TÜRKİYE’DEAR-GEVEİNOVASYONYÖNETİMİ
Türkiye’de AR-GE VE
İNOVASYON YÖNETİMİ
Sayı: 74 Kasım - Aralık 2013
MimarveMühendisKası...
Ar-Ge ve İnovasyon başlığı
altında hazırladığımız ve
2013 yılının son sayısı olan
Mimar ve Mühendis Dergisi
ile sizlerle t...
Mimar ve
Mühendis
74ETKİNLİKLER
MAKALE
MAKALE
12
87
82
OSMAN ŞAHBAZ, ATV AVRUPA'YA
KONUK OLDU
5KITADANUZMANLAR,
'YAŞANABİL...
M
imar ve Mühendis dergimizin 74. sayısında ülkemiz için çok önemli olan bir konuyu dosya
konusu olarak işliyoruz. “AR-GE ...
Mimar ve Mühendis6
MMG Başkanı
Murat Özdemir:
"Mimar Sinan mevcut dokuya ve
kendine olan saygısından dolayı
Bursa’da eser ...
Kasım - Aralık 2013 7
söyleyen Murat Özdemir Murat Özdemir,
"Yerel yönetimlerin görevi sadece çöp top-
lamak ve teknik bel...
Mimar ve Mühendis8
da uygulayarak güzel faaliyetler yapacak-
larını ifade etti.
Üsküdar Belediye
Başkanı Mustafa Kara:
"Bü...
Kasım - Aralık 2013 9
Mimar ve Mühendis10
Yapı sektörünün bilgi merkezi Yapı-
Endüstri Merkezi tarafından bu yıl
dördüncü kez düzenlenen Konut K...
Kasım - Aralık 2013 11
finansal çözümler üretmek lazım. Bu yeni
modele sektördeki herkesin kendini hazır-
laması, ayak uyd...
Mimar ve Mühendis12 Mimar ve Mühendis12
Mimar ve Mühendisler Grubu Di-
yarbakır Şube Başkanı Mesut Işık
ve yönetim kurulu ...
Kasım - Aralık 2013 13
Mimar ve Mühendisler Grubu Sa-
karya Şube Başkanı Erol Demira-
lay, TOKİ’ye devredilen Sakarya Atat...
Mimar ve Mühendis14
KISA... KISA...
Mimar ve Mühendisler Grubu’nun
9. Genel İdare Kurulu toplantısı
İzmir Orman Bölge Müdü...
Kasım - Aralık 2013 15
Mimar ve Mühendisler Grubu
ziyaretleri çerçevesinde TÜMSİ-
AD İstanbul Şubesine ziyarette bulunan
Y...
MİMARLIK
Mimar ve Mühendis16
GÖKDELENLER ÇAĞIN
UTANÇ DUVARLARI MI?
Günümüzdeki şehirlerde insanlar aralarındaki
ilişkileri...
Kasım - Aralık 2013 17
kapattığı ve onların manzarasını bozduğu da
bir hakikattir. Hele söz konusu çok katlı binalar,
halk...
MİMARLIK
Mimar ve Mühendis18
özgürlük alanlarını kaybederek aşırı ölçüde
birbirine yaklaştırıldığından aralarındaki ilişki...
Kasım - Aralık 2013 19
Modern ideolojiler ve
özellikle liberalizm /
kapitalizmin bağlılarının, yani
gettolaştırmanın fikir...
MİMARLIK
Mimar ve Mühendis20
fildişi kulelerde yaşarlar.
Modern ideolojiler ve özellikle liberalizm /
kapitalizmin bağlıla...
Kasım - Aralık 2013 21
GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, uluslararası
düzeyde rekab...
Kasım - Aralık 2013 23
GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Mimar ve Mühendis24
DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON
Günümüzde kuruluşların rekabet
gücünü belir...
Kasım - Aralık 2013 25
ve Fen Bilimleri Endeksi'nde 103 ve Dünya Refah Ligi'nde 75'inci
sırada bulunuyor. Bir yandan araşt...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON
Mimar ve Mühendis26
MMG Dergisinin bu sayısının teması Araştırma-
Gelişt...
Kasım - Aralık 2013 27
Türkiye’de sanayicinin ve iş adamlarının hem yatırım için hem Ar-Ge
için devlet desteği istemesi bu...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON
Mimar ve Mühendis28
malzeme bilgisi, mekanik tasarım bilgisi, elektronik...
Kasım - Aralık 2013 29
AR-GE için Üniversitelerin Rolü
Ülkemizde bulunan 170 üniversiteden çoğunluğu eğitim amaçlı
faaliye...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON
Mimar ve Mühendis30
eni bir düşünce, yeni bir işlem, yeni bir süreç, yen...
Kasım - Aralık 2013 31
Seferde olmak
Çıkmamış candan ümit kesilmez diyerek yaşayan, soluyan diri olan
her kese ümit ile ba...
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON
Mimar ve Mühendis32
Hiç bir araştırma, geliştirme, yenilik ve
çalışma la...
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi

602

Published on

Published in: Education
0 Comments
0 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

No Downloads
Views
Total Views
602
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0
Actions
Shares
0
Downloads
11
Comments
0
Likes
0
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Transcript of "Türkiye'de ARGE ve İnovasyon Yönetimi"

  1. 1. TÜRKİYE’DEAR-GEVEİNOVASYONYÖNETİMİ Türkiye’de AR-GE VE İNOVASYON YÖNETİMİ Sayı: 74 Kasım - Aralık 2013 MimarveMühendisKasım-Aralık2013Sayı:74 74 İRAN’IN ÇATISI: DEMAVEND II İNSANIN YAŞADIĞI ŞEHRİ SEVMESİ BİR ŞUUR HÂLİDİR GÖKDELENLER VE GETTOLAR İNANCIMIZIN NERESİNDE?
  2. 2. Ar-Ge ve İnovasyon başlığı altında hazırladığımız ve 2013 yılının son sayısı olan Mimar ve Mühendis Dergisi ile sizlerle tekrar birlikteyiz. Kasım ve Aralık aylarını kapsayan bu sayımızda da beklentileri karşılayan bir içerik ile sizleri buluşturuyoruz. Dergimiz içerisinde yer alan dosya bölümümüz için bu sayıda “Ar-Ge ve İnovasyon” konusunda karar kıldığımızda yayın kurulunda bulunan herkesin aklına şu soru geldi; “acaba bu kadar geniş ve gerekli bir konuya nasıl başlanır, bu konu nasıl anlatılır ne nasıl bitirilir”. Gerçekten de Ar-Ge ve inovasyon konusunun önemi özellikle mimar ve mühendis odaklı bir dergi çıkardığımız için çok fazladır. Araştırma ve deneysel geliştirme (Ar-Ge), insan, kültür ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bu dağarcığın yeni uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmalardır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere Ar-Ge ve inovasyon konusunda ana kelime ‘bilgi’dir. Bilgi çağı olarak adlandırılan son yıllarda, üretimin belirleyicisi emek ya da sermaye değil bilgi olmuştur. Günümüz bilgi toplumunda da bilgi üretmenin temelinde araştırma geliştirme faaliyetleri yer almaktadır. Ar-Ge’nin “araştırma”sı, bilinmeyeni bilmeye, öğrenmeye yönelik yapılan bilimsel, teknolojik faaliyetlerken, ”geliştirme” ise, mevcut bilgiyi ya da teknolojiyi yeni düzenlemelerle daha iyiye doğru götürme faaliyetidir. Araştırma geliştirme ve inovasyon yatırımları bir ülkenin gelişmişlik düzeyini önemli ölçüde etkilediği gibi, işletmelerinde büyümesini ve gelişmesini etkiler, rekabet düzeyini arttırır. Rekabet üstünlüğüne sahip dünya işletmelerine baktığımızda, bunun temel nedeninin Ar-Ge yatırımlarına ayırdıkları yüksek paylar olduğunu görebiliriz. Biz de buradan yola çıkarak bu konuyla ilgili olarak ülkemizin önde gelen iş adamlarından, yöneticilerinden, üniversitedeki hocalarımızdan maksimum düzeyde faydalanarak kimi zaman onlardan yazılar aldık kimi zamansa onlarla söyleşiler yapma şansı yakaladık. Tabi ki dergimizde her sayımızda olduğu gibi kültür sanat bölümümüzü oluşturan sinema, kitaplık ve gezi sayfalarıyla eğlenceli hale getirirken şehirlerimiz üzerine değerli yazılar koymayı da ihmal etmedik. Hayırlı bir yıl geçirmeniz dileğiyle… "Dergimizin 75. Ocak-Şubat ayları sayısı, dosya konusu "Enerjisini Arayan Türkiye" olarak hazırlanmaya başlanmıştır. Dergimize yazı yazarak, konu başlığı veya yazar önererek, reklam bularak veya vererek katkı sağlamak isteyen okurlarımız dernek sekreteryası ile irtibata geçebilirler. 2014 yılı itibariyle dergimizi e-dergi şeklinde de yayınlamayı planlamaktayız. Yeni yılda ayrıca dergimizin bayi satışı ile daha geniş kitlelere ulaşmasını da hedeflemekteyiz. Yaklaşık 3.000 adet basarak dağtımını ücretsiz yaptığımız dergimiz, 75. sayımız ile birlikte aidatını düzenli ödeyen üyelerimiz, ilgili kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları, üniversite ve basından oluşan bir dağıtım listesine gönderilecektir." EDitörden… Ar-Ge’nin “araştırma”sı, bilinmeyeni bilmeye, öğrenmeye yönelik yapılan bilimsel, teknolojik faaliyetlerken, ”geliştirme” ise, mevcut bilgiyi ya da teknolojiyi yeni düzenlemelerle daha iyiye doğru götürme faaliyetidir. TÜRKİYE’DEAR-GEVEİNOVASYONYÖNETİMİ Türkiye’de Ar-Ge Ve iNOVASyON yÖNeTiMi Sayı: 74 Kasım - Aralık 2013 MimarveMühendisKasım-Aralık2013Sayı:74 74 irAN’IN ÇATISI: deMAVeNd II iNSANIN yAŞAdIĞI ŞeHri SeVMeSi Bir ŞUUr HÂLidir GÖkdeLeNLer Ve GeTTOLAr iNANCIMIZIN NereSiNde? İmtiyaz Sahibi Mimar ve Mühendisler Grubu adına Genel Başkan Murat Özdemir Sorumlu Yazı İşlerİ Müdürü Yunus Emre Tozal yunusemre@mmg.org.tr Yayın Kurulu Mahmut Çelik, Osman Şahbaz, Ali Reyhan Esen, Ali Osman Öncel, Yavuz Sarı, Mehmet Kürşat Çapar, Atilla Yeğin Bu Sayıya Katkıda Bulunanlar Mesut Uğur, Avni Çebi, Ahmet Erkoç Yayın Danışma Kurulu Avni Çebi, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Prof. Dr. İlhan Kocaarslan Prof. Dr. Nizamettin Aydın, Prof. Dr. Zeki Çizmecioğlu, Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür, Mehmet Osmanlıoğlu Yrd. Doç. Dr. Yalçın Boztoprak, Fatih Dönmez, Yrd. Doc. Dr. İbrahim Güneş, Yakup Güler İletİşİm Adresİ Kuştepe Biracılar Sok. No: 7 Mecidiyeköy/İstanbul Tel: 212 217 51 00 Fax: 212 217 22 63 Web: www.mmg.org.tr E-posta: mmg@mmg.org.tr Yayın Koordİnatörü İsmail Şaşmaz ismail.sasmaz@abemedya.com Edİtör Fatih Göksu Görsel Yönetmen Ersan Topuz Renk Ayrımı Muhammet Dilsiz Reklam Gizem Tokgöz gizem.tokgoz@abemedya.com Eski Osmanlı Sok. Cansun Apt. 5/7 Mecidiyeköy/İstanbul Tel: 212 273 27 50 Fax: 212 273 27 51 Web: www.abemedya.com Basım Bilnet Matbaacılık 444 44 03 Yayın Türü İki ayda bir yayınlanır. Yerel Süreli Yayın Ücretsizdir Yazı ve reklamların içerik sorumluluğu sahiplerine aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. ABEMEDYA
  3. 3. Mimar ve Mühendis 74ETKİNLİKLER MAKALE MAKALE 12 87 82 OSMAN ŞAHBAZ, ATV AVRUPA'YA KONUK OLDU 5KITADANUZMANLAR, 'YAŞANABİLİRŞEHİRLER'İANLATTI MMG’DEN ASKON ‘A ZİYARET DiyarbakırŞubesi’nden SaadetPartisi’neZiyaret HayalEt,YenilikBul MAHMUT ÇELİK AraştirmaÜniversitelerinin TemelÖzellikleri Abdullah Atalar KİTAPLIK ÇİZGİ YORUM DEMAVEND II 88 78 MİMARLIK Gökdelenler ve Gettolar İnancımızın Neresinde? SÖYLEŞİ 16 İnsanın Yaşadığı Şehri Sevmesi Bir Şuur Halidir KAPAK 22 ARGE VE İNOVASYON Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, uluslararası düzeyde rekabet edebilmek için, araştırma temelinin güçlendirilmesi ve yapılandırılması yolunda yeni mekanizmalar geliştirirken, oluşturulacak bir bilim ve teknoloji politikası çerçevesinde teknoloji üretme olanaklarını geliştirmelidir. Her şeyden önce gsyih’den ar-ge’ye ayrılan pay çıkartılmalı ve ayrılan bütçenin katma değeri yüksek, dünya ölçeğinde rekabet edebilir ürün ve teknolojilerin geliştirilmesi gibi doğru kaynaklara aktarılması sağlanmalıdır.
