasankeyf ve Midyat'ta başlayıp Saraybosna, Viso- kov, Mostar ve Poçitel'de tamamlandı. Oyuncular Türkiye, Bosna, Hırvatistan ve Arnavutluk'tan seçildi. Filmin müzik- leri İran'ın önemli müzisyenlerinden Kayhan Kalhor'un eserlerinden seçildi. Ülkemizde de çok sevilen Rus müzisyen Evgeny Grinko 'Serenade' isimli çalışma- sını, filmin fragman müziği için yeniden düzenledi. BOSNA VE TÜRKİYE'DE YAŞANAN DRAMLARI BİR ARAYA GETİREN “ÜÇ YOL” FİLMİNİ ÖNEMLİ KILAN EN BÜYÜK ETKEN, BOSNA'DA YAŞANAN KATLİAM SONRASINDA KAYIPLARI VE TOPLU MEZARLARI KONU EDİNEN İLK TÜRK FİLMİ ÖZELLİĞİNİ TAŞIMASIDIR. BOSNA'DAKİ İLK TÜRK FİLMİ KATLİAMI ANLATAN 'Üç Yol' ayrıca Bosna'da yaşanan kat- liam sonrasında kayıpları ve toplu mezarları konu edinen ilk Türk filmi özelliğini taşıması ile dikkatleri çekiyor. Daha önce yerli ve yabancı festivallerde kısa filmleri ile övgüler alan, ödüllü yönetmen Faysal Soysal, ilk uzun met- raj projesi olan 'Üç Yol'da Bosna sava- şında ve sonrasında yaşanan dramlara ayna tutuyor. "Onun dışındaki her şey bir başkasıdır." Babasının ve sevdiği kız Zeliha'nın Yusuf'a olan ilgilerinden dolayı Bünyamin'in çocukluğu hep kıskançlık duygularıyla geçmiştir. Hep birlikte oyun oynarken, Bünyamin Zeliha'nın Malabadi Köprüsü'nden düşüp boğul- masına sebep olur. Vicdan azabı yıl- larca Bünyamin'in peşini bırakmaz. Ağabeyi ile hiçbir şekilde yüzleşemeyen Bünyamin çareyi uzak yerlere kaçmak- ta ve başkalarına iyilik yapmakta arar. Uzun süredir Bosna'da toplu mezarlar- dan kayıpların cesetlerini çıkarmakla meşguldür. Kayıplar Komisyonu'nda çalıştığı süreçte kendine ve her şeye yabancılaşır. Rüyalarında kendisini ağa- beyi olarak görmeye başlar. Rüyaların- da Yusuf olup yüzü peçeli mavi elbiseli bir kadının peşinde kuyusunu aramak- tadır. Bünyamin, Türkiye'ye dönmesine günler kala, Mostar Köprüsü'nden ken- dini atmaya çalışan Zrinka ile tanışır. Zrinka savaş sonrası travmalar ve inti- har eğilimleri üzerine çalışan, yarı Sırp yarı Boşnak bir psikologdur. Ailesini ve BOSNA'DAKİ KATLİAMI ANLATAN İLK TÜRK FİLMİ
  • 92. Kasım - Aralık 2013 93 Uluslararası bir ekibin çalışması sonucu ortaya çıkan 'Üç Yol'un hikayesi, Evliya Çelebi'nin 'Seyahatname' adlı eserinde de iki kardeş köprü sayılan, Batman'daki Malabadi Köprüsü'yle acılara tanıklık etmiş Mostar Köprüsü'nü birleştiriyor. en yakın arkadaşlarını savaşta kaybet- miştir. Bünyamin'in gizemli ve günah- kar şair dünyası ilgisini çeker. Zrinka aşık olur. Bünyamin gördüğü karmaşık rüyalar ve toplu mezarlar sonucu has- talanır. Zrinka ona psikolojik destek vermeye çalışır. Bünyamin iyileştiğinde Zrinka'nın aşkını hak etmek ve Yusuf'la ve babasıyla yüzleşmek için memleketi Hasankeyf'e döner. Zrinka, uzun süre Bünyamin'den haber alamaz. Bir gün rüyasında Bünyamin'in başına kötü bir şey geldiğini görür. Bünyamin'e yardım etmek ve aşkına cevap bulmak için Hasankeyf'e gider. Zrinka'yı orada Bünyamin'in rüyalarındaki gibi kendisi- ni hakiki aşka kavuşturacak başka sürp- rizler beklemektedir.
