• Save
Yemi̇nler ve Keffâretler
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×
 

Yemi̇nler ve Keffâretler

on

  • 515 views

 

Statistics

Views

Total Views
515
Views on SlideShare
486
Embed Views
29

Actions

Likes
0
Downloads
0
Comments
0

2 Embeds 29

http://iftah.org 26
http://blog.iftah.org 3

Accessibility

Categories

Upload Details

Uploaded via as Microsoft Word

Usage Rights

© All Rights Reserved

Report content

Flagged as inappropriate Flag as inappropriate
Flag as inappropriate

Select your reason for flagging this presentation as inappropriate.

Cancel
  • Full Name Full Name Comment goes here.
    Are you sure you want to
    Your message goes here
    Processing…
Post Comment
Edit your comment

Yemi̇nler ve Keffâretler Yemi̇nler ve Keffâretler Document Transcript

  • YEMİNLER VE KEFARETLERGİRİŞYüce Allahın "Söyleştiğiniz zaman Allaha olan ahdinizi yerine getirin! Yeminlerinizi, Allahıaranızda kefil kılarak sapasağlam hale getirdikten sonra bozmayın...Yeminlerinizi aranızdaaldatma amacı yapmayın!...Allah adına verdiğiniz bir sözü az bir pahayadeğişmeyin!..."(en-Nahl 1691, 94 95); "... Allah bilinçli olarak yaptığınız yeminlerden sizisorumlu tutar. bunun kefareti, kendi aile fertlerine yedirdiğinizin ortalamasından, on fakiridoyurmanız veya onları giydirmeniz yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmanızdır. Bunlarıbulamayan kimse üç gün oruç tutar. İşte yeminlerinizin kefareti budur. Yemin ettiğinizzaman yeminlerinizi tutun!.." (el-Mâide 589)YEMİNİN TANIMI VE KALIPLARIArapça bir kelime olan yemin (çoğulu eymân), sözlükte "kuvvet, and, ahd, kasem, uğur, sağtaraf, sağ el" gibi anlamlara gelir. Dini terim olarak, kişinin, bir işi yapıp yapmaması veya birolayın doğru olup olmaması konusunda söylediği sözünü Allahın adını ya da O’nun bir sıfatınıöne sürerek kuvvetlendirmesi anlamına gelmektedir. Söz gelimi "Vallahi beş lira aldım" ;"Vallahi ve billahi bir daha onun evine girmem!"; "Rahim olan Allah’a and olsun ki bir dahasigara içmeyeceğim!" gibi cümleler birer yemindir. Arapça kasem kelimesi de yeminin buterim anlamını ifade etmek için kullanılmıştır.YEMİN KALIPLARI VE ŞEKİLLERİYemin, Allahın adı anılarak yapılır. Fakat yemin ifadeleri sadece bundan ibaret değildir.1) En çok bilinen ve uygulanan yemin kalıbı; Yüce Allahın güzel isimlerinden birisinin başınav, b , t (yani Arapça vav, bâ veya tâ) harflerinden birisinin ilavesiyle "vallahi..." , "billahi..." ," tallahi..." denerek yemin cümlesi kurulması şeklindedir. "Vallahi görmedim", " Billahi yarıngeleceğim" cümlelerinde olduğu gibi. "Allah şahit, Allaha yemin olsun ki, Allah adına andiçerim ki, Aziz olan Allah hakkı için" gibi kalıplarda kasem suretine dahildir."İzzet-i ilahiyye hakkı için", " Allahın kibriyası ve celali hakkı için" gibi Yüce Allah’ın zâtî sıfatlarına dayanarak and içilir.Hiç Allahın adı anılmasa da "Üzerime yemin olsun", " Üzerime and olsun", "kasem ederim" ,"şehadet ederim" gibi ifade şekilleri bu kapsamdadır." Şu yemeği yemek bana haram olsun" cümlesinde olduğu gibi helali haram kılmak da butürde bir yemindir.2) Talâka yani evliliği sonlandırmaya bağlanan yemin: Muallâk yemin veya şartlı yemin dedenen bu şekilde, genellikle bir işi yapıp yapmama kararlılığı, talâka (eskiden