Latin amerikada bir_gezgin_ulas_basar_gezgin
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×
 

Latin amerikada bir_gezgin_ulas_basar_gezgin

on

  • 1,495 views

Latin Amerika'da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi

Latin Amerika'da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi

Statistics

Views

Total Views
1,495
Views on SlideShare
1,495
Embed Views
0

Actions

Likes
0
Downloads
15
Comments
0

0 Embeds 0

No embeds

Accessibility

Categories

Upload Details

Uploaded via as Adobe PDF

Usage Rights

© All Rights Reserved

Report content

Flagged as inappropriate Flag as inappropriate
Flag as inappropriate

Select your reason for flagging this presentation as inappropriate.

Cancel
  • Full Name Full Name Comment goes here.
    Are you sure you want to
    Your message goes here
    Processing…
Post Comment
Edit your comment

    Latin amerikada bir_gezgin_ulas_basar_gezgin Latin amerikada bir_gezgin_ulas_basar_gezgin Document Transcript

    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 0 Latin Amerika’da Bir Gezgin Latin Amerika Güncesi Dr. Ulaş Başar Gezgin 2012
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 1 İçindekiler (1) Yola Çıkmadan Önce (2) Sao Paulo’dan Curitiba’ya Geçerken (3) Curitiba’da İlk Gün (4) Curitiba’da İkinci Gün (5) Curitiba’da Üçüncü Gün (6) Curitiba’da Dördüncü ve Son Gün (7) Curitiba’dan Buenos Aires’e Giderken (8) Buenos Aires’ten İlk İzlenimler (9) Buenos Aires’le Sohbet (10) Buenos Aires’te Üçüncü Gün (11) Ben Buenos Aires! (12) Arjantin’de Beşinci Gün (13) Arjantin’de Tango Mevsimi (14-15) Arjantin’den Ayrılırken (16-17) Arjantin’den Ayrılamazken, Şarap Başkentinde (18) Mendoza’dan Salta’ya ve Salta’da İlk Gün (19) Salta’dan Son İzlenimler (20) Arjantin’den Şili’ye Geçerken (21) Şili’de İlk İki Gün (22) Şili’de Üçüncü Gün: Isınma Turları (23) Şili’de Muhteşem Yılbaşı! (24) İquique’den Ayrılırken
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 2 (25) İquique’den Santiago’ya (26) Santiago’da İlk Gün (27) Santiago’da İkinci Gün (28) Santiago’da Son İki Gün: Küba Hazırlığı Ekler Brezilya’da Bir Katedrale Bakınca Gümüş Bir Kolye Tango Yapamayacak Yaşta mısın? Buenos Aires’te Devrim Davulları Çaldı! Buenos Airesliler, “Bankamızı Soydurmayız!” Dedi Halil Cibran Brezilya’da: Bir Öncü Olarak Çam Fıstığı Diyarı (Ulaş Başar Gezgin’in) Yaşamı
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 3
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 4
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 5 (1) Yola Çıkmadan Önce Vietnam, 29 Mayıs 2012 http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/05/latin-amerikada-bir-gezgin-latin.html Bugün gerçekleştireceğim Brezilya uçuşu, Latin Amerika yolculuğumun başlangıcı olacak. Yola çıkmadan birkaç kelam etmeyi düşündüm. Özel bir deneyimden önce yazması, o deneyiminden sonra yazılanlarla karşılaştırılarak, o insanın ve çevresinin kendini tanımasında önemli bir işlev görüyor. Bunu önceki birçok gezimde yaşadım. Yani bu yazı, bir “gitmeden önce ne biliyordum ve ne bekliyordum” belgesi olarak yolculuk boyunca ve yolculuk sonunda geri dönülebilecek bir çıkış belgesi niteliği taşıyacak. Brezilya’ya mı Arjantin’e mi Uçmalı? 29 Mayıs 2012, Türk Hava Yolları’nda (THY) Mayıs sonundaki en ucuz biletin olduğu gün. Vietnam-Brezilya uçuşları, birçok daha yakın seferden (örneğin Tayland-Brezilya) daha ucuz. Bu bileti alırken, Vietnam-Brezilya ve Tayland-Brezilya biletleri arasında 450 Dolar kadar uçuk bir fark vardı. Oysa, Tayland, Brezilya’ya daha yakın. Sanırım, bu, THY’nin Vietnam kolunun yeni olmasından ve müşteri bulmakta zorlanmalarından kaynaklanıyor. Soran olmaz ama yine de söyleyeyim: Vietnam-Brezilya arasında hizmet veren en ucuz 3 havayolu, şunlar: THY, Katar Havayolları, Emirlik Havayolları. Emirlik Havayolları, yeni yetme; Vietnam-Güney Amerika uçuşlarını Haziran 2012’de başlatıyor. Katar Havayolları, Brezilya’ya ve Arjantin’e gidiyor. THY ise Güney Amerika’da yalnızca Brezilya’ya (Sao Paulo ya da şehirlilerin deyişiyle ‘Sampa’) uçuyor. Dolayısıyla ilk soru, “Brezilya’ya mı Arjantin’e mi uçmalı?” oldu. Arjantin biletleri, daha pahalı; ancak, Portekizce konuşulan Brezilya’dan başlamaktansa İspanyolca konuşulan Arjantin’den başlamak, çekici geldi ilk başta. Neden Arjantin? Neden Arjantin? Çünkü İspanyolca biliyorum. Asi kıtaya, İspanyolca’ya benzeyen Portekizce ile başlayıp İspanyolcam’ı bozmak ve İspanyolca’yı Karadeniz şivesiyle konuşur duruma düşmek istemedim.:) Ayrıca, Buenos Aires ve tango, insanı kendine çekiyor. Üstelik, Arjantinliler, benim ve doğumdaşım olan Oğuz Altay abimin doğum gününü (25 Mayıs) Devrim Günü olarak kutluyor. Bu resmi tatilde, devlet erkanı, Buenos Aires’teki 25 Mayıs Meydanı’nda (ki bu meydan, Arjantinli kayıp annelerinin gösteri yaptığı yerdir ve onlar, bizdeki Cumartesi Anneleri’ne esin kaynağı olmuştur), devrim ve bağımsızlık üstüne konuşma yapıyorlar. Dahası, Che’nin doğum yeri olan Rosario’yı da içermek üzere birçok Arjantin şehrinde, en büyük meydanın adı, 25 Mayıs Meydanı’dır. Doğum günümüzü devrim günü diye kutlayan bir ülke, hem yolculuğa başlanası hem de yaşanası yerdir. Öyle değil mi ama Oğuz abi?
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 6 Kayıp annelerinin işlettiği kahvede Arjantinli annelere Türkiye’den ve Vietnam’dan selam getirmek, özel bir deneyim. Bu tür durumlar için çantamda 30 Ho Çi Min ve Vietnam rozeti taşıyorum. Bunları değerli Latin Amerikalılara armağan edeceğim. Onlara, Vietnam-Amerikan Savaşı sırasında Vietnamlıların ve Venezuelalıların dayanışmasını anlatacağım. Konuyu bir yazımdan alıntılayayım: “Vietnam, bir suikastçinin adını sokağa veren az sayıdaki ülkeden biri. Nguyen Van Troi (1947- 1964), 1963’te Amerikan Savunma Bakanı McNarama’ya suikast girişiminde bulunan 16 yaşındaki işçi. Yakalanma haberini alan Venezuelalı savaşçılar, bir Amerikan subayını kaçırıp Nguyen Van Troi’un serbest bırakılması için pazarlığa başlıyorlar. Pazarlık başarısız oluyor. Nguyen Van Troi, 17 yaşında kurşuna diziliyor; son sözü, ‘Yaşasın Vietnam!’ oluyor. Nguyen Van Troi adı, bakana saldırı düzenlediği sokağa ve Küba’da bir spor sahasını da içermek üzere dünyanın farklı ülkelerinde birçok yere veriliyor. Sokakta anıtı var. Venezuela büyükelçisi, bu devrimci dayanışmayı anmak üzere, 2009’da Nguyen Van Troi Anıtı’nın önüne İspanyolca ve Vietnamca bir plaka çaktırdı, tören yapıldı.” (Gezgin, 2010) Neden Brezilya? Sonunda, neredeyse Arjantin’de karar kılmışken, Brezilya’ya yöneldim. Neden Brezilya? Öyle çok neden var ki... Brezilya bileti, İstanbul-Ankara bileti kadar ucuz olmuş olsaydı, binlerce evhanımı, Köle İzaura’yı kurtarmak için Brezilya’ya gidecekti.:) Lambada yapmaya, samba yapmaya, bossa nova çalmaya gidenleri saymıyorum bile. Büyük mimar Oscar Niemeyer’in hayranları da ayrı bir takım. Jorge Amado var, Salvador’un sokaklarını Sovyetler Birliği’ne taşıyan. Amazon var. Brezilya futbolu diye bir efsane var. “Yok, yok” desek yeridir. Ayrıca, Brezilya’nın Curitiba ve Porto Alegre gibi kentleri, şehir plancılığı açısından önemli örnekler. Curitiba, dünyanın en sürdürülebilir kentlerinden biri olarak anılıyor. Porto Alegre ise, katılımcı bütçelendirme uygulamasının doğum yeri. Bu uygulamaya göre, belediye, neye ne kadar para harcaması gerektiğini halka soruyor. Belediyenin sosyalist olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Fatsa’dan, Porto Alegre’den ne kadar uzağız Türkiye’de. Türk Hava Yolları, Bugün Grevde! Buenos Aires’in çekici geleceğini düşündüğümden, “bir kez Buenos Aires’e gidince Brezilya’ya gidesim gelmez belki” diye akıl yürüterek, Brezilya’yı görmeden Arjantin’i görmemin iyi olmayacağına karar verdim. THY’den aldığım 1560 Dolarlık Brezilya-Vietnam çiftyönlü biletiyle bugün uçuyorum işte. Uçak, İstanbul aktarmalı. İstanbul’da kısa bir süre duracağım. Yolculuk, toplam 32 saat sürecek. Hayat, sürprizlerle dolu: Bugün yola çıkarken, THY çalışanlarının ani bir grev kararı aldığını öğrendim. 29 Mayıs’ta 03:00-24:00 arası, iş bırakıyor emekçi kardeşlerim. Uçağımın gecikmesi önemli değil. Sizin hakkınızı aramanız daha önemli. Saati tutturabilirsek, size destek amacıyla, ben de yolcu olarak işimi bırakabilirim. Yani yolculuğu bırakırım sizin için.:)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 7 Latin Amerika: Bitimsiz Bir Okyanus Latin Amerika’ya küçüklüğümden beri hep gitmek istedim. Bana uzak gelirdi hep. Latin Amerika’yı daha yakından tanımak için üniversite yıllarında İspanyolca öğrendim. Yayınlanmış ilk kitabım, 22 yaşındayken, İspanyolca’dan çevirdiğim düzyazılmış bir şiir kitabı (poetry in prose) idi (Octavio Paz, Kartal mı Güneş mi?). İlerleyen yıllarda İspanyolca’dan çok sayıda şiir ve şarkı sözü çevirdim. Sonra bir bakmışım ki Asya’dayım. Yaklaşık 10 yıllık Asya deneyimimde hiç İspanyolca kullanamadım; içimde ölmek üzereyken yeniden diriltiyorum. İşte şimdi “yelkenler fora” diyorum. Yazılacak çok konu birikti. Yıllardır ve özellikle geçen ay biriktirdiğim birçok konu var. Bu konuları yolculuk boyunca işleyeceğim. Yola çıkarken, “keşke daha fazla zamanım olsaydı da, bütün belli başlı Latin Amerikalı yazarları yalayıp yutsaydım, sanki üniversiteye giriş sınavında yalnızca onları soruyorlarmış da ben de inek öğrenciymişim gibi.” Ama Latin Amerika yazarları, karanın görünmediği bitimsiz bir okyanus gibi. Hepsini okuyana kadar yaşlanıp ölürdüm herhalde. (Borges’e ve Gödel’e selam olsun bu açıdan. Yaşasın bitimsiz geometrisi yaşamın!) Yayıncılara Çağrı: Latin Amerika’yla İlgili 3 Kitap Latin Amerika’yla ilgili 3 kitap yazacağım. Zaten bu metin de o kitaplardan birinin girişi. Birincisi, ‘Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi.’ Bu güncede, bol bol şiirin, şarkının, yazın’ın, siyasetin, coğrafyanın vb. ördüğü bir kavramlar ve deneyimler evreni kurup tipik gezginlerin yazdığı türden “işte şurayı da gördüm de ne güzeldi; alın işte bunlar da fotoğraflar” türü anlatılardan bir hayli uzaklaşacağız. Bu günce, gitmenin bahane olduğu, düşünmenin baki olduğu bir üniversite kantini gibi bir dolup bir boşalacak; haftasonları bile açık olacak. İkinci kitap, Latin Amerika Gezi Rehberi olacak. İngiliz dili bu tür kitaplarla dolup taşarken, güzel Türkçemiz’de böyle bir kitap bulunmuyor. Bu boşluğu dolduracağım. Üçüncü kitap, ilkokul çağındaki (ya şimdi bu 4+4+4 zırvalığı nedeniyle bu sözün anlamı kaydı da gitti bile) bir çocuğa Latin Amerika’yı özellikle bitkileri ve hayvanlarıyla anlatan, oraların çocuklarının yaşantılarını aktaran mektuplardan oluşacak bir çocuk kitabı. Başlığını henüz netleştirmedim ama ‘Barışkızıma (ya da Barış’a) Latin Amerika Mektupları’ gibi yavan bir başlık var şimdilik kafamda. Bu hayvanların ve bitkilerin çizimleri olacak her bir mektuba karşılık gelen. Bunları çizecek olan ressam hazır.:) Okurlarım arasında, yayıncı olan ve bu üç kitabı yayınlamak isteyen varsa, benimle bağlantıya geçebilirler. Bu üç kitabı yol boyunca yazacağım ve Birgün Gazetesi başta olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde ve çeşitli sanal ortamlarda paylaşacağım.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 8 “Türkiye’nin Geçmişi, Asya’dır; Ama Geleceği, Latin Amerika’dır” Şimdilik bitirirken, şöyle özlü bir söz söyleyesim geliyor: “Türkiye’nin geçmişi, Asya’dır; ama geleceği, Latin Amerika’dır.” Neden? Saat farkı var bir kere.:) Vietnam’ın saati, Türkiye’nin saatine göre 4 saat ileride; Brezilya’nın ve Arjantin’in saati ise 6 saat geride. Elbette, bu durum, tersten de okunabilir. İkinci olarak, tarihsel nedenler var: Türkiye, Asya tipi despot bir yönetimle yönetilmeyi sürdürüyor. Rusya’yla ortak bir geçmişi var bu noktada. Ama biz birgün kazanacağız ve eski gerilla liderlerinin devlet başkanı olduğu (örneğin Brezilya ve Uruguay) yeni bir Latin Amerika olacağız. (Tamam, belki olamayacağız ama umut etmek güzel, öyle değil mi? Nazım’ın ‘Büyük İnsanlık’ şiirinde dediği gibi, “umutsuz yaşanmıyor.”) Brezilya’dan Nereye? Antarktika’ya mı? Ben Latin Amerika’da hem gezip yazacak, hem de üniversite işlerine bakacağım için, yüküm biraz farklı. Arjantin’deki 15-20 psikoloji bölümüne sivi gönderdim. Diğer ülkelere de başvurularım var. O nedenle, aşağıdaki dökümde takım elbise görenler yadırgamasın lütfen. Şöyle bir izlence düşünüyorum: Brezilya (Sao Paulo, Curitiba, Florianapolis, Porto Alegre), Uruguay (Montevideo), Arjantin (Buenos Aires; burada uzun kalabilirim. Duruma göre, Antarktika’ya doğru gidebilir ya da Arjantin’in diğer kentlerini ziyaret edebilirim), Şili (Santiago), Bolivya (La Paz ve Potosi), Peru (Machu Picchu), (belki Kolombiya) Caracas (Venezuela) (duruma göre, Küba). Dönüş: Brezilya (Sao Paulo), Arjantin (Buenos Aires) ya da Şili (Santiago). Bu izlencede, çok soğuk yerler de var çok sıcak yerler de. Sağlık sorunları olmayan yerler de var, olan yerler de. Bir tekerlekli bavulla dizüstü çantasına nasıl bu kadar malzeme sığdı, ben de bilmiyorum.:) Çantamdakiler, aşağıdaki gibidir. Sağolun iyi yolculuklar dilediğiniz için efendim. Vietnam’dan ayrılırken uzun yola çıkıyorum diye tütsü yaktı Budacılar; “siz de bir kova su dökün” desem ayıp olur mu? Latin Amerika Çantadasındakiler: 8 tişört 4 pantolon 5 gizli iç cepli don 10 çorap 3 şort 1 boy havlusu, 1 el havlusu 3 boyun atkısı, 1 sırt atkısı, 1 Filistin atkısı 4 kışlık atkı 1 kışlık şapka 2 kışlık eldiven 7 mendil 2 yazlık Vietnam şapkası 1 hatıra başörtü (boğaz ya da göz sarmak için)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 9 5 iş gömlek-pantolon takımı 5 kravat 1 ceket 5 atlet 2 kışlık içlik 1 pijama 2 polar 1 yağmurluk 2 atılabilir yağmurluk 1 palto 1 kapşonlu bluz 1 küçük ütü 1 terlik 1 iş ayakkabısı 1 spor ayakkabı 1 hamağa çevrilebilir (ipli) uyku tulumu 1 makas 1 alışveriş torbası ve boş plastik torbalar 30 tane hediyelik Vietnam ve Ho Çi Min rozeti 1 en ucuzundan cep telefonu 1 el feneri 1 kafa feneri 2 güneş kremi 1 göz kapağı Sinek koruyucu (krem), sinek kovucu, sinek ağı Küçük yazı tahtası ve tahta kalemi Sırt çantası yağmurluğu 10 Selpak 1 bavul kilidi, 1 asma kilit Mini dikiş-iğne çantası Mini Mutfak: Konserve açacağı, çatal, bıçak, kaşık, meyve soyucu, fincan, 1 iki bardaklık su ısıtıcı, 1 büyük kutu Rize ve Afrika çayı (demlik poşeti), 2 kutu sallama portakal-zencefil çayı, 1 kutu nane çayı, Mini Banyo: Diş fırçası, diş macunu, traş bıçağı, traş köpüğü, tarak, burun makası, tırnak makası, sabun, pudra, 2 tuvalet kağıdı, parfüm Mini İlaç Takımı: Çin/Vietnam yağı, berberin (ishal ve karın ağrısı için), yara bandı, dudak nemlendirici, Nizoral (mantar ilacı), PhilDerma (deri kaşıntısı ilacı), Acyclovir (uçuk ilacı), Star (şişmiş boğaz için), Panadol (ağrı kesici), Clanoz (alerji için, antihistaminik); böcek ısırığı ilacı, Salonpas (kas ağrıları için), antiseptik (tentürdiyot), oksijen suyu, multivitamin, plaster, küçük sargı bezleri. Dizüstü Çantasında: Dizüstü, dış bellek, hoparlör, cep telefonu şarjı, diplomalar, yolculuk sigortası ve diğer önemli belgeler, Güney Amerika Gezi Rehberi kitabı (Lonely Planet), 1 defter, kağıtlar, kalemler, bant, yapıştırıcı, şemsiye, kulak tıkaçları, gözlük kabı, gözlük bezi.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 10 İlgilisine Kaynak Gezgin, U. B. (2010). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (130): Ho Çi Min Kenti’ne kala(maya)nlar. Evrensel Gazetesi, 12 Eylül 2010. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=75078
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 11 (2) Sao Paulo’dan Curitiba’ya Geçerken 30 Mayıs 2012, Sao Paulo, Brezilya http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.br/2012/06/sao-paulodan-curitibaya-gecerken.html Dünyanın ikinci büyük otobüs terminali olduğu söylenen Tiete Otobüs Terminali’nden yazıyorum. İstanbul’dan Sao Paulo’ya uçuş, 13 saat. Nasıl geçtiğini anlamadım, çünkü elimde çok güzel bir kitap var(dı). Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Bu, Uruguaylı usta yazar Eduardo Galeano’nun Türkçe’de ‘Latin Amerika’nın Kesik Damarları’ diye geçen kitabı. Kitap, bölgenin sömürgeleştirilme sürecini etkileyici bir dille anlatıyor. Kimi zaman bir sanatsal metne dönüşüyor; kimi zamansa iktisadın derinliklerine dalan akademik bir kitaba. İşin güzel yanı, bunu parmak bellek (USB) aracılığıyla, uçağın ekranında okumaktı. Kitap, turistlerin uğrak yeri olan Potosi’nin (Bolivya) gerçek öyküsünü anlatıyor. Avrupalı bankacıların Latin Amerika’yı Potosi’den nasıl vampir gibi emdiğinin öyküsü bu. Kitaptan defterime yazmaya değer parçalar, şimdilik, şunlar: - Çeşitli Latin Amerika yerlilerinin giydiği ‘yerel’ giysiler, İspanyol sömürgecilerinin onlara zorla giydirdiği giysiler (Kesinlikle. Avrupalılar gelmeden önce, yerliler Avrupa tipi şapka giymiyordu ki). Bunlar, o dönemde İspanya’nın kırsal kesimlerinde giyilen giysiler. (Bu, bana, Vietnam’ın ulusal giysisi olan ao day’ın (‘aoyay’ diye okunuyor) yoğun bir Fransız etkisi taşımasını anımsattı.) - İnkalar döneminde, koka, az kullanılıyor; dağıtım, İnka devletinin tekelinde ve yalnızca dinsel amaçlarla ve madenciler tarafından kullanılmasına izin veriliyor. Sömürgeciler ise, kokayı yaygınlaştırıp bu yeni pazardan para kırıyor. - Kimi Afrika kökenli köleler, sömürgecileri protesto etmek için topluca intihar ediyor. Öbür dünyaya göçerek, Afrika’ya, anavatanlarına kavuşacaklarını umuyorlar. Ama sömürgecilere işgücü gerekli. Onların intiharlarını önlemek için uzuvlarını kesiyorlar; böylece, öbür dünyada da engelli olma korkusuyla, kölelerin toplu intiharları azalıyor. Ustadan iki alıntı: - “Burada insan şunu akılda tutmalı: Kapitalist bir toplumdakinin tersine, sosyalist bir toplumda, işçiler işsizlik korkusuyla ya da açgözlülükle teşvik olmazlar. Diğer güdüler, örneğin, insanı bencilliğin ötesine taşıyan dayanışma, toplu sorumluluk, görev ve hak bilinci konmalıdır sahneye.” – Galeano, s.76 - “Kuran, muzu, cennet ağaçlarından biri olarak anıyor, ama Guatemala, Honduras, Kosta Rica, Panama, Kolombiya ve Ecuador’un muzlaştırılması, muzun bir cehennem ağacı olduğunu gösteriyor.”- Galeano, s.108 (Burada, muz bahçelerinde en insanlıkdışı koşullarda çalıştırılan yerlilerin yaşadıklarını anlatıyor ve ‘muz cumhuriyeti’ sözüne değiniyor. Bu muz bahçelerindeki vahşi kapitalizm, asi kıtanın iki Nobel ödüllü yazarı olan Gabriel Garcia Marquez ve Miguel Angel Asturias yanında birçok diğer yazarın da işlediği bir konu.)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 12 Brezilya’nın Neresindenim? Uçaktan başlayarak, görüntü olarak hiç yabancı görülmediğimi anladım. Uçakta bana Portekizce birşeyler sorup durdu yanda Portekizce İncil okuyan kır saçlı amca. Sonra arka koltuk da Brezilyalı sandı beni. Yıllar önce Şili’de öğretmenlik yapmış Kanadalı bir iş arkadaşıma birgün mutlaka Latin Amerika’ya gitmek istediğimi söylediğimde, bana “zaten Şilili’ye benziyorsun” demişti. Yurtdışındaki birçok ortamda, nereli olduğumu soranlara “sence nereliyim?” diye sorarım. Birçok Asya ülkesinde, yurtdışına çıkmamış, halktan insanlar, çekik gözlü olmayanları genelde Amerikalı ya da İngiliz sanıyor. Yurtdışına daha açık olanlar ise, bana ya Hintli ya İranlı ya İtalyan ya İspanyol ya da Arap dedi şimdiye kadar. Bir de, bir Avustralyalı iş arkadaşı, ilk görüşmemizde, söze “sen Kıbrıslı’sın değil mi?” diye başladı. Bu kadar ayrıntıya şaştım. “Diyelim ki öyleyim, hangi tarafındanım?” diye sorunca, “Rum tarafı” dedi. Meğer, Avustralya’da bana çok benzeyen Kıbrıslırum bir arkadaşı varmış. Biz komşularımıza çok benziyoruz ve bundan gayet hoşnutum. Bütün bunların üstüne, Brezilyalı da olduğumu öğrendim. Aslında, bu, bir yandan olumlu; İngilizce konuşarak pot kırmadıkça, kimse, yabancı gözüyle bakmıyor. Yaprak Sarması, Serbest; Sarılmamış Yaprak, Yasak 18:30’da vardım Sao Paulo’ya. Havaalanının verdiği ilk izlenim, 80’lerin Türkiyesi’nin devlet daireleriyle benzerliği idi. Duvarları küçük kare parkelerle donatılmış. Hatta “İstanbul’daki kimi apartmanların girişine benziyor” da denebilir. Giriş, çok hızlı oldu. Ne bir soru, ne kuşkuyla bakan gözler. Oysa birkaç yıl önce Avustralya’dan çıkarken, beni bekletmiş, “kusura bakmayın, pasaportunuzun sahte olup olmadığını kontrol etmemiz gerekiyor” diyerek bir sürü ülkenin vatandaşının ömümden geçişini izletmişlerdi. Brezilya vizesi için, uçakta, iki form dolduruluyor. Biri, giriş için; diğeri, gümrük için. Giriş kartının Brezilya’dan çıkana kadar saklanması gerekiyor. 5 bin Dolar’ın üstünde para ve yiyecek taşındığında, gümrüğe bildirmek gerekiyor. Ben de, İstanbul’da, havaalanında beklerken çantaya yaprak sarması konservelerini, yeşil ve siyah zeytinleri ve cezeryeleri yüklendiğim için, Gümrük’e gittim. Neyse ki geçirdiler. Bilginiz olsun diye, ne tür yiyeceklere izin vermediklerini burada yazıyorum: Meyve, sebze, süt, peynir, tereyağı, yoğurt, bal, et, evcil hayvan mamaları, yumurtalar vb. Bir Soyguncu Olarak Brezilya Çıktım, havaalanında ortalığı kolaçan ettim. Tüm yolculuklarım boyunca görüp göreceğim en pahalı genelağı (internet) kullanmak zorunda kaldım (yalnızca “merhaba, ben Brezilya’ya vardım” yazabilmek için 2 Dolar ödedim!) Brezilya, gittiğim ülkeler içinde en pahalısı. Sonra Brezilya’nın güneyindeki Curitiba kentine gitmek üzere, Tiete Otobüs Terminali’ne giden otobüsleri arandım. Benden sonra gelecekler için ayrıntı vereyim: Saatte bir falan kalkıyor. Zemin katın çıkışında 4. peronda. Binmeden bilet almak gerekiyor. O da hemen durağın biraz ilerisinde. Tuzlu mu tuzlu! 35 Reais, yani yaklaşık 20 Dolar. Çüş! Uzaklık da alt tarafı, 20-30 dakikalık. Havaalanında 1 Dolar, 1.91 Reais’ti. Resmi kur ise, yaklaşık 2.03. Havaalanları, döviz
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 13 bozdurana her ülkede kazık atıyor zaten. Havaalanında çıkışın üç yolu var: Kendi araban (elbette yok), otobüs (35 Reais) ve taksi (daha da pahalı). Zaten yolcuları bu kadar soyup soğana çevirmeleri, Brezilya ile ilgili baştan olumsuz bir izlenim bıraktı. 5 Numaralı Hürmüz Brezilya’da yankesiciliğin yaygın olduğunu, dikkatli olmak gerektiğini duya duya aşırı tedbirli birine dönüştüm. Brezilya’ya gelmeden kıytırık bir telefon almıştım ki dikkat çekmeyeyim. Tiete Otobüs Terminali’nde 10 Reais’e (yaklaşık 5 Dolar) bir SİM Kart aldım, ama henüz numarayı çevirmeyi başaramadım. Kontür yüklenip yüklenmediğini anlayamadım. 12 Reais’lik kredi aldım ama işe yaramadı. Yine de iyidir. İnsanın numarasının olması güzel bir duygu. (İki anlamda da) Bende ne numaralar var.:) Şu an cüzdanımda, beş ülkenin SİM Kartı var. Gittiğim gibi takar kullanırım. Bu ülkeler: Vietnam, Türkiye, Tayland, Malezya ve Brezilya. Sonuç olarak, artık bir Brezilya numaram var. Troçkist Bir Gece Gecenin sürprizi, bir Troçkist’ti. O da herkes gibi beni Brezilyalı sanarak, “biz Troçkist’iz; bu da gazetemiz. Satın alır mısın?”dedi. Tek sorun, ne ben onun bildiği dilleri biliyorum ne de o benim bildiğim dilleri. Ama İspanyolca olarak “Brezilya’da ilk günüm. Portekizce okuyamıyorum” dediğimde anladı. Dedim, “kusura bakma, Latin Amerikalı değilim.” O da, “İtalyan mısın?” dedi.:) En son akla gelen, Türkiye. Curitiba biletini aldım (İtapemirim Şirketi). 81 Reais (yaklaşık 41 Dolar) ve 6 saat yolculuk. Yataklı otobüsmüş. 23:45’te kalkıyor, 06:00 gibi Curitiba’da oluyor. 1 saat var otobüse. Zaman varken, yazayım dedim. (Ertesi gün, Curitiba ve Curitiba’da yaşayan Türkiyeli yazarla tanışma ve sohbet)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 14 (3) Curitiba’da İlk Gün 31 Mayıs 2012, Curitiba, Brezilya http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.br/2012/06/curitibada-ilk-gun.html Sabah 5:30’da, rahat bir yolculuktan sonra, Curitiba’ya vardım. Bu arada, unutmadan, benden sonra gelecekler için, diğer yolculuk seçeneğini de açıklayayım: Webjet, Brezilya’nın ucuz biletli havayolu. Neredeyse otobüsle aynı paraya (90 Reais), Sao Paulo-Curitiba uçağı var. Ancak, ek bavul parası ödemek zorunda kalınabilir ve uçuş, her saatte değil. Ayrıca, Webjet’in ofisi, havaalanının dışında kalan 4. Terminal’de ve buraya otobüsle gitmek gerekiyor (yürüme uzaklığında değil). Son olarak, otobüsün yararı şu: Brezilya gibi pahalı ülkelerde, gece otobüsüne binerek, otel parasından kurtulmuş olacaksınız. (Webjet dışında GOL ve TAM adlı havayolları var; ama onlar, pahalı.) Yabancı Havası Vermemek İçin Otobüs, yataklı değildi; yalnızca ayak uzatmalık minderi vardı, ama rahattı. Vietnam’da iki kere yataklı otobüse bindim, Brezilya’ya gelmeden önce. Orada daha rahat ve daha ucuzdu, ama olsun. 30-40 kişilik otobüste yalnızca 5 yolcunun olması, doğrusu garipti. Sürücünün yola çıkmadan önce karşımıza geçip bize yol bilgileri vermesi ve sözlerini “iyi yolculuklar” diye bitirmesi güzeldi. Şimdi Curitiba Otobüs Terminali’nde havanın aydınlanmasını bekliyorum. Ondan sonra, karşıdaki otellerden birine bakacağım. Sao Paulo, 25 dereceydi. Burası, daha soğuk ve yağmurlu. Bu nedenle bavuldan kışlık montu çıkardım, giydim. Yabancı havası vermemek için resim çekmiyorum burada. Zaten çok ilginç bir görüntü yok şimdilik. Terminal işte, ne beklenebilir ki... Gezi rehberi falan da okumuyorum; oradan da yabancı olduğumu anlarlar rahatlıkla. Devamını, ertesi gün, otelden yazıyorum: Sonra hava aydınlandı. Bir baktım ki, her taraf, otel. (Rüya değil gerçek!) Birkaç otele baktıktan sonra, terminalin karşısındaki bir otele daldım. İspanyolca sordum soruşturdum; Portekizce yanıtlarını da çoğunlukla anlamadım; ama onlar beni anladıkları için, sorun, çözüldü. 49 Reais’lik (yaklaşık 25 Dolar) bu otel, bu fiyata bulunabilecek en düzgün otellerden biri. Daha önce yazdığım gibi, Brezilya, pahalı bir yer. Otel ücretleri, uçuk. Dışarıdan pek matah görünmeyen otelde, kablosuz bağlantı olması, harika oldu; çünkü buradaki bütçeye uygun otellerde bağlantı olmuyor, olan yerlerde de ücretli oluyor. Odada küçük bir televizyon, yatak, banyo, 2 masa ve sandalye var. Yani bir yazar için gerekli olan herşey. Tek eksik, buzdolabı. Ha bir de su ısıtıcı; ama daha önceki listeden görüleceği gibi, küçük bir su ısıtıcı taşıyorum yanımda. Neden Curitiba? Curitiba’ya gelişimin 3 nedeni var. Öncelikle, Sao Paulo, özellikle bölgeye yeni gelen biri için oldukça tehlikeli. Güpegündüz soygun, olmadık olay değil. Merkeze yakın yerlerde bile kafaya
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 15 silah dayayıp “ya paranı ya canını” diyebiliyorlar. Latin Amerika gezimin kötü bir deneyimle başlamasını istemediğim için, Sao Paulo’ya vardığım gibi, görece güvenli olduğu söylenen Curitiba’ya geçtim. Olası bir soygundan daha az zarar görmek adına da, gizli cepli donlar yaptırdım. İkinci neden, Curitiba’nın dünyanın en yaşanılır kentlerinden biri olarak anılması. Bu kentin diğer kentlerden farkını yerinde görmek istedim. Üçüncü neden ise, 2007-2012 arasında her pazar Asya-Pasifik üstüne köşe yazısı yazdığım Evrensel Gazetesi’nin Latin Amerika yazılarını yazan ve Curitiba’da yaşayan Erol Anar’la tanışmak, görüşmek. Gitmeden onunla yazışmıştık. Otele yerleşir yerleşmez, ona bir e-posta attım ve hemen yanıt aldım. Meğer, kaldığım otele çok yakın oturuyormuş. Evinden çıkıp yürüyerek otele gelmesi, 5 dakikada oldu. Böylece keyifli sohbetimiz başladı. BR 101: Brezilya Mutfağı’na Giriş Dışarı çıktık. Ahmak ıslatan türünden hafif hafif yağarmış gibi yapıp insanı kısa sürede sırılsıklam eden yağmur, buradaki sonbaharın bir göstergesi olarak görülebilir (Haziran’a 6 ay ekleyince, çıkıyor karşımıza Güney Yarımküre mevsimleri). Terminalin olduğu Av.Pres. Affonso Camargo boyunca yürüdük. Yolda, sağda, Belediye Pazarı’na (Mercado Municipal, http://www.mercadomunicipaldecuritiba.com.br/) girdik. Tipik bir semt pazarı, fakat tertemizdi. Balık, akvaryum balığı, meyve-sebze, et, çerez türü ürünler vardı. Affonso Camargo’da devam edip Alışveriş Durağı’na (http://www.shoppingestacao.com.br/) geldik. Burası, alışveriş merkezine çevrilmiş eski tren istasyonu. Dünyanın dört bir yanındaki çirkin alışveriş merkezlerinden sonra, bu yapı, hoşuma gitti. Alışveriş Merkezi’nin içinde küçük bir Tren Müzesi de var. Curitiba’nın en büyük kitapçısı burada. Giriş katında, ilk Brezilya kahvaltılıklarını denedim. Peynirli çörekleri (Pão de queijo) ünlü, ama adı yanlış bence: Türkiye’deki azıcık peynirin, bol hamurun ve bol boşluğun tersine, Brezilya’nın peynirli çörekleri, aslında ‘çörekli peynir’ olarak adlandırılmalı; çünkü çok ince bir hamur tabakasının altı, tümüyle peynir. Tavuklu çörek de (coxinha) lezzetliydi. Üçüncüsü ise, Arapçası ‘kibbeh’ olan (Portekizce’de ‘gibi’ olarak okunuyor) bildiğimiz içli köfte. Brezilya’da, başta Lübnanlılar olmak üzere birçok Arap yaşadığından, Arap yemekleri, Brezilya Mutfağı’nın bir parçası olmuş durumda. Brezilya Mutfağı’nda, açık büfeler, önemli bir yer tutuyor. 5 Dolar’a sınırsız et gibi uçuk büfeler var. (Bu tür lokantalardan çok korkuyorum; kilomu kısa sürede ikiye katlarım diye.:)) Kiloyla yemek yenen lokantalar da var. (Bu konuda daha sonra yazacağım.) Curitiba’nın otobüs sistemi, dünyaca ünlü: Duraklar, tüp biçiminde. Otobüsler, çifte körüklü oldukları için, kısa sürede çok sayıda insanı rahat bir biçimde taşımak açısından başarılı. Yol üstünde küçük çaplı bir grev vardı; ancak, ortada kimsecikler yoktu. Türkler Niye Aşırı Seks Düşkünü? Evrensel yazarı Erol Anar’la, uzun uzun, edebiyat, siyaset ve Brezilya üstüne sohbet ettik. Yıllardır burada yaşıyor. Türkçe’de yayınlanmış çok sayıda kitabına ek olarak, Portekizce’ye çevrilmiş kitapları var. Yeni bitirdiği son kitabını (bir roman) Portekizce olarak yazmış. Asi kıta çapında büyük bir yazar olacağına kuşku yok (zaten şimdiden olmuş durumda; ama yıllar içinde
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 16 daha da tanınacak). Birikim, deneyim, yetenek ve enerji açısından hiç bir eksiği yok; fazlası var. Brezilya gazetelerinde yazarlık deneyimlerine sahip olması da ek bir artı. Ona Brezilya hakkında çeşitli sorular sordum. Sağolsun, saatlerini ayırıp uzun uzun anlattı. Brezilya ile ilgili olarak anlattıkları içinden en dikkatimi çekenler şunlardı (umarım hiç birini yanlış aktarmıyorumdur): - Sao Paulo’da, ATM’leri dinamitle patlatıp para çalmak, yaygınmış. Curitiba’da yaygın değilmiş; çünkü burası küçük bir yer olduğundan, soygun yapanın kaçacağı yerler belliymiş; yakalaması, kolay oluyormuş. - “Eski gerillalar, devlet başkanı oluyor” heyecanının (bakınız güncenin ilk bölümü) ardındaki öykü, hiç de uzaktan göründüğü gibi değilmiş. O noktaya gelene dek, binbir şekle giriyorlarmış. Örneğin, sendikacılıktan gelen üst düzey devlet görevlileri (sosyalist partilere bağlı olmalarına karşın), grevcileri eşkıyalıkla suçlayabiliyor, üzerlerine yürüyebiliyorlarmış. İktidara gelenlerin sosyalistliği falan kalmıyor. Üstelik, Brezilya, Bush’un bölgede ziyaret edebildiği iki Güney Amerika ülkesinden biriymiş (diğeri, Kolombiya). Lula, bu durumu, “dünyadan yalıtılmış olarak yaşayamayız” diyerek savunuyormuş. Ülkenin düzeni, sosyalizme geçişi yaşayan bir kapitalist düzenden çok, kapitalizmi baki bir düzen niteliği taşıyormuş. - Düşünce özgürlüğü açısından Brezilya, Türkiye’ye göre çok daha rahatmış. Yayınlar üstünde sansür, neredeyse yokmuş. Vatandaşlar, devlet görevlileriyle yüzyüze gelip onlara meydan okuyabiliyor, sert çıkışlar yapabiliyormuş. Kimse de kimseye, bunun için ne saldırıyor ne adamlarını saldırtıyor ne de dava açıyormuş. - Brezilyalı dişiler, “Türk’üm” dendiğinde, “Türkler, niye aşırı seks düşkünü?” diye soruyorlarmış. “Nereden anladın?” deyince, yanıt şu: Sanal ortamda kısa sürede lafı sekse getirip “soyun” falan diyorlarmış. Artık sanal ağına hiç Türk eklememe kararı alanlar varmış. Bastırılmış cinsellik işte. Bu bölüm, çok –miş’li, -muş’lu oldu; ancak, bölgeyi çok iyi bilen bir yazarın yanında, benim - miş’li, -muş’lu olmam, çok doğal; öyle olmalı zaten. Bende O Kadar Da Numara Yokmuş Meğer Yardım gerektiren iki konu vardı: Birincisi, dün aldığım SİM kartı kullanılabilir duruma getirmek. Açıklamalar, Portekizce olduğundan zorlandım. Sonra yazar abimiz, bu konuya el attı ve yabancıların telefon numarası sahibi olamadığını öğrendik! Numaranın kullanılabilmesi için, SSK ya da kimlik numarası gibi bir numara giriliyor. Abi, kendininkini benim için girmesine karşın, yine de çalışmadı. Bunu, şubeye sorduğumuzda, kazıklandığımı anladık. Nasıl oluyorsa, numarasız bir hatmış bu. Eski numarası olanların kullanabileceği bir hatmış. Yani yandı SİM’e verdiğim para da krediler de. Bunu bilmelerine karşın satmışlar bana yine de. Toplam zarar, daha ilk günden 22 Reais (yaklaşık 11 Dolar). Neyse ki, büyük bir tutar değil. Brezilya’da fazla durmayacağım için, yeni bir SİM almamaya karar verdim. Diğer sorun, priz idi. Brezilya’nın prizleri, garip. Kimisi, hiç bir ülkede görmediğim türden üçlü prizler. Kimisi, Vietnam ve Tayland’da kullanılan çift prizler. Ancak, Avrupa/Türkiye türünden kalın prizler kullanılamıyor. Bu, Asya’da çok kolay çözülebilecek bir sorundu. Küçük bakkallarda bile ikiliyi üçlüye üçlüyü ikiliye vb. çevirecek ek prizler rahatlıkla bulanabilirken, burada farklı yerlerdeki 3 farklı dükkana girdik, bulamadık. Neyse ki sonuncuda bulabildik. Artık, iyice umudumu kesmiş; “Brezilya’da bilgisayar kullanamayacağım herhalde” demeye başlamıştım. Cep telefonum ise, Asya prizine uyduğu için, en azından, bağlantı sorunum yoktu.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 17 Özetle, buraya gelecek olanlar, gelmeden önce, prizleri iyice bir incelesin; bulabiliyorlarsa ek prizleri yanlarında getirsinler. Gökyüzünde 425 Fil! Oradan küçük çaplı bir süpermarkete gidip Türkiye’deki damak tadına en uygun olan ekmeklerden aldık. ‘Fransız ekmeği’ diye geçen bu ekmekler, yuvarlak ve hamburger ekmeğinden birazcık daha büyük. “İçmedim” dememek için, Brezilya biralarının her birinden aldım (Brahma, Gold, Bavaria, Skol ve Kaiser). Henüz içmesem de, her an içilmek üzere bekliyorlar.:) Çörekli peynirden vb. aldım. Süpermarketteki ürünlerin çoğu, tropikaldi ve bunları Vietnam’dan biliyordum. Ancak, bilmediğim tek meyve suyu olan, akaju suyunu aldım; şekerli su gibi geldiği için pek beğenmedim. Özellikle Arjantin’de yaygın olan mate çayından (sallama poşet) aldım, gece boyu su ısıtıp mate içtim. Bu, bölgeye özgü bir ottan yapılıyor. Birkaç tane yine Brezilya’ya özgü fincanlık hazır çorba aldım. Belediye pazarından muz ve mandalina alınca herşey tamam oldu. Zaten hava kararınca dışarı çıkmak tehlikeli olduğundan, artık otele kapanma zamanı gelmişti. Otelin kapısının gündüz bile kilitli olması; yalnızca kapıyı çalan, tanıdık biriyse açılması; ülkedeki ve kentteki suç oranının yüksekliğiyle ilgili bir fikir verir herhalde. Latin Amerikalı yazarların özlü sözlerini inceliyorum. Bunlardan biriyle bitireyim: “Soru: Siz gerçeküstü olayları öyle ince ayrıntıyla anlatıyorsunuz ki, bu, onlara kendi gerçekliğini veriyor. Bu, sizin gazetecilikten öğrendiğiniz birşey mi? Gabriel Garcia Marquez: Bu, yazına da uygulayabileceğiniz bir gazeteci numarası. “Gökyüzünde filler uçuyor” derseniz, kimse size inanmaz. Ama gökyüzünde 425 fil olduğunu söylerseniz, büyük olasılıkla size inanırlar.”
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 18 (4) Curitiba’da İkinci Gün Dr. Ulaş Başar Gezgin, 1 Haziran 2012, Curitiba, Brezilya http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.br/2012/06/curitibada-ikinci-gun.html Sabah, Erol Anar ve Senyor Ronaldo, beni arabayla aldılar; gezdirdiler. İlk olarak, Oscar Niemeyer Müzesi’ne gittik (http://www.pr.gov.br/mon/). Müze, adını, büyük mimar ve komünist lider Oscar Niemeyer’den alıyor. 1907 doğumlu olan ve hâlâ aramızda olan çınar, Brezilya’nın başkenti Brasilia’daki birçok yapının mimarı olarak dünya çapında bir üne sahip. Yapı, göz biçiminde olduğu için, müzenin halk arasında ‘Göz Müzesi’ olarak anıldığı da oluyor. Körler Okulundaki Çocuklar Müzede, Oscar Niemeyer’le ilgili sergiler dışında, kısa süreli resim, fotoğraf, karikatür, tasarım vb. sergileri oluyor. Biz gittiğimizde, Jorge Zalszupin’in mobilya tasarımları sergileniyordu (bkz. http://brazilianfurnituredesign.com/en/designer/modern/jerzy-jorge-zalszupin/ ). Bir Brezilya bankası olan Itau Bankası’nın 1911-2011 arasındaki Brezilyalı sanatçıları kapsayan koleksiyonu olan ‘1911 - 2011 - Arte Brasileira e Depois, na Coleção Itaú’ görülebiliyordu (bkz. http://www.fcs.mg.gov.br/agenda/2175,1911-2011-arte-brasileira-e-depois-na-colecao- itau.aspx). Oscar Niemeyer yanında, mimar João Filgueiras Lima’nın ilginç tasarımları, görülmeye değerdi (bkz. http://www.museuoscarniemeyer.org.br/leleentrada_abril2012.html ). Kadınları konu alan resim sergisi de güzeldi (bkz. http://revistacontemporartes.blogspot.com.br/2011/07/o-eterno-feminino-e-seu-universo.html ) 1911’de Paranagua’da doğan ve 1980’de Curitiba’da hayata gözlerini yuman satranç ustası, heykeltraş ve tasarımcı Erbo Stenzel’in çeşitli portreleri, satranç odası olarak tasarlanmış bir salonda sergileniyordu (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=J5zA1QFz51Y ). Müzenin göz bölümünde ise, Brezilyalı bir çizerin yaşamı anlatılıyor ve çizimleri sergileniyordu. (http://www.museuoscarniemeyer.org.br/exposicoes/potysite.html ) Sovyet döneminin en önemli fotoğrafçılarından olan ve daha sonra sansür edilmiş Litvanyalı fotoğrafçı Antanas Sutkus’un (d.1939) fotoğrafları da (körler okulundaki çocukların fotoğrafları, özellikle etkileyiciydi), sergilenenler arasındaydı (bkz. http://www.artnet.com/artists/antanas- sutkus/ ) Müzeden, bugünlerde Uluslararası Curitiba Film Festivali’nin gerçekleşmekte olduğunu öğrendik (bkz. http://olhardecinema.com.br/ ). Festival’de, Brezilya, ABD, Fransa, Almanya, Portekiz, Şili, İzlanda, Irak, İspanya, Kolombiya, Bulgaristan, İngiltere, Arjantin ve Hollanda yapımı filmler gösteriliyor. BR 102: Brezilya Mutfağı’na Giriş-2 Müzeden sonra, Senyor Ronaldo, sağolsun, beni, Brezilya ev yemeklerini öğrenmem için evine götürdü. Eşinin ve torunlarının oturduğu evde, karşılıklı öğlen yemeği yedik. Teyzenin
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 19 Vietnam’dan geldiğimi öğrenince, ilk iş olarak, parmağıyla tetik çekme işareti yapması, eğlenceliydi.:) Televizyonda, dünya voleybol şampiyonası vardı; Kanada ile Polonya oynuyordu. Brezilya sofralarında, klasik olarak, pilav, kuru fasulye (sos nedeniyle koyu bir renkte) ve makarnanın geldiğini öğrendim. Pilav ve makarnayı birlikte yiyen millet, hatta yanında ekmek de yiyebiliyor! O zaman, ülkede bu kadar kilolu insan olmasına şaşmamalı. Bir de, zaten, ülkenin bol yağlı etleri, ünlü. İçecek olarak, elbette kola, mate (daha önce belirttiğim gibi, bölgeye özgü bir ottan yapılan çay ve içecek) ya da tropikal meyvelerin suları içiliyor. Kahve, çok yaygın; çayın tiryakisi, daha az. “Seks Yoksa Gerilla da Yok” Üçüncü durağımız olan Botanik Bahçesi’ne giderken, yolda bir trafik kazasına tanık oluyoruz. Birbirini yumruklama diye bir olay yok. Portekiz etkisindeki Latin Amerika’nın yumuşak, laylaylom olduğu söyleniyor (ya da Taycası’yla ‘sabay sabay’). Botanik Bahçesi, Curitiba’nın simgesi (bkz. http://www.curitiba-parana.net/parques/jardim-botanico.htm ). Asya’daki botanik bahçelerine göre daha küçük bulsam da, yine de, yapısı, hoş. Burayı dolaşmak, yarım saati bulmaz ve bulmuyor. Girişteki kahvede, mateler ve kahveler eşliğinde, havadan sudan, siyasetten yaşamdan konuşuyoruz. Latin Amerika’daki gerilla hareketlerinin, Che’nin yolundan oldukça uzaklaştıklarını öğreniyorum; ancak bu, Türkiye’de pek bilinmiyor. Solda en kitlesel olan gelenekten gelenlerde, bir Latin Amerika nostaljisi var. Latin Amerika’yla ilgili bilgileri, genellikle 40 yıllık. 40 yılda o köprüden ne sular aktı... Şöyle bir fark (hem fark hem FARC) ortaya çıkıyor örneğin: Günümüz Latin Amerikası’nın gerilla hareketleri, uyuşturucu ve insan ticaretinde başı çekiyor. Bu işler, temel gelir kaynakları. “Devrim için uyuşturucu da satarım insan da” diye bakıyorlar. Böyle olunca, bu örgütler içinde çürüme başlıyor. Mafyayla gerilla arasındaki farkı gören, beri gelsin. Oysa Türkiye’de bir örgüt, uyuşturucu ve/ya da insan ticareti yapıyor olsa bile, “evet yapıyorum” diyemez; bunlara karşı olan bir kamuoyu var Türkiye’de. Seks de bir diğer konu. Latin Amerika’da, gerillalar arasında seks, serbest. Zaten (anlatıcı burada beni güldürüyor:)), seks yoksa, Latin Amerika’da kimse gerilla olmazmış. Türkiye’de ise, seks, yasaktır birçok örgütte. Latin Amerika gerillalarının çocuğu olursa, örgüt, alıyor; gerillalarının yakınlarının yanına teslim ediyor. Çocuğun gerillalarla birlikte yaşaması, yasak. Hay Seni Gerillalar Kaçıra Sosyalist bir arkadaşım geliyor aklıma. Diyordu ki, “Latin Amerika’ya gideyim, gerillalar beni kaçırsın, bizim devletten fidye alsınlar. Onlara bir yararım olmuş olur.”:) Şaka olarak güzel de; bunu gerçekten düşünen çılgına, anlatıcı şunları söylüyor: Bu hareketler, sen sosyalistmişsin değilmişsin, bakmıyor. İsterse öldürür, isterse beterini yapar. Adamlarda etik değer yok ki, seni neci olduğuna göre değerlendirsin. Bu sosyalist arkadaşım, bu yarı-şaka yarı-ciddi düşüncesinden vazgeçmişti sonradan; şöyle diyerek: “Bu devlet, benim için para ödemez. Tam tersine, “çok şükür bu heriften kurtulduk” der.” Ben de ekleyeyim: Bir de şunu diyecekler: “Teröristle pazarlık olmaz.” :)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 20 Brezilya’da Hapisteyiz Alıyor diğer anlatıcı, sözü; ve Brezilya’daki şiddet olaylarının yaygınlığından söz ediyor (bunu Portekiz etkisinin yumuşaklığı görüşü ile çelişkili buluyorum). Kaç tane arkadaşının soyulduğunu, yaralandığını vb. anlatıyor. Suçlular yakalanıyor; hapse giriyor; ama hapisler, çok kalabalık. Şartlı tahliyeyle çıkma seçeneği var. Böylece tahliye edilenler, yine birilerini soyuyor. “Benim vergimle, hapistekileri doyuruyorlar. Olmaz olsun.” diyor anlatıcı. Haklı elbette. Ama havaalanından 20 dakikalık bir uzaklık için yaklaşık 20 Dolarlık bilet kesen bir ülkede, suç oranının yüksek olması, o kadar şaşırtıcı olmasa gerek. Düşük maaşlı askerin ve polisin bile, sivilleri giyip soygun yaptığı da dile getiriliyor. Öte yandan, bu durumu tümüyle yoksulluğa bağlamak, yanlış. İkinci vatanım Vietnam’da, insanlar, yoksul; ama çalmıyorlar. Vietnam’da, aile yapısı, çok güçlü. Uzak akrabalar bile, yakın akrabalar kadar yakın sayılıyor. Annenin kardeşi de dayı, annenin kuzeninin dayısının halasının oğlu da (attım şimdi) dayı. Çin’de, Küba’da, Sovyetler’de devrim önderleri, ‘amca’, ‘dayı’ vb. olarak adlandırılmaz; ama Vietnam’da Ho Çi Min, Ho Amca’dır. Herkesin amcasıdır o; ailemizden biridir. Belki bu güçlü aile yapısıdır Vietnam’da yoksulluğa karşın suç oranının düşük olmasını sağlayan. Vietnam’da, istediğim saatte, hiç bir kaygı duymadan rahatlıkla dolaşabiliyorken; Brezilya’da, hava karardı mı, otele hapislik başlıyor. “Yaşasın Vietnam!” desem, yadırgayan olur mu? Telli, Telli, Telli, Şu Telli Opera Bugün, son durağımız, Ópera de Arame, diğer adıyla Telli Opera (bkz. http://www.curitiba- parana.net/opera-arame.htm ). Bu, sanat etkinliklerinin yapıldığı saydam bir yapı. Buraya suyun üstündeki telli yol üzerinden gidiliyor. Muhteşem bir doğa güzelliğinin ortasında. Bir yanında ise, bir çağlayan var ki, sesiyle, motorlaşmış kafalara format atmayı başarıyor. Çıkarken, karşıdaki dükkandan şeftali şarabı alıyorum. Dönerken, yolda bir sürü üniversite görüyoruz. Halil Cibran Meydanı, Arap Anıtı, Curitiba Halk Parkı (Passeio Público, bkz. http://www.parquesepracasdecuritiba.com.br/parques/passeio-publico.html) ve eyalet ve belediye yapıları, yolumuzun üstünde. Eve dönüyorum. Bedenim hâlâ Vietnam’a ayarlı olduğundan, geldiğim gibi uyuyakalıyorum. Bir uyanıyorum ki geceyarısı... Gazeteye bir Curitiba yazısı yazıp gönderiyorum... Teşekkürler Erol Anar! Teşekkürler Senyor Ronaldo!