  4. 4. M imar ve Mühendis dergimizin 74. sayısında ülkemiz için çok önemli olan bir konuyu dosya konusu olarak işliyoruz. “AR-GE ve İNOVASYON”. Ar-Ge kavramı, Araştırma ve Geliştirme olan açılımı ile meramını, hepimizin anlayabileceği şekilde, anlatabilirken yaygın olarak kullanılan “inovasyon” kelimesi için aynı şeyi söylemek pek mümkün olmamaktadır. Oysa inovasyon kelimesinin karşılığı olarak dilimizde var olan “yenilik” veya Türk Dil Kurumu’nun, “innovation”ın kök anlamını direkt olarak daha iyi yansıttığını düşünerek önerdiği, “yenileşim” kelimesini de pekala kullanabiliriz. Gerçi bizde de gerek dosya konusu başlığında gerekse makalelerde alışıla geldiği gibi inovasyon kelimesi kullanıldı ise de, belki bu konuya da “inovatif” bir yaklaşım getirerek artık bundan sonra bizden olan bir kelimeyi “yeniliği” kullanmak daha doğru olacaktır. Evet, ülkemiz bugün içinde bulunduğu gelişmişlik seviyesini hak etmemektedir. Ülkemizi gelişmekte olan ülkeler statüsünden gelişmiş ülkeler statüsüne sokmak için, geçmiş zamanları telafi etmek adına, bir nevi seferberlik havası içinde çalışmalı ve üretmeliyiz. Ülkemiz adına gerçek bir gelişmeden bahsedebilmek için bilim, sanayi, teknolojideki yerimizden ve bu alanlarda ürettiklerimizden bahsetmemiz gerekmektedir. Özellikle de katma değeri yüksek, insanların hayatlarını kolaylaştıran üretimlerimizden. Bugün artık üretimin kıymeti eskilerin deyimiyle “yükte hafif pahada ağır” olmasıyla değerlendirilmektedir. Bugün birçok imalatın içerisinde bulunan, bir yapı malzemesi olarak da kullanılan çeliğin kilosu 1,5 TL’dir. 1 kg paslanmaz çelik 8,5 TL, 1kg beton 4 kuruş iken, 1.800TL olan 112 gr ağırlığındaki bir akıllı telefonun kilosu ise 20.000.-TL’ye gelmektedir. İleri teknolojiler ürettikleri yüksek katma değerler ile toplumlarının kalkınmışlıklarına büyük katkı sağlamaktadır. Bu teknolojiye ulaşmak elbette ki kısa vadede ve kolaylıkla olacak bir şey değildir. Ancak gerek kamu olarak gerekse özel sektör olarak hedefimizi her alanda bu yöne çevirmeli ve yenilikçi üretimlere öncelik vermeliyiz. Yenilikçi ürünleri bulmak ve geliştirmek için de bu konuda arayış içinde olmak ve araştırma geliştirme faaliyetlerine önem vermek gerekmektedir. Burada da öncelikle üretim ve çalışma algımızı mevcut kabullerimizi de gözden geçirmemiz gerekecektir. Bizim yetiştirilme tarzımızda, son zamanlarda değişiklik göstermekle birlikte, yenilikçi fikirler ve bu yönde araştırma yapılması maalesef pek teşvik edilmediği gibi bir miktar önü alınmaya da çalışılmıştır. Mesela “eski köye yeni adet getirmek” hoş karşılanmamış ve yeni bir fikir veya uygulamayla gelenler “icat çıkarmakla” suçlanmıştır! Oysa Ar-Ge ve yenilikçilik (inovasyon) de işte tam böyle bir şeydir. Eski köye yeni adet getirmek ve icat çıkarmak amacıyla araştırma ve geliştirme yapmak. Yeni bir ürün geliştirmek, mevcut ürünün kalite ve standardını yükseltmek, maliyetini düşürmek ve verimliliği arttıracak yeni üretim teknolojileri geliştirmek için yapılan araştırma geliştirme faaliyetlerinin sonucu orta ve uzun vadede ortaya çıkmaktadır. Ancak, artık bilgi çağını yaşadığımız bu zaman diliminde uluslararası alanda rekabet edebilmek için öncelikle bilgiye, yani araştırma geliştirme faaliyetlerine yatırım yapmak gerekmektedir. Bu noktada akıllara yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar sorusu gibi Ar-Ge yapan şirketler mi büyür, yoksa büyük şirketler mi Ar-Ge yapar sorusu akla gelebilir. Ar-Ge harcamaları ile ülkelerin gelişmeleri arasında görülen doğrusal ilişki, Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyüme ve kalkınmanın itici gücü olduğunu göstermektedir. İsrail ve İrlanda gibi ülkelerin Ar-Ge sayesinde refah seviyelerini 3-4 kat arttırdıkları bilinmektedir. Ar-Ge çalışmaları, başlangıçta neyin nasıl yapılacağının bilinmemesinden ve bu alanda yapılan harcamaların kısa vadede ve her zaman da kar olarak geri dönemeyebileceğinden, bir risk olarak görülebilir ancak Beyazıd-ı Bistami hazretlerinin dediği gibi aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardı. Yenilikçilik (inovasyon) de sadece yeni bir ürün tasarlanması olarak değerlendirilmemelidir. Öyle ki, yenilikçi, insanların hayatlarını kolaylaştıracak ve katma değer üretecek yaklaşımlara eğitimden yönetime, pazarlamadan müşteri ilişkilerine, ticaretten hizmet sektörüne kadar hayatın her alanında ihtiyaç duyulmaktadır. Onun için yenilikçi yaklaşımlar sadece şirketlerin ticari rekabet gücünü arttırma aracı değil, bir yaşam şekli olarak görülmeli ve bu sayede toplumsal faydanın sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Bunu sağlayacak olan da şüphesiz insan kaynağımız olacaktır. Dolayısıyla, mevcut kalıpların dışında sorgulayıcı ve üretken, yeniliklere ve dünya ile rekabete açık, hayal gücü gözlem yeteneği ile beslenen araştırmacı bireyler yetiştirmeli ve bu özellikteki girişimciler desteklemelidir. Gelişme yolunda ivme kazanan ülkemizin hız kesmeden yoluna devam edebilmesi için tüm faaliyetlerinin temelinde araştırma, geliştirme, yenilikçilik ve katma değer bulunmalıdır. Ama bütün bunlar netice itibariyle insanların hayatının kolaylaşmasına, onları daha fazla maddiyat ve tüketim bağımlısı yapmadan insani ilişkilerini geliştirmelerine ve toplumsal huzura hizmet etmelidir. “İki günü bir olan ziyandadır” anlayışıyla her yeni günümüzü bir öncekinden daha verimli ve üretken geçirmenin yollarını ararken bu dünyada bulunmamızın esas gayesini hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamız duasıyla… Murat ÖZDEMİR MMG Genel Başkanı "İki günü bir olan ziyandadır" Evet, ülkemiz bugün içinde bulunduğu gelişmişlik seviyesini hak etmemektedir. Ülkemizi gelişmekte olan ülkeler statüsünden gelişmiş ülkeler statüsüne sokmak için, geçmiş zamanları telafi etmek adına, bir nevi seferberlik havası içinde çalışmalı ve üretmeliyiz.
  5. 5. Mimar ve Mühendis6 MMG Başkanı Murat Özdemir: "Mimar Sinan mevcut dokuya ve kendine olan saygısından dolayı Bursa’da eser inşa etmedi." Mimar ve Mühendisler Grubu’nun düzen- lediği, sponsorluğunu Filizler Köftecisi’nin yaptığı Kahvaltılı Çalışma Toplantısı, Barcelo Eresin Topkapı Hotel’de yapıldı. Açılışını Mimar ve Mühendisler Grubu Ge- nel Başkan Yard. Mahmut Çelik’in yaptığı toplantıda konuşan MMG Başkanı Murat Özdemir, MMG’nin kanun koyucu ve uy- gulayıcılara yol gösterme sorumluluğunu yerine getirdiğini belirtti. 2013-2014 Dö- nemiyle birlikte MMG’de aylık düzenlenen panelleri sempozyuma dönüştürdüklerini ifade eden Murat Özdemir, MMG’nin aylık dergi dosyalarını ve sempozyum konula- rına değinerek MMG’nin yeni döneminde yapacağı çalışmaları anlattı. Mustafa Kara’nın isminin altındaki beledi- ye başkanlığı ünvanından değil, ünvanı- nın üstündeki isminden ötürü MMG için önemli olduğuna ve bir vefa gereği olarak kendisine teşekkür etmek istediklerini belirten Murat Özdemir, 2 sene önce Üsküdar Belediyesi ile birlikte düzenle- dikleri "Şehirlerimizin Geleceği Tehditler Fırsatlar" Sempozyumda şehirciliğin ana hatlarını ortaya koyduklarını belirtti. Şe- hirlerimizin nereye doğru gittiği konusu, herkesin gündeminde olması gerektiğini ETKİNLİK "Şehirlerimizimerhametli şehirleredönüştürmekzorundayız" Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara, Mimar ve Mühendisler Grubu’nun düzenlediği kahvaltılı çalışma toplantısında işadamları, akademisyen ve siyasetçilerle bir araya geldi. “Yerel Yönetimlerde Tecrübe Paylaşımı ve Tavsiyeler” başlıklı bir sunum yapan Mustafa Kara, Kültürel ve medeniyet formlarımızı geleceğe taşıyabilmemiz için, sürdürülebilir şehirler inşa etmemiz gerektiğini, yerel yönetimleri güçlendirerek oligarşik bürokrasiden kurtarmamız gerektiğini söyledi. Toplantıya Maltepe Belediyesi AK Parti Başkan Aday Adayı Kadem Ekşi, Kartal Belediyesi AK Parti Aday Adayı Mehmet Osmanlıoğlu, Eyüp Belediyesi AK Parti Başkan Adayı Abdullah Çelik ve yine Maltepe Belediyesi AK Parti Başkan Aday Adayı Atilla Üstündağ da katıldı. Üsküdar Beld. Başkanı Mustafa Kara: MMG KAHVALTILI ÇALIŞMA TOPLANTISI
  6. 6. Kasım - Aralık 2013 7 söyleyen Murat Özdemir Murat Özdemir, "Yerel yönetimlerin görevi sadece çöp top- lamak ve teknik belediyecilik hizmetlerini vermenin çok ötesinde şehir yapılanma- sını ve kültürünü oluşturması açısından büyük önem taşımaktadır" diyerek yerel yönetimlerin önemini anlattı. Gündemde çok tartışılan Çamlıca Camii tartışmalarına da değinen Murat Özdemir, şehirciliğin bir uzmanlık işi olduğunu be- lirterek, MMG’nin Çamlıca Camii’ne karşı olmadığını ama usul, tartışma ve süreçle ilgili ciddi sıkıntılar olduğu için açıklama yapmak zorunda kaldığını belirtti. Çok- luklarla övünen bir millet olmadığımızın altını çizen Murat Özdemir, bir STK olarak Mimar ve Mühendisler Grubu’nun üzerine düşen kanun koyucu ve uygulayıcılara karşı ortada olan yanlışların düzeltilme- si amacıyla uyarmak zorunda olduğunu belirtti. Mimar Sinan'ın mevcut dokuya ve kendine olan saygısından dolayı Bursa’da eser inşa etmediğini, Mimar Sinan’ın inanç ve geleneğinden beslenen bizim arkadaş, abi ve büyüklerimizin döne- minde, Ulu Caminin arkasına hoyratça gökdelenlerin dikildiğini söyleyen Murat Özdemir, zamanı geldiğinde bu ve benzer binaları yıkmanın, bir övünç kaynağı ve hizmet olacağını ifade etti. Oda seçimle- rinin yaklaştığını belirten MMG Başkanı Murat Özdemir, tüm mimar ve mühendis- lerin oda seçimlerini ciddiye almalarını, belediyelere mühendis alımı yapılırken oda seçimi kaydının aslında bir zorunluluk olması gerektiğini söyledi. Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Hilmi Türkmen: “Üsküdar’a Hizmet Edeceğiz.” Selamlama konuşması yapan Üsküdar Beld. Başkan Aday Adayı Hilmi Türk- men, Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara’nın geldiğinde ezberleri bozduğu gibi, aday olmama kararıyla da ezberleri boz- duğunu söyledi. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara’nın yaptığı ve şu an devam eden projeleri ve hizmetleri devam etti- rerek, daha güçlü, STK’larla birlikte daha organize ve bizzat uygulama aşamasında Üsküdar Beld. Başkan Yardımcısı Hilmi Türkmen: “İstanbul’u bir finans merkezi yapalım ama bu kadar yabancı yatırımcı alarak uluslararası şirketlerle ne kadar doğru projeler yapıyoruz bunu ciddi bir şekilde tartışmalıyız.” “Bu gidişatın direksiyonu bizde ama gazı freni kimde bilinmiyor.” Kültürel ve medeniyet formlarımızı geleceğe taşıyabilmemiz için, sürdürülebilir şehirler inşa etmemiz gerekiyor. Yerel yönetimlerin güçlenerek oligarşik bürokrasiden kurtulmamız lazım.
