1 Hayatı ve Görüşleri
 
 
 
Halen Afganistan sınırları içinde bulunan Belh Şehri, Büyük Selçuklular ve onları takip eden Harzemşahlar zamanında sayılı...
Bu şehirde yaşamakta olan Bahaeddin Veled “sultan’ül Ulema” (Alimler Sultanı) lakabıyla tanınırdı.
Bahaeddin Veled, bir taraftan Harzemşahların takındığı dostça görünmeyen tavır,
bir taraftan da Cengiz ordularının ortalığı yakıp yıkarak yaklaşması sebebiyle Belh’i terk etti.
Hac dönüşü, 1228 yılında Konya’ya yerleşti ve orada itibar gördü.
Üç yıl sonra da fani aleme veda etti.
Onun kürsüsüne, Mevlana Celaleddin Rumi adıyla bütün dünyada akisler meydana getirecek ve yirminci asırda gittikçe artan b...
Bu büyük Türk Mutasavvıfı Horasan’ın Belh Şehrinde 30 Eylül 1207 tarihinde doğmuştur.
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (D. 1207 - Ö. 1273), İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Türk şair, düşünce adamı ve Mevle...
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’ye “Rumi” adı, Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı için o dönemde Anadolu'ya  Diyarı-ı Rum  denil...
"Efendimiz" manasına gelen  Mevlânâ  ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir.
Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin 'in manevi terb...
Daha sonra mükemmel bir tahsil gören Mevlana, Konya medreselerinde 1244 yılına kadar dersler verdi.
Kıymetli talebeler yetiştirdi, sultanlara ve vezirlere ışık tuttu.
Fakat, bu tarihte Şems-i Tebrizi adlı bir şeyhin gelişi onu hayatını tamamen değiştirdi.
Artık talebeleriyle pek meşgul olmuyordu.
Şems, manevi alanda Mevlana’ya büyük ölçüde etki yapmıştır.
Mevlana ona bağlanmış, onu takdir etmiş ve gerçek Allah Sevgisini onda görmüştür.
Şems 15 ay sonra Konya’yı terkedip Şam’a gitmiş, binbir rica ile geri döndürülmüş, 1217 yılında da kayıplara karışmıştı.
Mürşidini kaybeden Mevlana ise, bundan sonra kendisini ilahi aşka, sema’a ve şiire verdi.
17 Aralık 1273 Günü ölünceye kadar, devamlı yazdı. Kendisinden sonra, oğlu Sultan Veled ve yakınları “Mevlevi” Tarikatının...
Alemlerin Yaratıcısına duyulan aşk ,  Mevlana ‘da kemal derecesini bulmuştur.
O, daima bu aşkı terennüm ederek, bütün insanlığa rehber ve mürşid olmuştur.
Mevlânâ'nın tasavvufu, hiç bir zaman bir bilgi sistemi yahut hayalî bir idealizm değildir. Onun tasavvufu, irfan, tahakkuk...
Mevlânâ, dâima hayâtın gerçeklerini görür, hayâtın bütün gerçeklerini kabul eder, ondan el etek çekmez.
Mevlânâ'nın tasavvufunda gaye, kulluk ve yokluktur.
Dolayısıyla hakîkî padişahlık; gerçek varlık makamına erişmektir:
"Asıl o Allah mülk ve saltanat sahibidir, kendisine baş eğene bu topraktan yaratılan dünya şöyle dursun, yüzlerce mül...
Fakat, Allah huzurunda bir secde, sana iki yüz devlet ve saltanattan daha hoş gelir.
Ben ne mal isterim, ne mülk; ne devlet isterim, ne saltanat. Bana o secde devletini ihsan et, yeter diye ağlayıp sızlanmay...
Mesnevî'sinde: "Bizim Rabbimiz "Secde et ki, Allah'ın yakınlarından olasın" buyurmuştur. Bizim bedenlerimiz...
Allah sevgisini yalnız fikir ve mânâ olarak kabullenmez, üzerine farz olan ibâdetleri aşkla îfâ ederdi.
"Mevlânâ, Ezân-ı Muhammedi'yi işitince, elleriyle dizlerinin üzerine basıp, olanca heybetiyle ayağa kalkar:
"Ey kendisiyle rûşen olan canımız! Adın ebediyete kadar kalsın" der; bunu üç defa tekrarlar, sonra:
" Bu namaz, oruç, hac ve cihâd, itikadın şahididir. Hediyeler, armağanlar ve sunulan şeyler benim seninle hoş olduğum...
"Eğer Allah sevgisi, yalnız fikir ve mânâ olsaydı senin oruç ve namazının zahirî suretleri de kalmazdı, yok olurdu.” ...
Mevlânâ, şu rubâisiyle Kur'ân-ı Kerîm'e ve Hazret-i Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem'e bağlılığını apaçık ilân ederek:
