Gezgin Şiirleri 2005-2007
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

Like this? Share it with your network

Share

Gezgin Şiirleri 2005-2007

  • 371 views
Uploaded on

Gezgin Şiirleri 2005-2007 ...

Gezgin Şiirleri 2005-2007

GEZGİN ŞİİRLERİ (2005-2007)

Ulaş Başar Gezgin


Lübnan’da Bombalanmış Şiir Ankara 21.07.2006
Geriye Soluk Bir Resim Bangkok, Tayland 05.08.2548 (2005)
İnsanın Değeri Kamboçya yollarında 25.06.2548 (2005)
Kuru Çao Phraya Irmağı kıyısı, Bangkok, Tayland 20.08.2548 (2005)

Musonda Bekleyiş Bangkok, Tayland 13.07.2548 (2005)
Irak’ın Yeni Anayasası Kamboçya yollarında 25.06.2548 (2005)
Cam Kırığı Bangkok 04.09.2548 (2005)
Bir Seks İşçisinin Yanıtı Kamboçya yollarında 25.06.2548 (2005)
“Sulara Attın Kendi Kendini” (*) Bahçelievler, İstanbul 26.10.2004
Nereye Gömülsün? Bahçelievler, İstanbul 09.11.2004
Konserve Eryaman, Ankara 08.04.2005
Ağaç Başında Hava Soğuk ODTÜ, Ankara 18.01.2006
Kuşlar Grip Oluyordu Devletten Altı Sıfır Atılırken (1) ODTÜ, Ankara 18.01.2006

Tel Örgüler de Çok, Biz de Çokuz Bahçelievler, İstanbul 05.02.2006
Tanrıça’yla Bir Karşılaşma Diyarbakır-Ankara arası… 17.01.2007
Bir Ceset, Delik Ayakkabı ve Gördüğümüz Yer Mülkiyeliler Lokali, Ankara 20.01.2007
Uygar Uymazlık Karşı-Marşı Cevizlibağ 02.06.2007
Kurtar(may)ıcı (Daçka Anıları) 97A Otobüsü (Eminönü-Bahçelievler) 09.05.2007
Kararsızlığın K, A, R’si… Ankara 21.01.2007
Kıpti Bangkok ve Ankara 18.03.2007- Ağustos 2005
“Çölde Çay” Ankara 20.03.2007
Asya’da Bir Yolculuk Ankara 12.04.2007

More in: Education
  • Full Name Full Name Comment goes here.
    Are you sure you want to
    Your message goes here
    Be the first to comment
    Be the first to like this
No Downloads

Views

Total Views
371
On Slideshare
370
From Embeds
1
Number of Embeds
1

Actions

Shares
Downloads
0
Comments
0
Likes
0

Embeds 1

https://twitter.com 1

Report content

Flagged as inappropriate Flag as inappropriate
Flag as inappropriate

Select your reason for flagging this presentation as inappropriate.

