Beklenmedik Devrim: Venezuella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×
 

Beklenmedik Devrim: Venezuella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor

on

  • 570 views

http://www.praksis.org

http://www.praksis.org

Statistics

Views

Total Views
570
Views on SlideShare
570
Embed Views
0

Actions

Likes
0
Downloads
11
Comments
0

0 Embeds 0

No embeds

Accessibility

Categories

Upload Details

Uploaded via as Adobe PDF

Usage Rights

© All Rights Reserved

Report content

Flagged as inappropriate Flag as inappropriate
Flag as inappropriate

Select your reason for flagging this presentation as inappropriate.

Cancel
  • Full Name Full Name Comment goes here.
    Are you sure you want to
    Your message goes here
    Processing…
Post Comment
Edit your comment

Beklenmedik Devrim: Venezuella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor Beklenmedik Devrim: Venezuella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor Document Transcript

  • Praksis 14 | Sayfa:47-66Beklenmedik Devrim: VenezüellaNeoliberalizme Karşı ÇıkıyorGregor y Alboİngilizceden çeviren: Şebnem OğuzG eçmişte kapitalizm karşıtı stratejileri tektipleştirme yolunda girişilen pekçok ça- baya karşın kapitalizme karşı devrimin tek bir yolu olmadığı gibi, günümüzde de neoliberalizmin dar gömleğinden sıyrılarak daha demokratik ve eşitlikçi toplum-sal düzenleri yeniden olanaklı kılma yolunda solun elinde tek bir model yoktur. Toplum-sal devrimler beklenmedik yerlerde beklenmedik biçimlerde karşımıza çıkarlar. Neoliberalküreselleşmenin ardındaki güçlerin tümüyle karşı konulmaz göründüğü bir dönemde, Ka-sım 1999’da Seattle’da patlak veren eylemleri kim önceden tahmin edebilirdi? Peki HugoRafael Chavez Frias liderliğinde Venezüella’nın, neoliberalizme karşı alternatiflerin sadecesavunulmakla kalmayıp denenmesi gerektiğinde ısrar eden bir ülke olarak ön plana çıkaca-ğını o zaman kim öngörebilirdi? Elbette devlet iktidarını alma sorununu yenilgiye uğramışbir strateji olarak bir kenara iten küresel toplumsal adalet hareketinin sözcüleri değil. OysaChavistaların kendi deyişleriyle Chavez’in ve Bolivarcı devrimci sürecin, içinde bulunduğu-muz konjonktürde neoliberal küreselleşmeye karşı mücadele açısından sol için önemi tamda buradadır.1Ve n e z ü e l l a D e m o k ra s i s i ve C h ave z ’i n B a ş k a n l ı ğ ı Chavez’in politik olarak yükselişi, neoliberalizme karşı mücadele ile sıkı sıkıya bağlıdır.1990’larda IMF ve ABD’nin desteğiyle empoze edilen neoliberal kemer sıkma politikaları-nın getirdiği toplumsal kutuplaşma ve kargaşayla birlikte Caracas’da yapısal uyarlama politi-kalarına karşı gerçekleşen büyük ayaklanma, Venezüella’nın sözde “istikrarlı demokrasisi”ninkendi kendini yıkıma uğrattığı bir sürece işaret ediyordu. 1958’deki Punto Fijo Paktı’ndansonra petrol gelirlerinden elde edilen yağmanın ekonomik, politik ve sendikal elitler arasındapaylaşılması üzerine kurulan eski sistem artık sürdürülemezdi. Muhalefet sözcülerinin iddi-alarının aksine neoliberalizme yöneliş, Venezüella’nın eski muhafazakâr ve sosyal demokrat1 Bu süreci inceleyen çalışmalar için bkz. Gott (2000); Ellner ve Hellinger (2003); ve özellikle Jonah Gindin ile Gregory Wilpert’in venezuellanalysis.com sitesindeki yazıları. Ayrıca Chavez hükümetinin politikaları üzerine çeşitli kaynaklar için bkz. Washington kaynaklı Venezuela Information Office.
  • 48 Gregory Albo partilerinin politik yozlaşmışlığını açığa çıkarmıştı. Eski düzenin çürümüşlüğü karşısında, yozlaşmış ve ahlaki olarak çökmüş bir politik rejimi savunma zorunluluğuna daha fazla da- yanamayan subaylar arasında reform hareketleri ortaya çıkmaya başladı. Bu subaylardan biri de, 1990’ların başında kendisi de sivillerin desteğiyle politik bir darbe girişiminde bulunmuş olan Chavez’di. Bu özgün “sivil-askeri güçler ittifakı”, Chavez’in cezaevinden çıkmasından sonra “Beşinci Cumhuriyet Hareketi” anlamına gelen “Movimiento Quinta Republica” (MVR) adlı harekete, 1998 sonlarında ise Chavez’in başarıyla sonuçlanan Devlet Başkanlığı girişimini destekleyen platforma dönüştü. Chavez’in Devlet Başkanı olarak ilk girişimi, Ana- yasayı değiştirmeye yönelik bir kurucu meclis topladıktan ve referanduma sunduktan sonra Venezüella Cumhuriyeti’ni yeniden kurmayı amaçlayan Bolivarcı Anayasanın kabul edilme- sini sağlamak oldu.2 Anayasal süreç, Chavez için doğrudan bir destek oluşmasını sağladı ve yeni Bolivarcı Cumhuriyet’e yurttaş katılımını ve bağlılığını artırdı. Bu bağlılık daha sonra gelecek saldırılara karşı Chavez rejimini savunmak ve devrimci süreci derinleştirmek için çok önemli bir güç kaynağı olacaktı. Yeni Anayasa, demokratik prosedürleri, yerli ve insan haklarını, yurttaş inisiyatiflerini, hâlâ liberal demokrasinin batı kapitalizminde aldığı biçime tümüyle yabancı bir doğrul- tuda geliştirip derinleştirmesi açısından çok önemli bir çıkıştı. Ayrıca Anayasa, katılımcı demokrasiyi kooperatifler ve işçilerin özyönetimi ile ilişkilendiren alternatif bir ekonomik model içeriyordu. Bu anlamda Bolivarcı Anayasa, son yirmi yıldır batılı güçlerce savunulan “demokratikleşme” modelinin sembolü olan liberal mülkiyet haklarına dayalı Hayekçi ana- yasacılığın çok ötesine gitmesiyle, kararlı bir biçimde anti-neoliberaldi.3 Ayrıca yeni Anayasa, bir önceki başkanlık seçimlerinde oy kullananların yüzde 20’sine eşit sayıda imzayla Devlet Başkanı’nın geri çağrılmasına ilişkin oylama yapılmasına izin veriyordu. Bu Chavez’den önce ne Latin Amerika’da ne de dünyanın başka bir yerinde hayal bile edilemeyecek tümüyle kendine özgü bir süreçti. 1998’den beri ABD’nin aktif desteğiyle, eski muhafazakâr ve sosyal demokrat partiler ekonomik elitlerle farklı muhalefet grupları içinde biraraya gelerek Chavez’i zor kullanma ya da seçimler yoluyla yenilgiye uğratmaya çabalamışlardır. Muhalefetin ırksal ve sınıfsal nefreti de içeren ideolojik nefretinin şiddeti ve sürekli seferberlik hali, aslında örgütsel olarak bölün- müş bir koalisyonu neredeyse her gün değişen sayısız gidiş gelişlerle birarada tutabilmiştir. Nisan 2002’deki askeri darbe girişimiyle sonuçlanan gösteriler ve 2002-3’de petrol şirketi PDVSA yönetiminin lokavt girişimi gibi önemli seferberlikler de, muhalefetin karşı-dev- rimci enerji ve inisiyatifleri harekete geçirme gücünü göstermiştir. Bugün muhalefetin gücü azalmıştır, ancak tümüyle ortadan kalktığını düşünmek büyük bir yanılgı olur. Venezüella demokrasisinin doğrultusuna ilişkin bu toplumsal bölünme, 2003 sonlarında 2 Bkz. Hillman (1994); Corrales (2002); Ellner (2001). Chavez’in 1990’ların başında başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbe girişiminin arkasında “sivil-askeri güçler ittifakı” fikri yatıyordu. Chavez’in kurumsal ve demokratik bir yoldan iktidara gelişi, bu stratejinin devamıydı. Chavez’i subaylar arasında özgün kılan olgu, ABD kökenli bir askeri okul olan School of Americas’dan uzakta ve liyakat sistemine dayalı bir subay bölüğünde oluşuydu. Bu durum Venezüella ordusunda farklı bir toplumsal taban ve yönelimin oluşmasına yol açmıştı. 1970’lerde Şili’yi yöneten Allende’den farklı olarak, Chavez anayasal ve diğer reform çabalarında, hatta ülkeye ilişkin kendi gündemini uygularken bile ordudan destek görecekti. 3 Mülkiyet haklarına ilişkin politik tartışmalar için bkz. Wilpert (2003).