  7. 7. Mimar ve Mühendis8 da uygulayarak güzel faaliyetler yapacak- larını ifade etti. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara: "Bürokrasinin kendisi de bürokrasiden şikayetçi…" Konuşmasına Üsküdar’ın zenginliklerini anlatarak başlayan Mustafa Kara, 1352’den itibaren İslam’la şereflenen, 101 yıldır fethi gören bir ilçe olduğunu ifade etti. Üsküdar’dan ilham alan birçok sanatçının olduğunu söyleyen Mustafa Kara, Üsküdar’ın ancak “İslam Şehri” kavramıyla anlaşılabile- ceğini, aynı zamanda Anadolu’nun bittiği son sancak noktası olduğunu belirtti. Üsküdar’ın tarihinin Battal Gazi efsanesiyle başladığını, 1352 yılında Kız Kulesi dahil fethedildiği günden bu yana önemli bir konumda olduğu- nu söyledi. “İstanbul’u bir finans merkezi yapalım ama bu kadar yabancı yatırımcı alarak ulusla- rarası şirketlerle ne kadar doğru projeler yapıyoruz bunu ciddi bir şekilde tartışma- lıyız.” Diyen Mustafa Kara, “Bu gidişatın direksiyonu bizde ama gazı freni kimde bilinmiyor.” Diyerek, gelecek planlarımızı hakikaten gözden geçirmemiz gerektiğini söyledi. İktidarın işinin çok zor olduğunu, bir yandan bağımsızlık mücadelesi verdiğimizi, diğer yandan yabancı sermayeye kapı açarak ekonomik olarak dik durmaya çalışmanın ciddi bir zorluk yarattığını söyleyen Mustafa Kara, ileride şehirlerimizi terk etmemek için, çok katlı yapılarda hayatı kendimize zehir etmememiz için bugünden geleceğimizi inşa etmenin önemini anlattı. Kültürel ve medeniyet formlarımızı geleceğe taşıyabilmemiz için, sürdürülebilir şehir- ler inşa etmemiz gerektiğinin altını çizen Mustafa Kara, yerel yönetimlerin güçle- nerek oligarşik bürokrasiden kurtulmamız gerektiğini söyledi. Bürokrasinin kendisi de bürorasiden şikayetçi olduğunu söyleyen Mustafa Kara, “Bürokrasiyi ne kadar aşıyor- sanız o kadar başarılı oluyorsunuz” dedi. Şu anda 657 nolu devlet kanununun da revize edilmesi gerektiğini belirten Mustafa Kara, siyasetin çıkmazlarına bakıp da taşın altına elimizi koymaktan çekinmememizi, dışarıdan gazel okumakla siyasetin yapılmayacağını, bu yüzden aday adayı olmanın ciddi bir adım olduğunu ifade etti. “Eskinin Dergahları ve tekkeleri, bugünlerin Vakıf ve STK’ları olma- lıdır.” Sistemi ve devleti daha iyi tanıyabilmek ve daha iyi hizmet edebilmek için siyasetin çok önemli olduğunu ama siyasetin içinde de kaybolmamamız gerektiğini söyleyen Mustafa Kara, “çocuklarımız üzerinde çalış- malarımızı arttırmalıyız” dedi. Bu yüzden İstanbul Medeniyet Üniversitesi ile işbirli- ği yaparak Üsküdar Çocuk Üniversitesi’nin kurduklarını söyledi. Gençlerin eğitiminin, şehirlerimize verdiğimiz önem kadar Der- gahların ve tekkelerin bugünlerin STK’ları olduğunu söyleyen Mustafa Kara, o günün şartlarında sanatın, tarihin ve bilimin merkezleri olan bu yerlerin boşluklarını, bugünlerde STK’ların doldurması gerektiği- ni söyledi. MMG’nin bu anlamda eğitimin gelişimiyle birlikte ciddi projeler üretmesi gerektiğini söyleyen Mustafa Kara, yeni dönemde ülke olarak eğitimi uluslararası standartlara taşımak zorunda olduğumu- zun altını çizdi. ETKİNLİK
  8. 8. Kasım - Aralık 2013 9
  9. 9. Mimar ve Mühendis10 Yapı sektörünün bilgi merkezi Yapı- Endüstri Merkezi tarafından bu yıl dördüncü kez düzenlenen Konut Konferansı, sektör profesyonelleri ile birlikte dünyaca ünlü uzmanları ağırladı. Çuhadaroğlu, Kale Kilit Dış Ticaret, Optimum Proje & Danış- manlık ve Siemens Ev Aletleri ana sponsor- luğunda; Vorne sponsorluğunda ve Ulus Yapı alt sponsorluğunda düzenlenen konferansa, YEM Etkinlik Salonu ev sahipliği yaptı. “Konut Konferansı 2013”ün temasını, değişen kentlerin farklılaşan barınma ihtiyaçları çerçevesinde “Yeni Yollar” oluşturdu. Konferansın moderatörü olan, Cushman & Wakefield’in Yönetim Kurulu Başkanı, Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi ve ULI Türkiye Başkanı Haluk Sur, kon- feransta yaptığı konuşmada, 7 milyarlık dünya nüfusunun yüzde 50’si yani 3.5 milyarı kentlerde yaşarken, 3.5 milyar insanın da kırsalda yaşadığını hatırlattı ve şunları söyledi: “Kentlerdeki 1,2 milyar insan gecekondularda, son derece sağlıksız koşullarda, teneke evlerde yaşıyor, 100 milyon kişi ise evsiz. Nüfus artışına paralel olarak tabii kaynaklara, enerjiye olan talep giderek artıyor. Yapılan araştırmalar, 2050 senesine geldiğimizde 2,8 tane gezegene ihtiyacımız olacağını gösteriyor. Dolayı- sıyla süratle bir şeyleri değiştirmemiz, dönüştürmemiz, sürdürülebilir yaşam alanlarının oluşturmamız gerekiyor. BM Habitat’ın raporuna göre 2050’ye kadar 600 milyon konutun yapımı öngörülüyor. Bunun yalnızca 200 milyonu Çin’de. Enerji tüketiminin ve çevre kirliliğinin önemli bir kısmının konuttan kaynaklandığını göz önüne alırsak konut meselesine ‘Yeni Yol- lar’ başlığı altında farklı bir perspektiften bakmamız gerekiyor” dedi. “Türkiye’de Konut Sektörünün Geleceği ve Yeni Yollar” panelinde Haluk Sur’a eşlik eden, DKY İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve KONUTDER Başkan Yardımcısı Ali Dumankaya da, konut sektöründe aşılması gereken ana meseleler, nerede sıkıntı yaşandığı ve sektörün gelecek açısından sunduğu fırsatlar üzerine şöyle konuştu: “1999 depremi konut sektörü için bir milat oldu. 17 Ağustos’tan sonra uyan- dık, kentsel dönüşümle başlayan süreç devam ediyor. Biz firmalar olarak kentsel dönüşüme odaklanmak zorundayız. Bu lokomotifin doğru yöne gitmesi adına öncü olmak zorundayız. 2012’de bakanlıklar kuruldu, enerji verimliliği, yeşil binalar gibi farklı şeyler konuşmaya başladık. Mütekabiliyet yasası çıktı, tüketici kanunu yenilendi, KDV yasası değişti, kentsel dönüşümle ilgili 6306 sayılı afetle ilgili bir yasa çıktı, yönetmelikler değişti. Bu yeni yasalarla birlikte artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bir yol ayrımındayız. Geçmişte yaptığımız gibi iş yapamayacağımızı artık hepimiz öngörebiliyoruz. 300 bin farklı kişi ve kuruluşun iş yaptığı, istihdama yüzde 6 civarında katkı yapan bir sektörden bahsediyoruz. İnşaat sektörünün yüzde 75’ini de konut oluşturuyor. Sektör yavaş- ladığı zaman ülke ekonomisinin de frene bastığını ve bir küçülme gerçekleştiğini görüyoruz” dedi. “Türkiye’de Konut Sektörünün Geleceği ve Yeni Yollar” panelinde konuşan bir diğer isim olan Ege Yapı Group Yönetim Kurulu Başkanı ve İSGİD Yönetim Kurulu Başkanı İnanç Kabadayı ise, gayrimenkul sektörü- nün son 10 yılda çok büyük gelişme kat ettiğini belirtti ve kentsel dönüşümle bera- ber önümüzdeki 20 yıl içerisinde daha da ileriye gideceğini, sadece Türkiye sınırları içinde kalmayacağını, bölge ülkelerde de etkin olacağını öngördüğünü dile getirdi. Kabadayı şunları söyledi: “Yaklaşık bir yıldır Türkiye’de konut alanında çok farkı imkânlar doğmaya başladı; imar kanunu, 2B kanunu, kentsel dönüşüm, mütekabi- liyet kanunu gibi kanunlarla oyun değişik bir alana giriyor. Çarpık yapı stoğunun bir an önce dönüştürülmesi lazım. Ekonomi- miz büyüyor; bu büyüyen ekonomiye yakı- şır, bu ekonomiye uygun altyapının da çok hızlı bir şekilde dönüşmesi ve geliştirilme- si lazım. Konut sektörünü etkileyen önemli dinamiklerden biri de genç nüfusumuz; şehirleşme oranımız giderek artıyor. Bu nedenle temel barınma ihtiyacı olan konu- tun bir an önce iyileştirilmesi ve gelişti- rilmesi lazım. Bunların nasıl yapılacağını tartışmak, arz talep dengesini bozmamak, ETKİNLİK TÜRKİYE KONUT SEKTÖRÜNÜN GELECEĞİ KONUT KONFERANSI’NDA MASAYA YATIRILDI Konut Konferansı 2013”te ödüllü ve konusunun uzmanı uluslararası konuşmacılar “konut”u, sektörün günümüzde yaşadığı değişimler ile birlikte mercek altına aldı. “Yeni Yollar” temasıyla düzenlenen konferansta, değişen kentlerin farklılaşan barınma ihtiyaçları çerçevesinde, ülke ekonomisi ve Türk yapı sektörünün lokomotifi olan “konut” sektörünün önümüzdeki dönemde yaşayacağı dönüşüm ele alındı.
  10. 10. Kasım - Aralık 2013 11 finansal çözümler üretmek lazım. Bu yeni modele sektördeki herkesin kendini hazır- laması, ayak uydurması gerekiyor. Orta Direği Ev Sahibi Yapmak Mümkün mü? Konut Konferansı 2013, dünyaca ünlü mi- marlık ve geliştirme ofislerinden uzman- lar ağırladı. Orta ve düşük gelir grubuna kaliteli sosyal konut geliştiricisi Pocket’ın CEO’su Marc Vlessing, İngiltere’de devlet desteğiyle ilk kez konut sahibi olacak- lar için gerçekleştirilen yeni bir konut programını masaya yatırdı. Vlessing bu programla, büyüyen genç neslin konut gereksinimlerinin karşılanması için kamu ve özel sektörlerin birlikte nasıl çalışması gerektiğine dikkat çekerek talep edilen ekonomik, yenilikçi ve sürdürülebilir tasarımlarla genç profesyonellere yönelik kozmopolit konutları tanımladı. Vlessing konuşmasında, doğru konut tasarımının, dünyanın nasıl değiştiğini anlamakla mümkün olabileceğini vurgular- ken konut yapımında sürdürülebilirliğin de önemine dikkat çekti. İngiltere deneyimi ışığında Türkiye’deki durumu değerlendi- ren Vlessing, şu konulara değindi: “Dünya değişirken konut politikaları değişmiyor. Oysa artık daha az mekana, ısınmaya ve otoparka ihtiyaç var. Bu nedenle derli toplu, tek odalı evler daha çevreci bir kimlik kazanıyor. İngiltere’de ve Türkiye’de problem, artık en küçük daireyi bile ala- mamanız. Bu durum, konut politikasının çöktüğü anlamına gelir. İnsanlar tek odalı bir ev alamayınca uzağa taşınmak zorunda kalıyor. Konut krizinin temelinde de insan- ların kentlerden uzaklaşması var. Konut alanında orta gelirlilere ulaşmak, onları ev sahibi yapmak lazım. “ Mutluluğu Yeniden Düşünmek Tasarım araştırma atölyesi Cibic Workshop’ta sürdürülebilirlik, sosyal konut, ekoloji, şehircilik ve malzeme üzerine deneysel çalışmalar yürüten Aldo Cibic, Konut Konferansı 2013’ün bir diğer anah- tar konuşmacısıydı. Aldo Cibic, konuşma- sında 12. Venedik Mimarlık Bienali’nde okuyucuyla buluşan “Mutluluğu Yeniden Düşünmek” adlı kitabından hareketle, konut olgusunu yeni olası topluluklar ve tasarım yöntemleri üzerinden yorumladı. "İstanbul'daki dönüşümü nasıl değerlen- diriyorsunuz" sorusu üzerine Cibic şunları söyledi: "Sonuçta ben bir yabancıyım ve İstanbul’a dışarıdan bir gözle bakıyorum. Ama bazen kendimi bir gecekonduda daha iyi hissettiğimi söyleyebilirim. Bombay ve Şangay gibi metropoller de aynı sorunla karşı karşıya. Orada da yerinden edilen ge- cekondulular var. Sonuçta insan her koşul- da mekânı insanileştirme yeteneğine sahip. Eğer her şeyi en baştan düşünürseniz mekân kalitesi de artar. Yaratıcılık binadan çok, süreçten geçiyor. İstanbul’a gelen turistlerin kentle ilgili algısı hep aynıdır. Biz İtalya’da bu değerlerin bir kısmını yok ettik. Sizin de geçmişi yok etmenizden kor- kuyorum. Umarım siz de değerlerinizi aptal ticari alanlar yaratmak için yok etmezsiniz. Çünkü bu kentin kimliği o değil." Son derece keyifli ve faydalı geçen konfe- rans verilen ödüllerin ardından son buldu.
  11. 11. Mimar ve Mühendis12 Mimar ve Mühendis12 Mimar ve Mühendisler Grubu Di- yarbakır Şube Başkanı Mesut Işık ve yönetim kurulu üyeleri, Saadet Partisi (SP) Diyarbakır İl Başkanı Fesih Bozan’ı ziyaret etti. Ziyaret esnasında Mesut Işık, Mimarlar ve Mühendisler Grubu’nun faaliyetleri hakkında Bozan’a bilgi verdi. Bozan ise, ziyaretten duyduğu memnu- niyeti dile getirerek, “Seçim sürecinde parti çalışmalarımız hızla devam ediyor. Milli görüşün farkını ve Diyarbakır’da belediyenin elimizde olduğu 1994-1999 dönemindeki yaptığımız çalışmalar herkes tarafından biliniyor. Belediyelerin yapılanmada sağlıklı planlar yapması için mimar ve mühendislerden danışmanlık hizmetini alması gerekir” dedi. Türk-Macar dostluğunun önemli isimle- rinden, Macaristan'ın Kayseri ili Fahri Başkonsolosu ve aynı zamanda Mimar ve Mühendisler Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman ŞAHBAZ, ATV Avrupa kana- lında yayınlanan Türk Şövalyeleri programına konuk oldu. Genel olarak Türkiye-Macaristan ilişkilerinden bahseden Osman Şahbaz, şu ana kadar yapılmış güzel şeylerin bulundu- ğunu ama yeterli olmadığını dile getirirken Macaristan’ın Türkiye’nin diğer şehirlerini de tanımasının önemine vurgu yaptı. Programın ilerleyen dakikalarında kendi hayat hikaye- sinden de bahseden Sayın Şahbaz Macaristan macerasının nasıl başladığına dair keyifli anılar anlattı. Mimar ve Mühendisler Grubu yeni Yönetim Kurulu tarafından Kurum ve Kuruluşlara yönelik gerçekleştirilen ziyaretler kapsamında Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdemir öncülüğünde ASKON ziyareti gerçek- leştirildi. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca MMG’nin bir meslek STK’sı olarak önemli bir vizyonu olduğunu ve bu vizyonu en iyi şekilde taşıdığını dile getirerek kurumsal milliyetçilik yapan bir yapıyı tasvip etme- diklerini ama ümmetçilik yolunda olan her türlü yapıya destek vermeye hazır olduklarını belirtti. Karşılıklı sinerjilerle millet için MMG ile en iyi hizmeti verebileceklerine inandığını ifade eden Mehmet Koca, ülkemiz için önemli değere sahip mimar ve mühendis öğrencilerin yetiştirilmesi aşamasında üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız dedi. DiyarbakırŞubesi’ndenSaadetPartisi’neZiyaret OSMANŞAHBAZ,ATV AVRUPA'YAKONUKOLDU MMG’DEN ASKON‘AZİYARET Sempozyuma kalkınma ajansları uzmanları, yerel yönetimler ve kamu kuruluşlarından temsilciler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve çok sayıda kalkınma konusunda uzman isimler katıldı. Sempozyumun ‘Yaşanabilir Şehir- ler Yönetimi’ oturumunda söz alan Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, ilçede yapılan kentsel değişim uygulamaları ve projelerini anlattı. Uysal, "İstanbul’un en yeşil ilçelerinden biri olan Başakşehir’de göreve talip ol- duğumuz ilk günlerden bu yana gayret ve samimiyeti rehber alarak, temel belediyecilik hizmetlerinin ötesine geçerek Başakşehir’e birçok alanda ilkler ve enleri kazandırmaya çalıştık." dedi. Yaşanabilir şehirler oluştur- mak amacıyla ilçede hayata geçirilen Akıllı Çöp Toplama Sistemi’yle de ilgili bilgiler aktaran Uysal, "Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek Başakşehir’i Akıllı Çöp Toplama Sistemi’yle tanıştırdık. Başakşehir Belediyesi mühendisleri tarafından tasarlanan ve yoğun bir Ar- Ge çalışmasının ürünü olan yeni yer altı çöp toplama sistemi, mevcut kontey- nerlerden kaynaklanan tüm olumsuz şartları ortadan kaldırdı." diye konuştu. 5 KITADAN UZMANLAR, 'YAŞANABİLİR ŞEHİRLER'İ ANLATTI 5 farklı kıtadan, 15 uzman konuşmacının katıldığı, toplu taşıma odaklı gelişim, yol güvenliği, kamusal alan kullanımı, kamu sağlığı ve güvenliği konularını kapsayan Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu, The Marmara Otel’de gerçekleşti. KISA... KISA...
