• Share
  • Email
  • Embed
  • Like
  • Save
  • Private Content
Asya pasifik hattinda_secme_yazilar_ekler
 

Asya pasifik hattinda_secme_yazilar_ekler

on

  • 2,407 views

Seçme Asya yazıları, şiirler, şarkılar (2003-2011)

Seçme Asya yazıları, şiirler, şarkılar (2003-2011)
Asya kitabının ekleri

Statistics

Views

Total Views
2,407
Views on SlideShare
2,407
Embed Views
0

Actions

Likes
0
Downloads
4
Comments
0

0 Embeds 0

No embeds

Accessibility

Categories

Upload Details

Uploaded via as Adobe PDF

Usage Rights

© All Rights Reserved

Report content

Flagged as inappropriate Flag as inappropriate
Flag as inappropriate

Select your reason for flagging this presentation as inappropriate.

Cancel
  • Full Name Full Name Comment goes here.
    Are you sure you want to
    Your message goes here
    Processing…
Post Comment
Edit your comment

    Asya pasifik hattinda_secme_yazilar_ekler Asya pasifik hattinda_secme_yazilar_ekler Document Transcript

    • Asya-Pasifik Hattı’nda (Seçme Yazılar)- Ekler Ulaş Başar Gezgin Gezgin, U.B. (2010). Yabanmersini kokuyor Vietnam günlerdir… Evrensel Gazetesi, 25 Mart 2010. http://evrensel.net/haber.php?haber_id=66920 Loan, H. (2010). Yabanmersini Çiçeklerinin Lavanta Rengi (çev. U.B.Gezgin). http://evrensel.net/haber.php?haber_id=66920 http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=602&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2009). Japonya defterlerinde kalanlar. Gezgin, U. B. (2009). Japon mucizesi. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=717&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Ayıran, birleştiren Japon metro durakları. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=716&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Mektubun. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=715&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Japon işi. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=714&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Kalemimi satın aldın prenses. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=713&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Policy prescriptions based on faulty premises. (To the advisors of South East Asia: A critique of the Harvard paper.) Thanh Nien Weekly, 9 Ekim, sayı 6, sayfa 23. http://www.thanhniennews.com/commentaries/?catid=11&newsid=53047 Gezgin, U.B. (2009). Delusions of an 'Asian century' (The Asian Century and The Social Problems of Asia). Asia Times. www.atimes.net/Speaking-Freely/the-asian-century.html (5 Ekim). İsmail, T. (2009). Belki ben de bir hırsızım (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=697&Itemid=37 Sarjono, A. (2009). Sahte şiir (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=696&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2009). Bali’de bitimsiz bir gece. Gezgin, U. B. (2009). The currents and trends in the Vietnamese education system within the international(ized) context: A comparative perspective. (Paper prepared for the Third
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 1 Conference on Comparative Education in Vietnam, October 16, 2009.) http://ciecer.org/joomla/index.php?option=com_content&task=view&id=223&Itemid=44 Gezgin, U. B. (2009). The social consequences of environmental degradation in Vietnam: A country-level and city-level pollution haven analysis. (Paper presented at The 9th Conference of The Asia Pacific Sociological Association: Improving the Quality of Social Life: A Challenge for Sociology, June 13-15 2009, Bali, Indonesia.) http://www.slideshare.net/dr_gezgin/dr-gezgin-pollution-in-vietnam-slideshare Gezgin, U. B. (2009). Okyanistan Destanı (I): “Badem gözlüm beni unut”ma uzaklaşan kıyılarda. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=695&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Bali izlenimleri. http://www.slideshare.net/dr_gezgin/bali-izlenimleri-impressions-from-bali Gezgin, U. B. (2008). Vietnam, aşkın sırrı ve dünya... http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=656&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Vietnam & Asia in flux, 2008: Economy, tourism, corruption, education and ASEAN regional integration in Vietnam and Asia. Darmstadt: H@vuz Publications. http://www.slideshare.net/dr_gezgin/vietnam-and-asia-in-flux-2008 http://www.amazon.de/Vietnam-Asia-Flux-2008- Gezgin/dp/3981217055/ref=sr_1_17?ie=UTF8&s=books-intl- de&qid=1249400172&sr=8-17 http://www.dergi.havuz.de/001-OCAK-SUBAT-2009/ulas-basar-gezgin.html Gezgin, U. B. (2009). Melbourne Mezarlığı’nda. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=686&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Vietnam’da olsaydı. Evrensel Kültür, sayı 208, s.16 (Nisan 2009). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=663&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). ‘Kenar mahalle iti milyoner’ filmi üstüne ya da “bizleri desti izdivaçlara, yalan haberlere, çarkıfeleklere mahkum etmeyin.” Evrensel Gazetesi, 26 Şubat 2009, http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=46281 Gezgin, U. B. (2009). Doktor’un ölümü. Gezgin, U. B. (2009). Kamboçya gezi notları, 27 Ocak-1 Şubat 2009. İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 193 (Şubat-Mart 2009). http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi193/ulas.basar.gezgin_193.html Gezgin, U. B. (2009). Asya dilleri çevirilerinde 7 sorun. Çevirmenin Notu Dergisi, sayı 7. http://cevirmeninnotu.blogspot.com/
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 2 Gezgin, U. B. (2008). Asya’da kalkınma ve kadın (yayınlanmayı bekleyen çalışma). Gezgin, U. B. (2009). Çin ve Vietnam’da yeni-serbestçilik ve direniş. Barış Çoban (der.) Küreselleşme, direniş, ütopya - Yeni toplumsal hareketler: Küreselleşme çağında toplumsal muhalefet içinde. İstanbul: Kalkedon Yayınları. http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=175792 Gezgin, U. B. (2007). Asya yazıları. İzmir: Ara-lık Yayınevi. http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=C84V6SORQY4Y6K2QTXEF http://asyayazilari.blogcu.com (İçindekiler ‘1421: Çin’in Amerika’yı Keşfettiği Yıl’ Bir Gülümseme- Ai Ç’ing (Çin) 2500 Yıl Önceden Günümüzü Açıklayan Bir Asyalı: Tarihteki İlk ‘Strateji’ Kitabının Yazarı Sun Tzu Kar Düşüyor Çin’e- Ai Ç’ing Hayır! Don Kişot, İnsanlık Tarihinin İlk Romanı Değildir! ya da Zamanımızdan Bin Yıl Önce Japonyalı Bir Kadın Yazar Tarafından Yazılmış ‘Genji Hikayesi’ Üstüne Ekmek Parası mı Kazanayım Şiir mi Yazayım?- Bişwabimohan Şreşta (Nepal) Tarih, Yapışık İkizlere Gebe Bangkok’taki Balığın Baştan Kokuşu- Çitr Phumisak (Siyam) Siyam'dan Bir Köy Romanı: 'Muson Ülkesi' Ah! Türbe! Fakirullah Türbesi! (Ah! Tapınak, Bot Tapınağı!)- Suçit Wongthed (Siyam) Çin’de Halk Bugün Savaşıyor Han Po Odun Kırıyor: Anneyle Çocuk Arasında Bir Konuşma- Feng Çih (Çin) Kuzey Kore ve Güney Kore: İki Elmanın Yarısı mı, Elmadaki Kurt mu? Çalınmış Tarlalara da Gelir mi Bahar?- Yi Sang-Hwa (Kore) “Japonya Nasıl Japonya Oldu?” Buda'nın Çağcıl Zamanlar İçin Birinci Söylevi- Gezgin
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 3 Karoşi: Japonya’nın Kalkınmasının Altındaki Kanlı Gerçek Benim Ülkem Cennet Değildir Mistır Cekıpsın- Romulo P. Baquiran, Jr. (‘Filipin’ler) Hindistan’da Kast Düzeni Hala Sürüyor… Resmin Arkasında- Siburapha (Siyam) "Antarktika, Tellioğulları'nındır!..." Arkadaşının Savaştan Döneceğini Duyarak- Wang Çien (Çin) Son ‘Hoşçakal’ım- Jose Rizal (‘Filipin’ler) ) Gezgin, U. B. (2007). Bilişsel bilimler elkitabı. Lulu. http://www.lulu.com/content/1232419 (içinde: Yansısal Dilbilimsel (Psikolinguistik) Açıdan Tayca Ve Türkçe’nin Karşılaştırılması: Bilişsel Yapıların Aynası Olarak Dil) Gezgin, U. B. (2007). Pasifik Okyanusu Seyir Defteri (1): Notlu şişe Yap Adası’na ulaşır... http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=644&Itemid=30 Gezgin, U. B. (30 Temmuz 2007). Vietnam Şiiri’ne kısa bir giriş. Asya’nın Sesleri Bülteni, Bahçeşehir Üniversitesi, Asya-Pasifik Araştırmaları Merkezi, sayı 2, sayfa 1. www.bahcesehir.edu.tr/UserFiles/bulten/asyaninsesleri002.pdf EKLENECEKLER 2007 Vietnam, 1975: Bir yetim. 2007 Küçük Asya’dan Büyük Asya’ya Herakleitos. 2007 Bir Çin köyünde özleminle. 2007 Tektonik hareketler: Kore 1950; Vietnam 1968 2007 Yağmurlu gecelerde romatizmalı eş için söylenen şarkı. Singing for husband with rheumatism on rainy nights. 2007 Bir Motosiklet yolculuğu: Vietnamlı Frida, Koreli Frida… A journey by motorbike: Vietnamese Frida, Korean Frida… 2007 Musondan önce gel, musondan sonra gel... Come before the monsoon, come after the monsoon…
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 4 2007 O Vietnamlı gazeteciyle yeniden görüşme. A new meeting with the (Not ‘a’) Vietnamese journalist 2007 Neden kazıklamalıdır Vietnamlılar, Avrupalıları, Amerikalıları? 2007 Vietnam’da bir Meksika Lokantası’nda. 2007 Asya’da bir yolculuk. 2005 Bir seks işçisinin yanıtı. 2005 İnsanın değeri. 2005 Okyanus yazıtı. 2001 Diyor ki Budist rahip. Yüen, M. (2008/1972). Kitaplar üstüne (çev. U.B.Gezgin). Havuz Dergisi, Nisan-Mayıs 2008 sayısı. http://www.dergi.havuz.de/0001-A-NISAN-MAYIS-2008/ulas-basar-gezgin.html http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=659&Itemid=37 MacColl, E. (2007). Ho Çi Min Baladı (çev. U.B.Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=601&Itemid=9 Gezgin, U. B. (20 Haziran 2007). Çin operası (Jingju). Asya’nın Sesleri Bülteni, Bahçeşehir Üniversitesi, Asya-Pasifik Araştırmaları Merkezi, sayı 1, sayfa 1-3. www.bahcesehir.edu.tr/UserFiles/bulten/asyaninsesleri001.pdf http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=592&Itemid=29 Gezgin, U. B. (2007). Budacı tutumbilim (iktisat) ve toplumsal barış. İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 137 (Nisan 2007). http://izinsizgosteri.net/asalsayi137/ulas.basar.gezgin_137.html http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=557&Itemid=28 Gezgin, U. B. (2007). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (0) Antarktika’da balina savaşları, Çin’de kız olmak, alkol bağımlısı Avustralya Yerlileri ve dünyada en çok özkıyımın olduğu ülke Kore… http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=542&Itemid=27 Gezgin, U. B. (2007). ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’ üstüne. http://borgesdefteri.blogspot.com/2007_01_01_archive.html#116988000734247761 http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=531&Itemid=30
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 5 Gezgin, U. B. (2006). Döngü. Tuncer Uçarol (haz.). İşçi öyküleri: timsahın ağzındaki usta içinde, s. 167-182. Ankara: Genel-İş Sendikası Yayınları. Havuz Dergisi Eylül-Ekim 2006 sayısı. http://www.havuz.de/5/EYLUL2006/ulasbasargezgin.html http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=346&Itemid=31 Gezgin, U. B. (2006). Kalmıkya: Avrupa’nın Budacı tek ülkesi. İzinsiz Gösteri Dergisi Ocak 2006 sayısı, Sayı 71. http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi71/ulas.basar.gezgin_71.html Gezgin, U. B. (2005). Khmer Rouge (Kızıl Kmerler) ve ölüm tarlaları. Bunun sorumlusu kim? (çev. Elif Taşkan). İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 67. http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi67/ulas.basar.gezgin.2_67.html http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=347&Itemid=28 Gezgin, U. B. (2005). Khmer Rouge And The Killing Fields: To Whom Can It Be Attributed. İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 53. http://izinsizgosteri.net/asalsayi53/ulas.basar.gezgin_53.html http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=311&Itemid=44 Fu, Du (2005). Savaş arabaları baladı. (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=338&Itemid=37 Çing, A. (2005). Paris Ağıdı (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=326&Itemid=37 Sri, S. (2005). Ulusal tarihler (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=321&Itemid=37 Juyi, B. (2005). Mutsuz bilgin (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=322&Itemid=37 Yazarsız (2005). Kumarbaz (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=327&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2005). Yaradılış (çev. U.B. Gezgin), Arta Dergisi, sayı 13, s.36 (Almanya’da Almanca-Türkçe-Farsça yayınlanan dergi). http://www.ookkdk.de/index.php?option=com_docman&task=doc_view&gid=1&Itemid =28 http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=340&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2005). Minerva: Bir özgürlük düşü, düşüşü ve düşündürdüğü. İzinsiz Gösteri Dergisi, Sayı 67, Aralık 2005. http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi67/index.html http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=293&Itemid=27
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 6 Gezgin, U. B. (2005). Çin’in Hindistan’ın önünde olmasının 10 nedeni-1. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=93&Itemid=27 Gezgin, U. B. (2005).Doğu? Batı? http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=22&Itemid=27 Tung P’o, S. (2005). Oğlunun doğumu üstüne (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=92&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2004). Pasifik’te bir göç (1). Yazarsız (2004). Tonga’lıyım beşikten mezara (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=101&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2004). Dünyanın en güneydoğusundan izlenimler. Yaprak Dergisi Kasım 2004 sayısı. Gezgin, U. B. (2004). Tayland’ın Müslümanları neden ayakta? ya da ‘elifba’yı ‘gogay- kokay’ olarak okumak. Birgün Gazetesi, 5 Mayıs 2004, Sayı 22, sayfa 10. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=104&Itemid=27 Giri, B. (2003). Kadın (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=131&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2003). Fuhuş, borsanın ağzında. Radikal İki, 7 Eylül 2003. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2532 http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=116&Itemid=27 Gezgin, U. B. (2003). Bireycilik-toplulukçuluk çalışmaları: Yeni bir 'Oryantalizm' seferi mi? http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=201&Itemid=28 Gezgin, U. B. (2003). Bangladeş Ulusal Marşı bağlamında ulusal marşlar sorunu -bir kez daha. Radikal İki, 31 Ağustos 2003. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2513 http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=115&Itemid=27 Gezgin, U. B. (2003). Siyam dilinde bir baş belası: Özneler. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=123&Itemid=30 Fu, W. (2003). Yazma sanatı (çev. U.B. Gezgin). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=138&Itemid=37 Gezgin, U. B. (2003). Vietnam alfabesi. Evrensel Kültür Dergisi, Ekim 2003, Sayı 142, s.24. http://www.evrenselbasim.com/ek/icindekiler.asp?sayi=142
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 7 Gezgin, U. B. (2003). Türkçe'nin ders alması gereken bir dil: Siyamca ve Gezgin'in dillerin kirlenmesi kuramına doğru. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=122&Itemid=30 Gezgin, U. B. (2003). Bhutan: Bir düş ülkesi mi, yoksa budacı tutumyapının (budist iktisat) kendi kendini kemiren ülkesi mi? http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=121&Itemid=27 Gezgin, U. B. (2003). Gezgin'in roman kuramına doğru: Siyam romancılığı bağlamında romanda gerçeklik sorunu üzerine. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=120&Itemid=49 Gezgin, U. B. (2003). "Sizin niye kralınız yok? Neden devirdiniz Kral'ı?" http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=119&Itemid=30 Gezgin, U. B. (2003). Siyam'ın Aziz Nesin'i 'Siburapha'dan (Gözalıcı Doğu) (1905-1974) bir parça ve yaşamı. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=118&Itemid=49 Gezgin, U. B. (2003). 'Phra Abhai Mani'deki anlatının özeti ve değiniler. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=141&Itemid=52 Gezgin, U. B. (2003). Ortadoğu Asya Yazını (edebiyat): Ne kadar batılı olduğumuzu saptayabilmemiz için bir turnusol kağıdı daha... Zinhar Dergisi. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=139&Itemid=52 Gezgin, U. B. (2003). Hindistan'ın ilk 'ulusalcı' şairinin bir şiirinden, Hindistan Bağımsızlık Marşı'ndan ve Hindistan 'Ulusal' Marşı'ndan kalkarak, 'ulusal'lık sorunu ve 'evrensellik' x yerellik karşıtlığı üzerine yeniden. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=117&Itemid=30 Gezgin, U. B. (2003). Budacı tutumbilim/ tutumyapı (Budist iktisat): Safsata mı alternatif mi? http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=125&Itemid=27 Gezgin, U. B. (2003). Siyamlılar'ın ulusal şairi Sunthorn Phu (1786-1855) ve 'ulusal şairlik kurumu' üzerine. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=140&Itemid=52 Gezgin, U. B. (2003). Takvim sorunu üzerine ya da hangi takvim? İsa takvimi mi, Muhammed takvimi mi, yoksa Buda takvimi mi? Radikal İki, 20 Temmuz 2003. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2391&tarih=22/07/2003&ek_t a rihi=20/07/2003 http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=124&Itemid=27
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 8
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 9 EKLER Gezgin Asya-Pasifik Yazıları Veri Tabanı ( -2003)
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 10 Yabanmersini Kokuyor Vietnam Günlerdir… Vietnam-Fransız Savaşı’nın önde gelen şairlerinden Vietnamlı Huu Loan (1916-2010), Paris Komünü’nün 139. ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 95. yıldönümünde (18 Mart) sonsuzluğa uğurlandı. 1936’dan başlayarak Fransız sömürgecilerine karşı direnişte yer alan ve çeşitli dergilerde yazarlık yapan şair, 1945 Ağustos Devrimi’nden sonra, bir kültür adamı olarak, yeni kurulan Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nde görev yaptı ve silahlı direnişe katıldı. Fransız Ordusu alt edildikten sonra, kimi yumuşak kimi sert eleştirileriyle sosyalizmin Vietnam’da gelişmesine katkıda bulundu. Birçok şiiri Vietnamlı sanatçılarca bestelenen şairin en ünlü şiiri olan ve bir direnişçi (şairin kendisi) ile cephe gerisinde ölen karısını (şairin eşi) konu alan ‘Yabanmersini Çiçeklerinin Lavanta Rengi’, önce Fransız ve daha sonra Amerikan sömürgecilerine karşı savaşımda dilden dile dolaştı. Savaşlardan çok sonra, 2004 yılında, bir Vietnam şirketi, şairi ödüllendirmek adına, ‘Yabanmersini Çiçeklerinin Lavanta Rengi’ şiirinin yayın haklarını 5,247 Dolar’a satın aldı. Bu, Vietnam’da bir şiire ödenen en yüksek telifti. Şiirin Türkçesi, ilk kez Evrensel’de yayınlanıyor: Yabanmersini Çiçeklerinin Lavanta Rengi Üç abisi vardı Kurtuluş Ordusu’na katılmış; Kardeşleri arasında Henüz konuşmayı sökemeyecek kadar küçük olanı da vardı. Genç bir kızdı, zarif saçlı, parlak saçlı. Kurtuluş Ordusu’nun askeriydim ben, Evimden uzakta. Sevecendi sevgim ona, bacıma duyduğum sevgi gibi. Yeni bir elbise bile istememişti Düğün gününde. Askeri üniforma giymiştim ben Savaş meydanlarının toprağıyla kaplıydı hâlâ botlarım. Gülüyordu tatlı tatlı Durarak ayakta, bu tuhaf kaçan asker damadın yanında, Mazeret izniyle gelmiştim birliğimden eve Ve hemen döndüm birliğe, evlendiğim günde. Uzaktaki çatışma bölgesinde Efkarlandım onun için Bir savaşçıyla evlendiği için. Kaçı döner ki savaşçıların sağsalim, kaçı dönmüş. Başıma birşey gelse Nasıl dayanabilir o, Gece çöktüğünde eve... Ama ölmedim ben
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 11 Savaşın harap edici ateşine rağmen. Ölüm, benim yerime, tuttu, genç karımı buldu Cephe gerisinde bekleyen karımı. Göremedim onu, eve döndüğümde. Oturdu anam mezarı başında, bürünüp karalara. Duruyor yerli yerinde soğukçasına Düğün gününün çiçekli vazosu, Tutarak nice tütsü çubuğunu, Ürperte ürperte yanıp giden. Zarif saçlı, parlak saçlı. Topuz yapmazdı, kısaydı saçı, Birtanem, son nefesini vermeden önce, Konuşamadık bile birbirimizle. Son görüntümüz bile dolmadı gözlerimize. Severdi yabanmersini çiçeklerinin lavanta rengini. Yabanmersini rengiydi elbisesi. Ve sonra gecenin bir vakti, Küçük bir gölge yamamaktadır kocasının yırtık gömleğini. Yağmurlu bir ikindi, derininde ormanın, Kuzeybatı cephesinde çarpışan üç abisi, Aldı onun ölüm haberini, Gelmeden daha düğün haberi. Dalgalar oluşturuyor ırmakta, erken güz rüzgarları. En genç kardeşi, büyümüş o şimdi, Bakıyor onun resmine meraklı meraklı. İlan ediyor güz rüzgarları erken gelişlerini Issız mezarı kaplayan kahverengi otlar üstünde. Son bulurken gün, savaşa gidiyoruz yine Yabanmersinleriyle dolu tepelerden tepelere. Görüyorum dalgalarını onların, yuvarlanan bitimsizce, Yaban ve ele geçmez lavanta renkleri. Omzundan yırtılmış gömleğime bakarak, söylüyorum en sevdiğim şarkıyı “Gevşemiş dikişler var gömleğimin üstlerinde; Öldü gitti karım Ve görmedim uzun zamandır anamı.” Huu Loan (1916-2010) -anısı önünde saygıyla eğiliyoruz- Çeviren: Ulaş Başar Gezgin, Ho Çi Min Kenti, Vietnam
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 12 (Şiirin yaygın olarak bilinen iki bestesi şurada dinlenebilir: http://www.youtube.com/watch?v=ttGUFFeIJxc http://www.youtube.com/watch?v=k4b2UglfrWw&feature=related)
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 13 Japonya Defterlerinde Kalanlar Japonya’yla ilgili çeşitli gazete yazıları ve şiirler kaleme aldım (bunların bir bölümünün dökümü aşağıda); fakat yine de, kimi dipçeler, defterlerimde kaldı. Bu yazıda, daha çok gezginleri ilgilendirebilecek bölük pörçük dipçeleri alt alta sıralıyorum. Daha fazla ayrıntı isteyenler, aşağıdaki dökümdeki yazıları inceleyebilir. Japonya, gidilmeden, hakkında çok şey bilinen bir ülke. Gitmeden ilk akla gelenler, açıklamalarıyla birlikte sayfalar alabilir, ama biz yalnızca başlıkları sıralayalım: Bonsai, karoşi, kimono, geyşa, samuray, harakiri, tsunami, wasabi, sensei, Japon çizgi filmleri, yelpaze, hasır, ninja, shogun, Akira Kurosawa’nın izitleri, yakuza, Japon markaları, Japon arabaları, Japon robotları, origami, haiku, manga, anime, suşi, ikebana, karate, diğer dövüş sporları, kamikaze, noh, kabuki, Japon yapıştırıcısı, Japon elması, sakura, Japonlar’ın fotoğraf çekme merakı, Nazım Hikmet’in ‘Japon Balıkçısı’ ve ‘Kız Çocuğu’ şiirleri (ve Ünol Büyükgönenç ve Ezginin Günlüğü besteleri), Hiroshima, Nagasaki, Nazım Hikmet’in ‘Jokond ile Si-Ya-U’ kitabına bile girmiş olan ‘çin işi japon işi/ bunu yapan iki kişi/ biri erkek biri dişi’ sözü, ‘Japon yapıyor abi’ sözü, Fatma Girik’li ve Kemal Sunal’lı ‘Japon İşi’ (1987) iziti, seksenlerin Türkiyesi’ni kasıp kavuran ‘Shogun’ ve ‘Samurayın İntikamı’ dizileri vd. Japon ekini, dünyada fazlasıyla biliniyor; ancak, Japonlar’ın uluslararası görünürlüğü düşük. Birçok ülkede Çin mahallesi varken, Japon mahallesi yok. İspanyolca konuşulan ülkelerde, tüm Asyalılar için ‘chino’ sözü kullanılıyor, ki bu, ‘Çinli’ anlamına geliyor. (Brezilya’da ise, Asyalılar’a ‘Japa’ deniyor; çünkü Brezilya’da, Asyalı olarak Çinli’den çok Japon var.) Dünya, Japonya’yı gezmenler (turist), ekinsel dıştanalımlar (ithalat) ve elektronik ürünler dolayısıyla tanıyor. Hemen hemen her ülkede (Küba’da bile!) Çin mahallesi olmasına karşın, insanlar, Japonya ile ilgili daha çok şey biliyor. Öte yandan, Vietnam’da, bir sürü azınlık yaşıyor; onların da ilginç gelenekleri var; Japon gelenekleri tanınırken, onlarınkiler tanınmıyor. Bunun nedenlerinden biri, Japonya’nın, 1945’ten beri, bir Amerikan sömürgesi olması. Japonya, o zamandan beri, ABD kaynaklı çöp- sanatın ayaklarından birini oluşturuyor. Bir diğer neden, Vietnam’da çokekinliliğin görünür olmaması olabilir; çünkü Vietnam’da azınlıklar, kırsal ve bölge-yoğunlar. Yeri gelmişken belirtelim: Japon çekirdeği, şehir efsanesi. Japonya’da tüm çerezler satılıyor; bir tek, çekirdek satılmıyor.Türkiye’de ‘Japon çekirdeği’ adıyla satılan çekirdek, Anadolu çekirdeği. Uzun çekirdekler, pazarlama ‘mantığı’yla, ‘Japon çekirdeği’ olarak markalanmış. Gelelim defterdekilere: Japon pazarlarında, ilginç nesneler satılmasını beklerdim; ama yaratıcı düşünce, bir avuç şirketin dışındaki halka ulaşmış değil; ulaşacak gibi de değil. Japonya’da yüksek bir kılgıyapı (teknoloji) var, ama ortalama insanın bilime yönelik bir ilgisi yok. Halk, kılgıbilgisi üreticisi değil tüketicisi yalnızca. Kılgıbilgisinin halklaştığı bir toplumda, halkın, sokak aralarında ilginç makineler yapmakla uğraşması beklenirdi. Zaten Japon pazarlarında, Çin malları satılıyor bol bol; elektronik ürünler ve besin dışında.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 14 Japonya’da satılıp da Vietnam’da satılmayan hiçbirşeye rastlamadım, Japon geleneksel sanat nesneleri dışında. Ancak onlar da, yaygın olarak satılmıyor ve tanıtılmıyor. Birçok ülkedeki durumun tersine, Japonya’da, geleneksel öğeler kullanan armağanlıklar çok zor bulunuyor. (Seul’da ise, satımlık Kore geleneksel sanat nesneleri, kolaylıkla bulunabiliyor.) Çin ve Vietnam, besini daha ucuza üretiyor; Japonya’nın besin kesiminin gelecekte çökmesini beklemeli. Japonya, elektronik üreten ama yemeği pahalı bir ülke. Belki de bunun için, ülkede kilolu oranı çok düşük. *** Japonya’da kimi dükkanlarda hem İngilizce hem Japonca yazıt var. Kimilerinde ise yalnızca İngilizce yazıt var. Örneğin, Asakusabashi Durağı’nda ‘Books & Magazines’ adlı bir kitapçı var, yazıtta Japonca bir ad yok ve içeride İngilizce kitap satılmıyor! Tokyo’da bir sürü kitapçı dolaştım, İngilizce kitap satanına rastlamadım. Tokyo Ulusal Buluntuevi’nde (Müze) satılan güzel kitaplar vardı, keşke alsaydım. Japon kitapları, Arap kitapları gibi tersten açılıyor. Japonca kitapların kapağı, İngilizce ve Japonca oluyor (gerisi yalnızca Japonca elbette). *** Vietnam’daki durumun tersine, Japonya’da, motorlular ve bisikletlilerde yağmurluk kullanımı yaygın değil. Onun yerine, şemsiyeyi bisiklete sabitleyen düzenekler bulunuyor. Bu, Vietnam’da işe yaramaz; çünkü Vietnam’da yağmurlar, Japonya’da ya da Türkiye’de olduğu gibi hafif değil. Tokyo’nun kimi sokaklarında, bisikletler için özel yanyol var; ama her yerde değil. Japonya’da bisiklet kullanımının yaygınlığı için şu etmenler sıralanabilir: Vietnam’daki durumun tersine, bisikletin yoksulluk simgesi olarak görülmemesi; çocuk bisikletlerini büyüklerin kullanmasının garip karşılanmaması (birçok yetişkin, çocuk bisikleti kullanıyor); düşük gelirli olmayanların bile boyunbağlarıyla bisiklet kullanmaları; ülkenin yaz dışında aşırı sıcak olmaması (sıcaklık önemli. Boyunbağlılar terleyeceklerse bisiklet kullanmazlar; Vietnam’da hiç kullanmıyorlar). Japonya’da bisikletler için ücretsiz durgu (para) yerleri var ve sokakta, durgulanmış bir sürü bisiklet görülüyor. (Seul’da ise, bisiklet daha az yaygın.) *** Tokyo’da tren duraklarının çevrelerinde, girişinde otomat olan aşevleri var. Otomatların yabancılar için olumlu özelliği, İngilizce yazı konmasa da, yemek numarası ve resim konması. Bunlara para konup yemek seçiliyor; makinenin çıkardığı girimlik (bilet), aşevine veriliyor. Bunlar, Tokyo’nun en ucuz yemeğini sunuyor ve yemekleri güzel. Japonya’da, satımevlerinde (market), kasadarın başta ve sonda ne diyeceği ve bir müşteriye en fazla ne kadar zaman ayıracağı, önceden belirlenmiş durumda. Türkiye’deki gibi bakkal muhabbeti yapılamıyor; zaten dil engeli de var. Yine de, Türkiye’de, bakkala bir yabancı gelse, bakkal merak eder; en azından nereden geldiğini sorardı. Japonya’da öyle değil. (Güney Kore’de ise bakkallar daha konuşkan.) Japonya’da, bakkallığın yanında, kasaplık ve manavlık da, neredeyse bitmiş durumda; çünkü her köşe başında, satış kutuları (vending machines) var ve onları, büyüksatımevlerinin (süpermarket) küçük kolları tümlüyor. Ekmek, Japonlar’ın temel besini olmadığı için, fırınlar da yaygın değil. Yalnız, ilginç olan, satımevi zincirlerinin çoğunlukla yabancı; kasadarların ise Japon olması. (Güney Kore’de ise, satımevleri hep Koreli.) ***
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 15 Japonya için ‘ortaklaşacı toplum’ denir, ama sokaklar başka söylüyor: Sokakta yürürken ‘elalem ne düşünür?’ kaygısı yok. Vietnam’da olsa, t-gömlekteki yazı dolayısıyla bile, tanımadıkları biriyle sohbete girişirler. Japonya’nın toplulukçulukla ne ilgisi olabilir? Bencil bir toplum bu. *** Ueno’nun hemen yanındaki Nezu’nun kimi sokakları ilginç: Sokaklar çok çağdaş, ama ara sokaklar, daracık; geleneksel Asya sokakları biçiminde (içiçe yaşama ekini). Nezu sokakları, çok sessiz. Bir tek, arabayı durgulamak için yardımcı olan görevlinin “gel gel, sağa kır” bağırışları duyuluyor. İşçilerin durumu ise her yerde aynı. Parası olan, aşevlerinde yerken; işçiler, sofralarını kaldırıma kurmuşlar, gelene geçene aldırmadan yemek yiyorlardı Nezu’da. *** Tren duraklarının tersine, kent sokaklarında, Latin imceleriyle yazılmış adlara pek rastlanmıyor; bu nedenle Japonya, yabancı için ve gezgin için yaşaması zor bir yer. Gezmenevi (otel) bulmak bile sorun olabiliyor; oysa Güneydoğu Asya’da, gezmenevi bulmak, çok kolay. (Seul’de ise İngilizce yazılar bulmak olası.) *** Birçok Tokyo gezmenevi, gece onda kapanıyor. Ondan sonra gelinirse, ceza olarak ek para ödemek gerekiyor. Gezmenevinde, geleneksel bir odada (tatami) kalmak, güzel bir duygu. En azından, dünya gezmenevlerindeki sıradanlıktan sıyrılmak sözkonusu. Geleneksel odaların daha ucuz olması garip. *** Japonya’ya dışarıdan bakınca, “anime ve manga çok yaygındır” gibi bir beklenti oluşuyor. Oysa bu, doğru değil. Cep sesleğiyle (telefon) uğraşmak, manga okumaktan daha yaygın bir etkinlik. *** Gökkuşağı Köprüsü’nden Hamamatsucho’ya, kıyıdan değil, koşut olan içyoldan giderken, ortasında gemi bulunan bir çocuk gezeneği (park) çıkacak karşınıza. Çocuklar, gemiye tırmanabiliyor. Güzel bir gezenek; gezeneğin kavramı özgün ve değişik. Keşke Tokyo’da, böyle daha fazla çeşitlilik olsaydı. Gezeneğin hemen yanında, çocuklar, tabantopu (beyzbol) alıştırması yapıyor. Bu sıkıcı spordan ne anlıyorlar, çözebilmiş değilim. ‘Amerikan özentiliği’ mi demeli?! *** Japonya’da taksiciler, ağır yüklü olduğunu görseler bile durup üstelemiyorlar. Yolda korna sesi duyulmuyor. Motosikletçiler yok. Üç nokta da, Vietnam’dakinin tam tersi. Üstelik, Japonya’da, taksiciler, beyaz eldiven giyiyor! *** Asakusa’da bir cephesi tümüyle çatı biçiminde tasarlanmış tuğla kırmızısı 4-5 katlı bir ev gördüm, çok güzeldi. Bu, çirkin, gri Japon kentlerinde az görülür bir durum. Öte yandan, işin sınıfsal boyutu var: Sanat, geçmişte, sarayda, yöneticilerin evlerinde ve dinsel yapılarda kullanılırken, bugün, bunlara ek olarak, zenginlerin evlerinde de kullanılıyor. Ama çoğunluk, sanatsal evlerde yaşayamıyor. Sanat onlar için lüks. *** Japonya’da sigara içenler, urayın (belediye) ayırdığı sokak köşelerinde içmek zorunda. Böylece, sokaklara izmarit atılması olasılığı azaltılmış oluyor. ***
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 16 Tokyo’nun binlerce evsizini görmediyseniz, sizi şaşırtabilecek bir görüntü şu: Kentin göbeğinde ayakkabı boyacıları var. Çok kalkınmış bir ülke! (Seul’un göbeğinde de ayakkabı onarımcıları var aynı biçimde.) *** Trenlerde çok fazla boyunbağlı var; sokaklarda çok fazla bisikletli polis var ve yine sokaklarda, sakallı ya da bıyıklı görmek, düşük olasılık. *** Ueno Gezeneği’nde, köpekli samuray anıtına (Saigo Takamori (1828-1877)) baktım. Gezenek, kocaman ve gerçekten çok güzel. Çevrede bir sürü sanat yapısı ve buluntuevi (müze) var. Burası, Tokyo’nun en yeşil, en tarihsel, en şirin yeri. Gerisi, çoğunlukla gri. *** Sokak görüntüleri, şu sonuca varmamıza neden oluyor: Türkiye, Japonya’dan daha geleneksel. Türkiye’de dinden gelen bir geleneksellik var. *** İnsanların soğukluğunu düşünürsek, Japonya’ya en yakışan parça, Doors’tan ‘People Are Strange’ şarkısı. Tokyo’nun yenilik çılgınlığı düşünüldüğünde ise, kente en yakışan şarkı, Metin-Kemal Kahraman’ın ‘Kaybolmuş Kentin Eskicisi’ şarkısı. Bırakın eskiyi, eskiciler bile yok olmuş, kentte; eskilciler (antikacılar) bile çok yeni. Nasıldı o şarkı, anımsayalım: “Kaybolmuş bir kentin eskicisiydi/ Makineleşmeye karşı duyguları topluyordu/ Kaybolmuş bu kentin sokaklarında/ Torbasında umut/ Torbasında insana dair ne varsa.// Yalnız değilsin eskici/ Bir sabah güneş doğar/ Sevgiden tuğlalarla/ Yeniden kurarız bu kenti.// Bu kent yorgun düşmüş bunca acıya/ Yeni bir güne başlıyor umarsızca/ Bir tek eskici düşmüş yollara/ Torbasında umut/ Torbasında insana dair ne varsa.” Gezgin’in Japonya yazıları (tümlenmemiş döküm) Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (115): Japonya’nın mafyası: Yakuza. Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (116): Japonya’da budunsal (etnik) ayrımcılık. Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (117): Yasukuni: Ölüler üstüne kurulu tarih... (iki bölüm olarak) Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (118): Vietnam’da ve Japonya’da kadın olmak. Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (121): Japonya’da toplu taşıma ve ulaşım. Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (122): Japonya izlenimleri: Osaka, Kyoto, Hiroşima, Kobe. Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (123): Tokyo ve Seul sokaklarından izlenimler...
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 17 Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (124): “Japon yapıyor abi”... Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (125): Duraklama Devri’ndeki Japonya... Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (126): Japonya’ya Celali gerek... Gezgin, U.B. (2009). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (127): Neydik, ne olduk… Gezgin, U. B. (2009). Japon mucizesi (şiir). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=717&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Ayıran, birleştiren Japon metro durakları (şiir). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=716&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Mektubun (şiir). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=715&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Japon işi (şiir). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=714&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2009). Kalemimi satın aldın prenses (şiir). http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=713&Itemid=32
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 18 Japon Mucizesi Tokyo’da evsizler, binlerce onbinlerceler Namussuzlar alçaklar! Yalancı çıkarıyorlar Japon mucizesini, Dünya Bankası’nı, İMF’yi. Yoksulmuş gibi görünenler, Yüklü hesap, malk mülk sahipleri. Bunların hepsi cimriler. Kıyamayıp da yenlerine, Bankları ev bellemişler Parkları, istasyonları, köprüleri Kamusal mal olmaktan çıkarmalı ki El koyup durmasın böyleleri Namussuzlar alçaklar! Yok mu gerçekten evleri? Para saymaktan buruşmuş elleri. Güzelleri, çoraplarını dizüstüne çekmeli. Evsizlik böylece romantize edilmeli. Bir kadın, bir erkek bulamamışlar mı ki, Ağırlamamış onları, aşk otelleri. Katli vaciptir böylelerini. Değil mi ki doyuruyor imparatorumuz herkesi. İş bulamamışlar bizim suçumuz mu ki... Aş bulamamışlar bizim suçumuz mu ki... Özeldir çoğunluğu Japon üniversitelerinin, Zeki olsalardı, onlar da girselerdi. Biz hakkımızla aldık herşeyi. Sömürmedik Japon’u, göçmeni. Zengin koca, zengin karı bulsun Tokyo evsizleri. Japonya kalkınmış bir ülkedir değil mi ki... Namussuzlar alçaklar! Yalancı çıkarmayın Japon mucizesini! Mucizedir Japonya, öyle bir ülkedir ki, Başardı bu kadar zenginlik içinde Bu kadar yoksulluk üretmeyi. Ulaş Başar Gezgin, Ueno, Tokyo, Japonya 19 Ekim 2009 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=717&Itemid=32
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 19
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 20 Ayıran, Birleştiren Japon Metro Durakları Bu durakta birlikte inebilirdik Çünkü tek sayılara hep düşman olmuştur doğa. Sen indin, yoluma devam ettim bense, Karşı gelmiş olduk böylece, doğa yasalarına. Durdu metro bir sonraki durakta Görülmemişti Japon metrolarının bozulması yıllar boyu. Soralım bunu Japonya’nın her yanını dolduran kargalarına Bozan onlar metroyu, kavuşayım diye sana. Kargaların aşktan yana kanat çırptığı görülmemiştir. Görülmemiştir gagaların böyle büyük dayanışması. Onlar, alıp beni pençelerine, taşıdılar bedenimi sana. Hafiftim, çünkü ruhum, sende kalmıştı o durakta. Ruhum sende, kalbim sende, bedenimi istedin, getirdiler işte. Sen şimdi ister birleştir bu bedeni ruhla ya da birleştir bedenimi ruhuma bedeninle ruhunla. Kendisi uzaylı, eşi uzaylı Japon başbakanının kanatlarında, Ruhla bedenin bir olduğu ya da hiç olduğu bir gezegenden geliyorum sana. Sana ellerimi uzatıyorum upuzun, “inme” diyorum “o durakta!” Uzaylılar gibiyim, uzaysızlar gibiyim, kapanan metro kapılarında. Ve sen, karışırken bir anda kalabalığa, Daralıyorum, tümüyle ufalıyorum sen uzaklaştıkça. “Hoşçakal” demiyorum, hoşça kalma, bensiz tüm duraklarda. “Elveda” demiyorum, veda değil bu, en fazla bir merhaba. İnsanları ayırmak içindir, ama birleştirmek içindir metrolar aynı zamanda. Öyleyse geri bin sen, geri bineyim ben, kavuşalım ortada. Kavuşalım ortada, şaşırsın bu utangaç Japon insanı. Atsınlar onlar utangaçlıklarını. Baksınlar yoldan geçenlere, selam versinler herkese. Şenlensin hüzünlü Japon sokakları. Ve yine de gitmek istersen Nara, Kulak ver sen bu insanlara: Onlar, senin benim tütsü gibi bir arada Dağılıp gitmemizden mutlu olmalılar ki, Durdurdular metronun bu son seferini. Gel biz, sıkıca sarılarak, bir heykele dönüşelim Tüm Japon kentlerinin tam ortasında. Böylece tüm insanlar, sarılmayı öğrensinler birbirlerine, Ayırmasın kimseyi artık, metro duraklarıysa. Ulaş Başar Gezgin, Osaka, Japonya 25 Ekim 2009
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 21 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=716&Itemid=32
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 22 Mektubun Metronun bir dakika gecikmediği Japonya’da Neden gecikiyor acaba mektupların? Bunu sorduğum postacılar Dediler ki: “Bilgisayar hatası olmasın?” Güvercinle gönderseydin daha kısa sürerdi, Daha kısa sürerdi ninjalarla gönderseydin. Rahiplere sordum Kyoto tapınaklarındaki, “Henüz elimize geçmedi” dediler. Sana kim dedi “Gönder mektubu kaplumbağa sırtında”? Kim dedi peki “tarif etme yolu kaplumbağalara”? Evimin yolunu nasıl bilecekler onlar? Rüzgarın esiş yönünden de çıkaramazlar! Sudan da gidebilir onlar, bak, burası iyi. Mektubun, ırmaklar boyunca ıslanır mı peki? Islanırsa, ırmaklardaki mürekkep lekelerine bakarım, Anlamak için ne dediğini, ne demediğini... Baktım ki, mürekkepler, denizlere karışmışlar. Baktım ki, kaplumbağalar, kıyıda yan gelip yatmışlar. Mektubunu değil mektupsuzluğunu göndermişsin, Onu da almışlar da almamış gibi yapmışlar. Ulaş Başar Gezgin, Osaka, Japonya 25 Ekim 2009 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=715&Itemid=32
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 23 ‘Japon İşi’ (*) ‘Japon İşi’ filmi gibi başımdan geçenler. Karşılıksız aşkımın karşılığı olarak Kendi görüntündeki robotunu göndermenle Değişti ömrüm her yönüyle. Sanıyorum daha çok seviyorum robotunu, En azından seviyor beni, katlanıyor bana. Sana benzediği yönleriyle değil Benzemediği yönleriyle seviyorum onu. Bir özerklik, insan hakları verilse onlara, Robotların destekçisiyim hanımköylü olarak. Anladım ki robotların sevgisi, Senin sevginden daha sıcak. Seven, haketmeli insan haklarını. Sevmeyen, kalbini, mazotla yağlamalı. Hangisi robot, hangisi değil, oradan anlamalı. İçiçe geçmeli insan hakkı, robot hakkı. Robotunu gönderdin, sağol, bre Japon kızı, O robot da robotunu gönderiyor olmasın? Sen de robotsun, robot olmasaydın, Robotunu göndermez, kendin gelirdin. Ulaş Başar Gezgin, Osaka, Japonya 25 Ekim 2009 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=714&Itemid=32
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 24 Kalemimi Satın Aldın Prenses Kalemimi satın aldın prenses. Seni gördükten sonra yazabilir miyim ben Japonya’nın ‘gizli’ sorunlarını. İleri geri konuşabilir miyim, atıp tutabilir miyim Tanısınlar diye gerçek Japonya’yı. Evsizleri yazabilir miyim, çirkin kentlerinizi, Hepsi birbirine benzeyen gri kentlerinizi. Hepsi ayrı zevksizlik örneği tren istasyonlarını, Trenlerin önüne atlayan binlerce genci yaşlıyı. Kalemimi satın aldın prenses. Yazabilir miyim, parasızlıktan internet kafelerde sabahlayanları, Dünya rekoru kıran intihar ve depresyon oranlarını, Nüfusun üçte birinin yaşlı olduğunu. Bak sen de ben de yaşlandık, konuştukça bu konuları. Kalemimi satın aldın prenses. Ücretli köleliği, yaşam pahalılığını, Sokakların çevre düşmanlığını, Yeşilin parklara hapsedilişini, Ve buna ‘Japon mucizesi’ denildiğini, Yazamam, yazamam, yazamam. Kalemimi satın aldın prenses. Bu nedenledir, sana, neyi yazmayacağımı yazışım. Kalbimi de satın alsaydın, Neyi yazacağımı yazacaktım. Satılık kalem olmak, utanç verici; Satılık kalemi olmak, gelir kapısı. O zaman bırakalım kalemi, bir fırça ver sen bana. Yazayım bu şiiri, sarışın bambulara. Bırakayım onu ben Pasifik Okyanusu’na. Bulur yolunu elbet o; ulaşır her gün gittiğin o tapınağa. Kalemimi satın alma prenses. Herşey senin, dükkan senin, lafı mı olur paranın. Ama herşeyi al götür, bırak kalemimi. Ne ise ninja için kılıcı, Odur kalem benim için. Tut bir ucundan birlikte yazalım. Tepkisel olma prenses, Herkes sevmek zorunda değil Japonya’yı. Ama söz, senin hatrına, Bal damlatacağım yazı kağıdına. Kalemimi satın aldın prenses.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 25 Onu da mı buldun satın alacak. Tüketiciliğin dorukta olduğu ülkede Başkacası da beklenemezdi. Al ya da alma, sattım gitti. Paran çıkışmadı, verdim gitti. Yine beklerim seni dükkanıma, Yakışıyor kalemim, parmaklarına. Ulaş Başar Gezgin, Osaka, Japonya 26 Ekim 2009 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=713&Itemid=32
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 26 Policy prescriptions based on faulty premises Harvard policy discussion paper ignores history and a few inconvenient truths Dr. Ulas Basar Gezgin (*), ulas@teori.org The policy paper (FETP-2008) makes a distinction between the Southeast Asian (SEA) economic growth model and the East Asian (EA) one. The paper’s authors state that economic growth of the former (mainly Malaysia, Thailand and Indonesia) is not sustainable unlike that of the latter (Japan, Taiwan, South Korea, Hong Kong and Singapore - FETP classifies Singapore as a country following East Asian model although the city-state is in SEA). They situate Vietnam and China somewhere in between. According to the paper, East Asians are rich and healthy; environmental pollution is less in EA, and EA has world-class universities. In contrast, SEA’s growth is based on cheap labor and exploitation of natural resources. In SEA, social disturbances and corruption are prevalent. In Indonesia, Thailand and Philippines, governments collapsed due to mass protests and military coups. In SEA, the rivers flowing into the cities are polluted, and slums are common. Finally, SEA people can’t get quality education and health services. To summarize, according to FETP, SEA is characterized by political instability and social inequality. I think only a few of FETP’s distinctions are correct; but it is surprising to see that these views are presented as ultimate truths in the name of science, as it is often the case for economic papers. For one thing, a military coup had also taken place in South Korea. After the coup in 1961, Park Chung-Hee (1917-1979), the head of the coup governed the country with military rule. He was succeeded by another general, Chun Doo-hwan (b.1931) between 1980-1988 who was notorious for the Guangju Massacre (1980). Chun was also succeeded by another general, Roh Tae-woo (b.1932) between 1988-1993. South Korean people who suffered a lot under the dictatorial rule are known for their brave mass protests. In other words, South Korea does not fit FETP’s distinction as a country following the EA growth model. As for corruption, Japan and Taiwan are in the top ranks. Let’s not forget that Taiwan’s ex-president has been sentenced to life imprisonment for corruption. That means, in Taiwan, even the president can be corrupt, but he can’t be prosecuted as an incumbent. Thus neither Japan nor Taiwan fit FETP’s distinction. As for education, it is a fact that EA has world-class universities; we need to discuss how that dream came true in another article. But in access to education, Japan and South Korea produce and reproduce inequalities. The majority of the schools are private in these two countries. “Pay the piper, call the tune” is the motto in Japanese and South Korean education systems. Furthermore, income inequality is not endemic to SEA. South Korea and Japan are also ranked high on inequality indicators. With regard to environmental pollution, FETP is right. Pollution is mostly controlled in EA and it is common in SEA. However, there are factors that can’t be explained by FETP’s distinctions. For one thing, labor is cheap in SEA and environmental regulations are loose. Many labor- intensive companies are moving to SEA. At least some of the labor-intensive industries are the dirtiest ones. In other words, pollution can’t be explained without considering the dimension of global division of labor. EA is keeping itself clean by moving its dirty industries to SEA, taking
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 27 advantage of the loose regulations and cheap labour, whether it directly or through subcontracting or outsourcing. SEA countries who are willing to do anything to attract foreign capital turn a blind eye to pollution by foreign companies. Besides industrial pollution, household pollution is also observed in SEA; urbanites are polluting the cities. This is because of unplanned and rapid urbanization and rural immigration common in transition countries, and because of the fact that people don’t have sufficient funds to pay extra for environmental protection (cf. Gezgin, 2009). Thus the question is: What did EA do to control rural immigration?”. Lo and behold! Two of the five EA countries in FETP’s classification are city-states! They don’t have villages; rural immigration is not a problem for them and they don’t have the highly costly burden of providing education, health and municipal services for distant areas. Thus, FETP’s comparison does not make sense. Nevertheless what South Korea, Japan and Taiwan did to control rural immigration is worth further inquiry. Finally, the Japanese economy advertised as a success story is in deep recession since 1990s. If it was a model economy, it wouldn’t have gone into such a long recession. Furthermore, some comments and suggestions by FETP are outdated and obsolete after the 2008 global financial crisis. The countries that have been the worst affected by the crisis are the ones most connected to the global markets. It is time for advisors of Southeast Asian countries to stop and think about the solidity of their analysis and conclusions before offering sage advice. (*) Dr. Gezgin is a columnist, fiction and non-fiction writer and macroeconomics lecturer at RMIT Vietnam. The ideas expressed are his own. This critique is a self-translation of his regular column on Asian affairs for a Turkish newspaper. Dr. Gezgin plans to run a creative writing workshop. Those interested are invited to e-mail him. References FETP (2008) “Choosing success: The lessons of East and Southeast Asia and Vietnam’s future. A policy framework for Vietnam’s socioeconomic development, 2011-2020.” Policy Discussion Paper No.1. Fulbright Economic Teaching Program (FETP), Harvard Vietnam Program. HCMC, January. Gezgin, U. B. (2009). The social consequences of environmental degradation in Vietnam: A country-level and city-level pollution haven analysis. (Paper presented at The 9th Conference of The Asia Pacific Sociological Association: Improving the Quality of Social Life: A Challenge for Sociology, June 13-15 2009, Bali, Indonesia.) http://www.slideshare.net/dr_gezgin/dr- gezgin-pollution-in-vietnam-slideshare
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 28 The Asian Century and The Social Problems of Asia Dr Ulas Basar Gezgin, PhD, psychologist, economics lecturer, journalist, fiction and non-fiction writer Ho Chi Minh City, Vietnam E-mail: ulas@teori.org In the last decade, the number of writers who claimed that the world hegemony will shift to (East) Asia and 21st century will be ‘the Asian Century’ was not negligible. I have some reservations although I am a proponent this Asian thesis. If Asian countries will solve the problems listed in this article, there will be no reason to doubt this thesis. Below are the problems common and prevalent in Asian societies –excluding Middle East which is nevertheless considered to be Southwestern Asia by some: - Conflicts and Post-Conflict Problems: Conflict Barometer states that one-third of all the conlicts on the world takes place in Asia. Bangladesh witnesses the clashes of two major parties. China has Taiwan, Tibet and Uighur conflicts along with Chinese people’s protests. In India, communal, separatist, religious and Islamist violence and Maoist uprising are the hottest problems along with the Kashmir question. Indonesia suffers from Islamist violence, West Papuan independence movement and post-conflict issues in Aceh. Japan, South Korea, Taiwan and Russia are in a regional cold war due to islands that are claimed by more than one country (Senkaku/Diaoyutai Islands, Kuril Islands and Dokdo/Takeshima Islands). Ditto for the problem of Spratly Islands and nearby islands that lead to conflicts between Vietnam, China and Philippines. In Kazakhstan, Kyrgyzstan, Malaysia, Myanmar, Thailand and Uzbekistan, political opposition against the government and counter- opposition are on headlines. One has to add Rohingyas problem to Myanmar’s list as well. Post- conflict problems are painful in Nepal and Sri Lanka. The conflict between North Korea on the one hand, and South Korea, Japan and US on the other lingers. Pakistan and Afghanistan are in pieces due to the American occupation and American state terrorism, Islamist violence, separatism and Sunni-Shiite conflict. Furthermore, the foundational conflict between Pakistan and India persists in various violent and non-violent channels. Philippines enormously contributes to the list by Islamo-separatist movement and Marxist uprising. Thailand’s contribution to the list is Islamo-seperatist violence in Southern provinces and the border temple dispute with Cambodia. Indonesia and Malaysia are in constant psychological warfare due to the Ambalat waters issue, abuse of Indonesian domestic workers in Malaysia and the recent discussion of the idea that the tune of the Malaysian national anthem is stolen from an Indonesian folk song. - Woman Rights, Domestic Violence and Sex Industry: According to the Global Gender Gap Report prepared by World Economic Forum, woman rights can be considered to cover the following components: Economic Participation, Educational Attainment, Political Empowerment, and Health and Survival. Asia is heterogenous in these indicators. Secondly, domestic violence is common especially in China and Vietnam. Thirdly, sex workers are common in Japan, Thailand, Philippines and Indonesia. - Rural Migration, Unplanned and Rapid Urbanization and Pollution: Due to mechanisation of production in Asian villages and lack of job opportunities, Asian villagers are flowing into the cities to be the cheapest labor for export industries. As a result of unplanned urbanization, traffic accidents are common in Southeast Asia. Furthermore, almost all of the Southeast Asian countries are getting more and more polluted due to rapid urbanization and
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 29 global division of labor. Dirty industries of high-income countries are moving to Southeast Asia where labor is cheap and environmental regulations are loosened to attract foreign capital. - Poverty, Income Inequality and the Economic Crisis: According to the Washington consensus, economic growth policies lifted millions of Asians out of poverty; and globalization delivered its promises. However, the results are highly biased and suspicious, since Asian governments have been using these data to legitimize their power. Secondly, Asia is getting more and more unequal as export-oriented policies serve a limited number of capitalists. Furthermore, privatization of education is a common trend. In Japan and South Korea, the majority of the schools are private. Asians don’t have equal access to education. Furthermore, as elsewhere, capitalists are being bailed out, but Asian poors are left to the invisible hand that robs each and every piece of subsistence incomes of the majority. Informal workers are first to be sacked, although workers on contracts are also sacked to give way to informal, part-time and female workers who are paid less. - Demographic Problems: One Child Policy, Aging Population and Gender Imbalance at Birth: Due to the one child policy in China, baby girls are aborted, abandoned or killed. Abortions are more common nowadays in China, Vietnam and India due to the persistent patriarchy and patrilineal structure and due to the development of biomedical technologies to identify the gender of the fetus. China’s one child policy is expected to cause two serious problems in the long run: Firstly, Chinese population is aging, average life expectancy is higher, and the older segments can’t be numerically matched by the new generation. That means the increase in Chinese labor force will be less than needed in the next decade. Secondly, due to the alarming gender imbalance at birth, millions of Chinese men will be single, and singles are considered to be more prone to crimes, as family as a social institution serves as a buffer from a criminological point of view. - Other Problems: - Suicides Suicides are common in Indian rural areas, in South Korea and Japan. Various reasons were proposed for the latter two, but South Korean and Japanese governments ‘take it personally’. They suppose that suicide is a purely psychological issue, although at least some of the suicides are due to neoliberal policies. - Natural Disasters Tsunamis, earthquakes and typhoons are very common in (East) Asia, and huge differences in handling the cases are observed. Earthquake of the same intensity has lower Japanese death toll but higher Indonesian one. - Drug Abuse and Crime Rates As Asia caters two most important drug production zones, drug abuse is a constant problem for the continent, however it is growing as well, along with the Asian economic growth. Urbanization goes in tandem with drug abuse and crime rates as growing trends. - Corruption Almost all Asian country are notorious with omnipotent and omnipresent corruption. - HIV and Virus Outbreaks The continent is struggling with viruses which would have social health implications. - Problems of Immigrant Workers
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 30 Indonesian domestic workers are physically and socially abused by their Malaysian employers and this abuse pattern is not endemic to Malaysia nor Indonesians. Hong Kong, Singapore and Taiwan are also on the blacklist. We will see how Asian governments will solve these problems. If they will, maybe the global trend will be Easternization rather than Westernization.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 31 Belki Ben de Bir Hırsızım Tümüyle kargaşanın eşiğinde bir milletiz, Eğridir sırtımız, ağır borçları ödemekten, Sürünüp giderken biz sefalet içinde. 40 milyon işsiz bizde 11 milyondur okula gidemeyen çocuk ise 6 milyon gencimiz esrarkeş, kokainman, eroinman Göçmüş 1 milyon insanımız iç savaşlarımızda 20 milyon porno sidi satılıyor her yerde Çeteler, mafyalar yönetiyorlar sokağı her köşede. 1,600 trilyon Rupiah’lık borcu taşıyoruz omzumuzda. Bağlanmış Endonezya’nın kolu bacağı, satrançtaki piyonlara. Arkamızda şöyle yazıyor, ipek baskı sanki: “IMF mahkumu, Dünya Bankası borçlusu”. Niteliksiz işçi ve hizmetçi milleti olduk biz, Dünyanın en ucuza gidenidir bizim emeğimiz. İşçilerimiz, emekçilerimiz ayrılırken havaalanından ya da limandan yurtdışında çalışmak için, Görün bakın, Ne büyük umutlarla ne büyük düşlerle giderler onlar. Döndüklerinde ise, tam tersine, Üzüntü ve keder içinde dönerler ülkelerine, Çünkü ödememiştir ücretlerinin tümünü işveren. Çoğu dayak yemiş, Kimine tecavüz edilmiş, Ayaklarını kendi ülkelerine atar atmaz bir de bunun üstüne İlk fırsatta sömürülürler kendi ülkelerinde de. Bağımsız bir ülke değiliz artık, Sömürgeleştirilmiş ülkemiz, yeniden. Hoşgeldin sömürgeleştirilmenin yeni çağına arkadaşım, Eskiden tek bir ülke sömürürdü bizi, Şimdi sömürgeciler, bir sürü ülkeden. İpek boyunbağı takar onlar, Arkadaş canlısı ve gülücük doludurlar. Ne kadar çok borç alırsak onlardan O kadar çok mutlu olurlar Çünkü böylece daha da kolaylaşır, boynumuzu kırmaları.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 32 Ülkemizde, Sanayinin geleceği harika, Büyük umut va’dediyor çeşitli kesimler, Öyle diyor uygulanabilirlik raporları. Ama bir tanesi, tek bir tanesi var ki, Değerlenme listesinde en yükseği, Geleceği büyük umut va’dedeni, Rüşvet sanayisi. Özellikle bizim ülkemizde, Uzun zamandan beri, belirsiz ayrımı, yasalla yasadışı olanın, Açılmış kara bir çizgi gibi, En karanlık yabanıl gecede, saat birde. Sola dönsen yankesicilere çarparsın, Sağa dönsen kapkapçılara toslarsın, Hırsızlar hükümdar olmuş önümüzdeki yola, Gaspçıların elinde, arkamızdaki yolsa. Yukarıdaki yol, seçkinler; sömürenlerdir, ezenlerdir onlar bizi. Kafayı yememek büyük şanstır zaten Endonezya’da, Hele bir bakın, hırsızlar, cemaat olarak çalıyorlar artık, topluca. Sıralanıyorlar düzenli bir biçimde, kuralına kitabına uygun, büyük bir fedakarlık içinde, Öyle sıklaştırmışlar ki safları Giremezsiniz aralarına. Herşey düzenli, yerli yerinde, bunu engellemek olanaksız bize, Kendini adamışlar ülkeye, sanırsınız tapıyorlar ülkeye, Ve sonra, soruyoruz kendimize, Bulunabilir mi hırsızların kurallısı böylesine? Bakın onlara, arttı sayıları onların, yıllar içinde, Yayıldılar önden arkadan heryerden, Dağıldılar yukarıdan aşağıya, Ekleniyor yenileri cemaate. Dinler Aşiretler Cinsiyetler üstü, bu hırsız cemaati. Nasıl savaşabilirsiniz cemaat kisvesi altında çalan hırsızlar ile? Nasıl tutuklayabilirsiniz hırsızlıkları yukarıdan aşağıya korunan hırsızları? Silahı ve gücü elinde tutanlar koruyor zaten onları. Nasıl olur bu?
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 33 Pazarlara ayar çeken kararı imzalar cemaatin sol eli, Derneklere, yetimhanelere ve okullara burs sağlar diğer el ise. Sol ayak toplar haraçları oradan buradan, Dindar olur, Hac’a gider de Hacı olur sağ ayak ise. Sol beyin, planlar nasıl alacağını komisyon payını, Bağışları düşünür, Allah’tan merhamet diler sağ beyin ise. Nasıl savaşabilirsiniz cemaat olarak çalan hırsızlar ile? Serttir cemaat, bir kale duvarı gibi, Sarsılmaz o, depremle; kapılıp gitmez sele, Ama zaten onlardır yasaları koyan, onları yorumlayan, Hem korur onlar yasaları, hem de altını oyarlar aynı yasaların, Bir o şapkayı bir öbürünü giyerler. Nasıl işletebilirsiniz ceza hukukunu, yüzbinlerce hırsız için, Milyonlar olabilir sayıları, Yeter bu, küçük bir devlet kurmaya, Hükümetin dümenini çevirenlere, Yasamaya, yürütmeye, yargıya ve iş dünyasına, Silahları, topları elinde tutanlara, Takım elbiseli ve boyunbağlı olanlara, Yeter bu sayı. Nasıl yaparsınız bunu? Soruşturma mı açarsınız, yasalara dayanarak? Sanık sandalyesine mi oturtursunuz onları mahkemede? Tehditlere karşı korunan tanıkları mı getirirsiniz? Yolsuzluğa karışmamış avukat ve yargıçlar ile mi yaparsınız? Hiç bir halta yaramaz bu!!!! Hergün sekiz saatten yüz yıl bile sürse mahkeme, Allah’ın izni ile bile, olmaz bu, olmaz. O zaman, arkadaşım, yolu ne bu işin? Nasıl yola getirebiliriz onları, nasıl ikna edebiliriz onları tatlı dille, geri versinler diye yağmalayıp yığdıklarını yıllar boyu, kuşaklar boyu? Kalplerini açsınlar diye yalvarıyoruz Allah’a, Özellikle de, bunların çoğunun dinine imanına bağlı olmaları nedeniyle. Oruç tutar bunların çoğu, Hacı’dırlar bir de. İkna etmeye çalışıyoruz onları tatlı dille ve yalvarıyoruz onlara, Ne yazık ki, bu hırsızların kimileri, ailemizin üyesi,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 34 Kan bağı var aramızda ya da okuldan arkadaşız onlarla, Bundandır görmezden geliyoruz durumu, Birşey diyemiyoruz öne çıkıp da. Ne yazık ki, bu hırsızların kimileri, Partimizin üyesi, Din kardeşiyiz onlarla, aynı köydeniz, Gerçekleri hasır altı etme eğilimindeyiz, Sonra, sessizce ve fark ettirmeden, Kimse bilmeden, servetten bir parça da bize düşsün isteriz. Tam da ak karıncalar gibidir bu hırsızlar, Şuraya bir bakın hele, karınca sarmış her yanını Endonezya’nın kapılarının, pencerelerinin, Tahta, çerçeve, kalas, kiriş, hepsi karıncalarca yenmiş, Duvar, gökyüzü, Endonezya evinin zemini karıncalarca sakız gibi çiğnenmiş, Kırıp geçirmişler Endonezya evinin Yatak odasını, giysi dolabını, masasını, sandalyesini, Koltuğunu ve televizyonunu, Bahçe çitlerini, Silip süpürmüşler evin temelini bile, çatısını bile. Üf desen çökecek Endonez evi. Beklerken bahçede, bakıyorlar hayretle, Komşu köyden gelme genç kalabalığı, Bağırıyorlar: “Bu, o işte; bu, o böcek. Bu, o işte; bu, o ak karınca” “Ben değilim, böcek değilim ben, yo” diyorum tepki göstererek, Ama onlar geri durmuyorlar bağırıp çağırmaktan, yaklaşıyorlar bana tehdit edercesine, Olabildiğince hızlı koşmaya çalışıyorum bense, Onlar da hızlanıyorlar koşularında, Yakalıyorlar beni sonunda, Bağırdı biri: “git ve benzin getir bize” “Yakın böceği”, diye bağırdı beriki, ötede, Üstüme döküldü benzin, kafama, bedenime, Bir kibrit çaktı biri, Ateşler içindeyim şimdi, Göklere yükseliyor, Yanmış bir böceğin dost kokusu. Tevfik İsmail (d.1937), Endonez şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 13.08.2009, Ho Çi Min Kenti, Vietnam E-posta: ulas@teori.org Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=697&Itemid=37 Kaynak: http://webdiary.com.au/cms/?q=node/1106/print
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 35 Sahte Şiir “Günaydın han’fendi, günaydın bey’fendi” diyor öğrenci Sahte kibarlık ile. Ve çalışıyorlar sahte tarihi Sahte ders kitaplarında yazan. Okul bitti mi Dehşete düşüyorlar gördüklerinde karnelerini. Üniversiteye giremediler öyle değil mi; O zaman evine gidiyorlar öğretmenlerinin, Sahte saygılarını sunmak ve para dolu bir zarf vermek için. Değiştirsin diye öğretmenler, eski sahte karneleri Yeni sahte karnelerle. Nice dönem geçer Ve onlar doğarlar yeniden, ne olarak? Sahte iktisatçı, sahte avukat, sahte mühendis, sahte bilimci. Sahte öğretmen, sahte bilgin, sahte sanatçı olur kimileri. Koştururlar, sahte ekonomiye dayalı Sahte kalkınma politikalarıyla doldurmak için ceplerini. Görürler sahte ihracata, sahte ithalata dayalı Sahte ticareti, sunarak sahte yüksek kalite ürünleri. Sahte bankalar; sahte armağanlar ve sahte ikramiyeler vermekle meşguller; Sahte merkez bankasının sahte görevlilerince İmzalanmış sahte güvence mektupları üstünden Kredi verirken sessizce. Sahte döviz kuru üzerinden dönen Sahte para ile alışveriş yapar toplum ise. Uymaz sahte paralar sahte değişim değerine, Çökene dek bütün yapı, bütün düzen Ve çökertene dek kriz, sahte hükümetleri, Sahte kötü şans ile. Sahte halk ise sevinç ile Haykırır ve tartışırlar sahte düşünceleri Sahte seminerlerde, kutlarlar gelişini Sahte demokrasinin, Çok alacalı bulacalıdır o demokrasi Ve çok ama çok ama çok sahte. Agus Sarjono (d.1962), Endonez şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin, 25.07.2009, Ho Çi Min Kenti, Vietnam E-posta: ulas@teori.org Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=696&Itemid=37 Kaynak: Aveling, H. (2007). Indonesian literature after Reformasi: The tongues of women. Kritika Kultura, sayı 8, s.9-53.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 36 Bali’de Bitimsiz Bir Gece Ulaş Başar Gezgin Bali, Endonezya, 12 Haziran 2009 Ho Çi Min Kenti, Vietnam, 1 Temmuz 2009 Ağsayfası: http://ulas.teori.org E-posta: ulas@teori.org Adam, bir yolculuktan sonra evine dönüyordu. Yol yorgunluğu nedeniyle uçakta kestiriyordu. Bir ara uyanır gibi olup da çevreye baktığında, onu süzmekte olan hostesi gördü. Bu hostes, onun yıllardır görmediği Cana idi. Kucaklaştılar. Adam, evine dönmemeye karar verdi. Cana ile birlikte başka bir ülkeye gideceklerdi. İndikleri ilk havaalanında, Endonezya-Bali’nin en uygun yer olduğuna karar verdiler. Bali’nin o güzelim havaalanından inip bir motosiklet kiralayacak; Bali’nin merkezden uzak, ıssız bölgelerinde, ayrı geçen yılların acısını çıkaracaklardı. Öyle de yaptılar. Motosikleti Cana sürüyordu. Bali’nin merkezinden geçerlerken, adamı tanıyanlar oldu. “Hoşgeldin John!” diyorlardı ona; adamsa, buna çok kızıyordu, “ben John değilim, Can’ım” diyordu. Can, yolda, yıllardır görmediği çocukluk arkadaşlarını da gördü; onları Cana’ya tanıştırdı. Onlar da, Can ile geleceklerdi. Bali’ye yeni yaptırılmış paralı yoldan geçerlerken Can’la Cana, arkadaşları kaybettiler; ama bunu umursamadılar, çünkü arkadaşları zaten sonuçta nerede buluşacaklarını biliyorlardı. Can, motosiklet üstünde, arkadan Cana’nın memelerini avuçlarken, garip bir duyguya kapıldı. Motosikleti süren, Cana değildi sanki. Üstelik, Bali’ye daha önce hiç gelmemiş olduğunu söyleyen Cana’nın Bali yollarını avucunun içi gibi bilmesi, Can’ı kuşkulandırdı. Ama yıllardan sonra Cana’ya yeniden kavuşmaktan öyle mutluydu ki, bu olumsuz düşünceleri içine gömdü. Cana’ydı işte bu; Can’ın küçük avuçlarıyla birebir uyuşan küçük memelerinden belliydi. Sonra birden, Can’ın aklına, üstünde yeterince para olmadığı geldi. Bir yolculuk dönüşünde, beklenmedik bir biçimde Cana’ya kavuşmuş, yeniden yolculuğa çıkmıştı; para çıkışmayacaktı. Acaba uzaklardaki arkadaşlarından para mı istemeliydi? Umursamadı bu durumu; sonunda Cana’ya kavuşmuştu; para, bir biçimde bulunurdu; ama Cana, herzaman bulunmazdı. Sonra, aklına, sırtındaki çantanın küçücük olduğu geldi. Büyük çantalarını havaalanında kargoya vermişti; ama sonra ani bir kararla uçak değiştirip Bali’ye gelmişlerdi; büyük çantalarını almayı unutmuştu. Çantasında sandalet bile yoktu. Cana’nın çantası da küçücüktü. Hele çantasında kitap olmaması, bir anda beyninden vurulmuşa dönmesine yol açtı. Koca günde ne yapacaktı kitaplar olmasa. Sonra durdu, durdu, “ne biçim düşünce bu! Cana’ya kavuşmuşum sonunda; kitap mı okuyacağım şimdi!” diye geçirdi içinden; “bugünlerde hiç kitap okumayacağım. Hiç! Hiç!”
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 37 Sonunda otele geldiler. Tam içeri girecekken, kapı ağzında, yaşlı bir kadınla karşılaştılar. Kadın, Cana’yla konuşuyor; daha önce ödünç verdiği birşeyleri geri istiyordu. Cana’nın otele girdiğinde Kayıt Kabul’a gitmeden doğrudan odaya gitmesi, bu işte bir iş olduğuna Can’ın artık gözünden kaçamayacak kadar açık bir kanıttı. Kadın gider gitmez, Can, Cana’ya “kimsin sen?!” diye sordu şaşkınlıkla; “evde konuşuruz” dedi Cana. Can, ikisi eve girdikten ve kapıyı kapattıktan sonra, Cana’ya baktı. Ama bu kadının yüzü, Cana’nınkine hiç mi hiç benzemiyordu. Hoş bir Cavalı yüzüydü bu, Hintli’ye çalan; boynunda ise bir haç vardı. Kesinlikle Cana değildi bu kadın. Can’ın şaşkın bakışlarına karşılık, “açıklayabilirim” dedi kadın. Bir anda Can, bu kadının bir seks işçisi olduğunu anladı. Yalnız orada kalsa iyi; kendisinin yaşlı bir adam olduğunu, adının da ‘John’ olduğunu anımsadı birden. Kapı ağzındaki kadınsa, kadın satıcısıydı belki. John, ağlamaklı oldu. Cana yoktu ortada. Ömründe hiç sevgi görmemiş bir adamdı o. Kimse, onunla, severek birlikte olmadığından, parasını bastırıp seks işçileriyle yatıyordu işte. Niceleri, bir yabancı olarak sırtından geçinmek için evlenecek olmuştu John’la; ama hiçbirinin kendisini sevmediğini, onunla evlenmek istemelerinin parasızlıktan ileri geldiğini bal gibi biliyordu. Bu nedenle, tüm isteklilere karşın, hiç evlenmedi John. Parayla satın alınmayan seksin, sevgiye dayalı olduğu için, daha fazla mutluluk verici olduğunu hiç bilemeyecekti John; çünkü ömrünü, gençlik yıllarında tutulduğu Cana’yı aramakla heba etmiş; kimseyle severek birlikte olmamıştı. John, başladı ağlamaya. Ama sonra, kadının da ağlamaklı olduğunu görünce; kendinden utandı. Bu kadının dertleri, onunkilerden daha büyüktü herhalde. Onu tanımak istedi. - Yine mi John!? Herşeyi unuttun mu? - Unutup unutmadığımı bile anımsamıyorum. - Beni de unuttun yani. - Evet. Adın ne? - Ben İrena. Anımsadın mı? - Yok. - Aşk olsun. Kaç geceyi birlikte geçirdik. Bunamışsın sen John, erken bunamışsın. Aylardır böylesin. Yeniden yeniden anlatıyorum herşeyi. Umarım son olur bu kez. - Kusura bakma. Gerçekten anımsamıyorum. - Ben İrena. Cava’dan, Katolik İrena. İlk geceyi çok net anımsıyorum: Kalçamdaki dövmeler çok hoşuna gitmişti. O ilk gece beni çok yormuştun. “Beni bu kadar yorma, sabah işe gideceğim” demiştim. John, anımsar gibi oldu. Evet, bu, İrena’ydı. Bir işte çalıştığını duyunca şaşırmış; Bali’de gündüzleri otellerde, lokantalarda, dükkanlarda vb. çalışan kızların geceleri bedenlerini satıp satmadıklarını merak etmişti. Seks işçiliği, halklaşmıştı belki de. Bu kadar düşük aylıkla çalışan kızcağızlar, geceleri, aylarca bir işte çalışarak kazanacakları geliri elde ediyorlardı. Tek bir yatışta elde edilen 500,000 Rupiah ya da 50 Dolar, Bali halkı için az para değildi. Gerçi, gecelerin gelirinin çoğu, satıcı ve onun adamlarına gidiyordu; ama yine de para, paraydı. Ona, bu işe nasıl başladığını sormayı düşündü John; ama belki kerelerce sormuştu bunu daha önce; onu bir kez daha üzmek istemedi. Ama şuna hayret etti: Nasıl oluyordu da, bu kadar kötü yaşam koşullarına karşın, kendi canına kıymıyordu İrena? Onu herşeye karşın yaşama bağlayan ne idi? Boynundaki haca bakılırsa, onu
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 38 ayakta tutan, dindi belki de. Ama bu nasıl tanrıydı ki, onu, geceleri bedenini satmaya itmişti... Büyük başharfle yazılmayı hak etmiyordu böyle bir tanrı. Öyleyse neden hâlâ haç taşıyordu boynunda İrena?.. Yabancılar için, boynunda haç olan bir kadınla yatmak, hoş düşünceler çağrıştırmıyor olsa gerekti. Belki de, İrena, Katolik bir müşterinin onu kurtarmasını bekliyordu. Ya da çoğunluğu Muhammedci olan Endonezya gibi bir ülkede, Muhammedci müşteriler, bir İsacı kadını becermekten özel bir zevk alıyorlardı da; sürekli ona geliyorlardı. İrena’yı ayakta tutan, din olamayacağına göre, ne idi? Belki çocuğu vardı İrena’nın. Belki, bir adam, evlenme sözü verip onu kandırmış; sonra gebe bırakıp kaçmıştı. Bedenini satmaya ondan sonra başlamıştı belki. Evet, bir seks işçisini ancak bir çocuk bağlayabilirdi yaşama. İrena’nın soyunurken cebinden düşürdüğü resimdeki çocuk, kendi çocuğu olmalıydı. Birlikte olduktan sonra duş aldılar ve yanyana uzandılar. “Üzülme John” dedi İrena, “ben sana sahip çıkacağım. Sen hiçbirşey anımsamasan da ben herşeyi sana anımsatacağım.” John’un gözlerinden yaşlar dökülse de, yol yorgunluğu baskın çıktı; derin bir uykuya daldı. Uyandığında, uçaktaydı. Piste çoktan inmiş olan uçakta, bir yolcunun hâlâ uyumakta olduğunu gören hostes, John’un yanına gitti; onu dürtükledi. John, birden uyandı; uçakta olduğunu görünce şaşırdı. Uçaktan çıkıp çantalarını almak üzere Çanta Bölümü’ne geçti. Beyni, kendisine bir oyun oynamıştı işte. Bir düş görmüştü; ama beyni, bunu gerçek bir olaymış gibi kaydetmişti. Uçakta uyuyakalmış olduğuna göre, ne İrena ne de Bali yolculuğu gerçekti. Böylesi daha iyiydi. Şimdi John’u karşılamaya eşi gelmiş olmalıydı. Çantaları aldıktan sonra, havaalanı çıkışında, yüzünü kapatacak biçimde tüllü bir şapka giymiş bir kadın, John’un boynuna sarıldı; “hoşgeldin Can! Oraya varınca haber etmedin, beni merakta bıraktın” dedi. “Ben Can değilim” dedi John, “John’um ben, John!” “Kocamın şakaları devam ediyor” dedi içinden, kadın. “Tamam kocacığım; sen John’sun ben de Hanna’yım. ‘Can’ ner’den çıktı zaten”. John, rahatlamıştı; karısı Hanna’nın motosikletine atladı, yol boyunca sürekli düşündü. John muydu Can mıydı acaba? Ya bu kadın, Cana mıydı Hanna mıydı? İrena kimdi peki? Hanna, yüzünü neden tülle örtmüştü? Kimden gizliyordu yüzünü? John’dan mı? Çevredeki insanlardan mı? Birden, düşünü anımsadı John. Motosiklet üstünde giderlerken geçtiği bu yollar, Bali yollarının tıpatıp aynısıydı. Yolda, insanlar, selam veriyordu John’a: “Merhaba John! Hoşgeldin! Akşam içmeye gelecek misin bizim meyhaneye?!” Demek Bali’de yaşıyordu John. Eve vardıklarında, Hanna, tülü, yüzünden kaldırdı. Hoş bir Cavalı yüzüydü bu, Hintli’ye çalan; boynunda ise bir haç vardı. John, bu yüze bakakaldı. - Ne oldu John? Anımsayamadın mı karını? Anımsayamadın mı Bali’de tanışmamızı? İlk geceyi çok net anımsıyorum: Kalçamdaki dövmeler çok hoşuna gitmişti. O ilk gece beni çok yormuştun. “Beni bu kadar yorma, sabah işe gideceğim” demiştim. John, düşünü anımsadı. “Evet anımsadım” dedi, “sen İrena’sın, Cavalı’sın.”
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 39 - Çocuk okulda şu an. O da babasını çok özledi. John, duyduklarına bir anlam veremedi. Düşünde gördüklerini de birkaç saniye içinde unutuverdi. Belleğinden herşey silinmişti; ama bir adı çok iyi anımsıyordu. - Cana ner’de peki? - İşte en çok bu üzüyor beni John. Tamam, erken bunadın, herşeyi unutuyorsun. Ama benim adımı anımsamak dururken, gidip yine ‘Cana’ diye tutturuyorsun. - Cana mı? O da kim? Kim ‘Cana’ dedi? Ben mi dedim? - Elbette sen dedin. - Ne dedim? - Cana. - Ha evet ner’de Cana?! John, sorusuna yanıt alamadı. Akşam yemeğinde kızını gördü ama anımsayamadı. Gece oldu; İrena, soyunduktan sonra, John’un üstünü çıkardı. John’un üstünden bir resim çıktı. Kıvırcık saçlı güzel mi güzel bir kızın resmiydi bu. Resmin arkasında ise, ‘Cana’ yazıyordu. John, yine kuşkulandı. İrena yalan söylüyordu belki. John, uyur gibi yaptı; İrena’nın uyumasını bekledi. İrena uyuyunca, arkasında ‘Cana’ yazan resmi buldu; üstünü giydi ve evi sessizce terketti. Havaalanına gidecekti; çünkü gününün havaalanında başladığını anımsıyordu. Geçmişiyle ilgili ipuçları bulacaktı belki havaalanında. Fakat havaalanı, ona ipucu verecekmiş gibi görünmüyordu. Sonunda umutsuzluğa düştü ve rastgele bir uçak bileti aldı. En iyisi, Bali’den ayrılıp yeniden düşünmekti. Uçak kalkarken, derin bir uykuya daldı John. Ben, John’u, aynada Can’a bakarken buldum; belki de John, Can’a değil, Can, John’a bakıyordu. Peki ben John’a ve Can’a mı bakıyordum, onlar mı bana bakıyordu? Yoksa ben, John’la bir olup Can’a mı bakıyordum? Bir türlü anlayamadım ben de. En iyisi derin bir uykuya dalmak... Belki, uyanınca, Cana çıkar karşıma...
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 40 Vietnam, ‘Aşkın Sırrı’ ve Dünya... Vietnam’da, bu eskilerini çoktan atmış ülkede, Değerlerin aşınmasının milyonlarca genç temsilcisinden biri olarak, ‘Aşkın sırrı’nı soruyorsun bana, Başkasıyla kalmaya başlamış, zaten hiç güven vermeyen sevgilin... Silersin değerleri yaşamda –ve öyle oldu- Bir sır olur aşk, anca’ öyle bir dünyada... Sır ne ki, sihir gibi gizemli birşey; farklı kurallara sahip olmasıdır sırrı sır yapan... Aşınmış değerli dünyanınkinden farklı kurallara sahip olmasındandır Sır olması aşkın da... Şimdi ben nasıl anlatayım aşkı sana, Dostluğu anlatmak da zor sana, paylaşımı sana... Günlerin rengi önemsiz, belki hapistesin, belki dışarıda ama aç ve parasız ve üşümüş, Yüzüne kapanmış tüm kapılar, gideceğin bir yer yok soğukta, tren garından başka... Yiğitliği anlatmak da zor sana; En basitinden, yangında, kurtarmak için bir bebeği, Aldırmaksızın, kömüre kesmiş duvarlara, Alevler içine dalmayı anlatsam, “Onlar filmde olur” diyeceksin; Deyip de beni bir kez daha kahredeceksin... Sana nasıl göstereyim nasıl ısınacağını üşüdüğünde. Sevginin, iki bedenin sürtüne sürtüne alev olması olduğunu söylesem, Ve desem ki “bu, çığır açmıştır insanın insan olma tarihinde” Belki açık(?) konulara girdim diye kulaklarını tıkayacaksın, -Sana öyle öğretmişlerdir ailede, kapa gözünü, filme bakma kızım, Biz haber veririz sana, o bölümler geçince...- Bunu bir de mini etek, dekolte giyinirken yapacaksın... Eminim ki yapacaksın... Bunların toplamıdır aşk, anlatıyorum sana bir bir. Ama aşkı bellekten silen, değer aşındıran bu zamanlar, Şiiri de çöpe atıp hurdaya saydı ya, İşte bunun’çin bu yanıtımı yanıttan saymayacaksın...
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 41 Bir başka yolu vardı yine de aşkı öğretmenin sana. Ama hem ben çok yaşlıyım artık, çok yaşlıyım. -Kır sakallarım öyle diyor, ben onların yalancısıyım. Hem de öyle uzak ki dünyalarımız, Plüto’nun gezegenlikten afaroz edilmesi gibi, Sonunda, ya ben başvuracağım senin dünyanın, ‘Dünya’ sayılmaması için; -Çünkü bu, en azından, dünyada yaşadığını sanan bana hakaret; Ya da Eurovizyon gibi sanatın dibe vurduğu dandik kurumlar Karar verecek bu konuda da; Ve diyecek “ey dinazor, senin yaşadığın dünya, Göktaşı öncesinde kaldı; buzulçağı öncesinde; ateş öncesinde... Bak üstelik herkes ya İttihatçı ya İtilafçı olmuş bu dünyada, Yer kalmamış iştirakçılığa... Sen yaşamıyorsun yo!Yaşadığını sanan bir organizmasın anca’...” Diyecek ve ben de bir ‘oh’ çekip rahatlayacağım... Ya senin yaşadığın ‘dünya’ değil, Ya ben yaşamıyorum dünyada... Senin yaşadığın yerde sır olan aşk, Benim yaşadığım dünyada, ta kendisidir yaşamın... Sorun da burada ya: Aya ayak basmış yüce insanın, Ayı anlatışı tutamayacaktır yerini Aya ayak basmanın. Senin dünyanda yaşanmamış aşk, Çıkmayacak sır olmaktan asla, Başkalarının anlatımıyla... Ulaş Başar Gezgin, Ho Çi Min Kenti, Vietnam 09.04.2008 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=656&Itemid=32 E-posta: ulas@teori.org
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 42 Bali İzlenimleri, 11-17 Haziran 2009 Dr. Ulaş Başar Gezgin, E-posta: ulas@teori.org Birçoklarının tersine, dinlence için değil konferans için Bali’deyiz. Konferans, Asya- Pasifik Toplumbilim Derneği Konferansı. Konferansta Vietnam’da çevre kirliliğinin toplumsal sonuçlarıyla ilgili sunum yapıyoruz. Bali, Endonezya’da, bitimsizce uzanan kumsalları, uzdevimleri (dans), gökçesesleri (müzik), yonutları, resimleri ve oymalarıyla ünlü bir ada. Bali’de 3,151,000 insan yaşıyor. Çoğunluğu Muhammedci olan Endonezya genelinin tersine, Balililer’in %93’ü Hindu. Balili direnişçi Ngurah Rai, Hollanda Ordusu’na karşı intihar saldırısı düzenliyor 1946’da. Parada resmi var ve Bali’nin havaalanına onun adı verilmiş durumda. Endonezya’nın para birimi, Rupiah (‘Rupia’ diye okunuyor). Para, Hollanda sömürgeciliğine karşı savaşmış Endonez direnişlerin resimlerinden ve ülkenin güzelliklerinden oluşuyor. Paradaki resimler şöyle: 100,000 Rupiah: Endonezya Kamuerki (Cumhuriyet) kurucuları Mohammad Hatta ve Sukarno yanyana; diğer yüzde bir yapı var. 50,000 Rupiah: Balili direniş önderi Ngurah Rai; diğer yüzde Bali Tapınağı var. 20,000 Rupiah: Sundanlı direniş önderi İskandar; diğer yüzde Cavalı kadınlar, başlarında hasır şapkalarıyla çay topluyorlar; birinin sırtında hasır sepet var. 10,000 Rupiah: Palembanglı Sultan Mahmud Badaruddin II (Bedrüddin, bilinmiyor pek); diğer yüzde Palembang’dan geleneksel bir ev. 5,000 Rupiah: Sumatralı direniş önderi Tuanku İmam Boncol; diğer yüzde, Sumatra’dan Minang kızı dokuma dokuyor. 1,000 Rupiah: Kapitan Patti Mura; diğer yüzde, Sulawesi’den bir ada. (Balililer, bu adanın nerede olduğunu bilmiyor. Genel bir sorun var. Endonezya uçsuz bucaksız olduğundan paranın üstündeki resimleri ve kişileri tanımıyorlar. Birbirlerine sora sora anca’ çıkıyor. Bir de, Endonezya’nın başka bir bölgesine gitmeye gelirleri yetmiyor. Bu kadar çeşitliliğin olduğu bir ülkenin tekparça olarak kalabilmesi şaşırtıcı.) 500, 200 ve 100 Rupiah, madeni para. Bunların bir yüzünde Endonezya ulusal simgesi olan söylenbilgisel (mitolojik) kuş Garuda var; öte yüzde, Endonezya’da yaşayan kuşlar. Rupiah’daki resimler şu soruyu akla getiriyor: Direnişçilerin parada resminin olması iyi bir uygulama mı? Direniş, alınabilir-satılabilir birşey midir? En kirli nesne olan parayı direnişle ilişkilendirmek ne derece doğru? Bu açıdan, paralarda belki de en pis insanlar olmalı. İnsanlar, parayı ceplerine koyarken lanet etmeli sözgelimi. Özellikle Bali’de, toprak sahiplerinin toprağı, Endonezya’nın diğer bölgelerine göre daha büyük. Bali, Hinduculuk’un çoğunluk dini olduğu, kast düzeninin yakın döneme dek sürdüğü bir bölge. EKP’liler (Endonezya Komünist Partisi) toprak ağalarına karşı savaşım verdikleri ve toprak reformu istedikleri için, 1965’te Hindu toprak ağaları ve
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 43 onların yardakçıları tarafından kılıçtan geçirildiler (Gezgin, 2009). O zamanın sayılarıyla nüfusun % 5’i ya da 80,000 kişi, Bali’de ‘komünist’ oldukları gerekçesiyle katledildi. Kimi yabancı araştırmacıların ve sanatçıların, Bali’yi sanatçıların yaşadığı bir huzur kenti ve bir kumsal cenneti olarak yavaş yavaş tanıtmasıyla, bölgenin tarıma dayalı tutumyapısı ağırlığını zamanla gezmenliğe (turizm) bıraktı. Bali, sanat yapıtları ve kahvesi ile ünlü. Ayrıca, konferans gezmenliğinin önemli bir uğrak noktası. Birçok bilimci ve siyasetçi, konferanslarını Bali’de düzenliyor. Balililer en az iki dil biliyor; Endonezce, Balice ve İngilizce. Balililer’in İngilizce düzeyi çok iyi. Gezmenlik, dinsel amaçlı yapılan Bali tören ve danslarını alsatçılaştırdı (ticarileştirdi). Öte yandan, 2002’deki bombalı saldırıda Bali’nin güzide kumsal bölgesi Kuta’da 202 kişi öldü. 2005’te de benzeri bir saldırı oldu. Yine de, dünyanın dört bir yanından gezmenlerin (turist) sığınağı, Bali. Bali sanatı da inancı da, Kamboçya’dakinin tersine, Hindistan’ın bir eşlemi (kopya) olmanın ötesinde. Sanatta da inançta da, Hint geleneği, Bali’nin yerel cancı (animist) gelenekleriyle kaynaşmış. Cancı gelenek, yani evrendeki herşeyin ruhunun olduğu inancı, Bali’de hala sürüyor. Her yer adaklarla dolu. Tütsüler, çiçekler, yiyecekler heryerde. Bir Endonez sözü, “din, denizden; gelenek, dağlardan” diyor. Uzaklardan gelen dinler, dağlardan gelen yerel geleneklerle içiçe geçmiş. Bu, yalnızca Hindular’da görülen bir durum değil. Endonezya’daki diğer tüm dinlerde benzer bir kaynaşma var. Örneğin, Muhammed’in doğumu için geçit töreni yapılmasına başka ülkelerde pek raslanmaz; ama Endonezya’da Muhammed’in doğumu, tam da böyle kutlanıyor. İnananlar, geçit töreniyle, sokaktakilere meyve-sebze sunuyorlar. Bali ise, Muhammedcilik’ten uzak. Bir tane bile cami yok görünürde. Kapalı kadın görmek neredeyse olanaksız. Oysa diğer birçok Endonez kentinde çokça kapalı kadın var. Endonezya izitlerinin (film) çoğu, açık saçık kapaklara sahip. Bali’nin en büyük izitçisinde (filmci) kapağında kapalı bir kız olan yalnızca bir izit vardı. Bali’deki ilk üç saatimizden izlenimler şöyle: İniş yaptıktan sonra, geçişlik (pasaport) ve görüldü (vize) denetiminin olduğu yerde, aralıksız olarak gamelan (geleneksel Endonez gökçesesi) çalması dikkatimizi çekiyor. Çalışanlara yazık; günboyu işkence çekiyorlar. Yalnız orada da değil, heryerde gamelan çalıyor. Gece 10’dan 1’e dek sürekli dolaşıyoruz: Yolda yirmiden fazla kez karı-kız, motosiklet, taksi ve uyuşturucu soruyorlar. Vietnam’da bile bu kadar değildi. Bize burası Bangkok’a göre daha ‘fuhuş’ dolu geliyor. Sokakların kimisi karanlık ve bir sürü boş genç ve bir sürü motosikletçi saatlerce sokakta bekliyor. Binlerce işsiz; motorcu, taksici heryerde. Aslında, saldırsalar, yabancı kendine gelene dek soyup soğana çevirirler. Ama böyle şeyler yaparlarsa uzun erimde gezmenlik gelirleri biter. Yine de ilk başta kaygılandırıcı geliyor insana. Ama Vietnamlılar denli yapışkan değiller. Tatlı dille “istemiyorum” deyince zorlamıyorlar. İnsanlar hep güler yüzlü. Sokakta dolaşmak, sokak insanlarıyla şakalaşıldığı sürece rahat. Gece tarifesi: “Karı, kokain, esrar, motosiklet, taksi ister misiniz?” Gündüz tarifesi: “Motosiklet, taksi, sörf vb. ister misiniz?” Bali’nin İngilizce sözdağarı şunlardan oluşuyor: “Taxi, motorbike, woman, young lady, surf, cocaine”. Dışarıda rahat oturulabilecek bir yer yok. “Vietnamlılar daha yapışkandı” sözümüzü geri almalı belki de. Ya peki polis nerede? Gezmen (turist) polisi geceleri kapalı!