Cancel
    No notes for slide

Transcript

  • 1. Gezgin Şiirleri (2005-2007) Ulaş Başar Gezgin
  • 2. Gezgin şiirleri (2005-2007) 1 Lübnan’da Bombalanmış Şiir I Delik deşik bir Lübnan sediri bir yanda, Dalları kopuk, sökük kökleriyle, “Bu gece kaçta düşer bu kez bombalar?” Diye soruyor bir çocuk, ağacın başında. O’na okulda, o küçük okulda, Depremde ne yapılır öğretilmişti, Kapılara, sıra altına saklanmayı bilir, Ama şimdi öğretmeni de bilmiyor, Nereye saklanmalı, ner’de durmalı, Bomba düştüğünde nere kaçmalı... İsrailli yaşıtları ona, Bisiklet alacak değillerdi ya, Füzelerin üstüne yazıyorlar adlarını, Ulaşsın diye iletileri Lübnanlı çocuklara, Yüzlerine patlayan bombalarda... Ve bir televizyon kanalı, demokrattır ya, Şunu soruyor kodamanlara: “ ‘İsrail’in sınırötesi operasyonu’ (‘savaş’ değil), Etkiler mi ki ticaret hacmini, Ülkemizle Lübnan arasında?” Duymuyorlar sedir başındaki Kolu sargılı yitik çocuğu, Duydular mı şöyle duyuyorlar: “Bu gece kaça düşer bu kez borsalar?” Bir çocuk bu, borsalarda adı anılmaz, Kafası koparılsa, ciro azalmaz... Bir çocuk bu, yüzlerce çocuğu gibi Lübnan’ın, Ağaç başında, bilmez neyi bekliyor... Öğretmeni, bombalanan okulda yatardı, Masal anlatır öyle yatardı geceleri. Annesi-babası, kimbilir nerede,
  • 3. Gezgin şiirleri (2005-2007) 2 Kimbilir nerede arıyor onu... “Uçaklar ne için var? Ne için varlar?” Böyle sormuştu birgün öğretmeni. Kitaplar yazmıyor ki ne için var, Terörist bir devletin savaş uçakları. II Kopmuş kollar, kesik bacaklar, Kafaları uçurulmuş bebekler. Cetvelle çizmişlerdi daha önce, Cetvelle çizmişlerdi haritaları. Şimdi sınır, cesetlerle çiziliyor, Kopmuş kollarla, kesik bacaklarla... Uydular, kollardan anlıyorlar, bacaklardan, Haritada nerenin nere olduğunu... Şaşıyoruz hep birlikte şaşıyoruz, Sivil ölümlerine değil artık, Şaşıyoruz hep birlikte şaşıyoruz, Savaşta askerler öldüğünde! İşte böyle ‘büyük’ bir savaş, 40 günlük bebeye gücü yeten savaş, 40 günlük bebeye, 40 günlük ömre. III Onlara, bu gönüllü gençlere, Deprem enkazından can kurtarmak, Öğretilmişti elbet. Ya bombalarla yıkılmış evler? Kitaplar yazmıyor, ilkyardım kitapları, Nasıl çıkarılır yanmış bedeni, Bombanın masalda yakaladığı öğretmeni... Dev dumanlar, bulut gibi kara dumanlar,
  • 4. Gezgin şiirleri (2005-2007) 3 Yıkılan evler, lime lime olmuş cesetleriyle, Duvarlarda görülmektedir kanları, Lübnanlılar’ın... IV Bombalanmış yollarda, araba kuyrukları... - Nasıl bombaladılar ki Bağdad’a, Roma’ya giden yolları? - Bilgisayarlarda canlı uydu fotoğrafları... “Aha bakın şurası da benim evim” diyorlardı, Uydu fotoğraflarına bakarak, Kendini uzaydan görmekten hoşnut. Sormadılar ki hiç sormadılar, Bu bilgilere bile sahip olanlar, Bur’da durmaz, yarın öbürgün, Evlerimizde bombaları patlar... V Yıkılan köprülerden suya düşen bebekler. Tarih mi tekerrürden ibaret yoksa insan zihni, Tekerrür edenleri mi algılıyor yalnız? Emir verdi İsrail firavunu, “Öldürülsün tüm Lübnan bebekleri” dedi, Ama anası Musa’nın, köprü patlarken, O’nu küçücük bir sepete koydu... Mahsur kalmışım böyle bir çağda, Başka çağlara çıkamıyorum. Füze yağıyor tarihime, Fenike’nin surları, sütunları, Bir bir üstüme yıkılıyor... VI
  • 5. Gezgin şiirleri (2005-2007) 4 Sığınmacıyım kendi ülkemde, Peki ama kime sığınacağım, Beyrut’a taksi parası 400 dolar, Çıkmıyor o kadar para cebimden, Bekliyorum ama bekliyorum. Bilmiyorum. Sınır kapılarında oyyy, var bak kalabalık var, Kaçıyorlar arkalarına bir kez olsun bakmadan, bakmasınlar. Bıraktıkları oldu behey can havliyle, Bıraktıkları, yoksul, çaresiz... Yoksulları vuruyor bu savaş en çok yoksulların çocuklarını, “Onlar da yoksul olmasalardı” mı diyor kaçanlar? Kanadalılar gitti bir biz kaldık. Bir biz kaldık İsveçliler gitti. Yaşadıklarımızın tanıkları, Bir biz kaldık, İngilizler gitti. Bizim ülkemizin çekip çıkaracak bizi, Bir büyükelçiliği yok burada, Değil mi ki bir ülkenin kendisinde, Büyükelçilik olmaz, öyleyse, Kim kurtaracak, kim kurtaracak bizi? VII Kan akan nehirlerde ceset kokuları Akdeniz’e dökülüyor Asi’nin suları, ‘Asi’ demişiz, tersine akar, Kanlı akar tersine akıntısının... Akdeniz’e bırakır ölülerimizi, Dağıtır ceset kokusunu Akdeniz’e, Bu koku, bu kan kırmızı ceset ırmağı, Akdeniz’i boyayacak önce kırmızıya, Atlas Okyanusu’nu, Hint Okyanusu’nu, Pasifik’i ve de Antarktika’yı, Buzulları eritmeye yetecek koku, Boyayacak kırmızıya önce buzulları... Sular altında kalacak kanlı sular altında, Bu çağ, bu içinde mahsur kaldığımız çağ.
  • 6. Gezgin şiirleri (2005-2007) 5 Vuruldu değil mi ki Beyrut feneri, Tüm fenerleri, lambaları dünyanın, Sokak lambaları, Karanlığa bürünecek. Vuruldu değil mi ki yetimhane, Tüm çocukları dünyanın, Hem de tüm çocukları, Yetim kalacak. VIII Yağışlı kışlar kuru yazlar, Sert geçen kış Lübnan Dağları’nda, Anımsayacak bugünleri, Üstümüze sıçrayan kanı, Anımsayacak yıkık Beyrut Feneri, Kan çiçekleri açacak oyuklarda, Yediverenler, kardelenler. Anımsayacak hepsi anımsayacak. Yanına kalmaz, kalır mı kalmaz dünyanın jandarması Amerika! Yanına kalmaz, taşeron örgütünün, Birleşmiş Milletler’in! Bir bomba alacağımız var, iki bomba, üç bomba! Bir kelle alacağımız var, iki kelle, üç kelle! Yanına kalır mı kalmaz, kalır mı kalmaz... IX Senin krallığın neye yarar, Ey petrol şeyhi neye yarar, Şaşar mısın birgün devrildiğinde, El uzatmadığın insanlarca, Suudi Kralı’ymış, kral imiş... Krallar ne içindir, ne içindir? Devrilmek içindir, devrilmek için... Demeli artık bir atasözü: Devlet, bir devlet, terörist olursa,
  • 7. Gezgin şiirleri (2005-2007) 6 Başkaldırmak düşer insanlara! X Bu sedirler ne savaşlar gördü, 2000 yıllık ömürlerinde. Özenle hazır ettikleri iğneleri, Nice sömürgecinin böğrünü deldi. Halkalarına eklediler yılları, Bir bir yitip giderken ölümlüler, Bir dalı kopardınız, hadi kopardınız, Gövdesine yetmez ki ömrünüz... Siz gittiğinizde sedir ağaçları, Daha bir yaklaşacaklar göklere! Ve izin vermeyecekler bir daha Lübnan’ımdan uçakların geçmesine!
  • 8. Gezgin şiirleri (2005-2007) 7 Geriye Soluk Bir Resim… I Duraksaya duraksaya kapıyı çaldığında, Kahroluyordum gazeteden okuduklarımla… Yazılanları sesli okusam, Bütün kuşlar yas tutacaktı, Kanatlarını yarıya indirecek, Düşeceklerdi, düşeceklerdi. Annem açmış kapıyı, “Kalacak yerim yok” demişsin, “Yok gidecek yolum.” “Annemi, babamı, kardeşlerimi, Ucu bucağı belirsiz bir kasırgada yitirdim, ‘Devlet’ adında. İdam sehpasındayken abim, “Unutma” dedi “bugünü unutma” “Unutma” dedi “zalimi unutma”” Öyle ihtiyatsız öyle ihtiyatsızmışsın ki, Elini ağzına götürmüş annem, “Biraz sessiz” demiş, “İçer’de konuşalım.” Kardeşim, Yüzündeki ifadeden, Ve özellikle gözlerinden, Anlamış şimdini, geçmişini, Dedenin, büyükdedenin tarihini, Elini ağzına götürmüş, “Tamam, geçti hepsi; “Uzan, dinlen, yarın konuşuruz.” Çöpçü gelmiştir, belki sütçü, Belki kahve istemeye Komşu gelmiştir Diye bakmadım. Tarihin güç üstüne kurulduğunu, Güçlünün hep haklı olduğunu, Kendi yasalarını koyduğunu, Sonra buna ‘hukuk devleti’ dediğini, Okuyup okuyup kahroluyordum, Kahroluyordum…
  • 9. Gezgin şiirleri (2005-2007) 8 Unutulmuş isyan günlerini, Günlerce kan akan nehirleri, Delik deşik edilmiş evleri, Düşünüp düşünüp kahroluyordum, Kahroluyordum. Okuduklarım, hep ağulu, hep yıkık, Okuduklarım hep gücü ele geçirenlerin, Güçlerine güç katmak için, Nasıl kullandıklarını anlatıyor önce kamçılarını, Sonra mızraklarını, topuzlarını, Tüfeklerini, toplarını, bombalarını, Resmi tarihlerini, taşeron yazarlarını, Kapı ağalarını… Okuduklarım, hep ağulu, hep yıkık, Parmakların, o güzelim parmakların, Nasıl nasır tuttuğunu; Gölgede duranların beyaz kalıp Tarlada çalışanların nasıl karardığını; Uygarlık adı altında, Nasıl bir kölelik dayatıldığını, Anlatıyordu, Kahroluyordum… Peki neden susku nöbetlerine girdin ertesi gün? Neden konuşmadın? Ya da belki konuşamadın… Kahvaltıdan başlayarak, onca sorumu, Neden yanıtsız bıraktın? Neden? Buna çeşit çeşit ad bulur elbet doktorlar, Neler gördün ve neler görüyorsun ki bende?.. Belki despotların karanlık gölgesini andırmıştır, Duruşum, oturuşum, bakışım sana. Despot olmak üzere yetiştirildim, İlkokuldan başlayarak içilen antlarla, Söylenen marşlarla… Despot olmaya alıştırıldım… Sonra yırtayım diye kutsal bildiklerini, Kırayım diye putları, Güç geldi kollarıma… Hafif topallıyorum bu yüzden. Mahallenin savaş alanına dönüşünden sonra, Bende kalan bir hatıra: Hafif aksama…
  • 10. Gezgin şiirleri (2005-2007) 9 Ben seni anımsadım oysa, ya sen beni?.. Sonbaharın renklediği yapraklar yerdeydi, Yaşadığımızın kanıtıydı işte bu yapraklar, Hazırlıksız yakalayan yağmurlar, yağmurlar, Oluk oluk ediyordu bastığımız toprağı… Düşüyorduk kimi zaman üşürken, Ve toprağa, demek ki ölü canlara batan ellerimizi, Yağmur suları ve yaprakla temizliyorduk; Demek ki, kanıt olmaktan öte, yağmur suları ve yapraklar, Ta kendisiydi yaşadığımızın… “Ben güzel miyim?” diye sormuştun, Kirli ellerime bakarak, Demiştim ki, “Emin misin benim, Senin güzel olup olmadığını Tartabilecek biri olduğuma?” Senin aradığın yanıt değildi bu yanıt, Şuna eminiz demek ki: Aradığın yanıtları verebilecek biri değildim. Şimdi söylüyorum: Eskiden, Dev alışveriş merkezleri gibi güzeldin, Mekdanılds hamburgerleri gibi; Markalı mutluluklar gibi güzeldin, Çekirdek niyetine yenen havyarlar gibi… Bense ‘güzel’ demek isterdim sana, Bir yazı yazmanın keyfi gibi, Eski bir dostu eskisi gibi kucaklamak gibi, Nasır tutmuş ellerin yarattığı onca şeyi düşünmek gibi… Yıllar, onyıllar, yüzyıllar geçti arada… Ve yüzyıl önce olanlar, -Yazgımız mı bu?- Yine olacak yüzyıl sonra… Bir neden daha, Kahrolmak için… Peki ama suskunluğun, Bu ipucu vermez suskunluğun niye?
  • 11. Gezgin şiirleri (2005-2007) 10 Kaç kez toprağa karıştı yapraklar, Sararıp solduktan sonra, Ama içlerinden hiçbiri, “Ben solmayacağım” demedi, Demesi yanlıştı belki, Dememesi belki daha yanlıştı… O bilmediğim alfabeyle yazdığın adını avucuma, soyağacını, Yeniden yaz. Ne demiştim, “bu eli bir daha hiç silmeyeceğim, “Bu eli bir daha hiç yıkamayacağım.” Ama güneşi soğuran, Yaprakları solduran yağmurlar, Umursamadılar bu sözümü, Yağdıkça onlar, Anladım, Siliniyor bende hatıran… Ama bak şunu da anımsa: “Yağmurlar dinlemez sözümü” demiştim, “Bir de şu deftere yaz” demiştim, “Hep yanımda taşıdığım cep defterime…” Yazmıştın, Ve bak şimdi cebimden onu, Çıkarıyorum, Ve bak, artık eskisi gibi değil, Ben de okuyabiliyorum… Sen bak, kendi elyazın bu, yıllar öncesinden, Adını, atalarının adını yazmıştın, Ve sen bakadur, ben de yanıt vereceğim soruna: Sen şimdi uzaklaşan sürgünlerin Direnme gücü kadar güzelsin. Sen şimdi bütün bu olanlara Tanıklık etmiş bulutlar kadar güzelsin. Dağlar kadar güzelsin, Ovalar kadar güzelsin, O sınırdan bu sınıra uçup da duran, Kaçakçı kuşlar kadar güzelsin… II Soluk bir hatıra oldu, Annemin, babamın, kardeşlerimin çehresi,