bir de köleazadına) bağlanır. Mesela "Şu eve ayak basarsam karım boş olsun", "Bir daha Ali ilekonuşursam şart olsun" gibi ifadeler böyledir. Her ne kadar Müslüman ahlakına yakışmasa dabir defa kararlılıkla söylendikten sonra doğal olarak gerekli hükümler uygulanacaktır. Gereklihükümden kasıt, yemine sadakat göstermek veya aksi halde kefaret ile sorumlu olmaktır. Buifadeden de anlaşılacağı üzere böyle yeminler evliliğin sona ermesi sonucunu doğurmaz.3)Örfün yemin anlamı verdiği kalıplar: Yeminin bu şekilde Yüce Allahın bir adı ya da sıfatıkullanılmaz, fakat duyan herkes bunun bir yemin olduğunu bilir. Mesela "Ekmek Kuran
  • çarpsın"; Mushaf hakkı için"; "Peygamber hakkı için"; "Kâbe hakkı için"; "Anam avradımolsun"; "Çocuklarımın ölüsünü göreyim"; "Şart olsun" ve benzeri başka kalıplar, ülkemizinbirçok bölgesinde yemin anlamında kullanılmaktadır. Her ne kadar kimi fıkıh ve ilmihâleserlerinde “yemin edecek kimse ya Allaha yemin etsin ya da sussun!" (Buhârî, eymân, 3)hadisine dayanarak, Allahın adı ve sıfatları dışında başka şeylere yemin edilmeyeceğinisöylenmiş olsa da yeminlerde örfün belirleyici olduğu, neredeyse bütün mezheplertarafından kabul edilmiş bir ilkedir. İşte bu sebeple, örfün yemin olarak gördüğü böylesözlere yemin hükmü verilmelidir.4) Kimi ifade kalıpları niyete ve maksada göre yemin sayılır. Örneğin; "Şöyle yaparsam kâfirolayım, yahudi olayım "; "Şuraya gidersem Allaha kul peygambere ümmet olmayayım";"Şunu yersem imansız olarak öleyim, kıblem Kabe olmasın" ve benzeri cümleler, eğer yeminniyetiyle söylenmişse yemin hükümlerine tabi olur. Fakat gerçekten kafir olmak niyetiyleveya başka kötü niyetlerle söylenmiş ise o zaman yemin değil büyük günah sayılır. Bu sondurumda sözün sahibi tevbe ve istiğfar ile imanını yenilemek yanında, eğer evli ise nikahınıda yenilemek durumundadır. YEMİNİN ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİNasıl ve hangi niyetle yapıldığı bakımından yeminler üçe ayrılır. Bu üçlü ayrılım aynı zamandayemin ile ilgili hükümleri de belirler.1) Yanlışlıkla yapılan yeminler (yemin-i lağv): Doğru olduğu zanlıyla veya hiç farkındaolmadan yanlışlıkla yapılan yemindir. Mesela borcunu ödemediği halde ödediğini zannederek" Vallahi borcumu ödedim"; bir kişiyi gördüğünü unutarak " billahi görmedim" gibi yapılanyeminler böyledir. Dil alışkanlığıyla konuşma arasında öylesine söyleniveren " vallahi- billahi’liifadeler de bu kapsamdadır. Boş ve hatalı olup kandırma kasdı bulunmadığı için böyleyeminlere lağv yemini denmiştir.Yapanın kötü niyeti olmadığından ve yukarıda tanımlandığı içeriğiyle anlamda yeminsayılmadığından lağv yemininin kefareti yoktur. Nitekim " Kasıtsız olarak ağzından çıkıveren(lağv) yeminlerinden dolayı Allah sizi sorumlu tutmaz..." (el-Mâide5/89) ayeti bu hükmübildirmektedir. Bu noktada ağzın yemine alıştırılmaması gayret edilerek lağv yeminindenuzak durmak gerektiğine işaret etmek yerinde olacaktır.2)Yalan yemin (Yemin-i Ğamûs): Geçmişte veya şimdiki zamanda meydana gelen bir olayhakkında bile bile ve kasten yapılan yalan yemindir. Borcunu ödemediğini apaçık bilen birkimsenin "Vallahi ödedim"; hırsızlık yapan birisinin "Vallahi ben çalmadım" demesi böyledir.Göz göre göre yalan yere yemin etmek büyük günahtır. Ğamûs kelimesi de zaten