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 44 Motosiklet, Vietnam’daki denli çok değil, yine de fazla. Arabayla yarı yarıya motosiklet var görebildiğimiz kadarıyla. Kimi motosikletlerin yanındaki çıkıntı, sörf tahtası koymak için. Bu, Vietnam’da ya da Türkiye’de olsa kesin kazaya yol açardı; çünkü motosiklet, iki katı yer kaplıyor bu durumda. Trafikte sörf yapıyor sörflü motosikletliler. Büyüksatımevinde çerezlerin çeşitliliği dikkat çekici; Hint baharatlarını ‘Bali baharatları’ diye sattıklarını sanıyoruz; oysa kısa bir inceleme, gerçekte, ‘Hint baharatı’ sandığımız birçok baharatın anayurdunun Endonez adaları (Maluku Adaları) olduğunu ortaya çıkarıyor. Bali’nin kara çayı tatsız; ama mango ve Cava yeşil çayı, bol bol içilesi. Dünyanın heryerinde, dinlencedeki insanları eğlendirmek için tüm seçenekler kullanılıyor. Bali’nin farkı ne olacaktı ki... Bali’de kumsal var, su parkı var; dünyanın dört bir yanındaki binlerce dinlence yerinde de aynısı. ‘Akıl sporu olan golf’ diye bir yazı görüyoruz; sanki akıldan geçmeyen etkinlik varmış gibi. İkicilik (dualism) neler söyletiyor insana... Bali’de her sporun her eğlencenin aracı-gereci kolaylıkla bulunuyor. Öte yandan, alışveriş merkezlerinde havalandırmadan üşüyüp de hastalanan orta ve üst sınıflar ile ter kokusu bir an olsun üstlerinden gitmeyen sokak insanları arasında açık bir karşıtlık var. Bu bağlamda “Bali’de hergün tatil” yazan t-gömlekler (t-shirt) dikkatimizi çekiyor. “Deliye hergün bayram” hesabı. Yapı işçilerine soralım cenneti. Kafesteki kuşa soralım cennet miymiş Bali. Arabaya koşulan atlara soralım bir de. İşçiye soralım asıl, cennet mi Bali. Zenginlere her yer cennet; yoksullara her yer cehennem. Zaten Filipinli bir şair bu soruları çoktan sormuş ve yanıtlamış: Benim Ülkem Cennet Değildir Mistır Cekıpsın “Ülkenizde cenneti bulduğumuzu söylemek, mantıksız olmaz.” –bir turist Yo, Mistır Cekıpsın, Söyleme bulduğunu Ülkemde cenneti, Çünkü kadınların hoş kokularının ardında Boynuna çiçekten kolye dolayan kadınların, Haliçlerin pis kokusu Boğuyor Tondo halkını; Çünkü halıların ve avizelerin ardında Seni rahat odana götüren halıların ve avizelerin, Acımasız yıkım var Paranake halkına sık sık uğrayan; Çünkü ziyafetlerin ardında Karnını tıka basa doyurduğun ziyafetlerin, Kıtlık saldırısı var Lupao’ya; Çünkü rondayaların ardında Seni göklere taşıyan rondayaların,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 45 Öldürüyor savaş, Sipalay halkını; Çünkü tüm o dergilerin ardında, Sana güzel tatil seçenekleri sunan, Kitapsızlığın kırbacı Zincire vuruyor okul çocuklarını; Çünkü erkek ve kız korolarının ardında Kalbini yerinden oynatan koroların, Kötülük var yabancı müşterilerde Ermita çocuklarında yara izi bırakan; Çünkü pahalı hapların ardında Ateşini düşüren hapların, Basit hastalıkların salgını var Ülkemin çocuklarını öldüren; Çünkü beyaz sahilin ardında Bronzlaşmanı sağlayan sahilin, Askeri üslerin yükü var Ülkemi özgürlükten yoksun bırakan. Bu yüzden yo Mistır Cekıpsın, Cennet deme ülkem için Kurutulmadıkça kökü adaletsizliğin. Romulo P. Baquiran, Jr. Filipinli şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin/ 27.06.2548, Bangkok (Gezgin, 2007a içinde) Herşeye karşın, gezmenevleri (otel) harika! Hepsi ayrı bir sanat yapıtı gibi. Gezmenevleri, çoğunlukla tahta oyması biçiminde. Sokaklar tertemiz. Burası kent olarak Vietnam kentlerinden kat kat güzel. Aşevleri çok geniş, çok hoş, yine geleneksel yapı yöntemleri kullanılmış. Bali’de çok fazla yabancı yaşadığından, yerli olmayan ekinler içiçe geçmiş durumda; ‘spagetti etkileri’ sık sık görülüyor: Örneğin, Bali’de ‘en büyük Japon lokantası’ yazısı, Rusça yazılmış. Havaalanının ve kumsalın girişinde, Hindu tapınaklarından eşlemlenmiş kabartmalı duraçlar (sütun) var. Az önce belirttiğimiz gibi, burası, Angkor Wat’ın tersine, Hint sanatıyla yerel gelenekleri birleştirip özgün bir bireşime ulaşmış (Angkor Wat için bkz. Gezgin, 2009). Bali’nin bir diğer olumlu özelliği, kumsalların kamuya açık oluşu; kumsalların lüks gezmenevleri tarafından gasp edilmemiş oluşu (İstanbul’un Anadolu yakasıyla (köşklerin tutsak ettiği kıyı) Avrupa yakası (balık tutulabilen kıyı) ayrımı gibi). Bali, küçük yer. Birkaç günde sıkılır insan. Ama bir hafta kafa dinlemek için birebir. Kumsal-okyanus sevenler için en ülküsel yer. Gezmenevleri, Hindu tapınağı gibi yapıldığı için ve çevrede irili ufaklı sayısız tapınak olduğundan, kimi zaman, hangisinin gezmenevi hangisinin tapınak olduğunu anlamak zor. Her yol, kumsala çıkıyor. Bizim gibi yüzmesini sevmeyen ama deniz kıyısında okumaktan/yazmaktan/düşünmekten/sohbet etmekten hoşlananlar için ülküsel yer. Yıkanmak istemeyen çocuklar olarak, elimizi, okyanus suyuna bir kez olsun sürmüyoruz.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 46 Yolda yürürken, onlarca kez, ‘transport’, ‘motorbike’, ‘taksi’ diye muhabbet etmek isteyenler oluyor, bakmıyoruz; kimisine, “benim de taksim var, biner misin?” diyoruz; gülüyorlar, selamlaşarak uzaklaşıyoruz. Birinde ise, “benim de helikopterim var” diye yanıt alıyoruz. Ama sonuncusu en özeli: Bize İngilizce olarak İngilizce konuşup konuşmadığımızı soruyor ortayaşlı bir adam. Sohbetimiz, sonrasında şöyle gelişiyor: Gezgin: İngilizce bilmiyorum, Türkçe biliyorum, benimle Türkçe konuşabilir misin? Balili: Ama bak İngilizce konuşuyorsun?! Gülüp selam verip uzaklaşırken ben, o, sürdürüyor: B: Bir dakika. Türkiye’den misin sen? G: Evet. B: Benim bildiğim Türkler var. G: Kimleri biliyorsun? B: Hakan Sukur, Hasan Sas. G: Ben onları sevmem. B: Bir de Celaluddin Rumi. G: A ne güzel! Onu severim işte. Ama kimileri onun için ‘İranlı’ der. Şiirlerini Farsça yazmış. Birçok meseli de Hint’ten alınma. B: Hadi ya! Anlayamadım. İranlı mı Hintli mi? G: Karışık işler. Çok karışmış toplumlar. B: Zaten İran’dan çok iyi insanlar çıkıyor. G: Evet, örneğin Ömer Hayyam. B: Onu bilmiyorum. Ben Ayetullah Humeyni’yi severim. G: Ben Hayyam’ı daha çok severim. Bulabilirsen bir oku. B: Bir de İmam Mehdi var. Gizemli. Bir görünüp bir kayboluyor. İşte Humeyni de İranlı. G: Ben Şeyh Bedreddin’i daha çok severim. Bilir misin Bedreddin’i? B: Şeyh Bedrüddin mi? Elbette. Bilmez miyim Bedrüddin’i... (Acaba başka biriyle mi karıştırıyor diye düşünüyorum; ama yo, doğrulayan bilgiler veriyor.) G: Ne biliyorsun Bedrüddin hakkında? B: Yoksulları, yetimleri gözetmiştir; yoksulun olmadığı bir dünya istemiştir. G: Hayret ya! Türkiye dışından birinin Bedrüddin’i bildiğine ilk kez tanık oluyorum. B: Bedrüddin, çok bilinen bir alimdir. G: Bedrüddin’i şunun için daha çok severim: “Cennet, öbür dünyada değil bu dünyadadır” demiştir. Yoksulluğun olmadığı bir dünya Cennet olur. (Onayladığını belirtir biçimde başını sallıyor; sürdürüyorum.) G: Sabahtan beri Bali’de dolaşıyorum. Binlerce insan sokaklarda uyukluyor; bir turist geçince, taksi, motosiklet, sörf vb. diye ayaklanıyorlar. Belki herbirine günde bir turist düşüyor. Diyelim Endonezya’nın %10’u işsiz. (Sözümü kesiyor.) B: Olur mu ya ‘%10’u’! (Sanıyorum ki “daha az” diyecek.) G: Örnek olsun diye bu sayı. B: Endonezya’da işsizlik %20’lerde kriz nedeniyle. (“Hah, tamam” deyip sürdürüyorum.) G: Şimdi bu hükümet, sokaklarda uyuklayan insanları çalışan mı sayıyor işsiz mi sayıyor? Çalışan sayıyorsa durum daha vahim.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 47 B: Peki bizim ada turuna katılmaz mısın? G: Ben buraya dinlenceye değil konferansa geldim. Konferansta toplum sorunlarını konuşacağız. Bugün boşum, ama sen beni tura götürsen ne olmuş olacak? Bu kadar yoksul insan varken, ben turda nasıl mutlu olabilirim ki... (Hak veriyor. Adımı soruyor, ‘Seyyah’ diyorum. Adına bakıyorum, ‘Matewan’. Buna benzer bir addı ama çıkartamadım; adını ‘Matewan’ izitinden (film) esinlenerek yazmaya karar verdim.) B: Aslında benim adım Muhammed Ali. “Turuna gelmeyeni Muhammed Ali Clay gibi dövüyor musun?” diyorum gülerek, vedalaşıyoruz. Sonradan, Endonezya tarihinde ‘Bedrüddin’ adında bir hükümdar olduğunu anımsıyoruz. Belki ‘Bedrüddin’ler karışmıştı ama yine de güzel bir sohbetti. Konferans başlıyor. Konu, Asya-Pasifik’te insanların yaşam niteliğini geliştirme yolları. Toplumdaki sorunları konuşuyoruz ama sokaktaki insan yok burada. Sonra konferans bir anda şıp diye kapanıyor. Sonuç ne? Asya-Pasifik’te yaşam niteliğini nasıl geliştireceğiz? Yanıt yok... Trışkadan toplumbilimciler işte; Amerikan havuççuluğuna (hegemonya) karşı çıkan bir kişi bile çıkmıyor. Bunların arasından çıkmayacaksa nereden çıkacak? Boynumuzdaki atkının Filistin’den olduğunu sanmışlar, oysa Kamboçya’dandı; yine de, Filistin atkısı sanmalarına içten içe seviniyoruz. Konferansta anadalga toplumbilimciler dışında kimse yok. Artık akademik toplumbilimden beklentilerimiz daha düşük olacak. Endonezya’da olan bir konferansta Amerikan karşıtlığı beklerken, zerresi bile yok ortada. Giriş ücreti ve diğer giderler fazla gelmiş olabilir muhaliflere. Zaten bu Endonez kalemleri de yazmamak üzere üretilmiş. Hangisine elimizi uzatsak yazmıyor. Yazar düşmanlığında son nokta! Kalem, süs oluyor. Değişim değeri var, kullanım değeri gitmiş. Endonezya’da yazarları sevmedikleri bir kez daha doğrulanıyor. İşte Endonezya’nın sevmediği, 15 yıl hapse, üstüne de 14 yıl ev hapsine tıktığı yazar Paramudya Ananta Tur’un çektikleri (‘Pramoedya Ananta Toer’ diye yazılıyor) (1925-2006), bu yazar düşmanlığının çok daha belirgin bir kanıtı. Bugün Paramudya’nın betiklerinin raflarda serbestçe yer bulabildiğini görebilmek ise güzel bir duygu. Yine de lanet olası Bali kalemleri yazmıyor! Kalemleri yazan bile ülkeye özlem duyuyoruz. Ülküsel ülke, düşünsel paylaşımların en yoğun olduğu ülke olmalı. Endonezya’da polisler bile güleryüzlü. Denpasar (Bali) Havaalanı, Bali denli sanatsal. Havaalanının her yanı resimler, kabartmalar ve yonutlarla dolu. Singapur Havaalanı ise, tersine, alışveriş ortamından başka birşey barındırmayan bir ucube. Zaten Singapur’da Singapur’a özgü hiçbirşey de yok. Vietnam havaalanları ise, hükümet yapıları gibi. Bali’nin havaalanı bile fark yaratıyor. Bali’de 55 bilgisayar sayfası kadar dipçe (not) almışız, sevindirici. Yazılacak bolca konu var. Endonezya’nın ömrümüzün geri kalanında sürekli bir esin kaynağı olacağını düşünüyoruz. Raslantı bu ya, Bali’de bir Kebap Sarayı olduğunu keşfediyoruz. İngilizce-Türkçe karışık yemekçede (menü) özlemi duyulan Türkiye yemeklerini yedikten sonra nargile tüttürüyoruz akşamları; sanki Sultanahmet’teyiz, ya da Tophane’de ya da Mersin’de... Eski şiirler geliyor aklımıza ve böyle veda ediyoruz Bali’ye...
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 48 Me, Anneli and the Nargile -To the memory of Palestinian poet Mahmoud Darwish and his Rita- The fact is hard to admit: There is a water pipe between us... When I take a deep breath, I see what Anneli does... The train moves slowly, hardly... Taking another breath and not letting out... Now she’s just inside me, Union of water pipe, me, and Anneli... I see the bubbles on the water side, Nobody sees what happens in me, She’s dancing while singing something Why am I the only one to see?.. No, no, it’s OK, noone should see her, Except my eyes which I can’t spare... It’s just a blow of mystery, That is flowing from her blond hair... I sometimes think she would disappear, In the labyrinths of my inner sphere, In contrast, on some other days, I scare of losing myself in her... That’s the way my story goes, That smell knows no limit... Where she lives now who knows, If she doesn’t wander in my spirit?.. Between me and Anneli -that’s true- There is a water pipe still hot, fresh... If she takes a single sip by the pipe, Maybe she would come here -soul, bond and flesh- The name she has forgotten was my name, ‘Uli’... The name I couldn’t forget is hers -‘Anneli’... Ulas Basar Gezgin/ 05.05.2002/ Ankara, on the Istanbul train (Gezgin, 2007b)
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 49 ME, MERSIN AND THE NARGILE Am looking for an answer, while inhaling the smoke: Why one should exist somewhere, but not anywhere apart... Look at something, you’re at somewhere; no change even if you walk... Harbour is the same harbour, courtyard is the same courtyard... Poor children try to fish, using some bread to deceive... Fish is Mediterranean here, even they like cereal a lot... But the bread is too heavy, their tools primitive... Those tools are traitors, boys don’t have a lead nor a boat... That fish is a prisoner, both at sea and on the land... Human beings are beings, they exist somewhere, have no way... At sea, at shore, at forests, they are everywhere so sad That they wait for a ship, hopelessly at the lost bay... If I exist, I exist; but I exist at somewhere, If I exist, I exist; but I exist in some time... Mosquitos... They too exist... Today, tomorrow, here and there; Though they don’t understand the music, the elegant rhyme... Music has an end, mosquitos would not be butterflies... Fisher boys would catch me in end, this would be my last breath. I’ll learn how land looks like, my last school... Yes it was... When the boy will find a lead, I will be deceived by bread... The fire died out... Waterpipe would not talk much anymore. Me, human, mosquito or fish, we exist somewhere –not apart... The ship would not come here, I had the premonition long before... Ulas Basar Gezgin / 02.10.2002/ Mersin (Gezgin, 2002) BEN, MERSİN VE NARGİLE Bir yanıt arıyorum, çekerken dumanı içime: Niye bir yerde varolmalı kişi, başka yerde değil ama... Bak bir şeye, bir yerdesin; değişmez yürüsen de... Liman, aynı limandır; aynı avlu, avlu da...
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 50 Balık tutmaya çalışıyor yoksul çocuklar, kandırmak için, kancada ekmek... Balık Akdenizli burada, hububat severler onlar bile... Ama ekmek çok ağır... Takım taklavat ilkel, başkaları gerek... Takım taklavat hain, ne kurşun ne kayık elde... Bir mahkûmdur o balık, hem suda hem karada... İnsansoyu bir varlık, bir yerde var, yok yolu... Her yerde üzgün onlar, suda, kıyıda, ormanda, Öyle ki bekliyor koyda, umutsuzca vapuru... Ben var isem, varım ben; bir yerde varım ama... Ben var isem, varım ama, bir çağda varım ben... Sinekler... Onlar da var... Bugün, yarın, or’da bur’da; Anlamasalar da onlar hoş uyaktan, müzikten... Sonu var müziğin ve sinekler, kelebek olmayacak... Son nefes bu olacak, yakalayacaklar beni öylece. Öğreneceğim neye benzer o kara... Son okulum olacak... Buldu mu çocuklar kurşun, kanacağım ekmeğe... Söndü ateş... Konuşmaz daha fazla nargile. Ben, insan, sinek ya da balık, varız, başka yerde değil... O gemi gelmeyecek, anlamıştım çok önce... Ulaş Başar Gezgin/ 02.10.2002/ Mersin (Gezgin, 2002) İlgilisine Kaynak Gezgin, U. B. (2009). Kamboçya gezi notları, 27 Ocak-1 Şubat 2009. İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 193 (Şubat-Mart 2009). http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi193/ulas.basar.gezgin_193.html Gezgin, U. B. (2007a). Asya yazıları. İzmir: Ara-lık Yayınevi. http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=C84V6SORQY4Y6K2QTXEF http://asyayazilari.blogcu.com Gezgin, U. B. (2007b). On A Tablet – English Poems by Ulas Basar Gezgin. Lulu. http://www.lulu.com/content/1053767 Gezgin, U. B. (2002). Me, Mersin and the Nargile. Anafilya Dergisi, Kasım 2002, sayı 17, s.22. http://www.anafilya.org/go.php?go=7d2b11016003a
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 51
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 52 OKYANİSTAN DESTANI Ulaş Başar Gezgin, 2009 I “Badem Gözlüm Beni Unut”ma Uzaklaşan Kıyılarda Dün gece, Balinaların sırtındaki zıpkınlarla yaralandık seninle. Işıl ışıldı badem gözlerin, Ellerinde Japon balıkçısının ağları Selam söyledik Nazım Hikmet’e... Dün gece olmasa da, çocukluk günlerinde, -Bana öyle dedin- Çokça balina-burger yemiştin. İrkildin, söylediğimde sana Gemisi batmışların Ruhlarını taşıdıklarını balıkların. Ve bilmezdin, biliyorsun şimdi ama; Sığınağıdır balinalar, tüm ölmüş şairlerin. Nasıl ki zıpkınlarlar balinaları, ne için? Kâr için, para için, güzellik adına ne varsa yoketmek için. Zıpkınlarlar şairleri de, Pazarlaşmaya bir küçük direniş bile kalmasın diye... Sanırsın ki hapistir balinalar içinde şairler. Yo, tersine! Korur şairleri o güzel bedenler. Dar etmişler kentleri şairlere, asansörlerle, gökdelenlerle; “Ölsem de kurtulsam” diyen şairler, buluşmuşlar balina kalplerinde. Yesenin, Zafer Ekin, Soysal Ekinci, Mayakovski, hepsi birlikte... Dün gece, Yürüdük kumlarda Paytak paytak, birbirimize tutuna tutuna, Bata çıka. Dün gece olmasa da, kumdan kalelerimizi, Dalgalara gelmeden daha, Yıktılar otel dikmek için ve alışveriş merkezleri. Kumlar, deniz canlılarının cesetlerini taşıdığına göre, Bir deniz mezarlığı sayılmalı tüm yapılar ve elbette, Alışveriş merkezleri de...
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 53 Bundandır sevmezler şairler, alışverişi; Ve bundandır, cıstak cıstak müziklere inat, Dükkanlardan ötelere şarkı söyleyişleri. Neyin şarkısı? Şarkıların şarkısı, denizin şarkısı, Şarkı denizinden şarkılar, Deniz üstüne hep deniz üstüne hep deniz hep deniz üstüne. Şairler, Alışveriş merkezlerinde yas elbiseleri giyerler. Dün gece, Okyanus kıyısında idi masamız. Bir o yana bir bu yana titrerken mum alevi, Söyle bana, balık mı yemiştik? Ne yamyamlık! İnsan yemek gibi birşey, Balık yemek, deniz insanı için. Bunun intikamını alıyor işte köpekbalıkları, piranalar. Son basın bildirilerine göre, Kör şiddetten yana değiller onlar. Köpekbalıkları, piranalar, Kendilerini savunuyorlar. Yalnız kendilerini değil, Tüm denizdeşleri koruyorlar. Dün gece, -Bak dalga sesleri hâlâ kulaklarımızda- Avcunu açmıştın bana. Yarım bir hazine haritasıydı avcun; Tamamlandı harita; Koyduğumda avcumu, avcunun yanına. Bu, nasıl bir hazine? Hazine Adası nere? Aaa! Bak bir bilet bu, Okyanus Ülkesi’ne!? Sanmam ki para geçsin Okyanus Ülkesi’nde. Belki de Or’da yaşıyordur ölmüş şairler, Gel! Dalgalarda kulaç atalım seninle! Bulalım Okyanistan’ı! Yaşayalım orada birlikte! Raslantı olamaz bu! Bir harita çıkıyor birleştirince avcunla avcumu! Savurdu tsunami sonra, bizi okyanusa. Kumlara gömüldü mum ışıklı masa. Silindi kumlara yazılan tüm yazılar. Sulara savruldu masadaki balıklar. Çoktan ölmüş olsalar da onlar, Ölü bedenlerinin okyanusa karışmasından,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 54 Memnun olmuş olmalılar! Boş tabaklar, boş kadehler kaldı o geceden, Bir de erimiş mumlar. Kimbilir kimler içecek bu kadehlerden, kimler sevdalanacak. Ama mumlar, Yeniden gelmeyecek işte onlar. Mum muyuz kadeh miyiz sen ve ben, neyiz biz? Beklemediğin bir balıkçı dönecek, beklediğin iskeleden. Sen uzaklara bakıp yakınları düşünürken. Izgarada balıklar. Daha çok eğecekler boyunlarını okyanusa doğru, tüm o ağaçlar. Karalarda kavuşmamız mümkün olmadıysa da, Denizler kucak açacak bize, bir olmaklığımıza. Kavuşamadık, mümkün değil, kavuşamadık Denizsuyundan kurumuş karalarda. Gel bu nedenle diyorum gel, Birleştirsin ellerimizi sualtı dünyası. Ve vazgeçelim insanlığımızdan Ben bir deniz adamı, sen bir deniz kızı, Yaşayalım kuyruklarımız birbirine dolaşık, yaşayalım sularda. Kemikli ama sensiz yaşamdan daha iyidir elbet Kılçıklı ve senli yaşam. Ve dökülelim sulara pul pul, geldiğinde zamanı. Ve karaya vuralım seninle, tepki göstermek için haramilere. Yaşayacak tek bir yer bile bırakmadılar onlar karada, Paylaştılar kanlı savaşlarında Göğün altında ne varsa. Alınır satılır oldu herşey Saçındaki çiçek bile Bitimsiz uzanan kıyılar da. İşte bundan diyorum bundan, Açılalım, açılalım okyanuslara! Dalgalara karıştı suların şırıltısı. Düştü çoktan, saçlarındaki çiçekse. Bir bulut içinde kaldık tarih ve coğrafya defterlerinde. “Beni unut badem gözlüm”. Hayır unutma! Nuh’un gemisi olsun bedenim sana! Nuh’un gemisi olsun bedenin bana! Yaralanmış balıklar Hastaneye kaldırılmazlar. Kaldırılmaz cenazesi
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 55 Ölmüş balıkların da... Karışsın bedenlerimiz, Kılçıklarımız, Yüzgeçlerimiz, Solungaçlarımız, Kuyruklarımız, Pullarımız! Karışsın sulara ‘Biz’ olan ne varsa! Islak bir yaşam olsun bizimkisi, Ölüm olsun kurulanmak bize, Kurulamayalım, bir kez olsun kurulamayalım Benliğimizi, bizliğimizi. Bir ada beliriyor uzaklarda Bir yeraltı yanardağı ağzında kocaman bir ada Bu ada, karışacak belki yeniden sulara. Biz de öyle, evet! Ama anlatılacak öykümüz Kulaktan kulağa Kuşaktan kuşağa Balıktan balığa Balıktan balıkçıya... Bunca varlık anımsayacakken bizi, “Badem gözlüm, beni unut”ma Uzaklaşan kıyılarda... Ulaş Başar Gezgin 15 Haziran 2009, Bali, Endonezya 28 Haziran 2009, Ho Çi Min Kenti, Vietnam Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=695&Itemid=32 E-posta: ulas@teori.org (*) “Badem gözlüm beni unut” sözü, Nazım Hikmet’in ‘Japon Balıkçısı’ şiirinden bir dizedir. Bu Gezgin şiirinin bir diğer esin kaynağı, Ünol Büyükgönenç’in aynı adlı şarkısıdır. Şuradan dinlenebilir: http://www.youtube.com/watch?v=C6XR- dakBsk&feature=related
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 56 The Social Consequences of Environmental Degradation in Vietnam: A Country-level and City-level Pollution Haven Analysis Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, RMIT University, Ho Chi Minh City, Vietnam Postal Address: RMIT International University Vietnam 702 Nguyen Van Linh Boulevard Tan Phong Ward, District 7 Ho Chi Minh City, Viet Nam Mobile Phone: + 84 908 374 072 E-mail: ulas.gezgin@rmit.edu.vn Abstract Environmental degradation has costs for some and benefits for others. Furthermore, the costs are differentially distributed across the society. This paper discusses the patterns of environmental degradation in provincial and rural areas vs. urban areas, and the recent environmental consciousness that is yet to be full-fledged to cure the environmental problems of Vietnam. The discussion is incorporated into the notion of ‘pollution havens’ (the idea that high-income countries move their ‘dirty’ industries to low-income countries and that leads to environmental degradation in low-income countries) in environmental economics at a country level and city level, unlike the emphasis of the main currents of pollution haven research on global scale only. The paper provides suggestions for policymakers, as a study of social problems goes in tandem with ideas on solutions.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 57 1. Introduction It is known that pollution is associated with low quality of life and low life satisfaction (MacKerron & Mourato, in press). However, at least in the early stages of economic growth, a positive relationship between GDP and pollution is observed. In the case of East Asia, this relationship is also entangled with globalization and trade policies. According to Muradian (2004), there exist 4 hypotheses on the relation between globalization and environment: the pollution havens (that high income countries use low income countries for their ‘dirty’ industries, as low income countries have generally looser environmental regulations (Kukla-Gryz, in press)), the race to the bottom (that competition by the low income countries which have low environmental and work standards deteriorates the standards of the high income countries), global upward convergence (that globalization improves economic and social conditions of the globe) and the environmental Kuznets curve (that in the first stages of economic growth, pollution is common; but after a period of economic growth, pollution is declining). Muradian (2004) thinks that none of them are totally correct. Kukla-Gryz (in press) states that, structurally speaking, a move from agriculture to industry increases pollution while the consequent move from industry to service decreases it. If this idea is applied to Vietnam, the picture is the following: The structural change led to pollution, and the slow move from industry to service is yet to exhibit positive effects over the environment, as the latter in Vietnam is slow and environmental resources are not quickly renewable. Natural recycling can’t catch up the pace of economic development in Vietnam. Secondly, since the comparative advantage of Vietnamese economy appears to be cheap labor, industry is and will be the most important engine of the economy and thus, a move to service industries that will be beneficial to environment is highly unlikely. In this vein, Bertinelli, Strobl & Zou (2008) criticizes the models that explore the link between pollution and economic growth since they ignore the nature’s self-regeneration capacity. When Vietnam will move towards a
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 58 greener energy, it might be too late for the environment; since most of the natural resources are nonrenewable and there is no way to resuscitate urban and rural poor who died or harmed due to pollution. As in all environmental degradation cases, the major distinction between a biocentric/ecocentric approach vs. anthropocentric approach (cf. Bazin, 2009) is applicable to the pollution problem of Vietnam. From a biocentric/ecocentric perspective, the aim is conserving the nature and not disrupting the natural cycles; while from an anthropocentric approach, the priority is the concern for human beings. By the second perspective, nature can be sacrificed as long as this move contributes to people’s well- being. However, if the latter approach would be adopted, the problem is whose stake would be considered. It is not only that profit motive clashes with citizens’ health, the unemployment problem takes the scene: Dirty companies are providing jobs for people. A major contradiction about polluting firms in rural provinces arises from the fact that the villagers either sell their crops as raw materials for the factory or they themselves are workers of the factory. The regulatory fines for pollution or the shutdown of the factory affects them negatively as they lose their main customers or their jobs. Thus rural people are pressed by two evils: Pollution that leads to cancer-related deaths vs. job loss and/or unemployment (cf. Viet Nam News, 2008a). This unemployment vs. pollution dilemma is only partially applicable to urban areas since there are many job opportunities other than the polluting factories. Urbanites may work in other jobs tough they are affected by polluting factories. This is not a possibility for villagers.1 Vennemo et al (2008) tests 3 hypotheses with regard to China’s accession to WTO (since Vietnam is a recent member of WTO just like China, this study has reverberations for Vietnam): 1) The scale hypothesis which states that pollution has increased due to economic growth, 2) The technique hypothesis which states that there is a trend towards cleaner technologies, 1 The newspapers reported exactly the same dilemma for a tiny Romanian town (Rodina, 2009).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 59 3) The composition hypothesis which states that pollution reflects the new composition of Chinese economy. Pollution haven and pollution halo hypotheses are pessimistic and optimistic versions of the composition hypothesis respectively. The former proposes that dirty industries will dominate the market, while the latter proposes the opposite (Vennemo et al, 2008).2 Though some studies investigate technical effect or pollution halo effect in contrast to pollution haven hypothesis, Cole, Elliott & Strobl (2008) warns that it may be the other way around: Low income countries are more tolerant for foreign firms with environmentally inferior technologies compared to high income countries. Low environmental regulations turn out to be the comparative advantage of the low income countries. In contrast, Vennemo et al (2008) finds that China’s WTO-accession reduced air pollution in China since another comparative advantage of low income countries is labor-intensive industries and cheap labor. Vennemo et al (2008) assumes that labor- intensive industries are less polluting. Eg textile industry is less polluting for air. However the same textile industry is a major pollutant of water, being the third after pulp and paper, and chemicals. Thus, Vennemo et al (2008) does not totally support technical effect hypothesis (or pollution halo effect). At a public policy level, Pautrel (in press) discusses the notion of generational turnover effect to promote environmental regulations. A cold-blooded analysis would show that deaths due to pollution would decrease consumption, since the newborns that would demographically replace deceased elderlies will have a lower level of consumption. Thus, as a factor that limits consumption, pollution stifles growth. As to commercial pollution, Bazin (2009) proposes corporate social responsibility (CSR) to protect the environment. This is definitely applicable to Vietnam as well. However, three problems associated with CSR are the following: First, CSR is abused by many companies as a promotion and marketing strategy and not endorsed for environmental 2 Pollution halo hypothesis is more or less similar to global upward convergence hypothesis spelled out in the beginning of this paper.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 60 values per se. Second, CSR does not work unless the environmental regulations are consistent with ecological values. Third, in the age of profit-maximization and rapid growth in Vietnam, environmental responsibility seems to be a detractor for dollar- stained eyes. Suzuki & Iwasa (in press) emphasizes the significance of social pressure (ie setting behavioral norms for environmental conservation) in this context. Thus, in addition to regulation, social norms should be reset to support environmental conservation. This can be done by environmental campaigns that have tangible deliverables unlike the current ones which focus on cleaning the streets etc. by volunteer effort. Besides commercial pollution, the pollution due to household consumption is a non- negligible factor for environmental degradation. Van Den Bergh (in press) focused on three facets of household pollution: Energy use, generation of waste and water use. Thus, sustainable consumption needs to be promoted. Van Den Bergh (in press) lists 5 factors that affect sustainable consumption in a statistically significant way: Perception of the ease of switching to green power, trust in supplier of green electricity, level of knowledge about alternatives to generate green power, membership of environmental associations, willingness to pay a premium for green power. These factors seem to be luxurious for poor majority in Vietnam. Nowadays, on newspapers, a fine tuning of the pollution haven or the race to the bottom proposal resurfaces: American industries complain that Chinese products are at advantage due to lax environmental regulations in China. The main proposal is to add an environmental tax to the prices of products from low-income countries, especially China and India. Of course, this is not welcomed by Chinese and Indian governments. They suggested that this was a form of protectionism disguised in the name of environmentalism (Thanh Nien Daily, 2009a; Viet Nam News, 2009a; Viet Nam News, 2009b). In the opposite direction, ie towards pollution halo proposals, some firms in Asia especially in textile industry go green to meet the consumer demand specific to eco-
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 61 friendly products as well as European higher environmental standards (Rosemberg, 2009).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 62 2. Problem Statement In this study, we suggest an ‘internal pollution haven hypothesis’ where dirty industries of Vietnam move to provincial and rural areas, and the news coverage for pollution in those areas is limited. Based on this, we suggest that multiple environmental Kuznets curves exist within each country. Since the major cities grow faster than rural areas, there may be attempts in cities to fight against pollution after a certain point in economic growth, however this fight is minimal in provincial and rural areas. As a result, in the near future we expect that the provincial and rural areas will be dirtier than urban areas. Secondly, we investigate the effect of pollution on poor majority. In this study, unlike studies we discussed in Introduction, no statistical simulation model is used, since the numerical data on Vietnam is limited. Instead, news on pollution in Vietnam are utilized for discussion and suggestions.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 63 3. Discussion Vietnam has the third highest number of motorbikes after China and India on world ranking. Cars and motorbikes are estimated to contribute 70-80% of air pollution in Vietnam (Thanh Nien Daily, 2009b; Tien, 2009; Xuan, 2009). With an 86 million population, more than 24 million motorbikes are registered (Tien, 2009). More than 4 million out of more than 24 million are registered in Ho Chi Minh City (Tien, 2009) and 2 million motorbikes are registered in Hanoi (Viet Nam News, 2009c).3 Recently, enforcement of motorbike emissions test is proposed in Vietnam (Xuan, 2009). It is proposed that motorbikes of worst emissions would be banned until they would be modified pro-environmentally. However Nguyen (2009) points out that “the oldest motorbikes that produce the worst emissions are driven by poor people” (Nguyen, 2009a). This is another case for how pollution is class-structured. The ultimate solution for air pollution in Vietnam, in that sense, is improving the almost nonexistent public transportation system. It is quite difficult to understand why the public transportation system has not been improved so far, in a country with a central-planning heritage. Vedan, a Taiwanese monosodium glutamate producer located in Dong Nai polluted Thi Vai River since 1994 by concealed underground pipes dumping its waste to the river. More than 2000 (fish, seafood and land) farmers were adversely affected by Vedan’s wastewater in Dong Nai (Viet Nam News, 2009d). Another Vedan factory in Ha Tinh Province was closed on April 2009, since it was dumping the wastewater to Rao Tro River (Viet Nam News, 2009e; Viet Nam News, 2009f; Vu, 2009a; Vu, 2009b). Recently, Vedan (Dong Nai) offered $ 1.1 million compensation for (fish, seafood and land) farmers whose farms were devastated due to the untreated wastewaters, but this is only one tenth of the losses of the farmers (Thanh Nien Daily, 2009c; Viet Nam News, 2009g). Actually Vedan is only one of the 1000 companies on the banks of Thi Vai River in Dong Nai that are dumping their untreated wastewater to the river (Viet Nam News, 3 Another contributer to the air pollution in Ho Chi Minh City and Hanoi is dust from construction sites which multiply by economic growth. No data is available about this pollutant.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 64 2009h).4 Another problem is the fact that the inspectors need to inform the factory beforehand (Viet Nam News, 2009h). This spares enough time for factories to hide their environmental violations in some of the cases. Thus the regulations need to be revised. However, keeping in mind that corruption is common in Vietnam due to various reasons (see Gezgin, 2009), the probability of implementing the pro-environmental programs and regulations are low. Deforestation of Central Vietnam and southern provinces, in some cases, is by the hand of the officials that are supposed to protect the forests (Thanh Nien Daily, 2009d; Tran, 2009a). Sacking the officials does not solve the problem, as one intake of officials are replaced by another intake that resembles the previous ones in terms of life values and financial difficulty. In other cases, the officials are criticized to be slow in responding to complaints about polluter factories. For instance, it took 14 long years to convince the officials that there is sufficient and obvious evidence that Vedan was polluting the river (Duc & Ha, 2009; Thanh Nien Daily, 2009e). In a similar publicized case, a resort developer company stole 49 (some reports say 25) public trees from the streets and planted them to their own resort in Phu Yen Province. Despite of many complaints by the residents, the company is not punished, the case is hushed up. Of course, this leads to suspicion of corruption and bribery. The complaining residents are threatened by company employees (An, 2009a; Thanh Nien Daily, 2009f; Thanh Nien Daily, 2009g; Thanh Nien Daily, 2009h). The punishment is less than the cost of wastewater treatment system. The former costs tens of millions of dong while the latter costs billions of dong (Viet Nam News, 2009k). The maximum pollution fine is VND 70 million (less than $ 4,000). In 2008, 87 out of 112 enterprises in Hanoi were fined a total of VND 307 million (less than $18,000), as they violated the environmental regulations. This does not deter the companies from polluting, and paying fine, if they are detected (Viet Nam News, 2009l). In that sense, from a cost-benefit perspective, discharging the untreated wastewater is more profitable for the companies. Thus, the fines should be increased to the level of the cost of wastewater treatment systems. 4 Not only factories but also hotels and hospitals have been caught polluting the environment by untreated wastewater (Viet Nam News, 2008b). Only a few of Hanoi hospitals and hotels have wastewater treatment facilities (Viet Nam News, 2009i; Viet Nam News, 2009j).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 65 At least two companies –one, Taiwanese; and other, a joint venture with a Canadian company- that are polluting the rivers threatened the authorities to shut down their factories, if the authorities press on the environmental regulations (Ho, 2009; Nguyen, 2009b). Thus it seems it is likely that at least some of the investors prefer Vietnam just because the environmental regulations are still loose. Two more cases for internal pollution haven proposal may be the following: A tapioca starch plant polluted the Giang river in Nghe An Province and suspended (Viet Nam News, 2009m); and fish die in La Nga River of Dong Nai due to wastewater from sugarcanes companies (Viet Nam News, 2009n). Tougher measures proposed are suspension or cutting the power or water supply of the polluting factories (Viet Nam News, 2009o). Another indication of internal pollution haven proposal may be the fact that less space is dedicated on newspapers and other mass media for environmental degradation in provinces, compared to pollution in Hanoi and Ho Chi Minh City. Since loose environmental regulations will be the comparative advantage of the provincial and rural areas, the pay-off for those areas will get worse and worse. Vietnam’s GDP per capita is $960 while that of Ho Chi Minh City is $2,500 (Viet Nam News, 2009p). Considering environmental Kuznets curve, we would expect more pollution in Ho Chi Minh City compared to other provinces at that stage. However, if internal pollution haven proposal is correct, we would expect more pollution in rural areas, as urban areas would move their dirty industries to other provinces. That dirty industries in Hanoi are ordered to be relocated to other provinces can be considered as an evidence for internal pollution haven proposal, although officials state that all factories are subject to the same environmental standards regardless of whether they are being relocated or not (Viet Nam News, 2009q). Another less prominent environmental problem in Vietnam –and this lower prominence can be easily related to internal pollution haven proposal again- is the environmental degradation due to mines. Like China, the mining technology is outdated in terms of both environmental and health concerns (Thanh Nien Daily, 2009i). Mining activities lead to
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 66 deforestation, water pollution, air pollution and land erosion (Quang & Hua, 2009; 2009j). Air pollution and deforestation definitely decrease the life expectancy of the villagers (Dinh, 2009; Thanh Nien Daily, 2009k). The major contributor to deforestation is the logging mafia. Rangers are attacked by illegal loggers in central provinces (Tran, 2009b; Tran, 2009c; Viet Nam News, 2009r). In this vein, along with water pollution, another problem is the low quality of tap water in Vietnam. It is detrimental to health, and the poor majority boils and drinks it. A raise in water price is suggested to provide funding for water treatment infrastructure (Viet Nam News, 2009s). The effect of water pollution over GDP is more direct compared to that of air pollution: Kilotonnes of seafood and fish died due to pollution in Vietnam (Hoang, 2009; Van, 2009). Not only that, water pollution set the gains in poverty rate in Vietnam back; as the villagers losing their crops, seafood and fishing revenues are back to poverty. Maybe the most significant, but understudied environmental problem in Vietnam is record-high levels of flooding and high tides believed to be due to the climate change (Thanh Nien Daily, 2009l). It is expected that by the turn of the next century as much as 10% of GDP will be lost due to increasing temperatures and rising sea levels in Vietnam as a result of climate change (An, 2009b; Viet Nam News, 2009t). Let us note that 22 people died in Hanoi on November 2008 due to flooding. Finally, a major concern is plastic bag use. Recently, a plastic bag tax was proposed in Vietnam (Viet Nam News, 2009u). Furthermore, collection and recycling costs will be passed over to the producers. 50 tonnes of plastic bags are estimated to be used in Ho Chi Minh City per day. That means 10 million bags are thrown away per 6.65 million city residents per day (Nguyen, 2009c). Not long time ago, goods in the market were used to be packed in newspapers and banana leaves in Vietnam (Nguyen, 2009c). Installing surveillance cameras at illegal dumping sites is proposed as a solution to avoid the piles
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 67 of rubbish in the midst of the cities (Thanh Nien Daily, 2009m). This can also be related to internal pollution haven proposal, as the priority is always given to urban pollution.5 5 Another environmental problem in Vietnam is the extinction of rare species due to illegal wildlife trafficking (Quang, 2009; Thanh, 2009; Viet Nam News, 2009v; Viet Nam News, 2009w), but this is out of the coverage of this paper.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 68 4. Conclusion Where are we on the Kuznets curve in Vietnam? As stated in Section 2 above, our proposal is the following: There are multiple Kuznets curves in a country. The current increase in number of news related to pollution on Vietnamese newspapers may be a sign of moving towards the top point of the curve. But this is unlikely for provincial and rural areas. Since people of high income are less affected by pollution in Vietnam, economic growth is unfair twice. The air pollution and traffic accidents are the most obvious cases for that point: The majority is poor, and poor drives motorbike rather than car and they can’t afford taxis. Thus deaths due to air pollution is the burden of poor, and the majority of the traffic accidents involve motorbikes, which is the basic vehicle of transport for poor along with bicycles and electric bicycles. The short term solution is improving the quality of public transportation and expanding the coverage. The long term solution requires a reassessment of the economic growth model.6 As stated above, tap water is dangerous in Vietnam, but the poor majority who can’t afford clean drinking water boils the tap water and drinks it. Water pollution, due to the ultimately destructive profit motive of foreign and local companies accompanied with officials that turn a blind eye, or that directly reap the benefits of environmental degradation, and accompanied with lax environmental regulations, led to kilotonnes of losses for seafood, fish and land farmers. They are back to poverty. However, government and officials are not the only ones to blame: The poor majority is victim and perpetrator at the same time. Black water flows through the canals of Ho Chi Minh City in residential areas. Littering is common in Vietnam.7 Environmental 6 Growth fetishism should be reconsidered (see Gezgin, 2008). 7 To balance the location of the cases, let us provide another example from Da Lat: The pollution in Da Lat and Da Lat’s famous lake in the city center can’t be due to industrial pollution, since factories are quite rare in Da Lat as a rural city. The pollution of the lake is mainly due to the waste of passer-bys and households. Anti-pollution measures are yet to come to Da Lat though local administration collected water samples to detect the sources of pollution (cf. Thanh Nien Daily, 2008a; Thanh Nien Daily, 2008b).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 69 awareness campaigns are indispensable. This year, Vietnamese widely participated to the Earth Hour campaign, but as a simple energy-saving event, it was far from raising awareness for pollution. Besides, Earth Hour campaign, No-Plastic-Bags Day and No- Motorbikes-No-Cars-Day can be promoted. Pollution data for Vietnam should be rigorously collected for research and policy action. Unfortunately, until now, only anectodal evidence exists for the link between health and pollution in Vietnam. For instance, it is reported that 70% of all deaths in Hai Phong (a northern city) are due to cancer as a consequence of pollution, after the recent dirty industrialization (Thanh Nien Daily, 2008c, p.4; Thanh Nien Daily, 2008d). More data will lead to higher levels of awareness.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 70 5. Bibliography An, N. (2009a). Tree-stealing firm unpunished, official suspects ‘special’ relationship. Thanh Nien Daily, 17 February, p.3. An, D. (2009b). Netherlands to help with climate change impacts. Thanh Nien Daily, 2 March, p.4 Bazin, D. (2009). What exactly is corporate responsibility towards nature?: Ecological responsibility or management of nature? A pluridisciplinary standpoint. Ecological Economics, 68, 634-642. Bertinelli, L., Strobl, E. & Zou, B. (2008). Economic development and environmental quality: A reassessment in light of nature’s self-regeneration capacity. Ecological Economics, 66, 371-378. Dinh, P. (2009). Fortune and misfortune in the rocky hills, Thanh Nien Daily. 3 April, p.5. Duc, T. & Ha, M. (2009). Officials ignore plight of the dispossessed. Thanh Nien Daily, 25 February, p.5. Gezgin, U. B. (2009). Vietnam & Asia in flux, 2008: Economy, tourism, corruption, education and ASEAN regional integration in Vietnam and Asia. Darmstadt: H@vuz Publications. <http://www.dergi.havuz.de/001-OCAK-SUBAT-2009/ulas-basar-gezgin.html> Gezgin, U. B. (2008). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (58): Buyume fetisciligine karsi [This Week at Asia-Pasific(58): Against growth fetishism]. Evrensel Newspaper, Evrensel
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 71 Hayat Supplement, 219, 14 September 2008. <http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=37307> Ho, T. (2009). River polluter refuses to obey authorities, threatens closure. Thanh Nien Daily, 10 January, p.2. Hoang, T. (2009). Farmers demand money from polluters for killing their fish. Thanh Nien Daily, 11 February, p.3. Kukla-Gryz, A. (in press). Economic growth, international trade and air pollution: A decomposition analyses. Ecological Economics. MacKerron, G. & Mourato, S. (in press). Life satisfaction and air quality in London. Ecological Economics. Muradian, R. (2004). Economic globalization and the environment. International Society for Ecological Economics Internet Encyclopedia of Ecological Economics. viewed 13 December 2008, <www.ecoeco.org/pdf/globalisation_environment.pdf>. Nguyen D. H. (2009a). Motorbike emission tests should obtain public confidence. 11 April, Thanh Nien Daily, p.3. Nguyen, L. (2009b). Taiwanese firm threatens to pull out if license changed, Thanh Nien Daily. 11 March, p.5. Nguyen, T. (2009c). Plastic bags choking Ho Chi Minh City. Thanh Nien Daily, 19 March, p.5. Pautrel, X. (in press). Pollution and life expectancy: How environmental policy can promote growth. Ecological Economics.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 72 Quang, D & Hua, X.H. (2009). Precious metal wreaks havoc on priceless environment. Thanh Nien Daily, 30 March, p.3. Quang, T. (2009). Wild meat trade and eateries flourish unchecked in city. Thanh Nien Daily. 11 March, p.4. Rodina, M. (2009). Romanian town prefers pollution to lost jobs. Viet Nam News, 9 February, p.14. Rosemberg, C. (2009). Eco concerns slowly turning Asia textiles green. 17 February, Viet Nam News, p.14. Suzuki, Y. & Iwasa, Y. (in press). Conflict between groups of players in coupled socio- economic and ecological dynamics. Ecological Economics. Thanh Nien Daily. (2009a). Western climate change policies risk protectionism, warn China, India. 3 April, p.7. Thanh Nien Daily. (2009b). Ho Chi Minh City chokes on traffic pollution. 27 March, p.12. Thanh Nien Daily. (2009c). Farmers angy over Vedan’s unilateral aid offer. 17 April, p.5. Thanh Nien Daily. (2009d). Deforestation-abetting officials get their comeuppance. 16 April, p.4. Thanh Nien Daily. (2009e). Officials set strategies for urban campaign. 14 February, p.5. Thanh Nien Daily. (2009f). Lawyer upset over local police’s pardon for tree thief. 4 February, p.3.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 73 Thanh Nien Daily. (2009g). Police reverse findings on stolen trees. 13 February, p.3. Thanh Nien Daily. (2009h). Resort plants new trees without approval. 10 January, p.4. Thanh Nien Daily. (2009i). Mineral excavations digging the environment hole deeper; experts. 8 April, p.3. Thanh Nien Daily. (2009j). Protected forests sacrificed for titanium profits, 2 April. p.3. Thanh Nien Daily. (2009k). Stone quarries wreck national heritage sites. 5 April, p.3. Thanh Nien Daily. (2009l). Climate change an ongoing threat. 3 March, p.3. Thanh Nien Daily. (2009m). Officials set strategies for urban campaign. 14 February, p.5. Thanh Nien Daily (2008a). Lam Vien and Gia Binh, Da Lat’s famous lake struggles with algae problem. 15 October, p.5. Thanh Nien Daily. (2008b). Lam Vien and Gia Binh, Stink over Da Lat algal bloom. 8 October, p.3. Thanh Nien Daily. (2008c). Pollution blamed for spate of cancer deaths in northern city, Luu Quang Pho. 4 October, p.4. Thanh Nien Daily. (2008d). Thanh Nien staff, Hospitals face uphill battle against cancer. 15 October, p.4. Thanh, D. (2009). Mekong delta hunting threatens rare species. Thanh Nien Daily, 11 March, p.5.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 74 Tien T. (2009). Tougher standards needed to control growing air pollution. Viet Nam News, 16 April, p.2. Tran, N.Q. (2009b). Logging crackdown provokes violent backlash. Thanh Nien Daily. 20 March, p.4. Tran, N.Q. (2009c). Forest rangers attacked in Central Highlands. Thanh Nien Daily, 4 January, p.3. Tran, T.P. (2009a). Senior official suspended in protected forest land scam, Thanh Nien Daily. 11 March, p.4. Van Den Bergh, J.C.J.M. (in press). Environmental regulation of households: An empirical review of economic and psychological factors. Ecological Economics. Van, K. (2009). Poverty confronts coastal farmers as mussels die in large numbers. Thanh Nien Daily, 11 February, p.5. Vennemo, H., Aunan, K., He, J., Hu, T., Li, S., Rypdzal, K. (2008). Environmental impacts of China’s WTO-accession. Ecological Economics, 64, 893-911. Viet Nam News. (2009a). India warns against green protectionism. 26 March, p.9. Viet Nam News. (2009b). Climate plans won’t be protectionist, says US. 3 April, p.11. Viet Nam News. (2009c). Fast growing cities muddy green space. 6 March, p.5. Viet Nam News. (2009d). River polluter to discuss compo deal with farmers. 28 February, p.3. Viet Nam News. (2009e). Inspectors close notorious river polluting factory. 2 April, p.3.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 75 Viet Nam News. (2009f). MSG makers again found polluting Rao Tro River. 1 April, p.3. Viet Nam News (2009g). Polluting Taiwanese firm offers farmers $ 1.1 million in compensation. 16 April, p.4. Viet Nam News. (2009h). MSG firm heads list of 1,000 still polluting Thi Vai River. 7 April, p.3. Viet Nam News. (2009i). Capital urged to map out action plan against pollution. 10 April, p.3. Viet Nam News. (2009j). Tourism push for eco labeling. 9 April, p.2. Viet Nam News. (2009k). Authorities to crack down on firms dumping toxic waste. 17 April, p.32. Viet Nam News. (2009l). City seeks to crack down on polluters this year. 9 February, p.4. Viet Nam News. (2009m). Tapioca startch plant suspended for polluting. 6 April, p.3. Viet Nam News. (2009n). Contaminated river kills fish in South. 16 April, p.3. Viet Nam News. (2009o). Surprise inspections to nab industrial polluters. 17 April, p.5. Viet Nam News. (2009p). Fast growing cities muddy green space. 6 March, p.5. Viet Nam News. (2009q). Relocation of polluting enterprises stalls. 3 March, p.2. Viet Nam News. (2009r). Forests disappear at rapid rate. 18 February, p.4.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 76 Viet Nam News. (2009s). Cost of water must rise to fund water treatment infrastructure. 2 February, p.6. Viet Nam News. (2009t). Natural resources, environment fuel progress. 3 February, p.2. Viet Nam News. (2009u). City tax to reduce plastic bag use. 9 March, p.6. Viet Nam News. (2009v). Asian, US police gather to tackle wildlife trafficking. 9 January, p.7. Viet Nam News. (2009w). Environmental police learn how to stop wildlife trade. 15 April, p.27. Viet Nam News. (2008a). Government to get tough with polluting firms, 6 October, p.2. Viet Nam News. (2008b). Hotels caught breaking environmental regulations. 13 October, p.3. Vu, T. (2009a). Vedan at it again. Thanh Nien Daily, 31 March, p.5. Vu, T. (2009b). Ha Tinh shuts down Vedan’s starch plant. Thanh Nien Daily, 2 April, p.4. Xuan, T. (2009). Motorbikes to be tested for Euro II emission standards. Thanh Nien Daily, 9 April, p.4.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 77
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 78 The Currents and Trends in the Vietnamese Education System within the International(ized) Context: A Comparative Perspective Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, macroeconomics course coordinator RMIT University, Ho Chi Minh City, Vietnam Postal Address: RMIT International University Vietnam 702 Nguyen Van Linh Boulevard Tan Phong Ward, District 7 Ho Chi Minh City, Viet Nam Mobile Phone: + 84 908 374 072 E-mail: ulas@teori.org Abstract After analysing the currents and trends of education across the globe, in Asia and China, the paper presents the problems of Vietnamese education system as appeared on newspapers. The commentary on those problems are followed by suggestions for the current issues, and discussion of future trends in the internationalization of Vietnamese education system. A comparativist lens is taken on for the elaborations. Keywords: Vietnam, education, internationalization. - The ideas expressed in this paper are those of the author. Please contact the author for your comments by ulas@teori.org - - This paper is dedicated to Prof.Dr. Rifat Okcabol.-
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 79 “Such an ignorance can be possible only by education” - Bearded Jalal, a street philosopher
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 80 The Currents and Trends in the Vietnamese Education System within the International(ized) Context: A Comparative Perspective 1) The Currents and Trends across the Globe, in Asia and China One of the main questions that this paper aims to answer is the following: “Given that Vietnamese education system is getting more and more internationalized, to what extent the problems of Vietnamese education are international?” To answer this question, the paper will provide a view of the international trends in education and especially higher education, and will revolve on a panorama of the problems of Vietnamese education as they appear on newspapers. The paper will conclude by a discussion of the problems within an international perspective. Comparative education research is not new to Asia. Bray (2002) points out that comparative education research is tilted towards Asia as thousands of copies of comparative education journals in Asian languages are published in Asia each year, the Asian membership of Asian comparative education societies is high compared to non- Asian societies both in absolute and comparative terms, and an increasing number of research centers and institutes are dedicated to comparative education research in Asia. The following topics are popular among the Asian comparativists: The role of education in Asian economic growth; the effect of Confucian and other traditions on education; and the link between education and political transition. On the other hand, the scope of comparisons does not extend beyond North American and European education systems. Comparisons of Asian education systems with their South American and African counterparts are virtually non-existent (Bray, 2002). Shin and Harman (in press) identifies two recent trends that had a dramatical impact on education in Asia-Pacific region as well as other regions: Globalization and massification. Globalization commercialized the schools on the one hand, and internationalized them on the other; whereas massification posed new challenges due to the enlargement of the scale. The task is expansion of the education, ie increasing the quantity measured by school enrollment as well as maintaining high quality. The dilemma of quality and quantity, and privatization lead to the emergence of quality assurance agencies replacing the government institutions previously involved in monitoring. According to Shin and Harman (in press), the consequences of massification are the following: Due to massification, standardized curriculums are developed, reducing the significance and initiative of teachers. Recently, it is common to see staff that does not hold PhD degrees, but teaching university subjects. Likewise, in Vietnam, 75% percent of the lecturers hold only undergraduate degree (Gezgin, 2009a). Related to this point, since the major source of revenues for the universities is tuition fees, research role is neglected in many mushrooming universities. Thus the difference between a high school teacher and a lecturer disappears. Another consequence of massification is the increase in teaching hours of the lecturers. A joint result of globalization and massification is the increase in the number of private schools. Furthermore, a significant result of globalization accompanied with privatization
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 81 is the fact that the governments are not willing to serve as service providers, they are more like coordinators of private service providers (Lu & Zhang, 2008). That directly affects provision of education. The governments are moving from input control to output control as reflected by considering the number of graduates as the main criterion for funding decisions. Shin and Harman (in press) emphasizes that private tertiary education enrollment accounts for almost 80% for Japan and Korea, 25.5% for US, 16.5% for France and 2.19% for Australia. Private schools are criticized for two main reasons: 1) They are against the principle of equal access to educational opportunities. 2) As the private schools are mushrooming with commercial interests, the quality is compromised since the regulations seem to be looser for private schools. Shin and Harman (in press) mentions another move that ultimately leads to privatization: Lacking the necessary funds, public schools are increasing their tuition fees. The increase in government expenditure for tertiary education is not in pace with the increase in the number of tertiary level students. Thus, government expenditure per student at tertiary level is declining (Shin and Harman, in press). Shin and Harman’s (in press) prediction is that lower costs will be the competitive edge for the universities in general, and higher costs will be characteristic of high-quality education. A third trend that should be added to Shin & Harman’s (in press) trends of globalization and massification is the rise of IT and on-line teaching-learning environments. Ruperes (2003) is optimistic about this trend: The possibilities of tele-education provided by the advances in the Internet and the telecommunications system and the capacity to re-use, via Internet websites, the educational materials – appropriately adapted – that the first world is generating and will continue to generate at a swift rate arouse the hope that a globalization sensitive to development will make it possible to substantially correct the massive local deficits in basic knowledge in the course of one generation (Ruperes, 2003, p.259). Though that is not a major problem for Vietnam for the time being, the quality of on-line programs is a hot topic, and there are problems with the access to IT services as summarized by the term ‘digital divide’.8 A fourth trend is off-shore campuses (Ka & Xiaozhou, 2008). This is especially common across Asia. Although Altbach & Knight (2007) provides an excellent review and discussion of off-shore campuses, we will focus our attention to Asia and especially China before elaborating the situation in Vietnam. Joint programs binding a local university with an overseas university are now a regular component of the Chinese education system. Ka & Xiaozhou (2008) states that even in 2004, 745 joint programmes were on the run across China. Most of the joint programmes are concentrated in the vicinity of the eastern coastal cities that have recorded high economic growth rates for decades (Ka & Xiaozhou, 2008). This is a giant leap from 1995 where only 2 joint programmes were offered. The overseas partners and their shares in the joint programmes are the following: Australia (28%), USA (26%), Hong Kong (13%), Canada (9%), France (7%), UK (5%), Norway (2%), Ireland (2%); Singapore, the Netherlands, South Korea, 8 Cf. Van Dijk & Hacker (2003).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 82 Germany, New Zealand, Belgium (1% each), and others (2%) (Ka & Xiaozhou, 2008). As confirmed by these figures, Australia and US are the major joint programme providers. Some of these joint programmes are not partnered with world-class universities overseas and the majority of the programmes is for Business, Commerce and Economics (Ka & Xiaozhou, 2008). This high overseas interest for China can be mostly explained by the fact that Chinese population provides a giant education market, and that Chinese universities have not been well-versed in providing international education yet. Ka & Xiaozhou (2008) points out that unlike Singapore, Malaysia and Hong Kong, foreign universities are not permitted to open branch campuses in China, and their maximum expansion possibility is by setting up joint programmes with local partners. This may deter foreign universities from entering China. Li (2004) states that Chinese educational reform that focuses on forming world-class universities had adverse effects over basic education: The finances to be spent to improve and expand primary and secondary education are poured into the tertiary education, and primary and secondary schools not sufficiently financed by world-class-university- obsessed Chinese government are imposing tuition fees for students. If this trend will continue, China will be more like India where Indian technology institutes produce world-class IT experts in a country with the highest number of illiterates on the world. Indian IT boom is criticized due to the same problem of funding preferences (Gezgin, 2009b). World-class-university obsession crowds out people’s inalienable right for basic education. Unlike Maoist China period, cities are considered to be more important than villages by the reform-minded Chinese government. This situation raises issues that involve equality in access to high-quality education. Li (2004) reports that some primary and secondary school students dropped out since they can’t pay the fees. Moreover, the growth in the number of high quality teachers does not keep pace with that of students (Li, 2004). Convergingly, Wanhua (in press) discusses the adverse effects of the commercialization of higher education in China: MBA and related programmes mushroomed in China since 1991, and hundreds of MBA programmes are provided in China now. The funds are pouring into MBA and related programmes in expense of other programmes. The faculties are divided into marketable programmes and non-marketable ones. Wanhua (in press) sees another trend in Chinese higher education: A move from specialized degrees that were the legacy of the Soviet education model, toward generic degrees that can weather structural changes of Chinese economy better. Wanhua (in press) reminds that in the past when the labor needs of the economy changed, the specialized labor was useless and outdated.9 Likewise, as an example, there are plans to shut down agricultural mechanics and agricultural economics faculties at Ho Chi Minh City’s Agricultural Technology School, due to low demand (Viet Nam News, 2009a). 9 This partially explains why some of the cosmonauts and engineers of USSR became sex workers after the collapse of the Soviet Union. Their specialized degrees did not match the capitalist needs of the new labor market.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 83 The education system is staggering to follow the structural changes of the economy.10 However, in the other extreme, if general degree programmes would dominate, labor market will be flooded by graduates lacking the specific skills needed by employers. As a major problem of Chinese education system, Wanhua (in press) mentions memorization problem. The central university entrance examination reinforces memorization. Thus he concludes that problems of Chinese higher education can’t be totally addressed without reforming primary and secondary education. Converging with Wanhua (in press), Zhu (2007) lists the following problems in Chinese education to be addressed by curricular reform: 1) Theoretical courses with no practical applications for students, 2) Excessive reliance on books, 3) Central university entrance examination.11 To address the first two problems, practical and locally-based courses are added by the basic education reforms of 2001 (Zhu, 2007). By the latter, the students are able to know Chinese history as well as the history of their locals, and the curriculum can be modified based on the needs of the locality. Eg the students can study agricultural topics in rural areas.12 The power of setting the curriculum is decentralized, shifting from the central government to locals (Zhu, 2007). Furthermore, elective courses are introduced. By this reform, Chinese education system is moving from subject-centered approach to student- centered approach (Zhu, 2007). The third point listed by Zhu (2007) ie central university entrance examination is discussed by Zheng (2008): The proponents state that the central examination is a fair way to select students, as students of all social backgrounds are taking the same exam. The opponents state that it is an inefficient way to match the skills and interests of students with the prerequisites of the universities (Zheng, 2008). Actually, the central exam does not guarantee fairness, as the students of middle and high income families can afford preparatory classes for the exam while poor majority can’t do that. Education is perpetuating and aggravating the social inequalities both with and without the central university entrance exam. However it is clear that favoritism can’t be avoided if the central exam is abolished. Then, the point is not about ontology; it is about epistemology. The point is not keeping or abolishing it, but what to ask on the exam. Alternatively, a mix of central exam (such as SAT and GRE) coupled with university’s own decision based on the scores and other factors may be proposed which reduces the negative effects of both extremes. However, even in that sense, favoritism will still be an issue. To raise the standards of Chinese universities, many universities have been merged to be one single university. The main assumption was that first class universities should be 10 Actually, these programs are not useless as the majority of the Vietnamese labor force is still agricultural. The problem seems to be location of the faculties. To serve the society in a better way, they can be moved to rural areas. 11 Let us remind that Vietnamese education is criticized since it is too theoretical and based on memorization (Thanh Nien Daily, 2009a). 12 This resembles the defunct Village Institutes project in Turkey which was abolished due to the power politics of the governments.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 84 large enough to cover most of the academic disciplines. For that purpose, most medical universities became part of larger universities (Chen, 2002). In this process, one of the main challenges for the Chinese education system will be overcrowded classes (eg 200 odd students taught in an auditorium) in universities, and shortage of lecturers as the enrollment rate doubled in a couple of years, unmatched with the increase in the number of universities. Actually, due to amalgamation, the number of universities decreased (Chen, 2004). The pressure for higher enrollment increases, as the university needs to fund itself by tuition fees. As the higher education fees are increasing, children of low- income families are mostly excluded from higher education (Yinmei, 2006). Moreover, another problem emerges out of China’s ambitious plans to build world-class universities: Wanhua (in press) states that current international ranking systems are rewarding publishing papers, but they don’t cover whether the university is solving the real problems of the society. According to him, the idea of world-class university should be based on solving the real problems; otherwise the university will publish more with no practical value. Although the directionality of the link between economic growth and education is a moot issue (ie is economic growth because of an increase in education level; or does education level increase because people can afford schooling due to economic growth?), Chinese government expanded higher education enrollment in the last decade (Yinmei, 2006). Yinmei (2006) discusses 4 reasons for Chinese government’s decision to expand higher education enrollment: 1) To upgrade the Chinese labor force, 2) To meet the public demand for education, 3) Postponing the entry of high school graduates to labor force, to release the pressure over the government which is in need of creating new jobs matching huge scores of new entrants to the labor market. This also increases consumption and in turn, GDP, as the families need to spend money for their children. 4) Reducing the pressure over high schools to prepare the students for the university exam. This expansion is criticized since it leads to inequalities, concerns over the quality of education and increasing number of unemployed graduates (Yinmei, 2006). The majority of the university enrollment comes from urban areas, although more people are living in rural areas than cities in China. Thus Yinmei (2006) comments that in the short run, the expansion reproduced regional and social inequalities. There is more to discuss about the regional inequalities: As the reforms of 1978 deified economic growth replacing the lofty principle of equality (Gezgin, 2009c), post-Mao Chinese education system is characterized by depolitization of education and priority of efficiency considerations over equity (Ngok, 2007). On the other hand, Western Chinese universities suffered due to financial decentralization, since this process left them without sufficient central government funding. By this way, financial decentralization policies widen the gaps across cities and rural areas; and eastern and western regions (Ngok, 2007). 75% of illiterates and semi-literates live in rural areas of Western China (Ngok, 2007). High tuition fees aggravate poverty of rural families (Ngok, 2007). The total expenses of an undergraduate is equal to 35 net annual incomes of a Chinese farmer
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 85 (Ngok, 2007). Still worse is the fact that unemployment rate among the graduates is higher than 50% in many areas (Ngok, 2007). Chinese government has plans to address these issues (Ngok, 2007). Before moving to the situation in Vietnam, a cautionary note on the problems in comparing the educational systems of different countries is necessary. Grant (2000) warns against inappropriate comparisons of education systems of different countries and the resulting copying of the system of one country to another. He reminds that context, culture and geography should be considered in applying models that were successful elsewhere. For instance, comparing Vietnam with Singapore and Hong Kong would be quite inappropriate. The latter two don’t have the heavy burden of expanding education to rural areas out of the cities. Likewise Broadfoot (2000) warns against the appeal of silver bullets in comparative education. According to her, search for general principles that will make the education policies successful everywhere is misleading, and it often leads to ignoring useful qualitative data due to the high epistemological status conferred to figures and statistics. Furthermore, the meaning of education and words related to education may be different in various languages (Grant, 2000). As a result, the same education policy leads to such various results that it is hard to believe that they are the results of the same policy (Carnoy & Rhoten, 2002). Then the question is why this paper which is on the Vietnamese education system spends pages and pages on the problems of Chinese education. For one thing, there are obvious scale differences between Vietnam and China: There are 10 million teachers and 600,000 schools serving more than 200 million primary and secondary school students in China (Zhu, 2007). These figures are probably incomprehensible for Vietnam. On the other hand, the two have much in common: A Confucian heritage, political structure and economic ideology are the first points that come into mind. Thus the two countries will be discussed along with the international significance of the currents and trends of the Vietnamese education system. 2) Problems of Vietnamese Education System Here are the problems of Vietnamese education as appeared on newspapers from January to May 2009 (the ordering is arbitrary) : - Unequal access to high-quality education (Loan & Nguyen, 2009; Thanh Nien Daily, 2009b; Thanh Nien Daily, 2009c) - Drop-outs due to poverty (Viet Nam News, 2009b) - Commercialization of education (Thanh Nien Daily, 2009d; 2009e) - Vocational training (Van, 2009; Viet Nam News, 2009c; 2009d; 2009e; 2009f) - Decentralization of higher education (Le, 2009)
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 86 - Standardization of education (Viet Nam News, 2009g; 2009h) - Vocational guidance (Thanh & Khoi, 2009; Viet Nam News, 2009i) - Endorsement of student-centered approach (Nguyen & Hoang, 2009; Thanh Nien Daily, 2009a) - Brain drain (Lien, 2009) - Incentives for teachers (Nguyen & Ha, 2009) - High school examinations (Ha & Anh, 2009; Nguyen, 2009) - English classes in primary school (Loan, 2009; Thanh Nien Daily, 2009e) - The effects of recession (Pomfret, 2009) - Other problems such as personality education (Quang & Nam, 2009), cheating (Nam, 2009) and sex education (Tran, 2009) The major problems of Vietnamese education are almost identical with those of Chinese education system. Unequal access to high-quality education starts even at pre-school level since parents who can afford it send the kids to kindergartens where pre-schoolers can gain literacy skills and basic English (Loan & Nguyen, 2009). It continues at all levels of education and reaches its peak in preparations for high school graduation and university entrance examinations. The students who are financially well-off can afford ‘lesson reviews’, others can’t (Thanh Nien Daily, 2009b). Related to the problem of unequal access to education, more than 86,200 students out of a total 15.3 million left the school in 2009 in Vietnam (Viet Nam News, 2009j). The main reasons are learning disabilities (33%) and poverty (30%). Although a new policy that will allow paying tuition fees based on students’ income level will make great strides towards equal access to education (Viet Nam News, 2009k), it is hard to say that this move will totally eradicate the problem. High-quality education is often out of the budget of poor families. A study should be conducted to check the proportion of poor students and students of rural and provincial backgrounds getting high-quality education. This proportion should be compared and contrasted with that of socially advantaged students. In this vein, foreign-owned universities are expected to produce more inequalities as they are private universities with tuition fees that can’t be afforded by poor families. The proportion of poor students on scholarship at foreign universities is infinitesimal compared to the proportion of poor in the society. That means poor students will not have equal access to foreign education. As a suggestion, Vietnamese government may provide state scholarships for studying at Vietnam campuses of foreign universities, as an alternative to funding overseas studies of Vietnamese students. This may be a cost-effective way. Vietnam should find ways to avoid “pay the piper, call the tune” mentality.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 87 Commercialization of the schools and research institutes is a hot topic especially for the last couple of years in Vietnam. This trend is criticized since it gives priority to commercial considerations at the expense of pedagogical and scientific evaluations (Thanh Nien Daily, 2009d; 2009e). Likewise, commercialization is the most observable trend in Australian universities as they are mainly funded by international fee-paying students. Government funding plummeted due to neoliberal policies (Lu & Zhang, 2008). The demands of labor market should be matched by education system. Nearly half of the Vietnamese labor force is still in agriculture and forestry sectors (Gezgin, 2009a). The main challenge for Vietnamese education system will continue to be vocational training, and updating the skills of agricultural workers (Gezgin, 2008a), as agricultural workers are continuously moving to the cities for job prospects (cf. Van, 2009). Conversion of agricultural lands to industrial and residential areas furthers up the mismatch of the demand of the labor market and the skills of the rural workers (cf. Viet Nam News, 2009f). Between 2001 and 2005, 3.85% of agricultural lands in Vietnam were converted to serve non-agricultural uses (cf. Viet Nam News, 2009f). In this process, the quality of vocational training is mooted since sometimes vocational school graduates don’t have appropriate skills for the labor market, and thus they need extra training in the work setting (Viet Nam News, 2009e). A massive training program for 830,000 rural workers by 2010 is among the plans of the Vietnamese government (Van, 2009). As a springboard for vocational training, the career orientation programme that is added to high school curriculum (10th grade) in 2006 to provide vocational guidance (Viet Nam News, 2009i; Thanh & Khoi, 2009) seems to need reform. The teachers need to be trained to match the teaching skills required by the programme. It should be admitted that vocational guidance is a specialization by its own. 60,000 Vietnamese are studying abroad while only 30% returns home after graduation (Lien, 2009). Discussing how to build a world-class university in China, Yingjie (2001) raises a critical question: This trend puts the top universities in the developing countries in a dilemma. When they aspire to becoming World-class universities, they have to follow quality standards set by western universities. But, the closer they come to western standards, the more graduates they produce leave for western countries. This brain drainage is a part of the unfair international exchange of higher education. The general public would raise the question whether is it a wise policy to invest heavily in these universities to turn them into prep schools for western universities? There are no easy answers for this question (Yingjie, 2001, pp.4-5). To address this issue in one sense, Chinese government has been implementing his plans to upgrade 9 Chinese universities to the world-class level by 2015, which seems to be unrealistic as it takes decades to form a top-level university (Li, 2004). This is accompanied by increasing university enrollments by 15% (Li, 2004). China is facing the same challenge: Increasing the quality and quantity at the same time. As to Vietnam, the Vietnam branches of international universities will reduce brain drain, as overseas- educated Vietnamese can be employed in those universities. A clear policy is required to counter brain drain in Vietnam.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 88 Though it is not mentioned on newspapers quite often, the main flaw of Vietnamese education system is teachers’ salaries and incentives to motivate innovation. By the transformation of the economy, the salary gap between teachers and other white-collar jobs is widening in Vietnam.13 Even if the salaries are low, the country still needs teachers. So how will this issue be resolved? I predict that the proportion of female teachers will increase each year, since males are considered to be the major breadwinners, and teaching is viewed as woman’s job along with childrearing (Gezgin, 2008b). If teaching is not financially and socially respected, economic growth can’t be sustainable. In the long run, attracting young talents to teaching profession is economically more beneficial than building plazas. A focus on plazas rather than teaching will leave the country with plazas and unskilled labor. Secondly, the teachers should be encouraged to innovate rather than to follow orders. Recession is the last major problem covered in this paper. Because of recession, people are losing their jobs. That may partially explain the high drop-out rate in 2009 in Vietnam. Secondly, international schools are adversely affected across Asia due to recession, since many expats and their school-age children are moving back to their home country (Pomfret, 2009). To add to these major problems, littering, public urination and unwanted teenage pregnancies are the problems that may be partially addressed by education. These problems are clear birthpains of the rapid urbanization of a rural society. Littering and public urination are common in HCMC. That means personality education is required. On the other hand, the success of this policy depends on increasing the number of trash cans and public toilets as well (Quang & Minh, 2009). Secondly, given that the number of unwanted teenage pregnancies are swelling in Vietnam, sex education is necessary. Besides these issues, drug use and online games should be addressed as well. To summarize, the main problems of Vietnamese education are the following: - Unequal access to high-quality education - Commercialization - Vocational training and guidance - Drop-outs - Brain drain - Memorization - Incentives for teachers - Recession 3) Conclusion and Suggestions Traditionally, internationalization is considered to involve 4 aspects of education: 1) Partnerships including joint programmes, exchanges etc. 2) Curricula 3) Students 13 This is also common in Turkey.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 89 4) Lecturers In the first sense, Vietnam has always had an internationalized education in one way or another, though the term ‘internationalized’ has taken different meanings in the meantime. The use of Chinese education system in the past is well known, and French colonialism replaced the Chinese education system. After Dien Bien Phu Victory, Chinese, and later on Soviet influences were obvious on Vietnamese education system. After the normalization of the diplomatic relations with US by 1990s, American influence is highly observable, for example, in the increasing number of Vietnamese students studying in US. The founding fathers and mothers of independent, modern Vietnam were educated in French schools. Uncle Ho is the most internationalized and internationalist citizen of Vietnam as even a cursory look at his life story would testify. After Dien Bien Phu Victory, many Vietnamese had been educated in then socialist countries. In that sense, Vietnamese education system had been quite international. Another sign of this internationalization which is often not noticed is the fact that Teacher’s Day in Vietnam is celebrated on the day agreed by socialist countries. Although in many countries, Teacher’s Day is anchored to a significant event in national history, Vietnam’s Teacher’s Day is still internationalist (Gezgin, 2009d). So there is no need to discover America again. The idea of internationalization is not new to Vietnam. However, joint programmes are more common now than the past. In the second sense, internationalization means donning the curriculum with international examples. This may be extended to the whole textbooks. Actually, regionalization seems to be a more feasible strategy for Vietnamese education compared to internationalization. Vietnam is a member of ASEAN. Following the lines of the formation of EU, 10 member countries can prepare ASEAN textbooks to be used in ASEAN countries, though this proposal seems to be utopic for the time being. The main courses to be regionalized would be; geography, literature and history. Geography textbooks may have a special ASEAN focus. Literature textbooks can focus on sample texts from ASEAN literatures. The third is a gargantuan task to realize: Writing a history textbook that will present the views of all member countries. This task is gargantuan because it may be difficult to agree on a historiography that will satisfy all the ASEAN members. Furthermore, ASEAN languages can be taught in schools in addition to English. A further realization of this proposal is the opening of common ASEAN university campuses across the region. This will serve enormous functions. Unfortunately, this is a pipe-dream for the time being. Alternatively, one university at each ASEAN country can be selected to experiment on integrated ASEAN programmes in all the senses of regionalization. ASEAN universities network can be extended for that purpose. In the third and fourth senses, internationalization means having international lecturers and students. Vietnam is clearly far from this sense of internationalization (Nguyen, 2009). There are only a few international students in Vietnam and they are mostly concentrated in Vietnamese language and culture studies. International lecturers are virtually non-existent. International students in other fields can be attracted by high quality education; and for high quality, the knowledge transfer from international lecturers is a must. In the successful examples of internationalization, international