  • 12. Gezgin şiirleri (2005-2007) 11 Şu koynumda taşıdığım resim var bir tek, Şu resim var bir tek, kenarları yanmış resim, Onların varolduğuna kanıt olacak. Evet onlar varlardı, varlardı; Yaşarlardı kendi ülkelerinde, Ekin taşır gibi, Soluk alır gibi, Türkü söyler gibi… Beni bile siyasallaştıran bu savaş, Beni bile alışveriş merkezlerinden, Havyar partilerinden, Markalı mutluluklarımdan, Makyajlı, estetikli genç kızlık günlerimden Çekip çıkaran bu savaş, Anamı, babamı, kardeşlerimi almazdan önce de, Aldı anaların babaların kardeşlerin canlarını, Sonra da alacak, sonra da alacak, Geriye soluk bir resim kalacak. Ve o resim de o resim de, Ancak kalanlar yaşadığı sürece var olacak, var olacak… Sesin değişmiş, mahzunluk çökmüş üstüne, Bir pay da senden var benim sessizliğimde, Sessiz bir insanı konuşturacak son kişisin, Kahrolanlar, yaş dökerler sessizce, Demek ki sen de sessizsin… Ve ne güzel, Bu soluk resimden başka, Bir de elyazımla, Adım; anamın, babamın adı yazıp duruyormuş defterinde. Demek ki sen de, Yazgılısın benimle, Yaşamaya ve ölmeye… Savaş ne zaman biter, ne zaman başlar bilinmez, Bitmeyecekse, Ölmek yaşamak bir. Öyleyse, Kaybedecek birşeyimiz yok. Ezilenlerin ezenlerin yerine geçmesiyse devrim… Al, bu silah, bu abimin, son çarpışmaya gitmeden,
  • 13. Gezgin şiirleri (2005-2007) 12 Verdiği silah, Artık senin. Yazgılıyız seninle, Güvenim tam. Öldüğümde, Senin kollarında ölmek isterim… III Ne güzel uyuyorsun, hem de ne güzel; Kitaplarda altı çizilen, Kafayı kaldırıp düşünülesi, Satırlar kadar güzel… Bu sarılışının belki de son sarılışın olduğunu bilmek kadar acı, Senden ayrı, birkaç dakika yaşaması. Değil mi ki yazgılıyız biz yazgılı, Aynı sargılarla sargılı… Şu yastıktaki başın, değerken başıma, Mezarda da –düşünüyorum- böyle mi değecek başın başıma, İnansaydık başka bir dünya olduğuna, Ölümü, yaşamın eşi sayardık… Böcekler yiyecek sevgimizi, Yeni sevgiler yaratmak için… IV Hoş geldin canım, Ben uyanmadan, Çıkıp gitmişsin. “Vardır bir bildiği” dedim. Hatırlar mısın sana söylemiştim: “İlk gördüğümde seni, “Bu, bambaşka bir insan” demiştim kendime” O zaman da “vardır bir bildiği” derdim, şimdi de… Dokunamayınca, yastıkta alıştığım başına, Düşündüm uzandığım yerde, Ne çok kızmıştım o ilk şiirlere… Ama şimdi, şiir yazmıyorsun, kızıyorum, Kızıyorum şiir yazmıyor diye… Gel bir sarılayım,
  • 14. Gezgin şiirleri (2005-2007) 13 Kahvaltı hazır. Gazete almamaya başladım, Bir süre, daha az üzülesin diye. Böyle bulabilmişken birbirimizi, Daha fazla kahrolmayalım istedim. Hem bebek de etkilenir kederden, Kederli bir insan olup çıkar karnımdan, Yaş döker, ezilen karıncaya, Yaş döker, zıpkınlanan balinaya, Yaş döker, kurşunlanan insana, Yaşları kurşunlanır, öyle ölür… V Tabancayı çıkartmasam belimden, Seni daha sıkı sarmak için, Ölmeyecektik belki… İnsanlar aşık olmasalar, Doğmayacaktık belki… Savaş bizi birleştirmese, Sevmeyecektik belki… Ve oğlumuz da bu kadar kederli, Olmayacaktı belki… “Güllere basmayın” diyormuş “Güllere basmayın”, “Güzel insanların yeniden doğuş hallerini koparmayın.” “Kuşları vurmayın” diyormuş “Kuşları vurmayın”, “Dört yana yayılmış ağaçlara dokunmayın…” VI Ey şiir, Beni o mezarlığa götür, Okuyamadığım harflerin olduğu mezarlığa. Ben bilmesem, mezarcı bilir, Nereye gömüldüklerini… Bu mezarlığı bir bomba, Var’lıktan koparana dek, Her yıl uğrayacağım… Ama yıllar çabuk geçti, Ve yaşamım erken bitti…
  • 15. Gezgin şiirleri (2005-2007) 14 İnsanın Değeri I Arkadan da olursa, iki katı alacak, Dünün kozmonotu, bilim kadını. Ameliyat, bir genelevde yapıldı, Dünün ve şimdinin doktoru, elinde neşter, Kısır bırakacak işlemi yaptı. İzi soracak müşterilere, “Rahatım. Bende herşey serbest.” diyecek. Yer silerken eski matematikçi, Çamaşır asarken, ütü yaparken, Elbette tahrik olacak, müşterisi. Bu yeşil gözlere, sarı saçlara, Bu kalçalarla memelere, Karşı koymak mümkün mü… Mümkün mü… Gözü yaşlı kutluyorlar hep gözü yaşlı, Gözü yaşlı kutluyorlar göpgözü yaşlı, 60. yılını zaferin, gaziler. Moskova’da, orak-çekiçli madalyalar, üniformalarında, Gözü yaşlı kutluyorlar, göpgözü yaşlı. Naziler’i püskürten bunlardı. Şimdiyse Naziler’den Kat kat düşük, değerleri. Naziler kazandı! Naziler kazandı! Heil Amerika! Heil Amerika! Heil Amerika! Ey şanlı bayrağı ilk kez diken göndere, Ey eski Sovyet yurttaşı, Birlik yurttaşı, Değerin yok, değerin yok, hiç değerin yok. Genelevlerde, zengin evlerde, Ha Rusya ha Endonezya Ha Rusya ha Endonezya. Yastayız biz, yastayız biz, biz hep yastayız. İnsan, devleti ona, Önem verdiği denli, Değerli.
  • 16. Gezgin şiirleri (2005-2007) 15 II Tecavüze uğruyor Endonezyalı hizmetçiler Singapur’da, Hong Kong’da. Yetmezmiş gibi çalıştırılmaları Karın tokluğuna. Bir dava kovalarken ötekini, geçerken yıllar, Singapurlu hep güçlü hep haklı; Parasını öder Sıyrılır işin içinden Hong Konglu. Kaçak işçi olarak çalışıyorlar. Onbinlerce kaçak işçi, Çalışıyor herkesin bilgisi dahilinde. Herkes biliyorsa, Nasıl “kaçak” denilebilir peki? En ucuz işgücü oluyor Pasifik’te Burmalılar. Pasaportsuz, vizesiz, sınırdışı edilmek korkusuyla; Dönmek korkusuyla, askeri darbeler ülkesine, Burma’ya. Ucuz olduğu topraklara insan emeğinin. En ucuz seks işçileri, Burmalı kadınlar. Göz yumuyor bunlara, hep göz yumuyor O demokratik hükümetler. Kaçak işçiler de olmasa, nereden bulunacak, Bu kadar ucuza işgücü?.. İnsan, devleti ona, Önem verdiği denli, Değerli. III Biraz okumuşları, azıcık okumuşları, Adlarından utanç duyar, söyleyemez. Filipinler. Yani Kral Filip’in, İspanya Kralı Filip’in Adaları, açık kumarhaneleri, genelevleri. Adları, İspanyol adları: Jorge, Luiz, Felipe. Dinleri: Katolik. Fanatik Katolik. Bu vaftiz edilmiş Cumalar, papazlara, Cennete gitme şansı tanıdı, Hem bu dünyada hem de hayallerinde, ‘Cennet’ olarak adlandırdıkları dünyada. Kendi dillerinden utanç duyuyorlar, Bebekken İngilizce öğreniyorlar. Ve bu, ne getiriyor onlara?
  • 17. Gezgin şiirleri (2005-2007) 16 En az maaş alan öğretmenler dünyada. İngilizceleri çok iyi, ama yüzleri, Ele veriyor Cumalıkları’nı. Vermiyorlar onlara, Robinson aylıkları. Ne öğretmişti Robinson, Cuma’ya? Çok çalış ama az para. Çok çalış Ama az para. İnsan, devleti ona, Önem verdiği denli, Değerli. IV Küçükaydın’ın dediğine bakılırsa, Taksiciler, Afrikalılar’dan çıkarmış. Derisinin rengi, pasaport sayılan Afrikalılar. Geçenlerde uygarlığın en ‘ileri’ güçlerinin El koyduğu göçmen gemisinde, Açlıktan artık yürüyemeyen Derisinin rengi pasaport bilinen İnsanlar vardı ve Yüzleri geçmediğinden, uygarlığın havayollarından, Açlığa geri gönderildiler. Yokluğa geri gönderildiler. Uygarlığın en ilerici güçlerine göre, Derisinin rengi pasaport bilinenlerden Çıkar uyuşturucu tüccarları. Yetmezmiş gibi sömürdükleri yıllarca, Bir de, yaptıkları pis işleri, Eski kölelerine yıkmıyorlar mı… Bunlar değil miydi 2 milyon Çinli’yi Afyon bağımlısı yapan, çaresiz kılan; Bunlar değil midir Kızılderililer’i Afyona, içkiye özendiren, uyuşturan… İnsan, devleti ona, Önem verdiği denli, Değerli.
  • 18. Gezgin şiirleri (2005-2007) 17 V “Bir ülkenin nüfusu, Ne kadar azsa, İnsanının değeri o kadar artar” Diyenler, Yanıldılar. 2 milyon insanı gömerek ülke, Zenginleşmedi. En ucuz çocuk seksinin olduğu yer. Çocuk seksinin en yaygın olduğu yer. Bu ülkede Çin ve Vietnam savaştı. Çin tipi ‘sosyalizm’ ve Vietnam tipi sosyalizm. Vietnam kazanana dek, 2 milyon insanı gömen Çin tipi ‘sosyalistler’, Kendi ülkesinde isteyip de yapamadığını yaptılar Çin’in, ‘Sosyalizm’ ve özgürlük adına. Özgürlük yanlıları, eşitlik yanlıları, Eğmesinler başlarını öne. Bizim düşüncelerimiz öldürmedi, öldürmesin 2 milyon yurttaşı. Kurtaranlar Kamboçya’yı Vietnamlılar’dı Khmerler’in, Çin’in elinden. Kamboçya’yı, artık kurak olan bu toprağı, Özgürlükten ve eşitlikten yana olanlar Kurtardı. Kafamıza vura vura öğretiyorlar Bu katı gerçeği, döndükçe dünya: İnsan, devleti ona, Önem verdiği denli, Değerli.
  • 19. Gezgin şiirleri (2005-2007) 18 Kuru Boş bir şişe, Kökünden kopmuş bir kıyı çiçeği, Fotoğraf makinesi parçaları. Denizin üstünde kalanlar. Gerisi? Gerisi battı… Çarpıyorlar motorlar geçtikçe, Çarpıyorlar Bir o yana bir bu yana… Rıhtımın altındaki taşı Kimi zaman su kaplıyor böylece, Görünmez oluyor temeli. Yüzen bir rıhtımdır bu şimdi… Bir erik Çok sayıda lastik Ve küçük küçük yapraklar, Üstünde ne yazdığı belirsiz kağıtlar… Ambalajlar… Bizden bunlar kaldı işte, Bunca yıl savurduktan sonra Dalgalar bizi, O kıyıdan bu kıyıya… Toplasın şimdi martı, Zaman adındaki martı Toplasın suya bıraktıklarımızı… Toplasın şimdi martı, Zaman adlı martı Toplasın bu yosun kokusu, Çünkü birdir sahafların Ve suyun kokusu… Toplasın şimdi martı toplasın Toplasın ve kıyıya bıraksın Kuru…
  • 20. Gezgin şiirleri (2005-2007) 19 Musonda Bekleyiş Küçük girdaplar oluşturuyor damlalar, düştükleri birikintide, Belli ediyorlar geldiklerini, Ve birikinti, “hoş geldiniz” diyor, yer açıyor onlara… Palmiyelerde tık yok. Karşısı, su kulesi, gökyüzü, Görünmüyorlar artık. Kulağımı dolduran bu ses, Musonların yere vuruşu. Yere, ağaçlara, evlere, elektrik direklerine. Sallanıyorlar ağaçlar Bir değil her yaprağa düşen yağmur. Demek ki dengelemek gerekir göğün ağırlığını Yavaşça sallanarak. Buranın sokakları asfalttır, buranın sokakları toprak. Ve o sokaklarda köpekler dolaşır başıboş, çaresiz. Onlar gibi geziniyoruz işte dünyada ve yağmur yağdığında Sığındığımız, bir dost elinin açtığı kapı ya da bir durak Öyle çaresiziz yağmur yağdığında öyle başıboş. Bu ses… Bu ses kulaklarımı dolduruyor. Seni bekliyorum. İki saat var daha. İki kocaman saat. Sırılsıklam bir biçimde mi geleceksin odama, Yoksa belki bir süre bekleyeceksin bir dam altında, Dinsin diye bekliyorsun, ıslanmamak için. Çünkü elektronik eşyalar var üstümüzde. Musonlar, çağdaşlığa düşman… Eskiden korkmazdık ıslanmaktan, çamura batmaktan. Yoktu birşeyimiz ıslanacak ve bedenlerimiz, Alışkındı doğanın bu güzel oyununa. Eskiden herşeyi yerdik “en fazla ölürüz” diye, Şimdi hastane masraflarından korkar olduk. Özelleştirilmiş hastanelerin masraflarından. İnsan olmak, kendinden uzak olanları düşünmekse, Ne kadar zor şimdi güneşli bir yeri düşlemek, Ya da karlı bir dağbaşını. Sis gibi düşen bir yağmur… Karşıdaki okul, belli belirsiz… Bu ses… Bu ses kulaklarıma doluyor sanki muson, bu sesin kendisi…