sözlükte"batıran, yerin dibine geçiren" anlamına gelir. Nitekim büyük günahları haber veren Hz.Peygamber el-yeminül-ğamûs"ü bunlar arasında saymış ve bile bile yalan yere yaptığıyeminle insanların haklarını kaybetmelerine sebep olan kimselerin kıyamet gününde Allahıngazabıyla karşılaşacakları uyarısında bulunmuştur. Yüce Allahın gazabının nasıl tecelliedeceği de bir başka hadisinde şöyle beyan buyurmuştur: "Yaptığı yemin ile bir misvakağacının dalı kadar bile olsa bir müslümanın hakkını kesip alan kimseye Allah cehenneminigerekli kılar ve cenneti ona haram eder."Hanefilere göre böyle bir yeminde kefaret yoktur çünkü onu herhangi bir dünyevi bedel yada ceza karşılayamaz. Sahibi işlediği günahtan ötürü samimiyetle tevbe istiğfar etmeli ve eğer
  • yemini ile bir kul hakkının ihlâline sebep olmuşsa onu da telafi etmeli ve ardındanmuhatabıyla helalleşmelidir. Şafiî mezhebinde ise, yalanı cezalandırmak amacıyla ğamusyemininde de kefaretin söz konusu olacağına hükmetmiştir.3) Vaad yemin (Yemin -i münakide): Yemin dendiği zaman asıl kastedilen ve yukarıda geçenterim tamamına uygun olan çeşidi budur. Yerine getirilmesi kesin olarak kararlaştırılmışyemin anlamına gelen münakide yemin, gelecekte gerçekleşmesi mümkün olan bir eylemüzerine yapılır. Mesela "Vallahi borcumu yarın ödeyeceğim"; "Vallahi bu eve bir daha ayakbasmayacağım"; "bundan sonra onunla konuşursam karım benden boş olsun" gibi yeminlermünakide sayılır. Çünkü yemine bağlanan eylemler yani borcu ödemek, eve girmek vekonuşmaz, hem gerçekleştirmesi mümkün hem de gelecek ile ilgili eylemlerdir. Söylenenhususların yerine getirilmemesi halinde yemin bozulmuş olur ve aşağıda anlatılacağı biçimlekefaret gerekir.Münakide yemin kendi içinde üç kısma ayrılır:a.Mutlak yemin: Herhangi bir vakitle kayıtlı olmayan yemindir. Söz gelimi "Vallahi borcumuödeyeceğim; bu evi senden başkasına satmayacağım; seninle evleneceğim" gibi yeminlerbelli bir vakit tesbiti yapılmadığı için mutlak yemin sayılırlar. Bir vakte bağlı olmadığındandırki, yemin eden ve hakkında yemin edilen kişi sağ olduğu sürece bu yemin bozulmaz. Böyle biryemin ancak taraflar öldüğünde bozulur ve kefareti o zaman gerektirir.b. Muvakkat yemin: Bir vakitle kayıtlı olan yemindir. Mesela "Vallahi borcumu bugünödeyeceğim; bu evi ay sonuna kadar senden başkasına satmayacağım; bu yıl içinde seninleevleneceğim" gibi yeminler belli bir vakte bağlandığı için muvakkat sayılırlar. Bu türyeminlerin bağlayıcılığı, söz konusu vakitle sınırlıdır. Dolayısıyla belirlenen vakit bitmedenyemine muhalefet edilirse kefaret gerekir; vaktin bitmesiyle yeminin hükmü de sona erer.c. Fevr yemini: Bir konuşmaya ya da bir davranışa o anda cevap vermek üzere yapılan anlıkyemindir. Söz gelimi bir yemeğe davet edilen bir kişinin o anda "vallahi yemek yemem"demesi ile sokağa çıkmak üzere olan bir kadına kocasının "Eğer dışarı çıkarsan boşsun"demesi böyle bir yemindir. Hemen o anda ve o bağlamda yapıldığı için böyle isimlendirilmişolan bu münakide yemin türü, ancak o zaman ve bağlam için geçerlidir. Yani yapılan yemin,birincisinde sadece davet edildiği yemeği yemekle; ikincisi ise sadece o anda sokağa çıkmaklasınırlıdır. Dolayısıyla başka davetlere katılmayı ve yemekleri yemeyi ya da başka zamanlardasokağa çıkmayı