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 90 lecturers are paid at international rates. The question is how these rates will be funded in Vietnam. If funding would be possible, it will be quite likely to attract international students to Vietnam. However, drawing lessons from Chinese education system, measures should be taken against the possibility that MBA and related programmes would dominate the international education market in Vietnam, and crowd out the growth of other fields. If recruitment of international scholars will be successful, Vietnam will be a tough competitor in the regional education market along with Singapore and Thailand. Though it is unrealistic to compare Singapore and Vietnam for the time being, Thailand is a good match for comparison. If Vietnam would attract some of the international scholars currently working at Thailand, that will make a great difference for internationalization of education in Vietnam. If internationalization means experiencing the same problems in different countries, then Vietnamese education system is mostly internationalized. Unequal access to high-quality education, commercialization, vocational training and guidance, drop-outs, brain drain, incentives for teachers and recession are all common problems in Asian region and across the globe in the most general terms. Then there are two possible questions: Is internationalization inherently good? Secondly, is this what it means to be internationalized? Within this context, it seems that adaptation studies are quite rare in Vietnam. The imported models should be tested in pilot studies before they are implemented across Vietnam. The comparisons should be vigilant on the differences of the two countries rather than the expected positive outcome. Another hot topic in the near future will be academic autonomy in Vietnam.14 In contrast to Yingjie (2001) who is very optimistic about granting autonomy to Chinese universities, Wanhua (in press) cites corruption cases involving the embezzlement of university finances by senior academic managers. Granting more autonomy should be in tandem with regulations that address this issue. To conclude, internationalization of education in Vietnam has a long way to go with its own assets and liabilities. It has to be remembered that internationalization is not the panacea for Vietnamese education system. The following years will be the test ground for the ideas and suggestions of this paper. As a final suggestion, we can add that the number of scientific journals and conferences in Vietnam should be increased to promote international collaboration. As it was the case for this conference, it will be better if the call for papers will appear on English newspapers of Vietnam and Southeast Asia. 14 This has been the hottest topic in Turkish higher education debates since a council set by the 1980 military coup curbed the academic freedoms. This issue needs to be addressed in a separate paper.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 91
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 92 References Altbach, P.G. & Knight, J. (2007). The internationalization of higher education: Motivations and realities. Journal of Studies in International Education, 11, 290-305. Bray, M. (2002). Comparative education in East Asia: Growth, development and contributions to the global field. Current Issues in Comparative Education, 4(2), 70-80. Broadfoot, P. (2000). Comparative education for the 21st century: Retrospect and prospect. Comparative Education, 36(3), 357-371. Carnoy, M. & Rhoten, D. (2002). What does globalization mean for educational change? A comparative approach. Comparative Education Review, 46(1), 1-9. Chen, D.Y. (2004). China’s mass higher education: Problem, analysis, and solutions. Asia Pacific Education Review, 5(1), 23-33. Chen, D.Y. (2002). A study on the amalgamation of Chinese higher educational institutions. Asia Pacific Education Review, 3(1), 48-55. Gezgin, U. B. (2009a). Vietnam & Asia in flux, 2008: Economy, tourism, corruption, education and ASEAN regional integration in Vietnam and Asia. Darmstadt, Germany: H@vuz Publications. http://www.dergi.havuz.de/001-OCAK-SUBAT-2009/ulas-basar-gezgin.html Gezgin, U.B. (2009b). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (97): Hindistan’da ve Cin’de bilisim [This Week at Asia-Pacific(97): IT in India and China]. Evrensel Newspaper, Evrensel Hayat Supplement, 253, 10 May 2009. Gezgin, U. B. (2009c). Cin ve Vietnam’da yeni-serbestcilik ve direnis [Neo-liberalism and resistance in China and Vietnam]. Baris Coban (ed.) In Kuresellesme, direnis, utopya - Yeni toplumsal hareketler: Kuresellesme caginda toplumsal muhalefet [Globalization, resistance, utopia: Social opposition in the age of globalization]. Istanbul: Kalkedon Publications. http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=175792 Gezgin, U. B. (2009d). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (82): Ogretmenler gunu ve ogretmen olmak. [This Week at Asia-Pacific(82): Teacher’s day and being a teacher]. Evrensel Newspaper, Evrensel Hayat Supplement, 243, 1 March 2009. Gezgin, U. B. (2008a). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (45): Vietnam’da egitim ve toplum. [This Week at Asia-Pacific(45): Education and society in Vietnam]. Evrensel Newspaper, Evrensel Hayat Supplement, 205, 8 June 2008. Gezgin, U. B. (2008b). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (71): Asya’da kadin olmak. [This Week at Asia-Pacific(71): Being a woman in Asia]. Evrensel Newspaper, Evrensel Hayat Supplement, 231, 7 December 2008.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 93 Grant, N. (2000). Tasks for comparative education in the new millenium. Comparative Education, 36(3), 309-317. Ha, Q. & Anh, N. (2009). Proposed exam-changes worry bureaucrats. Thanh Nien Daily, 20 February, p.12. Ka, H.M. & Xiaozhou, X. (2008). When China opens to the world: A study of transnational higher education in Zhejiang, China. Asia Pacific Education Review, 9(4), 393-408. Le, H. (2009). Vietnam’s universities need greater autonomy: US expert. Thanh Nien Daily, 19 February, p.12. Li, L. (2004). China’s higher education reform 1998-2003: A summary. Asia Pacific Education Review, 5(1), 14-22. Lien, H. (2009). Best and brightest disappear down the brain drain. Thanh Nien Daily, 5 March, p.12. Loan, P. (2009). City bans prep classes for first-grade intensive English test. 12 May, p.12. Loan, P. & Nguyen, T. (2009). The cut-throat world of preschool. Thanh Nien Daily, 24 April, p.12. Lu, N. & Zhang, Y. (2008). The changing role of the state vis-à-vis higher education in a global context. Frontiers of Education in China, 3(1), 45-63. Nam, N.T. (2009). Campus cheats pay for assignments. Thanh Nien Daily, 2 February, p.12. Ngok, K. (2007). Chinese education policy in the context of decentralization and marketization: Evolution and implications. Asia Pacific Education Review, 8(1), 142- 157. Nguyen, H. & Hoang, M. (2009). Teachers learn to be more student-friendly. Sunday Viet Nam News, 22 February, p.3. Nguyen, T. (2009). Changes to be applied to final school exam proctoring. Thanh Nien Daily, 26 February, p.12. Nguyen, T. & Ha, T.V. (2009). Support pledged for struggling teachers. Thanh Nien Daily, 7 January, p.12.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 94 Nguyen, T.A. (2009). The internationalization of higher education in Vietnam: National policies and institutional implementation at Vietnam National University, Hanoi. GIARI Working Paper, 2008-E-21. Pomfret, J. (2009). Boom cools in international schools in Asia. Viet Nam News, 7 April, p.14. Quang, N. & Minh, N. (2009). Students say adults, government set bad examples. Thanh Nien Daily, 1 February, p.3. Ruperez, F.L. (2003). Globalization and education. Prospects, 33(3), 249-261. Shin, J.C. & Harman, G. (in press). New challenges for higher education: global and Asia-Pacific perspectives. Asia Pacific Education Review. Thanh, B. & Khoi, L.M. (2009). Follow your smarts or your heart? Thanh Nien Daily, 25 February, p.4. Thanh Nien Daily (2009a). Culture shock jolts education system. 5 May, p.12. Thanh Nien Daily (2009b). Students suffer from exam-cram blues. 23 April, p.12. Thanh Nien Daily (2009c). The perils of preschool. 10 April, p.12. Thanh Nien Daily (2009d). To change or not change. 7 May, p.12. Thanh Nien Daily (2009e). Public sci-tech agencies stumble trying to stand on their feet. 23 February, p.12. Thanh Nien Daily (2009e). Cradle snatching. 27 April, p.12. Tran, K. (2009). Sex education goes on holiday. Viet Nam News, 24 April, p.24. Van, B. (2009). Government to spend $1.82 billion for rural vocational training. Thanh Nien Daily, 6 May, p.3. Van Dijk & Hacker (2003). The digital divide as a complex and dynamic phenomenon. The Information Society, 19(4), 315-326. Viet Nam News (2009a). VN agriculture needs skilled workers. 13 February, p.4. Viet Nam News (2009b). Hard times force kids to quit school. 10 March, p.4. Viet Nam News (2009c). Youth choose higher education over immediate jobs. 21 February, p.5.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 95 Viet Nam News (2009d). Better job prospects sought for graduates. 17 February, p.3. Viet Nam News (2009e). Significant gap remains between labour market demand, training. 3 February, p.4. Viet Nam News (2009f). Landless farmers lack job training. 20 January, p.4. Viet Nam News (2009g). Schools lack official quality standards. 13 January, p.4. Viet Nam News (2009h). Test to measure teaching quality. 5 January, p.5. Viet Nam News (2009i). Schools fail to offer enough job guidance. 24 February, p.5. Viet Nam News (2009j). Over 86,000 drop out since beginning of school year. 25 March, p.5. Viet Nam News (2009k). Income-based tuition policy puzzles impoverished students. 12 May, p.4. Wanhua, M. (in press). The prospects and dilemmas in Americanizing Chinese higher education. Asia Pacific Education Review. Yingjie, W. (2001). Building the world-class university in a developing country: Universals, uniqueness, and cooperation. Asia Pacific Education Review, 2(2), 3-9. Yinmei, W. (2006). Expansion of Chinese higher education since 1998: Its causes and outcomes. Asia Pacific Education Review, 7(1), 19-31. Zheng, R. (2008). Chinese college entrance examination: Review of discussions and the value orientation of reforms. Frontiers of Education in China, 3(1), 137-148. Zhu, M. (2007). Recent Chinese experiences in curriculum reform. Prospects, 37(2), 223- 235.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 96 Vietnam & Asia in Flux, 2008: Economy, Tourism, Corruption, Education and ASEAN Regional Integration in Vietnam and Asia The Contents 1) Social and Economic Development of Vietnam: Governmental and Management Challenges 2) Whither Vietnamese Tourism? 3) The Trends in Vietnamese Tourism (1995-2007) 4) ASEAN Economic Cooperation and the (Re-)formation of (South East) Asian identity 5) High-Profile Corruption vs. Low-Rank Corruption in Asia: A Clash of Ethics and Development? 6) Education System and Labor Market in Vietnam: Economy and Education in Transition
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 97 Social and Economic Development of Vietnam: Governmental and Management Challenges Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, Ho Chi Minh City, Vietnam ulas@teori.org Abstract This paper covers an overview of the recent trends in social and economic development of Vietnam with a focus on the links between economic growth, income inequality and poverty, provides tentative projections for the near future, and discusses governmental and management challenges for Vietnamese economy with a practical aim of offering policy proposals.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 98 Social and Economic Development of Vietnam: Governmental and Management Challenges An Overview of Vietnam’s Social and Economic Structure Vietnamese economy seems to be characterized by a shift from a Soviet-style centrally planning economy to the free markets at first blush. However this characterization is far from correct: Actually, just like the case for China, the shares of the state-owned enterprises (SOE) are still great and the governmental regulation is immanent over the so-called ‘free market’. Nevertheless, Vietnamese economy can be viewed as an economy of privatization-equitization15 efforts; economic growth due to supply-side policies; increasing income gap as well as a relatively effective poverty reduction program (World Bank, 2007a); and high-publicity incidences of corruption; fortunately accompanied by macro-level attempts to thwart them (Viet Nam News, August 30, 2007).16 In many of the countries, privatization has been opposed by workers who would eventually lose their jobs, however Cuong et al (2006) suggests that in Vietnam, it is supported by the workers as well, since almost no retrenchment occurs without finding a new job for the newly unemployed. Two more reasons for this situation may be provided: first, the salaries are low and second, the social security system is declining and these two are the main defence mechanisms over labor turnover in SOEs in most of the countries. The downsizing in SOEs goes in tandem with the shift of skilled labor from SOEs to private enterprises due to higher salaries offered by the private sector (Anh et al, 2006). Though, Vietnam is considered to be a transition economy, Sjöholm (2006) points out that the large SOEs are yet to be targeted for equitization, and efficiency considerations are not at optimum after equitization, since the equitized SOEs still hold large shares owned directly or indirectly by the government. Furthermore, there were 29 strategically important sectors that were closed to equitization, in other words under full state control. Recently, that figure was reduced to 19 and now it covers sectors such as press and media, air traffic control, lottery, weapons etc (World Bank, 2007b). Neverthless, the state still owns around 39% of industry and this figure is higher than that for China. The state pursues the idea of economic efficiency in keeping SOEs with high revenues and equitizing those with deficits (Sjöholm, 2006). World Value Survey results state that due to the economic reform era17 and the economic growth, Vietnamese citizens are highly pro-market (Hac & Nghi, 2007). 15 Equitization is the translation of the Vietnamese word cổ phần hoá and it means offering the shares of SOEs to public. 16 Cf. Gainsborough (2003) for a scholarly analysis of corruption in Vietnam. 17 Gainsborough (2002) emphasizes the ambiguity of the term ‘reform’ or ‘reformer’ since the term is not informative enough to communicate the quality of change. Convergently, it may be stated that the term ‘reform’ does not make any distinction between economic and political spheres and that distinction is crucial for an understanding of the Vietnamese economy which is characterized by economic ‘reform’s but not political ‘reform’s in general. Secondly, the term ‘reform’ reduces the change to a shift in ideas, politics
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 99 However, the methodology of the survey is flawed since the meaning of the term ‘free market’ is not identical for Vietnamese respondents compared to Japanese or Canadian participants, for instance. Actually, as stated above, Vietnam has no free market policy. There exists a strong state control and regulation over the private sector. Thus, that Vietnamese people are going increasingly pro-market is a moot issue. To use the exact term: The Vietnamese citizens are ‘pro-market-within-planned-economy’ – a term used for Chinese and Vietnamese economies to stress the immanent control by the respective governments over the economy. The results of the survey can be attributed to the ages of the sample. Younger ages prefer pro-market-within-the-planned-economy due to its consumerist culture which fits in youngsters’ identity dynamics. In Vietnam, corruption and poverty are biting problems, but unlike many countries abundant (!) in corruption and poverty, Vietnamese government does not deny the existence of these two dramatic problems. The government rather explicitly states that poverty reduction and the elimination of corruption is the key in modernizing the society.18 For instance, in the Ninth Party Congress (2001), a decision has been taken for Communist Party (CP) members to disclose their assets and properties publicly (Thayer, 2002) and in 2002, a regulation was issued for the officials who fail to reveal corruption, after a devastatingly dramatic case of corruption was revealed, known as ‘the Nam Cam Affair’19 and tens of high ranking officials had been arrested as a consequence (Abrami, 2003). Thousands of high-rank party members have been expelled in the period of 2001- 2005 to fight against corruption (The Central Department of Ideology and Culture, 2007). Many stories appear on media about corruption, but this does not mean that the cases of corruption is increasing; the increase is rather in the media coverage (Gainsborough, 2005a; World Bank, 2006a). Keeping in mind that the newspapers are owned by the government, media coverage of corruption is rather a social improvement and it acts as a deterrent.20 The extremely low income for government officials as well as workers in general seems to be major reason for the prevalence of corruption since $100 salary on average constitutes only around 1/20th of the salaries of foreign employees as a comparison. Thus it would be unfair if an image of ‘Vietnam of corruption despite of high income’ would have been drawn. Furthermore, in terms of sex labor market, Vietnam still has a firm economy in contrast to most of the ex-Soviet countries where prostitution corresponds to a non-negligible share of GDP or NMP (net material product) due to the transition to free market, unemployment and low levels of income. While considering corruption rates in Vietnam, one has to remember that the minimum wage in Vietnam is not more than $50. Vietnamese economy is a successful one with high levels of growth rate in absolute standards as well as in comparison to 28 ex-command economies comprising the ex-Soviet countries and alike. While only 25 of the 28 ex-command economies had and ideology, however ‘reform’ actually involves a shift in economic stakes (Gainsborough, 2002). The term ‘reform’ will be used in this article with Gainsborough (2002)’s reasonable points in mind. 18 See the Communist Party of Viet Nam (2005) for documents of party congresses. 19 See Quang & Steiner (2005) for jurisprudential discussion of ‘the Nam Cam Affair’. 20 See for instance, Viet Nam News (August 25, 2007b; August 20, 2007).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 100 positive economic growth rates, Vietnam was among the 3 countries having positive growth rate in 1992 (Fritzen, 2002). A comparison of the transition process in Russia and Eastern Europe on the one hand, and China and Vietnam on the other would first show that historically the dynamics of the socialist revolution were different: For China and Vietnam, the advent of socialism was accompanied by anti-colonial struggle, while for Russia and Eastern Europe, revolution did not go in tandem with anti-colonialist struggle. Secondly, Asian socialisms more recent and thus the memories of the struggle for liberation is still hot. In countries where socialism harbors a shade of anti-colonialism with a recent history, it is hard to reach a consensus on turning immediately to the so-called ‘market economy’. Thus the reform has been gradual in China and especially in Vietnam, and this phenomenon is called as ‘reform immobilism’ rather than reform, due to this gradualist approach (Thayer, 2000)21 , in contrast to the so-called ‘Big Bang’ transition observed in Russia and Eastern Europe leading to an abrupt destruction of the economic structures. Furthermore, in China and Vietnam, economic reforms have not been accompanied by political reforms because of the official idea that economic growth necessitates a stable political organization (Guo, 2004). In that context, a hot topic is whether Vietnam’s open-doors policy crystallized in his recent accession to WTO would dissolve the state or empower it. Pincus and Thang (2004) points out the trade-off between stability concerns and growth concerns in Vietnamese government, reverberating the conflict of Vietnamese government over maintaining political power and satisfying international donor communities simultaneously (Painter, 2005). Two responses are on scene though none of them corresponds to the intuitively plausible position that the Vietnamese state turns to be weaker because of the dynamics of globalization process. The first position represented by Cheng (2005) proposes that the Vietnamese state is empowered by the dynamics of globalization, since economic growth and improvement in life standards due to the open- doors policy operates as the main device of legitimatization of the Vietnamese state (Malesky, 2005; Thayer, 2000), while the second position represented by Gainsborough (2005a, 2005b) rejects the dichotomy of empowerment or weakening; according to the second position, the state goes into a process of reconfiguration to catch up with the globalized domestic markets, while the definition of state all over the world is continually changing, and accordingly, the state is sometimes weak and sometimes strong depending on the context. In one way or another, private sector in Vietnam is developing, but with various complications. The following are the weak points of private sector in Vietnam as provided by Tai (2006): 1) The private sector is mostly constituted by small firms with low capital and outdated technology in contrast to a small number of medium-level or large firms. Actually, whether it is better to have larger firms is a moot issue. Pincus and Thang (2004) claims 21 Cf. Nicholson (2003) for this same incremental approach in legal reform.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 101 that a few larger firms will benefit from accession to WTO due to economies of scale. It seems that the Vietnamese government has to make a decision about what kind of a market structure they would endorse as a consequence of the economic reforms: oligopoly, monopolistic competition or perfect competition, along with state monopoly over certain industries. 2) Most of the private sector does not have access to credits due to informational gaps or financial barriers. 3) Since the governmental policy over property rights for land is cumbersome, problems with land use adversely affect the production process. 4) Most of the small firms are family business and not professional. 5) Problems in the enforcement of the most significant laws and regulations such as tax law and labor regulations are plaguing the private sector. Thus, a governmental decision for promotion of a particular market structure, technological improvements in private sector, public relations campaigns as to credits available to public, improvement in governmental policy on land, providing incentives for professionalization of family businesses, and finally a pro-enforcement policy will boost Vietnamese economy. While the points above pertains to the private sector, the main problem in labor market in Vietnam is that the skills of the workers do not match the transformation of the economy. The shortage of skilled labor is endemic along with the shortage of skilled managers (Tang & Yue, 2006). That is why, just resembling the import-export issues in goods market for low-income countries, Vietnam exports unskilled labor and imports skilled labor rather than vice versa. Due to the high proportion of population still living in rural areas (VASS, 2006), the work skills of most of the workers are agriculture-oriented and they do not fit the non-agricultural diversification of the rural enterprises and the technical skill requirements of the industrial zones (Tiet, 2006), and poor people are under-educated and lack information about production methods and economic processes involving micro-credits (World Bank, 2007a). Thus, a mass education and training campaign is necessary to help the labor force acquire the updated work skills and since this resembles the literacy campaign of 1940s whereby the literacy rate of Vietnam had jumped from 5% to a figure around 95% in a short period of time, ‘a second literacy campaign’ or ‘an industrial literacy campaign’ is necessary. This measure has to be complemented by a restructuring of higher education system as well, since unemployment is prevalent among university graduates in Vietnam (Sunday Viet Nam News, August 5, 2007). The scope of labor skills training is limited22 and it has to be expanded. The official target is lifting the percentage of skilled labor force from 30% to 40% in 2010, but this may not be sufficient when the rapid growth of industries is considered (The Central Department of Ideology and Culture, 2007). 22 See for instance Viet Nam News (August 29, 2007a).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 102 For the agricultural producers, information gaps are disastrous and this problem can be overcome by training and updated information sessions. In this vein, World Bank (2006b) proposes agricultural diversification as a solution for Vietnamese economy against global demand shocks and price fluctuations.23 For instance, a firmly observed trend in global rice market is that demand for rice has been declining as the food consumption patterns of world population tilt away from rice, albeit that rice production increased due to the technological advances (World Bank, 2006b). Thus, rice production may lose its status as a significant factor for raising the overall income levels. Likewise, due to the excess supply of coffee on the world market, a decrease in coffee prices is expected (World Bank, 2006b). In recent years where Vietnamese economy has been integrating to the global markets, agricultural diversification is indispensable for economic growth. A more fatal example was the bird flu incidence. If farmers cannot switch to production of other goods easily, their losses due to bird flu would be fatal. Thus, the government may ease the policy of target setting for production at local levels and promote agricultural diversification among the producers (World Bank, 2006b). As stated above, the producers have to be trained and provided updated information for agricultural diversification. Moock, Patrinos & Venkataraman (2003) based on the statistical model they had constructed propose that vocational education has negligible increase in payroll for Vietnam and university degree does not lead to an increase in salary much and primary and secondary education is not accesible by all the children. It seems that the government has a trade-off between funding higher education to increase the number of labor force with degrees and qualification vs. universalizing primary and secondary education. Moock, Patrinos & Venkataraman (2003) hints that in order to reduce inequality, higher proportions of budget should be allocated for funding primary education, rather than universities, because otherwise only a minority of young people who can enrol to universities is favored over millions of children in need of primary education. Secondly, the lower proportions of the budget appropriated for primary education aggravate inequality for another reason as well: Poor people have more children and that means higher levels of cost when they enrol to school (Moock, Patrinos & Venkataraman, 2003). As a conclusion, vocational education has to be encouraged in Vietnam by increasing shares of budget on vocational schools and training, and by higher amounts of salary for the labor force with vocational education or training. Diversification and a wider scope in education and training is necessary for economic growth for which a well-qualified labor force is indispensable. A World Bank report on Vietnam’s rural development observes that the demand for labor skills training is huge especially on uplands (World Bank, 2006c). Gender inequality has decreased in most areas of life in the recent years: No gender gap is observed in school enrolment, nutrition and labor force participation; the gender gap in earning has been declining and Vietnamese National Assembly is the one 23 Agricultural diversification consists of two types: Horizontal diversification involves producing other agricultural products while vertical diversification involves non-agricultural activities such as marketing (World Bank, 2006c).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 103 with the highest level of female parliamentarians in all over the Asia-Pacific region. However, Vietnamese women are still over-represented in less prestigious jobs and under-represented in asset ownership (World Bank, 2006a). Economic reforms turned the rice-importing country into a rice-exporting one (An, 2006) as a consequence of economic growth and achieving food security in international standards (World Bank, 2006b). A paradigm shift occurred to switch governmental confidence over demand-side policies to supply-side policies. On the other hand, it has to be stated that Vietnam’s full membership of IMF and the World Bank is far before the implementation of economic reforms. Vietnam joined IMF and the World Bank in 1976 – a decade earlier than the economic reforms (Tang & Yue, 2006), while the recent accession of Vietnam to WTO (2006) precipitated the reform processes. For an economy implementing open-doors policy for 2 decades only, trade deficit would be one of the most important item to take into account, and in that sense An (2006)’s comment is critical despite of missing a rather more refined elaboration: (…) less developed countries usually export primary goods that have low prices and income elasticities in demand, while importing manufactured goods that have high prices and income elasticities in demand, so the trade deficit will widen unless reductions in economic growth drive decreases in imports (An, 2006, p.57). Expanding on the lines above, an economic growth policy with the aim of import- substitution may fail mainly due to high barriers to entry. Some of imported products cannot be substituted because of the high financial resources necessary, some others cannot since skilled labor and thus technical expertise is lacking and finally legal barriers such as patents and licenses are responsible for the impossibility of substitution. Thus, along with inviting foreign direct investment (FDI) to Vietnam, an improvement in domestic technical expertise is fatally necessary. Secondly, governmental programs for macro-crediting as well as micro-crediting is indispensable to lower the financial barriers to entry. Import-Export and FDI Trinh (2006) lists soaring economic growth rate, integration to WTO, high proportion of young population (an estimated 60% of nearly 85 million Vietnamese total population) as consumers and labor force, improvements in legislature and legal system and the geo-political position of the country as factors attracting FDI to Vietnam, while problems related to poor infrastructure, administrative lags and heavy hiearchy and high incidences of corruption as the obstacles. Lack of transparency and problems with legal enforcement are among the problems cited elsewhere, while more down-to-earth studies voice the complaints over the fact that shipping and international call fees are more expensive in Vietnam compared to other countries builds a financial barrier due to high transaction costs (Anh et al, 2006).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 104 Asian Development Bank Report on Purchasing Power Parity shows that Vietnam is still below the average for Asian countries in terms of gross fixed capital formation which correspond to the amount of investment for infrastructure and machinery (ADB, 2007). That means the investment for infrastructure has to be raised. The following are the countries who own the largest shares in FDI to Vietnam in 2006, ordered on the basis of percentages: Hong Kong, South Korea, The United States, Cayman Islands, Japan, British Virgin Islands, Singapore, Taiwan, The Netherlands and India (Trinh, 2006). Vietnam exports crude oil, textiles and garments, footwear, aquaculture products, wooden products, electronics, computers, rice, rubber, coffee and coal; while importing machinery, equipment, and accessories, petrol, machinery oil, steel, garments, electronics, computers and accessories, garment inputs and leather, plastic, chemicals, chemical products, animal feed and related products (Trinh, 2006). The main agricultural exports with percentages over the total agricultural exports are the following: rice (31%) which is sold for a price under the world price, coffee-tea-cocoa (17%)24 , fruits and vegetables (5%), rubber (4%), meat (3%), peanuts (1%) and others (11%) (World Bank, 2006b). Tarp, Roland-Holst & Rand (2003) states that the large share of purchases of chemical products and machinery in import schedules is another indication of the fact that Vietnam still holds an agrarian economy but in transformation. Converging with this comment, the share of GDP for agriculture decreases year by year while agricultural production increases as a consequence of more efficient production methods, accompanying increasing shares of service sector in GDP (World Bank, 2007a). Tarp, Roland-Holst & Rand (2003)’s suggestion is worthy of mention: Vietnam as the main rice exporter can supply the needs of China which is the world’s largest rice consumer. Before ending this section, it has to be added that Overseas Vietnamese (Viet Kieu) is an asset for Vietnamese economy in terms of new import-export horizons. The number of Vietnamese living abroad is not negligible: It is 2.7 million with 1.2 million living in US (World Bank, 2007a). Economic Growth, Poverty Reduction and Income Equality While a common fallacy has been observed to equate economic growth, poverty reduction and income equality, they do not always accompany each other: Economic growth without poverty reduction and income equality is possible and actually this picture has been frequently observed across many countries. Furthermore, poverty 24 The price of Vietnamese coffee is lower than the world price just like Vietnamese rice. That is why they are preferred in world markets. However, Vietnam’s rice export is still not too much globalized. 50% of Vietnamese rice export is to East Asian countries, 20% to Southwest Asia and lower percentages to other countries of the world (World Bank, 2006c).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 105 reduction do not go in tandem with income equality: Poverty rate is an absolute value such as the percentage of people earning a given amount of money daily, while income equality is a relative value based on the comparisons of the different levels of income. A country which consists of only poor people is a country with income equality but no wealth. Taking the other extreme, in a country where income inequality prevails it is still possible to have lower levels of poverty rate or even no poverty. That is why the indices for poverty and those for income inequality are different: The percentages of population living under $2 or $1 a day, and the percentage of population living below national poverty line as well as Human Poverty Index are used as indices of poverty, while a variety of metrics including mainly Gini Coefficient, Lorenz Curve, percentile distributions, Robin Hood Index, Theil Index, standard deviation of income and relative poverty line are used as indices of income equality. Fritzen (2002) provides four alternative scenarios of poverty reduction by mapping economic growth and income equality onto each other: He proposes China (1985-1993) and Thailand (1981-1992) as two examples for high growth and high inequality scenario, and Malaysia (1979-1989) and Indonesia (1980-1993) for high growth and low inequality scenario. However, rather than 4 scenarios only, 9 scenarios are possible when the poverty reduction is reframed as the third dimension. As an example of the relationship among economic growth, poverty reduction and income equality, one can consider education. With the tripartite division, we have three questions: 1) Growth: Are there more schools, students, teachers, classrooms etc. compared to the previous year? 2) Poverty: What is the proportion of the students with poor family background attending educational institutions? 3) Is education as a public service provided equitably among provinces and citizens? Within a couple of years, school enrolment in Vietnam has been improved. However, the quality education is not fully accessible by the poor segments of the society (World Bank, 2006a) and deducing tuition fees based on income levels is proposed as a solution to foster equitable access to quality education. It is proposed that high-income families will pay more and low-income families will pay less (Viet Nam News, July 24, 2007). Same holds for health: 1) Is there an increase in the number of hospitals, doctors, health professionals, beds available? 2) Can poor people utilize health services?25 25 Khe et al. (2002) elaborates on this issue.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 106 3) Is health service as a public good equitably distributed over provinces and citizens? Unfortunately, high-income people benefit more from health services compared to low-income people in Vietnam multiplying income inequality, and a high level of labor force participation is observed all around the country among 70-85 ages, due to the lack of social security for the elderly (Viet Nam News, August 29, 2007b). Of course, income equality without economic growth is not advantageous for society. The anonymous saying makes sense in that context: “social equity is not the fair distribution of poverty, but the fair distribution of wealth”. This saying summarizes the basic idea of the Vietnamese government, as well as Chinese government: In order to share wealth rather than poverty, a transition is necessary which would take time and produces income inequalities and poverty in the short run, but soon or later, low-income citizens will catch up with a fairer standard of living (Tang & Yue, 2006). In Vietnam, as well as in China, the regional differences and especially rural- urban divide are behind the income inequality metrics (World Bank, 2006d). Poverty is mostly a rural phenomenon (Dinh, 2000) and rural poor constitutes a majority in the populous Mekong and Red River Deltas, while highest proportions of rural poor and the highest levels of income gap are concentrated on northwest and central highlands inhabited heavily by ethnic minorities (World Bank, 2006d; World Bank 2006b). With a comparative view, it can be stated that for instance, Ho Chi Minh City is on a par with the cities of higher-income countries such as major Malaysian cities in terms of Human Development Index,26 while the rural areas resemble the poorer neighbours such as Cambodia and Laos (Fritzen, 2002). This inequality resembles the gap between inner cities and coastal areas in China which is a direct consequence of the inequitable distribution of FDI and budget allocations. In Vietnam, in 1993-2004, 61% of the income equality was due to the regional inequality while 39% was due to the within-region inequality (VASS, 2006), and 85% of the poor people were living in rural areas in 2004 (World Bank, 2007a). A phenomenal decrease in poverty has been observed in urban areas in recent years, but then poverty in Vietnam appears to be a rural phenomenon as stated above, where the decrease in poverty is less frequently observed. 15 million of the total 60 million rural population are still under poverty line, though Vietnamese Academy of Social Sciences (VASS) states that this may even be an underestimated figure (VASS, 2006). As stated above, in the economic reforms period, the living standards of Vietnamese citizens have improved, but the inequality increased too. Gini index which increased to 0.37 in 2004 reflects the increase in inequality (VASS, 2006).27 Improvements in life expectancy, infant mortality and literacy has been observed, but this 26 Human Development Index which had been developed by Amartya Sen, Mahbub ul Haq and Gustav Ranis consists of three indices: Life Expectancy Index, Education Index and GDP Index. 27 Perfect inequality means that Gini index equals to 1 and perfect equality means that Gini equals to 0.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 107 is accompanied by the public appearance of beggars and increase in their numbers which are not recorded in economic reports or country profiles. Nevertheless, Vietnam recorded one of the fastest rates of poverty reduction (Fritzen, 2002), 24 million people have been raised over the poverty line between 1993-2004 (VASS, 2006). However, one has to avoid the illusion that the decreasing poverty rate is a direct consequence of economic growth; it is rather a consequence of poverty reduction programs enforced and promoted by the government. Keeping the governmental policy for poverty reduction constant, it has been estimated that an increase in GDP by 1% leads to a decrease in poverty by 2% (VASS, 2006), with 20 million people still under poverty line, 53.5 millions of people as labor force and 84.9 million people as the total population (World Bank, 2007a). VASS (2006) lists three factors for the success of poverty reduction programs: (1) The success of poverty reduction programs is due to economic growth, but as stated above, it does not guarantee it. Because of economic growth, food production has increased and this has reduced food poverty, one of the two types of poverty indices used in statistical calculations along with non-food poverty. (2) Economic growth had a growing influence in poverty reduction unlike many countries where it has not gone in tandem with poverty reduction, due to Vietnamese government’s official endorsement of poverty reduction programs. Thus, the growth elasticity of poverty increased and it is higher compared to more unequal countries such as Brazil (Watkins, 2002). (3) With a pro-poor public spending policy, the population benefited from governmental projects to improve infrastructure, since access to public goods and services increased as a consequence (VASS, 2006). A worthy-of-mention aspect of Vietnamese poverty phenomenon is that most of the ethnic minorities which live at uplands are poor (World Bank, 2007a). Policies favoring ethnic minorities which represent the greatest portion of poverty in Vietnam have led to an overall increase in their life standards despite of the pockets of extreme poverty. Compared to most of the Asian countries, Vietnam’s ethnic minorities policy is laudable. On the other hand, in a World Bank Report, Swinkels & Turk (2006) state that poverty is far from eradicated among ethnic minorities converging with World Bank (2006d, 2006hubli), but improvement is observed in access to public services such as health and education. The poverty rate for the ethnic minorities plummeted from 86% to 61% in the period of 1993-2004 (VASS, 2006). To summarize, Vietnam has been successful in terms of economic growth, relatively successful in poverty reduction and a failure in terms of inequality among regions and citizens (Fritzen, 2002). Future Trends
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 108 Fritzen (2002) provides a well-organized presentation of pessimistic and optimistic views over the future trends of Vietnamese economy: The pessimists simply assert that the economic growth will not be sustainable for a long time. They attribute the high levels of economic growth to (1) nonreliance on heavy industry which has been the fatal headache for ex-Soviet transformation in downsizing attempts, (2) large oil production just when the Soviet aid had ceased, and (3) the increase in rice production which cannot be always sustainable due to the trends in the global rice market. They claim that Vietnamese economy will decline due to the structural constraints such as the unmatched population growth with relative scarcity of resources, the policy shortcomings such as the uneven distribution of finance over urban vs. rural areas and lowlands vs. highlands, and finally the institutional rigidities such as the governmental regulation and control over private enterprises (Fritzen, 2002). On the other hand, optimists hold high level of hope for the transformation of economy and consider young population as an asset in terms of human capital and labor force rather than liability. To maintain a fair balance of growth, poverty and equality, Fritzen (2002) emphasizes 6 points: (1) Macroeconomic stability should be maintained. (2) Policies increasing demand for labor ie employment should be endorsed. (3) A more equitable access to public services should be ensured. (4) The allocation of public goods should be more equitable. (5) Less developed provinces should be favored in funding and budget decisions. (6) The suggestions above should be enforced by a positive political atmosphere (Fritzen, 2002). Finally, as a solution to reduce unemployment rate, Fritzen (2002) suggests that labor-intensive sectors should be favored along with capital-intensive ones. It may be added that extensive public services should be provided to rural unemployed or underemployed to train and integrate them to industry sectors. As stated before, a long term solution is reallocation of resources for vocational schools and adult education programs. Micro-Finance The good news is that micro-credit practices inspired by Nobel Laurate Muhammad Yunus and other economists are increasingly common in Vietnam recently. World Bank reports that 70 to 80% of the poor has access to micro-credits in one way or
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 109 another in Vietnam (World Bank, 2007a). The Vietnamese newspapers provide a plethora of news about micro-crediting activities.28 The main formal (regulated) micro-finance suppliers in Vietnam are Vietnam Bank of Agriculture and Rural Development, Vietnam Bank for Social Policies, Viet Nam Postal Services Company, and People’s Credit Funds, while Mass Organizations such as Viet Nam Women’s Union are semi-formal providers of micro-finance, along with Rotating Savings and Credit Associations serving as informal micro-finance suppliers (World Bank, 2007a). The main principles of the Consultative Group to Assist the Poor serving in Vietnam as well as other low-income countries are the following: (1) Poor people need a variety of financial services, not just loans. (2) Microfinance is a powerful tool to fight poverty. (3) Microfinance means building financial systems that serve the poor. (4) Microfinance can pay for itself, and must do so if it is to reach very large numbers of poor people. (5) Microfinance is about building permanent local financial institutions. (6) Microcredit is not always the answer. (7) Interest rate ceilings hurt poor people by making it harder for them to get credit. (8) The job of government is to enable financial services, not to provide them directly. (9) Donor funds should complement private capital, not compete with it. (10) The key bottleneck is the shortage of strong institutions and managers. (11) Microfinance works best when it measures –and discloses- its performance (World Bank, 2007a, p.11). Although the percentage of access to micro-credits by poor people is high, some shortcomings are observed: Because of a lack of coordination among micro-finance institutions, the debtors may access multiple credits and may go into excess debt due to inefficient uses of the credits. Secondly, ethnic minorities uplands are not served well. Furthermore, allocative mismatch is observed whereby small and medium-size enterprises could not get an optimum amount of micro-finance, since the credits are distributed over the poorest and most populous segment of the economy (World Bank, 2007a). 28 See Viet Nam News (August 25, 2007a; August 7, 2007; July 14, 2007).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 110 Summary and Conclusion To conclude, the following are the proposals of this paper for Vietnamese economy: i) A mass education and training campaign is necessary to help the labor force acquire the updated work skills. This measure has to be complemented by a restructuring of higher education system as well, since unemployment is prevalent among university graduates in Vietnam. The scope of labor skills training is limited and it has to be extended. ii) As related to the proposal above, an improvement in domestic technical expertise is fatally necessary. Vocational education has to be encouraged in Vietnam by increasing shares of budget on vocational schools and training, and by higher amounts of salary for the labor force with vocational education or training. Diversification and a wider scope in education and training is necessary for economic growth for which a well-qualified labor force is indispensable. iii) A governmental policy allowing agricultural diversification has to be endorsed to alleviate the destructive effects of the price fluctuations in the global markets, and this measure necessitates a campaign to provide updated information for producers. iv) The government has to make a decision about what kind of a market structure they would endorse as a consequence of the economic reforms: Oligopoly, monopolistic competition or perfect competition, along with state monopoly over certain industries. v) Governmental programs for macro-crediting as well as micro-crediting is indispensable to lower the financial barriers to entry. vi) The business relations with Overseas Vietnamese has to be expanded to boost FDI. vii) The investment for infrastructure has to be raised. viii) A policy motivating technological improvements in private sector is necessary. ix) The governmental policy on land has to be improved. x) Incentives have to be provided for professionalization of family businesses. xi) A pro-enforcement policy in favor of enforcing tax law and labor regulations has to be endorsed. xii) Coordinative processes have to be established among micro-finance suppliers to avoid free-rider problems, as well as problems due to information lag. xiii) Ethnic minorities have to be served micro-credits and public services more than the present levels, to eradicate poverty.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 111 Since Vietnamese economy is a transition economy, the parameters have changed so frequently that economists studying Vietnamese development experience time lags between their explanation and the practice, most of the time. Preparing economics reports takes time and in the meanwhile the economy changes again, turning some of the proposals in the papers obsolete. Thus Vietnamese economy poses one of Zeno’s paradoxes for the researchers:29 Achilles, ie the researcher never catches the Tortoise, that is the changes in Vietnamese economy, albeit that the speed of the Tortoise, ie the change seems to be low at first blush. Thus the author of this paper apologizes in advance for the potential obsolescence of the views in this paper. Acknowledgment The author is grateful to Ali Riza Arican, Gurel Cetin and Altay Atli for their contributions to the study. 29 Cf. Stanford Encyclopedia of Philosophy for an elaborate presentation of Zeno’s Paradoxes.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 112 References Abrami, R. M. (2003). Vietnam in 2002: On the road to recovery. Asian Survey, 43(1), 91-100. ADB (2007). Highlights of the purchasing power parity preliminary report. Manila, Phillippines: Asian Development Bank. An, P. S. (2006). Economic growth and balance of payments constraint in Vietnam. Vietnam Economic Management Review, 1, 51-65. Anh, N. T. T., Hong, V. X. N., Thang, T. T., Hai, N. M. (2006). The impacts of foreign direct investment on the economic growth in Vietnam (research report). Hanoi: CIEM. Cheng, C.-S. (2004). Vietnam’s economical transition and political development: A perspective of state theory. Unpublished master’s thesis. Taiwan: National Sun Yat-Sen University. Cuong, T. T., Dung, B. V., Trung, P. D., Anh, N. K., Ha, N.-T. L., Luyen, N. T., & Chieu, T. D. (2006). Vietnamese state-owned enterprises after equitization: Performance, emerging issues, and policy recommendations. Vietnam Economic Management Review, 1, 20-30. Dinh, Q. X. (2000). The political economy of Vietnam’s transformation process. Contemporary Southeast Asia, 22, 372-377. Fritzen, S. (2002). Growth, inequality and the future of poverty reduction in Vietnam. Journal of Asian Economics, 13, 635-657. Gainsborough, M. (2005a). Rethinking Vietnamese politics: Will the real state please stand up? Working Papers. Bristol: Bristol University. Gainsborough, M. (2005b). Globalisation and the state revisited: A view from beyond the capital city. Working papers. Bristol: Bristol University. Gainsborough, M. (2003). Corruption and the politics of economic decentralisation in Vietnam. Journal of Contemporary Asia, 33, 69-84. Gainsborough, M. (2002). Beneath the veneer of reform: the politics of economic liberalisation in Vietnam. Communist and Post-Communist Studies, 35, 353-368. Guo, S. (2004). Economic transition in China and Vietnam: A comparative perspective. Asian Profile, 32(5), 393-411.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 113 Hac, P. M. and Nghi, P. T. (2007). Public attitudes toward a market economy in Vietnam. Retrieved from http://www.democ.uci.edu/resources/virtuallibrary/vietnam/VietnamMarket.csd.pdf Huggett, N. (2006). "Zeno's Paradoxes", The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Winter 2006 Edition). Retrieved from http://plato.stanford.edu/archives/win2006/entries/paradox-zeno Khe, N. D., Toan, N. V., Xuan, L. T. T., Eriksson, B., Höjer, B., & Diwan, V. K. (2002). Primary health concept revisited: where do people seek health care in a rural area of Vietnam? Health Policy, 61, 95-109. Malesky, E. (2005). Straight ahead on red: the impact of foreign direct investment on local autonomy in Vietnam. Retrieved from http://www.wcfia.harvard.edu/seminars/pegroup/Malesky.IPE.StraightAhead.pdf Moock, P. R., Patrinos, H. A., & Venkataraman, M. (2003). Education and earnings in a transition economy: the case of Vietnam. Economics of Education Review, 22, 503-510. Nicholson, P. (2005). Vietnamese jurisprudence: A trajectory for court reform? In J. Gillespie and P. Nicholson (eds.). Asian socialism and legal change: the dynamics of Vietnamese and Chinese reform (pp. 159-190). Canberra, Australia: Asia-Pacific Press. Painter, M. (2005). Public administration reform in Vietnam: foreign transplants or local hybrids. In J. Gillespie and P. Nicholson (eds.). Asian socialism and legal change: the dynamics of Vietnamese and Chinese reform (pp. 267-287). Canberra, Australia: Asia- Pacific Press. Pincus, J. and Thang, N. (2004). Poverty reduction strategy process and national development strategies Asia: A report to DFID. London: University of London, School of Oriental and African Studies, Centre for Development Policy and Research. Retrieved from http://www.gsdrc.org/docs/open/cc83.pdf Quang, N. H. & Steiner, K. (2005). Ideology and professionalism: the resurgence of the Vietnamese bar. In J. Gillespie and P. Nicholson (eds.). Asian socialism and legal change: the dynamics of Vietnamese and Chinese reform (pp. 191-211). Canberra, Australia: Asia-Pacific Press. Sjöholm, F. (2006). State owned enterprises and equitization in Vietnam. Working Paper 228. Stockholm, Sweden. Retrieved from http://swopec.hhs.se/eijswp/papers/eijswp0228.pdf Sunday Viet Nam News (August 5, 2007). Youth union tackles joblessness head-on. Sunday Vietnam News, p.6-7.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 114 Swinkels, R. & Turk, C. (2006). Explaining ethnic minority poverty in Vietnam: a summary of recent trends and current challenges. Hanoi: World Bank. Tai, N. D. (2006). Promoting private sector development in Vietnam from the effectiveness of supporting policies. 2006’ International Forum on Economic Transition, Central Institute for Economic Management. Retrieved from http://ciem.org.vn Tang, L. H. & Yue, L. H. (2006). Economic reform in Vietnam and in China: a comparative study. Hanoi: The Gioi Publishers. Tarp, F., Roland-Holst, D. & Rand, J. (2003). Economic structure and development in an emergent Asian economy: evidence from a social accounting matrix for Vietnam. Journal of Asian Economics, 13, 847-871. Thayer, C. A. (2002). Vietnam in 2001: The Ninth Party Congress and after. Asian Survey, 42(1), 81-89. Thayer, C. A. (2000). Reform immobilism: The prospects for Doi Moi. Paper presented at Conference on Vietnam in 2001: Prospects for Economic and Social Progress. Washington, DC. The Central Department of Ideology and Culture (2007). The 10th National Congress of the Communist Party of Vietnam: Viet Nam Vision 2020. Hanoi: The Gioi Publishers. The Communist Party of Viet Nam (2005). 75 years of the Communist Party of Viet Nam (1930-2005): A selection of documents from nine Party Congresses. Hanoi: The Gioi Publishers. Tiet (2006) Agricultural cooperatives in urbanized areas: Problems and solutions economic research. Vietnam Economic Management Review, 1, 31-45. Trinh, N. X. (2006). Overview of Vietnam’s economic performance during the first 10 months of 2006. Vietnam Economic Management Review, 1, 66-76. VASS (2006). Vietnam poverty update report 2006: Poverty and poverty reduction in Vietnam 1993-2004. Hanoi: Vietnamese Academy of Social Sciences. Viet Nam News (August 30, 2007). Direct deposits used to fight corruption of state officials. Viet Nam News, p.2. Viet Nam News (August 29, 2007a). VTOS graduates to provide better services for tourism. Viet Nam News, p.3. Viet Nam News (August 29, 2007b). Rich benefit from social security payments. Viet Nam News, p.5.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 115 Viet Nam News (August 25, 2007a). Microfinance group reveals future plans. Viet Nam News, p.2. Viet Nam News (August 25, 2007b). Combating corruption crucial to nation’s future: deputy PM. Viet Nam News, p.3. Viet Nam News (August 20, 2007). Government steps up fight against corruption. Viet Nam News, p.2. Viet Nam News (August 7, 2007). City microcredit opens its first regional branch. Viet Nam News, p.4. Viet Nam News (July 24, 2007). Poor to pay less for school: MoET. Viet Nam News, p.4. Viet Nam News (July 17, 2007). Microcredit helps fishermen increase hauls. Viet Nam News, p.4. Watkins, K. (2002). Making globalization work for the poor. Finance & Development: A Quarterly Magazine of the IMF, 39(1), 24-27. World Bank (2007a). Vietnam: Developing a comprehensive strategy to expand access [for the poor] to microfinance services: Promoting outreach, efficiency and sustainability: Volume 1: The microfinance landscape in Vietnam. Hanoi, Vietnam: Worldbank. World Bank (2007b). Taking stock: An update on Vietnam’s economic developments. The Mid-year Consultative Group Meeting for Vietnam. Ha Long City, Vietnam. Retrieved from http://siteresources.worldbank.org/INTVIETNAM/Resources/takingstock_june07_englis h.pdf World Bank (2006a). Vietnam development report 2007: Aiming high. Joint donor report to the Vietnam Consultative Group Meeting. Hanoi, Vietnam: World Bank. World Bank (2006b). Accelerating Vietnam’s rural development: Growth, equity and diversification. Volume 4 – Agriculture diversification study. Hanoi, Vietnam: World Bank. World Bank (2006c). Accelerating Vietnam’s rural development: Growth, equity and diversification. Volume 3 – Aligning public expenditure and sector instutitions to agriculture and rural challenges. Hanoi, Vietnam: World Bank. World Bank (2006d). Accelerating Vietnam’s rural development: Growth, equity and diversification. Volume 1 – Overviews. Hanoi, Vietnam: World Bank.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 116 Whither Vietnamese Tourism? Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, Ho Chi Minh City, Vietnam ulas@teori.org Abstract In this paper, an overview of Vietnamese tourism is provided; dark tourism, microfinance for tourism sector, e-commerce and tourism in Vietnam are discussed. The externalities of Vietnamese tourism and the tourism multiplier effect are analysed. Finally the paper is concluded by proposals and suggestions to boost Vietnamese economy. JEL Code: L83; E12; L88; H70
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 117 Whither Vietnamese Tourism? An Overview of Vietnamese Tourism In 2006, Vietnam had 3.6 million international tourists (an increase by 5.6 % compared to 2005) with Chinese tourists constituting the highest number of visitors from a country to Vietnam since 1996 and 18 million domestic visitors (an increase by 12.5 % compared to 2005). The revenue for tourism was VND 36 trillion (US$ 2.25 billion) (an increase by 12.5 % compared to 2005). In the first 8 months of 2007, 2.5 million international tourists had already visited Vietnam (Viet Nam News, Sept 21, 2007) and this corresponded to a 16.2 % increase in the number of international tourists (Viet Nam News, Aug 1, 2007). Vietnam’s accession to WTO in 2006 acts as a catalyst of change (Gezgin, 2007) and Vietnamese tourism sector is relatively more affected than many of the sectors of Vietnam. Transparency in the transmission of information about tourism had been a main problem in the past couple of decades, but within the last decade, the relevant information has been opened to the public by statistical reports or newspaper articles (Lloyd, 2004). Two main problems endemic in Vietnamese economy applies to Vietnamese tourism as well: The first involves the informal markets. The Vietnamese government has regulations over domestic and international tourism activities, but in reality there exists a huge sector not regulated by the government. Secondly, central levels of political and economic control clash with local levels: Despite the criticisms that Vietnam is a centrally governed country, actually local governments hold a huge amount of political power (Lloyd 2004). In addition to these two, the problem of unskilled rural labor that is more relevant to industrialization of the rural sector (Gezgin, 2007) applies to Vietnamese tourism as well: Vietnamese tourism still lacks educated locals and well- trained managers. Backpackers are one of the main concern in an overview of Vietnamese tourism: They are perceived as that of a low economic value since theirs are low-budget travel and they are more powerful as agents of cultural disintegration and deformation (Lloyd 2003). The following may be a paternal attitude towards tourism but various governments endorse the idea that the effect of tourism on the youth in particular may have disastrous consequences (Lloyd, 2003). 70 % of international tourists have no intention to come back to Vietnam again (Viet Nam News, Nov 2, 2007) and this means the turnover rate and touristic satisfaction are quite low. Vietnam seems to be a destination attractive for the first time, but not so for the second. A technical report study with a large sample size working on Ha Long Bay area also converged with this point: The expectations of the international tourists are not met and Ha Long Bay area is considered to be a one-time trip spot for Vietnam (Ministry of Planning and Investment, 2001). Around 750,000 Chinese tourists visited Vietnam in 2005. The increasing number of Chinese tourists in Vietnam can be attributed to the economic growth of China,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 118 increasing number of Chinese group tours and the fact that it is possible to pass the Chinese-Vietnamese border without visas or passports for Chinese and Vietnamese citizens since the beginning of 1990s, that is nearly a decade after Vietnamese-Chinese war along the same border in 1979 (Chan, 2006). As a way to avoid conflicts between Vietnamese tour guides and Chinese tourists, the historical conflicts between Vietnam and China, Chinese colonialism over Vietnam and Vietnam’s history of resistance are ignored in tours. Friendship rather than wars in the history has been emphasized (Chan, 2006). Chinese tourists emerge as the most recent customers with a huge potential for South East Asian region in general and Vietnam in particular. Thus a central set of questions for Vietnamese tourism appear to be the following: How Vietnamese tourism can be adapted to the needs of the Chinese tourists and how to encourage Chinese tourists to choose Vietnam as their destination? Before reviewing the relevant literature about Vietnamese tourism, let us mention a main difference between the touristic sites of Vietnam vs. those of Thailand: At touristic sites of Vietnam, hassling by cyclos, shoe shiners, flower sellers and beggars are quite common and this provides a contrast to the quietude of the streets of Thailand. That may be the main reason why Vietnam is considered to be a one-time-only destination by international tourists. The review of the relevant literature about Vietnamese tourism is provided below: Rugendyke & Son (2005) provides a rather anthropological account of Cuc Phuong National Park (Northern Vietnam) focusing on the livelihoods of resettled villagers while Michaud & Turner (2000)’s account of the Sa Pa marketplace, Lao Cai Province is more of an ethnographic study than a study of tourism. They raise the distinction between anthropocentric point of view and naturacentric point of view. Sometimes the interests of human beings can clash with that of nature. For example, poor villagers can destroy the forests because of their plightful conditions. This has implications for tourism which will be discussed under the heading ‘pro-poor tourism and sustainable tourism’ in this paper. The literature is full of empirical and impractical studies with low sample size and methodological manipulation problems (see for instance Hung, Schneider & Gartner 2006 for an empirical article with lower levels of external validity). With various methodological problems, Lindsey & Holmes (2007) provides an empirical comparison of domestic and international tourists for Nha Trang, which is the recent beach resort area of Vietnam. Likewise, Nam & Son (2007) uses contingent valuation method to assign subjective values for Hon Mun Islands and suggest that a certain amount of extra fee with the name of ‘convention fee’ may be added to the touristic fees. They base their suggestion on their empirical finding that tourists are willing to pay an extra fee for the conversation of the islands when asked on a questionnaire, but they forget that answers for a questionnaire rarely reflect the reality (see for instance Ministry of Planning and Investment 2001 for resistance to paying conservation fees for Ha Long Bay). They take the contingent valuation methodology as granted, but that methodology is not immune to criticisms. Furthermore, they forget to consider the unintended consequences of an extra fee.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 119 Tourism at all countries has pros and cons. According to United Nations: The tourism industry has the potential to generate foreign exchange earnings, create employment, promote development in various parts of the country, reduce income and employment disparities among regions, strengthen linkages among many sectors of national economy and help to alleviate poverty (United Nations, 2001, p.1). (…) [h]owever, planners and policy makers must also keep in mind certain realistic truths about tourism: it consumes resources, creates waste and requires certain kinds of infrastructure; it creates conditions for possible over-consumption of resources; it is dominated by private investment with priority on maximizing profits; its multi-faceted nature makes control difficult; (…) and it may be seen as simply entertainment services consumed by tourists” (United Nations, 2001, p.6). Tourism especially in an ex-command economy has externalities that has to be taken into account just like the case for other countries. The main externalities involve environmental pollution due to non-regulated markets which are not green-friendly and increasing income gap between domestic workers and international workers (Le, 2005). The following are the problems of ecotourism in Vietnam listed by Lam (2002): 1) Problems about conserving the landscape or historical-cultural heritage. 2) Pollution. 3) The destruction of and damage to ecosystems especially forests and coasts by tourists. 4) The damage incurred by the mining activities over the lands and forests. The reframing of the cultural activities as touristic events leads to commodification of them (Thai, 2002). This may boost tourism but most of the time, the commodification leads to two extreme responses: Over-commercialization and over-traditional protection (Son, 2007). Over-commercialization disrupts the cultural practices of people and creates packages of fast-food-like tourism events where the culture is not practiced per se but for the aim of increasing revenues. On the other hand, over-traditional protection aims the conservation of culture as it had been before, but it stresses the differences rather than commonalities. By this way, it closes the culture to the participation of others. On the other hand, tourism and culture have a strange dialectics: certain cultural practices are despised by the urban residents as rural past, but they are preserved and sustained due to the demand by the international tourists for authenticity and originality (Thai, 2002). In that sense, international tourism leads to a more conservationist as well as a more conservative attitude. To solve this strange dialectics between tourism and culture, Brohman (1996) recommends the alternative tourism approach. Alternative tourism approach involves opportunities for tourists to get the real local everyday life rather than the cultural capsule on display packed for tourists and ready to be consumed by tourists. Brohman (1996) lists examples of alternative tourism including the program that allows tourists to live at village houses with local families. Another example he quotes is the bungalow-type tourism where the owners are locals. By the alternative tourism approach, ‘the tourist’
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 120 turns into ‘an anthropologist on vacation’ going native, ie participating to the cultural practices as an insider as far as the experience allows that. Another externality of tourism involves inflation. The high consumption expenditure of tourists along with increasing investment lead to demand-pull inflation, this declines the purchasing power of the locals (Thai, 2002). The extra income and employment generated by the tourism sector is proportionally far less compared to the high levels of inflation due to tourism (Drumm, 1991). Furthermore, psychological factors such as conspicuous consumption enters the scene and foreign culture soon becomes an object of imitation and admiration because of income gap. Unfortunately, Vietnamese government does not seem to endorse a clear-cut control mechanism for the externalities of international tourism over the local levels (Thai, 2002). Besides, tourism has also positive externalities: It offers employment for locals and higher portions of governmental budgets are allocated for infrastructure (Le, 2002), i.e. electricity, drainage and water due to tourism. Nevertheless, it has to be kept in mind that the opportunity cost of tourism is higher for low-income countries as they are still grappling with constructing the economic sector. Allocation of resources for tourism may lead to arrested development for other economic sector vital to the low-income countries (World Tourism Organisation, 1981). Dark Tourism Dark tourism associates grief with tourism unlike the common understanding of tourism which goes together with joy and pleasure. Though it is a relatively new concept in South East Asia, there are many hot spots of dark tourism in the region. Cambodian genocide relics is the chief example of dark tourism in the region and Kwai Bridge in Thailand is another example of dark tourism (Henderson 2007), but most of the hot spots of the region is in Vietnam due to the French War (1945-1954) and the American War (1963- 1975). War tourism is among the strands of dark tourism where grief rather than joy is the tenor emotion of the activity. War tourism has many hotspots all around the world along with other shades of dark tourism covering, for instance, genocide, African slavery and apartheid, and war sites as history is full of wars and no country is exempted from wars in the history. World Wars, American Civil War and Napoleonic War are among the most frequented themes of war tourism (Henderson 2000). The notion of dark tourism shifts tourism researchers’ attention from the characteristics of the touristic sites to the psychological properties of tourists that push them to dark tourism sites. The question why certain people prefer to visit dark sites rather than beaches for instance has to be answered. As an attempt to answer this central question, dark tourism studies started a new program of research focusing on the distinction between push factors and pull factors. Yuill (2003) lists heritage, history, guilt, curiosity, death and dying and nostalgia as the push factors for dark tourism and pull factors are the
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 121 following: Education, remembrance, artifacts, and site sacralization. Besides, media operates as a push factor as well as a pull factor for dark tourism sites: It acts as a push factor as it influences potential tourists’ destination preferences by movies and TV programs, and it acts as a pull factor as it improves the public image of the touristic sites (Yuill, 2003). As exemplified by media, pull and push factors can work together and more than one factor may operate simultaneously as well. The following list sketches the main Vietnamese war tourism sites: - Dien Bien Phu (the site of the decisive battle in which Viet Minh forces defeated the French colonial army and gained independence), - Demilitarized Zone (DMZ) (the demarcation line between Republic of Vietnam (South Vietnam) and the Democratic Republic of Vietnam (North Vietnam)), - Khe San which was an American base south of DMZ, - Thien Mu Pagoda (the pagoda of the Buddhist monk who had burned himself to protest the South Vietnamese government), - China Beach (Da Nang) (the first rest and relaxation place for American forces landing to Vietnam), - My Lai (Central Highlands) (notorious for American army’s massacre of Vietnamese civilians recorded by international media agencies), - Ho Chi Minh Trail (a strategic road used by Viet Cong for logistic transfer of supplies between North Vietnam and South Vietnam), - Reunification Palace (the former seat of South Vietnamese government), - Cu Chi Tunnels (a set of enormous underground military bases and residences for resistance), - Many museums such as the Army Museum (Ha Noi), Museum of Independence (Ha Noi), Museum of Revolution (Ha Noi), Ho Chi Minh City Museum (HCMC), Museum of the Revolution (HCMC), War Crimes Museum (HCMC), A major problem in dark tourism applications is the fact that the interests and reframing of the victims and aggresors are in clash most of the time (Yuill, 2003). For instance, Vietnamese way of dark tourism championing ‘the best American killers’ and martyrs for freedom clashes with American tourists’ ‘taken-for-granted’s. The main audience for Vietnamese war tourism is paradoxically American war veterans which amount to an estimated 2.7 millions. Another estimated 2.7 million overseas Vietnamese with 1.2 millions living in US (World Bank, 2007) are the second main audience, and thus the main coverage is 5.4 million people in total. Basicly, the tourist profiles for Vietnamese dark tourism can be divided into two: 1) Those involved in the American war directly (personal memories) or indirectly (relatives or friends), 2) Those interested for other purposes. The contribution of veterans to tourism is not unique to Vietnam, as veterans of World War II also contributed to European tourism as the visitors of their war fields (Yuill, 2003). Vietnamese dark tourism commodifies the American War (Vietnam) and this creates potential problems about the encounter between movie-illusioned American and European tourists and the Vietnamese war remnants (Alneng, 2002). American movies
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 122 depict Vietnamese as inhumane and it is not easy for many American tourists to accept that American army massacred and tortured hundred thousands of Vietnamese. Many American tourists for instance considered the terrible photos about American crimes against humanity as Vietnamese government propaganda. The effect of the photos is further attenuated by cyclo drivers and tourist guides who are sympathetic to the American army to the extent to ignore that “3 million Vietnamese were killed (...), 7,850,000 tons of bombs were dropped and 75,000,000 litres of defoliants were sprayed over South Vietnam” (Alneng, 2002, p.476). For the movie-illusioned tourists, the remnants of the war are reframed as another American movie about Vietnam (Alneng, 2002). Nevertheless, contrary to the expectations, American movies about Vietnam can serve as push factors for Vietnamese dark tourism just as the movie ‘Schindler’s List’ contributed to the Holocaust tourism, as movies are an effective way of channelizing public attention (Yuill, 2003). The following is a list of the most popular American movies about Vietnam: Apocalypse Now (1979) Director: Francis Ford Coppola Born on the Fourth of July (1989) Director: Oliver Stone The Deer Hunter (1978) Director: Michael Cimino Heaven and Earth (1993) Director: Oliver Stone The Lover (1992) Director: Jean-Jacques Annaud Platoon (1986) Director: Oliver Stone The Quiet American (2002) Director: Phillip Noyce We Were Soldiers (2002) Director: Randall Wallace (Ray & Yanagihara, 2005). As Vietnamese war tourism is reframed as dark tourism here, it gets its proper place in the tourism-relevant literature. The following questions appears as central ones for Vietnamese dark tourism accordingly: What are the push and pull factors for Vietnamese dark tourism? Push factors appear to be heritage and history but one can not get reliable information about them unless an a-la- Yuill (2003) study would be conducted for War Crimes Museum and Cu Chi Tunnels whereby the reason for tourists’ visits will be revealed and elaborated. Likewise, pull factors may be probed. It seems that education, remembrance and site sacralization are