  • 21. Gezgin şiirleri (2005-2007) 20 Bu ses… Bu ses kulaklarımı ıslatıyor. Geliyor musun? Bu sesi yalnızca sesimiz bastırır ve uzandığımızda şu köşeye, Yağsın isterse, isterse yağsın daha fazla daha fazla… Balkona asarız çamaşırlarını ıslak gelirsen, Daha da ıslansınlar diye; çünkü yetmez. Kurusun dersen dolaba asarız, Şıp şıp düşer üstündeki ter ve su… Şimdi bak, muson sesine şıpşıpları eklendi çamaşırlarının… Ateş yakmaya gerek yok, Sıcak akar muson; serinletse de azçok… Sürekli gökgürlemesiyle çocuklarımızın nasıl korku içinde koşuşturacağını düşler güleriz evde… İnsan, bilmese dineceğini, kar etmez yetişkin olmak, korkarız hepimiz… Şimdi bir uçak geçti demek ki engel değil muson, uçaklara… Bu, sevindirici… Yağdıkça biz de uçağa bineriz, uçağına birlikteliğimizin… Eğri yağıyor, düz yağmıyor, ıslatıyor pencereleri. Dünyaya açılan pencerelerimizi… İşte diner gibi oldu ve arabalı satıcılar bağırmaya başladılar yeniden, “Ponlamay kap! Ponlamay kap!” Meyve satıyor olmalılar… Şimdi görülebiliyor karşısı… Mutlu olmalı pirinç yetiştirenler… Karşıki komşu da masasına kap kacağı dizmiş, topladı dünyanın suyunu… Ses kesildi, hatta bir serçe geçti; geçen uçakların sesi, daha net duyuluyor şimdi. Hava açıldı, yoldan vızır vızır araba geçiyor, gökgürültüsü susmasa da… Yıllarca musonla yaşayıp musonsuz bir ülkeye göçmek mümkün mü?.. Sana söz, özlediğin zaman, açık bırakacağım tüm muslukları evdeki …
  • 22. Gezgin şiirleri (2005-2007) 21 Irak’ın Yeni Anayasası Yeni aldığı bisikletiyle, Ekmek almaya gitmişti. Bir anda, orta yerde patlayan bomba, Uygar dünyaya uçurdu ayağını. O sırada Amerika’da, Caferi’yle Bush görüşüyordu. Caferi’nin henüz iki ayağı var, Bush’un da öyle. Rice’ın da öyle. Bush’un çocuklarının iki ayağı var, Michael Jackson’ın da öyle, Taciz ettiği çocukların bile öyle, Madonna’nın da öyle. Bir çocuk… Adı hiç anımsanmayacak. “Ölmemiş ki… Alt tarafı, Giden, sağ ayağı” Diyecek, Milli Savunma Bakanlığı. İnsanını Ebu Garip’te, Ebu Garip’te, Savunmayan Savunma Bakanlığı. Amerikan üslerini, üslerini Koruyan, kendi halkından; kendi halkından, Milli Savunma Bakanlığı. Adını bilmediğimiz bir çocuk, bir çocuk, Top oynayamayacak, koşamayacak. Oysa gülüyor Caferi, gülüyor Bush, “Ne zaman çekileceksiniz?” sorusuna… Ne zaman çekileceksiniz? Ne zaman çekileceksiniz? Kanlı elinizi dünyamızdan, Ne zaman çekeceksiniz? Çekeceksiniz? Nereye kaçsın Iraklı, kaçsın Iraklı? Sığınmak istese, nereye kaçsın? Sünniler dışar’da, Türkmen dışar’da.
  • 23. Gezgin şiirleri (2005-2007) 22 Bir ulus-devlet yerine, yeni bir ulus-devlet, Özgürlük mü? Kurtuluş mu? Demokrasi mi? Ders almayı bilmeyenler, hiç bilmeyenler! Şimdi gitse de, gitse de Şimdi kalsa da, kalsa da, Durur mu şiddet, durur mu şiddet! Ulus-devlet istemiyoruz! “İdeoloji değil suçtur” ulus-devlet! Birbirimizi öldürmek istemiyoruz, Ayrı dilleri konuşuyoruz diye. Dünya devletleri istiyoruz! İnsanlıktan yana, dostluktan yana! Ulusların kardeşliğini istemiyoruz, Çünkü ulusları istemiyoruz! Barbaros’un verdiği bir çift ayakkabı, Abisinden kalmıştı. Demiş ki bin yıl önce bir Çinli şair, “Bir çift ayakkabı vermişti Bir dostum bana. Ve şimdi biz ayrı düştük, Apayrı düştük.” Bambaşka yollarda Diyarlar aştık ve aşınmadı, Ayakkabılarımız, Ayakkabılarımız. Bu ayakkabılar, Hep böyle Birarada kalacaklar, Dostluğumuz gibi. Şimdi ayrı düştük, Apayrı düştük. İki ayakkabı gibi Birlikte yürürdük. Birlikte yürürdük karlı yollarda. Ve ne çok az, ne çok az, hem de ne çok az, Bir çift ayakkabı giyebilecekler, Amerikan işgalindeki tüm bölgelerde. Çünkü onlara göre, onlara göre, Yarım adam sayılır değil mi ki, Amerikalı olmayan, Avrupalı olmayan.
  • 24. Gezgin şiirleri (2005-2007) 23 Demek ki o zaman, tamam, demek ki, Bir Amerikalı’ya bir çift ayakkabı, İki Iraklı’ya bir çift ayakkabı. İşte Irak’ın yeni anayasası!
  • 25. Gezgin şiirleri (2005-2007) 24 Cam Kırığı Kırılan camlardan Dünyanın en çok ses getiren Çalgısını yapacakmış ünlü müzisyen. Bütün camları kırıyorum. Seni bekleyişimle benliğim arasında, Bir cam bile kalmadı şimdi. Ne varsa araya giren, bunca yıl, Ne varsa yerli yerinde gösteren ama uzak gösteren birbirimizi, Perde olacak, dünyanın en çok ses getiren çalgısına… O çalgıya, cam-çalgıya değdiğinde eller, Geçmişe gömdüğümüz tüm o keşkeler, Çılgın dansına ortak olacak yoksunluklarla yaşamış yüzmilyonların. Kim çalarsa bu cam-çalgıyı, Elleri kanayacak, kolları kanayacak. Dünyanın en çok el kanatan bu cam-çalgısı, Duyan kulakları da kanatacak… Yıllar geçmiş ve bilmeyiz ne olmuştur eski canlara, Ama duyan, sesini cam-çalgının, Kanayan kulaklarıyla, İndirmeye başlayacak tüm camları, Yeni bir cam-çalgı yapmak için. Elleri kanaya kanaya bu cam-çalgıcılar, Sesleriyle başkalarının ve başkalarının Kulaklarını kanatacak… Üzülmüşsün, korkmuşsun kulağın kanamış diye, İçindeki cam-çalgıyı sen de çalmadıkça, Daha çok kanayacak kulağın… Hem bak yıllar çabuk geçiyor, Şimdiye dek kırmadığımız camlara Yenileri ekleniyor… Yaşam budur işte, geçmiş bu, Geçmişten anımsadığımız kırıklıklarımız işte bu. Anlatana da dinleyene de acı veriyor o günler, Çözülmemiş örselenmelerimiz var geçmişte, Henüz kırılmadık camlara benzer,
  • 26. Gezgin şiirleri (2005-2007) 25 Çözülmemiş örselenmeler… Bütün camları kırıyorum, Yüzüme sürüyorum kırıkları, Tanıyamayasın diye yüzümü, Yaklaşabileyim diye sana bir yabancı gibi, Camları üstüne kırılmış bir yabancı gibi… Sokakta yattığım doğru. Camlarını indirdiğim bütün evler, Bütün kütüphaneler, Bütün üniversiteler, Bütün işyerleri, Hastaneler, Gerisin geri ettiler beni geldiğim yere, Sokağa… Yerdeki kırıkları topluyorum şimdi, Cam kırıntılarımızı geçmişimizdeki, Evet, dileneceğim eskisi gibi, Ama hiçbir yolcu, cam-çalgımın sesini, Duyup da durmamazlık edemeyecek, Hiçbir yere de gidemeyecek, Kalacak. Öylece kalacak… “Cam kırıklarına basmayalım” diyordun, Ama izi var hala ayaklarımda, O izleri taşıyorum yanımda, Nereye gidersem gideyim. Böyle tanıyor beni yer, Böyle tanıyor beni gök. Sen de şu an nerede isen, Sana cam-çalgıyla ulaşacağım, Belki sana Ummadığın kadar yakınım. Cam kırıklarıyla harlanmış yüzüm, Beni, seninle geçmişimizi, Köşe başındaki evsizde gizliyor. “Sensiz ev olmasındansa evsiz olayım” demişken yıllar önce, Bunu kastetmiştim… Cam, bir yandan öyle saydam, Bir yandan da, Gerekti mi saklıyor adamı…
  • 27. Gezgin şiirleri (2005-2007) 26 Ama cam?! Bu kadar kolay kırılma! Geçmiş günlerin, geçmiş hayallerin Bu kadar kolay kırılabilir olduğuna inandırma bizi! Hekimlerde bulunmaz o merhem, Kulaktan gelen kanı durduracak merhem, Dilenciyim, saklamadan harlanmış yüzümü, Bir bakmışın ellerimi açıyorum, Kulaklarındaki kanı görüyorum, Ve seni, ellerinden, gözlerinden olamasa da artık, Kulağının kanından tanıyorum… Çünkü başka hiç kimseninki Böyle akmaz, Böyle bırakmaz kendini boşluğa… Ama kan?! O yıllardır beklediğim mektup olan kan! O kadar çok akma! Bulduğum anda yitireceğimi duyumsatma bana! Ama kan?! Sen ne kadar fazlaymışsın ki, Seninle sulandı tüm yeryüzü, İnsan, insan olalı beri… Kulağına merhem oldu sözlerim, Demek ki artık gidebilirsin, Bir kez daha kanayana dek… Geçmişin kırıkları işte böyledir, Bugün geçer, yarın yeniden inletir…
  • 28. Gezgin şiirleri (2005-2007) 27 Bir Seks İşçisinin Yanıtı Amerikan vatandaşısın diye, Altına yatacağımı mı sandın… Dünyayı işgal ettiniz ve yetmedi mi Tecavüz ettikleriniz… İşgal ettiğiniz ülkelerde, Sekse para vermemekle övünürdünüz. Ve evlilikle kandırdığınız kızoğlankızlar, Meslekte yirminci yıllarını dolduruyorlar şimdi. Ne yazık… Elimden, bu kadarı geliyor yalnızca; Grev var! Bacaklarımı açmıyorum sana. Dolarlarınla şişme kadınlar al. Amerikan kadınları, onca bilinçsizler amma Haklılar sizi oynatmakta, yerden göğe kadar. Evlisindir büyük olasılıkla, Karına, buraya geliş nedenini, İş ziyareti olarak söylemişsindir. Çocuklar bile inanmıyor yalanına, Sen yokken, O da, Başkasıyla yatıyor… İsrail vatandaşısın diye, Hayran hayran bakacağımı mı sandın… En dinci devletin vatandaşısın işte, Bundan öte neyin var? Sakın “benim bir suçum yok” deme olanlar için, Senin vergilerinle, dinci devletin, Filistinliler’e bomba yağdırdı. Filistinli çocuklara, annelere. Senin oylarınla, senin oylarınla, Kentlere duvar örüldü, duvar örüldü. İsrail vatandaşısın diye, Utanç duyuyorsan, kahroluyorsan, Gel, yanına uzanıyorum senin, Para verme, çocuklara şeker alırsın. Üniversiteler özelleştirilince, Benim gibi yoksul kızlara,
  • 29. Gezgin şiirleri (2005-2007) 28 Tek iş kaldı yapılabilecek. Derslere giriyorum gündüzleri, Geceleri yatarak çalışıyorum. Amerikalı, İsrailli müşterilere, Sayıyorum derste öğrendiklerimi, Solcu profesörlerden. “Serbest piyasa” denilen, böyle bir şey mi? Yoksa ben, bir kez daha yanlış mı anladım?
  • 30. Gezgin şiirleri (2005-2007) 29 “Sulara Attın Kendi Kendini” (*) Taş var, taş var, yuvarlanır akıntısında suyun, Taş var, durur, geçit vermez lağımına modern zamanların. “Taştan araba yapmışlar, resmen uçuyor” diyor bizim berber; Konu, bu açıdan da ele alınabilir. Taş var, yokluğu hissedilir; varlığı, temel bilimlerin merkezi bilgisidir. Bilmek de gerekiyor hangi pürüzlerle doğduğunu; Kapamak da gerekiyor onları, sıvayı alıp eline; Ama malzemeden çalınmışsa doğumun sırasında, O zaman kendini yıkıp yeniden yap; ey kendine müteahhit başkasına kapıcı.. Gerek kalmasın bilirkişi heyetlerine; kendi temeline bak; Başkalarını içine çekmek değildir, bilim, sanat, edebiyat. Baktın ki bataklık olmuşsun, temelin su almış; Kaptanı sensin bu geminin ama farelerle kaç: Bu gemi, yolu yok, yeniden yapılacak. Nice gemi yakanları batıyor uzaklarda, duymuyoruz. Demek ki çıkma demeli tersaneden; bilmiyorsan yelkenleri açmayı, motorlar durduğunda. Yüzmeyi bilmiyorsan yüzgeçlerini açıp; süzülmeyi bilmiyorsan açıp kollarını iki yana, Demezler mi ey balık ey ahtapot, “sana öğretmediler mi tersane mektebinde, yolunu bulmayı, bulutlar arasında..” Ara ki bulasın şimdi, bulutlar arasında.. Ve desinler, desinlerse desinler. Duy, belki bir şey öğrenirsin; Tıka kulaklarını, babalardan bahsediyorlarsa, zincirden, halattan, açılmayı beklerken çürümekten. Taş var, taş var, bağlayabileceğin kendini, Taş var, dağılır iki yana, sardın mı halatlarını. Mürettebat isyanlarını sen bil, başkaları bilmesin; Hangi fırtınalarda ne yaptın, bas git, onlar anlatsın; Aldırma belki bu yolda, balıklara karışırsın, Aldırma “pis kokuyor balık, yosunlar” desinler, “Çok işlenmesi gerekir yeşimin, Yeşim olabilmesi için.”(**) Daha çok yolun var demek ki, Bir arpa boyu da bir şeydir! (*) Ezginin Günlüğü’nün ‘Kıyısız’ adlı parçasından esinlenerek. (**) Çin atasözü.