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 49yeniden derin bir sınamadan geçmiştir. Muhalefetin kitle iletişim araçları üzerindeki kon-trolü ve egemen elitlerin çoğunlukla tutarsız olan öfkelerini bir noktada odaklama yeteneği,Chavez’i bir geri çağırma kampanyasıyla düşürme stratejisine yol açmıştır. Geri çağırmayayönelik imza kampanyası yolsuzluklarla dolu olmasına; ve Muhalefet grubu SUMATE’yeABD Ulusal Demokrasiyi Desteleme Kurumu ve ABD hükümetine bağlı diğer kuruluşlar-dan yasadışı fonlar aktarıldığı bugün belgelerle kanıtlanmış olmasına rağmen, VenezüellaUlusal Seçim Konseyi (CNE), 15 Ağustos 2004’de geri çağırmaya ilişkin referandum yapıl-masına karar verdi. Başlangıçtaki kimi duraksamalardan sonra (ve solun bazı katı kesimleri-nin, özellikle belirli uluslararası akımların, sürece hile karıştığı gerekçesiyle geri çağırmanınreddedilmesi ve muhalefetin doğrudan bastırılması yönünde tutum almalarına karşın) Cha-vez referandumun kararlaştırıldığı gibi yapılacağını açıkladı. Muhalefet rejimin demokratikolmadığına ve halk desteğinden yoksun olduğuna karar vermişti ve buna verilecek en iyiyanıt onları kendi oyunlarında yenmekti. Başkan’ın odasında soğukkanlı bir politik aritmetik yapıldı: Muhalefetin başarısızlıkla so-nuçlanan askeri darbe girişimi ve petrol sektörünü sekteye uğratması, Chavez hükümetininordu ile devlete ait petrol şirketi PDVSA üzerindeki kontrolünün pekişmesine yol açmıştı.Chavez’in referandumda yenilmemesi durumunda muhalefet politik olarak daha da dağıla-cak ve Chavezci reformların toplumsal tabanı daha da güçlenecekti. Chavez, 1990’larda eskiCumhuriyet’in çöküşüyle ortaya çıkan politik boşluğu Bolivarcı Cumhuriyetin temelleriniatacak bir kurucu meclis kampanyasına dönüştürdüğü gibi, muhalefetin her yenilgisindensonra oluşan politik boşluğu yapısal kurumsal reformların ilerletilmesi ve Chavez yanlısıanti-neoliberal politik bloğun derinleşmesi için kullanacaktı. Muhalefetin katkısıyla referandumun bütün halkı temsil etme gücünün artması, seçe-nekleri Chavez lehine sadeleştirerek kutuplaştırdı: Bolivarcı reformların geliştirilmesindenmi yanasın, yoksa eski ve çürümüş oligarklardan yana mı? Devrimci süreci derinleştirecekpopüler bir desteğin ideolojik netliğini keskinleştirme anlamında bundan daha basit birsoru olamazdı. Aslında, referandum sırasında yaygın bir “sınıfa karşı sınıf ” mücadelesi fikri,“Chavez’e karşı ve Chavez yanlısı” biçimini alarak Caracas’ın kentsel ve kırsal bölgelerine,aşırı lüks semtleri ile gecekondu mahallelerine, büyük malikâne ve derme çatma barakalarınakazınmıştı. Bu durum Chavista’ların, başlangıçta devrimi savunmak için kurdukları Bolivar-cı Çevrelerin ve Anayasa’nın ötesine giderek, yeni kadrolar oluşturacak yeni örgütsel araçlarayönelmelerini, “barrio”larda yaşayan işçi sınıfı ve yoksul destekçileriyle bağlar kurmalarını(özellikle bunu yapacak kitlesel bir siyasi partinin yokluğunda) sağladı. “Commando Mai-santa” adı verilen ve referandum sürecindeki politik kampanyayı yöneten grubun, daha sonramahallelere dayalı “seçim devriye ekipleri”ne (electoral patrols) dönüşen “seçim kampanyasıbirimleri” ile yaptığı tam da buydu. “Seçim devriye ekipleri”, seçimlerden sonra mahallelerinBolivarcı toplumsal gündemi ileri götürme kapasitelerini geliştirecek yeni “sosyal devriyeekipleri”ne dönüşme potansiyeli taşıyordu (bazı yerlerde gerçekten de dönüştü, ancak hesapverebilirliği sağlayacak yapılardan yoksun olarak). 16 Ağustos’un erken saatlerinde Miraflores Başkanlık Sarayı’nda açıklandığında büyük
  • 50 Gregory Albo kutlamalarla karşılanan referandum sonucunun kendisi heyecan verici olduğu kadar, doruk noktasını izleyen inişin başlangıcıydı. Chavez’in Başkanlıktan alınmasına “hayır” diyenlerin sesi oyların yüzde 60’inde ve 24 eyaletin 23’ünde (muhalefetin kontrolündeki 8 eyalet dahil olmak üzere) yankılandı. Oy kullananların sayısı Chavez’in ilk seçildiği oylamadakinden 4- 5 milyon daha fazlaydı ve potansiyel seçmenlerin yüzde 71’ı oy kullanmıştı. Bu durum da Chavez ve destekçilerinin seçim zaferlerini pekiştiriyordu. Süreç o kadar açıktı ki, ketumlu- ğuyla bilinen Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) ve ABD kökenli Carter Merkezi’nden, çok sayıda sivil toplum örgütü ve akademik araştırma kuruluşlarına kadar geniş bir yelpazeden gelen yüzlerce uluslararası seçim gözetmeni sonuçları hemen onayladılar.4 Ancak beklendiği gibi, muhalefet daha Ulusal Seçim Konseyi’nin açıklamasını beklemeden sonuçlara karşı çık- tı. Ulusal Seçim Konseyi’nin muhalefet yanlısı üyelerinin ulusal televizyon izleyicisi karşısın- daki bu eylemi bir şovdan başka birşey değildi. Oyunun henüz bitmediğini ve hala yerlerinde duran egemen sınıfların ekonomik ve sosyal güçlerini hükümeti gözden düşürmek ve yıprat- mak için sonuna kadar kullanacaklarını gösteriyordu. Ayrıca referandum sonuçları, yoksulla- rın ve Chavista kadrolarının “Bolivarcı” bir Venezüella kurma çabasını sürdürme kararlılığını ve muhalefetin bu kuruluşun önünde daha pekçok engel çıkaracağını gösteriyordu. Referandumun bütün tarafları artık şunu anlamıştı: Sözkonusu olan şu ya da bu hükü- metin, veya şu ya da bu liderin bugün daha iyi zamanlar vaad edip, ertesi gün kemer sıkma vaazları vermesi (günümüz burjuva demokrasisinin standart gündemi) değil, toplumsal ve siyasal iktidar üzerinden yürütülen gerçek bir mücadeleydi. Kısa vadede bu, Chavez reform- larının ve yeniden