Vintaj - Mete Avunduk

985 views
713 views

Published on

Published in: Education
0 Comments
0 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

No Downloads
Views
Total views
985
On SlideShare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
4
Actions
Shares
0
Downloads
2
Comments
0
Likes
0
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Vintaj - Mete Avunduk

  1. 1. METE AVUNDUK “VİNTAJ” Copy / Paste ©
  2. 2. “Copy/Paste” e-kitap serisi, yazarları tarafından çeşitli zamanlarda, çeşitli mecralarda yayınlanmış yazıların bir araya getirilerek, meraklısına derli toplu bir kaynak oluşturmak adına gerçekleştirilen bir projedir. Elbette bu yazıların kitaplaştırılma niyetiyle ortaya çıkıldığında zamana göre yeniden ele alınmaları, güncellemelerinin yapılması gibi gerekliliklerin farkındayız. “Copy/Paste”, yazarının kaleminden çıkmış ve hedef kitlesiyle zaten buluşmuş yazıların, yeniden ambalajlanarak ticarileştirilmesi “ahlakına” karşı bir “ahlakın” ürünü. Bu nedenle Copy-paste serisinde yer alan yazılar, yeni okuyucusuna yayınlandığı gün her nasılsa o halleriyle ulaşacaklar. Daha açık anlatımla, bu “Copy-Paste” için tek bir amaç söz konusu: o da benzer konuda yapılan ve ağ içerisinde dağılmış yazıların bir araya getirilerek kullanıma sunulması. Bu metinleri istediğiniz gibi kopyalayabilir, çoğaltabilirsiniz. Kaynak göstermek sizin ahlaki değerlerinize kalmış olup, göstermediğiniz takdirde, serinin doğası gereği “ağ” sizi affetmeyecektir. “Copy-Paste” “üretilmiş her şey, hepimiz içindir” anlayışıyla oluşturduğumuz, tamamen ücretsiz bir yayın ağı. Yazarının iznini almak koşuluyla, çevrenizdeki kişilerin yazılarını veya kendi yazılarınızı “Copy/Paste” logosu altında aynı formatta yayınlamamız için bize gönderebilirsiniz. İyi okumalar dileriz…
  3. 3. Mete Avunduk “Vintaj” Her şey olur, Başımıza gelebileceklerin sayısı belli, güvendeydik. Son söylediklerin kulağımda tıpkı ilk söylediğin gün gibi; “Beni burada bırakma..”, ayakkabıların elimde yokuştaydım ya da bana öyle geliyor, nasıl anlatacağımı bilemiyordum. Her şey büyür, Yedi Uyuyanlar’ın, önünden her geçişimizde biraz daha kabaran yatakları kahve falıymışcasına desenlerle örülüyordu. Nehre doğru yüzümüzü çevirdiğimizi anımsıyorum, Thames bulgur rengine yakın senin üzerindeki kırmızıydı, sordum; “Eve dönmek istiyor musun?” Gittiğini söylediler. Her şey geçer, Yolun yarısı ve vakit çok geçmişti. Sabah kovulacağımı bilerek evine sığındım. Üzerimdeki lanet bir gölge gibi peşimi adımlıyor, yatağın yanında, yerde duran pikapta ne olduğunu anımsayamadığım bir plak dönüyordu. Yağmur başlamadan hemen önce kapının dışına konmuşum. Islanmıyordum. Moda Parkı’nda sıradan bir sıranın üzerinde nefes alıp veriyor ve hayatımın anlamını düşünüyordum. Yoktu. Hayat kalır. 4
  4. 4. Mete Avunduk “Vintaj” *A. H. Tanpınar Kumbaracı yokuşundan aşağı yuvarlanıp, kendime gelene kadar kaşımı gözümü yarmışım. Uyandığımda ilk yarısını gece ziyan ettiğim şişe ağzımdaydı. "Sabah sabah nasıl içiyorsun onu?" diye söylendi. "23 yaşındaydım" diye anlatmaya başlıyordum. Blur "Country House" ile haftanın sonunda listeye en tepeden bakarken, en iyi ikinci Gallagher Kardeşler "Roll With It" ile aynı listenin 2 numarasında çanak çömlek patlatıyorlardı. Beyaz giyiniyorduk, zayıftık ve henüz ellerimize kir bulaşmamıştı. "Daha ilk günden dır dır etmeye başladın" diye cevap verdim. Büyük ve beyazdı. Bana annemi anımsatanlardandı ve bunu onlara söylediğim an bittiğimki olacaktı, çıktım. Limana doğru St. Benoit'nın önünden adımlıyor, aklımda "Mother's Little Helper" kaya keleri gibi bastığım yerin rengine çalıp görünmez, format yemişçe hissederken yağmur kedi-köpek gibi yağıyor, hayatımın tüm suyu içimden çekilmişçesine ölüm kokuyordum. Şüphesiz ölüm bile o denli kısır değildi. * 6
  5. 5. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Ocak 2009 King’s Cross istasyonun bir 30 yarda kadar ilerisinde, köşedeki hızlı yemekçide hızlı bir şeyler yemeliydik. Edinburgh istikametine kalkacak olan öğlen trenine standart tarifeden iki biletimiz, Newcastle-York üzerinden yukarı, bir beş saatlik yolumuz vardı. Domuz pastırmalı burgerimin ortalarında yol arkadaşıma “Bi Papa diyelim mi?” diye sordum. Beni dinlemiyordu. Rough Trade çıkışlı bir deste kadar The Smiths 7 inçi, Britanya vitrinlerindeki hak edilmiş yerlerinde tekrar göründü. Yeni baskılar kapaklardaki barkotlar dışında orijinalleriyle birebir aynı. Yeni deste, yeni şanslar. Yılın en soğuk günlerinden birinde, hemen noel arifesinde, The Wedding Present, cüsseli albüm”El Rey” in kutlamaları dahilinde İstanbul’daydı. O derece samimiyete pek de alışık olmayan sahne her an yıkılıverecek gibiydi. “Interstate 5” David Gedge’in bugüne kadar yazdığı en iyi şarkı olabilir diye düşünmüşüm. Aklım başka yerdeydi. 8