  • 31. Gezgin şiirleri (2005-2007) 30 Nereye Gömülsün? Adrenalin tüm vücudunu sarmışmış, Çok eğlenceli imiş, Makineliyle adam vurmak Felluce’de. Kentte elektrik ve su yok, yiyecek az; Kentte, Kore’den sonra en büyük operasyon en kanlı operasyon. Ve bağırıyor yeniden seçilenin sırtını sıvazlayarak: “Arafat nereye gömülsün? Nereye gömülsün?” Kafası kesilmiş şoförlerin sürdüğü kamyonlarla taşınsın, Bir yere gömülecekse. Son nefesini, uzaklarda boğularak ölen 78 kişiyle alsın, Yaşamış sayılırsa. Ner’de yattığı bilinmez Filistinli çocuklar yıkasın bedenini, Onu bir bedene hapsetmek mümkünse. Çökmüş apartmanlar, helikopter pervaneleri konulsun yanına, Taşıyabilecekse, toprak, bedenini. Elleri ayrı, kolları ayrı gömülsün bereli bir kumandan gibi, Bir kez daha zafer işareti yapmasın diye. Guantanamo Toplu Mezarlığı’na gömülsün, Dallar sarılsın kırıklarına. Duvarlar örülsün öyle gömülsün, Bilinmesin nerede yattığı. Ölsün ama gömülmesin! Kudüs Üniversitesi’ne bağışlansın bedeni, Orada, Tıp Fakültesi’nde, Terörist genleri tespit etmek için, Teröristlerin genleriyle oynamak için, Bir baştan bir başa kesilsin. Yeniden kesilsin, yine dikilsin. Ve görsün cümle alem, İsrailliler, Küçücük bir beynin küçücük hücreleri de, Yeterlidir büyütmek için o düşü! O düşü, Düşümüzü.
  • 32. Gezgin şiirleri (2005-2007) 31 Ve görsün cümle alem, İsrailliler, Nasıl allak bullak olacak haritaları, Siyasi haritaları, gen haritaları. Ve görsün cümle alem, İsrailliler, Dünyanın dört bir yanında, dört bir yanında, Araplar’ın sayısı hergün artıyor, Çin’de, Güney Amerika’da, başka dünyalarda. Birgün şu sorulacak: “İsrail nereye gömülsün?” Ve küçük bir gölet bile bulamayacaklar, Küçücük bir gölet bile. Üstlerine bulaşan kanları yıkamaya. İsrail nereye gömülsün? Nereye gömülsün?
  • 33. Gezgin şiirleri (2005-2007) 32 SON TARİHİ HİÇ GEÇMEYECEK BİR KONSERVE NASIL YAPILIR?: TARİF I Meraklı gözlerle uyanıyorum her sabah Ve soruyorum: Bu ülke ne zaman ısınacak? Yetkililer bir açıklama yapacak mı? Güneşin lekelerinden, döngülerden sözedecekler mi? Edecekler mi? Dost başına düşen ulusal güneş niye bu kadar az? Niye ulusal ve durun bir: Niye düşüyor, ısıtacak yerde? Ellerinde bulunduranlar güneşin büyük bir kısmını, Farkında değiller, paylaşılmayan güneşin, Kendilerini yakacağını. Üstelik, birleştirince milyon parçayı, Toplayınca biraraya, Etmiyor bir bütün güneş; Kaçıranlar var güneşi. “Mart’ta ısınır” dediler “bu ülke”, inandık; İnandık “açlık bitecek” dediler Daha bir sokulduk birbirimize, sokak ateşlerinin çevresinde, Umut ettik: “Şimdi güneş, yüzünü göstermese de, Az kaldı; son bulacak, bu nöbetli titreme.” Son bulmadı. Dünyayla güneşin arasına koyanlar ayı, Güneşin, yoksul çocuklarını, Isıtmak için onca çaba harcadığını, Bilmezler elbette; elbette bilmezler. Ve güneş de canına kıyacak, güneş de! Isıtamadığını görünce, Bir avuç insanımsıdan başkacasını. Güneşimiz, emekçi güneşimiz, Enerjiden alıyor gücünü, şalter indirme gücünü. Kendini söndürecek bu gidişle, Yoksullardan topladığı gözyaşları ile. (...) Susturdu ondan en çok nasiplenenler, güneşi; Dört katına çıkardılar aylığını
  • 34. Gezgin şiirleri (2005-2007) 33 İki ayda bir, ikramiye. “Ne yapayım” diyor güneş, “ne yapayım Nasıl bakaydım gezegenlerime üç kuruşla?” Sustu güneş, Artık, güneş, filtreli. Güneş, doyurmak için gezegenlerini, Teslim etti kendini, dünyadaki asalaklara. Para ödüyoruz artık (,) güneşi görmek için. Uçak parası. Havai’ye gitsin güneş görmek isteyenler. Güneş, artık, filtreli. II Aradan aylar geçer ve yeni bir mevsim. Meraklı gözlerle uyanıyorum her sabah: Rüzgar ne zaman esecek bu ülke üzerinde Rüzgar ne zaman esecek bizden yana? Her yer sıcak, her yer cehennem sıcağı, Tatlı esintiler üflüyor konaklara o pahalı aygıtlar... Biz de cam açalım, cam açalım ama Yüzünü göstermeyen güneş, Karanlık günleri telafi edercesine, Yakıyor cayır cayır. Bunu güneşin o şirketlerle Yaptığı anlaşmalara bağlamalı: Başka türlü nasıl satılsın?! Başka türlü nasıl satılsın Onca aygıt, güneş yağı, güneş gözlüğü. Esmiyor ve tutmuşlar tüm gölgelikleri, Özelleştirilmemiş ağaçları ise belediye İlaçlayıp öldürüyor Ve deviriyor dev hızarlarla, Onca ilaca direnenleri. Vergiler alınıyor gökdelen gölgelerinden, Ağzının suyu akıyor gökdelenlerin, Gölgelerin uzadığı saatlerde. O vergiler ki devletimiz elinde, Toplumsal amaçlar için kullanılıyor Toplanıp toplanıp. Kredi verebilmek için, hayali ihracatçılara.
  • 35. Gezgin şiirleri (2005-2007) 34 III Dört yanı denizlerle çevrili, Denizcilikte bir hayli geri Ülke. Gölleriyle, barajlarıyla doğurgan, Yurttaşlarının Temiz su içemediği Ülke. Yağmurun daha temizdir sularından Ama yağmıyor işte “yağsın!” dedik mi... Kilometre kareye düşen insan sayısı ne? Kaç metreküp yağmur düşüyor hergün toprağa? Sulamayı hala yağmurla yapan ülke, Toprak, emiyor yağmurları. Yağmurlarla kasalarını dolduranlar kim? Rüzgar! Rüzgarlığını gösterseydin yoksullara, Ter kokmazdık; rutubetini taşımazdık üstümüzde, Gecekondularımızın. Rüzgar! Senin rüzgarlığın, Boğaz’daki yalılara yetiyor. Rüzgar! Umursamıyor seni sermaye, Gücün bir tek bizceğize yetiyor. Kar amacı güden rüzgar, Kalbimizi kanatan rüzgar, Top oynayan çocukları Terli iken bulan rüzgar, İşbirlikçisi, çocuk hastalıkları hastanesinin. Karalardan denizlere; denizlerden karalara, Eskiden ferahlatan rüzgar. Şimdi o engellenmişlik duygusu, Yanıbaşındayken rüzgar, esmemesi... Dağlarda asi rüzgarlar var, Baş eğmez rüzgarlar var Venezuela’da. Küçük burjuva rüzgar, Güçten yana esen rüzgar, Uçurup kasketini emekçinin, Denize savuran rüzgar. Yetmiyor bak uçaklara; Uçurtmalara yeten iktidarın. Demek ki; Yenilmez değilsin demek ki. Yenenler var seni uzaklarda, Yenenler var seni ötedünyada Rüzgar ey! Rüzgarlığını bil,
  • 36. Gezgin şiirleri (2005-2007) 35 Sen sorumlusun durgunluktan da. IV “Yağma” dediğimizde yağıyorsun, Hazır değilken daha, Hiç hazır değilken, Bunca soğuğa. Yerküre’nin öbür ucunda, Güneşli iklimleriyle yaşayanlar, Sana hasret. Sana hasret. “Kafaya düşünce acıtır mı?” diyorlar “Acı mı tatlı mı tadı?” Bu kadar hayranın varken uzaklarda, Ben olsam durmazdım burada, Bir saniye daha. Onlara yağ! Haddi hesabı yok senin yüzünden Haddi hesabı yok, kömüre verdiğimizin. Haddi hesabı yok, senin yüzünden Haddi hesabı yok, sobadan zehirlenip ölenlerimizin. Rüzgarlarla dostluğunu da anmalı. Bu ülkede, bu ülkede niye Bunca fazla, donarak ölenlerin sayısı?! Terleyip hastalananlar oluyor sıcak evlerinde, Terleyip hastalananlar oluyor kışın; bu, ne tezat!? O kara dumanlardan da sen sorumlusun, Bacalarımızdan çıkanlardan kışın. Kardelenler var yine de kardelenler, Gökdelenlere inat, kâr delenler. V Bunca açlık, bunca yoksulluk var; Bunca tokluk, bunca varsıllık. Bunca mertlik, bunca dürüstlük var; Bunca oyun, bunca hile. Bunca ter boşanıyor, bunca kan akıyor; Bunca rahatlık, bunca sağlık. Buzdolabı yine boş; yine boş, ekmeklik;
  • 37. Gezgin şiirleri (2005-2007) 36 Pazarlar, dolup boşalıyor; dolup boşalıyor. Söylemeye gerek yok, er ya da geç: Kuşatacak dalgalar, tüm karşıtlıkları. Bu toprak, doyacak suya; doyacak suya, çatlak dudaklar. Batmadığına şaşmalı, bunca çelişki varken; Daha batmadığına şaşmalı. VI Ve gelecek kuşaklar gösterecekler İbret olsun diye, tüm dünya yurttaşlarına. Diyecekler: “Dev deniz uygarlığı ‘İstanbul’ adlı, Bunca yükü kaldıramadı. Bunca ağır.” Diyecekler: “Kendi halkını ezenler, dünyayı üzer’lerine yıkanlar, Milliyetçi bile olamazlar. İşte bakın, aynen böyle yıkılırlar.” Korunacak, tuzlu suda korunacak, Toplumsal bir konserve olacak; dışı, saydam. Açmayın gelecek kuşaklar, insancıl kuşaklar; Açmayın! Bozulmasın! Siz, yalnız, ders alın. Sizden ümitleri var diye bu yoksullar, bu yoksul aydınlar, Yalnız sizden ümitleri var diye, yalnız sizden. Bu kadar yıl dayandılar bu zulüme. Yalnız sizden ümidimiz var yalnız sizden. Size anıt bırakamadık güzel bir anıt, Size yapıt bırakamadık güzel bir yapıt, Acılarımızı bıraktık size, acılarımızı. Dünya, içine açlığımızı yazdığımız bir şişe, Denize attık. Söyle güneş, söyle rüzgar, söyle yağmur, söyle kar! Niye bulan olmuyor? Niye hiç bulan? Kırıldı mı? Kırıldı mı? Cam kırıldı mı?
  • 38. Gezgin şiirleri (2005-2007) 37 Ağaç Başında Hava Soğuk Ağaç başında durmuşum, hava soğuk, Yürüyorum, durup durup yazıyorum cep defterime. Bana bakıyor gelen de giden de “Yazma delisi” diye. Ağaç başında durmuşum, hava soğuk, Yavaş yavaş toplanıyor kalabalık. Ben yazarken kağıda, bakıyor en yoksul öğrenci, Para babalarının ‘yüce değerleri’yle donanmış öğrenci. Toplanıyor kalabalık, linç yakın. Sürü bu, ya bugün şimdi burada Ya cezaevinde linç eder, yakar. Sürü bu, alkış tutar mahkeme önlerinde. Sürü, bittiğinde otlakta çimen, Saymaz olur çobanı, kaval sesini, Boyalı basını, kölelik yasasını, resmi tarihi, Saymaz olur. Sürü, bir kez bildi mi otlak sınırsız, Ama çoban, öteye yollamıyor, Çobanı, ağayı katar önüne, Katar önüne tefeciyi, vurguncuyu. Sürü, sürü olmaktan çıkar o zaman. Ve o günler, çok çok uzak, hem de çoook uzak. Ağaç başında oturmuşum, hava soğuk. Akşam yaklaşmakta, buz kesecek her yer. Gidecek yer yok, yok kalacak bir yer. Hiçbirşey görünmüyor sisler ardında, Cam kırığı, bastığım her yer. Baktığım her köşesi gökyüzünün, Hem de her köşesi, Ozon deliği. Arabalar geçiyor önümden, hava soğuk. İçinde klimaları yanar bu arabaların, Sıcak olur en kötü araba bile. Cam açarlar soğusun diye içerisi. O cam dışarı değil de içeri açılsa, Bana, ben’e, bize, onlara açılsa. İçe açılmaz oysa o, hep dışa açılır.