bölüşüm programının neoliberal ortodoksluk karşısında sürdürülüp sür- dürülemeyeceğine ilişkin bir sınama olarak görülebilirdi. Daha derin bir öngörü anlamında ise, referandum sırasında yoksulların artan hareketliliği ve beklentileri, Chavez’in “katılımcı ve öncü demokrasi” projesinin tümünü ve toplumsal iktidara yönelik olarak girişilmeyi bek- leyen bütün bir mücadele alanını gündeme getiriyordu.5 Referandumdan sonraki birbuçuk yıl içinde Başkan Chavez politik, ideolojik olarak ya da, aşağıda göreceğimiz gibi, neoliberalizm karşıtı ve toplumsallaştırıcı reformların genişle- tilmesi açısından bu projeden geri adım atmadı. Örneğin 2004 güzünde eyalet valiliklerini ve belediye başkanlıklarını Chavezci adayların kazanması, Bolivarcı Devrimin arkasındaki 4 Resmi Uluslararası Gözlemcilerin nihai deklarasyonu kısmen ünlü Latin Amerikalı yazar Eduardo Galeano tarafından kaleme alınmıştı. Beklendiği gibi, geri çağırma referandumu Chavista’ların 22 eyalet valiliğinin 20’sini ve 2004 Ekim ayı sonunda da Caracas belediye başkanlığını almalarına temel hazırladı. Stratejik ve örgütsel olarak dağılan ve bir önce- ki seçimde elde ettiği güç merkezlerinin çoğu üzerindeki kontrolünü kaybeden muhalefetin seçimlere hile karıştığına ilişkin iddiaları da artık inandırıcılıktan yoksun kalacaktı. Bu tür bir suçlamayı artık ancak gerçeğe kasıtlı olarak gözünü kapatanlar ciddiye alabilirdi. 5 Bu noktada solda az sayılamayacak sayıda kişi, Venezüella’da yaşanan gelişmelerde daha önceki devrimci süreçlerin geleneksel gidişatını arayıp da bulamadıklarında, sonucu şimdiden başarısız ilan etmişlerdir. Bu görüşler, Tarıq Ali’nin (James Petras’la birlikte) Chavez’in projesini destekleyen ama tek yanlı bir biçimde “sosyal demokrat” olduğunu ilan eden açıklamalarından, Mike Gonzalez’in kafa karıştırıcı ve fazla öngörülü bir biçimde Chavez’in projesini “kontrollü bir kapitalizm çerçevesinde modernleşme” olarak değerlendirmesine kadar geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Buradaki hayal gücü eksikliği çarpıcıdır: Küresel sermayenin emirleri ya dinlenmeli, ya da dinlenmeyecekse basitçe kesip atıl- malıdır. Toplumsal aktörler ve bu aktörlerin kesip atma işini gerçekleştirecek politik kapasitelerine ilişkin bütün sorular şimdiden yanıtlanmıştır ve gündemde olan program, maksimalist programdır. Öyle ki John Holloway’i izleyen Michael McCaughan için, hata daha devlet iktidarı mücadelesinde başlamaktadır. Bkz. Ali (2004); Petras (2004); Gonzalez (2004); McCaughan (2004).
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 51siyasi güçleri önemli ölçüde sağlamlaştırırken, muhalefetin kurumsal siyasi kapasitesini sınır-landırıyordu. Bu gelişmeler, ayrıca, Chavez’e devrimin ideolojik karakterini keskinleştirmeolanağı verdi. Caracas’da benzer açıklamalar yaptıktan sonra Ocak 2005’de Porto Alegre’dekiDünya Sosyal Forumu’nda coşkulu bir kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada Chavez neoli-beralizmin Latin Amerika’nın sorunlarını derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağını be-lirterek Bolivarcı Devrimin bundan sonra izleyeceği yolun sosyalizm olacağını söyleyecekti.“Dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun yaşadığı ağır yoksulluğa kapitalist sistem içindeçözüm bulmak mümkün değildir” diye konuşan Chavez şöyle devam etti: “Kapitalizmi aş-malıyız. Fakat devlet kapitalizmine dönemeyiz, bu Sovyetler Birliği’ndeki sapmayı yinelemekolur. Sosyalizme bir iddia, bir proje ve bir yol olarak yeniden sahip çıkmalıyız. Ancak bu yenibir sosyalizm olmalıdır, makineleri ya da devleti değil insanı herşeyin önüne koyan hümanistbir sosyalizm.”6 Aralık 2004’de Caracas’da solun uluslararası ama özellikle Latin Amerikalıaydınlarının ve politik figürlerinin buluşması sırasında, Küba ile Venezüella arasında yenibir sosyalist kutbun biçimlenmekte olduğu açıktı (Albo, 2005). Bu yeni kutuplaşma, Bre-zilya, Arjantin ve Şili’deki merkez-sol hükümetlere, neoliberalizmle “üçüncü yol” üzerindenkurdukları uzlaşmayı sona erdirme çağrısıydı. Aynı zamanda Venezüella’nın kendi içindekigelişmelerin yargılanacağı zemini de oluşturuyordu. Ancak Venezüella’da neoliberalizme karşı daha eşitlikçi ve toplumsallaşmış kurumlar inşaetme yolundaki gelişmeler, şu anda izlenmesi gereken temel gündemi oluşturuyorsa da, budurum eski çelişkilerin tarihin çöplüğüne atıldığı anlamına gelmez. Aslında, yerel toplumsalçatışmalar – yeni muhalefet stratejileri oluşturmaktan asla uzak durmayan sağcı Kolombiyadevleti ve Kuzey Amerikalı emperyalist güçler gibi dışsal aktörlerin de katkısıyla – devametmektedir. Örneğin, Aralık 2005’de muhalefet partileri, oy kullanma prosedürlerindekiuyarlamalar OAS ve başka yerlerden uluslararası seçim gözlemcileri tarafından onaylandı-ğı halde, demokratik süreci gözden düşürme ve dikkatleri kendi oylarının yetersizliğindenuzaklaştırma çabasıyla, milletvekili seçimlerini boykot etmişlerdir. Bu durum VenezüellaMeclisi’ni fiilen bir “tek parti sistemi” ile başbaşa bırakmıştır ve bizzat muhalefetin kendi-sinin seçimlere katılmama kararının yol açtığı, Chavez rejiminin demokratik meşruiyetineve “otoriteryanizmi”ne ilişkin kuşkular üzerinden, 2006 yılı boyunca yerel ve uluslararasıtoplumsal güçlerin de katılacağı yeni bir çatışmanın sahneye konacağının habercisidirC h ave zc i Pro j e n i n L at i n Am e r i k a K r i z i İ ç i n d e k i Ye r i Chavez’in projesini konumlandırmak için Venezüella’daki politik-ekonomik konjonk-türün kendine özgü özelliklerini saptamak gereklidir. Latin Amerika ve Karayip ülkelerinde1980’lerden bu yana ekonomik gerileme ve artan uluslararası rekabetin belirlediği ortak eko-nomik koşullar söz konusudur. Ancak Venezüella’nın durumu, büyük bir petrol ihracatçısıolması ve bu ihracatlar dolayısıyla ABD ile kurduğu ilişkiler nedeniyle bazı açılardan diğerLatin Amerika ülkelerinden farklıdır. Bolivarcı projenin önündeki zorluk, tehdit ve olanak-ları anlayabilmek için birkaç noktanın kısaca tartışılması gerekir: Latin Amerika’da neoli-6 Yazarın toplantı notlarından, ve Associated Press’in 1 Şubat, 2005’deki raporlarından.