  6. 6. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Aralık 2008 Charing Cross istasyonu girişinde güneydoğu servisinin son seferini bekliyorduk. Az önce mobil telefonunu yere fırlatmış bize doğru yürüyordu gözleri yaşlı ve tam önümüzde durup “İtalyan?” diye sordu. “Korkarım, hayır.” Dedim. Tuhaf bir şekilde yağmur yağıyordu ve ben hazırlıksız yakalanmıştım.  The Pink Floyd’un Fransa topraklarında basılan 7 inç plağı (Columbia, ESRF 1857) kapak tasarımıya bir boy önde koşarken, “Arnold Layne” ve “Candy and a Currant Bun”ın arka yüzünde “Interstellar Overdrive” finişi zorlanmadan görüyordu. O, tüm gece yağan yağmurun ardından sokağa beyaz bir pantolonla dökülürken ben Tesco’nun kapısında içerden bir şişe organik süt, bir kap çikolatalı Ben & Jerry’s ve bir de karışık meyve suyuyla çıkışına dalıp gidecektim. Aşk mevsiminde değildik, hele biz hiç. Singapur varoşlarının kamyoncu dostu, işçi sınıfının sesi Doel Kamdi, “Pop Jawa Jenaka” albümüyle (Yukawi Indomusic, IMR90058) sonbaharın karanlığı üstümüze çöktükçe kaçtığımız, parlak kayıtlardan biri oldu. Noel’den hemen önce David ‘El Rey’ Gedge ile ikinci bir İstanbul buluşması ayarladık. Henüz evimin duvarında bana kardeşine sarılır gibi sarıldığı bir fotoğrafımız olduğunu bilmiyor, yaşayan en samimi şarkı yazarı olduğunu da. Ama biz.. 10
  7. 7. Mete Avunduk “Vintaj” * J. Steinbeck “Bunun olacağı belliydi.” Dedi. Bir elinde Tatlı Perşembe*, diğerinde şekersiz çay acımsı, güneş bizimle ayrılık dansını ediyorken tüm bir Moda burnunu dönüp ne olacağı belli olmayan güne yürüyordum, Perşembeydi. Otuz bir Eylül 1978 Perşembe günü yayınlanan Public Image Ltd. adında bir gazetenin içine “Public Image” gizlenmişti (7 inç, Virgin Records, VS 228). Britanya’nın günü yaşayan asi çocuklarının hızlı zamanıydı ve bu kayıt döneminin kimyası en iyi olanlarından olarak tarihe geçti. Müzikte yeni dalganın ilk kıpırtıları görünür olmuş, John Lydon ve Jah Wobble kıyıda hazır bulunmuşlardı. Tünel’den Mısır Apartmanı’na güneşin dansını tasvir edecek olmazlığın peşine koşuyordum. “Kadıköylü biri için oldukça hızlısın” dedi. Les Chakachas yedi inçi “Jungle Fever” (Melodi, 72007). bin dokuz yüz yetmiş iki yılında yine ünik kapak tasarımıyla bu coğrafyada da vitrinlerdeki yerini alıyordu. Funk, su gibi akacağı yeri bilen bir hayvandı ve bu kayıt ter içinde…  Terk edilmeler mevsimini Kaş’ta tamamladık. Günün sonunu Deja Vu’da başını hemen suyun kenarında. Oda arkadaşım uykuya taparken ben kendimi rakıya vermişim. Öyle bir gecenin sonuydu ve “çok içiyorsun” dedi. Çok içiyordum. 12
  8. 8. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Ekim 2008 Senelik izindeydim. Başıbüyüklü Asuman’a tutuk, tek yarıda karşı kaleye yarım düzine top bıraktığım zamanlar. Steel Pulse “Handsworth Revolution“ beyaz casio walkman’imde tek, ben tüm hayatın o şekilde geçeceğinden endişeli, kışlar çok sert ve yağışlı, yazlar sıcak ve kıvrak Selçuk Yula ölümsüz ruhtu.  The Go-Betweens, “Streets Of Your Town” (7 inç, 1988, Beggars Banquet, 218) içerisinde bir plak, bir rozet, fotoğraf ve sokak planı olan bir kutuda yayınlanmıştı. Robert Forster ve Grant McLennan’ın, pop müziği son turda okyanus aromalı yumuşatıcıyla durulamaları, romantik hareketin bitişiyle hemen bu dönemin ardından son buldu. Bundan yirmi yıl önce biz daha bu piyasada yeni yeni ekmek yemeye başlamışken babam vasiyetinde, “Derdini herkesle paylaşma, seninle yitecek sırların olsun. Son görevde kabrime in kucakla, bilirsin sırtım ağrır, boynum ağrır, sağ yanıma iyice çevir, öyle yatır…” Diyordu. Bir başka sokak planı Kensington Bahçeleri’ni merkez alan kapakta, Shack plağı “Comedy” (10 inç, 1999 London promo, LTDJ427) ileri seviye raflarında yerini alırken Robbie Fowler neyse, aynı Michael Head “Thank You” (resimli 7 inç, 1982 Virgin, VST 557) yu yazdığında Selçuk Yula da bu coğrafyada oydu. Kadıköy’den karşıya pek bir gönülsüz geçtiğimiz ve her seferinde saat farkına maruz kalmışçasına sendelediğimiz terk edilmeler mevsimindeydik, deniz neredeyse dalgalı, vapur standart şehir hattı, bir tek anımı anlatabilmekte zorlanıyorum, zaman yavaşlamış gibi akarken bir ihtiyar kan taşı satıyor, bir kız şoparı darbukanın tersine para attırıyordu. “Tövbe bir daha bu vapura binmem” demişim, “kalbim yandı...” 14