kapsamaz.Münakide yeminle ilgili bu genel hükmün bir tek istisnası vardır o da bizzat yeminkonusunun dini değerlere ve hükümlere aykırılık teşkil etmesidir. Daha açık bir ifadeylesöylersek, eğer yemine bağlanan eylem dini esaslara aykırı(haram) olursa yemine sadıkkalınmaz aksine terk edilir ve ardından kefaret ödenir. Mesela borcunu ödememeye,babasıyla konuşmamaya, oruç tutmamaya, falancıyı öldürmeye dair yeminler böyledir.Bunlara sadık kalınmaz. Aksine borç ödenir, babayla konuşulur, oruç tutulur, cinayettenkesinlikle vazgeçilir ve ardından kefaret yerine getirilir. " İçinizden fazilet sahibi kimselerakrabalara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere yardım etmeyeceklerine dairyemin etmesinler. Onlar affetsinler ve vazgeçsinler..."( en-Nûr 24/22) ayeti nüzul sebebinebağlı olarak bu hükmü koymaktadır. Hz. Peygamberin "bir kimse bir iş için yemin eder desonra ondan daha hayırlısını görürse yeminini bozsun ve kefaret ödesin (Buhârî, "Eymân", 1;Müslim, "Eymân", 15-16) şeklinde buyruğu ile "Yemin eder de ardından başka bir şeyi ondan
  • daha iyi görürsem, daha iyi olanı yaparım ve yemini bozarım" (Buhârî, "Humus", 15) sözü debu yaklaşıma delildir.YEMİN İLE İLGİLİ BAZI MESELELER- "Vallahi filan ve filan ile konuşmayacağım" veya "filan ve filan yere gitmeyeceğim"tarzında içinde iki şey birlikte anılan yeminler tek yemin sayılır. Bundan dolayı adı geçen ikikişiden biriyle konuşulsa yemin bozmuş olmaz. Aynı şekilde bahsedilen yerlerden birinegidilse yemin bozulmaz. Her ikisiyle konuşulup her iki yere gidilirse yemin bozulmuş olur.- Aynı yemin " ne... ne de..." kalıbıyla olmuşsa bunlar birbirinden bağımsız birer yeminsayılır ve hangisini işlerse işlesin bozulur. Mesela "Vallahi ne falanla konuşurum ne de filanla"şeklindeki yeminde adı geçen kişilerden herhangi biriyle konuşulması durumunda yeminbozulmuş olur ve kefaret gerektirir.- Yeminlerin hükmü, yeminde geçen kelimelere ve o kelimenin aynı dili konuşanlarınörfündeki anlama göre belirlenir. Mesela "Allaha and olsun ki meyve yemeyeceğim" diyeyemin eden bir kişi, kendi toplumunda meyve denince akla gelen şeyleri yememeye yeminetmiş sayılır; yoksa bütün meyve çeşitlerini yememeye değil. Anlaşılacağı üzere örf, yeminikayıtlamış olur.- Zorlama ve tehdit altında yapılan yeminler Hanefîlere göre geçerli ve bağlayıcı ikendiğer birçok mezhebe göre bağlayıcı değildir.- "İnşallah" ilavesiyle yapılan yeminler Hanefîlere göre sorumluluk doğurmaz. Sözgelimi "Yemin ederim ki inşallah yarın senin işini yapacağım" şeklindeki yemin, gereği yerinegetirilmediği takdirde kefaret sonucu doğurmaz. Fakat bu davranışların İslâm ahlakıylaMüslüman kimliğiyle bağdaşmadığı da bilinmelidir.- Mahkemede yargıcın veya günlük hayatta karşıdaki kişinin isteği üzerine yapılanyeminlerde yemin edenin değil muhatabının niyeti ve amacı önemlidir. Dolayısıylakarşındakini yanıltmak amacıyla, niyetine başka bir şeyi alıp kelime oyunları yaparak edilenbir yemin, karşıdaki kişinin niyetine ve beklentisine göre yorumlanır. Böylece kurnazlıklaaldatma yolları kapatılmış olur. Nitekim Resul-i Ekrem yeminlerde, yemin ettirenin niyetininbelirleyici olduğunu bildirmiştir.