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 21 (5) Curitiba’da Üçüncü Gün 2 Haziran 2012, Curitiba, Brezilya http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.br/2012/06/curitibada-ucuncu-gun.html Öğleden sonra, döviz bürosuna ve otobüs terminaline gittik. Meğer, havaalanında kazık yememişim; çünkü Brezilya’da yabancılara daha düşük bir kur uygulanıyormuş. O zaman, doğrusu şu olacak: Brezilya’da tek kazık yiyen ben değilim. Resmi olarak, 1 Dolar, 2.03 Brezilya parası; ama bize 1.92 oluyor. Sabahın Köründe Buenos Aires’e Oradan otobüs terminaline geçip pazartesi sabahı için (4 Haziran) Buenos Aires bileti aldık. Benden sonra gelecekler için ayrıntı vereyim: Curitiba’dan Buenos Aires’e giden tek otobüs şirketi, Pluma. Bilet, 316 Reais (yaklaşık 160 Dolar). Yol, 30 saat sürüyor. Otobüs, yarı-yataklı ve içinde tuvaleti var. Tek sorun, sabah 5:30’da kalkması. Sıkıntı, uyanmak değil de, sabahın karanlığında soyulma olasılığının yüksek oluşu. Umarım, pazartesi sabahı soyulmam.:( Olası bir durumda zararı en aza indirmek için, Vietnam’dan aldığım kredi kartını, Türkiye’den aldığım Paramatik kartını ve üzerimdeki parayı gizli ceplerime yerleştirdim. Bileti, cüzdanımdan çıkardım. Cüzdanımı alırlarsa, bilet, cebimde kalacak böylece. Cüzdana da bir miktar para koydum ki kuşku uyandırmasın. Pasaportun birçok fotokopisini çektirmiştim daha önce, böyle durumlar olabileceğini tahmin ederek. Bakalım ne olacak... 5 Haziran Salı günü 11:30’da Buenos Aires’te olacağım. Aslında, yol üstünde olan Uruguay’ın başkenti Montevideo’ya gidecektim; ama stratejik olarak Buenos Aires’e geçmek, daha mantıklı geldi. Zaten Curitiba’dan Montevideo’ya otobüs yok. Buradan Porto Alegre yapıp oradan Montevideo’ya geçmek gerekiyor. Buenos Aires’ten Montevideo’ya vapur var, 3 saat sürüyor; oysa, otobüsle 10-12 saat sürüyor. Buenos Aires’e yerleştikten sonra, vapurla günü birlik olarak Montevideo’ya gideceğim. Neden Bu Kadar Kısa? Brezilya’da az kalmamın nedenleri şunlar: - Portekizce bilmediğimden iletişimde büyük zorluk çekiyorum. İspanyolca bildiğim için, Arjantin gibi İspanyolca konuşulan ülkelerde hem daha rahat hareket edebileceğimi hem de kültürün içine daha çok girebileceğimi tahmin ediyorum. - Brezilya’daki ‘vahşi batı’ havası, katlanılır gibi değil. - Buenos Aires’te sanat etkinlikleri daha fazla. - Görüşme yapmayı düşündüğüm üniversiteler, Buenos Aires’te. - Brezilya, aşırı pahalı bir yer. Arjantin, daha ucuz.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 22 İtalyan Mahallesi’nde Bugün Curitiba’nın İtalyan mahallesi olan Santa Feliçidade’ye gittik (bkz. http://www.curitiba- parana.net/santa-felicidade.htm). Yapılar, çok etkileyiciydi. Dünyanın öbür ucuna gidip küçük bir Roma yapmışlar (bu yapılar, köle emeğiyle yapılmışsa, bütün olumlu yorumlarımı geri alacağım). Şato biçimindeki lokantalar, muhteşem. Türkiye dışındaki Türk mahallelerini düşündüm. Türkiye’de sivil mimarlık, çok zayıf. Mimarlık, çoğunlukla, dinsel yapılar ve saraylar için işe koşulmuş. Diasporadaki Türk mahalleleri (varlarsa) çirkinler, genelde... Ama buraya, İtalyan mahallesine bakıyoruz: Ne bey ne paşa ne Papa gelip “buralara şöyle şöyle yapılar dikin” demiş. Bu yapılar, halk mimarlığının müthiş ürünleri. Avrupa’nın ahlaksızlığını almadığını iddia edenler! Onu zaten almışsınız; onu almışken mimarlığını da alın da; en azından, İstanbul, tüm o ucubelerden kurtulsun... İtalyan Mahallesi’ne doğru giderken ve mahallenin kendisinde, dindar İsacılar, bildiri dağıtıyor. Herbiri, JESUS (İsa) sözcüğünün bir harfini taşıyan tişörtler giyen gençler, yanyana durup pankart açıyorlar. Yolda duran araçlara, tutucular, gazetelerini satmaya çalışıyor. Sanıldığının tersine, Brezilya’nın Katolikleri’nin serbest düşünceli olduklarını ama Evanjelik olarak adlandırılan yeni akımların (bizim gördüklerimiz de bunlardandı) çok tutucu olduğunu, içlerinden günah diye saçını kestirmeyenlerin bile olduğunu öğreniyorum. Türkiye’de daha o aşamaya gelinmedi; şimdilik, kürtaja, sezaryene falan karışıyorlar; saç kesmeye, sıra, daha sonra gelecek. BR 103: Brezilya Mutfağı’na Giriş-3 Odaya dönmeden, yakındaki bir açık büfe lokantasına daldım. Büfede yaklaşık 10 çeşit yemek vardı ve üstüne et seçiliyordu. Rastgele bir et seçtim (fillet). İçecek dışında, 9.5 Reais’ti (5 Dolar). Yanına gelen bira (markası, Skol’du), 4 Reais’ti (2 Dolar). Bu kadar pahalı ülkede, bu kadar ucuz açık büfelerin olması ilginç.:) Türkiye’de olsa, kedileri, eşekleri, atları vb. soslayıp yedirirlerdi bize et diye.:) Yemekler şunlardı: Düz pilav, kıymalı makarna, çeşit çeşit sosisli ve koyu soslu kuru fasulye, muz kızartması, etli vb. lazanya, buzlu brokkoli, turp, kıvırcık salata vb. Yani çoğunlukla, göbek yapan yemekler... Futbol Müzesi Evde, Sao Paulo’da aldığım ücretsiz sanat dergilerini ve sanat duyurularını inceliyorum: Sao Paulo Senfoni Orkestrası’nın izlencesinde, şu adlar dikkatimi çekiyor: Mussorgsky, Çaykovski, Brahms, Mozart, Sibelius ve Bela Bartok. Elime tutuşturulan Sao Paulo haritasının arkasında, çeşitli reklamlar arasında, açık saçık bir kadın resmi oluşu, dikkatimi çekiyor. ‘Companhia Das Calcinhas’ adlı şirketin reklamı bu. ‘Don şirketi’ anlamına geliyor! Sitesine bakıyorum; açılışında, seks şirketi yazıyor. Tayland’da ve Avustralya’da, seks ticaretinin turist kitapçıklarında ve dergilerinde açıkça tanıtımının yapıldığını ve iletişim bilgilerinin verildiğini bildiğimden, bu reklam, bana hafif geldi. Yine de, ilginç, elbette. Bir de, masum bir bikini reklamı var aynı yerde.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 23 Sanat duyuruları sayesinde, Sao Paulo’nun Tiyatro Gazetesi’nden haberdar oluyorum (bkz. https://teatrogazeta.showare.com.br ). Latin Amerika Anıtsal Kuruluşu’nun (Fundação Memorial da América Latina, http://www.memorial.org.br ) çok yoğun bir etkinlik izlencesi var: Traviata Balesi, samba gösterisi, Ulusal Çocuk ve Gençlik Koroları Şenliği, diktatörlük dönemi boyunca hapis yatmış Uruguaylı bir yazardan yazın üstüne söyleşi, gazetecilerden Amazon semineri vb. Fnac adlı ‘Sao Paulo Etkinlik Rehberi’ altbaşlıklı dergide, Brezilya’nın belli başlı kentlerindeki etkinliklere bir göz atıyorum (bkz. http://www.fnac.com.br ). Etkinlik haberlerine yer veren bir diğer ücretsiz dergi ise, Época São Paulo (http://epocasaopaulo.globo.com/ ). Elimdeki son dergi, Portekizce ve İngilizce olarak çift dilde yayınlanan TimeOut Sao Paulo Dergisi (http://www.timeout.com.br/sao-paulo/en ). Bu derginin Vietnam sürümü, Ho Çi Min Kenti’nde bulunabiliyordu. Dergi, Sao Paulo’da görülmesi gereken yerler olarak şunları listelemiş: - Centro Cultural São Paulo (http://www.centrocultural.sp.gov.br ), - Instituto Tomie Ohtake (http://www.institutotomieohtake.org.br ), - Museu de Arte de São Paulo (www.masp.art.br), - Pinacoteca do Estado de São Paulo (http://www.pinacoteca.org.br/pinacoteca ), - Praça Benedito Calixto (www.pracabeneditocalixto.com.br ) ve - Museu do Futebol (www.museudofutebol.org.br ). *** Yarın, Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümü. Demek ki zamanı geldi! Sözlerimizi, Pablo Neruda’nın, yakın dostu Nazım Hikmet’in ölümü üstüne yazdığı şiirle noktalayalım: GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIM'A ÇELENK Niçin öldün Nâzım? Ne yaparız şimdi biz şarkılarından yoksun? Nerde buluruz başka bir pınar ki onda bizi karşıladığın gülümseme olsun? Seninki gibi ateşle su karışık acıyla sevinç dolu, gerçeğe çağıran bakışı nerde bulalım? Kardeşim, öyle derin duygular, düşünceler yarattın ki bende, denizden esen acı rüzgâr kapacak olsa bunları bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir, yaşarken seçtiğin ve ölümden sonra sana barınak olan oraya, uzak toprağa düşerler. Al sana bir demet Şili kasımpatlarından,
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 24 al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını, halkların savaşını, kendi dövüşümü ve yurdumun kederli davullarının boğuk gürültüsünü kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz, çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen yüzüne hasret, benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma güç veren dostluğundan yoksun. Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle, zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten, zulmün izlerini görmüştüm ellerinde, kinin oklarını aramıştım gözlerinde, ama parlak bir yüreğin vardı, yara ve ışık dolu bir yürek. Ne yapayım ben şimdi? Tasarlanabilir mi dünya her yana ektiğin çiçekler olmadan? Nasıl yaşamalı seni örnek almadan, senin halk zekânı, ozanlık gücünü duymadan? Böyle olduğun için teşekkürler, teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için. Pablo Neruda
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 25 (6) Curitiba’da Dördüncü ve Son Gün 3 Haziran 2012, Curitiba, Brezilya http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.br/2012/06/curitibada-dorduncu-ve-son-gun.html Bu sabah, eski kent merkezinde kurulan pazar panayırını görmek için dışarı çıktım. Otelin hemen yanındaki otobüs durağında bekliyordum. Ortalık, korkutucu bir biçimde ıssızdı. Pazar sabahları, sokaklar, zaten birçok ülkede ıssız olur; ama Latin Amerika ülkelerinde, gerçekten, dükkanların çoğu, kapalı oluyor; yollarda, in cin top oynuyor. Zaten, pazar günü dışındaki günlerde de, dükkanların çoğu, 18:00’de kapanıyor. Yemeğini merak ettiğim çarşı lokantalarında bir türlü yemek yiyemedim bu nedenle. Garip bir yer... Müşteri Varsa da Pazar Yoksa da Pazar Otobüsün 15 dakikada bir geçeceği söylenmişti. Beklerken, sarışın bir abla geldi, birşeyler söyledi. Bugün otobüsün olmadığını bildiriyordu sanki bana; ama emin olamadım. Brezilya’da para çarpmak için çok üçkağıt döndüğü için güvenemedim. Abla, otelime gidip oradaki görevliye durumu anlattı. Ne İspanyolca ne İngilizce (ve elbet ne de Türkçe ya da Vietnamca) bilen görevliye güvendiğim için, bugün otobüsün olmadığını anladım. E, tabi, pazar günü, Latin Amerika ülkelerinde aile günü. Türkiye’de pazar günleri, hizmet kesimi çalışanlarının en çok çalıştığı gündür, müşteri bol diye. Brezilya sistemi, pazar günleri müşteri varmış, yokmuş, takmıyor. Haritasız Gezgin, Neye Benzer? Görevliden bir tarif aldım, ama tam anlayamadım. Birisi bana musallat olmasın diye hızlı adımlarla ve sağı solu kolaçan ederek yürüdüm. Arabalar için olan tabelaları izledim. Karşıma, ‘Passeio Público’ (Halk Parkı) adlı geniş ve güzel park çıktı (bkz. http://www.curitiba- parana.net/parques/passeio-publico.htm ). Birçok Curitibalı, pazar sabahını, burada, spor yaparak ya da yürüyerek değerlendiriyordu. Oradan biraz ileride, dün arabadan gördüğüm Arap Anıtı’nı (Memorial Árabe) buldum (bkz. http://www.guiaturismocuritiba.com/2011/06/memorial-arabe- de-curitiba.html ). İşte burası, Halil Cibran Meydanı. Biraz ilerisinde, üstünde ‘Müller’ yazan bir yapı gördüm. Curitiba’daki en büyük alışveriş merkezlerinden birinin adının ‘Müller’ olduğunu anımsadım. Evet, bu, oydu. Yine yakınlarda, bir başka park gördüm. Bu parktaki heykellerin ve kabartmaların üstünde, Curitiba’nın bağımsızlığından söz ediliyordu. Daha sonra öğrendiğime göre, bu, Praça 19 De Dezembro (19 Aralık Meydanı) imiş. Yankesicilere davetiye çıkarmamak için, haritalara bakabileceğim cep telefonumu cebimden çıkaramıyorum. Yabancı olduğumu anlamasınlar diye, kağıt harita da açamıyorum. Bu nedenle, yol bulmak, zor oluyor. Asya’da, açıyordum cebi ya da haritayı, heryeri buluyordum. Orada, öyle yankesici tehlikesi yoktu. Gerçi, bir kez, Google Map’in bir yanlışını bulmuştum. Google Map’ın “şu var” dediği yerde, öyle birşey olmadığı gibi, onun nerede olduğunu çevrede bilen kimse de yoktu. Her neyse...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 26 Panayırda Bolivya ve Şili Börekleri Panayırın eski kent merkezinde olduğunu anımsayarak, çevrede eski yapı olup olmadığına baktım. Uzaktan bir kilisenin çan kulesi görünüyordu. O çan kulesine doğru yürüyünce, bir meydana geldim. Burası, Praça Tiradentes (Tiradentes Meydanı) imiş. Zaten panayır da oradan başlıyordu. Meydanın diğer tarafında, çiçekçi pazarı vardı. Panayırda, ağırlıklı olarak incik boncuk ve elişi ürünleri satılıyordu. İlerisinde ise tablo satıyordu ressamlar. ‘Feira do Largo da Ordem’ diye geçen panayır, yalnızca pazar sabahları gerçekleştiriliyor (bkz. http://www.feiradolargo.com.br/ ); öğlene kadar toplanmış oluyor. Alanda satılan birçok Brezilya yiyeceği yanında, Bolivya börekleri (empanadas bolivianas), Şili börekleri (empanadas chileanas), Polonya ve İtalyan yemekleri vardı. Birer Bolivya böreği ve Şili böreği aldım. (Bunların her biri, 5 Reais’ti (2.5 Dolar), yani iki anlamda da tuzluydu.) Böylece, bu ileride gideceğim iki ülkenin böreklerini şimdiden tatmış oldum. Yeri gelmişken, bu böreklerle ilgili olarak biraz ayrıntı vereyim: Dışarıdan bizim talaş böreğine benziyorlar; ancak, talaş böreğinin iç boşluğunun tersine, bunlar, yoğun bir biçimde et ve sebzeyle dolular. Bir sosa batırılıp yeniliyorlar. Görüntü ve içerik, ülkesine göre değişiyor. Sığır eti, domuz eti ya da tavuktan yapılan Bolivya çöreğinde, patates, bezelye, havuç, yumurta ve zeytin olabiliyor. Şili böreğinde, bunlara ek olarak, soğan, deniz ürünü vb. olabiliyor. Şili’nin Pasifik boyunca uzanan bir kıyı ülkesi olduğunu; Bolivya’nınsa denizi olmadığını anımsatalım. Alanda satılan meyve suları, tropikaldi ve Vietnam’dakilerin aynısıydı. Hiç yabancılık çekmedim. Hatta Vietnam’da sık görülen şekerkamışçıları da buradaydı. Bunlar, bir makineyle, şekerkamışlarını eziyor; suyunu satıyor. Bu su, katkısız, doğal şekerli su. Ben sevmesem de, seveni çok. Yiğit Devrimci Garibaldi Yol üstünde, bir opera salonu büyüklüğünde olan, ancak giriş duvarı tümüyle cam olan yapı, dikkatimi çekiyor. Burası, İtalyan Kültür Merkezi. Bu merkez, Türkiye’deki gibi İtalyanca dersi veren, birkaç etkinlik yapan, küçük bir ofisi olan bir yer değil. Merkez, Curitiba’da yaşayan İtalyanların buluşma noktası. Ben gittiğim sırada, birçok Brezilya İtalyanı, geleneksel köylü giysilerini giymişler, sahneye çıkıp danslarını sergilemek için bekliyorlardı. Çocukların danslarını izledikten sonra çıktım. Garibaldi Meydanı, yokuşun sonundaydı. Bilindiği (ya da bilinmediği) gibi, Giuseppe Garibaldi (1807-1882), birleşik İtalya’nın kurucularından. Yıllar önce ilginç yaşamının ayrıntılarını okumuştum. Yalnız İtalya’nın değil, Güney Brezilya’nın ve Uruguay’ın bağımsızlığı için bizzat at sırtında yıllarca savaşmış olan bu efsanenin bu meydanla anımsanması, ne hoş. Meydanın ortasında bir at başı var; ağzında da fıskiye. At, Garibaldi’nin en yakın dostu. Garibaldi Meydanı’nı geçince, solda, Arap Camisi var. Zaten panayır da orada bitiyor. Yol üstünde sokak müziği yapanlar var. Dinlemesi keyif veriyor.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 27 Kendini Çinli Diye Tanıtan Japonlar Oradan geri dönüyorum, sağa sola bakınıyorum. Tiradentes Meydanı’ndaki Çin-Brezilya Açık Büfe Lokantası, dikkatimi çekiyor. İçeri dalıyorum. İçinde ne Çin’e ne Brezilya’ya özgü yemek var. Tavuk, salata vb. var sınırsız. 8.80 Reais (4.5 Dolar). Belediye işçilerinin de orada yediğini görüyorum. Gerçekten, bunun sırrı nedir, merak ettim. Diğer yemekleri geçtim; sınırsız tavuk budu, nasıl 4.5 Dolar olabilir... İşin gülünç yanı, büfe değil de, tabak yemeği yeseniz, kat kat daha pahalıya geliyor. Bu açık büfe kültürü, çok yaygın, Brezilya’da. Oradan, gezi rehberlerinin öve öve bitiremediği 24 saat açık sokağa (Rua 24 Horas) yürüyorum. Bu, çiçek pasajı gibi kapalı bir ortam; ama içeride, insanı çeken hiçbirşey yok. Hayal kırıklığı içinde Tiradentes Meydanı’na geri yürüyorum. Yol üstünde, bir başka Çin-Brezilya Açık Büfe Lokantası dikkatimi çekiyor. Merak ediyorum, içeri dalıyorum. Asyalı bir abla, yemekleri gösteriyor. Asya yemeği adına bir tek minik suşiler var; ama Brezilya yemekleri idare eder. Burası da, 10.80 Reais’e sınırsız yemek (5.5 Dolar) veriyor. Onun dışında, burada değil dışarıda yenecekse, açık büfenin 100 gramı, 2.2 Reais (1-1.5 Dolar). Oturuyorum. Ablanın 5-7 yaşlarında iki oğlu var. Oyun oynuyorlar, ufak tefek yazı yazıyorlar, annelerine hesap kitap işlerinde yardımcı oluyorlar. Kendimi Asya’da hissettirdiler bana. Portekizce konuşan Asyalı teyzeye Çinli mi Japon mu olduğunu soramadım; ama bana kalırsa Çinli değil Japon’du. Çocukların soğuk tavrı da buna bağlanabilir. Sanırım bu Japon lokantasını Çin lokantası olarak tanıtma mantığı, böylece daha çok müşteri çekme düşüncesinden ileri geliyor. Benzer bir durumu az sonra anlatacağım lokantada da gördüm. Yemekte ne vardı? Sınırsız biftek, çeşit çeşit tarif edemeyeceğim et, sebze yemekleri, mini-suşi, bol bol salata çeşidi, meyve salatası, jel ve ne olduğunu çıkaramadım bir tatlı. İnsanın burada bir Asyalı görüp Brezilyalı olup olmadığını anlaması, konuşulmadıkça, olanaksız; çünkü ülkede çok sayıda çekik gözlü Brezilya vatandaşı var. Tam çıkarken, Arap görüntülü biri, bana birşey sordu ama anlamadım. Belki de, boynumdaki Filistin atkısına benzeyen Kamboçya atkısı nedeniyle, Filistinli sandı beni. Bu lokantanın olduğu caddede, Parana Halk Kütüphanesi’ni (Biblioteca Pública Do Paraná) gördüm. (Parana, Curitiba’nın başkentliğini yaptığı eyaletin adı.) Açık olsaydı, mutlaka içeri girecektim. BR 104: Brezilya Mutfağı’na Giriş-4 Oradan Müller Alışveriş Merkezi’ne döndüm (bkz. http://www.shoppingmueller.com.br/ ). Benden sonra gelecekler için söyleyeyim: Buranın bodrum katında ve en üst katında (sinema katı), ücretsiz bağlantı var. Müller’de iki büyük kitapçı var. İkinci kat, çeşit çeşit lokantanın olduğu yemek salonu (food court). Burada, McDonalds, Burger King ve Subway gibi ‘öheyt’ getirici lokantalar yanında (bir de bunlar, Amerikan lokantası olduklarını ve evrensel tatlara falan karşılık gelmediklerini bir türlü kabule yanaşmazlar; hatta kendilerine o aşağılık ‘lokanta’ sözcüğünü bile yakıştıramazlar), açık büfe İtalyan lokantaları, dikkat çekici. Buralarda, herhangi bir İtalyan lokantasında görülebileceği gibi, pizza ve hamur çeşitleri, peynir, zeytin çeşitleri, dana eti başta olmak üzere et çeşitleri vb. var. Elbette, herşey, zeytinyağlı. Salonda bir Çin lokantası, bir de Japon lokantası var. Ancak, ikisi de, aynı yemekleri satıyor. ‘Çin lokantası’ denen lokantada Çin yemeği yoktu. Suşi, bir Çin yemeği değildir örneğin. Sonuç olarak, bana, bu, bir pazarlama numarası gibi geldi. Pazar günleri, aile günü ve henüz aile kurmamışlar için,
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 28 sevgililer günü olduğundan, sinema katı, kalabalıktı. Sinema katında, küçük su, 3.5 Reais’ti (1.5- 2 Dolar). İnsan, bu ülkede, 3 küçük suya sınırsız tavuk yiyor. Tam da Taranta Babu’luk bir durum... Yemek yediğim yerde, aynı su, 1.80’di. Öteki Brezilya “Merhaba!” Diyor Yol üstünde 4 evsiz, 1 dilenci, 5 çöp insanı gördüm. ‘Çöp insanı’ndan kastım, çöpten ekmek bulmaya çalışanlar. Bunlar, çöpte ekmek ararken, birisi onları gördüğünde, çöpü didiklemeyi bırakıyorlardı. Herhalde utanıyorlardı. Her insanın onuru var. Evsizler, kapalı olan bir dükkanın geniş dış girişinde yatıyorlardı. Dilenci genç kız, beni Brezilyalı sandı; yanımdan geçip birşeyler söyledi, anlamadım. Bir daha karşılaştık, küfür etti sanırım, ama aslında onu da anlamadım. Yav arkadaş, bu ülkede kimse, “yabancı olduğu için konuşamıyor” diye düşünmeyecek mi birgün, “hayvanın teki olduğu için konuşmuyor, bizi kaale bile almıyor” diye düşünüyorlar. Ya da ben öyle düşündüklerini düşünüyorum. Bu dilenci muhabbeti, bana 2002’de Rotterdam’da karşılaştığım bir genci anımsattı. Portekizli olan bu genç, beni Portekizli sanıp Portekizce olarak para istemişti. Eve döndüm. Erol Anar abiyle görüştük, çay içip vedalaştık. Yakında Brezilya’nın ve daha sonra Latin Amerika’nın sayılı yazarlarından olacak, buna eminim. Latin dünyasında, bir Çerkes/Türk fırtınası estirecek... Şimdilik Hoşçakal Brezilya! İki saat sonra, Buenos Aires otobüsünde bulacağım kendimi; karanlıkta dışarı çıkmak dolayısıyla, beklenmedik bir olay olmadığı sürece. Gitmeden, Brezilya’yla ilgili son notlarımı sıralayıp Brezilya sayfasını şimdilik kapatıyorum. “Şimdilik” diyorum; çünkü B Planı’na göre, Arjantin’den sonra Şili’ye geçip Güney Amerika’yı Pasifik kıyısı boyunca aşıp Orta Amerika’ya varacak; oradan, Brezilya’nın kuzeyine, Amazonlara uğrayacağım. Büyük yazar ve komünist Jorge Amado’nun memleketi Salvador da Bahia’yı ziyaret edecek; Rio de Janeiro’ya konuk olacağım. Bu yolculuk kaç ay sürer, bilemem. İşte Brezilya’ya ilişkin –şimdilik- son notlarım: - Brezilya’da, her köşe başında, piyangocu/lotocu vb. olduğunu ve insanların uzun kuyruklar oluşturduğunu gördüm. Türkiye’dekinden farklı değil demek ki, bu sınıf atlama umudu... Sınıf atlamak için tüm kanallar kapatılınca; piyango, “fakirin ekmeği” oluyor. - Kırmızı ışık yandığında, lobutlarla ya da toplarla gösteri yapanların ve palyaçoların çokluğu, dikkatimi çekti. - Yolda yürürken sigara içen iki kişiyle onların yanından geçen ve onları tanımayan adamın sözleri, İstanbul’u aratmadı: - (İçtiği sigarayı göstererek) Birader, sigaran var mı? - Yok, ben tek alıyorum.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 29 Marco Polo’dan Son Kez Son olarak, benden sonra gelecekler için, kaldığım otelin bilgilerini geçiyorum: Hotel Marcopolo (bu günceye böyle otel adı, tam uydu:)), Av. Pres. Affonso Camargo, 549. Jardim Botanico, CEP80060090 Curitiba-Parana. Tel 41 3019-5555. Bu otel, otobüs terminalinin tam karşısında. 2 katlı küçük bir tarihsel yapı. Türkiye’de de yaptıkları gibi, eski bir evin odalarını otel olarak açmışlar. Tek geliyorsanız, burası, çok iyi. İki kişi için daha büyük odalar var sanırım, ama bunlara bakmadım. Görevliler, yardımsever. Otel, güvenli. Benim kaldığım oda, 49 Reais’ti (25 Dolar). Brezilya’nın aşırı pahalı bir ülke olduğu düşünüldüğünde, 25 Dolar, hesaplı. Terminalin karşısı olduğu için de, buraya gelmek ve buradan gitmek, kolay. Bu gece ilk kez televizyon izleyecektim, Brezilya kanallarını izlemiş olmak için. Ben zaten televizyon izlemeyen biriyim; ama gittiğim her ülkede, o kültürü anlamak için televizyonu bir ayna gibi kullanırım. Ancak, zaman darlığından, izleme olanağım olmadı. Arjantin’de izlenebiliyordur herhalde Brezilya kanalları. Zaten, Türkiye’deki diziler de, Brezilya dizilerinden farklı değil... Evet, Buenos Aires’e geçme zamanı. Zaman, hızla akıyor. Daha dün gibi geliyor Asya’ya ayak bastığım o gün (10 Mayıs 2003) ve üstünden aylar geçmiş gibi geliyor Latin Amerika’ya ayak bastığım günün (30 Mayıs 2012). Bekle bizi Buenos Aires...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 30 (7) Curitiba’dan Buenos Aires’e Giderken 5 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/curitibadan-buenos-airese-giderken.html Sabah 04:30’da, Curitiba’da, otelden çıkıp otobüs terminaline yürüdüm. Terminalde, birçok evsiz yatıyordu. Dikkat çekmemeye çalışarak, otobüsün kalkacağı perona geçtim, oturdum. Neyse ki, sağsalim otobüse bindim. 05:30’da yola çıktık. Pluma şirketine bağlı olan otobüs (bkz. http://www.pluma.com.br ), ‘yarı-yataklı’ (semi-cama) olarak adlandırılan, koltuğu yarım yatan cinstendi. Sao Paulo’dan Curitiba’ya da böyle bir otobüsle gelmiştim. Otobüs, profesyoneldi. Bavulumu ve sırtçantamı verirken, bu ikisine etiket yapıştırıp bana etiketlerin diğer yarılarını verdiler. Bu, benim için bir profesyonellik göstergesidir. Elimdeki bilgisayar çantasına ve torbaya da aynısını yaptılar. Bu da, birisinin otobüste çantalarımı alıp “benimdir” demesini engelleyecekti. Benim gibi tek başınıza yolculuk ediyorsanız; bu tür sıradan bilgiler, önem kazanıyor; çünkü bir haksızlığa uğradığınızda, yanınızda size destek olacak biri yok. Molada Yapılabilecekler Bindikten bir süre sonra uyuyakalmışım. Bir uyandım, 7:30 olmuş ve ortalık aydınlanmış. Havanın bu kadar geç aydınlanması, Vietnam’daki 5:30 ya da 6:00 gibi aydınlanan günlere alışkın olduğumdan, hoşuma gitmiyor. Bana, geç ağaran günlerle, ömrümden çalınıyor gibi geliyor. Otobüs, bir yerlerde durdu. Bu tür zamanlar, iki amaç için en uygun anlar oluyor: Otobüsteki tuvaleti kullanmak için (hareket halindeyken tuvaleti kullanması zor oluyor) ve akıllı telefonunuzdan çevrede olabilecek ücretsiz bir bağlantıyı kullanarak eşe dosta sağsalim otobüse bindiğinizi haber vermek için. Böyle bir alışkanlığım olmamakla birlikte, daha önceki güncede, Brezilya’da sabahın köründe dışarı çıkmanın riskli olduğunu vurguladığım için, kaygılananların olacağını ve otobüse binip binmediğimi merak edeceklerini biliyordum. İşte, şansa, bu mola yerinde bağlantı vardı; soranlara hemen haber verdim. (Buradan anlaşılabileceği gibi, otobüs, bağlantı sağlamıyor.) En kötü olasılıkları düşünerek, telefonun pilini idareli kullandım. Bu 5 dakikalık bağlantı kullanımı dışında, telefonu hep kapalı tuttum. Önemli Bir Konu Şimdi, bu konuya girdiğim için yadırgayanlar olabilir; ama yine de, benden sonra gelecekler için belirteyim: Arkadaşlar, otobüste tuvalet olması ve doğru düzgün olması, çok önemli. Otobüs, siz sıkıştığınız için asla durmaz. Üstelik, yabancı bir ülkede olduğunuzu, hele de tek başınıza olduğunuzu düşünürseniz; tuvalet ihtiyacınız, tuvaleti olmayan bir otobüste sizi mahvedebilir. Başka ülkelerdeki deneyimlerimden sabittir. Tuvaletin varlığı da tek başına yetmez. Kimi tuvalette sifon çalışmaz; kimi, ışıksızdır. Bunları, gerçekten, baştan bilmek gerekiyor. Pluma’nın otobüsünün tuvaletinden hoşnut kaldım. Şimdiye kadar gördüğüm en iyi otobüs tuvaletiydi. Klozet, siz oturmadıkça havadaydı. Böylece, işerken klozeti kaldırmayan öküz erkeklerin tuvaleti pisletmesi engellenmiş oluyordu. Tuvaletin sifonu ise, ayağınızın altında pedal
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 31 biçimindeydi. Tuvaletin dibi, katı ya da sıvı ağırlıkla çöken; üstünde birşey olmadığında kapanan biçimdeydi. Ayrıca, sifon suyu, deterjanlıydı. Bu iki nedenle, tuvalette koku yoktu. Genelde, tuvaletli otobüsler, pis kokar. Bu otobüste ise, kokudan eser yoktu. (Pluma, bana bu kadar reklam yapayım diye para vermedi.:) Gerçekleri yazıyorum.) Bu konuyu ayrıntılı anlatma gereği duydum; çünkü gerçekten önemli. Ucuzluk mu Güvenlik mi? Brezilya otobüslerinde, dolapta, su oluyor; ama kimse, size, bunu söylemiyor. Sizin bunu şans eseri keşfetmeniz ya da sormanız gerekiyor. Ben, Sao Paulo-Curitiba otobüsünde sordum; öğrendim. Curitiba-Buenos Aires otobüsünde, bunu bana söylemediler; tahmin ettim, tuttu. Yine de, yanıma, küçük bir su almıştım. 30 saat gibi uzun bir yolculuk için, yanınıza, mutlaka, bol bol yiyecek almalısınız. Acıkabilirsiniz; ve araç, sizin için durmaz. Açlıktan mideniz kazınabilir; araç, yine durmaz. Sao Paulo-Curitiba otobüsünde, biraz abur cubur vermişlerdi ve o, alt tarafı 6 saatlik bir yoldu. 30 saatlik yol için ise, küçücük bir yiyecek bile vermediler. Türkiye’de ikramlara alışmış insanlar olarak, bu, bize garip gelebilir; ama burası, Türkiye değil sonuçta; burası, Brezilya. Ben de, Curitiba’dan ayrılırken, çeşit çeşit Brezilya çörekleri almıştım yanıma. İyi ki almışım. Herşeyin ötesinde (daha önce yazdım, yine yazıyorum), unutmayın ki, Asya’daki durumun tersine, Latin Amerika’da İngilizce konuşan bulmak, deveye hendek atlatmaktan zor. O nedenle, hazırlığınızı iyi yapmalısınız. Güvenlik sorunu olabileceğini düşündüğünüz güzergahlarda, en ucuz otobüsü değil, orta pahalılıktaki ya da en pahalı olan otobüsü yeğleyin. Bunların pahalı olması, genellikle, sizin daha güvenli yolculuk etmenizi sağlar. Örneğin, ucuz bir otobüs, çantanızı etiketlemez. Sonradan sorun çıkabilir. Bir başka yolcu, çantanızı alıp giderse, hiçbirşey yapamazsınız. Soğan Gibi Kat Kat Latin Amerika’da, kısa yol için de, uzun yol için de, giysi hazırlığı, çok önemli. Brezilya’da, Arjantin’de ve Şili’de, yollar da hizmet de iyi. Yine de, sel ya da toprak kayması gibi kimi doğa olaylarını tahmin edemezsiniz. Otobüs, bozulabilir; yolda kalabilirsiniz. Bir keresinde, “hiç bozulmaz” diye düşündüğüm İstanbul-Ankara treninde 5 saat mahsur kalmıştım. Neredeyse donuyorduk vagonda. İstanbul-Ankara arasında bile oluyorsa, her yerde olabilir. Bu üç ülke dışındaki yollar ve hizmet, pek iyi değil. Oralarda, mutlaka, giysi hazırlamalısınız. Giysi hazırlamaktan kastım, şu: Dışarıda birkaç saat geçirmek zorunda kalırsanız, üstünüze alacağınız giysiler. Ayrıca, dışarı çıkmayacak olsanız bile, otobüslerde hasta olmak, çok kolay. İçeride, hava, sürekli değişir. Çevrenizde bir sıcak, bir soğuk üflenir. Bere ve atkı, şart. Bir montu da battaniye olarak kullanabilirsiniz. Yalnız, soğan gibi kat kat giyinmeli; çünkü kalın giyinirseniz, içerisi sıcak olduğunda sırılsıklam olacaksınız. İçerisi sıcakladıkça üstünüzü çıkarabilir durumda olmalısınız. Bunlar, elbette, tüm yolculuklar için geçerli. Yine de, benden sonra gelenler hastalanmasın diye, anımsatıyorum bir kez daha.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 32 Arjantin’de Mezopotamya 12 saat sonra Porto Alegre’de olduk. 02:45’te, Brezilya’dan Arjantin sınırına vardık. Otobüs görevlileri, bizi, çantalarımızla dışarı çıkardı (bagajdaki bavullara dokunulmadı). Çantalara hiç bakmadılar. Bir görevli, tüm yolcuların pasaportlarını (ve varsa turist kartlarını) aldı; şimdi damgalatıp geri getirmesini bekliyoruz. 2 saat sonra (04:45’te), pasaportlar, Brezilya’dan çıkışı, Arjantin’e girişi yapılmış bir biçimde geri verildi. Brezilya’dan çıkış vergisi ödenmiyor; diğer Latin Amerika ülkelerinde ise, çıkış vergisi var. Kitap okuduğum için, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Yine 7:30 oldu, gün ağardı. Yol üstünde, Gualeguaychu kentinde, otobüsü, jandarma çevirdi; çantalara baktılar; sonra bir şarkı mırıldana mırıldana indiler. Parana ve Uruguay Irmakları arasındaki bu bölge, ‘Entre Rios’ (Irmaklar Arası) ya da ‘Mesopotamia’ olarak anılıyor. Yani Fırat ve Dicle gibi iki ırmak arası... Yolda iki ırmağı da geçtik. Yolculuğun son birkaç saatinde, otobüsün dolabındaki sular bitti. Neyse ki, yanımda su getirmiştim. Yavaş yavaş reklam tabelaları belirdi ve Buenos Aires göründü sonunda. Söz verilen 30 saat yerine, 32.5 saatte vardık Buenos Aires’e. 32.5 Saatte Ne Yapılır? 32.5 saati nasıl geçirdim? Öncelikle, psikolojik olarak, bu zamanı parçalara böldüm; aydınlık zaman, karanlık zaman; Brezilya’da, Arjantin’de; uyku zamanı, okuma-yazma zamanı vb. gibi. Yani “150 gün” yerine, “5 ay” diyen bir asker gibi, zamanı küçülttüm. Bolca uyudum; ileride gitmeyi düşündüğüm Bolivya üstüne okuma yaptım; bolca not aldım; şiir yazdım; Brezilya çöreklerini atıştırdım; düşündüm geçmişi ve geleceği... Bir bakmışım 24 saat geçmiş. “24 saati geçiren, 30 saati hayli hayli geçirir” dedim, öyle de oldu. Akıllı telefondan kitap okuyabilirdim; ama beklenmedik bir durumda kullanmak zorunda kalacağımı düşünerek, pilini korudum. Yol için tek yanlışım, kafa lambasını bavulda unutmak oldu. Yolda, uyuyamayıp birşeyler okumak istediğinizde, ışık, ciddi bir sorun oluyor. Ben 11-12 saat ışıksız kaldım (aralıklarla, 18:00-07:30 arası). Otobüsün koltuk lambası, okuma yapmak için çok zayıftı. Neyse ki, birden, yankesicilere karşı dikkat çekmemek için aldığım kıytırık telefonun fenerinin olduğunu anımsadım; onu kullanarak, birkaç saat kitap okuyup notlar aldım. Tutması, bir süre sonra, eli yoruyordu; ama yine de idare ederdi. Benden sonra geleceklere, kafa lambasını şiddetle öneririm. İşte artık Buenos Aires’teydim. Kimbilir neler bekliyordu beni...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 33 (8) Buenos Aires’ten İlk İzlenimler 6 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/buenos-airesten-ilk-izlenimler.html Otobüs, Buenos Aires’e 14:10’da vardı. Etiketleri verip çantaları aldım. Terminale girmek için, bütün otobüslerin çıkışında, çantalar tek tek aranıyordu. Neyse ki bir terslik olmadan geçtim. İlk iş olarak, Dolar bozdurup Arjantin Pesosu almalıydım. Bir gezi rehberinden, Buenos Aires Otobüs Terminali’nde, kentin göbeği olan Plaza de Mayo’ya (Mayıs Meydanı; uzun adıyla, 25 Mayıs Meydanı) metro (‘subte’ olarak adlandırılıyor) olduğunu okumuştum. Otel ayırtmamıştım; gidince bakacaktım. Ancak, metro için, Arjantin Pesosu gerekiyordu. Çevreye bakındım; ama döviz bürosu göremedim. Danışma’ya sordum; “terminalde döviz bürosu yok”dediler. Ne yapacaktım? ‘Remis’ denilen taksilere binebilirdim; onlar, herhalde Brezilya parası kabul ederlerdi ya da dolar belki. Cebimde, Brezilya parası vardı biraz; bana, tüm Latin Amerika’da bu paranın kullanılabildiği söylendiği için. Remis’leri bulmak, kolaydı. Zaten, onlar, sizi buluyorlardı ya da terminal çıkışında bekliyorlardı. Fakat kazıklanma olasılığı yüksekti. Danışma’nın söylediğine aldırmadan, sağa sola bakındım; ikinci kata çıktım ve burada bir banka olduğunu keşfettim (Banco de la Ciudad de Buenos Aires). Danışma’daki sivri zekalı, bunu bana söylememişti. Neyse ki kendim bulmuştum. Kapıdaki güvenlik, çok ciddiydi. Sanki soyguna gelmişim gibi kuşkuyla bakıyordu. Para bozduracağımı söyleyince içeri aldı. Biraz sıra bekledim; 1 Dolar’a 4.48 Peso gelecek biçimde para bozdurdum. İşte artık metroya binebilirdim. Benden sonra gelecek arkadaşlar! Yolculuğunuzu sakın haftasonuna denk getirmeyin. Para bozduramayıp taksicilere mahkum olursunuz. Asker Diz Çöker Ateş Eder Ama neredeydi bu metro? Terminal haritasına baktım, görünmüyordu. Dışarı çıkmaya karar verdim. Çıkışta, tepeden tırnağa silahlı iki asker, nöbet tutuyordu. Doğrusu, polisin saklambaç oynadığı Brezilya’dan sonra, bu kadar çok asker gördüğüme şaşırdım. Neden polis değil de asker vardı burada? Sivil yönetim değil mi bu? Gerçekten garip. Dışarı çıktım, tam Eminönü. Bir sürü otobüs durağı, bir sürü yiyecek satıcısı ve sizi alıp götüren bir insan seli. “Almayayım, kalsın” dedim; çünkü metroyu göremiyordum. Geri dönüp nöbetçi askerlere sordum. Aklıma, birden, bir Asya ülkesinde, bir askere adres sorma maceram geldi. Ona yaklaşınca, beni saldırgan sanmış, silahına sarılmış, sonra bırakmıştı. Ondan sonra da, elimdeki adrese bakarken; adresi, farkında olmadan namluyu bana çevirerek tarif etmişti. Güleyim mi ağlayayım mı... O olaydan sonra, “bir daha silahlı külahlı insanlara adres sormam” demiştim; ama bu kez, başka çare yok. İşte bu aklıma geldi ve kendimi tuttum.:) “İleride, sağda” dedi asker. İnsan seline karıştım. Hoşbulduk Buenos Aires Bu insan selini sevdim. Kimse, kimseye bakmıyor; satıcılar ya da taksiciler, taciz atışlarında bulunmuyordu. Eşşek kadar bavulla olmama karşın, rahat hareket edebiliyordum. Birçok ülkede,
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 34 beni böyle çantalı görenler, taksiydi şuydu buydu diye beni çileden çıkarırlardı. Muhteşem bir sömürge yapısı gördüm sağda, daldım içeri. Birkaç dakika sonra, metro olmadığını anladım. Bu, şehirlerarası tren. Yine devam ettim ve sağda ikinci bir muhteşem yapı gördüm. Ne olduğunu anlayamadım; gişeye sordum, trenmiş. Ama metro, aynı yapıda, alt katta. Aşağı indim. Bu durak, Retiro adında. Retiro’dan Constitucion’a gidiyor; yani Emeklilik’ten Anayasa’ya... Duraklardaki espriye bakar mısınız... Bilet, 2.5 Peso’ydu. Zaten Retiro, ilk/son durak olduğundan; bir tek, Constitucion’a doğru gidilebiliyor. Yol üstündeki Avenida de Mayo (Mayıs Caddesi) ile aktarma yapmam gereken Plaza de Mayo (Mayıs Meydanı) arasında kararsız kaldım. Sonunda, yol üstünde olduğundan, Mayıs Caddesi’nde karar kıldım. Burada otellere bakacak; bulamazsam, yeniden metroya binip Mayıs Meydanı’na gidecektim. 4 durak vardı yolda. Buenos Aires Metrosu, trenler kadar eskiydi; insanların yüzleri, tren garları kadar hüzünlüydü. Bu kadar hüzünlü bir kente, metro değil tren yaraşır bana kalırsa. O kısacık yolculukta, 6-7 yaşlarındaki bir kız çocuğu, bir kağıt dağıttı bana ve diğer yolculara. “Yemek için, okul için, süt için paraya ihtiyacım var” gibi birşeyler yazıyordu. Kimisi, geri verdi kağıdı; kimisi para verdi kağıtla birlikte. Biliyordum; topladığı para, ona harcanmayacaktı; ama üzüldüm, Buenos Aires’in beni böyle karşılamasına... Bozuklukları verdim. Ben bu bozuklukları ona değil, Buenos Aires’e verdim. Hoşbulduk Buenos Aires, hoşbulduk. Bu Gece Buradayım Mayıs Caddesi’nde indim. Büyüledi beni açıkçası. Bu kadar muhteşem yapılar beklemiyordum (biliyorum, hepsi, köle emeğinin kanlı anıtları; ama yine de, bu kadarını beklemiyordum). Sömürgeciler, Latin Amerika kentlerine pek yatırım yapmamışlar; ne varsa, Avrupa’ya akmış. Ancak, Buenos Aires’e bakınca anlaşılıyor ki; burada yerel bir burjuvazi oluşabilmiş, bu yapıları dikecek sermayeye sahip olan. Caddede bir sürü otel vardı. Tek tek sordum. Görevlilerin çoğunlukla 70 yaş ve üstü olmaları, dikkatimi çekti. “Bunlar, Arjantin ekonomisinin battığı dönemlerde herşeyini yitiren emekliler olmalılar herhalde” diye düşündüm. Rakamlar, 120’den 300’lere kadar çıkıyordu (27-67 Dolar arası). Gezi rehberleri, daha düşük rakamlar verdiğinden, şaşırdım. Ama herhalde Arjantin de, Brezilya gibi hızla pahalılanmış bir ülke. Bütün oteller, tarihsel yapı; asansörleri, tarihsel asansörler. Çok hoşlar. Bu cadde, İstiklal Caddesi’ne benziyor zaten; en büyük fark, motorlu araçlara açık olması. Her neyse... 120’lik otelde kalacaktım; ancak, görevli, “şöyle yaparsan asansör durur vb.” gibi karmaşık açıklamalara başladığından ve odada pencere olmadığını gördüğümden vazgeçtim. Dolaşa dolaşa, 150’lik bir otele geçtim. Bu gece buradayım. Buenos Aires ve Psikanaliz Kaldığım otel odasının tavanı, iki oda yüksekliğinde. Şu an kafamı çevirdiğimde, balkondan Mayıs Caddesi’ni görüyorum. Burada kışa çalan bir güz olmasaydı; balkondan, çevreyi izlerdim. Yine de, burada kalırsam; ilerleyen günlerde, insanları izleyip ‘Arjantin’den İnsan Manzaraları’ türünden birşeyler çiziktireceğim. Mini bir televizyon var ve çalışmıyor. Zaten televizyon izleyen biri değilim. Brezilya’daki otelin tersine, buzdolabı var. Sıcak su var. İki yatak var. (Tek yataklı oda yoktu.) Gelip kalmak isteyen var mı? :) Otel, tango geceleriyle ünlü Cafe Tortoni’nin ve dünyaca ünlü tango okulu Ulusal Tango Akademisi’nin karşısı... İlk iki sorun, otelde internet