  9. 9. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Eylül 2008 Tüm medeni kenterde olduğu gibi yağmur geceyi kolluyor, yol A1 otoyolu boyunca kuzeye Newcastle'a kadar çıkıyordu. Ben kafamda Mendelsshon'un mi minör konçertosunu öykülemeye çalışırken o, son olarak; "Senin varlığının bir anlamı yok" dedi. İleride solda indi. Girls At Our Best, neredeyse otuz senenin ardından toplayıcılara sıkıntı vermeye başlayan, döneminin köpek yarışları kadar sert ortamında ayakta kalmış 7 inç "Warm Girls / Getting Nowhere Fast" (1980, Record Records, RR1) ile daha o günlerde asiliğe başlamış oluyordu. Sonraki iki-üç yıl içinde Britanya'da deniz balıklarının bile tadı değişti. 16
  10. 10. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Ağustos 2008 Biz Köprü İstasyonu'ndan Tate Modern'e -iki önceki yüzyılın dok antrepolarından çakma stüdyoların arasından- nehir boyunca adımlarken, su, toprak; üzerimizdeki bulutlar ateşe düşmüş barut rengi, kuzeyden esen yel neredeyse üç beygir gücündeydi. Maya Deren ile tüm bir öğleden sonrayı tam da onun karmaşasıyla düşünmeye başlamış, Teiji Ito örgüleri kulaklarımda turlarken kendimi Çapa'ya zor attım. Oracacıkta iki kilo Abbot alesi içmişim. The Hidden Cameras'ın tüm dünya için 1000 adet basılan, dört kanal kayıtlı 7 inç plağı "Ban Marriage"in (Ear Warm Records, egs 02) 940 numaralı nüshasını o ıslak rüzgarlı öğleden sonranın hemen sonrasında toplam 5 Sterlin ve 15 dakikaya aldım. Camden bölgesinde, The Lock Tavern'in üst katındaki randevuya aksamaya başlayan sol dizimden izinsiz gitmiştim. Ciara Haidar ile ilk buluşmamız bu serin Temmuz akşamındaydı. Unutmak için içenlerdendi, bense anımsamaya yeni başlamıştım. Sahneden çabukça davranarak Karl SchmidtRottluff'un çantalı kadını gibi inecek ve unutana kadar uzaklaşacaktı. Kate Bush'tan korkmaya başladığım seneleri ve annemi hatırlıyorum. Bir ömrüm onu sevmekle geçmişti. 18
  11. 11. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Temmuz 2008 * L’Homme Qui Aimait Les Femmes Moda yolu üzerinden denize doğru uzunca yürümüş, Aile Çay Bahçesi’nde iki büyük bir küçük çay içmişim, Pala göçeli üç, ben vazgeçeli bir tam gün olmuştu ve deniz düz, mevsim yaz, şansım azdı. Gecenin sonunu getirdiğimiz Kadıköy’ün tekaüt barlarından birinde iç sıkıntısı veren şeyleri konuşmaktan içimiz sıkılmıştı. “Şu hızlı yürüyenlerin iffetinden şüphe duymamak toyluk olur”* demişim. Bin dokuz yüz seksen dört bağ bozumundan The Gun Club’ın Las Vegas Hikayesi (Animal Records), henüz yoğurt müptelası olmadığımız yıllarda, cesaretimiz Cihangir sırtlarında dolanmaya bile yeterken bizi mermi manyağı yapmıştı. Aşktan ağzımız çok sonra yandı. İlk 10,000 kopyası beraberinde bir eğlence torbasıyla satılan, Leeds bölgesi bağımsız pop hareketi öncülerinden Girls At Our Best! uzunçaları Pleasure (Happy Birthday Records, RULP 1, 1981), döneminin seciyesi kaymış kayıtlarına oranla daha bir ayakta dururken torbadan dileyene bilmece, dileyene çıkartma, kartpostal ya da şablon çıkıyor, biz duruyorduk. “Hayatımda hiç böyle hissetmemiştim” dedi. Külliyen yalandı. 20
  12. 12. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Haziran 2008 Biz, istasyondan içeri, imparatorluğun üzerinden güneşin hiç düşmeyeceğinden emin, kurumaya yatan Faversham çayının üzerinden Köprü Yolu boyunca yalpalayıp, Shepherd Neame tavafına yan, hareketsiz yerlilerin yanı sıra günün sonuna aç yürürken, saat üç, gece geç, ben sel olmuşum. “Hareketli ruhlardan mutlu insan olmaz.” dediğim söylenir. Mevsim dönerken Sahibinin Sesi vitrinleri erken bir golle yıkıldı. Manchester alkol hareketine otuz yılını veren Mark E. Smith, ellinci yaşını Imperial Wax Solvent (Sanctuary) ile kutlarken ben, eski bir sözü anımsıyordum.. “Şöyle bir on santim The Fall plağın yoksa bu kadar şeyi neye göre topladın?” Vinile sadece 1000 adet basılan cüsseli El Rey (Vibrant) ile The Wedding Present, zaten sadakatsizlik ve umursamazlıkla karışlanmış çöl bilincimizi kavurdu. Geri kalanın ahı bir ömür yanaşmış, ne zehirli su kardeşlikleriyle ağılanmıştık, Peyote’nin göğe yakın yerinde Paşa’nın sesi “Senede Bir Gün”ü (7 inç, Grafson, 3389) hatırlatırken, “Ben yirmi beş yıldır bu piyasadayım” dedim, son gelen ilk giderdi. 22