- Yemin ederken sorumluluktan kurtulmaz için bir ayağını kaldırmaz veya kalpten başkabir şeyi geçirmek, uydurma bir davranıştır ve hiçbir anlam taşımamaktadır. KEFARET VE ÇEŞİTLERİKefaret bağımsız bir ibadet konusudur. Bilerek ya da bilmeyerek yapılan kimi ihmal ya dasuçların Yüce Allah tarafından affedilmesine vesile olması veya doğurdukları kötü sonuçlarıibadet cinsinden fiillerle kısmen de olsa telafisine sebep olması dolayısıyla kefaretler ibadetkapsamında değerlendirilmektedir.KEFARETİN TANIMI VE MAHİYETİSözlükte " örten, gizleyen, inkâr eden " gibi anlamlara gelen kefaret (keffârat) dini bir terimolarak şöyle tanımlanmaktadır: İşlenen bir kusur veya günahtan dolayı hem ceza özelliğibulunan hem de Allahtan bağışlanma dilemek maksadıyla yapılan bir tür malî ve bedenîibadettir.Tanımdan da anlaşıldığı üzere kefaretin sebebi bir ihlâldir. Bu ihlâl, ya dinen yapılmasıgereken bir eylemin terk edilmesi, ya da yapılmaması gereken bir şeyin yapılması şeklinde
  • olur. Her iki durumda da bir kusur ve günah işlenmiş olacağından dinimiz, bunların ibadettüründen fiillerle giderilmesini öngörmüştür.Kefaretler günah işleyen kimsenin pişmanlık duymasına ve tevbe de bulunmasına vesileolması yanında, sosyal yönü de olan ibadetlerdendir. Oruç tutmak, köle azad etmek, bellisayıda fakirleri doyurmak veya giydirmek yollarından birisiyle ifa edilebilen kefaretlerin oruçdışındaki şekilleri doğrudan toplumsal faydayı ve dayanışmayı hedeflemektedir.Terim anlamıyla daha yakından bakarsak kefaretin iki yönüne ilişkin olarak şu ilkeleri tesbitedebiliriz:1) İbadet olma özelliği taşıdıkları için kefarettirler:a. Ancak Kuran ve Sünnet tarafından konulabilirler. Bu iki kaynak tarafından belirlenenlerekıyasla veya başka yöntemler kullanarak yeni kefaretler konulamaz.b. Naslar tarafından belirlenen ibadet ve şekillerle yerine getirilirler.(Bu belirlenen ibadetlerinifasında, özellikle yedirme ve giydirmede Hanefîler bazı şekilsel düzenlemeler yapılabileceğinikabul etmişlerdir.)c. Sadece Müslümanları ilgilendirirler. İbadetin geçerliliği her şeyden önce imanı yani müminolmayı gerektirdiğinden bu niteliğe sahip olmayanlar ibadete bağlı olan hususlarla damuhatap olmazlar.2) Ceza olma özelliği taşıdığı için kefaretler:a. Dinen yükümlü sayılanların sorumluluğundadırlar. Yani ceza ehliyeti taşıyan akıllı ve erginkişiler kefaret öderler.b. Diğer cezalarda da olduğu gibi işlenen suçun vebalini bütünüyle ortadan kaldırmazlar.Bunlar tevbe, istiğfar ve helalleşmenin yerini tutamazlar. KEFARETİN ÇEŞİTLERİ1. YEMİN KEFARETİ:Kendisine sadık kalınmayan münakid yemin, kefaret sorumluluğu doğurur. Bu konuda YüceAllah şöyle buyurur: "Kasıtsız olarak ağızdan çıkıveren (lağv) yeminlerinizden dolayı Allah sizisorumlu tutmaz. Fakat O, bilinçli olarak yaptığınız münakid yeminlerden sizi sorumlu tutar.bunun kefareti, kendi aile fertlerine yedirdiğinizin ortalamasından, on fakiri veya onlarıgiydirmeniz yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmanızdır. Bunları bulamayan kimse üç günoruç tutar. İşte yeminlerinizin kefareti budur. Yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi tutun!.."Ayette yemin kefareti iki aşamalı olarak belirlenmiştir. Birinci aşamada on fakirindoyurulması veya giydirmek ile bir köle azadı gelmektedir. Kefaret yükümlüsü önceliklebunlardan birini yerine getirir. Şayet bu üç seçenekten birini yerine getiremezse