ÖZET OLARAK KIBRISIN VEGETASYON YAPISI                      VE VEGETASWYON ARASI İLİŞKİLER        Botanikçiler Kıbrıs’ın b...
-2-oluşan muazzam orandaki su buharı, yağış olarak tekrar geri dönmüş ve çevresinde gürormanların gelişmesine neden olmuşt...
-3-karasal alanlarda izlenebilmektedir. Rhamnus oleides denizden uzak alanlarda değişik yaşlıkalkerli kayalık alanlardan d...
-4-          HOLOZEN DÖNEMİNDE ORTA AVRUPA’DA ORMANLARIN TARİHİZamanın                              Klimatik açıdan   Orma...
-5-3-     Kayın Dönemi: Takip eden dönemde bugüne göre daha kurak ve ılımandı. Meşe ve       onu tamamlayan ağaç türleri (...
-6-Dominant türler Kızılçam ve Serviydi. Çınar, Akçaağaç ve Meşeler (Q. infeltoria, O.Coccifera) bazı durumlarda Karaağaç ...
-7-kendimizi siglament bahçesinin ortasında bulduk. Genellikle bu tür çalışma alanlarındapopulasyonu en fazla artan diğer ...
-7-        ilave olarak mantor meşesi (Quercus suber) ve sarıçam (Pinus silvestris) hakkındadüşüncelerini açtıktan sonra o...
-11-             1892-1908 Yılları Arasında Yapılan Ağaçlandırma Çalışmaları       Madon’dan sonra ara verilen ağaçlandırm...
öZet olarak kıbrıs vegetesyon yapısı
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

öZet olarak kıbrıs vegetesyon yapısı

569
-1

Published on

0 Comments
0 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

No Downloads
Views
Total Views
569
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0
Actions
Shares
0
Downloads
1
Comments
0
Likes
0
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

öZet olarak kıbrıs vegetesyon yapısı

  1. 1. ÖZET OLARAK KIBRISIN VEGETASYON YAPISI VE VEGETASWYON ARASI İLİŞKİLER Botanikçiler Kıbrıs’ın bitki topluluklarını üç ana guruba ayırırlar, ormanlar, makitopluluğu, garig veya firgana (kafkalla) vegetasyonu ve diğer topluluklar. Lokal alanlardatuzlu topraklarda, deniz kenarında ve dere kenarlarında izlenen vegetasyondur. OkuyucuKıbrıs florası üzerine yapılan araştırma ve çalışmaların dökümünü Dr. Servet SamiDedeçay’ın coşkulu bir dille kaleme aldığı “Kıbrıs’ta Kokulu Bitkiler ve Bunların İhtivaEttiği Kokulu Yağlar ve Sağaltıcı Özellikler cilt I . 1995” adlı eserinde bulabilir; Bunlardan ençok bilinenler Esther F. Chapman’ın “Cyprus Trees and Shrubs” adlı çalışması R.D.Meikle’nin “Floro of Cyprus” adlı iki ciltlik çalışması ve Dr. Deryek E. Viney’in “AnIllustrated Flora North Cyprus 1994” adlı çalışmalarıdır. Okuyucu Kıbrıs Florası üzerinearadığı bilgileri bu kitaplardan bulabilir. Burada en fazla izlenen bitkilerin yayılım alanları ile aralarındaki ilişkilere, jeolojikyapı – iklim – toprak ilişkilerine ve Batıdan – Doğuya, Kuzeyden – Güneye yapıla gelenağaçlandırma çalışmaları sırasında yapılan gözlemlere yer verilecektir. Üzerinde duracağımana konu orman florası ile maki ve garikler arasındaki etkileşimdir. Yoksa burada uzun uzunfloranın türleri verilecek değildir. Bir ülkenin vegetasyon yapısını etkileyen en önemli olgular; iklim, jeolojik yapı,toprak, yükselti ve bakıdır. Bu beş madde bitki türlerini ve gelişimini, şekillenişini etkileyenbaşlıca faktörlerdir. Maki kelimesinin kökeni karışıktır. Bu sözcük Korsika dilindeki “Macehia”kelimesinden türetilmiş olup, Akdeniz ülkelerinde kıyı vegetasyonunda gelişen sık ağaçlıklıveya çalılıklı vegetasyonu tanımlamak için kullanılır. Tipik maki ortalama 2-4 metreyükselebilen, rüzgar etkisine açık odunlarmış bitkilerden oluşur. (arbatus, cistus, myrtus,erica, juniperus, gerista, rhamnus aleternus gibi) Garikler ise ekstran klimatik şartlara açıksahillere yakın kalkerli arazilerde şekillenmiş bitki örtüsüdür ve henüz tam olaraktamamlanmamıştır. Garikler orman içi açıklıklarda, tarım yapılmayan alanlarda bulunur.