"Canım bedenimde oldukça Kur'ân'ın kuluyum;  Seçilmiş Muhammed in yolunun toprağıyım. Birisi, sözlerimden, bundan baş...
Mevlânâ'nın eserleri ve yaşayışı dikkatlice araştırıldığında, rahatlıkla şöyle söylenebilir:
Mevlânâ kendi ilmini, Hazret-i Muhammed'in ilminde; irfanını, Hazret'i Muhammed'in irfanında;
… benliğini, Hazret-i Muhammed'in benliğinde;
… hâsılı bütün varlığını, O'nun varlığında yok ederek manevî hüviyetini, Hazret-i Muhammed'in manevî hüviyetinin parlak me...
Nitekim kendisi de, bu hakikati şu mısralarında belirtmektedir:
"Biz Allah'ın sâyesiyiz, Mustafâ'nın nûrundanız. Sedef içine damlamış çok kıymetli bir inciyiz. Herkes suret gözüyle ...
Biz Kibriya'nın (büyüklük ve yücelik sahibi Allah'ın) su ve balçık içinde belirmiş nuruyuz"
Mevlânâ, insana fâsık (günahkar) da olsa, kâfir de olsa, engin bir görüşle ve rahmet dolu bir nazarla bakmıştır.
Çünkü o, Mesnevi'sinde de ifade ettiği gibi Allah'ın, fâsık ve putperest de olsa, kendisini çağırana icabet edeceğinin far...
Mevlânâ, Muhammedi feyze tam mazhar olarak rahmet mâdeni olmuş, Kur'ân-ı Kerîm'de buyurulan:
"Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz." mealindeki ilâhî müjdenin hakikatine ermiş bir Allah dostudur.
Onun içindir ki, bütün insanlığa coşkunlukla:
"Ümitsizlik semtine gitme; ümitler vardır. Karanlık tarafa gitme; güneşler vardır."  diye haykırır.
Kâmil insan olarak, böylesine, ilâhî rahmet ve Rahmânî ümitlerle dopdolu olan Mevlânâ'nın hiç kimseye hor bakmayacağı gaye...
"Hiçbir kâfiri hor görmeyin. Olur ya, Müslüman olarak ölebilir.
Ömrünün sonundan ne haberin var ki ondan tamamiyle yüz çeviriyorsun?"
Bundan dolayı şu sözler ona atfedilir: “ Gel, gel, gel... Ne olursan ol yine gel ! Kafir, putperest, Mecusi olsan da, yine...
Mevlânâ, hasımları tarafından kendisine reva görülen dil uzatmalara ve uygunsuz lakırdılara hiç acı cevap vermez; yumuşakl...
Molla Câmî, şöyle naklediyor:
Mevlânâ'ya düşmanlık güden Konyalı Sirâceddin'e Mevlânâ'nın: "Ben yetmiş iki milletle beraberim" dediğini söyled...
Sirâceddin de düşmanlığından, Mevlânâ'yı huzursuz etmek ve kıymetten düşürmek niyetiyle, yakınlarından olan bir âlimi ona ...
O âlim, Sirâceddin'in talimatına göre, büyük bir kalabalık içinde Mevlânâ'ya, sen böyle mi söyledin, diye soracak,
şayet ikrar ederse kendisini edep dışı sözlerle incitecek, insanlar arasında mahcup edecekti.
O âlim, Mevlânâ'nın huzuruna geldi ve sordu: "Sen yetmiş iki milletle beraberim diye söyledin mi?" Mevlânâ da ce...
"Evet demişim" deyince, o âlim ağzına geleni söyledi, aşırı derecede ileri geri konuştu. Mevlânâ tebessüm ederek...
"Senin bu söylediklerine rağmen, seninle de beraberim."
Mevlânâ'nın kâinatı kucaklayan değeri, insan sevgisi ve hoşgörüsü, Allah'a olan hudutsuz aşkının ve Muhammedi feyze tam ma...
Taşıdığı ilâhî aşk, eriştiği Muhammedî feyiz, onu mahviyet sahibi yapmış; benliğini, kibrini almıştır
Mevlânâ'nın işlerinde kendini beğenmişliğin zerre kadar görülmemesi bundandır.
Mevlânâ, alçak gönüllülükte büyüklük, büyüklükte alçak gönüllük;
… varlıkta yokluk, yoklukta varlık; hiçlikte kemâl, kemâlde hiçlik gösterirdi.
Mevlânâ'nın hudutsuz insan sevgisinde ve hoşgörüsündeki temel esaslardan bir diğeri de, Müslümanlığın üzerinde' hassasiyet...
Mevlana'nın ölüm gecesi olan 17 aralık, Allah katına yükselmesini simgelediği için "düğün gecesi" yani “Şeb-i Ar...
Mevlana, Ölmeden önce ölümü sevmiş ve ölümden korkmayıp, onu “sevgiliye kavuşma gecesi” olarak görüp “ŞEB-İ ARUS” (düğün g...
Her yıl 17 Aralıkta Konya’da bu düğün gecesi anılarak bütün dünyadan gelen  misafirlerin katılımıyla kutlanır.
www.yolyordam.com
Upcoming SlideShare
Loading in …5
×