o takdirdeikinci aşama olan üç gün oruç tutmak seçeneğine geçebilir. Dolayısıyla on fakiri doyurmakveya giydirmeye gücü olanlar üç gün oruç tutmak ile yeminlerinin kefaretlerini yerinegetirmiş sayılmazlar.Eğer on fakiri doyurma seçeneği tercih edilecekse bunun ölçüsü sabah-akşam olmak üzere ikiöğündür. Kefaret sorumlusu kendi ailesinin yemek standardını ölçü alacaktır. Bu bireyselbelirleme yanında toplumsal ortalamayı da vermesi açısından öteden beri o yılki fitre miktarıda bu konuda esas alınmıştır. Yani ramazan bayramında verilen fıtr sadakasının parasaldeğerinin, yemin kefaretinde de bir günlük yemeğe denk geldiği söylenmiştir. Diğergörüşlerin aksine Hanefîler, ayette on fakirin bir günlük yemek ihtiyacını karşılama biçimindede uygulanabileceğini söylemektedir. Yine onlar yemek yedirmek yerine bedelinin deverilebileceğini de kabul etmişlerdir. Hanefilerin bu yaklaşımı, yukarıda ifade edilen
  • "kefaretlerde belirtilen ibadetlerin ifasında, özellikle yedirme ve giydirmede Hanefiler bazışekilsel düzenlemeler yapılabileceğini kabul etmişlerdir" cümlesini açıklamaktadır.Eğer on fakirin giydirilmesi seçeneği tercih edilecekse verilecek elbisenin vücudun tamamınıveya çoğunu örtmesi şartı aranmıştır. Esasen "giydirmek" fiili ancak bu miktarla yerinegetirilebilir.Bu tür harcamaları yapacak maddi güce sahip olamama durumunda devreye girecek olan üçgün oruç tutmak seçeneğine gelince, diğer mezheplerin aksine, Hanefiler bazı rivayetleredayanarak bu oruçların peşi sıra tutulması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.Yemin kefareti ile ilgili bazı meseleleri bilmekte fayda vardır:- Yemin yedirilen veya elbise temin edilen fakirler, kefaret sorumlusunun bakmakla yükümlüolduğu yakın akrabaları olmamalıdır.- Bir fakire bir günde on fıtr sadakası bedelini birden vermek veya bir fakire bir günde onelbise birden vermek bir günlük yiyecek ve bir kişilik giyecek vermek sayılır.- Kefaret yemin bozulduktan sonra yerine getirilir. Yemin bozulmadan önce ifa edilen kefaret,Hanefilere göre herhangi bir sadaka olarak olarak kabul edilir. Dolayısıyla bozulduktan sonraifa edilecek olanın yerine geçmez. Diğer mezheplerin aksine Hanefîlere göre böyle birdurumda kefaret tekrarlanır.- Doyurulacak veya giydirilecek olan fakirlerin hür ve Müslüman olması şart değildir. Yanigayri müslim bir fakire de kefaret ödemesi yapılabilir. Hanefîlerin bu görüşüne karşılık Şafiî veMalikiler ancak hür ve Müslüman fakirlere kefaret ödemesi yapılabileceğinibenimsemişlerdir.2. ORUÇ BOZMA KEFARETLERİRamazan orucunun mazeretsiz ve kasıtlı olarak bozulması kefaret gerektirir. Kefaret-i savmdiye isimlendirilen bu cezanın kaynağı Sünnettir. Ramazan orucunu tutarken eşiyle bilerek veisteyerek cinsel ilişkide bulunan bir sahabeye Hz. Peygamber “önce bir köle azad etmesini,bunu yapacak gücü yoksa iki ay ara vermeden oruç tutmasını, bunu da yapamayacaksa altmışfakiri sabahlı akşamlı doyurmasını” emretmiştir.Hanefîlerle Şafiîler kefaret ödeyecek kimsenin yukarıdaki sırayı takip etmekle yükümlüolduğunu belirtmişlerdir. Yani önce köle azadı sonra ara verilmeksizin iki ay oruç tutmaseçeneği gündeme gelecektir. Sağlık sorunları veya başka sebeplerle oruç tutamamasıdurumunda altmış fakirin doyurulması seçeneği söz konusu olacaktır.Kefaretin oruç tutularak yerine getirilmesi halinde şu noktalara dikkat edilmelidir:- Burada bahis konusu olan ay, kameri aydır. Bir kâmeri ay 29 veya 30 gün sürer. Yanikefaretlerdeki iki ay oruç cezası kâmeri aylara göre hesaplanır ve 58, 59 ya da en fazla 60 güntutar. Halk arasındaki "altmış bir gün" sözü, bu ayların en fazla sürelerine bir de bozulan günün kazâsı için tutulacak olan bir günlük orucun eklenmesiyle ulaşılmış nihai rakamıgösterir.