İspanya’da “Fomillares”, Yunanistan’da Phrygane (Firgane), Doğu Akdenizde “batha” olarakadlandırılır ve az su isteği olan ekstem yaşama ortamı talep eden bitkilere dayanır. Ayırt ediciözellikleri aromatik yağ üretmelerinden kaynaklanır. Thymus spp., Rosmarinus officionalis,Lavendula stoechas, Salvia spp. Gibi türleri içerir. Aromatik yağ üretimi, bitki üzerindenbuharlaşmayı (yazın) azaltmak için geliştirilmiştir. Ayni şekilde bazı maki türlerinde de(Mersin, Defne) yağ üretimi vardır. Yapraklar küçülmüş (Ardıç) veya kaybolmaya yüztutmuştur (Azgan). Bu olgu kurak şartlara adapte olmaktan kaynaklanan bir olgudur.Gariklerden çok az tür 0.5 metrenin üzerinde boylanır. Kermes meşesi makilik alanlarda 3metre boylanırken, garik allanlarda ise toprak yüzeyinde yayılıcı bir hal alır. Seyrek olarak 1metre boylanır (Pareys Mittelmeerfcihrer, Plansen und Tierwelt der Mittelmeer-Region,Tegwyn Harris 1982 verilen tanımlamalar). Kıbrıs’ta bugünkü vegetasyon yayılımına etkieden en büyük olgu Akdeniz’dir. Kıbrıs’ın jeolojik yapısının büyük ölçüde tamamlandığı üstpliosende – son olarak geliştirilen bir jeolojik kurama göre- Akdeniz’de Cebelitarık boğazındaoluşan bir çöküntü sonucu Akdeniz’in tuz çölü haline gelmeye başlamasıyla adına “Tuz krizi”denilen olay sonucu, Avrupa’da geç buzul devri olarak adlandırılan devir yaşamayabaşlamıştır. Avrupa’da buzul devrini uzatan bu olayın nedeni Akdeniz’in büyük bir kısmınınbuharlaşarak Tuz çölü haline gelmesiyle açıklanmaktadır. Bu olgu Avrupa’da orman gelişimifrenlenmiştir. Akdeniz çevresinde ise Akdeniz’in Tuz çölü haline gelmeye başlamasıyla
  2. 2. -2-oluşan muazzam orandaki su buharı, yağış olarak tekrar geri dönmüş ve çevresinde gürormanların gelişmesine neden olmuştur. Ancak dere ve nehirlerin Akdeniz’e taşıdığı su hiçbirzaman Akdeniz’i besleyememiş, tamamen tuz çölü haline gelmesiyle bu gür ormanlarkaybolmuş ve ormancıların fosil ormanların eseri olarak adlandırdıkları Terra-rosa topraklarıoluşturmuşlardır. Pleistosen veya daha genç yaşlı olan bu kırmızı toprakların sadece Akdenizçevresinde yayılım göstermelerinin nedeni kanımca bu olaydır. Tabiatıyla Akdeniz’in tuz çölühaline gelmesiyle Kıbrıs adasının çevresiyle – büyük bir olasılıkla kuzey doğuda (bazılarınagöre Suriye – Hatay hattında, bazılarına göre bu hattın daha kuzeyi ile – Karpaz Burnu –Adana hattı) karasal bağlantı vardı. İklim değişikliklerine bağlı olarak da bitki örtüsüzenginleşip, fakirleşiyordu. Doğu Akdeniz’de bugünkü bitki örtüsünün şekillenişi Avrupa’dadaha geç buzul çağı sürerken, bu çağın sonlarına doğru, bu etkinin Doğu Akdeniz’de daha azhissedildiğini düşünürsek 12 000 yıl önce şekillenmeye başladığını söyleyebiliriz (NejmettinÇepel, Doğa ve Ekoloji adlı eserinde bu tarihi vermektedir). Bu arada yine bir depremleCebelitarık boğazında açılan bir gedikten Atlas okyanusunun suları Akdeniz’e giriş yapmış vesüreç içerisinde Akdeniz’in tamamen su ile dolması ile bugünkü halini almıştır (Tuz krizi ileilgili olarak bkz. Cumhuriyet Bilim Teknikte 2 Ekim 1999 da yayınlanan makale).