Araştırma Yazıları - Ali Gizer

909 views

Published on

Araştirma Yazıları - Ali Gizer

Published in: Education
0 Comments
0 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

No Downloads
Views
Total views
909
On SlideShare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
4
Actions
Shares
0
Downloads
5
Comments
0
Likes
0
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Araştırma Yazıları - Ali Gizer

  1. 1. ALİ GİZER “ARAŞTIRMA YAZILARI” Copy / Paste ©
  2. 2. “Copy/Paste” e-kitap serisi, yazarları tarafından çeşitli zamanlarda, çeşitli mecralarda yayınlanmış yazıların bir araya getirilerek, meraklısına derli toplu bir kaynak oluşturmak adına gerçekleştirilen bir projedir. Elbette bu yazıların kitaplaştırılma niyetiyle ortaya çıkıldığında zamana göre yeniden ele alınmaları, güncellemelerinin yapılması gibi gerekliliklerin farkındayız. “Copy/Paste”, yazarının kaleminden çıkmış ve hedef kitlesiyle zaten buluşmuş yazıların, yeniden ambalajlanarak ticarileştirilmesi “ahlakına” karşı bir “ahlakın” ürünü. Bu nedenle Copy-paste serisinde yer alan yazılar, yeni okuyucusuna yayınlandığı gün her nasılsa o halleriyle ulaşacaklar. Daha açık anlatımla, bu “Copy-Paste” için tek bir amaç söz konusu: o da benzer konuda yapılan ve ağ içerisinde dağılmış yazıların bir araya getirilerek kullanıma sunulması. Bu metinleri istediğiniz gibi kopyalayabilir, çoğaltabilirsiniz. Kaynak göstermek sizin ahlaki değerlerinize kalmış olup, göstermediğiniz takdirde, serinin doğası gereği “ağ” sizi affetmeyecektir. “Copy-Paste” “üretilmiş her şey, hepimiz içindir” anlayışıyla oluşturduğumuz, tamamen ücretsiz bir yayın ağı. Yazarının iznini almak koşuluyla, çevrenizdeki kişilerin yazılarını veya kendi yazılarınızı “Copy/Paste” logosu altında aynı formatta yayınlamamız için bize gönderebilirsiniz. İyi okumalar dileriz…
  3. 3. İçindekiler Keşfetmek İçin Kısa Bir Yol : RAP____________________________ 8 Araştırma Yöntemleri 4 - Medya Analizi______________________ 74 Siyasal Araştırmalar, Medya Ve Nedensellik Tartışması…________ 10 Araştırma Yöntemleri 5 - Söylem Analizleri___________________ 76 “Büyük” Araştırmacıları, “Sıradan” Araştırmacılardan Ayıran Yedi Özellik_______________________________________________ 16 Araştırma Yöntemleri 6 - Etnografik Çalışmalar_______________ 78 G20’de Son Durum______________________________________ 18 TÜİK Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması (2012)__________ 20 KOBİ’ler Markalaşmalı Mı?_______________________________ 22 Yönetim Kurulları Neden Değişmeli?________________________ 28 TÜİK Enflasyon Sepetini Nasıl Belirliyor?_____________________ 30 TÜİK… Kazanç Yapısı Anketi 2010___________________________ 32 TÜİK… Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2010______________ 34 Araştırmada Son Söz Kimin?.._____________________________ 38 Uzmanlar ile Görüşmek…________________________________ 40 Yeni Araştırmacılar İçin…_________________________________ 42 TÜİK’in 2011 Yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması___________________________________________ 44 TÜİK’in 2010 yılı “Yazılı Medya İstatistikleri” üzerine____________ 48 Araştırma Bütçelerini Korumak…__________________________ 50 Yanıtlanma Oranını Artırmak…_____________________________ 52 Boykot Krizi Kime Yaradı…________________________________ 54 Kadının Yeri Evidir Anlayışı Artık Bitti________________________ 58 Türkiye’de Bağımsız Değişkenin Şaşkınlığı!..__________________ 60 Araştırma Yöntemleri 1 - Rap Araştırma_____________________ 64 Araştırma Yöntemleri 2 - Odak Grup Çalışması________________ 68 Araştırma Yöntemleri 3 - Delphi Araştırma___________________ 72 Araştırma Yöntemleri 7 - Fenomen Analizi____________________ 80 Araştırma Yaptırmayı İstemek…____________________________ 82 Araştırma Yapmayı İstemek…______________________________ 88 Gallup : Türkler Ab’de Çalışmaya Gönüllü Değil…______________ 90 Üç Toplumlu Çözüm Ya Da…_______________________________ 92
  4. 4. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Keşfetmek İçin Kısa Bir Yol : RAP Stuart Sutherland İrrasyonel isimli kitabında; önceki öğelerden, sonrakilerden daha fazla etkilenmeyi “öncelik hatası” (primacy error) olarak tanımlıyor. Bu tesbit, araştırmanın önemli unsurlarından olan önermelerin belirlenmesi aşamasında ne denli dikkatli davranılması gerektiğini çok yalın bir dille ortaya koymaktadır. Herkesin bildiği üzere, araştırma çalışmalarında yaygın olarak takip edilen bir süreç vardır. Bu süreç araştırma probleminin tesbiti ile başlamaktadır. Daha sonra – yine başlangıç çalışmalarından birisi olarak kabul edilebilecek – önermelerin sıralanması işi yapılmaktadır. Önermeler ise, bizim uygulama safhasında neyi araştıracağımızı, bunu hangi araç ve teknikler ile gerçekleştireceğimizi belirleyecektir. Önermeler aynı zamanda, araştırma kaynaklarının ve sınırlı zamanın akılcı bir biçimde kullanılmasına da olanak sağlayan kabullerdir. Araştırma sorusunu yanıtlamak amacı ile, bu soruyu oluşturan her türlü olguyu sorgulamamıza olanak sağlayan önermelerin, akılcı bir biçimde kurgulanması ve güçlü soru cümlecikleri olması beklenir. Bu noktada ise, kabaca literatür olarak tanımlayabileceğimiz sözel ve yazılı geçmiş bizim en öncelikli yardımcı aracımız olmaktadır; özetle bizden önce yapılmış olan tüm çalışmalar ve bunlardan üretilmiş olan bilgiler. Yani Sutherland’ın deyimi ile ‘önceki öğeler’. Araştırmanın başlangıç aşamasında yapılacak bir hatanın, araştırmanın bütününe etki edebileceği açıktır. Önermelerin belirlenmesi – araştırmanın tamamını gerek içeriksel gerekse de teknik olarak etkileyecek olan – araştırmanın kurgulanması aşamasında yapılması muhtemel “öncelik hatası” ise bizim bulmayı hedeflediğimiz verilerden oldukça uzak bir sonuca ulaşmamıza neden olabilir. Hele ki araştırma konumuz hakkında öncel bilgiler yeterli veya yetkin değil ise. Copy / Paste sırasında, bazı fırsatların var olduğunu dahi bilemeyebiliriz. Elbette yine yukarıdaki anlatımdan hareketle, böyle bir durumda tehditler hakkında da çok fazla bilgimiz olmadığı açıktır. Hatta böylesi bir durumda, elimizdeki verileri rasyonel olmayacak şekilde birleştirerek, bir diğer yaygın hata olan “yanılsamalı korelasyon” (illusory correlation) durumuna düşebiliriz. Bu noktada – herhangi bir girişimci yapı için – fırsatları yakalamak veya onların farkında olmak için, iki tehditten – öncelik hatası ve yanılsamalı korelasyondan – kurtulmanın gerekliliği ortadadır. Kimi durumlarda girişimci yapının kendi kültürü, iş deneyimleri ama çoğunlukla da şansı bu hatalar ile karşılaşılmasını engelleyebilmektedir. Ancak, sınırlı kaynaklarını akılcı bir yatırımda bulunmak, fırsatları yakalayarak rekabet avantajı elde etmek isteyen bir yapı için bunlar pek de göze alınabilecek hatalar değildir. Çünkü bu hataların yaşanması nın, sonuç olarak, kabul edilmesi veya telafisi güç bir kayıp yaşatması kuvvetle muhtemeldir. Bu tip sonucu kayıp olan girişim örneklerinin sayısı her yıl yüz binlerce olmakla birlikte, hiç biri bir başarı hikayesi olamadan sonlandığı için bunları görmezden geliriz. Ancak her iki hata durumundan da, araştırma yolu ile kurtulmak için çarelerin üretilmiş olduğunu belirtmekte yarar var. Öncel verilerin veya yanlış ilişkilendirmelerin yaratacağı zararları bertaraf ederek, saklı fırsatların yakalanmasına zemin oluşturacak temel verilerin elde edilmesine olanak sağlayan RAP (Rapid Assessment Process) tekniği ile gerçekleştirilen araştırmalar yapılmaktadır. Günümüzde özellikle, ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri olan yatırımlar öncesinde; bölgesel dinamiklerin anlaşılması ve yatırımı destekleyici veya olumsuz etkilerinin azaltılmasını sağlamaya yönelik olarak RAP araştırma sıklıkla kullanılmaktadır. Fırsatlar – yaygın inanışa göre – her ne kadar gözümüzün önünde olarak kabul edilse de, durum her zaman bu kadar basit değildir. Ayrıca fırsatlara ulaşmaya çalışırken, diğer yüzü olan sayın Mr. Hyde – yani tehditler – ile de karşı karşıya kalmak işten bile değildir. Bu nedenle, fırsatlara ulaşırken dikkatli olmak gerektiği açıktır. Günümüz iş dünyasında dikkatli olmak ise ancak araştırma ile mümkündür. Bu anlattığımız birinci durumda girişimci yapının fırsatları algılamış olduğundan bahsedilmektedir. Diğer yandan, herhangi bir çalışma 6 7
  5. 5. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Siyasal Araştırmalar, Medya Ve Nedensellik Tartışması… “Yeni yılda iyimser miyiz, yoksa karamsar mı? Başta terör sorunu, Kürt meselesi olmak üzere yargıdan ekonomiye, demokrasiden dinin etkilerine, toplumsal kaygı ve beklentilerimiz ne yönde? Ahmet Hakan sordu, Ipsos 2013 yılı beklentiler raporunun sonuçları Tarafsız Bölge’de tartışıldı.” Ahmet Hakan’ın CNN Türk’de yayınlanan Tarafsız Bölge programının 02.01.2013 tarihinde yayınlanan ve IPSOS KMG’nin “2013 Beklentiler Araştırması” üzerine değerlendirmelerin yapıldığı bölümünün internet sitesindeki tanıtım metni böyleydi. Lafın sonunu baştan söyleyelim. Türkiye’de bu çerçevede çalışmaların yapılması, bu çalışmalara araştırma sektörünün önemli kuruluşlarının ilgi göstermesi ve veriler üretmesi olumlu bir şey. Ayrıca Ipsos’un sektörümüzün değerli isimlerinden Vural Çakır’ın önderliğinde bu çalışmayı gerçekleştirmiş olması da sevindirici. Araştırmaların medyada sunumu Ipsos’un araştırması gerçekten de bahsedilen konularda ilginç veriler sunuyor. Merak edenler, programda da paylaşılmış olan Ipsos araştırmasının sonuçlarını yazının sonunda bulabilirler. Elbette ki araştırmanın sonuçları aşağıda verilen yanıtlar ile sınırlı değildir. Sizin de tahmin edebileceğiniz üzere elde edilen sonuçların çok daha detaylı analizler içeren hali, sonuç raporunda yer alıyordur. Bizi ilgilendiren ise daha ziyade, bizim frekans dökümü olarak tanımladığımız bu sonuçlar üzerine katılımcıların yaptıkları yorumlar ve bu yorumlarını ve tartışmalarını takiben herhangi bir sonuca ulaşamamış olmaları. Aslına bakarsanız bir araştırmacı için herhalde en zor sınav, belirli bir süreye sıkıştırılmış halde, yalnızca dikkat çekici (çarpıcı) başlıkları ön plana çıkartılmış olan bir araştırmayı medyada sunmaktır. Vural Çakır’ın bu sınavı herşeyden önce kişisel karizması ile kazasız bir şekilde bu programda geçmiş olduğunu söyleyebiliriz. Araştırma sonuçları arasında bir verinin katılımcılar tarafından çok farklı yorumlara neden olması sırasında Ali Saydam’ın – aslında araştırmayı destekler mahiyette – güvenilirlik sorununu gündeme getirmesini saymazsak araştırmanın da sınavı geçtiğini söyleyebiliriz. 