  12. 12. Kasım - Aralık 2013 13 Mimar ve Mühendisler Grubu Sa- karya Şube Başkanı Erol Demira- lay, TOKİ’ye devredilen Sakarya Atatürk Stadı arazisine AVM yerine ‘Şehirpark’ yapılması önerisinde bulundu. Sakarya Atatürk Stadyumu’nun bulunduğu ara- zinin TOKİ’ye devredildiğini ve TOKİ’nin alana, yüksek katlı binalar ve AVM yapacağı söylentilerinin ayyuka çıktığını kaydeden Demiralay şunları söyledi: “Stadyumun yıkılarak yerine yapılma- sı düşünülen şehrimizin yapılanma ruhuna aykırı bina, bünyesinde iskan edeceği yüzlerce kişiye, alışveriş için gelecek binlerce kişi ilave edildiğinde, oluşacak yoğunluk ve trafik çilesini düşünmek dahi istemiyoruz. Bir sokakta bir araçtan, her evde bir araç sürecine geçildi, şimdi neredeyse ehliyeti olan herkesin aracı olduğu döneme gelindi. Ancak yolların genişleme şansı yok. Şehrimize ve gelecek nesillerimize bu kötülük yapılmasın” dedi. Demiralay, sözlerini “İnsanlar kentleri oluşturur, kentler insanları dönüştürür” sözüyle tamamladı. Mimar ve Mühendisler Grubu tarafından gerçekleşti- rilen ziyaretler GİV (Girişimci İş Adamları Vakfı) ile devam etti. MMG Genel Başkanı Murat Özdemir, Başkan Yardımcısı Osman Şahbaz, Yönetim Kurulu Üyesi ve Genç MMG Başkanı Yavuz Sarı, Komisyon Başkanları Mehmet Kürşat Çapar, Harun Urul ve Genel Sekreter Murat Alpay’ın katılımı ile gerçekleştirilen ziyarette GİV Başkanı Mehmet Koç hazır bulundu. GİV’in Bahariye Mevlevihanesi’ndeki merkezinde gerçekleştirilen ziyarette konuşan MMG Genel Başkanı Murat Özdemir, geleceğe güvenle bakabilmek için mekanizmaları doğru çalıştırmamız gerekir, gençle- rimizi iyi yetiştirerek geleceğimizi hazırlamamız lazım dedi. STK’ların bir arada, ahlaki değerlere sahip çıkarak ortak paydada hareket etmesi gerektiğini söyleyen Murat Özdemir, oda seçimlerinin önemine değinerek GİV’inde çalışmalarda yer almasını istedi. Mimar ve Mühendisler Grubu Yönetim Kurulu, İETT Genel Müdürü Hayri Baraçlı’yı makamında ziyaret etti. İETT Genel Müdürü Hayri Baraçlı ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek MMG üyesi olarak yapılan etkinlikleri ve faaliyetleri yakından takip ettiğini, bir STK olarak mesleki alanda yaptığı açıklamaları takdirle karşıladığını söy- ledi. İstanbul’un göç alan çok büyük bir kent olduğunu belirten Hayri Baraçlı, her geçen gün büyüyen İstanbul’un sorunlarının da büyüdü- ğünü ve bu sorunların başında da ulaşımın yer aldığını ifade etti. Ulaşım sorununu çözmek için çaba sarf ettiklerini ancak her geçen gün nüfusu artan ve boyuna genişleyen İstanbul’da ulaşım sorununu bitirmenin mümkün ola- mayacağını söyleyen Hayri Baraçlı, ulaşım sorunun çözümü için yerin altına yapılan Metro hatlarının yanı sıra, Havaray hatlarının da hayata geçirileceğini belirterek İstanbul'un büyümeye devam ettiği sürece ulaşım sorunu- nu bitirmenin imkansız olduğunu ifade etti. MMG'den Sakarya Atatürk Stadı'na Şehir Parkı Teklifi MMG HEYETİ’NDEN GİRİŞİMCİ İŞ ADAMLARINA ZİYARET MMG YÖNETİMİNDEN İETT ZİYARETİ
  13. 13. Mimar ve Mühendis14 KISA... KISA... Mimar ve Mühendisler Grubu’nun 9. Genel İdare Kurulu toplantısı İzmir Orman Bölge Müdürlüğü Sosyal Tesislerinde gerçekleştirildi. Oldukça verimli geçen toplantıda MMG'nin yeni dönemde yapacağı faaliyet ve etkinlikler değerlendirildi. Toplantıda söz alan MMG Genel Başkanı Murat Özdemir MMG’nin kurumsallaşması yönünde çalışmaların devam ettiği, etkinliğinin ve bilinirliği- nin arttırılması için faaliyetlere önem verdiklerini söyleyerek, özellikle önceki dönemlerde yönetim organlarında görev almış bulunan üyeler ile irtibatın arttı- rılması ve kendilerinin MMG etkinlikle- rine katılımlarının sağlanması yönünde çalışmalara ağırlık verdiklerini belirtti. Üye kayıtlarının güncellenmesi amacı ile üyelerle görüşmelere önem verdikle- rini ifade eden Başkan Murat Özdemir, üyeler arası iletişim ve ilişkinin arttırıl- masının faydalarını belirtti. Toplantıda bir de sunum gerçekleştiren Başkan, MMG’ye gelir getirici faaliyetlerin neler olabileceği hususunda çalışmalar yaptık- larını ifade etti. Mimar ve Mühendisler Grubu Yöne- tim Kurulu yeni dönem ziyaret- lerine MÜSİAD ile başladı. Samimi bir havada gerçekleşen ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak eski MMG yöneticisi olarak yapılan çalışmaları yakından takip ettiğini ve takdirle karşıladığını söyledi. MMG Genel Başkanı Murat Özdemir’de MÜSİAD’ın Türkiye’nin en önemli STK’larının başında geldiğini ve birlikte önemli çalışmalar yapmak istediklerini ifade etti. MMG’nin gerçekleştireceği Panel ve Seminerlerde MÜSİAD’ında katılımcı olarak yer almasını talep eden Özdemir, gerçekleştirmeyi düşündükle- ri Konferansta MÜSİAD’ında katılımcı olarak bulunmasını istedi. Gelecek sene gerçekleştirilecek Oda Seçimlerinde MÜ- SİAD’ında oluşturulacak oda komisyonla- rında yer almasını ve destekte bulunma- larını arzu ettiklerini belirtti. Mimar ve Mühendisler Grubu tara- fından gerçekleştirilen üniversite ziyaretleri kapsamında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne gidildi. MSGSÜ Rektörü Prof. Yalçın Karayağız ziyaret- ten duyduğu memnuniyeti dile getirerek MMG’nin toplumsal hayatta önemli bir yere sahip olduğunu ve kendisinin de yapılan çalışmaları takdirle karşıladığını söyledi. Üniversite olarak MMG ile daha öncede ortak ve faydalı çalışmalar yaptıklarını hatırlatan Prof. Yalçın Karayağız, özellikle mimarlık bölümü öğrencilerinin iş hayatına atılmaları aşamalarında MMG’nin büyük yararlılık gösterdiğini ifade etti. MMG 9. GENEL İDARE KURULU TOPLANTISI İZMİR’DE YAPILDI MMG’ YÖNETİM KURULU'NDAN MÜSİAD ZİYARETİ MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ’NE ZİYARET GERÇEKLEŞTİRİLDİ
  14. 14. Kasım - Aralık 2013 15 Mimar ve Mühendisler Grubu ziyaretleri çerçevesinde TÜMSİ- AD İstanbul Şubesine ziyarette bulunan Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdemir’e Yönetim Kurulu Üyesi ve Genç MMG Başkanı Yavuz Sarı, Komisyon Başkanları Mehmet Kürşat Çapar, Mustafa Yalçınkaya ile Genel Sekreter Murat Alpay eşlik etti. TÜMSİAD İstanbul Şube Başkanı Eyüp Topal ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek MMG’nin topluma yön veren bir STK olduğunu belirterek yaptığınız çalışmaları ilgi ve takdirle izliyoruz dedi. TÜMSİAD olarak yurtiçi ve yurtdışında- ki 40 şube ile ülke problemlerine çare aradıklarını söyleyen Topal, STK’lar olarak ortak akılın oluşturduğu bir çalışma grubu kurarak ülkeye faydalı olacak çalışmalar yapmak istediklerini söyledi. MMG’nin desteği ile verimli çalışmalara imza ata- bileceklerine inandıklarını söyleyen Eyüp Topal, ülkenin çevre ve enerji verimliliği konusunda çok büyük bir açık bulunduğu- nu söyleyerek STK’ların dinamik yapılar oluşturarak geleceğimizin gençlerini yetiştirmesi gerektiğini ifade etti. MMG’DEN TÜMSİAD’A ZİYARET Mimar ve Mühendisler grubu tarafın- dan üniversitelere gerçekleştirilen ziyaretler çerçevesinde MMG Genel Başkanı Murat Özdemir önderliğinde bir heyet İTÜ Rektörü Prof Dr. Mehmet Karaca’yı maka- mında ziyaret etti. Murat Özdemir İTÜ’de gerçekleştirilen olumlu değişimleri dile ge- tirerek dünya üniversiteleri arasında önemli bir yere sahip olan İstanbul Teknik Üniver- sitesi ile MMG olarak ortak projelere imza atmak istediklerini söyledi. MMG olarak üniversite bünyesinde öğrenci kulübü açmak istediklerini dile getiren Murat Özdemir, çıkarmayı düşündükleri hakemli dergi için üniversite öğretim üyelerinin desteği aşama- sında yardım talebinde bulundu. İTÜ Rek- törü Prof Dr. Mehmet Karaca dile getirilen taleplerin kendileri içinde uygun olduğunu ve MMG ile yapılacak her etkinliğe destek olmaya hazır olduklarını dile getirerek, öğrencilerin gelişimleri konusunda birlikte çalışmalar yapmak istediklerini ve yakın zamanda açılışını yapacakları Teknopark ile Ar-Ge ve inovasyon konusunda MMG’nin de katkıları ile etkin çalışmalar yapabilecekleri- ni ifade etti. MMG’DEN İTÜZİYARETİ
  15. 15. MİMARLIK Mimar ve Mühendis16 GÖKDELENLER ÇAĞIN UTANÇ DUVARLARI MI? Günümüzdeki şehirlerde insanlar aralarındaki ilişkilerin azalarak hızla zayıfladığı, sanallaştığı, olanca kalabalıklığına rağmen giderek yalnız- laştığı ve yekdiğerinden kopmakta olduğu bir dünyada yaşamaktadırlar. İnsan fert olarak hem kendine ve hem de çev- resindekilere yabancılaşırken modern hayat tarzının dayattığı kurallar insanın yalnızlığını ve yabancılaşmasını her geçen gün arttırmak- tadır. Yükseklik yarışına giren gökdelenlerin, “utanç duvarları” gibi birbirlerinden kopardığı mahalleler ve fertler birbirlerine yabancılaş- makta, böylesi bir hayat tarzında akrabalık, dostluk, arkadaşlık ve komşuluk ilişkileri de giderek anlamını yitirmektedir. Oysa İslam öğretileri ana-baba ve akraba- dan sonra yetim, yoksul ve komşu haklarını gözetmeyi emretmekte olduğu sayısız ayet ve hadislerde görülmektedir. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerîmde “Yalnızca Allah’a kulluk edin ve ondan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayın. Ana babaya yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda Pekalmışa ve elinizin altındaki (hizmetçi ve işçi)lere iyilik yapınız ve iyi davranınız.” (Nisa 4/36) buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin veya sussun!” Hâfız, el-Fetih’te, bir Sahabînin ,”Ey Allah’ın Rasûlü! Komşunun komşu üzerindeki hakkı ne- dir?” sualine Allah Rasûlü (sa.v.)’nin: “Evi hava alamayacak şekilde bitişiğinde ondan izin almadan evinden yüksek bina yapamazsın.” buyurduğunu belirtmektedir. Yine bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz;" Kıyamet alametlerinden biri de, yalın ayak, çıplak, yoksul koyun-keçi çobanlarının binaları yükseltmekte birbir- leriyle yarış ettiklerini ve böbürlendiklerini görmendir.” buyurmaktadır. Kurtubi der ki: “Bundan maksat, çölde ya- şayan göçebelerin ortalığı istila etmeleri ve zorla ülkeye sahip olmaları sonucu durumun değişeceğine dair haber vermektir. Böyle- likle bunların malları çoğalacak ve bunların bütün gayretleri yüksek binalar yapmaya ve bunlarla övünmeye doğru yönelecektir. Biz bu dönemlerde bunlara tanık olduk.” Ancak, yeri gelmişken; son zamanlarda gün- deme gelen ‘şehir siluetini bozacak derecede yükseltilen’ çok katlı binaların/gökdelenlerin, hangi yönden olursa olsun, nice kırklarca binada yaşayan “komşuların” görüş alanını YAZI: MEHMET OSMANLIOĞLU / MİMAR> GÖKDELENLER VE GETTOLAR İNANCIMIZIN NERESİNDE? Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? (Şuarâ ,128-129) Binâlarınızı yükseltmeyiniz. Zirâ günlerinizin en kötüsü binâlarınızı yükselttiğiniz gündür. Hz.Ömer (r.a.)