(Akdeniz’in, Avrupa’da süratle eriyen buzulların suları ile beslenerek, bugünkü halinegelmesi ve taşan suların Marmara üzerinden, o zamanlar bir tatlısu gölü olan Karadeniz’ehücum ederek Karadeniz’i denize çeviren olayın 7 500 yıl önce gerçekleştiği Ryan ve Pitmantarafından ileri sürülmektedir. Bu kuram doğruysa Akdeniz’in bugünkü coğrafi yayılışınıaldığı tarih de budur). Bu durumda çöl şartlarında bazı dirençli dikenli bitkilerin öncülerolarak varoldukları yada iklim değişimlerine en fazla dayanan türler olduğu düşünülebilir.Bunlardan günümüze kadar gelen Ziziphus Lotus endemik tür (Kıbrıs) Ballota integrifolia,Noaca mucranata, Sarcopoterium spinozum, Thymus capitatus, Rhammus oleoides,Asparagus stibularis sayılabilir. Bu türlerden Ballota integrifolia hariç diğerleri yakın doğudada yayılım yapmaktadır. Kuraklığa tamamen adapte olabilir türlerdirler. Bunlar içerisindeKıbrıs endemiği Ballota integrifolia gösterdiği yayılım alanı göz önüne alındığında en ilginçtürdür. Ballota integrifolia Vuni tepe eteklerinde (fortonien yaşlı), en yoğun olarak Kireç tepeve kuzeyli yamaçlarında (Rakım 417), Gürpınar’ın kuzeyinde kopup gelen Kireçtaşı bloklarıarasında, Alevkaya’da lokal bir alanda çıplak kalkerli kayalar üzerinde bulunur. Bu türünbatıda bulunduğu alanlar koronia kireç taşı olarak anılmaktadır. Kireç tepenin zirvesinde butür Ziziphus lotus, Rhamnus oleoides, Asparagus stipularis ve Prajus majus ile birliktelikkurar, genellikle tek gövde çıkan Ziziphus lotusun kanatları arasında gerçekleşen birbirliktelik Gürpınar’ın üzerinde de lokal bir alanda aynen gözlenmiştir. Serhatköy’ün pliosenyaşlı kalkerenitleri üzerinde ise bu ortaklığı Ballota bozmaktadır. Öteki bireyler ortak yaşamortamından faydalanırken Ballota buraya gelememiş ama yaklaşık 1-1.5 km. uzakta dahayüksekte ortak yaşama ortamına katılabilmiştir. Bu tür sanırım bizlere bir şeyler anlatmayaçalışıyor. Kanımca “Tuz krizinin” neden olduğu iklim değişikliklerine direnebilmiş öncütürlerden biri olmalı. Noaea mucranatanın durumu da aynıdır. Tortonien yaşlı kireç taşlıyapılarda bunlara yaslanan kalkerli marnlarda, Mesinen yaşlı Jipslerde, eski göl çökeltilerindetuzlu ve alkalen boz topraklarda Pliosen ve Miosen marnlarda, Değirmenlik flish serisinde,Mesarya’da yaygın Pliosen kalkerenitlerde en fazla yayılım yapan küçük bir çalıdır. Sülfattuzlarına dayanıklıdır. Klide adalarında (Fener adaları) izlenen Aartiplex halimusun, Geçitköy’ün güneyindealkalen beyaz marnlar üzerinde de izlenmesi bana ilginç gelmiştir. Salamis’te kıyıkumullarında deniz kenarlarında Lycium, Asparagus stibularis, Salıcornia fruticosu ile birlikteyayılım yapar. Asparagus stibularis, R.oleidis gibi hem deniz kenarında hem de iç kısımlarda
  3. 3. -3-karasal alanlarda izlenebilmektedir. Rhamnus oleides denizden uzak alanlarda değişik yaşlıkalkerli kayalık alanlardan dışarı çıkmaz. Öte yandan her türlü ortama adapte olan (tuzlu alanlar hariç) Ziziphus lotus,gerektiğinde direngen olmanın ipuçlarını taşıyor olmalı! Mekanik etkilere dayanıklıdır.Kökleri vasıtasıyla yayılır. Denarga ormanında yumuşak flish bir yamaç üzerinde, tüm yamacıkaplayacak şekilde, serbestçe ilerlerken Kartaldağ ormanında zirvede su deposu yanında,kalkerli kayaç üzerinde dar bir alanda yaşam mücadelesi verirken. Taban suyu yüksek killialanlarda, sözgelimi Serhatköy ağaçlandırma sahasında 365 metre yüksekliğindeki kırmızıkıyıların batısında ağaççık formu alabilmektedir. Ayni şekilde Kalavaç ağaçlandırmasahasında oldukça yaşlı bir bireyi oligosen yaşlı bir yamaç üzerinde boy ve çapgeliştirebilmiştir. Ağaççık yayılıcı formunda Günebakan’dan – Magosa’ya kadar her yerdeizlenebilmektedir. Şimdi Kıbrıs’ın vegetasyon ilişkilerini incelerken, sormamız gereken soruya gelelim.Avrupa’da geç buzul devri devam ederken Kıbrıs’ta kombine bir bitki örtüsü mü geliştiyoksa? İlk etapta koniferler mi geldi? Kanımca