8 Copy / Paste Peki bu uzun sunum sırasında araştırmanın güvenilirliği nasıl oldu da gündeme geldi ve kısa bir süre de olsa tartışılır hal aldı? İşte tam da bu nokta araştırmacının müdahale ederek tartışmaya son vermesi gereken andı. Nasıl mı? Elbette ki program sırasında kısıtlı zaman adına ekrana yansıtılmayan verilere hakimiyet ile. Ben katılımcıların tartıştıkları konunun yanıtının araştırmada olduğuna inanan tarafım neticede. Bir araştırmanın, tüm bulguları ile tablo ve grafikler halinde medyada yer alabileceğini düşünmek biraz romantik bir yaklaşım olur. Ancak eğer araştırmacı da katılımcılar arasında konuşmacı olarak yer alıyorsa bu aşamada sizin müdahale ederek kafalardaki soru işaretlerine yanıt verme şansınız da var demektir. Tabi bu aşamada yanıtların elinizde olduğunu varsayıyorum. Araştırmada nedensellik Programda tartışılan araştırmanın genel değerlendirmesini yapan katılımcılar, kamuoyunun 2012 yılında iktidara verdiği (hemen her alandaki) olumlu krediyi 2013 yılı için geri aldığı ve iktidarın icraatlarına değin genel bir memnuniyetsizlik havasının hakim olduğu yönünde mutabık oldular. Elbette bu görüşü çeşitli alt başlıklarda reddedenler de oldu. Yine katılımcılar bu genel durumun tüm yanıtlara etki ettiği, araştırmaya katılanların bu ruh hallerinin tüm yanıtlara yansıdığı yönünde de fikir beyan ettiler. Bazı durumların ise bu genel eğilim ile örtüşmediğinden dem vurdular. Her bir frekans tablosu, bir sonraki tablonun önceli konumunda katılımcıların yorumlarına yön verdi. Ancak araştırmanın kendisi bu yanıtları vermek noktasında ne yazık ki aciz kaldı. Esasen, her tablonun arkasından araştırmanın söz alarak, bu verilerin nasıl okunması gerektiğini izah etmesi beklenmelidir. Programda ekrana getirilen ilk tablodan itibaren başlayan bu sorun, programın sonuna kadar devam etti. Neydi ilk tablo? “Güneydoğu sorunu çözülür”. Tablo, kamuoyunun, sorunun çözümü konusunda olumlu olan görüşünün 6 puan düştüğünü gösteriyordu (2012 %37 ve 2013 %31). Sadece bu örnekteki tartışılan/tartışılamayan veriye bakarak bir araştırmanın okunmasında araştırmacının katkısının veya araştırmada nedenselliğin ne denli önemli olduğunu gösterebiliriz sanırım. Örneğimizden hareket edersek, tablonun bize söylediği özetle şudur; 2011 yılı sonunda kamuoyunda her 10 kişiden 4’ü 2012’de güneydoğu sorununun çözüleceğine inandığını belirtirken, bu sayı 2012 yılı sonunda her 10 kişide 3’e düşmüştür. Tersten okunursa 2011 yılı sonunda her 10 kişiden 6’sı güneydoğu sorununun çözüleceğine inanmıyordu. Geçen bir yıllık süreçte ise bu 6 kişiye bir kişi daha eklendi. İşte bu noktada bu kişilerin kim oldukları ve 9
  6. 6. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” “çözüm”den kasıtlarının ne olduğunun yanıtının her iki yıl için de araştırmada olması beklenmelidir. Eğer biz araştırmacı olarak geçen yıl çözüm olacağını belirten 4 kişinin çözümden neyi kastettiklerini biliyor olsaydık, en azından hangi “çözüm” modelinin (bu yıl fikri değişen bir kişinin) 2012 yılında neden bu fikrinden vazgeçtiğini anlayabilirdik. Aslında bir sosyal araştırmanın yanıt vermesi gereken soru da budur. Buna ek olarak, bir sosyal araştırmanın çözümden bahseden kişilerin kim olduklarını (profillerini) de bilmesi beklenir. Bu kişilerin siyasal eğilimleri, yaşam koşulları ve benzeri özellikleri ile çözüme olan inanç veya inançsızlıkları da sosyal araştırmanın yanıtlayabilmesi gereken sorulardır. Programda tartışılan her tablo ile ilgili olarak, elde olmayan bu yanıtlardan dolayı uzun tartışmalar yaşandı. Oysa ki bu tartışmaların verileri anlamak üzerine değil, yorumlamak üzerine yapılıyor olması gerekirdi. Umarım Ipsos’un araştırması bu yıl yeniden gerçekleştirilir ve uzun soluklu sosyal bir araştırma olarak, çok ihtiyacımız olan trend sürekliliğini sağlamamıza imkan tanır. Türkiye’nin bu tip uzun süreli araştırmalara ihtiyacı olduğu bir gerçek. Ancak yine umarım ki, önümüzdeki yıl yapılacak programda araştırma, tartışmalarda verilerin doğru okunması ve nedensel açıklamaları bağlamında daha net sonuçlar içerir. Tekrar araştırmada emeği geçen herkese teşekkür eder, herkese iyi bir yıl geçirmesini dilerim. Araştırma Hakkında Ipsos’un sosyal sorumluluk anlayışı ile yaptığını belirttiği araştırmanın birincisi 2001 yılında yapılmış. Araştırma 2007 yılından itibaren düzenli olarak yapılıyor ve üzerinde tartışılan araştırma bu serinin 13. uygulaması. Araştırma IBBS-2 düzeyinde 28 ilde 1,100 kişi ile görüşülerek gerçekleştirilmiş. Araştırmanın programda paylaşılan bazı bulguları ise aşağıda üç yıllık karşılaştırmaları ile yer almaktadır. Terörle Mücadele “Güneydoğu sorunu çözülür” (2011 %37, 2012 %37, 2013 %31) “Terörle mücadele başarıya ulaşır” (2011 %47, 2012 %47, 2013 %39) “Abdullah Öcalan serbest bırakılır” (2011 %14, 2012 %14, 2013 %19) 10 Copy / Paste “İç çatışmalar artar” (2011 %42, 2012 %37, 2013 %52) “Türkiye’nin bölünme ihtimali artar” (2011 %33, 2012 %27, 2013 %41) spekülatif Demokrasi ve Yargı “Demokratik haklar ve özgürlükler artar” (2011 %57, 2012 %58, 2013 %50) “Adalet daha iyi işler” (2011 %52, 2012 %56, 2013 %45) “Ergenekon olarak konuşulan dava adil bir sonuca bağlanır” (2011 %39, 2012 %43, 2013 %41) “Yeni bir Anayasa uzlaşmayla kabul edilir” (2011 %57, 2012 %68, 2013 %56) “Hükümetin demokratik açılım politikası başarılı olur” (2011 %46, 2012 %49, 2013 %42) Uluslararası İtibar “Türkiye’nin uluslararası itibarı artar” (2011 %64, 2012 %70, 2013 %55) “Türkiye’nin dış politikasında sorunlar artar” (2011 %50, 2012 %54, 2013 %64) “Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri daha da güçlenir” (2011 %64, 2012 %58, 2013 %43) Güven Algısı “Başbakan’dan memnuniyet algısı” (2012 %63, 2013 %52) parti oylarını sormadık “Cumhurbaşkanı’ndan memnuniyet algısı” (2012 %76, 2013 %70) “Ordunun itibarı artar” (2011 %53, 2012 %55, 2013 %46) “Daha huzurlu bir ülke oluruz” (2011 %55, 2012 %60, 2013 %47) “İnsanlar kendini güvende hisseder” (2011 %49, 2012 %54, 2013 %44) 11
  7. 7. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Avrupa Birliği Copy / Paste Konut Alımı “Türkiye AB’ye üye olmalı” (2012 %41, 2013 %41) “Kışlık konut alırım” (2012 %13, 2013 %12) “Türkiye AB’ye tam üye olur” (2012 %37, 2013 %32) “Kışlık konut almam” (2012 %87, 2013 %88) “AB Türkiye’nin tam üyeliğini ister” (2012 %18, 2013 %14) Din Etkisi “Devlet yönetiminde dinin etkisi artar” (2011 %52, 2012 %57 2013 %67) “Laiklik güçlenir” (2011 %53, 2012 %51, 2013 %42) “Toplum hayatında dinin etkisi artar” (2011 %59, 2012 %67, 2013 %71) Ekonomi “Ekonomik refah artar” (2011 %49, 2012 %51, 2013 %45) “İşsizlik azalır” (2011 %41, 2012 %40, 2013 %42) “Yolsuzlukla mücadele artar” (2011 %58, 2012 %59, 2013 %55) Enflasyon Tatile Çıkma “Yurtdışı tatiline giderim” (2012 %11, 2013 %18) “Yurtdışı tatiline gitmem” (2012 %89, 2013 %82) “Yurtiçi tatile giderim” (2012 %33, 2013 %51) “Yurtiçi tatile gitmem” (2012 %67, 2013 %49) Otomobil Alımı “Otomobil alırım” (2012 %24, 2013 %25) “Otomobil almam” (2012 %76, 2013 %75) Kişisel Hisler “Daha iyi olacağım” (2012 %39, 2013 %41) “Daha kötü olacağım” (2012 %11, 2013 %12) “Enflasyon artar” (2012 %52, 2013 %52) “Aynı kalacağım” (2012 %48, 2013 %45) “Enflasyon aynı kalır” (2012 %34, 2013 %34) “Fikrim yok” (2012 %2, 2013 %2) “Enflasyon azalır” (2012 %14, 2013 %14) Gelir “Gelir artar” (2012 %34, 2013 %34) “Gelir aynı kalır” (2012 %48, 2013 %51) “Gelir azalır” (2012 %18, 2013 %15) Tüketici Kredileri “Tüketici kredisi alırım” (2012 %15, 2013 %20) “Tüketici kredisi almam” (2012 %85, 2013 %80) 12 Bilgi için Ahmet Hakan’ın konukları, İstanbul stüdyosunda Vural Çakır (IPSOS), Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu (Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi), Yazgülü Aldoğan (Posta Gazetesi), Ali Saydam (Yeni Şafak Gazetesi), Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatri Uzmanı) ve Ankara’dan ise Elif Kabadayı Tatar (Hukukçu) ve Abdullah Abdülkadiroğlu (Samanyolu Ankara) oldu. Programı izlemek isteyenler ise aşağıdaki linkten tamamına ulaşabilirler. http://tv.cnnturk.com/video/2013/01/03/programlar/tarafsizbolge/tarafsiz-bolge/2013-01-02T2200/index.html 13
  8. 8. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” “Büyük” Araştırmacıları, “Sıradan” Araştırmacılardan Ayıran Yedi Özellik Yaşlanmanın da biyolojik gelişim ve yüzde beliren kırışıklıklardan bağımsız, görece bir kavram olduğunu öğrendik. Eskiler bize insan hissettiği yaştadır derdi. Gülerdik. Ancak şimdi bu sözün biraz değişiklik ile gerçek olduğunu da görüyoruz. Aslında insan hissettiği değil, çağını anlayabildiği (ya da günümüzde teknolojiyi kullanabildiği) yaştadır demek daha doğru olacak. Önemli bir bölümümüz, teknolojinin ivmeli bir gelişim sürecine başladığı yıllar henüz gelmeden doğduk ve gelişim başladığında ise ancak gençlik yıllarımızdaydık. On yıllık genç bir araştırmacı olan Simon Shaw dahi, brandrepublic. com’da yayınlanan yazısında gençler ile araştırma yaptığında kendisini yaşlı hissetmeye başladığını belirtiyor. Simon, günümüzde bir araştırmacının sıradanlıktan kurtulabilmesi için sahip olması gereken yedi özelliği de sıralamış yazısında. Meraklısı için işte – hepimizin bildiğini sandığı ancak uygulamaya geçirmekte zaafiyet yaşayabildiği – özelliklerin listesi… Bir görüş sahibi olmak!.. Dünyayı, yaşananları, pazarları ve aktörlerini tanımak, davranışlarının temellerini bilmek ve önünüze gelen verileri yorumlayarak bunlardan bir sonuç çıkartabilmek için, en azından kendinize ifade edebileceğiniz güçlülükte bir dünya görüşüne ihtiyacınız var. Copy / Paste bulunduğunu veya önlem almaz ise yakın gelecekte batacağını da söylemek zorunda kalabilirsiniz. Sanırım bu noktada yalnızca iletişim beceriniz işe yaramayacaktır. Yeniliklere adapte olun! Yenilikleri online araştırmalar yapabilmek ile sınırlı tutanlardansanız durumunuz pek de iç açıcı değil. Davranışsal ekonomiyi, göstergebilimsel araştırma yöntemlerin yeni ve uygulanabilir örneklerini takip etmiyorsanız ve yeniliği yalnızca teknolojik yenilik olarak algılıyorsanız yakın gelecekte kapınızın çalınmayacağından emin olabilirsiniz. Büyük veriyi işleme teknolojisi yanında bunun felsefesine de sahip olmanız en doğrusu olacaktır. Hızlı uyum kabiliyeti!.. Veri kaynaklarının, veri toplayan ve analiz edenden daha hızlı yaşadığı bir ortamda, araştırmacı olarak bu ortama uyum hızınızın yetersizliği sizi zor durumda bırakabilir. Kullandığınız yöntemler her ne olursa olsun, nitelikli veriye hızla ulaşmanın en önemli meziyet olduğunu algılamanız gerekir. Hız yaşamın takvimine değil, bilginin takvimine bağlıdır. Araştırmanızı bir hafta içinde teslim etmeniz ancak eli çabuk olduğunuzu gösterir. Tabloların değil, yorumlarınızdaki bilginin hızından bahsediyoruz. Coşkunun gücü!.. Pazartesi günü, bir sanayi devinin araştırma teklifi ile başlayan haftanız, Çarşamba günü bir sosyal medya girişiminin araştırma ihtiyacını anlamak ve Cuma günü de yeni bir banka kartının iletişim çalışmalarına yön vermek ile geçebilir. Coşkunuzu her zaman ve her boyutta iş karşısında eşit oranda ayakta tutmak gerçekten büyük bir beceri olsa gerek. Gelişmiş iletişim becerileri!.. Elbette ki yalnızca konuşmak veya gülümsemekle sınırlı değil. Görüşlerinizi, araştırma ile elde ettiğiniz bulguları etkili anlatım kabiliyetini de size sağlayacak olan, yeni teknolojinin tüm iletişim ekipmanları ile donatılmış güçlü bir iletişim tarzınız olmalı. Saplantı düzeyinde merak!.. Çalışmanızı veya araştırmanızı zamanında teslim etmenize mi neden olacak? Hayır. Ancak araştırdığınız konuya, bu konuyu oluşturan tüm alt ve üst yapı unzurları ile aktörlerine değin merak – ve elbette bu merakın sonucunda öğrendikleriniz – elde ettiğiniz verilerin daha işlevsel ve etkili olarak yorumlanmasına olanak sağlayacaktır. Biraz diplomatik kabiliyet!.. Araştırmanız hizmet verdiğiniz girişimcinin yatırımcının ne denli başarılı bir geri dönüş sağladığını resmediyorsa ne ala. Ancak kimi zaman karşınızdakine, işlerin ne kadar kötü gittiğini, yönetimde ne denli sağlıksız uygulamalarda 14 15