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 35 olmaması ve ne Brezilya ne Türkiye ne de Vietnam prizlerinin Arjantin’e uymalarıydı. Çevrede, internetli otelleri araştırdım; en ucuzu, 250 Peso. Yani bir tek internet var diye, 100 Peso (22 Dolar) fazla ödemek gerekiyor. Mantıksız buldum. Bu otelde kalmaya karar verdim. İnternete, yakındaki bir kahvede çay söyleyerek ücretsiz olarak giriyorum. Gürültülü bir ortam; ama çare yok. Odaya çantaları bıraktıktan sonra, ilk iş olarak internete girip eşe dosta sağsalim vardığımı bildirdim cep telefonumdan. Neyse ki, 32.5 saatlik yolda, pilini harcamamışım. İşte böyle işime yaradı. Eşe dosta vardığımı bildirdikten sonra, Arjantin’e uygun priz aradım. Mayıs Caddesi’ndeki bir kırtasiyede ucuza buldum. Tam çıkarken, masanın üstünde bir duyuru gördüm; şaşırdım ve sevindim. Duyuruda, Freud’un ve tanımadığım bir psikologun yanyana resmi var. Şöyle diyor duyuru: Ermeni Kültür Derneği’nde Psikanalitik Yardım Merkezi. Depresyon, Kaygı, Fobiler vb... Ücretsiz Katılım. Her pazartesi 09:00-13:00 arasında Ermeni Kültür Derneği’nde vb. İlginç... Bir Samba Çıkmamış Bu Kentten, Hüzün Çıkmış, Tango Çıkmış Kablo sorununu çözdükten sonra, çevrede avare avare dolaştım. İnsanları gözlemledim; çevredeki yollara girdim. Gördüklerim, şöyle: - Mayıs Meydanı yakınında, duvara işeyen bir adam gördüm. Bir başkası ise, yola tükürüp geçti gitti. - Mayıs Caddesi’nin bir ucunda, Mayıs Meydanı; diğer ucunda ise, Kongre Meydanı (Plaza del Congreso) var. Kongre Meydanı’nda, bir yapının üstünde, Evita’nın dev bir silüetini görmek, hoştu. - İnsanlar, güleryüzlü değil bu kentte ya da burunları fazla mı kalkık?! Bir yerlerde, kendilerini Avrupalı sanan, ancak basbayağı Latin Amerikalı olan Arjantinliler’in bu ikilemleriyle ilgili bolca fıkra olduğunu okumuştum. Belki de önyargıdır bu. Önümüzdeki günlerde göreceğiz. - Brezilya’da ve Türkiye’de olduğu gibi, her köşe başında bir piyangocu/lotocu var. - Sokak adları, Latin Amerika ülkelerinin ya da şehirlerinin adları. Örneğin, Peru, Lima, Şili, Cochabamba vb. - Mayıs Caddesi’nde ondan fazla kitapçı var. Bu kitapçılarda indirim var; kimisi, kapatma nedeniyle kelepir satış yapıyor. 2 TL’ye bir sürü kitap vardı örneğin. Amerikancı Saygon’un düşüşüyle ilgili Fransızca yazılmış ve İspanyolca’ya çevrilip Buenos Aires’te basılmış bol resimli bir kitap gördüm. Neredeyse alıyordum; Amerikancı açıdan yazıldığını görünce bıraktım. - Gazetecilerde, çok çeşitli dergi, yanyana: Sosyalist dergiler, tarih dergileri, haber dergileri, bol memeli dergiler vb. Bir yerde muhalif olduğunu okuduğum ‘Pagina 12’ (Sayfa 12) adlı günlük gazeteyi aldım. Bir ara inceleyeceğim. 4.5 Peso’ydu; yani 1 Dolar. Tüm gazetecilerde, bir Arjantinli olan Che’nin çıkartmaları satılıyor. - Sokaklarda çokça asker ve polis var. Bekledikleri bir saldırı mı var acaba?! Yoksa her zaman mı böyle? - Mayıs Meydanı’nın çevresindeki büyüleyici olan tarihsel yapılarla ilgili bilgi toplayıp bunları tanıtmak istiyorum ileride. Bu yapılar, kente tam bir Avrupa havası vermiş. - Diğer Latin Amerika kentlerinin tersine, Buenos Aires’te, neredeyse hiç yerliye rastlamadım; Peru Sokağı’ndaki gözümü alacak kadar renkli bereleri ve kaşkolleri satan birkaç satıcı dışında. Nereye sakladınız bu toprakların gerçek sahiplerini? Şehir dışına mı sürdünüz onları, yoksa ülke dışına mı? (Yeri gelmişken, şu bilgiyi paylaşayım: Arjantin’in % 2’si, yerli; % 15’i, melez. Bolivya’nın ise, yarıdan fazlası yerli.)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 36 - Mayıs Meydanı’nda, Malvinas Adaları Savaşı’nın gazilerinin asıp bıraktığı pankartlar vardı; “bizi, unutmayın”, “unutmak, ihanettir” türünden. Malvinas Adaları, İngiltere’nin ‘Falklands’ olarak adlandırdığı adaların Arjantin’deki adı. Arjantin ve İngiltere, 1982’de, bu adalar için savaşmıştı; ve Arjantin, yenilmişti. - Sokaklarda birçok protesto pullaması gördüm; ama Arjantin’in güncel siyasetini pek bilmediğim için anlayamadım. Yakında anlamaya başlarım. - Buenos Aires yolu boyunca, şuanki devlet başkanı olan Cristina Fernandez de Kirchner’i destekleyen yazılamalar gördüm. “Haydi Cristina”, “Yürü Be Cristina” gibi yazılardı bunlar. Halk, seviyor herhalde Cristina’yı. Belki de, ikinci Evita olarak görüyorlar. - Mayıs Caddesi’nde, iki tane kocaman ilaç süpermarketi var. Bildiğiniz, süpermarket; ama tüm raflarda ilaç var. Nedir olay, anlamadım... - Sokak sanatçılarından caz dinledim. Çok iyilerdi. İki saksafoncu, bir gitarcı, bir basçı, bir de davulcudan oluşuyorlardı. - Daha önce başvuru yaptığım üniversitelerden birinin, kaldığım otelin yanındaki ikinci yapı olduğunu farkettim... - Hava kararınca; Mayıs Caddesi’ni, insan seli almaya başladı. Sağa sola bakındım; meğer, caddenin toplamında yüzlerce insan, otobüs bekliyormuş. Kongre Meydanı da, Mayıs Meydanı da, aynı ölçüde kalabalıktı. Nereye gidip nereden geliyorlar bu insanlar... Bu kentin tangoluk hüznü bundan mı ileri geliyor... Bir samba çıkmamış bu kentten; neşe çıkmamış; hüzün çıkmış, tango çıkmış... Herşey Kaloriferin Çalışmasına Bağlı Gözlemden sonra, yemek yiyecek bir yer aradım. Mayıs Caddesi üstündeki tüm lokantalar, Avrupa görüntülü ve pahalı. Ara sokaklarından kavramak istedim kenti; ve otelin ilk ara sokağındaki esnaf lokantasını keşfettim. Burada ilk Arjantin yemeklerini yedim: Paella türünden sarışın bir pilav. İçinde, küçük tavuk parçaları, rendelenmiş havuç ve bezelye vardı. Pilav için, iki küçük kutuda parmesan (toz peynir) verdiler. Parmesanla çok lezzetli oluyor. Üstüne, bir de, pizza biçiminde yuvarlak yapılan, Arjantin’e özgü kıymalı böreği denedim (empanada değil bu). Gerisini otele götürmek üzere bir büyük su aldım. Lokanta ve bakkal, yanyana, hatta içiçe; ve sahibi, aynı. Sanırım yabancı olduğum için kazık yedim: 48 Peso ödedim (11 Dolar). Arjantin’de, krizden sonra ve kimi yerlerde hâlâ, yabancılara özel bir tarife olduğunu; yabancılara herşeyin iki katının ödettirildiğini duymuştum. Herhalde, bana da bu özel tarife uygulandı. Belki de uygulanmamıştır. Önümüzdeki günlerde öğreneceğim. Oradan kahveye gidip yeni prizimle internetteki işleri hallettim ve otele geldim. İşte oteldeyim. Saatlerdir, hiç durmadan günce yazıyorum... Şimdi saat, gecenin 2:30’u. Hava, iyice soğudu. Gün içinde ılımandı. Ben bu soğuğu İstanbul kışlarından iyi bilirim. Kesin, don soğuğu bu. Tekerlekli bir kalorifer peteği var odada. Çalıştıramadım, bir daha mı denesem... Parmaklarım dondu. Bırrrrrr... Buenos Aires’te odadan ayrılma saati, 10:00. Bakalım: Sabah ya uzatacağım bu oteli ya da başka bir yer bakacağım. Herşey, kaloriferin çalışmasına bağlı... İçiniz/içimiz ısınsın diye, Şilili grup Quilapayun’dan ‘Buenos Aires’in Kadınları’ adlı parça gelsin, çevirdiğim sözleriyle birlikte:
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 37 Las Mujeres De Buenos Aires, http://www.youtube.com/watch?v=O0t80wZoffo Buenos Aires’in Kadınları Buenos Aires’in kadınları Cisimsiz giysileriyle İnerler soluk ve zarif, Saydam otomobillerden. Buenos Aires’in kadınları Uğurluyorlar yolcuları. Rüya gibi dudakları var Alacakaranlık gibi gülüşleri. Buenos Aires’in kadınları Soyunuyorlar ayışığında, Seriyorlar fantezilerini Macera çimlerine. Büyük Buenos Aires’in kadınları, Ya seni bekliyorlar iskelede, Ya da uzaklaşıyorlar birlikte Düşünce caddelerinde. Buenos Aires’in kadınları Kuş taşırlar göğüslerinde, Göçmen kırlangıçları, Uçan, gelişigüzelcesine. Buenos Aires’in kadınları Durmazlar çağırırsan, Basıp giderler yüzer gibi Dalgalarında kalçalarının. Buenos Aires’in kadınları Mahallenin prensesleridir onlar, Ki giyinirler Unutuş sanatının dilini. Büyük Buenos Aires’in kadınları, Bırakırsan kaçıp giderler: Bulutlara uçuşurlar, Seni anılara bırakırlar.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 38 Büyük Buenos Aires’in kadınları! Quilapayun, Şilili grup Çeviren: Ulaş Başar Gezgin Şuradan dinlenebilir: Las Mujeres De Buenos Aires, http://www.youtube.com/watch?v=O0t80wZoffo http://gezginulas.blogspot.com/2012/04/buenos-airesin-kadnlar-quilapayun-cev.html
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 39 (9) Buenos Aires’le Sohbet 7 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/buenos-airesle-sohbet.html Güncenin 8. bölümünün sonuna geldiğimde, oda, fazlasıyla soğuktu zaten. Kalorifer, tüm çabalarıma karşın, çalışmadı. Yine de, üstüme battaniyeleri çekip yattım. 1 saat sonra, titreyerek uyandım. Donuyordum. Ayaklarımdaki, ellerimdeki hissi kaybediyordum (abartmış olabilirim; ama durumun, olağan bir durum olmadığı ortadaydı). Birkaç kat daha giyindim ve üstüme toplam 4 battaniye çektim. Ama kâr etmedi. Buenos Aires’ten İlk Kazık Sonunda, kalorifer sorunu için görevliyle görüşmek üzere aşağı indim. Beni iplemedi. “Bana ne” falan dedi. Çıktım yukarı, uyuyamıyorum. Çok soğuk. O an, aklıma, lise yılları geldi. O yıllarda, dağlarda, yaylalarda kamp kurup uyku tulumunda yatmaz mıydık... (Yeri gelmişken, o yılların izcilerine selam!) Bavulda uyku tulumu vardı, her olasılığa karşı. Girdim içine, çektim dört battaniyeyi de üstüme. Kısa sürede bir ısındım, bir ısındım ki; sanki şöminenin yanındayım. Uyku tulumunda hareket ettikçe ısı yayılıyor bilindiği gibi. Ama bu tulum olmasa ne olacaktı... Bu otel, insanî değerlerden yoksun. Sonra, jeton düştü. Bu odanın numarası, 13’tü. Herhalde, kimse, burada kalmak istemiyordu. Bunun için bozuk kaloriferi ve bozuk televizyonu buraya koymuşlardı. Onun için, sallamıyordu herhalde beni. Sabah kalktım; yine sordum kaloriferi, yine sallamadı beni. Ben de çantaları toplayıp bastım gittim. Neyse ki tek gecelik ödeme yapmıştım. Köşede bir otel görmüştüm daha önce. Ona daldım; aşağı-yukarı aynı rakam (gerçi, yabancı tarifesi uyguluyor olabilir). Odada, çalışan bir kalorifer var. İnternet yokmuş. Ama az önce baktım; komşu dükkandan bağlanabiliyorum. İşte bu otelden yazıyorum şimdi. Bence insanlık tarihinin en büyük buluşlarından biri, uyku tulumu. Bunu keşfedenlere, bunu bana lise yıllarında kullandıranlara, çantama bunu koymuş ve koydurmuş olanlara; hepsine teşekkürler... Bu uyku tulumu olmasa, 1 hafta hasta yatardım herhalde... Turp gibiyim; helal sana uyku tulumu... Benden sonra geleceklere öneriler: Benim gibi, “aaa Arjantin, ne kadar ilginç” diye dikkatinizi dağıtıp oda tutarken kalorifere bakmayı unutmayın. Dünya hali... Her tür insan var... Ve elbette, çantanızda uyku tulumu taşıyın... Evsizlerinden Üşüyordu Bugün Buenos Aires Dışarı çıktım. Evsizlerinden üşüyordu bugün Buenos Aires. ‘10 Derece’ yazıyordu banka tabelalarında; ama bankalar hep yalan söylemiyor mu zaten... 10 Derece, bankanın içindeki sıcaklık olabilir; ama dışarıdaki değildi kesinlikle... Don havasıydı bu; eksilerdeydi. Titredik Buenos Aires’le birlikte. Kiminin yatağı vardı evsizlerin, kiminin yok. Kimisi, tek yatıyordu evsizlerin; kimi, gruplar halinde. Gece, kalorifersiz odada tir tir titremiş olan ben, utandım onları görünce. Onlar gibi yaşamamalı elbette; ama bak, bunlar oluyor ve sen ne yapıyorsun Buenos Aires? Gizli yerlerde de değil onlar; Mayıs Meydanı’ndalardı; kimisiyse, az ileride, köşede.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 40 Seul’de, Tokyo’da, metro duraklarında ısınırlardı onlar; çok mu gördün metroları onlara? Zaten, her yerin, güvenlik, senin, Buenos Aires. Tüm lokantaların tutmuşsun kapılarını, Buenos Aires. Dünyada gördüğüm en çok lokantalı kentsin Buenos Aires; yine de, bu kadar aç insan da sende. Öğlen yemeğini yediğimiz pizzacıyı anımsadın mı? Hani ucuz pizzacı. Adı, Ugi’s Pizza idi (http://www.buenosaires-argentina.com/restaurants/Ugis.html). 20 Peso’ya, kocaman bir pizza veriyordu. Her yerde de şubeleri vardı. Hah, işte, bir tek o pizzacında güvenlik görmedim Buenos Aires. Belki de, fazladan maaş ödememek için. Sonra, biz orada otururken ne olmuştu? 20’li yaşlarda bir genç gelmişti (belki de 40’li yaşlarda; kim çıkarabilir yaşını açların, küçülmüş yüzlerinden onların?); önce, çöplere bakmıştı anımsadın mı? Her insanın bir onuru var; ama onur, karın doyurmuyor Buenos Aires; sen iyi bilirsin bunu. Sonra çöpte pizza bulamayıp insanlara tek tek sormamış mıydı? Hepsi de “yok” demişti; belki de doğru; çünkü yoksulların lokantası burası, parası en az olanların mekanı. Tam pizzaya para yetiremeyip yarıma, hatta çeyreğe talim edenlerin pizzacısı... Kimse, pizza almayınca ona; masalara bakmıştı ve kilo almak istemeyen han’fendilerin bıraktığı artık pizza hamurlarını görmüştü. Karnını doyurmuştu onlarla bir güzel. Yerken, kaç gün aç kaldığı anlaşılıyordu açıkça. Sen ne biçim, ne alçak bir kentsin Buenos Aires! Senin toplumsal yapını çözdüm ben orada, senin hiyerarşini: Ucuz pizzadan daha fazlasını yiyebilenler, ucuz pizza yiyenler, gücü yarım pizzaya yetenler, çeyrek pizzaya yetenler ve artıklardan beslenenler. Sen herhangi bir kentsin gözümde artık, bunları görünce, Buenos Aires. O kocaman Avrupa yapıları neye yaradı? O yapılar, insanları doyurmak için değilse, bu dondurucu soğukta ısıtmak için değilse, ne için? Halkı sömürmek için mi? Batsın yapıların da, saltanatın da Buenos Aires! Sonra da, “ülkeyi sosyalistler yönetiyor” diyorlar ya; kardan adamlar bile gülüyor buna... 100 x İstiklal = Buenos Aires Sokakları turluyorum. Otelin köşesinde, Anahit Pastanesi, Ermeni; Mayıs Caddesi’nde, Avadis Kitapçısı var, Ermeni. İstiklal gibi burası, o açıdan da. Motorlu araçlara kapalı birçok sokak olduğunu görüyorum. Bunların en bilineni, İstiklal’in 5-10 katı uzunluğundaki Florida Caddesi. Bolca galeri (‘pasaj’ anlamında) var burada ve bolca lokanta. Sen Lokanta Krallığı’nın başkenti misin Buenos Aires? Sokaklarda satış yapmaya çalışan öğrencilerinden, sokak şarkıcısından, omuzlarına malını koçan koçan sıralamış sarımsakçı gençten üşüyordun Buenos Aires; ben de onlarla üşüyordum. Eskiden tramvay varmış Florida’da; kalkmış sonra, yayalara açmak için sokağı, tümüyle... İstiklal’de 6-7 Eylül’ün olduğu günlere yakın, Peroncular indirmiş camını çerçevesini zenginlerin Florida’da. Ama bu, Mayıs Meydanı’nda gösteri yapmakta olan Peroncular’a uçakların bomba yağdırmasına tepki... 364 kişi öldürüldüğüne göre Meydan’da; bu tepki, az bile... Florida’ya yakın yaşarmış Borges ve karşı çıkarmış caddenin yenilenmesine. Çünkü kör gözüyle zorlarmış onu yeni basamaklar, yeni kaldırımlar, yeni çiçekler, yeni çöpler... Zaten kimi köşelerde, plaketlere, caddeyle ve çevresiyle ilgili alıntılar kazındığını gördüm Borges’ten... Yaşlı yapıları Florida’nın, Art Dekolu sıklıkla...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 41 Pembe Köşklü Meydan Sonra vurdum kendimi yeniden Mayıs Meydanı’na... Arjantin’i bağımsızlığa götüren 25 Mayıs 1810 Devrimi’nin gerçekleştiği meydan burası. Bir tarafta İstihbarat Yapısı, Pembe Köşk (Casa Rosado; burada kalıyor devlet başkanı), Hacienda Sarayı (Ekonomi Bakanlığı); bir tarafta, Arjantin Bankası, Metropolit Katedrali; bir tarafta, eski devlet başkanının adını taşıyan Roque Sáenz Peña Caddesi, Buenos Aires Valiliği, Mayıs Caddesi, Buenos Aires Cabildo (eski belediye, yeni müze) ve güney köşe; ve bir tarafta, Mali İdare ve Bankalar Caddesi. Ortadaki heykel, Mayıs Piramidi (Pirámide de Mayo). Senin en eski anıtın bu, Buenos Aires. 1811’de, anmak için dikilmiş, 25 Mayıs Devrimi’ni. Bir futbol takımındaki oyuncuların boylarının toplamı kadar yüksek. İnsanların senin, Buenos Aires, anımsarsın, burada içerlerdi Bağlılık Andı’nı... Mayıs Anneleri’nin kurucusunun külleri, burada, bu piramidin altında yatıyor şimdi. Pembe Köşk’ün önünde ise, bağımsızlık önderi ve Arjantin bayrağının tasarımcısı Manuel Belgrano’nun (1770-1820) atlı heykeliyle karşılaşıyoruz; Arjantin bayrağı var elinde. Nice gelgitlere tanıklık etti bu meydan. 1945’te, Juan Peron’un serbest bırakılması için gösteri yapan ve başarılı olan sendikacılara, her 17 Ekim’de anma yapan Peronculara, uçaklarla bombalanan Peroncu göstericilere, 1977’den bu yana her perşembe gösteri yapan Kayıp Anneleri’ne ve ordunun çaldığı kayıp bebeklerini arayan Mayıs Anneanneleri’ne/ Babaanneleri’ne... Onların başörtüsüyle boyalı, Meydan... Biraz da Sen Dinle! Sonra, adını bağımsızlık gününden alan 9 Temmuz Caddesi’ne (9 de Julio Avenue) düşüyor yolumuz; sonra, Cumhuriyet Meydanı’nda (Plaza de la República) bulunan Dikilitaş’a (Obelisco). 1936’da, senin doğumunun 4. yüzyılını, bu taşı dikerek kutlamışlar Buenos Aires... Bu da, Ali Baba ve Kırk Haramiler’in boylarının toplamı kadar yüksek. Arjantin bayrağının ilk dalgalandığı yer, buradaki bir kiliseymiş. Yıkıp dikilitaş yapmışlar. Yıkmadan yapsalar olmuyor muydu... Altı, kilise; üstü, dikilitaş olsa... Her yanında bayraklar dalgalansa... Olmamış işte... Ama AİDS Günü’nde kondoma çevrilmiş; Kalem Günü’nde, kaleme. Almanya Günü’nde, Alman ve Arjantin bayraklarının renklerine boyanmış... Bu anlattıklarımın hepsini biliyorsun zaten sen, Buenos Aires. Senin bildiklerinden aklımda kalanları aktardım. Ne iyi bir dinleyiciymişsin; bildiklerini anlattığımda bile dinledin. Öğrenciler, bildikleri bir konuyu anlattığımızda sıkılıyorlar örneğin... Sağol. İnsafsız bir kentsin; ama en azından, insanları dinlemeyi biliyorsun. Hep şairler mi dinleyecek kentleri, İstanbulları... Biraz da sen bizi dinle... Adını hoş esintilerden alan kent! Kızmazsan, söyleyeyim: Daha güzeldi Brezilya’nın kızları... Quilapayun, o şarkıyı, Curitiba için yazmalıydı... Senin, yalnızca, merkezinde, yüzü aşkın kitapçı var. Hayran kaldım bu duruma; peki okuyan da çok mu? Öyledir umarım. Gazetecilerinde satılan dev Güney Amerika haritasına baktım; nereden geliyordum, neredeyim ve nereye gidecektim... Bunları görmesi kolay, ufak tefek esnekliklerle birlikte... Hayatın ise bir haritası yok ve böylesi, daha iyi, belki de...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 42 (10) Buenos Aires’te Üçüncü Gün 7 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/buenos-aireste-ucuncu-gun.html Öğlen yemeğini, Arjantin Çinlileri’nin işlettiği bir açık büfede (bunlara ‘Tenedor Libre’ (Serbest Çatal) deniyor) yiyorum. Brezilya’daki 3 su parasına sınırsız tavuk budu uygulamasına benzer bir biçimde, 41 Peso’ya (9.5 Dolar) sınırsız yemek var. İçecek, ayrıca alınıyor. Ben, menüde ‘Çin çayı’ olarak adlandırılmış olan yasemin çayını (10 Peso) seviyorum. Alışmışım Vietnam’dan. Zaten, menüde, Arjantin’e özgü bir içecek de yok. Benden sonra gelecekler için ayrıntı vereyim: Burası, Mayıs Caddesi, No 1124’te; Mayıs Meydanı yönünden Mayıs Caddesi boyunca giderken, 9 Temmuz Caddesi’ni geçtikten hemen sonra solda; metro durağının orası. Buranın, şimdiye dek görebildiğim 5 çalışanı var: 4 erkek, 1 kadın olmak üzere, hepsi, Çinli. Kredi kartı kabul ediliyor; ama 2 Peso (0.4 Dolar) ek alınıyor. Arjantin’de ve Brezilya’da yaygın olduğu biçimde, bu açık büfeden, ofiste ya da evde yemek üzere, kiloyla yemek alınabiliyor. Bu durumda, 100 gramı, 3 Peso. Yani, insan, 1 kilo yemek alsa, 30 Peso (7 Dolar) ödeyecek. Demek ki, 1.4 kilo yemek yiyorsam burada, kiloyla almakla eşitlenmiş oluyor. Kaç kilo yediğimi bilmiyorum; ama bir keresinde, Tayland’da böyle bir kilo-büfeden 1.2 kilo yemek almıştım.:) Arjantin’in Üstünü Neden Çizdim?.. Neden burada yiyorum? Birincisi, Buenos Aires’te, basit bir yemek bile pahalı. Ucuz pizzacı Ugi’s Pizza’da, tek seçenek olan büyük pizza, 20 Peso (4.5 Dolar). Ortalamada ucuz olan Latin Amerika ülkelerinin en pahalılarının Arjantin, Brezilya ve Şili olduğu ortaya çıkıyor. Gezi rehberleri, Arjantin’in çok ucuz olduğunu yazıyor; ama ülke, Brezilya gibi, birkaç yılda, fiyatları üçe beşe katlamış. Örneğin, gezi rehberlerinde 50 Dolar olarak geçen bir otobüs bileti, bugün 150 Dolar. Üstelik, çalışanların ücretleri, sabit. Böyle bir ülkede, insanın, biriktirdiği parayı bir anda yitirmesi, çok kolay görünüyor. Süreklilik yok. Garip olan ise şu: Brezilya’da da Arjantin’de de, neden ayaklanmıyor insanlar? % 200-300 zam, hiç de az değil. Ülkenin bu güvenilmez ekonomisi, benim açımdan, Arjantin’i yaşanmaz kılıyor. Döviz kuru da istikrarsız. Üstünü çizdim artık Arjantin’in. AR 101: Arjantin Mutfağı’na Giriş İkincisi, bir bölümü bayat olmakla birlikte (onun için, seçerek yemeli), yemekler, gerçekten güzel ve Arjantin Mutfağı’nı tanımak için birebir. Odun ateşinde barbekü var; tezgahta duran yaklaşık 50 çeşit yemek yanında. Barbeküde (bunlara ‘churrasco’ deniyor. Brezilya’da da var. Bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Churrasco ), şimdiye dek, tavuk (pollo), chorizo (İspanyol sosisi, bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Chorizo ) ve asado (kaburga, bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Asado ) denedim. Bunlar, sınırsız olarak yenebiliyor; ancak, biraz utançtan biraz da kilo kaygısıyla, daha fazla yemiyorum. Bir daha gidersem, denemediğim barbekülerin tadına bakacağım. Tezgahta ne tür yemekler var? Paella (İspanyol pilavı, bkz.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 43 http://en.wikipedia.org/wiki/Paella ), empanadalar (Latin çörekleri, bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Empanada ), ravioli (Latin mantıları, bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Ravioli ), milanesa (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Milanesa ), kroket (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Croqueta ), makarna, bol çeşit salata, patlıcan kızartması, patates kızartması, patates püresi, patates küpleri, deniz ürünleri, ıspanaklı gül böreği, meyve salataları, kekler, pastalar, dondurmalar, tadı birşeye benzemeyen ve vasabisiz sunulan suşiler ve adını bulamadığım daha birçok yemek. Ispanaklı börek, harikaydı. Buenos Aires Metrosu Gelişigüzel bir biçimde metroya dalıyorum. Metro duraklarının hepsinin girişinde harita yok. Yani gideceğiz yeri bilmiyorsanız yandınız. Kimi duraklarda harita var ama içeride; yani bileti yaktıktan sonra görebiliyorsunuz haritayı. Dünyanın birçok ülkesindeki durumun tersine, aynı yerdeki 4 farklı hat için farklı girişler var. Yani metroya inmeden, hangi hatta gideceğinizi kesinkes bilmeniz gerekiyor. Öyle “önce metroya gireyim, oradan haritaya bakayım” diyemiyorsunuz. Bu açıdan, Singapur Metrosu, kat kat daha iyiydi. Eski bir metro bu; hem yaş hem görünüş olarak. 1913’te açılmış ve açıldığında, Güney Yarımküre’deki, İspanyolca konuşulan ülkelerdeki ve Güney Amerika’daki ilk metro olmuş. (Eski sömürgeci İspanya’da, ilk metro, Madrid’de, 1919’da açılıyor; Lisbon’da ise 1955’te!) Buenos Aires’in, Arjantin’de metrosu olan tek kent olduğu düşünüldüğünde, aslında eşitsiz büyümenin de bir simgesi olduğu görülecektir. 6 hatla, 76 durakla, 60 kilometre boyu uzanıyor. Kart biçiminde olan bilet, 2.5 Peso (0.6 Dolar). Tayland’daki durumun tersine, ister 1 durak git ister 10 durak, yine de 2.5 Peso ödeniyor. Ha Türkiye Ha Arjantin Yanlış hatta girmişim; zaman da var zaten. Rasgele bir durağı seçiyorum. Metroyla giderken, iki genç, dinleti vermeye başlıyor. Birinde, saksafon; diğerinde, konga davulu var (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Conga ). Kimi yolcular, bu hareketli müziğe, omuzlarıyla eşlik ediyor. O arada, selpakçı bir çocuk geliyor. Kutudan çıkardığı onluk selpakları yolcuların kucağına bırakıyor. Rahatsız edici bir durum. Birkaç dakika dolanıyor ortalıkta, sonra selpakları topluyor. Almak isteyen, parasını verecek; ama elbette, kimse almak istemiyor. Çıksam çıksam hangi durakta çıksam? Meydana çıksın yolumuz; Plaza Miserere’de inelim o zaman. Burada, Arjantin’in ilk devlet başkanı Bernardino Rivadavia’nın (1780-1845) heykelini görüyoruz. Zaten anıtmezarı da burada. Pançocular, hızla hazırlıyorlar sosisleri Meydan’da. Panço, Arjantin ve Uruguay’da ‘sosis’ için kullanılan argo sözcük. Sosisçilerin hiçbirinde, ‘sosis’ (‘salchicha’ ya da ‘chorizo’) yazmıyor, ‘panço’ yazıyor. Oradan Pueyrredón Caddesi’ne geçiyorum; insanları gözlemlemek için dolanıyorum ortalarda. Cadde, adını, Arjantinli general ve siyasetçi Juan Martín de Pueyrredón’dan (1777-1850) alıyor. Oradan, yine, rasgele Dorrego Durağı ve sonunda Palermo. Metroda insanların yüzlerini inceliyorum. Tümüyle Türkiye’den bir manzara gibi bu. İnsanların yüzlerinden, kimin Arjantinli, kimin Türkiyeli olduğunu anlamak, zor. Brezilya’da, Sao Paulo’da, yüzlerin % 90’ı, benzerlik gösteriyordu; burada ise, % 100.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 44 Metrodan iner inmez, bir sokak sanatçısından İskoç gaydası dinlemek, güzeldi. Palermo, Buenos Aires’in en yeşil bölgesi olarak biliniyor. Hayvanat Bahçesi ve Botanik Bahçesi, burada. Hayvanat Bahçesi’ne gitmek için, Palermo yerine, Plaza Italia Durağı’nda inilmesini öneririm; çünkü Palermo Durağı, Palermo’nun merkezine bir durak uzak kalıyor. İtalyan Meydanı’nda çok sayıda ikinci el kitapçı var ve üst düzey felsefe kitapları sattıklarını görüyorum. Meydanda, Curitiba’da da anılan yiğit İtalyan devrimci Giuseppe Garibaldi’nin atlı heykeli var. Kapibaralarla ve Mirketlerle Yürümek Hayvanat Bahçesi’ne dalıyorum (bkz. http://www.zoobuenosaires.com.ar ). Aslında, tüm hayvanat bahçelerine, ‘hayvan hapishanesi’ demek gerekir. İnsanlar görsün diye tutsak edilmiş zavallı hayvanlar. Buenos Aires Hayvan Hapishanesi’nde, hayvanlara geniş alanlar verilmiş olsa da; ve evleri, Buenos Aires’in insanlarının evlerinden bile güzel olsa da; bir çıkış yolu bulmak için, hiç durmadan bir o köşeye bir öbür köşeye giden boz ayıları görmek üzücüydü. “Hayvanlar bile özgürlük ister” diye slogan atasım geldi ilk yürüyüşte! Giriş, tuzluydu: 47 Peso (10.5 Dolar). (Bu arada, Arjantin’de peso için dolar imi kullanılıyor.) Ancak, görülmeye değer bir hapishaneydi. Gerçekten güzel tasarlanmış; ve yapılar, çok hoş. Yapı özellikleri, hayvanların anavatanına göre belirlenmiş. Örneğin, Çin’den gelen kızıl panda için, pagoda yapılmış; develer için ise, Mısır havası veren bir yapı. Elbette, amaç, hayvanları mutlu etmek değil; biz hayvan meraklılarını mutlu etmek... Yine de güzel... Ayrıca, tavşan, kapibara, mirket ve benzeri küçük hayvanların kafeslere konmadığını ve bahçede istedikleri gibi dolaşabildiklerini görmek, güzeldi. And akbabaları, yırtıcı kuşlar, yeleli kurt ve bir sürüngen türü olan kaymanlar, bahçede koruma altına alınmış hayvanlardı. Flamingolar, ayılar, aslanlar, kaplanlar, pumalar, çitalar, filler, Güney Amerika maymunları, tapirler, lemurlar, bizonlar, papağangiller, antiloplar, lamalar, develer, tilkiler, su aygırları, sırtlanlar, kangurular, vikunyalar, deve kuşları, zebralar, zürafalar, geyikler, sürüngenler, orangutanlar, şempanzeler, mandriller, timsahlar vb. sergileniyordu burada. Gerçekten, çok çeşit vardı. Kapibaralarla ve mirketlerle birlikte yürümek güzeldi... Şerefinize! Hava, kararmak üzereydi; çıktım. Bahçe, Santa Fe Caddesi’nde. Sağa sola bakmak için o cadde boyunca yürüdüm ve ‘Palermo Alto’ (Yüksek Palermo) olarak adlandırılan ‘zengin muhiti’ne geldim. Burada, büyük bir alışveriş merkezi vardı. Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi, orta ve üst sınıflar, elektronik ve giysi dükkanlarını turluyorlardı. Bu tür yerlere hiç ısınamadım. Bu tür yerlerde, sabahtan akşama kadar, o dükkan benim şu dükkan senin zaman geçiren insanlar tanıyorum; ve nasıl olup da sıkılmadan bu kadar zamanı yaktıklarına hayret ediyorum. (Bu bölgenin metro durağının adı, resmi haritalarda ‘Bulnes’ diye geçiyor; ama aşağıda, metro durağının kendisinde, ‘Palermo Alto’ yazıyor. Haritalar güncellenmemiş. ) Metroya bindim; tıklım tıklımdı, “iğne atsan yere düşmez” türünden. Sıkış tıkış girdim. Kendimi Hindistan’da, Delhi’nin metrosunda gibi hissettim. Mayıs Meydanı’ndaki Metropolit Katedrali’nde indim. Peru Sokağı’nda, hamburgerci-pançocu vb. vardı; ama küçüklerdi. Yine Ugi’s Pizza’ya gittim. Bir pizza yedim. Otele dönüyorum. Yol boyunca, bir insan seli yine.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 45 Otobüs bekliyor yüzlerce insan. Belli ki, burası, ulaşımı kötü ve emek-yoğun bir kent. İstihdam fazla; ama verim düşük olmalı bu kentte bence. Arjantin’in üstünü çizmek için bir neden daha... Odadayım. Arjantin kırmızı şarabını kaloriferin yanına koyup ısıttım. Sıcak sıcak iyi gidiyor... Şerefinize!
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 46 (11) Ben Buenos Aires! 8 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/ben-buenos-aires.html Ben Buenos Aires! Bugün hem sevinçten havaya uçan hem de utançtan yerin dibine giren bir kentim. Neler görmüştün sen, bugün; anımsayalım: Eylemdeki Buenos Aires Öğlen yemeği yerken, lokantadaki diğer insanların televizyona kilitlenircesine bakması, dikkatini çekmişti. Önce, “maçtır” ya da “uyduruk bir video kliptir” diyerek aldırmamıştın. Sonra, kafanı çevirince, meydanlarımı görmüştün ekranda. Alanlara doluyordu insanlarım; işçisi, garsonu, doktoru, hemşiresi, işsizi, sosyalisti, solcusu... Meydanlarımdan benim, birleşip, 9 Temmuz Caddesi’ne ulaşıyorlardı. O cadde ki, Arjantin’in bağımsız olduğu günden alır adını. Zaten, lokantadan, onları görmesen de; inletiyordu sokakları, tamtamları. Garsonun, merakla, dışarıya doğru bakışı da; çocuklarımın çok yakında olduğunu kanıtlıyordu. Çıktın, bir baktın ki toplanıyorlar yavaş yavaş. Kimler var? Kimler var? Che pankartı taşıyan mahalle örgütleri... Sendikalar... Emekçi partileri... Mao bayrağı taşıyan bir genç... Arjantin tarihinde unutulmaz bir yeri olan 29 Mayıs 1969 Cordoba ayaklanmasını anan bir pankartla yürüyen üniversite öğrencileri... O gün, askeri diktatörlüğe direnişin tarihiydi. Çocuk, Ergen ve Aile Derneği... Sağlık çalışanları... Onların arasında, kendini, İstanbul’da gibi hissetmedin mi? Doğru söyle! Biz, kentler, işte böyle, çok benzeriz birbirimize. Torpiller ve Davullar Arasında Kortej, yavaş yavaş oluşuyordu Mayıs Caddesi’nde. Pankartların sopalarının bambu olması dikkatini çekti. Yerli işiydi demek. Yerliler de vardı zaten alanda; Arjantin’de azınlık olsalar da. Kimilerinin sopaları ise, süpermarketlerden alınan kırmızı demir süpürge sopaları türündendi; bu, az da olsa güldürdü seni. Bir o yana bir bu yana gittin. Bol bol resim çektin. “Açlık, suçtur” pankartı taşıyan çocuğu gördün. Varoşlardan gelen yoksulları gördün alanda. Kola satıcılarını gördün, sandviç satıcılarını. Öyle zayıflardı ki, “sattıklarını hiç yememiş olmalılar” diye geçirdin içinden. Başarılı bulmadın alan düzenlemesini... Kamyonun arkasında, kitleye, devrim türküleri söyleyen bacının yanında, müzik çalan yoktu; neden? Bir tane müzisyen yok muydu Arjantin’de, eyleme destek veren... Ses bombası kadar çok gürültü yapan torpilleri patlatıp durdu saatlerce o gençler; neden? Derin devletin adamları mıydı onlar? Kim ister barut kokusunu meydanda? Emekçiler ister mi... Gelenek olduğunu öğrendin bunun, buradaki eylemlerde... “Bizi iç savaşa mı hazırlıyorlar bu kulak zarı delebilecek gürültülerle” dedin içinden, “insanın alana çıkmayası geliyor”. Sonra, o kitleyi umursamayıp önden giden liman işçileri sendikasının ne derdi vardı? Meydanda yer kapmak mıydı amaç? Hani “ya hep beraber ya da hiç birimiz”di? Niye bu kadar
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 47 çok davul vardı ve birlikte çalmayı bilmiyorlardı? Bir yandan aşırı barutlu torpiller; bir yandan ritimsiz, hesapsız davullar... Hangi sıradan vatandaş, bu kakafoniye katılmak isteyecek?! Maçlarda bile tezahürat olur. Nerede davulla uyumlu tezahürat, ritme uyan slogan? Tango Başkenti İstanbul Seni tangocu dayıyla tanıştırdım sonra. Sen, rastgele olduğunu sandın bu tanışmanın. Oysa, hiçbirşey rastgele değil ki hayatta... 70 yaşlarında olan Ramirez Dayı, tango dansçısı ve mücevher tasarımcısı olduğunu söyledi sana. İstanbul’dan olduğunu öğrendiğinde ne dedi? - İstanbul’a henüz gidemedim. Çok merak ediyorum. İstanbul’da, düğünlerde tango çalındığını duydum: La Cumparsita (http://www.youtube.com/watch?v=eHNz3vEnhUM ve http://en.wikipedia.org/wiki/La_cumparsita ). Avrupa’nın çeşitli kentlerinde bulundum. Avrupa’da en iyi tangonun İstanbul’da olduğunu söylüyor arkadaşlarım. Ayrıca, “İstanbul’un kızları çok güzel” diyorlar. - İstanbul’da da Arjantin’in kızları için “çok güzel” diyorlar. - İyi o zaman, değişelim.:) Burada bir arkadaşım var Türkiye’den; ama o, Kürt. Burada, Türkler, az sayıda; ama Arjantin’de, Türkiye ve çevresinden gelen herkese ‘Turco’ diyoruz alışkanlıkla. Ermeniler, Araplar, Rumlar, hepsi, ‘Turco’. - Çok Ermeni yaşıyor herhalde burada. Neredeler, ne yapıyorlar? - Buranın Ermenileri, çok zengin. ‘Zengin muhiti’ olan Palermo’da yaşıyorlar. Orada, ‘Ermeni Caddesi’ diye bir cadde de var. Kuyumcular sokağı olarak geçen Libertad Sokağı’ndaki kuyumcuların yarısı, Ermeni; yarısı, Yahudi’dir. Yani temel zenginlik kaynakları, değerli taşlar. Türkiye ve çevresinden gelen Ermeniler, Arjantin’de saygıyla anılır. Ancak, Ermenistan’dan gelen Ermeniler, değişik insanlar. Sert tavırları var; kibar değiller. - Bu meydanda kimler var? - En güçlü partiler, Troçkistler. Şuradaki pankartlar, Troçkistler’in. Ama onlar da, genel olarak Arjantin solu da çok bölündü. O nedenle güçsüzler. Arjantin Komünist Partisi’nden, 1960’larda, Çin-Sovyet farkı nedeniyle ayrılan Maoistler var. Onların partisi, Arjantin Devrimci Komünist Partisi. ‘Bugün’ (Hoy) diye bir gazete çıkartıyorlar. Onlar da birkaç kez bölündü. Arjantin Komünist Partisi ise, alanda yok; parti, devletle birlikte çalışıyor artık. Devlet, kendisi olduğuna göre; kendi kendini protesto edecek hali yok. Buenos Aires’ten Öğüt İşte Mayıs Meydanı’ndasınız. Platform kurulmuş. Öfkeli konuşmalar başlıyor işte yine. “Bunun hesabını soracağız”, “İşçiye kimsenin gücü yetmez” gibi slogansı sözler patlıyor hoparlörlerde. Ama şimdi say, kaç kişiler? 10 bin ya var ya yoklar. Nasıl hesap soracaklar, ne kadar güçleri var... Biliyor musun, 1976-1983 arasında, Arjantin’de askeri diktatörlük, 30 bin yurtseveri gözaltında kaybetti/katletti. Çoğunu, işkence ettikten sonra, uçaktan okyanusa attı ya da gömdü. Onlar yaşıyor olsaydı, burada 40 bin, 100 bin, belki 400 bin kişi olacaktı... “Olacaktı”, “olmayacaktı”; ama gerçek şu ki, 10 bin kişi var burada. Duydum ki, İstanbul’da, yalnızca sendikalar alanlara çıksa, sayı, daha fazla olurmuş. “Latin Amerika, dünya solu için yeni umut”
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 48 diyen iyimserler, Buenos Aires’ten öğüt size: “Latin Amerika, eski Latin Amerika değil. Bir umut arıyorsanız, kendi ülkenizden başlayın!” Buenos Aires’te Frigya Meydanda ve caddede hiç polis olmaması dikkatini çekiyor senin. İstanbul’da durum farklıymış; öyle duydum. Bak, meydandaki pembe yapı, biliyorsun, devlet başkanının çalışma ofisi olan Pembe Köşk. Göstericilerin konuşmaları, köşkten rahatlıkla duyuluyor. Zaten, köşkün 100 metre önünde yapıyorlar gösteriyi; ama ortada yine polis yok. Köşkün yanında bekleyen polisler de az sayıda. “Ne demokratik ülke” diyesin geliyor birden; ama sonra, 30 bin kaybı anımsıyorsun. “30 bin kişiyi kaybettikten/katlettikten sonra, böyle demokrasi neye yarar” diye geçiyor içinden. Haklısın. İşte 10 bin. 3 milyon çocuğum var oysa benim; varoşları da katarsan, 13 milyon. Ben, Buenos Aires. Bugün hem sevinçten havaya uçan hem de utançtan yerin dibine giren bir kentim. Meydana daha keskin gözlerle bak şimdi. Piramidin üstündeki heykelin yüzü, Fransız Devrimi’nden bir yüz; ve beresi, ‘Frig beresi’ diye geçer; çünkü bu bere, Friglerin tasarımı. Yani Meydan’ın orta yerinde, Batı Anadolu’dan bir öğe var. Sevin buna; oralardan gelen biri olarak. Ama üzül başka birçok şeye, birçok şeye: Hiç aklın alıyor mu, bu meydanda, bombaladılar uçaklarla, Juan Peron’u destekleyenleri. 16 Haziran 1955’te, çocuklarım, demokrasiye, 364 şehit verdi. Kayıp Annelerinin Kayıp Kentiyim Şimdi Kayıp anneleri ağlattı, beni, sonra. 1977’de göründü ilk kez, Azucena Anne ve arkadaşları. Pembe Köşk’ün önünde, oğlunu ve gelinini sordu devlete. Onu, bir süre sonra, bir toplama kampına koydular; öğrensin diye, “devlet baba, sever de döver de” ya da “devlet baba, yaşatır da öldürür de”... Onu da, kurucu annelerden diğer ikisini de kaybettiler kamplarda; gömdü, devlet, onları gizlice. Yıllar yıllar sonra, 9 bin olarak açıkladı devlet, kayıpları. Annelerse, 30 bin rakamına ulaştı; ve eklediler, hapishanelerde doğan 500 bebeği de buna. O bebekler ki, asker ailelerine verildiler ve çoğunun nerede olduğu belli değil şimdi. Geçen yıllarda ortaya çıktı ki, iki Fransız hemşireyi bile öldürüp gömmüş, yüce Arjantin devleti. 1986’da ikiye bölündü Mayıs Anneleri, çocuklarının akıbetini soranlar ve çocuklarının inandıkları siyasal düzeni kurmak için çabalayanlar olarak. Bu ikincilerin, ‘Mayıs Anneleri Derneği’ adıyla, Kongre Meydanı’nda ofisleri var. Hani bugün gidip görmüştün. Altında, ‘Devrimci’ adlı bir kafe-bar vardı, Che armalı... Bir üniversiteleri de var; Mayıs Anneleri Halk Üniversitesi adıyla. Dernek anneleri, bir Küba devrimi özlemi içindeler Arjantin’de. Öte yandan, destekliyorlar Arjantin’in devlet başkanını, orduyu yargı önüne getirme çabaları nedeniyle. Devletin girişimleri sayesinde, kimi işkenceciler, müebbet hapis yatıyor. Darısı, kimlerin başına?
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 49 Bir Mayıs Annesi kadar acılıyım şimdi Buenos Aires olarak, meydanda bu kadar az insan gördüğümden... İstanbul’dan gelen güzel haberlerle seviniyoruz burada... Tangonun Avrupa başkentinden, güzel kızlar kentinden gelen o güzel haberlerle; ben de yeniden doğacağım, yeni bir kent olarak. İstanbul’un kardeş kenti olarak...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 50 (12) Arjantin’de Beşinci Gün 9 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/arjantinde-besinci-gun.html Bugün, Belgrano Caddesi’ne gittim. Belgrano, metroda 5. Hat’ta. Gerçi, yürünerek de gidilebilir. Mayıs Meydanı yakınındaki Peru Caddesi dolaylarında. Belgrano Caddesi, adını, Mayıs Meydanı’nda da heykeli bulunan Manuel Belgrano’dan (1770-1820) alıyor. Rastgele daldım sağa sola; Moreno, Venezuela, Meksika, Şili adlı sokaklara. Bağımsızlık Caddesi’ne (Avenida de Independencia) geliyorum. Onu geçip 9 Temmuz Caddesi’nden devam edince, karşıma 25 Mayıs Otobanı çıkıyor. Sağda, tarihi çocuk hastanesini görüyorum: Hospital General de Niños "Pedro de Elizalde" (http://www.elizalde.gov.ar/ ). Kapısında hasta çocuklar görüyorum elbette; kolu alçıda bir çocuk ve diğerleri. Çok güzel bir yapısı var. İnsan, böyle bir yapıda birazcık kalsa iyileşir zaten. Daha sonra, 1779 doğumlu hastanenin Kuzey ve Güney Amerika’daki ilk çocuk hastanesi olduğunu öğreniyorum. Hastaneyi geçip Manuel Montes de Oca Caddesi’nin sonuna kadar yürüyorum. Cadde, eski bakanın adını taşıyor. Kolombiya Meydanı var yol üstünde. Sonuna kadar gidip aynı yolu gerisin geri tepiyorum. Anayasa Meydanı İşte 9 Temmuz Caddesi’ndeyim yine. Çocuk hastanesinden karşıya geçiyorum. Burası, Anayasa Meydanı (Plaza Constitución). Birçok Latin Amerika ülkesinde (örneğin Meksika ve Uruguay), aynı adlı meydan var. Buradaki Anayasa Tren Garı, oldukça büyük; içeride 14 hat var. Gar yapısı, 100 yıllık hoş bir yapı. Meydan, mahalle, gar ve pazar, adını Arjantin’in 1856 Anayasası’ndan alıyor. Meydanda üç heykel var. İkisi, Arjantinlilerin; diğeri ise, Venezuela’nın özgürleştiricisi olarak kabul edilen ve Venezuela’nın 3 kez devlet başkanlığını yapmış asker José Antonio Páez’in (1790-1873). Bolivya Selamı Oradan 9 Temmuz’a geri dönüş. Yol üstünde Lima ve Cochabamba adlı sokakları geçiyorum. San Juan Caddesi de yol üstünde. Köşede bir üniversite var: Universidad Argentina de la Empresa (http://www.uade.edu.ar/ ). Bağımsızlık Caddesi boyunca yürüyüp San Jose Sokağı’ndan sağa sapıyorum. Beni bir sürpriz bekliyor: Haritalarda bile görülemeyen küçük bir park/meydan görüyorum, yapılar arasında sıkışmış kalmış olan (Plaza Montserrat). Beni müzik sürüklüyor oraya: 3 müzisyen, Bolivya müziği provası yapıyor. Herbirinin bir elinde süslü püslü tokmaklı bir davul ve diğer elinde pan flüt (And flütleri). Öyle bir çalıyorlar ki; insan, nerede olduğunu unutuyor. Sanki Bolivya’da, 4,000 metre yükseklikteki köylerdeyiz şu an. Çok alışık kulağım, bu türkülere. İlk kez, lise yıllarında, özgün müzik yayını yapan bir radyonun tanıtım müziği olarak çalınmışlardı kulağıma. Bu, ‘Longuita’ idi (http://www.youtube.com/watch?v=C4UpDzDaUnw ). Çok severdim bu parçayı; Türkçe söz
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 51 yazmıştım bunun için. İşte yıllar sonra, aynı tını var kulaklarımda. Bolivya için, ‘gerçek Latin Amerika’ denir; ancak, Latin’lik, sömürgeci kültürü olduğuna göre; en Latin Amerika, Arjantin ve Brezilya, ve en az Latin de, Bolivya ve Peru olmalı. Güney Amerika’nın Tibeti olarak anılan Bolivya’yı görmek ve türkü-barlarında müzik dinlemek için sabırsızlanıyorum. Arjantin, baydı. Parkta 3 köpek var. Bunlar, atık kağıt toplayıcı dayıların ve teyzelerin köpekleri. Bu nasıl sevgidir ki, bu üstü başı darmadağın olan insanlar, köpeklerine hırka giydirmişler. Kendi üstlerinde hırka yok oysa. Havaya atıyorlar pet şişeleri; havada kapıyor köpekler. Yanda, yığılmış bir sürü atık kağıt. Bambaşka bir Arjantin burası gerçekten. Karşıda ise, ip atlıyor çocuklar; kaydıraktan kayıyor, salıncağa biniyorlar. Bisikletli bir küçük de var aralarında. Mızmızlanmalarını ve oyun çığlıklarını dinliyorum. Arjantin’in gerçek sokak sesleri burada... Özgürleştiricinin Yolunda Yola devam... San Jose’den Mayıs Caddesi’ne varınca; artık, yolun adı değişiyor; ‘Uruguay’ oluyor. Yol boyunca giderken, Santa Fe Caddesi’ne giriyorum. Oradan ara sokaklardayım yine, Özgürlük Caddesi çevresinde. Limana doğru gidiyorum. Liman, Buenos Aires’in tarihindeki önemini pek fazla koruyabilmiş değil; çünkü eskiden deniz, Buenos Aires’e Avrupa’dan ulaşımın tek yoluydu. Sömürgecilerin de göçmenlerin de Buenos Aires macerası, burada başlıyordu. Zaten Buenos Aires, 1580’de, bir liman yerleşimi olarak kurulmuş. Yol üstünde, Brezilya Büyükelçiliği ve muhteşem bir yapıya sahip Fransız Büyükelçiliği var. İşte, deniz kokusunu almaya başladım (ya da almadım ama almış gibi oldum). Artık, limana koşut giden Özgürleştirici Caddesi’ndeyim (Avenida del Libertador). Bu, Paris’ten esinlenilerek açılmış olan 25 kilometrelik bir bulvar. Bulvarın adını Juan Peron vermiş. Ad, Arjantin, Şili ve Peru’nun özgürleştiricisi olarak kabul edilen Arjantinli general ve önder José de San Martín’den (1778- 1850) geliyor. Hipi Pazarı’nda Yol, sonunda, mezarlığıyla ünlü Recoleta’ya, Intendente Alvear Meydanı’na ve Recoleta Kültür Merkezi’ne çıkıyor. Adını Arjantin’in tutucu devlet başkanı Torcuato de Alvear’dan (1822-1890) alan Meydan’da, haftasonları, incik-boncuk pazarı kuruluyor. Benden sonra gelecekler, mutlaka görmeli. Ücretsiz canlı müzik de vardı. Bu yeşillik ortamda, insanlar, çimlere oturmuş, içeceklerini yudumluyorlardı. 60’lı yıllarda Arjantinli hipilerin mekanı olan meydan, askeri diktatörlük dönemlerinde, hipilerden ‘temiz’leniyor. Diktatörlük sonrasında ise, elişi pazarı (Feria de Artesanos), yeniden açılmaya başlıyor. Buradaki Recoleta Kültür Merkezi, çok canlı (http://centroculturalrecoleta.org ). Buenos Aires’te en çok yabancıyı burada gördüm. (Bu iyi mi kötü mü, ayrı konu...) Graffiti sanatçıları, duvarların önlerine kurulmuş iskelelerde çalışıyorlardı. İçeride çeşitli sergiler vardı. Girişte, Buenos Aires Bisiklet Haritası dağıtılıyordu. Festival programı da buradaydı (http://www.festivales.gob.ar ). Buenos Aires Sanat Gazetesi Agenda Cultural’a da buradan erişilebiliyor (http://agendacultural.buenosaires.gob.ar/ ). Hard Rock Cafe de burada (http://www.hardrock.com/locations/cafes3/cafe.aspx?LocationID=131&MIBEnumID=3 ).