  16. 16. Kasım - Aralık 2013 17 kapattığı ve onların manzarasını bozduğu da bir hakikattir. Hele söz konusu çok katlı binalar, halkın ortak mekânlarını, tarihi ve kutsal yapılarını perdeliyorsa, Peygamberimizin (s.a.v) “on(lar)dan izin almadan ev(ler)inden yüksek bina yapmazsın!” ihtarı üzerinde bir kez daha düşünmek gerekmektedir. GÖKDELENLER YANLIŞ ŞEHİRLEŞME MODELİNİN SONUCU OLABİLİR Mİ? Kimileri gökdelenlerin şehirler için gerekli ve faydalı olduğunu belirtmekte, İstanbul gibi bü- yük şehirlerde ise neredeyse zorunlu olduğunu savunmaktadırlar. Gerçekten bu yapılar çağın kaçınılmaz ihtiyacı mı? İnsanların bu denli yoğunlaşan şehirlere mahkum olması kaçı- nılmaz bir kader mi?Yoğun nüfusun yaşadığı bölgelerin tek çözümü bunlar olabilir mi? Kimilerince de ömür törpüsü heyulalar bu gökdelenler. Ülkemizde kapitalizmin iktisa- di enstrümanlarını kullanarak sürüklediği rant kaynaklı şehirleşme modelinde yüksek yapılara(gökdelenlere) rağbetin ekonomik sistem gereği oluşturulduğu görülmektedir. Çünkü sistemin işleyişi bu tür yapılaşmayı öngörmekte, önermektedir. Yüksek katlı yapıların yapımına ilişkin rağbete karşı oluşan reaksiyonların bir kısmı kişilerin ya da grupların değer sistemlerine göre değişen "sübjektif sakıncalar", bir kısmı da bilimsel ve teknik gereklere dayanan "objektif sakıncalar" olarak tebarüz etmektedir. Sübjektif sakıncalar; şehirlerin tarihi ka- rakteri ve siluetin bozulduğu, gökdelenlerin insanlar üzerinde psikolojik baskı yarattığı ve hatta davranış bozukluklarını ortaya çıkardığı gibi eleştirilerden oluşmaktadır. Bu eleştiriler taraflar arasında tartışma konusu olsa da genel anlamda bir mutabakata varıl- ması kolay değildir. Objektif sakıncalar ise; genellikle ulaşım sorunları, mevcut altyapıyı zorlamaları, yakın çevresindeki binaların güneş ve manzaradan yararlanmasının ve hava sirkülasyonunun en- gellenmesi, rüzgârın rahatsız edici hatta zarar verici etkilerinin oluşması, yangın ve deprem gibi olaylarla çevre için daha büyük risklerin doğması olarak özetlenebilir. Yüksek katlı konut literatürde olmayan bir kav- ram olup, belki az gelişmiş ülkelerde insanları istiflercesine yerleştirildiği mahrumiyet bölgesi yapıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Konut dışı olmak kaydıyla istisnai durumlarda bu tür yapıların yapılması zaruri ise yerel yöneticilerin, yatırımcıların ve mimarların yüksek yapıların yer seçimi konusunda şehrin siluet ve tarihi dokusunun korunması gibi kriterleri dikkate almaları gerekir. Yüksek yapıların olduğu bölgelerde nüfus yoğunluğu artmakta bu yüzden de, ulaşım, enerji, içme suyu ve atık su
  17. 17. MİMARLIK Mimar ve Mühendis18 özgürlük alanlarını kaybederek aşırı ölçüde birbirine yaklaştırıldığından aralarındaki ilişkiler zedelenmekte ve kavgalara dönüşmektedir. 1992 de şehir ve kasabalarda yurt çapında yapılan bir ankete göre insanların %92 si 1-2-3 katlı evlerde oturmak istiyor. Buna benzer İstanbul ölçeğinde 2012’de yapılan bir ankette de yine aynı nispette insanın az katlı konutlarda oturmak istediği teyid edilmektedir. Bu durumda toplumun yüksek katlı bina talebi olmadığına göre halen yapılmakta olanlar toplumun taleplerine ters düşmektedir. Bu karşı duruşun ortaya koyduğu veriler ve farklı taleplere rağmen yüksek katlı konutlar yapılmasından elde edilenin ne olduğunu irde- lemek gerekir. Yaygın olan görüşe göre düşük maliyetlerle elde edilen arsalardan yüksek rant sağladığından yatırımcılar ve onların idareye tesir eden çevreleri öncelikle bu suni talebi oluşturmakta, ardından oluşturulan taleple ya- tırımcı bir yandan arsa üzerinden kazanırken, öte yandan yüksek katlı bina yaparak binadan da büyük kârlar elde edebilmekte olduğu belirtilmektedir. Yüksek katlı bina yapımı yay- gınlaştıkça bu tür yapıları yapabilecek büyük ölçekli şirketlerin işleri artarken, küçük ve orta ölçekli inşaat firmaları giderek azalmaktadır. Bu tür uygulamalar sermayeyi bir kesimde yoğunlaştırarak toplumdaki orta gelir grubunu ortadan kaldırmakta, toplumda birbirinden kalın çizgilerle ayrılmış yüksek gelir düzeyli elit kesim ile düşük gelir grubundan oluşan kaotik sistemlerinin kapasiteleri zorlanmakta veya yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle yer seçimi yapılırken mevcut yerleşimlerin dışında ve uzağında yerleri düşünülmelidir. Gökdelenler şehrin tarihi kimliğine, ruhuna zarar vermekte bu tür yapılar çoğaldıkça şehrin bu değerleri yok olmaktadır. Bu tür yapılar aynı zamanda şehrin topoğraf- yasını örseleyerek, tabiatın siluetini bozmakta ve birbirine ne kadar uzak olursa olsun şehrin insicamını alt üst etmektedir. Şehirde tebarüz etmiş eski nirengi noktalarını, imaj oluşturan yapıları yüksek yapıların inşaa- sıyla kaybolup gitmekte, şehrin tarihî mekanla- rın özelliği yitirilmekte, mahalleler, meydanlar sokaklar, eski ağaçlar yok edilerek hatıralar kaybedilmekte, kısaca yaşayanların şehre ait değerleri ve aidiyeti yok edilmektedir.. Aynı zamanda bu yapılar yapılırken evlerin yakınındaki özel yeşil alanlar, bahçeler yok edilerek Türk şehirciliğinin tabiat ile bütün- leşen tabii çevre ilkeleri yok edilmekte, eski evlerin iç mekan-dış mekan bütünleşmesi yitirilirken, manzaraya yönelme ve komşu yapılara olan saygıdan bahsetmek imkansız hale gelmektedir. YÜKSEK KATLI BİNALARIN SOSYOLOJİK YAPIYA VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ Yüksek katlı binaların sosyolojik açıdan oluştur- duğu sakıncalara gelince, insanlar kendine özel bir sosyal doku teşekkül ettirmektedir. Firmalara sağladığı prestijin yanında, çalışan- lara sağladıkları konfor, kaynakların ekonomik kullanımı ve daha fazla insanı bir arada ça- lıştırma imkânı gibi nedenlerden dolayı tercih edilen yüksek katlı binalarla ilgili görüşlerini belirten nöroloji uzmanı Doç. Dr. Serdar Dağ, suni iklimlendirmeden kaynaklanan enfek- siyonları ve üst solunum yolu sorunlarının yanında bu tür binalarda çalışanların en çok yakındıkları sağlık sorunlarının başında gerilim tipi baş ağrıları ve migren gelmekte olduğu belirtilmektedir. ŞEHİRCİLİK VE İMAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRME Hayatın gerçeğinden uzak masa başında hazırlanan imar planlarıyla, kanun ve yönet- meliklerin getirmiş olduğu anlamsız kural ve sınırlamalara göre uygulama yapıldığından olumsuz sonuçları kaçınılmaz olmaktadır. Yük- sek yapılarda alttaki katlar üsttekileri taşımak zorunda kaldığından abartılı temeller, ileri teknoloji maliyeti, asansörler, yüksek deprem riski ve yangın güvenliği açısından gelen ilave maliyetler, arsadan elde edilen tasarrufu(!) gidermekte, daha yüksek maliyetli binalar haline gelmektedir. Gökdelenlerin şehre önemli olumsuz etkilerin- den biri de şehir içindeki hava sirkülasyonun azaltması ve azalan sirkülasyon dolayısıyla şehir içindeki havanın sıcaklık ve kirliliğin doğal
  18. 18. Kasım - Aralık 2013 19 Modern ideolojiler ve özellikle liberalizm / kapitalizmin bağlılarının, yani gettolaştırmanın fikir ve eylem ortaklarının bu kıyameti yaratmış olmaktan dolayı bir sıkıntı içinde olması beklenmez. Ancak tevhid dini olan İslam’ın bağlılarının, özellikle Türkiye’de bu kıyamet ideolojisine olan katkıları düşünülünce, kıyameti çok daha soğuk bir yüzle karşımızda görüyoruz. klima sistemi bozulduğundan dışarıya tahliye edilmemesine sebep olmaktadır. Buna karşılık Belgrad Ormanı istikametinden esen sert rüzgârlar gökdelenler arasındaki boşluklar- dan çıkarken hava şartlarında ani değişimler teşekkül etmektedir. Arsanın çok kıymetli olduğundan bahsederek yüksek katlı bina yapmanın zaruri olduğunu bahsedenlere verilecek cevap şöyle özetlene- bilir :1,50 emsalli bir yerde emsali değiştirme- den 0,25 taban alanını 0,50 ‘ye çıkarırsanız aynı imarla altı katlı bina yapmak yerine üçer katlı sıra evler yapılabilmekte ve aynı yerde, aynı imar yoğunluğu ile daha insanî, tabiatla barışık çözümler elde edilebilmektedir. Bu binalarda insanların kendine ait küçük birer bahçe ayırılarak toprakla temas sürdürülebil- mekte, yaşlı, çocuk ve engellilerin ve herkesin toprağa, yere daha yakın olmakla daha mutlu oldukları görülmektedir. Bu tür çözümler üretilebilecek iken yukarıda belirtilen rant kaynaklı sebepler ve çözüm üretimindeki akıl tutulmasından(akıl kıtlığı da denilebilir) dolayı bu tür çözümlemeler üzerinde pek durulma- maktadır. İnsanlar ortak ama kendisine ait olamayan geniş pasif yeşil alanlardan çok, küçük ama kendine ait aktif kullanacağı bah- çeleri talep etmektedir. Bu tür az katlı yapılar, yüksek katlı binadan gelecek büyük temel masrafları, asansör, kule vinç, büyük deprem ve yangın riski maliyetlerine katlanmayı gerek- tirmemekte, büyük inşaat şirketlerine ihtiyaç duymaksızın hemen yakınındaki küçük ya da orta ölçekli firma ya da kalfayla binalarını yapabilmektedir. Böylece aracılık ve tanıtım- reklâm hizmeti vererek konut maliyetine suni olarak artıran parametrelerden kaçınılarak daha ucuza ev sahibi olunulacaktır. Ayrıca bu tür az katlı yapıların betonarme yapım zorunluluğu bulunmamakta ahşap, çelik, kâgir ve hatta kerpiçten dahi yapılabilmektedir. GETTOLAŞMA KIYAMET HABERCİSİ(Mİ?).. Bir şehrin herhangi bir azınlıkça yerleşilen bölümüne genel olarak “ Getto ya da geto” denilmektedir. İbranice kökenli bu sözcük 20.yüzyıl ortalarında Almanya ve Doğu Avrupa şehirlerinde eskiden Yahudilere ayrılan sonra da Yahudi semtlerine verilen bir ad olup ,genelde kötü hayat şartlarının hakim olduğu yerleşim bölgeleri için kullanılmaktaydı. Günü- müzde ise belli gelir ya da düşünce paralelliği taşıyan grupların, kendilerini toplumun diğer kesimlerinden ayrıştırarak, hisarlar ve tel örgüler arasına alarak daha güvenli ve steril bir ortamda yaşamayı oluşturan, genellikle yüksek katlı lüks konutlardan oluşan siteler anlaşılmaktadır. Bu tür yapılaşmaların kapitalist ekonomik sistemin uzantısı ve sonucu olduğunu belirten Enver Gülşen, “Bir Kıyamet Habercisi Olarak Gettolaşma” adlı makalesinde; “Modernite ve onun ekonomik hayatla toplumsal hayat arasındaki ilişkileri düzenleyen “araçlarından” en güçlüsü olan kapitalizmin sürdürülebilir olması toplumsal alanın gettolaş(tırıl)masıyla yakından ilintilidir. Gettolaşma, bir yandan çeşitli toplumsal kesimlerden gelen insanlar arasındaki bağları koparırken, öte yandan in- sanı salt bir dünya yaratığı hâline döndürecek bütün yolları sonuna kadar açar.” Modern toplumlardaki gettolaşma, üç aşama- da gerçekleşir. İlki, mezarlıkların gettolaştırıl- masıdır. Mezarlıklar şehrin en uzak köşelerine, “faal insanın” göremeyeceği kadar uzağa atılır ki, günlük hayatta “yükümlülüklerini” yerine getiren insan, ölümle hiçbir şekilde karşı kar- şıya kalmasın. Zira ölümle yüzleşmek, insanın, hayatın hakîkî anlamı üzerine her an tefekkür içinde olması demektir. (…) Özellikle kapitalizmin yoğun bir toplumsal travma yarattığı ve insanların hayat stan- dartları arasında derin uçurumlar oluşturduğu yerlerde gettolaşmanın ikinci adımı gerçek- leşir. Üretim ve tüketim döngüsünün içindeki herhangi bir konumda yer alamayan toplumun yoksul kesimleri mezarlıklara yapılan türden bir gettolaştırma işlemine maruz kalırlar. (…) Ve gettolaştırmayı bütün unsurlarıyla gerçek- leştirenler, bu şiddetin farkındadır. Bu yüzden üçüncü tipten gettolaştırma başlar. Ancak bu defaki gettolaşma, ilk ikisinden nicelik ve nite- lik olarak temel bazı farklar barındırır. Bir kere bu son gettolaşma, bir şekliyle toplumun ve devletin yönetici elitinin, kendilerini “sıradan” halktan izole ederek korunaklı kılmasıdır. As- kerler, milletvekilleri, hâkim savcılar, bürokrat- lar vs. topluca yaşadıkları yerlerde, kendi ko- runaklı duvarları ardında ilk iki gettolaşmanın sonucu gerçekleşebilecek potansiyel şiddetten uzaklaştırırlar kendilerini. Bu korunaklı yerler, adeta mini devletçik gibidirler. İçerdekilerin dışarının dertlerinden haberi yoktur. Ki zaten haberleri olmasın diye inşa edilmiş olan bu