  13. 13. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Mayıs 2008 “Dün gece bir arkadaşın nasıl tanıştığımızı sordu. Ona bunu anlatırken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Dönüp şu bir buçuk senedir ne halde olduğumuzu düşündüm.. Buna bir son ver artık. Nasılsa hep söylediğin gibi, sancısı on beş yirmi gün.. Çekersin biter gider…” dedi. Uyandığımda gitmişti. Yma Sumac, 7 inç Mambo! plağının (Capitol, EAP 1-564) ikinci yüzünde “Gopher” ve “Chicken Talk” boyunca aşırı kakaodan kafayı bulmuş vudu cadıları gibi üstümüze gelirken, İnkaların mirası, Peru Andlarının doruğundan dört buçuk oktav çığlıkla çığ oluyor, aklımıza hep, hiç hareketli görüntülenmemiş kült bir öykü düşüyordu. Yine ilk büyük dünya savaşının hemen sonraki kurasından Ahmet Gazi Ayhan, yeşil vinile basılan “Memleketlerin Dilleri” adlı denemesinde, (Odeon, 371) bu kez Erciyes’in eteklerinden Anadolu’yu dillendiriyor, İstanbul’da kurabiye, Kayseri’de mantı, Adana’da para, yeniyordu. Bahar, bizi dize getirmiş, Moda Caddesi boyunca ki yürüyüşümüz hayli değişmişti. “Biat etmeyen bizden değildir” demişim. Adalet ile vicdan arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyor, tam bir sona varacakken anımsadığım vicdansızlardan türlü yollarla kurtulamıyordum. Bir ufak Efe boğmuşum, hep izi kalır. F**k For-e-ver. 24
  14. 14. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Nisan 2008 Balkon, karşı blokta medeniyet çözmeye uğraşan sonradan gelmelerin karşısında, Büyük Otel’in kenarından geçen nehir üstünden geçince çarşıya, su boyu gidince suya bağlanıyor, ben Factory çıkışlı birkaç plağın peşinde Vivien Westwood’un önünden arduvaz iskelesine doğru yürürken yol arkadaşımla yollarımız çoktan ayrılıyordu. Mevsim, Domino amirliğinden iki emirle değişti. Glasgow beldesinin yan mahallerinden yetişen Correcto, debü “Joni” (7 inç, RUG267)’nin üzerine “Do It Better” (7 inç, RUG272) ile tulum çıkartıyor, bu modern gayda iki dakikayı biraz geçen turunda Pere Ubu’dan Public Image’a tek yönlü bir bilet alırken, kader ağlarını Medusa’nın ağı gibi örmüş, vakit erken, biz olamıyorduk. “Elvis’i hiç sevmedim” demişim. Kırk yıl kadar öncesinin Nurinnisa Toksöz kaydı, “Kundurama Kum Doldu” (7 inç, Sahibinin Sesi, 2886) özellikle de kapaklı ve temiz kondisyonda ise koleksiyonunuz için gayet iyi bir nesne. Mehmet Taşsever’in derlemesi hemen aynı dönemde Ahmet Sezgin’in sesiyle de kaydediliyor. (7 inç, Sahibinin Sesi, 2895) These New Puritans, “Elvis” (7 inç, RUG276) ile martıların bile iç sıkıntısından can verdiği Southend’in yeni gözdesi, amirliğin ikinci buyruğu oldu. “Dünya’nın sonu” adında bir yerde oturuyor, dünyanın sonunu düşünüyordum. “Sensiz geçmiş hayatın telafisi olmaz” dedi. Kış beklenenden soğuk, iş, işten geçmişti. 26
  15. 15. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Mart 2008 * Signoret Simone Üşüyordum. Ben Çin Mahallesi’nden sıyrılırken yediğim yağmur üzerimde ıslak, sözleştiğim saatte Leicester Meydanı, Wetherspoon’a ulaşırken o, neredeyse bir tam yıldır beklemiyordu. Bindokuzyüzatmışsekizde rütbe alan “I Heard It Through The Grapevine” Motown hareketinin yüzyıl savaşlarını başlatıyor, yüzbaşı Marvin Gaye koyu renklerin efendisi, bu coğrafyada basılan yedi parmaklık plak (Melodi Records, 68.855) çoğu da ünik kapak tasarımlı nesneleri biraya getirmek için iyi bir başlangıç oluyordu. Sean bw Parker, yeditepe’li şehrin fırtınalı günlerinde henüz ticari ürün haline gelmeyen albümünü (A Gun To The Temple) tamamladı. Lou Reed’in yüzünü pek göstermediği tarafından gülümseyen kayıtlar özellikle Enovari Roxy Music tabularına dokundukça (Spirits, Cascade) elinizin bulaşıcı kiri olageliyor. www.myspace.com/seanparkeristanbul İlk büyük seferden bir on yıl kadar sonra 1979’da Londra bahçelerinin yırtık kızları The Slits adı altında “Typical Girls”’ü yayınlıyor, plağın b-yüzüne “I Heard It Through The Grapevine” okunurken modern zaman amazonları yüzbaşıyı selamlıyordu. Birleşik Devletler baskı yedi inç plak (Antilles, ANS 102), açılınca poster olan kapak konseptiyle çok koleksiyonerin canını sıkacaktı. “Kısmet” dedi. Yoğurt ve hardal tozu karışımı yeni bir sos üzerinde çalışıyordu ve Benjamin Linus’u şimdiki zamanda görmek canını sıkmıştı, muhtemelen geçmişe özlemin de eski tadı yoktu.* 28