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 123 the pull factors for domestic tourists, but no study or any kind of tentative ideas exist about pull factors of Vietnamese war tourism for international tourists. Actually, as long as they are specifically interested in the American War (Vietnam), they just visit the Vietnamese dark tourism sites only because they are included into the package tour by touristic agencies. A second question involves the target profile: Who is targeted by Vietnamese dark tourism? Domestic tourists or international tourists? The current situation is that the two groups are lumped together and considered to hold the same push and pull factors. International tourists are served as if they are domestic tourists and that may be another reason for why Vietnam is considered to be a only-one-time-trip destination for international tourists. A third question connects Vietnamese tourism for Chinese tourists to Vietnamese dark tourism for international tourists in general: Does a possible boost in Vietnamese dark tourism necessitate a suppression and reframing of French and American wars just as the fact that the mention of Chinese-Vietnamese clashes in history are avoided to increase the tourist revenues? These three questions should be answered and new programs should be developed on the basis of the answers. Tourism Multiplier Tourism multiplier involves the economic effect of tourism over local economies of touristic sites. The greater size of the multiplier means a greater impact to the economy (Gu, 2000). Tourism as any other newly introduced input factor to the economy causes rounds of effect over the economic sector based on the transaction between various agents of the economy such consumers, retailers, wholesalers, producers etc. Tourism may multiply its effect over the touristic sites by an increase in tourists’ spending over goods and services, foreign investment, government investment (eg financing infrastructure) and exports related to the touristic activity. Tourism is able to boost sales and incomes of the locals and can provide employment for the locals. Thus by the term ‘tourism multiplier’, three multipliers are meant: Sales (transaction) or output multiplier, income multiplier and employment multiplier (World Tourism Organisation, 1981). Following the conceptualization of tourism multiplier, as tourists always need to spend on accommodation and it always constitutes a high portion of their consumption expenditure, construction of new hotels may provide employment to the locals (employment multiplier), may increase their salary (income multiplier) and may raise the sale of goods and services at hotels (sales multiplier) (World Tourism Organisation, 1981). As tourism multiplies its effect over the economy on the basis of rounds of transaction, there exist leakages that attenuate the strenght of the multiplier: touristic activity necessitates imports and import is an example for withdrawals from the system. Secondly, the proportional amount of foreign workers’ income that are sent abroad is another leakage from the systems. Thirdly, taxing system may lead to leakages as long as
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 124 the taxes are put in use for areas other than the touristic sites at issue. Finally, savings by the workers of touristic sites are leakages for the systems. These four kinds of leakage together attenuate the size of the tourism multiplier (World Tourism Organisation, 1981). Gu (2000) lists three kinds of leakage in the tourism sector for Indo-Chinese countries: structural leakage which involves the necessity of imported construction materials and technological resources to build the infrastructure of the touristic site, operational leakage involves other imports necessary for sustenance of the touristic activity and financial leakage involves capital return to the foreign investors by rents, revenues etc. Tourism multiplier can be segmented into three sub-mechanisms: Tourism has a direct effect on goods and services of hotels and other touristic enterprises (direct expenditure effect) since tourists always spend on them; it has also a secondary effect on B2B transactions since the touristic enterprises need to buy goods from other firms (indirect expenditure effect) and finally, the increase in incomes of the employees of the touristic enterprises as well as other businesses with which the touristic enterprises have transactions leads to more spending by the employees at the touristic site (induced expenditure effect) (Arabsheibani & Labarthe, 2002; Drumm, 1991; Dwyer et al, 2000; World Tourism Organisation 1981). When foreign ownership dominates over the tourism sector, secondary expenditure effect (ie indirect and induced expenditure effects combined) may increase in the short run, but since the owners or investors are foreigners, a remarkable overseas leakage occurs to reduce the size of the tourism multiplier in the long run (Brohman, 1996; Dwyer et al, 2000). This was not the result of new foreign ownership laws expected for instance by Cuban government. Foreign ownership over tourism had been considered to boost the tourism sector, however the revenues have not last long due to overseas leakages and due to the fact that the tourism sector in Cuba was not allowed to interact directly with the other economic sectors of Cuba and thereby the the size of tourism multiplier was reduced in the long run (Espino, 2000). Tourism sector may lead to crowding out effects that can curb the size of the tourism multiplier (Dwyer et al, 2000). In addition to the notion of tourism multiplier, two concepts are especially viable to boost the tourism sector: Destination substitution effect and investment project substitution effect (Gu, 2000). Destination substitution effect involves relative cheapness of a destination rather than another one. For example, due to the depreciation of the currencies, Laos and Cambodia are more preferred as tourism destinations compared to Burma and Vietnam which are relatively more expensive (Gu, 2000). Likewise, Hong Kong and Korea are less preferred destinations due to their expensiveness. This effect applies for the recent phenomenon of US tourists’ preference for non-eurozone destinations because of the plummeting of dollar against euro (Viet Nam News, Oct 1, 2007). Investment project substitution also involves the price levels and the value of the currency: Simply enough, investors prefer less costly sites to invest. As game players in the sense of game theory, tourists and investors weigh alternative destinations and sites for travel and investment respectively.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 125 Thus, tourism multiplier effect, destination substitution effect and investment project substitution effect are keys to boost Vietnamese tourism. Pro-Poor Tourism and Sustainable Tourism As Vietnam moves from command economy to mixed economy, the government should decide which market structure they would promote for the emerging markets: Perfect competition, monopolistic competition, oligopoly or monopoly (Gezgin, 2007). Another consideration relevant to this point is who will reap the benefits of emerging markets. Pro-poor tourism is a framework of tourism which considers tourism industry as a poverty reduction mechanism for local people living at the touristic sites. In this vein, a tentative observation would be that street sellers of the touristic areas of Bangkok are better-off compared to Ho Chi Minh City, due to Thai government’s regulations to lower the barriers to entry. Ashley (2006) compares Ethiopia, Kenya, Mozambique, Rwanda, Tanzania and Uganda with regard to pro-poor tourism lists the following deficiencies: lack of micro-credit, high barriers to entry for small enterprises, lack of product diversification, lack of English skills, low quality service and products, lack of entrepreneurial skills and time-consuming government bureaucracy. Ashley (2006) lists the following governmental actions to promote micro-enterprises in tourism sector: Tool 1) Boosting local inputs into the hotel supply chain. Tool 2) Stimulating micro and small tourism enterprises (ensure licensing and regulations do not exclude small entrepreneurs and establish an monitor a scheme for local guides). Tool 3) Boosting local craft and tourist shopping (upgrade product quality, supply and fit with tourist tastes and develop locally distinctive products). Tool 4) Boosting employment opportunities of the poor. Tool 5) Facilitating destination-level partnership. Tool 6) Diversifying the destination, including more products of the poor. Tool 7) Use government roles to influence private sector behaviour. Tool 8) Facilitate joint venture partnerships, private sector and community. Tool 9) Other ways to channel financial flows to communities. Tool 10) Addressing cultural, social and physical impacts (maximize local benefit from tourism infrastructure development, minimise disruption, environmental damage and cultural infringements, and set up systems to prevent sex tourism and particularly child prostitution). Tool 11) Pro-poor policy making. Tool 12) Strategic choices: Which segments, markets, investors? (international, regional and domestic tourists) (Ashley, 2006, various pages). At first sight, pro-poor tourism programs seem to be beneficial to the locals and the ecosystem, however locals are actually stakeholders that may sometimes be equally harmful to the local economy and the ecosystem.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 126 Le (2002) presents a brilliant stakeholder analysis of a mangrove biosphere reserve area in Vietnam and provides Gini and Lorenz index calculations for local stakeholders. His analysis is the most useful analysis in the relevant literature since he considers the local rather than generalizing over a greater portion of the tourism sector. His paper mentions fights between local petty sellers and this is rarely recorded in tourism studies. Stakes involve fights and this is also what is missed by pro-poor tourism programs. By providing poor people microcredits, they transform them to petty entrepreneurs who only care for their own and do not consider the welfare of the society in general. ‘Sustainable tourism’ which is sometimes used interchangeably with the term ‘alternative tourism’ (Clarke, 1997) is sensitive to ‘cultural integrity, (...) ecological processes, biological diversity and life support systems (United Nations, 2001, p.25). The definition of sustainable tourism development comprises the following actions: (1) make prudent use of the earth’s resources, (2) alleviate poverty and reduce gender inequalities, (3) enhance the quality of life, (4) preserve biodiversity and life support systems for all natural habitats, (5) preserve indigenous knowledge and ways of life based on respect for different traditions, (6) encourage bottom-up responsibility for participation and enhanced capabilities for local level decision making (United Nations, 2001, p.49). A locally and ecologically sensitive tourism planning is able to achieve the following objectives: - providing employment opportunities of various kinds, especially by diversifying the structure of the economy; - generating income from the expenditures of foreign visitors; - stimulating local commerce and industry; - justifying expenditure on infrastructure improvements, and on the provision of services and amenities which may also be enjoyed by local residents; - justifying the conservation of vulnerable environments, cultures and communities; - generating and sustaining a favourable worldwide image of the destination (United Nations, 2001, p.22). E-commerce and Tourism Here is Vietnam’s telecommunication profile: 38.8 million telephone subscribers, 28.87 million mobile phone subscribers, 9.93 million land liners, 16.2 million internet users, 753.000 ADSL internet subscribers (Viet Nam News, Sept 19, 2007). In Vietnam, there are nearly 200,000 companies and only 18,000 companies have their own website (Viet Nam News, Sept 18, 2007). The figures are still low. Harris & Vogel (2007) emphasizes the potential contribution of e-commerce to boost tourism in
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 127 developing countries. As Vietnam will be more e-commercialized, tourism will have a boost as other sectors of the economy.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 128 Suggestions The more diversified and larger is the economy, the greater would be the size of tourism multiplier (Espino, 2000). Thus Vietnamese government has to look for ways to diversify tourism sector and connect touristic activities with other sectors of the economy. For instance, governmental stores can promote cheap and high-quality Vietnamese products to raise the tourism multiplier over a larger segment of the economy. Secondly, as imports are leakages attenuating the multiplier effect, a less prevalent use of imported goods in touristic areas is another way to boost tourism (Espino, 2000). To solve the problem of cultural encounter, the enclave-approach to tourism, that is restricting tourism to certain areas for example Pham Ngu Lao Street should be abolished. Alternative tourism strategies should be adopted which will provide the opportunity for tourists to learn about Vietnamese everyday life. The cultural encounters will accordingly be more meaningful by that approach. Fourthly, the problem of hassling should be solved for sure, to abolish Vietnam’s image of only-one-time-trip destination. Fifthly, alternative and sustainable tourism approaches should be endorsed in Vietnam rather than outdated approaches which are not sensitive to the locals and the ecosystem. Sixthly, pro-poor tourism programs should be adapted for Vietnamese tourism after a critical review of them. Seventhly, Vietnamese dark tourism programs should be renewed on the basis of the future studies investigating pull and push factors for international and domestic dark tourists at dark tourism sites such as Cu Chi Tunnels and War Crimes Museum. Eightly, locals should be encouraged to be owners of touristic enterprises. By this way, overseas leakage attenuating tourism multiplier effect over the local economy can be reduced and that means a boost for Vietnamese tourism. Ninthly, measures should be taken to tackle with destination substitution effect and investment project substitution effect. Tenthly and finally, e-commercialization of Vietnam should gain pace to boost the tourism sector. Acknowledgment The author is grateful to Ngo Thuy Duyen Gezgin for her emotional and intellectual support to the study.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 129 References Alneng, V 2002, ‘What the fuck is a Vietnam?’: Touristic phantasms and popcolonization of (the) Vietnam (War), Critique of Anthropology, vol. 22, no.4, pp.461-489. Arabsheibani, G B & Labarthe A D-A 2002, Tourism multiplier effects on Peru, viewed 14 November 2007, <http://www.ucb.br/economia/revista/TOURISM%20MULTIPLIER%20EFFECTS%20 ON%20PERU.PDF > Ashley, K 2006 How can governments boost the local economic impacts of tourism?: Options and tools, SNV East and Southern Africa. Viewed 14 November 2007, < http://www.odi.org.uk/tourism/resources/toolkits/0611_toolkit.pdf > Brohman, J 1996, New directions in tourism for third world development, Annals of Tourism Research, vol. 23, no.1. pp. 48-70. Chan, Y W 2006, Coming of age of the Chinese tourists: The emergence of non-Western tourism and host-guest interactions in Vietnam’s border tourism, Tourist Studies, vol. 6, pp. 187-213. Clarke, J 1997, A framework of approaches to sustainable tourism, Journal of Sustainable Tourism, Vol. 5, No.3, 224-232. Drumm, A 1991, An integrated impact assessment of nature tourism in Ecuador’s Amazon region, School of Environmental Sciences, University of Greenwich, London. viewed 14 November 2007, <http://www.nature.org/aboutus/travel/ecotourism/files/amazonimpactsstudy_drumm.pdf Dwyer, L, Forsyth, P, Madden, J & Spurr, R 2000, Economic impacts of inbound tourism under different assumptions regarding the macroeconomy, Current Issues in Tourism, vol. 3, no.4, pp. 325-363. Espino, D M 2000, Cuban tourism during the special period, Cuba in Transition Volume 10 Papers and Proceedings of the Eleventh Annual Meeting of the Association for the Study of the Cuban Economy (ASCE), Miami, Florida August 3-5, 2000, pp. 360-373. Gezgin, U B 2007, Social and economic development of Vietnam: Governmental and management challenges. Paper to be presented International Colloquium on Business & Management, Bangkok 2007. Bangkok, Thailand, 19-22nd November 2007. Gu, Z 2000, Strategies for minimising tourism leakages in Indo-Chinese development countries, Asia Pacific Journal of Tourism Research, 5(2), 11-20.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 130 Harris, R & Vogel D 2007, E-commerce for community-based tourism in developing countries, viewed 5 November 2007, < http://rogharris.org/e-CBT.pdf >. Henderson, J C 2007, ‘Communism, heritage and tourism in East Asia’, International Journal of Heritage Studies, vol. 13, no.3, pp. 240-254. Henderson, J C 2000, ‘War as a tourist attraction: the case of Vietnam’, International Journal of Tourism Research, vol. 2, pp. 269-280. Hung, T T, Schneider, I E & Gartner, W C 2006, ‘Image of Vietnam held by US tourists: initial inquiry’, Asia Pacific Journal of Tourism Research, vol. 11, no.2, pp. 147-159. Lam, T D 2002, ‘Strategic planning and standards fr ecotourism development in Vietnam’ The 6th ADRF General Meeting, 2002, Bangkok, Thailand. Le, T K 2002, Economic distribution and institutions in the recreation and tourism of mangrove biosphere reserve: Case study of Can Gio mangrove biosphere reserve, Vietnam, viewed 14 November 2007, <http://www.unesco.org/mab/bursaries/mysrept/2002/le/Finalreport_Thoale.pdf > Le, Y H 2005, Perceptions of Vietnamese tourism businesses toward the adoption of sustainable tourism practices. PhD dissertation. Natural Resources Program, College of Graduate Studies, University of Idaho. Lindsey, G & Holmes A 2007, Tourist perspectives on a marine protected area in Nha Trang, Viet Nam, viewed 5 November 2007, <http://dlc.dlib.indiana.edu/archive/00001000/00/lindseyg042400.pdf>. Lloyd, K 2004, ‘Tourism and transitional geographies: mismatched expectations of tourism investment in Vietnam’, Asia Pacific Viewpoint, vol. 45, no.2, pp. 197-215. Lloyd, K 2003, ‘Contesting control in transitional Vietnam: the development and regulation of traveller cafés in Hanoi and Ho Chi Minh City’, Tourism Geographies, vol. 5, no.3, pp. 350-366. Michaud, J & Turner S 2000, ‘The Sa Pa marketplace, Lao Cai Province, Vietnam’, Asia Pacific Viewpoint, vol. 41, no.1, pp. 85-100. Ministry of Planning and Investment 2001, Financing environmental protection activities in Quang Ninh province: The role of the tourism sector, viewed 5 November 2007, <http://www.un.org.vn/undp/projects/vie97007/Pdf2/T1E.PDF >. Nam, P K & Son, T V H 2007, Recreational value of the coral surrounding the Hon Mun islands in Vietnam: A travel cost and contingent valuation study, WorldFish Center: Economic Valuation and Policy Priorities for Sustainable Management of Coral Reefs,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 131 viewed 5 November 2007, <http://www.worldfishcenter.org/Pubs/coral_reef/pdf/section2-6.pdf >. Ray N & Yanagihara W, 2005, Lonely planet Vietnam. China: Lonely Planet Publications Pty Ltd. Rugendyke, B & Son, N T 2005, ‘Conservation costs: Nature-based tourism as development at Cuc Phuong National Park, Vietnam’, Asia Pacific Viewpoint, vol. 46, no.2, pp. 197-215. Son, B H 2004, ‘Tourism and the preservation of heritage sites in Viet Nam: A case study of a water buffalo fighting festival and its tourist attraction’, Viet Nam Social Sciences, vol. 104, 31-44. Thai, M T T 2002, Does tourism help local people? A Vietnam focus, University of Hawai’i at Mano. viewed 5 November 2007, < http://www2.hawaii.edu/~mthai/Papers/tourism.pdf > United Nations, 2001, Managing sustainable tourism development. ESCAP Tourism Review No. 22, Bangkok: United Nations. Viet Nam News November 2, 2007, HCM City tourism not up to potential: official. p. 4. Viet Nam News October 1, 2007, US tourists follow the exchange rate. p.25. Viet Nam News September 21, 2007, Seminer highlights tour industry needs. p.3. Viet Nam News September 19, 2007, Viet Nam seeks improved IT cooperation with US. p.17. Viet Nam News September 18, 2007, Website promotes effective e-commerce. p.17. Viet Nam News August 1, 2007, Foreign tourists reach 2.46 million. p.17. World Bank 2007, Vietnam: Developing a comprehensive strategy to expand access [for the poor] to microfinance services: Promoting outreach, efficiency and sustainability: Volume 1: The microfinance landscape in Vietnam. Hanoi, Vietnam: Worldbank. World Tourism Organisation 1981, Tourism multipliers explained, viewed 5 November 2007, < http://horwath.co.za/tourism/tourism_multipliers.pdf > Yuill, S M 2003, Dark tourism: Understanding visitor motivation at sites of death and disaster, MS thesis, Recreation, Park and Tourism Sciences, Texas A & M University.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 132 The Trends in Vietnamese Tourism (1995-2007) Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, Ho Chi Minh City, Vietnam ulas@teori.org Abstract In this paper, the main Vietnamese tourism figures covering the period between 1995- 2007 are statistically analysed in an explanatory manner to provide a touristic profile of Vietnam, based on the number of tourists coming to Vietnam, the share of the countries over tourists visiting Vietnam and the means of transport for arrival to Vietnam. The analyses of trends are accompanied by social and economic explanations of the results in a way to allow a clarification of Vietnamese tourism trends that is almost impossible to reach by barely walking on the streets of Vietnamese touristic sites. The study concludes with a number of proposals.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 133 The Trends in Vietnamese Tourism (1995-2007)30 As research on Vietnamese tourism has been reviewed elsewhere by the author and proposals for boosting Vietnamese tourism has been provided before (see Gezgin, 2008), this study focuses on the statistical trends of Vietnamese tourism for the international visitors. The study raises the following issues and provides interpretations of the relevant statistics: i) High season and low season for Vietnamese tourism in 2007. ii) High season and low season for Vietnamese tourism in 2006 and 2005. iii) The means of travel in 2007. iv) Travel by road (1995-2006). v) The country origins of the international visitors to Vietnam in 2007. vi) The continental origins of the international visitors to Vietnam in 2007. vii) The purposes of travel by international visitors in 2007. viii) International visitors to Vietnam (1995-2006). ix) International visitors to Vietnam (2005-2007). x) US visitors to Vietnam. xi) Chinese visitors to Vietnam. i) The high season and low season for 200731 Figure 1. International visitors to Vietnam by months in 2007. 30 All the figures in this study are taken from the website of Vietnam National Administration of Tourism. http://vietnamtourism.gov.vn 31 The figures for December is not included since the study had been written before the end of December. International Visitors to Vietnam in 2007 0 50000 100000 150000 200000 250000 300000 350000 400000 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 Months
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 134 Table 1. International visitors to Vietnam by months in 2007. Jan Feb March April May June July August Sept Oct Nov 369017 380000 362336 350878 304848 335000 343000 356000 358000 332762 340000 International visitors have a peak on February, probably because of the Tet festival. Tet festival is the festival for the lunar new year based on Chinese calender. On the lunar new year, many of the overseas Vietnamese go back to Vietnam to visit relatives. The decline on May is difficult to explain. The reason may be exogenous to Vietnamese tourism. The figures show that February is the high season and May is the low season for Vietnamese international tourism. To test this statement, the figures for 2006 and 2005 are also considered. ii) High and low seasons for 2006 and 2005 Table 2. International visitors to Vietnam by months in 2006. 2006 January 349,000 February 324,048 March 307,081 April 309,000 May 282,500 June 274,070 July 303,000 August 288,148 September 277,000 October 276,000 November 305,577 December 324,625 International Visitors to Vietnam in 2006 0 50,000 100,000 150,000 200,000 250,000 300,000 350,000 400,000 JanuaryFebruary M arch April M ay June July August Septem berO ctoberNovem ber Decem ber The figures for 2006 diverges from the figures for 2007. In 2006, January is the high season and June is the low season.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 135 Figure 2. International visitors to Vietnam by months in 2006. Table 3. International visitors to Vietnam by months in 2005. 2005 January 301,072 February 283,897 March 292,486 April 251,316 May 250,913 June 342,565 July 325,969 August 272,910 September 240,121 October 289,176 November 290,001 December 327,331 Figure 3. International visitors to Vietnam by months in 2005. iii) The means of travel International Visitors to Vietnam in 2005 0 50,000 100,000 150,000 200,000 250,000 300,000 350,000 400,000 JanuaryFebruary M arch April M ay June July August Septem berO ctoberNovem ber Decem ber Finally, a look at 2005 figures shows that in 2005, June is the high season and September is the low season. Thus, the figures for the 3 years are not conclusive. Again, it may be concluded that the monthly fluctuations may be due to the factors exogenous to the Vietnamese tourism.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 136 Figure 4. The means of travel by international visitors to Vietnam in 2007.32 Table 4. The means of travel by international visitors to Vietnam in 2007. By air By sea By road Total 2,982,894 207,162 627,508 3,817,564 The effects of increasing flights to Ho Chi Minh City and Hanoi can be seen on Figure 4. Almost 3 million visitors arrived Vietnam by air. A significant number of visitors came by road. This may be explained by the number of Chinese tourists freely traveling across the Sino-Vietnamese border after the normalization process by 1996 (Chan, 2006). A second factor may be the improvement of roads between Cambodia and Vietnam and increasing number of touristic tours in-between. iv) Travel by road (1995-2006)33 Table 5. Travel by road by international visitors to Vietnam in 2007. Year Travel by Road Year 1995 122,800 Year 1996 505,700 Year 1997 550,400 Year 1998 489,300 Year 1999 571,800 32 The figures for December is not included since the study had been written before the end of December. 33 The figures for 11 months are used for 2005 as the figures were lacking for December 2005. The Means of Travel 2007 By air, 2,982,894, 79% By road, 627,508, 16% By sea, 207,162, 5% By air By sea By road The figures for travel by road shows that after 1996 whereby the Sino-Vietnamese border have been rendered free to travel for Chinese tourists, the figures for travel by road had increased despite the annual fluctuations. But a decline is observed in 2006. The decline in 2006 can be explained by increasing flights to Vietnam again, as flights are increasingly becoming close substitutes for travel to Vietnam by road.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 137 Year 2000 770,900 Year 2001 751,600 Year 2002 778,800 Year 2003 793,300 Year 2004 842,919 Year 2005 872,756 Year 2006 656,975 Figure 5. Travel by road by international visitors to Vietnam in 2007. v. The country origins of the international visitors to Vietnam in 2007 Table 6. The country origins of the international visitors to Vietnam in 2007. China 515,430 13.50% Hong Kong (China) 5,419 0.14% Taipei (China) 289,662 7.59% Japan 375,190 9.83% South Korea 432,073 11.32% Cambodia 138,749 3.63% Indonesia 21,043 0.55% Laos 29,179 0.76% Malaysia 133,582 3.50% Philippines 29,333 0.77% Travel by Road (1995-2006) 0 100,000 200,000 300,000 400,000 500,000 600,000 700,000 800,000 900,000 1,000,000 Year1995Year1996Year1997Year1998Year1999Year2000Year2001Year2002Year2003Year2004Year2005Year2006 Firstly, when the figures for China, Hong Kong and Taipei are combined, the greater China accounts for 21.23% of the international visitors in Vietnam in 2007. Secondly, no African or South American countries exist on the table – excluding ‘the Others’ category. Probably, this is not specific to Vietnam, and may apply to most of the Asian countries. Asia and especially East Asia is physically far from Africa and South America. Furthermore, the two continents consist of the low-income countries. Poverty index lists 25 of African countries as countries under extreme poverty while South American
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 138 Singapore 116,880 3.06% Thailand 147,627 3.87% USA 374,839 9.82% Canada 80,412 2.11% France 168,212 4.41% United Kingdom 97,035 2.54% Germany 87,036 2.28% Switzerland 18,814 0.49% Italy 19,980 0.52% Netherlands 33,529 0.88% Sweden 19,850 0.52% Denmark 19,288 0.51% Holland 5,358 0.14% Belgium 17,228 0.45% Norway 10,555 0.28% Russia Federal 39,263 1.03% Spain 25,544 0.67% Australia 203,254 5.32% New Zealand 18,379 0.48% Others 344,824 9.03% Total 3,817,564 100.00% Thus, the next index to check is the Gini coefficient which is a measure of income inequality. Most of the African and South American countries are worse on Gini index (UN, 2006). High degree of income inequality may be the factor behind the fact that African and South American countries are insignificant contributors –if they could be counted as contributors- to the Vietnamese international tourism market. Likewise, it is remarkable that India is not among the main contributors to the Vietnamese international tourism market. Thirdly, a useful consideration can be the penetration of Vietnam as a touristic destination over the total population of a country.34 In that sense, 800,511 visitors by China looms less compared to the total population of China. That means 1 over 1,700 Chinese people visited Vietnam in 2007. This figure is greater for Scandinavian countries and especially Norway. The figures state that in Norway which has a total population of nearly 4,000,000, 1 over 400 of the people visited Vietnam in 2007. These penetration figures get the top value when Singapore is considered. With a population of nearly 4,5 million, 1 over 45 of the Singaporian visited Vietnam in 2007. That means Singapore is a small market for Vietnamese tourism, but Vietnam is a preferred destination for Singaporian people. 34 Since the official statistics do not provide caution for repetitive visits, this interpretation necessitates a statistical level of error. Since the data is not sufficient to determine that level, it is assumed that the rate of repetition for each country is more or less equal.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 139 Fourthly, the figures show that Vietnam is mainly an Asian destination and particularly a Chinese destination. The international markets for Vietnam is underutilized as the figures show that American veterans and overseas Vietnamese which would have provided a huge market for Vietnamese tourism are not served. vi. The continental origins of the international visitors to Vietnam in 2007 Table 7. The Continental origins of the international visitors to Vietnam in 2007 Asia-Pacific 2,455,800 64.33% Europe 561,692 14.71% North America 455,251 11.93% Others 344,824 9.03% 3,817,567 Asia 2,234,167 58.52% Pacific 221,633 5.81% However, as the number of Asian tourists are increasing, the number of non-Asian visitors are increasing at a higher rate. Thus the percentage of Asian tourists in Vietnamese tourism pie is declining from % 66 to % 64 in 2007 as seen in Table 8. Table 8. Vietnamese Tourism Market for Asian Tourists and in Total35 2007 2006 Asia- Pacific 2,455,800 2,144,203 3,817,564 3,258,861 64% 66% vii) The purposes of travel by international visitors in 2007 35 Comparison for the first 11 months of the respective years. Table 7 shows that Vietnam is mainly an Asian tourism destination where 64.33% of all the international visitors come from Asia-Pacific. When Australia and New Zealand are excluded, Asian tourists still account for 58.52% of the market.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 140 Figure 6. The purposes of travel by international visitors in 2007. The values in Figure 6 is an indirect evidence to the economic growth of Vietnam, as more than half million of the international visitors had arrived for business. As the economic growth will be up and up by years, travel by business purposes will leave a huge revenue to Vietnamese international tourism market. viii) International visitors to Vietnam (1995-2006) Figure 7. International visitors to Vietnam (1995-2006). Figure 7 shows that the number of international visitors to Vietnam are increasing by years except 1998 and 2003. The decline in 1998 may be a side-effect of the Asian Financial Crisis which had taken place on summer 1997, as Vietnam is a destination for The Purposes of Travel by International Visitors 2007 Tourism , 2,347,159, 61% Business, 592,203, 16% Relatives, 552,990, 14% Others, 325,212, 9% Tourism Business Relatives Others International Visitors to Vietnam (1995-2006) 0 500,000 1,000,000 1,500,000 2,000,000 2,500,000 3,000,000 3,500,000 4,000,000 Year1995Year1996Year1997Year1998Year1999Year2000Year2001Year2002Year2003Year2004Year2005Year2006
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 141 mainly Asian tourists and the currencies of East Asian countries had depreciated contributing to relative decline in Touristic Power Parity.36 Table 9. International visitors to Vietnam (1995-2006). Year International Visitors 1995 1,353,300 1996 1,607,200 1997 1,715,600 1998 1,520,100 1999 1,781,800 2000 2,140,100 2001 2,330,800 2002 2,628,200 2003 2,429,600 2004 2,927,876 2005 3,467,757 2006 3,583,486 ix) International visitors to Vietnam (2005-2007) Figure 8. International visitors to Vietnam (2005-2007).37 Figure 8 shows that international visitors to Vietnam are constantly increasing in the last 3 years. 36 This is the first time this term is used. The term ‘Touristic Power Parity’ is used for the comparative budgets of tourists as to the exchange rates and inflation rates of different destinations just like the notion of ‘Purchasing Power Parity’. 37 The comparison is for the first 11 months only for the respective years. 3,817,564 3,258,861 3,140,426 0 1,000,000 2,000,000 3,000,000 4,000,000 International Visitors to Vietnam (2005-2007) Year 2005 Year 2006 Year 2007 The decline in 2003 can be attributed to the SARS epidemic which led to shut-down of many touristic enterprises in Southeast Asia (see for instance McKercher & Chon, 2004; Steinmueller, 2005).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 142 x) US visitors to Vietnam Table 10. US visitors to Vietnam (1995-2006). Year US Visitors to Vietnam 1995 57,500 1996 43,200 1997 40,400 1998 39,600 1999 62,700 2000 95,800 2001 230,400 2002 259,900 2003 218,800 2004 272,473 2005 333,536 2006 385,654 Figure 9. US visitors to Vietnam (1995-2006). xi) Chinese visitors to Vietnam US Visitors to Vietnam (1995-2006) 0 50,000 100,000 150,000 200,000 250,000 300,000 350,000 400,000 450,000 Year1995Year1996Year1997Year1998Year1999Year2000Year2001Year2002Year2003Year2004Year2005Year2006 For nearly two decades after the end of the second Indo- Chinese War, it had been illegal for US citizens to enter Vietnam (Agrusa, Tanner & Dupuis, 2006). However, after the normalization of diplomatic relations between Vietnam and USA (see Martin & Fukase, 1999), the number of US visitors to Vietnam increased and in 2006, the number of US visitors to Vietnam in only 2006 exceeded that for the period 1995-2000 in total. Nevertheless, the figures are lower than expected as the number of veterans are 2,7 million in total. That means market penetration rate is around 15% only.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 143 Figure 10. Chinese visitors to Vietnam (1995-2006). Table 11. Chinese visitors to Vietnam (1995-2006). Year Chinese Visitors to Vietnam 1995 62,600 1996 377,600 1997 405,400 1998 420,700 1999 484,000 2000 492,000 2001 675,800 2002 723,400 2003 693,000 2004 778,431 2005 752,576 2006 516,286 Conclusion As a conclusion, Chinese visitors to Vietnam will continue to hold the greatest share of the Vietnamese international tourism market. Thus, programs to adapt Vietnamese Chinese Visitors to Vietnam (1995-2006) 0 100,000 200,000 300,000 400,000 500,000 600,000 700,000 800,000 900,000 Year1995Year1996Year1997Year1998Year1999Year2000Year2001Year2002Year2003Year2004Year2005Year2006 After the free-border policy in 1996 (Chan, 2006), the number of Chinese visitors had constantly increased despite annual fluctuations. The graph for Chinese visitors to Vietnam is almost a copy of the graph for travel by road (see Figure 5). That renders the ‘flight-travel-by-road- substitutability’ explanation invalid: The decline in travel by road in 2006 is due to the decline of the number of Chinese visitors to Vietnam in 2006. For 2007, as seen in Table 6, the number of Chinese visitors to Vietnam in the first 11 months of 2007 is nearly equal to that for the total for 2006. The reasons for decline in 2006 should be investigated to gain a higher amount of market share by Chinese visitors to Vietnam.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 144 tourism to the needs and preferences of Chinese tourists will increase the revenues in the long run (see Gezgin, 2008 for a discussion of this issue). Vietnamese tourism advertisement efforts has to be aimed towards promoting Vietnam in Asian countries as Vietnam appears to be an Asian destination mostly preferred by Asian tourists rather than non-Asians. The figures about US visitors show that Vietnamese tourism is still far from attracting American war veterans. A plan is necessary to set the guidelines for what to do with the veteran tourism market as war tourism constitutes an important portion of Vietnamese tourism (see Gezgin, 2008 for a discussion of this issue). Finally, new programs to boost Vietnamese tourism has to take place based on the findings of methodologically sound future research about Vietnamese tourism (see Gezgin, 2008 for a discussion of this issue). Acknowledgment The author is grateful to Ngo Thuy Duyen Gezgin for his emotional and intellectual support to the study.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 145 References Agrusa, J, Tanner J & Dupuis J, 2006, Determining the potential of American Vietnam veterans returning to Vietnam as tourists, International Journal of Tourism Research, Vol. 8, No.3, pp. 223-234. Chan, Y W 2006, Coming of age of the Chinese tourists: The emergence of non-Western tourism and host-guest interactions in Vietnam’s border tourism, Tourist Studies, vol. 6, pp. 187-213. Gezgin, U B 2008, Whither Vietnamese Tourism? Paper to be presented at 2nd International Colloquium on Tourism & Leisure, Chiang Mai, 2008. Chiang Mai, Thailand, 5-8th May 2008. Martin W & Fukase E 1999, The effect of the United States’ granting most favored nation status to Vietnam. World Bank Policy Research Working Paper No. 2219. McKercher, B & Chon K 2004, The over-reaction to SARS and the collapse of Asian tourism, Annals of Tourism Research, vol. 31, no.3, pp. 716-719. Steinmueller, A 2005, Social and economic impacts of SARS outbreak in Thailand, TDRI Quarterly Review, Vol. 20, no.1, pp. 14-22. United Nations, 2006, Human development report 2006: Beyond scarcity: power, poverty and global water crisis. New York: United Nations Development Programme. Vietnam National Administration of Tourism, 2007, Tourism statistics, viewed 5 December 2007, <http://vietnamtourism.gov.vn>
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 146 ASEAN Economic Cooperation and the (Re-)formation of (South East) Asian identity Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, Ho Chi Minh City, Vietnam ulas@teori.org Abstract In this research paper, the effects of ASEAN economic cooperation over (re-)formation of a South East Asian identity in particular and Asian identity in general is investigated as ASEAN regional integration acts as a metonymy for Asian continental integration in general. The study provides a concise history of ASEAN coupled with the relationship between ASEAN and East Asian multilateral organizations. The study has a special focus on Asian Financial Crisis (AFC) (1997) as it is considered to be the common trauma in a social psychological sense that may contribute positively or negatively to the formation of the regional identity. The study will end up with a discussion of challenges to ASEAN and its future. Keywords: ASEAN, South East Asia, Asian Financial Crisis.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 147 ASEAN Economic Cooperation and the (Re-)formation of (South East) Asian identity I) The History of ASEAN ASEAN was founded on July 1967 by Indonesia, Malaysia, the Philippines, Singapore and Thailand against communism (Acharya, 1997; Pomfret, 1996). It was especially sensitive in the beginning to increasing Chinese influence on Asian communists (Nadine, 1999). Another rasion d’etre for ASEAN was the conflict betwen Indonesia and Malaysia in mid-1960s (Leifer, 1999). ASEAN was also a regional response to regional integration efforts elsewhere (Acharya, 1997; Low, 2003; Menon, 1996; Pomfret, 1996; Terada, 2003). Consistent with a social psychological understanding, Narine (1999) claims that the power of ASEAN came from the existence and perception of an external threat and relative weaknesses of the member states. The following countries joined ASEAN in the upcoming years: Brunei (1984), Vietnam (1995), Laos (1997), Myanmar (1997) and Cambodia (1999). After reunification of Vietnam in 1975, a non-unanimity had emerged within ASEAN due to Chinese, American and Soviet regional politics (Narine, 1999). Nevertheless, ASEAN was united in 1978 against Vietnam’s occupation of Cambodia. In the period 1978-1989, ASEAN’s main activity revolved on ending Vietnam’s occupation of Cambodia. ASEAN was not really effective over the resolution of Vietnamese-Cambodian conflict and the consequent occupation; its apparent effectiveness was set by the limits of United Nations and super powers (Leifer, 1999). The effectiveness of ASEAN does not inherently follow but to the extent that super powers allow them to operate (Narine, 1999). ASEAN makes the member countries a regional power, but this power is limited by the ‘big brothers’ of globalism. ASEAN’s decision making mechanism is the so-called ‘ASEAN way’ which involves consensus building and conflict avoidance but not conflict resolution. It pertains to looking for areas in which the countries can cooperate rather than solving their conflicts/problems (Narine, 1999). ASEAN way is inefficient since consensus building may be paralysing for many of the cases. It pertains to the process of decision making, rather than the consequences (Acharya, 1997). Though the idea of consensus in ‘the ASEAN way’ is traced back to the Javanese village traditions where consensus is sought rather than imposition; ASEAN way is not specific to ASEAN (Acharya, 1997). Actually, ‘ASEAN way’ is a classical anarchistic way of decision making which is called ‘consensus-based decision making’ (see e.g. Epstein, 2001). The problems of anarchistic decision making squarely apply to the so-called ‘ASEAN way’ of decision making. But unlike the anarchistic decision making, the ‘ASEAN way’ curtails criticisms in the name of maintaining harmony and that is why many decisions taken by ASEAN are not put into practice, as hidden agendas can not be exposed without sacrificing harmony and that is why the hopes for ASEAN as an institution constructively improving the member states are quite low. The ASEAN way of decision making involves non-interference principle whereby no ASEAN country can interfere with other ASEAN countries’
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 148 domestic affairs. Again, just like the ‘ASEAN way’ of decision making, non-interference principle is not sufficient to differentiate ASEAN from other organizations (Leifer, 1999). As an irony to non-interference principle, the production of arms and ammunition has the highest growth rate over ASEAN sectors in 1994 (149.1%) (Yue, 1998). Vietnam’s acceptance to ASEAN in 1995 can be considered as a part of ASEAN’s containment strategy against China though it is not explicitly stated and as Indonesia’s measure against Thailand’s hegemonial ideations (Rüland, 2000). If one milestone for ASEAN was accession of Vietnam in 1995, another one was that of Myanmar in 1997. Myanmar was accepted to ASEAN because ASEAN was thought to be a way for Myanmar to transform itself, otherwise it would be isolated and under higher level of Chinese influence. ASEAN’s no-action policy against Myanmar was due to the idea that the violation of non-interference principle according to ASEAN members would invite non-ASEAN political powers to the region by the same token (Kraft, 2000). While Vietnam’s accession has been well received by international public opinion, Myanmar had been a major problem undermining the apparent common values of ASEAN cooperation as Myanmar is governed by military junta. This fact created tension even with EU (Ahmad & Ghoshal, 1999; Narine, 1999; Rüland, 2000). Thus, contrary to ASEAN states’ expectations, inclusion of Myanmar does not raise the power of ASEAN; instead, it has led to a fierce questioning of ASEAN’s legitimacy (Narine, 1999) and bolstered the power of junta rather than transforming the regime (Rüland, 2000). The so- called ‘ASEAN way’ and non-interference principle are used to legitimize Burma’s junta but this has backfired as it has delegitimized ASEAN, rather than legitimizing Burma’s junta (Narine, 1999). The non-interference principle was about to turn into shambles in 1998 when Suharto’s replacement would have region-level consequences transcending the country level by ‘domino effect’ threatening the other ASEAN governments and by the flow of political refugees. ASEAN states no longer dovetailed with economic miracles had lost credibility and they had turned to be associated with corruption which is considered to be the ASEAN/ Asian way of doing business after the Asian Financial Crisis (AFC) (Narine, 1999). Actually, the regional economic growth, the so-called ‘Asian tigers’ and ‘Asian values’ supposed to be behind the ‘tigers’ had been conceptually unifying themes for the Asian region before (Terada, 2003). Those themes has also collapsed by the crisis in 1997. If the replacement of Suharto would had have far reaching consequences, the non- interference principle and the utility of ASEAN by the same token would have been at bay. Fortunately enough for ASEAN, ASEAN countries have recovered from the crisis at a brief time period which have been shorter than expected. In the wake of the AFC, Thailand suggested ‘flexible engagement’ instead of ‘non-interference’ as the country had growing concerns over increasing numbers of Burmese illegal immigrants and refugees in Thailand due to Burma’s junta (Kraft, 2000) and since she has been afraid of spillovers of domestic tensions in neighbouring countries as Burmese and Cambodian conflicts have their mark by more than 1 million refugees flowing into Thailand. Thailand’s proposal has been rejected as it is thought that the inter-ASEAN tensions are on the rise not due to changing political climate but due to the effect of AFC (Narine,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 149 1999) and since other ASEAN countries have been afraid of being under spot due to their thick record of human rights abuses (Rüland, 2000). The reason to accept Cambodia, Laos, Myanmar and Vietnam (CLMV) was that by this way, i.e. by including all SEA states, ASEAN would increase its power over Asia-Pacific (Kraft, 2000). However, ASEAN was hasty to integrate CLMV to the organization (Rüland, 2000), thus as a price, a huge income gap exists between member states as well as political differences. By the expansion of the original 5 founder states to 10 ASEAN states, the market size and resources have increased while GDP per capita for ASEAN decreased (Yue, 1998). One characterizing property for ASEAN involves the fact that all the ASEAN countries except Thailand gained their independence after World War II. Thus, as a project of nation-state formation, heavy industry had been promoted in each ASEAN country along with state monopolies over certain strategic markets (Yue, 1998). In this vein, Narine (1999) points out a significant paradox involving APEC and most of the Asian countries: Western states expect APEC to promote a neoliberal economic approach, which limits states’ roles in the operation of markets. By contrast, Asian members of APEC believe that states play a legitimate role in shaping economic development (Narine, 1999, p.365). Acharya (1997) discusses the possible reasons for the belatedness of ASEAN integration. One view correlates the rise in ASEAN integration with US’s declining hegemony over the region and replacement of US with China and Japan as emergent super-powers of the region and claims that it was more advantageous for US to have bilateral ties with Asia- Pacific countries in the Cold War Era. At least the second portion of reasoning is not correct as US supported certain regional organizations such as SEATO in the Cold War Era (Acharya, 1997). Acharya’s answer for the belatedness is the diversity of the region in terms of economic and political systems. ASEAN had been founded against the threat of communism (Acharya, 1997; Pomfret, 1996), but in 1990s, the common threat perception has shifted from Asian communism to Chinese hegemony over the region (Pomfret, 1996).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 150 II) ASEAN and East Asia The Asia-Pacific Economic Cooperation (APEC) headed by Australia was founded by Australia, Brunei, Canada, Indonesia, Japan, Malaysia, New Zealand, Philippines, Singapore, Thailand, United States in 1989. APEC is merely a trade organization. It has no claim to unitize Asia-Pacific countries. This is sharp contrast to EU. Thus, the question is which direction will ASEAN tilt? To an APEC kind of trade-only organization or EU kind of cohesive organization? APEC acts as a trade platform to link ASEAN markets with North American and European markets, that is why ASEAN countries hold high levels of commitment for APEC. Thus, according to one view, APEC has no significant positive or negative influence over ASEAN as the structure of APEC is loose (Soesastro, 1995) and the boundary between membership and non-membership is blurred. To promote Southeast Asian products in international markets and attract foreign investors to the area, ASEAN formed ‘ASEAN Free Trade Area’ (AFTA) in 1992. The second reason for the formation of AFTA is obviously social psychological: It was a response to growing regional cooperation efforts all over the world (Yue, 1998). Thirdly, ASEAN aimed to provide an alternative to APEC by forming AFTA. Finally, it was a move to attenuate the influence of China over ASEAN region in terms of both goods markets and investments (Narine, 1999). AFTA has been dysfunctional just because the inter-ASEAN trade volume is low compared to ASEAN’s trade with non-ASEANs (Narine, 1999; Pomfret, 1996; Sharma & Chua, 2000; Yue, 1998). ASEAN+3 (APT) is an effort to integrate China, Japan and South Korea with ASEAN countries. It is a loose organization and the main reason for the loose integration of APT is US, as it is not sympathetic to a regional integration favorable to China, eclipsing the American influence over the region (Berger & Beeson, 2003). After an in-depth analysis, Hund (2003) finds out that for ASEAN Plus Three (APT), Asia-Pacific perspective is more dominant than an exclusive pan-East Asian regionalism. That is, APEC is preferred to APT due to the economic relations with non-APT countries such as USA, Australia and New Zealand. Convergent with this position, Low (2003) states that more comprehensive regional organizations such as APEC and APT decrease the value and significance of ASEAN. ASEAN is devoured by APEC and APT. Berger & Beeson (2003) has diverging views: According to them APT has replaced APEC as the latter is extremely nebulous (Berger & Beeson, 2003). As it happens in any kind of regional organization, APT witnesses the clash of interests by China and Japan (Hund, 2003). The Japanese strategy is to include many Asia-Pacific countries into regional integration efforts to eclipse the influence of China over the region (Hund, 2003). Low (2003) considers ASEAN as a meso-regional organization and APEC and APT as a mega-regional organization in contrast to macro-regional organizations exemplified by EU. The following table provides the contrasts. Table 1. Comparison of ASEAN, APEC, APT and EU
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 151 Factor Micro- regionalism Meso- regionalism Macro- regionalism Mega- regionalism Actor Few adjacent members Several states Several states Great number of states Leadership One or two advanced countries Shared equally Some countries Center countries Level of economic development Heterogeneous Homogeneous Homogeneous Heterogeneous Production relationships Vertical Outward, vertical Horizontal Horizontal, vertical Cultural identity Homogeneous Heterogeneous Homogeneous Heterogeneous Regionalization/ integration Specified spheres Political, economic caucus Several spheres Open, flexible Institutional formality Informal Less institutionalized Formal Various types Regional slogan, idea, ideololgy Slogan Idea short of ideology Ideology needed Slogan without political implications Reprinted from Low, 2003, p.77. Just like the regionalisms elsewhere as an impetus for the establishment of ASEAN in 1967, the formal encounters of Asian countries with a single unified Europe accelarates regional integration efforts in East Asia (Terada, 2003). As a macro-regionalism effort, Malaysia supported the idea of an exclusive East Asian integration and Thailand promoted the idea of common Asian currency just like EU and the establishment of Asian Monetary Fund while Singapore and Philippines rejected these exclusive ideas as they rely on US against the growing regional influence of China and Japan (Hund, 2003). Due to the same reason –ie, Japan’s heavy reliance on US; Japan rejects the idea of East Asian economic integration despite the calls by Malaysia to Japan to take the lead of East Asian integration a couple of years ago (Hund, 2003). As the main regional power of East Asia along with China, Japanese position is worthy of mention. According to Kawasaki (1997), there exist 3 positions in Japan for ASEAN Regional Forum (ARF) which is another framework for regional multilateralism: Idealists conceived the regional forum as a first step to transform the war-prone international political structure of the Asia-Pacific region – the US-Japanese alliance was assumed to be a part of this structure – into a peace oriented structure. Realists, close to the military establishment in Japan, are those pessimists who acknowledged only the symbolic role of the regional forum in the cold world of power politics and those strategic thinkers who envisioned the regional forum as a tool of power in the game of balance of power against China. Finally, Liberals, whose core members were Ministry of Foreign Affairs (MOFA) officials, conceptualized the regional forum as a device to lower the level of uncertainty among Japan, the United States, and China – a device targeted not
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 152 only China but also Japan and the United States for fostering collaboration among these three major powers (Kawasaki, 1997, p.482). Idealists include leftists and peace activists. They consider ARF as an alternative to US- Japan military alliance in the long run (Kawasaki, 1997). They view ARF as a construction of regional zone of peace (Kawasaki, 1997). Idealists propose that Japan should accept its war crimes and look for ways to alleviate grievances it has incurred in Asian countries during the World War II (Kawasaki, 1997). Idealists’ definition of regional security is far more broader to include human rights and environmental issues (Kawasaki, 1997). Idealists point out that the bilateral agreements between USA and Asian countries are remnants of the Cold War Era against ‘the threat of communism’. It has to be replaced by regional institutions where no power or state is considered to be enemy and whereby multilateralism rather than bilateralism is stressed (Kawasaki, 1997). Realists which are mainly security analysts do not share the high hopes of idealists for ARF. They consider ARF as a weak and loose organization and they have no proposal to replace US-Japan bilateralism by Asian multilateralism; instead, they view ARF as a platform in which it is possible to promote Japanese interests over others (especially China and Russia) (Kawasaki, 1997). Liberal views are represented by the officials of Japanese Ministry of Foreign Affairs. Liberals claim that with the diversity of Asian cultures and societies as well as their differences in terms of threat perceptions, it is impossible to form an EU-like tight regional organization. Thus, they argue for bilateral agreements. However, liberals view ARF positively as it may lead to transparency at collaboration between three super powers: China, Japan and US. For liberals, US-Japan military alliance is the most important security project for Japan; nevertheless, ARF can provide some additional opportunities according to them (Kawasaki, 1997). Consistent with the liberal view, Japan sees APT as a platform to promote its own economic interests and not as an effort for East Asian integration (Hund, 2003). In summary, ASEAN, APT, AFTA, ARF and APEC have witnessed the clash of interests by superpowers, China, Japan and US as well as by less powerful countries.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 153 III) The Asian Financial Crisis, 1997 (AFC) The factors behind AFC were the following: over-investment in property and industrial capacity, underregulated and politically- influenced financial institutions making bad loans to finance that over-investment, and easy access to foreign capital resulting in growing foreign debt (Narine, 1999, p.369). The effects of AFC over the cohesion of ASEAN are controversial. Narine (1999) claims that AFC weakened ASEAN but even before AFC, ASEAN had had its own internal problems. Keeping the prior and inherent problems aside, as an aftermath of AFC, Indonesian President Suharto was replaced in 1998 due to popular upheaval, and this was paralleled by Anwar Ibrahim trials in Malaysia. Before 1997, the confidence of ASEAN was based on the economic success of ASEAN countries (Kivimäki, 2001; Kraft, 2000; Narine, 1999). By the AFC 1997, the confidence collapsed and so did the ASEAN’s regional power recognized by non-ASEAN countries. However, ASEAN also realized to what extent their economies are vulnerable to non- ASEAN influence (Ahmad & Ghoshal, 1999; Narine, 1999), though Narine (1999) does not consider this as a positive consequence. Social psychologically speaking, it is a positive contributor to the regional identity, as it moulds the idea that ASEAN as a region has a common fate despite of the fact that it is constituted by 10 divergent states. 3 reasons for why AFC does not contribute positively to ASEAN according to Narine (1999) are the following: 1) AFC showed that ASEAN’s economic and political powers are limited. 2) After AFC, ASEAN countries did not act convergently (Ahmad & Ghoshal, 1999). They did not develop interdependent policies, but all have agreed in one point: Reliance on IMF to exit the economic strain. 3) ASEAN has been non-confrontational to European and North American powers manipulating the ASEAN region except Mahathir Mohammed’s Malaysia. Narine’s comments are generally correct, but he only considers the economic and political results. He is right on claiming that the cohesion and economic power of ASEAN and the degree of confrontation by ASEAN are weak, but it had been weak before AFC as well. What has changed is the psychological perception of the region by ASEAN. As non-ASEANs have perceived ASEAN as a psychologically cohesive region, ASEAN turns out to be a cohesive region. The macro-level identities are most of the time not constituted by in-groups, but out-groups or ‘others’. We can at least state that after AFC, ASEAN countries realized how they are interdependent on each others’ economy (Ahmad & Ghoshal, 1999; Kitazume, 2007; Terada, 2003). Nevertheless, AFC expanded the inter-ASEAN tensions as ASEAN countries are differentially affected by AFC (Ahmad & Ghoshal, 1999). For example, Singapore was less affected compared to Indonesia, Malaysia, Thailand and Philippines (Rüland, 2000). The effects of crisis over ASEAN are greater due to the diversity of ASEAN countries
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 154 (Rüland, 2000). Rüland (2000) points out that the non-interference principle, thus ‘the ASEAN way’ does not work under crisis such as AFC, 1997. In times of crisis, the self- interests of each ASEAN country takes over ‘the ASEAN way’ (Rüland, 2000). Thus, ASEAN is far from developing an organization with high levels of social cohesion.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 155 IV) Challenges to ASEAN Nischalke (2002) presents 14 events to judge to what extent ASEAN is a community with common identity. Those 14 events are the following: 1) Thailand’s Indi-China policy, 2) The Singapore offer to host US military facilities, 3) The Tiananmen incident, 4) The South China Sea Workshop (SCSW) initiative, 5) Mahathir’s EAEG (East Asian Economic Grouping) proposal, 6) The security debate in the build-up to the Singapore Summit, 7) China’s law on the territorial sea and ASEAN’s response, 8) The creation of the ASEAN Regional Forum (ARF), 9) The Mischief Reef incident, 10) Admission of Vietnam to ASEAN, 11) The Australia-Indonesia security agreement, 12) Agreement on the Southeast Asian Nuclear Weapons Free Zone, 13) The 1997 oil rig dispute between China and Vietnam, 14) The admission of Myanmar To judge how these events contribute to the ASEAN identity formation, Nischalke (2002) employed 3 categories: 1) Shared meaning structure, 2) Identifications with ASEAN, and 3) Norm compliance. According to Nischalke (2002), the admission of Myanmar despite of international pressure to the contrary moulded a ‘we-feeling’ in ASEAN and thus contributed positively to formation of an ASEAN identity as the decision showed that external forces can not be totally influential over ASEAN. Nischalke (2002)’s analyses show that for the period 1988-1997, ASEAN had mutual identification in 23% of the cases, shared meaning structures in 64% of the cases, and norm compliance in 69% of the cases. While interpreting the percentages, one has to keep in mind that Nischalke (2002) did not cover all the significant problems relevant to ASEAN. One challenge not included is the violence at East Timor. Nischalke (2002) based on his analyses proposes that ASEAN is more integrated for the period 1992-1997 compared to the period 1988-1992, due to the perceived Chinese threat. However, the ASEAN responses to Chinese influence are not unanimous as Myanmar and Thailand are more inclined to China due to bilateral trade and Vietnam, Brunei, Malaysia and Philippines are less sympathetic to China due to the Spratly Islands problem. ASEAN, lacking interdependence (Kivimäki, 2001), is a loose organization (Pomfret, 1996). According to Pomfret (1996), ASEAN is an unsuccessful organization in terms of the level ofr integration. Actually, Pomfret (1996) is surprised at how ASEAN has survived for decades with minimal economic achievements.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 156 The diversity of political systems and resources of the member states is a great challenge to ASEAN (Ahmad & Ghoshal, 1999; Low, 2003; Weiss, 2007). Acharya (1997) claims that ASEAN “is not just interest-driven, but identity-driven” (Acharya, 1997, p.343); however, in response, it may be proposed that the absence of common purpose and that of perception of common threat make ASEAN fall short of identity construction. Nevertheless, regardless of unanimity or lack of unanimity in ASEAN attitudes towards China, a fact is obvious: By 1999, ASEAN had had 10 members and the organization accordingly has had the complete border with China since 1999 (Kraft, 2000). To summarize, one of the dramatical problems that ASEAN faces is and will be the growing influence of Chinese government and economy and ASEAN attitudes towards China (Kraft, 2000). The main hot geographies is and will be South China Sea and Mekong river basin for ASEAN (Rüland, 2000). The former is hot due to the Spratly Island controversies and oil reserves recently discovered at that area and the latter is on the soils of more than one country. Thus one of the main challenges for ASEAN will be energy crisis (oil for South China Sea and hydroelectric power for Mekong river basin) (Rüland, 2000). The South China Sea conflicts have been a challenge to ASEAN as not all of ASEAN countries are equally involved in the issue (To, 1995) and this challenge is multiplied by the fact that it is a conflict with a non-ASEAN country, that is China. A further relevant complication is due to the fact that some of ASEAN are more pro-Chinese as mentioned recently and some others are looking for the other super-powers (i.e. US and Japan) as a balance to the Chinese influence on the issue (To, 1995). Since it has been a significant challenge to ASEAN, it will be a significant challenge to APT as well. Just like the South China Sea conflicts, the independence of East Timor was a great challenge to ASEAN as it undermined the principle of non-intervention; as a member of ASEAN, i.e. Indonesia was fighting against East Timorese independence and the member states were not equally engaged with the problem nor do they share the same ideas (Dupont, 2000). Thus, the policy towards the violence at East Timor was another dividing point for ASEAN unlike the common attitude undertaken against Vietnam’s occupation of Cambodia in the period 1978-1989 (Ahmad & Ghoshal, 1999). Furthermore, East Timor’s accession to ASEAN may be another challenge in the future (Dupont, 2000). The common anti-colonial history is the main unifying factor for South America, but for Asia, colonizers are various, so do the colonizers’ languages used as lingua franca after decolonialization (Gezgin, 2007). In that sense, Japan would have stand for the common enemy as it had colonized the whole region in World War II in the name of ‘Greater East Asian Co-Prosperity Sphere’. However, past grievances have almost forgotten except for South Korea and China which are not members of ASEAN. So the main question is what is the external threat for ASEAN in post-war era after the metamorphosis of ASEAN starting from 1995 by Vietnam’s membership? If no external threat is present, ASEAN would not form a regional identity and will stand alone as a loose trade agreement. The common enemy may have been the superpowers of the region: China, Japan and US. However, ASEAN does not seem to hold a common enemy perception. In November
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 157 2007, the common enemy was identified by ASEAN trade ministers as economic hegemony of India and China (Viet Nam News, Nov. 19, 2007). Picking out the common enemy as this identification has illustrated could have been conducive to the identity formation of ASEAN; but as stated before, ASEAN countries do not hold an agreed-upon attitude towards Chinese economic hegemony. Myanmar and Thailand are more Sinophile unlike the other ASEAN countries. Thus ASEAN needs a common enemy. It is claimed that ARF (ASEAN Regional Forum) is founded not against a common enemy but to foster friendship (Acharya, 1997). But it seems not to have a high-level friendship if there exists no common enemy, as common enemy sets common purpose. So the question is “who will be the common enemy or not necessarily enemy but ‘other’?” China, Japan, US or Australia? None of them can be common enemy as ASEAN countries have bilateral alliances with these 4 powers. Thus ASEAN stands as another playground for the clash of interests of China, Japan, US, Australia and ASEAN countries.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 158 V) The Future of ASEAN Narine (1999) is pessimistic about the future of ASEAN. He thinks that it will fade out in 21st century. It has no common purpose and no external threat like communism in post- Cold-War era, it has only limited economic resources and political power, and it does not solve regional problems, but avoid confronting them (Narine, 1999). ASEAN states could not solve the inter-ASEAN problems due to the avoidance policy (Leifer, 1999). Preventive diplomacy and formal dispute settlement are not used by ASEAN as they are considered to be threats to ASEAN integrity (Leifer, 1999). Kraft (2000) is also pessimistic about the future of ASEAN due to the effects of AFC (tough his concerns are more or less outdated in 2007) and enlargement policy devouring CLMV without reasonable criteria. ASEAN had no common policy for these two (Kraft, 2000). The entry of CLMV lacked reasonable criteria as economic and political status of them was not on a par with ASEAN 6 – that is, the first 6 members of ASEAN (Kraft, 2000). An income gap exists between ASEAN 6 and CLMV (Rüland, 2000) which leads to ’10 minus X’ principle (Yue, 1998). Thus, ASEAN stands as a two-tiered organization rather than a unified one (Kraft, 2000). Contrary to Narine (1999) and Kraft (2000), Yue (1998) provides an optimistic view for the future of ASEAN: (...) [T]he economic prospects for the ASEAN region remain bright in the medium term. The basic factors contributing to the economic miracle of the past decade have not changed – these are high saving rates, investments in infrastructure and human resources, emphasis on economic competitiveness, and an economic framework characterized by trade and investment liberalization, deregulation and privatization (Yue, 1998, p.231). According to Kraft (2000), the future of ASEAN will be marked by a move to political liberalization or consolidation of state powers. This move will obviously go in tandem with human rights problems. Kraft (2000) proposes the establishment of ASEAN NGO to have a focus on human rights abuses and democratization processes as non-interference principle, and the fact that ASEAN gatherings cover governments rather than grassroots leads to stalemate for these central problems. Fortunately enough, ASEAN charter signed on November 2007 involves establishment of an ASEAN human rights body (Arnold, 2007; Au, 2007; People’s Daily, Nov 20, 2007; Viet Nam News, Nov 20, 2007) though the sanctions against abusers are not specified (Au, 2007; Weiss, 2007). On the other hand, even the ratification of the charter has led to discordance in ASEAN as Philippines stipulated the release of Aung San Suu Kyi by Myanmar (Au, 2007; BBC News, 2007). Common trauma unites people and forms identity. If AFC (1997) was a common regional trauma, SARS and bird flu epidemics were others as the origin of these was regionally framed. Another common regional common trauma was tsunami (2004). From the cognitive scientific perspective, the word ‘ASEAN’ has the potential to be conflated with ‘Asian’ since they are quite near to each other in terms of lexical neighborhood models. There is no reasonable criterion to phonetically distinguish ‘ASEAN’ and ‘Asian’ in
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 159 everyday language use. This semantic and pragmatic aspect contributes to the metonymization of ‘ASEAN’ on behalf of ‘Asian’ whereby ‘ASEAN’ turns to be used for referring to ‘Asian’ and vice versa. The wide broadcasting of ASEAN traumas such as tsunami, SARS and bird flu epidemics on international channels cognitively unifies diverse societies of the region into one single entity ‘ASEAN=Asian’. As other common regional traumas distinguishing South East Asia among other regions would proliferate in the future, ASEAN will be more and more integrated –first, cognitively and then socially.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 160 References Acharya, A. (1997). Ideas, identity, and institution-building: From the ‘ASEAN way’ to the ‘Asia-Pacific way’? The Pacific Review, 10(3), 319-346. Ahmad, Z. H. & Ghoshal, B. (1999). The political future of ASEAN after the Asian crisis. International Affairs, 75(4), 759-778. Arnold, W. (2007). Historic Asean charter reveals divisions. International Herald Tribune, viewed 17 December 2007, <http://www.iht.com/articles/2007/11/20/asia/asean.php > Au, A. (2007). ASEAN still toothless after 40 years. Asia Times, viewed 17 December 2007, < http://www.atimes.com/atimes/Southeast_Asia/IK27Ae03.html > BBC News, Burma warned over Asean charter, viewed 17 December 2007, <http://news.bbc.co.uk/2/hi/asia-pacific/7101239.stm > Berger, Mark T. and Beeson, Mark (2003) APEC, ASEAN+3, and American Power: The History and Limits of the New Regionalism in the Asia-Pacific, viewed 15 December 2007, < http://eprint.uq.edu.au/archive/00000732 > Dupont, A. (2000). ASEAN’s response to the East Timor crisis. Australian Journal of International Affairs, 54(2), 163-170. Epstein, B. (2001). Anarchism and the anti-globalization movement. Monthly Review, 53(4), 1-14. Gezgin, U. B. (2007). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (19): Asyacilik ustune [This Week At Asia-Pacific (19): On Asianism]. Evrensel Newspaper, Evrensel Hayat Supplement, November 25, 2007. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=20955 Hund, M. (2003). ASEAN plus three: towards a new age of pan-East Asian regionalism? A skeptic’s appraisal. The Pacific Review, 16(3), 383-417. Kawasaki, T. (1997). Between realism and idealism in Japanese security policy: The case of the ASEAN regional forum. The Pacific Review, 10(4), 480-503. Kitazume, T. (2007). Japan, South Korea can pull Asia together. The Japan Times, February 22, 2007. Kivimäki, T. (2001). The long peace of ASEAN. Journal of Peace Research, 38, 5-25. Kraft, H. J. S. (2000). ASEAN and intra-ASEAN relations: weathering the storm? The Pacific Review, 13(3), 453-472.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 161 Leifer, M. (1999). The ASEAN peace process: A category mistake. The Pacific Review, 12(1), 25-38. Low, L. (2003). Multilateralism, regionalism, bilateral and crossregional free trade agreements: All paved with good intentions for ASEAN? Asian Economic Journal, 17(1), 65-86. Menon, J. (1996). The dynamics of intra-industry trade in ASEAN. Asian Economic Journal, 10(1), 105-115. Narine, S. (1999). ASEAN into the twenty-first century: Problems and prospects. The Pacific Review, 12(3), 357-380. Nischalke, T. (2002). Does ASEAN measure up? Post-Cold War diplomacy and the idea of regional community. The Pacific Review, 15(1), 89-117. People’s Daily (November 20, 2007). Malaysian official: ASEAN Charter pioneers human rights mechanism in grouping. People’s Daily, viewed 17 December 2007 <http://english.peopledaily.com.cn/90001/90777/90851/6306220.html > Pomfret, R. (1996). Asean: Always at the crossroads? Journal of the Asia Pacific Economy, 1(3), 365-390. Rüland, J. (2000). ASEAN and the Asian crisis: theoretical implications and practical consequences for Southeast Asian regionalism. The Pacific Review, 13(3), 421-451. Sharma, S. C. & Chua, S. Y. (2000). ASEAN: economic integration and intra-regional trade. Applied Economics Letters, 7, 165-169. Soesastro, H. (1995). ASEAN and APEC: Do concentric circles work? The Pacific Review, 8(3), 475-493. Terada, T. (2003). Constructing an ‘East Asian’ concept and growing regional identity: from EAEC to ASEAN+3. The Pacific Review, 16(2), 251-277. To, L. L. (1995). ASEAN and the South China Sea conflicts. The Pacific Review, 8(3), 531-543. Viet Nam News (November 20, 2007). ASEAN endorses landmark charter. Viet Nam News, p.7. Viet Nam News (November 19, 2007). ASEAN trade ministers urge preparations for single market. Viet Nam News, p.7.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 162 Weiss, S. A. (2007). Sifting schizoid ASEAN’s reality from rhetoric. Asia Times, November 21, 2007, viewed 17 December 2007 <http://www.atimes.com/atimes/Southeast_Asia/IK21Ae01.html > Yue, C. S. (1998). The ASEAN free trade area. The Pacific Review, 11(2), 213-232.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 163 High-Profile Corruption vs. Low-Rank Corruption in Asia: A Clash of Ethics and Development? Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, Ho Chi Minh City, Vietnam ulas@teori.org Abstract: Eurocentric theories of ethics consider corruption as endemic to Asian countries and endorse a version of cultural determinism whereby Asian governments and people are corrupted because of Asian values and/or norms. They propose, for instance, that bribery is an acceptable norm in Asian countries. In this study, we ascertain whether these claims are correct, or not, by comparative analysis through testing international indices such as the Corruption Index, along with general economic indices such GDP, Globalization Index, Human Development Index and poverty indices and income inequality indices such as Gini coefficient. This approach will be used to evaluate whether low-profile corruption in Asian countries could be attributed to poverty and income inequality prevalent in Asian countries. The study will also propose a new theory of corruption where the notions of ‘low and high intensity’ ethical dilemmas will be utilized to distinguish high-profile corruption by government officials as opposed to, and contrasted with, low-profile individuals with low income. The result of this analysis will be a fresh understanding of the particular ethical issues that are prevalent in disparate parts of society thereby facilitating a harbinger for policy consideration for both economic and social development.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 164 a) Corruption, Economic Growth and Asia This part of the paper will focus on corruption, economic growth and Asia and will compare Asia and Africa in terms of corruption. This will be followed by a long critique of previous corruption research under the following subtitles: How US and Europe contribute to corruption elsewhere; perceived corruption vs. real corruption & grand corruption vs. petty corruption; corruption, ‘democracy’ or oligarchy; corruption, neoliberalism, deregulation and overregulation. There is almost almost unanimous consensus that corruption has a negative relationship with economic growth, the level of GDP per capita, investment38 and international trade (Dreher & Herzfeld, 2005). One percent of increase in corruption is calculated to decrease GDP by 0.13% which amounts to a decrease in GDP per capita by $ 425 (Dreher & Herzfeld, 2005). As most of the East Asian countries are low income countries, we thought in the beginning that corruption in East Asia is due to low salaries and low performance on relevant economic and social indicators. That’s why we gathered data for (East) Asian countries as the tables in appendix show. On the other hand, Chang & Chu (2006) and Dreher & Herzfeld (2005) point out that previous research has found positive relationship between economic growth and corruption for East Asia. Moran (1999) claims that corruption in South Korea is the other side of the Asian economic miracle coin which arrived to the surface by Asian Financial Crisis (1997). This positive relationship between economic growth and corruption is attributed to the centralized state structure prevalent in Asian countries supposed to be wiping out negative effects of corruption. Some researchers claim that gift-giving is a cultural norm, but not considered to be corruption in Asia (Chang & Chu, 2006). However this cultural norm is not incorrigible as the examples of Hong Kong and Singapore demonstrate. Furthermore, Chang & Chu’s empirical findings show that at least for the Asian sample they studied, the notion of ‘Asian corruption exceptionalism’ -ie. the idea that corruption is not unethical- does not hold: Just like European samples, Asians lose their trust in government institutions as the institutions get more and more corrupted (Chang & Chu, 2006). Those who attribute widespread corruption in Asia to the so-called ‘Asian values’ forget that in Asia forget that incidences of corruption is high in South America, Africa and more-or-less in US (see Caiden, 1988). If there are still researchers thinking that corruption is a cultural issue in Asia, they have to show us the commonality between the cultures of South America, Africa, US and Asia –which is an in vain attempt. Furthermore, although there are cultural differences in definition of corruption across various countries, the scope and subcategories of corruption in legal terms are almost identical due to the colonial heritage (Sandholtz & Koetzle, 2000). A useful comparison would be between Asia and Africa as Africa is considered to be the most corrupt continent in general. Almost all the African countries are on the lowest 38 However Dreher & Herzfeld (2005) could not find a significant relationship between corruption and investment.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 165 rankings of Human Development Index which is a composite measure of life expectancy, literacy, education, standard of living and GDP per capita for each country. Reja and Talvitie (2000) make an original distinction when they compared corruption in Asia and Africa. According to them, in Asia, corruption is fixed cost; whereas in Africa it is variable cost. In Asia, corruption has its own infrastructure, it is institutionalized. Approximately how much to pay and whom to pay are known. Thus investment is not so much effected in Asia unlike a possible negative effect of corruption, since it is considered to be like a tax. However, in Africa the infrastructure of corruption is lacking and powerful persons and institutions are most of time short lived contrary to long life span of Asian governments. That is why, say Reja and Talvitie, it is not surprising that no negative relationship between levels of Asian corruption and economic growth is found in some other studies. Using statistical data, Bolonguita (2005) shows that highly indebted poor countries are the ones where the levels of corruption are perceived highest. 34 of 42 countries in Bolonguita’s list are African countries. 4 of them are South American; 1 of them is Southwestern Asian (Middle Eastern) and 3 of them (Lao PDR (rank: 21), Myanmar (rank:28) and Vietnam (rank: 40)) are Asian countries.39 Chetwynd, Chetwynd & Spector (2003) utilizes the simple but useful definition for corruption in the public sector: “The misuse of public office for private gain, including but not limited to: embezzlement, nepotism, bribery, extortion, influence peddling and fraud” (p.6). Though Marquette (2004) finds the first part of this definition insufficient, it may be a good starting point. According to Chetwynd, Chetwynd & Spector (2003), the link between corruption and poverty is indirect as it is moderated by ‘economic and governance factors’. By ‘economic factors’, the negative impact of corruption over economic growth is meant whereas by ‘governance factors’, the weakening of political institutions which provide infrastructural and social services is meant. Figure 1 shows the relationship between corruption and economic growth: 39 Higher ranking means less debt and figures are from 2004.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 166 Figure 1. Corruption and economic growth (reconstructed from Chetwynd, Chetwynd & Spector, 2003, p.3) b) The Flaws of Corruption Research How US and Europe Contribute to Corruption Elsewhere… We stated before that corruption is considered to be a non-European phenomenon. Actually, this is a moot issue. According to one position (cf. Handelman, 2001), Europe and US are not innocent in incidences of corruption elsewhere as the embezzlements are laundered in American and European (especially Swiss) banks due to those banks’ privacy policy. By this mechanism, corruption elsewhere makes US and Europe richer and richer. Furthermore, the following quote is from Collier (2000) on corruption in Africa: “(…) African governments should insist that the OECD governments penalize and prosecute OECD companies which bribe African officials. Astonishingly, until very recently the government of France allowed French corporations which paid bribes in Africa to treat them as a tax-deductible business cost. In effect, French taxpayers are subsidizing African corruption (p.202). Furthermore, contrary to optimism that international trade would decrease corruption, Sullivan (2000) states that “[f]irms that refuse to participate in corrupt transactions may find themselves forced out of certain markets or countries” (Sullivan, 2000, p.2). Secondly, up until the last decade, the World Bank and some other international funding agencies funded the most corrupt regimes on the world in the name of political non- interference (Marquette, 2004). Actually, those agencies are responsible for expanding the scope of corruption to astronomical heights in Asia. By funding the corrupted regimes corruption “discourages foreign and domestic investment and taxing” “dampens entrepreneurship” “lowers the quality of public infrastructure” “decreases tax revenues” “diverts public talent into rent-seeking” ‘distorting the composition of public expenditure” economic growth is down