Mevlana Celaleddin Rumi

2,802 views

Published on

www.yolyordam.com

1 Comment
8 Likes
Statistics
Notes
  • My Dear Friend
    salamun alaykum
    well done to you and your artistic taste!
    your presentation was excellent. Make another one in English.
    Kindest regards
    Mohammad Reza Jozi
    Iran
       Reply 
    Are you sure you want to  Yes  No
    Your message goes here
No Downloads
Views
Total views
2,802
On SlideShare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
17
Actions
Shares
0
Downloads
0
Comments
1
Likes
8
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Mevlana Celaleddin Rumi

  1. 1. 1 Hayatı ve Görüşleri
  2. 5. Halen Afganistan sınırları içinde bulunan Belh Şehri, Büyük Selçuklular ve onları takip eden Harzemşahlar zamanında sayılı ilim merkezlerinden biri idi.
  3. 6. Bu şehirde yaşamakta olan Bahaeddin Veled “sultan’ül Ulema” (Alimler Sultanı) lakabıyla tanınırdı.
  4. 7. Bahaeddin Veled, bir taraftan Harzemşahların takındığı dostça görünmeyen tavır,
  5. 8. bir taraftan da Cengiz ordularının ortalığı yakıp yıkarak yaklaşması sebebiyle Belh’i terk etti.
  6. 9. Hac dönüşü, 1228 yılında Konya’ya yerleşti ve orada itibar gördü.
  7. 10. Üç yıl sonra da fani aleme veda etti.
  8. 11. Onun kürsüsüne, Mevlana Celaleddin Rumi adıyla bütün dünyada akisler meydana getirecek ve yirminci asırda gittikçe artan bir sevgi ve hayranlık uyandıracak olan alim oğlu Muhammed Celaleddin oturdu.
  9. 12. Bu büyük Türk Mutasavvıfı Horasan’ın Belh Şehrinde 30 Eylül 1207 tarihinde doğmuştur.
  10. 13. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (D. 1207 - Ö. 1273), İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Türk şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür.
  11. 14. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’ye “Rumi” adı, Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı için o dönemde Anadolu'ya Diyarı-ı Rum deniliyordu.
  12. 15. "Efendimiz" manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir.
  13. 16. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin 'in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O'na hizmet etmiştir.
  14. 17. Daha sonra mükemmel bir tahsil gören Mevlana, Konya medreselerinde 1244 yılına kadar dersler verdi.
  15. 18. Kıymetli talebeler yetiştirdi, sultanlara ve vezirlere ışık tuttu.
  16. 19. Fakat, bu tarihte Şems-i Tebrizi adlı bir şeyhin gelişi onu hayatını tamamen değiştirdi.
  17. 20. Artık talebeleriyle pek meşgul olmuyordu.
  18. 21. Şems, manevi alanda Mevlana’ya büyük ölçüde etki yapmıştır.
  19. 22. Mevlana ona bağlanmış, onu takdir etmiş ve gerçek Allah Sevgisini onda görmüştür.
  20. 23. Şems 15 ay sonra Konya’yı terkedip Şam’a gitmiş, binbir rica ile geri döndürülmüş, 1217 yılında da kayıplara karışmıştı.
  21. 24. Mürşidini kaybeden Mevlana ise, bundan sonra kendisini ilahi aşka, sema’a ve şiire verdi.
  22. 25. 17 Aralık 1273 Günü ölünceye kadar, devamlı yazdı. Kendisinden sonra, oğlu Sultan Veled ve yakınları “Mevlevi” Tarikatının esaslarını düzenlediler.
  23. 26. Alemlerin Yaratıcısına duyulan aşk , Mevlana ‘da kemal derecesini bulmuştur.