- İki ay orucunun ardı ardına olması şarttır. Hastalık, yolculuk veya başka sebeplerle araverilmesi halinde baştan tekrar başlanır. Ara vermeden önceki oruçlar nâfile yerine geçer.Kadınlara özel halleri yani hayız ve nifas durumu peşi sıralığı bozmaz. Kefaret orucunututmakta olan kadın adet görür veya loğusa olursa bu durum sona erinceye kadar ara verir.Bu durum sona erdikten sonra hiç ara vermeksizin kaldığı yerden devam eder. Temizliktensonra ara verecek olursa baştan tekrar başlar.
  • - Kefaret orucu tutarken giren ramazan ayı ve kurban bayramı peşi sıralığı bozar. Çünküramazan ayında sadece ramazan orucu tutulabilir. Kurban bayramı günlerinde ise oruçtutmak tahrimen mekruh veya haramdır. Bu sebeple iki kamerî ay boyunca sürecek olankefaret orucuna başlamadan önce iyi hesap yapmak gerekir.- Kefaret orucuna geceden niyetlenmek şarttır.Oruç bozma kefaretinin fakirleri doyurmak şeklinde ifası söz konusu olursa yukarıda yeminkefaretlerinde anlatılan hükümler geçerlidir. Fakat doyurulması gereken fakir sayısının altmışolduğu unutulmamalıdır.3. HAYIZLI EŞLE CİNSEL İLİŞKİ KEFARETİKurân-ı Kerim hayızlı kadınla cinsel ilişkinin yasak olduğunu bildirmektedir. Aynı yasağı Hz.Peygamber’de vurgulamış ve bu haram fiilin işlenmesi halinde belli bir kefaret ödenmesigerektiğini bildirmiştir. Buna göre hayızlı eşiyle (başkalarıyla cinsel ilişkinin zina olduğu vebunun büyük günahlardan biri sayıldığı unutulmamalıdır.) birlikte olan kimse, bir dinar yaniyaklaşık 4, 25 gr. ya da yarım dinar altını sadaka olarak verecektir.4. ADAM ÖLDÜRME KEFARETİİslamın en önemli değerlerinden birisi de insan hayatını korumaktır. Cana kasdetmek hemçok büyük bir günahtır (en-Nisâ 4/92) hem de dünyada ağır yaptırımı olan bir suçtur.Bilindiği üzere kasten ve tasarlayarak adam öldürmenin dünyadaki cezası Kurâna görekısastır (el- Bakara 2/178- 179). Aynı suçun hata veya kazâ ile işlenmesi durumunda hangiyaptırımların söz konusu olacağını şu ayet açıklamıştır: "Yanlışlıkla olması dışında bir mümininherhangi bir mümini öldürmesi asla mümkün değildir. O halde kim bir mümini yanlışlıklaöldürürse mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesigerekir. Ancak onlar bunu bağışlarlarsa o başka. Eğer öldürülen mümin size düşman olan birtopluluğa mensup ise sadece bir mümin köle azat etmesi gerekir. Eğer öldürülen müminsizinle anlaşması olan bir topluluktan ise, öldürülenin ailesine teslim edilmek üzere bir diyetvermesi ve bir köle azat etmesi gerekir. Bunu (köle azadını) yapamayan ardı ardına iki ay oruçtutar. Bu tevbenin Allah tarafından kabulü içindir.Ayeytte sadece yanlışlıkla/ hataen adam öldürmeden bahsedildiği için Hanefîler kasdenadam öldürme suçunda bu kefaretin söz konusu olmayacağını söylerken Şafiîler kasden adamöldürme suçunda da aynı kefareti gerekli görmüşlerdir.