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 167 such as Marcos’s Philippines and Suharto’s Indonesia, they contributed to far greater institutionalization of corrupt practices. Thus, actually, developed world is not innocent by their banks working as laundering agency for corruption money and funding agencies as banks funding the most corrupt regimes. ii) Perceived Corruption vs. Real Corruption & Grand Corruption vs. Petty Corruption All the prominent indices on corruption including Transparency International data are unfortunately corruption perception indices and not corruption indices. That is why they are subjective and unreliable. Based on those indices, one needs to discuss how one can change people’s perceptions on corruption rather than preventing corruption (Hindess, 2005). Li, Xu & Zou (2000) aware of this very significant limitations state that they adjust for measurement error to overcome this limitation in their statistical model. However, corruption can be completely different compared to reality. Perception of corruption, cognitively speaking, would be structured by the corruption news on the media and the frequency of small scale bribes paid by citizens. For instance, in Bangladesh, grand bribe is paid less frequently while petty bribe is paid more frequently (Khan, 2008). Real corruption in contrast to perceived corruption can be more or less. The largest portion of corruption is informal and secret. So an apperantly non-corrupted country may be informally corrupted. Citizens only know grand corruption publicized on media and small bribes they personally pay. They can exaggerate the prevalence of corruption just because of the salience of the corruption news on media. They probably make an inference or let us say extrapolation for corruption in society in general based on media coverage and personal accounts of petty bribes circulating in smaller social circles. We hope it is clear that the corruption measure are not reliable indicators of real corruption. If the first flaw of most of the previous research is considering corruption perception as it is real corruption, the second flaw is the fact that most of them do not make a distinction between high-profile vs. low-rank corruption. At least three researchers are exceptions: Ogus (2004) almost taps the distinction between high-profile versus low-rank corruption in the following lines: “Of course, it may be right that where the income from lawful activity barely covers subsistence needs, the motivation to boost it from illegal activity may be greater than where a reasonable wage is paid. But why should higher earners not be equally tempted by a bribe?” (Ogus, 2004, p.337). Bolongaita (2005) makes the distinction between petty corruption vs. grand corruption much resembling the distinction between low-rank and high-profile corruption along with Caiden (1988) who pronounces distinctions between bureaucratic vs. political corruption; high level vs. low level corruption; and large corruption vs. petty corruption. Bolongaita (2005) claims that petty corruption is virtually non-existent in West (Western Europe, excluding Eastern Europe) whereas grand corruption exists in some of the European countries such as Italy Greece. On the other hand, in Asia, both petty and grand corruption are observed (Bolongaita, 2005). This paves the way for attributing petty
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 168 corruption to low salaries in most of the Asian countries and grand corruption in both Europe and Asia to other factors. That’s why the answer for the question who loses and who wins if there is no corruption?” is more complicated than it seems at first blush. The rich oligarchs will lose for sure. But petty officials living near poverty line will lose too, as they can not raise their salaries without petty bribes, under the growing pressure of inflation: “The officials whose salaries are low may resist changes because the absence of corruption income would put them below survival levels” (Reja & Talvitie, 2000). iii) Corruption, ‘Democracy’ or Oligarchy In economic history, there are cases in which economic growth occurs along with corruption (Hindess, 2005) and without democracy (Marquette, 2004). In this vein, let us contrast certain cases: there is no corruption in Singapore which has high economic growth, but there are no free press and freedom of expression neither (Hindess, 2005). Singapore is an interesting contrast to Vietnam where state-owned media coverage of corruption cases acts as the main control mechanism. Likewise, one can contrast India which is so-called ‘democracy’ but corrupt and Singapore which is a one-party state but not corrupt (Sandholtz & Koetzle, 2000). The main problem with the studies investigating the link between economic growth and democracy on the one hand, and between corruption and democracy on the other is that they are forged by Cold War politics to the degree that they had called Marcos’s and Suharto’s oligarchic regime as democracy. The democracy indices and international institutions such as World Bank focus on formal and superficial aspects of democracy and they can call a multi-party oligarchy as democracy as if money politics does not curb the grassroots. Marquette (2004) points out that the link between democratization and reduction in corruption is a moot issue as cronyism and nepotism in the name of democracy just like what is going on in Philippines and Indonesia are not curbed out by multi-party electoral processes. Li, Xu & Zou (2000) found that corruption and income inequality are inverted u graph relationship. That is high corruption and low corruption is associated with low inequality. They are surprised to find out such a non-monotonic relationship. However, they do not consider other confounding variables such as the degree of oligarchism in disguise of multiparty states. Leaving aside their empirical defects, theoretically speaking corruption is associated with income inequality just because they are the twin results of oligarchy regime and just because not all the citizens how the same opportunity to be corrupted. No need for empirical research: Suharto and Marcos had huge opportunities to embezzle compared to eg a traffic police. According to Quah (1999), the variation in incidence and prevalence of corruption in Asian countries are due to the differences in anti-corruption measures and income level.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 169 Specifically, the reasons are low salaries,40 “ample opportunities for corruption” and “low risk of detection and punishment”41 (Quah, 2001a; 2001b; 1999). Quah (1999) presents Bangladesh as a current example of low salary and no anti- corruption measure and adds that before 1980s, corruption was also prevalent in Singapore too. But the city state enforced anti-corruption laws and increased the salaries at the same time. Furthermore, periodic checks for corruption-prone subsectors such as customs have been introduced (Quah, 2001a; 2001b; 1999). Quah (1999) discusses three anti-corruption measures: 1)Preventive measures involve the mechanisms preventing corrupted practices before they happen. 2) Punitive measures involve post hoc (that’s after the activity) punishment of corruption. 3) Promotional measures involve promoting ethical values in various societal levels in general. Additionally, Quah (1999) stresses that anti-corruption laws should be applied to top officials as well, and the anti-corruption agency should be independent (especially independent of police). In this context, Quah (1999; 2001b) presents Mongolia as a country in which anti-corruption law is quite strict, but in contrast to this, anti-corruption agency is not independent; it is a branch of police force. Thus, Quah (1999) attributes the failure of anti-corruption programs in Mongolia to non-independence of anti-corruption agency. According to Quah’s (2001b; 1999) presentation of the situation, in India, anti-corruption measures are ineffective due to non-coordinated operations of multiple anti-corruption bodies. Same holds for Philippines where anti-corruption laws and regulations are harsh – actually Philippines is the Asian country with the highest number of anti-corruption laws and regulations, but not effective in enforcement (Quah, 1999; 2001b). Singapore and Hong Kong are low corruption countries since the salaries are high, anti- corruption law and regulations are effective, regular checks are done for the subsectors more prone to corruption such as customs, even the top officials are not immune to prosecution and finally, the anti-corruption agency is independent (of police or other government bodies) (Quah, 2001a; 2001b; 1999). Thus Quah (2001a; 1999) solution for corruption are the following measures: High ranks should not be immune to prosecution,42 the anti-corruption agency should be autonomous, certain government subsectors particularly prone to corruption (eg customs and traffic police) should be periodically checked43 and finally civil servants’ salaries should be satisfactory which Quah (2001a) notes is impossible without economic growth. 40 This is also highlighted by Larmour (2001). 41 Bolongaita (2005), Collier (2000) and Larmour (2001) emphasize this point as one of the major reasons for prevalence of corruption and recommend making corruption a high-risk and low reward activity just like Quah (2001a; 2001b; 1999) puts it. 42 An important point raised also by Caiden, 1988. 43 Actually, periodic checks may increase the incidences of corruption in some countries; as with the lack of regulation, the checkers can be regularly bribed.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 170 In his discussion of anti-corruption programs in Vietnam, Fritzen (2008) proposes that the factors listed by Quah (1999) is not sufficient to characterize the success of anti- corruption policy in Singapore, as it has unique properties such as low monitoring costs due to the smallness of the city-state. The following connected issues are overlooked by most of the researchers: - While the aim should be fighting with corruption, certain independent bodies should be formed to fight with abuses of corruption convictions whereby political opponents defamate each other. - Likewise, mechanisms that prevent politicians complain about corruption trials that are political in nature should be set up. The following connected issues are overlooked by most of the researchers: - While the aim should be fighting with corruption, certain independent bodies should be formed to fight with abuses of corruption convictions whereby political opponents defamate each other. - Likewise, mechanisms that prevent politicians complain about corruption trials that are political in nature should be set up. - We also need the mechanisms to prevent corruption trials to turn into a duel between corrupted top officials who are toppling others which are equally corrupted in the name of anti-corruption action. iv) Corruption, Neoliberalism, Deregulation and Overregulation Though some argue that liberalization of state, ie. narrowing the scope of state’s activity would decrease the incidences of corruption (eg Larmour, 2001), this understanding is based on the misconception that corruption is endemic to public sector only. According to Collier (2000), corruption in Africa is due to governments’ overregulations over the private sector. Collier (2000) forgets that corruption may also involve private sector. That’s, theoretically, corruption has nothing to do with regulation as overregulation as well as deregulation may lead to higher incidences of corruption. Ogus (2004) is another study focusing on corruption in public sector to the expense of other forms of corruption so that he firmly pronounces the positive link between government regulation and corruption. Neo-liberalism abuses the prevalence of corruption in public sector for further deregulation. However, corruption is the main headache also for private sector in low- income countries. Actually, in most of the countries applying IMF or World Bank recipe, the volume of corruption attained astronomical heights due to privatization which is IMF’s and World Bank’s misappropriated panacea for economic stagnation. Privatization is most of the time an act of ‘devouring orphan’s right’ by oligarchs.44 Convergently, Marquette (2004) discusses how democratization can lead to higher levels of corruption due to the so-called ‘money politics’ (eg vote buying) and weakened state structure. In 44 ‘Devouring orphan’s right’ is a Turkish idiom to characterize corruption in general. It is used when corrupted oligarchs devour all the public resources -even those earmarked for orphans.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 171 the same vein, Bohara, Mitchell & Mittendorff (2004) stresses “the reported increase in levels of corruption in the Russian Federation in comparison to the Soviet Union” (p.483) as Russian Federation is not the overregulated but deregulated Soviet Union. Likewise, Sandholtz & Koetzle (2000)’s empirical study which found a positive relationship between ‘the degree of state control of the economy’ and corruption does not specifically focus on the countries which have experienced recent privatization processes. Thus, studies on the link between corruption and deregulation has a confounding variable not taken into account and they are flawed due to this very reason. Discussion and Proposals To conclude, this paper has been critical of three main flaws in most of the previous corruption research: 1) Considering corruption perception index as if it is a real corruption measure is methodologically untenable. 2) Without a distinction between grand corruption and petty corruption, it is impossible to isolate confounding variables in corruption research. 3) Europe and US are not innocent for corruption elsewhere as European and American banks have served as vehicles for money laundering for Asian corrupt politicians, and international funding agencies until the recent decade funded the most corrupt regimes of Asia in the Cold War politics. Thus, banking systems should be changed to have real name identification (Sullivan, 2000) so that bribes can’t be laundered. However, for this to take place, European and American banking systems that allow laundering should change. 4) Privatization which has turned out to be plundering of public resources should be taken into account in studies investigating the link between corruption and deregulation, as private sector can be also corrupt –a fact ignored by most of the previous corruption research. 5) More operational definitions of democracy are necessary for the studies researching the link between corruption and democracy, leaving aside the formal and superficial aspects and the Cold War mentality. Ogus (2004) points out the case of South Korea where transactions have been depersonalized by the use of computers and this led to a significant decrease in corruption. Thus computerization should be encouraged as a measure against corruption. The norms are quite important in the perpetuation of corruption as crystallized by Collier (2000): “It is much more dangerous to be corrupt in an honest society than to commit the same act in a corrupt society” (p.198). The deficiencies in punishment mechanism and
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 172 social acceptance and admiration for wealthy civil servants regardless of whether the source of their wealth is legal or illegal are counted as two of the important reasons for corruption. Collier (2000) rejects essentialist position over corruption in his psychologically behaviorist social determinism: “(…) just because a society has persistent corruption does not imply that its people are intrinsically corrupt. To the economist, people are people, the same everywhere: face them with the same incentives and they will behave in pretty much the same way” (p.199). Thus, the solution for corruption according to Collier involves an improvement in moral norms , social expectations and an increase in the risks of punishment. According to Collier (2000), the improvement in moral norms can be attained by documenting and publicizing corruption (as happens in Vietnam by state-controlled media); celebrating examples of honesty in the society and developing measurement devices for corruption that would allow comparison among institutions. Thus, we agree and recommend Collier’s (2000) proposals. In this study, we were planning to compare and contrast high-profile and low-rank corruption based on relevant statistics. However, no real corruption index exists and no clear-cut distinction is made between the two forms of corruption. If we had the categorized real corruption data, we could track the following way: We would check whether low-rank corruption is more prevalent in low-income countries. Though news coverage implies that both forms of corruption are observed in low-income countries, we have no statistical support for the claim and even if we had the data, the emphasis on distinguishing the two forms of corruption would be explanatory with regard to human motivation theory as different motives are behind the two forms of corruption.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 173 References Bohara, A. K., Mitchell, N. J. & Mittendorff, C. F. (2004). Compound democracy and the control of corruption: A cross-country investigation. The Policy Studies Journal, 32(4), 481-499. Bolongaita, E. (2005). Controlling corruption in post-conflict countries. Kroc Institute Occasional Paper #26:OP:2. viewed 5 February 2008, <http://kroc.nd.edu/ocpapers/op_26_2.pdf > Caiden, G.E. (1988). Toward a general theory of official corruption. Asian Journal of Public Administration10(1), 3-20. Chang, E. C. C. & Chu, Y. (2006). Testing Asian corruption exceptionalism: Corruption and trust in Asian democracies. The Journal of Politics, 68(2), 259-271. Chetwynd, E., Chetwynd, F. & Spector, B. (2003). Corruption and poverty: A review of recent literature (report). Washington, DC: Management Systems International. Collier, P. (2000). How to reduce corruption. African Development Bank 2000, 191-205. Dreher, A. & Herzfeld, T. (2005). The economic costs of corruption: A survey and new evidence, viewed 5 February 2008, <http://129.3.20.41/eps/pe/papers/0506/0506001.pdf> Foreign Policy (2008). Globalization Index rankings, viewed 5 February 2008, <http://www.foreignpolicy.com/story/cms.php?story_id=4030&print=1 > Fritzen, S. (2008). Beyond “political will”: How institutional context shapes the implementation of anti-corruption policies, viewed 5 February 2008, <http://www.spp.nus.edu.sg/wp/wp01_06.pdf > Handelman, S. (2001). Thieves in power: The new challenge of corruption. In A. Karatnycky, A. Motyl & A. Schnetzer (Eds.). Nations in transit, 2001: Civil society, democracy and markets in East Central Europe and the Newly Independent States (pp.45- 54). New Jersey: Freedom House. Hindess, B. (2005). Investigating international anti-corruption. Third World Quarterly, 26(8), 1389-1398. Khan, M. M. (2008). Political and administrative corruption: concepts, comparative experiences and Bangladesh case, viewed 5 February 2008, <http://unpan1.un.org/intradoc/groups/public/documents/APCITY/UNPAN019105.pdf> Larmour, P. (2001). Corruption, culture and transferability: What can be learned from Australia? Journal of Contingencies and Crisis Management, 9(1), 14-20.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 174 Li, H., Xu, L.C. & Zou, H.-F. (2000). Corruption, income distribution, and growth. Economics and Politics, 12(2), 155-182. Marquette, H. (2004). The creeping politicisation of the World Bank: The case of corruption. Political Studies, 52, 413-430. Moran, J. (1999). Patterns of corruption and development in East Asia. Third World Quarterly, 20(3), 569-587. Ogus, A. (2004). Corruption and regulatory structures. Law & Policy, 26(3-4), 329-346. Quah, J. S. T. (2001a). Combating corruption in Singapore: What can be learned? Journal of Contingencies and Crisis Management, 9(1), 29-35. Quah, J. S. T. (2001b). Globalization and corruption control in Asian countries. Public Management Review, 3(4), 453-470. Quah, J. S. T. (1999). Comparing anti-corruption measures in Asian countries: Lessons to be learnt. Asian Review of Public Administration, XI(2), 71-90. Reja, B. & A. Tavitie (2000) ‘The industrial organization of corruption: What is the difference in corruption between Asia and Africa’, paper presented at The Annual Conference 2000 of the International Society for New Institutional Economics, Tübingen, September 2000, viewed 5 February 2008, <http://www.isnie.org/ISNIE00/Papers/Reja-Talvitie.pdf > Sandholtz, W. & Koetzle, W. (2000). Accounting for corruption: Economic structure, democracy, and trade. International Studies Quarterly, 44, 31-50. Sullivan, J. D. (2000). Anti-corruption initiatives from a business view point. The Center for International Private Enterprise, viewed 5 February 2008, < http://www.cipe.org > Transparency International (2007a). Persistent corruption in low-income countries requires global action, viewed 5 February 2008, http://www.transparency.org/news_room/latest_news/press_releases/2007/2007_09_26_c pi_2007_en > Transparency International (2007b). Report on the Transparency International Global Corruption Barometer 2007, viewed 5 February 2008, <www.transparency.org/content/download/27256/410704/file/GCB_2007_report_en_02- 12-2007.pdf > UNDP (2007). Human development report 2007/2008. United Nations Development Programme.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 175 Wikiquote (2008). Immanuel Kant, viewed 5 February 2008, <http://en.wikiquote.org/wiki/Immanuel_Kant >
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 176 Appendix: Relevant Statistics. Table 1. HDI, HDI rank, HDI level, life expectancy at birth, adulty literacy and GDP per capita and annual economic growth rates for Asian countries. Country HDI Rank HDI Level HDI 2005 Life Expectancy at birth 2005 Adult Literacy (% aged 15 or above) 1995- 2005 GDP per capita US$ 2005 Annual Economic Growth Rate (%) 1975- 2005 Annual Economic Growth Rate (%) 1990- 2005 Japan 8 high 0.953 82.3 na 31,267 2.2 0.8 Hong Kong 21 high 0.937 81.9 na 34,833 4.2 2.4 Singapore 25 high 0.922 79.4 92.5 29,633 4.7 3.6 South Korea 26 high 0.921 77.9 na 22,029 6.0 4.5 Brunei 30 high 0.894 76.7 92.7 28,161 -1.9 -0.8 Malaysia 63 high 0.811 73.7 88.7 10,882 3,9 3,3 Kazakhstan 73 medium 0.794 65.9 99.5 7,857 2.0 2.0 Thailand 78 medium 0.781 69.6 92.6 8,677 4.9 2.7 China 81 medium 0.777 72.5 90.9 6,757 8.4 8.8 Philippines 90 medium 0.771 71.0 92.6 5,137 0.4 1.6 Sri Lanka 99 medium 0.743 71.6 90.7 4,595 3.2 3.7 Maldives 100 medium 0.741 67.0 96.3 5,261 na 3.8 Viet Nam 105 medium 0.733 73.7 90.3 3,071 5.2 5.9 Indonesia 107 medium 0.728 69.7 90.4 3,843 3.9 2.1 Turkmenistan 109 medium 0.713 62.6 98.8 3,838 na -6.8 Uzbekistan 113 medium 0.702 66.8 na 2,063 -0.4 0.3 Mongolia 114 medium 0.700 65.9 97.8 2,107 1.2 2.2 Kyrgyzstan 116 medium 0.696 65.6 98.7 1,927 -2.3 -1.3 Tajikistan 122 medium 0.673 66.3 99.5 1,356 -6.3 -4.0 India 128 medium 0.619 63.7 61.0 3,452 3.4 4.2 Laos 130 medium 0.601 63.2 68.7 2,039 3.4 3.8 Cambodia 131 medium 0.598 58.0 73.6 2,727 na 5.5 Myanmar 132 medium 0.583 60.8 89.9 1,027 2.6 6.6 Bhutan 133 medium 0.579 64.7 47.0 na 5.4 5.6 Pakistan 136 medium 0.551 64.6 49.9 2,370 2.5 1.3 Bangladesh 140 medium 0.547 63.1 47.5 2,053 2.0 2.9 Nepal 142 medium 0.534 62.6 48.6 1,550 2.0 2.0 Papua New Guinea 145 medium 0.530 56.9 57.3 2,563 0.5 0.2 Timor-Leste 150 medium 0.514 59.7 50.1 na na na Afghanistan na na na 42.9 28.0 na na na North Korea na na na 66.8 na na na na Source: UNDP, 2007, Table 1, Table 14; pp.230-233, pp.277-280.45 45 Among 70 high HDI countries, 6 of them are Asian; among 86 medium countries 24 of them are Asian and no Asian country exists with low HDI.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 177 Table 2. Total population, population below poverty line, Gini index, unemployment and prison population figures for Asian countries. Country Total Pop (millions ) Pop Below Povert y Line (%) $1 a day 1990- 2005 Pop Below Povert y Line (%) $2 a day 1990- 2005 Pop Below Poverty Line (%) Nationa l Poverty Line 1990- 2004 Gini index inequalit y Unemplo y Total (% of labour force) 2005 Prison pop Total 2007 Prison pop (per 100,00 0 people) 2007 Japan 127.9 -- -- na 24.9 4.1 79,055 62 Hong Kong 7.1 -- -- na 43.4 5.6 11,580 168 Singapore 4.3 -- -- na 42.5 5.3 15,038 350 South Korea 47.9 <2 <2 na 31.6 3.5 45,882 97 Brunei 0.4 -- -- na na na 529 140 Malaysia 25.7 <2 9.3 15.5 49.2 3.6 35,644 141 Kazakhstan 15.2 na na na 33.9 8.4 49,292 340 Thailand 63.0 <2 25.2 13.6 42.0 1.4 164,443 256 China 1,313.0 9.9 34.9 4.6 46.9 4.2 1,548,49 8 118 Philippines 84.6 14.0 43.0 36.8 44.5 7.4 89,639 108 Sri Lanka 19.1 5.6 41.6 25.0 40.2 7.7 23,613 114 Maldives 0.3 na na na na na 1,125 343 Viet Nam 85.0 na na 28.9 34.4 2.1 88,414 105 Indonesia 226.1 7.5 52.4 27.1 34.3 9.1 99,946 45 Turkmenista n 4.8 na na na 40.8 na 22,000 489 Uzbekistan 26.6 na na na 36.8 na 48,000 184 Mongolia 2.6 10.8 44.6 36.1 32.8 3.3 6,998 269 Kyrgyzstan 5.2 na na na 30.3 8.5 15,744 292 Tajikistan 6.6 na na na 32.6 2.7 10,804 164 India 1,134.4 34.3 80.4 28.6 36.8 4.3 332,112 30 Laos 5.7 27.0 74.1 38.6 34.6 na 4,020 69 Cambodia 14.0 34.1 77.7 35.0 41.7 1.8 8,160 58 Myanmar 48.0 na na na na na 60,000 120 Bhutan 0.6 na na na na na na na Pakistan 158.1 17.0 73.6 32.6 30.6 7.7 89,370 57 Bangladesh 153.3 41.3 84.0 49.8 33.4 4.3 71,200 50 Nepal 27.1 24.1 68.5 30.9 47.2 1.8 7,135 26 Papua New Guinea 6.1 na na 37.5 50.9 2.8 4,056 69 Timor-Leste 1.1 na na na na na 320 41
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 178 Afghanistan na na na na na na na na North Korea na na na na na na na na Source: UNDP, 2007, Table 3, Table 4, Table 5, Table 15, Table 20, Table 21, Table 27; pp.238-246, pp.281-284; pp.298-301; pp.322-325. Table 3. Asian countries in globalization index ranking.46 Country Ranking over 72 Countries Singapore 1 Hong Kong 2 Malaysia 23 Japan 28 South Korea 35 Taiwan 37 Philippines 38 Vietnam 48 Thailand 53 Sri Lanka 56 Pakistan 63 Bangladesh 64 China 66 Indonesia 69 India 71 Source: Foreign Policy, 2008. 46 Globalization Index is a composite index that consists of number of treaties ratified, total trade, international tourism arrivals, international telephone traffic, secure servers per capita, contribution to U.N. peacekeeping activities, memberships in international organizations, number of internet users, number of internet hosts, total government transfers as a share of GDP, gross domestic product, total remittances and personal transfers as a share of GDP, FDI as a share of GDP (Foreign Policy, 2008). 15 Asian countries were included over 72 countries for this year’s index calculation. Globalization Index says nothing about how IMF and World Bank recipes contributed to plundering of state-owned enterprises by oligarchs.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 179 Table 4. Perceived corruption rankings for Asian countries.47 Country Perceived Corruption Ranking among 179 Countries (High rank means low perceived corruption) Singapore 4 Hong Kong 14 Japan 17 Macao 34 Taiwan 34 Malaysia 43 South Korea 43 Bhutan 46 India 72 Maldives 84 Sri Lanka 94 Mongolia 99 Vietnam 123 Timor-Leste 123 Nepal 131 Philippines 131 Pakistan 138 Indonesia 143 Kazakhstan 150 Tajikistan 150 Kyrgyzstan 162 Bangladesh 162 Papua New Guinea 162 Turkmenistan 162 Cambodia 162 Laos 168 Afghanistan 172 Myanmar 179 Source: Transparency International, 2007b, pp.21, Table 4.1. 47 The ranking is quite misleading: For example, when people are asked how much Cambodia is corrupt, they do not answer the question by comparing different countries. That is why country comparisons based on corruption scores are methodologically unwarranted. All the studies based on Corruption Indices should be discarded for this very reason.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 180 Table 5. The percent of bribe payers in Asian countries.48 Country The percent of bribe payers Cambodia 72% Hong Kong 3% India 25% Indonesia 31% Japan 1% South Korea 1% Malaysia 6% Pakistan 44% Philippines 32% Singapore na Thailand na Vietnam 14% Asia average 22% Source: Transparency International, 2007a, pp.4-7. 48 Again, the above data is also methodologically flawed, since it does not specify the amount of bribe. Is it $1 or $10,000? The data does not permit the distinction between low-rank and high-profile corruption. Thus, by this data a satisfactory anatomy of corruption can not be delineated. Secondly, what makes us believe that the samples are representative of the population? Furthermore, is the difference between 1% and 3% or between 25% and 31% statistically significant?
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 181 Education System and Labor Market in Vietnam: Economy and Education in Transition Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, Ho Chi Minh City, Vietnam ulas@teori.org Abstract: Vietnam epitomizes a typical transition economy where unqualified labor is exported and qualified labor is imported. It is not due to the possibility that university graduates are relatively few, but they can not match the skills sought by the booming economy, as the pace of economic growth is far quicker than the pace of educational reform. In this study, Vietnam is presented as a typical economy in transition where education stands anachronistic by outdated curricula and not up-to-date teaching staff. Along with formal education, economic growth displaces rural population whose labor skills are geared towards agriculture, i.e. not applicable to the current industrialization of Vietnam. Thus, adult education poses a second challenge for Vietnam in the area of economics and education. A third relevant challenge is the computerization of education system and e-socialization of the economy as these foster the ties of Vietnam with the trends in globalization. Thus, this study considers the problems of formal education, and vocational and adult education vis-à-vis unmatched demands of rapid economic growth of Vietnam; and e- socialization of Vietnam. Keywords: Vietnam, economics and education, labor market, transition, vocational education, adult education, computerization, e-socialization.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 182 Education System and Labor Market in Vietnam: Economy and Education in Transition Vietnam shows a steady improvement in life standards as there exists an increasing trend in Human Development Index (HDI) rankings which involve a composite calculation of economic performance, education and health indices for Vietnam since 1975 (UNDP, 2007). Despite the improvements, Vietnam is still on 105th ranking in HDI, consecutively worse than Algeria and consecutively better than Palestine (UNDP, 2007). Population under poverty line is 28.9% (UNDP, 2007). Nevertheless, the average annual growth rate in GDP per capita for Vietnam is 5.2% between 1975-2005 and 5.9% between 1990-2000 (UNDP, 2007). 115 over 1000 people in Vietnam were mobile subscribers in 2005 and 129 over 1000 people in Vietnam were internet users in 2005 (UNDP, 2007) but these figures have increased in a short time. By September 2007, Vietnam’s information profile is the following: 38.8 million telephone subscribers; 28.87 million mobile phone subscribers; 9.93 million land liners; 16.2 million internet users, 753.000 ADSL internet subscribers (Viet Nam News, Sept 19, 2007). On the other hand, 13.2 Vietnamese people were still without electricity (most of them live at mountainous highland areas) in 2005 The Gini index measuring inequality is 34.4 in Vietnam, which means high inequality (UNDP, 2007). Vietnam is a young country: 29.6% of the population (85 million in total) is under age 15, and 65% of the population is under age 35. Since Vietnam’s annual population growth rate between 1975-2005 is one of the highest (1.9%, UNDP, 2007) and since Vietnam is a young country, education is vital for the country. Contrary to the low level of GDP per capita which is US$3,071, Vietnam holds a high literacy rate (90.3%) (UNDP, 2007). Education was a cultural value in Vietnam due to the past Confucian tradition. Though the illiteracy rate was 95% in 1945, that’s the year of independence, the rate was quickly decreased to around 10% (Vo & Trinh, 2005) which is mostly concentrated in highlands ethnic minorities. Vo & Trinh (2005) point out that Vietnam’s literacy index is higher compared to the countries with the same level of GDP per capita, as the figures provided above show. Primary school enrolment rate is 88% and secondary school enrolment rate is 69% (UNDP, 2007). Primary education is compulsory, while secondary education is not (Henaff, Lange & Tran, 2007). 544,000 children (ages: 6-15) are out of school, most of which are girls (Seel, 2007). Poverty is the main factor behind dropouts from the educational system at all levels of education, as some students need to contribute to their family subsistence –leaving aside the extra costs of education such as uniforms and textbooks. Secondly, poor families have higher number of children and this fact decreases the probability of having a proper education for each children (Henaff, Lange & Tran, 2007).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 183 As a solution to poor students’ financial difficulties, VND 2.5 trillion (US$ 156.6 million) study credit has been distributed to university students which are due after graduation (Viet Nam News, Jan 29, 2008). However, since most of the graduates are unemployed they can not pay back the loans they had for their university education. To solve this problem, adding a line indicating that the student has “debt overdue” on their diploma is proposed and immediately protested by various academicians due to the fact that diploma is the document of educational proficiency and it is not a financial sheet and that it is quite humiliating to have that indication on the diploma (Nguyen et al, Jan 3, 2008). Van (Dec 4, 2007) criticizes the proposal for increasing tuition fees since he points out that tuition fees constitute a smaller share of budget for education. According to him the real problem is lack of transparency in intra-budget allocation and planning failures. Vietnam’s total budget for education in 2008 is VND 76.2 trillion (US$ 4.8 billion) and the share of budget for education constantly increasing by years (World Bank, 2006). 2008’s total budget for education shows an increase over the last year by 14% (Viet Nam News, Oct 9, 2007). However, most of budget is allocated for teachers’ salaries and thus increase in budget does not directly translate into more investments in education (Henaff, Lange & Tran, 2007; Vo & Trinh, 2005). Hoang (Oct 13, 2007) rejects the proposed relationship between inadequate funding and low quality education. According to Hoang, the problem is the insistence on outdated teaching methods. If it were to be inadequate funding, the quality of education would have been improved by the increases in budget allocations for education in the last decade. But this is not true (Hoang, Oct 13, 2007). Van (Dec 4, 2007) suggests that disadvantaged regions should be the government’s priority in educational budget allocation. They have to be funded more. However at more developed regions, Van (Dec 4, 2007) adds, the opening of private schools should be encouraged. On the other hand, Vo Nguyen Giap (Sept 12, 2007) considers these and similar proposals as violations of the constitution that favours equality among citizens. In 2005, 1,537,252 students had sit for higher education entrance test and only 15% has been able to enrol to a higher education program (Ngo, 2006). Both the number of students applied and enrolled are increasing by years due to population boom and new private universities. However, the universities are quite far from being highly qualified as 7 main Vietnamese universities’ ranking in South East Asia and world below shows: Table 1. 7 Main Vietnamese Universities, SEA and world rankings. University SEA Ranking World Ranking HCM City University of Natural Sciences 28 1,920 HCM Technology University 36 2,190 Can Tho University 47 2,532 National University Ha Noi 54 2,850 Ha Noi University of Technology 62 3,156 University of Technology 90 4,217 National University- HCM City 96 4,462 Reprinted from Viet Nam News, Jan 11, 2008, p.3.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 184 Around 22,500 lecturers are teaching at Vietnamese universities (164 universities in total) with 15% holding PhD degree; 10% holding only Master’s degree and the remaining 75% holding undergraduate degree (Viet Nam News, Oct 4, 2007). Ngo (2006) attribute the low quality of education in Vietnam especially in technical areas to the fact that only a small minority of researchers can get education abroad. From an employee (i.e. lecturers’) point of view, lack of incentive and promotion for academic success and improvement is one of the main reasons for obsoleteness of lecturers’ skills and knowledge (Viet Nam News, p.5). Furthermore, private universities in Vietnam are still not developed due to the following reasons: University entrance scores of students enrolling to private universities are low, thus the student quality is far from expected; the physical resources are more limited due to small budgets and most of the faculty members are recent graduates along with minority of retired professors (Ngo, 2006). In this vein, Vo & Trinh (2005) state that there are mainly two sets of factors affecting the quality of education in Vietnam: The first set involves student learning such as curriculum programs and physical facilities which are old and outdated, while the second pertains to teachers’ quality. Do (Dec 10, 2007) in that respect is one of those who complain of prevalent use of multiple choice testing in Vietnam which is most of the time the most unsuitable way of measuring students’ proficiency. Vietnamese government’s 2020 education targets are: 450 students per 10,000 citizen, one Vietnamese university ranked in world top 200 and some others in top 500; 30% of university staff and 15% of college staff to hold PhD (Viet Nam News, Jan 7, 2008).49 We will see whether the country will attain these targets and whether this would be the solution to the social problems. Vietnam, as a developing country, is an exporter of unskilled labor and an importer of skilled labor (Gezgin, 2007). According to UNDP (2007), the country has a workforce of 42,316,000 (58% agriculture sector, 17% industry sector, 25% service sector) by 2005. Table 2 and 3 witness the economic development: The agriculture and forestry sector still constitutes nearly half of the employment. This is no surprise along with the fact that 73.6% of the Vietnamese population, i.e. 60 million people are still living in rural areas (World Bank, 2006). Only 18.8% of the population was living at cities in 1975; but this rose to 26.4% in 2005 (UNDP, 2007). Thus, the declining number of rural population goes in tandem with the fading of agriculture and forestry sector from 62.5% of the employment in 2000 to 52.1% in 2006. This transformation underlies the increasing urban unemployment in Vietnam. Fishing sector is developing and this may be attributed to increasing seafood exports, especially catfish. Industry has increased by years unsurprisingly as it is the engine of development. In contrast to the relatively constant trade sector and hotels and restaurants sector that are expected to grow by economic development, construction sector is growing. It is the main sector for nonqualified rural immigrants. Each year 1.2 million people participate to the labor force (Viet Nam News, Nov 5, 2007) while 1,785,000 Vietnamese (% 2.1) are unemployed. 49 In Vietnamese education system, ‘college’ corresponds to 2 or 3 year vocational school for higher education attended after high school (Ngo, 2006).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 185 However, the skills taught before graduation do not match with those necessary after graduation (Banh Tien Long, Deputy Minister of Education and Training, Dec 24, 2007). In other words, “Vietnamese universities and research institutes are still largely irrelevant to Viet Nam’s industrialization” (Cheshier & Penrose, 2007, p.28). Thus, although shortage of skilled labor is the biting problem of many of the sectors, 63% of the university graduates are unemployed and 37% of those who are employed have a job irrelevant to their university degree (Viet Nam News, Nov 5, 2007). In that sense, Vietnam’s problem is not an African problem: Employment opportunities are not limited, but the graduates are not skilled enough to get those positions. This picture is also different compared to unemployment in Central and Eastern Europe: In the latter, unemployment is due to a significant shrinkage in workforce because of the accession to EU rather than lack of skills in general (Viet Nam News, Oct 1, 2007). As an ex- command economy just like the East European counterparts, Vietnam sends many workers abroad, but the number of Vietnamese workers abroad constitute a negligible number compared to the Vietnamese workforce in total. What happens in Vietnam is the contrast between unemployed graduates and the shortage of skills at the same time as the Minister of Education and Training Nguyen Thien Nhan puts it (Viet Nam News, Sept 11, 2007). This problem naturally goes in tandem with the economic growth that is based on FDI, as the former formula for Vietnamese economy was cheap unskilled labor. As the foreign enterprises diversify their production and new foreign companies with different profiles enter Vietnam and as Vietnam tries to connect with the rest of the world economy, the formula is rendered obsolete. Economy as infrastructure exerts enormous pressure on education in this transformation process. With this obsolete educational infrastructure, shortage of 10,000 skilled IT workers is expected on 2010 for Vietnam (Viet Nam News, Sept 1, 2007). To encourage skills updating, Ministry of Education and Training declared that tax cuts are due for the companies who hold in-service training activities (Nguyen Thien Nhan, Nov 22, 2007). On the other hand, surprisingly enough, in-service-training may be detrimental to the firm as the workers with upgraded skills switch to higher paying jobs in Vietnam and elsewhere (Cheshier & Penrose, 2007). Conclusion In this paper, a brief overview of social indicators of Vietnam is followed by a specific overview of Vietnamese education and the presentation of the problems in education. It is pointed out that whether the problems stem from inadequate funding or inefficient planning with obsolete pedagogy is a moot issue. Besides, upgrading of the levels of university lecturers stands to be as the one of the most significant issues among others.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 186 References Banh, T. L., Le, V. A., Nguyen, T. D., Nguyen, D. N., Ha, T. M. (Dec 24, 2007). Enterprises, universities must unite to make education work. Viet Nam News, p.6. Cheshier, S. & Penrose, J. (2007). Top 200: Industrial strategies of Viet Nam’s largest firms. United Nations Development Programme: Viet Nam. Do, L. D. (Dec 10, 2007). To improve education, students’ needs must be addressed first. Vietnam News, p.6. Gezgin, U. B. (2007). Social and economic development of Vietnam: Governmental and management challenges. Paper presented International Colloquium on Business & Management, Bangkok 2007. Bangkok, Thailand, 19-22nd November 2007. Government Statistics Office. (2007). Employment statistics, viewed 23 February 2008, <http://www.gso.gov.vn > Henaff, N., Lange, M.-F., & Tran, T. K. T. (2007). Viet Nam country case study. UNESCO, viewed 23 February 2008, <http://unesdoc.unesco.org/images/0015/001555/155533e.pdf > Ngo, D. D. (2006). Viet Nam. In S. Shaeffer & S. Yavaprabhas (Eds.). Higher education in South-East Asia (pp.219-250). Bangkok: UNESCO. Nguyen, T. N. (Nov 22, 2007). Businesses see incentives for getting involved with vocational training. Viet Nam News, p.6. Nguyen, T. N., Dao, T. T., Hoang T., Van, N. C. & Pham, P. (October 13, 2007). Increase in education fees could affect long-term social equality. Viet Nam News, p.6. Nguyen, T. N., Vo, V. Q., Mai, N. L., Vo, T. X., Vu, H. S., Pham, D. P., Nguyen, M. H. (Jan 3, 2008). Education leaders weigh in on the debate over diplomas and debts. Viet Nam News, p.6. Seel, A. (2007). China, Vietnam, Cambodia, Philippines and Indonesia: Country case studies. Commissioned paper for 2008 EFA Global Monitoring Report, UNESCO. viewed 23 February 2008, <http://unesdoc.unesco.org/images/0015/001555/155579e.pdf> UNDP (2007). Human development report 2007/2008. United Nations Development Programme. Van, N. C. (Dec 4, 2007). Higher education fees not the answer; education needs better planning. Viet Nam News, p.6.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 187 Viet Nam News (Jan 29, 2008). Student loans make the grade: Disadvantaged students set to get half a billion dollars in loans this year. Viet Nam News, p.1. Viet Nam News (Jan 11, 2008). 7 schools appear on SEA’s top 100. Viet Nam News, p.3. Viet Nam News (Jan 7, 2008). Education gets dissected: tertiary education levels in Viet Nam continue to sag. Viet Nam News, p.1. Viet Nam News (Nov 5, 2007). Too many university grads, not enough skilled workers: study. Viet Nam News, p.2. Viet Nam News (Oct 9, 2007). Gov’t sets education spending. Viet Nam News, p.6. Viet Nam News (Oct 4, 2007). Vietnamese universities face shortage of qualified teachers. Viet Nam News, p.4. Viet Nam News (Oct 1, 2007). Labour shortages hit Central, East Europe. Viet Nam News, p.11. Viet Nam News (September 19, 2007). Viet Nam seeks improved IT cooperation with US, p.6. Viet Nam News (Sept 17, 2007). Educational institutes lack qualified lecturers. Viet Nam News, p.5. Viet Nam News (Sept 11, 2007). Education to be drastically overhauled, says Deputy PM. Viet Nam News, p.3. Vo, N. G. (Sept 12, 2007). 6-step programme steers education. Viet Nam News, p.6. Viet Nam News (September 1, 2007). Aptech targets dearth of IT workers. p.6. Vo, T. T. & Trinh, Q. L. (2005). Can Vietnam achieve one of its millenium development goals? An analysis of schooling dropouts of children. William Davidson Institute Working Paper Number 776. viewed 23 February 2008, <http://www.wdi.umich.edu/files/Publications/WorkingPapers/wp776.pdf > World Bank (2006a). Vietnam development report 2007: Aiming high. Joint donor report to the Vietnam Consultative Group Meeting. Hanoi, Vietnam: World Bank.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 188 Table 1. Structure of employed population as of annual 1July by ownership and by kind of economic activity. % 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Total 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 By ownership State 9.3 9.3 9.5 9.9 9.9 9.5 9.2 Non-state 90.1 89.7 89.4 88.8 88.6 88.9 89.2 Foreign investment sector 0.6 0.9 1.1 1.3 1.5 1.6 1.6 By kind of economic activity Agriculture and forestry 62.5 60.6 58.7 57.0 55.4 53.8 52.1 Fishing 2.6 2.8 3.2 3.3 3.4 3.5 3.6 Industry 10.3 11.0 11.5 12.3 12.7 13.5 14.3 Construction 2.8 3.3 3.9 4.2 4.6 4.7 4.6 Trade 10.4 10.5 10.8 11.2 11.5 11.6 11.7 Hotels, restaurant 1.8 1.8 1.8 1.8 1.8 1.8 1.8 Transport, storage and communications 3.1 3.1 3.0 2.9 2.9 2.7 2.6 Culture, health, education 3.6 3.7 3.8 3.9 4.0 4.1 4.2 Other services 2.9 3.1 3.3 3.5 3.7 4.4 5.2 Source: Government Statistics Office.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 189 Table 2. Employed population as of annual 1 July by ownership and by kind of economic activity. 2000 2001 2002 2003 2004 2005 Total 37609.6 38562.7 39507.7 40573.8 41586.3 4252 By ownership State 3501.0 3603.6 3750.5 4035.4 4108.2 4038 Non-state 33881.8 34597.0 35317.6 36018.5 36847.2 3781 Foreign investment sector 226.8 362.1 439.6 519.9 630.9 673. By kind of economic activity Agriculture and forestry 23492.1 23385.5 23173.7 23117.1 23026.1 2286 Fishing 988.9 1082.9 1282.1 1326.3 1404.6 1482 Industry 3889.3 4260.2 4558.4 4982.4 5293.6 5741 Construction 1040.4 1291.7 1526.3 1688.1 1922.9 1998 Trade 3896.9 4062.5 4281.0 4532.0 4767.0 4933 Hotels, restaurant 685.4 700.0 715.4 739.8 755.3 767. Transport, storage and communications 1174.3 1179.7 1183.0 1194.4 1202.2 1148 Culture, health, education 1352.7 1416.0 1497.3 1584.1 1657.4 1726 Other services 1089.6 1184.2 1290.5 1409.6 1557.2 1869 Source: Government Statistics Office.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 190 Melbourne Mezarlığı’nda… Yalnızca birkaç gün anımsanırlar Toprağa gömülenler. Anımsanmadıkları tek bir an bile yoktur, Bedeni yakılanların, külleri savrulanların. Zenginliğe göre, anıtkabirlere bile gömülebilir, Toprağı yeğleyenler. Tüm varlıklar bir anıttır oysa Külleri savrulanlar için. Mezarlıkların adamıyım ben, Doğumevlerindense, Boğaz’daki mezarlıkları yazarım, Melbourne’deki, yad eldeki, uzak ülkedeki... Gökdelenlerden şiir çıkartma çabam suya düştüğünden beri, -çünkü performans planlarına koyamıyorum bu şiiri- Nere’ gitsem, ilk aradığım, taradığım, Mezarlıklardır, mezarlıklarım... Değil mi ki, altmışlara, yetmişlere özlem duymadayım, Mezarlıklarda aydınlık geçmişe gider her adım... Bu şiiri, “ölülerle konuştum” desem, daha çok mu okuyacaksınız? Ya da “bana ölüler yazdırdı bu şiiri” desem? Tam da tersi, ben onlarla konuşmadım, onlar benle konuştu Ve bu şiiri onlar bana değil ben onlara yazdırdım... Ölüdür bu şiiri yazan demek ki, Kendinden 100 yıl önce yaşamış kadınlara Aşık olmasından belliydi... Burada bulamazsınız, coşkusunu, heyecanlı bekleyişini doğumevlerinin. Oysa her bitiş yeni bir başlangıçsa; Her ölüm, yeni bir doğum... Düşünün bir ve duymaya başlarsınız mezarlıkta, Aynı heyecanlı bekleyişi, coşkuyu. - Ölüleri kimler doğurur peki? - Doğmadan doğuranlardır onlar. Dindar olsaydım, Mezarlıkta makinemin bozulmasını, Tüm resimlerin beyaz çıkmasını, Ölülerin bana yolladığı ileti sayacaktım. Ama dikkat! Ölülerin bu iletisi, Gerektirmez Tanrı’nın varlığını, Selam olsun Arkadaş Özger ustaya...
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 191 Sen o taşında, “hoşçakal sevgili kocacığım” yazan dostum, Belli ki mezarını çekmemden rahatsız oldun, Beyaz çıkıyor o nedenle tüm resimler... Sana söz, suya koyacağım tüm resimleri, Bana gizlice gönderdiğin iletiyi görmek için. Borsada oynamaktan ninesine zaman ayırmayan torunun, Biraz yola gelsin, adam değil biraz da insan olsun diyorsan, Yaz 3449’a cebime gelsin –kusura bakma, bu çağda böyle... Geçti çoktan, gizli postacıların ömrü, hem onlar burada nereye gömülüydü? Bu şiir toprağa gömülmesin isterim, İstemem her ölü şiirime bir taş dikmek. Yakarım da şiiri, savururum küllerini, Uzak ülkeme küçük bir parçası da olsa ulaşır böylece belki. Ulaş Başar Gezgin, Melbourne, Avustralya, 10.04.2009 Ho Çi Min Kenti, Vietnam, 12.04.2009 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=686&Itemid=32 E-posta: ulas@teori.org
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 192 Vietnam’da Olsaydı Vietnam’da olsaydı, Bu güzelim parkları, Yeşil falan demeden Fabrika yaparlardı. Bu güzelim genç kızlar, Kimisinin yüzü acı bir kahve tadı, Kimisi orta ayarlı, Bunları da ucuz işgücü yaparlardı. Vietnam’da olsaydı, Bu güzelim ırmakları, Yok sayıp balıkları, balıkçıları, Kurbağalıdere yaparlardı, Sarardı pis kokusu her yanı. Bu güzelim ağaçları, -Vietnamlı girişimcinin ‘parlak’ planı- Bir an önce kesmeli, taşımalı. Terminatör gibidir işadamı, işkadını, Dolar imi gibi görür baktığı her ağacı. Bu yollar, bu döşeme kaldırımlar Vietnam’da olsaydı, Umursamayıp tarihsel anlamını, Bir tarafa lüks araçlar için geçme olanağı, Gerisi de oldu mu park alanı, Bu yollar, Vietnam’da olsaydı. Bu güzelim manzara Vietnam’da olsaydı, Bir an önce işe koyulurdu ‘müteahhit’ namlı güzellik düşmanları, Değil mi ki mimarlar da güzellik uzmanları, Düşmanlar, uzmanlar ve betonarme planları, Şuraya birkaç vinç, şuraya birkaç bin varsıl konağı. Bu insanlar Vietnam’da olsaydı, Doğru ya, ABD’yi dize getiren onlardı. Ama bugün nedir susturan onları? Fabrika olmuş parkları, Ucuz işgücü kızları, Kurbağalıdereye çalmış ırmakları, Keresteye/ kâra çevrilmiş ağaçları, Lükse dönmüş yüzünü, otoparka çevrilmiş kaldırımları, yolları, Betonla sıvanmış manzaraları... Bugün nedir susturan Vietnam’ı? Ne zaman süpürecek muson yağmurları Bu adalet ağlatılarını?
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 193 Daha kaç kez dikecek işçiler, Asla sahibi olamayacakları konakları?! Daha kaç tane han-hamam dikecekler?! Eğreti duruyor oysa barakaları, Yerli yerindedir o derme çatma kulübeler, Yükseliyor her gün oysa yeni yeni lüks evler... Bugün neyse susturan Vietnam’ı, O olacak inletecek yeniden Vietnam’ı! Ulaş Başar Gezgin, Ho Çi Min Kenti, Vietnam 17.08.2008 Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=663&Itemid=32 E-posta: ulas@teori.org
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 194 ‘Kenar Mahalle İti Milyoner’ Filmi Üstüne ya da “Bizleri Desti İzdivaçlara, Yalan Haberlere, Çarkıfeleklere Mahkum Etmeyin” (*) 19.02.2009 Türkçe’ye ‘Milyoner’, ‘Kenar Mahalle İti Milyoner’ ya da ‘Varoş Çocuğu Milyoner’ olarak çevrilen ‘Slumdog Millionaire’ (2008), Hindistan’da Mumbai’nin (gecekondularında bile değil) çöplüklerinde büyüyen Cemal, abisi Selim ve kız arkadaşları Latika’nın öyküsü. Üç koşut öykü, filmde ustalıkla içiçe geçirilmiş: Birinci öyküde, bu üçlünün bugüne gelişlerini görüyoruz. İkinci öyküde, Cemal’in ‘Kim Milyoner Olmak İster?’ izlencesinde tüm soruları bilip son ödüle ulaşma süreci var. Üçüncü öyküde, Cemal’in, son sorudan hemen önce, hile yaptığı savıyla poliste işkenceli sorguya tutuluşu var. Bu üç öykü içiçe geçip filmin sonunda birbirine bağlanıyor. Birinci öykü, Mumbai çöplüklerinde başlıyor: Çocukların pislik içinde büyümelerine; Muhammedci oldukları için Hindularca linç edilmelerine; eğitimin içler acısı durumuna; üçlünün, çocukları daha çok para getirsinler diye kör edecek kadar gözü dönmüş olan dilenci mafyası tarafından tutsak edilmesine; kaçış öykülerine; ilk ergenliklerine; abi-kardeşin geride kalan kız arkadaşları için yıllar sonra Mumbai’ye dönüp öçlerini almalarına; abinin suç dünyasında silahlı külahlı bir bitirim olarak sivrilmesine; kardeşinin sevdiği kıza göz koyup kardeşini kapıya koymasına ve tüm bu öykülerde abinin başından beri kötü niyetli oluşuna tanık oluyoruz. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, aynı kızı para babasına satan abinin suç dünyasında iyice yükseldiğini görüyoruz. İkinci öykü, Selim’in yarışmadaki soruları yanıtlama süreci. Üçüncü öykü ise, işkenceli sorgu. Bu son iki öykü, birinci öyküyü açmak için kullanılmış kurgu araçları. Sorguda, hem üçlünün gençlik dönemlerine dek yaşamlarını görüyoruz; hem de bir ‘kenar mahalle iti’nin tüm soruları bilmesinin olanaksız olduğunu, bu işin ancak hileyle olabileceğini düşünen işkenceci polislere, Cemal’in soruları nasıl yanıtlayabildiğini gösterişini... Bu gösteriş, soruları Cemal’in anılarına bağlayarak üç öyküyü başarılı bir biçimde içiçe geçiriyor. Birinci öykü özellikle güzel; içten bir anlatım var. Ancak, bu anlatım, temcit pilavı gibi aynı konuları yineleyen Yeşilçam filmlerinde de var. Dolayısıyla, 100 tane benzer film çekilseydi; Milyoner, Yeşilçam filmleri kadar değersizleşecekti. Öte yandan, filmde yine de ezilenlerin bakışı var. Bu bakış var, var olmasına; ancak, bu filmi değerli kılacak özellik, bu filmden gelen gelirin, birilerini daha zengin yapmak için mi yoksullar için mi harcanacağı... (Bu, yoksullar için harcanma konusuna birazdan döneceğiz.) Film, yalnızca Hindistan’ı anlatmıyor. Dünyanın birçok ülkesinde, bu tür yarışmalar, ‘sözde yetenek’ yarışmaları ve gözetleme izlenceleri, dünya çapında onbinlerce kişiyi “15 dakikalığına ünlü ediyor”. Bunlar, tüm sorunların çözümü gibi sunuluyor. İşte bu en önemli noktada, film, kurtuluşçu sinemacılık anlayışından uzaklaşıyor: Kurtuluşçu bir sinemacılık, birinci öyküyü aynı biçimde verecekti; ancak çözüm, hak kavgası olarak sunulacaktı. Hindistan gibi, dünyanın birçok ülkesinin tersine, solun hala güçlü olduğu; iki eyaletinin (Kerala ve Batı Bengal) 30-40 yıldır Hindistan Komünist Partisi tarafından yönetildiği bir ülkeden çıkan bir filmde, bir solcu abinin/ ablanın olmaması dikkat çekici. Yalnızca dikkat çekici değil; Hindistan solu, daha fazla izleyici çekmek için kasıtlı olarak yoksanmış gibi. Kurtuluşçu bir sinemacılık, filmin sonunu Cemal’in büyük ödülü alması ve mutlu sona
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 195 ulaşması yerine çok çeşitli biçimlerde bitirebilirdi: Örneğin, yoksullar, evde, sokakta, her yerde, nefesini tutup Cemal’in son soruyu yanıtlamasını beklemek yerine; “biz bu kadar yoksulken, bizden çalınan kamusal kaynakların bir yarışmayla da olsa tek bir bireye verilmesi nasıl olur!” diyerek canlı yayını basabilirdi. Canlı yayını basan yoksullar, gerçeküstücü bir kurguyla “biz yoksul kaldıkça sizin böyle programlar yapmanıza izin vermeyeceğiz” diyebilirlerdi. Hatta dördüncü bir öykü eklenip tüm kolluk güçleri Cemal’i izlerken, ‘V for Vendetta’ (2005) filminde olduğu gibi, halk iktidarı kurmak üzere yönetimi ele geçirme girişiminde bulunan partililer de işlenebilirdi. Filmin yaygın beğeni toplaması, zaten, kurtuluşçu bir bakışa sahip olmamasından ileri geliyor. Dönelim yoksulluğu anlatarak para kıran filmin gelirlerinin yoksullara harcanıp harcanmayacağı konusuna: Bu filmin daha da satması için bunu da yapabilirler. Bir filmin gelirini arttırmak için yoksullara yardım yapmak, ‘seçim geliyor’ diye yardım yapmaya benzer. Bu nedenle kimi eleştirmenler, bu filmi ucuz duygu sömürüsü olarak çoktan es geçtiler. Anasız babasız çocukların çöplükte yaşamak zorunda olmadığı; fırsat eşitliğinin olduğu; insanların mutlu olmak için milyoner olmaya gereksinim duymadığı bir düzendir halk iktidarı. Film, halkı “desti izdivaçlara, yalan haberlere, çarkıfeleklere mahkum ettiği” için, bu yazıda bu gerçekçi düşü bir kez daha anmak boynumuzun borcu oldu. (*) Evrensel Gazetesi pazar eki Evrensel Hayat’ın 12 Ekim 2008 tarihli 223. sayısının kapak resminde çarşaflı bir kadının tuttuğu pankartta yazan söz.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 196 Doktor’un Ölümü 08.03.2009 Bilen bilir: Doktor Dang Thuy Tram, 1970’de Vietnam-Amerikan Savaşı sırasında bir gerilla barınağında öldürülmüş ülkücül bir genç kızdı. Savaşa, başkentteki sıcak yuvasından çıkıp gönüllü olarak katılmıştı. Aslında o, kurtuluş savaşında düşen 2 milyon Vietnamlı’dan yalnızca biriydi. Ancak ölümünden 35 yıl sonra, bir eski ABD askeri, onun ölümüne dek tuttuğu günceleri Vietnam’daki ailesine ulaştırınca, hem Vietnam’da hem de Amerika’da ünlü oldu kızıl doktor. Doktor’un güncesi, Vietnam’da 1,5 yılda 450,000 sattı. Bir arkadaşımın dediğine bakılırsa, oldukça kişisel ve okumaya değmeyecek günceler bunlar. Ama olsun... Zaten konumuz, bu günceler değil. Bir köylüden duydum bu öyküyü: Doktor, nasıl olduysa, ölümünden 40 yıl sonra dirilmiş. Hem de, Orta Vietnam’da öldürüldüğü ormanda. Öldüğü sırada savaş hala devam ettiğinden, savaşın sürdüğünü sanmış. Siperlerde gizlene gizlene köylere bakmış ama o eski köylerin yerinde, tek bir taş bile bulamamış; ormanın dev köklü ağaçları, köyleri çoktan yutmuşmuş. Gizli gizli kasabaya gidip Komünist Partisi yapısını aramış. Bulmuş da! Ama o yaşarken yeraltında örgütlenen, gizli olan partinin bayraklarının açık açık dalgalanmasına anlam verememiş. KP yetkilileri, onu görünce şaşkına dönmüşler. Sosyalizmin simgesi olan doktor yaşıyordu ha! Hükümete edilen telefonlardan sonra, Doktor’u Saygon’a göndermişler. Saygon’da attığı her adım, dumur etmiş onu. Adını, Hitler’e karşı devlet başkanı adayı olan, sonra Hitler tarafından hapse atılıp öldürülen Almanya KP başkanı Ernst Thalmann’dan alan okulun hemen orada, neon ışıklarıyla bir yanıp bir sönen ‘Perfect America’ yazısını görünce, neredeyse bayılacakmış. KP’liler, “savaş çoktan bitti. Biz kazandık! Vietnam’da sosyalizm var” dememiş miydi? Birlikte sevinmemişler miydi? E peki bu ‘Mükemmel Amerika’ yazısı ne oluyordu?! Doktor, sokaklarda birçok boyacı çocuk, bisikletçi, dilenci görmüş. Ama bunları, 5 yıldızlı otellerin yanında görerek daha da şaşırmış. Saygon’un neonlu kapitalizmine öfkelenerek bir sinemaya girmiş. Sinemada ‘Elveda Lenin’ adlı bir film oynuyormuş. Herkes filme gülerken, koca salonda bir tek o ağlamış. Demek, sosyalizm, çoktan dağılmıştı. Demek, kızıl bayrakların hala dalgalandığı ülke, Vietnam, ruhunu çoktan teslim etmişti. Doktor, KP’lilerle bağını koparmaya karar vermiş. Savaş zamanlarında olduğu gibi, günlerce dışarıda, sokaklarda yatmış. Sokakta yatarken, gelen geçenler ona para atıyormuş. O da bu paraları boyacı çocuklara veriyor; zengin lokantalarından yemek çalarak doyuruyormuş kendi karnını ve çocuklarınkini... Doktor’un Irak’a gidişi, iki olay nedeniyle olmuş: Birincisinde, Doktor, karnı ağrıyınca bir hastaneye gitmiş; kapısında ‘doktor’ yazan bir odaya girince, içerideki adam ona bağırıp çağırmaya başlamış; “önceden randevu almadan böyle ‘pat’ diye girilmezmiş”. Bizim doktor, bu doktora sinirlenince, olaylar büyümüş; kimisi, bizim doktoru; kimisi, diğer doktoru desteklemiş; sonunda bizim doktoru yaka paça dışarı atmışlar. İkincisinde, inanılmaz bir şey olmuş: Bir kitapçının önünden geçerken, kocaman bir poster görmüş. Raslantı bu ya; resim, kendisine benziyormuş. Altına bakınca bir de ne görsün:
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 197 Kendi adı yazıyor. Hemen içeri girmiş; “bu, benim” demiş; “verin güncemi, okuyayım” demiş. “Deliye bak, kendini Doktor Dang Thuy Tram sanıyor” diye gülmüşler ona. Parasını vermediğini gördüklerinde, kitabı almasına izin vermemişler. Doktor, “hırsızlar! Benim güncelerimi satarak zengin oluyorsunuz; Vietnam’daki bu ‘mükemmel Amerika’ düzeni böylece sürsün diye benim güncelerimi bile kullanıyorsunuz” deyince, korumalar, Doktor’u dövmüş. Sokakta, ağrısıyla sızısıyla yatarken, yakınlara park eden bir arabanın bangır bangır çalan radyosundan haberleri dinlemiş; oradan, Irak-Amerikan Savaşı’nı duymuş. Vietnam’dan umudunu kestiğinden, Irak’a gitmeye karar vermiş. Irak’a gitmeden, ülke tarihindeki en büyük banka soygununu gerçekleştirmiş; paraları dilencilere dağıtıp elinde bir tek Irak bileti ve sahte pasaportla Irak’a gitmiş. Direnişçileri bulması zor olmamış, çünkü onlar zaten heryerdelermiş. Tuttuğu güncelere bakılırsa Doktor, Irak’ta, eski günlerdeki gibi yaşamış; direnişçilerin yaralarını sarmış, kırıklarına çıkıklarına bakmış, çokça ameliyat yapmış. Tüm dünyanın da Vietnam’ın da kurtuluşunun Amerika’yı bir kez daha dize getirmekten, Irak’tan geçtiğini düşünmüş hep. Ta ki, direnişçilerin içinde en tutucu kesimlerin egemen olmasına dek. Doktor’dan başını kapatmasını istemişler. O da buna çok şaşırmış, başını kapatmayı reddetmiş. Tutucu kesimse, bunun üstüne, Doktor’dan Irak’ı terketmesini istemiş. O da, devrimin ilk yıllarını yaşayan Nepal’e gitmeye karar vermiş. Iraklı köylünün bulduğu günce burada bitiyor. O tarihten sonra, Doktor’un öldürüldüğü haberi yayıldı. Ama Doktor’u tutucuların mı Amerikan işgal güçlerinin mi öldürdüğü anlaşılamadı. Doktor’un ölümünü Amerika, dünyaya, “tutucuların vahşeti” olarak sundu; böylece, direnişe, tutucu olmayanlardan gelen desteği kırmayı amaçladı; direnişçilerse, Doktor’un ölümünü, direnişin tutucu değil uluslararası bir nitelik kazanışına kanıt olarak sundular. Tüm haber ajanslarında bir numaralı haber olarak verilen, Irak’ın ünlü Vietnamlı doktorunun ölüm haberi üzerine ise, Vietnam’da, Saygon dilencileri ve sokak çocukları dışında hiç kimse, bu öldürülen doktorun, Vietnam- Amerikan Savaşı günceleri yoksatan/ çoksatan Doktor Dang Thuy Tram’ın ta kendisi olduğuna inanmadı.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 198 Kamboçya Gezi Notları, 27 Ocak-1 Şubat 2009 Bu, Kamboçya’ya ilk gelişim değil; ancak bu kez, ülkeyi daha ayrıntılı gözlemleme olanağı buldum. Kamboçya’ya gelen gezmenler (turist), genellikle başkent Phnom Penh’in ve Angkor Wat adlı tapınak-kenti ile ünlü Siem Reap’in gezmen bölgelerini biliyorlar; ancak, dünyanın hemen hemen her yerinde olduğu gibi, gezmen bölgeleri, bir ülkeyi anlamada yanıltıcı olabiliyor. Phnom Penh’in gezmen bölgesi, ırmağın kıyısı. Burası, buluntuevini (müze) ve sarayı da içeriyor. Phnom Penh Buluntuevi’ne gidebilirsiniz. Buluntuevi, fena değil. Gerçi, Hint gökçeişinden (sanat) esinlenen yapıtlar dışında neredeyse hiç bir şey yok. Girişte “şapkayla, şortla ve mini etekle girilmez” yazdığı için Phnom Penh’deki Kral Sarayı’na girmedik. Bu tutuculuk, pek de ilginç sayılmaz. Dünyanın hemen hemen her yerinde tutuculuk egemen. Ancak, gezmenlik konaklarında (seyahat acentası), “genbinitte (otobüs) silah, yangın tüpü ve uyuşturucu taşınması yasaktır” ve gezmenevlerinde (otel), odaların kapılarında “bomba, silah ve uyuşturucu yasaktır” diye yazması dikkate değer. Başkentin göbeğinde bir sürü giysisiz çocuk gördüğünüzde üzülecek misiniz, “yoksa Türkiye’de de durum farklı değil ki” mi diyeceksiniz; yoksa her ikisi birden mi, o size kalmış (benim için her ikisi birden). Kamboçya’daki durumun olağan yoksulluk olduğunu düşünebilirsiniz. “Zaten ülke yoksul, o nedenle insanlar da yoksul” diyebilirsiniz. Oysa çıplak çocukların yerlerde yattığı aynı caddelerde ciplerin ve son sürüm arabaların dolaştığını gözden kaçırmak olanaksız. Kamboçya’daki bu manzaralar, Vietnam ve Tayland’da bu kadar çok değil. Güneydeki Sihanukvil, bitimsizce uzayıp giden kumsallarıyla ünlü. Sihanukvil’in, yaşanabilirlik açısından Phnom Penh’den daha iyi durumda olduğu, ilk bakışta bile anlaşılıyor. Siem Reap ise, oldukça düzenli, derli toplu bir kent. Kentin merkezindeki pazardan tapınak-kent Angkor Wat’a dek irili ufaklı lüks gezmenevleri dikkat çekiyor. Siem Reap’in ortasından küçük bir ırmak akıyor. Zaten bana göre dünyanın en güzel kentleri, içinden ırmak geçen deniz kıyısı kentlerdir. Angkor Wat’ın girişinde gezmenlerin tek tek belgelik (vesikalık) resmini çekip resimli girimlik (bilet) veriyorlar. Güzel bir düşünce. Böylece eşsiz bir deneyim duygusu vermiş oluyorlar gezmenlere. Burada, tapınaklara tırmanabilirsiniz, dev köklü ağaçların kökleriyle devirip yıktığı taş yapıları görebilirsiniz. Ancak bana sorarsanız, ben, Angkor Wat’ı pek de sevmedim. Neden? Dört neden var: Birincisi, görmeden önce Angkor Wat ile ilgili çokça belgesel izlediğimden ilginç gelmedi. (Zaten, dünyada keşfedilmedik yer kalmadığından, dünyanın her bir yanına yolculuklar, dergilerde ve gazetelerde çarşaf çarşaf; izleçlerde (televizyon) perde perde yayınlandığından, gezginin yeni bir yer deneyimleme heyecanı bitiyor. İzleçlerdeki gezi izlenceleri, herşeyi olağanlaştırıyor, sıradanlaştırıyor ve gezginliği de, gittiği her yerde öykülerle donanmış bir tür çağdaş şamanlıktan, “hani şu izleçte geçende izlediğimiz yer var ya, işte ora”ya giden bol paralı ve bol zamanlı boş beleş insana düşürüyor. Gezilerde çekilen resimler ve izitler de (film), değersiz ürünlere çevriliyor böylelikle... Milyonlarca Angkor Wat ışıtından (fotoğraf) birini çekmiş oluyorsunuz, başka bir şey de değil... (Bu yazı da, Kamboçya ile ilgili yazılmış milyonlarca yazıdan biri; bu nedenle yazıp yazmama noktasında çok duraksadım.) İkincisi, gökçeişi (sanat), yemekleri ve toplum yapısıyla Kamboçya, Hindistan’ın ikincil bir eşlemi (kopya). Angkor Wat’ın ünlü duvar gökçeçizilerinden (resim) Hint destanlarını çıkarırsanız geriye neredeyse hiç bir şey kalmaz, çünkü duvarlar, bilindik Ramayana ve
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 199 Mahabharata’yı anlatıyorlar. Geriye kalan çok az resim de, Hintliler’e özenmiş Khmer krallarının tahta çıkışlarını ve eğlencelerini anlatıyor; bunlar da yoğun Hint etkisi taşıyor. Üçüncüsü, bu dev taşyapıyı yapanların yoksulluğunu düşündüğümden Angkor Wat’ı görmek beni üzdü. Bir insana bu dev taşları, ölmesi pahasına, dört biçimde taşıtabilirsiniz. Ya köle ya da tutsak olacak (ki eski zamanlarda, tutsaklar, hapiste tutulmayıp köle yapılıyorlardı) ya emekçiler, bu dev taşları, büyüklük taşkını (megaloman) bir insan için değil din, ulus vb. ‘kutsal’ değerler için taşıdığına inanmış olacak ya bu taşları, başka iş bulunamadığından gelip ücretli köle olarak taşıyacaklar ya da emeklerinin hakkı verilerek taşıyacaklar. Bunlar, gerçekte, insanlık tarihinin aşamalarına da karşılık geliyor: Kölelik/tutsaklık, düşünyapısal (ideolojik) kölelik, ücretli kölelik, efendisizlik. Angkor Wat, köleler ve düşünyapısal kölelerce yapıldığı için, beni şaşırtmayıp üzdü. Bu konuya, Çin Seddi’nin yapılışına değinen bir yazımda girmiştim (Gezgin, 2005). Üçüncü nedenle bağlantılı olarak, dördüncüsü, bir insanın bu kadar yüceltildiğini görmek de canımı sıktı. Bu arada, tanıştığımız bir rehberin adı Bora idi (buradan Bora Ercan başta olmak üzere tüm Boralar’a selamlar!). Angkor Wat’tan sonra müzeye gidebilirsiniz. Müzede şapka takmak yasak; müzede gösterilen Budalar’a saygılı olmanız gerekirmiş. Yine aynı tutuculuk. Harcanan paraya değmez. Yine aynı Hint örnekleri... Siem Reap’ten Phnom Penh’e dönüş için, ırmak yolculuğunu öneririm: Yol boyu içinden geçilen Ton Le Sap Gölü, büyük bir göl; Göl boyu yolculuk, 2,5 saat sürüyor. Gölün büyüklüğünden kıyılar görünmüyor; o nedenle göl, açık deniz gibi bir hava veriyor; geminiz küçükse, kaygı verici olabilir. Geminin kıçında, dışarıda oturmanızı öneririm. Böylece kimi zaman üstünden sular fışkıran kıçtan kahverengi dalgaların (evet, kum nedeniyle kahverengi) yarılışını izleyebilirsiniz. Sonrasında Mekong boyunca ilerleyip kıyılara göz gezdirebilirsiniz, değişik bir duygu veriyor. (Kıyılarda el sallayan çocukları selamlamayı unutmayın!) Kamboçya’da yaşam –en azından ‘yabancılar için yaşam’ diyeyim-, Tayland’a ve Vietnam’a göre daha pahalı. Öte yandan, Vietnam’da bulunamayan Hint baharatları, Kamboçya’da bulunabiliyor. Gezmen bölgesi, başta belirttiğim gibi yanıltıcı. Irmak kıyısına koşut olan arka yollara girince temiz ve gelişmiş bir Phnom Penh ile karşılaşıyorsunuz. Gezmen bölgesinden geçerken, sarayı geçip sağa dönünce bambaşka bir dünya var. Bu bölüm, Ho Çi Min Kenti’nden ya da Bangkok’tan farklı görünmüyor. Buranın adı, Sihanuk Bulvarı. Bu Sihanuk Bulvarı’nda Lucky Şirketi’nin doyumevini, betikevini ve büyüksatımevini (süpermarket) bulabilirsiniz. Bunlar neredeyse yanyanalar. Bu Lucky Büyüksatımevi, Siem Reap’te de var. Sebze-meyve, Kamboçya’da daha pahalı, ama her çeşit Avrupa ürünü var (zeytin, peynir, salam, sosis çeşitleri vb) ve bunlar, sarmaçta (ambalaj) değil gramla satılıyor. Bu, Vietnam’da olmayan bir özellik. Ancak, herşeyden önce, daha ilgi çekici nokta, Amerikan Doları ile Kamboçya Rieli’nin (‘ril’ diye okunuyor) birlikte kullanılması. Hatta, Amerikan Doları, daha önde. Birçok ürünün ederinin Amerikan Doları ile yazıldığını göreceksiniz. 1 Dolar altı ederler ve para üstü için ise Riel kullanılıyor. 1 Dolar, 4,100 Riel’e eşit. Kamboçya’nın bir diğer özelliği, Vietnam’da bulamayacağınız ikinci el betikleri Kamboçya’da ucuza bulabilmeniz. Bir de, Phnom Penh’de ırmak kıyısında dünya ülkelerin bayraklarının dalgalandırılması, yorumlanmaya değer. Gerçi bunu Gezgin (2007)’de yorumlamıştım (bkz. Ek 1). Kamboçya’da çokça yabancı yaşıyor. Bunların çoğu kızlar ve ot için kalan emekliler. Ülkede kış olmaması, dört mevsimin yaz olması da elbette önemli bir etmen. Yabancı akışına bağlı
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 200 olarak, Kamboçya’nın tutumyapısının (ekonomi) sağlam temeller üstünde durduğu söylenemez. Bir ülkenin yüksek gelir elde etmesi, temel olarak 4 etmene bağlıdır: 1) Liman gelirleri (örneğin Singapur ve Hong Kong), 2) Hizmet kesimi (gezmenevleri (otel), doyumevleri (restorant), ovumevleri (masaj salonu) vb.), 3) Kılgıbilim (teknoloji) ürünleri (örneğin, elektronik ve araba üreten Japonya, Tayvan, Kore vb.), 4) Doğal kaynaklar (örneğin, yeryağı (petrol)). Kamboçya tutumyapısı yalnızca hizmet kesimine dayanıyor; dolayısıyla yabancı akışına göbekten bağlı. Oysa, Kamboçya’nın ve tüm ülkelerin üçüncü yolu izlemesi gerekiyor. Bunun için de Araştırma-Geliştirme Bölümleri’nin açılması, doğa bilimleri ve mühendislik bölümlerine büyük kaynaklar ayrılması gerekli. Ancak, Kamboçya, yabancı akışına dayanmakta ısrarcı... Son olarak, gezginlik için itme ve çekme etmenlerine girelim. Soru şu: İnsanları gezmeye iten ve çeken etmenler neler? İtme etmenleri sanırım şunlar: Ülkedeki tekdüze yaşamdan sıkılma ya da bunalma; dolayısıyla kendini yenileme isteği ve başka ülkeler görme merakı. Çekme etmenleri ise, gidilen ülkeyle ilgili özellikler ve bunlarla ilgili bilgiler olarak açımlanabilir. Ancak, yukarıda belirttiğimiz gibi, gezi belgeselciliğinin yaygınlaşması, başka ülkeler görme merakı ve gidilen ülkeyle ilgili özellikler gibi etmenleri törpülüyor. Artık hiç bir ülke ‘başka’ değil; hepsinin belgeseli çekilmiş durumda; ayrıca küreselleşme nedeniyle, yalıtılmış yaşantılar bulmak artık oldukça zor. Geriye bir tek, tekdüze yaşamdan sıkılma ya da bunalma ve dolayısıyla kendini yenileme isteği kalıyor. Ancak, tekdüze yaşamından sıkılan bir insan için, gittiği ülkeler de er ya da geç tekdüzeleşiyor. Çünkü bir yaşantıyı tekdüze gören, insanın kendi algısıdır. Demek ki ya algı değişmeli ya da yolculuk dışında kendini yenileme olanağı verecek etkinlikler düşünülmeli. Ayrıca, yolculuk, kendini yenilemek amaçlanıyorsa, yolculuğun da tekdüzeleşmemesi için kısa tutulmalı. Kamboçya’yla ilgili milyonlarca yazıdan birinin sonuna geldiniz. Bu yazı üstüne Kamboçya’ya gider misiniz; hatta bir önceki bölümcedeki yorumlar üstüne bir daha uzun bir yolculuğa çıkar mısınız; o, size kalmış... İlgilisine Kaynak Gezgin, U. B. (2005). Bilgisayarları neden yakmalıyız? ya da Çin Seddi’nden Silikon Vadisi’ne. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=334&Itemid=27 Ek 1: Uçurtmam, Bayrağım, Bayraksızlığım Yükseklere çıkamazlar bayraklar,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 201 Gönder boyudur yolculukları, Sınırları aşamazlar, aşamazlar onlar, Sınırlardır var eden onları. Bayrak yakanlar görülmüştür, görülecektir de, Görülmemiş ve görülmeyecektir uçurtma yakanlar. Bayrak... O bir mülkiyet simgesidir aslında, Der ki, “bu toprak, birilerinin toprağı Ve değil başkalarının...” O bir mülkiyet simgesidir aslında, İster kızıl yıldız olsun ister davud yıldızı olsun sırtında... Bir uzantısı gibidir insanın, uçurtmaysa; Onunla çıkar insan uzaya, Onunla aşar tüm sınırları... Uçurtma, bir tür kol uzaması... Doğayla uyumu insanın. Budur tanımı uçurtmanın... Uçar, yönettikçe insan eli onu, Uçar, yol verdikçe bir yandan rüzgar. Rüzgarın ve elin uyumu... Görülmemiş ve görülmeyecektir ipini koparan bayrak, Tutsak edilmiştir göndere... Oysa uçurtma?.. O uçtuğu sürece, Düşüdür özgürlük, uçtuğu sürece! Rivayet şöyle: ilk bayrak dünyada, Bir uçurtmanın evcilleştirilmesiyle çıkmış ortaya... Kedi oluşu gibi kaplanın, Köpekleşmesi gibi kurdun, Tutsak etmişler bir uçurtmayı, göndere vurmuşlar, Bayraklar çıkmış ortaya... Bayraklar, pasaport göstermelidir, Geçmek için bir ülkeden bir ülkeye; Uçurtmalar? Pasaportsuzluk demektir uçurtmalar ise, Ama ‘deli’ diyorlar işte, ‘Pasaport’ diye uçurtma gösterene Ya da ‘pasaportsuzluk’ diye... Kızıl bayrağı da yakalım, kara bayrağı da yakalım,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 202 Tüm bayrakları, tümden yakalım... Uçurtmalar dağıtalım çocuklara önemli günlerde, Bırakalım günün anlam ve önemini, Çocuklara düş kurmayı öğretelim; Uçurtma bayramları en etkili eğitim... Görmeliler böylece, yeryüzünün, gökyüzünün, Yasaları vardır farklı farklı... Görmeliler onlar için ne ise oyuncak, ‘Uçurtma’ denir ona gökyüzünde, Ve ‘bayrak’ denir yere düşmüşlerine... Hapse bile düşürür insanı, yırtık bayrak... Oysa yırtık uçurtma uçamaz ve o kadar... İstemem bayrak olsun gelecekte uçurtma, Hapse düşürmesin kimseyi yırtık uçurtma... “İnsan, ulusum; toprak, vatanım” (*) Uçurtmam, bayrağım, bayraksızlığım... Ulaş Başar Gezgin, Ho Çi Min Kenti, Vietnam, 19 Temmuz 2007 E-posta yerleği: ulas@teori.org Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=597&Itemid=32 Gezgin, U. B. (2007). Uçurtmam, bayrağım, bayraksızlığım. Evrensel Kültür, sayı 188, s.49 (Ağustos 2007). (*) Şinasi’nin ünlü sözü. Özgün söz şöyle: “Milletim nev`i beşerdir, vatanım ruy-i zemin”. Bu söz, Tevfık Fikret’in ‘Haluk’un Amentüsü’ adlı şiirinde de geçmektedir.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 203 Asya Dilleri Çevirilerinde 7 Sorun 4 Temmuz 2008 Türkiye’deki çeviri etkinliği, daha çok, Avrupa dilleri, Farsça ve Arapça’ya kilitlendiği için, Asya dilleriyle ilgili çeviri sorunları tartışmasının, çevirmenlerimize önemli bir kavramsal katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bu yazıda, 7 sorundan sözedeceğim: 1) Asya dillerindeki aitlik sözcüklerinin Türkçe’ye çevrilmesi sorunu, 2) Asya dillerindeki ayrımcı ilişki sözlerinin Türkçe’ye çevrilmesi sorunu, 3) Asya dillerindeki uyumla ilgili sözlerin Türkçe’ye çevrilmesi sorunu, 4) Asya dillerinde bağlam sorunu, 5) Resimyazının (ideograf) Türkçe’ye çevrilemezliği, 6) Tonlu dillerin Türkçe’ye çevirisinin zorluğu, 7) Asya dinleri ile ilgili metinlerin Türkçe’ye çevirisinden yaşanan sorunlar. Araştırmacı Geert Hofstede’nin, dünya ekinlerini sınıflandırmak adına 5 ölçütü var: Bireycilik-ortaklaşacılık (kollektivizm), güç uzaklığı, erillik-dişillik, belirsizlikten kaçış, uzun erimlilik-kısa erimlilik.50 Aşağıda bu ölçütleri tek tek ele alıp bunların çeviri için sonuçlarını değerlendiriyoruz: 1) Bireycilik-ortaklaşacılık: Hofstede’ye göre, ilk ayrım noktası, kimi toplumlardaki insanların kendilerini, bireylikleri üzerinden tanımlamaları; kimi toplumlardaki insanların ise kendilerini, ait oldukları toplumsal öbekler üzerinden tanımlamaları. Dolayısıyla, örneğin, Asya toplumlarında akrabalık ilişkileri güçlü ve bunun bir sonucu olarak, Asya metinlerinde benlik öğeleri yerine bizlik51 öğeleri baskın. Türkiye bu iki ucun arasında bir yerde olduğu için, Asya metinlerindeki bizliğe dayalı çok sayıdaki toplumsal ilişki yapılarına karşılık olarak Türkçe’de sözcük ve kavram üretmek, Türkiyeli çevirmenlerin temel bir sorunu olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, ‘görümce’ sözcüğü yaygın olmakla birlikte, Türkiye’de bu, yalnızca kırsal kesimde ve taşrada önemli bir ilişkidir; kırsalın ve taşranın tersine, birçok büyük kentte, gençlerin birçoğu ‘görümce’ sözünün anlamını bilmez.52 Asya metinlerindeyse, toplumsal ilişkiler çok önemlidir ve bu ilişkilere karşılık gelen sözcüklerin bolluğu, Türkçe’ye çevirmede büyük sorun yaratacaktır.53 50 Ayrıntılar için bkz. Hofstede, 2001. 51 ‘Bizlik’ sözcüğünü, ‘self’e karşılık gelen ‘benlik’e karşı, ‘collective self’i karşılamak üzere türetmiştim. Sözcüğü, ilk kez 2006’da olmak üzere, iki yazımda (2007a; 2006), bir de şiirde (baskıda1) kullanmıştım. Daha sonra gördüm ki, göçebeliğe yaslanan milliyetçi söylem de, ‘bizlik’i içeriyor. Bu da, Türkiye’nin ortaklaşacılıktan bireyciliğe geçmekte olan bir toplum olmasına bir başka örnek sayılabilir: ‘Benlik’ sözcüğü yaygınlık kazanıyor ve daha önce kullanılan ‘bizlik’de kişisel sözlükçelerimizden düşüyor. 52 Elbette, bu görüş, gençlere sorularak, verilerle desteklenmelidir. 53 Bugün, bireycilik-ortaklaşacılık ayrımına baktığımda, bu ölçütü önemli bulmakla birlikte, Asya’nın çoğunlukla köylü olduğunu ve asıl farkı yaratanın, Asya’nın çoğunlukla köylü olması ve köylü değerlerinin kentte de sürdürülmesi olduğunu düşünüyorum: “Yalnızca ‘Japon kadını’ için değil ‘(Doğu) Asya kadını’ için genel olarak varolan edilgen temsil, sanıldığının tersine, Asya’nın ekinsel (kültürel) bir niteliği değildir; temsil, Asya toplumlarının çoğunlukla köylü toplumu olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’deki bir köylü kızının dünyaya bakışıyla bir (Doğu) Asyalı köylü kızının dünyaya bakışı arasında, gerçekte, büyük farklar bulunmamaktadır. Kente göçle birlikte, birbirini tutmak ya da hemşehrilik/ kayırıcılık (favoritism), toplulukçuluk (communitarianism), ortaklaşacılık (collectivism), yüzyüze ilişkilerin önemi gibi köylü değerleri, yanılgılı ve yüzeysel olarak, ‘Asya’nın ekinsel değerleri’ olarak