  16. 16. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Şubat 2008 Whitstable, hemen dok hizasından el kadar istiridyelerin kurumaya kalmış kesif kokularıyla kıyı hattının sonunda İhtiyar Deniz Tanrısı’na uzanıyor, masif ahşap masalarda güneşin söndüğü saatler The Serendeputies sahne alıyor, gelecek yılın bu zamanlarını düşünüyorum, ekmek gibi London Pride’lardan altı pint içmişim. Taş plak döneminin ardından Zeki Müren’in vinile basılmış ilk Grafson 45’liği “Doktor”, arka yüzünde yine Ahmet Gazi Ayhan’ın “Sevdaya Koşanlar Çabuk Yorulur” ile serin günlerin en sıcak gülümsemesi olurken, yöremizin yanık havalarından “Can’t Stand Losing You” (The Police, A&M Records, 1978) bunca erken çöken akşamlar iğnenin altında döndü de durdu.  Modern çağın tanık olduğu en akıllara durgunluk veren cisimlerden biri şüphesiz Brigitte Bardot’nunki. Bu coğrafyada basılan 7 inç -1960’lar ortaları olsa gerek- “Bonnie And Clyde”/”Cosmic Strip” (Philips, 260120) gün geçtikçe daha nadir bir plak. Gainsbourg’un dokunduğu yerlerde nasıl şeyler oluyor?  “İçmeyelim de hırsızlık mı yapalım?” dedim, çok geç olmuştu. En son, makarna sosuna tarçın koyduğum için tartışmıştık. Soğuktu, annemin elleri kadar soğuk. Aklımda hep aynı ezgi mırıldanarak uzaklaştım. “Bir elinde bağlama, kömür gözlüm ağlama, ben buralı değilim bana gönül bağlama.” 30
  17. 17. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Ocak 2008 “Bir noktada bitecek olmasının en güzel yanı henüz bitmemiş olması” dedi. Kışın ortasındaydık ve ileri telefon teknikleri işe yaramıyordu, yalnızdık. “Kaloriferim arızalı, sende kalabilir miyim?” diye sormuşum.  Nesrin Sipahi plakları serüvenimin ortalarında bir yerde genellikle pek yüz vermediğim Yüksel Özkasap’ın Almanya baskı 7 inçi “Ankara Rüzgarı” ile karşılaşıyorum. (Türkofon, 1501) Kapaklı ve arka yüzünde “İki Yabancı” yorumu olduğu için alıyorum bu plağı. Şaşırtıcı Asöcal orkestrasyonu 1960’ların Fransız Pop’uyla raks ediyor, masalsı nefesliler bir matadoru uykuya davet ederkerken Özkasap’ın vokal rengi boynuzları kendi üzerine çekiyor. Şimdi yüzlerce plağın daha peşine koşmalıyım. Uyandığımda gitmişti. Radyoda Verdi’nin Zafer Marşı, zihnimde Galaxie 500’dan “Strange”. İkisini üst üste duymaya çalışıyorum. Yola gitmemiz lazım. 32
  18. 18. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Aralık 2007 Kapı sadece içeriden kapatılabiliyor, avlunun orta yerindeki yağmurluğun altında Chaucer hikayelerini anımsamaya çalışıyordum. 10 inçlik el hombre trajeado plağı “Shoplift” (guided missile, guide37, 1999) ve 1972 Beano yıllığını onbeş dakika kadar önce satın almış, bu Kilise Sokağı’na kadar yağmurun kesilmesini beklemeksizin yürümüştüm, iki pint Golden Braid süresince konuşmamışım. Simple Simon’s’ tan ayrılıp bir ikinci tur için Canterbury yanyollarına çıkıyorum.  Seksenlerin majör ataklarından çok önce, o dönem her nasılsa Türkiye baskısı da yapılmış Toots & the Maytals’ın klasik “Funky Kingston”ından da (Island, 1975) beş yıl kadar sonra bir Grace Jones prodüksiyonunda (Private Life/She’s Lost Control, 7 inç, Island WIP 6629, 1980) Chris Blackwell, Alex Sadkin ile yine cesur bir iş çıkarıyor, Joy Division efsanesi bir kendine yönelik şiddetle henüz sarsılıyorken Grace Jones plağın b-tribününde kendini kaybediyordu. Plakların bu iki yüzlülüğü… Korkarım sert bir kış olacak. 34
  19. 19. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Kasım 2007 Chatham, Britanya sosyal yapısının, bir şey olmak zorunda değilsin anlayışının romantik ışıklı yatağına atlamaya can atan bekar anne adaylarıyla dolu tüm Yüksek Cadde boyunca; Yürüyorum. Solda 1 Türk bakkalı, sağda 2 bağış dükkanı ve bir düzine yeni sütlaç emo yetmesinin önünden; zihnimde birileri fısıldaşıyor. Delta 5’ın 41 katalog numaralı Rough Trade 7 inçiyle, bu, iblislerin dahi pas geçtiği semtte hiç ummadığım bir yerde rastlaşıyorum, “Anticipation”. Bıraktığımız yerde bulabilmek için otopark fişini yanımıza aldığımız arabaya, o en sevdiğim Rochester köprüsünün üzerinden de sağnak altındaki mezarlıkların bittiği yere, eve dönüyoruz. Birkaç zencefil-Scotch’tan sonra “Bizden bahsederlerken fısıldamaları, bizim kendimizi anlatırken bağırmamamızdandır” demişim. Sabah uyandığımda yağmur dinmişti. “The Leanover” (TUGS016, Tugboat Records), yeni asrın hemen başında, müptezel ada müziklerinin yanına yukarılardan geliyor, belki de post-modern olmadığından bu ses yaygın zaafın birazcık ta dışında kalıp çok sonralar konuşulacak gizli aşklar gibi birkaç kısa mektupça çatıya kaldırılıyordu. Life Without Buildings’in kısa macerası Any Other City ile son buldu. Clare Grogan’dan bu yana ne bu kadar heyecan duymuş ne de bu denli hevesliydik. Artık aşka düşüp Kadıköy’den Tekirdağ’a kadar yürümek isteyecek arkadaşlarımızın sayısı yoka yakındı. 36