  • 52 Gregory Albo beralizmin konsolidasyonu, Venezüella’daki sermaye birikiminin çevrimi ve Venezüella’nın karşılaştığı özel dışsal sınırlamalar. Birincisi, uluslararası borç geri ödemeleri ve ekonomik krizin bir dizi devleti birbiri ar- dından savaş sonrası ithal ikameci kalkınma modelini bırakarak döviz elde etmek için dışa yönelik ihracat stratejilerine ve kemer sıkma politikalarına sürüklemesiyle birlikte, neolibe- ralizm son yirmi yılda Latin Amerika’ya egemen olmuştur.7 Sonuç tatmin edici olmaktan çok uzaktır. Kısa süreli birkaç örnek dışında, Latin Amerika’da GSMH artışı 1980’lerden bu yana oldukça yavaştır, 2000 yılından beri yüzde 1’in biraz üzerine çıkabilmiştir, kişi ba- şına düşen gelir ise azalmıştır. Bu dönemde Venezüella’nın ekonomik çöküşü diğerlerininki kadar açıktır: 1978’den 1990’a GSMH neredeyse sürekli olarak düşmüş, sadece 1990’larda Amerika’daki hızlı büyüme ile sistematik olarak toparlanmış, ancak 2002-3’deki siyasal kar- gaşa ile negatif değerlere geri dönmüştür. Petrol endüstrisinin tarihsel olarak yüksek dünya fiyatlarından üretime dönüşü ile birlikte Venezüella’nın ekonomik büyüme hızı, aşağıda tar- tışıldığı gibi, 2004’den bu yana yeniden yükselişe geçmiştir.8 Latin Amerika çapında ihracata yönelik ekonomik stratejilerin benimsenmesi ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, tekil ülkelerde temel gereksinimleri karşılamak üzere daha “içe dönük” stratejilere yönelişi zorlaştırmaktadır. Üstelik geçmişin kalkınmacı – çoğu zaman otoriter – devletleri, yapısal uyum politikalarının uzun süren egemenliği altında bürokratik kapasiteleri- ni kaybetmişlerdir. Venezüella’da yapısal uyum politikaları, kısmen IMF’nin yönlendirmesiyle 1989’da Carlos Perez hükümetinin neoliberalizme u dönüşü yapması ve 1990’ların başında ban- kacılık sektörünün çöküşünden sonra IMF ile 1994 ve 1996’da yapılan anlaşmalarla gündeme gelmiştir. Ancak dünya petrol fiyatlarının varil başına 50 doları bulduğu bir dönemde dünyadaki en büyük beşinci petrol üreticisi olması, Venezüella’nın bu zorlukların bir kısmından uzak ka- labilmesini sağlayan konjonktürel bir avantaj yaratmıştır.9 Özellikle, dış borç yükümlülüklerini kontrol altında tutabilmiş, resmi rezervlerini arttırmış ve çoğunlukla bütçe açığı vermiştir. Ancak darbe girişiminin yarattığı politik kargaşa ortamı ve petrol üretiminin sekteye uğraması, ekono- miyi hâlâ telafi edilmeyi bekleyen milyarlarca dolarlık bir zarara uğratmıştır. Neoliberalizmin toplumsal sonuçları yıkıcı olmuştur. 1980’lerde Latin Amerika’da kes- kinleşen toplumsal dışlanma ve kutuplaşma süreçleri, kişi başına düşen gelirlerdeki gerileme ve enformel sektörün neredeyse yeni istihdamın yüzde 70-80’ini bulan ölçülerde büyümesi ile günümüze kadar devam etmiştir. ECLA 1990’ları Latin Amerika’nın ikinci kayıp on- yılı ilan etmiştir, yakında üçüncü bir kayıp onyıl daha ilan etmek zorunda kalacaktır.10 Bu noktada Venezüella’da neoliberalizmin yeniden ürettiği toplumsal eşitsizlikler, başka yerler- dekinden farklı değildir: Nüfusun yüzde 80’i yoksulluk içinde yaşarken, yüzde 20’si petrol gelirlerinin rantına dayalı oligarşik zenginliğin tadını çıkarmaktadır; Venezüella 1970’lerden bu yana Latin Amerika’daki en düşük kişi başına gelire sahiptir; en yüksek gelir düzeyleri 7 Neoliberalizmi Venezüella bağlamında savunanlar için bkz. Naim (1993); Enright et al (1996). 8 Buradaki ve aşağıdaki veriler şu kaynaklara dayanmaktadır: Economist Intelligence Unit, Country Profile 2005: Venezü- ella (London: EIU, 2004); World Markets Research Centre, Country Report 2004: Venezuela (London: WMRC, 2004). 9 Bkz. Fernando Coronil’in dikkate değer kitabı (1997); ve ayrıca Karl (1997). 10 Bkz. Economic Commission for Latin America, Social Panorama, 2002-2003 (New York: United Nations 2004); Szekely and Hilgert (1999).
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 53neredeyse yarıya inmiştir; kırsal gelirlerdeki çöküş kentlere kitlesel göçlere yol açmıştır; nü-fusun yüzde 90’ı artık kentlerde, özellikle de dünyanın en büyük gecekondu kentlerindenbiri olan Caracas’da yaşamaktadır; yeni istihdamın ¾’ünün enformel sektörde olduğu tah-min edilmektedir; şu anda çalışan nüfusun yarısı enformel sektörde çalışmaktadır; ve kayıtlıişsizlik oranı (enformel ekonomide standartın altında çalıştırılan yedek işgücünün boyutla-rı düşünüldüğünde pek de anlamı olmayan bir oran) bir süredir yüzde 15-20 arasındadır.Neoliberal ekonomik kalkınma modellerince üretilen toplumsal sorunların faturası ağırdır.Hızla büyüyen petrol sektörü, petrol gelirlerinin yeniden bölüşüm politikaları ve “içe dö-nük kalkınma” için kullanılmasına daha fazla olanak tanıyorsa da, neoliberalizmin tahribatıVenezüella devletinin her türlü alternatif yönelimini sınırlandırmaktadır. Bununla birlikte,bugüne kadar ücretli işçilerin ve daha yoksul kesimlerin gelirlerinde mütevazi bir artış ol-muştur, o da büyük ölçüde ekonomideki iyileşmeden kaynaklanmaktadır. Gelirlerin radikalbir biçimde yeniden bölüşümü ise gerçekleşmemiştir ve yüksek gelirlilerin vergi yükündesadece mütevazi bir artış söz konusudur. İkincisi, 2003 başlarında petrol sektöründeki iş dur-durmadan beri petrol fiyatlarındaki ve Venezüella’nın birikim çevrimindeki gelişmeler sonderece elverişli koşullar yaratmıştır ve bu koşullar Latin Amerika’nın en görkemli büyümesürecine yol açmıştır. Venezüella’da petrol sektörünün yıllık cirosu yaklaşık 50 milyar dolar-dır, bu miktar Venezüella ekonomisinin yaklaşık üçte birini ve vergi gelirlerinin de yarısınıoluşturmaktadır. 2002-2003’de reel GSMH’deki çöküşten sonra, 2004 yılında reel büyümehızı yüzde 17’yi geçmiştir, 2005 yılında tekrar yüzde 10’a yaklaşacaktır ve petrol fiyatlarındadüşüş olmazsa 2006 için de aynı hızın sürmesi beklenmektedir. İşsizlik yüzde 20’den yaklaşıkyüzde 10’a düşmüştür ve aynı dönemde işçi ücretleri de (en azından işgücünün yarısındanbiraz fazlasını istihdam eden formel sektörde) iyileşme göstermiştir. Üçüncüsü, petrol fiyatlarındaki yükselmeyle birlikte, Venezüella’nın ödemeler dengesiLatin Amerika bağlamında benzeri olmayan bir pozitif değere ulaşmıştır. Petrol fiyatların-daki yükseliş bu durumun nedenlerinden biridir; Chavez iktidara geldikten sonra mali pi-yasalarda yaşanan kargaşa da bir diğer nedendir. 2000 yılından itibaren kamu sektöründekiyolsuzluklara bulaşmış memurlar ve kapitalist sınıf, paralarını denizaşırı hesaplara yatırarakve 2001 yılında 20 milyar dolara ulaşan döviz rezervlerini 2002 yılı sonlarında 11 milyar do-lara düşürerek sermaye çıkışlarına neden olmuşlardır. Şubat 2002’de Bolivarda’ki dalgalanmakeskin bir devalüasyona neden olmuş, petrol sektöründeki sabotaj da döviz kuru üzerindekibaskıyı artırmıştır. Bu dalgalanma Ocak 2003’de döviz kurunun kontrol edilmesine ilişkinkarara yol açmış, Bolivar’ın değeri oldukça rekabetçi bir kura sabitlenmiştir. Bu önlemlersonucunda 2003 yılı sonlarında yabancı rezervler hızla yeniden 20 milyar doların üzerineçıkmıştır. 2004’e gelindiğinde döviz rezervleri (24 milyar dolardan biraz az) dış borç mikta-rını (22 milyar dolar) geçmiş, ve 2005 yılında 30 milyar dolara ulaşmıştır. Böylece Chavez yönetiminde Venezüella borç geri ödemeleri açısından özellikle La-tin Amerika bağlamında parlak sayılabilecek bir rekor kaydetmiştir. Hem uluslararasıhem de yerli borç yükümlülükleri azalmıştır; bu her açıdan övgüye değer bir durumdur.Venezüella’nın bir yandan resmi rezervlerini biriktirmeye devam ederken ve sıklıkla mali açık