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 204 2) Güç Uzaklığı: Bireycilik-ortaklaşacılık ayrımını pek güçlü bulmasam da, güç uzaklığı ölçütünün önemli olduğunu düşünüyorum: Güç uzaklığı, değişik konumlardaki insanların arasındaki güç bakışımsızlığına odaklanıyor: Sözgelimi, İskandinav ülkelerinde, işten sonra patronla işçi aynı barda içerler. Ama bu, birçok Asya ülkesinde olanaksızdır: Aşağıdakilerle yukarıdakiler arasında büyük bir uzaklık vardır. Güç uzaklığı, benim yine kuşku duyduğum bir konu: İskandinav ülkeleri gibi örnekler, toplumsal devlet örnekleri. Asya’da toplumsal devlet düzeni yok. Dolayısıyla, güç uzaklığı, daha çok, devlet yapısı kaynaklı bir değişken olarak ortaya çıkıyor. Yine bununla bağlantılı olarak, Hofstede, herkesin birbirine ‘yoldaş’ dediği toplumsalcı (sosyalist) ülkeleri inceleme olanağı bulsaydı, belki daha farklı bir kuramı olacaktı. Konunun çeviriyle ilişkisine gelirsek, birçok Asya dilinde toplumsal ilişkileri imleme için özel öğeler var. Ayrıca, kadınların ve erkeklerin dillerinde ayrı özne kullanımları bulunmakta. Örneğimiz, Siyamca’dan (Tayca)54 gelsin: 'Çan' sözcüğü, ben'e karşılık geliyor. Daha aşağı tabakadan gelenlerle ve yakınlarla konuşulurken kullanılıyor yalnızca. Üst tabakadan olan insanlara karşı kullanılırsa, hakaret sayılıyor. Buyrun bur'dan yakın... 'Pom' sözcüğü de ben'e karşılık geliyor ama eşitler ve üst tabakadan insanlarla konuşulurken kullanılıyor. Bir nokta daha var: Yalnızca erkeklerin kullanabildiği bir sözcük! 'Diçan', 'pom'un kadınlar için olanı. 'Kapacau' sözcüğü de, ben'e karşılık geliyor. Ama yalnızca yazılı metinlerde ve resmi belgelerde kullanılıyor. Birisiyle konuşurken, bu sözcüğü kullanırsanız, araya mesafe koymak istediğiniz türünden bir anlam çıkıyor. 'Gu' da ben. Ama serserilerin kullandığı bir sözcük. Kaba. Genç kuşak kullanıyor. 'Kun', hem sen hem de o demek. Kibar bir kullanım. Yüksek tabakadan insanlarla ve yakınlarla konuşulurken kullanılıyor. Aşağı tabakadan olanlara 'kun' demek, hoş karşılanmıyor. 'Tan' da hem sen hem de o demek. Yalnızca üst tabakalılarla konuşulurken kullanılıyor. 'Te', sen'e ve 'o'ya karşılık geliyor. Kadınlar, birbirleriyle konuşurlarken; erkekler, eşleriyle ya da kız arkadaşlarıyla konuşurlarken ya da küçük çocuklarla konuşulurken 'te' kullanılıyor. 'Nu', kızlarla ya da küçük çocuklarla konuşulurken kullanılıyor. Fare demek. Türkçe'deki 'fıstık'a karşılık geliyor. 'Mıng', sen'e karşılık geliyor ama 'gu' gibi kaba. Hakaret sayılır. Kau, 'o' için en yaygın kullanılan sözcük. Onlar anlamına da geliyor. 'Ge', sen, o ve onlar anlamına geliyor. Sen anlamında kullanılırsa, aşağılama içeriyor. O olarak kullanılırsa, adlandırılmaktadır. Bu yakıştırmalar, Türkiye’de ‘gecekondu yaşantısı’nı ‘en has Türklük biçimi’ olarak görmekle eşdeğerdir. (Doğu) Asya’da kente göçle süren bu köylü değerleri, kent değerleri karşısında zaten zamanla sönümlenmektedir” (Gezgin, baskıda2, dipnot 9). Ayrıca Tayland izlenimlerim ve Japonya’da ailelerin kalıt (miras) bırakma davranışıyla ilgili bir araştırma, çeşitli nedenlerle, bu ayrımdan kuşku duymama neden oldu (bkz. Gezgin, 2003a). Yine bu konuyla bağlantılı olarak, Aziz Nesin’in Vietnam’da çok sevilmesini, öykülerinin, bugün kentleşmekte olan Vietnam gibi, 1960’larda geçiş dönemi yaşamaya başlayan Türkiye’nin toplumsal çelişkilerine dayanmasına bağlıyorum. Aziz Nesin, oldukça kalkınmış olan Japonya’da bilinmez örneğin. Elbette, bir diğer etmen de, Aziz Nesin’in toplumsalcı (sosyalist) dünyada çokça çevrilmiş olması ve Vietnam’ın da o dünyanın - eskiden- bir parçası olması. 54 ‘Tayca’ya ‘Siyamca’ ve ‘Tayland’a ‘Siyam’ dememin nedenleri üstüne bkz. Gezgin, 2004a ve 2004b.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 205 yalnızca aşağı tabakadan olanlar için kullanılması uygun görülüyor. 'Rau', biz ve onlar anlamına geliyor. Kimi zaman, sen anlamına da gelebiliyor. Bu dizelge (liste) burada bitmiş değil. Çeşit çeşit özne sözcüğü var Siyam Dili'nde. Hindistan'daki kast düzenine öykünen eski düzen, bu kastlaşmayı dile de taşıyacaktı elbette. Siyam'da eski düzen ve kölelik ortadan kalksa da, dildeki yansımalar yerli yerinde duruyor. Bunları değiştirmeye ya da azaltmaya yönelik bütün çabalar, Siyam ekinine (kültür) bir saldırı olarak görülüyor. İnsanın, "böyle ekin yerin dibine batsın" diyesi geliyor. Dahası, Siyam Dili, kadın-erkek ayrımcılığı da yapıyor. Kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı sözcükler var. Hitaplar da ayrı. Hitaplardaki ayrılık, daha ciddi bir sorun. Aslında, özne dışı hitaplar, her dilde vardır: Şekerim, güzelim, tatlım; zibidi, zırtapoz, moruk vb. gibi kullanımlar var Türkçe'de. Ama bunların, dilde donarak, özne sözcüklerine dahil edilmesi, apayrı birşey. Bu konuyla ilgili bir diğer sorun, Siyam'da sayıları hiç de az olmayan eşcinsellerin kullandıkları ve kullanacakları özneler ve kendilerine yönelik hitaplar. Eşcinsel erkekler, kadınlara özgü özneleri kullanıyorlar. (...) Belki, öznesiz bir dile de rastlayabiliriz birgün. Amma ilginç olur! Tümtanrıcı bir toplum olmalı. Doğayla insanı bir tutmalı. Böyle olunca, kim ne yapıyorsa yapsın, aynı özne yapıyor olur. Ya peki eylemsiz bir dil olabilir mi? Olabilir herhalde; ardında, durağan bir dünya görüşü varsa, olabilir. Ama o zaman, eylem sözcüklerine yükleyeceklerini, belirteçlere (zarf) taşıttıracaktı. Siyam Dili'ndeki özneler kadar taş yağsın ayrımcı toplumların kafasına... (Gezgin, 2003b) 55 Siyamca’nın yapısından anlaşılacağı gibi, bu kadar çok ayrımcı özneyle, Siyamca’dan Türkçe’ye çeviri yapmak başlı başına bir sorundur. 3) Erillik-Dişillik: Hofstede’nin bu ayrımı ile ilgili uzun tartışmalar var: “‘Dişillik’le kimi toplumların ‘kadınsı’ özellikler taşıdığını mı söylüyor? ‘Kadınsı özellikler’ nitelemesiyle zaten ayrımcılık yapmıyor mu? Erillikle maço toplumları mı kastediyor?” Konumuz bu değil; bu nedenle ayrıntılara girmeyelim: Bana kalırsa, Hofstede’nin bu ayrımı, maçolukla ilgili ise, güç uzaklığı ayrımıyla pek bir farkı kalmaz; bu nedenle de kullanım değeri düşer. Dolayısıyla, bu ayrımın ikinci yorumuna odaklanalım: İkinci yorum açısından, kimi toplumlarda, toplumsal uyum önemlidir; kimisinde ise, girişkenlik... İlki daha çok, Asya’ya; ikincisiyse Avrupa’ya yüklenir. Dolayısıyla Hofstede’nin bu ayrımı doğruysa, Asya dillerinde, Sapir-Whorf denencesiyle bağlantılı olarak,56 ‘uyum’la ilgili daha fazla sözcük olmasını bekleriz; Avrupa dillerinde ise, ‘girişkenlik’le ilgili daha fazla sözcük. Türkçe, yeni yeni kentleşen bir ülke olarak, yine bu ikisinin arasında olduğundan, Asya dillerinden Türkçe’ye çevirilerde, ‘uyum’la ilgili sözcüklere Türkçe karşılık bulma sorunu yaşanmasını bekleyebiliriz. Örneğin, yin-yang’ın Türkçe karşılığı yok. Gerçi, ‘yin-yang’, birçok Asya 55 Khmer dilinde de aynı ayrımcı yapı olduğu için, Pol Pot düzeninin ilk uygulamalarından biri, ayrımcılık yapan toplumsal konum sözlerinin yasaklanması olmuştu. Bu sözlerin yerine, ‘yoldaş’ ve ‘kardeş’ gibi eşitlikçi sözcükler zorunlu kılındı. Çocuklar, annelerine-babalarına bile ‘anne yoldaş’, ‘baba yoldaş’ diyordu (bkz. Gezgin, 2005). Pol Pot düzeninin iyi ya da kötü olmasından bağımsız olarak, toplum mühendisliğinin bir alt dalı olan dil mühendisliği açısından düşünmeye değer bir uygulama. Bu ayrımcı dil yapılarının yalnızca ve yalnızca Asya’ya özgü olduğu gibi bir izlenim bırakmak da istemem: En azından İsveççe’de 1960’lara dek, tanıdık olmayan insanlar birbirine ‘sayın bay/ bayan’ gibi güç-aralıklı olarak hitap ederken, toplumsal devletin eşitlikçiliğinin bir parçası olarak, dile ‘sen’ anlamında yeni bir sözcük getirildi; bu sözcük, gençler arasında hâlâ kullanılmaktadır. Dil mühendisliği üstüne düşünen ama İsveççe bilmeyen ben, şiirlerinden ve İsveççe çevirilerinden tanıdığım Özkan Mert’in bizi bu konuda aydınlatmasını umuyorum. 56 Sapir-Whorf denencesi ve dildeki sözcük sayısı tartışmalarını ‘Bilişsel Bilimler Elkitabı’nda ele almıştım. Bu iki konu, bu yazının izleğiyle son derece ilgili olduğu için, metinler, Ek 1 ve Ek 2 olarak yazının sonuna eklendi.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 206 dilinde de ‘yin-yang’ olarak geçiyor; ancak nedenleri farklı: Birincisi, bir din terimi; ikincisi, kısa olduğundan kolay akılda kalıyor. Belki bu ikinci neden, Türkçe için de geçerli. Öyle ya da böyle, uyumla ilgili ilk akla gelen kavram, ‘yin-yang’ ve bunun Avrupa dillerinde ve Türkçe’de karşılığı yok. Kimi toplumların belirsizliği yadırgamadığı, kimilerininse yadırdadığı biçimindeki belirsizlikten kaçış ölçütünün ve uzun erimlilik-kısa erimlilik ayrımının çeviri açısından ciddi bir sorun oluşturmadığını düşündüğümden, Hofstede’nin bu son iki ayrımını geçiyorum. Bu yazı, uzun bir araştırmanın kuramsal çerçevesi olarak değerlendirilebilir. Bundan sonraki evre, Asya dilleriyle Asya-dışı diller arasında çeviri yapanların bu ilk 3 ayrımın sonucu olarak ileri sürdüğüm sorunları yaşayıp yaşamadıkları... Bu sorunları çoğunlukla yaşıyorlarsa, bu, Hofstede kuramının geçerliliğine de destek sağlamış olacak. Öte yandan, Hofstede’nin beşlisinin temel eksikliği, ekini, tutumyapıdan (ekonomi) bağımsızmış gibi ele alışı. Bu, özellikle ilk iki ayrımda göze batıyor. Bu 3 sorun neydi anımsayalım, çünkü şimdi diğer sorunları sıralayacağız: 1) Asya dillerindeki aitlik sözcüklerinin Türkçe’ye çevrilmesi sorunu, 2) Asya dillerindeki ayrımcı ilişki sözlerinin Türkçe’ye çevrilmesi sorunu, 3) Asya dillerindeki uyumla ilgili sözlerin Türkçe’ye çevrilmesi sorunu. Bu 3 sorun dışındaki sorunlar şunlar: 4) Asya dillerinde bağlam sorunu: Çince ve Siyamca başta olmak üzere birçok Asya dilinde, bağlam çok önemli çünkü günlük konuşmalarda tümce, sık sık kısaltıldığından ve özne de atıldığından, yalnızca mastar durumundaki eylemden oluşuyor. Ayrıca, özne sözcükleri, birden fazla özneye karşılık geldiğinden ve eylemler çekim eki almadığından, özellikle roman çevirilerinde büyük sıkıntı yaşanıyor; çünkü romandaki konuşmalar, gündelik dilde yazılmış olabiliyor ve bu da büyük belirsizlik yaratıyor. Ayrıca, Siyamca’da noktalama imleri yok; zaten diğer Asya dillerine de noktalama imleri, Avrupalı sömürgecilerle giriyor. Hatta öyle ki, bir Asya ülkesinin tarihte sömürge olup olmadığını noktalama imlerinin varlığından anlayabilirsiniz. Ayrıca yine Siyamca’da, sözcükleri ayırmak için boşluk da yok.57 Bunlar, çevirmen için büyük başağrısı yaratıyor. Hatta belki, Asya dillerinden Türkçe’ye çeviri azlığını buna bile bağlayabiliriz.58 5) Resimyazının (ideograf) Türkçe’ye çevrilemezliği: Çoğunluğu resimyazıdan oluşan Çince, Japonca ve Korece yazımı; özellikle ilk ikisi, bana kalırsa, Türkçe’ye çevrilemez bir nitelik taşıyor. Çünkü bu üç dilin kendi içlerinde bile önce resimyazıdan harfyazıya çevirisi gerekiyor. Sorun, resimyazıdan harfyazıya çevirinin birçok gönderme ve çağrışımı çeviremiyor oluşu. Resimyazı, harfyazıya çevrilemiyorsa; resimyazılı dillerin Türkçe gibi harfyazılı dillere çevirisi olanaksızdır. Harfyazı çevirisi, resimyazının ancak en kaba anlamını verebilir. Bu nedenle, harfyazılı dillerde haiku yazılabileceğini sanmıyorum. Türkiye’de haiku yazdığını ileri sürenler aslında haiku yazmamış oluyorlar. Bence haikunun bir Avrupa ülkesinden değil de Japonya’dan çıkışı, resimyazının kısacık da olsa çok geniş anlamlı 57 Gezgin (2004b), tüm bunlara karşın Siyamca’yla nasıl iletişim kurulabildiği sorusuna yanıt verip bu yanıt üzerinden geliştirilen bilgisayısal (computational) dil okuma izlencelerini tanıtıyor. 58 Aynı biçimde, Vietnamca’da ‘içerleyen biz’-‘dışarlayan biz’ ayrımı bulunmakta: ‘Chúng tôi’, ‘sen’i içermeyen ‘biz’dir (‘biz ama sen değil); ‘chúng ta’ ise ‘sen’i de içeren ‘biz’ (biz ve sen birlikte) (Lê, tarihsiz). Bildiğim kadarıyla, Vietnamca’dan Türkçe’ye şimdiye dek hiç kitap çevirilmedi. Çevirilecekse, bu biz ayrımı, temel sorunlardan biri olacaktır çünkü kimi tümcelerde, anlam, bu ayrıma dayanmaktadır.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 207 olması. Türkçe, resimyazıyla yazılmalı ki, birkaç satırın binlerce açılımı olsun. Ayrıca, resimyazı, bu üç dili konuşanlara görsel öğeleri bir bütün içinde görmeye alıştırmaktadır. Bu, Türkçe’de olanaksızdır. Resimyazı konusu, özellikle Japonca çevirileri için büyük bir sorun: Japonca’nın 4 abecesi var ve resimyazının esnekliği dolayısıyla, her yıl yaklaşık 6,000 sözcük üretiliyor. Bu yıl, bir Japonca sözlük, 100,000 aday sözcük içinden 10,000’ini seçip yeni baskısına ekledi (Noguchi, 2008). 6) Tonlu dillerin Türkçe’ye çevirisinin zorluğu: Çince, Siyamca ve Vietnamca başta olmak üzere, kimi Asya dilleri, ‘tonlu diller’ olarak adlandırılmaktadır: Bu dillerde, çoğunlukla sözcükler bir ya da iki hecelidir ve aynı hece, tonuna göre farklı anlamlara gelir: Örneğin, Siyamca’da, ‘ma’, tonuna göre, ‘at’, ‘köpek’ ya da ‘gelmek; ‘may’, ‘hayır’, ‘yeni’ ve ‘değil mi?’ gibi anlamlara gelmektedir. Çince ve Siyamca’da 5, Vietnamca’da 6 ton bulunmaktadır. Bunun özellikle, şiir çevirisinde zorluk yarattığı ortadadır: Ton üstünden yapılan uyaklar olduğu gibi, ton uyumu ve ses uyumu gibi öğeler, gerçekte, bu üç dilin şiirinde büyük önem taşımaktadır. 7) Asya dinleri ile ilgili metinlerin Türkçe’ye çevirisinde yaşanan sorunlar: Altta yatan kimi kavramlar farklı olduğundan, sözgelimi, Budacılık ile ilgili kitapların çevirisi, başlı başına bir sorun. Ayrıca, Türkçe’deki Budacı çevirilerin çoğu, Budacılık’ın Hindistan’da baskın olan kuzey mezhebinin terimlerini kullanıyor çünkü bu kitap çevirileri (özellikle İlhan Güngören’in çevirileri), Budacılık’la Hindistan’da tanışmış Avrupalılar’ın çevirisi üstünden yapılıyor. Oysa, sözgelimi Siyam’da, Güney mezhebi baskın. Kuzey Mezhebi, Sanskritçe dilini kullanıyor; Güney Mezhebi, Buda’nın dili Palice’yi kullanıyor (bkz. Gezgin, 2007b). Terimler arasında bu nedenle az-çok fark var. Örneğin, Nirvana (Kuzey) – Nibbana (Güney); Dharma (Kuzey) – Dhamma (Güney) vb. Asya’dan çeviri azlığı konusu, ayrı bir sorun olarak mı yoksa 4., 5. ve 6. sorunun bir sonucu olarak mı ele alınır bilemiyorum, ancak Asya’yla ilgili çeviri sorunlarını ele alan bu yazıda, bu konuyu anmamak olmaz: Türkiye’de Asya dillerinden çeviri yok denecek kadar az. Çevirilerin de ezici çoğunluğu İngilizce’den yapılıyor. Türkiye’de Asya yazınından bir tek haikular ile Tagore biliniyor. Konuyla ilgilenenlerin sayısı çok az. Yüzümüzü artık çevrile çevrile vıcığı çıkmış Avrupa yazınına dönmüşüz, arkamızda dev hazineleriyle bıraktığımız Asya yazını hâlâ bekliyor.59 Türkiye’ye Asya’dan çeviri yapacak çok sayıda çevirmen gerekiyor. 59 Bu konuda iki eleştirel yazı için bkz. Gezgin, 2007c ve 2003c.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 208 Ek 1: Sapir-Whorf Denencesi ve Bilinçli ve Bilinçsiz Düşünce Sapir-Whorf Denencesi: Dil Görececiliği ve Belirlenimciliği Sapir-Whorf Denencesi, kendinden önce gelen ve dil ve düşünce arasındaki ilişkilere bakan yaklaşımlara tepki olarak doğmuştur. Sapir ve Whorf’un karşı çıktığı nokta şu idi: Dil, düşüncenin bir dışa vurumu değildir. Tersine, düşüncenin hapishanesidir. Demek ki başka bir dilde farklı düşünceler ortaya çıkar. Düşünce, toplumsal süreçlerden bağımsız da değildir. Basit bir doğal mantığın uygulanımı değildir. Sapir-Whorf Denencesi, gerçekte, bir değil iki ilkeden oluşur: Birincisi, dilin belirlenimciliğidir: Dil, düşünceyi belirler. İkincisi, dilin görececiliğidir: İnsanlar, hangi dili konuşuyorlarsa dünyayı öyle görürler; dil, dünyadaki nesneleri ulamlamamızı sağlar, böylece düşünceyi biçimlendirir. Sapir-Whorf Denencesi’nin sert ve yumuşak yorumları var. Sert yorumda, dil, düşünceyi belirliyor ve bu belirlenim ilişkisinden kaçış yok. Kimine göre, gündelik bir deneyim, sert yorumu reddetmeye yetiyor: Kimi zaman, ifade etmekte zorlandığımız düşüncelerimiz oluyor. Bu da, düşüncenin sözcüklerden ibaret olmadığını gösteriyor. Oysa, bu, geçersiz bir eleştiridir. Çünkü Sapir-Whorf Denencesi, bir özdeşlik savı sunmuyor; yani “dil ve düşünce aynı şeydir” demiyor. “Dil, düşünceyi” belirler diyor. Dolayısıyla, dilde ifade edilemeyen düşüncelerin olması, Sapir-Whorf Denencesi’ni çürütmez; tersine destekler. Çünkü gerçekte, dilin düşünceyi sınırladığını göstermektedir. Yumuşak yorumda, dil, düşünceyi yine belirliyor. Ama kaçış olanaklı. Bilinçli bir eğitimle bu belirlenim aşılabiliyor. Örneğin, dil, cinsiyet ayrımcılığı yapsa da, insan, cinsiyet ayrımına karşı düşünceler geliştirebiliyor. Sapir-Whorf Denencesi’nin güçlü yorumuna karşı çıkanlar, bu versiyon için “doğru olsaydı, o zaman diller arası çeviri olanaklı olmazdı.” diyorlar. Oysa, Sapir-Whorf Denencesi’nin bunu söylemediği ortadadır. Bunu söyleseydi zaten Sapir ve Whorf, İngilizce kaleme aldıkları metinlerde başka dillerden örnekler veremezlerdi. Ayrıca, çevrilemezlik, değişik türler için farklılıklar göstermektedir. Daniel Chandler’in dediği gibi, sanatsal metinlerde, özellikle şiirde, çoğu kez, çevrilemezlik sorunu yaşanmaktadır. 1971 Nobel Ödülü sahibi Şilili şair Pablo Neruda, en çok İtalyanca çevirilerin İspanyolca kaleme aldığı şiirlerindeki duygudurumu verdiğini söylemektedir. Tınlamalar, benzerlikler taşımaktadır. İngilizce ve Fransızca çeviriler için ise, “benim şiirim olmaktan çıkmışlar. Bu şiiri İngilizce ya da Fransızca olarak yazsaydım, bambaşka yazardım.” demektedir. Gerçekte, bu durum, dilin insanlarda içgüdüsel olduğunu ileri süren Pinker ve diğer Sapir-Whorf karşıtlarının çeviriden anladıklarının ham olduğunu göstermektedir. Çevirinin tek tek sözcüklerin çevrilmesi olduğunu sanmaktadırlar. Evet, bilgisayar çevirmenler öyle çalışıyor. Ancak, insan çevirmenler, “yazar/ şair, bu metni Türkçe olarak kaleme alsaydı ne yazardı?” sorusu çevresinde çalışmaktadırlar. Bu nedenle Can Yücel başta olmak üzere çoğu sanat çevirmeni, ‘çevirmek’ yerine ‘Türkçe söylemek’ ya da ‘Türkçeleştirmek’, hatta ‘Türkçe’ye uyarlamak’ sözlerini kullanmaktadırlar. Can Yücel, ‘What’s Thing Called Love’ adlı şiirin başlığını ‘Alla’sen Söyle Nedir Aşkın Aslı Astarı’ biçiminde çevirmiştir [Alla’sen: Allahını seversen]. Çeviri etkinliği, gerçekte, bir metni başka bir dilde yeniden yazmaktır. Can Yücel’in yukarıda andığımız şiir çevirisi, Sapir- Whorf Denencesi’ne destek verici niteliktedir. Önemli olan, sözcükler değil, sözlerin imlediği düşüncelerdir. Oysa bilim çevirisi, görececilik savını destekleyecek pek bir nitelik taşımamaktadır; çünkü bilimin kendisi, zaten evrensel olmak savıyla, kupkuru bir dil kullanmaktadır. Matematik, yalın dili de içerilmek üzere, her yönüyle örnek alınmaktadır. Öte yandan, bilim çevirileri de, belirlenimcilik savına destek sağlar niteliktedir. İnsanlar başka tür bir dil yapısına sahip olsaydı; kuşkusuz, farklı bir bilim ortaya çıkacaktı. Benzetimlere izin vermeyen bir dile sahip olsaydık; o zaman, bilişsel bilimciler, insanı bilgisayara benzetemeyecekler, bilişsel devrim de olamayacaktı. Aynı biçimde, Dekart’ın ‘Düşünüyorum öyleyse varım” savı da, Dekart, başka bir dil konuşuyor olsaydı; ya hiç çıkmayacak ya da bambaşka bir kuramsal işlev ve niteliğe sahip olacaktı. Şöyle ki, Çince ve Tayca’da ve genel olarak, yalıtık dillerde, yüklemlere hiçbir ek konmaz. Tümcede, yüklem, mastar halinde kullanılır ve özne ve nesneler, genellikle atılır. Tümceler, çoğu zaman, mastar halindeki bir yüklemden ibarettir. Anlam, bağlamdan çıkarılır. Dilek şart kipi de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Çince’de ve Tayca’da, Dekart’ın ünlü sözü, şöyle ifade edilecektir: “Düşünmek var olmak.” Dekart, bu sözün üstüne tüm felsefesini kurmuştu. Herşeyden kuşku duyulsa bile, bu sözün doğru olacağını ileri sürmüştü. 2. Bölüm’de bu görüşün yanlışlığını ortaya koymuştuk. Yeniden girmiyoruz. Bunun ötesinde, “Düşünmek var olmak” sözü, böyle bir işlev göremez. Neden? Çünkü tümce, öznesizse –ki öyle- iç-dış ayrımı yapılamaz. İç-dış ayrımı yapılamadığı için, Dekart’ın yaptığı türden, iç- algının güvenilir bulunması savunulamaz. Dolayısıyla, öznesiz kurulumda, insanın duyuları, dış dünyayı algılarken ne kadar yanılgılıysa; iç dünyasını algılarken de o kadar yanılgılı olacaktır. Dekart’ı, birçok
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 209 araştırmacı, bilindiği gibi, ‘Batı felsefesi’nin babası olarak görmektedir. Demek ki, bütün bir Avrupa-Amerika felsefesini, özellikle de bilgi felsefesini özelde Dekart’ın, genelde Avrupalılar’ın konuştuğu dil belirlemiştir. Sapir-Whorf Denencesi’yle Kuhn’un geniş anlamda ele aldığı paradigma kavramı, büyük benzerlikler taşımaktadır. İnsan algısından bağımsız bir yeşil ya da kırmızı yoktur. İnsan olmasaydı, evet, dünya yine varolacaktı ama neyi yeşil ya da kırmızı olarak adlandıracağımız, dilimizdeki renk sınıflandırmasına göre değişiyor. İnsanlar, aynı yere bakıp farklı şeyler görüyorlar. Altıncı bölümdeki paradigma örneklerinde de bunu belirtmiştik. Dil olmasa, insanın dünyayı sınıflandırması, bir sıçanda olduğu gibi, son derece yalın olacaktı. Sürekli olan renk tayfını rastgele parçalara ayırmayacaktı. Yine de, renk konusu, bir algı konusu olarak, dilsel görececilik için daha az uygun bir örnek oluyor. Dilin belirleyiciliği yalnızca renklere özgü değil. Asıl görececilik örnekleri, daha üst düzeyde, kavramsal düzeyde görülüyor. Yukarıdaki Dekart örneğine, sınıflı toplum kavramını ekleyelim. Tayca gibi dillerde, hitap biçimleri dilbilgisinde ayrı ayrı kodlanmıştır. Bir varsılın bir yoksulla konuşurken kullanacağı belli özne sözleri vardır. Aynı biçimde, bir yoksul da belli tür özneleri kullanmak zorundadır. Bu nedenle, Tayca’da, gerçekte, sınıf ayrımı yapmayan bir sohbet yok gibidir. Kuşkusuz, Marks’ın sınıf kuramı, dilbilgisinde sınıf ayrımcılığını açıkça kodlayan Tayca gibi dilleri konuşanlardan çıkmayacaktı. Uzamsal biliş çalışmaları da, Sapir-Whorf Denencesi’ne önemli bir destek sağlıyor. İki tür uzamsal kodlama var: İlişkisel ve mutlak. İlişkisel kodlamada, Türkçe’de olduğu gibi, nesneler, birbirlerine göre konumlandırılıyorlar. Örneğin, “Robert, Emre’nin SAĞINDA oturuyordu.” Mutlak kodlamada ise, konumlandırma, yön üzerinden oluyor. Sağ-sol kavramı yerine, kuzey-güney-doğu-batı kullanılıyor. Dolayısıyla, gündelik yaşamda, yemek masasına oturduğunuzda, mutlak uzam dilleri, “Robert, Emre’nin GÜNEYİNDE oturuyordu.” diyorlar. Bu dil yapısının düşünceye etkisi, açıktır. Bir dili incelerken çok kapsamlı tarihsel çalışmaların yapılması gerekir. Örneğin, miş’li geçmiş zaman ile di’li geçmiş zaman arasındaki ayrım, hangi gereksinimi karşılamak için ortaya çıkmıştır? Ancak, diller, tarih öncesinde, yani yazının bulunmasından önceki dönemlerde çıktığı için, böyle bir tarihsel çalışmanın gerçekleşme koşulları bulunmamaktadır. Bir araştırmacının söylediği gibi: “Eski dillerden fosil kalmış mı ki, bilgi sahibi olalım.” Bilinçli ve Bilinçsiz Düşünce Dil her tür düşünceyi mi etkiliyor? Eşit oranda mı? Freud, bilindiği gibi, bilinçli düşünceler ve bilinçdışı düşünceler ayrımı yapıyor. Bilinçdışı düşünceler, ancak sözelleştirildiklerinde bilince geliyorlar. Dile gelmese, bilinçdışında ne olduğunu bilemiyoruz. Sorun, dilin bilinçdışına giren bir kanca gibi mi yoksa bir kap gibi mi olduğu… Kanca gibiyse, düşüncenin içeriğini değiştirmeyen bir araç; kap gibiyse, içine sığdırılabilen kadarını kabul ediyor ve düşünce ise, bir sıvı gibi, aktığı dilin biçimini alıyor. Dil ve düşünce ilişkisine bakan yaklaşımların çoğu, gelişimsel değil. “Dil mi düşünceyi belirler, düşünce mi dili belirler?” diye sorarlarken, yaşa önem vermiyorlar. Bir toplumun ortalama ve orta yaşlı bir insanını düşünüyorlar. Biz, bu yanlışa düşmeyip gelişimsel bakalım: İnsan yavrusunda, bilinçdışı düşünceler, toplumsal çevreyle etkileşim içinde dili doğuruyor. İnsan yavrusu, örneğin, dil edinmeden önce, çevrede konuşulan dilde olmayan sesleri ayırtedebiliyor. Ama bir kez dili edinince, dilinde bulunmayan sesleri ayırt edememeye başlıyor. Bu da, dilin bilişsel süreçler üzerindeki belirleme gücü için etkili bir örnek. Dil, bilinçli düşünceyi doğuruyor. Dili, bilinçdışı düşünceler ve toplumsal çevrenin etkileşimi belirlerken; bir kez bilinçli düşünce oluştu mu dile müdahale edebilmeye başlıyor. Böylece insan, konuşurken yaptığı yanlışları farkedip düzeltebiliyor. Bu evrede, belirlenim ilişkisinin oku, yalnızca dilden düşünceye olsaydı; bu yanlışları farkedip düzeltmek olanaklı olmazdı. Bilinçli düşünce ve toplumsal çevrenin toplamından üst-dil ortaya çıkıyor yani dil üstüne konuşabilen dil. Örneğin, “Bu tümce, uzun oldu” (üst-dilsel, çünkü tümce, kendine gönderme yapıyor); “Bağlaç olan –de’ler ayrı yazılır” (üst-dilsel, çünkü tümce, dilbilgisine ilişkin bilgi veriyor); “Baskça ve Gürcüce, birbirlerine çok benziyor” (üst-dilsel, çünkü iki dile ilişkin karşılaştırmalı bilgi veriyor); “Çocuklarla yavaş ve düzgün konuşmalı” (üst-dilsel, çünkü konuşmanın kendisine gönderme yapıyor); “‘Blues’ diye mi yazalım ‘Bluuz’ diye mi?” (üst-dilsel, çünkü dilin yazımıyla ilgili bir soru soruyor) vb. Bu noktada, üst-dil, dili az-çok belirliyor. Tümüyle belirleyemiyor çünkü üst-dilin dili tümüyle belirleyebilmesi için birincisi, dünya üzerindeki 6,912 dili bilmesi gerekiyor. Böylece, dilde nelerin ortak olmadığını, nelerin toplumsal nitelik taşıdığını anlayabilir ve ikincisi, yanına toplumsal çevreyi almadığı sürece, tümüyle belirleyici olamaz. Neden? Çünkü dil de üst-dil de tek tek bireylerin belirlediği bir şey değildir. Devletin biçim verdiği
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 210 toplumsal çevre, üst-dili belirlediği gibi dili de belirlemektedir. Şöyle ki, bugün devlet, bir karar alıp ‘İnkılap Tarihi’ dersinin adını 12 Eylül öncesindeki eski adına yani ‘Devrim Tarihi’ adına çevirirse ve bütün resmi belgelerde bu adı kullanırsa, bir süre sonra, ‘İnkılap Tarihi’ adı unutulur; ‘Devrim Tarihi’ sözü ise öyle ya da böyle yerleşir. İnsanların belli bir yaşa kadar, dile maruz kalmazlarsa, tek bir dil bile konuşamıyor oluşları, bu resimde anlam kazanıyor: Toplumsal çevre olmayınca, dil, ortaya çıkmıyor ve dolayısıyla, bilinçli düşünce de ortaya çıkmıyor. Bu durumdaki bir insan, bilinçdışı düşünce düzeyinde kalıyor. Sapir-Whorf karşıtları, herhangi bir dile maruz kalmamış çocukların 12 yaşından sonra hiçbir dil öğrenemiyor oluşlarını, dil öğrenmek için, insanda, doğuştan gelen bir yetenek olduğu yönlü görüşlerini temellendirmek için kullanıyorlar. Oysa, çizdiğimiz resim, farklı bir noktayı imliyor: Dilin düşünceyi belirlediğini gösteriyor. Aşağıdaki çizelgede özetleyelim: Çizelge 1. Dil ve Düşünce İlişkisi. Doğum Bilinçdışı Düşünceler + Toplumsal Çevre Dil Bilinçli Düşünceler + Toplumsal Çevre Üst- dil Dil Doğal dile baktık. Şimdi de bilgisayar dillerine bakalım: Belli bir izlenceleme diline alışık olan bilişimciler, başka tür izlenceleme dillerini öğrenmekte zorlanmaktadır. Ayrıca, izlence dilinin sınırları, bilişimcilerin yapabileceklerini kısıtlamaktadır. Üçüncüsü, kimi araştırmacılar, çeşitli izlenceleme dilleri arasında, üst öğeler düzeyinde, çevrilemezlik olgusunun gözlemlendiğini ileri sürmektedirler. Bu üç nokta, bilişim alanında, Sapir- Whorf Denencesi’ni destekleyen olgular olarak görülmektedir. Öte yandan, bir izlenceleme dili, ötekini öğrenmeye engel değil. Zor da olsa, bilişimci öğrenebiliyor. Demek ki, belirlenim ilişkisinden kaçış var. Dolayısıyla, birinci nokta, yumuşak yoruma destek veriyor. Aynı biçimde, benzer olmayan iki dili öğrenirken, birinci dil, ikinci dilin öğrenimini zorlaştırabiliyor. Yine de, insanlar, başka bir dili öğrenebiliyorlar. Yukarıdaki ikinci ve üçüncü nokta ise, sert yoruma destek veriyor. Sapir-Whorf Denencesi’ni desteklemek için en sık verilen örnek, Eskimo dili. Ancak, Eskimolar’ın dillerinde karla ilgili çok sayıda sözcüğün olduğu doğru değil. Ama doğru olsa bile, bu, önemsiz. Dillerinde karla ilgili çok sayıda sözcüğün olması, düşüncelerini niye etkilesin? “Ona bakarsanız, şarapçıların dillerinde de bir sürü şarap adı var ama bu, onların düşüncelerini etkilemiyor” deniyor. Ancak, sözcükler taşlaşıp dilbilgisine girmişse, elbette etkiler. Türkçe’deki mişli geçmiş zaman, buna örnektir. Mişli geçmiş zamanla bilimsel bir metin yazamazsınız. Okur algısını etkiler (Gezgin, 2007d, s.74-78).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 211 Ek 2: Bir Dilin Zenginliği Sözcük Sayısından mı Anlaşılır? ve Dahası Bir dilin zenginliği sözcük sayısından mı anlaşılır? Bu soru, sık sık sorulan bir sorudur. Özellikle, İngilizce öğrenenler ve öğrenmişler, bu soruyu sormaktadırlar. Çünkü bir bakarlar ki, İngilizce’de derya kadar sözcük var. Diyelim ki yanıtımız olumlu. Bu durumda, bir İngilizce sözlük alacağız bir de Türkçe sözlük alacağız ve sözcük sayısını karşılaştıracağız. Ancak, şöyle bir sorun var: Türkçe’nin İngilizce için olduğu gibi kapsamlı sözlükleri yok. Türkçe sözlüklerdeki sözcükler, Türkçe’deki sözcüklerin tümünü vermiyor. Bu durum, dile bakışla ilgili iki yanlıştan kaynaklanıyor: Birincisi, Türkiye’de, sözlüklerin yalnızca ciddi sözcükleri kapsaması gerektiği düşünülüyor. Bu nedenle, gündelik yaşamda sık sık kullandığımız, ‘geyik muhabbeti’, ‘dumurluk olay’ gibi söz öbekleri, Türkçe sözcüklere konulmuyor. Oysa, İngilizce sözlüklerde, her tür gündelik ifadeye rastlıyoruz. İkincisi, bir dili dil yapanlar, o dilde yazanlardır. Dolayısıyla, İngilizce’yi İngilizce yapanlar, yazarlar olmuştur. Yazarlar, İngiliz sömürgelerinde memur olarak çalışmış; romanlar ve öyküler kaleme almışlardır. Bu yapıtlarda, dışavurumda zorlandıkları durumlarda, yaşadıkları bölgenin yerel dillerinden sözcükler kullanmışlardır. İlk zamanlar, onlara kaş çatılsa da, bugün, kullandıkları yerel dil kökenli sözcüklerin çoğu, İngilizce’de yer etmiştir. Türkçe için ise, böyle bir çaba, son derece olumsuz karşılanmaktadır. Asya dillerinden birtakım sözcükler, Türkçe’ye kazandırılmaya çalışıldığında; tepki gösterilmektedir. Oysa, tek bir yazar bile bir sözcük kullansa; o sözcük, Türkçe sözlüğe girmeye aday sayılmalıdır. Zaten böylece yaygınlaşabilirler de… Ama insanlar, yeni bir sözcük gördüler mi ya sinirlenmektedirler ya da dalga geçmektedirler. Çünkü bilmedikleri bir sözcük olmasını –tek bir sözcük bile olsa- öz-güvenlerine tehdit olarak algılamaktadırlar. Türk olduklarına hem de üniversite mezunu olduklarına göre, okudukları hiçbir metinde bilmedikleri sözcük olamamalıdır. Onlara göre, yazarlar, yalnızca varolan sözcükleri kullanmalıdırlar. Bütün yazarlar, bu görüşe katılsalardı; Türkçe son derece yavan bir dil olurdu. Kaldı ki, İngilizce bir romanda, anadili İngilizce olanlar için bile çok sayıda yeni sözcük çıkmaktadır. Sözlüğe bakmak, yalnızca İngilizce’yi ikinci dil olarak öğrenenlere özgü değildir; anadili İngilizce olanlar da sık sık bakarlar. Yukarıdaki bölümcede ciddi bir çelişki de göze çarpmaktadır. İnsanlar bir yandan, Türkçe’de çok sözcük olmamasından yakınmaktadırlar; bir yandan da, yeni sözcük üretenlerle dalga geçmektedirler. Oysa, İngilizce okurlar, yazarın istediği sözcükleri kullanma özgürlüğünü gasp etmedikleri gibi, o sözcükleri gündelik dilde kullanarak yaygınlaştırmaktadırlar. Türkçe’de ise, olumsuz bir bakış olduğu için, yeni sözcük üretimi çabası, genelleşememekte; belli tür sanatsal metinlere özgü kalarak, dar bir çevrenin etkinliği olmaktan öteye geçememektedir. Üçüncüsü, Türkçe konuşanlar, aynı dili konuşanlara sahip çıkmamaktadır. Türkiye sınırları dışında, anadili ya da ikinci dili Türkçe olan çok sayıda insan bulunmaktadır. Bu insanlar, Türkçe’yi, zorlandıkları noktalarda, kendi dillerinden ya da yaşadıkları ülkelerin dillerinden sözcükler ödünç alarak konuşmaktadırlar. Ancak, Türkiye dışındaki Türkçe konuşurların sözcük katkılarını inceleyen kapsamlı bir çalışma, henüz yapılmış değildir. Bu sözcükler de, Türkçe’nin sözcükleri olmuştur. Bir sözlüğe konulduklarında, yaygın kullanım olanağı doğacaktır. İngilizce sözlük hazırlayanlar, her yıl, İngilizce’yi anadil ya da ikinci dil olarak konuşan Hindistanlılar’ın ve Japonyalılar’ın Hintçe ve Japonca’dan ödünç alarak İngilizce içerisinde kullandıkları sözcükleri toplamakta ve bunları sözlüklerin yeni baskılarına eklemektedirler. Özellikle Hintçe’den, çok sayıda sözcük geçmiştir. Oysa, Türkçe için düşündüğümüzde, Azerice ve Kıbrıstürkçesi’yle dalga geçilir; onlardaki zenginliğin açığa çıkarılması için çaba gösterilmez. Azerice’nin söz dağarına baktığımızda, Türkçe, Rusça ve Farsça öğeleri kapsaması nedeniyle, sözcük sayısı açısından oldukça zengin bir dille karşılaşırız. Ayrıca, yeryapısal (coğrafi) özellikler bir dil için ne kadar çeşitlenirse, o dil, o kadar çeşitli sözcük kazanır. Dördüncüsü, Türkçe konuşanlar, bırakın Türkiye sınırları dışındakileri, Türkiye sınırları içinde Türkçe konuşanlara da sahip çıkmamaktadır. Türkçe, birçok Türkçe öğretmeninin bilinçsiz etkinlikleri ve yukarıdan bakan köşe yazarlarının “Türkçe’de öyle denmez böyle denir” tavırlarıyla, birörnekleştirilmekte; bu yavanlaştırılan dile ‘Türkçe’ denmektedir. Türkiye’de madem ki dört mevsim var; en azından mevsimler ile ilgili sözcükler için çeşitlilik olması beklenir. Örneğin, büyük kar yığınları için, Kars ve çevresinde, ‘kürtün’ denmektedir. Sözlük karıştırmadan, Rusça’dan, olayların kışın geçtiği bir metni çevirmek isteyenler, elbette, Türkçe’nin yetersizliğinden yakınacaklardır. Yöresel üretkenlik, her dilde olduğu gibi, sürmektedir; ancak Türkçe’nin bekçileri, bu katkıları, köylü bulup geri çevirmektedir. Yoksa Türkçe, yalnızca beyaz Türkler’in konuşmasına izin verilen bir dil midir?
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 212 Dahası, İngilizce bilenlerin çoğu, Türkçe’yi, İngilizce’yi bildikleri kadar bilmemektedirler. Yöresel üretimlerden haberlerinin olmamasını geçiniz, içlerinden çok azı, hayatları boyunca bir Türkçe sözlüğü karıştırmışlardır. Böyle olunca, Türkçe ve İngilizce’ye karşılaştırmalı bakışları, yanılgılı olmaktadır. Beşincisi, dil, donmuş bir yapı değildir. Uygun bir bakış açısıyla, her gün onlarca yeni sözcük eklenebilir. Bunlar, devlet yayınlarında yer alırlarsa, yaygınlık kazanırlar. Türkçe’de, ‘bilim, sayıştay, yargıtay, yasama’ gibi sözcükler, bu biçimde yaygınlaşmıştır. ‘Türkçe’deki sözcük sayısı, İngilizce’dekinden az mı?” sorusuna yaygın bir yanıt, “evet az, ama Türkçe de, deyimler açısından zengin. Türkçe, deyimler açısından en zengin dildir.” biçimindedir. Türkiye, hala kapalı bir toplum olduğundan, “Türkiye, şu, şu, şu’nda tek ülke.” ya da “Türkiye, şu şu şu açıdan en ileri ülke.” kalıbında tümceler rahatlıkla kurulabilmektedir ve çok yandaş toplamaktadırlar. Türkçe için bu tür tümceler kuranlar, bırakın dünya üzerindeki 6,912 dili, 30 tane dile bile bakmış değillerdir. Türkçe’nin deyim açısından daha zengin olduğu da doğru değildir. İngilizce de, deyim açısından son derece zengindir. İngilizce’ye çevrilemeyecek Türkçe deyimler olduğu gibi, Türkçe’ye çevrilemeyecek İngilizce deyimlerin sayısı da az değildir. Gerçekte, soru yanlış yerden sorulmaktadır. Varsayımlarında, sorgulanacak özellikler bulunmaktadır. Diyelim ki, İngilizce’de, Türkçe’dekinden daha fazla sözcük olduğunu sayısal olarak gösterdik. Bu, bir dilin zenginliğini mi gösterir gerçekten? Dil, insanın doğayla etkileşimi sonucunda doğmuş ve yine bu etkileşim içinde gelişmiştir. İnsan, dış dünyadaki nesneleri yalnızca gereksinim duyduğu alanlarda, sınıflandırmıştır. Dolayısıyla, Ekvator üzerinde konuşulagelen bir dilde, karla ilgili çok sayıda sözcük olmasını beklemek, mantıksız olur. İngilizce’de çok sözcük olması, onun sömürgeci geçmişinden ve şimdisinden ileri gelmektedir. Sömürgelere gönderilen memurlar, İngiltere’de görülmedik türden doğal ve toplumsal olaylara, elbette, bulundukları ülkelerin yerel dillerinden sözcükler bulacaklardı. Bu durumda, bir dilde çok sözcüğün olması, yani dünyayı daha fazla parçalaması, onun zenginliğini göstermez; gereksinimlerinin çeşitliliğini gösterir. Sözcük sayısı, bir dilin zenginliği için ölçü olamayacağı gibi, düşüncenin zenginliği için de ölçü olamaz. Örneğin, Einstein, birkaç sözcükle, son derece derin düşünceler dile getirmiştir. Sözcük sayısına bakarsak, Einstein’ın zengin bir dili ve derin bir düşüncesi olmaması gerekir. Aynı biçimde, bir siyasetçi, kürsüye çıkıp laf salatası yapabilir. Bu da ne dilinin zenginliğini ne de düşüncenin derinliğini gösterir. Asıl belirleyici olan, dilbilgisindeki (gramer) farklardır. Örneğin, insanı, “ kendi gözümle gördüm” (di’li geçmiş zaman) ve “ben görmedim, birisi anlattı” (miş’li geçmiş zaman) ayrımını, dilbilgisi düzeyinde, demek ki sürekli olarak, yapmak zorunda bırakan bir dil olan Türkçe’nin, düşünceye koyduğu sınırlar farklı olacaktır. Peki o zaman dilbilgisi en karmaşık olan dil, en zengin dil midir? En zengin dil, en karmaşık dilbilgisine sahip dil olsa bile, bu zenginliğin kimseye bir faydası olmayacaktır. Her konuşmada, gereksizcesine enerji harcanacak; dil, çevrimiçiyken başka yöne kaydırılabilecek enerjiyi yiyecektir (Örneğin Almanca). İkincisi, dil, düşüncenin sınırlarını çizdiğine göre, dilbilgisi ne kadar karmaşık olursa, düşünceyi o kadar çok sınırlama gücüne sahip olacaktır. Dil, düşüncenin akışkanlığına ne kadar izin veriyorsa, düşünce o kadar rahat hareket edecektir. Bu görüş, zaten, kurulmuş dillerin temel varsayımıdır. Esperanto’nun dilbilgisi, son derece kolaydır. Düşünce akışını engellememek için, düzensiz hiçbir kullanım ve çekime yer verilmemiştir. Son bir örnek verelim: Bir dil düşünün ki bu dilde, yılın her bir günü için ayrı bir sözcük kullanılıyor. Bu dil, zengin bir dil midir yoksa bir hapishane midir? Bir dilin zenginliğini anlamak için, o dilde üretilen sanatsal metinlere bakmak gerekir. Türkçe, bu açıdan son derece zengindir (Gezgin, 2007d, s.79-82). Kaynakça Gezgin, U. B. (baskıda1). “O Vietnamlı gazeteciyle yeniden görüşme”. Vietnam şiirleri (2007-2008) içinde. Ho Çi Min Kenti, Mart 2008 (yayınlanmayı bekleyen kitap). Gezgin, U. B. (baskıda2). Asya’da kalkınma ve kadın (yayınlanmayı bekleyen bilimsel makale). Gezgin, U. B. (2007a). Edward Said’in ‘Kültür ve Emperyalizm’ kitabı üzerine. İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 149 (Haziran-Temmuz 2007).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 213 Gezgin, U. B. (2007b). Budacı tutumbilim (iktisat) ve toplumsal barış. İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 137 (Nisan 2007). http://izinsizgosteri.net/asalsayi137/ulas.basar.gezgin_137.html Gezgin, U. B. (2007c). “Hayır! Don Kişot, insanlık tarihinin ilk romanı değildir! ya da zamanımızdan bin yıl önce Japonyalı bir kadın yazar tarafından yazılmış ‘Genji Hikayesi’ üstüne” Asya yazıları içinde (s.55-62). İzmir: Ara-lık. Gezgin, U. B. (2007d). Bilişsel bilimler elkitabı. Lulu. http://www.lulu.com/content/1232419 Gezgin, U. B. (2006). “Neden kalkınamadık?”: Yeni Gine’den bir yanıt ve düşündürdükleri (‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ Üstüne). Havuz Dergisi Haziran 2006 Sayısı. http://www.dergi.havuz.de/HAZIRAN2006/ulasbasargezgin.html Gezgin, U. B. (2005). Khmer Rouge And the killing fields: To whom can it be attributed. http://izinsizgosteri.net/asalsayi53/ulas.basar.gezgin_53.html Gezgin, U. B. (2004a). Tayland’ın Müslümanları neden ayakta? ya da ‘elifba’yı ‘gogay-kokay’ olarak okumak. Birgün Gazetesi, 5 Mayıs 2004, Sayı 22, sayfa 10. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=104&Itemid=27 Gezgin, U. B. (2004b). “Yansısal dilbilimsel (psikolinguistik) açıdan Tayca ve Türkçe’nin karşılaştırılması: Bilişsel yapıların aynası olarak dil.” 13. Psikoloji Kongresi. Bilgi Üniversitesi. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=296&Itemid=28 Gezgin, U. B. (2003a). Bireycilik-toplulukçuluk çalışmaları: Yeni bir 'Oryantalizm' seferi mi? http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=201&Itemid=28 Gezgin, U. B. (2003b). Siyam dilinde bir baş belası: Özneler. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=123&Itemid=30 Gezgin, U. B. (2003c). Ortadoğu Asya Yazını (edebiyat): Ne kadar batılı olduğumuzu saptayabilmemiz için bir turnusol kağıdı daha... Zinhar Dergisi. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=139&Itemid=52 Hofstede, G. (2001). Culture’s consequences. Thousand Oaks, CA: Sage Yayınları. Lê, L. H. (tarihsiz). Từ điển Việt-Anh./ Vietnamese-English dictionary. Hanoi: Thế Giới Yayınevi. Noguchi, M. S. (2008). King Kojien dictionary knights new words. The Japan Times, 17 Haziran 2008.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 214 Doğu Asya’da Kalkınma ve Kadın Doğu Asya’da Kalkınma ve Kadın Özet Bu çalışmada, Doğu Asya’da kalkınma ile Doğu Asya kadınının siyasal ve tutumyapısal (ekonomik) katılımı ve eğitim düzeyi arasındaki ilişkiler incelenmektedir. Güneybatı Asya’yı (‘Ortadoğu’) dışarıda bırakarak, toplam 31 Asya ülkesi üzerine değerlendirmede bulunulmuş ve bu ülkeler içinden Doğu Asya ülkelerine özel önem verilmiştir. (Doğu) Asya ülkeleri arasında büyük farklar bulunsa da, kimi ülkelerde ortak örüntüler gözlemlenmiştir. Kalkınma, köyden kente göçü hızlandırmış ve hizmet kesiminin büyüklüğünü katlamıştır. Bu çalışma, (Doğu) Asya kadınının, kalkınma sonucu ya da kalkınmayla koşut olarak elde ettiği kazanımlarının olduğu kadar, kayıplarının da bir hesabını sunmaktadır. Açkı Sözcükler: Doğu Asya, kalkınma, kadın, siyasal katılım. Economic Development and Woman in East Asia Abstract In this study, the relationships between the economic development in East Asia and East Asian woman’s political and economic participation and level of education are investigated. Keeping Southwest Asia (‘Middle East’) out of analysis, evaluations over 31 Asian countries in total have been provided and East Asian countries have been specifically emphasized. Although there exist huge differences among (East) Asian countries, common patterns have been observed for some of them. Economic development has accelerated rural migration and multiplied the magnitude of the service sector. This study provides an account of (East) Asian woman’s gains as a consequence of economic development or in parallel to economic development, as well as her losses. Keywords: East Asia, development, woman, political participation.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 215 1) Giriş Bu çalışma 3 bölümden oluşuyor: Asya kadınının siyasal katılımı; Asya kadınının tutumyapısal (ekonomik) katılımı ve Asya kadınının eğitim düzeyi. Bu üç altkonu incelenirken, her zaman şu nokta dikkate alındı: Toplam 31 ülkesiyle Asya, tek-parça (yekpare; monolithic) bir bütün oluşturmamaktadır: Asya, düşünce tarihinde birçok genellemelerin kurbanı oldu; ‘Asya tipi üretim tarzı’ adı altında ötekileştirildi; yoğun tartışmalara konu oldu. Düşünce insanlarının % 99’u, hala, ‘Asya’yla ‘Doğu’yu aynı sözcüklermiş gibi kullanıyor. Oysa aslında, kültürel olarak ‘doğu’ diye bir bütün yok; ‘doğu’ ancak bir coğrafya terimi olarak anlamlı olabiliyor. ‘Doğu’ yok; onun yerine, bir yandan Vietnam gibi köylülükten kentliliğe geçmeye çalışan Asya ülkeleri var (ve hatta Moğolistan gibi göçebelikten yerleşikliğe geçmeye çalışan Asya ülkeleri de var), bir yandan da Kore ve Japonya gibi bilişimin büyük rol oynadığı karmaşık toplumlar var... Bir Asya değil, çok sayıda Asya var, ama dışarıdan tek bir Asya gibi görünüyor (Gezgin 2007a). 2) Asya Kadınının Siyasal Katılımı Kadınlara ilk seçme ve seçilme hakkı veren Asya ülkesi, Kırgızistan (1918). Kırgızistan’ı 1924’te Kazakistan ve Moğolistan; 1927’de Türkmenistan; 1931’de Sri Lanka; 1932’de Tayland ve Maldivler izliyor (BMKİ 2007: Dizelge 33). Orta Asya kadını siyasal haklarını erken kazanmasını elbette Sovyet yönetiminin kadın hakları siyasalarına borçlu. Yoksa bu haklar, Orta Asya’daki büyük bir kadın hareketinin sonucu değil. Aslında, Kırgızistan’da seçme ve seçilme hakkının bu kadar erken verilmesi, kadın hakları mücadelesi için gerçekten çok önemli; çünkü böylece Kırgızistan, Avustralya (1902), Finlandiya (1906), Norveç (1913), İzlanda ve Danimarka (1915)’ten sonra, 1918’de, İrlanda, Avusturya, Almanya, Polonya, Estonya, Letonya, Rusya ve Ermenistan’la birlikte kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren ülkeler arasında tarihsel olarak 5. sıraya yerleşiyor (BMKİ 2007: Dizelge 33).60 Böylece, Kırgızistan, ‘demokrasi ülkesi’ diye yüceltilen ABD’den kadın hakları konusunda daha ileride başlıyor, çünkü ABD’de kadınlar için seçme ve seçilme hakkı 1920’de kabul etti.61 Daha yeni bağımsız olduğu için yasaları henüz oturmamış Doğu Timor’u saymazsak, kadınlara seçme ve seçilme hakkını en son veren Asya ülkesi, Papua-Yeni Gine (1964). Papua-Yeni Gine’yi 1963’te Afganistan; 1958’de Laos ve 1957’de Malezya izliyor (BMKİ 2007: Dizelge 33). İlk kadın milletvekilinin seçildiği ya da atandığı yıl sıralamasında, 1., Filipinler (1941); 2., Sri Lanka ve Myanmar (1947); 3., Kuzey Kore, Güney Kore ve Tayland (1948); 4., Endonezya (1950) ve 5., Moğolistan (1951). Dünya tarihinde, ilk kadın milletvekili, 1907’de Finlandiya’da (BMKİ 2007: Dizelge 33).62 60 Seçme hakkını önce verip seçilme hakkını daha geç veren ülkeler de bulunmakta. Bunlar hem seçme hem seçilme hakkı vermediklerinden sıralamada yer almadılar. Seçme ve seçilme hakkını birlikte verdikleri tarih dikkate alındı. 61 Türkiye’de kadınlar için seçme ve seçilme hakkının 1934’te yasalaştığını anımsayalım. 62 Türkiye’de ise ilk kadın milletvekili, 1935’te (BMKİ 2007: Dizelge 33).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 216 Bakanlık düzeyinde hükümetteki kadın oranında (2005 değerlerine göre), 1., yine Filipinler (% 25); 2., Doğu Timor (% 22.2); 3., Kazakistan (% 17.6); 4., Kırgızistan ve Japonya (% 12.5) ve 5., Maldivler (% 11.8). Dünyada en yüksek oran, İsveç’te (% 52.4) (BMKİ 2007: Dizelge 33).63 2007 değerlerine göre, Asya ülkeleri, Temsilciler Meclisi’ndeki64 kadın oranına göre şöyle sıralanıyor: Afganistan (% 27.3), Vietnam (% 25.8), Doğu Timor (% 25.3), Laos (% 25.2), Singapur (% 25.4), Filipinler (% 22.5), Pakistan (% 21.3), Çin (% 20.3), Kuzey Kore (% 20.1) ve Özbekistan (% 17.5). Dünyada en yüksek oran, İsveç’i (% 47.3) az bir farkla geride bırakan Ruanda’da (% 48.8).65 1990’daki sıralama ise şöyle: Türkmenistan (% 26), Moğolistan (% 24.9), Çin (% 21.3), Kuzey Kore (% 21.1), Vietnam (% 17.7). 1990’da dünyadaki en yüksek oran, İsveç’te (% 38.4).66 Elde karşılaştırma verisi bulunan 23 Asya ülkesinden 5’i dışında (Çin, Endonezya, Türkmenistan, Moğolistan ve Kuzey Kore), 1990’a göre, meclislerde daha yüksek oranda kadın milletvekili var. Diğer bir deyişle, genel olarak, Asya meclisleri dişilleşiyor (BMKİ 2007: Dizelge 33). Ancak, veriler daha dikkatli incelendiğinde, meclislerin dişilleşmesinin Asya’ya özgü olmadığı, dünya genelinde geçerli olduğu ortaya çıkıyor: Elde karşılaştırma verisi bulunan 139 ülkenin % 85’inde (118 ülke), meclis, 1990’a oranla daha yüksek oranda kadın milletvekiline sahip. Kadın katılımı düşen 21 ülkeden 7’sinin, toplumsalcı (sosyalist) düzeni bırakıp karma tutumyapıya geçmiş ülkeler olması (Macaristan, Romanya, Arnavutluk, Çin, Ermenistan, Türkmenistan, Moğolistan), dikkat çekiyor. Belki de bu, sermaye düzeninin kadına verdiği değerle (meta değeri) ilişkili... 1990 ile 2007 kadın oranı arasındaki en büyük fark, Güney Afrika’da: Meclis’teki kadın oranında 1990’da % 2.8’den 2007’de % 32.8’e büyük bir sıçrama var (BMKİ 2007: Dizelge 33). Bu zaman dilimi ile ilgili bir diğer ilgi çekici gelişme, Asya’da, Bangladeş’te, 2004’te, kadın başbakan Begüm Halide Ziya’nın (d. 1945), kadınların siyasete katılımını arttırmak üzere, 300 sandalyeli Bangladeş Meclisi’ne kadın milletvekilleri için ayrılmış 45 sandalye eklenmesini sağlaması idi (BBC Haber 2004). Bunun, Bangladeş kadınının siyasete katılımını arttırdığı açık. Yine Asya kadınının siyasal katılımı açısından, bir ayrım, tek-parti yönetimli ülkelerle çok- partili ülkeler arasında yapılabilir: Tek-parti yönetimlerinde, meclisteki kadın oranı, çok- partili ülkelerdekine göre ortalamada daha yüksek (DB 2005: 65). Bu da, Çin, Vietnam ve Kuzey Kore gibi, tek partili ülkelerin kadın sorununa bakışlarındaki olumlayıcı ayrımcılık (affirmative action) ilkesinden ileri geliyor. Bu ülkelerde kadının toplumsal olarak geri bıraktırılmışlığı, ilk iki ülkede karma tutumyapıya geçilmiş olmasına karşın,67 bir veri olarak kabul edilip buna karşı önleyici siyasalar uygulanıyor. Bu açıdan, Güney Kore ile Kuzey Kore, ilginç bir karşılaştırma olanağı sunuyor: Kuzey Kore’yi saptırarak yansıtmayı temel araştırmacılık anlayışı edinmiş ABD resmi kaynakları bile, Kuzey Koreli kadının Güney Koreli kadından daha iyi koşullarda olduğunu söylüyor (bkz. Wikipedia 2008a, 2008b). Kuzey Kore’de tıp alanlarındaki kadın oranı, Güney Kore’dekinden daha yüksek; Kuzey Koreli kadınların 8 saatten fazla çalışmama hakkı korunmuş durumda ve çok çocuklu annelerin yalnızca 6 saat çalışma hakkı var. Kuzey Kore’deki koşulların kadın için en ülküsel 63 Türkiye’de ise bu oran, % 4.3. Yani resmi olarak bir İslam Cumhuriyeti olan Pakistan’ınkinden bile (% 5.6) daha geri (BMKİ 2007: Dizelge 33). 64 ‘Millet meclisi’ ya da ‘parlamento’ anlamında. 65 Türkiye, % 4.4’le, elimizde bu konuda veri bulunan 28 Asya ülkesinin 26’sının gerisinde (BMKİ 2007: Dizelge 33). 66 1990’da Türkiye ise, % 1.3 ile, bu oranda, dünyanın en geri ülkelerinin de gerisinde (BMKİ 2007: Dizelge 33). 67 Bu geçiş süreci ile ilgili olarak bkz. Gezgin (baskıda).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 217 (ideal) durumu sağladığı elbette söylenemez. Çünkü Kuzey Kore resmi düşünyapısı (ideoloji), 2. ve 3. kuşak dişilcilik (feminizm) hareketleriyle ve 1990 sonrası özgürlükçü düşüncelerle hesaplaşıp kendini yenilemiş bir toplumsalcılık değil; ama en azından, kalkınması, düşük ücretli, kısa süreli sözleşmeli bekar genç kız emeği sömürüsünden kaynaklanmıyor. Bir sonraki bölümde ele alacağımız gibi, Güney Kore’nin ve genel olarak Doğu Asya’nın kalkınması ise tam da buna dayanıyor. Dahası, Güney Kore’nin yüzbinleri bulan seks işçisi sayısına karşın, Kuzey Kore’de seks, bir gelir kaynağı değil (Wikipedia 2008a, 2008b). Diğer bir çarpıcı nokta, insansal gelişim düzeyiyle ya da ülkenin gelir düzeyiyle kadının siyasal katılımı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaması (DB 2005: 65). Japonya, en gelişmiş ülke; ancak kadınların en ileri konuma sahip olduğu ülke değil. Bir kere, Japonya’da kadının seçme ve seçilme hakkı, ancak 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra, 1945’te; diğer bir deyişle çok geç verildi. 20. yüzyılın ilk yarısının faşist Japonyası’nda, kadın, en gelenekselin de gelenekseli rollere itilmişti.68 Bugünün Japonyası’nda faşizm döneminin ataerkilliği hala sürmektedir. Japonya, üst düzey yöneticilerde kadın oranı açısından, Asya’nın en geri ülkelerinden biridir. Bu konuda, kadınların her açıdan geri koşullarda yaşatıldığı Nepal gibi ülkelerle aynı konumdadır (BMKİ 2007: Dizelge 29).69 Siyasal katılımın sayısal göstergeleri dışında Asya, kadın devlet başkanı, başbakanlar ve bakanlar açısından da kendi içinde farklılıklar gösteriyor. 31 Asya ülkesi içinden 10’unda özel bir durum sözkonusu: 10 Asya ülkesinde kadınlar, eşleri ya da babaları nedeniyle devletin en üst düzeyine dek yükselme olanağı buluyorlar. Bu konu, diğer bir deyişle, Asyalı kadının, eş-baba durumundan siyasal yükselişi konusu, üstüne çok sayıda doktora tezi yazılabilecek kadar geniş bir konu. Ancak, biz burada, dar alanımızda, bu 10 Asya ülkesini, kişileri ve eş-baba ilişkilerini sıralayarak, Asya kadınının siyasal katılımı altkonusuna noktayı koyacağız: 1) Sri Lanka: 68 Bu faşist kadın algısı, Japonya’da çoğunlukla yitip gitse de, Japonya dışındaki ‘Japon kadın’ algısının değişmesi zaman alıyor. ‘Japon kadını’ ile ilgili kalıp-yargılar (stereotip) üstüne çözümleme yapacak ham bir metin bulmak zor; ancak, Türkiye’de erkek-egemen sohbetlerde, ‘Japon kadını’nın hala en edilgen biçimde resmedildiği biliniyor. Belki bu algıda, Japon kadınını bir robotla özdeşleştirerek, erkek-egemen bir iyidüş (ütopya) yaratan, Kemal Sunal’lı ve Fatma Girik’li ‘Japon İşi’ (1987) adlı filmin de rolü olabilir. Bu nokta, filmlerin kalıp-yargıları biçimlendirmedeki etkileri üstüne kapsamlı bir kaynak taraması gerektirdiğinden burada duruyoruz. Bugün Japonya, erkek-egemen toplum yapısını korumakla birlikte, kadınların çoğunluğunun hiç de edilgen olmadığı bir toplumdur. Yalnızca ‘Japon kadını’ için değil ‘(Doğu) Asya kadını’ için genel olarak varolan edilgen temsil, sanıldığının tersine, Asya’nın ekinsel (kültürel) bir niteliği değildir; temsil, Asya toplumlarının çoğunlukla köylü toplumu olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’deki bir köylü kızının dünyaya bakışıyla bir (Doğu) Asyalı köylü kızının dünyaya bakışı arasında, gerçekte, büyük farklar bulunmamaktadır. Kente göçle birlikte, birbirini tutmak ya da hemşehrilik/ kayırıcılık (favoritism), toplulukçuluk (communitarianism), ortaklaşacılık (collectivism), yüzyüze ilişkilerin önemi gibi köylü değerleri, yanılgılı ve yüzeysel olarak, ‘Asya’nın ekinsel değerleri’ olarak adlandırılmaktadır. Bu yakıştırmalar, Türkiye’de ‘gecekondu yaşantısı’nı ‘en has Türklük biçimi’ olarak görmekle eşdeğerdir. (Doğu) Asya’da kente birlikte göçle süren bu köylü değerleri, kent değerleri karşısında zaten zamanla sönümlenmektedir. Bu, elbette ayrı bir uzun makalenin konusu... 69 Japonya’da yalnızca kadınların binebildiği kadın halktaşırları (otobüs) yaygın; kadınları saldırganlardan koruyan sıkacaklar da (sprey) yaygın; ancak bu, Japonya’da kadının durumunun iyi olduğunu göstermiyor; tersine, kadın halktaşırlarının varlık nedeni, toplutaşımada elle ve bedenle tacizin yaygın olması (Lewis 2004). Japonya, Asya’daki en ‘kalkınmış’ ülke olarak, taciz sıklığında tüm Asya ülkelerini büyük aralarla geride bırakıp ABD ile yarışıyor.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 218 Sirimavo Bandaranaike (1916-2000): Dünya tarihindeki ilk kadın başbakan (1960). 3 kez başbakan oldu (1960-1965; 1970-1977; 1994-2000). Suikaste kurban giden 4. başbakan Solomon Bandaranaike’nin (1899-1959) eşi. Chandrika Kumaratunga (d. 1945): Sri Lanka’nın ilk kadın devlet başkanı (1994-2005) oldu. 4. başbakan Solomon Bandaranaike’nin ve dünya tarihindeki ilk kadın başbakan olan Sirimavo Bandaranaike’nin kızı. 1994-2000 arası, anne-kız, anne başbakan, kız devlet başkanı olmak üzere ülkeyi birlikte yönettiler (bkz. Gezgin 2007b). 2) Filipinler: Corazon Aquino (d. 1933): Asya’nın ilk kadın devlet başkanı (1986-1992). Marcos diktatörlüğü tarafından suikastle öldürülmüş milletvekili Benigno Aquino’nun (1932-1983) eşi (bkz. Gezgin 2008a, 2008b). Gloria Macapagal-Arroyo (d. 1947): Filipinler’in 2. kadın devlet başkanı (2001- ). 9. devlet başkanı (1961-1965) Diosdado Macapagal’ın (1910-1987) kızı (bkz. Gezgin 2008b). 3) Pakistan: Benazir Bhutto (1953-2007): Çoğunluğu Muhammedci (Müslüman) olan ülkeler içinde ilk kadın başbakan (1988-1990; 1993-1996).70 Pakistan’ın 4. devlet başkanı (1971-1973) ve 10. başbakanı (1973-1977) Zülfikar Ali Bhutto’nun (1928-1979) kızı (bkz. Gezgin 2007c, 2007ç). 4) Hindistan: İndira Gandhi (1917-1984): Hindistan’ın ilk ve tek kadın başbakanı (1966-1977; 1980- 1984).71 Bağımsız Hindistan’ın kurucularından ve ilk başbakan Jawaharlal Nehru’nun (1889- 1964) kızı. Zaten babası ölüp başbakanlık ‘yad ellere’ gittikten yalnızca 2 yıl sonra, İndira Gandhi, 11 yıllığına başbakan oluyor; o da yetmiyor, 1980’de suikaste kurban gidene dek, yani 1984’e dek başbakanlığı sürdürüyor. O ölünce de zaten oğlu Rajiv Gandhi (1944-1991) başbakanlık yapıyor (1984-1989).72 5) Bangladeş: Begum Khaleda Zia (Begüm Halide Ziya) (d. 1945): Bangladeşin ilk kadın başbakanı (1991- 1996 ve ayrıca 2001-2006). 1981’de suikastle öldürülmüş Bangladeş devlet başkanı (1977- 1981) Ziaur Rahman’ın (Ziya ür Rahman) (1936-1981) eşi. Döneminin kadınlar açısından en önemli gelişmesi, az önce belirtildiği gibi, 300 sandalyeli Bangladeş Meclisi’ne kadın milletvekillerine ayrılmış 45 sandalyenin eklenmesini sağlaması oldu (BBC Haber 2004). Sheikh Hasina Wazed (d. 1947): Halide Ziya’dan hemen sonra, 2001’e dek, Bangladeş’in başbakanı idi. Yerini –kısa geçiş sürecini saymazsak- yine Halide Ziya aldı. Bangladeş’in kurucusu Sheikh Mujibur Rahman’ın (1920-1975) kızı. 70 Daha sonra ayrı bir çalışmada incelenmek üzere şöyle bir açıklama getirilebilir: Benazir Bhutto’nun seçilmesi, Pakistan’ın kadın hakları konusunda iyi bir karnesi olmasından kaynaklanmıyor (tersine, çok kötü bir karnesi var); Bhutto ailesi üyesi olmasından ve ataerkil toplumun baskısı altında kırbaçlanan ve taşlanan Pakistan kadınının seçme hakkının olmasından kaynaklanıyor. Kadınlar ağır baskı altındalar ama bir kadını seçme hakları var. Kurtuluşları için belki de kadınları seçiyorlar. Bhutto’nun kadınlar içindeki oy dağılımını incelemek gerekiyor. Bangladeş’te kadın başbakanların seçilmesi de belki aynı nedene bağlanabilir. 71 Hindistan’ın bugünkü başbakanı değil ama devlet başkanı -2007’den beri- bir kadındır: Pratibha Devisingh Patil (d. 1934). Ancak Patil’in devlet başkanlığı, eş-baba durumundan olmadığı için, ana-metin içinde anmadık. 72 Rajiv Gandhi de 1991’de bir suikastle öldürülüyor.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 219 6) Endonezya: Megawati Sukarnoputri (d. 1947): Endonezya’nın ilk kadın devlet başkanı (2001-2004). Bağımsız Endonezya’nın kurucu önderi ve devlet başkanı (1945-1967) Sukarno’nun (1901- 1970) kızı. Zaten adı (Sukarnoputri), Sanskritçe’de ‘Sukarno’nun kızı’ anlamına geliyor (bkz. Gezgin 2008c). 7) Myanmar:73 Aung San Suu Kyi (d. 1946): 1990 Nobel Barış Ödülü sahibi, insan hakları eylemcisi. 1990’daki seçimlerde başbakan seçildi; ancak seçimler, cunta tarafından iptal edildi (bkz. Gezgin 2007d, 2007e). Burma’nın ve Burma Ordusu’nun kurucularından, General Aung San’ın (1915-1947) kızı. 8) Malezya: Wan Azizah (d. 1952): Malezya Meclisi’nde muhalefetin başı. Malezya’yı İMF’ye teslim etmeyi savunduğu için başbakan vekilliğinden düşürülmüş, ancak bu düşüşte büyük iftiralara ve haksızlıklara uğramış ‘muhalif’ Enver (Anwar) İbrahim’in (d. 1947) eşi. 9) Güney Kore: Park Geun-Hye (d. 1952): Güney Kore’nin tutucu Büyük Milli Parti başkanı, milletvekili. Ülkenin 5., 6., 7., 8. ve 9. başbakanı, askeri diktatör Park Chung-Hee’nin (1917-1979) kızı. 10) Japonya: Makiko Tanaka (d. 1944): Japonya’nın ilk kadın dışişleri bakanı. Ülkenin 64. ve 65. başbakanı Kakuei Tanaka’nın (1918-1993) kızı. 3) Asya Kadınının Tutumyapısal Katılımı BM Kalkınma İzlencesi Raporu’na göre (2007), elde veri bulunan 19 Asya ülkesi içinden, Maldivler, Kamboçya ve Bangladeş dışında, tüm ülkelerde, işleyim (endüstri) kesimindeki erkek oranı, kadın oranından yüksek. Asya ülkelerinin çoğunda, tarım kesiminde yer alan, demek ki köylerde yaşayan kadın oranı, erkek oranından daha yüksek.74 Bu durum, kimi Asya ülkelerinde, kente göçün hâlâ ilk evrede olduğunun, yani önce tek başına erkeğin kentte iş aradığı/ bulduğu ilk evrede olduğunun imi olabilir.75 Yine 19 Asya ülkesinde, Sri Lanka, Maldivler, Laos, Kamboçya, Pakistan ve Bangladeş dışında, hizmet kesimindeki kadın oranı, erkek oranından yüksek (BMKİ 2007: Dizelge 31).76 Bu da, ilk bakışta, hizmet kesiminin, kadın işleri olarak algılandığı; işleyim kesiminin ise erkek işleri olarak algılandığı biçiminde yorumlanabilir. Ancak, Birleşmiş Milletler Kalkınma İzlencesi Raporu’nda, Hindistan ve Çin bulunmamakta ve toplam 2,5 milyarlık nüfusla Hindistan ve Çin, Asya’daki kalkınmanın da toplumsal dönüşümün de başını çekiyor. 73 Derichs vd. 2006, eş-baba ilişkisinden edindikleri simgesel sermayeyi pek önemsemeyerek, son dört kadın yöneticinin (Aung San Suu Kyi, Wan Azizah, Park Geun-Hye ve Makiko Tanaka’nın) ahlak söylemlerini inceliyor. 74 Dünyanın en köylü toplumunun bir Asya ülkesi olan Bhutan olduğunu (nüfusun % 88.9’u köylerde yaşıyor) yeri gelmişken anımsatalım (Gezgin 2008ç). 75 Bu savı sınamak için, kapsamlı alan araştırmaları gerekiyor. 76 Aynı verilere göre, Türkiye’de kadınların yaklaşık yarısı, tarım kesiminde. İşleyim ve hizmet kesimlerinde erkek oranı, kadın oranından yüksek. Kadın oranı, bir tek tarım kesiminde erkek oranından yüksek (BMKİ 2007: Dizelge 31).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 220 Gerçekte, (Doğu) Asya kalkınması, kadın emeğine dayanıyor (Kelkar ve Nathan 2002: 430). Daha ayrıntılandırırsak, (Doğu) Asya kalkınması, kısa süreli sözleşmeli ve düşük ücretli, ucuz işgücü, bekar genç kızların geçici emeğinin sömürüsüne dayanmıştır ve hâlâ dayanmaktadır. Genç kızlar, (Doğu) Asya kalkınmasında en ağır sömürü koşullarını yaşayan kesit olmuştur (Gills 2002: 111). Dolayısıyla, (Doğu) Asya, kalkındıkça, işgücü dişilleşiyor (feminization) (Gills 2002: 107). Asya’nın bu kadın emeği sömürüsü üstüne kurulu kalkınması, kuşkusuz, Avrupa’da 19. yüzyıl sermaye düzeninin vahşi dönemlerini anımsatmaktadır. Ancak, önemli bir ayrım noktası, kentli emeğin köyle ilişkisinin henüz kopmamış olmasıdır (Gills 2002: 112). İnsansal Gelişim Göstergesi’nde, ilk 30’da yer alan, Japonya, Hong Kong, Singapur, Güney Kore ve Brunei’de, hizmet kesimindeki kadın oranının oldukça yüksek olması, ucuz iş gücü nedeniyle fabrikalarını Tayland, Çin ve Vietnam gibi ülkelere kaydıran ilk dört ülkenin sermayesinin küresel hareketinin bir imi olarak da okunabilir; hizmet kesiminin bu yüksek gelirli ülkelerde bile kadına özgü görülmesi dolayısıyla geleneksel ataerkil işbölümünün sürmesinin bir imi de sayılabilir. Hirschman ve Nguyen (2002)’in çalışmasına göre, Vietnam’da kadınların eğitim düzeyi arttıkça, evlenme yaşı yükseldikçe ve karı-koca, tarımdışı bir işte çalıştıkça, geleneksel geniş aile yapısı geriliyor ve çekirdek aile güç kazanıyor. Kalkınma, evlenme yaşını yükselterek çekirdek aileye güç katıyor; çünkü çekirdek aileyi ayakta tutan temel nedenlerden biri, çocukların, kendi başlarına eve çıkacak gelirleri olmadan, genç yaşta evlendirilmeleri. Geniş aile kırılıp çekirdek aile yerleştikçe, Türkiye’de 1960’lardan bu yana olduğu gibi, Asya kadınının toplumsal rolleri de yavaş yavaş değişiyor. Öte yandan, kalkınma, enflasyonu da getirdiğinden ve Vietnam’da aylıklar düşük olduğundan, geniş aile yerleşimi, tutumyapısal olarak daha uygun bir nitelik taşıyor. Geniş aileyi herşeye karşın ayakta tutan ikinci temel neden, anneannelerin / babaannelerin, kalkınmayla birlikte çalışma yaşamına katılan kadının çocuk bakma görevini üstlenmesi (Hirschman ve Nguyen 2002: 1078). Asya Kalkınma Bankası’nın bir raporuna göre, Çin’de kalkınmanın kadın yararına 3 yönü var: Birincisi, herşeye karşın işleyim kesimi, kadınlara tarım ya da evişinde alabileceklerinden daha yüksek gelir sağlıyor ve bu da, bağımsızlıklarının önünü açabiliyor. İkincisi, karma tutumyapıya geçişle birlikte hane tutumyapısının öneminin artması, kadının hane emeğini değerlendiriyor. Üçüncüsü, hizmet kesimi, kadına yeni iş olanları sağlıyor (AKB 1998: 4)- kat kat büyüyen hizmet kesimini kadınlar dolduruyor ve hizmet kesimindeki kadın oranı gün geçtikçe artıyor (AKB 1998: 40). Olumsuz iki nokta ise, Çinli kadının işten ilk atılan kesit olması ve toplumsal güvencesi olan kamu işlerine erişimlerinin daha düşük olması (AKB 1998: 5). Aslında, Banka’nın olumlu olarak saydığı ilk 3 yön, elbette olumsuz olarak değerlendirilebilir: Yine aynı rapora göre (AKB 1998: 5), Çinli kadınların çoğunluğu (yaklaşık % 80’i), kente çalışmak üzere giden erkeklerin bıraktığı tarlaları ekmekte, toprağa daha bağımlı olmaktadır. İkincisi, karma tutumyapıya geçişle birlikte, Çin kadını, kendisi ve çocukları için nitelikli eğitim ve sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılmıştır. Konuyla bağlantısı gözden kaçan ama yine aynı raporda geçen bir başka nokta ise, kadınların emeklilik yaşının erkeklere göre 5 yıl düşük olması ve ortalama yaşam sürelerinin erkeklerinkinden yüksek olması olgusudur (AKB 1998: 55). Rapor, bu verinin anlamı üstünde durmamıştır. Oysa bu veri, kadının emekli haklarının gasbedilmesi açısından daha büyük bir soygunla karşılaştığını göstermektedir: Erkek, daha uzun süre çalışıp daha önce ölmekte; daha önce emekli olup geç ölen yaşlı kadınlarsa en çok zarar gören kesit olmaktadır. Üçüncüsü, kadının hizmet kesiminde çalışması, örneğin lokantada ya da otelde çalışması, geleneksel kadın-erkek rollerinin kentlerde de sürdürülmesini getirmiştir: Hizmet kesimi,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 221 düşük geliri ve güleryüz isteyen yapısı ile, kadınların iş alanı olarak görülmektedir. Bilgi hattı (call center) işlerindeki kadın yoğunluğu da, bu noktaya bir başka örnek sayılabilir. Bu tabloya şu verileri de ekleyelim: Çin’de okumaz-yazmazların büyük çoğunluğu kadındır (AKB 1998: vi). Dahası, Çinli kadınların üçte biri, okumaz-yazmazdır (AKB 1998: 5). Kadın okumaz-yazmazlığı oranı, erkek okumaz-yazmazlığı oranına göre daha yavaş düşmektedir (AKB 1998: 32). Çin’de, kadınlar, işgücünün yarısından daha azını temsil etmelerine karşın, işsizlerin yarısından fazlası da kadındır (AKB 1998: vi, 36). Kadınların iş bulma olasılığı, erkeklerin iş bulma olasılığından daha düşüktür (AKB 1998: 37). Çinli kadınlar, diğer birçok ülkede olduğu gibi, evlenebilecekleri ve/ ya da gebe kalabilecekleri için, sürekli işçi olarak düşünülmüyorlar. Kısa süreli sözleşmeli ve düşük ücretli Çinli bekar genç kızlar, yabancı ya da yabancı ortaklı şirketlerin işgücünün % 80 kadarını oluşturuyor. Bu işletmelerin çoğunda, kadınların hiç bir hakkı bulunmamakta ve kolaylıkla işten atılabilmekteler (AKB 1998: 37- 38). Elbette, 1949’da Çin Devrimi’nden 1978’deki karma tutumyapıya geçişe dek, kadınların koşullarında büyük ilerlemeler olmuştur: 1949’da kadınların % 90’ı okumaz-yazmazdı (AKB 1998: 5). Çin Devrimi’yle birlikte kadının işgücüne katılım oranı, % 81 ile tüm dünya ülkelerininkini aşacak biçimde rekor düzeyde idi (AKB 1998: 14). Çin Halk Cumhuriyeti’nin görsel sanat tarihi, kadınları erkeklerle eşit gören ve onları evhanımı değil işçi olarak resmeden posterlerle doludur (Cushing ve Tompkins 2007). Ancak, 1978 ve sonrası, devrimin kazanımlarını gün geçtikçe tüketmektedir.77 Asya’da üst düzey yönetici kadın oranında, sıralama şöyle: Filipinler (% 58), Moğolistan (% 50), Kazakistan (% 38), Tayland (% 29), Hong Kong (% 27), Brunei ve Singapur (% 26), Kırgızistan (% 25), Malezya ve Bangladeş (% 23), Vietnam (% 22), Sri Lanka (% 21), Çin (% 17), Maldivler (% 15), Kamboçya (% 14), Japonya (% 10), Güney Kore ve Nepal (% 8).78 Filipinler’deki üst düzey yönetici oranı, dünyanın en yüksek oranı (BMKİ 2007: Dizelge 29).79 Profesyonel ve teknik işlerde çalışan kadın oranında ise, Asya’da en düşükler, Bangladeş (% 12) ve Nepal (% 19). Yüksekler ise, sırasıyla şöyle: Kazakistan (% 67), Filipinler (% 61), Kırgızistan (% 57), Tayland ve Moğolistan (% 54), Çin (% 52), Vietnam (% 51), Japonya ve 77 1978 sonrası Çin’le Sovyet sonrası Rusya, kadının gerileyen konumu açısından birbirine çok benziyor. Sovyet sonrası Rusya’da, 1978 sonrası Çini’nde olduğu gibi, ilk işten atılanlar kadınlar oldu. Bunun temel nedenlerinden biri, kadınların doğum izni gibi doğal haklarının, şirketlerin giderini arttırarak kârını düşürmesi. İki ülkede de işsizlerin çoğu kadın. İki ülke de, seks işçiliğinin patlak vermesine tanık oldu. Ne de olsa da, sermaye düzeni, Veena’nın (2007: 98) da belirttiği gibi, metalaştırmada sınır tanımayıp kadın bedenini de bir gelir kaynağına dönüştürüyor. Ancak, Çin’de seks işçiliği, Rusya’daki kadar büyük bir oyluma sahip değil. 78 Türkiye ise (% 7), bu oranda, Papua-Yeni Gine’nin de Bangladeş’in de gerisinde (BMKİ 2007: Dizelge 29). 79 Filipinler’in, siyasal katılım ve üst düzey yönetici oranındaki dikkate değer ileriliği, açıklama gerektiriyor: Yerli Filipin toplulukları, ataerkil değildi; kadınların çeşitli hakları bulunmakta idi (Bansa 2008). Bu ataerkil olmayan toplum yapısı, İspanyol sömürgecilerinin Katolikleştirme etkinlikleriyle bastırılmıştır. İspanyol sömürgecilerinin etkin siyasaları nedeniyle, bugün Filipinler’in çoğunluğu Katolik’tir. Bugün Filipinler’de Katolik dinin baskısı nedeniyle doğum denetim hapları kullanımı engellenmekte; bu nedenle, Filipin kadınının doğum üstündeki denetim alanı daraltılmaktadır (DB 2005: 63). 1571’den 1898’e dek İspanya; 1898’den 1946’ya dek ise ABD sömürgesi olan ülkede, Amerikan düzeni, İspanyol düzeniyle karşılaştırıldığında, kadınlara daha olumlu bir ortam hazırladı. İspanyol sömürgeciliği öncesi eski toplumun izleri günümüzde hâlâ görülebilmektedir. Eski toplumun izleri, belki de, yukarıdaki olumlu kadın oranlarında da kendini göstermektedir.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 222 Sri Lanka (% 46), Brunei ve Singapur (% 44). Kazakistan, Estonya’dan (% 70) sonra, Letonya (% 67) ile birlikte dünya 2.si (BMKİ 2007: Dizelge 29).80 Le (2006), Vietnam’da verimli karides, midye ve yengeç alanlarının, 1986’daki karma tutumyapıya geçişle birlikte, kalkınma adına, nasıl adaletsizçe bölüştürüldüğünü anlatırken, özellikle kadın-başlı hanelerin bu süreçte mülklüleştirilmeyerek mülksüzleştirilmesine dikkat çekiyor.81 Verimli kıyı alanları, karma tutumyapıya geçiş öncesi herkesindi. Tüm köylüler, gereksinimlerine göre avlanabiliyordu. 1986’yla birlikte özel mülklük getirildi ve böylece, alanlar, köyün ileri gelenlerine bölüştürüldü. Kamu mülkü paylaştırılıp ileri gelenler mülklüleştirilirken, ileri gelenler içerisinde yer almayan kadın-başlı haneler, mülk sahibi yapılmadıkları için, mülksüzleştirilmiş oldu. Bu adaletsizlik, 2000 yılında, bir ‘toprak sahibi’nin, kendi malı olduğunu ileri sürdüğü alanda midye avlayan gebe bir kadını bayılıncaya kadar dövmesi olayının sonucu olarak su yüzüne çıktı ama kadının mülklüleştirilmesi bir çözüm olarak sunulmuyor. Çünkü devlet, Çin’de de olduğu gibi, kalkınma adına, ülkeyi, kentte ‘girişimci’lere; köyde ise yeni bitme toprak ağalarına sattı. (Doğu) Asya’nın kalkınması ile birlikte, işgücüne daha fazla katılan kadın için temel sorulardan biri şudur: Kalkınma, kadınların koşullarını iyileştirecek midir; yoksa evişi yüküne iş yükünü ekleyerek, kadınları daha zor ve sağlıksız koşullara mı sürükleyecektir (Mitter 1999: 12). Dünya Bankası Raporu’na göre, (Doğu) Asya kalkınması, kadın için ‘zaman yoksulluğu’ kavramını getiriyor (DB 2005: 61). Kalkınma ile birlikte kadınlar, zaman açısından yoksullaşıyor. İş ve ev yükü arasında sıkışıp kalıyorlar. AB(D)’de 1960’larla birlikte gelişen, ev işinin makineleşmesi olgusu (çamaşır ve bulaşık makinesi, elektrikli süpürge vb.), (Doğu) Asya kadınının evişi yükünü elbette hafifletebilir. Ancak, (Doğu) Asyalı kadınların çoğu ve (Doğu) Asya ülkelerinin çoğu, elektronik eşya alabilecek düzeyde ücretlere sahip değiller. Özellikle bulaşık makinesi, düşük gelirli Asya ülkelerinde büyük bir lüks. Dünya Bankası raporları, Asyalı kadınların Asya’nın dışasatım (ihracat) özel bölgelerinde ezici çoğunluğa sahip olmasından, bu, kalkınmanın büyük bir başarısıymış gibi sözediyor (bkz. DB 2005: 61). Oysa, kadınların bu bölgelerde ezici çoğunluk olması, ilerleme belirtisi değil, onların erkeklerden daha düşük ücretle ucuz işgücü olarak çalıştırılmasından kaynaklanıyor.82 Aslında, kalkınma, (Doğu) Asyalı kadını “eşit işe eşit ücret” ilkesine gün geçtikçe yaklaştırsa da; bu sürece, kadınların, alt düzey işlerde çalıştırılması da eşlik ediyor (DB 2005: 62). Örneğin, Tayland ve Vietnam’da, kadın inşaat işçilerinin sayısı, düşük ücret nedeniyle gün geçtikçe artmaktadır. Bu iki ülkede, kadınların inşaat işçisi olarak çalışması olgusu, ‘kadına düşük ücret’ ilkesinin, geleneksel olarak erkek işi sayılan inşaat işçiliği gibi alanları bile 80 Türkiye ise, % 40 ile, bu 11 Asya ülkesinden geride (BMKİ 2007: Dizelge 29). 81 Scott (2003), kadın-başlı hanelerin mülklüleştirilmeyerek mülksüzleştirilmesi süreci üstüne, bu haneler arasındaki farklara odaklanarak daha ayrıntılı bir bakış sunmaktadır. Ancak, çalışmamız, özel olarak Vietnam üstüne değil Doğu Asya üstüne olduğu için, Scott’un ayrıntı incelemesini burada irdelemiyoruz. 82 Görüldüğü gibi, Asya’nın birçok ülkesinde, çocuk büyütme, temel olarak annenin görevi sayıldığı için, kadınlar, evhanımı olmaya özendiriliyor. Gerçekte, dünyanın sanal ağlarla bağlanması, evhanımı Asyalı kadınların yararına bir gizilgüç (potansiyel) taşımakta: Ağ’lanma (sanal bağlantıların yaygınlaşması) ile birlikte, evden iş yapma seçeneği, yaygınlaşmış durumda. Evhanımları da, kılgısal (teknik) eğitim alırlarsa, evden ağsayfası (website) tasarlayabilir ve benzeri işler yaparak, en azından kendilerini geçindirebilecek bir gelire ulaşabilirler. Bu, elbette yalnızca bir öneridir. Uygulamada geçerliliği ya da geçersizliği görülecektir. Ayrıca, sanal ortamda, takma ad alma olanağı nedeniyle, kadın-erkek ayrımı da bir ölçüde ortadan kalkmaktadır. Bu da, ayrı bir görgül (empirik) çalışma konusu.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 223 dişilleştirebildiğinin çarpıcı bir örneğidir. Vietnam’da turistik bölgelerde kürek çekenlerin çoğunun kadın olması da, bir yandan düşük ücretli ağır beden emeğinin dişilleşmesiyle; bir yandan da, hizmet kesiminin dişil vitrin isteğiyle açıklanabilir. Böylece, “kadın-erkek rolleri, kadının daha zayıf beden yapısından kaynaklanır” biçimindeki görüşe de bir karşıt-olgu (counterfact) gelmiş oluyor. Bu ‘kadına düşük ücret’ ilkesi, yalnızca niteliksiz işlerde görülmemekte. Wajcman ve Le (2007), yazılım şirketlerindeki kadın izlencecilerin (programcı) konumlarını inceleyerek; kadın izlencecilerin, aynı niteliklere sahip olmalarına karşın, daha alt düzey konularda çalıştırıldıklarını gösteriyor. Üstelik, bu durum, bilişim ve benzeri bölümlerden mezun olan kadın sayısının artmasına karşın böyle. Wajcman ve Le (2007), üst düzey yöneticilerin kadın izlenceci algısını da inceliyor ve yöneticilerdeki ortak algının şu olduğunu görüyorlar: “Daha düşük konumlu işleri kadınlar yapıyor çünkü onlar daha sabırlı. Üst düzey işler, mantık yürütme becerisi gerektiriyor. Bunda da erkekler daha iyi” (Wajcman ve Le 2007: 19-20). Dolayısıyla, kadın-erkek eşitliği konusunda, kadının çeşitli kesimlerdeki oranı yanında, kadının çalıştığı alanda verilen işlerin nitelik düzeyi de incelenmelidir. Ne yazık ki, bu konuda, Asya’yı bir bütün olarak değerlendirmemizi sağlayacak sayılamalar (istatistik) bulunmuyor.83 Asya kalkınmasının bir diğer yüzü de, Asya-içi para evlilikleri ya da daha akademik bir dille, ‘ticari evlilik göçleri’ (Lu 2005). Bugün daha kalkınmış olan Tayvan ve Güney Kore’de, yabancı gelinli evliliklerin çoğunda gelin, Vietnamlı.84 Tayvan’da yaklaşık 120,000; Güney Kore’de yaklaşık 20,000 Vietnamlı gelin bulunmakta. Bu evliliklerin çoğu, uzun sürmüyor. Özkıyım (intihar) ve cinayetle sonuçlananları da bulunmakta (Vietnam News 2007, Vietnam News 2008, VietnamNet Bridge 2008). Kamboçya da diğer ülkelere gelin veren ülkelerden (Xinhua 2008). Dolayısıyla, Asya’daki dengesiz kalkınmanın bir sonucu da, Asya-içi çöpçatanlık şirketlerinin yaygınlaşması oldu.85 Yine Asya’daki dengesiz kalkınma nedeniyle, çöpçatanlık şirketlerine ek olarak, ev işçisi göçleri (örneğin Filipinler’den Hong Kong’a ve Singapur’a) yaygın olarak görülmekte ve bu da, göç alan ülkelerdeki yönetici konumdaki kadınların daha üst düzeylere çıkabilmeleri için olanak sağlamakta (bkz. Ng vd. 2002). 4) Asya Kadının Eğitim Düzeyi Çin’de, erkek çocuğu yeğleyen ataerkil yapı nedeniyle her yıl kadın-erkek oranı düşmektedir (AKB 1998: vii; DB 2005: 62). 1978’den beri uygulamada olan tek çocuk siyasası, karma tutumyapının hortlattığı ataerkil yapıyla birlikte, kız bebekler için ağlatısal (trajik) sonuçlara yol açmaktadır. Konuyu ayrıntılandırırsak, düşen kadın-erkek oranının belli başlı 4 nedeni bulunmaktadır: Birincisi, kırsal kesimde, bebek, kız olursa, ikinci bir çocuğa yasalar izin vermediğinden, yeni doğan, kayedilmemektedir. Böylece, kız çocuğu, kimlik-kartsız büyüyerek, -okula kaydolmak gibi en temel hakkı bile içermek üzere- tüm toplumsal 83 Yine bu bağlamda, ‘beyaz yakalı ve mavi yakalı işçi’ ayrımına ek olarak, toplumun ‘kadın işi’ olarak gördüğü hemşirelik, sekreterlik ve öğretmenlik vb. meslekler için kullanılan ‘pembe yakalı işçi’ tanımını belki de yeniden düşünmek gerekiyor: Kalkınma, ‘pembe yakalı işçi’ tanımını genişletiyor ama onun içeriğini, diğer bir deyişle kapsama alanını az-çok koruyor; çünkü ataerkil işbölümüne dayanıyor. Kimbilir, düşük ücret nedeniyle gün geçtikçe dişilleşen inşaat işçiliği de belki birgün ‘pembe yakalı’ tanımı altına girecek... Belki de, ‘pembe yakalı işçi’ tanımı, kadınların çoğunluk olduğu tüm düşük ücretli işler için kullanılmaya başlanacak. 84 Elbette, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC)-Tayvan evliliklerini saymazsak. Zaten kimi araştırmacılar, ÇHC- Tayvan evliliklerini yabancıyla evlilik değil, eyaletler-arası evlilik sayıyor (bkz. Lu, 2005). 85 Tayvan’a giden Asyalı (özellikle Güneydoğu Asyalı) gelinlerin ve onların gidişini sağlayan çöpçatanlık şirketlerinin kapsamlı bir çözümlemesini Lu (2005) sağlamakta.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 224 haklardan yoksun bırakılmaktadır. İkincisi, gebelik sırasında ultrasonla cinsiyetin belirlenebilmesi, kız bebeklerin doğumdan önce aldırılmasını yaygınlaştırmıştır. Devlet, cinsiyet belirlenimi için ultrason kullanımını ve cinsiyet nedeniyle bebek aldırılmasını yasaklamıştır; ancak, bu etkinlikler gizlice sürmektedir. Üçüncüsü, doğan kız bebekler terkedilmektedir. Çin yetimhanelerinde yüzbinlerce terkedilmiş kız çocuk bulunmaktadır. Dördüncüsü, kız bebeklerin öldürüldüğü de görülmektedir (AKB 1998: 18). Kadın-erkek oranının bu nedenlerle düşüşü, ‘evlenme çağı’ndaki erkeklerin evlenecek hanım bulmalarını zorlaştırmaktadır. Kimi bölgelerde 100 kadına 130 erkek düşüyor (Ma 2004). Öte yandan, kadın-erkek okul kayıtları arasında hala uçurum olsa da, Çin’de, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretime kayıt yaptıran kız öğrenci sayısında yıllar geçtikçe artış gözleniyor (AKB 1998: 29). Çin’de kadın emeği sömürüsü yaygınken, çocuk işçilere neredeyse hiç rastlanmıyor (AKB 1998: 29). Kadınlarda (15 yaş ve üstü) okuma-yazma oranı en yüksek ülkeler, Orta Asya’daki eski Sovyet devletleri. En düşük okur-yazarlık oranları ise, sırasıyla, Nepal (% 34.9), Pakistan (% 35.4), Bangladeş (% 40.8), Hindistan (% 47.8), Papua-Yeni Gine (% 50.9), Laos (% 60.9) ve iç savaş nedeniyle birkaç kuşağın 1 yıl bile okula gidememiş olduğu Kamboçya’da (% 64.1) (BMKİ 2007: Dizelge 30).86 Erkek okur-yazarlık oranıyla karşılaştırıldığında, en ilginç bulgu, Filipinler’de erkek okur-yazarlığı oranının kadın okur-yazarlığı oranından düşük olması. Filipinler, bu noktada, Asya’daki biricik örnek (bkz. dipnot 20). Orta Asya ülkelerinde ise, kadın ve erkeklerin okur-yazarlık oranları hemen hemen aynı. Pakistan, Nepal, Hindistan, Bangladeş, Kamboçya, Laos ve Papua-Yeni Gine’de, hem kadınların okuma-yazma oranı düşük hem de kadın okur-yazarlığı oranı ile erkek okur-yazarlığı oranı arasında dağlar kadar fark var. Papua-Yeni Gine ve Pakistan’ı saymazsak, elde veri bulunan 26 Asya ülkesinde, ilköğretim çağındaki kız çocuklarının % 90’ı ya da fazlası okullu. Bu oran, ortaöğretim düzeyindeki kızlar için, % 23’lere dek düşüyor. 8 ülkede, bu oran, % 52’nin altında: Pakistan (% 23), Papua-Yeni Gine (% 23), Kamboçya (% 24), Laos (% 40), Myanmar (% 40), Nepal (% 42), Bangladeş (% 48), Hindistan (% 50), Papua-Yeni Gine (% 52). Japonya’da ise ortaöğretim çağındaki tüm kızlar, okullu (BMKİ 2007: Dizelge 30).87 Yükseköğretimdeki kız öğrencilerin üniversite çağındaki kızlara oranı açısından sıralama şöyle: Güney Kore (% 69), Kazakistan (% 62), Moğolistan (% 54), Japonya (% 52), Kırgızistan (% 46), Tayland (% 44), Malezya (% 36). Bu oranlar, % 100’e yakın İskandinav ülkeleri değerlerine göre oldukça düşük.88 En geridekiler ise, Kamboçya (% 2), Nepal (% 3), Pakistan ve Bangladeş (% 4), Laos (% 7), Tacikistan ve Hindistan (% 9). Üniversite çağındaki kız ve erkeklerin üniversiteli olma oranına bakıldığında ise, en yüksek değer, Maldivler’de; sonra, Brunei, Moğolistan, Doğu Timor, Kazakistan, Malezya, Kırgızistan ve Filipinler geliyor (BMKİ 2007: Dizelge 30). En düşükler ise, Tacikistan, Nepal, Kamboçya ve Bangladeş.89 Aslında bu değerler, kadına verilen değer yanında, yükseköğretime verilen değeri de gösteriyor olabilir; çünkü kimi ülkelerde, erkeklerden iş yaşamına bir an önce atılmaları bekleniyor ve yükseköğretimin okul sonrası gelirde yaratması beklenen artış düşük olabiliyor. Örneğin, Moğolistan yükseköğretim kurumlarındaki yüksek kız oranının, erkeklerin üniversite okumalarının mesleklerine pek bir yarar sağlamamasından 86 Türkiye’de bu oran, % 79.6. Yani Myanmar’ı da (% 86.4) içermek üzere üzere 16 Asya ülkesinin oranlarının gerisinde (BMKİ 2007: Dizelge 30). 87 Türkiye, ortaöğretim çağındaki kızların yalnızca % 68’inin okullu oluşuyla, tüm Orta Asya ülkelerini, Vietnam’ı, Tayland’ı ve Hindistan’ı içermek üzere 16 Asya ülkesinin gerisinde (BMKİ 2007: Dizelge 30). 88 Türkiye’de ise bu oran, % 26. Dolayısıyla Türkiye, 7 Asya ülkesinin gerisinden kalıyor (BMKİ 2007: Dizelge 30). 89 Türkiye, bu oranda, 16 Asya ülkesinden geride (BMKİ 2007: Dizelge 30).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 225 kaynaklandığı ileri sürülüyor (DB 2005: 64). Aynı biçimde, Çin’de, kadınlar için eğitim düzeyi, aylıklarında fark yaratırken; erkeklerde eğitimin gelir durumunda büyük fark yaratmadığı gözleniyor (AKB 1998: 35). Sonuç Bu çalışmada, Muhammedciler’in çoğunlukta olduğu Asya ülkelerine (Afganistan, Bangladeş, Brunei, Endonezya, Malezya, Maldivler ve Pakistan) ve Hindu dininin – Budacılık’la birlikte ya da ondan ayrı olarak- hâlâ etkili olduğu ülkeleri (Bhutan, Hindistan90 , Nepal ve Sri Lanka) incelemedik; çünkü hem yerimiz dar hem de bu iki öbek, diğer Doğu Asya ülkelerinden daha ayrı koşullar taşıdıklarından kapsamlı inceleme gerektiriyorlar. Yine toplumsal ve tarihsel koşulları oldukça farklı olduğundan, bizim ‘Güneybatı Asya ülkeleri’ olarak adlandırdığımız, egemenlerin ‘Ortadoğu’ olarak adlandırdığı bölgeyi de,91 bu çalışmanın dışında bıraktık. Ancak, en azından şu söylenebilir: Bugün bu üç öbek ülke dışındaki en geri Doğu Asya ülkesinin kadını, bu üç öbeğin en ileri ülkesinin kadınına göre daha iyi koşullara sahiptir. Çin özgülünü dışarıda bırakırsak, dünyanın hemen hemen heryerinde varolan ücret ayrımcılığı ve seks işçiliği sömürüsü ve seks köleliği konusunda bile,92 Doğu Asya’nın, dünyanın birçok bölgesinden farklı olmadığı görülmekte. Ancak, ilk üç öbek ülkenin kimisinde kadınların hâlâ seçme ve seçilme hakkı yok; tecavüze uğrayan kadınlar, dinsel hukuk, tanıklıklarını saymadığı için zina yapmış sayılıp hâlâ taşlanıyor ve kırbaçlanıyorlar. Seçme ve seçilme hakkına sahip Doğu Asya kadını, en azından taşlanmıyor 90 Hindistan, kadınlar üstünde büyük baskıların olduğu 1.134 milyar nüfuslu bir dev ülke. Ülkede, Hindu çoğunluğunda çeyiz uygulaması, yasadışı olmasına karşın hâlâ yaygın. Gelin, evlenirken eve çeyiz getiriyor. Daha fazla çeyiz almak için, erkekler, gelinden hoşnut kalmadıklarını ileri sürerek, evliliğin ilk yıllarında geline baskı yapıyorlar. Gelinin bu nedenle yakılması ve işkence görmesi bile, günlük olay. Kadını koruma amaçlı olarak ‘çeyiz-karşıtı yasalar’ konulmuş durumda. Bu yasalar, kadının maruz kalacağı şiddeti önlemeyi amaçlıyor; ancak, çok sayıda kadın, bir kez boşanmaya karar verdi mi, bu yasayı kötüye kullanıyor ve şantaj aracı yapıyor (Dhillon 2003, The Times of India 2002). Bu olgu, uluslararası boyut da kazanmış durumda: Hindistanlı gelin alan ABD’liler, Hindistan’da eşlerinin isteklerini yerine getirmeyince, ‘çeyiz için şiddet kullanmak’tan gözaltına alınıp yargılanabiliyor ve el altından para ödeyerek işin içinden çıkıyorlar (Tsering 2005). Boşanmak için gelini yakan erkek sayısı, Hindistan’da oldukça yüksek! (Ash 2003). Birleşmiş Milletler’in Hindistan raporunu (BM 2001) üstünkörü incelemek bile, Hindistan’da kadının içler acısı durumunu gözler önüne seriyor. 91 “çünkü Mezopotamya, yalnızca AB(D)’den bakınca doğuda ve ortada sayılır” (Gezgin 2008d). 92 Ne yazık ki bu konuyu da yer darlığı nedeniyle ele alamadık. Veena (2007), Tayland’da seks işçiliğinin ağbağın (internet) yaygınlaşması ile önemli bir dönüşümden geçtiğini bildiriyor. Veena’nın bu çalışması, seks işçiliği ile kalkınma ilişkisi açısından çok önemli bir kaynak ve bu nedenle, konumuzla doğrudan ilgili. Dolayısıyla, bir dipnotla da olsa, bu konuya değinmek gerekiyor: Veena (2007), araştırmasında, genç ve orta kuşak seks işçileri arasında farklara rastlıyor. Eğitimsiz olan orta kuşak, çocuğuna bakmak için seks emeği satarken; çoğunlukla öğrenci olan genç kuşak, yaşıtlarının lüks markalı yaşam düzeyini tutturabilmek için seks emeği satıyor. Orta kuşak seks işçiliği, Tayland’a dayatılan köyleri unutma tabanlı kent kalkınmasının ürünü; çünkü yatırım yapılmayan köylerde iş bulamayıp kente göçen, ancak eğitim olanağı sağlanmamış kuşağın bir temsili. Genç kuşak seks işçiliği ise, tüketim toplumunun doğrudan bir ürünü: Daha pahalısını tüketmek için, kendini tükettirmek... Bu ikisinin dışında 3. bir öbek, temizlikçilik gibi işlerde düşük ücret alan kentli işçiler. Bunların bir bölümü, düşük ücret almaktansa, kolay ve hızlı kazanç yolu olarak seks emeği satmaya başlıyor. Ağbağ üstünden yapılan seks ticaretinin, çevrimdışı (off-line) seks ticaretinde aracının (‘pezevenk’) eline geçen aracı parasının (komisyon) seks işçilerine kalmasını sağlayışını, Veena (2007), kılgıyapının (teknoloji) seks işçileri üzerindeki olumlu bir etkisi olarak görüyor. Ayrıca, ağbağ, geçimini seks işçiliğinden kazanmak durumunda olan kadınları, aracının baskısından ve seks köleliğinden kurtarıyor. Çevrimiçi (online) seks ticareti yapan seks işçilerinin, aracı parası ödemedikleri için ve gelirleri daha yüksek olduğu için, bir dükkan açacak kadar sermaye biriktirip seks işini bırakma şansı da daha yüksek. Yeni kuşak seks işçileri, eski kuşaklara göre daha şanslı. Bu, yine ayrı bir makale konusu.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 226 ve kırbaçlanmıyor. Muhammedciler’in çoğunlukta olduğu Asya ülkelerinde ise, kadınların özgürlük kavgası sürüyor. Birgün onların da özgürlüklerini kazandıklarını yazabilme umuduyla çalışmamızı noktalıyoruz. İyi Dilekler Beni kadın hakları konusunda duyarlılıkla yetiştiren anneme ve çalışmanın yazım evresinde destek olan Ngo Thi Thuy Duyen Gezgin’e iyi dileklerimi iletmek isterim.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 227 Kaynakça Ash, Lucy. 2003. “India’s Dowry Deaths”. http://news.bbc.co.uk/2/hi/programmes/crossing_continents/3071963.stm Asya Kalkınma Bankası (AKB). 1998. Country Briefıng Paper: Women in the People’s Republic of China. http://www.adb.org/Documents/Books/Country_Briefing_Papers/Women_in_PRC/default.as p Bansa. 2008. “The role and status of the Filipina”. http://www.bansa.org/culture/filipina/ BBC Haber. 2004. “Bangladesh law boosts women MPs”. http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/south_asia/3719227.stm Birleşmiş Milletler (BM). 2001. Women in India: How Free How Equal? http://www.un.org.in/wii.htm Birleşmiş Milletler Kalkınma İzlencesi (BMKİ). 2007. Human Development Report 2007/2008. http://hdr.undp.org/en/media/hdr_20072008_en_complete.pdf Cushing, Lincoln ve Tompkins Ann. 2007. Chinese Posters - Art from the Great Proletarian Cultural Revolution. San Francisco: Chronicle Books. Derichs, Claudia, Fleschenberg, Andrea ve Hüstebeck, Momoyo. 2006. “Gendering Moral Capital: Morality as a Political Asset and Strategy of Top Female Politicians in Asia”, Critical Asian Studies 38(3): 245-270. Dhillon, Amrhit. 2003. “Bitterness of Wives Leads to Abuse of India's Anti-dowry Laws”. The Observer, New Delhi.7 Temmuz. Dünya Bankası (DB). 2005. East Asia Update, April 2005: East Asia’s Dollar Influx – Signal for Change. Special Focus: Gender Equality in East Asia. http://siteresources.worldbank.org/INTEAPHALFYEARLYUPDATE/Resources/EastAsiaUp datefullreport.pdf Gezgin, Ulaş Başar. Baskıda. “Çin ve Vietnam’da Yeni Serbestçilik ve Direniş”, Doğudan Dergisi. Gezgin, Ulaş Başar. 2008a. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (39): Dünden bugüne Filipinler-2...”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 200, 4 Mayıs. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=30172 Gezgin, Ulaş Başar. 2008b. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (39): Dünden bugüne Filipinler-3...”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 201, 11 Mayıs. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=30618 Gezgin, Ulaş Başar. 2008c. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (31): Dünden bugüne Endonezya...”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 187, 3 Şubat. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=24594