  20. 20. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Ekim 2007 Yaz, geçmiş suçlarını anımsatıncaya kadar uzaklaşırken sezon boyunca hemen her dinlemede içtenliğinden emin olabildiğim Mürüvvet Kekilli kaydı "Artık Mum Yakta Ara"nın (Bestefon,6) yanına yine Ritm 68 orkestrasının çaldığı bir başka 7 inçi ekliyorum. Sarı etiketli, 3728 katalog numaralı bu Grafson plağında Müşerref Tezcan'ın tarzı parçanın havasını; koyu renkli şişesinden yarısını içtiğimiz vişne suyuna üstten votka ekleyip kimseleri uyandırmadan kafaları bulduğumuz düğün salonu sound'una doğru kaydırmış. Başkasının düğünü en iyi olanıdır. 1962'de Pathe şirketiyle başlayıp sonraki 10 yıl Odeon ile devam eden Nesrin Sipahi macerası, bir 100 kadar plağı toplayınca 1973-1974 sezonunun şampiyonu için kaydettiği marşla (Diskotür, DT 1002) son buluyor ki bu ,advantürü bir hayli anlamlı hale getiriyor, aynı sezon tribünlerini coşturan Urfalı Amigo Babi, Aykut Sporel prodüksiyonu Oyun Havası'ndan (S&S, MS-6002) hüküm giyiyordu. Oyun ve hava... Ne yan yana gelmez tınlıyor... Bir Londra mevsimi daha geçti.Covent Bahçesi'nde Fred Perry mağazasına girip duvardaki Paul Weller fotoğrafına bir Reşat Nuri farkındalığıyla gülümseyerek, ardından 1 no'lu binada, Cove Bar'da iki serin pint bira...Artık mum yak ta ara sen benim gibisini, benden sana fayda yok, bul başka birisini. 38
  21. 21. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Mayıs 2007 Ulusal demiryoluyla Charing Cross'tan kırkbeş dakika doğuda mezarlıkların bittiği yerde, Victoria dönemi sayfiyesi Gravesend istasyonunda inip, yağmurun yağmur gibi yağmadığı birkaç yüz adım boyunca çarşının aksi istikamette yürüyüp Grange yolunun köşesine vardığımızda gözlerimdeki yaşlar kendilerinin yağmurdan mı olup olmadıklarını hatırlamıyorlardı. “Bana sensiz cihanda can ne lazım” demişim. Grafson yıllarının sarı etiketli serisinden oldukça nadir 7 inçlerden biri; “Oğlum” / “Beni Terketme” (1972, Grafson 3787) ,ile Zeki Müren, Şişko Mehmet'in dükkanında birkaç bira içimi kadar renk veriyor bahara. “Oğlum”, Richard Harris'ten bilinen “My Boy”un Fecri Ebcioğlu, “Beni Terketme” ise Jacques Brel'den aşina olunacak “Ne Me Quitte Pas" nın Zeki Müren sözleriyle kaydedilmiş, yaygın tabirle aranjmanları. John Locke'tan aldığımız ağır darbeler ve değişen mevsimin tehlikelerinden bu yana Pazar öğlesonralarının en sanrılı olanları gece radyoda (Dinamo 103.8) döndürecek bir-iki ankastre plağa karar veremediklerim oluyor. The Maisonettes, “Heartache Avenue” 7 inçi (1982, Ready Steady Go!, RSG1) hem 1960 başlarının masum soul-pop heyecanını hem de kendi döneminin bağımsız sofistik duruşunu taşıyan yaralı haliyle; Batı Almanya basımı “This Affair / Say It Again” (1983, Ready Steady Go!, RSG4) ise Clementine duyarlığına yaklaştıkça yaklaşan aymazlığıyla o sanrılı olanlara biraz su katıyor, tuzlu su. Plaklar ikiyüzlü… Ve biz masada iki kişiydik, saman sarısı tabaktaki yemek ancak üçbuçuk yıl aynı eşle uyanmak kadar sıcaktı. Gün neredeyse Mendelssohn'ün mi minör konçertosu gibi kararmaya yatmış, ben bir yarım pint'a üç küçük öykü sıkıştırmıştım. Önümüzdeki sene boyunca peşinde olacağım Nesrin Sipahi'nin Odeon basımı 45'liklerini düşünüyorum, Kraliyet Filarmonisi Jascha Heifetz'in gölgesinde, saat Çin'i vuruyor, pirinç. 40