  9. 9. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” G20’de Son Durum Eurostat, G20’nin demografik, ekonomik ve sosyal trendlerine dair mevcut göstergeleri ve nüfus kırılımında 2060 projeksiyonunu içeren çalışmasını açıkladı. G20 nedir? G20’yi, Avrupa Birliği’nin tamamı ve ayrı olarak dört üye ülkesi (Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere) ile Avrupa Birliği dışında 15 ülke (Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan ve Türkiye) oluşturuyor. Halen G20 ülkeleri coğrafi yüzölçümleri ile dünyanın %60’ının kaplıyor. 2012 verilerine göre, dünya gayrısafi hasılasının %87’sini oluşturan G20 ülkeleri dünya nüfusunun da %65’ini oluşturuyor. Hindistan Çin’i geçecek Eurostat’ın anons ettiği 2010 yılına ait son resmi verilerine göre dünya nüfusu 6.9 milyar olarak kabul ediliyor. Bu yazı yazıldığı an itibari ile populationmatters.org sitesine göre ise dünya nüfusu 7,110,078,953 ve her saniye de 3 kişi artmakta. Halen dünya nüfusunun %37’sini oluşturan Çin ve Hindistan’ın (sırasıyla %19,5 ve %17,8) 2060 yılına gelindiğinde bu sıralamasının değişeceği öngörülüyor. 2060 yılında Çin’in nüfusu 1.2 milyar olacak ve dünya nüfusunun %12.6’sının oluşturacak. Hindistan ise, herhangi bir önlem alınmadığı halde 2060 yılında 1.7 milyarlık nüfusu ile dünya nüfusunun %17.9’unu oluşturacak. Nüfusdaki değişim G20 genelinde analiz edildiğinde ise, bu ülkelerin halen %65 olan dünya paylarının, 2060 yılına gelindiğinde %53’e düşeceği öngörülmekte. Peki Türkiye için durum ne? Türkiye 72.8 milyonluk nüfusu ile dünya nüfusunun halen %1.1’ini oluşturuyor. Elli sene içinde ise Türkiye’nin nüfusunun 90.8 milyona çıkması bekleniyor. Eurostat tarafından, Erdoğan etkisini dikkate almayarak yapılan projeksiyona göre Türkiye 2060 yılında dünya nüfusunun %0.9’unu oluşturacak. 16
  10. 10. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” TÜİK Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması (2012) Türkiye’de girişimler tarafından girişim teknolojilerinin kullanımı ile ilgili olarak TÜİK tarafından gerçekleştirilen araştırmanın 2012 yılı sonuçları geçtiğimiz hafta içinde yayınlandı. Buna göre Türkiye’de girişimlerin internet kullanım oranlarında geçtiğimiz yıla oranla artış olduğu gözlenmektedir. Geçtiğimiz yıl içinde girişimlerin internet erişimleri arttığı gibi, mal ve hizmet alım/satımınde da bilişim teknolojileri altyapısının kullanım oranlarında artış olduğu görülmektedir. Aşağıda TÜİK araştırmasının detaylı sonuçlarını bilginize sunuyorum. Girişimlerin % 92,5’i Internet erişimine sahiptir 2012 yılı Ocak ayında 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerin %92,5’i Internet erişimine sahip olup, bu oran 2011 yılının aynı döneminde %92,4’tü. Internet erişim oranı 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde %99,6 iken, 50-249 çalışanı olan girişimlerde %98,1, 10-49 çalışanı olan girişimlerde ise %91,2’dir. Girişimlerde bilgisayar kullanım oranı ise 2011 yılında %94 iken 2012 yılında %93,5’e düşmüştür. Internete erişimde genişbant bağlantı %92,1’e yükseldi 2012 yılı Ocak ayında girişimlerin %92,1’i Internete erişimde genişbant bağlantı kullanmıştır. Bu oran 2011 yılının aynı döneminde %91,5’ti. DSL bağlantı (ADSL, VDSL vb.), %87,9 ile girişimler tarafından Internete erişimde en çok kullanılan genişbant bağlantı tipidir. Copy / Paste 2011 yılında girişimlerin kamu kurum ve kuruluşları ile iletişimde Interneti kullanma oranı %81,5’tir, bu oran Internet erişimine sahip girişimlerde ise %88,2’dir. Kamu kurum ve kuruluşları ile iletişimde Interneti kullanan girişimlerin %91,6’sı en çok kamu kurum ve kuruluşlarının web sayfasından/sitesinden bilgi almayı tercih ederken, bunu %80,1’i ile form almak/indirmek takip etmektedir. 2011 yılında, Internet erişimine sahip girişimlerin kamu kurum ve kuruluşlarının elektronik satınalma sisteminde yer alan ihale dokümanlarına ve şartnamelerine ulaşma oranı %18,3’tür. Girişimlerin %12,8’i bilgisayar ağları üzerinden ürün/hizmet siparişi vermiş, %11,1’i ise ürün/hizmet siparişi almıştır. 2012 yılı araştırma sonuçlarına göre 2011 yılında girişimlerin %12,8’i bilgisayar ağları üzerinden ürün/hizmet siparişi vermiş, %11,1’i ise ürün/hizmet siparişi almıştır. Bilgisayar ağları üzerinden ürün/hizmet siparişi verme oranı 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde %21,8 iken, 50-249 çalışanı olan girişimlerde %15,7, 10-49 çalışanı olan girişimlerde ise %12’dir. Bilgisayar ağları üzerinden ürün/hizmet siparişi alma oranı ise 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde %18,8 iken, 50-249 çalışanı olan girişimlerde %12,7, 10-49 çalışanı olan girişimlerde ise %10,5’tir. Bilgisayar ağları üzerinden en yüksek ürün/hizmet siparişi verme ve alma oranları, %44,9 ve %26,7 ile “Bilgisayarların ve İletişim Araç ve Gereçlerinin Onarımı” sektöründedir. Telefon hattı ile çevirmeli bağlantı veya ISDN gibi darbant bağlantı tipleri ise girişimlerin %11,1’i tarafından kullanılmıştır. Internet erişimine sahip girişimlerin %62,8’i web sayfasına sahiptir 2012 yılı Ocak ayında Internet erişimine sahip girişimlerin %62,8’i web sayfasına sahiptir. En yüksek web sayfası sahiplik oranı %88,7 ile 250 ve üzeri çalışanı girişimlerde iken, bunu %76 ile 50-249 çalışanı olan girişimler ve %59,4 ile 10-49 çalışanı olan girişimler takip etmektedir. Girişimlerin %81,5’i kamu kurum ve kuruluşlarıyla iletişimde Internet kullandı 18 19
  11. 11. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Copy / Paste KOBİ’ler Markalaşmalı Mı? Araştırmacılar, her ne kadar marka ve markalaşma konusunda uzman olmasalar da, uzun yıllar boyunca gerçekleştirdikleri çalışmalar sırasında, bu konuda bazı izlenimlere sahip olmaktadır. İşletmeler ve tüketiciler için markanın ne ifade ettiği, her ikisinin de kabul ve direnç noktaları hakkında yapılan bir çok çalışmanın neticesine hakim kişiler olarak, görüşlerimiz sorulduğunda aktarmaktan da elbette keyif alıyoruz. Umarım yapılan bu sohbetten kısa bir alıntı, marka ve markalaşma konusunda sizin için de keyifli satırlar içeriyordur. KOBİ’ler neden markalaşmalı? Bunun şirketler ve ekonomi için önemi nedir? Kendinizi ister B2C ister B2B bir pazarda hayal edin. Şimdi bu pazarda hangi ürün ve hizmetleri markası o olmasaydı almayacağınızı veya hemen yanında duran aynı kapsamdaki ürün veya hizmet ile ancak ve ancak fiyat bazlı karşılaştıracağınızı düşünün. Son bir hafta içinde, hangi ürün veya hizmetleri markasını biliyor olduğunuz için satın aldığınızı bir düşünün. İşinizi biraz daha kolaylaştırayım isterseniz; sabah içtiğiniz kahve, üzerinizdeki ceket, elinizdeki kalem, bilgisayarınız, işyerinizdeki su, çocuğunuza aldığınız süt, sütü aldığınız market, markette gördüğünüz konserve, reçel veya çay… Büyük markalar mı? Hepsi mi? Hepimiz biliyoruz ki, yıllık 25 milyon Türk Lirası ciroya, ki AB kriterlerine göre 50 milyon Avro’ya kadar, işletmeler KOBİ olarak tanımlanmaktadır. Yukarıda saydığımız ürün ve hizmetleri sunan, siz dahil, bu kriterlere uyan birçok marka sayabiliriz. KOSGEB’in KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı başlıklı dokümanında, ülkemizde KOBİ’lerin zayıf yönleri sıralanırken, başta girişimcilik yetersizliğine yer verilmektedir. Bu ana sorunu takiben, KOBİ’lerin profesyonel yönetime istekli olmamaları, ölçek ekonomisine geçişte geri kalmaları, teknolojinin kullanımına ve işbirliklerine kapalı olmaları ile markalaşma faaliyetlerine yeterince önem vermemeleri sıralanmaktadır. Bu girişten anlaşılacağı üzere, biz KOBİ’lerin markalaşmasından yana bir yaklaşıma sahibiz. Elbette KOBİ’ler markalaşmalı. Akılcı olarak seçilmiş bir marka stratejisini takiben KOBİ’nin markalaşması öncelikle kendisine, bulunduğu sektöre ve son tahlilde ekonomiye değer katan bir süreçtir. 20 Aslında markalaşma bir ihtiyacın sonucudur. Hepimiz, ve tüm KOBİ’ler, ürün ve hizmetlerimizi iyileştirmek, belirli bir niceliksel ve niteliksel standardı yakalamak için çalışırız. Bu anlayış ile pazara sunduğumuz ürün ve hizmetlerimiz ile müşterilerimizi memnun etmeye çalışır, yeniden tercih edilmek ve sürdürülebilir büyümemizi sağlamak için gayret sarf ederiz. Bu süreçte, devamlılığımızı sağlamak ve müşterilerimizin bizi yeniden tercih edebilmesi için ise, doğal bir sonuç olarak, bir markaya ihtiyaç duyarız. Kimi zaman nüfustaki adımız, kimi zaman kuruluş sözleşmemizdeki ünvan, kimi zaman da ürün veya hizmetimize koyduğumuz basit bir kod veya ad ile markalaşır ve müşteri tarafından aranır hale geliriz. Marka, üreticinin satıcıya karşı bir zaferidir aynı zamanda. Müşterilerimiz tarafından tercih edilmek ve aranır olmak, satış kanallarında bizi güçlendirir ve pazarlama ve satış kabiliyetimizi artırır. Ürün veya hizmetimizden ne kadar memnun kalırsa kalsın müşterilerimiz bizi hatırlamadıkça, bize yeniden ulaşmaları mümkün olmayacaktır. Öncelikle yerel, daha sonra ulusal ve uluslararası pazarlarda var olabilmemizin yolu, olumlu müşteri deneyimleri yaratmak ve bu süreçte müşteri bizi aradığında bulunabilir olmaktan geçer. Dolayısı ile marka, ekonomik anlamda işletme, sektör ve uluslararası anlamda ekonomi için sürdürülebilirlik, sağlıklı bir gelişim ve katma değer demektir. KOBİ’ler markalaşma yolunda nasıl bir yol izlemeli? Dış kaynak desteği almalı mı? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, marka yalnızca güzel bir isim veya logo değildir. Marka vaattir. Marka kurumsal veya nihai tüketici konumundaki müşterinize bir taahhüttür. Bu anlamı ile marka beraberinde sorumluluk getirir. Ürün veya hizmetlerinin sürekliliği anlayışına sahip olmayan bir kişi veya işletme için markalaşmak bir hedef değildir. Çünkü, bu anlayışın müşterisine bir kez daha ulaşmak, ulaştığında aynı niceliksel veya niteliksel kaliteyi sunmak gibi bir kaygısı yoktur. Bu anlayışın sahibi kişi veya işletmeler ya hiç marka olmamayı tercih ederler, ya da mevcut bir markayı olduğu gibi ya da alenen çağrıştıracak şekilde taklit etmeyi tercih ederler. Buna göre, markalaşma yoluna girmeden önce işletmeleri büyük bir sorumluluk beklemektedir. Herşeyden önce, az önce bahsettiğimiz KOSGEB raporunda yer alan yetersizlikler ile başa çıkılmış olmalı ve bu konularda ilerleme kat edilmelidir. Profesyonel yönetim anlayışına geçmemiş işletmelerin kendilerini marka zannetmeleri ancak bir yanılgıdan ibarettir. Bu noktada 21