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 228 Gezgin, Ulaş Başar. 2008ç. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (45): Vietnam’da Eğitim ve Toplum”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 205. 8 Haziran. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=32224 Gezgin, Ulaş Başar. 2008d. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (44): Sayılarla Asya ve Çin”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 204. 1 Haziran. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=31821 Gezgin, Ulaş Başar. 2007a. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (19): Asyacılık üstüne”. Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 178, 25 Kasım. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=20955 Gezgin, Ulaş Başar. 2007b. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta(2): Asya basınında Türkiye’deki seçimler ve dahası...”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 161, 29 Temmuz. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=14406 Gezgin, Ulaş Başar. 2007c. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (18): Laiklikleriniz itinayla suistimal edilir”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 177, 18 Kasım. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=20563 Gezgin, Ulaş Başar. 2007ç. “(Asya-Pasifik’te Bu Hafta (29)) ABD’nin düşmüş piyonu (Bhutto)”, Evrensel Gazetesi, 29 Aralık. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=22376 Gezgin, Ulaş Başar. 2007d. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (15): Dünden bugüne köhne Burma- 1”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 174, 28 Ekim. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=19392 Gezgin, Ulaş Başar. 2007e. “Asya-Pasifik’te Bu Hafta (16): Dünden bugüne köhne Burma- 2”, Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 175, 4 Kasım. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=19766 Gills, Dong-Sook S. 2002. “Globalization of production and women in Asia”, The ANNALS of American Academy of Political and Social Science 581: 106-120. Hirschman, Charles ve Nguyen, Huu Minh. 2002. “Tradition and Change in Vietnamese Family Structure in the Red River Delta”, Journal of Marriage and Family 64: 1063-1079. Kelkar, Govind ve Nathan, Dev. 2002. “Gender Relations and Technological Change in Asia”, Current Sociology 50: 427-441. Le, Thi Van Hue. 2006. “Gender, Doi Moi and Mangrove Management in Northern Vietnam”, Gender, Technology and Development 10: 37-58. Lewis, Leo. 2004. “All-women trains are only way to defeat Tokyo bottom pinchers”, The Times. 24 Kasım. http://www.timesonline.co.uk/tol/news/world/article394630.ece Lu, Melody Chia-Wen. 2005. “Commercially Arranged Marriage Migration: Case Studies of Cross-border Marriages in Taiwan”, Indian Journal of Gender Studies 12: 275-303.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 229 Ma, Guihua. 2004. “Checking imbalance in gender ratio”. China Daily. 26 Mayıs. http://www.chinadaily.com.cn/english/doc/2004-05/26/content_333951.htm Mitter, Swasti. 1999. “Globalization, Technological Changes and the Search for a New Paradigm for Women’s Work”, Gender, Technology and Development 3: 1-17. Ng, Catherine W., Fosh, Patricia ve Dawn, Naylor. 2000. “Work-Family Conflict for Employees in an East Asian Airline: Impact on Career and Relationship to Gender,” Economic and Industrial Democracy 23: 67-105. Scott, Steffanie. 2003. “Gender, Household Headship and Entitlements to Land: New Vulnerabilities in Vietnam’s Decollectivization”, Gender, Technology and Development 7: 233-263. The Times of India. 2002. “Some Brides are ‘Villains’, not Victims: Lawyers”. http://timesofindia.indiatimes.com/articleshow/8498047.cms Tsering, Lisa. 2005. “Indian Husbands Fall Victim to Dowry-Immigration Fraud”. http://news.pacificnews.org/news/view_article.html?article_id=768649893bc5975ce97b6bff5 354c210 Vietnam News. 2008. “Centres Prep Women to be Korean Brides”. Vietnam News. 7 Nisan. http://vietnamnews.vnagency.com.vn/showarticle.php?num=02SOC070408 Vietnam News. 2007. “Forum Tackles Korea-VN Intermarriage Issues”. Vietnam News. 26 Kasım. http://vietnamnews.vnagency.com.vn/showarticle.php?num=02SOC261107 VietnamNet Bridge. 2008. “Murdered Bride’s Family to Appeal Korean Court’s Verdict”. http://english.vietnamnet.vn/social/2008/03/773773/ Wajcman, Judy ve Le, Anh Pham Lobb. 2007. “The Gender Relations of Software Work in Vietnam”, Gender, Technology and Development 11: 1-26. Wikipedia. 2008a. “Kuzey Kore’de Kadın” http://en.wikipedia.org/wiki/Women_in_North_Korea Wikipedia. 2008b. “Güney Kore’de Kadın” http://en.wikipedia.org/wiki/Women_in_South_Korea Xinhua. 2008. “Cambodia to Establish Law for Marriage with Foreigners”. Xinhua. 6 Mayıs. http://news.xinhuanet.com/english/2008-06/05/content_8318149.htm
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 230 Çin ve Vietnam’da Yeni-Serbestçilik ve Direniş Çin ve Vietnam’da Yeni-Serbestçilik ve Direniş Özet Bu çalışmada, yeni-serbestçilik ve sunduğu reçete kısaca ele alındıktan sonra, Çin’deki dönüşüm ve sonuçları üzerinde duruluyor. Dönüşümün sonuçlarının bir parçası olarak, Çinli işçilerin küresel ölçekteki durumu çözümlendikten sonra, bugünkü Vietnam’daki işçi sınıfının durumu güncel bilgilerle değerlendiriliyor. Açkı Sözcükler: Çin, Vietnam, yeni-serbestçilik, işçi sınıfı, küreselleşme. Neo-liberalism and Resistance in China and Vietnam Abstract In this study, the transformation in China and its consequences are stressed, after neo- liberalism and the recipe it has proposed are considered. After the conditions of Chinese workers in global scale as part of the consequences of the transformation are analyzed, the conditions of the working class in contemporary Vietnam are evaluated with regard to up-to- date information. Keywords: China, Vietnam, neo-liberalism, working class, globalization.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 231 Çin ve Vietnam’da Yeni-Serbestçilik ve Direniş Yeni-serbestçilik ve Dönüş(tür)üm Tarihsel olarak yeni-serbestçiliğin (neo-liberalizm), ABD ve İngiltere’nin kalkınmasının temel nedeni olduğu ileri sürülse de, gerçeğin, tam tersi olduğu; bu iki ülkenin, kalkınmalarını devletin tutumyapı (ekonomi) üstündeki etkisine borçlu olduğu ve yeni- serbestçi yaklaşımın kalkınmadan önce değil kalkınmadan sonra ortaya çıktığı gerçeği, daha ayrıntılı bir incelemeyle ortaya çıkmaktadır.93 Geç kalkınan Japonya, Güney Kore ve Sovyetler Birliği gibi ülkeler de, kalkınmalarını yeni-serbestçiliğe değil, tutumyapısal devletçiliğe borçludurlar.94 Aslında, yeni-serbestçiliğin tutumbilimsel (ekonomik) tarihte başarılı olduğu bir örnek bulunmamaktadır.95 Dolayısıyla, yeni-serbestçiliğin ‘başarı öyküleri’, kalkınmaya değil, tutumyapısal devletçiliğin dönüştürülmesine yöneliyor.96 Ama bunların da ‘başarı öyküsü’ olduğu pek söylenemez. Devletçiliğin dönüştürülmesi örnekleri olarak, King (2003), eski toplumsalcı (sosyalist) ülkelerle ilgili derlediği verilerle, hızlı geçiş reçetesi uygulatılan ülkelerdeki Kişi Başı Yerel Gelir, Yaşam Beklentisi, yoksulluk sınırı altındaki nüfus, yiyecek ve giyecek yokluğu ve anaokuluna gitme oranı açısından yaşanan büyük düşüşü gözler önüne sererken; bu düşüşün Vietnam ve Çin gibi adım adım geçişten yana olan ülkelerde görülmediğine dikkat çekiyor. Yeni-serbestçiler, eski toplumsalcı düzenlerin yeni-serbestçi dönüşümlerinin başarısızlığını, yeni-serbestçi reçeteye (ederlerin (fiyat) ve ticaretin hızlı bir biçimde serbestleştirilmesi, katı para siyasası ve mali siyasa ve elbette topluca özelleştirme) yeterince bağlı kalınmamasıyla açıklıyorlar.97 Onlara göre, toplumsalcı düzen sonrası ortaya çıkan rüşvetçilik ve yağmacılık, yeni-serbestçi reçetenin uygulanamamasına yol açmıştı.98 Oysa King’e (2003) göre, rüşvet ve yağmacılık, toplum yapısından değil bizzat reçetenin kendisinden kaynaklanıyor. Reçete, devlet düzeneklerini ortadan kaldırdığı için, devlet malının yağmalanmasına yol açıyor. Ayrıca, tutumyapıyı hızlı bir biçimde dışarıya açınca, yerel kesimler, küresel yarışa hazırlıksız yakalanıyor; böylece bir iflas, ötekini izliyor.99 King (2003), yeni-serbestçi tutumyapının ‘gelişim’ seyrini şöyle betimliyor: Yeni-serbestçi reçete önce şirketleri batırıyor; bu, devletin gelirlerini düşürüp bütçe açığı yaratıyor; hükümet, bütçe açığını kapatmak için daha çok para basıyor; bu da, yaşam pahalılığına (enflasyon) yol açıyor. Yeni-serbestçiliğin reçetesi hep aynı olsa da, SSCB’nin ve Çin’in dönüşümünde önemli farklılıklar bulunmakta.100 Bir kere, Çin’in 1978 sonrası tutumyapısal büyümesi, yeni- serbestçiliği uygulamasından değil, uygulamamasından kaynaklanıyor.101 İkinci ve gözden kaçan nokta ise, Çin ve Vietnam’da devrimin, SSCB’deki durumun tersine, sömürgecilik- 93 Kotz, 2004. 94 Kotz, aynı yapıt; Ness 2006. 95 Kotz, aynı yapıt. 96 Aynı yapıt. 97 King, 2003. 98 King, aynı yapıt. 99 Aynı yapıt. 100 Jilberto ve Hogenboom, 2008. 101 King, aynı yapıt.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 232 karşıtı mücadele sonucu gerçekleşmiş olması.102 Bu durumun, Çin ve Vietnam’ın yabancı yatırımcılara daha mesafeli yaklaşmasına yol açtığı söylenebilir. SSCB’nin anamalcı (kapitalist) Rusya’ya geçişinde, ederler (fiyat) üstündeki denetimin ani bir biçimde kaldırılması; topluca ve hızlı özelleştirme; işletmelerin karar düzeneklerinden devletin etkisini ayıklamak; kamu harcamalarında keskin düşüş; sıkı para siyasası ve mal ve anamalın (sermaye) sınırlararası dolaşımının serbestleştirilmesi, temel öğeler olarak ortaya çıkarken,103 Çin’deki dönüşümün temel öğeleri şunlardı: ederler üstündeki denetimin aniden değil adım adım kaldırılması; KİT’lerin özelleştirilmesinin hızla ve topluca olmayıp ileri tarihlere atılması; işletmelerin karar düzeneklerindeki devlet etkisinin yavaş yavaş ayıklanması; kamu harcamalarının, özellikle devlet yatırımlarının arttırılması; gevşek para siyasası; devletin yatırımları yönlendirebilmesini sağlamak üzere bankacılığın devlet elinde kalması; mal ve anamalın sınırlararası dolaşımının serbestleştirilmemesi (bu sonunca öğe sayesinde Çin, Rusya’nın tersine, dışarıya hammadde satan değil, temel ya da orta düzeyde işlenmiş ürün satan bir tutumyapıya dönüştü).104 Çin (King 2003) ve Vietnam’da özelleştirme sonrası işsizlik, Türkiye’dekinden ya da Rusya’dakinden nitel olarak farklılaşıyor: Çin, yukarıda değinildiği gibi, sanıldığının tersine, büyük KİT’leri özelleştirmeye geç başladı ve özel anamalın güçlü olduğu ve özelleştirme sonucu işsiz kalanlara yeni iş sağlayabileceği bölgelere öncelik verdi.105 Bu da, büyük bir toplumsal muhalefet dalgasının ortaya çıkmasına engel oldu. Araştırmacıların çoğu, dönüşümün Çin’de Rusya’nın tersine adım adım olmasını ÇKP’nin duruşuna bağlarken, Greenfield ve Leong (1997: 97), bunu, Çin’de olası ani bir dönüşüme karşı olan direnişe bağlıyor. Çin’de Yeni-Serbestçilik ve ‘Yeni Sol’ Çin’in son iki onyılı, özelleştirmelere, artan gelir uçurumuna,106 işsizliğe, sağlıksız çalışma koşullarına ve çevre kirliliğine107 tanıklık etti. Bir süre sonra Çin’de, dağınık bir biçimde de olsa, ‘Yeni Sol’ adıyla bir hareket ortaya çıktı.108 Bu hareket, çok parçalı bir nitelik taşıyor; ancak, daha çok, kentli bir hareket. Hareket, entelektüel gevezeliğin ötesine geçmiş akademisyenlerden oluşuyor. Hareketin ana parçaları, özelleştirmelere ve artan gelir uçurumuna karşı çıkan az sayıdaki toplumsalcı ve Türkiye’de de olduğu gibi, sol adına bir tür milliyetçilik yapan; Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girişinin halka zararlarını/ yararlarını dikkate almak yerine, Çin devletinin egemenlik alanını daraltıp daraltmadığını öne koyan çok sayıdaki ulusalcıdan oluşuyor. DTÖ’yü yeni-koloniciliğin üretildiği özek (merkez) olarak okuyan ve 2001’de ABD’nin/ BM’nin Çin’in Belgrad Büyükelçiliği’ni bombalamasının ardından gittikçe güçlenen ulusalcılar, Çin’in kolonici ve işgalci niteliğini yok sayıyorlar. Çin’de her yıl binlerce eylem oluyor ama bunlar, kendiliğindenci eylemler. Yeni Sol’un, büyük çoğunluğu kırsalda gerçekleşen eylemlere öncülüğünü konuşmak için daha çok erken. Dolayısıyla Yeni Sol, halkın kendiliğindenci isyan ateşiyle bütünleşmiş değil. 102 Gezgin, 2008. 103 Kotz, aynı yapıt. 104 Aynı yapıt. 105 King, aynı yapıt. 106 So, 2008. 107 Kotz, aynı yapıt. 108 Hook, 2007.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 233 Yeni-serbestçilik (neo-liberalizm), Çin’in akademik dünyasında sıcak konulardan biri.109 Yeni-serbestçiliğin savı, bu yaklaşımın yalnızca varsılları mutlu etmeyeceği, herkesi mutlu edip ülkenin kalkınmasını sağlayacağıdır.110 Yeni Sol, tersine, yeni-serbestçiliğin gelişmekte olan hiç bir ülkeye bir faydasının olmadığına dikkat çekerken, yeni-serbestçilik, gittikçe, Çin’in yeni-varsıllarının ‘yeni’ dini niteliğini taşımaya başladı.111 Sovyet-sonrası Rusyası’nın ilk yıllarında olduğu gibi, KİT’lerin işletme genel müdürlerinin mülklüğüne geçirilmesi ve böylece, halkın işletmelerinin eski-müdür yeni-para babalarına peşkeş çekilmesi, Yeni Sol’un tepki duyduğu ana gelişmelerden biri.112 Herşeye karşın, Çin’de yeni-serbestçiliğin tutması zor; çünkü Çin’de genel kanı, Sovyetler’in yeni-serbestçilik yüzünden ve tarafından yıkıldığı yönünde.113 Bu kanı, elbette, güçlü bir milliyetçilik altyapısına sahip. Çin’de Yeni Sol’un deyişiyle, yeni-serbestçilik virüsü, Milton Friedman, Frederick Von Hayek, Buchanan ve Karl Popper’ın Çince’de yayınlanmasıyla kısa sürede yayıldı.114 Elbette, anılan yazarların kitapları, yeni değiller. Bunlar, eski-serbestçiliğe özgü İnciller. Ama bu kitaplar daha önce Çince’de yayınlanmadığı için, bunları yeni saymak gerekiyor. Böylece yeni-serbestçiliğin ‘yeni’liği, farklı bir anlam da kazanıyor. Başkaları için temcit pilavı olanlar, Çin’e sıcak geliyor. Çin’de Dönüş(tür)üm Çin devletinin temel olarak 2 hedefi bulunuyor: Kalkınma ve siyasal/toplumsal sürekliliğin (istikrar) sağlanması.115 Dolayısıyla, yoksulluk ve gelir uçurumu gibi can alıcı konular, devleti, ancak ikinci hedefi tehlikeye attığında ilgilendiriyor. Oysa karma tutumyapıya geçilen yıl olan 1978’den önce, toplumsalcı Çin’de yurttaşların toplumsal güvenceleri vardı. Sağlık ve eğitim ücretsiz, barınma ucuz idi.116 Gerçi, kentler, kırsal kesimlere göre daha iyi durumdaydı. Ancak, 1978 sonrasında Çin’de bu kır-kent uçurumu gün geçtikçe daha da açılırken, toplumsal haklar da yavaş yavaş uçup gitti. Özelleştirilen KİT’lerde çalışan işçilerin toplumsal hakları ellerinden alındı.117 Xinping’e (2000) göre, toplumsalcı Çin’de 3 niteleyici özellik belirgindi: 1) Üretim araçları üstünde kamu mülklüğü; 2) özeksel tasarlama (merkezi planlama) ve 3) eşitlikçi düşünyapı (ideoloji). 1978 sonrası, bu 3 özellikten ödün verilmesi ile nitelendirilmektedir.118 So (2008) ise, bu geçiş sürecini 6 olgu ile açıklıyor: (1) Ortaklaşasızlaştırma (dekollektivizasyon) (2) Proleterleşme (köylülerin proleterleştirilmesi) (3) Pazarlaşma (4) Özelleştirme (5) KİT’lerin şirketleştirilmesi 109 Fewsmith, 2005. 110 Kotz, aynı yapıt. 111 Fewsmith, aynı yapıt. 112 Aynı yapıt. 113 Aynı yapıt. 114 Aynı yapıt. 115 Xinping, 2001; 2000. 116 Xinping, 2000. 117 Aynı yapıt. 118 Aynı yapıt.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 234 (6) Kamu kesimi haklarının metalaştırılması. 1978, toplumsalcı Çin’in, verimi toplumsal faydanın üstüne koyduğu ilk yıldır. 1978’le birlikte Çin’in karma tutumyapıya geçişi, o bilindik gerekçeyle sağlanmıştı: Kamu işletmelerinin verimi düşük; ve toplumsal gönenç (refah) devleti, toplumları tembelliğe alıştırıyor.119 Bu değerlendirme, yeni-serbestçi olsa da, geçiş, bir yandan da, Lenin’in ‘Yeni Ekonomik Politikası’ ile temellendiriliyordu. Buna göre, toplumsalcılığın gelişimi için kısa bir süreliğine (oysa ne kadar kısa olacağı belirsiz) özel mülklüğe geçiş gerekli idi.120 Verimsizliği ve özendiricisizliği (teşviksizlik) toplumsal düzenlere özgü sayan yaklaşımlar, verimsizlik sorununun anamalcı şirketlerde de olduğunu unutuyor ve sanki verimsizlik, çözülemeyecek bir Gordiyom Düğümü gibi önümüze sürülüyor. Oysa, örneğin, anası-babası varsıl olan bir çocuğun, üniversitede derslere çalışmaktaki isteksizliği de, aynı verimsizliğe ve özendiricisizliğe örnektir. Aynı mantıkla, varsıllığı kaldırmak gerekir, çünkü varsıllık, varsıl çocuklarını tembelliğe alıştırıyor! 1978’in temel felsefesi, toplumsalcılığın, yoksulluğun değil varsıllığın paylaşılması olduğu düşüncesiydi. Yoksul Çin’i varsıllaştırmak için özeksel tasarlama yetmiyordu; varsıllamak için pazarlar gerekiyordu. Önce bir azınlık varsıllayacak; sonra varsıllık, Çin’in geneline yayılıp yaşam düzeyini yükseltecekti.121 Çin’in siyasalarını yakından izleyip büyük çoğunluğunu uygulayan Vietnam’da da gerekçe aynıydı. Vietnam da, SSCB’nin çöküş imleri verdiği 1986’da karma tutumyapıya geçecekti. Oysa geçen yıllar, Vietnam’da da, Çin’de de daha büyük gelir uçurumlarını getirdi ve beklenen varsıllık genişlemesi bir türlü yaşanmadı. Üstüne bir de, Dünya Ticaret Örgütü üyesi olununca, varsıllığın değil ama gelir uçurumunun genişlemesi hız kazandı.122 Petras (1988), dönüşüm kararından 10 yıl sonrasında Çin’i şöyle anlatıyor: “Devlet malı deniz, yemeyen domuz” ve “benim memurum işini bilir” deyişlerinin egemen olduğu; devletten çalmanın, dönüşümün ‘başarı öyküleri’ olarak gösterildiği ve ömür boyu iş güvencesinin sözleşmeli işçiliğe çevrildiği bir dönem... Çin’deki dönüşümle birlikte kırda altyapıya yatırım düştü; bunun yanında, buğday üretimi de düştü çiftçiler, daha karlı ürünleri üretmeye yöneldiler.123 Öte yandan Petras (1988), Çin’in dönüşümüyle ilgili tutumbilimsel çözümlemelerde gözden kaçan önemli bir noktaya da dikkat çekiyor: Kalkınmacı düşüncelerin tedavülden kalkmasıyla, üretici olmayan düğün ve lüks ürünler gibi öğelere yönelik tüketim artarken; dinsel değerler ve boş inançlar da yükselişe geçiyor. Türkiye’deki durumu andırır bir biçimde, köylere okul yerine tapınak yapılıyor. Kıtlık yaşayan köylerde, üretime yatırım yapılması yerine, ya yeni tapınaklar yapılıyor ya da varolanlar onarılıyor. Varsıllık, bir kez pazara bırakıldı mı, ‘şans’ etmenleri devreye giriyor ve Çinliler, sınıflarüstü bir kitle olarak, çok çalışarak kazanmak yerine, ‘göksel varlıklar’a daha fazla adak adayarak ve daha fazla tapınak dikerek varsıl olabileceklerine inanıyorlar.124 Aynısı, Vietnam’da da görülmüştür ve görülmektedir. Çin’de toplumsal gönenç devletinin sönümlendirilmesiyle birlikte, eğitim ve sağlık başta olmak üzere birçok hizmet için hemşehrilik öne çıkıyor ve devletin bıraktığı boşluğu 119 Bkz. aynı yapıt. 120 Greenfield ve Leong, 1997. 121 Lê ve Liu 2006. 122 Xinping, 2001. 123 Petras, 1988. 124 Aynı yapıt.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 235 hemşehri örgütleri dolduruyor.125 Bu durum, Türkiye’de, devletin vermesi gereken hizmeti veren hemşehri derneklerini anımsatıyor. Xinping (2001), sanılanın tersine, Çin’de karma tutumyapıya geçişle toplumsal gönenç devletinin sönümlendirilmesi arasında doğrudan bir ilişki olmadığını söylüyor. Toplumsal gönenç devleti sönümlendirilmeden de karma tutumyapıya geçilebilirdi. Bu bağlamda Xinping (2001), Kuzey Avrupa ülkelerini, anamalcı/ karmacı toplumsal gönenç devleti örnekleri olarak sunuyor. Xinping’in (2001) çözümlemeleri, Çin’deki toplumsal gönenç devletinin sönümlendirilmesinin karma tutumyapıya geçişle değil, küresel pazarlarla bütünleşme ile ilgili olduğunu gösteriyor. Çin’in küresel ölçekteki yarışsal üstünlüğü (comparative advantage), kalkınmakta olan diğer ülkelerde de olduğu gibi, ucuz işgücünden başkacası değil. Çin, ancak, işgücü tutarını düşük tutarak dünya anamalcılarını kendine çekebiliyor. Çin’in ‘ceberrut devlet’i de başkaldırmayan, çok düşük ücretlere çalışan, Konfüçyüs’ün uyarlıklı (itaatkar) yurttaşını yaratmaya ve onu öyle o düzeyde tutmaya yarıyor. Dolayısıyla, AB(D) devletleri, Çin devletinin baskıcılığını yadırgasalar da; uluslararası anamalcılar, Çin’in emeği baskılayan devlet düzeneklerine –sözcüğün iki anlamıyla da- şiddetle gereksinim duyuyorlar; çünkü o devlet, anamalcılar için, dünya üzerinde cenneti (düşük emek tutarı nedeniyle düşük üretim tutarlarına ve böylece yüksek kar oranlarına sahip anamalcı cenneti) yaratıyor ve onu öyle koruyor. Çin’de İşçi ya da Köylü Olmak Çin ve Vietnamlı işçi, küreselleşmeyi ucuz işgücü olarak yaşıyor. Doğu Asyalı işçi ile AB(D)li işçinin çıkarı çatışsa da, ikisi de küreselleşmeye karşı çıkıyor. Doğu Asyalı işçi, küreselleşmeye, 50-100 Dolar aylıkla, hiç bir güvencesi olmadığı için, hakları elinden alınıp ucuz işgücü yapıldığı için karşı çıkarken; AB(D)’de, Doğu Asya’daki ucuz işgücünü kullanmak üzere fabrikalar kapatılıyor; AB(D)’li işçi, Doğu Asyalı işçinin ucuzluğu nedeniyle işsiz kalıyor; zaten AB(D)’li işçi için, kaçak işçilerin çokluğu dolayısıyla, AB(D)’de daha düşük ücretli iş bulmak da olanaksız. Gümüzde, Çin’de, işletmelerde yoğun olarak köylü-işçi (mingong) kullanılıyor. Köylü- işçiler, kentte yaşamak için oturma izni olmayan göçmen işçiler. Kentte çalışmak için resmi çalışma izinleri olmadığından, en düşük ücreti onlar alıyor. Kalacak yerleri olmadığından fabrika yatakhanelerinde kalıyorlar.126 Böylece, yaşamları 24 saat denetlenebilen, 24 saat çalıştırılabilecek köle-işçilere dönüştürülüyorlar. Çin’deki yerli ve yabancı şirketlerde, iç- göçmen (köylü) işçilerin emeği yanında, genç kız emeğinin sömürüsü, büyük bir gelir kaynağı.127 Çinli işçiler, bu biçimde, vahşi anamalcılık altında köle yapılırken; Çin devleti ve Çin kenterleri (burjuva), küreselleşmeden oldukça yüksek düzeyde kazanç sağladı. Çinli köylülerin yersiz-yurtsuzlaştırılmalarına koşut olarak, küresel anamal da, yersiz-yurtsuzlaştı. Çin devleti, Çin kenterleri ve uluslararası anamal kazanırken, 1995-2002 arasında ABD’de 15 milyon iş kaybı olduğu ve Çin’in, ABD’nin en yüksek ticaret açığına sahip olduğu ülke olduğu belirtiliyor.128 125 Qingwen ve Chow 2006: 206. 126 Greenfield ve Leong, aynı yapıt. 127 Aynı yapıt. 128 Jilberto ve Hogenboom, aynı yapıt.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 236 Bu dönüşüm, elbette yanıtsız kalmıyor. Çin’de her yıl binlerce eylem yapılıyor. Yıllık eylem sayısıyla ilgili belirsizlik sözkonusu. Çünkü eylemlerle ilgili farklı sınıflandırmalar var. Örneğin, kimi sınıflandırmalara göre yalnızca 1993’te 1.5 milyondan fazla eylem gerçekleşti. Ama bunlardan yalnızca 6000 kadarı, ‘kargaşa’ ya da ‘genel huzursuzluk’ olarak adlandırılıyor.129 Aynı biçimde, kimi kaynaklara göre, 1999’da 110,000 eylem gerçekleşti ve 2005’te 87,000 kitle eylemi oldu.130 Öte yandan, o sınıflamayla ya da bu sınıflamayla olsun, So (2008) ve Gezgin’de (2007a) belirtildiği gibi, Çin’de eylemlerin, gündelik yaşamın bir parçası olduğu gerçek. 1987’den başlayarak yaklaşık 34 milyon köylünün toprağından edildiği belirtiliyor.131 So (2008), bu köylülerin toprağından, yerinden yurdundan edilmesi olgusunun mali özeksizleşmenin bir diğer yüzü olduğunu belirtiyor. Yerel bütçe açıklarının, yerel yönetimce ele geçirilen toprağın tarımdışı amaçlarla kullanılması yoluyla kapatılması amaçlanıyor. Çin’deki eylemler, daha çok, 5 nedenle oluyor: 1) Özel mülklükle ilgili sorunlar (Çin’de özel mülklük yasası geç oluştu ve belirsizlikler içeriyor. Toprak, toprağın kendisinin olmadığı gerekçesiyle, yıllardır aynı tarlaları süren köylülerin elinden alınıyor.) 2) Orta sınıf ve varsıllara yapılan ayrıcalıklı işlemler. 3) Vergi ve katkı payı türü ödemeler. 4) (Hepsinden önce) Rüşvet. 5) Kırsal kesimin ötesinde, kentlerde, çalışma koşulları ve düşük ücretler nedeniyle iş bırakma eylemleri.132 Ancak So (2008), çoğunluğu kırsal kesimde gerçekleşen eylemliliklerin farklı bir devinimselliği (dinamik) olduğuna dikkat çekiyor: Başkaldırı, devlet babaya değil yerel yönetimlere yönelik. Dolayısıyla, gerçekte yukarıdan yönetimin uygulayıcısından başka bir rol biçilmemiş olan yerel yönetim, Çin köylüsünün devrimci enerjisini boşa harcadığı bir kanala dönüşüyor. Eylemlerde köylüler, ÇKP bayrakları ya da pankartları taşıyorlar.133 Böylece, Türk bayrağı taşıyan Türkiyeli eylemcileri andırıyorlar. Mali özeksizleşme (fiscal decentralization) sonucu, bütçe açıklarını arttıran yerel yönetimler, açığı kapatmak için vergileri ağırlaştırma yoluna başvuruyor.134 Köylüleri ayaklandıran, yerel yönetimlerin bu vergileri yerel yöneticilerin yaşam düzeyini yükseltmek adına karanlıkta dağıtmaları.135 Bu yönüyle yerel yöneticiler, ‘Halk Cumhuriyeti’ öncesinde vergi toplayan savaş ağalarının / toprak ağalarının rolüne soyunuyorlar.136 Bu bağlamda, eylemcilerin yerel yönetimle özeği ayırıp ilkini kötücül, ikincisini iyicil saymaları, ilk okumada kabul edilebilir görülebilir. Oysa yerel yönetimlere göz yuman, ona mali yetkileri veren, özekten başkası değil. Peki köylülere göre, neden hükümet iyicil ve yerel yönetim kötücül? Genel olarak, hükümet, vergilerin düşürülmesi ve kırsal kesime kaynak aktarımı gibi siyasaları gerçekleştirirken; yerel yönetimler, yerel vergileri arttıran ve ‘kentsel dönüşüm projeleri’ benzeri tasarılarla köylünün toprağını açgözlü kent tasarlamacılarına peşkeş çeken kurumlar olarak görülüyor.137 129 So, aynı yapıt. 130 Aynı yapıt. 131 Aynı yapıt. 132 Jilberto ve Hogenboom, aynı yapıt. 133 So, aynı yapıt. 134 Aynı yapıt. 135 Aynı yapıt. 136 Aynı yapıt. 137 Aynı yapıt.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 237 So (2008), Çin’de son zamanlarda, yine de, yeni-serbestçilikten devlet kalkınmacılığına geçildiğini, kır-kent uçurumunu daraltmak adına kırsal kesime eskisine göre daha fazla kaynak ayrıldığını, köylülerin durumunun parasal katkılarla iyileştirilmeye çalışıldığını ileri sürüyor. Öte yandan, So’ya (2008) göre, ayaklanmalar durulacak gibi değil; çünkü bu siyasalar, yukarıda sıraladığımız 5 nedenden ilkini, yani özel mülklük sorununu çözmekten uzak. So (2008), Çin tarihinde yerel-özek (krallık-saray) ilişkisine bakarak, aslında günümüzdeki köylü ayaklanmalarının geçmişteki sürekliliğine odaklanıyor. Tarihte, yerel yönetimlerin kötücüllüğüne karşı, zarar görmüş köylülerin başkente gidip yerel yönetimi (savaş ağası ya da toprak ağası) şikayet etmesi, toplumun genel denetleme düzeneklerinden biri olarak görülüyordu. İşte tam da bu nedenle, So (2008), günümüz Çini’ndeki köylü ayaklanmalarında köktencilik (radikalizm) aramanın boşuna olduğunu söylüyor. Çinli köylülerin eylemlilikleri, iktidarı hedeflemediğinden, ‘iktidar mücadelesi’ olarak değil ‘hak arama’ mücadelesi olarak adlandırılıyor.138 Eylemler, yerel yönetimlere yönelik olduğu için, siyasal yapıyı ülke genelinde etkilemiyor.139 İşte bunun için, eylemleri yoksayması ve yıllık eylem sayılarını açıklamaması beklenen Çin devleti, her yıl, yıllık eylem sayısını kendisi açıklıyor. Yine de, ‘yerelden köktencilik beklememe’ yönündeki yorumun tersine, Çin’in yeni-serbestçilikten devlet kalkınmacılığına ‘sözümona’ geçişini bu yerel eylemliliklere bağlayanlar da bulunmakta.140 Vietnam’da İ.şçi Olmak ‘Toplumsalcı pazar tutumyapısı’ adı altında, karma tutumyapıya geçen iki eski toplumsalcı Asya ülkesi olmaları, geçmiş düşmanlıklara karşın, Çin ve Vietnam’ı birbirine yaklaştırıyor.141 Çin ve Vietnam, hala ‘köylü’ sayılabilecek toplumlara sahip. Çin’in %59.6’sı ve Vietnam’ın %73.6’sı hala köylerde yaşıyor.142 Çin ve Vietnam benzer koşullara sahipken, Çin’de yapılan binlerce eyleme karşılık; Vietnam’da –nüfus ilgili sayısal düzeltme yaptıktan sonra bile- o kadar çok eylem olmaması, şaşırtıcı... Yapılan eylemlerle ilgili yorumlarında ise, Vietnam ‘toplumsalcı’ devleti, kimin tarafında olduğunu gösteriyor: “Yasadışı grevciler ödence (tazminat) verecek”;143 “Başbakan, grevin yasak olduğu işletmeleri sıraladı”144 vb. Zaten Vietnam’da, devletin yaptı(rdı)ğı resmi eylemlere koşut ama yine de kendiliğinden olan eylemleri gerçekleştirmek de hoş karşılanmıyor. Örneğin, içeriden değil dışarıdan bakışın bir ürünü olan yine de önemli bir çalışma olan Phuong (2005)’te 2003’te Irak işgalinden hemen önce, resmi savaş-karşıtı gösteriler dışında yapılmış bir eylem –tam hakkını vererek olmasa da- incelenmektedir. Devlet tekelinde olan basın-yayın, elbette kendiliğindenci eylemlere yer vermemektedir. Vietnam’da, 1995 ile 2006 arasında, resmi kaynaklara göre, 1,250 yasadışı grev oldu.145 İşçi örgütlerinin verdiği rakamlara göre ise, 2007’de 541, 2006 ise 391 ‘yasadışı’ grev gerçekleşti; 2008’in daha ilk iki haftasında bile ‘yasadışı’ grev sayısı, 50 idi.146 Asgari ücretin yaklaşık 55 138 Aynı yapıt. 139 Aynı yapıt. 140 Aynı yapıt. 141 Gezgin, 2007b. 142 Birleşmiş Milletler Kalkınma İzlencesi, 2007. 143 Vietnam News, 01.02.2008. 144 Vietnam News, 01.08.2007. 145 Vietnam News, 08.06.2006. 146 Vietnam News, 29.01.2008.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 238 Dolar olduğu147 ve Vietnamlı işçilerin yaklaşık % 80’inin 2007 değerleriyle ortalama 60 Dolar aldığı148 bir ülkede işçiler, doğal olarak, ücretlerinin arttırılması için ve aşırı çalıştırılma nedeniyle grev yapıyor.149 Grevci işçilere, 6 Dolar zam gibi komik rakamlar öneriliyor.150 Doğaldır ki bu durum, grevlerin uzamasına yol açıyor. Olası grevleri önlemek için, kimi şirketler, dünyanın birçok ülkesinde de olduğu gibi, kendi asgari ücretlerini resmi asgari ücretten daha yüksek tutuyor. ‘Yüksek’ denirken, 55 Dolar yerine 70-90 Dolar kastediliyor.151 2006’ya dek Vietnamlı işçilere ve özellikle yabancı şirketlerde çalışan işçilere yakın bir duruş sergileyen Vietnam devleti, 2006’dan sonra, yabancı yatırımcıyı kaçırmamak adına, işçiye sırtını dönmüş görünüyor. Yukarıda belirtildiği gibi, Ağustos 2007’de başbakan, çeşitli kesimler için grevin yasaklandığını açıkladı: Elektrik, doğal gaz, petrol, demiryolları, havayolları, uzaktan-iletişim (telecommunication), posta ve gazete dağıtımı, sulama, atık su ve elbette (asker ve polisi de içermek üzere) güvenlik kesimi.152 Bilindiği gibi, anamalcı düzende, devlet yanlısı işçi örgütlerine ‘sarı sendika’ deniyor. Sözde ‘toplumsalcı’ düzende ise, devlet yanlısı sendikalara ‘kızıl sendika’ deniyor. İşçisini korumayan, onu yabancı yatırım uğruna kurban eden Vietnam’da ve Çin’de, sarıyla kırmızı birbirine karışıyor. Bu iki ülke, insanı renk körü yapıyor. Devlet yanlısı sendikaların düzenlemediği grevler, yasadışı sayılıyor. Yasal grevler, işçilerin durumunu iyileştirmiyor. Bunun için, yasadışı grev sayısı artıyor. Kızıl-sarı sendikacılık, bu biçimde, işçilerin doğal ve kendiliğindenci istemlerine düşman bir çizgi izliyor. Sarı-kırmızı olmayan grevleri engellemek için, 2008’in başında, yeni düzenlemelere gidildi: Şubat 2008’den başlayarak, ‘yasadışı’ grev yapan işçiler, ceza olarak, işverenlerine üç aylık ücretlerini verecek! Bu ödeme, para, mal ya da emekle yapılabilecek.153 Düzenleme, yasal grev kararını da bürokratik süreçlere boğarak olanaksızlaştırıyor.154 Aynı düzenlemeyle gelen ek düzenlemeyle, bayramlarda ve hükümetin uluslararası toplantılar düzenlediği günlerde grev yapmak da yasaklandı.155 Bunun adı elbette, ‘kölelik’ten başka bir şey değil! Anamalcı düzen bile günümüzde bu kadar vahşi değil! Sonuç AB(D)li işçiler ve Doğu Asyalı işçiler, görüldüğü gibi, toplumsal kuşatılmışlık açısından farklı nitelikler taşıyorlar; ancak, birbirlerine göbekten bağlılar. AB(D)li işçiler, görece olarak toplumsal haklarını korurken; Doğu Asyalı işçiler, hakları için mücadele etmeyip küresel emek tutarını düşük düzeylerde tuttukça, AB(D)li işçiler de Doğu Asyalı işçiler de açlığa mahkum olacak... Güneşin bir kez daha Doğu’dan doğacağı günlere, dünya işçi sınıfının bugün bümbüyük bir gereksinimi var! 147 Vietnam News, 09.01.2006. 148 Vietnam News, 23.10.2007. 149 Vietnam News, 29.01.08; 12.04.06; 25.11.05; 18.07.05. 150 Vietnam News, 02.04.2008; 06.01.2006. 151 Vietnam News, 06.01.2006. 152 Vietnam News 01.08.2007. 153 Vietnam News, 26.03.2008; 01.02.2008. 154 Vietnam News, 26.03.2008. 155 Vietnam News, 01.02.2008.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 239 Kaynakça Birleşmiş Milletler Kalkınma İzlencesi (2007). Human Development Report 2007/2008. http://hdr.undp.org/en/media/hdr_20072008_en_complete.pdf Fewsmith, J. (2005). “China Under Hu Jintao”, China Leadership Monitor, 14. http://media.hoover.org/documents/clm14_jf.pdf Gezgin, U. B. (2008). Vietnam & Asia in flux, 2008: Economy, tourism, corruption, education and ASEAN regional integration in Vietnam and Asia. Ho Çi Min Kenti, Vietnam, Mart 2008. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=650&Itemid=39 Gezgin, U. B. (2007a). Asya yazıları. İzmir: Ara-lık Yayınları. Gezgin, U. B. (2007b). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (13): Çin ve Vietnam’da günlük yaşam... Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, 172. 14 Ekim. http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=18700 Greenfield, G. ve Apo L. (1997). China's communist capitalism: The real world of market socialism. (drl. Leo Panitch). Socialist Register 1997: Ruthless Criticism of All That Exists içinde, s.96-122. Londra: Merlin. Hook, L. (2007). The rise of China’s new left. Far Eastern Economic Review 170(3), 8-14. Jilberto, A. E. F. ve Barbara H. (2007). Developing regions facing China in a neoliberalized world. Journal of Developing Societies 23(3), 305-339. King, L. P. (2003). Explaining postcommunist economic performance. William Davidson Çalışma Raporu 559. http://www.soc.duke.edu/resources/docs/lking.pdf Kotz, D. M. (2004). The role of state in economic transformation: Comparing the transition experiences of Russia and China. www.umass.edu/economics/publications/2005-04.pdf Lê, H. T. ve Liu, H. Y. (2006). Economic Reform in Vietnam and in China: A comparative study. Hanoi: The Gioi Publishers. Ness, I. (2006). Blinded by the neoliberal agenda: India’s market transition failure. New Political Science 28(1), 135-141. Qingwen, X. ve Chow, J. C. (2006). Urban community in China: Service, participation and development. International Journal of Social Welfare 15, 199-208. Petras, J. (1988). Contradictions of market socialism in China. Journal of Contemporary Asia 18(1), 3-23.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 240 Phuong, A. N. (2005). Youth and state in contemporary socialist Vietnam. Çalışma Raporu 16. Lund Üniversitesi, İsveç: Doğu ve Güneydoğu Asya Çalışmaları Merkezi. www.ace.lu.se So, A. Y. (2008). Peasant Conflict and the Local Predatory State in the Chinese Countryside. Journal of Peasant Studies 34(3), 560-581. Vietnam News. (2008). 17,000 Workers Strike in Long An Province. Vietnam News, 2 Nisan. Vietnam News. (2008). Illegal Strikers Liable for Employer Costs. Vietnam News, 26 Mart. Vietnam News. (2008). Illegal Strikers to Pay Compensation. Vietnam News, 1 Şubat. Vietnam News. (2008). Official Agencies Share Blame for Strikes: Labour Chief. Vietnam News, 29 Ocak. Vietnam News. (2007). Finding Cause for Worker Strikes. Vietnam News, 23 Ekim. Vietnam News. (2007). PM Lists Enterprises Banned from Strikes. Vietnam News, 1 Ağustos. Vietnam News. (2006). Workers Have Legal Right to Strike, Vietnam News, 8 Haziran. Vietnam News. (2006). NA Commission Looks into Labour Strikes, Vietnam News. 12 Nisan. Vietnam News. (2006). Strikers Resume Work in HCM City and Binh Duong. Vietnam News, 9 Ocak. Vietnam News. (2006). Workers at Foreign Firms Call off Strike over Wages. Vietnam News, 6 Ocak. Vietnam News. (2005). Footwear Factory Labourers Back to Work after Strike. Vietnam News, 25 Kasım. Vietnam News. (2005). New Strike Law Vital for Settling Labour Disputes. Vietnam News, 18 Temmuz. Xinping, G. (2001). Globalization, Inequality and Social Policy: China on the Threshold of Entry into the World Trade Organization. Social Policy & Administration 35(3), 242-257. Xinping, G. (2000). China’s Social Policy: Reform and Development in the Context of Marketization and Globalization. Social Policy & Administration 34(1), 115-130.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 241 Seçme Asya Yazıları (2003-2005) Çin, Japonya, Hindistan, Siyam, Kore, Filipinler, Nepal Ulaş Başar Gezgin 2005
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 242 İçindekiler ‘1421: Çin’in Amerika’yı Keşfettiği Yıl’ Bir Gülümseme- Ai Ç’ing (Çin) 2500 Yıl Önceden Günümüzü Açıklayan Bir Asyalı: Tarihteki İlk ‘Strateji’ Kitabının Yazarı Sun Tzu Kar Düşüyor Çin’e- Ai Ç’ing Hayır! Don Kişot, İnsanlık Tarihinin İlk Romanı Değildir! ya da Zamanımızdan Bin Yıl Önce Japonyalı Bir Kadın Yazar Tarafından Yazılmış ‘Genji Hikayesi’ Üstüne Ekmek Parası mı Kazanayım Şiir mi Yazayım?- Bişwabimohan Şreşta (Nepal) Tarih, Yapışık İkizlere Gebe Bangkok’taki Balığın Baştan Kokuşu- Çitr Phumisak (Siyam) Siyam'dan Bir Köy Romanı: 'Muson Ülkesi' Ah! Türbe! Fakirullah Türbesi! (Ah! Tapınak, Bot Tapınağı!)- Suçit Wongthed (Siyam) Çin’de Halk Bugün Savaşıyor Han Po Odun Kırıyor: Anneyle Çocuk Arasında Bir Konuşma- Feng Çih (Çin) Kuzey Kore ve Güney Kore: İki Elmanın Yarısı mı, Elmadaki Kurt mu? Çalınmış Tarlalara da Gelir mi Bahar?- Yi Sang-Hwa (Kore) “Japonya Nasıl Japonya Oldu?” Buda'nın Çağcıl Zamanlar İçin Birinci Söylevi- Gezgin Karoşi: Japonya’nın Kalkınmasının Altındaki Kanlı Gerçek Benim Ülkem Cennet Değildir Mistır Cekıpsın- Romulo P. Baquiran, Jr. (‘Filipin’ler) Hindistan’da Kast Düzeni Hala Sürüyor… Resmin Arkasında- Siburapha (Siyam) "Antarktika, Tellioğulları'nındır!..." Arkadaşının Savaştan Döneceğini Duyarak- Wang Çien (Çin) Son ‘Hoşçakal’ım- Jose Rizal (‘Filipin’ler) Molav Gibi- Rafael Zulueta da Costa (‘Filipin’ler)
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 243 ‘1421: Çin’in Amerika’yı Keşfettiği Yıl’ Türkiye’den bakınca pek sezilemiyor olsa da, son üç yıldır, ‘Yeni Dünya’ olarak adlandırılan Kuzey ve Güney Amerika ve Avustralya’da benzersiz gelişmeler yaşanıyor: Kaliforniya’da oturanlar, DNA’larına baktırmak için akın akın hastanelere koşuyor; Avustralya’da bulunan gemi batıkları için yanıltıcı açıklamalarda bulunuluyor; Peru, öfkeyle titriyor ve Yeni Zelanda’da tarihçiler, Yeni Zelanda’nın özbeöz Maori olduğunu göstermek için dev bir çaba içine giriyor. Çağımızda, artık, kitapların etkileme gücünün kalmadığını, medyanın herşeyi ele geçirdiğini düşünenler varsa; onları bu kez yanıltacağız: Yeni Dünya’daki gelişmelerin nedeni, uzun yıllar İngiliz Donanması’nda üst düzey görevlerde bulunmuş Gavin Menzies’in kitabı ‘1421: Çin’in Amerika’yı Keşfettiği Yıl’. Kitap, akademisyenlerce az kaynaklı bir kitap olarak görülse de; uzaylılara bağlanan birçok olay ve yapıyı; ve tarihin ve dünyanın dört bir yanına dağılmış bulmacaları bir araya getirip aynı yanıt açkısıyla açmayı başarıyor. Menzies’in binlerce sayfa kaynak tarayıp 120 ülkedeki 900’ü aşkın müze ve kütüphanede araştırma yapmanın yanında, dünyanın çeşitli bölgelerindeki kalıntıları inceleyerek ortaya attığı kuram, bir yandan dudak uçuklatıcı türden; bir yandan da, bilim felsefecisi Kuhn’un kullandığı anlamda, yeni bir paradigmanın doğuşuna tanıklık ediyor. Yazı boyunca, bu çığır açıcı kitaba bağlı kalarak yeni paradigmayı tanıtacak ve yeri geldikçe çeşitli yorumlarda ve değerlendirmelerde bulunacağız. Menzies’in kitabı yazma öyküsüyle başlayalım: Bundan 10-15 yıl önce, Minnesota Üniversitesi’nin Kütüphanesi’nde öylesine, eski haritalara bakarken, bir Venedikli tarafından çizilmiş eski bir harita buluyor. Harita, 1424 tarihli. Şimdi Amerika’nın olduğu yerde, bir ada öbeği çizilmiş. Adaların adları ilginç. Bu, bir Portekizli’nin haritası ve adaların adları, Portekizce: Antilia (anti + ilha: yani (okyanusun) karşı taraf(ın)daki ada); Satanazes (Şeytan Adaları) ve ilk bakışta yazarın çözemediği iki ad: Saya ve Con/ Ymana. Biraz daha araştırınca anlıyor ki, bu adalar, şimdiki Karayip Adaları. Dahası, Con/ Ymana’nın ‘Orada Püsküren Yanardağ’ anlamına geldiğini öğreniyor. Bunların üstüne edindiği bir bilgiyle, merakı, şaşkınlığa dönüşüyor: Sözü edilen yanardağ, 1400-1440 yılları arasında iki kez püskürmüş ve önceki yüzyılda ve geçen iki yüzyılda hiç püskürmemiş! Haritada, bu adalarda kurulmuş yerleşim birimleri de belirtilmekte imiş! Menzies, birilerinin, Kolomb’dan çok önce, bu adaları keşfettiğini düşünmüş. Bu keşifçiler, Portekizliler olabilir mi? Menzies, ilk önce böyle düşünmüş; Lizbon’a gitmiş ve hayır, onların Portekizli olmadığını anlamış. Çünkü dönemin Portekizli Prensi Denizci Henry, kaptanlarına, haritada gösterilen Antil Adaları’nı bulmaları için komut veriyormuş. Adaları Portekizliler bulsaydı, o zaman böyle bir fermana gerek kalmazdı. Peki kimdi bu keşifçiler? Menzies, döneme bir denizci olarak baktığında, olmayana ergi yöntemini kullanıyor. O dönem, denizci uygarlıkların hali harap: Venedik, Kuzey Avrupa güçleri, Mısırlı hükümdarlar, Muhammedci (Müslüman) Donanma ve Timur. Bunların hepsinin az gelişkin olduğu bir dönem. Bu bulmaca, Menzies’i, -Avrupalılar’ın Amerika’ya gidişinden çok önce çizilmiş- başka haritalar aramaya itiyor ve Menzies bunlardan düzinelerce buluyor. Avrupalılar, 1800’lere dek, enlem-boylam çiziminde geriler. Yanlış çizimler yapıyorlar. Ama Menzies, Afrika’nın doğu kıyılarının doğru boylamlarıyla çizildiği haritalara; Avrupalılar’ın bölgeye
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 244 gelişinden yüzyıl önce çizilmiş Patagonya ve And Dağları haritalarına; Avrupalılar’dan dört yüzyıl önce doğru olarak çizilmiş Antarktika haritalarına; Cook’tan üç yüzyıl önce doğru olarak çizilmiş Avustralya haritalarına rastlıyor. O dönem dünyayı dolaşabilecek bir gücün hangi özelliklere sahip olması gerekir? Bir kere, boylamları doğru çizebilmeleri için tüm dünyayı dolaşmış olmaları; bitimsiz sularda yol alabilmek için yıldız bilgisi ve uzun süreliğine yola çıkacaklarına göre, deniz suyunu tuzdan arındırıp içebilme kılgısal (teknik) bilgisine sahip olmaları gerekiyor. O dönemde bu niteliklere sahip tek donanma, Çin Donanması’ydı. Ve Menzies, böylece, “dünyanın bu büyük keşifçileri, Çinliler olabilir mi?” sorusuna yanıt aramaya başlıyor. Buna yanıt verebilmek zordu; çünkü Çin tarihi, kendine yeni bir yön çizdiğinde, eski belgeleri yakan bir tarihtir. Örneğin, ülkeyi ilk kez biraraya getiren Çin Hanedanı hükümdarı (İ.Ö. 221-206) (‘Çin’ adı, bu ilk birleştirici hanedanın adıdır) özeksel (merkezi) yönetimi ve birliği sağlamak için, kendinden önce gelenlerle ilgili tüm belgeleri yakmıştır. Yakılanlar arasında, Konfüçyüs’ün konuşmaları da bulunmaktadır. Bu konuşmalar, daha sonra, Konfüçyüs’ün izleyicilerinin ezberinden yeniden yazılmıştır. Aynı biçimde, 15. yüzyılda da benzer belge yakma olaylarına rastlanmaktadır. Bu durum, Menzies’i korkutmuştu. Nasıl belge bulacaktı? Dolayısıyla, Menzies, Çinliler’in dünyayı çok önce dolaştığı yönlü görüşü sınamak için başka yerlere bakmalıydı: 15 yaşından beri (yıl: 1953) İngiliz Donanması’ndaydı ve o zamanlar, kılgıbilgisi (teknoloji), o kadar gelişmiş değildi. Denizciler, yol almak için, hala yıldız bilgisine başvuruyordu. Buradan edindiği deneyim, deniz düzeyinde görülenlerin, kimi zaman, göründüğü gibi olmadığını söylüyordu. Denizcilik bilgisi, araştırması boyunca, O’nu ortalama bir araştırmacıdan üstün kılacaktı. Bir denizci, bir haritaya baktığında, ortalama bir araştırmacı gibi, yalnızca harita görmez. Şunları da görür: Haritayı çizen kişi, nerede yol aldı; hangi yönde; hızlı mı yavaş mı; karadan ne kadar uzaktı; enlem ve boylam bilgisi; ve hatta, çizerken gece miydi gündüz müydü?.. Örneğin, ada gibi çizilenler, gerçekte, bir dağ doruğu olabiliyordu. Uzaktan görülüp ada olduğu çıkarsaması yapılıyordu. Bu sapma ve yanılsamaları bilmeyen tarihçiler, günümüzde bilinen kara parçalarını garip biçimlerde gösteren haritaları, düşlem ürünü olarak değerlendirip ciddiye almazken; Menzies, gerçekte, bu haritaların, eğrisiyle doğrusuyla dönemin denizcilik bilgisi düzeyini yansıttığını ileri sürüyor. Sorumuza dönelim: Belgeler yakıldıysa, Menzies nereye bakacak? Dünyanın 120 ülkesindeki arşivlere; müzelere, kütüphanelere; eski anıtlara; saraylara; geç Ortaçağ’ın liman kentlerine; ıssız adalara, kıyılara vb.; o dönemden kalma (Çin kaynağı olsun Avrupa kaynağı olsun) hangi kaynaklar varsa hepsine; o dönem Çinliler’den kalanlara (porselenler, ipek, adaklar, Çinli amirallerin başarılarını öven taş oyması anıtlar); Afrika, Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda kıyılarındaki Çinli gemi enkazları; anayurtlarından uzaklara taşınmış hayvan ve bitki türleri. Ayrıca, Menzies; Colomb, da Gama, Magellan ve Cook gibi Avrupalı keşifçilerin, hiç de bilinmeyene yolculuk yapmadıklarını; ellerinde, yolculuklarına başlamadan çok önce Çinliler’in çizdikleri haritalarla yola çıktılarını ileri sürüyor ve o ünlü söze gönderme yapıyor: “Başkalarından daha ilerisini görebiliyorlarsa, devlerin omuzlarına çıkmaklıklarındandır.”
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 245 Çinliler, Dünya’ya İlk Kez Meydan Okumuyor! Şimdi nasıl oldu da, Çinliler, dünyanın dört bir yanına dev filolar gönderdiler, ona bakalım: Moğol hükümdarı Kubilay Han, 1279’da Çin’i ele geçirmişti. Moğol egemenliği, 1352’ye kadar sürdü. 1352’de Çinli köylüler, ayaklandılar. Köylü ordusu, Moğol güçlerini püskürttü ve yeni bir hanedanlık kuruldu: Ming Hanedanlığı. Çin Ordusu, Çin kentlerini Moğol egemenliğinden birer birer kurtarmaya başladı. Kurtardıkları kentlerdeki erkekleri öldürüyor, erkek çocukları ibret olsun diye hadım ediyorlardı. Hadım ettikleri genç erkekleri, yetiştirmek üzere Saray’a götürüyorlardı. Ele geçirilen ve hadım edilenlerin çoğu, Muhammedci Moğollar’dı. Hadım edip yetiştirme uygulaması, Çin’de İsa’dan Önce 11. yüzyıla dek geriye gitmektedir. Hadımlar, daha çok, haremlerde ve ilginç bir biçimde, ordunun üst düzey görevlerinde çalışırlardı. Dünyayı keşfedecek Çin Donanması’nın başamirali Zheng He de, Yunnan bölgesinin kurtarılması sırasında hadım edilmiş Muhammedci Özbek bir çocuktu. Babası ve dedesi Hacı olan Zheng He, aşağıda anlatacağımız gelişmeler sonucunda, Çin Sarayı’nda hızla yükseldi. Önce İmparator’un başdanışmanı, sonra başamiral oldu. Dönemin geleneklerine uygun olarak, kesilmiş eşeysel (cinsel) uzvunu, bir tapınakta sakladı ve öldüğünde, uzvu, birgün birleşebilmeleri için, gömütüne koyuldu. Bu da, dönemin bir geleneğiydi. Sanıldığının tersine, hadımlar, Onlar’ı hadım edenlere karşı kin duymuyorlar; hadım edilirken, canları bağışlandığı için minnet duyup İmparator’a hizmet edeceklerine ant içiyorlardı. Hadımlık, gerçekte, dönemin siyasal ortamında, arzu edilir bir konumdu. Bir dönem, en güçlü siyasal öbek, hadımlardı. Hadımları ve sınıfsal çatışma içinde oldukları mandarinleri az sonra ve ileride ele alacağız. Zheng He’yi yanına alan, daha sonra İmparator olacak ama İmparator oluş süreci çok zorlu geçecek olan Zhu Di idi. Moğollar’ı püskürten köylü ayaklanmalarının başında, Zhu Di’nin babası vardı ve Moğol egemenliğinin yıkılmasından sonra, Ming Hanedanlığı’nı kurup bu hanedanlığın ilk imparatoru olan da Zhu Di’nin babasından başkası değildi. Ölünce, ardıl olarak, Zhu Di’nin yeğenini bıraktı. Yeğen, Zhu Di’yi hiç hoş karşılamıyordu. O’nu, egemenliğine bir tehdit olarak görüyordu. Sonunda, O’nu öldürmeleri için, suikastçiler gönderdi. Zhu Di, kaçıp kurtuldu. Aylarca, Pekin sokaklarında başıboş dolaştı; sokaklarda yattı; deli numarası yaptı. Bir süre sonra, eski adamlarını topladı. Bunların birçoğu, Zheng He’nin yönetimindeki hadımlardan oluşuyordu. Çeşitli kereler gerçekleşecek uzun çarpışmalar sonunda, Zhu Di, yeğenini alt etti ve tahta geçti. Başarısının altında, sınıf siyasası gütmesinin, kuşkusuz, önemli bir etkisi oldu: Çin tarihinde, zararsız görüldükleri için, Harem başta olmak üzere, Saray’ın her yanına rahatlıkla girebilen ve tüm olup bitenleri birinci elden bilen ama Konfüçyüsçü türden geleneksel bir eğitim almamış olan hadımlarla; ‘tehlikeli’ düşünceleri nedeniyle, Saray’dan içeri adımını atmaları pek istenmeyen Konfüçyüsçü ‘aydın’/ komutlu (memur) sınıfı mandarinler arasında, Konfüçyüs’ün yaşadığı yıllara (İ.Ö. 551-479) kadar geriye giden sınıfsal bir çelişki vardı. Hadımlar, Zhu Di’yi tuttular ve kent kapılarını, Zhu Di’nin geçen sürede oluşturduğu düzenli orduya açarak, O’nun tahta geçmesinde büyük rol oynadılar. Zhu Di’nin tahta geçmesinden sonra, Zheng He, üstün başarılarından dolayı, -daha önce hiç deniz görmemiş olsa da- büyük bir filonun başına getirildi.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 246 Büyük Ülke, Büyük İmparator, Büyük Hedefler: Yükseliş ve Düşüş Zhu Di’nin büyük hedefleri vardı: Başa geçer geçmez Çin Seddi’ni onardı. Dev boyutlu Yasak Kent’i kurdurdu ve Yasak Kent’in yapımını hızlandırmak için, ta İ.Ö. 486’da yapılmış, dünyanın gelmiş geçmiş en uzun yapay suyolu (1,800 kilometre) Büyük Kanal’ı düzenleyip işler duruma getirdi ve dev bir donanma kurdu. Zhu Di’nin büyük tasarılar peşinde koşması, tahta geçiş biçiminden kaynaklanmaktaydı: Babasının tahtta görmek istediği kişi olmadığı için, İmparator oluşunu göklerin onayladığını bir yandan kendisine bir yandan Çin’e kanıtlamak gibi bir derdi vardı. Bu nedenle, görkemli işler yapıyordu. Bunda, yeni bir hanedanlığın yalnızca üçüncü hükümdarı olmanın, köklü olmamanın payı da olsa gerek. Zhu Di, Budacılık’a bağlı bir hükümdardı. Budacılık’ın verdiği hoşgörüyle, değişik dinlerden insanlara ayrımcılık yapmıyordu. Örneğin, Zheng He’nin Muhammedci olması, O’nun başamiral yapılmasına engel oluşturmuyordu. Çin, o dönemde, ‘Çin’ adının anlamına uygun bir biçimde (‘Çin’ sözcüğü, ‘Orta Krallık’ ya da ‘dünyanın özeği (merkez)’ anlamına geliyor), gerçekten dünyanın özeği idi: Gökbilim, kitap basımı, barut ve pusula konularında, Çin’e birazcık yaklaşan bir uygarlık bile yoktu. O dönemin Avrupası’nda, kitaplar, henüz, topluca basılamıyordu. Barut, Avrupa’da yaygın kullanımda değildi. Avrupa’da kayda değer bir gökevi yoktu. Pusulayı da Çinliler’den öğreniyorlar zaten. Yani kılgısal (teknik) açıdan, Çin, bir ‘Bilgi Toplumu’ idi. Ama ‘Bilim Toplumu’ diyemeyiz ve bu diyememekliğimiz, günümüz toplumunu da andırıyor: İmparator Zhu Di, Yasak Kent’e yıldırım düştüğünde, tanrıların gazabına uğradığını düşünüyor. Ve tanrıların gazabından kurtulmak için, bir süreliğine, oğlunu tahta çıkarıyor. Ayrıca, yıldırım olayıyla eşzamanlı olarak, tarih boyunca SARS dahil olmak üzere birçok salgın hastalığın çıktığı yer olan Güney Çin’de, 174,000 insan, bilinmeyen bir salgın hastalıktan ölüyor; cesetler, açıkta çürüyor çünkü onları kaldıracak kimse kalmıyor. Dahası var: Yasak Kent’in ve yeni gemilerin yapımı için onbinlerce ağacı kesilen Vietnam bölgesi, ayaklanıyor; işgücünün ve kaynaklarının büyük bir bölümünü Yasak Kent’e ve donanmaya ayıran Çin tutumyapısı (ekonomi), çökme noktasına geliyor. Daha doğrusu, Yeni Dünya’dan getirilen tonlarca baharat, satılmak yerine halka dağıtıldığı için, Yasak Kent’e ve donanmaya ayrılan kaynaklar, yenilenemiyor. Dolayısıyla, aynı, Bilgi Toplumları’nda olduğu gibi, dönemin Çini’nde, kılgısal bilgi güçlü, ama toplumsal yorumlamalar oldukça zayıf. Bu yıkımlar, Zhu Di’nin eşeysel (cinsel) yaşamını da etkiliyor. Yıldırım olayından sonra, İmparatoriçe ölüyor; Zhu Di, eşeysel erksiz oluyor ve bu da Harem’e söz geçirememesine yol açıyor: Odalıklar, hadımlarla birlikte olmaya çalışırken yakalanıyor; bu nedenle öldürülen 2,800 odalık ve hadımdan bir bölümü, ölmeden önce, Zhu Di’ye karşı ağır sözler söylüyor. Zheng He komutasında, dünyanın dört bir yanına gönderilen Çin gemileri, 3 yıl sonra döndüklerinde, tümüyle farklı bir siyasal ortamla karşılaşıyorlar: Zheng He ve O’nun komutasındaki hadım amirallerin filoları, Çin’den ayrıldıktan sonra, Zhu Di ölüyor. Yerine geçen oğlu, mandarinlerin gerici düşüncelerine kanarak, babasından farklı yol izliyor. Babası gibi, büyük tasarılarıyla ülkesini yıkıma götürmeyeceğini açıklıyor. Kendince ülkeye huzur getirmeye çalışıyor. Filolar, 3 yıl sonra, dünyayı dolaşıp bütün anakaraları keşfederek (bunun kanıtlarını ilerleyen sayfalarda sıralayacağız), Çin’e döndüklerinde, kahraman gibi
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 247 karşılanmıyorlar. Umursanmıyorlar; hatta tersine, Zhu Di’ye bağlı oldukları için aşağılanıyorlar. Kısa bir süre sonra, 1425’te, Zhu Di’nin oğlu da ölüyor ve deniz aşırı yolculuklar, tümüyle yasaklanıyor. Denizaşırı yolculuklar yapmaya kalkışanlar, korsanlık suçlamasıyla yargılanıp idam ediliyor. Yabancı dil öğrenmek ve yabancılara Çince öğretmek bile yasaklanıyor. Bu durumda, Çin Donanması’nın dünyayı keşfinin unutulmasına şaşırmamak gerek. Sonrasında, keşifler ve İmparator’un bu tür büyük tasarıları, Çin halkını yoksullaştırdığı ve ülkeyi yıkıma sürüklediği gerekçesiyle, daha sonra gelen yöneticiler tarafından yakılıyor. Ve Çin’in dünyaya kapalı, gelişmelere kapalı karanlık çağı, başlamış oluyor. Bir dünya devleti olunabilecekken, fırsat kaçıyor. Birkaç on yıl sonra, gemileri tersanelerde çürümüş; tersane işçileri, gemi yapımını unutmuş Çin, kıyılarını, üçbeş çapulcunun korsan gemilerinden bile koruyamıyor. Bu karanlık çağda Çin, yerinde sayarken; Avrupa gelişiyor ve günü gelip Çin’i boyunduruk altına alıyor. Ve şimdi merkezkaç insanı olarak bizler, Avrupalı gibi olmaya çalışıyoruz. Uygarlığın ölçüsü, çağımızda, Avrupalı olmaktan geçiyor. Çinli olmaktan geçebilirdi. Dünyaya İsacılık yerine, hoşgörü dini Budacılık egemen olurdu. Daha az kan dökülürdü. Bu bölümü, bir tarihçeyle özetleyelim: 1421-1424: Çin Donanması’nın Güney Amerika, Kuzey Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya ve Afrika kıyılarında keşifler yapıp dünya haritası çizdikleri yıllar. 1477: Bundan sonra hiçbir okyanus-aşırı sefer yapılamasın diye, Zheng He’nin Seyir Defterleri’nin ve Zheng He ile ilgili diğer tüm belgelerin yakılması (bunun nedenlerini yazının sonunda ele alacağız). 1500: Çin’de ikiden fazla direkli gemi yapmanın yasaklanması (Cezası: Ölüm). 1525: Yeni bir fermanla, okyanusta yolalabilecek Çin gemilerinin yakılması ve tecimcilerin (tüccar) tutuklanması. Çinliler’in Dünya Seferi Çinliler’in dünya seferleriyle ilgili önemli belgelerden biri, Zheng He’nin 1431’de iki ayrı tapınakta yaptırdığı ve araştırmacılar tarafından 1930’da keşfedilen iki anıt. Bu anıtların yazıtlarında, “3,000’den fazla ülke dolaştık” tümcesi geçiyor. Bu tümce, Çinli ve Avrupalı tarihçilerce, bugüne kadar, taş ustasının yanlış oymasına bağlandı. Oysa diğer kalıntılarla birlikte, bunun yanlış olmadığı ortaya çıkıyor. Niye özellikle orada yanlış yapsın ki?.. Dolayısıyla, anıtlar, gerçekte, Çin Donanması’nın dünya turunu anlatıyor. Aynı yazıtlarda, Çinli denizcilerin, 6. seferlerinde, 40,000 deniz mili (100,000 li) katettikleri (ki bu da, dünya çevresinin neredeyse iki katıdır) yazıyor. “Avrupalılar keşfe başladıklarında, ellerinde Çinliler’in çizmiş olduğu haritalar vardı” dedik. Peki bu haritalar, onların eline nasıl ulaştı? Yanıt: Sonradan Muhammedci olan ve
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 248 Kalküta Limanı’na sürekli uğrayan Venedikli tecimci Niccolo da Conti (yk. 1395-1469). Da Conti’nin yazdığı günce, günümüze ulaşmıştır ve bu güncedeki Hindistan anlatımları, Çinliler’in keşif turuna katılıp günce tutmuş Ma Huan’ın güncesindeki anlatımlarla tıpatıp aynıdır. Da Conti’nin günceleri, 1433’te basılmıştır ve Avrupa’daki din çevreleri için yazıldığı için, o dönem, çok bilinen bir kaynaktır. Çin Donanması’nın uğrak yeri olan Kalküta Limanı’nda, da Conti’nin, Çinliler’in çizmiş olduğu bir dünya haritasına erişmesi, oldukça olasıdır. Daha sonra bulunan kaynaklar, da Conti’nin Çinli denizcilerle ilişkisinin bununla kısıtlı olmadığını, Zheng He’nin seferlerinden birine katılmış olduğunu göstermektedir. Ayrıca, Çin’de birkaç yıl önce bulunan bir yeraltı sarayında, Zheng He’nin ve donanmanın ileri gelenlerinin heykelleri bulunmuştur. Bu heykellerden bir tanesi, bir Avrupalı’ya aittir. Bu, Niccolo da Conti’nin görünüşüne uymaktadır. Çinliler, Afrika’da: Beyaz Afrikalılar’ın Gizi Çözülüyor Çinliler’in yüzyıllardır gemileriyle Afrika’ya gidip geldikleri biliniyor. Ancak, tarih kitaplarında, Ümit Burnu’nu ilk geçenin bir Avrupalı olduğu belirtiliyor. Demek ki, Çinli denizcilerin Afrika’yla ilişkilerini gözden geçirmek, şart: Çinliler, Afrika’ya Tang Hanedanlığı’ndan (İ.S. 618-907) beri gitmektedirler. Ümit Burnu da Avrupalılar tarafından bulunmamış; Avrupalı denizciler, Çinliler’in çizdiği haritalara bakılarak, diğer bir deyişle, bir beklentiyle bölgeye gönderilmişlerdir. Portekizli denizciler, Doğu Afrika’ya vardıklarında, Afrikalı hükümdarların ipek giysiler içinde olduğunu ve evlerin, Çin porselenleriyle dolu olduğunu görmüştür. Hint Okyanusu ve Güney Afrika’yı gösteren ilk harita, 1459’da, Venedikli Fra Mauro (yk. 1385-1459) tarafından çiziliyor. Bu haritanın üstünde yazan yazılarda, 1420’de Hindistan’dan giden bir geminin Afrika’nın güney ucunu dolandığı ve Güney Atlas Okyanusu’na açıldığı belirtiliyor. Yapılan gemi tarifi ise, Zheng He’nin gemilerine tıpatıp uyuyor. Bu harita, tarihte, Ümit Burnu’nu ilk kez dolaştığı ileri sürülen Bartolomeu Dias’ın keşfinden 30 yıl önce çizilmiş. Fra Mauro’ya bu haritayı çizdirecek bilgileri sağlamış olan kişi, büyük olasılıkla, O’nunla aynı çağda yaşamış yurttaşı Niccolo da Conti. Dolayısıyla, Çin denizcilik bilgisi, Kalküta’daki Çinli denizcilerden da Conti’ye, da Conti’den Fra Mauro’ya, Fra Mauro’dan ünlü Portekiz Prensi, Prens Denizci Henry’ye geçiyor. Zhu Di’den sonra gelen Çinli yöneticiler, haritaları yaksalar da; onlar yakmadan önce, Çin ekinine hayran olan Japonlar, haritaların bir eşlemini (kopya) alıyor. Bu haritalardan biri olan Kangnido’da, boylam düzeltmesi yapıldığında, Afrika’nın oldukça gerçeğe uygun bir biçimde çizilmiş olduğu görülüyor. Yıl, yaklaşık 1420. Çinli denizcilerin Afrika’da bıraktıkları izlere geçmeden önce, Çin gemilerinde ne tür insanlar olduğunu bir görelim: Bu gemilerde, mürettebatın yanında, bir de uzmanlar heyeti olurdu. Bu heyetlerde, Budacı rahipler, Muhammedci din adamları, 17 Afrika ve Hint dili için çevirmenler, matematikçiler, gökbilimciler, mimarlar, maden uzmanları, taş ustaları vd. vardı. Çin gemileri, ganimet gemilerinden çok, araştırma gemilerini andırıyordu. Gelelim Afrika’ya: Afrika’nın batısında (dikkat: doğu değil batı) Cape Verde Adaları’ndan birinde bulunan, daha sonra ‘Pedra do Letreiro (Harfli Taşı)’ olarak
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 249 adlandırılmış olan yazıtın, o dönemde Kalküta’da konuşulan Hint dilinde yazıldığı ortaya çıkıyor. Benzer bir yazıt, Kongo’da da bulunuyor. Afrika’nın Kenya kıyılarında, gemileri batmış Çinli denizcilerin soyundan geldiğini ileri süren ve görünüşleri ve gelenekleriyle Çinliler’i andıran topluluklar yaşamaktadır. Çinliler, Güney Amerika’da: Piri Reis Haritası’nın Gizi Çözülüyor Dönemin Avrupası’nın denizcilik/ haritacılık başkenti Venedik’te bulunan bir belgede, Arjantin’le Tierra del Fuego’yu ayıran Magellan Boğazı’nı gösteren 1428 tarihli bir haritadan sözediliyor. Tarihte, Magellan Boğazı’ndan ilk geçen olduğu ileri sürülen Magellan, bu tarihten yüz yıl sonra keşifte bulunuyor. Kuşkusuz, bu haritayı çizenler de yine Çinli denizciler. Bu 1428 Haritası, Portekiz Kralı tarafından uzun süre gizleniyor. Bir eşlemi, Kolomb’un eline geçiyor. Harita yitip gidiyor ama Güney Amerika’yı gösteren parçası kalıyor. Kolomb’la Amerika’ya gitmiş bir denizci, bu parçayı saklıyor. (Bu arada, bu haritayı Kolomb çizmiş olamaz; çünkü Colomb, Güney Amerika’ya hiç gitmedi.) 1501’de Osmanlılar, bu denizcinin bulunduğu gemiyi ele geçirerek, harita parçasına el koyuyorlar. Ve Piri Reis, Yeni Dünya’ya hiç bir sefer düzenlememiş Piri Reis, çoğu yanlış ama Güney Amerika bölümü doğru çizilmiş ve yaşayan hayvanların doğru belirtildiği 1513 tarihli ünlü dünya haritasını oluşturuyor. Çinliler’in Amerikalar’ı keşfettiği yönlü sava en güçlü destek, bir Çin kaynağı olan, 1430 tarihli ‘Tuhaf Ülkelerin Resimli Tarihi’dir (I Yü Thu Chih). Tek eşlemi Cambridge Kütüphanesi’nde olan bu kitapta, Amerikalar’a gitmeden çizilemeyecek canlılar bulunmaktadır: Lamalar, armadillo (bir Güney Amerika kertenkelesi), jaguar ve maylodon. Bunların altında şöyle yazmaktadır: Çin’in batısında (dikkat: burada bir yanlış yok, doğu değil batı) iki yıl dokuz aylık bir yolculuk uzaklığında bulunmaktadırlar. Çin Tarih Yıllıkları’nda, İ.S. 499’da, Budacı rahip Hoei-Shin’in Çin’in doğusunda, 8,000 deniz mili uzaklıkta bir kara parçasına ayak bastığı ve bu ülkeyi ‘Fusang’ olarak adlandırdığı yazıyor. Betimlemeler, Güney Amerika’yla uyum gösteriyor. Ayrıca, DNA çalışmaları ve salgın hastalık çalışmaları, Çinliler’le Amazon, Brezilya ve Venezuela yerlilerinin akraba olduğunu ortaya koyuyor. Piri Reis Haritası’nın çizimi bile, Magellan’ın bölgeye gelişinden çok önce. Bu haritada, Güney Amerika’nın batısındaki yükseltiler, And Dağları. Ama bu dağlar, Atlas Okyanusu’ndan görülemiyor. Ancak Pasifik’ten gelinirse görülebiliyor. Venezüela Körfezi’nin batısında yaşayan yerlilerle Çinliler’in gen akrabalığının yanında, dil benzerlikleri de dikkat çekiyor. Aynı biçimde, ‘gemi’ye Kolombiya yerlileri, ‘chamban’ diyorlar; Çincesi, ‘samban’. Sal’a Güney Amerika’da ‘balsa’ diyorlar; Çincesi, ‘palso’ vd. Ayrıca, Maya sanatında, lotus duruşundaki Buda oymalarına rastlanmaktadır ve Peru’da 100’e yakın köyün adı, Çince’dir. Çinliler’in Amerika’ya çok önce gittiğine bir başka kanıt, hayvan türleri: Güney Amerika tavukları/ horozları; tür özellikleriyle, Asya tavuklarını/ horozlarını andırıyor. Bu tavuklar/ horozlar, Avrupa tavuklarından farklılar. Bu hayvanları, Avrupalı fetihçiler getirmiş olsaydı; hayvanların adları, Avrupalı adlardan türemiş olmalıydı. Oysa, Güney Amerika tavuklarının adları, Hint adlarından gelme: Örneğin/ Tavuk: karaka (Arawak (bir Güney
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 250 Amerika toplumu) dili) ve karaknath (Hintçe); tori (Kuzeybatı Meksika) ve nihuatori (Japonca). Aynı biçimde, anayurdu Güney Amerika olan darı da, Zheng He’nin donanması tarafından, Çin’e getirilmişti. Bununla ilgili çok sayıda Portekiz ve Çin kaynağı bulunmaktadır. Çinliler, Antarktika ve Avustralya’da: Cook Öncesinden Kalma Batık Gemilerin Gizi Çözülüyor Magellan, Çinliler’in çizdiği haritalara bakarak yola çıktıysa, bunun izlerinin, güncesinin satıraralarında sezilebiliyor olması gerekir: Mürettebat, ‘Magellan Boğazı’ olarak adlandırılan boğaza gidilirken, İspanya’ya dönmek istiyor; bunun üzerine, Magellan, herkesin önünde, Kral’da gördüğü bir haritadan sözediyor ve haritaya göre bölgede bir boğaz olduğuna yemin ediyor. Erich von Daniken, Piri Reis’e haritasını uzaylıların çizdirdiğini söylüyor. Menzies ise, “daha önce bölgeye Çinliler gittiler ve haritaları da Onlar çizdi” diyor. Tarihte Avustralya’yı keşfeden kişi olarak geçen Kaptan Cook’tan iki yüzyıl önce çizilmiş bir haritada (bu harita, Britanya Kütüphanesi’nde bulunmaktadır), Avustralya gösterilmektedir. Bu haritada, Güneydoğu Asya kıyıları, en ince ayrıntısına kadar çizilmiştir. Ayrıca, Avustralya’nın doğu ve kuzey kıyıları, çok ayrıntılı çizilmişken; batı kıyıları, oldukça kötü çizilmiştir. Zheng He’nin Antarktika’ya giden filosunun, dönüşte Avustralya’ya uğradığı, oradan Çin’e döndüğü düşünülmektedir. Bu nedenle, Avustralya’nın batı kıyıları kötü çizilmiştir. 1836’da, Güneydoğu Avustralya kıyısında, tikten yapılmış bir geminin batığı bulunmuştur. Tik, Avrupa’da yetişmemektedir. Bu geminin bir Asya gemisi olduğu kesindir. Geminin bulunduğu bölgede yaşayan yerliler arasında, ‘sarı benizliler’in denizden gelip kendileriyle yaşamaya başlamalarına ilişkin bir efsane vardır. Geminin batması sonucu, bazı denizcilerin ve odalıklarının kurtulup karaya ayak bastığı düşünülmektedir. İ.S. 636 tarihli ‘Sui Hanedanlığı Tarihi’ (Sui shu), Asya’nın 60-100 gün güneyinde bir anakaradan sözetmekte; bu anakarada, insan dilinden anlayan kuşların (papağan olabilir) ve ‘çember bıçaklar’ (bumerang olmalı) atan insanların yaşadığını yazmaktadır. Yine eski bir Çin kaynağı olan ‘Dağların ve Denizlerin Öyküsü’ (Shan hai jing), güney denizlerinde, çok uzaktaki bir anakarada yaşayan, yavrusunu kesesinde taşıyan bir hayvandan sözetmektedir. Avustralya yerlilerinin taş oymalarında, uzun tek parça beyaz giysiler giymiş denizcilerle gemileri resmedilmektedir. Bu denizcilerin Asyalı olduğu anlaşılmaktadır. Avustralya yerlilerinin efsanelerinde, İngilizler’in gelişinden çok önce, denizden gelip toprağı kazarak maden arayan yabancılardan sözedilmektedir. Avustralya yerlileri, maden aramak için toprağı kazan topluluklardan değiller. Aynı biçimde, Avustralya’nın Kuzey Arnhem Bölgesi’ndeki yerli şarkıları, Endonezyalılar’dan ve Avrupalılar’dan önce bölgeye gelmiş ‘Baijini’ adlı bir halktan sözeder. Tarifler ve kalıntılar, Baijiniler’in Çinli denizciler olduğunu gösteriyor.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 251 Avustralya ve Yeni Zelanda kıyılarında çeşitli noktalarda, gemi kalıntılarına rastlanmaktadır. İnceleme, bu kalıntıların Çinli denizcilerden kalma olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yapılan DNA araştırmalarında, Maoriler’in, Çinliler’in ve Melanezyalılar’ın karışımı olduğu ortaya çıkmıştır. Yeni Zelanda’da, Kuzey Ada’da, Ruapuke Kıyısı’nda, üstünde Tamilce yazılar bulunan yazıtlar bulunmuştur. Çin’de ve dünyanın birçok ülkesinin kıyısında bulunan bu yazıtların üstündeki yazılar, ortak özekli çemberlerle son bulmaktadır. Bunların, Çinli denizcilerin bir tür imzası olduğu düşünülmektedir. Yine Ruapuke Kıyısı’nda bulunan bir çanın üstünde, Tamilce yazılar bulunmuştur. Yazı, çanın bir gemi çanı olduğunu ve geminin sahibinin Muhammedci bir Tamil olduğunu bildirmektedir. Bu geminin, Zheng He’nin donanmasına eşlik eden Hint gemilerinden biri olduğu düşünülmektedir. Aynı bölgede, çekik gözlü ve tek parça giysili bir insanı temsil eden bir heykelcik bulunmuştur ve bu heykelciğin tarihi, Avrupalılar’ın gelişinden öncesine rastlamaktadır. Ayrıca, bölgede yaşayan Maoriler’in efsanelerinde, sarı benizli, tek parça giysileri olan yabancılardan sözedilmektedir. 1430 tarihli ‘Tuhaf Ülkelerin Resimli Tarihi’nde (I Yü Thu Chih), Avustralya’dan pek sözedilmemektedir. Bu, Avustralya’nın Çinliler tarafından çoktan keşfedilmiş olmasına bağlanabilir. Çinliler, Arktika’da: Papa-Grönland Piskoposu Mektuplaşmalarının Gizi Çözülüyor Çinli ve Koreliler’in Sibirya’yı dolaştıklarının kanıtı, Kuzey Norveç kıyısındaki balıkçılarda Koreli DNA’sına ve Aleut Adaları’ndaki Eskimolar’da Çinli DNA’sına rastlanmasıdır. 1430 tarihli ‘Tuhaf Ülkelerin Resimli Tarihi’nde (I Yü Thu Chih), Kuzey Kutbu yakınındaki halklardan da sözedilmektedir. Yine Grönland’ın çevresinin Avrupalılarca dolaşılmasından çok önce, Menzies, Çinliler’in Grönland’ın çevresinde dönüp haritasını çizdiğini ileri sürüyor. Bu görüş için iki kanıt var: Birincisi, Papa’yla Grönland piskoposları arasındaki yazışmalar. Bu yazışmalarda, ateşli silahlara sahip ve kılıçlı barbarların saldırısına uğrandığı söyleniyor. Saldırı, Grönland’ın batısından geliyor. Yıl, yaklaşık 1418; o dönemler, ateşli silahlar, Çin dışında yaygın değil ve tarifler, yine Çinli denizcilere uyuyor. İkincisi, DNA kanıtları: Grönland’ın Hvalsey bölgesinde yaşayan halklarla Çinliler’in akraba olduğu ortaya çıkıyor. Rusya bile, ilk Sibirya Haritası’nı 19. yüzyılda çizebilmişken, Çinli denizciler, Kuzey Kutbu’nu ve çevresini, 1420’lerde dolaşıp haritalamışlardı. Çinliler, Kuzey Amerika’da: Kaliforniya Porselenlerinin Gizi Çözülüyor Haritacı Paolo Toscanelli’nin (1397-1482) Kolomb’a yazdığı mektupla birlikte, (yine Çinliler’den kotarılmış) bir dünya haritası gönderip, mektupta O’nu yola çıkması için cesaretlendirdiği bilinmektedir. Menzies, bir denizci olarak, rüzgarı ve akıntıları hesaplıyor ve dönemin Çini’ndeki gemi yapımı kılgılarını da dikkate alarak, filonun, Kaliforniya’da yara alacağını ve büyük
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 252 olasılıkla bir geminin batacağını ileri sürüyor. Bu konuyla ilgili bir seminerde yaptığı açıklamadan sonraki 48 saat içinde, Kaliforniya’dan haber yağıyor: Kaliforniya açıklarında, Ortaçağ’a ait olduğu sanılan bir Çin gemisinin batığı var ve müze, gemiden kalma Ming Çağı seramikleriyle dolu. Batıktan alınan örnekler, tahtaların 1410 yılına ait olduğunu gösteriyor. Aynı batıktan çıkan pirinç örnekleri de, araştırmacıları şaşırtmış durumda: Pirinç, o dönem, yalnızca Çin’de ve Afrika’da biliniyordu. Sacramento Irmağı’nın taşkınlarında pirinç yetiştirmeye başlayanlar, büyük olasılıkla, gemiden sağ kurtulmayı başaran ve kurtulurken pirinç tohumu da kurtaran Çinli denizcilerdi. 1870’lerde, bölgedeki pirinç tarlalarında çalışanların % 75’i Çinli’ydi. Bunlar, ne zaman gelmişti? 1874’teki resmi bir belge, Çinli işçilerin yeni göçmen olmadığını; yüzlerce yıl önceden beridir burada olduklarını gösteriyordu: Çinli denizciler, yerlilerle evlenmişlerdi ve melezlerin çok farklı bir gensel ve geleneksel yapıları vardı. Yalnızca Çin’de uygulanagelen geleneklere sahiplerdi. Kolomb, güncesinde, Küba’ya ayak bastığında, yerlilerin yanında, tek parça beyaz giysi giymiş üç adamdan sözediyor. Zaten Onlar’ın Çinli olduğunu düşünerek, bastığı kara parçasının Asya olduğunu düşünüyor. Bastığı yer Asya değildi ama gördükleri Çinli’ydi. Ve bu tariflemeyi yapan, bir tek Kolomb değildir. Birçok keşifçi, aynı Çinli tariflemesini yaparken; dünyada çeşitli kıyılardaki birçok yerli halkın efsanelerinde Çinli denizcilerin tariflerine tıpatıp uyan yabancıların gemileriyle gelişleri anlatılmaktadır. Yapılan DNA araştırmalarında, Sioux ve Cree Ojibwa yerlilerinin Çinliler’le akraba olduğu ortaya çıkmıştır. Atlas Okyanusu’nda bulunan Azor Adaları’na tarihte ilk ayak bastığı ileri sürülen Portekizli gemicilerin güncelerinde, bir atlı heykeli gördükleri ve altındaki yazıtı okuyamadıkları belirtilmektedir. Menzies, bu heykeli yapanların da Çinli olduğunu düşünmektedir. Çünkü 1420’lerde çizilmiş Kangnido Haritası’nda (Çin-Kore kaynaklı harita), Azor Adaları gösterilmektedir. Bu da, Portekizler’in adaları bulmalarından çok öncedir. Azor Adaları, önceki Arap haritaları da dahil olmak üzere hiç bir haritada görülmemektedir. Meksika’daki Maya çalgılarının yarısından fazlası, Burma ve Laos’ta da bulunuyor. Uruapan bölgesinde, lake sanatı çok yaygın. Lakenin anayurdunun Çin olduğu biliniyor. Ayrıca, bölgedeki müzede, Kolomb öncesine ait Çin’den gelme bronz heykeller ve madalyonlar bulunmakta. Kahvenin anayurdu, Doğu Afrika’dır ve kahveyi Karayipler’e İspanyol denizcilerin getirdiği düşünülüyordu. Ama daha sonra yapılan araştırmalarda, kahvenin, Karayipler’de, İspanyollar’ın gelişinden önce yetişmeye başladığı anlaşılıyor. Menzies, kahvenin, Karayipler’e Çinli denizcilerce götürülmüş olabileceğini ileri sürüyor. Aynı biçimde, Avrupalılar, Karayipler’e çıkmadan önce çizilmiş haritalarda, Avrupa’da bulunmayan ve anayurdu, Afrika, Hindistan ve Güneydoğu Asya olan çeşitli sebze ve meyveler gösterilmektedir. ‘1421: Çin’in Amerika’yı Keşfettiği Yıl’ Kitabına Tepkiler Menzies’in kitabı, Peru, Avustralya ve Yeni Zelanda’da öfkeyle karşılandı. Güzelim ülkeleri, kendi topraklarıymış gibi yöneten Avrupalılar, egemenliklerini meşrulaştıran resmi tarihi çöpe atan savlara elbette öfke kusacaklardı. Ama en gerçekdışı karşı çıkış, Yeni
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 253 Zelandalı tarihçilerden geliyordu: Onlara göre, Yeni Zelanda’ya Avrupalılar gelmeden önce getirilen ve anayurtları Asya ve Güney Amerika olan hayvan türlerini, açık kanolarıyla Maoriler getirmişti! Onlara göre, Maoriler, dünyayı dolaşmıştı! Bir kere, o kadar türü taşıyabilmek için büyük kanolar ve türlerin susuz kalmaması için, deniz suyunu tuzdan arındırma kılgıbilgisi (teknoloji) gerekir. Maoriler’de, bunlar yoktu. Avustralya’yı ilk keşfedenlerin Çinliler olduğu, Avustralya’da azçok kabul edilen bir gerçek. Çin’de, Çinli denizcilerin dünyayı keşfettiği görüşü, genel kabul görüyor. Bu nedenle, Menzies, şunu soruyor: Nasıl oluyor da Amerikalı ve Avrupalı tarihçiler, Amerika’yı Kolomb’un; Avustralya’yı Cook’un bulduğuna bizi inandırabiliyorlar? Amerika ve Avrupa kaynakları incelendiğinde, şaşırtıcı bir biçimde, Çinli denizcilerin Amerikalar’ı keşfini anlatan bini aşkın kitap olduğu anlaşılıyor. Hatta bu kitapların dizelgesi, 1990 yılında, iki cilt olarak basılmış: J. L. Sorenson ve M. H. Raish, Pre-Columbian Contact with the Americas Across the Oceans: An Annotated Bibliography, Provo Research Press, 1990. Dolayısıyla, Menzies’in, Çinli denizcilerin dünyayı keşfettiğini ve Amerikalar’a ayak bastığını söylediği birçok araştırmacı, O’na, “Bu, yeni bir şey değil ki… Yeni mi farkına vardınız?” yanıtını veriyor. Soruya dönelim: Nasıl oluyor da Amerikalı ve Avrupalı tarihçiler, Amerika’yı Kolomb’un; Avustralya’yı Cook’un bulduğuna bizi inandırabiliyorlar? Ya araştırmacılar, kanıtların bilincinde değil ya da hasıraltı etmeyi seçmişler, çünkü ortalama bir araştırmacıya sunulan bilgilerle çelişiyor ve bu görüşe sahip olsalar, akademik ilerleme yolları tıkanır. Zaten, araştırmacıların, işine gelmeyen bulguları görmezden gelmesi, ilk kez olan birşey mi?.. Menzies, bitirirken, Amerika’yı Avrupalılar’ın keşfettiği yalanını tüm bu kanıtlara karşın (aşağıdaki Kanıtlar bölümüne bakınız) aktarmayı sürdüren tarihçilere ve akademisyenlere çatıyor ve okurlarına sesleniyor: “Tarihi yeniden yazanlar, tarihçiler ve akademisyenler değil, sizlersiniz.” Deniz Seferleri, Uzay Seferleri ve Yeni Çin: Ummanınevat’tan Fezayınevat’a 15. yüzyılda, tarihteki en geniş imparatorluğu kurabilecek yetenekte ve güçte olan Çin’de, denizciliğe ilişkin tutumlar neden değişti? Sınıfsal bir nedeni var: Zhu Di, donanmasının başına hadımları getirmişti. Hadımlarla mandarinler arasında, yüzlerce yıldır süren bir çatışma vardı. Deniz seferleri sürseydi, hadımların gücü de artacaktı. Ayrıca, mandarinler, ülkenin gönenci için, Konfüçyüs döneminden kalma gerici siyasaların savunucusuydular: Çin, kalkınacaksa; bu, yalnızca, tarımla olabilirdi; maceracı denizcilerle değil. Tüm kaynakları gemi yapımına akıtmak yerine, tarıma yatırım yapılmalıydı. Tarihçiler, denizciliğe ilişkin tutumların değişmesinde daha az etkili olan iki etmenin ise, şunlar olduğunu ileri sürüyorlar: Büyük Kanal yapıldığı için, nehir gemilerine ağırlık verildi. (Yanıt: Okyanus gemileri yapmak ve nehir gemileri yapmak, birbirini dışarıda bırakan etkinlikler mi? İlla, ya biri ya öteki mi olacak?) Moğol tehditi, yükselişe geçti. Çin Devleti, Moğol saldırıları sürerken, okyanusları düşünebilecek durumda değildi. (Yanıt:
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 254 Moğol tehditi, daha önceki dönemlerde de vardı. Yine de İmparatorlar, okyanuslara gemiler göndermişti.) Gerçek şu ki, tarihsel olarak bakıldığında, Zheng He’nin keşifleri, Moğol boyunduruğu olmasaydı, gerçekleşemeyecekti. Mandarinlere kalsa, Malezya’ya bile gemi göndermezlerdi. Hadımlar ise, mandarinlerin tarihsel düşmanları olarak, Zhu Di’nin tahta geçmesinde olmazsa olmaz büyük bir çaba gösterdiler ve böylece, Zhu Di, tahta geçtiğinde, devletin kilit konumlarını ellerinde tutan bir niteliğe büründüler. Moğol boyunduruğu olmasaydı, hadımları kilit konumlara taşıyacak tarihsel gelişmeler yaşanmayacaktı. Öte yandan, şu da unutulmamalıdır: Mandarinlerin güçlü olduğu daha önceki dönemlerde de, Çin, okyanuslara gemi gönderiyordu. Burada, İmparator’un başlantısı (insiyatif) da önemli. Dolayısıyla, Çin tarihine baktığımızda, bir istençsel (iradi) yön (İmparator), bir de gerekirci (determinist) yön (mandarinler ve hadımlar) bulunmaktadır. 16. yüzyıl başlarında, Çin’de, çok az tersane işçisi, gemi yapmayı biliyordu. Gemi yapımı öğretimi yasaklanmıştı. Ateşli silah ve top gibi buluşların işlenmesi de yavaşladı. Önce Zheng He’nin seyir defteri, sonra bütün okyanus-aşırı yolculuk yapabilecek gemiler, mandarinler tarafından yakıldı. Mandarinler, şöyle düşünüyorlardı: “Çin, kendine yetebilen bir uygarlıktır. Okyanuslara açılıp tecim (ticaret) yapmayı savunanlar, Çin’in eksik bir ülke olduğunu söylemiş olurlar. Bu, doğru değil. Çin, güçlü bir ülkedir ve bunun tersini ileri sürenler, vatan hainleridir.” Mandarinlerin söylediklerinin tersine, Çin Donanması’nın dünya keşifleri, yıkım getirmiyordu. Porselenler karşılığında tonlarca baharat, çok ucuza Çin’e getiriliyordu. Ayrıca, yeni bitki ve hayvan türleri geliyordu. Bunların, tarım ve hayvancılık etkinliklerini çeşitlemesi nedeniyle, ülke tutumyapısına (ekonomi) önemli bir katkısı olmuştu. İşte bu mandarinler nedeniyledir ki, Çin’de kenter (burjuvazi) sınıf ve işçi sınıfı çok geç oluşacak; ilerleyen yüzyıllarda, ülke, Avrupalılar’ın ve Japonlar’ın vahşetleriyle inim inim inleyecekti. Gerçekte, Zhu Di sonrası Çin’de, tutumbilimsel (ekonomik) anlamıyla, geleneksel devletçilikle Çin tipi devlet anaparacılığı (kapitalizm) çatışmıştı. Birinciler, halkın gönencini herşeyin üstünde tutup maceraya atılmaya karşı çıkmışlar; ikinciler, denizcilere topluluksal başlantı (insiyatif) verip “gidin, dünyayı dolaşıp gelin” demişlerdi. Bir süre sonra keşiflerine başlayacak Avrupalı denizciler ise, yalnızca bireysel kazanç hırsıyla dolaşıyorlardı. Çin’deki devlet geleneği, denizcilere de yansıyordu: Çinli denizciler, “İmparator’un şanı yürüsün” diye keşif yaparken; Avrupalı denizciler, keşiflere, altın için katılıyorlardı. Çin gemileri, kar amacı gütmediği için, devlet, desteğini çektiğinde, gemicilik bitiyordu. Avrupa gemileri ise, kar amacı güttüğü için, devlet, desteğini çektiğinde; denizciler, kendi parasal birikimleriyle yola çıkıyorlardı. Şimdi etik bir tartışma açalım: Kitlelerin ölmesi pahasına, dünyayı keşfe çıkmak; sırf kendi imparatorluk gücünü göstermek için, dev harcamalar yapmak; etiğe uygun bir bir davranış mıdır -ve ekleyelim- siyasal olarak mantıklı mıdır? Bir ülke, Güneş Dizgesi dışına uydu gönderebiliyor olsa, ama insanlarının çoğu açlıktan ölse, uzaya çıkmak ne işe yarar? Gerçekte, bu sorular, günümüz Çini’nde sorulan sorular. Çin, uzaya yatırım yapmaya başladığında, bir kesim, bu soruları ortaya atarken (işte yeni-mandarinler); bir kesim de (yeni-