  19. 19. MİMARLIK Mimar ve Mühendis20 fildişi kulelerde yaşarlar. Modern ideolojiler ve özellikle liberalizm / kapitalizmin bağlılarının, yani gettolaştırma- nın fikir ve eylem ortaklarının bu kıyameti yaratmış olmaktan dolayı bir sıkıntı içinde olması beklenmez. Ancak tevhid dini olan İslam’ın bağlılarının, özellikle Türkiye’de bu kıyamet ideolojisine olan katkıları düşünülünce, kıyameti çok daha soğuk bir yüzle karşımızda görüyoruz. Bugün Müslüman elitlerin, gettolaştırmanın bu üç türlüsüne, ama özellikle zengin rezidans- ların hayatımızın içine bir çirkin kale olarak girmesine olan “katkıları” yadsınamaz.. “Allah’ın karşısında kral da, dilenci de aynıdır; onları ayıran sadece takvalarıdır” inancına sahip olan- ların, kendi “ayrıcalıklarını” Babil kuleleri içinde sergilemek için birbirleriyle yarışmaları oldukça manidar. Modern korkuların Müslümanların önce hayatlarını, sonra da imanlarını dönüştür- düğünün en büyük kanıtı bunlar. Tanrıyı mı attık hayatımızdan; soytarı tanrı- cıklar bütün görüş alanımızı işgal eder ve bizi köleleri hâline dönüştürürler. Müslümanlar dâhil insanlığın kahir ekseriyetinin güç, ikti- dar, para, mal mülk, kariyer putlarına tapar hâle gelmesi “sizin taptıklarınız benim aya- ğımın altındadır” diyen İbn Arabî’yi yeniden aklımıza getirmeli. Ayaklar altına almamız gereken her şeyi, sırça köşklerimizde baş- tacımız yaptık. “Bir lokma, bir hırka” boğaz manzaralı ultra-lüks rezidanslarımızın şark köşesine astığımız altın çerçeveli tabloda yazılı bir hatıra olarak kaldı. Babil kulesi neden tamamlanamamıştı ve ne- den Allah, Babil kulesini yapanların dillerini de- ğiştirmişti de birbirlerini anlamaz olmuşlardı? Allah’a şirk koşmanın bir şekli olan salt dünya varlığı hâline gelmiş olmamız olmasın bunun sebebi? Babil kulesini yapanların başına gelen şey, tekrar tekrar başımıza gelmiyor mu? Dillerimiz, artık birbirimizi anlayamayacak kadar karışmadı mı, aynı “dili” konuşsak bile? Parçalana parçalana nereye kadar? Kıyametin hemen eşiğinde duruyoruz. Korunaklı, konforlu ve güvenli duvarlarımız bir gece ansızın tepe- mize büyük bir gürültüyle çöktüğünde her şey için çok geç olabilir. Gidilen yol yol değildir.” Konuya başka açıdan bakan Hayrettin Kara- man ise şöyle diyor: “İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse İslam toplumunda onların aykırı fiilleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi tedbirlere başvurulur.” NETİCE Kentsel dönüşüm' sağanağı altında projelen- dirilen çok katlı, çok yoğun siteler, toplumu merkezi ve mahalli bir otorite tarafından daya- tılan bir ayrışmaya sürüklemektedir. İnsanların nerede, hangi büyüklükte bir evde oturacağına, komşularının kimler olacağı ve kimlerle temas edeceğine, sakinlerin dışında bir üst irade karar vermektedir. Dünyada toplumdaki bu ayrışmanın önüne geçecek bazı tedbirler alınmakta, çözüm yolları aranmaktadır. Buna örnek olarak; Kanada`da bazı eyaletler toplu konutların site girişlerini güvenlikler ve kilitli kapılarla kentin yol bağlantılarına kapatmasını yasak- lamaktadırlar. Amerika`daki bazı eyaletlerde, Avrupa’da Amsterdam gibi şehirlerde yeni geliştirilen toplu konut projelerinde alt ve orta gelir grubuna yönelik belli bir konut stokunun da üretim, emlak geliştiricilere şart koşularak farklı gelir gruplarının bir arada yaşaması hedeflenmekte ve gettolaşmanın önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Mekanları tasarlayan, inşaa eden, karar verenler, ona kendi inanç ve kültürel kodlarını yansıtmakta ve bu mekânlar derin manalar yüklü ve veluddur. İnşaa edilen mekanlarda insan ve cemiyetin kültürel kodlarının ete kemiğe bürünmüş hali gizlenmiş gibidir. Dışa kapalı, özel, güvenlikli, muhafazalı alanlar ister istemez bir ayrışmayı tevlid edecektir. Siteleşme ile ayrışma birbirlerini takip eden tabii silsile gibidirler..Bu fiziki ayrışma zihinsel ayrışmaya dönüşürse insanları ötekileştirdik- lerinden dolayı aklen ve kalben ayrı yaşamaya ve düşünmeye götürme tehlikesini mündemiç- tir. Bu ise cemiyet hayatının tamamını tehdit edecek içtimai bir mesele haline dönüştürebi- lir. Kaldı ki bu minvaldeki mevcut sitelerde ya- şayanların pervasızlıkları, gösteriş ve tüketim hastalıkları, yaşamakta oldukları hayatın lüksü onları yekdiğerini düşünmeyen ve giderek dün- yevileşen nesne haline getirmektedir. Mutlak huzur ve mutluluk bu dünyada mümkün mü? Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den riva- yet edildiğine göre Resülullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:"Canım kudret elinde olan Allah'a ye- min ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" Müslümanlar dâhil insanlığın kahir ekseriyetinin güç, iktidar, para, mal mülk, kariyer putlarına tapar hâle gelmesi “sizin taptıklarınız benim ayağımın altındadır” diyen İbn Arabî’yi yeniden aklımıza getirmeli. Ayaklar altına almamız gereken her şeyi, sırça köşklerimizde baştacımız yaptık. “Bir lokma, bir hırka” boğaz manzaralı ultra-lüks rezidanslarımızın şark köşesine astığımız altın çerçeveli tabloda yazılı bir hatıra olarak kaldı.
  20. 20. Kasım - Aralık 2013 21
  21. 21. GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, uluslararası düzeyde rekabet edebilmek için, araştırma temelinin güçlendirilmesi ve yapılandırılması yolunda yeni mekanizmalar geliştirirken, oluşturulacak bir bilim ve teknoloji politikası çerçevesinde teknoloji üretme olanaklarını geliştirmelidir. Her şeyden önce gsyih’den Ar-Ge’ye ayrılan pay çıkartılmalı ve ayrılan bütçenin katma değeri yüksek, dünya ölçeğinde rekabet edebilir ürün ve teknolojilerin geliştirilmesi gibi doğru kaynaklara aktarılması sağlanmalıdır. TÜRKİYE'DE AR-GE VE İNOVASYON YÖNETİMİ Mimar ve Mühendis22
  22. 22. Kasım - Aralık 2013 23
  23. 23. GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ Mimar ve Mühendis24 DOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Günümüzde kuruluşların rekabet gücünü belirleyen en önemli unsur Ar-Ge ve inovasyon yetenekleridir. Bazı inovasyonlar her hangi bir Ar-Ge faaliyetine gerek olmaksızın, bazıları ise teknolojik Ar-Ge faaliyetlerinin sonucunu kullanarak yapılmaktadır. Peki, ülkemizde Ar-Ge inovasyon konusunda durum nedir, neler yapılmakta ve neler yapılmalıdır, açıklamaya çalışalım. İnovasyon ve Ar-Ge konusunun firmalar, hatta ülkeler için rekabette farklılaştırıcı unsur olduğunun bilinmesine rağmen, Türkiye’de aslında tam anlamıyla inovasyon ve Ar-Ge uygulama- larının nasıl olacağı herkes tarafından net bir şekilde bilinmemek- tedir. Kimileri konuya sadece finansal olarak bakmakta ve TÜBİ- TAK veya KOSGEB’in verdiği Ar-Ge teşviklerinden yararlanmayı inovasyon ve Ar-Ge yapmak olarak görmektedir. Kimileri, firma içinde fikir geliştirme veya motivasyon çalışmaları yapınca ino- vasyon yaptıklarını düşünmektedir. Kimileri piyasaya yeni bir ürün çıkartınca kendini “inovatif” bir firma olarak tanımlamaktadır. Bu ve bunun gibi sayılacak birçok şey inovasyon ve Ar-Ge’nin bir parçası olabilecekken gerçekte önemli olan, yapılan çalışmaların nasıl yapıldığı, firmanın satışlarını ne kadar arttırdığı ve elbette işin sonunda rekabet gücünün ne kadar yükseldiğidir. Türkiye’de yapılan çalışmalara bu gözle bakıldığında ve dünyadaki uygula- malar ile karşılaştırıldığında gerçek anlamda inovasyon ve Ar-Ge metodolojilerinin çok fazla bilinmediği ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde Ar-Ge ve inovasyon eksikliğinin nedenleri arasında, alınan eğitimin yetersizliği, yeni konularda derslerin açılamaması; akademisyenlerin araştırma yapamamaları, maddi sorunlar, alt- yapı yetersizliği (araştırma laboratuvarı ve enstitüsü), araştırma heyecanı, sevgisi, metodolojisinin verilememesi, birlikte çalışıla- maması, araştırmalarda çalışan doktoralı eleman eksikliği, proje başvurularının kişisel ya da tek kurumlu olması, ulusal konsorsiyu- mun kurulamaması, uluslararası organizasyonlara katılım eksikliği ve doktora sürelerinin çok uzun olması gibi unsurları sayabiliriz. Bu koşullarda yeni teknolojiyi üretmenin hatta takip etmenin imkansız hale gelmesi kaçınılmazdır. Tabii sanayinin ilgisizliğini de saymadan geçemeyiz. Yukarıdaki eksiklikleri de göz önünde bulundurarak, Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon kapasitesini artırmak için yapılması gereken çok sayıda iş bulunduğunu söyleyebiliriz. Rekabetçi güç odaklı, Ar-Ge ve inovasyon temelli yeni bir stratejik dönüşüm şart gibi görünmektedir. Türkiye'nin inovasyon kapasitesini arttırmadan ve bu kapasiteyi üretime dönüştürmeden istenilen düzeyde bir refaha ulaşmamızın imkânı bulunmuyor. Türkiye Küresel Rekabetçilik Endeksi'nde 59, İnovasyon Kapasitesi'nde 69, İş Yapma Kolaylığı Endeksi'nde 71, Metametik AR-GE VE İNOVASYON’UN NERESİNDEYİZ?
  24. 24. Kasım - Aralık 2013 25 ve Fen Bilimleri Endeksi'nde 103 ve Dünya Refah Ligi'nde 75'inci sırada bulunuyor. Bir yandan araştırmacı sayısı ve bilimsel maka- le üretimi artarken, aynı gelişmeler patent sayılarına ve üretime yansımıyor. Öte yandan ihracatımız, düşük ve orta teknolojilere dayalı bir sanayi yapısına sahip. İhracatımızın sadece % 2’si yük- sek teknolojili mallardan oluşuyor. Oysaki küresel endekslerde üst sıralarda yer alan ve dünyanın önde gelen ekonomilerinde bu oran % 20-50 arasında değişiyor. Araştırma geliştirme faaliyetleri ve inovasyonlar tüm dünyada, büyümenin, verimliliğin ve rekabet avantajının önemli bir dinamo- su olarak hız kazanmaktadır. Ar-Ge’nin hedeflerine ulaşabilmesi için, kamu-özel sektör arasında sorumlulukların paylaşılması, bilişim teknolojileri ve insan kaynakları ile ilişkilerinin irdelenmesi, teşvik ve finansman boyutlarının dikkate alınması ve harcamala- rın doğru ve dönüşü olan alanlara kanalize edilmesi gerekmek- tedir. Ar-Ge’nin salt ‘ürün geliştirmeye yönelik harcama’ olarak görülmemesi ve ekonomik büyümeye olan etkisini gerçekleştiril- mesi için teknolojik gelişme ve iktisadi büyüme arasındaki iletim mekanizmasının doğru anlaşılması ve teknolojiye ‘hazır olma’ ve teknolojik ‘kullanımın’ artırılmasına yönelik bir planlama çerçeve- sinde yol alınması gerekmektedir. Not: Bu yazıda MÜSİAD’ın Ar-Ge ve İnovasyon raporlarından faydalanılmıştır.