  • 54 Gregory Albo verirken, aynı zamanda dış borç yükümlülüklerini kontrol altında tutabilmiş olması dikkate değerdir. Venezüella güçlü rezervleri sayesinde, 2005 sonbaharında tahvillerinin büyük bir kısmını ABD doları cinsinden hazine tahvillerine özellikle Euro cinsinden diğer mali araçlara çevirebilmiştir (bu tercih, politik nedenler yanında, doların Euro karşısında değer kaybettiği ve ABD faiz oranlarındaki yükselişin bu durumu telafi edemediği yolundaki bir risk analizi- ne dayanmıştır). Sermayenin denizaşırı hareketinin kısıtlanması ve faiz oranlarında görülen (bazen reel anlamda da negatif olan) dramatik düşüşle birlikte, kapitalistler Caracas menkul değerler borsasında Ocak 2003’den bu yana neredeyse yüzde 300’lük bir yükselişe neden olmuşlardır. Venezüella’da makro-ekonomik ortam, iç çatışmaların ve ciddi ekonomik kargaşaların izlediği bir çöküş sarmalından, on yıl gibi kısa bir süre içinde bir mini-ekonomik patlama- ya dönüşmüştür. Yüzeysel bir bakışla bu durum, petrole dayalı rantiye-devletlerin çoğunun yaşadığı büyüme-daralma çevriminin tipik bir örneği olarak görülebilir. Bir anlamda eski sorular, yeni toplumsal güçler kurmaya çalışan yeni bir rejim tarafından yeniden sorulmak- tadır: petrol rantlarından elde edilen gelirler, kendi kendini besleyen sürdürülebilir büyüme süreçlerine dönüştürülebilir mi; bu tür büyüme süreçleri, ekonomik ve toplumsal olarak dışlanmış kesimleri içerebilir mi; ve petrole dayalı miras demokratik ve halkçı kapasitelerin gelişimini kolaylaştırır mı, yoksa yine de yozlaştırır mı? Bu sorular Venezüella’daki iktidar mücadelelerinde hiçbir şekilde yanıtlanmış değildir. Venezüella’daki sermaye çevrelerinin eski gelişme modeli ile hâlâ derin ve köklü bir ilişkileri vardır; devlet içinde ve ekonomik sek- törlerde hâlâ etkili temsilcileri bulunmaktadır; ve planlama kapasitesi zaten oldukça düşük olan ve petrol sektörünün aşırı gelişmesine bağımlı olan bir kamu sektörü içinde, kendilerine bilgi sızdıran geniş bir ilişki ağları vardır. N e o l i b e ra l i z m e K a r ş ı B o l i va rc ı Pro g ram Solda anti-kapitalist bir dönüşüm gerçekleştirmeye yönelik adımlar konusunda gelenek- sel bir bakış açısı vardır. Bu adımlar, ekonominin merkezi yönetimini ele geçirmek; mali spekülasyonları önlemek ve bankaları kamusal denetim altına almak; uluslararası özel ser- maye hareketlerini durdurmak; sanayide merkezi olarak belirlenmiş üretim hedefleri ortaya koymak ve bürokrasiyi yeni kamusal hedeflere yönlendirmek; işçilerin işyerlerinde yönetime katılmalarına ve diğer haklarına ilişkin yeni biçimler geliştirmek; ve acil toplumsal sorunlarla ilgilenecek bir dizi komisyon kurmaktır. Bunlar, bazı açılardan gerçekten de kaçınılamaya- cak işlerdir. Sorun kısmen zamanlamadan kaynaklanır, çünkü bu tür işler, aynı zamanda yeni yönetim ve eşgüdüm biçimleri tanımlayarak tabanın demokratik kapasitesini geliştirme çabalarıyla çakışır. Bu durumda genellikle, devletin merkezinde yer alan disiplinli bir par- tinin, tabandaki kadrolar ve işçilerle birlikte çalışarak sürece içkin olan anti-kapitalist man- tığı harekete geçireceği varsayılır. Ancak geçmişteki toplumsal devrimler, bu görüşün hem teoride hem de pratikte sorunlu olduğunu göstermiştir. Üstelik, eski rejimden bir çırpıda siyasi bir kopuşun söz konusu olmadığı durumlarda, bu tür işler çok daha farklı bir sıra izler. Venezüella örneğinde, gündemdeki ilk iş, Chavez rejiminin siyasi tabanını sağlamlaştırmak
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 55ve yeni toplumsal güçlerin örgütsel gelişimini desteklemek olmuştur. Bu - kronolojik birsıralamadan söz etmek ne kadar mümkün olabilirse- öncelikle anti-neoliberal bir programgeliştirilmesi, toplumsallaştırma ve kamulaştırma süreçlerinin bu zeminden yola çıkarak de-rinleştirilmesi anlamına gelmiştir. Bir başka deyişle, özel mülkiyetin ve sermaye birikimininmantığına karşı; işbirliğine, katılımcılığa ve dayanışmacılığa dayalı yeni bir mantık gelişti-rilerek, neoliberalizmin maddi ve düşünsel sınırlamalarından kopmak hedeflenmiştir. Yenipolitik alanlar açma gibi böylesine kapsayıcı bir hedef söz konusu olduğundan, Bolivarcıprogramın yeni girişimlerinin tümünü sıralamak kolay değildir. Ancak, sınıf mücadelesininderinleştirilmesi açısından kritik olan bazı alanlardaki politikalara dikkat çekilebilir.M a k ro e ko n o m i k Po l i t i k a l a r Mali ve parasal politikalar, neoliberal politika normlarından büyük ölçüde kopmuştur,ancak yönetsel belirsizlikler ve muhalafet nedeniyle bu, sistematik bir kopuş değildir. Bu-nunla birlikte, genel olarak, her iki alanda da, özellikle de mali harcamalar alanında genişle-meci politikalar uygulanmıştır. Enflasyonu düşürmek için, 1990’lar boyunca uygulanan vebaşarısızlıkla sonuçlanan neoliberal kemer sıkma politikaları yerine döviz kurunu ve fiyatlarıkontrol altına alan politikalar uygulanmıştır. Sosyal harcamaların çoğu bütçe-dışı kaynak-lardan, örneğin PDVSA ve diğer kaynaklardan karşılandığı halde, 2004 ve 2005’de merkezihükümet bütçesi hafif bir açık vermiştir. Bu durum kısmen Chavez yönetiminin petrol fi-yatlarına bağımlı olan hükümet gelirlerini takviye etmek amacıyla özel bir Makroekonomikİstikrar Fonu kurmasıyla ilişkilidir. Başlangıç fiyatlarının 1990’ların sonundaki ılımlı petrolfiyatlarında tutulması, muazzam bir gelir akışına neden olmuş ve bir dizi hükümet projesininbu kaynaktan karşılanmasını mümkün kılmıştır. Benzer bir fon, aşırı miktarda yabancı dövizrezervi bulunduranlardan yapılan transferleri kapsamaktadır; bu fonun 