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 255 hadımlar), gündelik siyasalarla geleceğin Çini’nin yaratılamayacağını söylüyor. Tarihin hiç bir döneminde, okyanuslara ve uzay(lar)a düzenlenen seferler, bir ülkenin yıkımını getirmemiştir. Bir ülkenin yıkımını, merak değil, gelir dağılımındaki dengesizlik getirir. Halkların aç kalmadan uzaya çıkabilmeleri, olanaklıdır. Herşey yine devlet yapısında bitiyor. Bu yazıda, olabildiğince, Zhu Di ve Zheng He yerine Çinliler’i vurguladık. Bu, bir rastlantı değildir. Çin Seddi’ne ya da piramitlere baktığınızda ne görüyorsunuz? Bir uygarlığın biliminin ve mühendisliğinin doruğunu mu yoksa karın tokluğuna çalışırken ölen binlerce emekçiyi mi? Anıtlar, emekçilere haklarını vererek güzelleşir. Onların tek tek küçük ve toplamda büyük çabalarıyla, Çin Seddi ve piramitler yapılabilmiştir. Dolayısıyla, yalnızca onda birin Çin’e dönebildiği 30,000 kişilik dünya seferlerinde, her bir denizci ve uzman heyetinde bulunan her bir bilim emekçisi, Zheng He kadar elleri öpülesi bir iş yapmışlardır. Zheng He’yi anarken, onları da saygıyla anıyoruz. Gerici mandarinler kısa dönemde kazanmış olabilirler. Ancak, uzun dönemde kazananlar, hadımlar oldular. Zheng He, günümüz Çini’nde, şimdilik tüm dünyada olmasa da, yavaş yavaş, hakettiği konuma yükseltiliyor. Eski başkent Nanjing’de bir Zheng He Müzesi var. 2002’de kurulan Zheng He Çalışmaları Derneği, Çin’de iki yılda bir, Zheng He üstüne konferans düzenliyor. Life Dergisi, son binyılda önemli kişiler dizelgesinde Zheng He’yi 14. sırada gösteriyor. Yüzyıllardır, Malezya ve Endonezya’nın çeşitli bölgelerinde, Zheng He tapınaklarının bulunduğu ortaya çıkıyor; bu tapınaklarda, Çinli denizcilerin soyundan gelenler, Zheng He’ye dileklerinin gerçekleşmesi için dua ediyorlar. Çin Donanması’nın dünya seferlerini anlatan ‘1421’ adlı film, yolda. Gösterime girdiğinde kimbilir ne heyecan verici olacak… Ayrıca, Zheng He’nin ilk seferine çıkışının 600. yıldönümü olan 2008’de, Singapur başta olmak üzere çeşitli Asya ülkelerinde, büyük anmalar ve kutlamalar yapılacak. 600. yıldönümü, Pekin 2008 Olimpiyat Oyunları’yla da çakışıyor. Bir tek, Çin’in, uzaya göndereceği bir gemiye ‘Zheng He’ adını vermesi kaldı. Bunu da, ergeç yapacaklarına kuşku yok.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 256 KANITLAR (SEÇMELER) 1) Zheng He’nin Donanmasının Yolculuklarına Kanıtlar a) Yakılmaktan kurtulan Çin kökenli haritalar ve kayıtlar. b) İlk Avrupalı keşifçilerin Yeni Dünya’da rastladıkları Çinli ya da Asyalı insanlar. c) Yerlilerin, Avrupalılar’dan önce gemileriyle gelen yabancılarla ilgili anlatımları. ç) Yeni Dünya ve Çin arasındaki dil benzerlikleri. d) Yeni Dünya kıyılarında bulunan Çin gemi batıkları. e) Yeni Dünya’da bulunan Çin porselenleri/ seramikleri. f) Yeni Dünya’da Kolomb öncesinde varolan Çin yeşimi. g) Yeni Dünya’da bulunan Çin kökenli adak nesneleri ve mücevherler. h) Çinlilerce ya da Asyalılarca Yeni Dünya’da yapılmış anıtlar ve taşyapılar. ı) Yeni Dünya’ya gelen ilk Avrupalılar’ın rastladığı, bölgede daha önce maden arandığını imleyen kalıntılar. i) Anayurtlarından taşınmış bitki ve hayvan türleri. j) Çinlilerce Yeni Dünya’ya taşınmış gelenekler. k) 1430 tarihli Çin kaynağı ‘Tuhaf Ülkelerin Resimli Tarihi’nde (I Yü Thu Chih) resmedilen Güney Amerika’ya özgü hayvanlar. l) Zheng He’nin yaptırdığı iki tapınaktaki yazılar: “100,000 li’den (40,000 deniz mili) fazla yol gittik, 3,000’den fazla ülke gördük.” 2) Zeng He’nin Donanması’nın Gittiği Yerler a) Hint Okyanusu. b) Doğu Afrika. c) Atlas Okyanusu ve Cape Verde Adaları. ç) Karayipler. d) Florida. e) Carolina/ Virginia. f) New England, Massachusetts ve Boston/ New York. g) Yukarı Mississipi. h) British Columbia ve Washington Eyaleti. ı) Arizona, New Mexico, Texas, Oklahoma, Arkansas, Colorado ve Oregon. i) Kaliforniya. j) Azor Adaları. k) Meksika. l) Panama ve Venezuela. m) Peru. n) Brezilya. o) Patagonya ve Magellan Boğazı. ö) Grönland, Kuzey Kutbu, Arktika, Bering Boğazı. p) Antarktika. r) Yeni Zelanda. s) Avustralya. ş) Endonezya ve Filipinler.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 257 3) DNA Kanıtları- Çinliler’le Akrabalığı Olan Halklar a) Navajo. b) Mazatek Halkı (Meksika). c) Campeche ve Buctzozt Mayaları. ç) Waunana ve Ngobe Halkları (Panama). d) İnkalar. e) Venezuela ve Kolombiya yerlileri (İrapa, Paraujano ve Macoita), f) Surui Halkı (Amazon). g) Quechua (Bolivya/ Mato Grosso sınır) ve Toba (Kuzeybatı Arjantin, Salado Irmağı) Halkları. h) Haida ve Aleut Halkları. ı) Moskoke Halkı (Güneydoğu ABD ve Kuzeybatı Florida). i) Sioux ve Cree Ojibwa Halkları (Amerika ve Kanada). j) Maidu, Yuki, Pima ve Wintun Halkları (Kaliforniya). k) Maori Halkı (Kuzey Ada, Yeni Zelanda). l) Gunditjmara Halkı (Victoria, Güney Avustralya). 4) Yeni Dünya’yı İlk Keşfedenlerin Avrupalılar Olmadığına Kanıtlar a) Avrupalılar, Yeni Dünya’ya ayak basmadan önceki tarihlerde çizilmiş birçok harita (bunlara Piri Reis Haritası da dahil), Yeni Dünya’yı ırmaklarına ve yaşayan hayvan ve bitki türlerine kadar veriyor. b) Birçok Avrupa kaynağı ve denizci güncesi, Avrupalı denizcilerin, keşif yolculuklarına çıkarken, ellerinde, önceden çizilmiş dünya haritaları olduğunu ve rotalarını bu haritalara bakarak belirlediklerini gösteriyor. c) Birçok kaynak, Çin kaynaklı dünya haritasını Portekiz Kralı Denizci Henry’ye ulaştıranın, Zheng He’nin seferlerine katılmış bir Muhammedci Venedikli olan Niccolo da Conti olduğunu gösteriyor. d) 15. yüzyılın başında, Çin dışında hiç bir ülkenin donanması, bir dünya haritası çizebilecek kadar gelişkin değildi. 5) Çinliler’in 1421 Yılında Sahip Oldukları Dünya Bilgileri a) İ.Ö. 3. yüzyıldan beri, Kuzey ve Güney Kutbu’nun varlığı, biliniyordu. b) Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyordu. c) Avustralya’nın varlığı, İ.S. 316’dan beri biliniyordu. ç) Amerikalar’ın varlığı, İ.S. 6. yüzyıldan beri biliniyordu. Amerikalar, Çin kayıtlarına, ‘Fusang’ adıyla geçmişti. d) Qhou Qu Fei tarafından 1178’de yazılmış ‘Güney Çin ve Ötesinin Bilgisi’ (Lingwai Daida); Zhao Ru Kua tarafından 1225’te yazılmış ‘Yabancı Halkların Kayıtları’ (Zhu Fan Zhi) ve Wang Da Yuan tarafından 1349’da yazılmış ‘Denizaşırı Ülkeler ve Halkların Kayıtları’ (Daoyi Zhilue). e) Wang Da Yuan’ın yazdığı Yuan dünya gezi kitabı, ‘Adaların Barbarları’ (Avustralya’yı da içeriyor).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 258 6) İlk Avrupalı Keşifçilerin Yeni Dünya’da Çinliler’e Rastladıkları Yerler a) Malakka, Endonezya ve Filipinler. b) Azor Adaları (Atlantik). c) Grönland. ç) Brezilya, Peru, Şili, Venezuela. d) Kaliforniya, Meksika, Kansas, Küba. e) Florida, Rhode Island. f) Begonvil, Mikronezya. 7) Çin ya da Asya Kökenli Yabancıların Gemileriyle Gelip Kendileriyle Birlikte Yaşamaya Başladığını Söyleyen Yerli Anlatıları ve Resimler a) Rhode Island, Florida, Mississipi. b) Kanada, Haida, Kaliforniya. c) Meksika. ç) Peru, Brezilya, Patagonya. d) Fiji, Hawaii. e) Sydney/ Newcastle. f) Yeni Zelanda. 8) Yeni Dünya’daki Çince Yer Adları a) Peru’da Ancash bölgesinde 95 yer adı, Çince’dir. b) ‘Peru’ sözcüğü, Çince’de ‘beyaz sis’ demektir. Yılın belli günlerinde, Peru kıyılarını beyaz bir sis örtmektedir. c) ‘Chile’ sözcüğü (Ch-Li), Çince’de, bağlı bölge anlamına gelmektedir.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 259 9) Çin Gemi Batığı Olduğu Düşünülen Büyük Gemi Batıkları (Seçmeler) Yer Ayrıntı 1) Kuzey Filipinler 1421’de Pasifik ve Hint Okyanusu’ndaki tecimsel ilişkileri gösteren 4,700 parça. 2) Nanuku Geçidi, Fiji Alofi’de Çin gömütlüğü var. 3) Fırtına Burnu, Tazmanya Hong Wu (Zhu Di’nin babası) kabartmalı maden paralar. 4) Fraser Adası, Doğu Avustralya John Green’in 1862’de gördüğü batık. Açılmayı bekliyor. 5) Stradbrooke Adası Bataklığı, Doğu Avustralya Kaptan Cook’tan önceki bir dönemden kalma Çin gemisi batığı. 6) Ruapuke Kıyısı, Yeni Zelanda 1890’da bulunmuş olan, üstünde Tamilce yazılar bulunan taş oyması, Çin kökenli, yeşimden yapılma ördek. 7) Vancouver Adası, batı kıyısı, Amerika Çok sayıda Çin kökenli sanat ürünü bulundu. 8) Vancouver Adası, batı kıyısı, Amerika Aynı bölgedeki bir başka batıkta, Japonya, Kore ve Çin kökenli sanat ürünleri bulundu. 9) Oregon, Neahkahnie kıyısı yakınları, Amerika Yaklaşık 1410’dan kalma batık. Ming porselenleri bulundu. 10) Kaliforniya, Drake Koyu, Amerika Çok sayıda Çin porseleni bulundu. 11) Sacramento, batı kıyısı, Amerika Yaklaşık 1410’dan kalma batık. Çin kökenli pirinç tabak bulundu. 12) Bahia, Batı kıyısı, Meksika, Amerika Ming porselenleri bulundu.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 260 EKLER. Denizciler, Gemi ve Mürettebat Sayıları Denizci Gemi Sayısı Mürettebat Sayısı Zheng He (1405 - 1433) 300 30,000 Kolomb (1492) 3 90 Da Gama (1498) 4 160 Magellan (1521) 5 265 Resim 1. Zheng He ve Kolomb’un Gemi Büyüklüklerinin Karşılaştırılması-1(*) (*) Büyük olan, Zeng He’nin. Resim 2. Zheng He ve Kolomb’un Gemi Büyüklüklerinin Karşılaştırılması-2
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 261 Zheng He Kimdir? Resim 3. Zheng He Heykeli. Zheng He (1371-1435), 1405 ile 1433 yılları arasında dünyayı dolaşıp tarihteki ilk dünya haritasını çizmiş Çin Donanması’nın başındaki Muhammedci Özbek hadım başamiraldir. Arapça adı, Hacı Mahmud’tur. Babası ve dedesi, Hacı idi. Yunnan bölgesinde doğdu. Arapça ve Çince konuşmaktaydı. Çin köylü ordusunun, Çin kentlerini bir bir Moğol boyunduruğundan kurtardığı dönemde, Yunnan’daydı. Yakalandı, hadım edildi. Dönemin başkenti Nanjing’de eğitim gördü. Malezya’da ve genel olarak, Güneydoğu Asya’da Çinli azınlığa ‘Ali Baba’ denmektedir. Bu, büyük olasılıkla, Çinli denizcilerin bir bölümünün Muhammedci olmasından kaynaklanmaktadır. Zheng He komutasındaki Çin Donanması, 30,000 kişilik denizci gücüyle, dünyanın dört bir yanına sefer düzenledi. Zheng He, deniz kıyısı olan bir kentte doğmamıştı. Başamiral olana dek, hiç gemiye binmemişti. Ancak, İmparator Zhu Di, sancılı geçen İmparator olma sürecinde, Zheng He’deki yöneticilik yeteneğini keşfetti. Zhu Di’nin keşfi, Zheng He’deki yeteneğin keşfiydi ve bu keşfi, dünya keşifleri izleyecekti. 1435’te Hint Okyanusu’nda yol alırken öldü. Bedeni, ‘Allahüekber’ haykırışlarıyla okyanusa bırakıldı. Nanjing’deki ‘Allahüekber’ yazan gömütünde, vasiyetine uygun olarak, saçlarının ve ayakkabılarının ve geleneklere uygun olarak, kesik eşeysel uzvunun gömülü olduğu sanılıyor. Gömütü, yüzyıllardır, manevi yeğeninin torunları tarafından korunuyor. Resim 4. Zheng He’nin gömütü.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 262 Diğer Resimler Resim 5. Bir Çin pusulası. Resim 6. Zheng He anısına çıkarılmış bir para.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 263 Resim 7. Piri Reis Haritası. Resim 8. Kitap Kapağı.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 264 Kaynakça www.1421.tv (Gavin Menzies’in oldukça kapsamlı olan ağ sayfası.) Dreyer, E. L. (1995). When China ruled the seas: the treasure fleet of the dragon throne, 1405-1433. The Journal of Asian Studies, 54(1), 198-199. Finlay, R. (1997). When China ruled the seas: the treasure fleet of the dragon throne, 1405-1433. Sixteenth Century Journal, 28(1), 321-323. Finlay, R. (1992). Portuguese and Chinese maritime imperialism: Camoe’s Luciads and Luo Maodeng’s voyage of the Sanbao Eunuch. Comparative Studies in Society and History, 34(2), 225-241. Hsu, M.-L. (1988). Chinese marine cartography: sea charts of pre-modern China. Imago Mundi, 40, 96-112. Levathes, L. (1994). When China ruled the seas: the treasure fleet of the dragon throne, 1405-1433. New York: Oxford University Press. McGirk, T. (2001). Out to sea with the great ships. Time, Ağustos 20-27, 158(718). Menzies, G. (2003). 1421: the year China discovered America. New York: HarperCollins Publishers. Sorenson, J. L. ve Raish, M. H. (1990). Pre-Columbian contact with the Americas across the oceans: an annotated bibliography. New York: Provo Research Press. Yazarsız (2001). The Asian voyage: in the wake of the Admiral. Time, Ağustos 20- 27, 158(718).
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 265 Bir Gülümseme Güvenmiyorum kazıbilimcilere- Binlerce yıl geçtikten sonra, Ayak izi olmayan kıyılarda, Eskiden koşuşturmayla dolu yıkıntılarda, Bir kuru kemik parçası bulacak biri -Bir kuru kemik, bedenimden. Nereden bilecek bu kuru kemik parçasının Yanmışlığını, kavrulmuşluğunu yirminci yüzyılda? Ve yeryüzü katmanlarındaki hangi insan Bulabilir kurbanların gözyaşlarını İşkence görmüş kurbanların? O gözyaşları Kilitlendi bin demir parmaklık arasına, Tek bir anahtarla Böyle bir hapishane kapısını açacak. Ama bu anahtarı almaya çalışan sayısız cesur insanın Öldürüldü hepsi, düştüler Silahları ve kılıçlarıyla gardiyanların. Alabilseydim o gözyaşlarının bir tanesini Yastığımın yanına koymak için, Bin kulaç derinde bulunmuş inciden daha değerli, Parlayacak hep ve hep, Işıyacak tüm zamanlarda, uzamlarda! Biz de hepimiz Kendi çağımızda Çarmıha gerilmedik mi? Ve bu çarmıha gerilme Daha az acı veren bir şey değil kesinlikle Nasıra halkının çarmıha gerişinden. Düşmanımızın eliyle, Dikenden bir taç konuldu başımıza, Ölümcülcesine solgun ve yırtılmış alnımızdan, Dökülüyor kan damlaları, kırmızı, Ama bu bile imleyemiyor Kalbimizdeki kederi! Doğrudur Boş umutlar taşımamalıyız, Ama umarız bir gün, Bizi düşündüğünde insanlar,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 266 Birinin çok önce olanları düşünmesi gibi, Tarihöncesi canavarlarla boğuşan ataları, Bir gülümseme geçecek hızla, yüzlerinde, Hem sakin hem cömert bir gülümseme – Birazcık da yüz veren – Ah, ne çok istek duyuyorum, Vermek için ömrümü, böyle bir gülümsemeye! 8 Mayıs 1937 Ai Çing (1910-1996) Çinli şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin/ Bangkok
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 267 2500 Yıl Önceden Günümüzü Açıklayan Bir Asyalı: Tarihteki İlk ‘Strateji’ Kitabının Yazarı Sun Tzu Sun Tzu, yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış bir Çinli. ‘Ping-fa’ (Savaş Sanatı) adlı kitabı, ilk ‘strateji’ kitabı sayılmaktadır. Amerika’da, işletme bölümlerinde ve savaş okullarında zorunlu okumalar arasındadır. Bu bölümde, Sun Tzu’nun görüşlerine ve günümüzdeki etkilerine yer vereceğiz. 1) Ping-fa: “Savaş, cinle periyle kazanılmaz; ping-fayla kazanılır!” Sun Tzu’nun yapıtı (yazılış tarihi: yaklaşık O.Z.’den (Ortak Zamanlar) önce 500), insanlık tarihinde, ‘strateji’ üstüne yazılmış ilk yapıt (Niou ve Ordeshook, 1994). Sun Tzu’da, oyun kuramının temel öğelerini görmek olanaklı. Oyun kuramı, birden fazla karar vericinin olduğu, tarafların kararlarının birbirlerine bağımlı olduğu ve bu kararların karşılıklı beklentiler üzerine biçimlendiği durumlar üzerine açıklama gücüne sahip genel bir çerçevedir. Sun Tzu, oyun kuramının ele aldığı çatışmalardan birini, açık çatışma durumunu incelemektedir. Geleneksel yaklaşımların tersine, karşı tarafın düşündüklerinin son derece önemli olduğunu belirtir. Dolayısıyla, Sun Tzu’ya göre, ‘Ping-fa’, tek taraflı, bireysel bir etkinlik değil, birden fazla tarafı ilgilendiren dağıtık bir etkinliktir (Niou ve Ordeshook, 1994). Sun Tzu’nun kitabının adı, ‘Ping-fa’dır. Anlamı, savaş sanatı ya da genel anlamda, ‘strateji’. Yani yalnızca savaşı değil genel olarak yaşamı kapsıyor. Sun Tzu, kitabını, Çin tarihinde, Savaşan Devletler Dönemi (O.Z.Ö. 403-221) olarak geçen dönemde yazdı. Bu dönemde, korkunç savaşlar vardı. Bu nedenle, çok sayıda askeri kitap yazılıyordu. Felsefeciler bile, stratejiye odaklanmıştı. Kitabın bir Avrupa diline (Fransızca) ilk çevirisi, 1772’de gerçekleşmiştir. İngilizce’deki ilk çevirisi ise, 1910’da gerçekleşmiştir. Temel düşünce şudur: Hiç çatışmaya girmeden kazanmak. Başarı, en güçlünün ya da en saldırganın değil, durumu en iyi çözümlemiş, en iyi tanı koymuş ve en iyi savunma-saldırı yöntemi geliştirmişlerindir. Önemli bir nokta, alternatifli düşünme. Olursa ne olur’a bakacağımız gibi, olmazsa ne olur’a da bakılmalı. Ping-fa, Öklid’in ‘Yerölçüm’ü (‘Geometri’) gibi çözümleyimsel (analitik) bir yapıt. Niye bu kadar kapsayıcı ve açıklayıcı? Çünkü tüm çatışmaların temelinde aynı öğeler var. Yalnızca sahneler, adlar ve araçlar değişiyor. Sun Tzu’ya göre, çatışma, illa yıkıcı değil. Üretim sürecinin olmazsa olmaz bir parçası.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 268 Amaç, yengi değil kazançlı bir yengi olmalıdır. Kazanç için, öncelikle, kayıpların enazlanması gerekir. Gagliardi (2003)’e göre, Sun Tzu, 3 katmanlı ve 5 öğeli bir dizge öneriyor: 1) Büyük ölçekli çevre, 2) Savaş birimi, 3) Savaş biriminin felsefesi. Büyük ölçekli çevrede, yer-gök ayrımı yapıyor. Gök, değişken bir öğe. Yer ise, durağan. Savaş biriminin 2 öğesi var: Önder ve yöntemler. Birimin felsefesi, birleştirici güç; önder ve yöntemleri ve önderlikle kitleyi birbirine bağlıyor. 4 çevre yetisi var: Bilmek (savaş alanını anlamaktan geçiyor), öngörmek (değişkenleri ve sabitleri hesaba katmaktan geçiyor), hareket etmek (değişkenlerden elde edilen bilgiden yararlanmaktan geçiyor), konumlanmak (durağanlardan elde edilen bilgiden yararlanmaktan geçiyor). İlk ikisi, bilmek ve öngörmek, önderin becerileri. Hareket etmek ve konumlanmak ise, yöntemsel beceriler. Bu 4 yeti, birbirleriyle karşılıklı ilişkideler. Bilme + Öngörü= Tasarlama Hareket Etme + Konumlanma= Eyleme. Sun Tzu’ya göre, bir birimin gücü, büyüklüğünden değil birlik olmasından ileri gelir. Ping-fa’da 5 saldırı yöntemi bulunmaktadır: 1) Şaşırtma (Bilmeyi kırıyor) 2) Aldatma (Öngörüyü kırıyor) 3) Çarpışma (Hareketi kırıyor) 4) Kuşatma (Konumlanmayı kırıyor) 5) Bölme (Birliği kırıyor) (Gagliardi, 2003). Sun Tzu, bir yandan, savaş sanatını anlatırken, savaşın zararlarından ve tutarının yüksekliğinden söz ediyor. “Savaş yüzünden, 10 aileden yalnızca 7’si kalıyor” diyor. Kitaptan ünlü sözler sıralayalım: “Düşmanla doğrudan savaşmak yerine, ona malzeme taşıyan araçları bul ve bunları kendi saflarına kat. Böylece düşmanı zayıflatmış olursun.” Amaç, bir çarpışmadan yengili çıkmak değil, çarpışmadan yenmek. En iyi siyasa, düşman henüz hazırlanırken saldırmak. İkinci en iyi, bağlaşmaları (ittifak) bölmek. Üçüncü en iyi, düşman ordusuna saldırmak. Yalnızca yeneceğin belliyse savaş! Savaş, cinle periyle kazanılmaz; ping-fayla kazanılır.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 269 2) Çin, Vietnam ve Sun Tzu Mao ve genel olarak Çinli devrimciler de, Sun Tzu’dan etkilenenler arasındaydı. Mao’nun ‘Seçme Askeri Yazılar’ kitabındaki ‘Çin’in Devrimci Savaşındaki ‘Strateji’ Sorunları’ adlı makalede, Sun Tzu’nun görüşleri anılmaktadır. Kızıl Ordu’nun savsözlerinin kimilerinde, Sun Tzu’nun sözlerinin etkisi açıkça sezilmektedir: Düşman ilerler, geri çekiliriz. Düşman yerleşir, rahat bırakmayız. Düşman yorulur, saldırırız. Düşman geri çekilir, peşinden gideriz (Boorman ve Boorman, 1964). Sun Tzu, ‘strateji’nin su gibi akışkan olduğunu söylüyor. Katı bir şeye rastlarsa durur; çatlak bulursa, yol almayı sürdürür. Donald N. Sull ve Yong Wang (2005), Mao’nun kentleri kırdan kuşatma ‘strateji’sinin Sun Tzu’nun bu görüşüne dayandığını ileri sürüyor. Yazarlar, bu kırdan kuşatma ‘strateji’sinin pazarlama alanında da kullanıldığını belirtmekteler. Sun Tzu’nun Çin Halk Cumhuriyeti’nce resmi eleştirisi, iki noktadan oluşmaktadır: Birincisi, Sun Tzu, kölelikten derebeyliğe geçiş dönemi Çini’nde, egemen sınıflara göbekten bağlı olduğundan, haklı savaş ve haksız savaş ayrımı yapmamıştır. İkincisi, savaş anına odaklanmış; askeri eğitim üzerinde durmamıştır (Boorman ve Boorman, 1964). Vietnamlı Vietnam gazileri, Amerika’ya karşı savaşta, yetersiz Sovyet silahlarıyla Sun Tzu’nun yöntemlerini birleştirdiklerini söylemektedirler (Kizzia, 2005). Vietnam Ortaklamacı Partisi’nin dört önderinden biri olan Truong Chinh’in ünlü sözlerinden biri şudur (“Direniş Kazanacak” (1947) kitabından): “Düşman bize yukarıdan saldırırsa, biz aşağıdan saldıracağız. Kuzey’den saldırırsa, Orta ya da Güney Vietnam ya da Kamboçya ya da Laos’tan saldıracağız. Düşman, üslerimizden birine girmeye kalkarsa, hemen karnından ya da sırtından vuracağız.” Bu sözler, açıkça Sun Tzu etkisi taşımaktadır. Sun Tzu’nun yapıtının, ayrıca, Japon ordusunu etkilediği bilinmektedir. 3) Amerikan Ordusu ve Sun Tzu Amerika, Sun Tzu’yu, Vietnam yenilgisinden sonra okumaya başladı. Amerikan Ordusu’nun Sun Tzu’ya yönelmesinin nedeni, Vietnam yenilgisidir (Holmes, 2005). Birçokları gibi, Gropman (2004) de, Amerika’nın Vietnam yenilgisini, Sun Tzu’nun ilkelerini dikkate almamaya bağlamaktadır. Daha da ileri giderek, “Amerika’da zamanında Sun Tzu okunmuş olsaydı, dünya savaşları olmazdı” diyenler vardır (Turner, 1997). Sun Tzu, 1980’lerden başlayarak, Amerikan savaş okullarında müfredata eklenmiştir (Holmes, 2005). Geçenlerde, Amerika’da, askeri bir okul olan Ulusal Savunma Üniversitesi’nde, Sun Tzu’nun görüşlerini günümüze uyarlama konulu bir yazı yarışması düzenlemiştir. Burnette (2005) ve Holmes (2005), Amerikan Ordusu’nun Irak Savaşı sürecinde, Sun Tzu’ya büyük önem verdiğini; Ordu’da Sun Tzu seminerleri düzenlendiğini belirtmektedirler.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 270 Doğal olarak, günümüzde, Sun Tzu’nun görüşlerini çeşitli siyasal sahnelere uyarlayanlar bulunmaktadır. Bunlardan biri olan Binbaşı Andrew Torelli, Sun Tzu’nun görüşlerini 11 Eylül sonrası sürece uyarlamaktadır (Torelli, 2005). Burnette (2005) şöyle diyor: “El Kaide, Sun Tzu’nun şu ilkesini kullanıyor: “Düşman, savaşılacak yeri bilmemeli. Bilinmezse, o zaman düşman, birçok yeri aynı anda savunmak zorunda kalır.”” El Kaide’nin savaşı, kalabalığın olduğu her yerde olabilir. Aynı biçimde, Amerikan Ordusu, bildiği birçok bağlantıyı bilmiyormuş gibi göstererek, Sun Tzu’nun şu ilkelerine dayanıyor: Hazır olduğunda, güçsüzmüş gibi görünmeye çalış. Etkin olduğunda, etkin değilmiş gibi davran. Düşmana yaklaştığında, uzakmış gibi görün. Uzaktayken, yakınmış gibi görün. Irak’ta bulunan bir Amerikalı yarbay şöyle demektedir: “Sun Tzu, haklıydı. “Düşmanını bilirsen ve kendini bilirsen, asla yenilmezsin.” Düşmana ilişkin olarak bilmemiz gerekenin yarısını biliyoruz ve kendimizi bilmiyoruz. Nasıl bir ordu olmak istediğimizi bilmiyoruz” (Hedges, 2005). Amerikan Ordusu’nun Sun Tzu’dan öğrendikleri neler? 1) Esnek olmalı. Savaş, devingen bir süreçtir. 2) Savaş meydanında istihbarat çok önemlidir. 3) Temel güç ve yardımcı güç ayrımı, yaşamsal öneme sahiptir (Yardımcı güç, düşman ordusunun zayıf hatlarını saptamaya çalışıyor.) (Holmes, 2005). 4) Şirket Yönetimi ve Sun Tzu Bir savaş sanatı kitabı, iş dünyasına ne kadar uygulanabilir? Çok! Çünkü işletme alanındaki birçok kavram, zaten ordudan gelme. 2. Paylaşım Savaşı’nın işletme alanının biçimlenmesinde büyük yeri var. McNeilly, ‘Sun Tzu ve İş Sanatı’ (2000) ve ‘Sun Tzu ve Çağdaş Savaş Sanatı’ (2001) adlı yapıtlarında, Sun Tzu’dan aldığı 6 ilkeyi işe ve çağımızdaki savaşlara uyarlamaktadır: Sun Tzu ve İş Sanatı (2000) 1) Savaşmadan Hepsini Kazan: Pazarı Yoketmeden Ele Geçirmek 2) Güçten Sakın, Zayıflığa Saldır: En Az Bekledikleri Yerden Vurmak 3) Aldatma ve Önbili: Pazar Bilgisini Ençoklamak 4) Hız ve Hazırlık: Rakiplerinin Üstesinden Gelmek İçin Hızlı Hareket Etmek 5) Karşıdakine Biçim Vermek: Yarışmada Egemen Olmak için ‘Strateji’ Kullanmak 6) Öznitelik-Temelli Önderlik: Çalkantılı Zamanlarda Etkili Önderlik Sağlamak Sun Tzu ve Çağdaş Savaş Sanatı (2001) 1) Savaşmadan Hepsini Kazan: Amaca Yoketmeden Ulaşmak
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 271 2) Güçten Sakın, Zayıflığa Saldır: Düşmanı En Kırılgan Olduğu Yerden Vurmak 3) Aldatma ve Önbili: Pazar Bilgisini Ençoklamak 4) Hız ve Hazırlık: Direnişin Üstesinden Gelmek İçin Hızlı Hareket Etmek 5) Karşıdakine Biçim Vermek: Savaş Alanını Hazırlamak 6) Öznitelik-Temelli Önderlik: Örneklerle Önderlik Etmek Michael Hugos (2005), Sun Tzu’nun yapıtını okuduktan sonra, başında olduğu bilişim şirketini ona göre biçimlendirdiğini ve Sun Tzu sayesinde başarıdan başarıya koştuğunu belirtmektedir. Ayrıca, Sun Tzu’nun görüşlerini çeşitli sporlara uygulayanlar da bulunmaktadır (Friedlander, 2004; Sullivan, 2005; Wyatt, 2005). Aynı biçimde, büyük bir bilişim şirketinin sahibi olan Gagliardi, Sun Tzu’nun genel ilkelerinin özele uygulandığı bir dizi kitap yazmıştır. Bu kitaplarda, bir sayfada Sun Tzu’nun sözleri; yan sayfada, Gagliardi’nin uyarlamaları bulunmaktadır. Bu kitapların adları şöyledir: Savaş Sanatı Artı Kariyer Yapma Sanatı Savaş Sanatı Artı Satış Sanatı Savaş Sanatı Artı İşletme Sanatı Savaş Sanatı Artı Pazarlama Sanatı Savaş Sanatı Artı Küçük Ölçekli İşletme Sanatı Savaş Sanatı Artı Sevgi Sanatı Savaş Sanatı Artı Onlulara Ana-Babalık Yapma Sanatı
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 272 5) Sonuç İşin en acı yanı, Sun Tzu’nun yapıtını insanlık tarihinin ilk ‘strateji’ kitabı olarak tanıtmak. Oysa, ‘strateji’ sözü, Sun Tzu’dan çok sonra üretilmiştir. Bu nedenle, Sun Tzu’nun yapıtını ilk ‘strateji’ kitabı değil ilk ‘ping-fa’ kitabı olarak tanıtmak daha doğru olur. Sun Tzu, merkezkaç ülkelerinde bundan böyle elbette çok okunacaktır. Ancak, ne yazık ki, Sun Tzu’nun yaygınlaşması, “Avrupa ve Amerika en üstündür” safsatasının yanlışlığını ortaya koyma çabasının bir sonucu olarak değil, Amerika’da işletme bölümlerinde ve asker okullarında zorunlu okumalardan biri olması nedeniyle olacaktır. Sun Tzu hayranlarının ilgisi, Asya’nın büyük uygarlıklar çıkardığını görmek için gerekli olan bütüncül bakışa sahip olamamaktadır ve olamayacaktır. Bu kitap, bu bütüncül bakış eksikliğine dikkat çekebilecekse ne mutlu.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 273 ‘Ping-fa’dan bir bölüm: Savaş oyunu, bir aldatma felsefesidir. Hazır olduğunda, güçsüzmüş gibi görünmeye çalış. Etkin olduğunda, etkin değilmiş gibi davran. Düşmana yaklaştığında, uzakmış gibi görün. Uzaktayken, yakınmış gibi görün. Düşmanın güçlü bir konumu varsa, onu oradan uzaklaştırmak üzere kandır. Düşmanın kafası karışıksa, kararlı ol. Düşman katıysa, ona karşı savaşmaya hazırlan. Düşman güçlüyse, ondan kaçın. Düşman öfkeliyse, onda engellenmişlik düşüncesi yarat. Düşman daha az güçlüyse, onu kendini beğenmişliğe özendir. Düşman rahatsa, onu işe koştur. Düşman birlikse, onu parçalara ayır. Onu hazırlıksız yakala, öyle saldır. En az beklediği durumda, oradan uzaklaş. Kazanabileceğin bir yer bulacaksın. Asıl niyetini baştan açık edemezsin. (Sun Tzu, Bölüm 1: Çözümleyim, Parça 4; çev. U. B. Gezgin) Kaynakça Boorman, S. A. ve Boorman, H. L. (1964). Mao Tse-tung and The Art of War. The Journal of Asian Studies, 24(1), 129-137. Burnette, D. (6 Haziran 2005). What would Sun Tzu do? www.sonshi.com Friedlander, J. (14 Aralık 2004). The way of the fist. www.cricket365.com Gropman, A. L. (14 Kasım 2004). Vietnam: the war that will not end. The Washington Times. Hedges, S. J. (6 Haziran 2005). Critics: Pentagon in blinders. Chicago Tribune. Holmes, J. (16 Haziran 2005). U.S. war strategy in Iraq had an Asian flair. www.sonshi.com Hugos, M. (8 Haziran 2005). The Tao of supply chains. CIO: Australia’s Magazine for Data Security Executives. Kizzia, T. (15 Mayıs 2005). Veterans bring celebration of peace to Alaska. Anchorage Daily News: Alaska’s Newspaper.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 274 McNeilly, M. (2000). Sun Tzu and the art of business: six strategic principles for managers. Oxford: Oxford University Press. McNeilly, M. (2001). Sun Tzu and the modern warfare. Oxford: Oxford University Press. Niou, E. M. S. ve Ordeshook, P. C. (1994). A game-theoretic interpretation of Sun Tzu’s The Art of War. Journal of Peace Research, 31(2), 161-174. Sull, D. N. ve Wang, Y. (6 Haziran 2005). The three windows of opportunity. Harvard Business School Working Knowledge for Business Leaders. Sullivan, T. (29 Ocak 2005). Owens: self-serving or selfless in his desire? www.SignOnSanDiego.com Sun Tzu, & Gagliardi, G. (2003). The art of war plus the art of marketing. Seattle, WA: Clearbridge Publishing. Torelli, A. (15 Haziran 2005). Sun Tzu’s theory of war for understanding the outcomes of terrorist campaigns. www.sonshi.com Turner, A. (1997). The complete Art of War: Sun Tzu/ Sun Pin. The Journal of Military History, 61(2), 355-356. Wyatt, J. (2 Şubat 2005). Super bowl media day is 39-ring circus. www.tennessean.com
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 275 Kar Düşüyor Çin’e Kar düşüyor Çin toprağına; Kesiyor önünü Çin’in, kar... Rüzgar, onca çile çekmiş yaşlı bir kadın gibi İzliyor geriden Ve uzatıyor pençelerini, Çekiştiriyor giysilerini. Ormanlardan Sürerek arabalarını Çiftçileri geliyor Çin’in, Başlarında, kürklü şapkaları- Nereye gitmek istersin? Diyorum ki sana, ben de, Çiftçilerin soyundanım; Dağlanmıştır senin gibi, benim de Yüzüm, Derinden derine O aylar, kan ter içinde yıllar, Bilerek, nasıl yaşar insanlar ovalarda, Başlarında binbir bela. Yo, senden mutlu değilim ben. Uzanmışım ırmağında zamanın, Sıkıntı gelgitleri çoğu kez Esir eder beni tümden. Sürgünde ve hücrede Uçup gitti tüm gençliğim. Ömürde sendeki gibiyim, Bezgin. Kar düşüyor Çin toprağına; Kesiyor önünü Çin’in, kar... Irmakları boyunca karlı bir gecenin Sürükleniyor usul usul, küçük bir petrol alevi Kara yelkenli, paçavra bir teknede. Yüzünü dönen, lambaya ve asılı tutan başını, Kim? Kimdir oturan, orada?
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 276 Ah sen Sümük saçlı, kirli yüzlü genç kadın, Bu mu ‘rahat evim’ dediğin, Huzurlu bir yuva ve mağara, Yakılıp yıkılmış, istilacılarca? Böyle bir gece idi, Yitirdiğinde, kocanın himayesini. Sataşmışlardı sana, Ölüm korkusuyla doluydun baştan başa Süngüleriyle düşmanın. Böyle soğuk bir gece idi o gece de, Sayısız yaşlı ana Çömelmişlerdi evlerde, Yabancı gibi –kendi evleri değildi- Bilmiyorlardı nereye götürür yarının tekerleri. Üstbaşları gibi paçavraydı, Çin’in yolları. Kar düşüyor Çin toprağına; Kesiyor önünü Çin’in, kar... Karlı otlaklar boyu, uzun gecede Topraklar var, savaş fenerleriyle ısırılmış. Sayısız ziraat insanı Mutlak Umutsuzluk Köyü’nde yaşıyor. Soyulmuş, besledikleri sığırlar. Talan edilmiş, koca pirinç tarlaları. Aç dünya üzerinde, Kara gökle yüzyüze, Titriyor ‘İmdat!’ diyen elleri. Ah, acısı, sıkıntısı Çin’in, Karlı gece denli bitimsizce. Kar düşüyor Çin toprağına; Kesiyor önünü Çin’in, kar... Ah Çin Bu lambasız gecede, Veriyor mu sıcaklık sana, Dizelerim, az da olsa?
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 277 Ai Ç’ing (1910-1996) Çinli şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin/ Bangkok (Ai Ç’ing (1910-1996): Fransa’da (1929-1932) resim okudu. Mayakovskiy etkisinde şiirler yazdı. Ortaklamacı (komünist) hareket içinde yeraldı. 1958’de, karşı-devrimci bulunarak, 1975’e dek, ‘devlet çiftlikleri’ denilen toplama kamplarında tutuldu. Çin’in en iyi şairlerinden.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 278 Hayır! Don Kişot, İnsanlık Tarihinin İlk Romanı Değildir! ya da Zamanımızdan Bin Yıl Önce Japonyalı Bir Kadın Yazar Tarafından Yazılmış ‘Genji Hikayesi’ Üstüne Yaygın kanı, Don Kişot’un insanlık tarihinin ilk romanı olduğu yönündedir. Oysa insanlık tarihindeki ilk roman, zamanımızdan bin yıl önce, Japonyalı bir kadın yazar olan Murasaki Şikibu tarafından yazılmış olan ‘Genji Hikayesi’dir. Don Kişot’a ilişkin yanlış kanının altında iki neden bulunmaktadır: Birincisi, ‘Genji Hikayesi’nin İngilizce’ye ilk çevirisi, kitabın yazılışından yaklaşık dokuz yüzyıl sonra yapılmıştır: 1900’de, Kencho Suematsu tarafından eksik bir çeviri yapılmıştır. Bütün iki çeviri ise, Arthur Waley’in çevirisiyle 1933 yılında ve Edward G. Seidensticker’ın çevirisiyle 1976 yılında yayınlanmıştır. İkinci neden ise, daha bütüncül ve daha ciddidir: Birçok alanda olduğu gibi, ekinsel (kültürel) alanlarda da bir A.B.-A.B.D. başatlığı sözkonusudur. Çok çok az sanatçının ve düşünürün aklından, ilk romanın, A.B.-A.B.D. yeryapısı (coğrafya) dışından çıktığı geçebilir. Herşeyin en iyisinin o yeryapıda olduğu düşünülür. Aynı biçimde, ilk denemeyi yazanın Montaigne olduğu düşünülür. Oysa Montaigne’den en az bin yıl önce, Çin’de komutlu (memur) olabilmek için deneme ustası olmanın zorunlu olduğu hiç akla gelmez (Gezgin, 2546a). Roman, Asya anlatılarında geleneksel olduğu üzere, roman kişisinin ailesinin tanıtılmasıyla başlar. İmparator’un soylu olmayan gözdesinin güzel mi güzel bir oğlu olur. Daha sonra Genji adını alacak bu çocuk, büyür; annesi ve anneannesi ölür. Koreli falcılar gelir ve büyük bir adam olacağını söylerler. Ancak, İmparator’dan sonra kimin başa geçeceği bellidir: Tahta, İmparator’un büyük oğlu geçecektir. Çocuk, bunun yerine, soylu olmayan Gen klanının başına getirilir; bu nedenle, adı, ‘Genji’ olur. İkinci bölümde üç tür kadından sözedilir. Genji, romanın ilerleyen bölümlerinde bu üç kadınla karşılaşacaktır. Bu bölüm, Bayan Murasaki’nin ustalığını konuşturduğu; erkeklerin gözüyle kadın tiplemeleri çizdiği bölümdür. Bundan sonraki bölümlerde, Genji birçok kadınla birlikte olur. Bunların arasında, imparatorun gözdesi de vardır. İmparatorun gözdesinin bir oğlu olur. İmparator, O’na gözü gibi bakar. Ancak, gerçeği bilmemektedir: Çocuğun babası, Genji’dir. Bin sayfanın büyük bir bölümü boyunca, evli-bekar birçok kadınla birlikte olan Genji, yıllar sonra güçten düşecek; yeni karısı O’nu aldatacaktır. Romanın kurgusunda, Budacı inancından kaynaklanan bir döngü bulunmaktadır. Aldatan, aldatılana dönüşür. Bu yanıyla Genji, birçok romanı etkilemiştir. Bunlardan biri de Candara’dır (Gezgin, 2546b). Genji, karısının doğurduğu çocuğun kendisinden olmadığını öğrenecek, bir manastıra çekilecektir. Romanın son bölümleri, Genji’nin karısını gebe bırakan ve çok sayıda kadınla birlikte olan yeni bir kişilik çevresinde döner. Döngü, sürecektir. Murasaki’nin romanı, çokeşlilik düzeninde büyük acılar çeken kadınların romanıdır. Yaşadığı dönemde çokeşlilik çok yaygındı ve toplum tarafından olumlu karşılanıyordu. Ancak, toplum, öngörülebileceği üzere, erkeklerin çokeşliliğini daha olumlu karşılıyordu. Bu nedenle, kadınların yaşamı, kıskançlık, hınç, öfke arasında eriyip gidiyor (Bowring, 2004, s.3); dönemin en ülküsel (ideal) kadın yaşantısı, kraliçenin ya da prensesin değil, rahibelerin oluyordu. Ancak, bir kadın, evlenmişse; rahibe olmak için, eşinden izin almak durumundaydı (Hirota, 1997) ve bu izin, çok az durumda verilmekteydi.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 279 Anlatı geleneğinin, Şikibu döneminde günümüzdekinden farklı olduğunu söylemekte yarar var ve bu durum, ‘Genji Hikayesi’nin kurgusunu ve yazılışını tümüyle etkilemiş bir özelliktir: Anlatılar aktarılırken, bir yandan, olan bitenlerin resimlendiği temsiller de gösterilirdi (Hirota, 1997). Bu nedenle, dönemin anlatıcıları, uzun betimlemelere yer vermemiş; olay öykücülüğüne ağırlık vermiştir. İnsanlık tarihindeki ilk romanın 1000’lerin Japonyası’ndan çıkması, belki de bundan kaynaklanmaktadır. Elbette, bu savı sınamak için, anlatılarını temsiller eşliğinde sunma geleneği olan toplumlara da bakılmalıdır. Böylece asıl soruya geliyoruz: Nasıl oldu da insanlık tarihinin ilk romanını Murasaki Şikibu ya da daha çok bilinen adıyla Bayan Murasaki yazdı? Bu soruya yeterli bir yanıt vermek olanaklı görünmese de, yaşamına göz atmak, bir fikir verebilir. Öncelikle, ‘Şikibu’, Bayan Murasaki’nin babasından aldığı bir san: ‘tören makamı’ anlamına geliyor. ‘Murasaki’ ise, roman kişilerinden birinin takma adı (Bowring, 2004, s. 4). ‘Lavanta’ anlamına geliyor (Puette, 1999, s. 52) (Zaten romandaki kişilerin hepsinin takma adı var (Hirota, 1997)). Dolayısıyla, romanı yazan Bayan Murasaki’nin gerçek adını bilmiyoruz (1). Bayan Murasaki, kimi kaynaklara göre, İ.S. 978’de, kimi kaynaklara göre ise, İ.S. 973’te doğmuştu. Babası bir Çince bilginiydi. Bayan Murasaki’nin kısa yaşamına çok acı düşecekti: Daha yaşamının ilk yıllarında annesini yitirdi. Yirmili yaşlarda ise, ablasını yitirdi. Bu, O’nu çok etkileyecek ve romanına, genç yaşta ölen ablasını, aynı biçimde genç yaşta ölen Agemaki tiplemesiyle yansıtacaktı. 999 yılında evlenir. Eşi, yaşlıdır. 1000 yılında kızı olur. Başka çocuğu olmayacaktır. 1001 yılında ise, eşi ölür. Bunlar, Murasaki’yi elbette çok etkiler (Puette, 1999). Murasaki’nin yaşamının 1014 yılında son bulduğu sanılmaktadır (Bowring, 2004, s. 5). Murasaki’ye ilişkin edinebildiğimiz bilgilerin çoğu, günümüze kalabilen ‘Murasaki Günceleri’nden gelmektedir. Öte yandan, soylu bir aileden geldiği için, bir saray insanıdır ve saraylı olmanın o dönemdeki temel ölçülerinden biri, sanatlarda ustalıktır. Bu konuda, o dönem, kadınlarla erkekler arasında büyük farklar vardır: Erkekler, örgün eğitim alırlar ve eğitim dili olan Çince’yi çok iyi bilmeleri beklenirken; kadınlar, örgün eğitim almazlar; bu da, yeteneklerini, anadilleri Japonca’da geliştirmelerine izin vermiştir (2). Bayan Murasaki, yine de, erkek kardeşine Çince öğretilirken, çoğu zaman kulak misafiri olmuş ve o dönem bir kadından beklenmeyecek düzeyde Çince öğrenmişti. Dönem için, varlığı çelişikti: Çince bilen bir kadındı (3). Bu durum, İmparator’u çok etkileyecekti. Öte yandan, önce Çince bilen belki de tek kadın olması ve sonra, bir kadın anlatı ustası olması nedeniyle ve bunun yanında, elbette, yakınlarını hep erken yitirdiğinden, son derece yalnızdı. Dönemin doğaüstü güçlerin artık sıradanlaştığı ve sıkıcılaştığı öykücülük anlayışı, İmparator’u ve genel olarak saraylıları heyecanlandırmamaktadır (4). Bu, Bayan Murasaki’de de dönemin öykücülerinde de arayışlara yolaçmaktaydı (Puette, 1999). Sonuç olarak denilebilir ki; kadınlara Çince öğretilmediğinden; Japonya’daki anlatı geleneği, resimli temsiller eşliğinde sunulduğundan ve son olarak, İmparator’un yazınsal seçimleri nedeniyle; insanlık tarihinin ilk romanı, Japonyalı bir kadın tarafından günümüzden bin yıl önce yazıldı. Çince, siyaset dili; Japonca, sanat dili olmaya, ‘Genji Hikayesi’yle başladı. Döneme ilişkin bilgileri günümüze ulaştıranlar da günceleri ve anlatılarıyla, çoğunlukla kadınlar oldu. Sarayda olan bitenleri, çektileri çileleri yazdılar (Bowring, 2004, p. 12). Kantçı bir soru soralım: Bir romanı roman yapan öğeler nelerdir? Ve Kantçı bir yanıt verelim: Özeleştiri öğesinin olmasıdır. Ve bilişsel bilimler açısından ekleyelim: Anlatıcının
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 280 anlatısı içerisinde anlatısına gönderme yapabiliyor olması gerekir (5). İkincisi, kişiliklerin kendi iç hesaplaşmalarına yer verilmelidir. Diğer bir deyişle; roman kişilerinin yansıyapısına (psikoloji) da yer verilir. Ama buraya kadarı, bir romanı roman yapmaya yetmez çünkü o zaman, romanla günce arasında fark olmaz. Bu nedenle, üçüncü ölçütü ekleyelim: Olayları başkalarının gözünden aktarabilme yeteneği. Son olarak, gerçekçi bir anlatım beklenir. Gerçi, bu dördüncü ölçüt, oldukça tartışmalıdır: Gerçekçi olmayan çok sayıda roman bulunmaktadır. Dolayısıyla, elimizde üç ölçüt var: Özgönderim (self-reference), yansıyapı (psikoloji) ve eşduyum (empati). Genji Hikayesi, üçüncü noktada, dönemin kadınlarınca yazılan güncelerden farklılaşmaktadır: Günceler, yazanın başından geçenlere, kendi bakış açılarından bakmakla sınırlı iken; Genji Hikayesi’nde, yazarın dışında gelişen olaylar, farklı bakış açılarından verilmektedir (Bowring, 2004, s. 17). Yazar, romanın yazımında, Japon tarihsel metinlerinden yararlanmıştır. Kimi yorumcular, bu nedenle, Genji Hikayesi’ni yansıyapısal bir anlatıdan çok, tarihsel bir roman olarak görme eğilimindedir. Romanın, tarihsel bir arkatasarı (background) elbette vardır; yazar, yaşadığı dönemden yüz yıl öncesini anlatmaktadır. Ancak, tarihte yazanlardan, yazılmayanları çıkarsayıp kurgulamıştır. Bu nedenle, Genji Hikayesi’ni, bir tarih kitabı olarak değerlendirmek doğru değildir (Bowring, 2004, s. 17). Genji Hikayesi’nin elbette siyasal bir boyutu da var: Genji, İmparator’un halktan bir kadından olma oğludur. Saraydakiler, bu ilişkiyi onaylamamış; Genji, prens olma hakkına sahip olamamıştır. Genji’nin annesi de kahrından ölmüştür. Olayın büyüklüğünü anlamak için bir anımsatma yapalım: Japonya’nın dini olan Şintoculuk’ta, İmparator, Güneş’in oğlu olarak kabul edildiği için; İmparator’un halktan bir kadınla birlikte olması, Tanrı ile kul arasındaki bakışımsızlığın (asimetri) ortadan kaldırılması anlamına geliyordu (6). Genji, prens de değildi sıradan halk da. Tanrı-kul eytişiminden (diyalektik) çıkma bireşimdi. Dolayısıyla, “Bayan Murasaki, ilk romanı yazmanın verdiği deneyimsizlikle ve siyasal nedenlerle, Genji Hikayesi’nde derin siyasal çelişmeleri anlatmayıp daha etkili bir anlatı içeriğini ıskaladı” diyebiliriz. Romanı, eşeyselliğin (cinsellik) ve kadınlığın romanıdır. Ama daha ilgi çekici olanı şudur: İmparator’un oğlunun gerçekte O’nun oğlu değil, yarı halk yarı tanrı olan oğlunun oğlu yani soyu karışmış torunu olduğunu yazan bir kitap, nasıl olup da yasaklanmamıştır? Nasıl olup da günümüze ulaşabilmiştir? Dahası, romanın bölüm bölüm, İmparator’a ve Saray’ın ileri gelenlerine hem de yazar tarafından okunduğu bilinmektedir. Bu, yazarın gerçek kimliğinden daha gizemli bir durumdur. Belki de, bu türden birçok kitap ortadan kaldırıldı; yalnızca Genji Hikayesi günümüze kaldı. Belki de hiçbir kısıtlama getirilmiyordu (7). İlk romanın ortaya çıkması, belki de, romanın toplumu yeniden kurma gizilgücüne (potansiyel) sahip olduğu, o dönemde bilinmediği için; pek de önemli bir olay olarak görülmemişti. Burada ‘belki’ sözcüğünün altını çizelim; çünkü örneğin Siyam’da çağdaş anlamdaki ilk öykü, 4 Budacı rahibin tapınaktan ayrılmasını anlatıyordu ve başrahip, Kral’dan, öykücüyü cezalandırmasını istemişti (Gezgin, 2546b). Sorunun yanıtı, Japonya’daki imparatorluk yapısına bakılarak verilebilir: Gerçekte, İmparatorlar, kuklaydılar. Ülkeyi yönetenler, Onlar değil, Onlar’ın çevresindeki yaşlılardı. Çoğu, tahta, bebekken geçiyordu (buna, “tahta geçmek” denebilirse) (Bowring, 2004, s. 19). Dolayısıyla, çeşitli dönemlerde Osmanlı Sarayı’nda da olduğu gibi, İmparator analığı ve İmparator vekilliği, en iktidarlı kurumlardı. İlk roman, anasının ve vekilinin sözünü dinlemeyen İmparator’a ceza olarak yazılmış ve yine bu cezaya ek olarak okunmuş olabilir. Konuya bir de üzerinde yaşadığımız yeryapı (coğrafya) açısından bakalım: Niye Osmanlı’dan roman çıkmadı? Romana konu olacak bir sürü olay vardı: Kardeş kıyımı, ilk
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 281 akla gelen konu. Daha da özelleştirirsek, Cem Sultan’ı anlatan bir anlatı ustası neden çıkmadı? Bu soru, ayrı bir yazıda işlenecek denli kapsamlı bir konu. Şimdiye kadar romanın kendi iç bağlamı üzerine konuştuk. Bir de etkileri var: Hemen hemen her Japonya yurttaşı, bu ilk romanı ilköğretimde okuyor. Çokeşliliği anlatan bu romanın aile ve eşeysel (cinsel) yaşam üzerine etkilerini incelemek gerekir. Japonya’nın yaşamakta olduğu toplumsal bunalımın; gözlerini düzleştirmek için çırpınan, saçlarını sürekli sarıya boyayan gençlerin çöküntüsünün nedenini belki de tek başına A.B.-A.B.D. etkisinde aramamak gerekir. Bir çöküntü romanını zorunlu olarak okuyarak büyüyenlerin sıkıntılarının yerel kökleri de olabilir. Sonuç Olarak ‘Genji Hikayesi’ üzerine söylenebilecek çok söz var. Bu yazı, kapsamlı bir yazı değil ve böyle bir savla öne çıkmış değil. Yüzünü A.B.-A.B.D. yönüne çevirenlerin, arkalarına baktıklarında görebilecekleri zenginliklere bir örnek olsun diye; bir giriş yazısı olarak kaleme alındı. İlgilenenler, kitabın kendisini okuyabilirler. Türkiye’nin de içinde bulunduğu merkezkaç toplumunun okur-yazarları, sürekli yakınıyorlar: “A.B.-A.B.D. dışında ne bilim ne sanat var. Vahim bir durum vb.” Peki bu okur-yazarların kaç tanesi bir Asya dili biliyor? Asya’da, Avrupa dillerine çevrilmemiş öyle büyük bir hazine var ki; yüz insan ömrü yetmez. Japonca’dan Türkçe’ye yalnızca iki kitap çevrilmiş olması, gerisinin İngilizce çevirinin çevirisi olması da, bu noktada, yüzünü A.B.- A.B.D.’ye dönmüşlerin körlüklerini bir kez daha ortaya seren anlamlı bir veri. İşin bir de Çin, Hindistan ve Kore boyutu var. A.B.-A.B.D.’ye tapınışımız içerisinde, gözden kaçırdığımız zenginliğin kaç bin sayfalık olduğunu varın siz düşünün. Kaynakça Bolt, R. (1960). A man for all seasons. London: Heinemann Educational Books. Bowring, R. (2004). Murasaki Shikibu: the tale of Genji. Cambridge: Cambridge University Press. Gezgin, U. B. (2546/2003a). Ortadoğu Asya yazını (edebiyat): ne kadar Batılı olduğumuzu saptayabilmemiz için bir turnusol kağıdı daha. Zinhar, http://www.zinhar.com/tekst/ulas5.html. Gezgin, U. B. (23 Temmuz 2546/2003b). Gezgin’in roman kuramına doğru: Siyam romancılığı bağlamında romanda gerçeklik sorunu üzerine. www.ekolojikpolitika.org/ulas Hirota, A. (1997). The tale of Genji: from Heian classic to Heisei comic. Journal of Popular Culture, 31(2), 29-68. Hofstadter, D. R. (1979). Gödel, Escher, Bach: an eternal golden braid. New York: Basic Books.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 282 Puette, W. J. (1999). The tale of Genji: a reader’s guide. Charles E. Tuttle Company: Rutland, Vermont & Tokyo. Çıkmalar: (1) Burada dikkat! Romanda ‘Bayan Murasaki’ adlı bir kişinin olması, yazarın romanda kendisine yer verdiğini ve kendisini anlattığını göstermez. Roman ile romancı arasında, günümüzde pek rastlanmayan bir ilişki var: Romancı, bir kişilik yaratıyor, O’na bir ad veriyor ve o adı, yazar da kendi adı olarak kullanıyor. (2) Bu durumun günümüzde ne çok benzeri var: Akademi, düşünceyi dizgeselleştiriyor (systematize). Bu nedenle, ilk romanın bol diplomalı erkeklerden değil de, dul bir saray hanımından çıkması, ne kadar tanıdık. (3) Çince bilmek, bin yıl öncesinin Japonyası’nda bir iktidar aracıydı. Ancak yönetici sınıfı ve seçkinlerin Çince öğrenmesi beklenirdi. Bunların dışındakilerin Çince biliyor olması, tehdit olarak algılanırdı. Bu ‘bunların dışındakiler’ öbeği, dönemin kadınlarını da kapsıyordu. Kadınların Çince öğrenmesi, yakışıksız bulunuyordu (Bowring, 2004, s. 11). Murasaki’nin güncesinden, babasının, Murasaki’nin engin Çince bilgisi karşısında, “amma şanssız bir adamım; niye erkek olarak doğmadı ki?!” diye yakındığını öğreniyoruz. Dahası, kendini yargılama süreci de başlamış oluyor: Bir kadının Çince öğrenmesi, o dönemde yakışıksız görüldüğü için, Murasaki’nin kendisi, Çince yazı yazmayı bırakıyor; temel harfleri unutmaya çalışıyor. (4) Bugünün bilim-kurgu ve/ ya da düşlem (fantezi) öykücülüğü yandaşları, ne yapmakta olduklarını, yaptıklarının gelişmiş bir sanatın ürünü olup olmadığını bir de bu açıdan düşünsün. (5) Bu çerçevede, keyifli bir Gödel (matematikçi), Escher (ressam), Bach ilişkilendirmesi için bkz. Hofstadter, 1979. (6) Bu kadar ciddi bir boyutta olmasa da, benzer bir durumu İngiltere Kralı VIII. Henry’de görüyoruz. Henry, geleneklere göre, ölen ağabeyinin eşiyle evlendirilmişti. Oysa halktan bir kadını seviyordu. İyidüş (ütopya) yazarı olarak tanıdığımız Thomas Moore’un temsil ettiği Katolik Kilisesi, bu ilişkiye kesinlikle karşı çıkıyor; Henry’nin boşanıp istediği kadınla evlenmesine ayak diriyordu. Bunun üzerine Henry, Katolik Kilisesi’ne başkaldırdı ve Anglikan Kilisesi kuruldu. Olayın tiyatro diliyle akıcı bir anlatımı için bkz. Bolt, 1960. (7) Bu doğruysa, kitapların yakılmasının istendiği 2005 yılıyla ne büyük bir karşıtlıktır bu.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 283 Ekmek Parası mı Kazanayım Şiir mi Yazayım? Evde, yaşı, almış başını yürümüş anam, izliyor her Allah'ın günü, oğlunu, yaptıkları, bir işe yarayacak mı diye, günün birinde; Yolumu gözlüyor karım, yattığı yerde, her gece, bıkmadan usanmadan hayal ettiği: kocasının bir gün eve ekmek getireceği. Yırtık pırtık bir pijama giyiyor kızım, ve gezip tozarak or'da bur'da, "benim babam var ya, babam var ya, yeni elbiseler alacak bana" diyerek; "yeni bir elbise, bu kışa"; Okutamadığım oğlum da, sabahtan akşama sokakta, çevresinde bir sürü çocuk, babasının oğlunu okula, yeniden yazdıracağı günü bekliyor; Sütsüz memeleri emen küçükse, mahmur mahmur bakmada şimdi, aylardır sürgit çıplaklığı, "adam mısın lan sen?" der gibi sanki; Kardeşleri hiç anmasak daha iyi: Hiç bir işe yaraşmaz elleri, Eş bulmak da ne mümkün ne mümkün; Ne kadar dayanabileceğim böyle, paçavra montum ile, yamalı ceketimle, birarada barut, ateşle? De bana, ey sevgili dost, de bana, böyle bir akşamla kollarımda, ekmek parası mı kazanayım şiir mi yazayım?
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 284 Unut radyoyu, bildirileri, basın açıklamalarını, sloganları bir kenara at; bir kenara at marşları, pankartları, Umut varsa azıcık; azıcık da olsa, Sürükleme beni karanlığa, Şefkatinle, kasıtlı. Açlıktır taşıdığım, Daha büyük bir Everest, tüm ülkülerden, öğretilerden. Kurutan yumuşaklığı yaşamın, kibar bir sevecenliktir öğrenme: yalnızca bu yener açlığı. oldu bitti, durdurma beni, Buda'nın öyküsüyle. düşlerin geciktirirse beni, saptırırsa yolumdan, akıl çelişin, iliğine dek çalışmazsam bu kemiklerle, umursamazsam satmayı terimi, annem-babam, karım, çocuklarım, kıvranacak açlıktan ve ölüp gidecekler; yorgunum, yenik bir savaşçı, midenin isterlerine karşı yen'ik bir savaşçı. Ne kadar dayanabileceğim böyle, paçavra montum ile, yamalı ceketimle, birarada barut, ateşle? De bana, ey sevgili dost, de bana, böyle bir akşamla kollarımda, ekmek parası mı kazanayım şiir mi yazayım? Başımda her zaman, bir Annapurna taşıyorum ihtiyaçtan, sırtımda her zaman, bir Kançencunga var bunalımlı, daha ne kadar savaşabileceğim daha ne kadar, Sırtımda bunca borç harç? İnandım yaşamın -ben hep inandım- Tanrı'dan bir armağan olduğuna, "bundan" diyorum "yalnızca bundan, dualarımla kafa bulma." Duymak istemiyorum Folklınd'da olanları, Vietnam'daki katliamları, ne de Afganistan'ı, Tuz basmış olursun yaralarıma.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 285 Yaşam demir leblebi, çiğnemesi zor. yaşam, metruk bir kıyı, ter ile sulanmalı, peki hangi mecazla, hangi benzetmeyle, benzetebilirim bu yaşamı bir şeye? Ne kadar dayanabileceğim böyle, paçavra montum ile, yamalı ceketimle, birarada barut, ateşle? De bana, ey sevgili dost, de bana, böyle bir akşamla kollarımda, ekmek parası mı kazanayım şiir mi yazayım? Bişwabimohan Şreşta (d. 1956) Nepallı şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin/ Bangkok
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 286 Tarih, Yapışık İkizlere Gebe Her dilde, birtakım kullanımlar vardır ki, dili konuşanlar, ner'den geldiğini bilmezler. Bunlardan biri de 'Siyam ikizleri'... Bu, Avrupa dillerinden bir çeviriydi, ancak Türkçe'de bunun yerini, 'yapışık ikizler' sözünün aldığını görüyoruz. Bu, daha doğru bir kullanım: Çünkü ilk yapışık ikizler, Siyam'da (bugünkü Tayland) doğsa da, yapışık ikizlerin çoğu, başka ülkelerden... Siyam ikizleri, ilk yapışık ikizler değillerdi. Onlardan önce de, birçokları yaşamıştı. Eskilerin doktorları, onların varlığını, Tanrı'nın gazabının işareti olarak görmüşlerdi. Daha dünyasal bakışlarsa, bunu, gebelik sırasında görülen bir nesne ya da yaşanan bir olaya ve rahimin sıkılığına vermişlerdi. Evet, Siyam ikizleri, ilk değillerdi, ancak dünya çapında tanınan, gösterilerde, yüzbinlerce insanın kendi gözleriyle gördükleri ilk yapışık ikizlerdi. Diğer yapışık ikizlere göre daha çok tanınmalarının bir nedeni daha vardı: Bedenleri, yanal olarak yapışıktı. Bu, insanlara, tiksindirici gelmiyordu. Oysa, yapışıklığın binbir türlü çeşidi var. Örneğin, sırttan yapışıklık... İlk Siyam ikizleri Çeng ve Eng, 1811'de, Siyam'da, yüzen bir evde dünyaya geldiler. Çinli yoksul bir göçmen ailenin çocuklarıydılar. Babaları balıkçı idi. Aile, geçimini balıktan ve yumurta satımından sağlamakta idi. Kimilerine göre, doğumları, Çakri Sülalesi'nin (ki bu sülale, hala baştadır) 2. Kralını korkutmuştu. Garip doğumları, yakın zamanda büyük bir felaket olacağına yorulmuştu. Böyle bir felaket olmayınca, Kral, canlarını bağışladı... 8 yaşındayken, yetim kaldılar. Siyam'ı yıkıp geçen bir kolera salgını idi. 1829'dan başlayarak, gösteri yapmak üzere, Amerika ve Avrupa'yı dolaştılar. Herkes, bu garip 'mahluk'ları görmek için can atıyordu. Fransa'ya girişlerine izin verilmedi. Çünkü hükümet, onları görecek gebe kadınların bebeklerinin de onlar gibi yapışık olabileceğinden korkmuştu. Daha sonra, Amerika'da toptancılık işi yaptılar, çiftçi oldular. 1839'da, Amerika yurttaşı oldular. Aynı yıl evlendiler. Çeng, Adelaide'nın kalbini çalınca, Adelaide, kızkardeşi Sally'yi, sonunda, Çeng'in kardeşi Eng'le evlenmeye ikna etmeyi başardı....:) 4 kişilik özel yatak yaptırdılar. Beklentilerin tersine, çocuksuz ölmediler: Eng'in 11, Çeng'ın 10 çocuğu oldu ve hiçbiri, ikiz değildi... Geçen yıllarda, sorunlar çıkıyor. Kızkardeşler, kavga ediyor. Çeng, içkiye veriyor kendini; Eng, pokerci oluyor... İşin gülünç yanı, Çeng ne zaman içse, Eng de sarhoş oluyor!:) Kızkardeşler kavgalı olduğu için, evler ayrılıyor. Çeng ve Eng, üç gün birinde, üç gün öbüründe kalıyorlar. Bu böyle, yaşamlarının sonuna dek sürüyor. Amerikan İç Savaşı sırasında, Çeng, komutlara uymadığı gerekçesiyle, 10 gün hapiste tutuluyor. Suçsuz olan Eng de, zorunlu olarak, hapse giriyor.:) Eng, soğuk bir sabah uyandığında, kardeşinin cesediyle karşılaşıyor. Yarım saat sonra, O da ölüyor. Çeng, beyinde pıhtılaşmadan, Eng'se kimilerine göre korkudan, kimilerine göre kan kaybından ölüyor. Yine beklentilerin tersine, tam 63 yıl yaşıyorlar! Çeng ve Eng, yapışık ikizlerin de olağan bir yaşam sürebileceklerini göstermeleri açısından oldukça önemliler. Ama önemleri, bununla da bitmiyor: Amerikan siyasal yaşamında, Çeng ve Eng, belli başlı mecazlardan biri de oldular: Federal devlet yapısı tartışmalarında, eyaletlerle 'ulus'un bölünmez bütünlüğü konusunda, eyalet-ulus bütünlüğü,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 287 Çeng ve Eng'in yapışıklığına benzetiliyor ve bu nedenle, kardeşlerin adları, ayrı ayrı değil, tireyle, yani 'Çeng-Eng' olarak yazılıyordu. Federasyon karşıtları da, Çeng-Eng'in bozuk bedenlerine gönderme yaparak, federasyonu biçimsiz doğmuş bir ikize benzetiyorlardı. Ömrü, uzun sürmeyecekti. Bu mecaz, eşitlik ve özgürlük mecazı olarak da okunabilir. 1953'te, ilk kez, bir ayırma ameliyatı, başarıyla sonuçlandı. Bu başarıdan sonra, Siyam ikizi mecazı, kullanılmaz oldu. Her yapışık ikiz, Çeng-Eng kadar şanslı değildi. Millie-Christine, Çeng-Eng'den 40 yıl sonra, köle olarak doğmuşlardı. Amerikan İç Savaşı'na dek, defalarca satıldılar. Hatta bir keresinde, kaçırıldılar. 1999'da, Bangkok'un güneyine denk düşen köylerinde, Çeng ve Eng için bir anıt dikildi. Siyam ikizliğine, 85,000 doğumda 1 rastlanıyor. Oldukça büyük bir rakam. % 40-60'ı, ölü doğuyor. % 35'i, doğumun üstünden 24 saat geçmeden ölüyor. Her 200 ikizden biri, yapışık doğuyor. Tekyumurtanın, ana rahmine düşüşten yirmi gün sonrası ve daha ilerisinde ayrışmasından ileri geliyor. Arada zaman geçtiği için, ayrışma, tam olarak gerçekleşemiyor. Elbette, bu, "neden?" sorusuna değil, "nasıl?" sorusuna yanıt. Neden sorusuna, tıp, henüz bir yanıt verebilmiş değil. Günümüzde de, sıkıntılar, ulusalcılığın, tarihin rahmine düşüşünden çok sonra, ayrılmaya çalışan ülkelerden çıkıyor. Bunlar ya ölü doğuyorlar ya da kısa bir sürede ölüyorlar. Yalnızca adları olan, içi boş yapılara dönüşüyorlar. Şimdi, yapışık ikizleri de ayırabiliyoruz ya, onlardan da küçük küçük devletler çıkıyor. Doğu Timor, bağımsız oluyor. Tibet, bağımsızlık istiyor. Hindistan'da yine aynı nedenle, kan, gövdeyi götürüyor. Filipinler ve Endonezya'da bir yandan, Muhammedci (Müslüman) savaşçılar, bir yandan Marksçı savaşçılar bağımsızlık için savaşıyorlar. Bhutan'da Nepalliler bağımsızlık istiyor. Nepal'de, Maocular savaşıyor. Çin'le Tayvan, birbirlerine sırtını dönmüş yapışık ikizler... Ya peki, Çeng'le Eng'in ülkesinde neler oluyor? Kuzey'deki dağ halklarından, kimlik kartları geri alınıyor. Çünkü bu kartların, yasadışı yollardan edinildiği düşünülüyor. Bu halkların, Tay olup olmadıklarını anlamak için, DNA testi yapılıyor. Test, bu halkların Tay olduğunu gösterirse, kimlikler geri verilecek. Göstermezse, bu halklar da, Tayland'da, -Aziz Nesin'in 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz' adlı yapıtını hayata geçirir biçimde- kimlik kartı olmayan, bu nedenle yurttaş sayılmayan, hiç bir işe giremeyen onbinler arasına katılacaklar. Gerçekte, tarihin rahmine düşen her devlet, az-çok yapışıktır. Yapışık olan, ancak ikiz olmayan halklar da var: İrlandalılar, Basklar ve diğerleri... Bana kalırsa, insanlar varoldukça, Siyam ikizleri, bir mecaz olarak varolmaya devam edecek. Ayrılabilseler de ayrılamasalar da... Oysa hepimiz, aynı anaya doğuyoruz ve ağlayarak başlıyoruz yaşama... Ve hergün daha fazla yapışıyoruz birbirimize, küçülen dünyamızda... Ya da büyüdüğümüz ve bunun için, bize artık küçük görünen dünyada... Belki, daha çıkmadık ana rahminden... 'Dünya' dediğimiz, tarihin rahmi belki de... Sonunda, herkes, birbirine, ikiz olarak yapışacaksa ne mutlu... O zaman, bencillik yerine bizcillik gelişirdi ve aç insanları daha iyi anlayabilirdik. Çünkü birisi acıksa, yapışık olan 6 milyar insan da acıkacaktı. Bunca savaştan, katliamdan, kandökümünden sonra, bizi ancak birbirimize yapışmak kurtarabilir!
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 288 Dünyanın tüm insanları, Yapışık-ikizleşin! Altımilyarızlaşın!
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 289 Bangkok’taki Balığın Baştan Kokuşu Boğucu bir baştan kokuşu var balığın, Siyam’ın başkentinde. Daha güçlü bir koku, balığın kendisinden. Seksin sümüklü suyunda sürüklenip gitmek, beterin de beteri. “Gölgede gizlenenler”, pezevenklerine köle, dolaşıp duruyorlar sokaklarda fahişe fahişe. Yoldan çıkmış, kaçak. Örtüyorlar kendilerini karanlıkla. Telekız bunlar – krem beyazı tenleri tatlı. Umursamaz kocaların dulları – açmışlar bacaklarını, beklemekteler ticaret için. Irmakta salınan seks kayıkları, kayıtsız alem mekanları. Şehvet çılgınlığıyla tiksinti veren Sen Seb Kanalı, boğucu bir baştan kokuşu var şehrin. Banyo ve masaj servisleri – saatlerce, bitmeksizin. Masaj yapıyor birbirlerine genç erkekler genç kadınlar, yükseliyor arzuları, doruğa varana dek. Yeni saç modeli. Harika! Unuttuk herşeyi di mi? “Masaj ister misiniz saç traşından sonra? Masaj ister misiniz? O, genç bir masöz. İşinde usta.” Kadınların çekiciliğini ve derilerini geliştirmek için güzellik uzmanları. Birsürü güzellik okulu, orada burada. Tahrik ediyor arzuları, genç kadın öğretmenlerin aşk iksiri gibi aromaları. Sınıflara doluşan birsürü genç erkek, birsürü palavra. Bovling salonları – şatafatlı, şamatalı, gürültülü. Genç panklar, heryere fırlıyor gözleri; elleri, genç kadınların götlerinde. “Kim bu? Hoş bi’şey (ama kaşar).” “Ben büyük bir adamın metresiyim! Salak şey! Dediğine bak şunun!” Gülerler katıla katıla, grup halinde; ilgi çekmektir istedikleri, heyecanlanmış gibi yaparlar, “Vav... Vi... Becerdim işte... Hey” derler, atarken bovling toplarını. Kadınlar var - tomurcuklanan, zinde – yumuşak, taze mango gibiydiler ilk hüpletilişlerinde. Amma rahatlıkla sergileniyor, yumurta büyüklüğündeki yeni şişmiş göğüsleri yeniyetmelerin. Pohpohluyorlar onları, motor piliçler, madamlar, kandırıyorlar - akıllarını çeliyorlar (“100,000 Baht, elmas yüzükler, Taunus’lar”) Ve ıskartaya çıkmış yaşlı boğa, yeşil otlarını yedikten sonra (“performansın süperdi”), harap bitap, soluksuz, kendi tük’rüğüyle boğuk. (Eskiden) capcanlıydı Kuzeydoğu, ken ile, yağmur bulutlarıyla yankılanan ken ile. Namusluydu kızlar ve sakınırlardı erkeklerle gözgöze gelmekten bile. (Ya şimdi: ) çıldırıyorlar yabancı askerler için, gurur duyuyorlar para savuranlarla üstlerine. Geziniyorlar etlerini satmak için sokaklarda, her gece.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 290 Çitr Phumisak (1930- 1965 ya da 66) Siyamlı şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin/ Bangkok (Çitr Phumisak, Siyam aydını tarihinde çok önemli bir kişilik. Amerika ve Sovyet Büyükelçilikleri’nde okuduğu kitaplar nedeniyle, Marksçı oluyor. Daha 23 yaşında, yayın yönetmenliğini yaptığı Culalongkorn Üniversitesi’nin yazın (edebiyat) dergisinde yayınladığı, Marksçı görüşlerini dışavurduğu bir yazı, derginin kapanmasına neden oluyor. Üniversitede, bir forumda yaptığı bir konuşma sırasında, mühendislik öğrencileri tarafından kürsüden indirilip tartaklanıyor. Bu olay sonunda, okuldan atılıyor. Öğretmen okulunda İngilizce öğretmenliği yapıyor. Bundan sonraki yaşamı, cezaevinde ve ortaklamacı bir savaşçı (komünist gerilla) olarak cangıllarda geçiyor. 1957’de, Siyam tarihinin ilk Marksçı çözümlenimi sayılan ‘Tay Derebeyliği’nin Yüzü’ (Chomnaa Sakdinaa Thai) adlı yapıtını kaleme alıyor. Yapıt, ancak, 1973’teki büyük başkaldırıdan sonra yayınlanabiliyor. Bunun dışında, denemelerinden oluşan bir kitabı var. 1965’te ya da 66’da, polisler tarafından öldürülüyor. Ölüm tarihi ve nedeni konusunda iki görüş var. Birincisi: Bir cezaevinden ötekine götürülürken kaçmaya çalıştı, vuruldu (1965). İkinci görüş: Kuzeydoğu’da bir ortaklamacı savaşçı olarak savaşırken, polis pususuna düşürüldü (1966). Adına ağıtlar yakılmış bir efsanedir. Şiirin daha iyi anlaşılabilmesi için birkaç çıkma: 1) Şiirin kendisi, çok düzenli bir tartıma (ritim) ve dem dizgesine (ton sistemi) sahip. Çevirirken, aynı ses öğelerini vermek olanaksız. 2) Sen Seb Kanalı: Fuhuş bölgelerinden biri. Baht: Siyam’ın para birimi. Ken: Kuzeydoğu Siyam’a özgü kamıştan bir çalgı. 3) Aşağıdaki bölümde yapılan gönderme, Siyam’ın 1963’te ölen ve Siyam’ın kendisinden ancak ölümüyle kurtulabildiği buyurgan devlet başkanı Sarit Thanarat’a gönderme. Sarit, yattığı yüzü aşkın fahişeden herbirine, Taunus marka araba armağan ediyordu. “Pohpohluyorlar onları, motor piliçler, madamlar, kandırıyorlar - akıllarını çeliyorlar (“100,000 Baht, elmas yüzükler, Taunus’lar”) Ve ıskartaya çıkmış yaşlı boğa, yeşil otlarını yedikten sonra (“performansın süperdi”), harap bitap, soluksuz, kendi tük’rüğüyle boğuk.” )”
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 291 Siyam'dan Bir Köy Romanı: 'Muson Ülkesi' Pira Sudham, gerek yaşantısıyla gerekse yazarlığıyla kendinden önce gelen Siyamlı yazarlardan ayrı bir yerde duruyor. Ancak, Siyamlı romancıların düştüğü neredeyse tüm yazınsal tuzaklara düşüyor. Pira Sudham, Laoca konuşulan bir Kuzey Siyam köyünde doğuyor. Siyamca'yla, ilk kez, köy okulunda tanışıyor. Köy okulundan sonra, öğretmeninin desteğiyle başkent Bangkok'a, bir tapınağa gönderiliyor. Tapınakta bir yandan rahip yardımcılığı yapıyor, bir yandan da eğitimini sürdürüyor. Üniversitede okuyabilmek için, sokaklarda hediyelik eşya satıyor. Daha sonra şansı yaver gidiyor ve İngiliz Dili ve Yazını okumak üzere, Yeni Zelanda Devlet Bursu ile bu ülkeye gidiyor. Yeni Zelanda'da okurken, İngilizce öyküler yazmaya başlıyor. Bitirdikten sonra, Hong Kong, Avustralya ve İngiltere'de yaşıyor. 'Muson Ülkesi' adlı romanını da bu gezici yaşantısı sırasında yazıyor. Ve yalnızca İngilizce yazıyor. Nedeni sorulduğunda, Siyamca'yı yetersiz bulduğunu sezdiren yanıtlar veriyor: "Siyamca'da noktalama imleri bile yok." 'Muson Ülkesi', Yazar'ın kendi yaşantısından büyük oranda etkilenmiş bir roman. Başkişinin Yeni Zelanda yerine İngiltere'ye ve oradan Almanya'ya gidişi ve sonunda Budacı (Budist) rahip oluşu dışındaki bütün bölümler, Yazar'ın yaşantısı. Ama "bu, benim yaşamım. Bu da bir tür yaşamöyküm" demek yerine, "bu roman, kurgudur" demesi, yapıtı yaralıyor. Eleştirilere geçmeden önce, olay örgüsü: Roman, başkişi Prem'in doğuşuyla başlar. Yaşamının ilk yıllarında, dilsiz gibidir. Köylüler, ruhların O'nun içine girmiş olduğuna inanırlar. Herkes O'ndan kaçar. Köyde ilk kez bir okul açılır. Coşkulu bir köy öğretmeni vardır. Muhtar; okumuş bir insan olduğu için, öğretmeni hiç sevmemektedir. Köylü de O'nu bir yabancı gibi görmektedir. Geceleri kitap okumaktadır, hiçbir kızda da gözü yoktur. Kuşkulanırlar. Yıllar geçer. Prem de, okulda hep yanyana oturduğu kız arkadaşı da büyürler. Öğretmen, Prem'in parlaklığını görerek, O'nu başkent Bangkok'taki tanıdık bir rahibin yanına götürür. Tapınakta kalır, rahibe yardımcı olur, okula devam eder. Burada bir dost edinir: Rit. Herkes, Rit'in kızıl olduğunu söylemektedir. Ünlü 14 Ekim 1973 gelir çatar. Rit, yürüyüşe gidecektir, Prem'i de çağırır. Başrahip, Prem'in gitmesine izin vermez. Rit, yalnız başına gider. Rit, o kanlı günde, katledilir. Prem, üniversitede okuyabilmek için, sokaklarda hediyelik eşya satmaya başlar. Rahipler, O'na, burs verebilecek bir aile bulurlar. Prem, üniversiteyi bitirir. Yurtdışında okumak için devlet bursu kazanır, İngiltere'ye gider. Bu arada, aldığı mektuplardan anladığı kadarıyla, köy, kaynamaktadır: Öğretmenin eski öğrencileri çete olmuş; muhtarın örgütlemesiyle, öğretmenin bahçesini talan etmişlerdir. Öğretmen, çırpınır; ancak, elinden birşey gelmez. Okul yapımında kullanılacak parayı, yerel yönetim, yemeye kalkmıştır. Dava açmak için başkente gider. Umduğunu bulamaz. Bütün kapılar yüzüne kapanır. Sonunda, o dönem yükselişte olan TKP'ye (Tayland Komünist Partisi) katılır, cangıllarda yaşamaya başlar. Kısa sürede başına büyük bir ödül konan azılı bir savaşçı olur. Prem, İngiltere'de bir başka Siyamlı öğrencinin evine taşınır. Bu öğrenci, Maliye Bakanı'nın oğludur. Annesi de, Siyam'ın en varsıl (Çinli) ailelerindendir. Çocuklarını (Dani), 10 yaşında İsviçre'ye göndermişlerdir. Dani, Oksford'da matematik okumuştur. Şimdi London School of Economics'te tutumbilim (iktisat) okumaktadır. Görüntüsü, Siyamlı
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 292 gibidir. Ancak, Avrupalı gibi yaşamaktadır. İngilizce'yi, Fransızca'yı ve Almanca'yı, belki de Siyamca'dan daha iyi bilmektedir. Prem, Dani'nin yardımıyla 'uygar'laşır. Züppe ortamlara girer çıkar. Bir ara da, Dani'yle birlikte Almanya'ya gider. Orada, Dani'nin arkadaşının orkestra şefi olan babası ölür vb. Bu arada, yine gelen mektuplara göre, Prem'in anneannesi ölmüştür. Abisi ve ablası evlenmiştir. Onu yıllarca bekleyen çocukluk aşkı da evlenmek zorunda kalmıştır. Üstelik, Siyam'da, Ekim '76 katliamı patlak vermiştir. Yüzlerce solcu öğrenci, Bangkok'un orta yerinde yakılmış, işkenceden geçirilmiş, linç edilmiştir. Prem, tarifsiz bir haldedir. Okumamaya karar verir. Almanya'daki bir tanıdığa gider. Oradan, İskandinavya ve Fransa'yı kapsayan bir Avrupa turuna çıkar. Sonunda, köyüne döner. Öğretmen, cangılda, pusuya düşürülmüş, öldürülmüştür. Köy okulunu yeniden açmaya kalkar. Bu, başarısız bir girişimdir. Dönüşünden 1 yıl sonra, tapınağa gider, Budacı rahip olur. Roman, burada son bulur. ***** Siyam romanı, yurtdışına giden öğrencilerin, yaşadıklarını yazmasıyla başlamıştır zaten. İlk Siyam romanı, bu niteliktedir. Diğer birçok romanda, ülkeler değişse de, yapı aynıdır: Bir Siyamlı genç, yabancı bir ülkeye gitmiştir. Kimi özellikleri beğenmiş, kimileriniyse beğenmemiştir. Yalnızlık ve yabancılık çekmiştir. Döndüğünde ise, Siyam'da da yabancı duyumsar kendini... Artık, heryerde yabancıdır. 'Siyam'ın Aziz Nesin'i' olarak adlandırdığım Siburapha da, aynı çizgiden gider ve Japonya'da yaşadıklarını 'roman'laştırır. Bu "'roman'laştırır" sözcüğünde, 'roman'ı, tırnak içine bilerek alıyorum. İnsan, yaşadıklarını yazmaya kalkarsa, çok çok usta ve bilinçli bir yazar olmadığı sürece, gereksiz, işlevdışı ve kurgunun kaldıramayacağı yaşantı öğeleriyle, yazdığını roman olmaktan çıkarır. Yazdığına, "bu, benim yaşamöyküm" demediği için, 'anlatı' demek de zorlaşır. Anlatı ile roman karışımı, ama ikisinden biri de kesinlikle olmayan bir 'hibrid' çıkar ortaya. 'Hibrid'ler de, bilindiği gibi, üreyemezler. Pira Sudham, işte bu tuzağa düşüyor. 'İngiltere' ve 'Almanya' adları yerine, 'Yeni Zelanda' yazmaya kalkarsak, Yazar'ın kendi yaşantısıyla karşılaşıyoruz. Bir sürü gereksiz ayrıntı var. Bir romandaki anlatının, gündelik yaşamda birbirimize kendiliğinden ve aracısız olarak aktardıklarımızla bir farkı olması beklenir. 'Muson Ülkesi'nde, bu beklenti, gerçekleşmiyor. Yapıt, insanbilimsel (antropolojik) bir yapıt olarak okunabilir. O zaman, bütün o gereksiz ayrıntılar, gereksiz olmaktan çıkar; gerçekliğe ilişkin olmazsa olmaz bilgilere dönüşürler. Oysa, Yazar, gerçek bir kişiliği anlattığını belirtmediği için, kitap, insanbilimsel açıdan okunduğunda, insanbilimciyi yanıltacaktır. Çünkü hangi bölümlerin kurgu, hangi bölümlerin gerçek olduğu belli değil. Peki Yazar, Prem'i niye İngiltere ve o da yetmiyormuş gibi, Almanya'ya gönderir; bu ikisi de yetmezmiş gibi, Avrupa turuna çıkartır? Bunun olası iki açıklaması var: Birincisi, böyle bir öğrenci gerçekten yaşamıştır. Anlatılanları gerçekten yaşamıştır. Yazar, bu yaşantıyı birinci ya da ikinci elden dinlemiştir. Bu yaşantıyı ölümsüzleştirmek istemiştir. Ya da Yazar, Yeni Zelanda yerine Avrupa'ya gitmek istemiştir. Gidememiştir. İçindeki o gidememişliği, gitmiş gibi yazarak kapatmaktadır. Bu ikinci olasılığa göre, yazınsal yapıtları, bölük bölük ya da bütün olarak, Yazar'ın arzularını doyurduğu bir izdüşümsel sınama
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 293 (projektif test) gibi okumak gerekir. Yazar'ın kendisi, Yeni Zelanda'da okuduktan sonra, yukarıda belirtildiği gibi, dünyayı dolaşıyor. Prem'se, köye dönüyor. Niye böyle bir ayrılık var? Prem'i köye gönderen ve köye dönmeyi yücelten bir yazarın kendisi, köyüne neden dönmüyor? Bunun birçok nedeni olabilir. Bu bitiriş, belki de, Yazar'ın olmak istediği ancak olamadığı bir başka Gölge Kişilik... Bu ayrılığın bir benzerini, Filipinler'in bağımsızlık mücadelesinin önderi olan ve bu uğurda şehit düşen Jose Rizal'de de görüyoruz. Rizal'ın başyapıtındaki başkişi, devrimcidir. Yazar, O'nu yüceltmektedir. Ancak, Yazar'ın kendisi, düzeltimcidir (reformcu). O'na göre, sömürgeci İspanyol yönetimi, İsacılık'ı (Hıristiyanlık) tam anlamıyla uygulasaydı; bütün sorunlar, ortadan kalkacaktı. Öte yandan, tarihsel koşullar, O'nu, bu geri görüşlerle bile, Filipinler'in bağımsızlık mücadelesinin önderi yaptı... 'Muson Ülkesi'nde işlenen muhtar-öğretmen karşıtlığı, Türkiyeli okurların ve Türk filmi izlerlerinin yabancısı olmadığı bir izlek (tema). Ancak, Siyam'da, değişime direnen imamlar yerine, değişim karşısında yansız kalmaya özen gösteren ve çocukların okuyup yazması için ellerinden geleni yapan Budacı rahipler var. Hemen hemen bütün tapınakların bitişiğinde, mutlaka okul da var. Bunlar, sanılanın tersine, din amaçlı değillerdi. Din adamı olmayanlar ve olmayacaklar için genel eğitim verilen kurumlardı. İngilizce bile öğretilebiliyordu. Bu nedenle, yoksul aileler, çocuklarını, okuma-yazma öğrensinler diye, tapınağa gönderirlerdi. Eskilerin tapınak bitişiği okullarının yerini, Batı modelli din-dışı okullar aldı. Günümüzde, kentlerdeki tapınak okulları, etkin değiller. Öte yandan, kırsal kesimde, etkinler ve böyle olmak zorundalar. Çünkü heryerde okul yok. Pira Sudham'ı Yeni Zelanda'ya taşıyan da, yine bu tapınaklar oldu. Yazar, roman yerine, kendi yaşam öyküsünü yazsaydı keşke. O zaman, kurgunun soğukluğundan arınmış, içtenlikli bir anlatıyla karşılaşacaktık. Yukarıda belirtildiği gibi, metin, üreyemez bir kırmalıkta yazılmadıkça, yaşamöykülerinin roman olmayacağını kim söylemiş? Dikkat edilmesi gereken, yalnızca şu: Bir yanda anlatı, bir yanda roman. İkisi de olur. Ama ortada kuyu var, yandan geçelim... (Pira Sudham'a ilişkin daha fazla bilgi için: www.pirasudham.com ) Kaynak Sudham, P. (1993). Monsoon country. E. Sussex: Rother. (306 sayfa)
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 294 Ah! Türbe! Fakirullah Türbesi! (Ah! Tapınak, Bot Tapınağı!) Ah! Türbe! Fakirullah Türbesi! Önünde palmiyeleri. Düşmanı vurmaya giden oğlum ner'de benim? Uzun zaman oldu, dönmedi bir daha ciğerim. Biraz pirinç koydum palmiye yaprağına, Aşındı kayığım, O'nu aramaktan. İnanmak istemiyorum insanlara, "Oğlun öldü" diyen o insanlara. Sarsak otobüslere binerek, inerek Bir trene atlayarak, oğlumun peşinde Çatırdak sesi gibi papağanların "Oğlum benim nerede? Oğlum nerede?" Şafak söküyordu Çıkıp gittiğinde. Duraladıydın, kardeşlerine, Diyordun ki "gelemem, belki günlerce." Özgürlük için savaşmaya, bizim olan için savaşmaya Maraş için, Urfa için, Antep için. Ah oğlum benim, nazlı kuşum! Çıkıp gittin evden böyle, dönmedin bir daha. Duruyor mudur çantan, sırtında, Ayışığında okuduğun kitaplar olurdu çantanda Ve defterlerin elbette Senden evde kalan herşey, sırılsıklam, gözyaşımla. Ağlamıştın yavrum sen de; sen de ağlamıştın, evde, gecenin bir yarısına dek öylece, kurşun yağmuru altında açan çiçeklere ve saçılmış, Dicle'ye, Fırat Nehri'ne. Yavrum! Birtanecik oğlum benim! Ayak direme Ağlıyor annen, bak! Bak, baban da yanımda. Seni aramak, tek yaptığı.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 295 Savaşçı değilsin Savaşçı değilsin üstünde çağrısının yaralarını taşıyan. Küçücük, miniminnacık çocuğumsun sen benim, Okusan okumasan, savaşsan savaşmasan, bir. Annen biliyor yavrum, annen biliyor Senin ne kadar sadık olduğunu, Baban da biliyor, evet baban da bu topraklara minnet duyduğunu. Ama bilmiyor bunları başkaları işte. Kusurlu varlıklar sonuçta Sıradan insanlar yalnızca, Kör etmiş gözlerini zalimin gücü. Sen biliyorsun zaten bunları Bundandır ki sivil itaatsizliğe verdin kendini. Annenle baban bekliyor seni, Gittiğin o karanlık günden beri. "Gel ki şafaklar tutuşsun, Gel ki gökyüzü çatlasın" (*) Yürümüştük Ramazan sonunda, O şanlı Demokrasi Meydanı'nda. Tek bir iz bile yok canım oğlumdan, Bir tek, Anayasa var ortada. Evet üzülüyoruz oğlumuz yok diye. Ama gurur duyuyoruz oğlumuzla. Suçit Wongthed, Siyamlı şair (Bu şiir, 1973'teki öğrenci başkaldırısı sırasında yazıldı. Demokrasi Meydanı, başkaldırının özeği (merkez) idi. Bu başkaldırı, Anayasa değişikliğine yol açmıştı.) (*) Grup Yorum’un eski bir parçasından. Türkçe Söyleyen: Ulaş Başar Gezgin/ Bangkok
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 296 Çin’de Halk Bugün Savaşıyor Evet, bu doğru. Çin’de halk bugün savaşıyor. Dünya basınına yansıyandan çok daha fazla ve çok daha ciddi ayaklanmalar var. Çin’de basın denetimi, birçoğunu duymamızı engelliyor. Bağımsız bir kaynağa göre, 2004 yılında, Çin’de, 60,000’den fazla ayaklanma ve eylem oldu. Aşağıda, duyabildiklerimizden birkaç örnek verip sonra son ayaklanmayı ele alalım. Ekim 2004: SSK’nın verdiği hizmetin kötüleşmesine karşı çıkanlar ve emekli aylıklarının geçim koşullarına göre düzenlenmesini isteyenler, eylem yapıyor. Ara sokaklarda bir işçi dövülüyor. Bunun üzerine kalabalık öfkeleniyor. İşçiler, polis araçlarını yakıp hükümet konağının camlarını indiriyorlar. Kasım 2004: Köprü geçiş ücretindeki artışa karşı çıkan bir Çinli kadın, ücret toplayıcılar tarafından dövülüyor. Bunun üzerine, binlerce insan ayaklanıp köprüyü trafiğe kapatıyorlar. Ücret toplama kulübesindeki görevliyi ve değerli eşyaları çıkartıyorlar. Benzin döküp ücret toplama kulübesini ateşe veriyorlar. Gelen itfaiye arabalarından biri, ayaklanmaya katılan çocuklardan birine çarpıp ölümüne neden oluyor. Bunun üzerine halk, itfaiyeyi taşlamaya başlıyor. İki hafta öncesi: Kuzey Çin’deki bir köydeki ayaklanma görüntüleri, dünya basınına yansıdı. Olayı kameraya çeken bir köylü, çekimleri bir Amerikan gazetesine ulaştırmıştı. Ayaklanma, bir elektrik şirketinin santral yapmak için köylülerin toprağına el koymaya çalışmasından kaynaklanmıştı. Köylüler, ellerinde sopalar ve av tüfekleriyle çarpıştılar. Güçleri azdı. Yenildiler. Genel bir çabuk öfkelenme durumu var. Çinliler son yıllarda çok çabuk öfkeleniyorlar. Neden? Çin uzmanı çeşitli araştırmacılara göre, bu, sorunlarını dile getirebilecekleri bir kurum olmamasından ve siyasal yabancılaşmadan kaynaklanıyor. Yurttaşların devlet işleriyle ilgili fikir yürütmeye ve karar vermeye hakkı yok. Dünyanın en vahşi sermaye düzenlerinden birine sahip Çin’de, karın tokluğuna çalışma ve siyasal yabancılaşma biraraya gelince, ayaklanmalar artıyor. Daha önce niye olmuyordu? Çünkü kırsal kesimde özel mülklüğe izin verilene dek, varsıl-yoksul ayrımı keskin değildi. Bu ayrım, yalnızca, çoğu rüşvetle semiren Ortaklamacı (Komünist) Parti ileri gelenleriyle partili olmayanlar arasında görülüyordu. Bu çabuk öfkelenmenin ve ayaklanmaların sayısının yüksekliğinin iki sonuç doğurabileceği bildiriliyor: Ya yeni düzeltimler (reform) olacak ya da Çin, kaosa sürüklenecek. Çevre kirliliği nedeniyle yapılan eylemler var. Örneğin, bir pil fabrikası, çevrede yaşayan köylüleri zehirlediği için geçen hafta bir eylem yapıldı. Son olaya gelelim. 26 Haziran akşamı olan olay, büyük bir özel hastanenin sahibinin karanlık camlı büyük arabasının bir lise öğrencisine çarpmasıyla başladı. Sürücü ve öğrenci, bu nedenle tartıştılar. Bir anda, hastane sahibinin adamları, arabadan çıkıp öğrenciyi dövmeye başladılar. Bunun üzerine, çok sayıda taksi sürücüsü, öğrenciyi savunmaya geldi. Hastane sahibi, topladığı adamlarına şöyle dedi: “Dövün bunları; öldüresiye dövün; alt tarafı, 300,000 Yuan (yaklaşık 50 milyar TL) tutar.” Hastane sahibinin adamları, taksi sürücülerine bıçaklarıyla saldırmaya başladılar. Yoldan geçen diğer taksiler de durup taksici arkadaşlarına yardıma koştular. Polis, geldi ama hastane sahibi onlardan karışmamalarını isteyince,
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 297 karışmadılar. Bunun üzerine öfkelenen taksi sürücüleri, birkaç saat sonra yine toplanıp, öğrenciye çarpan aracı ve karakolun önündeki bir polis arabasını ateşe verdiler. Toplanan halk, bölgeye itfaiye aracının gelmesine izin vermedi. Arabalar, iyice yanana dek, araçlar bölgeye giremedi. Üç polis arabası da ters çevrildi ve yakıldı. 10,000 insan, karakolu ve polisi taşladı. Ortaklamacı Parti, bu sürekli açığa çıkan yıkıcı enerjiyi, Parti’ye zarar vermeyecek bir biçimde yönlendirmeye çalışıyor. Üç hafta süren Japon karşıtı eylemlere polisin karışmaması, Parti’nin bu eylemlere el altından desteğini gösteriyor. Öbür türlü olsa, yurttaşını infaz etmekten çekinmeyen Çin, tankları çoktan eylemcilerin üstüne sürerdi. Özellikle Japon düşmanlığı vurgulanıyor. Evet, Japonlar, 1930’larda ve 40’larda, Çin’i işgal etmiş, 2 milyon Çinli’yi öldürmüştü ve Japon tarih ders kitaplarında bu durum, “birkaç olay oldu” diye geçiyor; Koreli kadınlara ‘fahişe’ deniyor. Ancak, Çin’deki ve genel olarak Asya’daki bütün kötülüklerin kaynağı Japonya mı? Senin kendi Çinli büyük toprak sahibin, sermaye sınıfın bir milyarı aşkın yoksul Çin halkına, Japonya’dan daha az mı kötülük yaptı? Japon işgalinden önceki yıllarda, hergün sokaklarda, açlıktan ve hastalıktan ölmüş onlarca insanın cesedi görülüyordu. Ayrıca, Japonya’dan hiç eşitlik ve özgürlük yanlısı insan çıkmadı mı? Bu durumun yansıçözümleyimsel (psikanalitik) bir açıklaması var: Kendi içindeki kötülükleri yok görüp bir düşman yaratıp bütün kötülükleri ona yansıtmak. “Biz iyiyiz, onlar kötü.” Mao, Japonya başbakanının ziyaretinde, Çinliler’e karşı Japonlar’ın işlediği savaş suçları için özür dilemişti. Mao ise, “Yok. Özür dilemeyin. Siz Çin’i işgal etmemiş olsaydınız; biz ortaklamacılar, iktidara kesinlikle gelemezdik.” demişti. Birçok ülkede olduğu gibi, yaratılmış birtakım siyasal kutsallar üzerinden, ülke, yarım yüzyıl yönetildi. Artık, bu kutsallar yavaş yavaş tuzla buz oluyor. Mao’nun başında olduğu dönemde Çin, seçimle devlet başkanı olmuş toplumsalcı (sosyalist) Salvador Allende’ye karşı Amerika’yı desteklemişti. Allende’ye karşı CİA darbesinin yanında olmuştu. Neden? Çünkü Allende, Sovyetler türü bir düzenden yanaydı ve Mao’ya göre, Sovyetler ve Amerika, iki sömürgeci olarak birbirlerinden farksızdı. Ama bu görüşün sonucu, oldukça mantıksız: “İkisi de sömürgeci olduğuna göre, Amerika’yı destekleyelim.” Çin’in -ki yeni Çin’den sözetmiyoruz- Mao’nun başta olduğu dönemde, Allende’nin devrilmesinde, onbinlerce insanın Şili’de, gözaltında kaybedilmesinde, işkenceden geçirilmesinde, katledilmesinde, sorumlu olduğunu akılda tutarak, Çin’in son yıllardaki durumunu, Venceremos Marşı’yla özetleyebiliriz: Şili’de (Çin’de) halk bugün savaşıyor Cesaret ve aklın gücüyle Kahrolsun halkın katili cunta Yaşasın Halkın Birliği.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 298 Han Po Odun Kırıyor: Anneyle Çocuk Arasında Bir Konuşma Ondokuzunda ilk ayın, Gecelerce günlerce yağmıştı yağmur. Durdu sonunda, bir geceyarısı, Bırakarak gökte, sönen bir ayı. Doldurdu ayışığı, bütün odayı İrkildi yaşlı kadın, düş görürken, Oğlunu uyandırdı ve dedi ki, "Dışar'da bir adamın gölgesi var." Oğul dedi, "gecenin bu yarısı Kim ola ki orada?" "Bilmezsiniz siz gençler, "Bu, Han Po'nun ruhu. Oduncuydu Han Po. Odun kırardı dağda günboyu, Faizli borcu vardı toprak ağasına, Faiz, ödeyemeyeceği denli fazla. “Odun kırdı ömrü boyu Yesin içsin diye toprak ağası; Odun kırdı ömrü boyu Üşümesin diye ağa. “Ama kendisi asla yemedi, giyinmedi Kötü olsa da hava Bir gün bile durmadı. “O yıl, günlerden bugün, Yağdı yağmur gündüz gece, Ondokuzunda ilk ayın, Kara kesti sağ’nak yağmur. “Donarak can vermişti Kimin umurundaydı ki, Sonra, paçavraları bile, Çürüdü gitti fırtınada.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 299 “Ama ölümden sonra ruhu, Çalışmak zorundaydı; Çırılçıplak olduğundan, Gece gelirdi anca’. “Her yıl, ölüm gününde, Ayışığı görünür gece yarısı, Parıldatır koyakları, Gün gibi aydınlık olur yer. “Bahar yağmurumuz burada, Bir ay peşin peşin yağar; Yalnızca biraralığına Durur yarım geceliğine.” Anlattı bu hikayeyi, Ürperterek, dinleyeni; Dışar’da, ayışığında, Bir gölge vardı harbi harbi. Oğul dedi: “Anneciğim, Çok acı, Han Po’nun ölümü, Ama geçip gitti o günler, Bugünlerde olamaz. “Eskiden köyümüzde Han Po idi herkes, Ama şimdi tümümüz içinde, Yok Han Po, bir tane bile. “Geçmişte çok Han Po, Açlıktan, soğuktan öldü; Ve duygudaşlığımızı O’na, Bir geceyarısı gösterebiliyoruz anca. “Ayışığında, belki de şimdi, Han Po’nun ruhu var hala; Odun kırmaya gelmiyor şimdi ama, Acısını çıkartmaya kederinin.
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 300 “Savaşacak yarın, ağalara karşı, Defterini dürecek onların, Han Po da; Ürkek olmayacak artık, Gündüzleri çıkacak. Feng Çih Çinli şair Çeviren: Ulaş Başar Gezgin/ Bangkok
    • Dr. Gezgin Vietnam & Asia in flux 301 Kuzey Kore ve Güney Kore: İki Elmanın Yarısı mı, Elmadaki Kurt mu? Koreler’le ilgili yaygın kanı şöyledir: “Güney Kore, kalkınmış bir ülke. Düşünce özgürlüğü var. İnsanlar mutlu mutlu yaşıyorlar. Ama Kuzey Kore yok mu Kuzey Kore. Terörist bir devlet. Dünyayı tehdit ediyor. İnsanları açlıktan ölüyor. İnsan değil robotlar. Başlarında bir ‘diktatör’ var. Halkı kandırıyor. Binlerce Kuzey Koreli, her yıl Güney Kore’ye kaçıyor. Kuzey Kore’den kaçıp kurtulanlar, Güney Kore’de huzur içinde yaşıyorlar. Kuzey Kore’de yaşadıkları o günlere lanet ediyorlar.” Yine ezber bozmak gerekecek. Yukarıda tüm sayılanlar YANLIŞ! Birincisi, Güney Kore, kalkınmış bir ülke değil, kalkındırılmış bir ülke. Soğuk Savaş döneminde dört ülkede, bölünmüşlük yaşandı: Çin (Çin-Tayvan gerginliği, bilindiği gibi hala sürüyor), Vietnam (sonunda toplumsalcılar, iki Vietnam’ı birleştirdiler), Almanya (Doğu Almanya’daki toplumsalcı düzen yıkıldı; Batı Almanya, Doğu Almanya’yı fethetti) ve Kore (yazımızın konusu)… Bu bölünmeler, Amerikancı ve toplumsalcı kutuplarda olmuştu. Kore, ikiye bölündükten sonra, Güney Kore’ye büyük miktarda Amerikan yardımı geldi. Tayvan da, aynı biçimde, Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı kalkındırıldı. Dolayısıyla, Güney Kore’nin ‘kalkınmışlığı’, kendinden menkul değildi. Zaten Kore’deki güçlü öğrenci hareketlerinin tepkili olduğu en temel nokta, Güney Kore’nin Amerikan uydusu olması. Son yarım yüzyıldır, Kuzey Kore’nin de Güney Kore’deki öğrenci hareketlerinin de temel isteği, Kore Yarımadası’ndaki Amerikan üslerinin kapatılması. İkincisi, Güney Kore’de düşünce özgürlüğü olduğu, büyük bir YALAN! Güney Kore’de, temel hakları kısıtlayan ‘Ulusal Güvenlik Yasası’ adlı katı bir yasa geçerli. Ülkeye, Kuzey Kore kaynaklı gazetelerin, dergilerin ve kitapların sokulmasına yasak var. Güney Kore’deki kitapçılara sürekli olarak baskın düzenleniyor –Kuzey Kore yayını bulunduruyorlar mı diye… “Yeterince Kuzey-karşıtı bulunmadıkları için” tutuklanan profesörlerin, yayıncıların ve kitapçıların ülkesi, Güney Kore. Kitaplar, “fazla tarafsız oldukları için” (evet, abartı yok, gerekçe bu) toplatılabiliyor. 1980’deki bir öğrenci eyleminden sonra gelişen olaylarda, 10 gün içinde 2,000 öğrenci, devlet güçleri tarafından öldürülüyor. İlerleyen yıllarda ise, 100,000’den fazla öğrenci, üniversiteden atılıyor. Güney Kore, siyasal muhaliflere sürekli işkence yapan bir ülke. Burada örnekler çoğaltılabilir. Kısacası, dışarıdan pek öyle görünmese de, Güney Kore’nin insan hakları dosyası kabarık. Öğrencilerin bu kadar öfkeli olmasına şaşmamak gerekiyor demek ki… Üçüncüsü, Güney Ko