doğru olarak cevaplandırılması gereken sorubudur. bir tarihte bulunduğum orta Avrupa’nın Bavyera ormanında yapılan paleontolojikpolen analizlerinde Bavyera ormanının gelişimi ortaya konulurken çok ilginç analizlere yerverilmişti. Orta Avrupa ormanlarının tarihi ve yayılımı adı altında 1983 yılında yayımlananM. Haug-R. Strobl’un “National Park Bayerıscher wald – Eine Landschaft Wird NationalPark” adlı kitaplarının içinde Reinhard Strobl imzasıyla yayınlanan yazıyı aynen aşağıyaaktarıyorum. ORTA AVRUPA ORMANLARIN TARİHÇESİ VE YAYILIMI Bavyera Ormanı Milli Parkında ormanların bugünkü durumu ve ağaç türlerininormana katılımı binlerce yıl süren gelişimin bir sonucudur. Geç ortaçağa kadar iklim ve onunuzun süreli değişik etkileri sonucu ormanlar sürekli bir değişiklik göstermekteydi. Bundan 800 000 yıl öncesi jeolojide tersier (3. Zaman) olarak adlandırılır. O zamanlarOrta Avrupa’da çok zengin bir bitki florası ile kaplıydı. Genç dönemin sonunda iklimkoşullarında değişimin ortaya çıkarak soğumaya neden olması Buzul çağı olarak adlandırılandönemi başlatmış neticede bu zengin flora yok olmuştur. Buz bağlamayan Akdeniz yöresinegeri itilmiştir. Buzulların çözülmesinden sonra Alp sırtlarındaki buzullar yeniden kuzeyeilerlemiş, bunun sonucu olarak da Orta Avrupa’da bugünkü vejetasyon oluşmuş bu olgu OrtaAvrupa’daki bugün bulunan ağaç ve çalıların zenginliği açısından fakir olmasını açıklar. Sonbuzul devri en yüksek noktasına yaklaşık 20 000 yıl önce erişmişti. Bundan sonra yavaşısınmanın etkisi altında buzulların tedrici erimesi başlamıştır. Önceden ormanlık sahalar adımadım değişik ağaç türleriyle iklim isteklerine göre kaplanmaya başlamıştır. Bu yenidenormanlaşma (Geç buzul devri ve sonrası M.Ö. 8 000 – I 000 arası) Holozen dönemi olarakadlandırılmakta ve “FIRBAŞ” tarafından Orta Avrupa’nın geniş bir bölümü için aşağıdaverilen gelişim evreleri çizilmektedir.
  4. 4. -4- HOLOZEN DÖNEMİNDE ORTA AVRUPA’DA ORMANLARIN TARİHİZamanın Klimatik açıdan Orman İnsanlık KültürününBağlanması Zamanın bölünmesi Gelişimi TarihiOrtaçağdan Açma ve orman Beri Genç ılıman dönem İşletmeciliğin Tarihi ve Zamanı Sonrası Gelişimi Eski ılıman dönem M.Ö. 600- sonrası (Subatlantik BUZ DEVRİ SONRASI 500 Kayıt zamanı Demir devri rutubetli Antlantik Arası iklimi Genç ılıman dönem Karışık Meşe (Subboreal) Kontinental ormanlarından kayın Bronz devri iklimi dönemine geçiş Ilıman Dönem Karışık meşe Genç Taş Devri M.Ö. 2500 (Atlantik) ormanları dönemi Erken Ilıman Dönemi M.Ö. 5000 Hazel dönemi Orta Taş Devri (Boreal) Öncü Ilıman Dönem Huş ve Çam Dönemi Orta Taş Devri Geç Buzul Devri Geç Tundra Dönemi Ormanlarca Fakir Dönem Orta Taş Devri M.Ö. 8000 – 10000 Pioner Dönem Huş ve Çam Devri Eski Taş Devri Arası Eski Tundra Dönemi Ormansız Dönem Eski Taş DevriI- Huş ve Çam Dönemi: Buzulların geri çekilmesiyle, buzulların geriye bıraktıkları alanlar ilk önce diken, yosun ve bodur ağaçlar tedrici olarak geniş ölçüde çam ve huş türleri ormanlaşmaya katıldı. Bu geniş süre içerisinde ormanca yenileme bahse konu türlerde sınırlı kalmış çoktandır oluşan ormanlara damgasını vurmuştur.2- Hazel Dönemi: Yukarıdaki dönemi müteakip sürekli sıcaklığın yükseldiği bir dönem etkin oldu. Bu dönemde geniş yayılım gösteren orman ağaç türleri (Hazel olarak adlandırılan Meşe, Dışbudak, Akçaağaç ve nihayet Karaağaç olmuştur. Huş ve çam buna karşın sözü edilen türler tarafından yerlerinden oldukça büyük bir ölçüde itilmişlerdir. Hazel döneminin sonuna doğru Orta Avrupa’da ilk kez Ladin ve Kızıl ağaç görünmeye başlamıştır.