2006 yılında merkezihükümete 8-10 milyar dolar kazandırması beklenmektedir. Parasal politikanın dönüşümü yavaş olmuştur; merkez bankası ile finans sektörü ancakkısmen merkezi devletin kontrolü altındadır. Bununla birlikte, döviz kurlarının ve mali har-camaların kontrolü, yerel para arzını artırarak baskıyı hafifletmiş ve düşük faiz oranlarınınsürdürülmesini sağlamıştır. Ayrıca, kredi tahsisi üzerinde belirli bir kontrol sağlamak ama-cıyla, finans sektöründe döviz kontrolleri dışında ve ötesinde bir dizi sınırlama getirilmiştir.Kredi faizlerine getirilen sınırlamalar, bankaların portföylerindeki kredileri belirli sektörlerekanalize etmeleri ve yönetim kurullarına hükümet temsilcilerini atamaları için konan koşul-lar bunlar arasındadır. Venezüella’da daha önceki rejimlerin yolsuzluklarının bıraktığı miraslardan biri de an-lamlı ve şeffaf bir vergilendirme politikasının olmamasıdır. Aslında hem bireylerde, hemde şirketlerde yerleşik bir vergi ödememe kültürü vardır. Chavez, yolsuzluklarla mücadeleetmek ve vergi ödemelerini normale döndürmek amacıyla önemli askeri görevlileri vergimüfettişliğine atamıştır. Ana hedef, milyonlarca dolar vergi kaçıran IBM, Siemens, Boschve Microsoft gibi uluslararası şirketler olmuştur. İçe dönük kalkınma ve neoliberalizmdenkopma projesi için vergi toplama sürecinin normale döndürülmesi, petrol sektörünün gelişi-
  • 56 Gregory Albo minden pek çok açıdan daha önemlidir. Petrol S ektörünün G elişimi Petrol sektörü, Venezüella ekonomisi için, iyi kötü diğer bütün unsurların bağlı olduğu temel unsurdur. Chavez hükümetinin bu konudaki yaklaşımının temel dayanağı, PDVSA’nın devlete ait bir petrol şirketi olarak kalmasını sağlayan ve petrol rezervleri üzerinde özel dene- timi (en azından kağıt üzerinde) sınırlayan hidrokarbon yasasıdır. Venezüella petrol rezervle- rinin geliştirilmesi, öncelikle PDVSA’ya ve ona bağlı diğer kamu işletmelerine ait bir etkinlik alanı olarak görülmektedir. Bununla birlikte, çeşitli birlikte gelişim (co-development) proje- leri yoluyla, önemli ABD ve diğer yabancı uluslararası şirketlere de bu süreçte önemli roller verilmektedir. Bu projeler, yabancı mülkiyeti sınırlandıran, performans güvencesine ilişkin koşullar koyan, devlet hisselerini ve vergileri artıran maddeler içermekle birlikte, aynı zaman- da özel sektörün rolünü genişletmektedir. Aslında özel sektörün ürettiği petrol miktarı, Cha- vez iktidara geldiğinden bu yana artmıştır ve PDVSA’nın üretim düzeyini geçebileceğine dair bazı tahminler vardır. Bu durum, petrol sektörü üzerindeki gerçek denetim ve yönlendirme gücünün kime ait olduğu ve yönetimin şeffaflığı gibi konularda büyük soru işaretleri oluş- turmaktadır. Petrol sektöründeki üretim düzeyi, gelir akışları ve ticari sözleşmeler gibi konu- larda bile büyük bir karmaşa söz konusudur. Venezüella hükümeti bu sorunları çözmek için petrol sektörünün yönetiminde yeni bir aşamaya geçmeye hazır görünmektedir. PDVSA ile 90’lı yılların ortalarında yapılan 32 işletme sözleşmesinin 2006’ya kadar devletin hisselerin çoğunluğuna sahip olduğu ortak girişimlere dönüştürülmesi istenmektedir.11 Üretim düzeyi ve gelişme hızı, kısmen Venezüella’nın OPEC’in kredibilitesini yeniden kurma ve daha sonra fiyatları artırarak sabitleştirmeye yönelik kapsamlı çabalarına; kısmen de Venezüella’nın ham petrolün işlenmesini yüksek katma-değerleri sektörlere yayma kapasitesine bağlıdır. S a n ay i Po l i t i k a s ı Petrol sektörü, büyüklüğü nedeniyle sanayi politikasını da belirlemektedir ve Chavez yö- netimi altında Venezüella için temel sorunlardan biri, petrol sektörünün ötesinde bir yöne- lim geliştirmek olmuştur. Dünya kapitalizminin belirlediği düşmanca ortamda oluşturulan bir geçiş stratejisinde, bu yönelim, bir yandan merkezde devletin planlama kapasitesini, diğer yandan da yeni üretim birimlerinin bağımsız kapasitelerini geliştirmeyi gerektirir. Bu ise eşit- siz ve zor bir süreç olmuştur. Sürecin önündeki temel engel eski devlet yapılarıdır. Chavezci strateji, petrol sektörü yanında diğer kritik sektörler üzerinde de devlet denetimi kurmaya çalışmıştır. Venezüella dünya çapında önemli bir boksit üreticisidir; demir, kömür, elmas ve altın üretiminde de ön plandadır. Bu rezervler devletin denetimi altındadır. Ancak maden işletmeleri –özel, kamusal, yabancı ve benzeri- yolsuzluk ve ihmallerle maluldür. Bu kamu iş- letmelerinin rehabilitasyonu için önemli bir çaba sarf edilmektedir. Bu çabalar sanayie dayalı bir eyalet olan ve madenlerin çoğunun bulunduğu, hidro-elektrik kapasitesinin yoğunlaştığı, ve diğerleri yanında muazzam SIDOR çelik fabrikasının yer aldığı Guyana’da yoğunlaştırıl- 11 “Chavez Faces Claims of Oil Revenue Cover-up”, Financial Times, 26 Mayıs 2005; “Venezuela is Living on Oil”, Financial Times, 3 Kasım 2005.
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 57mıştır. Devlet maden sektöründeki bütün imtiyazları ve sözleşmeleri gözden geçirmektedir,ve petrol sektöründe olduğu gibi bazı sözleşmeleri ortak girişimlere dönüştürmek üzere iptaletmektedir, ayrıca işletilmeyen madenleri küçük maden sahiplerine devretmektedir. Ekonominin diğer sektörlerinde ise farklı bir yaklaşım izlenmiştir. Bu yaklaşım, “sosyalekonomi”yi inşa etme doğrultusunda, daha fazla bütünleşmiş bir ekonominin ana unsurlarıolarak görülen küçük ve orta ölçekli işletmelerin geliştirilmesidir. Örneğin, balıkçılık yasa-larından birinde, kıyı yakınlarında balıkçılık yapan küçük balıkçıların alanı, daha büyükölçekli sınai balıkçılık karşısında genişletmiştir. En önemlisi, enformel sektörü küçültmeyeyönelik geniş çaplı çabanın bir parçası olarak, mal ya da hizmet üreten her türlü kooperatifinetkinlik alanı, merkezi ve yerel yönetimlerin desteğiyle genişletilmiştir. Merkezi hükümetinverdiği bilgiye göre, Chavez’in iktidara geldiği 1998 yılında sadece 700 kooperatif varken,2005 yılı ortalarına gelindiğinde bu sayı 83.000’e çıkmıştır (Harnecker, 2005). Koopera-tifler örgütsel açıdan oldukça çeşitlidir; zanaatçılar, özel şirketlerde çalışan taşeron işçiler vetarımsal üreticilerden, mahallelerde yerel inşaat ve marangozluk işleri ile kamusal altyapınınbakım işlerini üstlenenlere kadar geniş bir yelpazeyi içerir. Mikro-girişimler, kooperatifler veenformel ekonomiye nüfuz edebilecek diğer inisiyatifleri geliştirme amacıyla kurulan HalkEkonomisi Bakanlığı da bu çabaları