  25. 25. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis26 MMG Dergisinin bu sayısının teması Araştırma- Geliştirme kısaca AR-GE ve İnovasyon. Bu sayıda konu uzmanları tarafından detaylı şekilde anlatılacak. AR-GE ve İnovasyon gerekliliği, tecrübeler, uygulamalar, metotları, ticarileşmesi, desteklenmesi konusunda bilgilerimizi artıracağız. Mühendis ve mimarlar olarak zaten sürekli duyduğumuz, kısmen veya tamamen içinde olduğumuz bu konuyu daha da içselleştirmiş olacağız. AR-GE NEDİR İNOVASYON NEDİR? işisel gözlemlerimi paylaşmak isterim. 1985 de mühendis diplomamı alınca Ar-Ge mühendisi olarak tekstil makinesi üreten bir şirkette iş hayatına atıldım. 3 yıl dokumaya hazırlık makineleri kontrol sistemleri geliştirdim. İkinci şirketimdeki görevde sentetik iplik makineleri proses kontrol sistemleri geliştirdim. Böylelikle İsviçre’de 9 yıl Ar-Ge çalışma tecrübem oldu. Yaklaşık 18 senedir Türkiye’de bu konuda faaliyette bulundum, Ar-Ge yapan, teknoloji üreten kişilerle, kurumlarla temasım devam etmektedir. Tüm bu 27 yıllık deneyimi muka- yeseli olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. İsviçre’de çalıştığım şirketlerde Ar-Ge yapmanın iki önemli motivasyonu vardı. 1) Müşteri, mevcut makine ve sisteme ek fonksiyonlar, özel- likler talep ediyordu. Bu taleplerin en iyi şekilde, müşterinin istediğinden daha fazlasıyla yerine getirilmesi için yapılan Ar-Ge çalışmaları. 2) Pazarda kalmayı sürdürebilmek için, rekabetçi olmak için ve rakip firmaların yaptığından daha işlevsel, daha verimli, üretken sitemler için Ar-Ge çalışması yapmak. Bu yaklaşıma Ar-Ge ve inovasyonun motoru diyebiliriz. Bu bir dürtü kültürü, yarış hatta varoluş kültürü. Bir şirket kurulup bir ürünle başla- dığı zaman adeta sonsuz bir yarışa çıkmıştır. Bu yarışta önde olmak en büyük motivasyondur. Beraber yarışa katılanların aynı motivasyonu olduğunu unutmamak gerekir. Bu iki sebepten görüleceği üzere şirketler gelirlerinin bir kısmı- nı Ar-Ge’ye ayırmak zorundadır. Cirodan Ar-Ge’ye ayrılan kay- naklar sektörden sektöre değişmektedir. Gelişmiş ülkelerde GSMH %3 kadar kaynak Ar-Ge’ye ayrılmaktadır. Bu kaynağın %1 kamu kaynaklarından, %2 si ise özel sektör kaynakların- dan olması idealdir. Ülkemizin 2023 hedefleri bu şekildedir. TUİK ve TÜBİTAK verilerine göre 2000 li yılların başında GSMH’dan Ar-Ge için % 0,45 kaynak kullanılırken bu rakam günümüzde %1’e yaklaşmıştır. Bu kaynağın hemen hemen hepsi kamu tarafından sağlanmaktadır. Milletimizi görgüsü, kültürü hep devletten bir şey beklemektir. İşadamı dernekleri adeta devlet teşvikleri peşinde koşmaktadır. Devletin Ar-Ge teşvikleri adı altında fon ayırması işadamlarının iştahını çok kabartmaktadır. Yukarıda İsviçre’de çalıştığım şirketlerin 2 önemli Ar-Ge motivasyonunu yazdım. Çalıştığım 9 yıllık Ar-Ge mühendisi süresince İsviçre Devletinin Ar-Ge teşvik fonu oldu- ğunu duymadım, hiç projede yazmadık. Çalıştığımız konularda gerçekten ileri teknoloji olan konulardı. Devletin şirketimize verdiği destek sanırım geliştirdiğimiz sistem ve makinelerin dünya pazarlarına satılabilmesi için ihracat riziko garantisiydi. K Mesut UĞUR MMG Yönetim Kurulu Üyesi
  26. 26. Kasım - Aralık 2013 27 Türkiye’de sanayicinin ve iş adamlarının hem yatırım için hem Ar-Ge için devlet desteği istemesi bu nedenle çok garibime gitmektedir. Bu sanırım hem devlet hem özel sektör tarafından bilinen, bir suistimal meselesi. Bakan danışmanlığına başladıktan sonra bazı şikâyetlerle karşılaşıyorum. KOSGEB, TÜBİTAK “şu firmaya destek vermiş, üre- tim için yeni makine almışlar, bize niye vermiyorlar veya bize de verseler ne olur, bize niye haksızlık yapılıyor” denilmektedir. Bunları yadsıyorum. Bir kurum, kişi kendi tasarrufunu müteşebbis olarak kul- lanmadan nasıl devlet kaynağı ile müteşebbis olur anlamıyorum. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Verimli olmamaktadır. Aynı zaman- da adaletsiz bir durumdur. Çünkü devletin sınırsız gelir kaynakları yoktur, sınırsız dağıtacağı kaynakları yoktur. Türkiye gibi gelişmekte olan ve ciddi büyük pazar boyutu olan ülke- lerde çeşitli sebeplere dayandırılan geri kalmışlığı aşabilmek için, kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için kamu destekli Ar-Ge’ye ihti- yaç vardır. Fakat bu desteklerin titizlikle, mantıklı şekilde yapılması gerekir. Ülkenin sürekli ihtiyacı olan malların yurtdışından ithali ciddi cari açıklara neden olmaktadır. İthal ikamesi için geliştirilecek ürün- lere ve sistemlere kamu destek vermelidir. Bazı konularda tersine mühendisliği teşvik edip desteklemelidir. Örneğin son 10 yılda ülkeye ciddi şekilde ulaşım altyapısı gerçekleşti. Bu altyapı projelerinde kullanılan makine parkının çoğunluğu ithal edildi. Yapılan altyapıların bakımlarının yapılabilmesi için ve ayakta tutulabilmesi için ciddi makine parkına ihtiyaç vardır. Tam anlaşılması için örnek verecek olursak: Duble yolların asfaltlarının kazınarak tekrar asfaltlanması için kazıma makineleri, serme makineleri ve sıkıştırma makinelerine ihtiyaç vardır. Bu makinelerde tamamen dışa bağımlıyız. İç tüketi- mimiz o kadar büyük ki bu tür makineleri tersine mühendislikle ken- dimiz geliştirmeliyiz, geliştirebiliriz. Yaşam beklentisi kavramı tüm sistemler için çok önemlidir. Her ürünün, sistemin yaşam beklentisi vardır, belirli süre kullanılır, eskir ve yenisiyle değiştirilmesi gerekir. Bu döngüyü çok iyi kavrayıp hangi sistemlerin ne sıklıkta değişti- rileceğini, bunların yeniden yapılmasının ekonomik boyutlarının ne olduğunu ve bu işler yapılırken ne kadar ek istihdam oluşacağını çok iyi şekilde hesaplayıp planlamamız gerekmektedir. Hep eğitimli genç nüfusumuzla övünmekteyiz. Bu geçlerimize yeni istihdam olanakları yaratılmadığı zaman ülke birçok sosyal sorunlarla karşılaşacaktır. Tersine mühendislikle geliştirilecek ürün ve sistemler hem Ar-Ge personeli istihdamı sağlayacak hem de üretimde çalışacaklara istihdam sağlayacaktır. Türkiye için tersine mühendislikle Ar-Ge yapılacak başlıca konuları; tıbbi cihazlar, ulaşım araçları, iş maki- neleri, takım tezgahları, elektronik ve haberleşme sistemleri, enerji üretiminde kullanılan teçhizat ve sistemler, yenilenebilir enerji üretim sistemleri, ileri üretim –otomasyon teknolojileri, enerji tasarrufuna yönelik başta cam olmak üzere inşaat ve yalıtım malzemeleri olarak sıralayabiliriz. Ar-Ge çok boyutlu multidispliner bir çalışma gerektirir. Çünkü günü- müz sistemleri karmaşıktır. Bazı araştırma merkezleri, üniversiteler sadece temel dallarda araştırma yapsalar dahi tüm branşların desteğine ihtiyaçları vardır. Ürüne yönelik Ar-Ge ise tamamen çok disiplinin beraber çalışması anlamına gelir. Bir tıbbi cihazı ele aldı- ğımızda anatomi ve fizyoloji bilgisi, fizik, kimya ve biyoloji bilgisi, Türkiye gibi gelişmekte olan ve ciddi büyük pazar boyutu olan ülkelerde çeşitli sebeplerden dayandırılan geri kalmışlığı aşabilmek için, kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için kamu destekli Ar-Ge’ye ihtiyaç vardır.
  27. 27. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis28 malzeme bilgisi, mekanik tasarım bilgisi, elektronik tasarım bilgisi ve yazılım bilgisi gerektirmektedir. Tüm bu yeteneklerin tek bir firmada oluşması çoğu zaman imkansızdır. Sistem yapacak firmanın bu yeteneklerden bazılarına sahip olması yanında diğer tedarikçilerin bilinmesini gerektirir. İnkremental Ar-Ge Hiçbir kurum bir şeyi son noktaya kadar geliştirip bitiremez. Geliştir- me sürekli devam eden bir süreçtir. Bu süreç adım adım olur. Buna inkremental Ar-Ge diyebiliriz. Her sistemin tekamül etmeye ihtiyacı vardır. Elimize aldığınız cep telefonunuza bakınız 15 yılda nereden nereye geldi. İlk başta sadece konuşma yaparken günümüzde adeta mobil ofis gibi kullanıyoruz, özel yaşamımızda yaptığımız kitap oku- mayı, eğlenmeyi, televizyon seyretmeyi dahi günümüz mobil cihaz- larıyla yapabiliyoruz. Bu durumu yaşantımıza giren taşıtlarda, üretim hatlarında da gözlemleyebiliriz. Global Şirketlerin Ar-Ge Merkezi Açmalarının Teşvik Edilmesi Günümüzde global şirketlerin girmediği ülke kalmamıştır. Her ülke bunlara pazar olmaktadır. Bazıları ise üretim lokasyonu olmaktadır. Bu şirketlerin ciddi Ar-Ge harcamaları olmaktadır. Şirketlerin asıl doğduğu ve büyüdüğü ülkelerde insan kaynakları yetersizliği vardır. Bu yetersizliğin başlıca nedeni yaşlanan nüfus, doğum oranlarının düşmesiyle azalan nüfus, dışarıdan getirilen göçmenlere karşı olan kitleler, iş ikliminin verimli olması nedeniyle çok sayıda şirketin ben- zer İK ihtiyacıdır. Pazarı iyi takip eden ülkeler, global şirketler Ar-Ge çekmek için politikalar geliştirmektedirler. Bu politikalarda global şir- ketlerin getireceği yöneticilerin, Ar-Ge perso- nelinin güven içinde yüksek hayat standardında yaşamalarının sağlanmasıdır. Geçen yıl yaptığım Singapur ziyaretinde bunu gözlemledim. BIOPO- LIS Biyoteknoloji tekno parkına dünyadaki global ilaç ve biyoteknoloji şirketlerini çekmişler. Burada hem Singapur’lu hem yabancı Ar-Ge personeli istihdam ediliyor. Şimdiye kadar Singapur’da global şirketlerin sadece ilaç paketle fabrikaları varken gelecekte Singapur’da geliştirilmiş, katma değeri çok daha yüksek ilaç molekülleri üretilecek. Geçenlerde ülkemizde global şirketlerin kurduğu Yabancı Sermaye Yatırımcıları Derneği YASED’in Ar-Ge çalıştayına katılmıştım. Dernek üyesi global şirketlerin dünya gene- lindeki Ar-Ge bütçeleri 200 milyar ABD doları imiş. Dernek yönetim kuruluna göre iyi bir strateji ile çok kısa sürede 10 milyar ABD dolar payı Türkiye’ye getirilebilirmiş. Böyle bir payın gelmesi demek on binlerce nitelikli insanımızın istihdamı demek. Ülkemiz bu konuda yeni yeni bilinçlenmeye başlamıştır. Yeni yapılan teknoparklara global şirketler davet edilmektedir. Teknoparklar yerli ve yabancı Ar-Ge personeli için cazibe merkezi olmaya çalışmaktadırlar. Bir global şirketin veya yabancı Ar-Ge personelinin bir cazibe merkezine çekilmesi için yapılacaklar dahi başlı başına bir Ar-Ge’dir. Singapur, Honkong, Birleşik Arap Emirlikleri, bazı Avrupa ülkeleri bu işi en etkin şekilde yapan ülkelerdir. Sadece teknoparklar değil üniversitelerde Ar-Ge personeli için cazibe merkezi olmalıdır. Pazarı iyi takip eden ülkeler global şirketler Ar-Ge çekmek için politikalar geliştirmektedir- ler. Bu politika- larda global şir- ketlerin getirece- ği yöneticilerin, Ar-Ge personeli- nin güven içinde yüksek hayat standardında yaşamalarının sağlanmasıdır. Yeni yapılan teknoparklara global şirketler davet edil- mektedir. Teknoparklar yerli ve yabancı Ar-Ge personeli için cazibe merkezi olmaya çalışmaktadırlar.
  28. 28. Kasım - Aralık 2013 29 AR-GE için Üniversitelerin Rolü Ülkemizde bulunan 170 üniversiteden çoğunluğu eğitim amaçlı faaliyet göstermektedir. Oysa üniversitelerin temel gayelerinin en önemli kısmı bilimsel araştırma yapmaktır. Ülkemizde yüksek öğreti- me yön veren YÖK daha çok öğrenci kontenjanlarıyla ilgilenmektedir. Hâlbuki ülkenin kalkınması, rekabetçi olması ve refah için araştırma üniversitelerine ihtiyaç vardır. Üniversitelerin her konuda araştırma yapması imkansızdır. Bu nedenle bazı üniversitelerimiz tematik araştırma konularına yönelmelidirler. Mesela, nükleer enerji, nano teknoloji, biyoteknoloji, kompozit malzemeler, ileri üretim teknolo- jileri, tıbbi cihazlar ve malzemeler, ulaşım teknolojileri vs. Tematik araştırma üniversitesi olarak ayrılan üniversiteler kendi konularında gıptayla bakılacak mükemmeliyet merkezleri olmalıdır. İnovasyon –Yenilikçilik İnovasyon günümüzün en moda kelimelerinden biridir. Bu konuda konferanslar düzenlenmektedir. Politikacılar, akademisyenler, bürok- ratlar ülkeyi refaha inovasyonun götüreceğini söylemektedirler. Çoğu zaman bunu söylerken daha önce hiç olmayan ürünleri, sistemleri (buluşları) kastetmektedirler. Benim anladığım inovasyon üründe, serviste, süreçte, teknolojide, metotta veya fikirde fayda sağlayan, üretkenlik artışı sağlayan pazar ve toplum tarafından kabul gören bir olgudur. İş yapmadan, iş üzerinden olmadan inovasyon yapama- yız. İnovasyon ilerlemeden ayrıdır. İlerleme bir şeyi daha iyi yapma durumuyken inovasyon bir şeyi farklı şekilde daha fazla fayda sağlayarak yapmadır. İnsan her çalıştığı konuda ürünlerini, sis- temlerini daha verimli, daha faydalı duruma getirirse ve yaptığı ticari karşılık bulursa ve toplum tarafından kabul görürse inovas- yon yapmış olur. İnovasyon dinamik bir süreçtir. Bu süreçte fayda sağlayan fikirlerin ortaya çıkması ve bu fikirlerin emek ve yatırımla ticarileşmesi safhaları vardır. İnovasyon yapılacak ürün ve hizmet ortamları uygun ÖKO sistem gerektirir. Bu politikalar ülkeler için hükümetlerce, şirketler için yönetim kurullarınca belirlenir ve sağlanır. Bu durumda inovasyon sisteminden ve ikliminden bahsedebiliriz. Ülkemizde böyle bir iklim oluşması için başta ekonomi bakanlığımız olmak üzere farklı bakan- lıklarımız, ticaret ve sanayi odalarımız, ihracat birliklerimiz etkinlikler düzenlemekte, inovasyon kavramını anlatmaya ve öğretmeye çalış- maktadırlar. 28-29-30 Kasım 2013 de Türkiye İnovasyon Haftası konferansı düzenlenmektedir. Yapılan etkinliklere baktığımızda İno- vasyon öğrenilebilir ve dolayısıyla öğretilebilir bir kavramdır. İnovasyon ölçümleri ve sıralamaları yapılabilmektedir. Bu sıramalar farklılıklar gösterse de ülkeler sıralamasında başı çeken 3 ülke İsviç- re-İsveç ve Singapur olmaktadır. İsviçre ve İsveç’te bu kültür çok eskiye dayanmaktadır. Bu kültürde insanlar öncelikle kendileri ve halkları için faydalı ürünler ve hizmetler üretirler ve sürekli mükem- meliyete yönelmişlerdir. Bu bir birikim sürecidir. Singapur model ise bize bu işin sonradan da planla, istekle yapılabileceğini göstermiştir. Singapur 1965 de bağımsız olmuş, 434 km2 yüz ölçümü olan bir ülkeydi. Singapur’u bağımsızlığına kavuşturan liderler sistemi öyle bir kurguladılar ki Singapur’u 50 yılda dünyanın en müreffeh ülkele- rinden biri yaptılar. Ülke olarak kurdukları mükemmeliyet merkezleri gelecekte tüm insanlığa fayda sağlayacak en yenilikçi sistemleri içermektedir. Ülkeler yenilikçilik sıralamasında üst sıralarında olanlar yenilikçiliğin gelişmesini sağlayacak iklimi oluşturan ülke- ler olduğu görülecektir. Bu konuyla ilgilenenler Global Innovatin Index, Innovations Indikator, Innovation Union Scoreboard, EIU Innovation Ranking, BCG International Innovation Index, Global Competitiveness Report, World Competitiveness Scoreboard, ITIF Index gibi sıralamalara bakabilirler. Hiçbir yenilik, Ar-Ge neticesi tesadüfü değildir. Arkasında çok çalış- ma, düşünce, alın teri vardır. Kızılderili atasözü “Tesadüfler hazırlıklı olana gelir” dermiş. Biz Ar-Ge ve inovasyon iklimini oluşturursak, istersek bu işler olur. Çalışmazsak, düşünmezsek ancak başkalarının yaptıklarını konuşuruz, daha öteye geçemeyiz. işler olur. Çalışmazsak, düşünmezsek ancak başkalarının yaptıklarını konuşuruz, daha öteye geçemeyiz. Ülkemizde bulunan 170 üniversiteden çoğunlu- ğu eğitim amaçlı faaliyet göstermektedir. Oysa üniversitelerin temel gayelerinin en önemli kısmı bilimsel araştırma yapmaktır. Ülkemizde yüksek öğretime yön veren YÖK daha çok öğrenci kon- tenjanlarıyla ilgilenmektedir. Hâlbuki ülkenin kal- kınması, rekabetçi olması ve refah için araştırma üniversitelerine ihtiyaç vardır.