  12. 12. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” aklınızda bazı örnekler geçebileceğinin farkındayım. Şu patronun hala işlerinin başında olduğunu, bu girişimcinin işletmeyi oğluna bile devretmediğinden bahsedebilirsiniz. Doğrudur. Kimi girişimciler özel yetenekleri ile halen birer marka yaratmayı başarmış olabilirler. Ancak, bu durumun sürdürülebilirliği yalnızca o kişilerin işlerinin başında olması ile sağlanabiliyorsa, böyle bir işletmenin gelecekte de aynı güçte marka olarak varlığını sürdüremeyeceğini şimdiden görebilmek için, çok da ileri görüşlü olmak gerekmediği ortada. Bugün dünya markası olarak tanımlayabildiğimiz birçok işletmenin, veya bu işletmelerin ürün veya hizmetlerinin operasyonlarının başında ilk mucitleri veya yöneticilerinin olmadığı bir gerçektir. Marka olmak bir standart anlayışını, standartlar ise iyi tasarlanmış bir yönetim anlayışını gerektirir. Yönetimini profesyonel bir zemine oturtmak noktasında çekimser davranan, marka olma durumunu, mağaza sayıları, mevcut üretim kapasitesi, akıl dolu ticari pazarlama anlaşmaları veya satış rakamları ile ölçen girişimciler bilmelidir ki, kendileri işin başından çekildiklerinde ne Pazar değerleri ne de markaları hayatını devam ettirecektir. Copy / Paste karşılığını vermemizdir. Üretimden, pazara sunum aşamasına kadar, profesyonellik anlayışımızdan, akılıcı bir markalaşma stratejisi belirleme noktasında dış desteklere açıklığımızdan taviz vermemeliyiz. Markalaşma yolundaki KOBİ’ler ne gibi sıkıntılarla karşılaşıyorlar? Daha önce de belirttiğimiz gibi markalaşma bir süreç. Ancak markalaşma yalnızca iyi bir isim veya logo yaratımı da değil. Hemen hemen her ürün veya hizmetin üretiminde olduğu gibi, belirli kuralları ve formülleri olan bir üretim süreci. Her ürün, hizmet ve bu ürün ve hizmeti üreten işletmeye ve onun karakterine göre de ayrı reçeteleri olabilecek bir süreç. Buradan da kolaylıkla anlaşılacağı gibi, nasıl ki her ürün veya hizmetin üretimi için uzman kişi veya kuruluşlardan bahsedebiliyorsak, markalaşma konusunda da uzman kişi ve kuruluşların olduğunu söyleyebiliriz. Markalaşma yolundaki KOBİ’lerin birinci sıkıntısı, bunu kendilerinin yapabileceğine inanmaları, markalaşmayı tıpkı kendi uzmanlıkları altında ürettikleri ürün veya hizmet gibi algılamaları. Kimi işletmelerde, bu durum o derece kritik bir noktada seyretmektedir ki, bazı girişimcilerimizde, bu güçlü markayı yaratmanın gururu; kendi kanlarından dahi gelse genç kuşağın, istihdam ettikleri az sayıda rasyonel profesyonellerin tüm uyarılarına karşın, kendilerinin değişen pazar gerçeklerini algılamalarının önünde bir duvar oluşturabilmektedir. Gelişmekte olan bir KOBİ olarak ürün veya hizmetinizin üretiminde çok başarılı olabilirsiniz. Bu üretim başarısının ve aynı zamanda pazardaki gelişiminizin, pazardaki boşluktan ve sunduğunuz kaliteden mi yoksa markanızın marka olmasından mı kaynaklandığını ayırt etmeniz ise gerçekten çok zor. Marka aynı zamanda bir deneyimin, bilgi birikiminin nişanesidir. Markalaşmak, işletmelerin ürün veya hizmetleri ne olursa olsun, bu konuda gelişmeleri takip etmelerini, teknoloji ile barışık olmalarını, bu anlamda geliştirici ve güçlendirici işbirliklerinden sakınmamalarını gerekli kılar. Bir çok işletme, ürünlerinin pazardaki benzer ürünlerden daha kaliteli olmasından, pazarlama ve satış anlaşmalarının daha avantajlı olmasından, lojistik kabiliyetlerinin o gün için rakiplerinden daha iyi olmasından ya da daha kişisel nedenlerden kaynaklanan satış başarılarını, marka başarısı olarak algılayabilmektedir. Müşteriler herhangi bir markayı tercih ederken ve bu tercihlerinin karşılığında bir fark öderken aslında bu bedeli güzel bir isme veya logoya vermediklerini bilecek kadar satın alma deneyimine sahiptirler. Müşteriler bu farkı marka ile resmedilen bilgiye ve deneyime öderler. Müşteri satın alma sürecinin marka tercihi aşamasında markamıza – bizim sahibi olarak çok da fark etmediğimiz – güvenilirlik, öncülük, deneyim ve yenilikçilik gibi kavramları da eklerler. “Bizim markamız iyi satıyor…” diye başlayan cümleler kurarken buna kendi de inanan çok sayıda işletmeye siz de tanık olmuşsunuzdur. Aslında burada satış başarısı markaya değil, az önce saydığımız veya sayamadığımız birçok farklı faktöre dayanıyordur. Bu aşamada marka sahibi olarak bizlerin görevi, müşterinin marka ile birlikte satın aldığı ve farkını ödediği bu unsurların 22 Peki bunda ne sakınca var? diyebilirsiniz. Bu noktada bir gün sizin avantajlı konumunuza sahip olacak bir rakibin, iyi bir marka stratejisi ile karşınıza çıkarak, hem de hiç tahmin etmediğiniz kısa bir süre içinde pazarda önce sizinle aynı konuma gelebileceğini, sonra da sizi geçebileceğini söyleyebilirim. Çok uzunlamasına değil, kısa bir süre düşünür ve deneyimlerinizi hatırlarsanız, böyle çok örnek sayabileceğinize eminim. 23
  13. 13. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Markalaşma için KOBİ’ler pazarlama faaliyetlerine yeterli önemi veriyor mu? Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki; markalaşma sürecinizde, sizin inancınızı ve işbirliği samimiyetinizi gördükleri halde, büyük ajansların dahi sizinle çalışmak, size hizmet vermek konusunda ne kadar istekli olacağını görecek ve şaşıracaksınız. Ayrıca bu süreçte, başta KOBİ’lere destek veren birçok kamusal organizasyon olmak üzere çeşitli finans kuruluşlarının da sizi destekleyeceğini belirtmek gerekiyor. Markalaşma, ne genel olarak sanıldığı kadar pahalı, ne de sıklıkla hata yapıldığı kadar basit bir süreç. Bu konuda uzmanlıktan uzak atılacak her adım kötü örnekler olarak ve sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Şahsi kanaatim, KOBİ’lerin pazarlama faaliyetlerinde markalaşmaya gereken değeri vermemelerinin en önemli nedeninin, tanık oldukları bu kötü örnekler olduğu yönünde. Ancak KOBİ’lerin, bu kötü örneklerden çekinmek yerine, kendi başarılı markalaşma hikayelerini oluşturmaları daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bir KOBİ, zaten bir başarı hikayesidir. Herhangi bir alanda girişimcilik cesaretini göstermiş olan, profesyonel yönetim anlayışı ile kaliteli bir üretim sürecini devam ettiren, müşterilerinin isteklerini ve değişen pazar koşullarını takip eden, işbirlikçi ve inovatif çalışma ilkelerine sahip bir KOBİ, bütün bu meziyetlerini markalaşma sürecinde de sergileyebilmelidir. Copy / Paste koşullara sahip olsa da aralarındaki ilişki de sınırsız sayıda yol açılarak sağlanmış durumda. Müşterilerinizin, bu iki dünya arasında hızla ve artık gittikçe daha da sınırsız biçimde geçiş kabiliyetine sahip oldukları bilinen bir gerçek. Peki siz hangi tarafta kalmayı tercih ediyorsunuz? Gerçek tarafta mı yoksa dijital tarafta mı? Yoksa ve daha doğru olarak iki tarafta birden mi? Elbette ki iki tarafta birden var olmalısınız. Çünkü sınırlı sayıda olan müşterinizin sunduğunuz ürün veya hizmete hangi tarafta iken ihtiyaç duyacağını, ya da satın alma kararını hangi taraftayken vereceğini öngörmeniz neredeyse imkansız. Günümüzde hemen her türlü ürün veya hizmetin dijital ortamdan alınabileceğiniz hepimiz biliyoruz. Bu anlamda KOBİ’lerin e-pazarlarda var olma çabaları çok anlaşılır bir durum. Ancak bu tek ve yeterli bir duruş değil ne yazık ki. Çünkü marka müşterinin yalnızca satın alma noktasında müşterinin karşına çıkan bir oldu değil. Tam aksine, marka ve tanıtımı müşterinin karşısına en az satın alma noktasında çıkmaktadır. Marka ve reklam müşterinin karşısına satın alma noktasına gidene kadar geçtiği bütün yollarda karşısına çıkmalıdır. Gerçek dünyanın tüm yolları, ana caddeleri ile iletişim kanalları yani televizyonu, radyosu, dizi filmi ve gazetesinin karşılığı dijital dünyada sosyal medya olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda markalaşma yolundaki KOBİ’lerin sosyal medyada bulunmaları bir ihtiyaçtan çok bir zorunluluktur. Süslü cümleler ile günümüz pazar koşullarının elverişsizliği veya rekabetin sertliğinden, haksız rekabetten ya da müşterinin kaliteye önem vermeyerek fiyat orijinli hareket etmesinden bahsetmek son derece kolaycı bir yaklaşım olacaktır. Bunun yerine, baştan itibaren bahsettiğimiz olumlu anlayış ile çalışan bir KOBİ’nin pazarlama aşamasında, öncelikle kendi sürdürülebilir gelişimi adına, akılcı bir markalaşma sürecini başarı ile tamamlayarak, geleceğini garantiye almasından bahsedebilmeliyiz. Ancak, pazarlama ve bu kapsamda markalaşma faaliyetlerine ve bunun gereklerine yeterli önemi vermeyen bir işletmenin – pazarda bugün için – en iyi ve en kolay erişilebilen ürün ve hizmeti sunuyor olsa dahi gelecekte var olacağına dair bir garanti olmadığını vurgulamamız gerekiyor. KOBİ’lerin markalaşmasında Sosyal Medya’nın etkisini değerlendirir misiniz? Artık kendinizi ve markanızı iki dünyada da ve bu iki dünyanın aktörleri ve kuralları çok farklı iki pazarında da var etmeniz gerekiyor. Gerçek ve dijital dünya her ne kadar birbirinden farklı 24 25
  14. 14. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Yönetim Kurulları Neden Değişmeli? MIT Sloan Management Review’ın Sonbahar sayısında Edward E. Lawler ve Christopher G. Worleyyer imzalı olarak yer alan “(Şirketlerin) Yönetim Kurulları Neden Değişmeli?” başlıklı makalede şirketler tarafından yapılan kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının işletmenin DNA’sına ne kadar etki etmesi gerektiği tartışılıyor. Makalede, beklenen bu etkinin gerçekleşmemesi ya da işletmenin bu zorunlu değişime direnç göstermesi halinde ise sürdürülen KSS etkinliklerinin ancak geçici bir ilerleme ile sınırlı kalmaya mahkum olduğu belirtiliyor. Lawler ve Worleyyer, aslında KSS çalışmalarının, o güne değin ana amaçları ve hedefleri finansal çerçevede – karı maksimize etmek – ile sınırlı görülen, Yönetim Kurulları tarafından ne denli güçlükle hayata geçirildiğini veya yönetildiğini vurguluyor. Hal böyle iken, bu DNA yapısına sahip işletmelerin gerçekleştirdikleri KSS çalışmaları da, zayıf ve etkisiz romantik eylemler olmanın ötesine geçmemektedir. Zaten bu nedenledir ki en romantik KSS çalışmaları da işletmeler tarafından en çok tercih edilenler olmaktadır. Aslında bu çalışmaların birer KSS uygulaması olduğundan bahsetmek de kimi zaman mümkün olmamaktadır. Copy / Paste MIT’nin makalesinde, işletmelerin Yönetim Kurullarında ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi ya da finansal hedeflerin yakalanması konularında uzman kişilerin yanı sıra, kurumsal sosyal sorumluluk anlayışının geliştirilmesi ve bu gelişim gözetilmesi konularında uzman üyelerin de bulunmasının, artık bir zorunluluk olduğu dile getirilmektedir. Sosyal ve çevresel sürüdürülebilirliğin, işletmelerin içinde bulundukları habitat ile birlikte sağlıklı gelişimleri için vazgeçilmezliği – sözde değil ancak içselleştirilmiş halde – kabul edilmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Lawler ve Worleyyer bugün Kuzey Amerika orijinli şirketlerin neredeyse yüzde 50’si tarafından her yıl düzenli olarak GRI kriterlerine uygun raporlamalar yapıldığını vurgulamaktadır. Kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının işletmeler için öneminin daha net olarak algılanabilmesine olanak sağlayan GRI çerçevesi günümüzde bu anlamda geliştirilmiş en iyi uygulamalardan birisi olarak, hem de inisiyatif temelli yapısı ile karşımıza çıkmaktadır. Önümüzdeki günlerde bu inisiyatif ve sürdürülebilirlik yaklaşımına sağladığı katkı ile ilgili olarka sizinle çeşitli bilgiler paylaşacağım. Gerek ülkemizde gerekse de dünyada yapılan – ve KSS çalışmaları olarak adlandırılan – birçok uygulama özü itibari ile kurumsal sosyal sorumluluk performansı olmanın çok uzağında kalmaktadır. Bu makus talihin yaşanmasında birinci etkenin yukarıda bahsettiğimiz kar odaklılık anlayışı olduğunu belirten Lawler ve Worleyyer ne kadar haklı oldukları, çevremizdeki birçok projeye bakıldığında da net olarak ortaya çıkmaktadır. KSS uygulamalarını, en hafif ifadesi ile iyiniyetli halkla ilişkiler çalışmaları olarak gören işletmelerin ve yönetimlerinin, bugüne değin gerçekleştirdikleri tüm iletişim çalışmalarında gözettikleri marka veya ürün görünürlüğü kabiliyetini, aynı şekilde KSS uygulamalarında da işletmeye çalıştıkları bilinen bir gerçektir. Aslında bu görünürlüğün eylemin doğal akışında var olması olumsuz bir durum değildir. Ancak KSS çalışmalarına niyet ve başlangıç aşamasında işletmelerin bu kaygı ile harekete geçiyor olmaları, KSS uygulamalarının temelini oluşturan sürdürülebilirlik anlayışı ile tezat oluşturmaktadır. 26 27