  22. 22. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Nisan 2007 *Celal Sılay Oldham caddesi 53 numarada Public Image Ltd.'in Metal Box (1979,Virgin) albümünün bir yeni tıpkı basımını bulup, 37 pound canlıyı indirip alıyorum. Aklımda çarşı içinde, geniş avlusunda ahşap masasandalyeli, hemen kilise yakını lokasyonuyla huzur içindeki pub var. Günün ilk yudumu gibisi yoktur. Albüm metal kutuda 3 adet 12 inçten oluşuyor, kutu John Lydon'ın kendi tasarımı ve bu albümdeki "Kuğu Gölü" yorumu neredeyse Karajan'ın Flarmoni'ye çaldırdığı (1965, Decca SXL 6187) kadar iyi, belki de daha fazla. "Kulak, Tchaikovsky'den mürekkep motifleri 100 sene sonra metale işlenmiş duyduğunda tımarlanıyor hiç şüphesiz ki, Kuğu Gölü'nün kıvrımları işin en başında gürgenden yontudur" gibilerinden bir şeyler söyleyecek oldum, sıkı bir tane patlattı, uyumuşum. Rough Trade üç yıl sonra debut Liliput albümünü yayınladı (1982, Rough 43) ve plak -çakısı dışında- koleksiyonu yapılacak bir diğer nesne haline gelerek yeni dalganın İsviçre'ye armağanı oldu. O yıl Manchester'de sıkıntının, terk edilmişliklerin hatta yok sayılmaların zamanıydı ve bu bir sonraki yılın 75 seri numaralı Factory Records ürünü Power Corruption&Lies yayınlanana kadar da sürdü. New Order plakları yok satarken, Henri Fantin-Latour'un gülleri Ulusal Galeri dışında, bu plağın kapağında da ölümü anlatarak ölümsüzleşiyordu. Bir daha böyle kapak yapılmadı. Plak iki yüzlüydü ama bu kez ne yontulması zor ağaçlar ne de kaynak makineleri, müzik sadece topraktı. Toprak. "Kadını sokağa çıkarmaktan kolay ağacı eve sokmak"* 42
  23. 23. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Mart 2007 Hamamyolu boyunca, evden uzak olmanın da tedirgin adımlarıyla, üzerinden geçerken o umursamaz gülümsemeyi takınmayı adet edindiğimiz Porsuk'a umursamaz bir bakış atıp Cengiz Topel, dokuz numarada Turgut Berkes neşri Kara Kutu'yla (Om Music, 2000), onun kapağındaki kösnül duruşla karşılaştık."Hayatta yalnızca bir kez olabilecek şeylerin olabilmesi için en azından hayatta olmak gerek" dedim. "Kes sesini" dedi. 1985 sonunda görünen oydu ki; The Smiths, Meat is Murder'a kafa tutabilecek derinlikteki tek atak Glasgow betlik amirleri Jesus & Mary Chain'den gelmişti. Psycho Candy (Blanco y Negro), domestik buhranı ve içe dönük asiliği, gürültüyü yarı estetik kaygıyla tesviye ederek, armonik geri itilimlerle küresel soğuyarak ve üstelikle yaz kış siyah giyinerek "yere bakmaların" sadece utangaçlıktan olmadığını hafif de utangaç bir tavırla anlatıyordu. Bir başka Glasgow büyüğü Kenny Dalglish ve onun "Kırmızıları"nın efsane yıllarının sonu, John Peel'in en kudretli dönemiydi ve o yıl kış çok sert geçti. İskoçya'nın hep yeşil örtüsü, 1988 başlarında yine bir Glasgow banliyösünden The Orchids'e zemin oluyordu. Sarah Records'un 2 katalog numaralı yayını; "I' ve Got A Habit", "Give Me Some Peppermint Freedom" ve "Apologies"den oluşuyor ve bu bağımsız soluk sonraki yıllarda peşine düşülecek 100 kadar 7 inçin de ikinci ulağı olarak (ilki The Sea Urchins'e ait ve elimizde mevcut değil) tarihe karışıyordu. Bizim gibilerden anlayanların genellikle hiçbir halttan anlamayan arkadaşları olur. Takip eden on sene de öyle oldu. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı, Kadıköy kaldırımları hep kaygandı. The Yummy Fur, Sexy World albümünü yayınladığında (Guided Missile, 1998) CD bir şişe pastisin ederi kadardı, şimdi paha biçilemiyor. 44
  24. 24. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Aralık 2006 Sonbaharın bilinen özelliklerinin yanında garp cephesi, iyiden iyiye sentetik iç kulvardan uzak duran, doğası gereği yorgun iki albümle merkezden kaçıyor. 1970'lerin sonuna dayanan efsaneye göre Güney Bronx'ta o zamanlar no wave diye bilinen bir dalgasız hareket vardı ki bu zamanımıza dek ESG adıyla anlatıldı. Kısa hikayelerini Britanya'nın Soul Jazz şirketi A South Bronx Story adlı albümde topladı ve yeni yüzyılda geçmişini arayan her kafası karışık, yirmili yaşların sonunu görmüş müzik kovalayıcısı, onların bundan 25 yıl önce yayınlanan 99 Records çıkışlı plaklarının tadına koştu. Soul Jazz, 2002 yılında Step Off'u, geçen yazın en sıcak günlerinden birinde de 'Keep on Moving'i yayınladı. Siyahsa siyah, karanlıksa karanlık, kadınsa kadın, yeterse yeter bir albüm bu. Pek tutucu sayılmayacaksa da funk, James Brown'dan Public Image Ltd.'e kadar -daha çok Jah Wobble'ın adını mı anmalıyım?- böyle naif ve içten yorumlandı mı? Hiç değilse kalabalık yerlerde ismini mırıldanmaya çalışın. Spank Rock... Kabaca bilinen formda hip-hop ve eski mahalle ağzı ahlaksız rap. Baltimore çıkışlı ikilinin yine Britanyalı plak şirketi Big Dada'dan yayınlanan albümü Yo Yo Yo Yo Yo adını taşıyor. Gizli hareketlerinin şaşaalı yılları 1980'lere saygıyı kaybetmeden, maymunluk yapmadan, delikanlı gibi karşınıza çıkan davul programları ve bas ataklar... Belki ıssız adaya düşerken yanınıza alacaklarınızdan değil ama ortalamanın çok üzerinde. Tüm yoğunluğuna rağmen kullanılan renklerin bu double plağı benzer prodüksiyonlardan çok daha zengin gösterdiğini söylemek gerek. Locke, Sawyer, Jack.. 46