  29. 29. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis30 eni bir düşünce, yeni bir işlem, yeni bir süreç, yeni bir organi- zasyon şekli, yeni bir tasarım veya yeni bir üretim şekli her ne olursa olsun alışılmış kalıpları, algıları ve iş yapma modellerini ürün veya hizmet işlerinde değiştirmek, "inovasyon" olarak görülür. İnovasyon biz ve çevremizdeki olaylar ve olgular ara- sında sürekli açık bir algı ve sürekli iyileştirmeyi kendisine rehber edinen kişi ve organizasyonların bir yaşam felsefesi, bir yaşam şeklidir. Alışılmış paradigmaların değiştirilmesi, dönüş- türülmesi ve hatta bazen yıkılması inanç, bilgi, cesaret, sabır ve gayret gerektirir. Yaratılıştan gelen, tabiatımızda olan çevremizi algılama ve anlamlandırma çabası zaman zaman uyumlu, zaman zaman çatışarak hayatı ger gün yeniden inşa etme isteği; içimizdeki hayret, merak duygularının sürekli canlı ve üretken olarak kal- ması, toplumsal kültür ve kurum kültürünün bunu besleyecek bir ortama ve iklime sahip olmasına bağlıdır. Değişimi ve dönüşümü sürekli tetikleyen ve öncü olanlar; kendisi olan, söy- leyecek sözü, yapacak işi ve mücadele edecek fikri olanlardır. Bu kişiler ve mücadeleleri hayatı sürekli daha iyiye, daha güze- le, daha insani olana doğru dönüştürürler. Ezber bozucu olan- lar, yarının dünyasının sorunlarına cevap üretenler olacaktır. Bireyin geliştiği ve kendini ifade edebildiği, demokratik, katı- lımcı ve çoğulcu ortamlar inovasyon için sağlıklı ve sürdü- rülebilir bir kültür ortamı oluşturur. Bunu başaran kurumlar, firmalar, üniversiteler ve STK lar insanlığın güncel sorunlarına cevap üretirken, yaşamın bütünlüğü içerisinde varlık düzeni içerisindeki diğerlerinin hakkını da gözetirler. İnovasyon bizi bizle buluşturur, bizimle diğerleri arasında üretken, proaktif bir iletişim ve yönetişim alanı oluşturur. İnovasyon ortamı durağan sonunu bekleyen organizmalar olmaktan bizi çıkara- rak daha canlı ve üretken yapılara bizleri dönüştürür. İnovasyon ortamı ve kültürü bizleri sürekli kendini yenileyen, hayatla barı- şık ve etkileşimli birey ve organizasyonlara evirir. Heyecanımız ve umutlarımızla beraber bizleri korur ve geliştirir. Cansuyu ve hayat iksiri İnovasyon bir kültür olarak, çocuk eğitiminden erişkin eğitimine, iş hayatından sosyal kurumlara, sanayiden çeşitli organizasyon- lara kadar bir birini besleyen ve destekleyen sosyal, kültürel ve siyasal bir iklimin var olduğu mekânlar ve ülkelerde “insanın yapı- cı ve inşa edici damarını” besler. Kurumlar ve ülkeler bu anlayış- tan kendilerini geleceğe taşıyacak “hayat iksirini” alırlar. Sürekli kendini yenileyerek olayların ve zamanın yıkıcı tesirinden kendini koruyacak ve geliştirecek zamanın ruhu ile barışık bir eylemsellik gücüne sahip olur. Bu ortamda “yeni ve inşa edici idrak” serpile- rek ve gelişerek yaşamı sürekli canlı tutacak “cansuyu ve hayat suyu” olur. Oluşan bu ekosistem içersinde inançlar, fikirler, birey ve organizasyonlar kendilerine yer bularak yaşamda tek ve özne olmanın verdiği özgüven ile birbirlerini besleyerek var olurlar. İki günü eşit olan ziyandadır İnovasyonun yapıcı, onarıcı, geliştirici ve dönüştürücü ikliminde yeni fikirler, eylemler ve organizasyonlar hayatı sürekli yeni kılar. Hz. Peygamber (s.a.v.) “İki günü eşit olan ziyandadır” hadisinde sürekli iyileşme ve iyi olma haline bizleri çağırır. Yunus Emre’nin “her dem yeniden diriliriz, bizden kimler usana” deyişinde kendine hayat bulur. Mevlana’nın “Dün dün ile birlikte geçti cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım” söyleminde başka bir şekilde yer alır. Bütün bu bilgelerin sözlerinde kendini ifade eden her gün yeniden var olma, taze olma, dirilme idrak ve arayışına bugün dünden daha fazla ihtiyacımız var. Korkmadan, çekinmeden, yargılamadan, susturmadan içimizde bizi biz yapan yaratılıştan gelen hayat iksirini işlerimize ve orga- nizasyonlarımıza akıtmalıyız. Bu inovasyon, yenilenme, keşfetme, inşa etme algısını, kültürünü ve iş yapma biçim ve organizas- yonlarını hayatın her alanına uygulamamız gerekir. Her yeni doğan gün, her yeni doğan çocuk, her yeni tanıdığımız kişi, her yeni kurulan organizasyon yeni bir dirilişin ve var oluşun, yeni bir umudun dili olmalıdır. Gelin ezberlerimizi bozalım, gelin yeni bir algı ve anlayışla hepimize yetecek yeni bir dünyayı birlikte evlerimizde, işyerlerimizde ve şehirlerimizde kuralım. Korkmadan anla- yarak, susturmadan konuşarak, ayrılmadan buluşarak… göreceğiz ve anlayacağız ki eksik olan bizmişiz, aradığımız sizde imiş. O zaman daha diri, daha büyük, daha anlamlı, daha yeni olanı birlikte bulacağız bu kaybetmeler, bu kopmalar niye? Niye bu kadar geniş olan âlemde sıkılıyoruz, daralıyoruz? Dar olan içimiz mi yoksa yeryüzü mü? Gelin yeni bir inovasyon yapalım, bir birimizi fark edelim ve değerli bulalım. EZBER BOZAN İNOVASYON İKLİMİ Avni ÇEBİ Elektrik-Elektronik Mühendisi Y
  30. 30. Kasım - Aralık 2013 31 Seferde olmak Çıkmamış candan ümit kesilmez diyerek yaşayan, soluyan diri olan her kese ümit ile bakmalıyız. Var olmanın ve var etmenin yolunu ve yöntemini aramalıyız. Bu bizi anlama, sevme, katılma ve mücadele etme keyfine ulaştırarak, her dem canlı ve sevecen olmanın yolları- nı gösterecek ve bulduracaktır. İbn-i Arabi’nin dediği gibi “arayanlar bulamadılar ama bulanlar ara- yanlardı” ifadesinde kendini bulan sürekli umutla, sevgiyle, bilgiyle aramaya çağıracak ben varsam ve diğerleri de varsa bu kavga ve kargaşa niye? Sen ben demeden biz olmamak niye? Büyük farkın- dalığına bizleri yükseltecek olan bu arayış yolculuğu ne güzel. Her birimiz kendi içimizde ve dışımızda bir seferdeyiz bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuk, yolcu olmak ne iyi, her gün bir yerde, her gün bir iş de, her gün buluşmada, her gün bir birimizden öğrenmekteyiz. Voltran'ı oluşturmak Mekânlar bizi sınırlıyor, mekânlar bizi donduruyor, mekânlar bizi ayı- rıyor, makamlar da, mevkiler de. Bizi yaklaştıracak olan yolculuk ve yoldur. Bu ilim, irfan, hakikat, bilgi, anlama ve tanıma yolculuğudur. Hem kendimizi hem de değerimizi, hem çevremizi hem de âlemi anlamak için içimizde ve dışımızda yolculuğa devam etmeliyiz, durmadan, duraksamadan, usanmada, yılmadan, yıpranmadan… Yol bizi buldurur ve buluşturur bir ve beraber olmanın diriliğine ve dirliğine ulaştırır, usanmadan var olmanın heyecanıyla her gün taze bir başlangıç yapmanın güzelliğine ereriz. Her geçtiğimiz mekânda, her tanıştığımız insanda kaybettiğimiz yitiğimizi buluruz, adeta her birimiz buluşarak ve tanışarak eksiğimizi tamamlar “voltran” oluruz. Artık sayıların dili farklılaşır bir artı bir 2 etmez 11 olur, ihlas ve samimiyet ile kemiyete yeni keyfiyetler katarız. Olduğundan daha büyük, göründüğünden daha anlamlı Böylece yeni ve yapıcı bir kültür ortamında her şey yeniden adeta var olur. Her şey yeniden anlamlanır, sayıların dilinde keyfiyetlerin diline ulaşırız. Yeni iş yapma modelleri organizasyonların her türlüsüne yayı- lır, cemaatlerden şirketlere, bireyden toplumlara, ticaretten sanayiye kadar inovasyon kültürü yayılır. Artık yalnız ürün üreten bir organizas- yon olmaktan çıkar değer üreten bir organizmaya dönüşürüz. Daha canlı, daha interaktif bir yapıya organizasyonlarımız dönüşür. Bu kültür ikliminde bireysel katılımlarla her kes yeni bir âlem olduğunu keşfeder. Her kesin kendisini fark ettiği ve katıldığı bu evren yeni galaksiler gibi varlık düzeninde yer bulur. Olduğundan daha büyük, göründüğünden daha anlamlı olmanın erdemliliğine ve bilgeliğine ulaşılır. Kimse diğeri- nin rakibi değil tamamlayıcısıdır. “Sen bensin ben senim bu ikilik niye” söyleminde kendini bulan bütünlüğe ve tevhide erişiriz. Sanatın, kültürün, bilimin ve teknolojinin her aşamasında; labora- tuardan keşfe, tasarımdan ürüne, üretimden dağıtıma, sunumdan pazarlamaya kadar her alanda daha diri ve canlı bir sosyal, kültürel ve endüstriyel iklimi her yerde ve zamanda sağlayarak, geleceğe daha umutla bakan bireylerin yaşadığı bir ülke inşa etmiş olabiliriz. Gelin ezberlerimizi bozalım, gelin yeni bir algı ve anlayışla hepimize yetecek yeni bir dünyayı birlikte evlerimizde, işyerlerimizde ve şehirlerimizde kuralım. Korkmadan anlayarak, susturmadan konuşarak, ayrılmadan buluşarak… Göreceğiz ve anlayacağız ki eksik olan bizmişiz, aradığı- mız sizde imiş. O zaman daha diri, daha büyük, daha anlamlı, daha yeni olanı birlikte bulacağız bu kaybetmeler, bu kopmalar niye? Niye bu kadar geniş olan âlemde sıkılıyoruz, daralıyoruz? Dar olan içimiz mi yoksa yeryüzü mü? Gelin yeni bir inovasyon yapalım, bir birimizi fark edelim ve değerli bulalım. Mekânlar bizi sınır- lıyor, mekânlar bizi donduruyor, mekânlar bizi ayırıyor, makam- lar da, mevkiler de. Bizi yaklaştıracak olan yolculuk ve yoldur. Bu ilim, irfan, haki- kat, bilgi, anlama ve tanıma yolculuğudur. Hem kendimizi hem de diğerimizi, hem çev- remizi hem de âlemi anlamak için içimizde ve dışımızda yolculuğa devam etmeliyiz, dur- madan, duraksamadan, usanmadan, yılmadan, yıpranmadan…
  31. 31. MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞDOSYA: AR-GE VE İNOVASYON Mimar ve Mühendis32 Hiç bir araştırma, geliştirme, yenilik ve çalışma laboratuarda, steril ortamda durması için denenmez ve geliştirilmez. Hayatımızın içindeki en kıymetli ve değerli yerde kendisine yer bulmak, insanın haya- tını kolaylaştırmak ve daha fazla kazan- mak düşüncesi içindir hep bu gayretlerin neticeleri. alışmalarda başarı yakalandığında, yatırımcı ile karşı kar- şıya kalacaktır yenilikçi düşünce. Bu da doğal bir sonuçtur. Resmi Gazetede yayınlanan, “2023 Türkiye İhracat Stra- tejisi ve Eylem Planı” ülkeyi geliştirmek için hazırlanmıştır. Bu konuya bir çok defa dikkat çeken Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Türkiye İhracatçılar Meclisini ( TİM ) ziya- retinde; ekonomik ve ticari boyutu ile 2023 hedefinin içe- riği ve kalkınma planları ile gerçekleştirilebileceğine vurgu yaparken, Ar-Ge ve inovasyona destek verilmesi, stratejik ofis ve proje ekiplerinin kurulmasına değinmiştir. Ekonomik ve ticari boyutu ile konuya yaklaştığımızda; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2023'te ihracatını 500 milyar dolar hedef olarak koymuş durumda. Dünya ekonomilerinin ilk 10'un içerisinde olması takdir edi- lecektir tabii. Bu hedef analitik olarak değerlendirildiğinde, yakalanamaz bir hedef hiç değil. Plan, program, disiplin ve diyalog içerisindeki kurumlar bu hedefe koşacaktırlar. Ancak; Türkiye'nin global markalarına baktığımızda çok sığ bir konumdayız. Klasik ürettiğimiz ürünlerimizle birlikte marka, teknoloji ve katma değeri yüksek yelpazemizi çeşitlilik varlığı ile harmanlayarak, girişimci sayımızı artırarak 2023 yılındaki hedefimize ulaşabiliriz. İşte bu noktada bir kaç yoldan ilki yurt dışındaki yürütülemeyen, sürdürülemeyen markaları satın almak. Henüz bu konuya devletin desteği yok. Devlet desteğinin olması gereken konulardan birisidir. Diğer yandan ise; Türkiye'de oluşturulacak global markaların arkasında güçlü bir Ar- Ge ve inovasyon görmeliyiz. Hiç değişmeyecek şey de değişimin kendisidir. Yeniliğe, fır- satlara, kontrollü değişime hazırlıklı olmalıyız. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî 13. yy. da bizlere ışık tutacak, GELİŞEN DÜNYADA AR - GE VE İNOVASYONUN BİZE DAYATTIĞI Osman ŞAHBAZ Macaristan Kayseri Fahri Konsolosu DEİK - DTİK Avrupa Başkan Yardımcısı Ç Hiç değişmeyecek şey de değişimin kendisidir. Yeniliğe, fırsatlara, kontrollü değişime hazırlıklı olmalıyız. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî 13. yy. da bizlere ışık tutacak, inovatif bakış açısı ve Ar-Ge'nin ne kadar gerekliliğini hisset- tiren, önem veren sözü söylemiş; '' Dün dün ile geçti gitti cancağızım, bugün yeni şeyler söyle- mek lazım.''

×