  5. 5. -5-3- Kayın Dönemi: Takip eden dönemde bugüne göre daha kurak ve ılımandı. Meşe ve onu tamamlayan ağaç türleri (Ihlamur, Gürgen) ormanı şekillendiren türlerdi. Huş ve çamlar bugünkü yayılım gösteren sahalara fakir kumlu topraklar ve bataklıklara geri itildiler. Orta yükseklikteki rutubetli tepeler Ladinlerle kaplandı.4- Kayın Dönemi: İklim kötüleşmesi boyunca tekrar meşe ormanları geri dönüş yaptı. Kayın (Fagus silvatika) Gürgen ve Göknar buna karşılık dağlık yörelere ve orta yükseklikteki tepelere yerleşmeye başladı. Oralarda Ladin, Göknar ve Kayından oluşan karışık ormanlar oluştu. Düzlüklerde kayın ormanları hüküm sürmeye başladı. Ormanların bu doğal yayılış gösterdiği genişlik son yüzyılda insanlar tarafından yeniden değişikliğe uğratılmaktadır. Yukarıdaki tablo Orta Avrupa ormanlarında yaşanan tarihi süreci açıklar. Biz de enazından Akdeniz ülkelerinde polen analizlerinden hareketle, buna benzer bir çalışmanınyapıldığı veya en azından elimize ulaşabilen kaynaklardan edindiğimiz bilgiler ışığında, bilgisahibi değiliz. Benim tek erişebildiğim kaynak “Akdeniz’de Tuz Krizi” adlı makaleden ibaret.Söyleyebileceğimiz bu “Tuz Krizi ne bağlı olarak” geçmişte Kıbrıs’ta çok rutubetli ve serinılıman bir dönemin yaşadığıdır. Bu dönemde Kıbrıs’ta sulak alanların geniş bir alan kapladığıve kısa boylu filler ile su aygırlarının faunaya katıldıkları bilinmektedir. Ancak buzul devrininzirveye tırmandığı 20 000 yıl önce bu yörede iklimin daha kurak bir hal almaya başladığıdüşünülebilir. Bu durumda bugünkü vegetasyonu belirleyen ormanlarda Kızılçam, Karaçam,Sedir ve Ardıçların geniş bir alan kapladıkları düşünülebilir. Servinin Kızılçamdan sonraormana katıldığı düşünülebilir. Meşeler sıcaklığın artmasıyla ormana katılabilmiştir. Bu aradaBeşparmak Dağları baz alınırsa, Servinin başlangıçta zirvelere yerleştiği ve süreç içerisindeaşağılara doğru ilerlediği düşünülebilir. Servi bugün Güneyde doğal olarak bulunmaktadır.Ana yayılım alanı Beşparmak Dağlarının Trias Jura yaşlı kireç taşlarıdır. Selvili Tepeye(1023) adını veren türdür. Yoğun yangınlar sonucu kuzey meyilde çok az izlenir olmuştur.Bugün Girne Boğazı – Sivri Tepe - Bufavento hattının güneyinde, zirvelerden aşağılaradoğru yayılım yapmaya çalışmaktadır. Bu yaklaşık 50 – 60 yıllık bir süreçtir. Kızılçam (Pinusbrutia) kendi yayılım alanında öyle grift bir yayılış yapar ki altında hiçbir bitki türününgelişimine müsaade etmez eğer ormandan toprağa biraz ışık sızabiliyorsa! Geniş yapraklıLaden (Cistus parviflorus) ve Eşek tülümbesi (Lithedora hisipidula) ancak barınabilir. Buaçıdan Kızılçam bir maki türü değildir. Kozalaklıdır ve bir orman ağaç türüdür. Bazılarınınonun küçük adalar ve hatta bizde sert rüzgarlara açık alanlarda bodurlaşıp sürüngen bir çalıolmasına bakarak maki türü olarak adlandırılmaları yanlıştır. Soğuk kışların devam ettiği dönemde Trodos baz alınırsa alçaklarda Kızılçam,bugünkü yayılım alanından çok daha geniş bir alanda Sedir ve zirvelere yakın Karaçambaskın türlerdi. Kızılağaç (Alnus orientalis), Çınar (Platanus orientalis), Meşeler (Quercusinfektoria, Quercus coccifera, Quercus alnifolia) ormana bugünkünden daha fazlakatılıyorlardı. Değişik etkenlerle ormanların geri çekilmesiyle maki elemanları Styraxofficinalis (Tesbih ağacı) Crateg aus azeralus (alıç), Olea europaea (zeytin), Laurus nobilis(defne), Acer obtusifolium (akçaağaç), Ceratonia siliqua (harup), Pistacia lentiscus (sakızağacı), Pistacia terebinthus (çitlemit), Arbathus andrachne (sandal), Myrtus comminus(mersin) boşlukları doldurmaya başlamıştır. Beşparmak Dağlarında da durum ayni olmuştur.