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 52 Recoleta içinden, 9 Temmuz’a geri dönüyorum. Yol üstünde, Cam Saray (Ulusal Sanat Sarayı) var (http://www.palaisdeglace.gob.ar/ ). Yolda, çocuklu dilenciler görüyorum, 5 yıldızlı otellerin ve alışveriş merkezlerinin önünde. Özgürlük Caddesi boyunca yürüyüp 9 Temmuz’da, solda, Santa Fe’ye giriyorum. İşte burası, San Martín Meydanı. Ortada José de San Martín’in heykeli var. San Martín’in askerlerinin kışlası, buradaymış 200 yıl önce. Sheraton gibi lüks oteller buralarda. Meydanın dikkat çekici öğeleri, Anıtkule (Torre Monumental, http://museos.buenosaires.gob.ar/torre.htm ), Güney Amerika’ya özgü dev bir ombu ağacı (bkz. http://www.buenosairesphotographer.com/2009/03/ombu-trees-in-plaza-francia.html ) ve Malvina Adaları (Falklands) şehitleri anıtı. 3 Günlük Otobüse Binen Astronotlar/Kozmonotlar! Oradan Retiro’ya yürüyorum. İşte burası, Buenos Aires’e ilk ayak bastığım yer. Tam, Eminönü. Sosis ve hamburger satıyorlar çoğunlukla. Gar lokantaları da, benzer. Büfelerden birinde, pizza- bira ucuz seçeneği yanında, pizza-şarap seçeneği konmuş olması, “eee burası Arjantin” dedirtiyor. Şehiriçi ve şehirlerarası trenlerin kalktığı Retiro Tren Garı (Estación Retiro), burada. 1915’te hizmete açılmış olan bu Fransız tipi yapı, Güney Amerika’nın mühendislik harikalarından biri sayılıyor. ‘Ulusal Anıt’ olarak koruma altına alınmış durumda. Uluslararası ve ulusal otobüs terminali de burada (http://www.tebasa.com.ar ). Şili (Santiago) bileti alıyorum burada. 500 Arjantin Pesosu (110 Dolar). Daha önce bindiğim otobüsler gibi yarı-yataklı. Şirket adı, El Rapido Internacional (http://www.elrapidoint.com.ar ). Salı günü 21:00’de yola çıkacağım. 10:55’te, Şili’ye yakın bir Arjantin kenti olan Mendoza’da olacağım. (11:00 yerine 10:55 yazmaları, gözümden kaçmadı.:)) Mendoza’dan 12:30’da yola çıkıp 18:30’da Santiago’da olacağım. Bilgilere baktım. Varacağım terminalde metro varmış. Metroya binip kafamda belirlediğim bir durak çevresinde otel bakacağım. İşin ilginci, bu, Lima otobüsü. Buenos Aires- Lima arası, 3 gün sürüyormuş! 3 gününü otobüste geçirebilen çılgını astronotluk/kozmonotluk için aday göstereceğim! :) “Kim, niye yapar bunu?” diye düşündüm. Herhalde, Arjantin’de çalışan Perulu işçiler yapabilir, parasızlıktan. Ben toplam 20-22 saatle idare ediyorum. Benden yıldız gezgini olmaz... :) Beton Üniversiteler Oradan metroya binip odaya dönüyorum; bir Arjantin şarabı daha açıyorum. Brezilya şeftali şarabı, şeftali suyu gibi; birşeye benzetemiyorum. Arjantin şarabına devam. Bugün toplam 30 dakikalık kısa kısa aralıklarla 6-7 saat yürüdüm. Yürümeyi seviyorum. En son bu kadar uzun olarak, Kıbrıs’ta ve Seul’de yürümüştüm. Dünyada daha yürünecek çok kent var. Bugün Arjantin’in çeşitli üniversitelerini gördüm. Beton üniversiteler bunlar, Tokyo’dakiler gibi. En düzgün olanlarının tarihsel yapıları var; ama sonuçta onlar da beton. Üniversite dediğin, yerleşkeli olur; yeşillikli olur, ağaçlı olur; nefes alır, açılırsın, öğrenme-öğretme isteğiyle dolarsın. Kısacası, gördüğüm üniversiteler, hoş ortamlar değil; plaza gibiler. Gördüklerim, şunlardı: - Universidad Argentina de la Empresa (http://www.uade.edu.ar ), - Universidad Abierta Interamericana (http://www.uai.edu.ar/ ),
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 53 - Universidad CAECE (http://www.caece.edu.ar ), - Universidad J. F. Kennedy (http://www.kennedy.edu.ar ), - Universidad de Ciencias Sociales y Empresariales (http://www.uces.edu.ar ) Şimdilik bu kadar. Arjantin muhabbeti bitmedi daha...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 54 (13) Arjantin’de Tango Mevsimi 10 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/arjantinde-tango-mevsimi.html Aslında, Arjantin’de, ‘tango mevsimi’ diye birşey yok; çünkü her mevsim, tangoyla gelir, tangoyla gider Arjantin’de. Bugün, pazar. Sokak tangosu görmek için en uygun gün; ve zaten, Latin Amerika kentlerindeki en renkli gün de pazar; çünkü pazarlar kurulur, şenlikler yapılır buralarda pazarları. Sokak Tangosu Nerede? İşte sokak tangosu izlemek için, ünlü panayır semti San Telmo’ya gidiyorum bugün. Benden sonra gelecekler için, yolu tarif edeyim: Gezi rehberlerindeki kafa karıştırıcı tariflerin tersine, San Telmo, kolayda. İki yol var: En kolayı, Mayıs Meydanı’ndan gitmek. Mayıs Caddesi’ni arkanıza alarak, Mayıs Meydanı Piramidi’nin tam sağında olan Savunma (Defensa) Sokağı’na girin. Sokağa, pazar günleri, girişinden San Telmo’nun Dorrego Meydanı’na kadar, tümüyle pazar kuruluyor. Buenos Aires’in en renkli sokağı, pazar günü gitmek koşuluyla, bu sokak. Diğer yol ise, Bağımsızlık (Independencia) Caddesi’nden gitmek. Mayıs Caddesi’nden 9 Temmuz Caddesi’ne çıkıp Dikilitaş’ı arkanıza alarak yürüyün. Bağımsızlık Caddesi’ni geçin; 3. sokak olan Humberto Primero (Humberto 1) Sokağı’na girin; düz gidin; orada. Arjantin’de Deniz Gezmiş’le Karşılaşma Buenos Aires’in en eski mahallesi olan San Telmo’nun adı, denizcilerin koruyucusu olduğuna inanılan Aziz Pedro González Telmo’dan (1190-1246) geliyor. Arnavut kaldırımlı olan sokaklarda, lokanta, kahve, dükkan vb. olarak kullanılan birçok tarihsel yapı var. İlk yıllarında, tuğlacılara ve liman işçilerine ev sahipliği yapan semt, Buenos Aires’te, liman dışında, kapitalizmin ilk geliştiği yer oluyor. Örneğin, ilk yel değirmeni de burada. (İlk yel değirmeni burada ise, Buenos Aires’in ilk Don Kişot’u, buraya mutlaka uğramıştır.:)) San Telmo’da, Katolik Kilisesi’ne ek olarak, Rus göçmenlerin 100 yıl önce yaptırdığı Ortodoks Kilisesi de var. Semtte, insanların ve sokakların buluşma noktası, Dorrego Meydanı. Burada, antika ve el işi pazarı kuruluyor (bkz. http://www.feriadesantelmo.com/). Sokaklarda rastgele (bu sözcüğü çok kullandığımın farkındayım) dolaşıyorum; ve “müziğin götürdüğü yere git” felsefesine uygun olarak müziği izliyorum. Bu müzik, evet o. Deniz Gezmiş’in son isteği olan Rodrigo’nun Gitar Konçertosu. Dinliyorum; ve çalanlar, bunun benim için ne anlama geldiğini bilmiyorlar elbette. Sonra, düşünüyorum: Latin Amerika’da asılan onca insandan biri de bunu istemiştir belki son isteği olarak. Belki, bu konçertoyu benim gördüğüm yerden gören biri daha vardır dinleyiciler arasında. Kimbilir...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 55 TNG 101 Sokak Tangosu’na Giriş-1 Sonra, tango çalmaya başlıyor iki gitarist abi. Bunlar, Trio Gotico grubunun üyeleri (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=0j3Ee2XOQ4Y ). Para toplamıyorlar, sidilerini satıyorlar ve peynir-ekmek gibi gidiyor sidiler. İşte dayı ve teyze de başladı tangoya. Nereden çıkmış bu ‘tango’ dedikleri? 19. yüzyılın son çeyreğinde, Buenos Aires’in işçi mahallelerinden çıkıyor. Adının kökeni, tartışmalı; İspanyolca’dan ya da bir Afrika dilinden geldiği düşünülüyor. Müzik olarak tango, Küba, Arjantin, Afrika ve Avrupa öğelerinin bir bileşimi. Tangonun olmazsa olmaz çalgısı, Almanya kökenli olan ve akordeonun akrabası olarak nitelenebilecek ‘bandoneon’ adlı çalgı. Tipik bir tango orkestrası, altılı oluyor: 2 bandoneon, 2 keman, piyano ve bas. Gramofondan dinlendiğinde iyice nostalji yapan, aşkı hüzünsüz yaşatmayan tango, sokaklarda, bilgisayarlardan çalınıyor artık... Yine de, eski tramvayın olduğu kadar eski aşkların da izlerini taşıyan San Telmo, yüz yıl öncesinde yaşıyor birçok açıdan. Yoksulların dansı olan tango, kısa sürede, orta sınıf ve üst sınıfı etkileyip onların önemli bir balo etkinliği oluyor. Ekonomik kriz döneminde, düşüşe geçiyor; diktatörlük dönemlerinde ise, halkın örgütlenmesinden korkan Arjantin Ordusu tarafından yasaklanıyor. İşte, şimdi, karşımda, 70’lik bir çift, 20’li yaşlarda gibiler. Bu, sanki ayrı bir dil. Çevirmen gerekiyor ya da en azından sözlük. Şu siteleri buluyorum; bana, videoları ve çizimleriyle birçok tango öğesini öğretmekte başarılı olan: http://www.tangoterms.com ve http://www.havefunwithtango.com Şuradaki resimler de iyi bir fikir veriyor: http://en.wikipedia.org/wiki/Figures_of_Argentine_tango AR 102: Arjantin Mutfağı’na Giriş- 2 Yiyecek olarak neler satılıyor San Telmo ve çevresinde? Bir kere, daha önce anlattığım empanadalar var. İçecek olarak, Kolombiya kahvesi, kola ve diğer gazlı içecekler, yaygın. Kola, Arjantin’de aşırı yaygın. Pazarlama yöntemleri başarılı olmuş. Meyve suyu kültürü zayıf. Bir de, Brezilya’dayken içtiğim mate çayı var elbette. Ancak, sokakta aldığım mate, şekerli su kadar kötüydü. Brezilya’nın matesi daha iyiydi. Çay satılmıyor sokaklarda. Benim gibi bir tiryaki için, bu, kötü bir haber. Zaten su ısıtıcı da yolda kırıldığı için, çalışırken çay içmeye hasretim. Bir diğer sokak yemeği, tortilla. Bunu ‘Latin pidesi’ olarak çevirebiliriz. İspanya kökenli olan tortilla, dünyada, Meksika Mutfağı’nın bir yemeği olarak biliniyor. Her Latin ülkesinde farklı farklı yapılıyor. İspanyol safran pilavı paella da yaygın olarak satılıyor. Bunu da, ‘Latin pilavı’ olarak çevirebiliriz. Bu pilav, her tür etle yapılmakla birlikte, en çok deniz ürünlüsü biliniyor. Paellanın, Arapların elindeki İspanya’da çıktığı ve yaygınlaştığı ve dolayısıyla Arap etkileri taşıdığı düşünülüyor. Buenos Aires’teki en doyurucu sokak yemeğinin milanesa (Milanolu) olduğuna karar verdim. Yarım ekmek boyunca ince kesilmiş et oluyor. İçine, isteğe göre, sahanda kırılmış yumurta ve/ya da ince kaşar peyniri konabiliyor. Mayıs Meydanı’nın arkasındaki liman bölgesinde, milanesa, 9 Peso (2 Dolar) idi; otelin yakınındaki pastanede ise 20 Peso (4.5 Dolar). Bir de barbekü türü olan parilla satılıyor. Yeri gelmişken ekleyeyim: Açık büfede, daha sonra denediğim diğer Arjantin etlerinin hepsi, sakatattı. Sakatatı çok seven bir ülke.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 56 Che’nin Arkadaşı Usame Bin Ladin Pazar sokağı boyunca, ara sokaklardan müzikler yükseliyor; “müziğin götürdüğü yere git” felsefesi, yine iş başında. Önce El Afronte Tango Orkestrası’nı dinliyorum sokakta (bkz. http://www.elafronte.com.ar/ ). Altılı tipik bir tango orkestrası bu. Bandoneon çalanları izlemek, özellikle keyifli (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=QkduKMb2dAE ). Ondan sonra, solo bir gitarist. Sonra bir caz grubu, saksofon, gitar, davul ve bastan oluşan. Karayip Korsanları’ndaki Jack Sparrow’un kılığına bürünmüş bir genç... Resim çektirenler, para koyuyorlar önüne... Sonra bir müzik daha... Bu müzik? Mikis Theodorakis’in yazdığı Zorba film müziği bu! (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=LL4UYNZ22-A&feature=fvwrel ). Zorba gibi dans edesim geliyor! :) Neler neler satılmıyor ki burada ve öyle bir kalabalık... Motorlu araca kapalı 5-10 kilometrelik Savunma Sokağı’nda, ucu bucağı görünmeyen bir insan seli. Bu kalabalığı, bir tek 1 Mayıs meydanlarında gördüm. Tütsüler, şapkalar, Aymara (Bolivya) pan flütleri, Afrika davulları, lambalar, fenerler, avizeler ve kitaplar... Evet, ikinci el kitaplar... Tezgahlarda, en çok, Borges, Neruda, Cortazar ve Galeano görüyorum. Sonra, birçok Che tişörtü ve Rosa Lüksemburg’lu bir duyuru. Bu, geçende gösteride gördüğüm Halk Meclisi’nin (Asambleas del Pueblo, bkz. http://www.asambleasdelpueblo.com.ar/ ) tezgahı. Pazarda, Che’li tişörtler, şapkalar, çantalar vb. yanında, dergilerini ve kitaplarını satıyorlar. İlginç, aslında; çünkü Türkiye’de, solcuların, pazarda dergi-kitap vb. sattıklarını düşünsenize. Bir yandan da, mantıklı belki; çünkü bir ülkede en geniş kesimlere ulaşmanın iyi bir yoludur, pazarda tezgah açmak. Burada gördüğüm bir tişört, beni şaşırtıyor: Che tişörtlerinin yanında satılan bu tişörtte, Usama Bin Ladin var ve şöyle yazıyor: “Terör Olmadan Devrim Olmaz! – Halk Meclisi.” Bin Ladin’le Che’nin yanyana konması ve solculara ‘terörist’ diyenlerin ağzından çıkma bir söz. Şaşırttı... Buenos Aires Limanı’nda Pazar sokağını baştan başa geçip Mayıs Meydanı’na geliyorum. Yine bir Eminönü manzarası: Kuşlar için yem satanlar; kuşlara yem atanların kollarına konan kuşlar... Arkada, Pembe Köşk. Köşkün meydanı ile Mayıs Meydanı arasına bariyerler konmuş; ama içeri girilebiliyor. Oradan aşağıya iniyorum. Bir milanesa alıyorum; kuşlarla birlikte yiyorum. Ben yerken, dökülen kırıntıları da onlar yiyor; sonra bir parça ekmeği bölüyorum onlara. Kuşlarla yemek yemek ne hoş. İşte limandayım. Bir tarafı zengin muhiti, pahalı apartmanlar bölgesi. İleride ise, ekolojik park. Buenos Airesliler, denizin tadını çıkaramıyor. Denizin çok küçük bir bölümü, kamuya açık. Üst sınıfların erişimine de kapalı, deniz. Her taraf, liman için kapatılmış. Çok zevksiz. İstanbul’da ne güzel yürür insan, deniz boyunca. Buenos Aires, kıyı kenti olmasına karşın, denizi var mı yok mu anlaşılamıyor. ‘Zona Portuaria’ denen bu bölgede, ekoloji parkı, Uruguay gemilerinin kalktığı Buquebus şirketi, jandarma vd. var. Burası, Retiro’nun hemen aşağısı. Buenos Aires’e ayak bastığım otobüs durağı, limanın orası; ama deniz yok ortada. Yine de, ekoloji parkı, güzel. 1970’lerde açılmış olan park, deniz ve ırmak arasındaki kıyıya toprak doldurularak oluşturulmuş.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 57 Retiro’ya geliyorum oradan yürüyerek. Otobüs terminalinin aşağısında, büyük bir süpermarket var. İçeri giriyorum. Arjantin, gerçekten pahalı bir ülke. Akşam için çerez alacağım; ama çerezler de başka aburcuburlar da el yakıyor. Fakirin çerezi çekirdekle çıkıyorum dışarı. Liman boyu ilerliyorum. Jandarmayı geçiyorum ve yolumu kaybediyorum. Yolun iki tarafı da konteynır bölgesi. Hiç kimse yok. Arabalar geçiyor ama tek bir yaya yok. Biri, orada, “ya paran ya canın” dese, zor bir durum olurdu. “Çıkışı yakındır” diye düşünerek ilerliyorum. Yakın falan değil! Gecekondu bölgesi çıkıyor karşıma; köşe başındakiler, bakıyor bana kuşkuyla. Yabancı olduğumu anlasalar, yandık. Kimse de karışamaz o taraflarda. Bir taksi durduruyorum. Neyse ki, düzgün bir taksiciymiş. Taksimetreyi açıyor ve yürüdüğüm yolu gerisin geri ediyoruz. Beterin beteri var... Tango Yapamayacak Kadar Yaşlanmak Şimdi Retiro’dayım yeniden. Metroya biniyorum. Metronun yerleri ve duvarları öyle pis ki; Asya’da ya Türkiye’de olsa, insan, utanır da buna ‘metro’ diyemez. Köşede 3-5 çocuk oturuyor, tahminime göre, bir yerli dili konuşan. 5-6 yaşında olan çocuk, yolcuların dizlerine oyun kağıdı koyuyor; kağıtları 5 dakika sonra toplarken, yolcuların kartla birlikte para vereceğini umuyor. Yalnızca, karşımda oturan otobüs çalışanı veriyor. O toplarken, bu kez, kalabalık arasında, bir elektro müzik duyuluyor. Sonra, bir genç kız, elinde yoğurt kabı büyüklüğünde bir kova ile para topluyor. Meğer, müzik, görme engelli bir genç erkekten geliyormuş. Hoparlör ve mikrofon taşıyan bu genç, bebeğini önüne bağlamış. Gün boyu, çok sayıda evsiz gördüm ayrıca, Retiro’da, Bağımsızlık çevresinde vb. Hüzünlü bir kent, Buenos Aires. Metroyla Mayıs Meydanı’na geçiyorum. Oradan San Telmo’ya. Hava, yavaş yavaş kararıyor. Dorrego Meydanı’nda küçük bir pist oluşturulmuş. Tangocular yavaş yavaş beliriyor. Halktan insanlar bunlar. Müzikler, çeşitli; ama her müzik için ayrı ayrı dansları hazır. Çoğunluğu, yaşlı çiftler. Gençler, sevmiyor mu tangoyu? Oturup bir saat onları izliyorum. Gün için güzel bir bitiriş. Mayıs Caddesi’ne dönüp pastaneden 5 tane Latin çöreği (empanada) alıyorum. İşte bu da, akşam yemeğim. Odaya geliyorum. Arjantin şarabına devam. Bu kez, yaşlarına aldırmayıp tango yapan o çiftlerin şerefine... Onlara bakıp yeni bir deyim üretiyorum işte şimdi: “Tango yapamayacak kadar yaşlanmak”...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 58 (14-15) Arjantin’den Ayrılırken 12 Haziran 2012, Buenos Aires http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/arjantinden-ayrlrken.html Dün, çoğunlukla, Florida Caddesi’ndeydim. Retiro’dan Mayıs Caddesi’ne uzanan sokak, tipik bir İstiklal Yüz Pazarı görüntüsünde. Hani İstiklal’de yürürsünüz de tanıdık yüzler çıkar karşınıza kimi günler ve kimi günlerse hiç çıkmaz. Öyle bir sokak işte. Arjantin’de, Bürokrasinin Dehlizlerinde Bugünkü temel konu, Şili Pesosu. Şili’nin başkenti Santiago’ya yarın akşam ya da gece varacağım için, Şili Pesosu bulmakta zorlanacağımı düşündüm. O nedenle, Arjantin Pesosu’nu Şili Pesosu’na çevirmek, mantıklı olacaktı. Ama önce cepte kalan Brezilya paralarından kurtulmak gerekiyordu. “E madem öyle, Brezilya paralarını Şili Pesosu’na çevireyim” diye düşündüm. Yasakmış hemşerim yasak. Yabancılara böyle çetrefilli çevrimler için izin yok. Ben de, Brezilya parasını Arjantin Pesosu’na çevirdim. Ondan sonra, banka banka döviz bürosu döviz bürosu dolaştım (ilginç bir cümle oldu bu:)). Yok arkadaş; Arjantin Pesosu verip Şili Pesosu almak, yasakmış, yabancılara, Arjantin’de. Böyle yasaklar, Türkiye’de de var mı bilemiyorum; ama katı bir bankacılık sistemi olan Vietnam’da bile, sıradan bir işlemdi bu. Arjantin, krizden sonra, işi ciddiye bindirmiş herhalde. ‘Metropolis’ adlı Florida’da bolca şubesi olan döviz bürosuna daldım sonunda. Dediler ki, “elindeki Arjantin Pesosu’nu nereden bulduğuna dair belge gerekli bize.” Hayret ya. Bu kadar zor mu para bozdurmak... Hemen aklıma geldi; Brezilya parasını çevirdiğim bankanın verdiği belgeyi gösterdim. Tam Şili Pesosu alacakken, “üzgünüz” dediler. Banka, adımı ve soyadımı yanlış yazmış. Bu nedenle, Şili Pesosu alamadım. Brezilya pesosunu bozdurduğum bankaya gittim; orada da yasak. Hayda... Bugün hazırlıklıyım. Buenos Aires’e ilk geldiğimde para bozdurmuştum ya hani. İşte oradan aldığım kağıt, neyse ki duruyor. Yine gittim aynı döviz bürosuna. Mırın kırın ettiler önce; sonra gösterince kağıdı, 20-30 dakikalık prosedür başladı. Bir sürü fotokopi çektiler; uzun uzun beklettiler. Farkındayım; suç, onların değil; ama sonuç, aynı. Ya bu kadar mı zor, Arjantin’de, 40 Dolarlık Şili Pesosu almak. Arjantin’den soğumak için bir neden daha. (Dolar bozdurmakta sorun yok; ama sorun, başka dövizlerde.) Borges’in Adını Taşıyan İşkencehane Buenos Aires’in en ünlü alışveriş merkezi (AVM), Galerias Pacifico (bkz. http://www.galeriaspacifico.com.ar ). Ana girişi, Florida’da olan Pacifico’ya dalıyorum. 1889 yapımlı bina, tipik bir alışveriş merkezinden farklı bir görüntüye sahip. Tavanında, kiliselere özgü fresklar var. Bu yapı, aslında, bu yönüyle, “kapitalizmin tapınakları, alışveriş merkezleridir” biçimindeki görüşe destek sunuyor. AVM’nin adı, Buenos Aires ile Şili’nin
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 59 Pasifik kıyısındaki kenti olan Valparaiso arasında demiryolu işletmek amacını güden şirketten geliyor. Yapının özellikleri dışında, dükkanlarda satılanlar, dünyanın heryerinde bulunan tüketim malları. O açıdan, hiç bir ayırt edici özelliği yok. Alt katında, dünyanın birçok ülkesindeki AVM’lerde olduğu gibi, yemek salonu var; ama diğer ülkelerdeki AVM’lerin tersine, buradaki yemekler, ucuz değil. Benden sonra gelecekler için ek bilgi: 2. katta ücretsiz bağlantı var. Bu AVM’nin bodrum katlarının, 1976-1983 arasında, askeri diktatörlük tarafından, gizli bir işkencehane olarak kullanılmış olduğu, yıllar sonra ortaya çıktı. O zaman, ek bir görüş de ortaya atalım: “Alışveriş merkezleri, kapitalizmin simgesel ve gerçek işkencehaneleridir.” AVM’nin üst katı ise, gerçekleştirdiği çeşitli sanat etkinlikleri dolayısıyla saygın bir yeri olan Borges Kültür Merkezi (bkz. Centro Cultural Borges, http://www.ccborges.org.ar/ ). Ne tür bir ironi yapıyor Buenos Aires, bilemiyorum... Birincisi, Borges, AVM’de; ikincisi, AVM, bir işkencehane; üçüncüsü, Borges öykülerini aratmayacak bir Pasifik treni boyutu da var işin içinde. Atlantik’le Pasifik’i bağlamayı amaçlayan bir hat bu... Bankacılarla Dans Bugün, Buenos Aires’te, son günüm; yarınsa, Arjantin’deki son günüm olacak. Uzun yola çıkacağım için, “bugün çok yürümeyeyim; oturup dinleneyim; kahvede bilgisayara bakayım” dedim. Bu arada, Arjantin otellerinde, odadan ayrılma saati, 10:00. Asya’da 12:00 ve/ ya da 13:00’tü. Hoş bir durum değil. Neyse, kahvede oturacaktım; bir baktım, 9 Temmuz’la Mayıs Caddesi’nin kesişiminde toplanmış insanlar. Bunlar, çoğunlukla bankacılar. Hükümeti protesto eden bir gösteri yaptılar; 9 Temmuz Caddesi’nden Arjantin Millet Meclisi’ne yürüdüler. Ben de onlarla yürüdüm. Bando takımı, bu kez, profesyoneldi. Başında bir Afro-Arjantinli vardı. Keyif aldım ritimlerde; hatta tempoya uyup dans ettim ufak çapta. Karnaval havasında bir gösteri. (Ayrıntıları başka bir yerde yazdığım için burada yinelemeyeceğim.) 3 saat kadar bankacılarla takıldıktan sonra, kahveye oturdum sonunda. Buenos Aires’ten Son Notlar Arjantin’le ilgili son notlarım şöyle: - Buenos Aires’in neredeyse her caddesinde, Havanna adlı kahve var (bkz. http://www.havanna.com.ar/ ). Bu, Starbucks’ın yerli sürümü. - Buenos Aires Üniversitesi Rektörlük yapısı, hoş bir tarihsel yapı (bkz http://www.uba.ar ). Görülmeye değer. - Duvarlarda, açık saçık kadınlı küçük el ilanları görüyorum. “Özel bir gece için” gibi ifadeler geçiyor. Numaralar verilmiş. - Buenos Aires’te psikoloji, çok görünür. Sağda solda, depresyon tedavisi, uyuşturucudan kurtulmak için vb. içerikli psikoloji merkezi ve psikolog duyuruları var. Buradan, Buenos Aires’te depresyonun ve uyuşturucu bağımlılığının yaygın olduğu sonucunu çıkarabiliriz belki. - Aynı biçimde, gazetecilerde, psikoloji dergileri de çok görünür. - Kimi caddelerde, psikolojik danışmanlık konferansı duyuruları gördüm. 8. Amerikalar (Psikolojik) Danışmanlık Kongresi, 6-8 Eylül 2012’de Buenos Aires’te düzenleniyormuş (bkz. http://congresocounseling2012.wordpress.com/ ).
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 60 - Benden sonra gelecek cebi hafif, gönlü ağır yolcular için ucuz yemek önerileri: En ucuz yemek, 25 Mayıs Meydanı’nın arkasındaki liman bölgesinin otobüs durakları çevresinde ve Retiro’da tren garının çevresinde. Florida’nın girişindeki ara sokaklarda, evinde sandviç yapıp getiren iyi giyimli teyzelerin ekmekleri, hem lezzetli oluyor hem ucuz. Ugi’s Pizza’da, boyutuna göre en ucuz pizza var (20 Peso yani 4.5 Dolar). En ucuz açık büfe, daha önce tarif ettiğim büfe (Mayıs Caddesi’nde olan). Çeşitli ucuz yemekleri denemek için en uygun yer, Florida’nın Mayıs Caddesi’nden girerkenki bölümünü dik kesen, motorlu taşıtlara kapalı, Lavalle Sokağı. Burası, ayrıca, sinemalarıyla da ünlü. - Kaldığım otel, Hotel Uruguay (Adres: Tacuari 83, Buenos Aires. Telefon: 4334-2788 ve 4334- 3456. Otelin sitesi bulunmuyor.). Oda, düzgün; (kışın) kaloriferi, iyi ısıtıyor. Tek kişilik odanın gecesi, 160 Arjantin Pesosu (36 Dolar). 25 Mayıs Meydanı’na çok yakın olduğu için, bu rakam, iyi bir rakam. Kredi kartını kabul ediyorlar ve kesinti yapmıyorlar (ben, kredi kartıyla ödedim; oradan biliyorum). Ödemeyi, çıkarken, topluca yapabiliyorsunuz. Görevlileri de güleryüzlü. Benden sonra geleceklere bu oteli öneriyorum. Hemen yakındaki, Mayıs Caddesi üstündeki Hotel Tandil’de ise, kalmanızı önermiyorum. Beni gece kalorifersiz bırakan, bu oteldi. *** Arjantin’den ayrılırken, buraya gelmeden önce aldığım notları gözden geçiriyorum. Neydi o notlar? Gitmeden Önce Arjantin - % 90’ı kentli olan Arjantin’in yarısı, yoksul. Hane başı kişi sayısı, yüksek. Yine de zengin gibi giyinmeye özen gösteriyorlar. - Latin Amerika’nın en yüksek tepesi, Arjantin’de Parque Provincial Aconcagua’da, 6,960 metrelik Cerro Aconcagua. - Buenos Aires’ten Uruguay’a gemiyle gidilebiliyor. - Arjantin’deki birçok İtalyan göçmeni nedeniyle, Arjantin mutfağı, İtalyan mutfağına benziyor. - Arjantin’in resmi tatilleri: 20 Haziran, Bayrak Günü (Dia de la Bandera); 9 Temmuz, Bağımsızlık Günü; 10 Haziran, Malvina Adaları Günü; 12 Ekim, Columbus Günü (Dia de la Raza); 10 Kasım, Gaucho Günü (Dia de la Tradicion). Gerisi, dini bayram. - 25 Mayıs, Arjantin’de tatil. Devrim Günü! 25 Mayıs’ın Arjantin için anlamı üstüne yazmalı. Birçok şehrin meydanı, ‘25 Mayıs Meydanı’ adını taşıyor. Örneğin, Buenos Aires, Rosario, Santa Fe vd.. - Arjantin’de, kadınlara laf atma kültürü var; olumlu ve olumsuz olarak. Macho kültürü var; ama bu kültür, aynı zamanda, kadınlara otobüslerde oturacak yer veren bir kültür. (Üstüne daha uzun yazılması gereken bir konu.) - Madonna’nın Evitası’nı, Arjantinlilerin çoğu sevmiyor; çünkü Madonna’ya, bir azize olarak gördükleri Evita’yı yakıştıramıyorlar. - Falklands’ı işgal eden Arjantin Ordusu, işkenceci faşist ordu. Arjantin’de iç politikada puan toplamak için yapıyorlar bunu. Yenilince hükümetten çekiliyorlar. Thatcher da, iç politikada puan toplamak için saldırıyor. - Okunması gereken Arjantinli yazarlar: Ernesto Sabato, Manuel Puig, Adolfo Bioy Casares, Silvina Ocampo ve Osvaldo Soriano.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 61 - Dinlenmesi gereken Arjantinli müzisyenler: Les Luthiers, Mercedes Sosa, Tarrago Ross, Leon Gieco, Conjunto Pro Musica de Rosario, Carlos Gardel, Julio Sosa, Astor Piazzolla, Susana Zinaldi, Eladia Blasquez, Adriana Varela, Osvaldo Pugliese ve Gato Barbieri. - İzlenmesi gereken Arjantinli sinemacılar: Luis Puenzo, Eliseo Subiela, Hector Babenco, Adolfo Aristarain ve Maria Luisa Bemberg. - İncelenmesi gereken Arjantinli görsel sanatçılar: Rogelio Yrurtia, Antonio Berni, Lino Spilimbergo, Xul Solar, Guillermo Kuitca, Victor Hugo Quiroga, Graciela Sacco ve Alberto Heredia. - Kuzeydoğu Arjantin’de Rosario, Che’nin doğum yeri. Evi, Entre Rios 480’de. Rosario’nun kumsalları, müzeleri ve elişi pazarı, iyi. Buenos Aires’e, otobüsle, 4 saat; trenle, 5 saat. Tren, pazartesi-cumartesi saat 06:00’da kalkıyor. (Gidemedim. Bir dahaki sefere artık.) *** Brezilya notlarıma da bakıyorum. Onlar da, şöyle: Gitmeden Önce Brezilya - Brezilya, Rusya, Kanada, Çin ve ABD’den sonra dünyanın yüzölçümü açısından en büyük ülkesi. Brezilya, Şili ve Ekvador dışındaki tüm Güney Amerika ülkeleriyle sınır komşusu. Brezilya, kıtanın neredeyse yarısını kaplıyor. Amazon Havzası, Brezilya’nın % 42’sini oluşturuyor. Amazon Ormanları, en büyük dönence (tropikal) ormanları. Bu bölgenin büyük bir bölümü, Brezilya’da. - Brezilya, dünyada en çok çeşit bitki ve hayvanın olduğu ülke. - Brezilya’nın adı, kırmızı boya yapımında kullanılan Brazil ağacından geliyor. - Brezilya, bir tek ABD, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda vatandaşlarına vize uyguluyor. Süper.:) - Brezilya’da, 19 Nisan, Yerli Günü (Dia do Indio); Haziran ayında, Haziran Şenlikleri var (Festas Juninas); 7 Eylül, Bağımsızlık Günü (Dia da Independencia) ve 15 Kasım, Cumhuriyet Günü (Proclamaçao da Republica). Gerisi, dinsel günler. - Güney Amerika’da en çok bilimsel konferans, Brezilya’da düzenleniyor. - Palmares: Brezilya’da, 17. yüzyılda, kaçan Afrikalı kölelerin oluşturduğu 20 bin kişilik devlet. Afrikalı kölelerin oluşturduğu topluluklara ‘Quilombos’ deniyor. - En yaygın Afro-Brezilya dini, Candomble. Görsek fena olmaz. - Portekiz kralı, 1807’de, Napolyon’dan kaçıp Rio de Janeiro’ya sığınıyor;1816’da, Lisbon’la Rio de Janeiro’yu Birleşik Portekiz-Brezilya Krallığı’nın çifte başkenti ilan ediyor. 1821’de Lisbon’a dönerken, oğlunu Brezilya’da bırakıyor. Oğul, Brezilya’nın bağımsızlığını ilan ediyor. Portekiz, o dönemde güçsüz olduğundan, müdahele edemiyor; Brezilya’nın bağımsızlığı, kansız bir biçimde elde ediliyor. - En ünlü Brezilyalı ressam, Candido Portinari (1903-1962). Diego Rivera’dan etkilenmiş. - İzlemeye değer Brezilya filmleri: Black Orpheus (1958), Black God, White Devil (1963) ve Pixote (1981). - İzlemeye değer Brezilyalı yönetmenler: Walter Salles, Andrucha Waddington ve Paolo Lins. - Brezilyalı yazar Joaquim Maria Machado de Assis’i okumalı. - Paulo Coelho, Marquez’den sonra Latin Amerika’dan en çok okunan yazar.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 62 - Dinlenecek Brezilya müzikleri: Carmen Miranda, Beth Carvalho, Jorge Aragao, Zeca Pagodinho, Joao Gilberto, Bebel Gilberto, Gilberto Gil (Lula döneminin kültür bakanı), Caetano Veloso, Chico Buarque, Luiz Gonzaga, Jackson do Pandeiro, Falamansa ve Daniela Mercury. - Dinlenecek Brezilya müziği türleri: Axe, carimbo, tropicalismo, pagode, forro ve zabumba. - Brezilya’nın etnik olarak en çeşitli olan kenti, Sao Paulo. - Sao Paulo’da, Liberdade, Asya mahallesi; Bela Vista, İtalyan bölgesi; Rua 25 de Março (Praça da Se’nin kuzeydoğusu), Arap mahallesi. Liberdade’nin metro durağı var; burada büyük pazarlar kuruluyor. - Brezilya’da araba kaçırma, öyle yaygın ki; gece karanlığı bastığında, sürücünün kırmızı ışıkta durması, yasal bir zorunluluk değil; yavaşlaması, zorunluluk. Kimse yoksa, basıp gidiyor. *** Gitmeden önce, Şili’yle ilgili olarak aldığım notlar, şöyle: Gitmeden Önce Şili - Şili’nin 6,435 km. sahili var; ama soğuk akıntılar nedeniyle, deniz turizmi için kullanılamıyor kıyılar. - Şili, öyle tutucu bir ülke ki, boşanma, Kilise’nin baskıları nedeniyle, 2004’e kadar yasaktı. İnsanlar, evliliklerini bitirip ayrı yaşıyor olsalar da, yasal olarak evli görünüyorlardı. Türkiye’nin tutucuları, buna da el atar belki. - Şili’nin yerli azınlığı olan Mapucheler, Avrupalılar gelmeden önce İnkalara direnmişler ve sonrasında Avrupalılara da teslim olmamışlar. Tarihleri bir yazıyı ve hatta bir kitabı hakediyor. - Şilililerin % 85’i kentlerde yaşıyor. - Başkent Santiago’nun sömürge yapılarının çoğu, depremlerde yıkılmış. (Bu, iyi mi kötü mü?) - Şili’nin tatilleri: Iquique Deniz Savaşı (Glorias Navales), 21 Mayıs; Ulusal Birlik Günü (Dia de Unidad Nacional), Eylül’ün ilk pazarı; Ulusal Bağımsızlık Günü (Dia de la Independencia Nacional), 18 Eylül; Silahlı Kuvvetler Günü (Dia del Ejercito), 19 Eylül; Columbus Günü (Dia de la Raza), 12 Ekim. Gerisi, (1 Mayıs dışında) dinsel tatil. - Şili’de, Atacama Çölü’nde bulunan nitrat, 19. yüzyıldan başlayarak Şili’yi kalkındırıyor. Nitrat, gübre için kullanılıyor. Daha sonra, nitrattan gelen gelir, yeni kimyasal tabanlı gübreler nedeniyle, dibe vuruyor. - İzlenmesi gereken Şilili sinemacılar: Orlando Lubbert, Andres Wood ve Diego Izquierdo. - Okunması gereken Şilili yazın insanları: Vicente Huidobro, Nicanor Parra, Ariel Dorfman, Jose Donoso, Antonio Skarmeta (Il Postino, Antonio Skarmeta’nın bir romanına dayanıyor), Luis Sepulveda, Marcela Serrano ve Alberto Fuguet. - (İnti İllimani, Quilapayun ve Parra dışında) Dinlenmesi gereken Şili müzikleri: Los Jaivas, Los Prisioneros, La Ley ve La Cueca (Şili geleneksel dansı). - Bir sosyalist olarak seçimle iktidara gelip askeri darbe sonucunda öldürülen devlet başkanı Salvador Allende’nin ülkesi, Şili. Demirel, 1979’da, Ecevit’e şöyle diyor: “Bunların sonu da Allende gibi olacak.” Allende ile Ecevit arasında dağlar kadar fark olması bir yana, bu sözler, Demirel’in ne kadar demokrasiden ve insanlıktan uzak olduğunu bir kez daha gösteriyor. Sonra da gidip darbeleri Demirel’e soruyorlar. Gülsek mi ağlasak mı...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 63 - Rüyalarıma giren bir ülkedir Şili. Vietnam’da, geceleri, Şili sokaklarında yürürdüm sık sık. En sevdiğim birkaç müzik grubundan biri olan İnti İllimani ve Quilapayun, Şilili. Ama en güzel yerli parçalarını, Bolivya’dan almış, İnti İllimani. - Vietnam’da, Şili şaraplarından çok içtim. Hatta Vietnam’daki en ucuz yabancı şaraplardı Şili’den gelenler; çünkü şarabı Şili’den gönderip Vietnam’da şişeliyorlardı. Vietnam ve Şili şaraplarının tadı, doğal geliyor artık bana. Başka bir şarap içince garipsiyorum... Doğanın Yer Değiştirmesi İyi yolculuklar diliyorsunuz. Sağolun. 2 saat sonra yolcuyum. Bu kez, arkamdan, kovayla su dökmeyin; Cem abinin yaptığı gibi, çiçekleri sulayın; hayvanlara birşeyler yedirin ve onlara su içirin, olmaz mı? Doğanın bir parçasıyız. Benim yolculuğum, doğanın kendi içinde yer değiştirmesinden başkaca birşey değildir... Şili’de görüşmek üzere...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 64 (16-17) Arjantin’den Ayrılamazken, Şarap Başkentinde 14 Haziran 2012, Mendoza, Arjantin http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/arjantinden-ayrlamazken-sarap.html Son günceyi yetiştirip, otelden çantaları aldım; Buenos Aires’e geldiğim gibi gittim. Yani metroya binip Retiro Otobüs Terminali’ne geldim. Yeniden uzun yola çıkacağım için heyecanlıydım. Uzun yol için hazırlıklıydım. Pastaneden neredeyse bir tam ekmek büyüklüğündeki Milanesa’yı aldım (20 Peso’ydu); daha önce de, süpermarketten 10-12 tane Latin çöreği almıştım. 2 litrelik su da vardı yanımda. İşte perondayım şimdi. Her olasılığa karşı erkenden geldim, bekliyorum. Şili’ye gideceğim, meraklıyım. Ama doğru yerde mi bekliyorum acaba? Neyse ki, yanda, kalkan otobüsleri sıralayan bir ekran var. Oradan bakıyorum. Beklediğim yerde, çok mu dikkat çekiyorum acaba? 3-5 kişi soru soruyor ayrı ayrı. Biri, otobüsü soruyor; bilmiyorum. Öteki birşey soruyor; ne sorduğunu bile bilmiyorum. Diğeri vb... Bir ablaya ise, İspanyolca olarak “İspanyolca bilmiyorum” diyorum; “ne biliyorsun, Portekizce mi? O zaman gel Portekizce konuşalım.” diyor. Çevre, dilenci dolu. Acaba dilenci midir, anlayamıyorum. Kimseyle fazla konuşmamak için, “bilmiyorum” diyorum; ama ısrarla, soru üstüne soru soruyorlar. Neyse... Lahmacunlu Çörek İşte bindim. Rahat bir ortam. Yarı yatan koltuğa (semi-cama) oturdum. O da ne? Bir yolcu geliyor ve ona da yan koltuğu vermişler. Garip. Garip; çünkü otobüs bomboş neredeyse. Ben de, başka yere oturuyorum. Ah, bak yine kafa lambasını unutmuşum. Neyse ki, bu otobüsün tepe lambaları güçlü. Film açıyorlar. ‘Killer Elite’ adlı vurdulu-kırdılı film bu (bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Killer_Elite ). ‘Öldürmek İçin Doğanlar’ (Nacidos Para Matar) diye çevirmişler İspanyolca’ya (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=4doC1y8uOCc ). Hiç sevmem bu tür filmleri. Zaten ses de gelmiyor. Ses gelmeyen/getirmeyen vurdulu-kırdılı film mi olur... :) Neyse ki, İspanyolca altyazı var. Altyazıları çözmeye çalışırken, kaptırıp gidiveriyorum. Film bitiyor, uyuyakalıyorum. Aslında, filmin anlatısı fena değil. Daha iyisi yapılabilirdi toplumsal bir açıdan. Yine de, işlediği Umman’da savaş izleği, etkileyici. Uyumuşum. Hava, sabah 8:30’da aydınlandı. Bu otobüste ne su ne yemek var. Otobüs, 13 saat mola vermeden gitti. Kahvaltı için çok küçük bir parça bisküvi ve çay verdiler. İyi ki yiyecek-içecek getirmişim. (Benden sonra gelecekler, bunu dikkate alsın elbette.) Kıymalı Latin çörekleriyle kahvaltı yapıyorum. Bunların tadı, tam lahmacun tadı. Lahmacunlu çörek resmen. Şaşırmıyorum artık; çünkü İspanyol Mutfağı, tarihteki Arap egemenliği dolayısıyla, Arap etkileri taşıyor.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 65 Alem Bir Devrimci Arjantin-Şili sınırı yakınındaki Arjantin kenti Mendoza’da duruyor otobüs. 1,5 saat sonra, buradan Santiago-Şili otobüsüne bineceğiz. Görevlilere Şili otobüsünü soruyorum. “İptal” diyorlar! Biz yoldayken, Şili ile Arjantin’i bağlayan tünel, kar ve fırtına nedeniyle kapatılmış. 800 kamyon, tünelin orada park etmiş bekliyormuş. Tünelin ne zaman açılacağını sordum. Belli olmadığını, 1 hafta bile kapalı kalabileceğini söylediler. Şaşırdım. Hiç beklenmedik bir gelişmeydi. Mendoza’da kalacağımı hiç düşünmemiştim; bunun için hiç bir hazırlık yapmamıştım. Terminalde oturdum ve yanımdaki bin sayfalık Güney Amerika Gezi Rehberi’ndeki Mendoza sayfalarını okudum. Haritayı çalıştım; otel bulunabilecek sokakları saptadım. Zaten küçük bir yer olduğunu anladım. Şehir merkezi, Terminal’e, yaya olarak 15 dakikaydı yalnızca. Haritadaki gibiydi herşey. Terminalin çevresini dolaşıp bir durum değerlendirmesi yaptım. Haritada gösterilen yere, herhalde şu karşımdaki Eminönü altgeçit çarşısına benzer altgeçitten gidilecekti. Gezi rehberleri, böyle önemli bilgileri vermiyorlar genelde. Evet, altgeçit, beni haritada gördüğüm yola çıkardı. Alem Caddesi diye bir caddeye girdim. Cadde, Arjantinli devrimci Leandro N. Alem’in (1842-1896) adını taşıyor. Alem, 11 yaşındayken, aslen bakkal olan ve daha sonra siyasetçi ve asker olan babası, siyasal nedenlerle şehir meydanında asılıyor. Oğul, diğer birçokları gibi, ipte sallanan ölüyü saatlerce izliyor. Soyadı nedeniyle baskı görmemek için, ‘Alen’ olan soyadını ‘Alem’ diye yazmaya başlıyor. Alem, 1890’da adil ve özgür bir seçim sistemi talebiyle önderliğini yaptığı ayaklanmada başarılı oluyor. 1896’da ise, önderlik ettiği bir başka ayaklanma, başarısızlıkla sonuçlanınca; kendi canına kıyıyor. Arjantin’de, Atatürk Caddesi’nde Şansım varmış. Hemen Alem’de, yol üstünde bir otel buluyorum: Hotel Center, Alem 547, Mendoza. Tel. (0261) 4237234. E-posta: centerhotel2001@yahoo.com.ar Otel, Mendoza Merkez Hastanesi’nin karşısında. Çevrede, eczaneler var bir sürü; ve bir psikoloji merkezi. Otel görevlisi, yardımsever. Odalarda bağlantı var. Kredi kartı kabul ediliyor. Gecesi, 120 Peso (27 Dolar). Hemen odaya geçiyorum. Azıcık dinleniyorum ve durumdan eşi-dostu haberdar ediyorum. Onlar beni Şili’de sanırken, Arjantin’deyim hâlâ. Temizlikçi ablayla konuşuyoruz. “Kar var, Şili’ye gidemiyorum” diyorum. Neyle gideceğimi soruyor. Kamyonla mı dolmuşla mı gidecek mişim. “Otobüs” deyince biraz şaşırıyor. O anda, Latin Amerika yoksullarının (Türkiye’de mevsimlik işçiler örneğinde ve 70’lerin Türk filmlerinde olduğu gibi) şehirlerarası yolculukları kamyon arkasında yaptıklarını anımsıyorum. Buralara gelmeden önce bir yerlerde okumuştum. Dışarıya çıkıyorum. Rastgele dalıyorum sokaklara; nasılsa, şehir merkezi yakınmış. Haritaya bakıyorum sonra. Şu sokaklara dalmışım: Salta, Garibaldi, Lavalle, Buenos Aires, Entre Rios, Montevideo, San Martin Caddesi vb. Arjantin kentlerinin Atatürk Caddesi, San Martin Caddesi. Her kentin merkezinde San Martin Caddesi var kanımca ve San Martin Parkı ve San Martin Meydanı. Daha önce yazdığım gibi, San Martin, Güney Amerika’nın bağımsızlık önderi. Venezuela’da Simon Bolivar ne ise, Arjantin’de de San Martin, o.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 66 Bağımlılık Meydanı Önce San Martin Meydanı’nı, sonra Bağımsızlık Meydanı’nı buluyorum. Çok sakin bir kent, Mendoza. Buenos Aires’ten sonra ilaç gibi geliyor. Havası, kış değil güz esintili. Heryerde sararmış ya da dökülmüş yapraklar. Şehrin merkezinde ağacı olmayan cadde yok. Kentte 22 türden toplam 100 bin sokak ağacı olduğu söyleniyor. Bağımsızlık Meydanı’nın çevresinde dolaşıyorum. Tiyatro yapısını görüyorum; bir bale gösterisi var bu gece. İspanyolca’daki ‘bağımsızlık’ sözcüğünün (independencia) ilk hecesini kaldırmış hınzır gençler; tabeladaki anlam, ‘Bağımlılık Meydanı’ olmuş. :) Çöpçülerin bildiğimiz süpürge yerine palmiye dallarını kullanmaları, dikkatimi çekiyor. Meydanın ortasında bir müze olduğunu görüyorum. Bu, Modern Sanatlar Belediye Müzesi (Museo Municipal de Arte Moderno, bkz. http://www.liveargentina.com/Argentina/Mendoza/Lugares/MendozaMmuseomunideArteModer no.htm ). Müze, bugün kapalıymış. Ancak, burada, önemli bir bilgiye ulaşıyorum. Mendoza Belediyesi, sanat konusunda çok etkin. Pazara Yetişir miyiz? Belediyenin kültür ajandasını gözden geçiriyorum (bkz. http://www.ciudaddemendoza.gov.ar/cultura ). Neler var neler... Resim sergileri, rak ağırlıklı olmak üzere konserler, dans gösterileri, sanatçılardan seminerler ve konferanslar, tiyatrolar, filmler vb. Halka yönelik birçok sanat kursu olduğunu görüyorum: Flamenko, folklor, salsa, Karayip dansları, Afrika dansları, İspanyol dansları, modern dans, klasik dans, çocuklar için dans, tiyatro, çizim, fotoğraf, plastik sanatlar, şan, gitar, vurmalılar, üflemeliler, Photoshop, tekstil sanatları, kağıt katlama sanatı, Fransız sanatları, seramik, yerli sanatları, yazarlık, psikanaliz, karate, yoga, pilates! Başım dönüyor. Bu kadar etkinliği yapan belediyeyi kutlamak gerekiyor. Mendoza, sanat ve sanatçı dostu bir kent. Belediyenin sinema salonunda gösterilen filmler de güzel. İki film, özellikle dikkatimi çekiyor: ‘Kapital’in 1. Cildi’ (Tomo I del Capital) ve Koyaanisqatsi (bkz. http://www.koyaanisqatsi.org ). Yine aynı ajandadan, Mendoza’daki elişi pazarlarıyla ve sanat şenlikleriyle ilgili bilgi alıyorum. Alem Caddesi’nde eski para ve koleksiyon pazarı varmış örneğin. Bu tür pazarlar, genelde, ya haftasonu ya pazar günü ya da cuma-cumartesi-pazar günleri toplanır Latin Amerika’da. Bugünse perşembe. Bugün, Bağımsızlık Meydanı’nda sanat pazarı varmış. Günceyi hızla bitirip gece otobüsüne binmeden bu pazara yetişebilirsem fena olmaz... Kızılyıldız Belediyeye gidiyorum. Belediye, 9 Temmuz Caddesi’nde No 500’de. Yol üstünde, Kongre Üniversitesi (Universidad de Congreso, http://www.ucongreso.edu.ar/ ) var. Sanat etkinlikleri de aynı yapıda. Biraz oturuyorum sanat merkezinde. Akşam, dans gösterisi olacakmış. Tuvalete giriyorum, alaturka. Bu, ilginç geliyor işte. Ama yine şaşırmıyorum; çünkü bu, daha önce andığım Arap etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Oradan çıkıp Bağımsızlık Meydanı’na dönüyorum. Sağa sola bakınıyorum. Bir direkte asılı duran duyuruya gidiyor gözüm. Lise öğrencilerinin oluşturduğu Kızılyıldız hareketi, Che’yi anmak için bir etkinlik düzenliyormuş.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 67 Göçmenler Adası’nda Sarmiento Caddesi, Bağımsızlık Meydanı’nı dik kesiyor. Bir bölümü, motorlu taşıtlara kapalı. Ben şu an oradayım işte. Bir kahveye oturmuş, saatlerdir bilgisayar işleriyle uğraşıyorum. Çevremdekiler yiyor, içiyor ve gidiyor. Ben, bugün buranın demirbaşıyım. Bu Sarmiento Caddesi’nden terminalin ters yönüne doğru gidince, caddenin adı değişiyor; Civit Caddesi oluyor. İşte burada, San Martin Parkı adıyla harika bir yeşil alan ve göl var (bkz. http://www.parques.mendoza.gov.ar/ ). Yüz yıllık bir park bu. Gölün çevresinde dolaşıyor, Göçmenler Adası (Isla de los Inmigrantes) adındaki kümküçük göl adasında soluklanıyorum (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=LnGkcq2MjO8). Ukuleleye benzer küçük bir gitar çalıyor bir genç, az ileride. Eşlik ediyor şarkıya iki arkadaşı. Sonra bisikletli bir çift geliyor; geçerken, selam veriyorlar bana. Burada soluklanıyorum biraz. Adadan çıkarken, orta yaşlı bir çift geliyor; onlar da geçerken selam veriyor. Buenos Aires gibi, insanın kalabalıklar içinde kaybolduğu bir ortamdan buraya gelince, harika oluyor. Sanki yıllardır buralarda yaşıyormuşum gibi benimsiyor beni Mendozalılar. Dört dağ içindeki Mendoza’nın havası da oksijen dolu. Arjantin’de yaşamak icap ederse, burada yaşamalı. Küçük bir yer; 1 haftadan sonra sıkar. Ama büyük kentlerdeki dertlerden uzaklaşmak için birebir. Halk Pazarı’nda Oradan ayrılıp Bağımsızlık Meydanı’na dönüyorum. Havası gibi, kızları da güzel Mendoza’nın. Hatta, Buenos Aires’tekilerden ve Curitiba’dakilerden daha güzeller. (Gerçi, havanın sıcakladığı yerlerde kızlar da daha çekici görünüyor olabilir. Bilemiyorum, bu konunun uzmanı değilim.:)) Parktan aldığım sonbahar havası da etkili olmuş olabilir.:) Çok az evsiz var Mendoza’da, dilenci ise hiç görmüyorum. Şimdi sıra, sömürge kentlerinin klasiği olan pazar yapısını bulmakta. Merkez pazar (Mercado Central), Bağımsızlık Meydanı yakınında, İspanya Caddesi’nde (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=iHo5cgzXMlA ). Burada, ücretsiz bağlantı var; eşle-dostla haberleşiyorum. Pizzacılar, etçiler, sosisçiler, göze çarpıyor. Ucuz bira var burada. Bir tarafta, balık ve deniz ürünleri; bir tarafta, et ve peynir çeşitleri; öteki tarafta çerez türü yiyecekler ve unlular satılıyor. Renkli bir pazar. Bu, alışveriş merkezlerinin tersine, bir halk pazarı. Gerçek Mendoza’nın görülebileceği bir yer. Burada, iki dilim pizza ve bir deniz ürünlü Latin çöreği yiyorum, bira içiyorum. Köpeköldüren türünden bir Mendoza şarabı alıyorum; bakıyorum ki çerezler çok pahalı, Mendoza’nın yeşil zeytininden alıyorum. Günlük suyu da almışız; odaya dönme zamanı. Mendoza’da süpermarket olmaması, dikkatimi çekiyor. Bakkal var; ama süpermarket yok. Sanırım, bu, küçük bir ekonomi olmasından ileri geliyor. Hedef, Kuzey Arjantin Torbaları bırakıp otobüs terminaline gidiyorum yeniden. Şili-Arjantin sınırındaki kar kalkmış olabilir mi acaba? Hayır kalkmamış. Ne zaman kalkarmış? 1 hafta bile olabilirmiş. Karman