  15. 15. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Copy / Paste 8. Şehirlerarası Tren Ücreti (2012 yılında 20 hat ile temsil edilmektedir -1 yeni hat eklenmiş 4 hat çıkmıştır) TÜİK Enflasyon Sepetini Nasıl Belirliyor? TÜİK’in enflasyon hesaplamaları sırasında kullandığı sepet her zaman tartışma konusu olmuştur. TÜİK bugün 2012 yılında enflasyonu hangi ürünleri baz alarak ve nasıl hesaplayacağını açıkladı. Meraklısı için kısa bir bilgi… TÜİK’in 2012 yılında kullanacağı sepet 444 ürün, 1,169 ürün çeşidini kapsayacak. Kurum yıl boyunca her ay, bu sepeti baz alarak, 27,500 işyeri ve 4,176 konuttan, yaklaşık 375,000 fiyat derleyecek. Peki fiyatı alınan ürünler sepete nasıl giriyor? TÜİK’in açıklaması şöyle: Tüketici Fiyatları Endeksi mal ve hizmet sepeti oluşturulurken Hanehalkı Bütçe Anketi (HBA) sonuçlarına göre toplam harcama içerisinde 1/1000’den daha fazla ağırlık alan ürünler endeks sepeti kapsamına alınmaktadır. Yıl boyunca her ay düzenli olarak yapılan HBA anketi sonuçlarına göre TÜFE endeks sepeti güncellenmekte ve önemi yitiren mal ve hizmetler endeks kapsamı dışında bırakılmaktadır. HBA verilerinin yanı sıra; otomobil, otoban geçiş, şehirlerarası tren, cep telefonu görüşme, internet, özel televizyon yayın aidatı, gazete ve dergi ücretleri gibi mal ve hizmetler için idari kayıtlardan elde edilen harcama ve ciro bilgileri ile sepetin kapsamı ve ağırlık yapısı her yıl güncellenmektedir. 2012 yılı için TÜFE sepetine yeni eklenen ve çıkartılan ürünler ise şunlar; Yeni eklenenler; 1. Ayran (1 lt) 9. Uçak Ücreti (2012 yılında 64 hat ile temsil edilmektedir -10 yeni hat eklenmiş, 1 hat çıkmıştır) 10. Cep Telefonu Görüşme Ücreti (2012 yılında 233 çeşit ile temsil edilmektedir – 5 yeni çeşit eklenmiş, 1 çeşit çıkmıştır) 11. Özel Televizyon Aidatı (2012 yılında 12 çeşit ile temsil edilmektedir – 11 yeni çeşit eklenmiş, 5 çeşit çıkmıştır) 12. Magazin ve Dergi (2012 yılında 8 çeşit ile temsil edilmektedir – 1 yeni çeşit eklenmiş, 1 çeşit çıkmıştır ) Çıkartılan ürünler ise şunlar; 1. Üzüm Yaprağı 2. Erkek Palto 3. Ampul (Şeffaf) 4. Çamaşır Deterjanı (Elde Yıkama İçin) 5. Enjektör (5 cc’ lik) 6. Kamera (Bilgisayar İçin-Web cam) 7. VCD (Film) 8. İnternet Aylık Ücreti (Tt-Net-Çevirmeli) 9. Modem (ADSL) 2. Katı Meyve Sıkacağı 3. Bulaşık Deterjanı (Bulaşık Makinesi İçin Tablet) 4. Araba Yıkama Ücreti 5. Duş Jeli 6. Otomobil (2000 cc) 7. Otoban Geçiş Ücreti (2012 yılında 12 çeşit ile temsil edilmektedir – 2 yeni çeşit eklenmiştir) 28 29
  16. 16. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” TÜİK… Kazanç Yapısı Anketi 2010 Kazanç Yapısı Anketi; ücret ve kazançların düzeyi, yapısı ve gelişimi konusunda, ücretli çalışanların özellikleri ayrımında bilgi derlemek amacıyla 2006 yılından itibaren AB ülkeleri ile eş zamanlı olarak dört yıl aralıklarla uygulanmaya başlanmıştır. Söz konusu serinin ikincisi olan 2010 Kazanç Yapısı Anketi; 2010 Kasım ayı ve yıllık bilgileri referans alınarak 2011 yılında, Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflamasına (NACE Rev.2) göre B-N ve P-S sektörleri (sanayi, inşaat ve hizmet) kapsanarak örnekleme yöntemi ile seçilen 20 155 işyerinde uygulanmıştır. Ankette, işyerinde ücret karşılığı çalışan kişiler kapsanmıştır. Ankette kapsanan sektörlerde kadınlar, ücretli çalışanların % 24,6’sını oluşturmaktadır. En yüksek kazancı yüksek eğitimli kesim elde etmektedir… 2010 Kazanç Yapısı Anketi sonuçlarına göre, 2010 yılında yıllık ortalama brüt kazanç 19 694 TL’dir. Bu rakam, erkekler için 19 683 TL, kadınlar için 19 728 TL olarak tahmin edilmiştir. Anket sonuçları incelendiğinde, hem erkek hem de kadın ücretli çalışanların kazançlarının, genellikle eğitim durumu ile doğru orantılı olarak yükseldiği görülmektedir. Benzer durum, yaş grubu ve kıdem yılı için de geçerlidir. Eğitim durumuna göre en yüksek yıllık ortalama brüt kazancı erkeklerde 37 878 TL, kadınlarda ise 31 437 TL ile yüksekokul ve üstü eğitim düzeyine sahip olanlar elde etmektedir. Copy / Paste erkekler için bu grup % 27,4 ile ilkokul ve altıdır. Cinsiyete dayalı ücret farkı meslek gruplarına göre incelendiğinde ise, “yöneticiler” grubu hariç, diğer tüm meslek gruplarında bu ölçütün erkek ücreti lehine olduğu görülmektedir. Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanlar en düşük kazancı elde etmektedir… Anket sonuçları, meslek grubu (ISCO 08) ayrımında incelendiğinde en yüksek yıllık ortalama brüt kazancı 49 170 TL ile “yöneticiler” meslek grubunda çalışanların elde ettiği görülmektedir. Bu meslek grubunu 33 974 TL ile “profesyonel meslek mensupları” izlemektedir. En düşük yıllık ortalama brüt kazancı ise 13 032 TL ile “nitelik gerektirmeyen meslekler” elde etmekte, bu grubu 13 787 TL ile “hizmet ve satış elemanları” izlemektedir. En yüksek kazanç finans ve sigorta faaliyetleri sektöründedir… Ücretli çalışanların ücret ve kazançları ekonomik faaliyet kolu ayrımında incelendiğinde, en yüksek yıllık ortalama brüt kazancın 44 343 TL ile “finans ve sigorta faaliyetleri” ekonomik faaliyet kolunda olduğu gözlenmektedir. Bu sektörü 43 530 TL ile “elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı” sektörü izlemektedir. En düşük yıllık ortalama brüt kazanç ise 13 878 TL ile “idari ve destek hizmet faaliyetleri” sektöründedir, bunu 14 591 TL yıllık ortalama brüt kazanç ile “inşaat” sektörü izlemektedir. Cinsiyete dayalı ücret farkı… Cinsiyete dayalı (erkek-kadın) ücret farkı, erkek ve kadın arasındaki ücret farkının erkek ücreti içindeki yüzdesi olarak tanımlanmaktadır. Bu gösterge, saatlik, aylık veya yıllık ortalama ücret esas alınarak hesaplanabilmekte olup burada yıllık ortalama brüt ücret kullanılarak hesaplanmıştır. Cinsiyete dayalı ücret farkı toplamda kadın ücretinin lehine (% -1,1) iken, eğitim durumuna göre incelendiğinde tüm eğitim durumu basamakları için erkek ücreti lehinedir. Göstergenin toplamda kadın lehine olması ücretli çalışanların eğitim durumuna göre dağılımının incelenmesi ile açıklığa kavuşmaktadır. Buna göre, ücretli çalışan kadınların en yoğun bulundukları eğitim durumu % 35,3 ile yüksekokul ve üstü iken, 30 31
  17. 17. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” TÜİK… Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2010 P80/P20 göstergesi 2009 yılında 8,5 iken 2010 yılında 8’e düşmüştür… Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelirlere göre oluşturulan yüzde 20’lik gruplarda, en yüksek gelire sahip son gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 46,4 iken, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 5,8’dir. Buna göre, son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, ilk yüzde 20’lik gruba göre (P80/P20 göstergesi) 8 kattır. P80/P20 göstergesi kentsel yerler için 7,3, kırsal yerler için ise 7,1’dir. Gini katsayısı 0,402 olarak tahmin edilmiştir… Gelir dağılımı eşitsizlik ölçütlerinden gini katsayısı bir önceki yıla göre 0,013 puan düşüş ile 0,402 olarak tahmin edilmiştir. Katsayı, kentsel yerleşim yerleri için 0,389, kırsal yerleşim yerleri için ise 0,379 olarak tahmin edilmiştir. Gelirin nüfusa dağılımındaki eşitsizliğin grafik gösterimi olan Lorenz eğrisi de bir önceki yıla göre gelir dağılımında önemli bir değişim olmadığını eğrilerdeki çakışma ile göstermektedir. Copy / Paste Sosyal transferlerin % 91,1’ini emekli ve dul-yetim aylıkları oluşturmaktadır. Emekli ve dul-yetim aylıkları toplam gelir içinde % 18,6’lık paya sahip iken, diğer sosyal transferlerin payı % 1,8’dir. Müteşebbis gelirlerinin ise % 68,5’i tarım-dışı sektörden oluşmaktadır. Nüfusun % 16,9’u yoksulluk sınırının altındadır… Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelirleri kullanılarak çeşitli göreli yoksulluk sınırları (eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirin % 40, % 50, % 60 veya % 70’ine göre) hesaplanmaktadır. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirin % 50’si dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre nüfusun % 16,9’u yoksulluk riski altındadır. Kentsel ve kırsal yerler için ayrı ayrı hesaplanan yoksulluk sınırlarına göre, kentsel yerlerde bu oran % 14,3 iken, kırsal yerlerde % 16,6’dır. Sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranı %18’dir… Dört yıllık panel veri kullanılarak hesaplanan “sürekli yoksulluk” oranı, dört yıl boyunca hanenin üyesi olan fertlerden en az üç uygulamada yoksulluk riski altında olanlar olarak tanımlanmaktadır. Sürekli yoksulluğun hesaplanmasında eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirin % 60’ı dikkate alınmaktadır. Buna göre, araştırmanın 2009 yılı dört yıllık panel sonuçlarından hesaplanan sürekli yoksulluk oranı % 18’dir. Nüfusun yaşam koşulları göstergeleri… Ortalama yıllık hanehalkı kullanılabilir geliri 22,063 TL’dir… Kurumsal olmayan nüfusun; Türkiye’de hanehalkı başına düşen ortalama yıllık kullanılabilir gelir 22 063 TL iken, ortalama yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelir ise 9 735 TL’dir. % 60’ı kendilerine ait konutta oturmaktadır. İstanbul Bölgesi 13 382 TL ile ortalama yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri en yüksek olan bölge durumundadır. Bunu, 11 116 TL ortalama gelir ile Batı Anadolu Bölgesi izlemektedir. En düşük ortalamaya sahip bölge ise 5 144 TL ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir. % 43,8’inin konutunda “sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi vb.” sorunlar söz konusudur. % 43,3’ünün oturduğu konutta “izolasyondan dolayı ısınma sorunu” yaşanmaktadır. Toplam gelir içinde en fazla pay maaş-ücret gelirlerine aittir… Maaş-ücret gelirleri % 43,7’lik oranla toplam gelir içerisinde en fazla paya sahiptir. Bunu % 20,5 ile sosyal transferler ve % 20,2 ile müteşebbis gelirleri izlemektedir. 32 % 61,4’ünün hanesinin taksit ödemeleri ve borçları (konut alımı ve konut masrafları dışında) bulunmakta, bu borç ödemeleri, % 28,3’ünün hanesine çok yük getirmektedir. % 87,5’i “evden uzakta bir haftalık tatili”, % 65,7’si “beklenmedik harcamalarını” ve % 81,7’si “yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını” ekonomik nedenlerle karşılayamamaktadır. 33
  18. 18. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Ciddi finansal sıkıntıyla karşı karşıya olan nüfusun oranı olarak tanımlanan ve belirlenmiş 9 maddeden en az 4 tanesini karşılayamama ya da mahrum olma durumunu tanımlayan “maddi yoksunluk” oranı 2009 yılında % 63, 2010 yılında ise % 63,5 olarak hesaplanmıştır. 34
  19. 19. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Araştırmada Son Söz Kimin?.. MRGA (Market Research Global Alliance) araştırmalarda kullanılan soru formlarında son sözün kimde olması gerektiğini tartışıyor. Araştırma kuruluşunda (araştırmacıda) mı yoksa, müşteride mi?.. Konunun açılış sorusunda, bu durumda araştırmacı olarak neyin tercih edilmesi gerektiği ve duruma göre mutluluk veya hüsran ile sonuçlanan çalışma deneyimleri olup olmadığı soruluyor. Konuya verilen yanıtlarda, araştırmacının metodolojik güvenilirliğini korumakla yükümlü olduğu ancak, içeriksel olarak müşterinin araştırmaya çok katkı sağlayabileceğini vurgulanıyor. Aslına bakılırsa, müşterinin içinde bulunduğu pazar, ve bundan da önemli olarak araştırma ihtiyacına neden olan durumu hakkında, alınmış olan nitelikli bir bilgilendirme, araştırmacının araştırma enstrümanı (genellikle soru formu) tasarımında yüksek kalite ve verimliliği elde edebilmesi için yeterli gibi görülüyor. Müşterinin ilk tasarımdan itibaren, olaya müdahil olma isteği duyması halinde, araştırmacının bilgilendirmeyi ne denli doğru aldığını sorgulaması gerekiyor. Müşterinin soru formuna müdahale ihtiyacı, genellikle kullanılan dili beğenmemesi ya da bu soruların yanıtları sunmakta yeterli olmayacağını hissetmesinden kaynaklanıyor olabilir. Daha da dramatik olanı ise, müşterinin aradığı yanıtların sorularının formda yer almaması. İhtiyaç dıuyulan bilgiyi elde etmek amacı ile hazırlanan soru formları (ki bu aşamada anket tekniğinin araştırmacı tarafından doğru seçilmiş bir teknik olduğunu kabul ediyoruz), öngörüldüğü hali ile yanıtlara ulaşmak yeterliliğine sahip değil ise ve bu durum müşteri tarafından dahi dile getirilebiliyorsa, araştırmacının gözden geçirmeyi kabul etmesi en doğru yaklaşım olacaktır. Siz ne dersiniz? 36