  6. 6. -6-Dominant türler Kızılçam ve Serviydi. Çınar, Akçaağaç ve Meşeler (Q. infeltoria, O.Coccifera) bazı durumlarda Karaağaç (Ulmus campestris) orman karışımına daha fazla orandakatılıyordu. Süreç içerisinde iklim şartlarının kötüleşmesiyle (kuraklaşmasıyla) yapraklı türlertaban suyu yüksek alanlara çekildiler. Bunların yerini Ardıç ve maki elemanları doldurur.Bronz devrinde başlayan tahribatla Meşeler tamamen lokal alanlara çekildiler. İnsanaktivitelerinin artması ile özellikle yangın, otlatma ve tarla açma sonucu vegetasyon geriledi.İbreliler zirveye çekildiler. Alçaklar maki elemanlarınca istila edildi. İçova’da ise hiçbir şeykalmadı, sadece dere ılgını ve Ziziphus lotus 19. Yüzyıl sonlarına varabildi. Vegetasyonunyeniden toparlanabilmesi ve orman florasının gelişebilmesi için insan müdahalesi gerekliydive bu müdahale 1880 den sonra yapıldı. O günden bu güne vegetasyon toparlanmaya başladı.Ama yangınlar her zaman bu gelişimi ormanlar aleyhine frenledi. Boşluğu maki elemanlarıdoldurdu. Orman gelişimi insan müdahalesine kaldı. Bugünkü vegetasyon yapısını oluşturan koniferler ve boylu makilerle, alçak makielemanları ile kanımca aynı sınıflandırılması gereken daha kurakçıl dikenli çalılar arasındastatik bir denge yoktur. Her tür ısrarla kendi yaşama ortamına kök salmaya çalışır ve fırsatıbulunca (yangın, kuraklık, otlatma, rüzgar etkisi) öteki türlerin yaşam ortamlarını istila eder.Bu gün var olan tüm türler kuvvetli ışık ağacı veya çalı ile ağaççığıdırlar. Süreç içerisindeboylanan türler sözgelimi Kızılçam, Servi başlangıçta alt tabakalarda var olan değişik türmaki garik elemanları uzaklaştırırlar. Alçaklarda ise bir yangın sonucu ortadan kalkanKızılçam ormanının yerini müdahale edilmezse bugünkü şartlarda süratle azgan (Kantaragüney bakı) bakı kuzeye bakıyorsa Sakız ağacı, sandal, ladenler istila eder. Bunlar da kendiaralarında bitmek bilmeyen bir rekabete girerler. Çoğunluk bu rekabetten Azgan ve Ardıçgalip çıkar (Karpaz Yarımadası). Kuzey bakıda 400 – 800 metreler arasında rekabet sandal veçitlemit (Pistacia terebinthus) lehine sonuçlanır. Rüzgara açık alanlarda P. Lentiscus galipçıkar. Öteki türler azgan, ardıç köşeye bucağa sokulurlar. Kuzey bakıda dağcıl ve kurakçılorman vegetasyonu olan üst tabakada Servi ve Kızılçam alt tabakada da P. Lentiscus, P.terebenthus ve Arbatus andrachne, yangından sonra üst tabaka türleri, alt tabakaya yenikdüşerler. Maki elemanlarının yangın sonrası sürgün atma yetenekleri sonucu Kızılçam veServiye hayat hakkı tanımazlar. Müdahale yapılmazsa orası makilerin istilasına uğrar.Kantara’da izlenen çoğunluk Sandal (A: andrache) yayılımının kökeni budur. Tabi ki rekabetin bir diğer yönü de vardır. Soğanlı bitkiler çiçekli yıllık bitkiler, sonBeşparmak Dağları yangını sonrası (1995) vegetasyon öyle bir seyir izledi ki, yüz yıllardırsüren rekabeti üç yıl içerisinde film şeridi gibi izleyebilirsiniz. İlk yıl kuzu göbeği mantarı veorkide yayılımında olağanüstü bir artış, yaza doğru bir çiçek türü olan ve sadeceBeşparmaklarda bazı çıplak kayalar üzerinde izlenen Aslan ağzının (Antisihinum majus)kayalara yakın tüm arazileri istilası, ikinci ve üçüncü yıl optimum yayılım yapması dördüncüyıl yeniden kayalara dönüşü ancak çok daha geniş alanlara (Karmi – Ilgaz arası), (Beylerbeyi– Bufavento hattı) yerleşerek, karsik kayaları çiçek bahçesine dönüştürmesi ender görülecekalaylardandı. Tabi ki orkideler ikinci yıl (1997) daha az nihayet günümüzde tek tük izleniroldular. İlk yıl (1990) Nisan ayında geniş alanlarda izlenen çam ve servi çimlenmeleri ise birtaraftan alçak maki elemanları cistuslar, diğer taraftan otsu bitkilerin baskısı sonucu %99oranında yok oldular. Bu kısa gözlem tarihsel süreç içerisinde ormanların başına gelenleriaçıklar. Tatlısu – Mersinlik arasında rutubetli bazı kuzey yamaçlarında 1993 de diri örtütemizliği yapılan bir alana dikilen Kızılçamlara Nisan ayında (1994) ziyarete gidildiğinde,