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 68 çorman oluyorum. Şili’ye gidemiyorum bu durumda. Mendoza’da uzun kalmanın da bir anlamı yok. Ne yapmalı? Şili uçaklarına bakıyorum, çok pahalı. Uçakla doğrudan Bolivya’ya ya da Venezuela’ya mı gitsem? Durumu eşle-dostla paylaşıyorum. Buenos Aires’te yaşayan ve ne yazık ki görüşemediğim Darüşşafakalı bir kardeş, otobüsle Kuzey Arjantin’e gitmemi öneriyor. Bölge bilgisi, sağlam; gezi deneyimi de var. Bakıyorum haritaya; araştırıyorum söylediği kenti (Salta). Aklıma yatıyor. Tamamdır, yarın gece Salta’ya gideceğim. Sağolsun, iyi fikir verdi. Köpeköldürenin etkisinden olacak, gerisini anımsamıyorum.:) Sızmışım. Köpeksızdıran... Çanta kaybolmuş, tekerlekli bavulun tekeri kırılmış, otobüs kaçmış, çanta bir türlü toplanamıyor, şort üstüne mayo giyip dışarı çıkmışız ve dışarısı, kış. Olanları anımsayamıyorum; olanları anımsayamadığımdan, olacakları da planlayamıyorum. Oh be, rüyaymış... İnsanın belleği, bu kadar önemli işte... Türk Yine Yapmış Yapacağını Daha önce yazdığım gibi, Arjantin’de, otelden sabah onda çıkmak gerekiyor. Ben de ona beş kala çıkıyorum odadan. Herşey hazır. Dün gözümden kaçan bir ayrıntıyı görüyorum: Otelde kahvaltı var ona kadar; ve kahvaltı, oda ücretinin içinde. Kılpayı yetişiyorum. Temizlikçi abla, önüme, reçel, tereyağı, şekerli mi şekerli bir ay çöreği ve bir de sade poğaça koyuyor. Yanına mate çayı söylüyorum. Sallama mate geliyor; birşeye benzemiyor. Diğer gezginlerin söylediğinin tersine, Arjantin’de, bir türlü doğru düzgün bir mate içemiyorum. Kahvelerdeki menülerde, mate çayı yok. Brezilya’da daha yaygındı mate; menülerde baş köşedeydi. Mendoza’nın yerel gazetesine göz gezdiriyorum kahvaltı yaparken. “Türk, bunu yapmaya devam edecek” gibi bir manşet görüyorum. Ayrıntıları okuyunca, Arjantin Arabı olan teknik direktör için, ‘Türk’ dendiğini görüyorum; şaşırmıyorum. Zaten tangocu dayı söylemişti; Arjantin’de Türklere de, Araplara da, Ermenilere de ‘Türk’ dendiğini... Çantaları otele bırakıyorum ve odanın ücretini ödüyorum. And Dağları’nın Dumanı Aman Aman Çıkıyorum. Salta bileti alacağım bu gece için. Genelağa baktım; en iyi şirketin, Andesmar olduğunu söylüyorlar. Ben de gidip ona dalıyorum. Güzel mi güzel han’fendi, bileti hızla hazırlıyor; kredi kartımdan, gerekli parayı çekiyor. 480 Peso (107 Dolar) tutan biletle, 18 saatlik bir gece otobüsüne atlayacak; Mendoza’dan 20:30’da ayrılıp 14:50’de Salta’da olacağım. “Belki daha önce kullanamadığım Şili biletinin parasını geri alabilirim” diye düşünerek, diğer şirketin ofisine giriyorum. Bir o ofise bir bu ofise gönderildikten sonra (“o ofis değil şu ofis”; “bugün git yarın gel”), artık ümidimi kesmişken; amcaya, “bey’fendi, kusura bakmayın, size iş çıkarmak değil amacım, kar yüzünden Şili’ye gidemedim, biletin parasını almak istiyorum, benim için bir telefon edip soramaz mısınız” diyorum. Birden yumuşuyor. İki kere, “boşver, sağlık olsun” diyerek tam çıkacağım; “bekle” diyor “halledeceğim”. O arada bir haber geliyor: Şili-Arjantin sınırındaki kar kaldırılmış! Bir sürü yolcu, Şili’ye gidiyor.:( Bana da, “neden Şili’ye gitmiyorsun, kar kalktı işte”diyorlar. Ben de, ““kar, 1 hafta kalkmaz” dediler, onun için Kuzey
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 69 Arjantin bileti aldım” diyorum. Sonunda, telefon konuşması dolayısıyla ikna oluyor ve parayı geri ödüyor. Sağolsun. Bu kentte iyi insanlar var. Böyle iş mi olur ya?! “1 hafta kapalı kalır” dedikleri sınırdan karı kaldırmışlar iki günde; ama başka bilet aldım artık, gidemiyorum. Gerçi, belki böylesi daha iyi. Şimdi Kuzey Arjantin’de güzel havaların tadını çıkarmak varken, kış-kıyamet Şili’ye kim gider... Kuzey Arjantin’den Kuzey Şili’ye, oradan Güney Bolivya’ya geçeceğim. Dünyanın en yüksek başkenti olan La Paz’a (Bolivya’nın başkenti) gitmezsem, bundan sonra kış yok bana... Hatta kışlıkları atsam mı artık... Çantamın bu kadar ağır olması, kışlıklardan ileri geliyor... Ne yapayım ne yapayım, And Dağları’nın karıyla ilgili türkü mü yakayım... Şarap Başkentinden Ayrılırken Sarmiento’ya geldim. Kahveye oturdum (Il Dolce Cafe). Günceyi yazıyorum. 20:30 otobüsünü bekliyorum; bir yandan da işlerimi hallediyorum. Buenos Aires’te yaşayan Ermeni şair Ana Arzoumanian’la görüşemedik. Özür diliyor. Çok yoğunmuş. Çok iyi olurdu, onunla görüşmek... İşte şimdi Mendoza’dan ayrılmadan, bu şirin kentle ilgili ek okumalar yapıyorum. Şu noktaları defterime not alıyorum: - Arjantin’in şarap başkenti olarak anılan Mendoza, Doğu Andlar’da bulunuyor. Yani farkında olmasam da, And Dağları’ndayım şu an. - Kent, gezginlerin uğrak noktası; çünkü Güney Amerika’nın en yüksek doruğuna (Aconcagua) buradan gidiliyor. - Mendoza’nın temel geçim kaynakları, şarap ve zeytinyağı. - Mendoza’nın çevresi, Latin Amerika’nın en geniş şarap üretimi bölgesi. - Buraya sırf şarap tatmak için gelenler oluyor yurtdışından. - 1561 doğumlu kent, adını, Şili sömürge valisi Mendoza’dan alıyor. - Kent sokaklarında görülen küçük kanallar, yerlilerden miras. - Gelişmiş bir sulama sistemine sahip olan yerliler sayesinde, tarımdan yüksek verim alınmış ve kent, büyük bir nüfusu besleyebilmiş. (Asya tipi üretim tarzı tartışmalarına benzer bir durum.) - Bağımsızlık önderi San Martin’in Ordusu, Mendoza’da kuruluyor. Bu nedenle, Mendoza’nın Güney Amerika’nın bağımsızlık kavgasındaki yeri, büyük. Burada durmam gerekiyor. Otobüse az zaman kaldı. Salta’da görüşmek üzere...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 70 (18) Mendoza’dan Salta’ya ve Salta’da İlk Gün 16 Haziran 2012, Salta, Arjantin http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar/2012/06/mendozadan-saltaya-ve-saltada-ilk- gun.html Önceki günceyi yazdıktan sonra, otelin yakınındaki bir sosisçide karnımı doyurdum; otelden çantaları alıp terminale yürüdüm. Andesmar Otobüsü’ne bindim (http://www.andesmar.com ). Bindikten bir süre sonra, akşam yemeği verdiler otobüste: Yumurtalı et, ekmek, jambonlu börek, peynirli çörek ve tatlı. Ondan sonra bir film gösterildi: This Means War (İspanyolca adı: Esto Es Guerra; bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/This_Means_War_(film) ). 2012 yapımı olan bu Holivud filminde, iki ajan arkadaşın aynı kıza aşık olmaları gibi sıradan bir konu işleniyor. Şarap ve Dinozor Fosilleri Otobüs, yolcu almak için San Juan’da duruyor. Mendoza’nınki kadar olmasa da, San Juan’ın şarabı da ünlü. Sömürgeci dönemde sönük bir yeri olan 1562 doğumlu kent, bağımsız Arjantin’in krallık yerine cumhuriyet olmasında etkili olmuş Rahip Justo Santa María de Oro’nun (1772- 1836) memleketi. Cumhuriyetçi rahibin yeğeni, daha sonra, Arjantin’in 7. devlet başkanı oluyor (Domingo Faustino Sarmiento, 1811-1888). Deprem kuşağında olan kent, 1944’te harabeye döndükten sonra yeniden kuruluyor. San Juan’da da 25 Mayıs ve 9 Temmuz Caddeleri var. Kentin temel çekim noktaları, şarabı ve dinozor fosilleri. Uyku için ışıklar söndürülmeden önce yastık dağıttı otobüs. Bu coğrafyada şimdiye kadar bindiğim hiç bir otobüste yapılmamıştı bu. Görevli, mikrofonla açıklama yaptı; kaza vb. gibi acil bir durumda ne yapmamız gerektiğini anlattı. Profesyonel bir şirket, Andesmar. Bundan sonra geleceklere öneririm. Kapitalistleştiremediklerimizden misiniz? Sabah oluyor. Hava, yine 08:30’da açıyor. Çok geç. Turunç ağaçlı şirin bir kentten geçiyoruz. Otobüs, gece boyunca, yolcu almak için La Rioja ve Catamarca kentlerinde durmuş olmalı. 1591 doğumlu La Rioja’nın ekonomisi, şaraba ve büyükbaş hayvancılığa dayanıyor. Ayrıca, son yıllarda, ilaç kesiminin merkezi durumunda. La Rioja’daki Talampaya Ulusal Parkı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde (bkz. http://www.talampaya.gov.ar/ ). Burada, doğal güzellikler, yerli halklardan kalıntılar ve dinozor fosilleri var. Catamarca’da ise, şarap üretimi yanında, pamuk ve madencilik de, önemli bir yere sahip. Yol boyunca gördüğümüz tüm kentlerin ekonomilerinde, ağırlığın, tarım olması, dikkat çekici. Belli ki, Arjantin, kapitalist döngülere tümüyle girmiş değil henüz.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 71 Tucuman’a gidiyoruz şimdi. 1565 doğumlu San Miguel de Tucumán, Buenos Aires, Cordoba, Rosario ve Mendoza’dan sonra Arjantin’in beşinci büyük kenti. ‘Cumhuriyetin bahçesi’ olarak anılan kentin şekerkamışı, pirinci, tütünü ve meyveleri ünlü. Demokrasi yanlısı şarkılarıyla tanınan değerli sanatçı Mercedes Sosa (1939-2009), Tucumanlı. Yolda, otobüs görevlisi, bingo kağıdı ve plastik bir çay kaşığı dağıtıyor. Numaraları okuyor; kağıtta olan numaraları kaşıkla deliyoruz. Tüm numaraları bir teyze tamamlıyor ve ödül olan şarabı kapıyor. Yanımdaki Kızın Okuduğu Kitap Sabah, bir boks filmi gösteriyorlar. Tucuman’da binen genç kızlar, sanki gerçek bir boks maçıymış gibi heyecanla izliyorlar. Görüntüleri, hoş değil. Mendoza kızlarını aratıyorlar. Mendoza kızlarının güzelliği, anne-babalarının bolca Mendoza şarabı içmesinden kaynaklanıyor olabilir mi? Şimdi otobüste öğlen yemeği veriliyor. Yemek, bir sandviç, iki kurabiye ve tarttan oluşuyor. İçecek olarak, dün gece olduğu gibi sade gazoz veriyorlar. Ben bununla yetinmeyip Mendoza’dan aldığım Latin çöreklerini de götürüyorum. Yeni bir film koyuyorlar. Bu, 2012 yapımı ‘The Grey’ (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/The_grey ). Uçak, buzul bir bölgede düşüyor ve sağ kalanlar, azgın kurtlara karşı hayatta kalma mücadelesini bir bir kaybediyor. Beni etkiledi bu film. Herbirini kurtlar yedikçe, üzüldüm. Bu arada, Tucuman’da binip yanıma oturan kızın okuduğu kitabı merak ettim. Çaktırmadan baktım. Kitabın adı, ‘Seksle İlgili Gerçekler’di. :) Bir yandan da, cep telefonuna gelenlere bakıyordu. Burada benim yerime, ısrarla, “hep yemekleri yazıyorsun; kızları da yazsana” diyen arkadaşım oturuyor olsaydı, neler yapardı? Bunu düşünerek, gülmemek için zor tuttum kendimi. Sonra, “nasıl oranın bitkileri, hayvanları?” sorusu için, “çok çeşit memeli var” deyişime; “mecaz mı yaptın?” sorusu için ise, “hiç düşünmemiştim; ama iki anlamda da doğru” diye yanıt verişime, o Hababam Sınıfı’ndaki Şaban esprisi tadında güldüm. Salta Eyaleti’nin bir parçası olan Rosario de la Frontera’ya geldik. Burası, tabelaya göre, Salta’ya (merkeze) 174 kilometre uzaklıkta. Girişteki bir tabeladaki “Rosario de la Frontera’ya gelin, sürprizlerimiz var” yazısıyla turist çekmeye çalışıyorlar! :) Sonra, yolcuların inmesi için, Metan’da durduk. İndiler, devam ettik. Bu Ege kasabası havası veren kent girişi, Salta’nınki... Salta’ya vardık işte... Teleferiğin Altında Terminalde çevreye bakınıyorum. Önceden hazırlanmışım. San Martin Parkı’nı bulacağım; ve parkı geçince, şehir merkezinde olacağım. Ağaçların olduğu yere doğru çıkmayı tasarlıyorum. Salta, beklediğimden de kolay. Zaten terminalin arkası, dağ. Gidecek tek bir yön var. Çıkışta, sağda, teleferiği görüyorum. O yönde, iki otel tabelası çarpıyor gözüme. İlki, pahalı. Teleferiğin tam altındaki hoş görünümlü ikincisi ise, ‘180 Peso’ diyor. Buenos Aires’in göbeğinde, 160 verdiğimi anımsayarak, ayrılıyorum oradan. Şehir merkezine gitmek için, San Martin Parkı’na giriyorum (bkz. http://www.parquesanmartin.todowebsalta.com.ar/ ). Parktaki göl, çok hoş.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 72 Kentin göbeğinde böyle bir sulak alan görünce, merkezi göl olan Vietnam başkenti Hanoi’u anımsıyorum. Çantalar, ağır; hızlı hareket edemiyorum. Bir yandan, otel bakıyorum; bir yandan, sağı solu gözlemliyorum. Parkta, çocukların binmesi için midilli ve lama var. Terkileriyle, dizginleriyle, süslü püslüler... İncik-boncuk tezgahları açılmış, parkta. Lobutlarla prova yapan gençler var bir de. Parkı geçip San Martin Caddesi’ne devam ediyorum. Parkın karşısında bir otel var; ama yalnızca 4 kişilik oda boşmuş. (Var mı bu odayı tutabilmek için gelebilecek 3 kişi? Ama çok geç artık.) Parkı geçtikten sonra ortada otel göremediğimden, teleferiğin altındaki otele geri dönüyorum. Bu otelin üstünlüğü, Salta’dan ayrılmak için terminale yürüyerek gidebilmek olacak. Çantam ağır olmasa pek umursamazdım bunu; ama şimdi durum, farklı. Dövizciyle Sarılabilirsin Bile! Yaz havası var Salta’da. Montumu terminalde çıkartıp bavula koyuyorum. Daha sonra kışlık gömleği de çıkarıyorum, kısa kolluyum artık. Otel görevlisi, çok yardımsever. Otelin bastırdığı ücretsiz bir harita var, çok işime yarıyor. Hemen odaya geçiyorum. Otelin avlusunda havuz var. Havuzbaşı sefası için masalar konmuş. Arkası, dağ. Kuş sesleri ve orman havasıyla, yol yorgunluğunu unutuyorum. Buradan, Kuzey Şili’nin kumsallarıyla ünlü kenti İquique’ye (‘2K’ olarak okunuyor) gideceğim. Onun için, çantaları odaya bıraktıktan sonra, yeniden terminale yürüyorum ve İquique otobüslerini soruyorum. Benden sonra gelecekler için ayrıntı: Salta’dan İquique’ye giden 3 şirket var: Andesmar (yalnızca cuma günü gidiyor), Pullman (değişik günlerde gidiyor, örneğin pazarları) ve Geminis (az bilinen bu şirketin bileti daha ucuzdu; ama uzun yol olduğu için güvenemedim). Pazar sabahı için Pullman’dan bilet aldım. Pazar, sabah 07:00’de Salta’dan çıkacağız; 23:30’da Şili’nin Calama kentinde olacağız; Calama’dan İquique’ye sabah 06:00’da varacağız. Sabah 7 dışında başka bir saat seçeneği yok. Tüm şirketler, Salta’dan bu saatte çıkıyor, İquique için. Pazar günü yolda olmak, kötü; çünkü daha önce yazdığım gibi, Latin kentlerinin en güzel günüdür pazar; pazarların kurulduğu, kutlamaların yapıldığı gündür. Karayoluyla geçişlerde, sınırda vergi ödenmiyor; ama Arjantin’den uçakla ayrılırsanız, 25-30 Dolar çıkış vergisi var. Bilet, toplam 400 Peso idi (90 Dolar). Ancak, kredi kartı kabul etmiyorlar. “Yarın para bozdururum; bu saatte, döviz büroları ya da bankalar açık olmaz” diye düşündüm. Neyse ki, 9 Temmuz Meydanı’ndaki döviz bürosu, 20:00’ye kadar açık oluyor. Dolar bozdurdum, terminale dönüp bileti aldım. Döviz bürosuyla ilgili ayrıntı vereyim biraz: Sao Paulo’da ve Buenos Aires’te, döviz büroları, kapalı görüş kabini gibiydi. Altta paranın girip çıkacabileceği küçük bir boşluk dışında, önünüzde çepeçevre cam ya da plastik bir bölme oluyor. Bu, bu iki kentteki suç oranıyla ilgili bir gösterge olarak değerlendirilebilir. Salta’daki döviz bürosunda ise, bölme bulunmuyor. Dövizciyle sarılabilirsin bile. Demek ki, Salta’da suç oranı düşük. Turunç Ağaçları, Suriye-Lübnan
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 73 Çamaşırhane arıyorum merkezde. Sonunda buluyorum. 19:00’da verdiğim çamaşırları 21:00’de geri veriyor. Kiloyla değil, torbaya göre ödeme yapılıyor. 5-6 kiloya toplam 40 Peso (9 Dolar) aldı (Lava Salta Lavenderia, Alvarado, 483, Tel. (0387) 421 80 05). Cordoba ve Buenos Aires Caddeleri’ne giriyorum. Buralardan 9 Temmuz Meydanı’na çıkıyorum (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=8ebyH4Ha7ow ). Meydandaki heykel, Güney Amerika’nın bağımsızlık kavgasının önderlerinden olan ve 1824-1827 arasında Salta valiliği görevini yürütmüş Arjantinli ve Bolivyalı komutan Juan Antonio Álvarez de Arenales’e (1770-1831) ait. Şehrin merkezi sayılan meydanın yapıları çok hoş. Turunç ağaçları, Mersin’i andırıyor. San Martin Caddesi’ndeki Suriye-Lübnan yapısı, dikkat çekiyor. Çok Bilimsel Bir Polis Buenos Aires’in ve Mendoza’nın tersine, Salta’da birçok yerli yüz görüyorum. Daha sonra, Salta’nın en yerli-yoğun Arjantin kenti olduğunu öğreniyorum. Bebekleri koka kolayla yatıştırmaya çalışmalarına şaşırıyorum. Parkın karşısında, Pablo Neruda Anaokulu’nu görüyorum; isim, hoşuma gidiyor; tüm diplomaları yakıp bu anaokuluna kaydolasım geliyor. Parktaki gölün yanında pazar var. Görülmeye değer. Burada, Bolivya bereleri, patikleri ve hırkaları satılıyor. Salta’da bira zor bulunuyor. Kentin girişinde ‘Salta’ adlı biranın reklamı vardı; meğer alkolsüzmüş. Mendoza’da her bakkalda şarap ve bira bulunabilecekken, burada alkol satan bakkallar, azınlıkta. Şarapçı ve bira satan az sayıdaki bakkaldan biri, Cordoba’da. Bu bakkalda 1 litre bira, 13 Peso (3 Dolar). Bu parayla, Mendoza’da köpeköldüren alınabiliyordu. Çok tutucu bir yer galiba. Mendoza daha iyiydi. Daha önceki gezginlerin mate çayının yaygınlığıyla ilgili gözlemi doğrulanıyor: Parktaki büfede ‘mate’ yazısını görüp mate istiyorum; “yalnızca sıcak su satıyoruz” diyorlar. Park yakınındaki karakolu görüyorum. Adı, şu: Bilimsel Polis Ofisi ve Suçbilim Ofisi. :) Azgınlara Tüyo Parkta bir milanesa yiyorum (15 Peso, 3.5 Dolar). Akşam üzeri ise, en ucuz sosisçiden sosis yiyorum. Sıra olmuş 10 kişi, ucuz yemek için. Çoğunluğu, yerli. Buenos Aires’te olan türden ucuz barbekü (asado) büfesi bulamıyorum. Belki yarın bulurum. Odaya dönüyorum oradan. Havanın kararmasıyla birlikte soğuk bastırıyor; yazdan eser kalmıyor. Bir kış soğuğu değil bu; ama yaz olmadığı da kesin... Gece için iki battaniye gerekiyor. Buenos Aires’ten aldığım hazır çorbaları deniyorum. Zapallo çorbasını deniyorum ilk kez. Bu sebze, Türkçe’de helvacı kabağı olarak geçiyor (bkz. http://es.wikipedia.org/wiki/Cucurbita_maxima). Bir de Asya’dan alışık olduğum kuşkonmaz çorbası. İkisini de birşeye benzetemiyorum. Otelde herşey iyi güzel de, bilgisayarı koyabileceğim masa yok. E tabi, herkes buraya dinlenmeye geliyor; benim gibi, kitap yazmaya gelmiyor. Bunun için lobide oturmamı öneriyor görevli. Lobideki yemek masalarında, geç saatlere kadar bilgisayar işleriyle ilgileniyorum. Brezilya’dan aldığım mate çayından içiyorum bol bol.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 74 Benden sonra buraya gelecek azgın kadınlar/erkekler! Son söz, size: Buranın yakışıklılarıyla/güzelleriyle tanışmanın en iyi yolu, San Martin Caddesi üstündeki ve çevresindeki dans merkezlerine kaydolmak... Bu tüyoyu da verdim ya, benden de bu kadar...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 75 (19) Salta’dan Son İzlenimler 16 Haziran 2012, Salta, Arjantin http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/saltadan-son-izlenimler.html Soğuk bir sabahtı. Kalkıyorum, bilgisayar işleriyle uğraşıyorum. Otelde 07:00 ile 10:00 arasında kahvaltı oluyor. 09:00’da kahvaltı için odadan çıkıyorum. Kahvaltı, Mendoza’da olduğu gibi aşırı şekerli bir ayçöreği, tost ekmekleri, bir çeşit bisküvi, çay, kahve, meyve suyu ve meyvelerden oluşuyor. Bir yandan, Salta’nın yerel gazetesi olan El Tribuno’ya (http://www.eltribuno.info/salta/ ) göz gezdiriyorum. Paraguay’da bir çiftliği işgal eden topraksız köylülerin 18’inin öldürüldüğünü okuyorum. Salta, sınıra yakın olduğundan olacak, “kaçak mal taşıyan kamyon yakalandı” türünden bir haberle karşılaşıyorum ve bir de bir uyuşturucu operasyonu haberiyle. Mısır Yaprağına Sarılı Yemek Odaya dönüp bilgisayarla uğraşıyorum. Yapılacak çok iş var. Öğleden sonra çıkıyorum. Dün milanesa yediğim yerde patynesa yiyorum bu kez (15 Peso). Bu da, milanesaya benzer bir sandviç. Arjantin sandviççilerinin sosları dikkatimi çekiyor. Bunlara, ‘aderezo’ deniyor. Ketçup ve mayonez yanında, zeytin, zeytinyağı, peynir sosu vb. seçenekler var. Oradan Florida’ya dalıyorum. Pazarın yanında sokak pizzacısı var; boş masa yok. Bir masa boşalıyor, hemen bir başkası oturuyor. Pizzayı nasıl yaptıklarına bakıyorum. Büyük boy pizza genişliğinde tavaları var. Domates soslu pizza hamurunu hazır alıyorlar. Üstüne iki boy kaşar kesip fırına veriyorlar. Çok lezzetli olmasa da idare eder. Bu pizza, 18 Peso. Buenos Aires’te, Ugi’s Pizza’da, 20 Peso’ya harika bir büyük pizza yenebiliyordu. Yani o kadar iyi olmayan bu pizzaya, 18 Peso, fazla. Bu pizzacı, bir de, Bolivya’ya ve çevresine özgü olan mısır yemeği tamaleden satıyor. Tamale, mısır yaprakları içinde pişirilen mısır unu ve etten ya da peynirden oluşuyor (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Tamale ). Pizzayı alıp San Martin Parkı’na oturuyorum. Parkta pizza yiyorum. Kimse karışmıyor. Bunu Buenos Aires’te yapmak olanaksızdı; birileri yanaşırdı hemen. Bir Şiir Militanı Buenos Aires’te ‘Yagmour’ adlı giysi dükkanını görmüştüm. Burada da görüyorum. Türk şirketi olup olmadığını merak ediyorum (Ermeni şirketi de olabilir; çünkü birçok Ermeni, Türk adları taşıyor). Sokaklarda, ballı patlamış mısır ve elma şekeri satıldığını görüyorum. Florida ve Juan B. Alberdi, peatonal yani motorlu araçlara kapalı sokaklar. Bu iki sokak, Saltalıları gözlemlemek için birebir. Florida’dan geçerken, yolda bir süpermarket görüyorum. Bu, Vea (bkz. http://www.supermercadosvea.com.ar/ ).Tarihsel yapıların yanında hiç yakışmıyor. Sosyalist Parti bürosu da o taraflarda. Partinin simgesi, yumruk içindeki bir el (bkz.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 76 http://www.partidosocialista.com.ar ). Kendini sosyalist demokrat olarak tanımlayan parti, 2011 Genel Seçimleri’nden % 16.8 oyla ikinci büyük parti olarak çıkmış. Salta Güzel Sanatlar Müzesi’ne dalıyorum (Casa de Arias Rengel, Museo de Bellas Artes, bkz. http://www.culturasalta.gov.ar/content/view/74/178/ ). Burada, kuşlarla ilgili dönüştürülmüş malzemelerden yapılma heykelleri ve resimleri inceliyorum. Bu, Isbelio Godoy’un sergisi (bkz. http://www.culturasalta.gov.ar/content/view/10618/320/ ). Üst katta ise, ufak çaplı bir Afrika sanatı sergisi var. Kapıdaki iki görevli, çok yardımsever. Bana Salta’daki sanat etkinlikleriyle ilgili bilgi veriyorlar. Böylece, fotoğrafçı Valeria Garcia Yannoni’nin çalışmalarından haberdar oluyorum (bkz. http://www.valeriayannoni-foto.blogspot.com/ ). Güzel Sanat Müzesi Dostları Derneği’nin çalışmaları var (bkz. http://www.culturasalta.gov.ar/content/view/7294/555/ ). Salta Ulusal Üniversitesi’nin düzenlediği çeşitli sanat etkinlikleri var (Universidad Nacional de Salta, bkz. http://www.unsa.edu.ar ). Salta’nın birkaç sayfalık sanat dergisi Arte Nautas, Saltalı sanatçılara ulaşmak için iyi bir kanal (http://periodicoartenautas.com.ar/arteblog/ ). Dergide, sinema, tiyatro, müzik, dans ve plastik sanatlar etkinliklerini kapsayan sanat ajandası da var. Bir “şiir/sanat militanı olarak” şair Jesus Ramon Vera tanıtılmış (bkz. http://laverdadnoa.com.ar/?p=1676). Dergide yer verilen önemli bir bağlantı, şu: http://proculturasalta.org.ar/ Latin Amerika’da Yörükler Çıkıyorum oradan. Yanımda bir araba duruyor; meydanı soruyorlar. Tarif ediyorum, sanki Saltalı’ymışım gibi. Mitre sokağından Güemes Meydanı’na yürüyorum. Meydan, adını Saltalı bağımsızlık önderi Martín Miguel de Güemes’ten (1785-1821) alıyor. Güemes, Arjantin’in Bağımsızlık Savaşı’nda, Saltalı gauchoları (Latin Amerika yörükleri) örgütleyip Kuvayı Milliye gibi bir güç oluşturarak, bağımsızlığa büyük katkı veriyor. Meydanda elişi pazarı kurulmuş. Dönüyorum. Mitre Sokağı üstünde, Vea Süpermarketi’nin bir başka şubesi var. İçeri giriyorum ve birkaç kutu Arjantin çayı (mate) alıyorum; bir de Şili için köpeköldüren. Salta’nın bakkallarının tabelasında neden ‘bakkal’ yerine İngilizce olarak ‘drugstore’ yazıyor; hâlâ akıl sır erdiremiyorum. 9 Temmuz Meydanı’ndayım şimdi. Karşıda, gaucholar, atlarının üstünde bekliyor. Neyi bekliyorlar? Belki turistik bir gösteri bu; belki de, kentin yerel şenliklerine hazırlanıyorlar. İşte bu gaucholardı Arjantin’i bağımsızlığa kavuşturan. Bu gauchoları en iyi anlatan kitaplardan/filmlerden biri, (ama İspanya İç Savaşı içerisinde) Hemingway’in ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor?’ adlı başyapıtı. Gauchoların yanında, bol gürültülü bir tanıtım kamyonu var; Arjantin’in turistik bölgelerini tanıtıyor. Bütün bilgiler, İspanyolca. Nereler var? Che’nin doğum yeri olan Rosario (bkz. http://www.rosario.gov.ar ), çağlayanlarıyla ünlü İguazu (bkz. http://www.iguazuargentina.com ), doğal güzellikleriyle ünlü Patagonia (bkz. http://www.patagonia.com.ar/), Santa Fe (bkz. http://www.santafe.gov.ar/ ), Jujuy (bkz. http://jujuy.gov.ar/ ), Cordoba (bkz. http://www2.cordoba.gov.ar ), Bariloche (bkz. http://www.bariloche.gov.ar/ ), Parana (bkz. http://www.parana.gov.ar/ ), Litoral (bkz. http://www.litoralargentina.gov.ar/ ) ve Mendoza’nın bulunduğu Cuyo (bkz. http://www.cuyoargentina.gov.ar/ ). Burada dağıtılan Arjantin ve Kuzey Arjantin haritaları, çok yararlı (bkz. http://www.turismo.gov.ar/ ).
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 77 Elveda Salta! Salta’da başka neler yapılabilir? Teleferiğe binilebilir (bkz. http://teleferico.elturistaperiodico.com/ ). Ayrıca, görülebilecek birçok müze var (bkz. http://www.portaldesalta.gov.ar/museos.htm ). Buenos Aires’te ücretsiz dağıtılan iki dergiye bakıyorum: Bunlar, Diario del Viajero (Gezginin Güncesi, bkz. http://www.diariodelviajero.com.ar/ ) ve La Gaceta del Retiro. İkisinde de kültür ajandası ve kültür haberleri var. İlki, daha iyi. Benden sonra gelecekler için, otel bilgilerini vereyim: Petit Hotel Salta (http://www.petithotelsalta.com.ar/ ; Av. Hipolito Irigoyen 225, Salta, Arjantin. Tel: (0387) 4213012. E-posta: petit_hotel@ciudad.com.ar ). Oda ücreti, 185 Peso (40 Dolar). Arjantin’den ayrılırken, yıllar önce çevirdiğim 3 Arjantin şiirini okuyorum yeniden. Siz de okuyun. Böyle veda edelim şarabın ve tangonun memleketine: MÜZMİN BEKAR I Eflatun puslar uçsuz bucaksız yüzüyor gri nehir üzerinde, ve orada iç limanda sessiz, yelkenliler düş görmekte uzak bir ülkede diyebiliriz. O varoşun tenha, ıssız, gece var ayaklarında, çan kuleleri titremede yalnız hayali baharıyla -sanıyoruz- o Hollanda manzarasında. Alacakaranlık, şaşkın, giriyor buz gibi odaya, ki sırlı aynasında onun eğri yansısıyla onun billurdan su altüst olmada.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 78 Duruverir beyaz yataksa, yanında biçimsiz sandığın, çivisinde paslı, murdarca yaşlanıyor bir suluboya, çerçevesi mavi bir kumaştan. Direğinde şöminenin, cüppe, çarmıha gerili, yayar ağır kokusunu fenolün ve üzerinde koca hokkanın düşünmede Balzak büstü gibi. Meltemi düzlüklerin, karanfil nefesiyle, bozuyor ağlarını örümceğin, ki onlar, kenarlarıdır engin, rüzgar kapısının, modası geçkince. Or’da gül rengi bulutlarda kırlangıçlar var, görünmez kelebeklerin ardında, o gizemli harfleri çizmekte usta, elveda yazıyormuş gibiler. Yapayalnız odasında, kanepede, hayli yıpranmış yüzyıllık patiskaymışçasına, eğreti ocağıyla bir adam, düşünmeye durmuş. Tembel bir duruşta gergince ağzında piposu şimşirden, ve farkeder o sakinlikte ne yakın ölümü öyle, saatin sessizliğinden! Kupkuru boğazında ödsuyu tortusu guruldar, ve çukur alnının altında
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 79 koyu yeşil baş ağrısıysa uzun bir satranca başlar. Ne cıvıltılar şenlikli! Ne heyecan dolu çığlık! Gölgelik mağaralarda gibi, derininde günlerin besbelli esniyor yalnızlık. Ve bir sersemlikle tuhafça şaşkın görüntüsünde, düş kırıklıklarının tatsızca, geldi işte kocadığı yıllar da, pamuklu yüklükler ile. II Olanaksız bir uzaklıktan Yürek oynatmadadır Canlanarak odada keman Hoş bir kokuyla, atalardan kalan O sıkıntıyla dumanlıdır. Ve düşünür adam. Görüntüsü ki Gülleri hatırlatmada Modacının şapkasındaki... Patiska mendili... Korsesi... Tarak toka... Ve acı çeker sahilde yalnız başına: Bir...’ki...üç... dedin mi ...Ve parıldar birden bire horozu kalkmış tabanca... dalgaların sesi rahat bırakmazca çağırıyor ölmeye. Ve vermek için tasalı kıza Yeniden alınmış çiçeği
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 80 Tedbiri alınmış pancurda, Kahraman oldu, ozan da, Aşkın hoşluğu içindi. Çiçekli düğün şarkıları Mutluluk ayaklarına yazılmış, Ve renkli bahar akşamları Bilir böyle aşkları Kutsal... Sonra ne olmuş... Şimdi işi yok gücü yok bir diken Delip geçiyor kalbini, Cilveli komşusu da onun Parmaklıklarına balkonun, Koyar küçücük potinlerini; Ve ya saf ve pürüzsüz bir sesle Varoşların kızı, Yoldan çıkmış hınzırlığı ile, İğneli konulardan konuşur ise Karşısında şen şakrak kanaryası, Kaza olur öyle üzüntü verici Sayın ki kaba bir ağlatı: Sevgili... çiçek... Düello vaziyetleri... Bu romansın üstünden yirmi yıl geçti. Turgenyev’de de böyle bir şey vardı. Bakışı amma üzünçlü, Amma aydınlık, güveni, Ve amma hafifçe yürüyüşü! Neden vazgeçti? Eskiden onu düşünürdü... Kimse bilmiyor nedenini! III Irmakta, üzüntü içindeki,
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 81 Kırmızı demi küle döner Alacakaranlığın gölgeli İmparator bezginliği gibi İpekli bir güz üz’redir. Ve adam düşünür. O ki Üzünçlü görüntüsüdür Uzak bir bulutun kaldırıverdiği; Solmuş bir bakire sanki Hala onu beklemektedir. Bağlar elini kolunu, korku, tarifsiz, Ve yazacak sonunda Nirvanası içerisinden biçimsiz... Yola çıkışı mektubun yarın deyiniz Ve bir de yasemin gidecek mektupta. Oynuyor tüy kalem, parmaklarında; Ve kağıt, katlanmış çoktan, Ve yüzüyor ruhu mavi dünyada. Yirmi yıldır verdiği savaşta, ‘İçtenlikle’ yazacak mektuba yeniden. Yarım kalmayacak, muğlaklık ne de Güveninde aşkına Bu ufak tefek deri üstünde. O mektup o kadar da çok eskiyse de!... Karıştı müsvedde şu anda. Koruyacak çılgın zevklerini, Beyaz ipekler, dostluktan, Gizlemek için ateşten içini. Gülecek insanlar, yeri geldi mi O sevgililere, başka yaştan. O, yaşlı olan, hafifçe Masumiyetinde yaşlı bir bakirenin, Olacak kaymak taşı, zarifçe. Kardan kentsoyluluğu ise, Yağacak geç vaktinde nisanın.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 82 Kır saçları, yüce huzurda onun, Yatak odasında küçücük Verecek kokusunu bir lavantanın, Ve zarif parmak ucunda onun Yüksükler bulunacak. Çıkaracak, toprak üstünde, Boşuna bir hışırtı, iç etekliği Ve zarif bir teselli ile Buyur edecek kadife, Bambumsu inceliğini!... İşte garip, böyle düş kurarak, Bu apartman dairesinde, Ve düşü, tatlı ve yumuşak; Ama akşam oldu bak Ve kağıt bomboş yine. Leopoldo Lugones (Villa de Maria del Rio Seco, Arjantin, 13 Haziran 1874- Buenos Aires, Arjantin, 18 Şubat 1938) İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/19.03.2002 BEYAZ YALNIZLIK Sakinliği altında uykunun, Sakin ay, parlak ipekten, Gece, Yumuşak bedeni sessizliğin sanki, Uzanır enginlikte tatlıca... Ve çözer Örgüsünü, Harika yapraklarında Kavaklığın. Yaşamaz hiç kasvetli kuledeki Saatin gözü dışında, Derinleşerek, yararsızcasına sonsuzlukta
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 83 Kumda açık bırakılmış bir çukur gibi. Sonsuzluk, Dönmüş, çarklarında Saatlerin, Hiç varmayan bir atlı araba gibi. Kazıyor ay, beyaz, dibi yok uçurumunu, Sessizliğin, ki havzasında, Her şey cesettir Ve düşünceler gibi yaşar gölgeler, Ve şaşkına döner insan yakındakinden Ki ölümdür o, o beyazlıkta. Güzel olandan ki dünyadır o, Hakim olan eskiliğine dolunayın. Ve aşık olmanın en üzünçlü kaygısı, Titrer ızdıraplı kalpte. Bir kent var havada, Asılı duruyor, hemen hemen görülemez bir kent, Belli belirsiz çizgileri Açık gecede saydam olan. Nasıl ki sudan çizgiler bir kağıt tabakasında, İşte öyle billurlaşması, çok yüzlü. Bir kent öyle uzak ki Sıkıntı veriyor saçma varlığıyla. Bir kent mi bu, bir gemi mi acep Yeri bırakmakta olduğumuz. Sessiz ve mutlular, Ve öyle bir katıksızlıkla, Yalnızca ruhlarımızın Yaşadığı, dolunay beyazlığında?... Ve bir aylak geçiyor alelacele Ürpererek berrak ışık boyunca. Yitip gidiyor çizgiler, Beyaz taşa dönüyor enginlik, Ve görünüyor kederli gecede yalnızca Kesinliği yokluğunun senin. Leopoldo Lugones
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 84 (13 Haziran 1874, Villa de Maria del Rio Seco, Arjantin-18 Şubat 1938, Buenos Aires, Arjantin) İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/25.03.2002 ÖLÜMÜMÜN ÖYKÜSÜ Ölümümü düşledim ve yalındı bir hayli yalın: Sarılmıştım ipekten saçlara, Ve her bir öpüşün senin Küçültüyordu beni her defada. Ve her bir öpüşün senin Bir günmüşçesine; Ve iki öpücük arasında kalan zaman, Bir gece. Ölüm, yalın böylesine. Ve çıkarılıyordum azar azar Ölümcül saçlardan. Kalmadı hiçbir bölüğü ama Parmaklarım arasındaki parçadan başka... Buza kestiğin zaman sen bir anda, Ve öpmedikçe beni... Ve çözülüyor o bölük ve yaşam oluyorum. Leopoldo Lugones (13 Haziran 1874, Villa de Maria del Rio Seco, Arjantin-18 Şubat 1938, Buenos Aires, Arjantin) İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/25.03.2002
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 85 (20) Arjantin’den Şili’ye Geçerken 18 Haziran 2012, İquique, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com.ar Son gün ve otobüse bindiğim sabah, soğuk. Neyse ki, montu dışarı çıkarmışım. Otobüs de soğuk. Benden sonra gelecek olanlar! Buraların sıcağına aldanmayın. Gece-gündüz farkı çok fazla. Her zaman, yanınızda olsun montunuz. Uruguay’daki gelenek, burada da varmış: Bavulu bagajdan indiren gence 2 Peso (yaklaşık yarım dolar) veriliyor. Buenos Aires’te ve Mendoza’da yoktu bu. Hiç yoktan para kazanıyorlar. Bavulu taşıma diye bir olay yok; yalnızca indirme. Giderken de gelirken de alınıyor. Şili’nin Dingilleri Otobüste sabah kahvaltısı için birkaç parça bisküvi ve çay veriyorlar. Pullman, Şili şirketi. Otobüs, çok sallantılı. Şimdi, Güney Amerika gezgini ve Birgün yazarı fotoğrafçı Barış Karadeniz’in neden şöyle yazdığını çok iyi anlıyorum: “Bir gün yolu bu tarafa düşecek ve otobüse binmek zorunda olanlara, yolculuk öncesi sakinleştirici bir şey içmeleri tavsiye olunur. Şilili çılgın şoförlerin kullandığı dingili bozuk otobüslerle yolculuk başta eğlenceli gibi gelse de sonraları işkenceye dönüşebiliyor. Otobüslerin dingil ayarlarının bozuk olmasının nedeni, orijinallinden daha geniş hale dönüştürülen bagaj bölümleri (bu tespitin fikir hakları Şili’de uzun yıllardan beri yaşayan Trabzonlu bir vatandaşımıza aittir), ve sanırım sonradan eklenen, çoğunlukla çalışmayan kapalı tuvaletlerden dolayı, araçların geçirdiği tadilat sonucu aracın dengesinde oluşan bozukluklar. Sorunu anlamanız için düz çöl yollarının bitip Pasifik kıyısındaki sarp ve virajlı yolların başlaması gerekiyor.” Brezilya, Arjantin ve Şili otobüslerini deneyimlemek, insana, “Türkiye’de, otobüsçülük, gelişmiş bir durumda” dedirtiyor. Üstelik, bu üçünün Güney Amerika’daki en iyi otobüslere sahip oldukları söylenir durur. Tuzların Arasında Tuvalete çok fena kusulmuş; kimse kullanamıyor. Neyse ki, otobüs, Jujuy’da duruyor; gelenler, terminaldeki tuvaletlere akın ediyor. Kaktüslü çorak dağlardan geçiyoruz. Kuş uçmaz kervan geçmez yerler buralar. Tek tük kulübeler dışında yaşam belirtisi yok. Kuş yok, kara hayvanı da görünmüyor. Sanki başka bir gezegene inmiş gibiyiz. Yılan gibi kıvrılan dağ yolunda, yakınımızda başka hiç bir araç yok. Bir tek, uzakta bir görünüp bir kaybolan motosikletli var. Bu, bana, Sergio Leone’nin ‘Yabandan Gelen Adam’ (1971) adlı filmindeki muhteşem bombacı
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 86 kişiliğini anımsattı (bkz. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=740&Itemid=29 ). Otobüs bozulursa yandık. Çevrede hiç bir yerleşim yok. Güneşten koruyacak bir ağaç gölgesi bile yok. Arada bir göze görünen toz fırtınası da cabası. Ağaç olmayınca, sıcaklık da hızla düşüp artabiliyor. Tuzlaya çıkıyor yolumuz sonra. Her yer, beyaz; bembeyaz. Yol, düzleşiyor. Sarı otlar bitmeye başlıyor tuzlada. Bir-iki saat içinde, yerin birbirinden farklı yüzleriyle karşılaşıyoruz; şaşırıyoruz. Bundan sonra ise, çalılıklar başlıyor. Birkaç kulübe beliriyor sonra yol üstünde. İnsanlar buralarda nasıl yaşayabiliyor, hayret. Uzay Filmlerinin Çekildiği Yer 12:30 gibi bir film koydular, ama ne ses var ne altyazı. Koltuk tavanlarında kulaklık sokmaya yer var; ama onlar da çalışmıyor. Yolcuların arasında ‘müşteri memnuniyeti’ düşük elbette. Uzaktan yine tuzla görünmeye başlıyor; ve ileride, dorukları karlı dağlar.. Yarım saat sonra, videonun sesi gelmeye başlıyor ve altyazı da var. Ama ekran uzak. Ne altyazı okunabiliyor ne de ses geliyor. (Sonradan baktım; bu, 2012 yapımı ‘Wrath of the Titans’ imiş.) 13:15’te öğlen yemeği veriyorlar otobüste: 125 ml.’lik karışık tropikal meyvesuyu, jambonlu ve kaşarlı bir sandviç, bir parça kurabiye, bir de şeker (bayram şekeri türünden). Gösterdikleri ikinci film, Hulk. Tuvaletin penceresi açık. Oradan dışarı bakıyorum. Tuzla olduğunu düşündüğüm yerler, don mu acaba? Çünkü dışarısı buz gibi. Havanın açık ve güneşli olması, beni yanıltmış olabilir. Daha sonra Şilili kitapçı amcaya sordum bunu; don değil tuzmuş. Bu çöle (Atacama), Afrika çöllerinden bile daha az yağış oluyormuş. Dediğine göre, astronotlar, Ay’a çıkmadan önce, bu çölde hazırlanırlarmış; çünkü neredeyse sıfır bitki örtülü olan Atacama, Dünya’da Ay’a en çok benzeyen coğrafya imiş. Sonra Atacama’yle ilgili kısa okumalar yaptım: Dünyanın en kuru bölgesiymiş. Birçok uzay filmi, burada çekiliyormuş. Dünyanın en zengin nitrat bölgesi, Atacama. Burada bakır var ayrıca. Sürekli açık olan hava nedeniyle, Avrupa, buraya iki gözlemevi kurmuş. Bir de teleskop var. Askersiz Sınırlar Kendimden geçer gibi oluyorum. Çöl havası çarpmaya başladı herhalde. Toparlanır gibi olup yine kendimden geçiyorum. Bir Panadol bir de Pastil alıyorum. O sırada sınıra geliyoruz. Sınıra vardığımızda, saat 14:15. Arjantin’den çıkış yapıyoruz hiç sıra beklemeden. Otobüsten çıkmak gerekiyor bunun için. Dışarısı, günlük güneşlik; ama buz gibi. Ve rüzgar öyle güçlü ki, bayrak direklerini ve yol lambalarını sallayıp duruyor. Küçük bir memeli hayvanın iki eliyle bir ağaca tutunuşu gibi görünüyor Arjantin bayrağının göndere tutunuşu, iki noktadan. Çıkış yaptırdıktan sonra bakıyorum, bir noktası kopmuş. Kalan tek nokta da koptu kopacak. Yanyana olan iki gönderin bir bayrağı uçup gitmiş zaten. Sınırda asker falan yok. İn cin top oynuyor. Otobüsteki görevli, “inin, çıkış yapmanız gerekiyor” demedi. Sorumsuzluk örneği. Biri, çıkışı almadan devam etse; dönmek zorunda kalır, bu kuş uçmaz kervan geçmez çölde. Brezilya-