  25. 25. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Şubat 2007 Kurşun yemiş toprak rengi suya ve devasa doklara arkamızı verip, heybeti varlığını sorgulayan adliye yapılarının önünden dönerek içeri doğru Mathew caddesi boyunca ilerlerken, biraz da onların azametiyle uç veren küçülüp kaybolma duygusu, yavaşça yerini zaten erken biten günün sonuna hiç tanık olmama irade dışı isteğine ve ziyedesiyle de 2 kraliçe karşılığı yuvarlanacak bir pint ın uçurum susuzluğuna bırakıyor ve üstüne suya kurşunun döküldüğü yerden bir de duş alıyoruz. Daha sonraki vizitasyonlarını yalınca sayıklayan 7 inç Harvest (within you)( Domino, RUG241) çarşı içindeki HMV' nin mevsim reyonunda bekliyor beni. "Clinic tam da dört bir yan sularla çevriliyken, yakışıklı ve adaleli sörfçü olamamanın müziğinin peşinde olabilir mi?" diyorum."Kes sesini" diyor, Lime Street istasyonundan Manchester istikametine kalkan ilk trene biniyorum. Taş plak dönemini -biraz da vinil düşkünlüğünün arkasına gizlenerekşimdilik gözardı edebilirsek, oldukça yeterli bir Zeki Müren külliyatı toparlayabilmenin pek keyifli yolu, Grafson çıkışlı 7 inçlerin peşine düşmek. 1959-1974 yılları arasında yayınlanan bu yaklaşık iki yüz plak ya da daha çok kullanılan tabirle 45'lik, gençliğimizin elimizde listelerle dolanıp, içeride kıllandığımız herhangi bir nesnenin varlığını hissettiren her dükkana girdiğimiz çağını anımsatttıkça gülümseten katalog numaralarıyla kesin sonuç veriyor. Bu serüvende yol alırken Gözleri Aşka Gülen (Grafson, 3089) ile birlikte iki nadir 7 inç plağın da adını anmanın pek bir sakıncası yok sanıyorum: Şevket Uğurluel ve Arkadaşları - Gözleri Aşka Gülen/You (Melodi, 2158) ve Los Alcarson Gardiyan/ Gözleri Aşka Gülen (Philips pf 357236)...  Bizim cografyada darbenin vurduğu bıçak yarası Oymacı Quentin'inkini hiç de aratmazken, pek öyle devam etmediyse de 1980'lerin ilk kitlesel "Margaret Thatcher yalnızlığı" hareketlerinden biri, The Jam' in Sound Affects'iyle (Polydor) kendine vücut buluyordu. Daha sonraları halk içinde adı geçtiğinde ayağa kalkıp önümüzü ilikleyeceğimiz insan, bizim kısaca Wellerizm olarak bildiğimiz ekolü, en öfkelisini kendine yöneltmiş, en sadece kendinden emin ve en yalnız sesiyle anlattı ki "yalnız insanlar, en öfkeli olanlardı." 48
  26. 26. Mete Avunduk “Vintaj” Rolling Stone, Ocak 2007 Dar paçalı, iki plili, nerdeyse yarı şalvar keten pantolonlarımız, ayağımızda çokça beyaz çorap, yazları o gün giydiğimiz polo yakanın tonlarında espadril, kışın şetlandımıza ters düşmeyen bir lofır olur, cebimizde olmayan elimizde kolayı şişeden içerdik. Giyinik şevişme gizemlerinden, kafelerde ziyan olan öğle sonralarından kopup, bizi asla yarıda bırakmayacak plaklara sırtımız verdiğimiz ilk zamanlar.  Bundan hemen yirmi yıl kadar önce Yavuz Aydar, bizi billboard'un sıkıcı albümler listesine mahkum etmediğinde Toto'nun yeni albümünün tamamını çalardı Stüdyo FM'de. Biz hayatımızı kaydıran plakları kendimiz arayıp bulmak zorunda kaldık. Tam da o dönemde kırılabilir ama ağlamayan duruşumuzun sesi olan plak George Best (Reception Records, 1987) adıyla yayınlandı ve 1985 finalinde yağmur altında oynanan müsabakayı tek golle geçip Adalar Kupası'nı alan Psychocandy ile beraber, plaklarını türlere göre istif eden arkadaşların raflarının bizim de gençliğimizin katili oldu. Geçenlerde -konumu itibariyla- yalnızca benim bildiğimi sandığım bir dövmenin ayrıntılarını bir başkasından dinliyorum ayaküstü. Bugüne değin "My Favorite Dress" eşliğinde kaç pint bira tüketmiş olabileceğimi, annemi ve evden kaçan Kennet'i hiç tereddütsüz düşünmeden bir başka küfür savuruyorum içimden ve ekliyorum; "Yorgunum". Biten yılın en iyi kayıtları arasında hiç kuşkusuz Camera Obscura'nın albümü de vardı; Let's Get Out This Country (merge Records, 2006). Çok samimi, müzikle haysiyet yapılmayacağını muhtemelen ilkokul çağında babalarının plaklarını dinleyerek öğrenmiş güzel insanların grubu Camera Obscura. Plak formatında satın alan saygıdeğer dinleyicilerine aynı zamanda bir "dijital indirme" şifresi de hediye eden albümün tartışılacak pek bir tarafı yok. Zaten biz George Best'ten bu yana neyin iyi olduğunu da tartışmıyoruz.  50
  27. 27. Gelecek Sayı; Sinan Dirlik “Nankör Şu Kıbrıslılar, Nankör” Copy / Paste Copy / Paste © © www.reportare.com

×