  20. 20. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Uzmanlar ile Görüşmek… QRCA (Qualitative Research Discussion) uzmanlarla (özellikle tıp konusunda uzman kişilerle) yapılacak görüşmelerde açık uçlu ve keşfedici sorulara katılımın nasıl artırılabileceğini tartışıyor. Konuya verilen yanıtlar, seviyesi iyi ayarlanmış olduğu halde, espri öğesinin katılımı artırmakta etkili olabileceğini vurguluyor. Uzmanlar ile yapılacak görüşmeler sırasında, araştırmacının mesleki jargona ve espri anlayılşına hakiö olması gerektiği genel olarak kabul ediliyor. Ancak bu aşamada espri ögesinin araştırmacı değil katılımcı tarafından kullanılmasının gerekliliği de önemle vurgulanıyor. Elbette araştırmacının bir ön çalışma ile yapılan bu esprileri anlayabilecek kullanılan mesleki kodları çözebilecek kapasiteye gelmiş olması da bekleniyor. Soru sormayı bilmek ve soru sorarken komik duruma düşmemek ise araştırmacının becerisi elbette. Araştırma uğraşının ne denli profesyonel bir alan olduğu unutulmadığı halde, bu becerinin bir vergi değil bir çalışma ve çabanın ürünü olduğunun bilinmesi gerekiyor. Masa başında ve üzerinde araştırma yapılan sektörden bihaber (veya yalnızca hizmet verilen kurumdan alınan bilgiler ile sınırlı olacak şekilde) hazırlanmış soru formları veya görüşme yönergelerinin zaman zaman araştırmacıları meslek uzmanları karşısında ne kadar komik duruma düşürdüğüne hepimiz şahit olmuşuzdur. 38
  21. 21. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Yeni Araştırmacılar İçin… AAPOR (American Association for Public Opinion Research) yeni araştırmacıların en çok karşılaşabileceği üç hatanın neler olabileceğini tartışıyor. Soruya verilen yanıtlara göre yeni araştırmacıların en çok karşılaşabileceği hataların daha çok araştırma çalışması sırasında elde edilen verilerin yorumlanması aşamasında yaşanabileceği belirtiliyor. Uzman araştırmacıların konuya verdikleri yanıtlar genellikle aşağıdaki ana gruplarda toplanıyor; Araştırma verilerinin yorumlanması, maksadını aşacak derecede Katılımcıların verdikleri yanıtların ve belirtilen görüşlerin sayısallaştırılması ile elde edilen tesbitlerin sorgulanmadan geçerli görülmesi, Veriler arasında nedensellik aşamasında yapılan hatalar ve ilişkisinin kurulması Yardımcı analiz yazılımları ile elde edilen istatistiki yorumların okunması sırasında hatalar yapılması… 40
  22. 22. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” TÜİK’in 2011 Yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması İnternete erişim imkânı olan hane oranı %42,9’a yükseldi 2011 yılı Nisan ayında gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre Türkiye genelinde hanelerin %42,9’u İnternet erişim imkânına sahiptir. Bu oran 2010 yılının aynı ayında %41,6 idi. İnternet erişim imkânı olan hane oranı kentsel yerlerde %51,0 iken, kırsal yerlerde %22,7’dir. İBBS Düzey-1’e göre %56,9 ile TR1-İstanbul, %56,7 ile TR4-Doğu Marmara, %49,2 ile TR7Orta Anadolu, %48,0 ile TR5-Batı Anadolu ve %43,4 ile TR2-Batı Marmara bölgelerinde İnternet erişim imkanı olan hane oranı Türkiye ortalamasının üzerindedir. Hanelerin %39,3’ü genişbant bağlantı ile İnternet erişim imkânına sahip 2011 yılı Nisan ayında hanelerin %39,3’ünde genişbant İnternet (ADSL, kablolu ve kablosuz sabit bağlantılar ile 3G bağlantı) erişim imkânı bulunmaktadır. ADSL %34,5 ile tüm haneler, %80,2 ile İnternet kullanılan haneler arasında İnternet erişim imkanı sağlarken, 3G bağlantı tüm hanelerin %5,3’ünde, İnternet kullanılan hanelerin ise %12,2’sinde İnternet erişim imkanı sağlamaktadır. Genişbant bağlantı ile İnternet erişim imkânı kentsel yerlerdeki hanelerde %47,5 iken, kırsal yerlerde %18,6’dır. İBBS Düzey-1’e göre genişbant bağlantı ile İnternet erişim imkânının en yüksek olduğu bölge %56,1 ile TR1-İstanbul , en düşük olduğu bölge ise %20,0 ile TRC-Güneydoğu Anadolu bölgesidir. Bilgisayar ve İnternet kullanımı artmaya devam ediyor 16-74 yaş grubundaki bireylerde bilgisayar ve İnternet kullanım oranları sırasıyla %46,4 ve %45,0’dır. Bu oranlar 2010 yılında sırasıyla %43,2 ve %41,6 idi. Bilgisayar ve İnternet kullanımında kadın-erkek ve kent-kır arasındaki sayısal uçurum devam ediyor Bilgisayar ve İnternet kullanım oranları 16-74 yaş grubundaki 42 Copy / Paste erkeklerde %56,1 ve %54,9 iken, kadınlarda %36,9 ve %35,3’tür. Bilgisayar ve İnternet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubu 16-24 yaş grubudur. Bu oranlar tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksektir. Bilgisayar ve İnternet kullanımı kentsel yerlerde %54,7 ve %53,2, kırsal yerlerde ise %26,9 ve %25,7’dir. İBBS Düzey-1’e göre bilgisayar ve Internet kullanımının en yüksek olduğu bölge %57,2 ve %56,5 ile TR1-İstanbul bölgesidir. Bunu %53,3 bilgisayar ve %51,7 İnternet kullanım oranı ile TR4-Doğu Marmara bölgesi takip etmektedir. İnternet kullanan bireylerin %89,5’i İnterneti düzenli kullanıyor 16-74 yaş grubundaki tüm bireylerin %36,2’si İnterneti düzenli olarak hemen hemen her gün veya haftada en az bir defa kullanmaktadır. 16-74 yaş grubunda İnternet kullanan bireylerin düzenli İnternet kullanım oranı ise %89,5 olup, bu oran kentsel yerlerde %90,7, kırsal yerlerde %83,7 ve İBBS Düzey-1’e göre TR1-İstanbul bölgesinde %92,8’dir. Internet kafelere ilgi azalıyor 2011 yılı ilk üç ayında (Ocak-Mart 2011) 16-74 yaş grubu İnternet kullanan bireylerin İnterneti en fazla kullandığı yer %67,6 ev olup, bunu %33,0 ile işyeri, %18,7 ile İnternet kafe, %16,8 ile arkadaş, akraba vb. evleri, %7,2 ile eğitim alınan yerler, %3,2 ile kablosuz bağlantının yapılabildiği yerler takip etmektedir. Bir önceki yıl aynı dönemde İnternet kullanan bireylerin %20,0’ı İnterneti İnternet kafelerde kullanmıştı. İnternet en çok çevrimiçi haber, gazete ya da dergi okuma, haber indirme için kullanılıyor 2011 yılı ilk üç ayında (Ocak-Mart 2011) İnternet kullanan bireyler İnterneti en çok %72,7 ile çevrimiçi haber, gazete ya da dergi okuma, haber indirme için kullanırken, bunu %54,1 ile sağlık ile ilgili bilgi arama takip etmektedir. Web siteleri aracılığıyla (Blog siteleri, facebook, twitter) toplumsal ve siyasal konular ile ilgili görüşleri okuma veya paylaşma (%50,8) ve mal ve hizmetler hakkında bilgi aramak da (%46,6) kullanım amaçları arasında yer almaktadır. Kamu kurum/kuruluşları ile iletişimde internet kullanımı artıyor 2010 yılı Nisan ile 2011 yılı Mart aylarını kapsayan on iki ay içinde İnternet kullanan bireylerin kamu kurum/kuruluşları ile iletişimde İnternet kullanma oranı %38,9’dur. Bu oran önceki yılın aynı döneminde (2009 Nisan-2010 Mart) % 27,2 idi. Kullanım 43
  23. 23. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” amaçları arasında kamu kuruluşlarına ait web sitelerinden bilgi edinme %92,2 ile ilk sırayı almaktadır. İnternet üzerinden alışveriş yaygınlaşıyor İnternet kullanan bireylerin İnternet üzerinden kişisel kullanım amacıyla mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı %18,6’dır. Önceki yıl İnternet üzerinden alışveriş yapanların oranı ise %15’0 idi. 2010 yılı Nisan ile 2011 yılı Mart aylarını kapsayan on iki aylık dönemde İnternet üzerinden alışveriş yapan bireylerin %28,8’i giyim ve spor malzemesi, %27,8’i elektronik araç, %19,8’i ev eşyası, %17,6’sı kitap, dergi, gazete (e-kitap dahil) İnternet üzerinden almıştır. TÜİK Açıklama: Avrupa Birliği yönetmeliklerine uygun olarak gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçları Türkiye, kent ve kır ayrımında verilmekte iken, ilk defa bu haber bülteni ile İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS) 1. Düzey (12 Bölge) ayrıntısında da verilmektedir. 44
  24. 24. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Copy / Paste % 7,2’si bölgesel iken, TÜİK’in 2010 yılı “Yazılı Medya İstatistikleri” üzerine TÜİK 2010 yılı “Yazılı Medya İstatistikleri”ni açıkladı. Gazete ve dergilerin tirajlarının bir önceki yıla göre yüzde 13’lük bir artış göstermesine karşılık, günlük gazete tirajının 6 milyon civarında olması yine de düşündürücüdür. % 57’si ulusal yayın yapmaktadır. Genel olarak bakıldığında ise gazete ve dergilerin % 59,1’i yerel, % 5,5’i bölgesel ve % 35,4’ü ise ulusal yayın yapmaktadır. Klasik kabul gören okur katsayıları ile günlük gazete okuru sayımız halen 18-20 milyon aralığındadır. Türkiye’de 15 yaş üzeri okuryazar nüfusun 48 milyon civarında olduğu düşünüldüğünde toplumun yarısının hiç gazete okumadığı hesaplanabilmektedir. Yıllık toplam tirajın % 94,6’sını gazeteler oluşturmaktadır Burada dünya ile herhangi bir karşılaştırma yapmaya gerek görmeden bu oranın pek de iç açıcı olmadığını belirtmekte yarar var. Görünen açık ki toplumun yarısından çoğu dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeleri yazılı bası dışı iletişim kanallarından takip etmektedir. 2010 yılında ülkemizde yayımlanan gazete ve dergilerin yıllık toplam tirajı 2,571,694,304 olup, bunun % 94,6’sını gazeteler oluşturmaktadır. Mevcut durumun olumlu veya olumsuz yansımalarını analiz etmek bir yana, başta medya mensupları olmak üzere, iletişim sektörünün tüm aktörlerinin çalışmalarını ve sorumluluklarını bu gerçekliğin ışığında biçimlendirmeleri yararlı olacaktır. Aşağıda TÜİK araştırmasının tesbitlerini bulabilirsiniz. Gazetelerin % 90’ı yerel yayın yapmaktadır. 2010 yılında gazete ve dergilerin tirajı 2009 yılına göre % 13,4 artmıştır. Yıllık toplam tirajın % 16,6’sı yerel, % 3,4’ü bölgesel, % 80’i ise ulusal gazete ve dergilerdir. Gazeteler 2010 yılında gazete ve dergilerin sayısı 2009 yılına göre % 6,4 artmıştır. Gazetelerin yıllık toplam tirajının % 90,1‘ini günlük gazeteler oluşturmaktadır. 2010 yılında 6,459 gazete ve dergi yayımlanmıştır. Bu yayınların % 57’sini dergiler oluşturmaktadır. Gazetelerin % 14,4’ü günlük, % 31’i haftalık olarak yayımlanmaktadır. Ülkemizde 2010 yılında yayımlanan gazetelerin Gazetelerin % 86,2’si siyasi/haber/güncel içerikli yayın yapmakta, % 8,8’i ise ek vermektedir. % 90’ı yerel, % 3,3’ü bölgesel ve % 6,7’si ise ulusal yayın yapmaktadır. Dergilerin ise % 35,8’i yerel, 46 Dergiler Dergilerin yıllık toplam tirajının % 47,4’ü aylık, % 19’u ise haftalık yayınlar oluşturmaktadır. Dergilerin % 23,2’si aylık, % 22,6’sı üç aylık olarak yayımlanmaktadır. Dergilerin % 21’i sektörel/mesleki içerikli yayın yapmakta, % 9,5’i ise ek vermektedir. 47