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 87 Arjantin sınırını geçerken yardımcı olan otobüs görevlileri daha iyiydi. Bakıyorum ki, birkaç kişi iniyor; ben de onlarla iniyorum. Ancak öyle anlıyorum bunun Arjantin çıkışı olduğunu. Kulübede, bilgi veren bir tabela bulunmuyor. Yani, “burası, Arjantin çıkışı. Hoşçakalın, yine bekleriz” falan yazmıyor. Japonya’ya Selam! Sınırda beklerken, arkadaki Japon kadınla, yarı İspanyolca yarı İngilizce sohbet ediyoruz. Kısa süreliğine, Arjantin’i ve Şili’yi geziyormuş. Çöl kenti San Pedro de Atacama’ya gidecekmiş. İquique’ye gitmek istiyormuş; ama zamanı yokmuş. Hokkaido’luymuş. “Biranız ünlü” dedim. Sapporo birasını Japonya’dayken az içmemiştim. Bir de, Endonezya’daki sosyoloji konferansında tanıştığım Hokkaido’lu bir arkadaşım vardı. Ondan söz ettim. Adı, Yoshia olan, ancak Türkiyelilerle sohbetinde, kendini, ‘Coşkun’ olarak tanıtan arkadaşım, Hokkaido’da hoca. Bir yıl, İstanbul’da, Renault’da, çalışanlara Japonca dersi vermiş. Türkçe biliyor. Bana şakayla karışık olarak, ‘Ulaş Bey’ diye hitap ederdi; ben de, ona ‘Coşkun Bey’ diye. Bana Japonca Yusaku (勇作)adını o koymuştu. Bir tür vaftiz babam yani. :) Şili ile Arjantin arasında, kimsenin olmayan topraklarda seni andım Coşkun Bey; çınladı mı kulakların? Şili’ye Girerken Şili otoboüs şoförleri, Barış Karadeniz’in yazdığı kadar çılgın. Birkaç kere, ucu ucuna kazadan döndüğümüz oldu. Koltuğumun emniyet kemeri ise çalışmıyor. Şili girişine vardık 17:15’te. Şili bayrağı ile Coca Cola bayrağı karşıladı bizi. İndik burada. Önce pasaporta vize vurdurduk. Bu, hızlıydı. Otobüs görevlisi, bu arada tüm bavulları indirdi. Çantaları tarama süreci, uzun sürdü; çünkü görevliler ortada yoktu. Şili, Brezilya’da olduğu gibi, yolcuları yiyecek vb. getirme konusunda sıkı sıkı uyarıyor. Yanımda sandviç vardı, birşey demediler. İşlemler, 18:30’da bitti. Bu arada, Panadol, etkisini göstermeye başladı. Yavaş yavaş toparlanıyorum. İquique’de dinlensem iyi olacak. Hoşbulduk Şili! Günün şairi, yıllar önce 3 şiirini çevirdiğim Şilili Vicente Huidobro (1893-1948) olsun: SU AYNASI Aynam, geceler boyu akıp giderek, Dere yolu yapıyor ve uzaklaşıyor odamdan o. Aynam, arzdan daha da derin, Boğulduğu yerde tüm kuğuların.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 88 Yeşil bir gölet var surda, Ve uyur arada, demir atmış çıplaklığın. Üstünde, dalgalarının; altında, uyurgezer göğün, Uzaklaşır düşlerim, gemiler gibi. Göreceksiniz beni pupada, şarkı söylerken hep, tepeden tırnağa. Bir gizil gül kabarır, göğsümde benim Ve bir bülbül çırpınır, çakırkeyf, parmağımda. Vicente Huidobro İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/16.11.2001
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 89 YILDIZ Kitap ve kapı rüzgarın kapadığı. Eğilen başım gölgesi üstüne dumanın, ve bu uzaklaşan beyaz sayfa. Gürültüsünü dinle canlı akşamların, saatini ufkun. Altında alışılmış sisin seğiren bir yıldız söylenir. Titreyiverir bir gemi gibi, yatağım. Ama sen, sen yalnızca, zemin yıldızım. Batık hatırana bakıyorum. Ve beriki saf kuş içmededir suyunu o aynanın. Vicente Huidobro İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/16.11.2001
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 90 ŞİİR SANATI Ki bir anahtar gibi olsun şiir Ki açsın bin kapıyı. Düşüverir bir yaprak; geçer kimi uçarak; Yaratılıversin evet, her ne ise gördüğü, gözün. Yeni dünyalar yaratır ve dikkat eder sözüne; Sıfat, vermezse hayat, öldürür. Sinir devirlerindeyiz. Sarkıyor kas, Bir hatıralık gibi, müzelerde; Üstelik bundan değil, daha az güçlü oluşumuz: Gerçek kuvvet Yatar kafada. Bundandır şakır gül, ah şairler! Bırakın da çiçeklensin şiirde o. Yalnız bizim için, -yalnız bizim- Yaşar herşey, güneş altında. Bir tür küçük Tanrı’dır -değil mi ki- şair. Vicente Huidobro İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/16.11.2001
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 91 (21) Şili’de İlk İki Gün 19 Haziran 2012, İquique, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/silide-ilk-iki-gun.html Şili girişinin 2 dakika ilerisi, 5 bin kişinin yaşadığı San Pedro de Atacama kasabası. İyi ki burada inmiyorum. Çevre, çöl. Sıkıntıdan patlardım. Birçok turist burada iniyor. Yolumuza devam ediyoruz. San Pedro de Atacama’nın içinden geçiyoruz, öyle bir yer varsa gerçekten. Yol, alabildiğine tarla. Kuş uçmaz kervan geçmez tepelere çıkıyoruz birkaç dakika sonra. Yabancılar, buraya, kum kayağı, yıldız gözlemi, dağlara çıkmak, yerlilerin kalıntılarını görmek ve tuzlayı ve yanardağ alanını ziyaret etmek vb. için geliyor. Soğuğuyla “Hoşgeldin” Diyor Çöl Hava, 19:00’da kararıyor. 20:15’te Calama’ya varıyoruz. 23:30 otobüsünü bekliyorum. İquique’ye hazırlanmışım. Terminalde, tren istasyonunu arkama alıp düz yürüyünce, merkeze ulaşacağım. Şili’nin saati, Arjantin saatinden 1 saat geri. 3 saat yerine 4 saat bekliyorum. Zor bir bekleyiş. Çöl soğuğu, kısa sürede hissettiriyor kendini. Çok üşüyorum. Bu 4 saati geçirmek için, zamanı dörde bölüyorum; her saat başı başka bir yerde oturuyorum. Soğuk, dayanılmaz. Eldivenin teki düşmüş bir yerlerde. Bir elim, eldivenli; diğer elim, cepte, bekliyorum. Calama Otobüs Terminali’nin içi ve önü, zararsız köpeklerle dolu. Çok sevimliler. Asya Milliyetçiliği Beklerken, birçok konuda düşünüyorum. Asya’yla Latin Amerika’yı karşılaştırıyorum. Gezmek için de çalışmak için de iyi bir yer değil aslında Latin Amerika. Asya’da, İngilizce bilenlerin üstünlüğü var. Japonya gibi uç örnekler dışında, ülkenin dilini bilmek gerekmiyor. Latin Amerika’da ise, İspanyolca bilmiyorsan, iş bulman, çok çok düşük bir olasılık. Üstelik, bu İspanyolca önceliği nedeniyle, bir yabancı olarak, İspanyolca konuşan sünepe yabancı olabiliyorsunuz en fazla. Asya’da ise, ülkenin dilini bilip bilmemenize değil, İngilizce’ye bakıyorlar. Latin Amerika turizmi de, benzer bir durumda: Bu turizm, kıta içine yönelik. İngilizce bilgiler çok nadir. Latin Amerika’nın, ekonomik olarak, dünyayla bütünleşme gibi bir derdi yok. Asya ise, dev adımlarla geliyor. Asya, yabancıları, deneyimlerinden ve bağlantılarından yararlanılacak insanlar olarak görüyor. Latin Amerika’da yok böyle bir olay. Yabancı işgücüne ihtiyaç duymuyor Latin Amerika. Asya’da, genellikle, yabancılara daha yüksek maaş verilir. Latin Amerika’da ise, yabancı maaşı bile düşük. Yaşam da, hızla pahalılanıyor. Yani burada çalışılmaz. Kafası ticarete basanlar, Latin Amerika’da iyi paralar kazanabilir. (Ticari bir kafam olabilirdi; olmasını istemedim.) Yine de, bölgede, tüketim düzeyi, yüksek değil. Halkın alım gücü, düşük. Asya, hem nüfus hem de gelir açısından, daha büyük bir pazar.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 92 Peki neden Latin Amerika’da gezilmez? Şili ve Arjantin dışındaki ülkeler, gerçekten tehlikeli. Soyulma olasılığı, yüksek. Elbette, birçokları, başına bir bela gelmeden geziyor; ama soyulma, bir kez olur ve etkisi bir ömür sürebilir burada. Turistler için planlanmış bölgeler, genelde bulunmuyor. Oysa, Asya’nın birçok ülkesinde, turist bölgesi vardır. Oraya gidersiniz, herşey elinizin altındadır. (Daha sonra, Şili’de yaptığım sohbetlerde, Latin Amerika’da iş ve gezi ile ilgili görüşlerim doğrulandı. Yani bunlar, ilk izlenim falan değil.) Şöyle bir program düşünüyorum: Iquique (Şili); Uyuni, Potosi, Sucre, Santa Cruz, La Paz (Bolivya); Titicaca, Puno, Cuzco, Lima (Peru); Guayaquil, Quito (Ekvador); Caracas (Venezuela); ve Havana (Küba). Fakat bütçe ve zaman darlığı nedeniyle, bunların hepsini yapamayacakmışım gibi geliyor. Böyle bir yol izlersem, Venezuela’ya ve Küba’ya para ve zaman yetmeyecek. Peru ve Ekvador’u atıyorum listemden. Geriye, Bolivya, Venezuela ve Küba kalıyor. Çöl soğuğunda beklemeye devam. ‘Yalnız Palmiye’ çalıyor kafamda: Yalnız Palmiye Avludaki palmiye Tek başına doğdu; Büyüdü ben görmeden onu; Büyüdü tek başına. Ay altında, güneş altında Yaşıyor tek başına, Çakılmış gövdesiyle Tek palmiye. Kapalı avluda tek başına Hep tek başına, Bekçisi öğleden sonrasının, Düş görüyor tek başına. Düş görüyor tek palmiye Tek palmiye, Özgürdür o rüzgarla Özgür ve tek başına, Kökünden koparılmış ve toprağından Koparılmış ve tek başına, Bulutlar avcısı Tek palmiye. Kapalı avluda tek başına Hep tek başına, Bekçisi öğleden sonrasının, Düş görüyor tek başına. Şiir: Nicolás Guillén (1902-1989), Afro-Kübalı şair Beste: Quilapayun, Şilili grup
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 93 İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 17 Nisan 2012 Şuradan dinlenebilir: Palma Sola, http://www.youtube.com/watch?v=UwkX6V-Tq4U http://gezginulas.blogspot.com/2012/04/yalnz-palmiye.html “Çantanı Önüne As” 4 saat sonra, otobüs geliyor. Otobüse bindiğimde, zangır zangır titrer durumdayım. Zaten hastaydım, Panadol’la ayakta duruyordum. Bir de, bu soğuğu yiyince, fena oldum. 11:30’da kalktı otobüs ve 06:00’da İquique’ye vardık. Zor bir geceydi. Hastayken yolculuk etmeyi kimseye önermem. Zaten, tek başına yolculuk etmek de, riskli. Bir yandan düşünüyorum; sabaha daha hasta kalksam, ne yapacaktım... Çantalar yüzünden rahat hareket edemiyorum zaten. Şansa, toparlandım biraz. 06:00’da varıyoruz İquique’ye. Hastayım ama ayakta duramayacak kadar değil. Hava kararana kadar bekliyorum terminalde. Terminal (Terminal Rodaviario), bana, yanındaki kıyı ile Harem’i anımsatıyor. Ama ondan daha küçük elbette. Şu tren istasyonunu arkama alma olayı da yalan oluyor; çünkü o tarif, diğer terminal için. Hava, 7:15’te aydınlanıyor. (Sonra düşününce, “iyi ki havanın aydınlanmasını beklemişim” diyorum; çünkü hava aydınlanmadan çıkan bir turisti hemen köşe başında soymuşlar geçenlerde.) Haritaya göre, şehrin merkezine doğru yürüyorum. Zaten küçük bir yer. Böylece, Prat Meydanı’nı (Plaza Prat) buluyorum. Meydanda, banka oturuyorum. Hastalık ve çantalar, yoruyor. Biri geliyor yanıma. Ayakkabı boyacısıymış; ama turistik kulübe biçiminde kocaman tezgahı var. Biraz sohbet ediyoruz. Bana “çantanı sırtına takma, önüne al; burada hırsızlık yaygın” diyor. Ona çok otel olduğunu tahmin ettiğim Latorre Sokağı’nı soruyorum, gösteriyor. Oraya dalıyorum, bir-iki otel görüyorum, pahalılar. Zaten Şili’nin Arjantin’den daha pahalı olacağını tahmin ediyordum; ama bunlar gerçekten pahalı. Sonunda 22 bin Şili Pesosu’na (45 Dolar) bir otel buluyorum. Bolivya Planları Otelde televizyon açık. Haberlere bakıyorum bir yandan. Konu, İquique’deki Kolombiyalılar. Uyuşturucu ve seks ticaretinin içinde olduğunu söylüyor, televizyon, Kolombiyalıların. Ondan sonra Afro-Kolombiyalı bir sosis satıcısını gösteriyorlar, olumlu bir örnek olarak. Odaya geçiyorum. Zaten hastayım, hemen yatıyorum. Otelin interneti ne yazık ki çalışmıyor. 1-2 saat sonra kalkıyorum, dışarı çıkıyorum. Önce para bozduruyorum. 1 Dolar, 500 Şili Pesosu. Arjantin’deki bürokrasinin tersine, burada veriyorsun doları, alıyorsun Peso’yu. Pasaport sormuyorlar. Bekleme yok. Otele parayı ödedikten sonra, bilgisayarımı kullanabileceğim bir kahve arıyorum. Yok, bulamıyorum. Sinir oluyorum. Köşedeki internet kafeye gidip kafenin bilgisayarından eşe dosta vardığımı bildiriyorum. Terminale gidiyorum Bolivya otobüslerini sormak amacıyla. Bolivya için Esmeralda Sokağı’nda bir ofis varmış, oraya gitmek gerekiyormuş. Ofisi buluyorum. Hergün kalkan 3 otobüs var: - La Paz: 20:00’de kalkıyor. 8,000 Peso. 23 saat sürüyor.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 94 - Cochabamba: 21:00’de kalkıyor. 12,000 Peso. 18 saat sürüyor. - Oruro: 13:00’te ve 21:00’de kalkıyor. 5,000 Peso. 8 saat sürüyor. Allende’nin Son Tangosu İquique’ye geldiğim gibi, buralardan sıkılmışım. Bir an önce basıp gitmek istiyorum. Bolivya biletini alacağım neredeyse. Ama önce bilgisayarımı kullanabileceğim bir kahve bulmalıyım ki hangisine gideceğime karar vereyim. Önce terminale dönüp çanta bırakılacak Emanet Bölümü’nün olup olmadığına bakıyorum. Terminal çıkışında, Patricio Lynch Sokağı boyunca yürürken buluyorum Miguel Amca’nın kitap kahvesini. Amca, çok konuşkan ve yardımsever. “Neden Şili?” diye açıyor konuyu. “Lise yıllarından beri Şili müzikleri dinler, Pablo Neruda okurum” diyorum; “ayrıca şaraplarını da çok içmişimdir.” Çok seviniyor. “Bir Şilili olarak gurur duydum; demek Türkiye’de Şili kültürünü tanıyan ve seven insanlar var; o kadar uzak bir ülke olmasına karşın.” İnti İllimani’den, Victor Jara’dan, Allende’ye gidiyor konu. ‘Allende’nin Son Tangosu’ adlı kitabı gösteriyor; o dönemleri anlatıyor. Şilili ve Türkiyeli şairleri birbirleriyle tanıştırabileceğimizi; Şilili şairleri Türkiye’ye, Türkiyeli şairleri Şili’ye davet edebileceğimizi söylüyor. Ona Pablo Neruda’nın yakın dostu Nazım Hikmet’i tanıyıp tanımadığını soruyorum. Tanımıyor. Bunun üzerine, Pablo Neruda’nın Nazım’ın ölümü üstüne yazdığı şiirin İspanyolca aslını buluyorum genelağda. Okuyor, çok beğeniyor. Onun için kaydediyorum. “Parayı Çorabında Taşı” “Aynı oğlumunkine benziyor yüzün” diyor ondan sonra. Oğlu, 40 yaşındaymış, gazeteciymiş. Aile konularına giriyoruz. Hasta olduğumu, sesimin boru gibi olduğunu görerek, gidip ilaç alıyor benim için. Sonra uyarıyor beni: “Bolivya’ya gitme. Zaten hastasın. Orada daha kötü olursun. Bolivya, dağlık ve soğuk bir yer. Yüksek kentlerinde oksijen azlığı sorunu da var. Bünyen zayıfsa, uzun süre hasta yatarsın.” Benden önce Bolivya’ya gitmiş birçok gezgin var; onlar da bu sorunları yaşadı, atlattılar. Ancak, benim başka bir kaygım var: Bolivya’ya gidersem, Venezuela ve Küba’ya zaman ve para yetecek mi... Devam ediyor: “Bolivya’da yoksul-zengin farkı çok keskin. Bu nedenle, suç oranı yüksek. Yolda giyiminden kuşamından seni takip edip soyabilirler. Üstünde para taşıyorsan, çorabında taşı. Tehlikeli yerler. Bolivya’nın polisi de, kötü. Birşeyin çalınsa yardımcı olmazlar; hatta pasaportuna el koyup mafyaya satan bile var.” Genelağda Bolivya üstüne okuyorum. Hasta hasta gidip orada daha hasta olup daha sonra da Venezuela ve Küba için para kalmaması olasılığını düşünüyorum. Planımı gözden geçiriyorum. Uçak biletlerine bakıyorum. Zaten Bolivya’ya gitseydim, başkent La Paz’dan Venezuela’nın başkenti Caracas’a uçacaktım. O da, pahalı bir bilet. Onun yerine, otobüsle Şili’de aşağıya, başkent Santiago’ya gitmeye ve orada birkaç gün geçirdikten sonra, Caracas’a uçmaya karar veriyorum. Santiago ile Caracas arası, La Paz ile Caracas arasına göre daha uzak olmasına karşın, bilet, daha ucuz.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 95 Sonuç: Nane-Limon O arada Alman bir genç geliyor kahveye. Hans, birçok yüksek adrenalinli sporla ilgilenen, Perulu kız arkadaşıyla, kentin yoksul bölgesinde yaşayan, dünya nimetlerinden geçmiş, maceradan maceraya koşan bir genç. (Burada, Miguel ve Hans adları, gerçek değil.) Bana Şili’yle ilgili birçok önemli bilgi veriyor; ben de onun Asya’yla ilgili sorularını yanıtlıyorum. Miguel Amca, çok güzel bir çorba yapmış. Birlikte içiyoruz. Sanki kırk yıllık arkadaşlarımmış gibi sıcak bir sohbet. Hava kararmak üzereyken, Hans, çıkıyor. Miguel Amca, kahveyi kapatmadan, bana ödünç verdiği Şili adaptörünü armağan ediyor. Brezilya, Arjantin ve Şili’nin hepsinde priz girişleri farklı. Meydana yürüyorum. Lokanta bulamıyorum doğru düzgün. Bir marketten unlu yiyecekler alıyorum, karnımı doyuruyorum. Dışarıda daha uzun kalmak istesem de, hastayım. En iyisi, bir an önce odaya gidip dinlenmek. Otelden çay için sıcak su istiyorum. Neyse ki varmış. Türkiye’den yüklendiğim nane-limon çayından içiyorum birkaç bardak. Okumak-yazmak çok istesem de, bedenim, beni dinlemiyor. Sızıp kalıyorum. Kalkıyorum ve bu satırları yazıyorum işte. Günün şarkısı, Victor Jara’dan gelsin: Nasıl ki Öldürülüyor Bugün Siyahlar Nasıl ki öldürülüyor bugün siyahlar, Öyle öldürülürdü Meksikalılar. Öyle öldürülürdü Şilililer, Nikaragualılar, Perulular. Salmışlardı Amerikalıları üstlerine İnsanlıkdışı içgüdüler ile. Kiminle dövüşür toprak? Kim meydan okur onlara? Şilili bir eşkıyadır o, Bizim Joaquin Murrieta’mız. Köylük yerde birgün, Geçti ipek bir at. Koşturuyor dört nala Yazgımız yollarda. Ve iki gelincik gibi Sarıldılar tabancaya. Şiir: Pablo Neruda ve Sergio Ortega Şarkı: İnti İllimani (Victor Jara), ‘El Verso Es Una Paloma’ (1967) albümü, ‘Hacia La Libertad’ albümü (1970) ve ‘La Nueva Canción Chilena’ (1974) albümü.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 96 İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 11 Mayıs 2012 http://gezginulas.blogspot.com/2012/05/nasl-ki-olduruluyor-bugun-siyahlar.html Şarkı, şuradan dinlenebilir: Victor Jara’dan: http://www.youtube.com/watch?v=Qry6xi8fP8I İnti İllimani’den: http://www.youtube.com/watch?v=zdkFDBeoyBU (*) Joaquin Murrieta (1829-1853): Latin Amerikalı Köroğlu. California’da yaşamış Meksikalı/Şilili bir eşkıya olan Murrieta, Pablo Neruda, Victor Jara, İsabel Allende ve Quilapayún başta olmak üzere birçok Latin Amerikalı sanatçı tarafından konu edildi. Zorro’nun esin kaynağı, Murrieta. Şarkının başındaki ‘siyahların öldürülmesi’ ifadesi, ABD’de, şarkının yazıldığı zamanlarda Siyahlar’ın linç edilmesine gönderme yapıyor.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 97 (22) Şili’de Üçüncü Gün: Isınma Turları 19 Haziran 2012, İquique, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/silide-ucuncu-gun-isnma-turlar.html Bu satırları yazarken, anason çayı içiyorum. Üstüne de, Türkiye’deki ıhlamurla birebir aynı olan Şili ıhlamurundan içeceğim. Şilili Gazeteciyle... Öğleleyin dışarı çıkarken, “müziğin götürdüğü yere git” felsefesini uyguladım yine. Hemen köşedeki tanıdık müzik, neredeyse 20 yıldır dinlediğim İnti İllimani’nin parçalarından biriydi. “İnti İllimani değil mi?” diye sordum garsona; ve tahminimin tuttuğunu görünce, daha sonra yemek için döneceğimi söyledim. İnti İllimani’yi çalan bir lokantanın başımızın üstünde yeri var; şimdiye kadar olmamışsa olmalı. Kitapçı amcaya gidiyorum. Ona Vietnam rozetlerinden veriyorum. Seviniyor. Latin Amerika’da ilk kez, bu rozetleri sevebilecek bir Latin Amerikalı’yla karşılaşıyorum. Bir tost yiyorum ve amcanın acılı çorbasından içiyorum orada. Bir de, sesim açılsın diye, Peru balı boca ettiği limonlu çay. O arada, “sen buradayken, Şilili yazarlarla ve şairlerle tanışmalısın” diyor; “bana anlattıklarını onlara da anlat.” Birlikte, bir yazara e-posta atıp yarın akşam yemeğine çağırıyoruz. “Lütfen tüm şair ya da yazar arkadaşlarınızı çağırın” diyoruz. Bunu, kültürlerarası bir dostluk toplantısı gibi düşünüyoruz. Sonra, “seni gazetecilerle de tanıştırayım. Anlattıkların, onlara da ilginç gelecektir.” diyor. Bir ara kayboluyor; sonra, genç bir gazeteciyle dönüyor yanında. Gazeteci arkadaş, benimle söyleşi yapıyor ve fotoğrafımı çekiyor. Haberin, önümüzdeki günlerde çıkacağını söylüyor. Şililerle sohbet ediyorum. “Gabriela Mistral, Pablo Neruda’dan daha iyi” diyorlar. Mistral’in çocuk şiirlerini okumuştum daha önce; ama büyükler için müthiş şiirleri de varmış. İlk fırsatta okunmalı. Konu, siyasete geliyor. Özetle şunları öğreniyorum: - Şili’de demokrasi var. Devleti eleştirmek serbest. Bunun için kimse hapse atılmaz. Hapiste gazeteci yok. - Daha önceki devlet başkanı, solcuydu; şimdiki, sağcı. Önceki, yoksul için çalışırdı; şimdiki, zenginlerin adamı. - Şili’de askerlik de oy vermek de zorunlu değil. İnsanlar, bir işi gönüllü yaptıklarında, herkes için daha iyi oluyor. Bir Katliam Anısıdır Aslında İquique Oradan çıkıp İquique kumsallarını turluyorum. İquique Limanı, karşımda. İquique, Serbest Bölge uygulamasıyla, Asya ile Latin Amerika arasında ticaret köprüsü olmuş bir kent. Pasifik
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 98 üzerinden gelen gemiler, birçok Asya ürününü vergisiz olarak İquique’ye getiriyor. Mallar, buradan, tüm Latin Amerika’ya satılıyor. Çölün eriyen madenlerinden sonra, bu Serbest Bölge, İquique’nin temel gelir kaynağı oluyor. Kıyıda yürüyorum. Vietnam kıyıları ve Akdeniz/Ege kıyıları kadar güzel olmasa da, deniz (okyanus), insanı kendine getiriyor havasıyla ve ucu bucağı görünmeyen enginliğiyle. Bugün 200 bin kişilik olan kentte, İ.Ö. 7000’e kadar geriye giden yerleşim var. Atacama’da bulunan madenlerle kalkınan kent, uzun yıllar, Peru’nun bir parçası. 1879’daki Pasifik Savaşı’nda Şili’nin eline geçiyor. Savaşta, İquique Muharebesi, kilit bir rol oynuyor. Bu savaşın yıldönümü, Şili’de ‘Donanma Günü’ adıyla resmi tatil. Öte yandan, İquique, 1907’de gösteri yapan işçilere ateş açan askerlerin öldürdüğü 500-2,000 işçi nedeniyle, tarihte, kötü bir yere de sahip. Şilili müzik grubu Quilapayun’un, bu katliamı konu alan uzun bir şarkısı var (37:34 dakika uzunluğundaki roman-şarkı, Youtube’da dört bölüm olarak var. İlk bölüm için bkz: http://www.youtube.com/watch?v=El-PYclXM6w). Şarkıda anlatıldığı üzere, öldürülenler, çölde çalışan maden ve tuzla işçileri ve yakınları. Tsunami Kimleri Vuracak? İquique’de etnik olarak başı çekenler şöyle: Hırvatlar, İtalyanlar, Yunanlar, Çinliler, Araplar, Perulular, Bolivyalılar, Britanyalılar ve Fransızlar. Şehrin merkezi olarak kabul edilen Prat Meydanı’nda bir Hırvat yapısı var. Perulular ve Bolivyalılar, genellikle işçi; Çinlilerse ticaret yapıyor ve lokanta işletiyor. Yol üstünde, bir Arap okulu görüyorum (bkz. http://www.iqraschool.cl/ ). Aynı tarafta, birkaç üniversite de var. İquique’deki üniversiteler şunlar: - Universidad Arturo Prat (http://www.unap.cl ) - Universidad Santo Tomas (http://www.santotomas.cl/ ) - Universidad Bolivariana (http://www.ubolivariana.cl ) - Universidad Tarapacá (http://www.uta.cl/ ) - Universidad del Mar (http://www.udelmar.cl/ ) Yol üstünde görüyorum bunların ilk üçünü. Amerikalar Parkı’na düşüyor yolum sonra (Parque Las Américas). Burada, okyanus kıyısında, Güney ve Orta Amerika ülkelerinin bayrakları dalgalanıyor. Kıyıdan karaya doğru, birçok tsunami uyarısı tabelası var. Deprem kuşağında olan bir kent olarak, İquique, pek tekin bir yer değil aslında. Bir gün, dalgalar, tümüyle yutabilir bu dağlarla kıyı arasına sıkışmış şirin kenti. Zenginler, kıyıya yakın; yoksullarsa, dağ eteklerine doğru oturuyor. Bir kapitalist planla(ma)ma klasiği. Demek ki, tsunami, önce zenginleri vuracak. Yolda birçok 100x ciento Social duyurusu görüyorum. Bu, yoksullukla mücadele programıymış (bkz. http://100xcientosocial.com/ ). Meksika Sirki var, ileride. Ve sonunda dönüp Jumbo Süpermarketi’ne giriyorum. Bu, Şili’de girdiğim ilk süpermarket (bkz. http://www.jumbo.cl ). Şunlar dikkatimi çekiyor burada:
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 99 Şili Çayları 1 Dolar’dan daha düşük bir paraya (429 Peso), Şili ürünü çaylar var (markası, Supremo, bkz. http://www.supremo.cl/productos.html ). Bu çaylar içinde, bilinen bitki çayları yanında, ıhlamur (hierba tilo/lindo) ve anason çayı da (anis) var. Şili, Türkiye dışında, pazarda ıhlamur bulabildiğim tek ülke şimdiye kadar. Ayrıca, nane çayı (mento), ballı yasemin (manzanilla con miel), kuşburnu çayı (rosa mosqueta), melissa otu (toronjil), Güney Amerika limonu çayı (cedron), Şili çayı (boldo), öksürük için kullanılan sinir otu çayı (paico/llanten) ve bailahuen (bunun Türkçesi’ni bulamadım) dikkatimi çekiyor. Bunun dışında, Malezya’da bol bol içtiğim, Şili ürünü olan, ‘And Bahçeleri’ adlı organik olarak üretilen çayları görüyorum (Garden of the Andes, bkz. http://www.gardenoftheandes.com ). Yurtdışı için üretilen bu çaylar, yaklaşık 2 Dolar (949 Peso). Ayrıca, Çin ve Japonya çayları, ve Lipton (499-999 Peso), Dilmah (1,889- 3,789 Peso) ve Twinings (4,889 Peso) markaları var. Şili Meyveleri Manav tarafına geçiyorum. En ucuz meyve, kivi (kilosu, 399 Peso). Sonra armut. En pahalı meyve, dünyada yalnızca And Dağları ve çevresinde yetişen chirimoya (kilosu, 4990 Peso; bkz. http://es.wikipedia.org/wiki/Annona_cherimola ). Chirimoya, Asya’da yaygın olan ‘soursop’ adlı meyveye benziyor ama değil (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Soursop ). Meyvelerde Türkiye’de bulunanlara ek olarak, bulunmayan kimi tropikal meyveler var. Ayva görüyorum; Asya’da yoktu. Elmanın armut kadar ucuzu da var, pahalısı da var. Çeşit çeşit avokado var (palta). Boynuzlu kavun (fruto del paraiso) olarak adlandırılan meyveyi ilk kez Şili’de görüyorum (bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Cucumis_metuliferus ). Bir diğer dikkat çekici olan, İspanyolca’da ‘tuna’ olarak adlandırılan ve Türkçe’de ‘Frenk İnciri, Mısır İnciri, Kaktüs Meyvesi, Kaynana Dili’ vb. adlarla geçen meyve (bkz. http://territoriodragon.blogspot.com/2012/05/la-tuna-una-fruta-que-descubrir.html ). Ancak, Şili’dekiler, daha büyük. Küçük, yumuşak guavalar (guayaba), küçük papayalar ve cennet hurmaları (mancaqui) da var. Şili Sebzeleri Sebzeler, Türkiye’dekilerle tümüyle aynı. En ucuz sebzeler: Soğan, maydanoz, patlıcan, enginar, dolmalık (kırmızı ve yeşil) biber (bunlar, 299-399 Peso aralığındaki meyveler). En pahalı sebze, mini domates (kilosu, 4790 Peso). And Dağları’na ve Orta Amerika’ya özgü olan mor mısır (maiz morado, bkz. http://luna9lunaverde.blogspot.com/2011/04/el-maiz-morado.html ), dikkat çekici olanlar arasında. Tatlı patates var. Meyveden çok sebze niteliği taşıyan, yemeklerde kullanılan, platano adlı büyük, sert muzları da analım. Ayrıca, kestane püresi satılması ilginç. Güney Kore’de de kestane dondurması vardı. (Burada, meyve-sebze ayrımında, anlatım kolaylığı açısından, bilimsel ölçüleri kullanmaktan geri durdum. Halkın ‘meyve’ dediği kimi doğa ürünleri, bilimsel açıdan, meyve değil; aynısı, sebzeler için de geçerli.)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 100 Başka Neler Var? Ekmek çeşitleri, muhteşem. Peru ekmeğinden Alman ekmeğine kadar çok çeşit ekmek var. Çok çeşit peynir, salam, sucuk, sosis, jambon yanında, Türk usulü turşu görüyoruz. Asya’da bunu bulmak olanaksızdı; onun yerine, Kore turşusu (kimchi) yerdik. Çok hoş deniz ürünü salataları var. Satılan salatalardan biri, Moğol eti (carne Mongoliano). Dünyanın birçok ülkesinde bilinen bu et pişirme yönteminin Moğollarla bir ilgisi yok; ama adı öyle kalmış. Bu, bana, yıllar önce Vietnam’da keşfettiğim Moğol lokantasını anımsattı. Evimin yakınında yeni açılan lokantaya gittim; menüye baktım; hiç bir Moğol yemeği yok. Meğer tabelacı, ‘Magnolia’yı ‘Mongolia’ diye yanlış yazmış da değiştirmemişler.:) Kızarmış tüm tavuk (Pollo Asado), 3590 Peso (yaklaşık 7 Dolar). Şili’nin aktarı, Herbal Chile. Süpermarkette ürünlerini gördükten sonra, genelağa bakıyorum ve ürün listelerini buluyorum (bkz. http://www.herbalchile.com/ ). Çıkarken, Arjantin’de olduğu gibi, Şili’de de, gazlı su- gazsız su ayrımı (maden suyu-normal su) yapıldığını görüyorum. Etiketi dikkatli okumalı. Süpermarketten, anason çayı, ıhlamur, karışık ot çayı, bisküvi, meyve ve sebze tartı (pastel verdura, bkz. http://www.sigojoven.com/grupos/hoy_cocinas/articulo/pastel-de-queso-y-verdura ) alıyorum. Kredi kartı kabul ediyorlar. Çok iyi. Venezuela Hazırlığı Hızlı hareket etmeliyim. Amcayla akşam yemeği yiyeceğiz. Gecikmesem iyi olur. Dönüşte, motorlu araçlara kapalı olan Baquedano Sokağı’na giriyorum. Sokak, otelime ve meydana çıkıyor. Hoş bir sokak. Okullar, kültür merkezleri ve lokantalar, burada; ancak, pek hareketli değil. Tramvay var; ama çalıştığını henüz görmedim. Amcanın kapısını çalıyorum. Kahvenin üstünde oturduğunu söylemişti. Birkaç kez çalıyorum; ama açan olmuyor. Meydana dönüp bugün İnti İllimani çaldığını duyduğum lokantaya giriyorum. Izgara et ekmeği içinde, salata olarak, domates ve kıvırcık yanında, avokado var. Çok severim avokadoyu. Doyurucu bir sandviç. 2,800 Peso (yaklaşık 6 Dolar). Tam adı, Churrasca completa. Yanında çay içiyorum (1000 Peso, 2 Dolar). Meydanın tam da göbeğindeyim. İnsanları gözlemlemek için güzel bir ortam. Eve dönüp Venezuela biletlerine bakıyorum. Bir Panama şirketi olan Copa Air’in, en ucuz Santiago-Caracas uçuşunu yaptığını görüyorum (bkz. http://www.copaair.com ). Venezuela üstüne yazacağım kitabın içeriği üstüne düşünüyorum saatlerce. Bugünün parçası, İquique’de katledilen işçiler için, Quilapayun’dan gelsin (bu parçada, işçi dostu bir devdir sözkonusu olan; bir kurtarıcıdır o, hantal ve adil. Afrika ezgilerinin ağırlığı görülüyor) : Malembe Getiriyorum Malembe’mi Dürsün diye defterini,
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 101 Onca ölüme neden olmuş O dört generalin. Malembe, Malembe, Oy Malembe, Malembe. Çözmek için sorunları, Malembe, Malembe. Hainler için, Malembe, Malembe. Faşistler için, Malembe, Malembe. Goriller için, Malembe, Malembe. Malembe, iyi birşey Adiller ve dürüstler için, Ama kötü ve zararlı Tüm o alçaklar için. Adaletin kılıcı Malembe İşçilerindir o, Kaçacak yerleri yok Hainlerin. Quilapayun, Şilili grup, 1975 İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 17 Nisan 2012 Şuradan dinlenebilir: http://www.youtube.com/watch?v=Ngy14JIOaZo (Ne yazık ki 1975’teki sürümü, Youtube’da çıkmıyor.)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 102 (23) Şili’de Muhteşem Yılbaşı! 20 Haziran 2012, İquique, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/silide-muhtesem-ylbas.html Bu satırları yazarken, Şili çayı boldoyu deniyorum.Yağ içermişim gibi geliyor. Birkaç yudumdan sonra bırakıyorum. Sinir otu çayına (paico/llanten) geçiyorum. Bu çay, içiminde sorun olmayan bir çay... “Kız Sen İstanbul’un Neresindensin?” Venezuela hazırlıklarına zaman ayırdıktan sonra, kitapçı amcayı görmeye gidiyorum. İquique Katliamı’nı okuduğumu söylüyorum. Başlıyor anlatmaya. Aslında, sandığımdan da ilginç ayrıntıları varmış. Bu nedenle, bu ağlatıyı başka bir yazıda ayrıca ele almaya karar veriyorum. Amcayla tavuk-patates yerken, kızlardan açılıyor konu. Arjantinli tangocu dayının da dediği gibi, İstanbul’un kızlarının çok güzel olduğunu duymuşmuş. Sırf bunun için İstanbul’a gelmeye değermiş.:) Ben de, ona, Türkiye’de de Latin kızlarının çok güzel olduğunu düşünüp buralara gelmek isteyenlerin olduğunu söylüyorum. Vay be İstanbul, kızların güzelmiş de, kıymetini bilmemişim. :) Santiago Yolcusu Kalmasın! Oradan çıkıyorum, sağa sola bakınıyorum. Haritada gösterilen pazarı buluyorum. Terzilerin ağırlıklı olduğu bir pazar bu. İlgimi çekmediğinden, orada fazla durmuyorum. Kumsalda dolaşıyorum. Akşam çökerken, kitapçıya dönüyorum; çünkü buralı bir yazarla yemek yiyeceğiz. Nedense gelmiyor. Zaman da varken, Santiago biletimi almaya gidiyorum. Benden sonra gelecekler için ayrıntı veriyorum şimdi: Pullman’dan ağzım yandığından, bu kez Tur Bus’u (‘bus’ olarak okunuyor) deneyeceğim. Gezi rehberlerinde, ikisinden birinin kullanılması öneriliyordu. Bakalım, Tur Bus nasıl... Tur Bus’un terminali, farklı. Daha önce indiğim otobüs terminaline yakın olmakla birlikte, tren garından kalkıyor Tur Bus otobüsleri. Otobüs biletinin ucuzluğu şaşırtıyor beni. Şili’de otobüs, Arjantin’dekinden daha ucuz. 23,5 saatlik yol için, Tur Bus bileti, 21,700 Peso (43 Dolar). Bu, rahatlığına göre en ucuz bilet. Kimi günler ve saatler, daha ucuz/pahalı oluyor. Yani sabit bir bilet tutarı yok (bkz. https://www.turbus.cl ). Üç sınıf koltuk var. Rahat ve bütçe açısından en iyisi, yarım yatan koltuk (semi-cama). Zaten asi kıtada şimdiye kadar yaptığım tüm otobüs yolculuklarında, bu tür koltuğu kullandım. Sorun yok. 22 Haziran Cuma günü, sabah 10:00’da yola çıkıyorum (Şili saati, Türkiye saatinin 7 saat gerisinde). Santiago, bu kadar soğuk olmasa, daha kıyak olacaktı; çünkü henüz tümüyle iyileşmiş değilim, ama olsun. Santiago’da hava kirliliği nedeniyle kentin üstüne çöreklenen dumanın da, sağlığı bozduğunu söylüyor buradakiler. Gideceğiz, göreceğiz... Görevlinin ısrarlı önerisiyle (sağolsun, iyi ki bunu söyledi), otobüsün Pasifik Okyanusu kıyısını gören tarafından alıyorum koltuğu. Bir gün boyunca eşlik edecek bana, Pasifik; Asya’da yıllarca eşlik ettiği gibi...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 103 Hanımlara Duyurulur! Oradan, And Dağları Takvimi’ndeki yılbaşı kutlamasını görmek için, Diego Portales Sokağı’na gidiyorum. 20:00’de başlayan kutlamalar, 24:00’e kadar sürüyor Arturo Prat Üniversitesi’nin önünde. Muhteşem bir kutlama! Korteje, 5-10 yaş aralığındaki iki erkek, bir kız öncülük ediyor. Çocukların ellerinde, geleneksel yeni yıl ve gökkuşağı bayrakları var. Arkalarından, birbirlerinden farklı olan çok sayıda bando geliyor. Yerli bandolarında, panflüt ve kamış flüt ağırlığı görülüyor. Önceden izin alınmış bir etkinlik bu. Trafiğe kapatılıyor yol. Ambulans ve polis, hazır bekliyor. Ara açık gidiyorlar bandocu ve dansçı takımları. Böylece, birbirine karışmamış oluyor müzikler. Kimi erkeklerin çizmelerinde çıngıraklar var. Bunların sesi, dansa eşlik ediyor. Kimi gruplardaki kızların miniminnacık etekleri var. Daha yerli görüntülü olanların ise, etekleri uzun. Yerli giysilerinde, İspanyol etkisi görülüyor; Eduardo Galeano’nun daha önce güncede paylaştığım uyarısını anımsıyorum. Kutlamada, Kuzey Amerika etkisi, sıfır. Harika. 7’den 77’ye katılım var. Öte yandan, kutlamada hiç Afrikalı yok. Zaten, İquique’de, toplam 5 Afrikalı gördüm 3 günde. Donları bayrak olan dansçıları görüp (ilginç bir ifade oldu değil mi? :) Aha işte, Türkçe’ye Latin Amerika’dan yeni bir deyim kazandırıyorum.) “Şili, o kadar tutucu bir toplum değilmiş demek ki” diyorum. Sokakta sürekli don gösterilen bir dansı, Türkiye erkekleri yaptırmaz karısına, kızına. Burada yok öyle birşey. Maçoluk çok az’mış ayrıca, kitapçı amcanın dediğine göre. Hanımlara duyurulur... Keşke Keşke Keşke... Bu yerli dansları arasında, Şili’nin en önemli etnik sorununu oluşturan Mapuçeleri (Mapuche) arıyor gözüm. Ya göremiyorum ya da görüyorum ama görmüş olduğumu anlayamıyorum. Daha önce yazdığım gibi, ayrı bir yazıyı hak ediyor Mapuçeler. Hükümetle Mapuçeler arasındaki gerilimin sürdüğü şu günlerde, böyle bir yazı, gündeme de uygun olacak. Geçerken, biri, “Aymara mısın sen?” diye soruyor. Çok derin bir soru oldu. “Hepimiz Aymara’yız ya da hiçbirimiz değiliz”... Sonra, Türkiye’deki çirkin, kültürel hiç bir özelliği olmayan yılbaşı kutlamaları geliyor aklıma. Süper toto, piyango, saçmasapan magazin programları, Noel Baba, çam ağacı gibi bir ucubelik çokgeninde, eğlendiğimizi ve batılılaştığımızı sanırken, asıl kutlamayı And Dağları yerlileri yapıyor işte ve onların dostları olan Şilililer, diğer Latin Amerikalılar ve ben. “Keşke” diyorum “Türkiye’de yılbaşları, halkoyunlarıyla kutlansa. Her yıl yeni bir oyun öğrensek. Sokaklarda, burada izlediğim gibi kortej oluştursak. Türkiye’de, her kesiminden insan, o gün kim olduğunu, neci olduğunu unutup yeni yıla dans ederek merhaba dese... Hatta halkların kardeşliği adına, komşu ülkelerin danslarını öğrensek; oynasak her yıl başında...” Keşke keşke keşke... 20:00-24:00 arasında oluyor kutlama. Ondan sonra konser başlıyor. Bolivyalı sanatçılar, bizi coşturuyor. Oradan uzaklaşırken, muhteşem yerli müziklerini duyuyorum uzaktan ve geri dönüyorum. Bu yerli ezgilerini neredeyse 20 yıldır dinliyorum. Onları burada ilk kez canlı dinlemek, gerçek bir yılbaşı armağanı...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 104 İtiraf Ediyorum Daha sonra, izlediğim danslarla ilgili bilgi topluyorum. Bolivya’nın Potosi kenti kökenli bir kavga dansı olan Tinku var (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=yQDVbz2IPZ4 ). Batı Andlara özgü olan Caporal dansı da, çok etkileyici (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=CxBQe9F9ggY ). Caporal’in birçok çağdaş yorumu bulunmakta (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=5UNeipgqzcU ). Toba dansı da, etkileyici (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=soYkVt5ZzTk ). Bunun dışında, izlediklerim arasında, Andların ve Şili’nin çeşitli bölgelerinden danslar var. Örneğin, Güney Amerika’nın en güneyindeki Tierra Del Fuego yerlilerinin dansları. Karnavala katılan gruplar, Diairo 21 gazetesinde sıralanıyor (bkz. http://www.diario21.cl/noticias/local/317-iquiquenos-festejaron-la- vispera-del-machaq-mara). Daha önceki yıllardan görüntüler, Youtube’dan izlenebiliyor (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=9BIHIDVM59M ve http://www.youtube.com/watch?v=bstBp6eNstQ ). İtiraf ediyorum: Karnavalı tangodan daha çok seviyorum. Karnavalda geleceğe dair umut var; bir çiftten daha ötesine giden. Mutlu Yıllar Herkese! Şimdiye kadar yaşadığım en keyifli yılbaşı kutlamasıydı bu. Kutlamayı turist çekmek için yaptıklarını öğrendim. Turistik bir kutlama olsa da, çok keyifli. Ticarileşmiş de değil. Tüm etkinlikler ücretsiz. İnsanlar, sevdikleri için dans ediyorlar. Bizdeki halk oyunları oynayanlar gibiler... Şili, güvenli bir ortam. Güney Amerika’da en yaşanılır yer. Keşke yabancılara daha açık olsalar ve ücretler bu kadar düşük olmasa. Ama asıl soru şu: Bir gezgin, kendini bir coğrafyaya gömmeli mi... Burada yaşamak, fiziksel olarak birçok ülkenin uzağında olmak anlamına geliyor... Yeni bir yıla böyle bir şenlikle başlamak, gerçekten iyi geldi... Mutlu yıllar herkese... Bugünün parçası, İnti İllimani’den gelsin: Çingene Flütlerin, ateşlerin anayolunda, Bir öbek Çingene ve kıvılcım. Ta baştan sonsuza, yürüyoruz yarına Işıklı bir kent, karanlıkta. Evimizdir bizim, toprak,
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 105 Ve bulunduğumuz yerdir evimiz. Sevgiyle kalbimizde Devam yola, yola, yola. Zamanıdır Çingene raksının. Hayal kırıklığının anayolunda, Aşarak metal ve gözyaşlı kentleri, Sallantılı yarınlara mı koşuyoruz sonsuza dek Korku konulu bir senfoni çalınırken. Evimiz olmazsa toprağımız artık, Evimiz olmaz o zaman, bulunduğumuz yer de Ve değildir aşk, bu kollarda. Yürür mü yaşam o zaman Zamanıdır Çingene raksının. Ölüm ve deliliğin anayolunda, Suya düşecek, imha planları. Sonsuza dek bağlı olarak yeryüzüne Ve çocuklarımıza, Yanıtlıyoruz tutkulu çağrıyı. Yaşamımızdır bizim, toprağımız. Kollarımıza gelerek tüm bir aşk, Devam yola, yola, yola. Zamanıdır Çingene raksının. Flütlerin, ateşlerin anayolunda, Bir öbek Çingene ve kıvılcım. Şimdi ve sonsuza dek, yürüyoruz yarına Işıklı bir kent, karanlıkta. Evimizdir bizim, toprak, Ve bulunduğumuz yerdir evimiz. Kalplerimize gelerek tüm bir aşk, Devam yola, yola, yola. Zamanıdır Çingene raksının. Şuradan dinlenebilir: http://www.youtube.com/watch?v=OeAiHHgHr9E Söz: Holly Near, Müzik: Jose Seves Çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 01.10.2008, Ho Çi Min Kenti, Vietnam Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=670&Itemid=9 İnti İllimani, ‘Sing to me the Dream’Albümü (1984)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 106 (24) İquique’den Ayrılırken 21 Haziran 2012, İquique, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/iquiqueden-ayrlrken.html Bugün sakin bir gündü. Pek bir şey yapmadım. Daha önce yazdığım gibi, yarın Santiago için yola çıkıyorum. Hâlâ tümüyle iyileşemediğim için, bugün dinlenmeye karar verdim. Birkaç saat dışarı çıkmak dışında dinlendim, iyi oldu. Kitapçı amcaya baktım, kapalıydı. Kimbilir nereye gitmiştir. Bugün benimle ilgili haberin gazetede çıkacağını söylemişti. Gittim, gazeteyi buldum; gerçekten de çıkmış (bkz. http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/sili-gazetesinde-bir-haber.html ). Kendisine, yardımcı olduğu için teşekkür etmek istedim; bir kez daha gittim dergahına, ama yoktu. Ona aylar sonra kart atıp sürpriz yapacağım. Hatta madem İstanbul’a çok gelmek istiyor; İstanbul kartı atacağım. “Pacha Mama Böyle İstemiştir Belki...” Haberde ufak bir yanlış olmuş, ama olsun. Sonuçta, Latin Amerika’daki yolculuğumla ilgili olarak çıkan ilk haber, bu. Bu haber, Şili’den önce Türkiye’de çıkmış olmalıydı; ama Türkiye’nin gündemi hem yoğun hem de dar. Kim takar Latin Amerika’yı... Haber, kim olduğumu, neci olduğumu; İquique’den önce hangi Latin Amerika kentlerini ziyaret ettiğimi; neden yolda olduğumu ve bundan sonra nereye gideceğimi anlatıyor; ve İnti İllimani ile Pablo Neruda’ya hafifçe değiniyor. Yanlış anlama, neden gezdiğim noktasında: “Neden İquique’desin?” sorusuna, “bilmiyorum, belki Pacha Mama’dan kaynaklanmıştır” diyorum. (Pacha Mama, And Dağları yerlilerinin inandığı tanrıça ile doğa ana karışımı bir kavram. Bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Pachamama ) Devam ediyorum: “İquique’ye gelmiyordum aslında. Mendoza’dan Santiago’ya geçecektim; ama bu ikisi arasındaki tünel, kar nedeniyle kapandığı için kuzeye geçmek zorunda kaldım. Belki (doğa ana anlamında) Pacha Mama gelmemi istemiştir İquique’ye.” :) Bu ifadeler, “Türk yazar, Pacha Mama’yı arıyor” biçiminde yansımış. Daha sonra gazeteyi gösterdiğim lokantacı ablanın “o zaman Bolivya’ya git” demesi, herhalde bundandı; çünkü Pacha Mama’nın asıl memleketi, Bolivya ve Peru’dur. Haberin, And Takvimi’nin yılbaşında çıkması da, harika. Bunu bir yılbaşı armağanı olarak kabul edebilirim. Burada 10 Gün Önce Olmalıydım... Çıkıyorum, İquique Pazarı’na gidiyorum. Döküntü bir yer. Beğenmiyorum (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=SpxRPnenUh8 ). Pazarın yakınında 5-6 tane Çin lokantası var, en pahalılarından. Latin Amerika’da şimdiye kadar gördüğüm en iyi pazar, Mendoza Pazarı’ydı (Arjantin). Çaprazındaki Z adlı lokantada ızgara yiyorum; gerçekten lezzetli. Oradan süpermarkete geçip 24 saat sürecek otobüs yolculuğu için nevale bakıyorum; Latin çöreği, su ve