  • 39. Gezgin şiirleri (2005-2007) 38 Ağaç başında oturmuşum, hava soğuk. Dışar’dayım, ağaçlar gibi yapraklarını yitirmiş. Dışar’dayım, beni ancak, Toprak anaya sokulmak kurtarır köklerimle. Hava soğuk, üşüdük çok üşüdük, hava soğuk. Klimadan terleyenlere armağan olsun bu sözler. Firmanın eşantiyonu saysınlar bu sözleri. Onlara, en çok onlara armağan olsun. Çünkü hava soğuk, üşüdük, çok üşüdük, hava soğuk.
  • 40. Gezgin şiirleri (2005-2007) 39 Kuşlar Grip Oluyordu Devletten Altı Sıfır Atılırken (1) I Dışarıda! Herşeyin kökü dışarıda! Öyle ya, Göçmen kuşlar taşıyor kuş gribini, Karmaşayı, Ters gelen ‘Fikir akımları’nı, Adalet düşüncesini. Göçmen kuşlar getirir, yayarlar sonra. Tavuklar da suçlu, yakılmalılar. Dün 37’sini yakmışınız, Bugün 450,000’i geçmiş sayı. Alt tarafı bir sayı. “Yo hayır, biz tavukları kesmedik, Onlar kesti bizi…” Çünkü onlar halka yakındılar, El uzaklığındaydılar halka, Çünkü dokunurdu onlara yoksul elleri halkın, Temas ederdi. Yakın, yakın, dünkü gibi daha da yakın! Hiç dinmez nasılsa, içinizdeki korku, Geçmek bilmiyor nasılsa, içinizin soğuğu… En yoksullar temas edecek elbette, Onlar ölecek herzaman, Cephelerde de öyleydi, Öyledir. II Boy boy çıkıyorlar haberlerde, Elleri yanık tüy, Elleri kanlı despot elleri, Ellerine, yaktıkları canların, tavukların, Can çekişme sesleri bulaşmış, Elleri ki kanlı elleri, Cellat elleri. Boğumlu, sert, onca boğaz sıkmış, Elleri, suikastlardan sonra serbest kalmış,
  • 41. Gezgin şiirleri (2005-2007) 40 Bulvarlarda dolaşmış, Çürük raporu almış. III Sonbaharda sararan ağaçları yakın! Tek tek toplatın yaprakları, Kapınıza kul olmayı reddetmiş memurlara, Yoksa kasvetli bir ülke gibi görürler yatırımcılar Dört mevsimi birarada yaşayan bu pazar malınızı. İki mevsim olmalı, gerisini yasaklayın! Yalnız ilkbahar ve yaz olmalı pazarlık malınızda, Gerisini toplatın. Toplatın gerisini, ürkmesin yatırımcı! Gökdelenler dikin mezarlıklar üstüne, Unuturlar belki unuturlar, Günümüzün piramidi gökdelenlere bakıp Hayran kalırlar, unuturlar! Okul yapın kırıp kırıp mezartaşlarını, Cezaevi yapın! “Bizim mimarlığımız bir ‘sentez’ yarattı böylece” diyebilmek için. Taş ustalığının ve yıkıcılığın lanetli bireşimi… IV Yastık yapın esirgeme kurumundaki çocuklara, Duvardan duvara vurdururken kafalarını, Yastık yapın tüylerinden, yaktığınız tavukların. Onlara hiç bir şey olmaz nasılsa… Uygarlığınızın artığı onlar… Kısıntıya gidilmeli öyle değil mi, Başka türlü söyleyin nasıl, Söyleyin nasıl Düşecek, uydurma hesaplarla bile yükselen, Yükselen enflasyon. Altı sıfır atın kendinizden, Bu sözler ağır geldiyse. Ne kalır sizden geriye o zaman? Kalır mı?
  • 42. Gezgin şiirleri (2005-2007) 41 Tel Örgüler de Çok, Biz de Çokuz Kimi altından geçer, Gemileri vardır. Kimi üstünden, Arabalarıyla. Kimileri de yalınayak, Dilene dilene, Geçmeye çalışır en fazla. Ne görürler Vardıklarında? Dikenli teller… “Medeniyetler buluşması” Diyor köprünün iki ucundaki Zorbalar, Deli Dumrullar, Vererek sırtlarını tel örgülere. Halklar yalınayak kalsın, Boğulsunlar göçmen gemilerinde, Boğulsunlar yüzerken dalgalarda, Gemiye dost, insana düşman dalgalarda, Varsıla dost, yani yoksula düşman… Köprünün başını tutmalarından gelmiyor Asla gelmiyor, Bu Deli Dumrullar’ın delilikleri, Ne de musluğun başını tutmalarından… Tel örgüleri kaldıracak olmalarından gelmiyor Gururları, alkış-beklerlikleri. O tel örgülerde kalması da umurlarında değil, Ölü göçmenlerin montlarının, ayakkabılarının, O tel örgülerin var kalması da umurlarında değil, Onlar için değil çünkü o tel örgüler… Kandırdılar bekleşenleri tel örgü başında, “Yabancılar böyle etti bizi” dediler –bu ‘biz’ kim oluyorsa- “Biz bize kalsaydık karnınız doyardı” dediler Ellerini soygunculukla edindikleri servete değdirerek, “Ben çalıştım, siz çalışmadınız” dediler, “Siz de çalışsaydınız”… Deli Dumrullar’ın delilikleri hiçbirinden Ama hiçbirinden değil, Düşünmelerinden birgün İsyan etmeyeceğini küçük insanların…
  • 43. Gezgin şiirleri (2005-2007) 42 O tel örgüleri de füze başlıklarını da Üşüyen insanlara, küçük insanlara yaptırmadınız mı? ‘Köprü’ diyorsunuz, ‘medeniyet köprüsü’, Kim attı onun temelini peki? Yürüyorsunuz siz onun üstüne basaaa basaaa… ‘Gemi’ diyor kimileriniz ‘araba’ diyor, Biz yaptık hepsini! Belli bir kaldırma gücü vardır her tel örgünün, Her tel örgünün Örüldüğü gibi söküleceği vardır. Ötesini gösterir her tel örgü, Umudu büyütür. Bugün tutuyor muhafızlar tel örgüyü, Üstünde bırakıyor bedenimizi, Toprağa düşerken öylece kalan Bedenimizi. Birgün muhafızlar da katılacak bize, İlk onlar kesecek tel örgüleri, Ve ellerimizle yaptığımız merdivenlerle, Öteleyecekler iktidarınızı, öteleyecekler. Köprüler neye yarar geçilmedikçe, Neye yarar gemiler, götürmedikçe, Arabalar da taşımıyor bizi, dalgalar da… Ama çokuz biz, hem de çok çokuz! Bugün böyle, yarın bakın neler olur…
  • 44. Gezgin şiirleri (2005-2007) 43 Tanrıça’yla Bir Karşılaşma İlk gösterimi o masada yapıldı, Cana Ay’ la Hubli ’nin öyküsünün. Siste ve buzda kalmıştı aşksa, Sis dağılmıştı çoktan oysa, Ve buzlar eriyordu. Ve karşımda, kıvırcık salata yaptığımız ömrümüzü, Bir masada noktalamaya karar vermiş bir Tanrıça… Tanrıça’dır, gücü, etkisi fazla, üstümde. Kimi zaman Medusa, Gorgon kimi zamansa… Yani sanki ikizi vardır O’nun, Sis dağılmış, ikizi gelmiş, oturmuş sanki karşıma… Sigara gibiyim ben de dudaklarında, İki dudağının arasında ömrüm, Duman kalıyor benden geriye bir de kül, Sen çektikçe içine beni… Ve hepsi bu kadar… Düşlerime dolandı kıvır kıvır saçların, Oradan her yerime, her yerime, Şimdi vuruyorsun yargıç gibi, Önümüzdeki masaya… Peki kim kurtaracak beni kim, kim Kıvır kıvır örtüşünden gecelerimi senin?.. Söyle, yaşamanın ne anlamı var, Çocuklarının babası olamayacaksam eğer, Ben temizlerdim altlarını, Ben hazırlardım biberonlarını… Ben ancak yarım yarım sevebilirim, Başkasından olacaksa çocukların… Sen söyle ikiz ikiz doğuralım, Sen söyle ikiz ikiz doyuralım, Kurtarmaz bunca ayrı yılı tek çocuk… İçimi yakıyor tek başıma içtiğim bu çay, Bir çay içip öyle gitseydin bari, Garson bey, sen bana kolonya ver, Kaldırmaz kalbim bu kadarını. Beyaz Türkler basıyor beni hafakanlar gibi, Beyaz Kürtler, Beyaz Amerikalılar. Ertele, ertele ne yapacaksan yazın,
  • 45. Gezgin şiirleri (2005-2007) 44 Sonraki yaza, ondan sonraki Yaza ertele. Bir yanın “olmaz” derken hele, “Olmaz” derken yazı zindan etmeye, İşte bu karşındaki kardan adama… Şimdi anladın mı şimdi şimdi Mihriban Türküsü’nün anlamını… Arttırma yazın, lütfen arttırma, “Projelendirilmiş acılarımı”… Bardakta dudak izi kaldı, Ve tek tek topladım dökülmüş saçlarını, Ve garsona bardağı da Hesaba eklemesini söyledim. Tutsakken, zincirliyken sevdim seni, “Özgür olsan sevmezdin” dediler, Şimdi özgürüm ve daha da yakınsın, Uzaklaştıkça daha da yakınsın… Temyize götürüyorum kararımızı, Benim de altında imzam olsa da, Ben kendim götürüyorum temyize… Ne zaman geliyorsun mahkemeye? Başkent’e teşrifin ne zaman? Duruşmada görüşmek üzere… Postacı mı vermedi mektubunu, Yoksa göndermedin mi hiç. Bilmem… Bekleme bu kez, gönder hadi gönder! Söz vermiştin, “sen nere gidersen, Bana söyle gelirim” demiştin, Sözünü tut, sis ve buz olsa da tanıklar, Artık var olmasa da tanıklar… Ne zaman geliyorsun yanıma? Ne zaman kavuşur ellerimiz, Kimi zaman üşüyen, kimi zaman sıcacık ellerimiz…
  • 46. Gezgin şiirleri (2005-2007) 45 Bir Ceset, Delik Ayakkabı ve Gördüğümüz Yer Senin gördüğün gibi gördüm ben de, Senin gördüğün gibi uzaktan, Beyaz örtüyü, delik ayakkabıyı, Senin gördüğün gibi, gördüğün gibi, Asfaltı boyayan kanı, kanı… Deliktir ayakkabısı demokrasinin, Silahların konuştuğu yerlerde Mezarlıklar hep Ermeni doludur, Saz boyları hep Ermeni, Ermeni… Senin gördüğün gibi gördüm ben de, Görmüştüm aynen böyle, bundan önce de… Görmüştüm evet evet görmüştüm, Irmaklar taşıdı kanı Basra’ya… Kuşatılmışızdır, kitlidir umut, Son sesleri duyacağızdır evrende, Kitapların üstüne düşeceğizdir, Ömür kısa, ömür kısa, ömür kıpkısa. Diyorsun konuşmayalım aşkı, özlemi, Böyle bir günde, delinmişken ayakkabılarımız, Oysa hangi gün konuşulabilir ki o zaman aşktan, Böylesine kan sıçrarken topraktan… Senin gördüğün gibi gördüm ben de, Senin gördüğün gibi uzaktan, Bendim yatan, sendin yatan, ülkeydi yatan… Düşmüşüz yüzükoyun, yok mu kaldıran?.. Geç kalındı, geç kalındı, çok geç kalındı… Diyorsun “saatlerce ben ağladım,” “Teselli ettim arkadaşımı,” Diyorsun “niçin bunca acı,” “Bunca ölüm, bunca elem niçin niçin…” Yakınlaştırır acı, insanları, Uzaklaştırırken başkalarından,
  • 47. Gezgin şiirleri (2005-2007) 46 Ağlama, gördük ki en azından, Senin gördüğün gibi görmüşüm ben de, Senin gördüğün gibi benim gördüğüm gibi, Görenler olmuş gördüğümüz gibi, Sokağa çıkmışlar, haykırmışlar, “Biz de öyle gördük” demişler. Senin gördüğün gibi gördüm ben de Ve görmek isterim seni yanımda, Gördüğüm yer, gördüğümüz yer, Yaşama tutunduğumuz yer, birlikte gittiğimiz ölüme, Artık ölmeyi gerektirmeyen bir ülkeye özlemle, Özlemle sana, ülkeme, anneme, Özlemle, özlemle, evet özlemle…
  • 48. Gezgin şiirleri (2005-2007) 47 Uygar Uymazlık Karşı-Marşı Kökü kalır en azından ve kesemediğin altı, Vurduğun zaman bir ağaca baltayı. Gösterir yaşını sana ama onu da kes, Çünkü keseceksin zaten, ben demesem de… Kökü kalır… Yak kökü de!.. Çünkü yakacaksın zaten, ben demesem de… Ama kaldı mıydı onun görüntüsü, o ağacın; O ağacın, nice insan belleğinde, Vur, öldür onları da! Öldüreceksin zaten, ben demesem de… Saçını tara sonra, araba camlarında… Onu da yap… Çünkü yapacaksın zaten, ben demesem de… Sen ancak emirden, komutadan anlarsın. Vur beni de, beni de vur! Ben veriyorum bunun emrini de! Vuracaksın zaten, ben demesem de… Bu kadar kıyımdan, ölümden önce, Vur kendini, en hesaplısı budur belki! Vuracaksın zaten kendini, ben demesem de… Çünkü bunun da –değil mi- verildi bir kere emri… Sana okumanı emrediyorum! Okumuyorsun bu kez, emredilmişse de. İşte bundan, uyuyorsun tüm emirlere, Okumak dışar’da bırakılmak üzere… İşte bundan bunca kıyım, bunca ölüm! İşte bundan, tüm ağaçları ülkemin, Ta kökünden, kesik, kesik, hep kesik… Hep kesik onlar hep kesik, Ben demesem de…