  7. 7. -7-kendimizi siglament bahçesinin ortasında bulduk. Genellikle bu tür çalışma alanlarındapopulasyonu en fazla artan diğer bir tür Adaçayı olmaktadır. Bu hem Beşparmaklarda hem deYedidalga sırtlarında Adaçayı lehine gelişmelere yol açmıştır. Lavandula stoechan için deMalatya – Ilgaz arası teraslarda ve Yedidalga da su deposunun yanındaki teraslarda olumlugelişmeler olmuştur. Yine en zengin maki vegetasyonun geliştiği Tatlısu – Mersinlik arasındakiağaçlandırma çalışmaları sırasında diri örtü temizliği yapılan alanlarda var olan tüm türlereskisinden daha gürbüz ve sayıca daha çok vegetasyona katılmışlardır. Maki türleri yangın vemekanik müdahalelere dayanıklıdırlar. Bu tür müdahaleler onları kitle populasyonu içinuyarır. Sadece Ardıç (Juniperus phoenicia) yangınla ortadan kaldırılınca geri gelmez. AncakArdıç direngen bir tür olup, yayılım yaptığı alanlarda grift kuruluşlar kurar. Karpazyarımadasında Azganla (Calicotone villosa, Genista sphacelata) rekabet halindedir. Gölgedede çimlenebilmesi nedeniyle terk edilen harup, zeytin ağaçlarının dibine kadar sokulur.Boylandığı ve toprak meşcere kurduğu alanlarda maki florasından çıkar ve egemenliğini ilanederek altındaki florayı yok eder.
  8. 8. -7- ilave olarak mantor meşesi (Quercus suber) ve sarıçam (Pinus silvestris) hakkındadüşüncelerini açtıktan sonra okaliptüslere değinmektedir. Okaliptüsleri ada insanına tanıtankişi olması nedeniyle bu türler hakkındaki görüşlerini aktarmakta yarar görüyorum.<< Okaliptüs, hakkında konuşmamı gerektirir. Okaliptüs muhteşem ve olağandışı bir ağaçtır.Olağandışı hızlı büyümesinin avantajlarını sunma yanında, üstün kaliteli odun üretir. Farklıuygulamalara kabiliyetli ve çok değerli olduğu kadar ihtiva ettikleri ile sağlığa güç verendeğerleri vardır. Büyük başarı ile kullanılan tıbbi ürünlerde yer alır. Her bir parçası birçokendüstride çalışma alanı olarak kullanılır. Avrupa’da üretiminin büyük hayranlığa yol açmasıve birçok hayranlarının yaratılmış olması sürpriz edici değildir. Halktaki genel kanıokaliptüsün sınırsız üstün nitelikleri olduğudur. Okaliptüse sahip olmadığı değerler yüklerlerki doğal yararları göz önüne alındığında bunlar yeteri kadar büyük değildir. Resmi önyargı iledolan botanikçiler ve ormancılar tarafından sevdalanılmış, aleyhinde konuşmaların olmadığı,kullanımı var oluşun bütün gerekleri için savunulmuş, bugüne kadar evrensel şifa veağaçlandırmada üstün bir ağaç olarak beyan edilmiştir. Gerçektir ki; Başarılarını her tarafta duyuran çoğu okaliptüs üreticileri, hatalarınınetrafa duyulmasına izin vermeyip sessiz kaldılar. Açıkça belirtmek isterim ki; Genel fikre rağmen, Okaliptüs ağaçlandırma (yenidenorman kurmak) için uygun değildir. Birincisi Okaliptüsün dahil olduğu tüm egzotik (yabancı)türlerin gençleşme konusunda büyük rahatsızlıkları vardır. Doğal olarak gençleşmezler.Bunun ötesinde düzenli aralıklarla oluşan şiddetli kışlara dayanamayıp çabuk etkileniyorolmaları en azından verimliliklerini asgariye indirmektedir. Fakat eğer kusurlarına gözlerimizikapatıp avantajlarını dikkate alırsak, sadece iyi topraklarda, dikkate değer olağanüstü büyümesağladığı fark edilecektir. Şimdi orman kurmaya ayrılan toprak genellikle kuru ve sığdır.Üzerinde hiçbir şey yapılmaksızın ağaçlandırma yapılamaz. Adanın çıplak arazileri budurumdadır. Sadece Okaliptüsün ulaşabileceği olağanüstü büyümesi değil, fakat aynizamanda ülkede varolan birçok türe göre daha az hasılat verecek ve özel önlemleralınmaksızın yaz sıcağına dayanamayacaktır. Hatta tercih edilen topraklarda, süratle toprağıfakirleştirerek kötü bir tür olacaktır. Okaliptüs uygun koşullar altında yerli türlerin yoğunluğu ile kıyaslandığında on kezdaha çabuk gelişir. Ayni zamanda yapraklarının oldukça açık olması, yoğunluğunun yüksekolması, ayni peryod içerisinde topraktaki inorganik maddelere on kat daha fazla ihtiyaçgösterir ve bunları daha çabuk tüketir. Bu olgudan dolayı orman ağaçları için tehlikelidir.