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 107 meyve alıyorum. Bakıyorum, daha önce sözünü ettiğim ‘tuna’ adlı meyve de var; alıyorum bir tane, tadına bakıyorum evde. Bana başka bir meyveninkini anımsatıyor tadı; ama çıkaramıyorum. Fazla çekirdekli bir meyve, guava gibi. Böyle meyveleri sevmem, yemesi zor olduğu için. Guavada, en azından çekirdekli parçaları kesebiliyoruz; tunada olanaksız... Bir duvar yazısı görüyorum: İnti İllimani, Komünist Parti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü için bir konser vermiş İquique’de, duvardaki duyuruya göre. Odaya döndüğümde genelağa bakıyorum ve ne kadar büyük bir etkinliği kaçırdığımı görüyorum. Dün yılbaşının kutlandığı meydanda, 10 gün önce müthiş bir İnti İllimani konseri olmuş, 100. yıldönümü için... (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=NMeUC1CYVwI ). 2009’da, askeri darbeden 37 yıl sonra, 3 milletvekiliyle yeniden meclise giren partinin, oy dağılımına bakılırsa, en güçlü olduğu yer, Atacama Çölü ve İquique çevresi, yani Kuzey Şili. Bolivya Notları Çantamı topluyorum; yolculuk için son hazırlıkları yapıyorum. Bir dahaki sefere gideceğim Bolivya ile ilgili olarak daha önce aldığım notları gözden geçiriyorum. Şunları yazmışım defterime: - Bolivya, adını, Güney Amerika’nın özgürleştiricisi olan Simon Bolivar’dan alıyor (İnti İllimani’nin Simon Bolivar parçası için bkz. http://www.youtube.com/watch?v=AObTf9yOdoQ ). - Bolivya’da mutlaka görülecekler, yerin bembeyaz olduğu tuzla, Salar de Uyuni, Bolivya-Peru sınırındaki Titicaca Gölü ve Bolivya Amazonu. - Anayasaya göre, başkent, Sucre; ama gerçekte, La Paz. - Bolivya, Latin Amerika’nın en ucuz ülkesi olarak biliniyor. - Ülkede herşey yüksek. Yabancıların yükseklik hastalığı çekmesi, yaygın. Yerli çözümü, koka yaprağı çiğnemek. Bir diğer çözüm, gingko. - Bolivya, yüksek, dağlık, yalıtılmış ve yerli ağırlıklı olması nedeniyle, ‘Latin Amerika’nın Tibeti’ olarak geçiyor. - Bolivya, Latin Amerika’nın en yerli ülkelerinden biri. Nüfusun yarıdan fazlası, yerli. - 1545’te Potosi’de gümüş buluyor İspanyol sömürgeciler. Köle emeğiyle işletilen bu madenlerde, 8 milyon yerli ve Afrikalı öl(dürül)üyor. - Bolivya, 19. yüzyıldaki savaşlarda toprak kaybediyor. Bu kaybedilen topraklar, hâlâ, Şili’nin, Brezilya’nın ve Paraguay’ın elinde. Paraguay’la savaş, bölgede petrol olabileceği iddiası üzerine yapılıyor. Petrol şirketlerinden biri, Paraguay’ı; diğeri, Bolivya’yı destekliyor. Yani bu, açık bir petrol savaşı. Bölgede şimdiye dek petrol bulunmuş değil; ancak, bu topraklar, hâlâ Paraguay’ın elinde. - Bolivya, Latin Amerika’nın en yoksul ülkesi. - Geleneksel Bolivya Takvimi, Güneş’e değil Ay’a dayanıyor. - Ülkede bebek ölümleri, doğum oranı ve okumaz-yazmazlık yüksek. - Ülkenin temel geçim kaynağı, koka. - Bolivya’nın ulusal dansı Cueca, şenlik dansı La Morenada ve halk müziği gösterisi olan peña(s), görülmeye/dinlenmeye değer. - Bolivya halk müziğinin ileri gelen sanatçıları olarak şu adlar sıralanmış: Celestino Campos, Ernesto Cavour, Mauro Nuñez, Altiplano, Savia Andina, Chullpa Ñan, K’Ala Marka, Rumillajta, Los Quipus, Wara, Los Masis ve Yanapakuna.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 108 - Bolivya’ya özgü en belli başlı çalgılardan biri, charango (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Charango ). Diğer Bolivya yerel çalgıları şunlar: Chapaco kemanı, quena (kamış flütü), zampoña (pan flüt), bajon (büyük pan flüt) ve vurmalı çalgı olarak huankara ve caja. - Bolivya’da yollar ve otobüs hizmeti kötü olduğundan, uçakla yolculuk öneriliyor. Yolcular, genelde, Santiago’dan (Şili) ya da Lima’dan (Peru) uçuyor Bolivya’ya. - Bolivya’da otobüsler sıklıkla bozuluyor ve çamura saplanıyor. Bu nedenle, otobüse binecekler, yolun iki katı kadar beklemek zorunda kalabileceklerini hesaplayarak, yanlarına giysi, yiyecek, su vb. almalılar. - Bolivya’da uçuşların gecikmesi, hatta iptali, yaygın. - Bolivya’nın yarısı, Amazon Havzası. Burada, temel ulaşım seçeneği, ırmak gemileri ve kayıkları. - Bolivya’da geceler eksiye düştüğünden, gece yolculuğu yapanlar, sıkı giyinmeli. - Bolivya’da otobüs kullanmamanın diğer nedenleri: Su taşkını, toprak kayması, sendikalı ulaşım işçilerinin sıklıkla yaptıkları grevler ve yol kapamaları. - Bolivya’da yoksul halk, kamyon arkalarında yüklerle yolculuk ediyor. - Bolivya Mutfağı’nda, temel nişasta kaynağı, patates ve cassava (cassava, Vietnamlı gerillaların temel yiyeceğiydi). - Bolivya’nın ulusal alkollü içeceği, mısır rakısı (chicha cochabambina, bkz. http://www.cochabamba.gob.bo/Turismo/Index/detallecomida/id/41 ). Bunun, tatlı patates, fıstık ve cassavadan yapılan alkolsüz türleri de var. - Bolivya’da sarı humma aşısı olmak gerekiyor. Brezilya ve diğer komşu ülkeler, Bolivya’dan gelip sarı humma aşısı olmamışları almayabiliyor. - Bolivya’dan alınabilecek armağanlar: Müzik aletleri ve yerel tekstil ürünleri. - Bolivya’da yerel müzik kursuna gidilebilir. - Bolivya’da aylıklar düşük. Bolivya, bu nedenle, tipik bir yabancının çalışmayı düşüneceği bir ülke değil. - Bolivya içinde yolculuk için en ucuz havayolu, TAM. - Bolivya ile Peru arasındaki Titicaca Gölü, görülmeli. İnka Efsaneleri’ne göre, Güneş-Tanrı, burada doğuyor ve ilk İnka İmparatoru, bu gölün adalarından birindeki bir kayadan çıkıyor. - 3820 metre yüksekliğindeki Titicaca, dünyanın en yüksek göllerinden biri. - Bolivya hakkında daha fazla bilgi almak için şuraya bakılabilir: http://www.boliviaweb.com/ La Paz Notları - Dünyanın en yüksek başkenti, Bolivya’nın başkenti La Paz. Dağların başkenti, deniz düzeyinin yaklaşık olarak 4 km. üzerinde. - İnti İllimani grubuna adını veren, 6,402 metrelik İllimani Dağı, La Paz’ın güneyinde. La Paz’dan görülebiliyor. Şilili bir grubun, adını, Bolivya’daki bir dağdan alması, enternasyonalizm örneği olarak da görülebilir; egzotizm örneği olarak da. Üstelik, Bolivya, Peru ve Şili arasında yapılan Pasifik Savaşı’nda (1879-1883), Bolivya yenilerek, büyük bir toprak parçasını Şili’ye vermek zorunda kalıyor. - La Paz (http://www.lapaz.bo/ ), 1548’de sömürgeciler tarafından kuruluyor. Kent, adını, sömürgeciler arasındaki savaştan sonra yapılan barıştan alıyor. - La Paz’da Koka Müzesi (Museo de la Coca), görülmeye değer.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 109 - La Paz’da Belediye Tiyatrosu’nda (Teatro Municipal), halk müziği dinletilerine gitmeli. Ayrıca, Peña Huari, Peña Parnaso, Casa del Corregidor ve Peña Marka Tambo gibi türkü barlara (‘peña’ deniyor bunlara) gidilebilir. - La Paz’da sivil polis numarası yapanlara dikkat. Bu tür durumlarda, “o zaman gel birlikte karakola gidelim” diye ısrar etmeli. (Gerçi, polisin de pek güvenilir olmadığı söyleniyor.) *** Uyku zamanı. Burada durmalı. Bugünün parçası, Şili cuntasının katlettiği Victor Jara’dan gelsin: Barış İçinde Yaşama Hakkı Yaşama hakkı Şair Ho Çi Min ki sarsar Vietnam’dan tüm insanlığı. Silemez hiç bir top, pirinç tarlandaki sıraları. Barış içinde yaşama hakkı. Hindiçini, engin denizlerin Ötesinde bir yerdir; Ki orada çiçekler, Patlarlar soykırım ve napalmla Tüm haykırışları eritip birleştiren Bir patlamadır aysa. Barış içinde yaşama hakkı. Ho Amca, şarkımız bizim, Saf sevginin ateşidir Güvercin yuvasıdır güvercin Zeytin bahçesidir zeytin Evrensel bir şarkıdır Zafere ulaşacak zincir Barış içinde yaşama hakkı. Victor Jara (1932-1973) http://www.youtube.com/watch?v=t-62nkkz_TE İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 29.04.2010, Ho Çi Min Kenti, Vietnam (Vietnam-Amerikan Savaşı’nın bitiminin ve Saygon’un kurtuluşunun 35. yıldönümünde) Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=741&Itemid=32
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 110 (25) İquique’den Santiago’ya 23 Haziran 2012, Santiago, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/iquiqueden-santiagoya.html Maceralı bir yolculuktan sonra İquique’den Santiago’ya vardım. Anlatılara geçmeden önce, benden sonra gelecekler için, İquique’de kaldığım otelin ve çokça zaman geçirdiğim kitap kahvesinin adreslerini veriyorum: - Hotel Costa Azul, Latorre, 448, Iquique, Chile. Telefon: 318 124. Ağsayfası bulunmuyor. Otel, kentin merkezine (Prat Meydanı) birkaç adım. - Kitapçı amcanın kitap kahvesi (buradan kablosuz bağlantı kullanabilirsiniz): Rendez-vous Cafe Literario y Restaurant, Patricio Lynch, 271, Iquique, Chile. Telefon: 417 351. (Otel ve kahve numaralarının 6 numaralı olması, kentin büyüklüğü/küçüklüğü ile ilgili bir fikir verebilir belki.) “Benim Hüzünlü Orospularım” Sabah çantaları yüklenip terminale yürüyorum. Kitapçı amcanın dergahı, yol üstünde. Kapı kapalı; tam ayrılıyorum ki, kapıyı açıyor. Birlikte çay içiyoruz, sonra taze yaptığı elma, guava ve avokado karışımı bir meyve suyu. Giderayak sohbet yine keyifli, amcayla. Konumuz, Gabriel Garcia Marquez ve onun yıllar önce bana armağan edilmiş kitabı: ‘Benim Hüzünlü Orospularım’ (Memoria de mis putas tristes). Ben bu kitabı sevmemiştim. Marquez gibi bir usta için basit bulmuştum. Şimdi konu, bu; ve “kitaptaki kişiliğe benziyor musun?” diye soruyorum, birlikte kopuyoruz. :) Amcanın doğum günüymüş dün. 73’üne basmış. Eşi, Kanada’ya kardeşini görmeye gitmiş. Çocukları da başka kentlerde çalışıyor. Yalnızmış bu aralar. Sabahları sahilde koşuyormuş, hastalıklarla mücadele adına. Geceyarısı Ekspresi Sağolsun, beni yolcu etmeye geliyor. Yanyana olan terminalde/tren garında oturup son sohbetimizi yapıyoruz. Konu, amcanın Türkiye ile ilgili bildiklerine geliyor. “Sizde cezaevleri çok mu kötü?” diyor. Evet diyorum, Urfa’daki yangından söz ediyorum ve daha önce başka yerlerde olanlardan. Nereden bildiğini soruyorum. Bir film izlemiş. Ayrıntılarını aktarınca, bunun ‘Midnight Express’ olduğunu anlıyorum. Birkaç yıl önceye kadar, bu filmi, milliyetçilik adına kınayan büyük bir grup yurtdışı insanı vardı; “Türkiye’yi kötü gösteriyor” diye. Hâlâ kınıyorlar mıdır bilinmez. Geceyarısı Ekspresi’nden daha beterleri yaşanırken bu topraklarda, “ülkemizi kötü gösteriyorlar” demek için, beyinlerin kaç derecede yıkanmış olması gerekiyor acaba... Buradan, öteki Şili’yi keşfediyorum. Burada, İquique’de, yaklaşık 10 yıl önceki bir cezaevi isyanında 26 mahkum yakılmış (bkz. http://www.ipsnews.net/2001/05/chile-fasting-
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 111 prisoners-protest-tragedy-in-iquique/ ). ‘Demokratik’ Şili, Türkiye’yle ne çok ortaklığın var... Ve işte tren garının hemen karşısı, bu cezaevi. Dün geçmiştim yanından. Şili’de katliam zihniyeti, geçmişe dair puslu bir anı değil artık gözümde... İspanyolca’da İnşallah İşte otobüse biniyorum. Amca, “İquique’de bu şemsiyeyle gezersen, sana deli gözüyle bakarlar” diyor. Buraya yağış çok nadirmiş. Bu, bana Mersin’i anımsatıyor. Oraya ilk gittiğimde, şemsiye taşırdım; ta ki, dolmuşta, bir amca: “sen hangi kentten geldin? Şemsiye taşımana gerek yok; Mersin’de pek yağmaz” diyene kadar. Ama yanımda götürmeliymişim şemsiyeyi şimdi; çünkü Santiago’da yağabilirmiş. “Ojala Santiago’da yağmaz” diyor. Bu, aklıma, İspanyolca üstündeki Arap etkisini getiriyor. 711’den 1492’ye kadar İspanya’nın ve Portekiz’in büyük bir bölümünü elinde tutan Müslüman Arapların egemenliği, İspanyol diline çeşitli ifadeler getirmiş: ‘Ojala’, ‘inşallah’ın İspanyolcası. Bir kökenbilgisi sözlüğüne bakıyorum ( http://etimologias.dechile.net/?a.rabe ). - Sözlüğe göre, İspanyolca’da ‘al’la ve ‘az’la başlayan sözcükler, Arapça. Örneğin, alacran (akrep), albondiga (köfte), alcazar, aldea (köy), alfil (satrançta fil), alfombra (halı), algarabia (gürültü), algodon (pamuk), alhaja (mücevher), almacen (stok), almanaque (almanak), alqueria, alubia (fasulye), azabache, azafata (hostes), azafran (safran), azar (rastgele), azimutal, azofar (pirinç), azotea (çatı), azucar (şeker) ve azulejo. - Ortasında ‘h’ harfi olanlar, Arapça. Örneğin, alfahar, azahar (portakal çiçeği), almohada (yastık) ve zanahoria (havuç). - Sayılarla ilgili sözcükler, çoğunlukla Arapça. Örneğin, algebra (cebir), algoritmo, cifra ve adarme (nebze). - Kimyayla ilgili sözcükler, çoğunlukla Arapça. Örneğin, albayalde (beyaz kurşun), alcalino (alkali), alquimia (simya), ambar (amber, kehribar), aceite (yağ), alcohol, cafe, elixir, soda, tabaco (enfiye) vb. - Çeşitli gökbilim terimleri, Arapça. Örneğin, Aldebaran, Alcor, Altair, Betelgeuse, Deneb, Rigel, Vega vb. - Çeşitli bitki ve çiçek adları, Arapça. Örneğin, acelga (pazı), albaca (fesleğen), alcachofa (enginar), alcanfor, alheña (kına), alfalfa (yonca), algarabia, algazul, alheli, altramuz, alubia, azafran, amapola (haşhaş), añil (çivit), azucena (zambak), azahar, espinaca (ıspanak), jazmin (yasemin), lila (leylak) vb. - Şekerle ilgili çeşitli sözcükler, Arapça: Azucar, cande, jarabe (şurup), sirope, zafra vb. - Çeşitli askeri-siyasal sözcükler, Arapça: Adalid, alcalde (başkan), alcaide (gardiyan), alferez (bayrak), alferza, alguacil (şerif), almirante (amiral), jegue vb. - Çeşitli ticaret terimleri, Arapça. Örneğin, aduana (gümrük), ahorro (tasarruf), maravedi vb. - Çeşitli mimarlık ve mühendislik terimleri, Arapça: Acequia (sulama kanalı), albañil (duvar ustası), alberca (yüzme havuzu), alcantarilla (lağım), aljibe (sarnıç) vb. - Çeşitli giysi adları, Arapça. Örneğin, albornoz (bornoz), chompa (kazak), mameluco vb. - Çeşitli mücevher adları, Arapça. Örneğin, ajorca (halhal), alhaja (mücevher) vb. - Çeşitli çalgı adları, Arapça. Örneğin, laud (kopuz), guitarra, rabel vb. - Çeşitli yer adları, Arapça. Örneğin, Alicante, Almudena, Andalucia, Calatayud, Ceuta, Gibraltar, Guadalajara, Guadalquivir, Madrid vb.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 112 - Ve diğer sözcükler: Ajedrez (satranç), asesino (suikastçi), azafata, ensaimada, jaqueca, serendipitoso, aceituna (zeytin), arroz (pilav), barrio (mahalle), chaleco (yelek), daga (hançer), faquir (Hint fakiri), gaban (kaban) ve daha niceleri... Bunların bir bölümü, İspanyolca’dan diğer Avrupa dillerine geçiyor... Arapların eski sömürgesi, ‘Yeni Dünya’yı haraca bağlayıp yeni sömürgeci olmuş. Ve hepsinin ötesinde, ‘ole’nin, Emevilerin ‘Allah Allah’ından geldiği ileri sürülüyor. *** Antofagasta’da İşte otobüsteyim. Kalkıyor 10:00’da. Pasifik kıyısı, sağımda; dağlar, solumda... Kahvaltı veriyorlar 10:45’te. Kaşarlı sandviç ve 190 ml’lik şeftali suyu. Yol boyunca bize eşlik eden sokak lambalarında güneş tabletleri görülüyor. Antofagasta’ya doğru gidiyoruz. 360 bin nüfuslu liman kenti, madencilik geliri dolayısıyla, Şili’deki en yüksek kişi başı toplam yerel gelire sahip kent. Aynı zamanda, ülkenin en pahalı kenti (bkz. http://www.municipalidadantofagasta.cl/ ). Antofagasta’nın girişinde gümrük kontrolü var. Yolcular, bavullarla birlikte indiriliyor. Elle arama yapılıyor. Sınırda değil ülke içinde olduğumuz düşünülürse, garip bir uygulama. 12:15’te iniyoruz, 15 dakika bekleyip geri biniyoruz. 16:00’da Antofagasta’ya varıyoruz. Otobüsün değiştirilmesi için, terminalde 15-20 dakika bekliyoruz. 16:30’da yola çıkıp Antofagasta’nın içine giriyoruz. Kent, İquique’den daha büyük. Yapıların yüksekliği de alan genişliği de bunu gösteriyor. Antofagasta’nın kumsalları da daha iyi görünüyor. Film Kuşağı Yeni otobüse biniyoruz. Güneş, Pasifik’ten battığı için, benim oturduğum tarafta. Antofagasta’yı geçtikten sonra, sarı çöl dağlarının arasına dalıyoruz. Burada, hiç bir yaşam belirtisi yok. Kaktüs bile yok. Sonra bir maden bölgesinden geçiyoruz. O arada, 17:00 gibi film koyuyorlar. Bu, ‘Source Code’ adlı 2011 yapımı film (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Source_Code). Etkileyici bir film. Beğeniyorum. Filmin sonunda, bombacının beyaz Amerikalı çıkması da güzel. Çöllerden geçiyoruz yine. İkinci bir film koyuyorlar, suya sabuna dokunmayan. Bu, 2011 yapımı ‘Crazy, Stupid, Love.’ adlı film (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Crazy,_Stupid,_Love. ). Üçüncü film de güzel. Bu, ‘Next’ 2007 yapımı Nicholas Cage filmi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Next_(film) ). Sıkmayan, sürükleyen bir film. Tam da yolculuğa yakışır... Şilili Madenciler ve Biz... Sonra 2010’da madencilerin mahsur kaldığı ve sonra mucize eseri olarak sağ kurtuldukları Copiapo kentine geliyoruz (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/2010_Copiap%C3%B3_mining_accident ). Burada, bir kez daha otobüs değiştirtiyorlar. Tam bir rezalet. TurBus şirketini bir daha kullanmamalı. Yeni otobüse biniyoruz. 00:30’da yemek veriliyor: Salamlı sandviç ve 190 ml’lik ananas suyu. 1:30’da uyanıyorum. “Otobüs değişecek” diyorlar. Otobüs bozulmuşmuş ve bu bindiğimiz, 3. otobüs!
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 113 Tarlaların arasında, soğuk altında bekliyoruz; yoldan geçen otobüslerden biri bizi alsın diye.Görevlilerde akıl yok; herkesi dışarı çıkarıyorlar, buz gibi soğukta. Yolcular arasındaki bebek, o gece bol bol öksürüyor onların yüzünden. Soğuktan dışarıda duramıyor insanlar artık. Çoğumuz, bir adım ileri gitmeyen otobüste öylece oturuyoruz, hatta uyuyoruz. Daha sonra bir otobüs alıyor bizi neyse ki... Aklıma, Şilili madenciler geliyor günlerce madenden çıkamayan... “Abartma” diyorum kendime; “alt tarafı soğukta bekledik”... Santiago yollarında ikinci kez sıkıntı yaşıyorum. Daha önce de Mendoza-Santiago Tüneli, kar nedeniyle kapandığından, gidememiştim Santiago’ya. İşte bu nedenle, N çiziyorum Güney Amerika’da (Sao Paulo, Curitiba, Buenos Aires, Mendoza, Salta, İquique ve Santiago). Cıstak Cıstak ve Şili Müziği Uyuyoruz. Bir film koyuyorlar sabah. Bu, 2011 yapımı ‘Win Win’ (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Win_Win_(film) ). İzlemiyorum, çevreye bakınıyorum. Latin Amerika’da bindiğim tüm otobüslerde gösterilen filmlerin Holivud filmi olması, dikkatimi çekiyor. Yol üstünde, bir tarafta çalılar arasında kaktüsler, diğer tarafta ise rüzgar enerjisi çiftlikleri görüyoruz. Saat 09:00 gibi okyanus görünüyor yeniden. Hızla değişiyor coğrafya. Tipik Akdeniz köylerinden geçerken, kaktüs tepelerinde buluyoruz kendimizi birden. 11:30’da, Şilili bir yolcu, cep telefonundan cıstak cıstak parçalar çalmaya başlıyor. Sinir oluyorum. Zaten Santiago’ya az kaldığından, pil harcamayı göze alarak cebi açıyorum, Şili müziği dinliyorum. Bu ne yaman çelişki Ahmet Abi? Şilililer, cıstak cıstak dinliyor; bense Şili müziği... (Türkiye’ye gelmiş bir yabancı olsaydım, aynısını yaşama olasılığım yüksekti.) Gelsin o zaman yolda dinlediğim İnti İllimani parçalarından biri! (Gerçi, İngilizce bir parça; tam da Şili müziği denemez; ama İnti İllimani’nin bir albümünde yer alıyor sonuçta.) Yalnız Değiliz Yorulmayacağım bu yoldan yürürken Bir mumdur gülüşün, yorulmayacağım Zayıf düşmeyeceğim tehlike karşısında Ama yanıma yaklaş sen Yalnız değiliz, yalnız değiliz. Yaralı bir dost gibidir dünya Yarının kırılgan umudusun sen ey ufaklık Bir akbaba olabilirsin bir anda Açarak cesurluk yüklü kanatlarını, uçarak Bir öykü anlatıyor ağaçlar Suları ısıtan yanan bir güneş gibidir yıldızlar
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 114 Yolculuğumuzu kederden arındıran bir güçtür rüzgar Kaptanlık ediyor özgürlük gemisine kadınlar, yol alıyorlar Cesurluk dolu yaratıklar kırılmaz bir zincir örüyorlar Kalbim gibi kırılabilir onlar Gerilimi karşılamalı bağlar, çekmeliler onlar Ağlayan bir iniş gibi perde perde, yol almadalar İnsanların çiçeğini alev alan çeliğe çeviren o güç var ya Kullanabilir miyiz sıcaklığı, Lehimlemek için böyle bir zinciri, bulabilir miyiz Yorulmayacağım bu yoldan yürürken Bir mumdur gülüşün, yorulmayacağım Zayıf düşmeyeceğim tehlike karşısında Ama yanıma yaklaş sen Yalnız değiliz, yalnız değiliz. Söz-Müzik: Holly Near İngilizce özgün metinden çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 29.11.2008, Ho Çi Min Kenti, Vietnam Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=673&Itemid=9 İnti İllimani, ‘Sing to me the Dream’ (Düş’ün Şarkısını Söyle Bana) Albümü (1984)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 115 (26) Santiago’da İlk Gün 23 Haziran 2012, Santiago, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/santiagoda-ilk-gun.html Sonunda vardık Santiago’ya. Yol, yordu; 4 otobüs değiştirmek de, otobüs beklemek de yordu. Çevreye bakınıyorum. Gezi rehberlerine göre, terminal yakınlarında bir metro durağı olmalı. 10- 15 dakika aranıyorum. Bu arada, terminal, hoşuma gidiyor. Bu, sanırım, Latin Amerika’da şimdiye kadar gördüğüm en iyi terminal. İçinde, birçok lokanta var. Sanki terminal değil de; lokanta ortamının yanına bir terminal kondurmuşlar gibi. Metroyu bulamayınca, terminalin dışına çıkıp çevresinde dolanıyorum. İşte biraz ileride: Bu, Universidad de Santiago Durağı. Metroya giriyorum. Rehberde okuduğum gibi, ‘Bip Card’ denen karttan alıyorum. Bu kart, turnikelerde bipleyip bilet miktarını düşüyor. :) Kart, 1350 Peso (2.7 Dolar). 10 Dolar yükletiyorum karta. Bundan sonra, bilet kuyruğu beklemek yok. Bir basışta, öğrenciler ve yaşlılar için 190 Peso (0.38 Dolar) gidiyor. Tam için ise, kullanış saatine göre değişiyor. Trafiğin en yoğun olduğu saatlerde, pahalı oluyor (670 Peso, 1.34 Dolar); diğer saatlerde, 560 ile 610 Peso arasında değişiyor. Metroyu Açan Kanlı Eller Universidad de Santiago Durağı’ndan, Kırmızı Hat (Hat 1) üstünden, Baquedano Durağı’na gidiyorum (Los Dominicos yönünde). Sağdan soldan okuduğum kadarıyla, Baquedano’da birçok otel varmış. Metro, gıcır gıcır. Buenos Aires’teki gibi, eski püskü değil. Daha sonra, metroyla ilgili bilgilere bakıyorum. Santiago metrosu, Güney Amerika’nın en uzun metrosu. 5 hat ve 108 durakla, 103 kilometreye uzanıyor. Tüm Latin Amerika’da ise, Meksiko Kenti’nden sonra ikinci. Şili’deki metrolu üç kentten biri, Santiago (diğerleri, Valparaiso ve Concepcion). Çok genç bir metro. Buenos Aires Metrosu’nun tersine, 40 yıllık bile bir geçmişi yok... Metroyu, katil general Pinochet açıyor 1975’te. Uluslararası Af Örgütü’yle Merhaba Şili’ye İniyorum metrodan. Sıcak bir hava karşılıyor Santiago’da beni. Bir güz sıcağı bu. Dağların soğuğundan sonra iyi ısıtıyor. Baquedano’dayım. Semt, adını, Pasifik Savaşı’nda Şili Ordusu’nun başında olan Bask kökenli başkomutan Manuel Baquedano’dan (1823-1897) alıyor. Birçok Şili kentinde, aynı adlı semtler ve sokaklar var (İquique’nin İstiklali, Baquedano). Metrodan çıktığım gibi, Uluslararası Af Örgütü adına yapılan bir imza kampanyasıyla karşılaşıyorum uzaktan. Biraz ileride ise, gökkuşağı bayraklı bir LGBT gösterisi var. Birkaç otel bakıyorum, pahalı geliyorlar. Sonunda, yine pahalı olan, ama diğerlerine göre fena olmayan bir otele dalıyorum. Çantaları odaya bırakıp eşe dosta Santiago’ya vardığımı haber veriyorum. Biraz dinleniyorum. Gerçekten yorulmuşum.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 116 Süslüyor mu Lekeliyor mu? İşte dışarıdayım yeniden. 1541 doğumlu kentin ağzından girip burnundan çıkmaya hazırım. Metro duraklarının adlarını inceliyorum öncelikle. Yine bir Bask kökenli olan Saint Alberto Hurtado Cruchaga’nın (1901-1952) adını taşıyor duraklardan biri. Cruchaga, 2005’te Papa tarafından Aziz ilan edilen bir din adamı, avukat ve yazar. O, Vatikan’ın tanıdığı ikinci Şilili aziz. Cruchaga, sol bir Hıristiyanlık’ın kurucularından biri olarak kabul ediliyor. Kitapları, İsa ile solu buluşturan cinsten. Bir diğer isim, Katalan kökenli olan Manuel Montt (1809-1880). Montt, Şili’nin iki kez devlet başkanı olmuş bir tutucu. Pedro de Valdivia (1500- 1553), Santiago’nun kurucusu ve ilk valisi olan sömürgeci. Vatanlarını bu sömürgeciye karşı savunan ve neredeyse kurtaran yerlilerin adları geçmiyor metro duraklarında elbette. Bir diğer durakta, İspanya Kralı hesabına çalışmış olan Portekiz denizci Ferdinand Magellan’ın (İspanyolcası’yla Hernando de Magallanes) (1480-1521). Atlantik ile Pasifik arasındaki deniz yolunu bulan denizciyi bir de yerlilerin gözünden tanısak fena olmazdı. Şimdi onun adı, asi kıtanın en ucundaki boğazı ve Filipinler de dahil olmak üzere birçok yeri süslüyor (ya da yerliler açısından, “lekeliyor” mu demeliydik...). Einstein, Kristof Kolomb ve Diğerleri... Şili’nin bağımsızlık hareketinin önderi olan Bernardo O'Higgins Riquelme (1778-1842) ise, Şili’nin kurtarıcısı olarak anılıyor. Arjantin’de San Martin ve Venezuela’da Simon Bolivar ne ise, Şili’de O’Higgins o... İrlanda kökenli olan başkomutanın yaşamı, ayrı bir yazıda anlatılıp yorumlanmalı. Metro duraklarının adlarından biri olan Chacabuco, Şili tarihi okumuşlar için, kanlı bir bölgeye karşılık geliyor. Chacabuco, Atacama Çölü’nde, katil general Pinochet tarafından toplama kampı olarak kullanılmış olan eski bir madenci kasabası. Kristof Kolomb da anılıyor metroda (şaşıran var mı?). Bir diğer metro durağı, Şili’nin liberal siyasetçisi Francisco Bilbao Barquín’in (1823-1865) adını taşıyor. Simon Bolivar da anılıyor elbette. İrlanda ve Bask kökenli Şilili gazeteci-yazar Benjamín Vicuña Mackenna da (1831-1886) yer alıyor metroda. Einstein durağı var bir de... Santiago’nun Kalbinde... İşte metroda iki durak ileride iniyorum ve Santiago’nun merkezindeyim. Burası, Ordu Meydanı (Plaza de Armas). İspanya’da ve Latin Amerika’da bu adı taşıyan birçok meydan var. Ad, kışlaların burada bulunmasından ileri geliyor. Meydan, şu yapıları barındırıyor: Santiago Metropolitan Katedrali (bkz. http://www.iglesiadesantiago.cl/catedral.php ), bugün Şili Ulusal Tarih Müzesi olarak kullanılmakta olan ve daha önce meclis ve mahkeme olarak kullanılmış olan Krallık Sarayı (Palacio de la Real Audiencia de Santiago, bkz. http://www.dibam.cl/historico_nacional/ ), Merkez Postane (bkz. http://www.correos.cl ) ve Santiago Belediye yapısı (bkz. http://www.municipalidaddesantiago.cl/ ). Meydan, çok canlı (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=ts8njjmPnFs ). Gittiğim gibi, 5 sanat gösterisi izliyorum ayrı noktalarda, ayrı ayrı. İkisi, güldürü amaçlı; diğerleri, konser.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 117 Konserlerden biri, birkaç gençten oluşan bir keman grubu. Kentin çevresinde görünen karlı dağlar da, ayrı bir hava katıyor. Meydanın bir tarafında, büyük bir kameriye altında, 10-15 masada satranç oynanıyor. Birçok izleyicileri var çevrede. Dev palmiyeler süslüyor meydanı ve heykeller. Birçok tablo dizilmiş sokaklara, satılmak üzere; ve şipşak ressamlar da var elbette... Bozuk Para Numarası Meydanda atlı polisler dikkat çekiyor. Yerdeki at pisliklerinin sırrı çözüldü... ‘Carabineros’ olarak adlandırılan (‘polis’ olarak adlandırılmıyorlar) güvenlik güçleri, askeri polis. Yani sivil değiller. Meydanın çevresinde trafiğe kapalı birçok sokak var. Bunlardan biri olan Puente’ye dalıyorum. Burada bir pazar kurulmuş; giysi ve meyve satılıyor çoğunlukla. Muz ve armut alıyorum. Yol üstündeki Aillavilu Sokağı’nın girişinde, sokağa açılmış bir kitap tezgahı var. Ağırlıklı olarak Asya kitapları satılması (Tao vb.), dikkat çekici. Puente’nin sonunda, geniş caddeler çıkıyor karşıma ve bir de yan tarafta, bir üniversite. Bu, Universidad Internacional SEK (bkz. http://www.uisek.cl/ ). Merkez Çarşı da burada (Mercado Central, bkz. http://www.mercadocentral.cl/ ). Burası, döküntü bir yer çoğunlukla. Mendoza Pazarı’ndan daha iyi değil. Balık ve deniz ürünü ağırlıklı bir pazar. Burada, Çiçek Pasajı’nın birkaç katı kadar geniş bir alanda balık ve deniz ürünü yemekleri yapıyor lokantalar. Deniz ürününü çok severim. Vietnam’da çok yedim. Vietnam’da mutfağın doğal bir parçasıdır deniz ürünü; ucuz olduğu için ve Vietnam, bir sahil ülkesi olduğu için. Ancak, burada, deniz ürünlerini nasıl hazırladıklarını bilmediğimden (belki dokunur diye çekinerek), bunları tatmayı erteliyorum. Gerçi, zaten birkaç ürün dışında, daha önce tatmadığım bir deniz canlısı görmüyorum. Deniz kestaneleri ilginç olabilir. Lokantalardaki en pahalı ürün, yengeç püresi. Karşıdaki bir lokantada, pizza, çörek ve sosis yiyerek karnımı doyuruyorum. Meydana dönerken, biraz yüksekten, üstüme bozuk paralar atılıyor. Bir ara şaşalıyorum; ancak, bunu bir yerde okumuştum. Dikkatimi dağıtıp çantamı çarpmak olabilir amaç. Daha önce, bir turistin çantasını böyle çalmışlar. Turist, paraların cebinden düştüğünü sanıp toplamaya çalışırken, çantası uçmuş gitmiş. Cebimi yokluyorum, benden düşmediğini anlıyorum, hiç oralı olmayıp basıp gidiyorum. Küçük Lima’da Bu kez, meydanın yanallarına bakıyorum. Puente’nin paralelindeki Bandera Sokağı’na (‘Bayrak’ anlamına geliyor) giriyorum. Kolomb Öncesi Sanat Müzesi, bu sokakta (bkz. http://www.precolombino.cl/ ). Bandera’da bir alışveriş merkezi dikkatimi çekiyor. Bu, Galeria Comercial Bandera Centro (adres: Bandera 421). Burada, Güney Kore’nin başkenti Seul’ün İstiklal Caddesi olan İnsadong’daki Ssamji-gil’de olduğu gibi, merdivensizlik sözkonusu. Bu iki AVM’de merdiven yok. Zemin, adım adım yükselerek, en üst kata ulaştırıyor. Bu AVM’de, bir sürü Peru lokantası ve telefon dükkanı var uluslararası aramalar için. Peru berberleri ve güzellik salonları yanında, 2 Kolombiya lokantası da var. Kimileri, burayı, Peru’nun başkentine gönderme yaparak, ‘Küçük Lima’ olarak adlandırıyor. Arama merkezlerinde, Honduras, Nikaragua ve Küba gibi Kuzey Latin ülkelerinin adlarının listelenmesinden, Santiago’da bu ülkelerden gelme çok sayıda göçmen işçi olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Oradan çıkıp biraz daha dolaşıyorum. Hava, saat 18:15’te kararıyor; oysa İquique’de 19:30 gibi kararıyordu. Gündoğumunun geç olduğu, günbatımının erken olduğu ülkeleri sevemiyorum.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 118 Sokak Fiziği Arjantin’de ve Şili’de, sokak adlarındaki yabancı ağırlığına takılıyorum. Birçok Latin Amerika ülkesinin adına ya da kentlerinin adına yer veriyor sokaklar. Savaştıkları ülkeler bile var sokak adlarında. Santiago’da, Las Rejas Metro Durağı yakınında, Türkiye Caddesi var. Türkiye’deki sokak adlarına bakıyorum öylesine: Kemeraltı, Necatibey, Mumhane, Kumbaracı, Boğazkesen, Meclis-i Mebusan, Kemankeş, Bostanbaşı, Hayriye vb. vb. Ne kadar zevksiz adlar bunlar... Uluslararası niteliği olmaması bir yana, nedir bu keşmekeş... Bu sokaklar, İstiklal ile Boğaz arasındalar. Her semtte ayrı bir keşmekeş var... Fizikçiler, kaosu çalışmak istiyorsanız; İstanbul’daki sokak adlarını çalışın biraz; yeni kuramlar ortaya çıkarabilir sizin için sokaklar... Ne Fazla Küçül Ne Fazla Büyü Defterde kalan notlara bakıyorum: İquique’de, arabalar, yayalara hep yol veriyordu. Santiago’da böyle değil. İquique’de, toplam iki dilenci, bir de evsiz görmüştüm. Dilencilerden biri, gençti; eli ayağı tutuyordu. Herhalde, harç parasını bulup buluşturamayan bir üniversite öğrencisiydi (bilemiyorum). Başka bir yerde gördüğüm yaşlı dilenci ise, dilenmiyordu; ama insanlar, giysilerinden onun paraya ihtiyacı olduğunu anlayıp para veriyordu. Çok daha iyiydi İquique; ama benim hiç içinden çıkamadığım bir duruma örnek yine: Küçük yerlerde, birebir ilişkiler güçlü oluyor; insanlık bağları, sağlam oluyor. Ancak, aynı zamanda, sıkıcı yerler buralar; fazla küçükler. Büyüdüklerinde, yapılabilecek birçok etkinlik oluyor bu kentlerde; ama insancıllık da bitiyor... Santiago’da daha fazla dilenci olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı... Bugünün şarkısı, yine İnti İllimani’den. Bu şarkıyı, Şili cuntasının 1973’te katlettiği Victor Jara için yazmışlar: http://www.youtube.com/watch?v=5C_DrAWv7uc Yıldızların Şarkısı Akıl yetişmiyor bana ne sevgi ne sözcük ellerim ki çalışır çalgı üstünde bir sesçik uğruna. ve yetişmiyorsa bana görüntü ve yetişmemeli asla yorumlamak için Victor Jara’nın düşüncesini o ki şarkısında şunu söylerdi: şarkı için değil şarkım. Nasıl ki dinlenir seslerin
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 119 ardından gelen tonlarla, gerçekle ve sabırla bir baskı duyumsamadan, yanılsama için değil şarkım diyorum tanrı önünde, iki nokta arasında uzaklık kısalsın diye de değil meslek icabı değil şarkım sesim güzel olsun diye de değil. Duygu içindi şarkısı şarkısı dostluk için, süzülür gerçekler içinde, acılar içinde, şarkısı müzik yeteneğini dökebilmek içindi. şarkısı, halatları çözülsün diye insanların, söylenir yokluğunda da şarkısı gitar içindi. Senin dosdoğru yaşamın farklı bir ülkü boyunca, olmak için insanlar arasında, ölüme taşınmış insanlarla. Ve kurtulamam, özgürleşemem kaba güçten ve baskıdan, yüreğimi sıkıştıran, etkiliyor herkesi şarkın bugünlerde toprağadır çünkü şarkın, duygusu ve aklı var. Şarkı için değil şarkım güzel ses için de değil, şarkı şunun için: gitarın duygusu ve aklı var. İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 8 Temmuz 2007, Ho Çi Min Kenti, Vietnam (‘Arriesgaré La Piel’ (1996) albümünden. (*) Şarkının Türkçe söylenebilmesini sağlamak üzere, müziğe uygun olarak çevrilmiştir.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 120 (27) Santiago’da İkinci Gün 24 Haziran 2012, Santiago, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/santiagoda-ikinci-gun.html Bugün, hedef, sokaklarda rastgele yürüyüp sağı solu öğrenmek. Örneğin, Baquedano ile Ordu Meydanı arasında iki durak olduğuna göre, yürünebilir bir uzaklık olmalı. Karşıdaki karlı dağlara doğru gidersem, herhalde meydanı bulurum. Böyle düşünerek, yola çıktım ve Meydan’a falan çıkamadım. Onun yerine, Providencia adlı semte gelmişim. Providencia Caddesi’yle yanyana giden caddenin adı, 11 Eylül Caddesi. 11 Eylül, askeri darbenin yıldönümü, Şili’de. Ancak, daha sonra bakıyorum, bu 11 Eylül’ün darbeyle bir ilgisi yokmuş. Sömürgeci tarih açısından, yerlilerin saldırdığı; yerli tarih açısından ise, yerlilerin vatanlarını savunduğu bir gün, 11 Eylül 1541. Türkiye, Vietnam, Küba, Venezuela? Providencia, Santiago’nun ‘zengin muhiti’ olarak biliniyor. En yüksek zengin oranı ve yaşlı oranı burada. Ancak, bugün pazar olduğu için çok çok az yer açık. Latin Amerika’nın böyle cins bir özelliği var. Pazarları, her yer kapalı ve/ya da bomboş oluyor. Ortalık, hayalet kente dönüyor. Ters yöne girmişim. Dağları arkama almam gerekiyormuş. Neyse, böylece, başka bir semti de öğrenmiş oluyorum. Birçok büyükelçilik ve Pablo Neruda’nın evlerinden biri de, bu semtte. Birden, bir metro durağı görüyorum ve bunun uçak bileti alacağım ofisin yakını olduğunu anlıyorum (Pedro de Valdivia Durağı). Ama önce, ‘Bella China’ adlı bir Çin lokantasında, karnımı doyuruyorum. Vietnam’dan alışkın olduğum bir sebzeli tavuk pilavı bu (Arroz Chaufan Con Chapsui de Pollo, bkz. http://www.youtube.com/watch?v=ro9YokC8XvI ). Doyurucu ve lezzetli (2,000 Peso, 4 Dolar). Sonra, havayolu ofisini buluyorum (Copa Airlines, Fidel Oteiza, 1921, Oficina 703, Santiago, Chile). Haftasonu kapalı olduğunu biliyorum; ama hazır gelmişken, yerini saptıyorum, yarın kolaylık olsun diye. Yarın ya da bir sonraki gün, karar vermem gerekiyor: Brezilya üstünden Türkiye’ye ve Vietnam’a mı dönüyorum (buralara doyduğum ve günce de iyice kalınlaştığı için mantıklı olabilir bu); para ve zaman ayırıp Venezuela’ya mı geçiyorum yoksa Küba’ya mı? Ona göre bilet almalıyım. Anayasa Meydanı Oradan, Moneda’ya gitmek üzere metroya biniyorum. Yol üstünde bir pazar kurulmuş. Giysi ağırlığı var. Mısır’dan ürünler satılıyor Arap müziği eşliğinde, bir tezgahta. İnsanların büyük ilgisi var buraya. Kitap tezgahlarında, bilindik Latin Amerikalı yazarlar yanında, Asya kitapları görülüyor. Elma şekeri, üzüm şekeri vb. satıyor bir başka tezgah. Bir diğerinde, And Dağları’nda giyilen türden yünlüler var.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 121 Salvador Allende’ye mezar olan Moneda Sarayı (Palacio de La Moneda, bkz. http://www.gobiernodechile.cl/la-moneda/historia/palacio-de-la-moneda/ ), burada. Şili’nin devlet başkanının ve 3 bakanının çalışma ofisi, burası. Darphane olarak tasarlanan 1805 doğumlu yeni-klasik yapı, ilk yüzyılını, tasarlanmış olan işlevi ile tamamlıyor. 20. yüzyıl başında, yapının önüne, ‘Anayasa Meydanı’ adıyla bir meydan ekleniyor. Maliye Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Şili Merkez Bankası yapıları, meydanı çevreliyor (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=FoKqYemmQWE ). Sarayın altında, katil generalin acil bir durumda kaçışını sağlamak için tüneller bulunuyor. Sarayın bir bölümü, kültür merkezi olarak kullanılıyor (Centro Cultural Palacio La Moneda, bkz. http://www.ccplm.cl ). Milli Eğitim Bakanlığı da yakında. Şili’de Dindar ve Kindar Bir Nesil Yetiştirme Projesi Burada, haritaya bakıp O’Higgins Caddesi’ni izliyorum (Avenida Libertador General Bernardo O'Higgins). ‘La Alameda’ olarak da anılan cadde, Santiago’nun en merkezi caddesi olarak biliniyor. And Dağları’ndan çıkıp başkenti ikiye bölen Mapocho Irmağı’nın bir kolu kurutularak, bu 15 kilometrelik cadde oluşturulmuş. (Zaten, sömürgecilerin, kökünü kurutmadığı pek birşey kalmamış.) Yol üstünde solda, Banka Çalışanları Sendikası’nı görüyorum (bkz. http://www.sindicatobancoestado.cl ). İleride sağda ise, Şili Üniversitesi Ana Yerleşkesi görünüyor (Universidad de Chile, bkz. http://www.uchile.cl/ ). 1842 doğumlu üniversite, Şili’nin en eski ve en büyük üniversitesi. 13 yerleşkeli ve 23 bin öğrencili üniversitenin tarihçesi, Türkiye’deki denklerine çok benziyor. General Pinochet’nin icraatlarından biri, üniversitenin özerkliğini ortadan kaldırıp kendini rektör atamaya yetkili olarak ilan etmesi oluyor. Neredeyse tüm Şili devlet başkanlarının mezunu olduğu üniversite, böylece ağır bir darbe almış oluyor. 1981’de ise, üniversitenin birçok kolu budanıp ayrı üniversiteler olarak ilan ediliyor. Bu uygulamanın amacının, üniversitenin toplum üstündeki ilerici etkisini zayıflatmak olduğu söyleniyor. Aynı zamanda, Katolik Üniversitesi’ne büyük kaynaklar sağlanıyor ki, Allende’nin kuşağı yerine, dindar ve kindar bir kuşak doğsun Şili’de. Yarın öbürgün, Türkiye’de İslam Üniversiteleri kurulup bunlara büyük kaynaklar akıtılırsa şaşmamalı. Vatikan’ın Gölgesinde Bir Üniversite İşte böylece, Universidad de Chile Metro Durağı’na geliyorum. İleride, sağda, Konutlandırma ve Şehircilik Bakanlığı var (Ministerio de Vivienda y Urbanismo, bkz. http://www.minvu.cl/ ). Bakanlığın uygulamalarını şehir plancılığı ve katılımcı demokrasi açısından incelemek, ilginç olabilirdi; ancak şimdilik zaman yok. İleride, yine sağda, ünlü bir kilise olan San Francisco Kilisesi görülüyor. 1622 doğumlu kilise, Şili’deki en eski sömürge yapısı. Kilisenin bir de müzesi var. Müzede, sömürge dönemine ait çeşitli nesneler sergileniyor (Museo Colonial, bkz. http://www.youtube.com/watch?v=zQ5KkE9MWJ4 ). İleride, solda, Milli Servetler Bakanlığı var (Ministerio de Bienes Nacionales, bkz. http://www.bienesnacionales.cl/ ). Bir sokak sonra ise, 1813 doğumlu Şili Milli Kütüphanesi (Biblioteca Nacional de Chile, bkz. http://www.dibam.cl/biblioteca_nacional/ ) ve yanında, Milli Arşiv (Archivo Nacional, bkz. http://www.dibam.cl/archivo_nacional/ ). Bunlar, Santa Lucia Metro Durağı’nın karşısında. Ormanlık bir alan başlıyor sonra; ve karşıda, tepesinde İsa heykeliyle, Katolik Üniversitesi (
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 122 Pontificia Universidad Católica de Chile, bkz. http://www.uc.cl/ ). Vatikan’la yakın bağları olan üniversitenin tüm Güney Amerika’nın en iyi ikinci üniversitesi olduğu söyleniyor (Şili’nin birincisi). Kendi gözlemlerime göre, bu tür Katolik üniversiteleri, Asya’da ülkeleri arasında, Güney Kore’de, Japonya’da ve Filipinler’de çok yaygındı. Tepelenip Gömülmüşlerin Tepesi Katolik Üniversitesi’nin karşısındaki ormanlık alan, Santa Lucia Tepesi (Cerro Santa Lucia, bkz. http://www.youtube.com/watch?v=ejAcOTnHU7o ). 15 milyon yıl önce ölmüş bir yanardağ olan tepe, 629’lik metrelik çok yüksek olmayan manzarasıyla, şehrin göbeğinde, özellikle aşıklara keyifli anlar yaşatıyor. Tepeye çıkıyorum; her yer cıvıl cıvıl... Çeşmeler, merdivenler... Girişte, klasik bir yapının önünde, küçük bir çağlayan oluşturulmuş olduğunu görüyorum. Yukarıda da, küçük çaplı bir şato var. Çocuklar için, çok güzel bir oyun alanı burası... Ancak, tepenin tarihini inceleyince, insanın yüzü asılıyor. Tepenin bir eteği, Katolik inancına muhalif olanların gömüldüğü lanetliler mezarlığı... Adını da, sömürgeciden alıyor tepe... Muhaliflerin kemikleri, daha sonra Merkez Mezarlık’a taşınmış; ama acılı anıları burada yaşıyor bana kalırsa. Onları (özellikle Protestanları) anmak için, bir heykel dikilmiş bugün. Santiago’nun kurucusu olan sömürgecinin ve başpiskoposun da heykelleri var. Tepenin caddeyi gören eteklerinden birinde, Şili’nin Nobelli kadın şairi Gabriela Mistral’i (1889-1957) anan duvar resimleri var. Yol üstünde, Katolik Üniversitesi Metro Durağı’nın karşısında, dev bir kültür merkezi var. Bu, Gabriela Mistral Kültür Merkezi (Centro Cultural Gabriela Mistral, bkz. http://www.gam.cl/ ). Şu anki biçimiyle 2010’da açılan merkezin mimarisi, dikkat çekiyor. Yapının cephelerinde, yakında gerçekleşecek olan Belgesel Festivali’nin tanıtımı var (bkz. http://www.fidocs.cl/ ). Yine ilerideki sinema da, görülmeye değer (Centro Arte Alameda, bkz. http://www.centroartealameda.cl/ ). Yol, buradan, Baquedano Meydanı’na çıkıyor. İtalyan Meydanı da burada. Burası da, Providencia’nın bir parçası. Şarabın ve Sanatın Semtinde... Buradan, şarabın ve sanatın semti olarak bilinen Bellavista’ya geçiyorum. Irmağın diğer kıyısında başlıyor Bohemya (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=qpPhM9coCXg ). Yol üstünde, Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesi, bir yanda; dev yapısıyla merak uyandıran San Sebastian Üniversitesi ise (Universidad San Sebastian, bkz. http://www.uss.cl/ ), diğer yanda. San Sebastian’ın karşısında başlıyor kafeler, barlar, lokantalar. Yolun sonundaki Hayvanat Bahçesi’ne kadar, her yan, kafe, bar ve lokanta zaten. Birçok sanat merkezi, galeri ve Neruda’nın gemi biçimindeki evi, burada. Santiago Hayvanat Bahçesi, yolun sonundaki tepenin eteklerinde. Buraya birçokları, manzarası için geliyor. Hayvanat Bahçesi, Büyükşehir Parkı’nın bir parçası ( Parque Metropolitano de Santiago, bkz. http://www.parquemet.cl/ ). Burası, San Cristobal Tepesi. Kentin ünlü İsa heykeli, burada (360 derecelik görünüm için bkz. http://www.chilexplora.com/ver_local.php?id=1250&ver=panorama&categoria=&idPanorama=1 418 ). Birçokları, teleferiğe biniyor.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 123 Kerhane Tatlısı Bellavista’dan tepeye geçerken, birçok insan, heyecanla maç seyrediyordu. Tepeye çıktığımda, sanki tüm bir kentten ‘gol’ sesi geliyor. Oradan dönüp bu kez, Baquedano Meydanı’nın hemen yanındaki yeşil alanlara dalıyorum. Burada, birçok bayraklı taraftar görüyorum. Bir süre sonra da, yakınlarda bir yerlerde havai fişek patlatılıyor. Yeşil alanı, Merced ve Monjitas sokakları boyunca izleyince, Güzel Sanatlar Müzesi çıkıyor karşıma. Hoş bir yapı (Museo Nacional de Bellas Artes, bkz. http://www.dibam.cl/bellas_artes/pre_home.htm ). Burada, görüşmem önerilen Şilili sanatçı Sergio Lay’ın çalışmalarının da sergilendiğini görüyorum (bkz. http://sergiolay.blogspot.com/ ). Giriş, ücretsiz. Resim ve heykel sergileri var. Dönüşte, parkta, zaten Arjantin’de de sokakta satıldığını çok gördüğüm ‘churro’ adlı tatlı, dikkatimi çekiyor. Bu, bildiğimiz kerhane tatlısı (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Churro ). Karnımı doyuruyorum Baquedano’da, ‘Telepizza’ adlı her yerde şubesi olan Şili pizzacısında. İquique’de meydanda da vardı Telepizza (bkz. http://www.telepizza.cl/ ). Pizzaları, lezzetli ve küçük (Napoliten pizza ve kola, 1590 Peso). İnsan, doya doya pizza yiyemiyor Şili’de. Zaten ‘Şili mutfağı’ diye bir olay da yok. Oradan esnaf lokantasında etli ekmek yiyorum (churrasco solo, 2,300 Peso ve bir sallama çay, 700 Peso). Şarap ve su alıyorum süpermarketten. Torbaya attığım 1,5 litrelik karton kutudaki Şili şarabı, kaç gün gidecek bakalım... Odama çok yakın olan Şili Üniversitesi Tiyatrosu’na uğramalı zaman olursa (Teatro Universidad de Chile, bkz. http://ceac.uchile.cl/teatro-universidad-de-chile ). Bugünün parçası, Victor Jara’dan gelsin (şuradan dinlenebilir: El Arado, http://www.youtube.com/watch?v=RgSypCtwbk0 ). Saban Sıkıyorum yumruğumu Ve saplıyorum sabanı toprağa. Çalıştım didindim yıllarca Nasıl yorulmayayım ki... Uçuyorlar kelebekler, şarkı söylüyor cırcır böcekleri, Gittikçe daha da kararıyor derimse, daha da Parıldamada güneşşe, parıldamada. Terin üstümde bıraktığıysa saban izi, Ben de saban izleri açıyorum zaten toprağa Durmadan. Sımsıkı tutunuyorum umuda Verdiğimde düşüncemi başka bir yıldıza; “Geç değildir hiç bir zaman” diyor bana “Uçacak o güvercin birgün mutlaka”
