Your SlideShare is downloading. ×
Sabır ve Şükür
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

Thanks for flagging this SlideShare!

Oops! An error has occurred.

×
Saving this for later? Get the SlideShare app to save on your phone or tablet. Read anywhere, anytime – even offline.
Text the download link to your phone
Standard text messaging rates apply

Sabır ve Şükür

1,375

Published on

www.yolyordam.com

www.yolyordam.com

Published in: Education, Spiritual
0 Comments
1 Like
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

No Downloads
Views
Total Views
1,375
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0
Actions
Shares
0
Downloads
0
Comments
0
Likes
1
Embeds 0
No embeds

Report content
Flagged as inappropriate Flag as inappropriate
Flag as inappropriate

Select your reason for flagging this presentation as inappropriate.

Cancel
No notes for slide

Transcript

  • 1. Sabır ve Şükür
  • 2. Bir adam, Peygamberimize (s.a.v) gelerek şöyle sormuş: - “Ya Resulallah, demiş, bana öyle bir şey haber ver ki onu yapınca cennete layık hale geleyim!”
  • 3. Şöyle anlatmış cennete layık hale gelme anlayışını: - “Allah'ın senin hakkındaki takdirine ya sabırla ya da şükürle karşılık ver; cennete layık hale geldin, gitti!”
  • 4. Evet, maruz kalınan İlahî takdirlere ya sabır ya da şükürle karşılık vermek… Neden ya sabır ya da şükür?
  • 5. Çünkü mümin insanın özel vasfıdır bu sabır ve şükür… Bu özel vasfı sayesinde inanmış insan, hayatta karşılaştığı her durumu kendi hakkında hayra çevirebilir.
  • 6. Nitekim, Peygamberimiz (s.a.v), müminin her halini hayra çeviren bu özel vasfını şöyle haber vermiştir bizlere:
  • 7. - “Hayret edilir müminin haline. Üzücü bir olayla karşılaşsa sabreder kazanır, sevindirici bir olayla karşılaşsa şükreder yine kazanır.”
  • 8. Yani mümin, bu özel vasfı sayesinde her olayı hakkında hayra çevirebilir. Böylece tevekkül ve teslimiyeti ona hep kazandırır, hiç kaybettirmez…
  • 9. Nitekim Lokman Hekim de müminin bu sabırlı halini şöyle izah der: -Nasıl madenin kıymetlisi ateşe verilince üzerindeki pası dökülüp altından öz cevheri çıkarsa,
  • 10. … Allah'ın sevdiği kulları da maruz kaldıkları musibetleri sabır ve tevekkülle karşılayarak günahlardan arınmış saf kulları haline gelirler.
  • 11. Kaldı ki, bizim şer sanıp da üzüntü, sıkıntı duyduğumuz birçok olayların aslında şer değil hayır olduğu da daha sonraki sonuçlarından anlaşılır.
  • 12. Yanıldığımızı, boşuna üzüldüğümüzü de o zaman mahcubiyet duyarak idrak ederiz.
  • 13. Hikmet alimleri müminin maruz kaldığı musibet ve sıkıntıları iki kısma ayırıyorlar:
  • 14.
    • Kulun makamının yükselmesi için gelen sıkıntılar…
    • - İşlemiş olduğu günahın cezası olarak gelen sıkıntılar…
  • 15. Şurası kesindir ki, her iki hal de kulun lehinedir. Çünkü kul burada günahının cezasını çekmezse ahirete tehir edilir. Ahiretin cezası ise dünya ile kıyaslanamayacak kadar ağır ve acı olur.
  • 16. Bundan dolayı k â mil insanlar, maruz kaldıkları musibet ve sıkıntıları ‘günahlarının peşin olarak verilen cezasıdır’ diye yorumlayarak; ayrıca bundan sevinç duymuşlar, musibetin içinde yine bir nevi mutluluk hissetmişlerdir…
  • 17. Başa gelen bir kısım musibetlerin, günahların karşılığı olduğuna dair verilen misalde şu olay anlatılır:
  • 18. Sahabeden bir zat, ‘Cahiliye Devri’nde tanıdığı bir kadınla yolda karşılaşır. Ayaküstü sohbetten sonra ayrılıp giden kadının arkasından bakmaya devam eder…
  • 19. Bu sırada önündeki çukura giren ayağı kırılır…
  • 20. Sonra Resulüllah'ın (s.a.v) huzuruna gelerek kadına bakarken ayağının kırıldığını anlatınca, Efendimiz (s.a.v) şöyle bir hatırlatmada bulunur:
  • 21. -Allah, bir kulunu severse onun işlemiş olduğu hatasının cezasını hemen peşin olarak verir, ahirete ertelemez!
  • 22. Böylece kul, burada cezasını çektiğinden ahirete o günahla gitmekten kurtulmuş olur…
  • 23. Demek ki, maruz kaldığımız sıkıntılar işlediğimiz yanlışlarımızın bir bakıma cezasını teşkil ediyorsa, buna da üzülmemek, aksine sevinmek bile mümkün..
  • 24. Ahirete tehir edilmeyip dünyada ödemek söz konusudur çünkü…
  • 25. Küçük ve masumlara gelen sıkıntılar da, onların ilerdeki çekecekleri sıkıntılara bedel bir rahmet olup, ölürlerse manevi şehit, malları ise kendileri hakkında sadaka hükmüne geçer…
  • 26. Asıl korkulacak sıkıntı ve musibet, dine gelen sıkıntı ve musibettir. Bu musibetin insana kazandıracak hiçbir hayır yanı yoktur…
  • 27. Ama dünyevî musibetin verdiği zahmet burada kalır, kazandırdığı rahmet ise ahirete beraber gider...
  • 28. İşte bu farktan dolayıdır ki, hikmet alimi Sehl bin Abdullah'a şikâyette bulunan bir adam "Evime hırsız girmiş, altınlarımızı çalıp götürmüş."deyince şöyle cevap vermiş:
  • 29. - “Bunlar dünyevî musibetlerdir… Ya musibet malına değil de dinine gelse de, Şeytan kafana girip vesvese vererek imanını çalmış olsaydı ne yapacaktın?
  • 30. Asıl musibet bu musibettir. Dini yaşama aşk ve şevkini kaybetme musibeti… Korkacaksanız böyle musibetten korkun!”
  • 31. Günahlar ve haramlar, tövbe edilmezse, ahirette devam edecek sıkıntı ve hastalıklardır.
  • 32. “ Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir. Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler.
  • 33. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir.
  • 34. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler.
  • 35. Öyle de, çok zâhirî musibetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü'z-zünubdur (günahlara keffarettir).
  • 36. Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir…“
  • 37. Sunum: Ahmet Yordam www.yolyordam.com

×