Comparison One-sided comparison Karşılaştırma Tek taraflı karşılaştırma Normal karşılaştırmalarda iki ayrı nesne veya varl...
<ul><li>Kızgın olmaktan öte, çok üzgünüm. </li></ul>
Kızgın olmaktan öte, çok üzgünüm. I’m  much more sorry than angry. <ul><li>Onlar zalimden öte, cahildiler. </li></ul>
Onlar zalimden öte, cahildi l er. They were  more ignorant than cruel. <ul><li>Masa, uzun olmaktan çok, geniş. </li></ul>
Masa, uzun olmaktan çok, geniş. The table is  much wider than long. <ul><li>Zarif olduğu kadar alçak gönüllüdür. </li></ul>
Zarif olduğu kadar alçak gönüllüdür. She is  as modest as charming. <ul><li>Tom akıllı olmaktan çok, şanslıdır. </li></ul>
Tom akıllı olmaktan çok, şanslıdır. Tom is  more lucky than wise. <ul><li>İncinmiş olmaktan çok, korkmuştuk. </li></ul>
İncinmiş olmaktan çok, korkmuştuk. We were  more frightened than hurt. <ul><li>Hayal kırıklığına uğradığım kadar, kızgın d...
Hayal kırıklığına uğradığım kadar, kızgın değilim. I’m not  so much angry as disappointed. <ul><li>Bize yardımcıdan çok bi...
Bize yardımcıdan çok bir engeldi. He was  more of a hinder than a help to us. <ul><li>Ateşten çok, duman vardı. </li></ul>
Ateşten çok, duman vardı. There was  more smoke than fire.   <ul><li>Meraklı olduğu kadar ilgili değil. </li></ul>
Meraklı olduğu kadar ilgili değil. He is not  so interested as he is curious. <ul><li>Duvarlar, kalın olmalarından ziyade,...
Duvarlar, kalın olmalarından ziyade, yüksektiler. The walls were  higher than they were thicker. <ul><li>Deneme, uzun oldu...
Deneme, uzun olduğu kadar sıkıcıydı. The essay was  as dull as it was long. <ul><li>Bu kitap, halktan çok, profesyoneller ...
Bu kitap, halktan çok, profesyoneller için yazılmış. The book is intended not  so much for the public as for the professio...
Ders sıkıcı olduğu kadar zor değil. The lesson is not  so difficult as it is dull. <ul><li>Öğretmenden çok, bir pehlivana ...
Öğretmenden çok, bir pehlivana benziyordu. He looked  more   like a wrestler than a teacher. <ul><li>Bu kitap, okumaktan ç...
Bu kitap, okumaktan çok, bakılmak içindir. The book is intended not  so much for reading as for looking through. <ul><li>B...
Beni etkileyen, zenginliğinden çok kültürüydü. It wasn’t  so much his wealth as his culture that impressed me. <ul><li>Bu,...
Bu, düpedüz hırsızlıktır. (Hırsızlıktan daha az yanı yoktur.) It’s neither  more or less than theft. <ul><li>Bir çay takım...
Bir çay takımı göze hoş görüneceği gibi yararlı olacaktır. A tea set will be  as pleasant to the eye as it will be useful....
Beni kızdıran sözlerinden çok davranışlarıydı. It was his manners  more than his words that made me angry. <ul><li>Sevilme...
Sevilmemekten çok, acınırdı. He was pitied  rather than disliked. SON
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

One sided comparison

385

Published on

Slayttaki tüm sayfaları hangi yapının (kırmızı renkli) nasıl kullanıldığını anlamak için bir kez gözden geçiriniz. Başa dönerek önerilen cevaplara bakmadan kendi cümlelerinizi kurmaya çalışınız. Bu adımı, slayttaki çoğu cümleyi belirtilen yapıyı kullanarak ve cevaplara bakmadan söyleyecek duruma gelinceye kadar tekrar ediniz. Cevaplarınızı, önerilen cevapları görmeden söylemeye gayret etmenin bu çalışmanın en önemli noktası olduğunu lütfen unutmayınız. Pencerenin sağ alt köşesindeki 'Full' simgesine tıklayarak tam ekran çalışmanız tavsiye edilir.
Başarılar.