Çünkü genelde orman olan yerlerde zengin olan toprağı fakirleştirir. Avustralya’da varolanasırlardan beri ayni tip topraklar üzerinde görkemli ormanlar kuran bu türler itiraz nedeniolabilir. Ancak bunlar kendi kendilerine terk edilen bozulmamış, el değmemiş ormanlardır.Sadece yaprakları ve meyveleri
  9. 9. -11- 1892-1908 Yılları Arasında Yapılan Ağaçlandırma Çalışmaları Madon’dan sonra ara verilen ağaçlandırma çalışmalarına Bovil’in Orman Dairesiniörgütlemesi ve aktif olarak işlerlik kazandırmasından sonra, ancak 1892 yılında yenidenbaşlanabilmiştir. 1892-1908 yılları arasında Bovil’in Orman Dairesi Müdürlüğü görevini sürdürdüğüdönemde, Kıbrıs’ta gerçekleştirilen ağaçlandırmalarla ilgili verilen Hutchins’in OrmancılıkRaporunda verilmektedir.(bakınız Kıbrıs’ta Plantasyon Çalışmaları adlı tablo) Bu dönemde yapılan çalışmalardan sınırlarımız içerisinde kalan ve dikkat çekençalışmalar, bu günkü Değirmenlik Ormanı sınırları içerisinde yapılan çalışmalar ile, Salamisağaçlandırmalarıdır. Değirmenlik Flişh Serisinde Yapılan Çalışmalar Bugün ayni adla adlandırılan ormanın, bu günkü Değirmenlik Göletinin doğu ve batıyakalarında yapılan çalışmalardır. O dönemde vegetasyon örtüsü tamamen ortadankaldırıldığı için, sıkışık alçak tepelerden oluşan ve ara materyali kumtaşı, marn ve kildenibaret olan flişh serisinin, Lefkoşa’ya yakın oluşu göz önüne alınarak yeni bir örtü ilekaplanmak istenmişti. Yörede ilk çalışmalara 1892 yılında başlandı ve 1903 yılına kadaryaklaşık 189 hektarlık bir sahada sürdürüldü. İlk çalışmalar tohum ekimi şeklinde yapıldı vebaşarısızlıkla sonuçlandı. Buradaki sorun topraktaki rutubetin her zaman düşük olmasındankaynaklanmaktaydı. Ekimlerin yapıldığı ilk yıl yağış sezonu çok kötü geçti. Tohum ekimlerinin başarısızolması üzerine Kıbrıs akasyası bahçe saksılarında yetiştirilip öyle dikildi, ancak Hutchins’inaktardığına göre; büyüme yavaştı! Sadece dere yataklarına dikilenlerde doğal gençliklerizlendi. Az sayıda 12 yaşında izlenen küçük çamlar ancak 12 ayak yüksekliğinde vardı vebunlar üzerinde çamkese böceği gözlemlendiği aktarılmaktadır. Hutchins bu bölge için başarısız olan dikimlerin tamamlanması için E.camaldulensis’in göz önünde bulundurulmasını, Servinin toprak rutubeti olan alanlarda güzelgeliştiğini, fakat kuru tepelerde kullanılmamasını önermekte, bu tepeler için Kızılçamın iyigöründüğünü, fakat yavaş geliştiğini not etmiştir. Sahada tahrip edilen ormanlardan geriyekalan yaşlı bireylerle dikimi yapılan çamların vegetasyonu oluşturduğu görülmekteydi.Sahada sadece Kıbrıs akasyasının genelde yetiştirilebileceği görülmektedir. Fakat bugelişimin Kıbrıs akasyası için zayıf bir gelişim olduğunu not etmekten geri kalmamıştır.Burada Kıbrıs akasyası normal şartlarda yaptığı gelişimi gösterememektedir. Tüm dikimlerin10x10 ayak aralıklarla yapıldığı ve bu bölgede yangın gözlemlenmediği (vegetasyonun zayıfolması nedeniyle) not edilmiştir. Otlatmaya plantasyonun yanındaki alanlarda izin verilmekteolup, saha içerisinde otlatma zararı tespit edilmemişti. Bu sahanın batısında 1968 yılında Güngörköyü Yolu – Değirmenlik Göleti civarındakisahada Okaliptüs deneme sahası tesis edilmiştir. Genelde dört tür Okaliptüs ve aralarınaKıbrıs akasyası dikimleri yapılarak tesis edilen saha günümüze kadar gelmiştir. Sahada E.occidentalis, E. surgenti ve E. astringes’in normal geliştiği, E. brosway’in ise zayıf geliştiğigözlemlenmektedir. E. surgenti’nin kil birikintilerinde enerji gelirini yaptığı

×