  24. 27. O, daima bu aşkı terennüm ederek, bütün insanlığa rehber ve mürşid olmuştur.
  25. 28. Mevlânâ'nın tasavvufu, hiç bir zaman bir bilgi sistemi yahut hayalî bir idealizm değildir. Onun tasavvufu, irfan, tahakkuk, aşk ve cezbe âleminde olgunlaşmadır.
  26. 29. Mevlânâ, dâima hayâtın gerçeklerini görür, hayâtın bütün gerçeklerini kabul eder, ondan el etek çekmez.
  27. 30. Mevlânâ'nın tasavvufunda gaye, kulluk ve yokluktur.
  28. 31. Dolayısıyla hakîkî padişahlık; gerçek varlık makamına erişmektir:
  29. 32. "Asıl o Allah mülk ve saltanat sahibidir, kendisine baş eğene bu topraktan yaratılan dünya şöyle dursun, yüzlerce mülk, yüzlerce saltanat ihsan eder.
  30. 33. Fakat, Allah huzurunda bir secde, sana iki yüz devlet ve saltanattan daha hoş gelir.
  31. 34. Ben ne mal isterim, ne mülk; ne devlet isterim, ne saltanat. Bana o secde devletini ihsan et, yeter diye ağlayıp sızlanmaya başlarsın."
  32. 35. Mesnevî'sinde: "Bizim Rabbimiz "Secde et ki, Allah'ın yakınlarından olasın" buyurmuştur. Bizim bedenlerimizin secdesi, ruhlarımızın Allah'a yaklaşmasına sebeptir. "diyen Mevlânâ,
  33. 36. Allah sevgisini yalnız fikir ve mânâ olarak kabullenmez, üzerine farz olan ibâdetleri aşkla îfâ ederdi.
  34. 37. "Mevlânâ, Ezân-ı Muhammedi'yi işitince, elleriyle dizlerinin üzerine basıp, olanca heybetiyle ayağa kalkar:
  35. 38. "Ey kendisiyle rûşen olan canımız! Adın ebediyete kadar kalsın" der; bunu üç defa tekrarlar, sonra:
  36. 39. " Bu namaz, oruç, hac ve cihâd, itikadın şahididir. Hediyeler, armağanlar ve sunulan şeyler benim seninle hoş olduğumun, seni sevdiğimin şahididir."
  37. 40. "Eğer Allah sevgisi, yalnız fikir ve mânâ olsaydı senin oruç ve namazının zahirî suretleri de kalmazdı, yok olurdu.” diyerek tam bir tevazu ve niyazla namaza dalardı.
  38. 41. Mevlânâ, şu rubâisiyle Kur'ân-ı Kerîm'e ve Hazret-i Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem'e bağlılığını apaçık ilân ederek:
  39. 42. "Canım bedenimde oldukça Kur'ân'ın kuluyum; Seçilmiş Muhammed in yolunun toprağıyım. Birisi, sözlerimden, bundan başka bir söz naklederse, O nakledenden de bezmişim ben, bu sözden de bezmişim." demektedir.
  40. 43. Mevlânâ'nın eserleri ve yaşayışı dikkatlice araştırıldığında, rahatlıkla şöyle söylenebilir:
  41. 44. Mevlânâ kendi ilmini, Hazret-i Muhammed'in ilminde; irfanını, Hazret'i Muhammed'in irfanında;
  42. 45. … benliğini, Hazret-i Muhammed'in benliğinde;
  43. 46. … hâsılı bütün varlığını, O'nun varlığında yok ederek manevî hüviyetini, Hazret-i Muhammed'in manevî hüviyetinin parlak meş'alesi nurundan yakıp uyandırmıştır.
  44. 47. Nitekim kendisi de, bu hakikati şu mısralarında belirtmektedir:
  45. 48. "Biz Allah'ın sâyesiyiz, Mustafâ'nın nûrundanız. Sedef içine damlamış çok kıymetli bir inciyiz. Herkes suret gözüyle bizi nereden görecek?
  46. 49. Biz Kibriya'nın (büyüklük ve yücelik sahibi Allah'ın) su ve balçık içinde belirmiş nuruyuz"
  47. 50. Mevlânâ, insana fâsık (günahkar) da olsa, kâfir de olsa, engin bir görüşle ve rahmet dolu bir nazarla bakmıştır.
  48. 51. Çünkü o, Mesnevi'sinde de ifade ettiği gibi Allah'ın, fâsık ve putperest de olsa, kendisini çağırana icabet edeceğinin farkındadır.