0 Comments
1 Like
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

No Downloads
Views
Total Views
385
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0
Actions
Shares
0
Downloads
0
Comments
0
Likes
1
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Transcript of "One sided comparison"

  1. 1. Comparison One-sided comparison Karşılaştırma Tek taraflı karşılaştırma Normal karşılaştırmalarda iki ayrı nesne veya varlık, taşıdıkları nitelik veya sayılar bakımından incelenir: I’m as angry as you are . (Ben sizin kadar kızgınım.) This table is wider than the other one. (Bu masa diğerinden daha geniş.) Bu kuruluştaki karşılaştırmayı diğerlerinden ayıran özellik, aynı varlık veya nesnenin taşığıdı iki ayrı niteliğin incelenmesidir: I’m more sorry than angry . (Kızgın olmaktan öte, çok üzgünüm.) The table is much wider than long . (Masa uzun olmaktan çok geniş.) Örnek kalıp: I’m much more sorry than angry.
  2. 2. <ul><li>Kızgın olmaktan öte, çok üzgünüm. </li></ul>
  3. 3. Kızgın olmaktan öte, çok üzgünüm. I’m much more sorry than angry. <ul><li>Onlar zalimden öte, cahildiler. </li></ul>
  4. 4. Onlar zalimden öte, cahildi l er. They were more ignorant than cruel. <ul><li>Masa, uzun olmaktan çok, geniş. </li></ul>
  5. 5. Masa, uzun olmaktan çok, geniş. The table is much wider than long. <ul><li>Zarif olduğu kadar alçak gönüllüdür. </li></ul>
  6. 6. Zarif olduğu kadar alçak gönüllüdür. She is as modest as charming. <ul><li>Tom akıllı olmaktan çok, şanslıdır. </li></ul>
  7. 7. Tom akıllı olmaktan çok, şanslıdır. Tom is more lucky than wise. <ul><li>İncinmiş olmaktan çok, korkmuştuk. </li></ul>
  8. 8. İncinmiş olmaktan çok, korkmuştuk. We were more frightened than hurt. <ul><li>Hayal kırıklığına uğradığım kadar, kızgın değilim. </li></ul>
  9. 9. Hayal kırıklığına uğradığım kadar, kızgın değilim. I’m not so much angry as disappointed. <ul><li>Bize yardımcıdan çok bir engeldi. </li></ul>
  10. 10. Bize yardımcıdan çok bir engeldi. He was more of a hinder than a help to us. <ul><li>Ateşten çok, duman vardı. </li></ul>
  11. 11. Ateşten çok, duman vardı. There was more smoke than fire. <ul><li>Meraklı olduğu kadar ilgili değil. </li></ul>
  12. 12. Meraklı olduğu kadar ilgili değil. He is not so interested as he is curious. <ul><li>Duvarlar, kalın olmalarından ziyade, yüksektiler. </li></ul>
  13. 13. Duvarlar, kalın olmalarından ziyade, yüksektiler. The walls were higher than they were thicker. <ul><li>Deneme, uzun olduğu kadar sıkıcıydı. </li></ul>
  14. 14. Deneme, uzun olduğu kadar sıkıcıydı. The essay was as dull as it was long. <ul><li>Bu kitap, halktan çok, profesyoneller için yazılmış. </li></ul>
  15. 15. Bu kitap, halktan çok, profesyoneller için yazılmış. The book is intended not so much for the public as for the professionals. <ul><li>Ders sıkıcı olduğu kadar zor değil. </li></ul>
  16. 16. Ders sıkıcı olduğu kadar zor değil. The lesson is not so difficult as it is dull. <ul><li>Öğretmenden çok, bir pehlivana benziyordu. </li></ul>
  17. 17. Öğretmenden çok, bir pehlivana benziyordu. He looked more like a wrestler than a teacher. <ul><li>Bu kitap, okumaktan çok, bakılmak içindir. </li></ul>
  18. 18. Bu kitap, okumaktan çok, bakılmak içindir. The book is intended not so much for reading as for looking through. <ul><li>Beni etkileyen, zenginliğinden çok kültürüydü. </li></ul>
  19. 19. Beni etkileyen, zenginliğinden çok kültürüydü. It wasn’t so much his wealth as his culture that impressed me. <ul><li>Bu, düpedüz hırsızlıktır. (Hırsızlıktan daha az yanı yoktur.) </li></ul>
  20. 20. Bu, düpedüz hırsızlıktır. (Hırsızlıktan daha az yanı yoktur.) It’s neither more or less than theft. <ul><li>Bir çay takımı göze hoş görüneceği gibi yararlı olacaktır. </li></ul>
  21. 21. Bir çay takımı göze hoş görüneceği gibi yararlı olacaktır. A tea set will be as pleasant to the eye as it will be useful. <ul><li>Beni kızdıran sözlerinden çok davranışlarıydı. </li></ul>
  22. 22. Beni kızdıran sözlerinden çok davranışlarıydı. It was his manners more than his words that made me angry. <ul><li>Sevilmemekten çok, acınırdı. </li></ul>
  23. 23. Sevilmemekten çok, acınırdı. He was pitied rather than disliked. SON

×