  • 93. Mimar ve Mühendis94 AR-GE TEŞVİKLERİ Muhammet Bezirci BETA Yayınevi Bu çalışma, sürdürülebilir ekonominin temel taşların- dan olan yatırımların de- vamının sağlanması, devlet tarafından sağlanan Ar-Ge teşviklerinin vergi kanunları ve TMS açısından karşılaş- tırmalı bir değerlendirme- sini yapmak, mevcut Tek Düzen Muhasebe Uygulama Tebliğine ve TMS açısından muhasebeleştirmesini ince- lemek ve Ar-Ge teşviklerinin denetim sürecini denetim ve YMM raporları ile ortaya koymaktır. İNOVASYON Şirin Elçi NOVA Yayınları 33 Avrupa ülkesinde ve dünya üzerindeki 3 farklı bölgede inovasyon politika ve uygulamalarına ilişkin ge- lişmeleri Avrupa Komisyonu için incelerken Türkiye'nin çarpıcı dinamizm ve potansi- yele sahip olduğunu görü- yorum. Bu potansiyelin en üst düzeyde kullanılması ve sonuçlarının topluma ve eko- nomiye yansıması, inovasyo- nun öneminin anlaşılması ve stratejilerinin hayata geçiril- mesiyle mümkün olacak. Bu konuda önemli bir deneyim ve birikime sahip olan Şirin Elçi'nin kitabının, Türkiye'nin arzu edilen sıçramayı yap- ması için gereken heyecanı yaratmasını umuyorum." Alasdair Reid, AB 'Trend Chart on Innovation' Politika İzleme Ağı Yöneticisi DOĞANIN İNOVASYONU Şafak Altun ElmaYayınevi Altun, titizlikle araştırdığı biotaklit kavramını hem akıcı ve eğlenceli bir dille işlemiş hem de girişimci ruhlar için pek çok ilham verici iş fikirleriyle bezemiş. Doğanın İnovasyonu bir dogma değişimini anlatıyor: "Doğayla savaşan" değil, "ondan öğrenen ve uyum sağlayan" insan kavramına geçişin hikâyesi bu. Tam da çocuklarına nasıl bir dünya bırakacağını ciddiye alanlar- la, ekonominin geleceğinin nerede olacağını bilmek iste- yenlere göre bir kitap. Burçak Güven / Forbes Ge- nel Yayın Yönetmeni AR-GE MUCİZESİ / BAŞARI ÖYKÜLERİ TÜBİTAK Yayınları Bilim ve teknolojiyi ülke kalkınmasında motor gücü olarak başarılı şekilde kullanabilen gelişmiş ülke- lerde bilimsel çalışmaların teknolojiye, teknolojinin de ürüne, dolayısıyla ekono- mik değer dönüşmesinde, sanayi kesimi çok önemli rol oynuyor. Bu ülkelerde hem Ar-Ge'ye ayrılan pay yüksek, hem de bu harca- manın en üçte ikisini sanayi kesimi yapıyor. Ülkemizde ise sanayinin Ar-Ge içeri- sindeki payı daha on yıl kadar önce yüzde yirmiler düzeyindeydi. Ülkemizde bu bilincin oluşmaya başlama- sı ise oldukça yeni. 1995 yılında TÜBİTAK'ın girişimi ile başlatılan ve Dış Ticaret Müsteşarlığı işbirliği içinde yürütülen sanayiye Ar-Ge desteğinin, bu bilincin oluşmasında ve sanayimizin rekabet gücünün artmasında önemli payı var. KİTAPLIK
  • 94. Kasım - Aralık 2013 95 İNŞAAT MALZEMELERİ İnşaat Malzemeleri Test Teknolojileri Fuarı Sektör: Yapı-İnşaat Şehir: İstanbul, İFM Fuar Tarihleri: 16.01.2014 – 19.01.2014 Web: www.demosfuar.com EMITT 2014 Turizm ve Tatil Fuarı Sektör: Turizm Şehir: İstanbul, TUYAP Fuar Tarihleri: 30.01.2014 – 02.02.2014 Web: www.emitistanbul.com FOOD SHOW Gıda, İçecek ürünleri ve Hazır Maddeler Fuarı Sektör: Gıda Şehir: İstanbul, TUYAP Fuar Tarihleri: 13.02.2014 – 16.02.2014 Web: www.foodshowistanbul.com YAPI ve AHŞAP Yapıda Ahşap ve Ahşap Ürünleri Fuarı Sektör: Yapı-İnşaat Şehir: İstanbul, Lütfi Kırdar Fuar Tarihleri: 13.02.2014 – 16.02.2014 Web: www.kurefuar.com SMM İSTANBUL 2014 Gemi İnşaat, Makine ve Deniz Teknolo- jileri Fuarı Sektör: Denizcilik Şehir: İstanbul, Greenpark, Pendik Fuar Tarihleri: 26.02.2014 – 27.02.2014 Web: www.smm-istanbul.com EĞİTİM FUARI Yurtdışı Yüksek Eğitim Fuarı Sektör: Eğitim Şehir: İstanbul, Ceylan Otel Fuar Tarihleri: 01.03.2014 – 01.03.2014 Web: www.tobmpa.com
  • 95. Mimar ve Mühendis96 ÇİZGİ YORUM YAKUP GÜLER
  • 96. BU TOPRAĞIN RENKLERİNDE BİZ VARIZ! Rize’de çayın yeşilinde Adana’da pamuğun beyazında Konya’da başağın sarısında Niğde’de elmanın kırmızısında Antalya’da portakalın turuncusunda BİZ VARIZ! GÜBRETAŞ, bir Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri iştirakidir. www.gubretas.com.tr T:+90 212 376 5050 F:+90 212 274 0096