  25. 25. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Araştırma Bütçelerini Korumak… MRA (Marketing Research Association), şirketlerin (müşterilerin) araştırma bütçelerini kısmalarının önüne geçebilmek için nasıl bir mesleki strateji izlenmesi gerektiğini soruyor. Soruyu yanıtlayan araştırmacılar, öncelikle şirketlere araştırma ile elde edilecek verilerin şirket için karlılık artırıcı mahiyette geri dönüşünün önemini anlatmak gerektiğini belirtiyorlar. Araştırmanın şirketler tarafından önemli ve geliştirici bir maliyet bileşeni olarak algılanması gerektiğini vurgulayan araştırmacılar bu konuda asıl görevin de yine kendilerinde olduğunu belirtiyorlar. Şirketlerin araştırma ihtiyacını belirlemek konusunda yetkili olan ve taleplerini araştırma kuruluşlarına aktarmaktan sorumlu yöneticilerin bu değerlendirme ve karar alma süreçlerinde desteklenmesi gerektiği konusunda da araştırmacılar genel bir fikirbirliğine sahip. Ülkemizdeki durum ise, araştırma bütçeleri korunması ve istemci şirketlerin talep yönünde motive edilmesi konusunda, benzer nitelikli tartışmaları yapmamıza olanak sağlamaktan çok uzak. Frekans tabloları ve sözde karşılaştırmalı analizlerin ofis yazılımlarının renkli grafikleri ile bezenerek sunulmasından başka birşey olmayan niteliksiz araştırma raporları müşterilerin gerçekten ihtiyaç duyacakları bilgi ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzak kalmaktadır. Elbette iyi örnekleri, iyi araştırma kuruluşlarını ve onların değerli çalışmalarını bu olumsuz değerlendirmeden ari tutmak gerekir. Ancak ne yazık ki, nitelikli bir soru formu veya model oluşturmaktan aciz, raporlarını soruların frekans tabloları ve araştırma eğitimi almamış bir insanın dahi akıl edebileceği basit karşılaştırmalar ile dolduran ve oluşturduğu bu ‘sonuçsuz rapor’un içinde tek satır bile ‘gerçek analiz’ yer almayan çok sayıda sözde araştırma kuruluşunun pazarda halen iş yaptığını da görmek gerekiyor. Araştırma müşterilerine malumun izahından başka bir bilgi vermeyen, basmakalıp ve sağdan soldan toplanan bilgi kırıntıları ile oluşturulan modeller ile yapılan araştırmalar ile araştırmayı uzmanlık isteyen profesyonel bir uğraştan çok ticaret olarak gören sözde araştırmacılar engellenemediği sürece araştırma bütçelerinin iyileştirilmesini beklemek biraz hayalcilik olacaktır. 48
  26. 26. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Yanıtlanma Oranını Artırmak… MRA (Marketing Research Association), araştırmalarda görüşülen kişilerin yanıtlama oranlarını artırmak için nasıl bir taktik izlenebileceğini soruyor. Soruyu yanıtlayan araştırmacıların önemli bir kısmı görüşülen kişiyi teşvik edecek kimi uygulamaların yapılabileceğini dile getiriyor. Bu yaklaşımda olanlar, görüşülen kişiye orta ve uzun vadede kazanım sağlayacak bir puan sistemi (ki online araştırmalar için daha uygundur) ya da görüşme takibi hediye sunumu gibi yöntemlerin katılımı ve yanıtlama oranını artırabileceğini belirtiyorlar. Tahmin edebileceğiniz gibi, görüşülen kişiye hediye veya benzeri teşvik edici bir unsur sunulmasını son derece yanlış bulan ve bu gibi uygulamaların görüşülen kişinin samimiyetini olumsuz yönde etkileyebileceğini düşünen araştırmacılar da var. Bazı araştırmacılar ise, özellikle yüz yüze anket tekniğinin kullanıldığı yöntemlerde, görüşme sürelerinin (10 dakikadan) uzun tutulması halinde yanıtlanma oranının kaçınılmaz olarak düşeceğini, bu nedenle araştırılacak konunun küçük alt araştırmalara bölünerek daha etkin bir tarama yapılabileceğini dile getirmektedirler. Son olarak “don’t let the respondent out of his/her cell until all the questions are answered” diyerek görüşülen kişi tüm soruları yanıtlayana kadar hücresinden çıkmasına izin vermeyin diyen bir grup da olduğunu belirtmem lazım. 50
  27. 27. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Copy / Paste CHP’lilerin yarısı kurultay istiyor… Boykot Krizi Kime Yaradı… İKSara’nın 5-12 Temmuz 2011 tarihleri arasında 2058 kişi üzerinde yaptığı kamuoyu araştırması son günlerde gündemi belirleyen pek çok konuya ilişkin çarpıcı veriler sunuyor. Akşam gazetesinde yayınlanan ve hata payı ±2.2% olarak belirtilen ankete göre, AKP ve BDP seçmenleri 12 Haziran seçim sonuçlarından memnun. Boykot krizinin ardından seçmene ‘Bu pazar bir genel seçim olsa, oyunuzu hangi partiye verirdiniz?’ sorusu yöneltildi. Buna, ‘AKP’ yanıtını verenlerin oranı yüzde 52 olurken, yüzde 25.7 ‘CHP’, yüzde 12.4 ‘MHP’ yüzde 6.9 ‘BDP’, yanıtını verdi. Buna göre, AKP seçim sonrasındaki süreçte oylarını artırmış ve yüzde 50'yi aşmış görünüyor. İKSara, ‘söz konusu artışın önemli bir oranının baraj altında kalan partilerin oy oranlarının erimesinden kaynaklandığı’ değerlendirmesini yapıyor. AKP ve BDP’liler memnun… Seçmenlere ‘Bu seçimde oy verdiğiniz partinin başarılı olduğunu düşünüyor musunuz?’ sorusu da yöneltildi. Buna göre, AKP seçmeninin yüzde 95'i, CHP’nin yüzde 44'ü, MHP’nin yüzde 29'u, BDP tabanının yüzde 92'si kendi partisini başarılı buluyor. Bu soruya ‘başarısız’ yanıtı verenlerin oranı AKP seçmeninde yüzde 4, CHP’de yüzde 34, MHP’de yüzde 34, BDP’de yüzde 6 oldu. Buna göre, AKP ve BDP seçmeninin ezici bir çoğunluğu partisinin başarılı olduğunu düşünürken, her 3 CHP’liden birisi partinin başarısız olduğunu düşünüyor. MHP’li seçmenlerin çoğunluğu ise partilerinin ‘ne başarılı ne de başarısız’ olduğunu düşünüyor. CHP’lilerin yüzde 34’ü boykotu desteklemiyordu… Ankette CHP’li seçmenlere ‘CHP’nin yemin etmeden Meclis’teki çalışmalara katılma kararını destekliyor musunuz?’ sorusu da yöneltildi. Bu soruya CHP’li seçmenlerin yüzde 57'si ‘Evet, destekliyorum’, yüzde 34'ü ‘Hayır desteklemiyorum’, yüzde 9'u ise ‘Kararsızım’ yanıtını verdi. Kararsız seçmenler dağıtıldığında bu oran yüzde 62 ‘Evet, destekliyorum’ ve yüzde 38 ‘Hayır, desteklemiyorum’ şeklinde oldu. Bu veriler, CHP seçmeninin büyük bir kısmının kendi milletvekillerinin yemin etmeden Meclis’teki çalışmalara katılmasına destek verdiğini, ancak karşı çıkanların oranının da bir hayli yüksek olduğunu gösteriyor. 52 CHP’li seçmene İKSara’nın sorduğu bir diğer soru ise parti içindeki muhalefetin kurultay talebini destekleyip desteklemedikleri oldu. CHP’li seçmenlerin yüzde 42'si bu talebe destek verdiğini belirtirken, yüzde 49'u ‘Hayır, desteklemiyorum’ yanıtını verdi, yüzde 8'i ise ‘kararsız’ olduğunu söyledi. Bu oran kararsızlar dağıtıldığında CHP’lilerin yüzde 46'sı kurultaya gidilmesini desteklerken, yüzde 54'ü karşı çıkıyor. BDP tabanı boykot diyor… ‘BDP’nin Meclis’i boykot kararını destekliyor musunuz?’ sorusuna BDP seçmeninin yüzde 87'si ‘Evet, destekliyorum’ derken, sadece yüzde 4'ü ‘Hayır, desteklemiyorum’ yanıtını verdi. BDP seçmenin yüzde 9'u kararsız. BDP’nin boykotuna CHP seçmenin sadece yüzde 21'i destek verirken, yüzde 71'i ‘Hayır, desteklemiyorum’ yanıtını verdi. CHP seçmenin yüzde 8'i ise kararsız. Aynı soruya AKP seçmenin yüzde 7'si, MHP’nin de yüzde 3'ü destek verdi. AKP seçmeninin yüzde 84'ü boykota karşı çıkarken, yüzde 9'u kararsız olduğunu söyledi. MHP seçmenin yüzde 94'ü karşı olduğunu söylerken, yüzde 4'ü kararsız olduğunu dile getirdi. Buna göre, toplam seçmenlerin sadece yüzde 15'i BDP’nin boykot kararını destekliyor, yüzde 76'sı karşı çıkıyor ve yüzde 9'u da kararsız. Buna göre, BDP’nin boykot kararına her dört seçmenden üçü karşı çıkıyor. Hatip Dicle… Ankete katılanlara ‘Yüksek Seçim Kurulu tarafından Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin iptal edilmesini doğru buluyor musunuz?’ sorusu da soruldu. Bu soruya AKP seçmeninin yüzde 64'ü, CHP seçmeninin yüzde 57'si, MHP seçmeninin yüzde 72'si ‘doğru bulduğu’ yanıtını verdi. Dicle’nin milletvekilliği iptalini ‘yanlış bulduğunu’ söyleyenlerin oranı AKP’de yüzde 22, CHP’de yüzde 33, MHP’de yüzde 20 oldu. BDP seçmenin yalnızca yüzde 4'ü ‘Evet, doğru buluyorum’ derken, ‘Hayır, doğru bulmuyorum’ görüşünü ifade edenlerin oranı yüzde 89 oldu. Bu soruya ‘Kararsızım’ yanıtını verenlerin oranı AKP’de yüzde 13, CHP’de yüzde 11, MHP’de yüzde 7, BDP’de yüzde 7 oldu. Buna göre, toplam seçmenlerin yüzde 59'u, YSK’nın Dicle’nin vekilliğini iptal etmesini doğru buluyor, 29'u karşı çıkıyor, yüzde 12'si ise kararsız. BDP’lilerden tutuklu vekillere destek… ‘Seçilmiş ama halen tutuklu bulunan milletvekillerinin serbest bırakılarak Meclis’e girmeleri gerektiğine inanıyor musunuz?’ sorusuna toplam seçmenin yüzde 54'ü karşı çıkıyor, yüzde 33'ü destek veriyor, yüzde 13'ü ise kararsız. Tutuklu vekillerin serbest bırakılmasına en büyük desteği yüzde 93 ile BDP verirken, bunu yüzde 53
  28. 28. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” 58 ile CHP seçmeni izliyor. MHP seçmenin sadece yüzde 30'u tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmalarına destek veriyor, yüzde 56'sı net bir şekilde karşı çıkarken, yüzde 14'ü kararsız. AKP seçmeninin sadece yüzde 14'ü tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılıp Meclis’e girmelerini isterken, yüzde 72'si karşı çıkıyor, yüzde 14'ü kararsız. 54
  29. 29. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Kadının Yeri Evidir Anlayışı Artık Bitti 14 ilde yapılan araştırma kadının çalışmasına bakışın değişmeye başladığını ortaya koydu. Evli ve çocuklu kadının çalışmasını destekleyenlerin oranı yüzde 75.6 çıktı… KAGİDER ve GFK Türkiye’nin 1.313 kişiyle görüşerek yaptığı araştırmaya göre ‘çalışmak-para kazanmak’ kadınların yüzde 53.4’ü tarafından kadının temel görevi görülürken, bu oran erkekler arasında yüzde 42.5 çıktı. Evli-çocuklu bir kadının çalışmasını destekleyenlerin oranı yüzde 75.6’ya düşüyor. Bu oran kadın bekârsa yüzde 89.3’e ulaşıyor. Kadınlar arasında “Her koşulda isterse çalışabilir’’ diyenlerin oranı ise yüzde 38.4 görünüyor. Copy / Paste destekleyenlerin oranı yüzde 89.3 iken evliçocuklu bir kadının çalışmasını destekleyenlerin oranı yüzde 75.6’ya düşüyor. Her üç kişiden biri evli ve çocuklu bir kadının hangi koşulda olursa olsun isterse çalışabilmesi gerektiğini düşünüyor. Benzer bir oran kadının paraya ihtiyacı varsa çalışabileceğini düşünenler için de geçerli. Araştırma sonuçları, kentsel Türkiye’nin yüzde 34.4’ü kadının çocuğuna/çocuklarına aile büyüklerinden biri bakıyorsa çalışabileceğini gösteriyor. Kadınlar arasında “her koşulda isterse çalışabilir” diyenlerin oranı yüzde 38.4 iken bu oranın erkekler arasında yüzde 25.5’e düştüğü görülüyor. Kadının çalışmasını kocasının iznine bağlayanların oranı da yüzde 25.8 ile erkekler arasında çok daha yüksek. Katılımcıların yüzde 41’lik kesimi kadınlar ile erkeklerin başarılı olma durumunun yapılan işe göre değiştiğini belirtiyor. Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) ve GFK Türkiye’nin araştırmasına göre, “çalışmak-para kazanmak” kadınların yüzde 53.4’ü tarafından kadının temel görevi olarak görülürken, bu oran erkekler arasında yüzde 42.5’e düşüyor. AA’nın “Kadınların İşgücüne Katılımı Kamuoyu Araştırması”nın sonuçlarından derlediği bilgilere göre, kadının toplumdaki görevleri arasında “çocuk doğurmakbüyütmek”, “ev işleriyle ilgilenmek”, “çalışmakpara kazanmak” ve “sivil toplumda gönüllü işler yapmak” öne çıkıyor. Türkiye’nin kentlerini temsil eden 14 ilde 15 yaş ve üzeri 1.313 kişiyle görüşülerek yapılan araştırmaya göre, kadın-erkek ayrımında bakıldığında “çocuk ve ev işleriyle ilgili konuların” kadınlara oranla erkekler arasında daha fazla kadının temel görevleri arasında sayıldığı tespit ediliyor. Çalışmakpara kazanmak kadınların yüzde 534’ü tarafından kadının temel görevi olarak görülürken erkekler arasında bu oran yüzde 42.5’e geriliyor. Erkeklerin yüzde 58.7’si de “çocuk büyütmeyi” kadının temel görevi olarak görüyor. Kentsel Türkiye’nin büyük çoğunluğu yüzde 84.8 ile kadınların ülke kalkınmasına katkı verdiğini düşünüyor. Cinsiyet ayrımında bakıldığında “fazlasıyla katkıda bulunduğunu düşünüyorum” diyenlerin oranı kadınlar arasında yüzde 31 ama bu oran erkekler arasında yüzde 18’e düşüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 76.4’ü kadınların ülke yönetimine katılması gerektiğini düşünüyor. Katılmaması gerektiğini belirtenlerin oranı ise yüzde 16.4’te kalıyor. Araştırmaya göre, kadının “bekâr”olması, “evli-çocuksuz” olması veya “evli-çocuklu” olması çalışma durumu hakkındaki değerlendirmeleri de etkiliyor. Bekâr bir kadının çalışmasını 56 57