  • 49. Gezgin şiirleri (2005-2007) 48 Kurtar(may)ıcı (Daçka Anıları) Yaşam ölüm ne ki… Silinmek o bellekten, Varolmak o bellekte… Seninkinde benimkinde… Bak unutmuşuz yaşadıklarımızı Ve yalnızca, revirde yanyana Oturmuşluğumuz kalmış aklımızda... Ne varsa bu, işte, ortaklık adına... İsimler kalmış yine de aklımızda, Aramak için, geçmişe gömdüklerimizi. Aramak... Çünkü yalnızca böyle olanaklıdır Bulmak, beynimizde kararttıklarımızı... O eski şiirleri( )mi vereyim istersin sana? (...) Ama bak gri duvarları okulun, Çoktan boyanmış ve Bende boş bir arsa gibi kalsa da yan taraflar, Orayı yeni yapılarla doldurmuşlar... Son gün(,) altında oturduğum ağaç da, Otopark olmuş. Ne oldu peki ağaca?.. Geleceğe bakalım, çünkü zaten geçmiş de, Umarsızdır geleceğe karşı, çaresizce... Sınırlıdır bellek gücü, işte bu nedenle, Geçmişi silerek kavuşulur geleceğe... Geçmişi silerek ve demek ki gelecek de Geçmiş olacak farketmesek de... Silinecek o da, yeni günler için... “Hayat ayırır yavrum” diyor Vedat Türkali, Behice Boran belgeselinde... “Hayat ayırır, çok gençsiniz daha” Diyor koca çınar, belgeselciye... “Hayat ayırır, 30 yıllık dostlarınız Kaybolurlar! Kaybolurlar bir bakmışsınız...” Ve ömür, 91 yıl şimdilik, Vedat Türkali’de, “Görmezsiniz” diyor “30 yıllık dostları, Ölümüne dek, onun, senin, başkalarının...” “Hayat ayırır yavrum, Hayat ayırır...”
  • 50. Gezgin şiirleri (2005-2007) 49 Birleştirdi bu kez hayat(,) yollarımızı. Elimizde bir Erdal Öz kitabı, O günlerde öyleymiş, öyle diyorsun... Ve “eksik ne bunda?” diye sormuşum; Yanıtı: “Halktan kopuklukları...” Bugünse bakıyorum geçmişe, Bilemem ne kopukluğu bunlar amma Kopuklukların bile kopuk olduğu Kopukluk, kopukluk, kopuk kopukluk... Sana bir şiir yazmıştım ilk sarhoşluğumda, Bir değil, belki de, birden de fazla... Ama bu kadarı kalmış aklımda... Şiir diyor: “Ama ben o kızı çok(, çok) Ben o kızı çok seviyordum yaaa!..” Geçmiş işte... Şimdi geçmişten Eski kırıkları( )mı uyandıralım... Belki uyandırmadığımızdan şimdiye kadar, Belki bundandır bu kopukluklar... Evet bundan... Sen bana söylemiş miydin ya da ben sana? “Bugünü anımsayacağız” demiş miydik hiç? Ram adlı araştırmacı dikkat çeker buna; Gelecekte geçmişe dönme vurgusuna... Ve der “ ‘anımsayacaksın’ sözü ne özel bir söz, Eylemce, gelecek; geçmiş, anlamca...” Uzaklaştı vapur iskeleden, bekledim; Uzaklaştı seninle gençliğim... (Ne kadar klişeyim...) Bakmadın bir an olsun arkanı dönüp; Doğru ya, bakmaz geriye ‘gençlik’ dediğin... Hoşçakal ömrümün kilometre taşı, Ömrümün 10 yıllık kalkınma planı... Kalkınamadık ama olsun, yol yine uzun... Hoşçakal! Yörüngesini 10 yılda bir dönen gezegen...
  • 51. Gezgin şiirleri (2005-2007) 50 Kurtarıcı arama kendinden başka, Farket, bu aradığın, Kendin... Ve aradıkça kendini dışar’da, Uzaklaşıyorsun kendinden daha fazla... Acele etme, çünkü yaşam, Vedat Türkali’ninki kadar uzun olmayacak olsa da, Sıkacak kadar uzun(,) Ali’yi... Ömrün yanında uzunluğu ne ki Şu uzun tümcenin yukar’daki... Meşgul et kendini, seni arayanlar ‘Sen’den başkasına ulaşamasınlar. Ayna olacaklar insanlar sana, Ama daha gerçektir varlığın, Uzalan kısalan görüntünden aynada... Bir daha karşılaştığımızda keşfet Hatta icat et olmazsa, Kendin olduğunu kurtarıcı(’)nın... Bu, insanlık adına en büyük buluş! Kurtarıcı öldü, yaşasın kurtuluş!
  • 52. Gezgin şiirleri (2005-2007) 51 Kararsızlığın K, A, R’si… Sınırlarda dilenirler, dilenirler, Kararsız insanların ruhları, allak bullak. Hangi ülke yurttaşıdırlar? Değillerdir. Sınırların pasaportları vardır onlarda yalnızca. Atomaltı parçacık gibilerdir anlaşılmaz konumlarıyla, Nerededirler bilinmez ama nedir; hepsi sınırda, sınırda… ‘Sınırda kişilik sendromu’ bile denmiş onları anlatmak için, Sınırlı sayıdadır yine de varlıkları… Sınır… İşte onları çeker bu sulak ülke! Sınır… İşte çeker onları devriye araçları, tel örgüler… Uğraşmayın boşunadır onları ülkeye çağırmak, Sınırda dilenmekten öylesine mutlulardır… Bir kedi gibi hem fanus içinde hem de dışında olmaktır yaşamaktan anladıkları, Bir yarasa gibi hem memeli hem kuş olmaktan memnun, Ama işte hoşnut olmaz bundan, doğanın dayattıkları, Çürütürler tutundukları, tutunacakları son dalı da, kararsız varlıklarıyla… Hele bir de aşk kaçakçısı olanları vardır, “O ülke de bu ülke de benim” diyenler vardır, Kararsızlık zor, kararsızlığı gelecek bellemek zor, Kararsızlardan kararlılık dilemek belki daha zor… Karargahları da yoktur böylelerinin, Bir dışar’da bir içer’de alırlar kararlarını, “Son kararın” diye soranlara, Ya zorlanırlar yanıt vermekte, Ya da “ne ilk ne son” derler. Orta karar bir kahve bile isteyemezler, Göz kararı onlar için geçersiz, Kahveleri hep soğuk içerler bundan, Ya da hiç içemezler, bilmeksizin, bir karar olduğunu, içmemenin de… Ama şimdi anlıyorum onları, Çözümsüzlüğü çözüm sayanlar gibi onlar da, Karar vermişler kararsızlığa, Kararsız değiller sonuçta, kararsızlıkta… Yine de salınır, salınır ruhları, Sınır boylarında dilenir, dilenir, “Elini tutayım, çekeyim” dersiniz,
  • 53. Gezgin şiirleri (2005-2007) 52 Görüntü bir anda kaybolur. Kararsız kaldılar bu şiiri okuyup okumamakta, Karar vermeyle karar almanın aynı şey olduğunu düşündürüyor bu durum, Ah kararsızlar sizin yüzünüzden, Her gün her gün kahrolmamı geçtim, Sizin yüzünüzden değil mi sınırda kişilikler, Sizin yüzünden demokrasi, Bir görünen bir kaybolan demokrasi –vay, demek ki bu da bir fanus kedisi- Temsil edemiyor çoğunluğu… Benim yaptığım da iş, size soruyorum, Hayatımı nasıl kuracağımı, Girdapsınız girdapta olduğunuz denli, Sınırda dolaşır oldum ben de sizinle, Çekiyorum içeriye, elimi tutanı… Bir karar dileniyorum her saniye, Kendinde olmayanı dilenmeli insan…
  • 54. Gezgin şiirleri (2005-2007) 53 Kıpti - Mısır’da yaşayan eski dost Burak Kerem Yalçın’a - Gemiler geçer ama beni göremezler, Uçaklar süzülüyor üzerimde, ben yokum içlerinde. Trenler raydan çıkıyor beni görünce, Kapıları kapanmıyor otobüslerin… Sizi inandırdılar küçüklükten beri, Benim kötü biri olduğuma, Kendi kötü niyetlerini, Benimmiş gibi anlattılar, Korktunuz… Herkes korkuyor benden herkes korkuyor Yaklaşmıyor kimse yanıma… Bana küçükken sizin için, “Kötü niyetlidir” demişlerdi. Sözlerini dinlemediğimde Sizi gösterip “Ham yapar seni ha” derlerdi... Ben inanmadım, çünkü benim için de, Başkalarına öyle söyleyebilirlerdi. Hem sizi bilirdim, Arka bahçede, Az elma toplamamıştık yaz günleri… Lanetlendim inanmadım diye yalanlarına, İnanmadım sizin beni ham yapacağınıza, Cezalandırıldım… Kimse bakmıyor yüzüme geçip giderken, Para çalıyor yüzüme en insaflısı, Ben dilenci değilim ki! En iyisi siz inanın, Siz inanın onların yalanlarına, Böylece mutlu olursunuz yuvanızda, Bizim kahrolmamız pahasına…
  • 55. Gezgin şiirleri (2005-2007) 54 Piramitleri yapanlardır atalarımız, Eriyip gitmişiz sonra sonra, Önce Romalılar içinde, Sonra Hıristiyanca… Anam, yas tutası varsa, Nil’e gider, toprak çalar bağrına, Güneş-tanrı böyle öğretmişti bize, Hıristiyan olmazdan önce… Piramitlerle övünürüz, Bir de ilk Hıristiyanlar’dan olmakla, Ve öyle kalmakla, Öyle kalmakla olduğumuz yerde, Arap da, Çerkes de, İngiliz de gelse… İzin verin bari biz, Piramitlere girebilelim, Güneş-tanrı İsa’nın önünde eğilelim. Aldırış etmez oldu tanrı, dualarımıza, Yer Arap gök Arap deniz çöl Arap… Nil’in çıktığı kaynakta Saklıyoruz dev gemimizi. Güneş İsa işaret verdi mi, Çözeceğiz kayalardan ipleri!.. Tüm piramitleri güverteye koyup Açılacağız denize! Size de arkamızdan şaşkınlık içinde, Şaşkınlık içinde bakmak kalacak… Şaşkınlık içinde, çünkü bir anda, Gemimiz açıklarda kaybolacak, Böylece çocuklarınızı korkutmaya Başkasını bulmanız gerekecek…
  • 56. Gezgin şiirleri (2005-2007) 55 “Çölde Çay” Çöldegezer Ali Rıza’ya, ‘Çölde Çay’ filminden ve ‘Esirgeyen Gökyüzü’ kitabından esinlenerek... Esirger gökyüzü seni Çölde içtiğinde çayı... Bardak, nasıl bir bardak?.. Farketmez nasılı... Tülbentte yapılmış çaydır En iyisi tülbent çayıdır Tencerede kaynatılır Teri de silmiştir o tülbent... Portakal suyu içilebilirdi, Ama çay, çölde çay başka... Yalnız başına içilebilir Portakal suyu... Oysa çay yalnız başına İçilmez ormanda olsan da Olsan da vahada... Bir bardağı daha doldur O zaman çayla. Kimse onu içmeyecek olsa da En azından, Durduğu yerde, İnandırır belki beni İçtiğime çayı iki kişi. Böyle geçilir işte Turistlikten gezginliğe... Bırakırsan vahada içilen portakalı, Ve bir Bedevi’nin pürtüklü ellerinden İçersin çölde çayı... “Herşey siyah” demiş yazar, “Ötesinde gökyüzünün”... O nedenle, Esirgeyendir gökyüzü, Her zaman esirgemese de...
  • 57. Gezgin şiirleri (2005-2007) 56 Çölde dolunay denlidir Benlikle hesaplaşma. Doldurmak isteriz ayı, Ömürdeki boşluklarla... Bir bardağı daha doldur O zaman çayla. Kimse onu içmeyecek olsa da En azından, Durduğu yerde, İnandırır belki seni İçtiğine çayı iki kişi. Acıtır benliğimizi “Dünyanın keskin kenarı”, Yetmez sığınmak kumdan kalelere sularda, Kum tepelerine saklanırız Bedevi coğrafyasında... “Ne gerek var gitmeye Çölde çay için, Deli misin?” Deli değilsen bu soruyu duyunca, Delirmez misin... Benlik kanatlandığında Kum fırtınaları, Uzaklara taşırlar onu Çekirge salgınlarıyla. Bir bardağı daha doldur O zaman çayla. Kimse onu içmeyecek olsa da En azından, Durduğu yerde, İnandırır belki beni İçtiğime çayı iki kişi. Çay yok ki hörgücünde devenin, Toynaklarında onun, Kaydı tutulur çölün,
  • 58. Gezgin şiirleri (2005-2007) 57 Dağılmış iskeletlerin... İskeletlerin değil benliğin Dağılmasıdır bizdeki Ve zordur biraraya getirmesi, Daha zor, toplamaktan kemikleri... Çöldegezer Ali sen de mi, Susuzsun Kerbela’daki gibi, Serap mı, karşısında biri, Dolduruyor çayı bardağına... Bir bardağı daha doldur O zaman çayla. Kimse onu içmeyecek olsa da En azından, Durduğu yerde, İnandırır belki seni İçtiğine çayı iki kişi. Ben Hubli, göreyim diye geldim, Yele meydan okuyan piramitleri. Cana’yı bulurum diye geldim buraya, Oysa bak boştur Bedevi demliği... Böyle aramıştı ozan, Teresa’yı, Mağrip çöllerinde umarsız. Yitip giden ama özgür deve, Esinlemişti onda çöl yaşamını... Çöldegezer Ali! Daha iyidir, Kumulda içmek Bedevi çayını; İçmektense bol meyveli ormanda Portakal suyunu kana kana... Bir bardağı daha doldur O zaman çayla. Kimse onu içmeyecek olsa da İçer onu benliğin parçaları; Parçalar, bardakları Çatlatacak olsa da...