desteklemiştir. Ayrıca “içe dönük ekonomi bölgeleri”stratejisi de kooperatiflerin fiziksel ve toplumsal altyapılarını geliştirmeleri, kredi ve teknikyardıma kolaylıkla ulaşmaları konusunda kooperatifleri desteklemektedir.Birlikte yönetim deneyimi Venezüella’daki sürecin odaklandığı politikalar diğer devrimci süreçlerden oldukça farklıolmuştur. Bu politikalardan biri de yakından izlenmesi gereken birlikte yönetim politikası-dır. Burada odak, rekabet için bürokratik yönetim ve denetimi ön plana alan kapitalist örgüt-lenme mantığına karşı, işbirliğine ve katılıma dayalı bir mantık yerleştirme çabası olmuştur.Bu nedenle özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ve geniş çaplı kamulaştırmalara vurgu yapıl-mamıştır. Genel çerçeve işçilerin yönetime katılımı ve aynı zamanda farklı kolektif mülkiyetbiçimlerinin denenmesi olmuştur (bu anlamda bu modelin bir benzeri aranacaksa, Yugoslavmodelini anımsattığı söylenebilir). Kamu sektöründe, elektrik şirketi Cadafe ve alüminyumişleme fabrikası 2002 yılında birlikte yönetim uygulamasına başlamışlardır. Ortak bir planagöre hareket eden bir fabrika işgalleri dalgasından söz etmek henüz mümkün değilse de,işçilerin fabrika işgalleri de bu süreci ilerletmiştir. Bunun en dikkate değer örneği, Moron’dabulunan ve Venezüella’daki belli başlı kağıt ürünleri üreticilerinden biri olan Venepal’in 2005Ocak ayında işgal edilmesi ve daha sonra kamulaştırılmasıdır. Fabrikanın daha önceki sahip-lerine karşı verilen uzun bir mücadelenin sonunda, fabrikayı devlet ve işçilerin birlikte yönet-mesine karar verilmiştir. Ancak devletin merkezinde planlama sürecini koordine edecek biryapının yokluğu nedeniyle, sürecin nasıl ilerleyeceği belli değildir. Bu sorun, Yugoslav mode-linin en başarılı olduğu dönemde de can alıcı sorunlardan biri olmuştur. Bu durum, eğitim,teknik uzmanlık ve işletmelerin kamuoyunu bilgilendirmesi gibi konularda merkezin taban-daki işçi katılım süreçlerine vermesi gereken desteğin de pek az geliştiği anlamına gelir.
  • 58 Gregory Albo İç Pazar Yukarıda sözü edilen politikaların hepsi, 1990’lardaki yıkım ve Chavez yönetiminin ilk yıllarındaki politik kargaşa sonrasında kamu ve özel sektörün yeniden harekete geçirilmesiyle ilişkilidir. Bu yönelim, işsizliği bir an önce azaltma çabasının zorunlu bir parçası olmuştur. Fakat üretim alanına müdahale etme çabalarına eşlik eden daha genel bir yönelim daha vardır, o da, piyasadaki değişim ilişkilerini kontrol etme çabasıdır. Bunun bir boyutu temel ekonomik aktörlerin piyasaya girişini hükümet önceliklerine uygun olarak yapılandırmaktır. Bunun için devlet, söz konusu ekonomik aktörlerin dövize ve yerli kredi piyasalarına ulaşma haklarını kontrol altına alır. Ekonomik aktörlerin döviz ve yerli kredi piyasalarına ulaşmaları, devletin koyduğu bir dizi koşulu karşılamalarına bağlanır; bu koşullar arasında ulusal pazara yönelik üretim yapma, istihdamı artırma, yeni yönergeler doğrultusunda vergilerini ödeme, ve yerel ekonomik kalkınma gibi beklentiler vardır. Ayrıca büyük ölçüde orta sınıfa ve zengin semtlerine hizmet eden özel marketler zincirlerinin yanında, yoksullara hizmet edecek yeni toptancı marketler ve dağıtım ağları kurmaları için devletin yoksullara verdiği sübvansiyon- lar sözkonusudur. Tic a re t Po l i t i k a s ı Piyasadaki değişim ilişkilerinde neoliberalizmden kısmen kopuş, belki de en açık olarak yabancı ticaret sektöründe görülebilir. Bir yandan, Bolivarcı devrimin gelişimi kaçınılmaz olarak petrol ihracatı sektörüne, piyasa fiyatlarına ve meta fiyatlarındaki yükselişten kazanı- lan diferansiyel rantlara bağlı olmuştur. Öte yandan, Washington uzlaşmasının temel unsur- ları olan sermaye hareketlerinin liberalizasyonu ve serbest ticaretten kopmaya yönelik bir dizi inisiyatiften sözetmek mümkündür. Örneğin hem PDVSA ve kamu sektörü, hem de özel sektördeki şirketler ve bireyler için sermaye hareketleri üzerinde kontroller sözkonusudur. Ayrıca belirli ticaret ilişkilerini düzenleyen iki-taraflı anlaşmalara doğru sistematik bir yöne- lim vardır. Örneğin Brezilya, Çin ve Hindistan ile yapılan bazı ticaret anlaşmalarında, petrol sektöründe ticaret yapabilmek için Venezüella’da belirli yatırımlar yapma ve sanayii gelişti- recek sermaye malları ithal etme koşulu konmuştur. Bu düzenlemeler, meta değişimlerini yeni yatırımlara ilişkin performans güvencelerine bağlayan “adil ticaret” kavramını anımsat- maktadır. Petrol için ayrıcalıklı tarife ve düşük faizli finansman uygulamaları, dış politikanın izin verdiği ölçüde diğer Latin Amerika ve Karayip ülkelerine de yayılmıştır. Küba’yla petrol ticareti ise “planlı ticaret” açısından çok daha ileri gitmiştir; Küba’nın belirli bir kapasiteye sahip olduğu tıbbi hizmetler, eğitim, yönetsel destekler, eczacılık ve diğer alanlarda, petrol ile doğrudan takas sistemine geçilmiştir. Bunun yanında, Şili dışındaki güney koni ülkelerini (Petrosur) ve bütün Latin Amerika’yı (PetroAmerika) kapsayan bir petrol şirketine ilişkin öneriler ve devlete ait petrol şirketlerinin ittifakına dayalı stratejiler, demokratik egemenlik mücadelesi ile ticari ilişkilerin piyasa-dışı yollarla koordinasyonu arasında benzer bir denge içeren alternatiflerdir. Ayrıca Chavez, Bush hükümetinin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi önerisine karşı alternatif bir proje olarak Latin Amerika için Bolivarcı Alternatif ’in (ALBA) sözcülüğünü yapmaktadır.
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 59Topra k Re fo rm u Bütün Latin Amerika’da olduğu gibi Venezüella’da da çarpık gelir dağılımı, kölelik vesömürgecilik döneminden kalma eşitsiz toprak sahipliği düzeniyle ilişkilidir. Toprağın yüzde80’i toprak sahiplerinin yüzde 5’inin mülkiyetindedir ve toprak sahibi köylülerin çoğunluğu,toprağın sadece yüzde 5’i üzerinde çalışmaktadır. Büyük arazileri bölmeyi amaçlayan toprakreformlarının tarihi 1960’lara kadar gider, fakat bunların izi hiçbir zaman gerçekten sürül-memiştir. Bolivarcı hükümet Aralık 2001’de atıl duran toprakların kamulaştırılarak yenidendağıtılmasına ilişkin yeni bir arazi yasası çıkarmıştır. Yasayla 2.5 milyon hektarlık arazi köy-lü kooperatiflerine dağıtılmıştır, ancak bu arazilerin çoğu kamuya ait topraklardır. Toprakmülkiyetini ve kullanımını denetlemek üzere özel bir arazi komisyonu kurulmuştur, ancakbu komisyon duraksamalarla yol almaktadır ve açık bir yönelimi yoktur. Gıda