  30. 30. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Türkiye’de Bağımsız Değişkenin Şaşkınlığı!.. Konda’nın geçen yaz gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını ve bu sonuçlardan hareketle yapılan derinlikli değerlendirme ve yorumları içeren ‘Kürt Meselesinde Algı ve Beklentiler’ adlı eser günümüz Türkiye’sini ve adı geçen meseleyi sosyal boyutu ile etraflıca anlamak isteyenler için son derece yararlı bir eser. Kitabı ve içeriğindeki araştırmanın bulgularını okurken az da olsa irkilmemek mümkün değil. Kimi değerlendirmeleri okurken geleceğe değin derin karamsarlıklar yaşayabilir, kimi yorumlar ile ise bu meselenin çözümü noktasında umutvar bir yaklaşım içinde bulabilirsiniz kendinizi. Kitabı bu ülkede yaşayan hemen herkesin okumasını gönülden istediğim için, bu yazıda bir özet bulamayacağınızı şimdiden belirtmek isterim. Ancak herşeyden önce mesleki bir ders olacak mahiyette, bazı dramatik bulguları aktarmakta bir sakınca görmüyorum. Bazı sınırlı sayıda keşfedici araştırma haricinde biz araştırmacılar genellikle varsayıma dayalı (hipotetik) araştırmalar yaparız. Bir kere araştırma çerçevesini ve problemini tanımladığınız halde, daha sonra bu konu özelinde hem veri toplamanıza hem de bu verilerin değerlendirmelerinden hareketle sonuca ulaşmanıza olanak sağlayacak olan varsayımlar, aynı zamanda sizin yol haritanızı da oluşturur. Peki nasıl belirlenir bu varsayımlar? Elbette araştırma problemi, veya araştırma cümlesi, öncelikle belirleyicidir. Ancak bunun yanı sıra, araştırma konusu ile ilgili literatür, araştırmacının deneyimleri ve konu hakkındaki olabildiğince nesnel kanaatleri de belirleyici unsurlardır. Ayrıca artık çok da tartışılmayan genel kabuller de belirleyicidir. Bu topyekün bilgi araştırma sırasında ilişkileri sorgulanacak olan tüm değişkenleri kendi aralarında kurulan hemen her sorgulayıcı ilişkide bağımlı ve bağımsız olarak sınıflandırıldığı halde, iki ana gruba ayırır. Burada üçüncü bir sınıf olan ilgisiz değişkenden bahsetmiyorum dahi. Ama yine de belirtmeliyim ki, deneyimsiz veya dikkatsiz bazı araştırmacılar ilgisiz değişken üzerinde de kafa patlatabilirler. Aslına bakarsanız burada, adından son derece net anlaşılabildiği için, bağımsız ve bağımlı değişkenden de tanım olarak bahsetmeyeceğim. Tasarım aşamasında bulunmadığım halde Konda’nın araştırmasının da hipotetik bir çalışma olduğunu ve bazı önceden belirlenen varsayımları test ettiğini düşünüyorum. Kitabın deyimi ile Kürt sorunsalının Kürt meselesi haline gelişi sırasında Türk 58 Copy / Paste ve Kürt kökenli vatandaşlarımızın konuya değin yaklaşımlarında ve çözüm önerilerinde farklılaşmalar bulunmaktadır. Bu çok da yadırganacak bir durum olmasa da bu hale nasıl gelindiğini kitaptan okumakta yarar var. Bir araştırmacı olarak benim dikkatimi çeken noktalardan birisi ise; ülkemizde belirli bir konuda değerlendirmelerde bulunarak kanaatlere varırken, artık çok da tartışılmaksızın evrensel boyutta doğruluğu ve geçerliliği kabul edilmiş bazı önkabullerin nasıl da dikkatle yeniden ele alınması gerektiğinin ortaya çıktığıdır. Konda araştırması, çalışma sonucunda elde edilen bazı sosyal bulguları, bizim bağımsız olarak tanımladığımız bazı değişkenler ile karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Sosyal kümelerin verili veya sonradan kazanılmış olmakla birlikte bağımsız olduğu düşünülecek özellikleri ile bu özelliklere bağlı olarak farklılaşması beklenen durum, algı ve tutumları arasında pek de beklenen yönde bir ilişki olmadığı anlaşılmaktadır. Konda araştırmasında özellikle başta eğitim veya gelir (yaşam koşulları ve yoksunluklar) ile meseleye bakış açısı, tutumlar ve çözüm önerileri arasında beklenen yönde bir ilişki tesbit edilemediği açıkça vurgulanmaktadır. Özellikle meseleye bakış açısı ve çözüm önerileri ile eğitim durumu arasında yapılan birlikte değişim değerlendirmeleri, ülkemizde bir etnik kimliğe seçimsiz doğuştan tabi olmak ile eğitim arasında, bağımsız değişkenin hangisi olduğuna karar vermek noktasında sorun olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları dikkatlice okunduğu halde, kendisini Türk olarak tanımlayan kesimin yine kendisini Kürt olarak tanımlayan kesimin eğitimsiz olduğu yönünde net bir yargıya hakim olduğu görülmektedir. Bu yargı Türklerin Kürt meselesinin nedenini Kürtlerin Kürt olmasından önce eğitimsiz olmalarına bağlayan bir sonuca ulaşmalarına neden olmaktadır. Hatta daha da ileri giderek meselenin çözümünün Kürtleri ‘eğitimli kılmak’ olduğunu belirten ciddi oranlı bir kesimin olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. İşte bu noktada Kürt meselesine değin bir algı, tanım ve tutuma sahip olmak ve Kürt meselesini değerlendirmek aşamasında geniş bir kesimin bağımsız değişken şaşkınlığı içinde olduğunu görüyoruz. Hatta bu kesimin geldiği noktada, Kürtlerin eğitimli kılınması meselenin çözümünde öncelikli ve net bir adım olacaktır. Konda araştırması eğitim konusunda net veriler sunuyor. Kürtlerin önemli bir bölümünün Türkler ile karşılaştırıldığı halde, örgün eğitim çerçevesinde, eğitimsiz olduğu net bir bulgu. Ancak değerlendirmeler bütünlüklü bir şekilde ele alındığında bu eğitimsizlik ne bir tercih ne de meselenin asıl nedeni. Kürtlerin sosyal ve ekonomik yoksunlukları ile eğitimsiz kalma durumu tarihsel süreç içinde gelişen bir durum. Hal böyle iken kolaycı bir yaklaşım ile meseleye bu yargılar ile yaklaşmak ve çözümü de bu 59
  31. 31. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” basitlikte ele almak çok da doğru, ve daha da çarpıcı söylenecek şekli ile eğitimli bir kesime yakışacak gibi görülmeyecektir. Konda araştırması, anladığımız anlamda örgün eğitim süzgecinden geçmiş kesimin meseleye ne kadar da derinliksiz yaklaştığını ve ne denli tahammülsüz olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu araştırma Kürt meselesi özelinde olduğu kadar, ülkemizde herhangi bir fenomen konusunda yapılacak çalışmalarda neyin bağımsız, neyin bağımlı değişken olduğu konusunda detaylı bir şekilde düşünülerek hareket edilmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır. 60
  32. 32. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Copy / Paste Aynı zamanda araştırma uygulamasının takvim çalışması ve maliyetlendirmesi de bu aşamada gerçekleştirilir. Araştırma Yöntemleri 1 - Rap Araştırma Nedir? Ne Amaçla Yapılır? Rap araştırma, araştırma amacı ve hedeflerine bağlı olarak, tüm araştırma metod ve tekniklerinin hibrid olarak kullanıldığı modern, keşfedici, kalitatif bir araştırma türüdür. Kuruluş tarafından bir veya iki hafta gibi çok kısa sürelerde, bilgiye ihtiyaç duyulduğu hallerde, Rap araştırma bir çözüm olarak kullanılmaktadır. Rap araştırma, özellikle belirli bir bölge veya fenomen hakkında kurumsal stratejilerin hızla belirlenmesi, eylem planının oluşturulması, risk ve olası etki analizlerinin yapılması amacı ile gerçekleştirilir. Günümüz sert pazar, rekabet ve bölgesel koşullarında kurumların eylemlerini başarı ve minimum risk ile gerçekleştirebilmeleri için, Rap araştırma etkin bir araştırma çözümü olarak kullanılmaktadır. Rap araştırma durum saptayıcı değil ancak keşfedici bir araştırma türüdür. Araştırma probleminden emin olunmadığı hallerde Rap araştırma en düşük maliyetli, keşfedici araştırma türü olarak dikkat çekmektedir. Nasıl yapılır? Neler sunulur? Rap araştırma araştırmacının, keşfedilmesi hedeflenen veri setinin (problemin) tesbiti ve formüle edilmesinden başlayarak her aşamada, farklı disiplinler ve yerel unsurlar ile birlikte çalışması ile gerçekleştirilir. Keşfedilecek konunun tesbiti Araştırmacı talepte bulunan kişi veya kuruluş ile birlikte çalışarak keşfedilmesi istenen konu, araştırma evreni ve genel çerçevenin belirlenmesi için çalışır. Bu aşama sonucunda ihtiyaç formüle edilerek araştırma konusu Rap çalışmasına uygun hale getirilmiş olur. Araştırma eylem planının hazırlanması Araştırma sonucunda hedeflenen verilere ulaşılabilmesi için kullanılabilecek Rap metod ve teknikleri gözden geçirilerek hibrid model oluşturulur. 62 Araştırma enstrümanlarının tasarımı Seçilen metod ve tekniklere göre çalışma sırasında kullanılacak araştırma araçları belirlenerek, uygulamaya hazır hale getirilir. Yerel unsurların ve paydaşların kod sistemlerine uygun olacak şekilde araçlar biçimsel ve içeriksel olarak son kez tasarlanır. Araçların işlerlikleri ve veri üretim kapasiteleri test edilerek uygulama aşamasına geçilir. Katılımlı ve işbirlikli uygulama Rap araştırmalar araştırma konusunun muhattabı olan kişi ve kuruluşlar ile araştırma sahasının doğal unsuru olan araştırma katılımcılarının desteği ile gerçekleştirilebilecektir. Araştırmacının kodlarına hakim olduğu veya araştırma konusunun işbirliği gerektirmediği durumlar istisnadır. Araştırmacı kurumiçi/kurumdışı paydaşlar ve yerel unsurlar ile ilişkiye geçerek genişletilmiş araştırma ekibini oluşturur. Uygulama planlaması yapılarak ekibin saha organizasyonu gerçekleştirilir. Araştırmacı tüm uygulama aşamasında çalışmanın içinde olur ve veri toplanmasına bizzat katılır veya gözlemcilik yapar. Veri analizi Rap araştırmanın en hassas kısmı verilerin analiz edilmesi aşamasıdır. Veri, araştırmacının planlama aşamasında hazırladığı analiz modellerinin içinde yer alan setlere aktarılarak değerlendirmeye alınır. Analiz, araştırılan konunun keşfinin gerçekleştirilmesi, verinin bilgiye çevrilerek, ana araştırma probleminin tahlili çerçevesinde ele alınır. Raporlama ve sunum Rap raporları kalitatif (niteliksel) raporlardır. Konu hakkında araştırma kanalı ile veya daha çok tali kanallardan elde edilebilecek sayısal verilerin analizleri araştırmanın kantitatif (niceliksel) sayılmasına neden olmayacaktır. 63
  33. 33. Ali Gizer “Araştırma Yazıları” Ancak Rap raporu sayısal verilere çok yer vermemiş olsa dahi, araştırma konusu hakkında sağlıklı, güvenilir ve net bulgular içerecek şekilde hazırlanır. Kimler yararlanır? Nasıl yararlanılır? Rap araştırmalar hemen her sektör tarafından kullanılabilmektedir. Ancak dünyadaki uygulamalarında Rap araştırmanın daha çok enerji, sanayi, tarım, perakende, alışveriş, eğlence, sağlık ve turizm gibi sektörler tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca Rap araştırma sosyal ve siyasal konularda veri ihtiyacı duyan kişi ve kuruluşlar tarafından da kullanılmaktadır. Özellikle belirli bir bölgeyi ve bu bölgenin sosyal ve ekonomik yaşam koşullarını etkileyeceği düşünülen projelerin gerçekleştirilmesinden önce Rap araştırma sıklıkla kullanılan bir araştırma türüdür. Rap araştırma, yararlanan kişi veya kuruma diğer araştırma modellerine oranlanla bazı avantajlar sunmaktadır. Eğer araştırma konusunun keşfedilmesi gerekiyorsa, Konunun keşfedilmesi için hangi kaynaktan veri toplanması gerektiği bilinmiyorsa, Konu ile ilgili sorular daha çok “nasıl” ve “ne” ile başlıyorsa, Konu hakkında detaylı ve çok yönlü bir bakış açısına ihtiyaç duyuluyorsa, Konu hakkında veriye çok kısa sürede ihtiyaç duyuluyorsa ve Geniş kapsamlı bir keşfedici araştırmaya ayrılacak kadar bol kaynak bulunmuyorsa Rap araştırma etkili ve ideal bir çözüm olarak kullanılabilir. 64

×