  • 59. Gezgin şiirleri (2005-2007) 58 Rüzgar savursun savursun; Savurdu, savurdu zaten... Rüzgar savursun savursun; Çöldegezenler, Gezmekten gezinmeye geçsinler, Turistlikten gezginliğe... Rüzgar savursun savursun; Savruldu rüzgar bile! Karıştı ölü külleri Kumullardan gökyüzüne... Hubli, Cana, Ali, Hepsi aynı tepsiden, Son bir kez birer bardakta ikişercesine, Çay içti ve Bedevi, Saklamadı bu defa, Tülbentte yaptığını(,) çayı... Bir bardağa daha doldur O zaman bu şiiri. Topla iskeletleri, Dolduralım demliği... Geç kalmadık doldurmaya Bardağa, evreni...
  • 60. Gezgin şiirleri (2005-2007) 59 Asya’da Bir Yolculuk Her üç kişiden biri mi olalım, Tırmanırken düşen bedenleri mi olalım dağlara, Dönerken ya da doruklardan ormana... Çıkarken mi düşelim, dönerken mi?.. Kar mı kapasın sis mi örtsün gözlerimizi... Bu sorularla başlamıştık yolculuğa Ve tanımadığımız insanlar, Çoksesli uğurlamışlardı bizi bir uçtan bir uca, Tbilisi Tren Garı’nda... Eriyen buzullarından alır Ganj, İndus, Brahmaputra; Buzullarından alırlar Himalayaların O ırmaklar, kaynaklarını, Buluştururlar Himalayaları Hint Okyanusu’yla. Sellerde sürüklenelim diye Bangladeş’te, Evet, evet, sellerde, sellerde... Varolmuşuz sellerde sürüklenelim diye, Çamurlu yapraklarmışız yağmur birikintilerinde... Çok uzakta artık, düştüğümüz ağaçlar. Belki onlar da düşmüş olacaklar Musonların bu ılıman saldırısıyla, Felaket, bereket, birarada... Bir çentiktir değil mi ki zaten ömrümüz Atalarımızın konağı mağara duvarlarında, Yürüdükleri yerlerde ayak izleri, Onların izinden gitmişiz milyon sene, İşte İndus Vadisi’nde bulduk kendimizi. Daha çok dağ aşmalıyız bunun için Ve daha çok ıslanmalıyız musonda, Ve bilecek kadar geldiğini ‘Muson’un Arapça ‘mevsim’den, Yoğuşuk bakmalıyız geçmişimize, İnsanlaşmanın kısa tarihine...
  • 61. Gezgin şiirleri (2005-2007) 60 Herhangi bir ailesi gibiydi Çin’in, Bizi konuklayan köylü aile. “Yatmayın çadırlarda dışar’da! Üşürsünüz kalmadan sabaha! Kalacak yerimiz var, yastık var, yorgan var. Gelin bizde kalın Ve yola çıkmayın daha önce Durulmadan bu günlerce boşalan bulutlar...” Yalınlaştığında bindokuzyüzellilerde Yalınlaştığında Çin abecesi, Nasıl yalınlaşmadıysa Resimlerin yazıların anlattığı dünya; Bizim de yalınlaşmıyor yolculuğumuz, Attığımızda benliğimizden tüm ağırlıkları... Tek başına anlamı olmayan simgeler gibiyiz biz de, Köklerden sonra gelirler Çince sözlüklerde. Tek başına anlamsız ve fakat yolculuk ile Birleştiriyoruz anlamsız simgeselliğimizi, Ve bir anlamı oluyor yaşamın Kök(-)simgelerle birleştikçe. Herkes farklı farklı okursa da resim-yazıları Aynı aynı yazar herkes. Farklı farklı okurlar insanlar yolculukları Ama değiştirmez bu durum, yolda olmaklıklarını... Anımsatarak bu yüksek duvarları örenlere de, Yıkılabileceğini onların, birgün mutlaka! Birgün mutlaka, içer’de sizin sayılanla, Dışar’da “sizindir” denileni, Mümkün olmayacak birgün mutlaka, ayırt etmesi... Göz delikleri olacak önce İzlemek için sirk gösterisini. Parasızlar da izleyebilsin diye Göz delikleri olacak önce duvarlarda. Sonra? Göz kadar bir dikilitaş bile kalmayacak sonrasında. Bin tanık isteyecek duvar demesi, duvarınıza...
  • 62. Gezgin şiirleri (2005-2007) 61 Daha çok dağ aşmalıyız bunun için Ve daha çok tırmanmalıyız ‘Çin Seddi’nde, Ve bilecek kadar ‘Çin Seddi’nin, Köle emeğinin Ölesiye anıtı olduğunu; Savaşık bakmalıyız geçmişimize, İnsanlaşmanın kısa tarihine... Tapınaklarda asılı kılıçlar... Avluda çay törenleri... Sukiyaki yemiştik “birlikte pişir birlikte ye” felsefesi adına. Vazgeçiyorken bir toplum, ordusuz yaşamaktan, Dumanı tüterken hala, atom bombalarının... Uyandırıyoruz insanları trende, Eve giderken yorgun insanları, İşe giderken yorgun insanları, Yorgun, hep yorgundur onlar... Bilsinler istiyoruz sukiyaki devrimini, Birlikte pişirilen, aş olan birlikte... “Tüm trenlerin kesiştiği yerde, Doyacak karnımız” diyoruz, anlamıyorlar, Kim bilir konuştuğumuz Esperanto dilini?.. Yıkılabileceğini söylemiştik onlara Bol katlı dikey uygarlıklarının da Ve “benzemez” demiştik “toplumsal yıkılışları Çağdaş yamyamlıkların, Deprem için önlem almaya...” Bize ne idi ki belki sanki oysa Onlar değil miydi böyle yaşamayı seçen, Biz devam edelim yolumuza öyleyse... Mekong gibi akmıştık bir keresinde, Myanmar’dan, Laos’tan, Siyam’dan, Kamboçya’dan, Vietnam’dan Tonkin Körfezi’ne Sulayarak verimli toprakları Taşkın vererek kimi zamansa... Yol, sürüyor benim için; senin içinse,
  • 63. Gezgin şiirleri (2005-2007) 62 Anlatılamak gereklidir varlığını; Yolculuğun, yolculuğumuz, Sürmeli ve sürsün elbet, en azından anlatıda... “Lafta kaldı” demenin burukluğuyla, Ama yine de sürmeli, sürsün elbet! En azından, en azından, Anlatıda sürmeli, sürsün elbet! Anlatıda sürmeli! Aylardır birikmiş notlar, Ağzımdan dökülmeli!: Ülkeler, coğrafyalar, evler, yemekler, Dış çevre düzenlemeleri, merkezsiz düzenlemeler... “Yapardık, ederdik” tümceleri en fazla, Çünkü bıraktık bir birlikteliği arkamızda... Ve geçtikçe zaman ve yürüdükçe biz daha hızlı daha hızlı... Daha çok kurulsun o zaman “yapardık, ederdik” tümceleri... “Yapardık, ederdik” tümceleri kurmaktan bile, Kurmaktan bile aciz bir anlatı, Aciz anlatı... Bizim için vardı sanki dünyanın yörüngesi, Memnunduk yutmaktan, o yolların tozunu... Memnunduk, bitimsiz olsa da ve sonsuz sapış olsa da rotada, Memnunduk sonsuz olduğuna göre yollar, Memnunduk, birlikte, sonsuzluğa gidecektik... Sonra çaktık kazıklarını çadırlarımızın, Çok sonra, sonra... Sonradan geldi aklımıza Türkmenistan, Moğolistan... Sonradan geldi aklımıza, çok sonra sonra, Göçebeliktir Çingeneliktir konargöçerliktir... Sonra icat olundu çok sonra, sonra, Sonra icat olundu gelenekler, görenekler, Töre cinayetleri, akraba evlilikleri, kaza kurşunları, sonra, sonra... Mekong gibi akmıştık bir keresinde, Myanmar’dan, Laos’tan, Siyam’dan, Kamboçya’dan, Vietnam’dan Tonkin Körfezi’ne Sulayarak verimli toprakları Taşkın vererek kimi zamansa... Yüzümüze sürdüğümüz boya Cava’da, Çoktan silinip gitti...
  • 64. Gezgin şiirleri (2005-2007) 63 Bırakmamalıydık suların akışında, Bırakmamalıydık ellerimizi, Okyanus derinindedir şimdi geçmişimiz, Ve sürekli dibe çöküyor okyanussa...
  • 65. Gezgin şiirleri (2005-2007) 64 http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=15&Itemid=36 Bir Avustralya üniversitesinin Vietnam yerleşkesinde tutumbilim (iktisat) dersleri vermekte olan ve günlük Evrensel Gazetesi’ne Asya-Pasifik üstüne köşe yazısı yazan Dr. Ulaş Başar Gezgin, 1978’de İstanbul’da doğdu. Darüşşafaka Lisesi’nden sonra, lisans (2000) ve yüksek lisans (2002) derecesini Boğaziçi Üniversitesi’nden aldı. Yansıbilim (psikoloji) eğitiminin ardından, Tayland’da fen bilgisi öğretmenliği yaptı. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Eylül 2003’te başlayıp Mayıs 2006’da tamamladığı ‘Relationship of Bodily Communication with Cognitive and Personality Variables’ adlı doktora tezi, bilişsel bilimler alanında Türkiye’de verilmiş ilk doktora tezi olma özelliğini taşımaktadır. 2004’te, Canterbury Üniversitesi İnsanbilim Doktora Bursu’na değer görülerek, Yeni Zelanda’da Canterbury Üniversitesi’nin Toplumbilim-İnsanbilim (Sosyoloji- Antropoloji) Bölümü’nde insanbilim doktorasına başladı. Boğaziçi’nde iki yıl asistanlık (2000-2002) yaptıktan sonra, çeşitli yükseköğretim kurumlarında; yansıbilim, insanbilim, dilbilim ve bilişsel bilimler alanlarında ders vermiştir. Son dönem akademik çalışmaları, Asya tutumyapıları (ekonomileri) ve Asya’nın bölgesel bütünleşme çabaları üstüne yoğunlaşmıştır. İlk kitabı, İspanyolca’dan çevirdiği ‘Kartal mı Güneş mi?’ adlı düzyazılmış şiir kitabıdır (Octavio Paz, İstanbul: Virtüel Yayınları, 2000). Aynı yıl, öyküleri, Gençlik Kitabevi Ödülü’ne değer görülüp yayınlanmıştır. Şimdiye dek yayınlanmış (4 kitap, 9 e-kitap olmak üzere, şiir (İngilizce ve Türkçe), opera librettosu, üniversite düzeyinde ders kitabı, deneme, öykü, çeviri şiir vb. dallarda olmak üzere) 13 kitabının adları ve yayın bilgileri ve diğer çalışmaları, metnin sonunda verilmiştir. Dr. Gezgin, Çevirmenin Notu Dergisi Yazı Kurulu üyesidir. Şimdiye dek çalışmalarına şu dergi ve gazetelerde yer verilmiştir: Evrensel Gazetesi, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, Evrensel Kültür Dergisi, Havuz Dergisi, İzinsiz Gösteri Dergisi, Sınırda Dergisi, Knowledge Hub, Heterodox Economics News, Pirosmani Dergisi, Asya’nın Sesleri Bülteni, Kül Eleştiri Dergisi, Kül Öykü Dergisi, Kültür Araştırmaları Derneği Bülteni, Bilim ve Gelecek Dergisi, Arta Dergisi, Anafilya Dergisi, BT Dünyası, Şiir Akademisi Dem Edebiyat Dergisi, Bachibouzouck Dergisi, Birgün Gazetesi, Radikal İki, Zinhar Dergisi, Çveneburi Dergisi, İmece Dergisi, Mizan Dergisi, Ağır Ol Bay Düzyazı Dergisi, Öteki-siz Dergisi, Türk Psikoloji Bülteni, Katarsis Dergisi. Ağ sayfası: http://ulas.teori.org E-posta: ulas@teori.org Gezgin Kaynakçası (Gezgin’in Tüm Yapıtlarının Dizelgesi) : http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=13&id =61&Itemid=36 Son Güncelleme: 30 Aralık 2008
  • 66. Gezgin şiirleri (2005-2007) 65 GEZGİN ŞİİRLERİ (2005-2007) Ulaş Başar Gezgin, ulas@teori.org Lübnan’da Bombalanmış Şiir Ankara 21.07.2006 Geriye Soluk Bir Resim Bangkok, Tayland 05.08.2548 (2005) İnsanın Değeri Kamboçya yollarında 25.06.2548 (2005) Kuru Çao Phraya Irmağı kıyısı, Bangkok, Tayland 20.08.2548 (2005) Musonda Bekleyiş Bangkok, Tayland 13.07.2548 (2005) Irak’ın Yeni Anayasası Kamboçya yollarında 25.06.2548 (2005) Cam Kırığı Bangkok 04.09.2548 (2005) Bir Seks İşçisinin Yanıtı Kamboçya yollarında 25.06.2548 (2005) “Sulara Attın Kendi Kendini” (*) Bahçelievler, İstanbul 26.10.2004 Nereye Gömülsün? Bahçelievler, İstanbul 09.11.2004 Konserve Eryaman, Ankara 08.04.2005 Ağaç Başında Hava Soğuk ODTÜ, Ankara 18.01.2006 Kuşlar Grip Oluyordu Devletten Altı Sıfır Atılırken (1) ODTÜ, Ankara 18.01.2006 Tel Örgüler de Çok, Biz de Çokuz Bahçelievler, İstanbul 05.02.2006 Tanrıça’yla Bir Karşılaşma Diyarbakır-Ankara arası… 17.01.2007 Bir Ceset, Delik Ayakkabı ve Gördüğümüz Yer Mülkiyeliler Lokali, Ankara 20.01.2007 Uygar Uymazlık Karşı- Marşı Cevizlibağ 02.06.2007 Kurtar(may)ıcı (Daçka Anıları) 97A Otobüsü (Eminönü- Bahçelievler) 09.05.2007 Kararsızlığın K, A, R’si… Ankara 21.01.2007 Kıpti Bangkok ve Ankara 18.03.2007- Ağustos 2005 “Çölde Çay” Ankara 20.03.2007 Asya’da Bir Yolculuk Ankara 12.04.2007