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 124 Uçuyorlar kelebekler, şarkı söylüyor cırcır böcekleri, Gittikçe daha da kararıyor derimse, daha da Parıldamada güneşşe, parıldamada. Ve akşamüstü dönerken eve Bir yıldız belirmede Gökyüzünde. “Geç değildir hiç bir zaman” diyor bana “Uçacak o güvercin birgün mutlaka” Boyunduruk gibi sımsıkı Sıkmışım yumruğumu Çünkü değişecek herşey Birgün mutlaka. Söz-Müzik: Victor Jara İspanyolca özgün metinden çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 29.11.2008, Ho Çi Min Kenti, Vietnam Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=674&Itemid=9 İnti İllimani, ‘Sing to me the Dream’ Albümü (1984)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 125 (28) Santiago’da Son İki Gün: Küba Hazırlığı 26 Haziran 2012, Santiago, Şili http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/2012/06/santiagoda-son-iki-gun-kuba-hazrlg.html Dün sabah, Küba biletimi aldım. Bu geceye yolda olacağım. Panama aktarmalı gidecek uçağım (Copa Airlines), Santiago’dan gece 1:00’de kalkacak ve öğleleyin 11:30 gibi Havana’ya varacak. Ayrılırken, aslında dün ve bir önceki gün gezdiğim Ordu Meydanı çevresindeki sokakları ayrıntılarıyla anlatmak, fena olmazdı. Şu an oturduğum lokantada, bunun için zamanım olursa, ayrıntılara gireceğim. Yoksa böyle kalacak. Bir yandan da, Küba ve Venezuela okuması yapmam gerektiği için, zaman, dar. Bu, Latin Amerika’da Bir Gezgin’in son bölümü; çünkü bundan sonraki Küba ve Venezuela yolculukları, ayrı bir kitap oluşturacak. Belki, bir de, yolculuk bittikten sonra, bir sonsöz yazıp yola çıkmadan önce yazdıklarımı değerlendirebilirim. Çantamı topladıktan sonra, bir tür bahar temizliği gibi, notlarıma bakıyorum. Çeşitli Latin Amerika ülkeleriyle ilgili aldığım notları, bu son bölümde paylaşmak istiyorum. Peru Dipçeleri - Peru’da mutlaka görülmesi gereken yerler: - İnkaların gizli kenti Machu Picchu (buraya trenle Cuzco’dan gidiliyor.) - Titicaca Gölü, Bolivya-Peru sınırında. - Diğer tipik turist bölgesi, şarlatan Erich von Däniken’in uzaylıların yaptığını ileri sürdüğü Nazca Çizgileri. - Avrupalılar Güney Amerika’ya gelmeden önceki en büyük (yerli) şehir olan Chan Chan, Peru’da. - Peru, arkeolojik kalıntılar açısından zengin; ve bu kalıntılar arasında, İnkalar öncesindeki dönemlere ve değişik yerli halklara ait olanlar da var. - Peru’da görülebilecek arkeolojik alanlar: Machu Picchu, Nazca Çizgileri, Chavin de Huantar, Chan Chan, Pisac, Sillustani, Sacsayhuaman, Kuelap, Sipan ve Choquequirau. - Peru’nun Cuzco kenti, Amerikalarda kuruluşundan bugüne gelebilmiş en eski kent. Amerikaların arkeolojik başkenti. - Peru’nun % 45’i, yerli; % 37’si ise melez. Nüfusun yarıdan fazlası, kıyı bölgesinde yaşıyor. - Mario Vargas Llosa (d.1936) ve usta şair Cesar Vallejo (1892-1938) dışında, yerlilerin yaşamını anlatan Jose Maria Arguedas’ı (1911-1969) ve Ciro Alegria’yı (1909-1967) okumalı. - Peru halk müziği, ezgileri ve çalgıları açısından, Bolivya’nınkilere beziyor. Bolivya notları altında bunlara göz gezdirdiğim için, burada yeniden yazmaya gerek yok. Peru’da halk müziği, Bolivya’da da olduğu gibi, ‘peña’ adlı türkü-barlarda dinlenebilir. - Kıyı bölgesinde ise, müzikte, İspanyol ve Afrikalı etkileri var. Kıyı müziğinde (musica criolla) gitar ve üstüne oturarak çalınan bir vurmalı çalgı olan cajon kullanılıyor (bkz.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 126 http://en.wikipedia.org/wiki/Cajon ). Peru kıyılarının mendil dansı olan marinera izlenmeli. Afro-Perulu müzisyen Susan Baca’yı dinlemeli (2011’den bu yana Kültür Bakanı). - Yerel etkiler taşıyan çağdaş Peru dansları: Cumbia, chicha ve Karayip salsası. Bunlar, salsoteca adlı salsa klüplerinde görülebilir. - Peru resim sanatının en bilinen akımı, ‘escuela cuzqueña’ (Cuzco Okulu). Bu akım, sömürgeci sanatın ve yerli kültürün bir karması. - Peru, Güney Amerika’nın yüzölçümü açısından en büyük 3. ülkesi. İngiltere’nin 5 katı büyüklükte. - Peru’nun coğrafi olarak üç bölgesi var: Dar kıyı bölgesi, And Dağları ve Amazon Havzası. Kıyı bölgesi, çöl. Çölün vahalarında kentler kurulmuş. - Peru’nun en yüksek dağı olan Huascaran, 6768 metre. - Peru, coğrafi çeşitlilik nedeniyle, dünyanın en çeşitli vahşi yaşamına sahip ülkelerinden biri. Peru’da bulunan kuş türü sayısı, Avrupa’nın tümündeki toplam sayının iki katı. Peru vahşi yaşamının simgelerinden biri, 10-15 kiloya kadar büyüyebilen And akbabası. - Peru’da, diğer birçok ülkede olduğu gibi, çeşitli çevre sorunları var. Ormanlık alanlar, hızla küçülüyor. Lağım suları nedeniyle kimi kumsallarda yüzülemiyor. Yasadışı avcılık, madencilik ve kerestecilik, Peru’da doğa ananın başdüşmanları. - Peru uçuşlarıyla ilgili bilgiler şurada: http://www.traficoperu.com - Peru demiryolları: https://www.perurail.com - Bolivya’dan, sınırdan, Titicaca Gölü’ne geçildiğinde, gölü aşarak Puno kentine ulaşılıyor. - Peru’dan Brezilya’ya doğru, Amazon Irmağı boyunca kayık/gemi yolculuğu yapılabiliyor. - Peru’da taksilerde taksimetre yok. - Diğer birçok ülkede olduğu gibi, Peru’da da dolmuş (colectivos) var. - Peru’nun en pahalı şehirleri, Lima ve Cuzco. - Peru’da öğlen arası, 2-3 saati bulabiliyor. - 24 Haziran’da, Peru’da, geleneksel İnka şenliği (İnti Raymi, Güneş Şenliği) oluyor. Katılmalı. 5 Kasım’daki Puno Günü’ne de katılmalı. Bu günde, ilk İnka’nın doğuşu anılıyor. - Peru’da, ‘chifa’ olarak adlandırılan Çin lokantaları yaygın. - Peru’nun Yemekleri: Ceviche Erotico (cinsel güç verdiğine inanılan çiğ deniz ürünü yemeği), Chirimoya, Cuy Chactado (kobay fare kızartması), Lomo de Alpaca (alpaka adlı Güney Amerika’ya özgü memeli hayvanın eti), Lomo Saltado, Palta a la Jardinera (bu, avokado salatası. Müthiş lezzetli. Vietnam’da çok yedim; çünkü Lao bize bunu yapmayı öğretmişti. Yoksa Vietnam’da yenen bir yemek değil. Gerçi, bu salatanın Peru sürümünde, avocado, püre yapılmıyor; salata, avodanın içinde oluyor. İçeriği de farklı.), Rocoto Relleno (aşırı acılı biber dolması), ve Sopa a la Criolla (baharatlı çorba). (Ceviche, Ekvador’da da bulunan bir yemek. Çin’de çiğ deniz ürünü yemeği için ‘sarhoş yemeği’ denirdi. Yemiştim, mideyi bozmuştum. Bu, pişmemiş olduğu için salgın hastalıklara yol açabiliyor. ) - Peru’da, Cuzco ve Arequipa’nın biraları, ünlü. And köylerinde mısır birası (mısır rakısı olarak da çevrilebilir) içiliyor; ama kentlerde bunu bulmak zor. Mısır biraları, mısırı çiğneyip tükürerek mayalanıyor. Peru’nun ulusal alkollü içkisi olan pisco, bir üzüm brandy’si. Pisco, limonatalı bir karışımla içiliyor. Alkolsüz içecek olarak, Peru kolası İnca Kola, mor mısır suyu (chicha morada) ve koka çayı içiliyor, diğer ülkelerde bulunan içecekler dışında. - Peru’nun tatilleri: İnti Raymi, 24 Haziran; Bağımsızlık Günü (Fiestas Patrias), 28-29 Temmuz; Angamos Savaşı, 8 Ekim. Gerisi, İsacı bayramlar, Yeni Yıl ve 1 Mayıs. - Peru turist ofisi: www.promperu.gob.pe Ayrıca bkz.: www.andeantravelweb.com ve www.perulinks.com
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 127 - Peru’nun belli başlı gazeteleri: El Comercio, Expreso ve La Republica. İlk ikisi, tutucu; sonuncusu, merkez sol. - Lima’nın nüfusu, 7.5 milyon. Peruluların dörtte biri, Lima’da yaşıyor. - Lima’nın kumsalları ünlü. Kentin kumsal bölgesi, kültürel olarak sönük bir yer olan Miraflores. Miraflores’te yerli pazarı Mercado del Indios görülmeli. - Lima’da, Ocak-Mart arasına denk gelen yaz döneminde çeşitli kuruluşlar (örneğin bankalar), yalnızca sabah (öğlene kadar) çalışıyor. - Lima’daki Seramik Müzesi (Museo Larco, Bolivar, 1515), görülmeli. Müzenin en ilgi çekici seramikleri, eski dönemlerdeki Peruluların cinsel yaşamlarını gösterenler. - Lima’ya en yakın arkeoloji alanı, 31 km. güneydeki Pachacamac. - Lima’da San Francisco Manastırı’nda (Monasterio de San Francisco) 70 bin kişinin yattığı yeraltı mezarlığı (katakomblar) ve Amerikaların ilk siyah azizi olan San Martin de Porres’in (1579-1639) Santo Domingo Kilisesi’ndeki (Iglesia de Santo Domingo) mezarı, ziyaret edilebilir. - Lima’da, kumsallarda ve otobüs terminalinde; Puno’da ve Cuzco’da, tren garında ve pazar çevresinde, hırsızlık, yaygın. Cuzco’da (Manila’da olduğu gibi), taksinin kapılarını kilitlemek ve sahte taksicilere karşı tetikte olmak gerekiyor. - Titicaca, Güney Amerika’nın en büyük gölü. Titicaca Gölü’ndeki yüzen adalar (Islas Flotantes), görülmeye değer. - Puno, Haziran-Ağustos arasında sıfırın altına düşüyor. - Cuzco’da 10 gün geçerli olan Turist Bileti ile (Boletas Turisticos), tüm müzelere, harabelere ve kiliselere girilebiliyor. - Cuzco’da Santa Domingo Kilisesi’nin alt katı, İnka Tapınağı (Coricancha). Burada, dinsel tören için İnka mumyaları hergün dışarı çıkarılıyor. Görülmeli. Ölülere yiyecek-içecek adanıyor; ve sonra, bunlar, törenle yakılıyor. Ekvador Dipçeleri - Darwin’in ünlü ettiği Galapagos Adaları, Ekvador’a bağlı. - Ekvador’da 3 iklim bölgesi bir arada: Buzlu Andlar, tropikal kıyı ve yağmur ormanı. - Ekvador’un bağımsızlık önderlerinden Eugenio Espejo’nun (1747-1795) yazıları okunmalı. Yerli bir babayla Afrikalı-Avrupalı (mulata) karışımı bir anneden doğan Espejo, hapiste şehit düşüyor. - Peru ile Ekvador arasında, toprak paylaşımı nedeniyle tarihsel bir düşmanlık var. - Başkent Quito ile en büyük kent Guayaquil arasında siyasal farklar var. İlki, tutucuların; ikincisi, çağdaşların ve sosyalistlerin kalesi. Quito, dağda; Guayaquil, kıyıda. Kıyılılar ile dağlılar arasında siyasal fark dışında da ayrımlar var. Birbirlerini sevmiyorlar. Dağlılar, kıyılılar için ‘tembel’ diyor; kıyılılar ise, dağlılar için ‘burunları havada’ diyor. - 1996’da Ekvador’un başa geçmeden önce solcu, başa geçtikten sonra sağcı olan devlet başkanı Abdala Bucaram (d.1952), Meclis tarafından, akli dengesi yerinde olmadığı gerekçe gösterilerek görevden alınıyor. Uydurma olan bu gerekçe, Bucaram’ı solcu sayan sağ ve sağcı sayan sol tarafından destekleniyor ve yerine yeni biri getiriliyor. - Harvard mezunu Arap asıllı Jamil Mahuad (d. 1949), Quito’nun eski belediye başkanı ve ülkenin eski devlet başkanı. Onun zamanında, Ekvador, kendi parasını bırakıp ABD Doları’nı resmi para birimi olarak kabul edeceğini açıklıyor. Elbette, bu gelişmeye karşı büyük gösteriler
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 128 düzenleniyor. Mahuad, protestolar sonucu iktidardan düşüyor; ancak ondan sonra gelen yardımcısı, ülkeyi Dolar’a geçiriyor (2000 yılında). O zamandan beri, Ekvador, pahalı bir ülke. - Güney Amerika’nın nüfus yoğunluğu en yüksek ülkesi, Ekvador. Ülke nüfusunun % 65’i, melez ve % 25’i yerli. Dolayısıyla, Güney Amerika’nın en yerli ülkeleri, Ekvador, Peru ve Bolivya (Paraguay da eklenebilir buraya). - Ekvadorluların % 65’i, kentlerde yaşıyor. - Quito’nun eski şehir bölgesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. - Ekvadorlu yerli yazar Jorge Icaza’nın (1906-1978) yerli anlatılarını okumalı. - Dinlenmesi gereken Ekvador müzik türleri: Cumbia ve marimba. - Bolivya ve Peru müzikleriyle akraba olan Ekvador halk müziği, türkü-barlarda (peña) dinlenebilir. - İncelenmesi gereken Ekvadorlu yerli ressamlar: Camilo Egas (1889-1962), Oswaldo Guayasamin (1919-1999), Eduardo Kingman (1913-1997) ve Gonzalo Endara Crow (1936- 1996). - Ekvador, bitki ve hayvan olarak çok çeşitliliğe sahip bir ülke. Burada bulunan bitki türleri, Kuzey Amerika’nın toplamında bulunan bitki türlerinden fazla. Ekvador’daki kuş türlerinin sayısı, Avrupa’da bulunan kuş türlerinin toplam sayısından fazla. - Ekvador’daki petrol üretimi, birçok çevre sorununa yol açıyor. Vietnam’da da olduğu gibi, karides çiftlikleri, atık nedeniyle, mangrov ormanlarını tehdit ediyor. Tarım ve özellikle muz için alan açılması, ormanlık alanları gün geçtikçe küçültüyor. - Ekvador’da otobüslerde çanta hırsızlığı yaygın. Bagajdan ya da üst dolaptan çalınabiliyor. Ekvador’da uzun yol otobüslerindeyse, genelde tuvalet olmuyor; ancak, diğer Latin Amerika ülkelerinin tersine, ihtiyaç molası veriliyor. Ekvador’un kimi bölgelerinde otobüsler durdurulup soyuluyor. - Humita, Ekvador’da yenen bir mısır yemeği (bunu Salta’da sokak pizzacısında görmüştüm.) - Kobay faresi (adı, cuy), Peru’da olduğu gibi Ekvador’da da yeniyor. - Ekvador’un tatilleri: Pichincha Savaşı, 24 Mayıs; Simon Bolivar’ın Doğum Günü, 24 Temmuz; Guayaquil’in Kuruluşu, 25 Temmuz; Quito’nun bağımsızlığı, 10 Ağustos; Guayaquil’in Bağımsızlığı, 9 Ekim; Kolomb Günü, 12 Ekim; Cuenca’nın Bağımsızlığı, 3 Kasım; Quito’nun Kuruluşu, 6 Aralık. Gerisi, Yılbaşı, 1 Mayıs ve dinsel bayramlar. - Ekvador’la ilgili daha fazla bilgi için şuralara bakmalı: www.bestofecuador.com ve www.ecuadorexplorer.com - Ekvador’un turizm ofisi: www.vivecuador.com - Guayaquil’in turizm ofisi: www.guayaquil.gov.ec - Ekvador’un gazeteleri: El Comercio (www.elcomercio.com ), Hoy (www.hoy.com.ec ), El Universo (www.eluniverso.com ). - Ekvador’un bin kilometre batısında olan Galapagos Adaları’ndaki birçok canlı türü, bu adalara özgü; bunlar, başka yerde bulunmuyorlar. Adalar, 1535’te İspanyollar tarafından bulunduğunda, buralarda kimse yaşamıyor. Şimdi ise, özellikle turizm nedeniyle yerleşimler oluşturulmuş durumda. Galapagos’a gidiş, pahalı. Adalar, karaya uzak olduklarından, temel gereksinim ürünlerini bulmak zor; bulunanlar da çok pahalı. - Galapagos’ta kaçak avcılar, cinsel güç verdiğine inanılan cinsel organları için deniz aslanlarını gizlice kaçırıp öldürüyor. Köpekbalıklarının başları da belada, yüzgeçleri nedeniyle. - Galapagos için şuralara bakılabilir: www.galapagos.org ve www.darwinfoundation.org
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 129 - Başkent Quito, deniz seviyesinin 2850 metre üstünde. Başkent, geceleri tehlikeli. Ekvador kentlerinde hırsızlık, çoğunlukla pazarlarda ve otobüs terminallerinde oluyor. Cüzdan ve fotoğraf makinesi çalıyorlar özellikle. - Quito’nun eski şehir bölgesinde, yerli ressam Camilo Egas’ın müzeye dönüştürülmüş olan evini görmeli (Museo Camilo Egas). Diğer yerli ressam Osvaldo Guayasamin’in aynı biçimde müzeye dönüştürülmüş evini de görmeli (Museo Guayasamin). - Quito’da Ekvador Kültür Evi (Casa de la Cultura Ecuatoriana, www.cce.org.ec ), görülmeye değer. Burada iki müze var: Sanat müzesi ve arkeoloji müzesi. Kolombiya Dipçeleri - Kolombiya’da, Cartagena kentinin sömürge yapılarının görülmeye değer olduğu söyleniyor. Bu, Cartagena, İspanyol sömürgecilerin yağmaladıklarını yığıp gemiyle İspanya’ya gönderdikleri kent. Kent, bu nedenle, birçok korsan saldırısına uğruyor. Sömürgeciler, bunu önlemek için, Cartagena’yı kalın surlarla (las murallas) çevreliyor. Kentteki 16.-17. yüzyıldan kalma İspanyol yapıları, korunmuş durumda. - Yoğun ormanlar arasında gizlenmiş Kayıp Kent (Ciudad Perdida) görülmeli. Ancak, yolculuk uzun sürüyor. Kent, 1975 yılında bulunuyor. - Gezi rehberlerinin yaptığı uyarı: Kolombiya’da haki giysi giymeyin. Asker, sizi, gerilla; gerilla, sizi, asker sanabilir; başınız belaya girer. Ayrıca, gece otobüslerinin yolkesenler nedeniyle tehlikeli olduğu söylenmiş. - Napolyon’un İspanya’yı işgali, Latin Amerika’da bağımsızlık fitilini ateşliyor. Kolombiya da, bu fitili ateşlenenlerden. - Latin Amerika’nın en kanlı ülkesi, Kolombiya. Kolombiya’da, 1899’daki iç savaşta, 100 bin kişi öl(dürül)üyor. Savaş sonunda, ABD, Panama’yı Kolombiya’dan koparıp uydusu yapıyor; burada, kendi ticareti için kanal açıyor. Kolombiya yakın tarihi, tutucularla liberaller arasındaki kanlı çatışmaların tarihi. 1948’de başlayan ve Şiddet Dönemi (La Violencia) olarak adlandırılan dönemde, 300 bin Kolombiyalı öl(dörül)üyor. - En büyük kokain üreticisi olan Kolombiya, dünya kokain pazarının % 80’ini elinde tutuyor. - Kolombiya nüfusunun % 75’i, melez (mestizo ve mulato). - Dinlenmesi gereken Kolombiya müzik türleri: Cumbia, mapale, porro, vallenato, currulao, bambuco, pasillo, torbellino, musica llanera (Los Llanos bölgesi müziği) vd. - İncelenmesi gereken Kolombiyalı görsel sanatçılar: Pedro Nel Gomez, Luis Alberto Acuña, Alejandro Obregon, Edgar Negret, Rodrigo Arenas Betancur ve Fernando Botero (şişmanlık izleğiyle ünlü) - Kolombiya, hem Pasifik’te hem Karayiplerde kıyısı olan tek ülke. - Kolombiya, alana oranlandığında, dünyada en yüksek düzeyde bitki ve hayvan türü çeşitliliğine sahip ülke. Dünyadaki tüm kuş türlerinin dörtte biri, Kolombiya’da bulunuyor. - Kolombiya’da yetişen bir ağaçtan yapılan ilaç, her yiyeceğe, içeceğe ve hatta sigaraya konabiliyor. Bunun etkisinde, bilinç kaybı oluyor. Bunun adı, burundanga (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Burundanga ). - Dünyada en çok insan kaçırma olayı, Kolombiya’da. - Kobay faresi, Kolombiya’da da yeniyor. - Kolombiya’da büyük karınca yiyenler var (hormiga culona).
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 130 - Aguardiente, Kolombiya’nın anasonlu da olabilen yüksek alkollü içeceği (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Aguardiente ). - Kolombiya’nın tatilleri: Bağımsızlık Günü, 20 Temmuz; Boyaca Savaşı, 7 Ağustos; Kolomb Günü, 12 Ekim; Cartagena’nın Bağımsızlığı, 11 Kasım. Gerisi, Yeni Yıl, 1 Mayıs ve dinsel bayramlar. - Kolombiya’nın gazeteleri: El Tiempo, El Mundo, El Colombiano, El Pais, El Occidente vd. - Kolombiya’da maçoluk güçlü. - Kolombiya’nın başkenti Bogota, 2600 metre yükseklikte. Burada, yükseklik hastalığı sorunu olabiliyor. - Medellin, Bogota’dan sonra, Kolombiya’nın ikinci büyük kenti. Şişman sanatıyla tanınan Fernando Botero, Medellinli. Guyana Dipçeleri Guyanalar, 750 bin nüfuslu Guyana, 560 bin nüfuslu Surinam ve 220 bin nüfuslu Fransız Guyanası’ndan oluşuyor. Üç ülkenin toplam nüfusu, 1,5 milyon. - Guyana, eski İngiliz; Surinam, eski Hollanda; Fransız Guyanası ise, günümüzde de bir Fransız sömürgesi. - Fransız Guyanası, AB’nin bir parçası olarak fonlardan yararlanıyor. Burada bir Avrupa uzay merkezi bulunuyor. Fransız Guyanası’nda, Laos-Amerikan Savaşı’nda kaçmış olan Hmonglar da yaşıyor. Fransız Guyanası, birçok ürün dışarıdan alındığı için, Fransa düzeyinde pahalı. Ülkenin para birimi, Avro. - Surinam’da yerliler ve Çinliler yanında, işçi olarak getirilmiş Hintlilerin ve Endonezyalıların torunları da var. Surinam’da, Hindu, Kreol ve Endonezya azınlığının birleşik partisinin seçimlerde en yüksek oyu aldığı oluyor. Surinam ekonomisi, boksite dayanıyor. Surinam’da, 1 Temmuz’da, köleliğin kaldırılması kutlanıyor. - Guyana ekonomisi, boksit, altın, şeker, pirinç, kereste ve karidese dayanıyor. Pepperpot, Guyana’ya özgü ünlü bir yemek. - Guyana’da 23 Şubat, 1763 köle ayaklanmasının yıldönümü olarak resmi tatil. Latin Amerika’yla İlgili Dağınık Dipçeler - Paraguay nüfusunun % 95’i melez (mestizo). Hem yerli dilini hem de İspanyol dilini konuşuyorlar. - Dünyanın en uzun sıradağ dizisi olan And Sıradağları, kuzeyde Venezuela’dan, güneyde Güney Patagonya’ya kadar 8 bin kilometre uzanıyor. - Amazon Havzası, dünyanın en büyük havzası. - Dünyanın en büyük sulak arazisi, Latin Amerika’da: Pantanal. - 6,200 km.’lik Amazon Irmağı, Peru’dan çıkıp Belem’e (Brezilya) dökülüyor. - Himalaya çamlarıyla LAm’ın quenoa ağaçları, dünyanın en uzun ağaçları. - Masato: Amazon’da içilen, tükürükle mayalanan içki. - Amazon’da bir deyiş: Amazon’da seni bir hayvan ısıracak ki Amazon seni tanısın. Bu, Amazon’un sana merhaba deme biçimi. (örneğin, sinek, böcek ısırığı.)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 131 - Nobel ödüllü insan hakları eylemcisi Adolfo Pérez Esquivel’i incelemeli (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Adolfo_P%C3%A9rez_Esquivel ). - Kimi Latin Amerikalı yerliler, fotoğraf çekilmesini istemiyor çünkü böylece ruhlarının çalınacağına inanıyor. - Latin Amerika’da bebek ölümleri yüksek. En yüksek olduğu ülkeler: Bolivya, Brezilya, Peru. - Latin Amerika’da, nüfus, genel olarak genç. Nüfus artış hızı yüksek. - Güney Amerika’da T.C. vatandaşlarından vize isteyenler: Peru ve Guyanalar. - Orta Amerika’da T.C. vatandaşlarından vize isteyenler: Meksika ve Panama. - Costa Gavras, State of Siege filminde, gerilla hareketi Tupamaros’u (Uruguay) işliyor. Ama film, Allende’nin Şilisi’nde çevrilmiş. - Uruguay ekonomisinde Arjantin etkili. Turistlerin çoğu da Arjantinli. - Uruguay’da yerli yok. - Uruguay’ın incelenmeye değer yazın insanları: Juan Carlos Onetti ve Mario Benedetti. - Uruguaylı incelenmeye değer sanatçılar: Mauricio Rosencof, Juan Manuel Blanes, Joaquin Torres Garcia ve Jose Belloni. - Uruguay’ın en ünlü kumsalı, Punta del Este. - Buenos Aires-Monte Video, otobüsle 8; gemiyle 2,5 saat. Otobüs ücreti, gemi ücretinin yarısı. - Uruguay’da resmi tatil olan ‘Desembarco de los 33’ Günü (33 Sürgünün Dönüşü, 1 Nisan), Brezilya’ya karşı Uruguay’ın bağımsızlık ateşini yakan 33 yurtseveri anıyor (bkz. http://es.wikipedia.org/wiki/Treinta_y_Tres_Orientales ). - Uruguay’la ilgili daha fazla bilgi için şuralara bakılabilir: http://en.mercopress.com/ , http://www.reduruguaya.com/ ve http://www.turismo.gub.uy/ . *** Notlarımı derledikten sonra, son iki günle ilgili kalan notlarıma bakıyorum: - Dün ve önceki gün, Ordu Meydanı çevresindeki sokaklarda dolaştım bol bol. Bir gezginin daha önce sözünü ettiği mini etekli garsonlu kafe, Huerfanos Sokağı’ndaki Aromas de Cafe Business Coffee olmalı. Bunun yakınında, Al Jazeera adlı Arap lokantası var. Meydan çevresinde çok sayıda pasaj var. Bu kadar pasajı başka hiç bir kentte görmedim. Bunlardan biri, Galerio Pacifico. Burada, trafiğe kapalı sokaklar (örneğin Paseo Ahumada), mutlaka görülmeli. Bilet bilgilerini inceliyorum: - En ucuz İstanbul-Havana bileti, KLM. Çift yönlü 1600 Dolar. (Herhalde turlarla daha ucuza geliyordur.) - En ucuz İstanbul-Caracas, Alitalia. Çift yönlü 1900 Dolar. - Caracas-Sao Paulo bileti, 626 Dolar. - Satın aldığım Santiago-Havana bileti, 761 Dolar (Copa Airlines). Bulabildiğim en ucuz seçenek buydu. - Satın aldığım Havana-Caracas bileti, 815 Dolar (Copa Airlines). Daha ucuz seçenekler olabilirdi; ancak, bunlara bakmaya pek zaman kalmadı. - Copa’da 32 kilo hakkı olması, onu çekici kılıyor benim açımdan. Bakalım servis de iyi mi... Santiago’yla ilgili son notlarım şöyle: - Ordu Meydanı’nın metro durağındaki metro kütüphanesi, hoştu. Metroya kütüphane açmak, güzel bir fikir.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 132 - Dolaşırken, bir yerde, bir abi, “Çinli arkadaş” diye hitap etti bana. Şaşırdım; “Asya’da yaşaya yaşaya, farkında olmadan gözlerim mi çekilmiş?” diye düşündüm. Meğer önümü açmışım da, unutmuşum. Tişörtümde, Korece yazılar vardı. Korece-Çince-Japonca, bölgede yaşamamışlar için aynı nasılsa... - Santiago’yu görmeden önce, öğrenci eylemi haberlerini duyduğumdan, çok hareketli bir sokak havası bekliyordum (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/2011_Chilean_protests ). Hiç öğrenci gösterisi denk gelmedi. - Neler yedim Santiago’da? Daha önce anlattıklarım dışında, üniversite önünde satılan ucuz büyük hamburgerler ve ‘Meksika dürümü’ diyebileceğimiz tacos (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Tacos ). Herbiri, 1’er Dolar. Avokado püresi katılırsa, fiyat değişmiyor; ama hamburger ekmeği, daha küçük oluyor. Dün ise, öğlen için, bir tabldot ortamında, tavuk ve kızarmış patates. Üstüne, meydan yakınlarındaki bir dönercide, tümüyle yoğurda bulanıp Latin pidesine (tortilla) konmuş tavuk döner. Sahibini sordum; Avrupa’da yaşarken döneri öğrenmiş bir Şilili’ymiş. Akşam için ise, otel yakınındaki esnaf lokantasında, bir İtalyan sandviçi, bir de tavuk-ekmek. - 26 Haziran, yani bugün, Salvador Allende’nin doğum günü. İyi ki doğdun Salvador! Sevenin çok, bugün Şili’de. - Merkezden havaalanına gidiş, pahalı. Metro, havaalanına gitmiyor. Otobüs, yarım saatlik yolu, 2,5 saat dolandırıyor. Çaresiz, taksiye kalıyoruz.Taksi ise, bu kadar kısa yol için, 26 Dolar gibi uçuk bir para alıyor. Kazıklanıyor muyum diye baktım; hayır, havaalanı için taksiler böyle tuzlu. Korsan taksi bulmalı; ama onlara da güven olmaz şimdi. Benden önceki bir gezginin hap atmış bir taksicinin elinde büyük bir kazadan döndüğünü anımsayarak, bayılacağım bu parayı... - Benden sonra gelecekler için, Santiago’da kaldığım otelin bilgilerini vereyim: Hotel Baleares, Almirante Simpsom No 59, Providencia, Santiago, Chile. (56-2) 635 42 62 -63. www.hotelbaleareschile.cl Burada, odanın gecesi, 55 Dolar. Santiago, pahalı bir kent olduğundan, aynı kalitede daha ucuzunu bulmak, zor. - Şu an, sanat semti olan Bellavista’da bir lokantadayım. Sanırım, artık noktalamanın zamanın geldi. Daha da yazardım; ama artık çıkmalıyım. İşte bu kadar... Son... Bu bölümü ve tüm günceyi, muhteşem bir parçayla bitirelim (şuradan dinlenebilir: http://www.youtube.com/watch?v=UW3IgDs-NnA )... Küba ve Venezuela yolculuklarında görüşmek üzere... Sağolsun Bu Ömür Var Ya Sağolsun bu ömür var ya, neler neler verdi bana. İki parlak yıldız verdi göz diye, onları açtığımda Tümüyle ayrışıverdi önümde akla kara, Ve yıldızlı derinlikler bir yanda, gökyüzü bir yanda Ayrışıverdi sevdiğim insanlar kalabalıklarda. Sağolsun bu ömür var ya, neler neler verdi bana. Ses verdi, yetmedi, abece verdi üstüne, Yetmedi, düşündüğüm, dile getirdiğim sözcükleri verdi bir de:
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 133 Anneyi, arkadaşı, kardeşi ve sevdiğimin ruhuna giden yolağı Aydınlatan ışığı. Sağolsun bu ömür var ya, neler neler verdi bana. Gece gündüz demeden, cırcırböceklerini ve kanaryaları; Çekiçleri, çarkları, havlamaları, şapırtıları, Sevdiğimin sevecen sesini Kaydeden duyma yetisini verdi. Sağolsun bu ömür var ya, neler neler verdi bana. Meyvelerine baktığımda insan beyninin; Bunca uzak gördüğümde iyiyi kötüden, Derinine baktığımda o berrak gözlerinin, Yerinde duramayan bir kalbi verdi bana. Sağolsun bu ömür var ya, neler neler verdi bana. Yürüyüşünü verdi bana yorgun ayaklarımın; Ki onlarla, yürüdüm nice kentlerde ve gölbaşlarında, Sahillerde ve çöllerde, dağlarda ve ovalarda, Ve evinde senin, sokağında, avlunda. Sağolsun bu ömür var ya, neler neler verdi bana. Gülmeyi verdi, ağlamayı verdi. Ayırt edebiliyorum onlarla üzüncü ve sevinci, Ki bunlar oluşturur benim şarkımı, Ve herkesin şarkısını verdi, ki benim şarkımdır o Ve sizin şarkınızı verdi, aynı şarkıdır o. Söz-Müzik: Violete Parra İspanyolca özgün metinden çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 29.11.2008, Ho Çi Min Kenti, Vietnam E-posta: ulas@teori.org Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=675&Itemid=9 İnti İllimani, ‘Sing to me the Dream’ (Düş’ün Şarkısını Söyle Bana) Albümü (1984)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 134 Ekler: Latin Amerika Yollarında Latin Amerika Üstüne Şiirler, Haberler, Diğer Yazılar
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 135 Brezilya’da Bir Katedrale Bakınca Brezilya’da bir katedrale bakınca Hayran oluyor turistler, gözleri fırlamış. Bense dev bir kavanoz görüyorum orada Yerlilerin kanıyla, gözyaşıyla doldurulmuş. Köle emeğiyle yapılmış kaleleri, kuleleri, Sırtında sopa, nice işkencelerin izleri. Bu kaleleri, kuleleri muhteşem sayan zihniyeti Hepsini, hepsini yıkmak gerekir ve yetmez yine de. Wagner dinleyen Naziler gibi bunların mimarları. Kullanırken çağlarının en ileri sanatını En barbar vahşiliklere reva gördüler yerlileri. Katedraller, kuleler, saraylar, hepsi; faşist sanat örneği. Yitirdiği atalarını görüyor yerli, onların kanını ve terini, Anımsayınca o dev binaları, Avrupa’nın kazandığının kanıtı olan simgeleri. Onların yerinde yerlilerin sarayları vardı eskiden, tapınakları vardı. Yerlerinde yeller esiyor şimdi, ama hiç bir şey bitmedi. Brezilya’da bir katedrale bakınca, Umutlanıyorum çoğu zaman aslında. Ataların kanlarıyla sıvanmış binaların tüm cepheleri, Yerlilerin özgürleşmesine tanık oluyor şimdi. Curitiba Otobüs Terminali, Brezilya, 31 Mayıs 2012
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 136 Gümüş Bir Kolye O kolyenin gümüşünü Nereden çıkardılar? Kaç kölenin ümüğünü Söküp de kopardılar? 8 milyon siyah, yerli, Can verirken Potosi’de, Başlarında sömürgeci, Servet kattı servetine. Avrupa’nın sarayları! Kaçınız bu katliamdan Beslenerek palazlandı? Madrid, Londra, Amsterdam. İşte bundan der can sazı, Her gümüş bir mezarlıktır, Saklar 8 milyon canı, Uludere’dir, Sivas’tır. Buydu Che’yi dağa savuran. Gördüğünde yerlileri Madenlerde çalıştırılan, Savaşmaya karar verdi. O kolyenin gümüşünde Parıldayacak bir ana. Yerlinin ala düşünde 8 milyon gelecek dünyaya. İşte o zaman yapılanların Hesabını soracağız. Katliamcı alçakların Alayını kovacağız. Sorarız beklerken o günü: Nereden çıkardılar O kolyenin gümüşünü? Soruyor, durmuyor torunlar. Brezilya-Arjantin sınırında, 5 Haziran 2012
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 137 Tango Yapamayacak Yaşta mısın? Hep hüzne bulanır makyajları Tango kadınlarının. Hep geriye dönüktür adımları Tango plaklarının. Bacakları kucak gibi açılır insana Tango kadınlarının. Silah bıraksın diye donanma Tango başlasın! Tango başlasın! Her kucaklaşma Kavuşmasıdır yüzyıl öncesine insanın. Günlük yaşamımızdaki bu kuraklaşma Yoksa tangosuzluktan olmasın?! Tango yapamayacak yaşta mısın? Gençsin. Tangosuz doğup öldüğünü kimsecikler bilmesin. Bir dans değildir tango, yaşam biçimidir evet. Ne kadar tangodan bakarsan yaşama, o kadar gençsin. Buenos Aires, Arjantin, 12 Haziran 2012
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 138 Gezgin, U. B. (2012). Buenos Aires’te Devrim Davulları Çaldı! Birgün Gazetesi, 12 Haziran 2012, s.11. Buenos Aires’te Devrim Davulları Çaldı! Ulaş Başar Gezgin, Birgün/ Buenos Aires 8 Haziran Cuma günü, Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te ve ülkenin diğer belli başlı kentlerinde, devrim davulları, iktidardaki Cristina Fernández de Kirchner’ın kemer sıkma politikalarını, çalışanların haklarını kısıtlayan uygulamalarını ve enflasyonu protesto için çaldı. 10 bin kişilik bir kitle oluşturan sendikalar ve sol kuruluşlar, adını Arjantin’in bağımsızlık gününden alan 9 Temmuz Caddesi’nde toplanıp Mayıs Caddesi boyunca yürüyerek, Kayıp Anneleri eylemleriyle dünya kamuoyunun zihnine kazınan Mayıs Meydanı’nda toplandı. Meydanın bir tarafında, Arjantin Ekonomi Bakanlığı; diğer tarafında ise, devlet başkanının çalışma ofisi olan Pembe Köşk bulunuyor. Kürsüye gelen konuşmacılar, çalışanların haklarına yönelik saldırıları şiddetle kınadı. İşçilerin (özellikle liman işçilerinin), sağlık çalışanlarının ve lokanta çalışanlarının örgütlülüklerinden oluşan sendikalar ve siyasal kuruluşlar, şu görüşleri ve sloganları öne çıkardı: - Etkin genel grev! - Kriz, işçilerin ve halkın sırtına bindirilmesin! - Aile harcamaları oranında zam! - Maaştan kesilen vergilere son! - Kaçak çalışmaya hayır! - İşten çıkartmalara hayır! - Kadınların işyerinde taciz edilmesine hayır! - İlaç şirketlerinin insan sağlığına zarar veren kâr hırsına hayır! - Enflasyona, Cristina’nın düşük maaşlarına ve vergi soygununa karşı! Sendikaların, Troçkistlerin ve Maoistlerin çoğunluk olduğu gösteride, bir Arjantinli olan Che’nin pankartlarının taşınması, şaşırtmadı. Pankartlarda, Arjantin sol tarihinde efsane olmuş 29 Mayıs 1969 Cordoba Halk Ayaklanması da (askeri diktatörlüğe karşı gerçekleşmişti) anıldı. Kitle, konuşmaların ardından, olaysız bir biçimde dağıldı. Latin Amerika’da güçlü olan Hıristiyan sosyalistlerinin, diğer ülkelerdeki durumun tersine, eylemde, dinsel imgeler taşımamaları, dikkat çekti. Ne yazık ki, eylem, düşük katılımlı geçti. 1976-1983 arasında 30 bin yurtseverin gözaltında kaybedildiği/katledildiği ülkede; solun, belini doğrultabilmesi için daha çok zaman gerekiyor belli ki.
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 139 Gezgin, U. B. (2012). Buenos Airesliler, “Bankamızı Soydurmayız!” Dedi. Birgün Gazetesi, 14 Haziran 2012. http://birgun.net/world_index.php?news_code=1339663990&year=2012&month=06&day=14 Buenos Airesliler, “Bankamızı Soydurmayız!” Dedi Ulaş Başar Gezgin, Birgün/ Buenos Aires 12 Haziran 2012 Salı günü, Buenos Aires’te, ağırlığını banka çalışanlarının oluşturduğu göstericiler, 9 Temmuz Caddesi’nde toplanarak Meclis’e yürüdüler. “Sayı Değil Çalışanız”, “Çalışanlar Bankalarına Sahip Çıkıyor”, “Emekçiler Olarak Bankamızı Savunacağız”, “Kent Bankası Halkındır” gibi pankartlar ve sloganlarla yürüyen göstericiler, Kent Bankası’nın (Banco Ciudad) kaynaklarının Ulusal Banka’ya aktarılmasını protesto ettiler. Bu kaynak aktarımı, Arjantin siyasetinde, merkezi yapının federal yapı zararına güçlendirilmesinin bir örneği olarak görülüyor. Kent Bankası, belediyeye bağlı; Ulusal Banka ise, hükümete. Uygun koşullarda kredi vermesiyle tanınan Kent Bankası, kaynaklarının aktarımı nedeniyle, bundan sonra, bankacılık hizmetlerinde zorlanacak; hatta belki de batacak. 3 bin kişinin katıldığı gösteride, karnaval havası hakimdi. Arjantin’in iki büyük sendikasının yanında, Bankacılar Sendikası’nın da destek verdiği eylemde, kitleye, iki bando takımı ve onlarla birlikte çalan diğer davulcular ile gösteri arabası önderlik etti. Davulcularıyla coşturan gösteride, bir Arjantin maçında görülebilecek türden tezahürat benzeri sloganlar atıldı; Kent Bankası bayrakları dalgalandı. Yürüyüş boyunca, Arjantin’deki gösterilerde gelenek olduğu üzere, ses bombası kadar gürültülü torpiller patlatıldı ve gösterinin nedenlerini anlatan pullamalar yapıldı. Pankartlar arasında, banka çalışanlarının banka yönetimini eleştiren yazıları (örneğin performans sistemi eleştirisi) dikkat çekti. Gösteride, imzasız pankartlar ve sendika pankartları dışında hiç bir kuruma ait pankartın olmaması da dikkat çekiciydi. Arjantin Millet Meclisi önüne gelen kitle, polis engeliyle karşılaşmadı. Tarihi Meclis binasının pencerelerinden birinden, eylemcileri destekleyen sloganlar atıldı ve bayrak açıldı. Meclis girişinde platform kuran eylemciler, seslerini milletvekillerine duyurmayı başardı. Konuşmacıların coşkulu sözleri, kitleyi dalgalandırdı. Göstericilere destek vermek isteyen taksiciler, yolun girişlerinden birini yan yana park ederek kapattılar; ve kornalarını Kent Bankası için çaldılar. Gösteri, olaysız bir biçimde dağıldı. Eylemden, geriye, bol pullamalı sokaklar kaldı...
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 140 Halil Cibran Brezilya’da: Bir Öncü Olarak Çam Fıstığı Diyarı (Yayınlanma aşamasında olduğu için daha sonra eklenecek)
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 141 http://www.scribd.com/doc/70192554 Dr. Ulaş Başar Gezgin bilişsel bilimci, şehir plancısı, sosyal/ekonomik psikolog, eğitim bilimci yazar, şair, gazeteci ve çevirmen Dr. Ulaş Başar Gezgin (1978, İstanbul), Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da, toplamda 10 yılı aşkın bir süre ders veren; özellikle, psikoloji, eğitim bilimleri, şehir plancılığı ve Asya çalışmalarına odaklanan bir araştırmacıdır. Çeşitli alanlarda öğrenci araştırma projeleri yönetmiş; psikoloji, iktisat, bilişsel bilim, insanbilim ve dilbilim alanlarında dersler vermiştir. 2012’de, kendi kişilik kuramını geliştirmekte ve mutluluk psikolojisi üstüne kapsamlı bir proje hazırlamaktadır. 2012’de Bir Amerikan üniversitesinin psikoloji bölümünde Yardımcı Doçent olarak çalışmış; Kişilik Kuramları, Madde Bağımlılığı, Araştırma Yöntemleri ve Bitirme Projesi derslerini vermiştir. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü ve deneme türlerinde yapıtlar vermekte; çeşitli ülkelerden şairleri Türkçe’ye kazandırmaktadır. Gezgin, Darüşşafaka Lisesi’nden (1996) sonra, lisans (2000) ve yüksek lisans (2002) derecesini Boğaziçi Üniversitesi’nden aldı. Boğaziçi’nde asistanlığın (2000-2002) ve yüksek lisansın ardından Tayland’da fen bilgisi öğretmenliği yaptı. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Eylül 2003’te başlayıp Mayıs 2006’da tamamladığı ‘Relationship of Bodily Communication with Cognitive and Personality Variables’ adlı doktora tezi, bilişsel bilimler alanında Türkiye’de verilmiş ilk doktora tezi olma özelliğini taşımaktadır. 2007-2012 arasında, bir yandan bir Avustralya üniversitesinin Vietnam yerleşkesinde tutumbilim (iktisat) dersleri verip bir yandan da günlük Evrensel Gazetesi’ne Asya-Pasifik üstüne köşe yazısı yazdı. 2004’te, Canterbury Üniversitesi İnsanbilim Doktora Bursu’na değer görülerek, Yeni Zelanda’da Canterbury Üniversitesi’nin Toplumbilim-İnsanbilim (Sosyoloji-Antropoloji) Bölümü’nde insanbilim doktorasına başladı (Tez başlığı: “That Was When I realized I was Georgian!”: The Imagined Renationalizing of Georgians and Republican and Post-Republican Responses to New Georgian Nationalisms http://www.scribd.com/doc/81954542/Georgian-Dissertation-Proposal). Bu ikinci doktorasını çeşitli nedenlerle tamamlamadı. Gezgin, birçok Asya ülkesinde bulundu; bu ülkelerle ilgili birçok yazı kaleme aldı. Ülke izlenimlerini bilimselleştirmek adına, Darmstadt Teknik Üniversitesi’nde şehir plancılığı okudu. 2011’de bu alanda yüksek lisans derecesi aldı. İlk kitabı, İspanyolca’dan çevirdiği ‘Kartal mı Güneş mi?’ adlı düzyazılmış şiir kitabıdır (Octavio Paz, İstanbul: Virtüel Yayınları, 2000). Aynı yıl, öyküleri, Gençlik Kitabevi Ödülü’ne değer görülüp yayınlanmıştır. Şimdiye dek yayınlanmış (9 kitap, 9 e-kitap olmak üzere, şiir (İngilizce ve Türkçe), opera librettosu, üniversite düzeyinde ders kitabı, makale toplaması (İngilizce), deneme, öykü, çeviri şiir vb. dallarda olmak üzere) 18 kitabının adları ve yayın bilgileri ve diğer çalışmaları, metnin sonunda verilmiştir. Gezgin’in kimi çalışmaları, İngilizce, Fransızca, Rusça, Japonca, Vietnamca, Tayca, Gürcüce ve Azerbaycanca’ya çevrilmiştir. Yayınlanmış son üç kitabı şunlardır: Gezgin, U. B. (2012). Psychology of You 2.0: Psychology of Social Media. Germany: Lambert Publishing. http://www.amazon.com/Psychology-You-2-0-Social-Media/dp/365913077X
    • Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi Ulaş Başar Gezgin 142 Gezgin, U.B. (2011). Economics, Environment & Society: Planning Cities at the Center of Mass/Mess of the Sustainability Triangle. Germany: Lambert Publishing. http://www.amazon.de/Economics-Environment-Society-Planning-Sustainability/dp/3846531197 Gezgin, U.B. (2011). An Economic Psychological Experiment: Individualism-Collectivism, Perspective Taking, and Real and Hypothetical Endowment Effects. Germany: Lambert Publishing. http://www.amazon.de/Economic-Psychological-Experiment-Individualism-Collectivism- Hypothetical/dp/3846546372 Edebiyatçılar Derneği ve Asya-Pasifik Toplumbilim Derneği üyesi olan Dr. Gezgin’in çalışmalarına şimdiye dek şu dergi ve gazetelerde yer verilmiştir: Birgün Gazetesi,Evrensel Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi, Günlük Gazetesi, Thanh Nien Weekly, Asia Times, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, Evrensel Kültür Dergisi, Red Dergisi,Mi’te Dergisi (Japonca şiir dergisi), Cogito Dergisi, Havuz Dergisi, İzinsiz Gösteri Dergisi, Çevirmenin Notu Dergisi, Yeni Harman Dergisi, Muzır Neşriyat Dergisi, Sol Kültür Dergisi, Sınırda Dergisi, Knowledge Hub, Heterodox Economics News, Pirosmani Dergisi, Asya’nın Sesleri Bülteni, Kül Eleştiri Dergisi, Kül Öykü Dergisi, Kültür Araştırmaları Derneği Bülteni, Bilim ve Gelecek Dergisi, Arta Dergisi, Anafilya Dergisi, BT Dünyası, Şiir Akademisi Dem Edebiyat Dergisi, Bachibouzouck Dergisi, Birgün Gazetesi Kitap Eki, Radikal İki, Zinhar Dergisi, Çveneburi Dergisi, İmece Dergisi, Mizan Dergisi, Ağır Ol Bay Düzyazı Dergisi, Öteki- siz Dergisi, Türk Psikoloji Bülteni, Katarsis Dergisi, Akbük Dergisi, Okuntu Dergisi, Haberajans, T24. E-mail: ulasbasar@gmail.com Linkedin Profili: http://www.linkedin.com/in/ulasbasargezgin Gezgin Kaynakça (Tüm Yapıtları): http://www.scribd.com/doc/70192554 The Psychology Newspaper: http://paper.li/f-1333945633 Facebook/Yüzdefteri: http://www.facebook.com/gezginulas Facebook/Yüzdefteri Yazar Sayfası: http://www.facebook.com/Ulas.Basar.Gezgin Facebook Grubu: Ulas Basar Gezgin Okurları: http://www.facebook.com/groups/214939625258670/ Twitter:http://twitter.com/#!/gezginulas 2011 sonrasi siirler: http://gezginulas.blogspot.com/ Linkedin Profili: http://www.linkedin.com/in/ulasbasargezgin Cogprints’te yayınlanan yapıtları: http://cogprints.org/perl/user_eprints?userid=6477 Son Güncelleme: 24 Mayıs 2012