  49. 52. Mevlânâ, Muhammedi feyze tam mazhar olarak rahmet mâdeni olmuş, Kur'ân-ı Kerîm'de buyurulan:
  50. 53. "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz." mealindeki ilâhî müjdenin hakikatine ermiş bir Allah dostudur.
  51. 54. Onun içindir ki, bütün insanlığa coşkunlukla:
  52. 55. "Ümitsizlik semtine gitme; ümitler vardır. Karanlık tarafa gitme; güneşler vardır." diye haykırır.
  53. 56. Kâmil insan olarak, böylesine, ilâhî rahmet ve Rahmânî ümitlerle dopdolu olan Mevlânâ'nın hiç kimseye hor bakmayacağı gayet tabiîdir ve hassasiyetle şu tavsiyede bulunur:
  54. 57. "Hiçbir kâfiri hor görmeyin. Olur ya, Müslüman olarak ölebilir.
  55. 58. Ömrünün sonundan ne haberin var ki ondan tamamiyle yüz çeviriyorsun?"
  56. 59. Bundan dolayı şu sözler ona atfedilir: “ Gel, gel, gel... Ne olursan ol yine gel ! Kafir, putperest, Mecusi olsan da, yine gel ! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da, yine gel !"
  57. 60. Mevlânâ, hasımları tarafından kendisine reva görülen dil uzatmalara ve uygunsuz lakırdılara hiç acı cevap vermez; yumuşaklıkla mukabelede bulunurdu.
  58. 61. Molla Câmî, şöyle naklediyor:
  59. 62. Mevlânâ'ya düşmanlık güden Konyalı Sirâceddin'e Mevlânâ'nın: "Ben yetmiş iki milletle beraberim" dediğini söylediler.
  60. 63. Sirâceddin de düşmanlığından, Mevlânâ'yı huzursuz etmek ve kıymetten düşürmek niyetiyle, yakınlarından olan bir âlimi ona gönderdi.
  61. 64. O âlim, Sirâceddin'in talimatına göre, büyük bir kalabalık içinde Mevlânâ'ya, sen böyle mi söyledin, diye soracak,
  62. 65. şayet ikrar ederse kendisini edep dışı sözlerle incitecek, insanlar arasında mahcup edecekti.
  63. 66. O âlim, Mevlânâ'nın huzuruna geldi ve sordu: "Sen yetmiş iki milletle beraberim diye söyledin mi?" Mevlânâ da cevaben:
  64. 67. "Evet demişim" deyince, o âlim ağzına geleni söyledi, aşırı derecede ileri geri konuştu. Mevlânâ tebessüm ederek dedi ki:
  65. 68. "Senin bu söylediklerine rağmen, seninle de beraberim."
  66. 69. Mevlânâ'nın kâinatı kucaklayan değeri, insan sevgisi ve hoşgörüsü, Allah'a olan hudutsuz aşkının ve Muhammedi feyze tam mazhar olarak rahmet mâdeni oluşunun tabiî neticesidir.
  67. 70. Taşıdığı ilâhî aşk, eriştiği Muhammedî feyiz, onu mahviyet sahibi yapmış; benliğini, kibrini almıştır
  68. 71. Mevlânâ'nın işlerinde kendini beğenmişliğin zerre kadar görülmemesi bundandır.
  69. 72. Mevlânâ, alçak gönüllülükte büyüklük, büyüklükte alçak gönüllük;
  70. 73. … varlıkta yokluk, yoklukta varlık; hiçlikte kemâl, kemâlde hiçlik gösterirdi.
  71. 74. Mevlânâ'nın hudutsuz insan sevgisinde ve hoşgörüsündeki temel esaslardan bir diğeri de, Müslümanlığın üzerinde' hassasiyetle durduğu, "insan yaratılmışların en şereflisidir"
  72. 75. Mevlana'nın ölüm gecesi olan 17 aralık, Allah katına yükselmesini simgelediği için "düğün gecesi" yani “Şeb-i Arus" olarak kutlanır.
  73. 76. Mevlana, Ölmeden önce ölümü sevmiş ve ölümden korkmayıp, onu “sevgiliye kavuşma gecesi” olarak görüp “ŞEB-İ ARUS” (düğün gecesi) olarak adlandırmıştır.
  74. 77. Her yıl 17 Aralıkta Konya’da bu düğün gecesi anılarak bütün dünyadan gelen misafirlerin katılımıyla kutlanır.
  75. 78. www.yolyordam.com

×