alanında ulus-lararası bir şirket olan British Vestey Group’un mülkiyetindeki El Charcote malikânesi gibibirkaç malikâne, biraz gevşek başlayan ancak topraksızların işgalleriyle birlikte hızlanan birsüreç içinde kamulaştırılmıştır. Süreç giderek belirli bir düzene oturmaktadır ve 2004’den buyana haftada bir malikânenin kamulaştırıldığı bir hızla ilerlemektedir. Venezüella’da tarımsal üretim, yüksek petrol fiyatlarının döviz kuru üzerindeki etkisi veihmal gibi nedenlerle 1970’lerden itibaren yavaş yavaş düşmüştür. Bugün Venezüella gıdaihtiyacının yüzde 60-70’ini ithal etmektedir. Tarımsal açıdan bu kadar zengin bir ülkede buoldukça şaşırtıcı bir düzeydir; ve uluslararası örgütlerin gıda alanında kendi kendine yeterli-liğe ilişkin olarak önerdikleri normların altındadır. Venezüella en kaliteli çikolata için uygunolan kakao tanelerini yetiştirmesiyle bilinirken, kakao gibi ticari tarımsal ihracat ürünlerindebile, petrol hamlesinin getirdiği körlük nedeniyle gerileme olmuştur. Tarımsal bir gelişmepolitikasınca desteklenen bir toprak reformu, sözkonusu tarımsal geri kalmışlığın giderilmesive ekonominin çeşitlendirilmesi açısından çok önemlidir. Barriolarda yaşayanlara mahalle-leri geliştirme sürecinin bir parçası olarak üzerinde yaşadıkları arazinin tapu senetlerininverilmesiyle birlikte, toprak reformu kentsel alanlara da yayılmıştır.S a ğ l ı k Po l i t i k a l a r ı Venezüella devletinin politik çıkış noktasına ve aynı zamanda zayıflığına dair en belir-gin işaretler, sosyal harcamaların petrol gelirleriyle karşılanmaya çalışıldığı sağlık sektöründegörülebilir. Daha önceki Venezüella cumhuriyetinde evrensel sağlık hizmetine ilişkin bazıpolitikalar varolmuş, fakat bu politikalar yoksullara ulaşamamıştır. Kamusal sağlık hizmet-leri büyük ölçüde orta sınıfların ihtiyaçlarını karşılamış, bunun yanında sadece en zenginkesimlerin ulaşabildiği geniş bir özel sağlık sektörü gelişmiştir. Chavez döneminde yoksulmahallelerde “sosyal misyonerler” aracılığıyla paralel bir sistem oluşturulmuştur, bu sistemlehalk sağlığı ve diş klinikleri muazzam boyutlarda yaygınlaştırılmıştır. Bu kliniklerde 20.000Kübalı doktor, diş hekimi ve başka sağlık görevlileri çalışmaktadır. Küba ile doğrudan iliş-kiler de geliştirilmektedir. Örneğin, Küba hastanelerinde ve üniversitelerinde çok sayıda Ve-nezüellalı tıbbi eğitim görmekte ve binlerce kişinin göz ameliyatlarının Küba hastanelerindeyapılması planlanmaktadır.
  • 60 Gregory Albo Eğ i t i m Po l i t i k a l a r ı Eğitimin bütün Venezüella halklarına yaygınlaştırılması, Chavez hükümetinin iktida- ra geldiği ilk günlerden itibaren vurguladığı temel bir tema olmuştur. Öncelikli proje, daha önce eğitim olanaklarından dışlanan halk kesimlerinin eğitime katılımının sağlanmasıdır. Bu doğrultudaki girişimlerden biri, Küba’nın okuma-yazma öğretimi yöntemlerinin geniş çapta uygulanmasıyla milyonlarca Venezüellalının okur-yazar hale getirilmesi olmuştur. Ayrıca ye- tişkinlerin eğitimlerini tamamlayarak yeni diplomalar ve vasıflar kazanmalarını sağlamak ve kooperatif hareketinin gelişimi için güçlü bir temel oluşturmak amacıyla yetişkin eğitimine yönelik özel bir komisyon kurulmuştur. Benzer bir biçimde, üniversite eğitimine erişimi ko- laylaştırmak amacıyla Caracas’da yeni bir Bolivarcı Üniversite kurulmuştur. Teknik uzmanlık alanlarının hemen hepsinde eğitime ihtiyaç vardır, ayrıca eski rejimin ideolojik önyargılarına göre oluşturulmuş eğitim programlarının yeniden düzenlenmesi gereklidir. Bir başka temel ek- siklik, devlet içinde görevlendirilmek üzere yeni katılımcı ve sosyalist politik hedeflerle uyumlu yönetsel kadroların yetiştirilmesi için ordudan başka bir merkez olmamasıdır. Kü l t ü re l Po l i t i k a l a r Bolivarcı Anayasanın çarpıcı çıkış noktalarından biri, daha önceki rejimlerin “Avrupa- merkezci” yönelimlerinden farklı olarak, Venezüella halklarının kültürel çeşitlilikleri içindeki gelişimlerine yaptığı vurgudur. Bu doğrultuda halkın geniş kesimlerinin, devlet sübvansi- yonları, bedava performanslar ve benzeri yollarla opera, klasik müzik, tiyatro ve sanat gale- rileri gibi geleneksel sanat olaylarına erişimleri sağlanmıştır. Ayrıca Venezüella’nın, nüfusun çoğunluğunu oluşturan yerli ve Afrika kökenli halklarının mirası üzerinden kendi tarihsel mirasını oluşturması ve geliştirmesi konusuna büyük önem verilmektedir. Bu ulusal poli- tikalar, açık bir şekilde halkçı ve anti-emperyalist bir içerik taşımaktadır. Anti-emperyalist girişimlerin en önemli sembollerinden biri ise, CNN Espanol ve BBC Mundo’ya karşı Latin Amerika çapında alternatif bir kitle iletişim ağı olan TeleSur’un kurulmasıdır. B o l i va rc ı D ev r i m i n Ö n ü n d ek i S or u n l ar Chavez’in ve Bolivarcı devriminin önündeki sorunlar, dolayısıyla oldukça fazladır ve şu ana kadar daha çok politik alanda yaşanan savaşımdan çok daha çetin ve karmaşık bir sa- vaşım gerektirecektir.12 Chavez şu anda Venezüella’yı “21. yüzyılın sosyalizmi” diye adlan- dırdığı doğrultuda dönüştürme çabasındadır: “Hedeflerimize kapitalizm yoluyla ulaşmamız imkânsızdır, orta yol aramak da mümkün değildir...Bütün Venezüellalıları yeni yüzyılın sos- yalizmine doğru birlikte yürümeye çağırıyorum.”13 Ancak sürekli bir siyasi kampanyanın ve göreli bir ekonomik ve politik yalıtılmışlığın devrimci bir süreci yıpratarak tükettiği çok olmuştur ve bu istikrarsızlığın alabileceği farklı biçimler Amerikan emperyalist politikasının temelinde yatmaktadır. Yıpratarak tüketme stratejisi, bilindiği gibi Küba’ya yönelik olarak ekonomik ambargo, diplomatik olarak yalıtma ve askeri müdahale tehdidiyle sürekli bir biçimde uygulanmıştır; Nikaragua ve El Salvador’da FSLN ve FMLN’ye karşı ise daha doğ- 12 Ufuk açıcı bir dizi tartışma için bkz. Harnecker (2004); Ellner (2004); Harnecker (2005). 13 Aktaran: Juan Forero, “Chavez Re-styles Venezuela with 21 Century Socialism”, New York Times, 20 Ekim 2005.
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 61rudan askeri önlemler alınarak bu siyasal hareketler tüketilmek istenmiştir. Başarısızlıkla so-nuçlanan askeri darbe ve Venezüella’nın petrol ihracatına duyulan gereksinim bu emperyalistyöntemleri şimdilik engellemiştir. Ancak kuşkusuz muhalefetin “demokrasi”si yurtdışındanfinanse edilmeye devam edecektir ve bunun karşılığında muhalefet Chavez’in meşruiyetinisınamak için yeni yollar bulacaktır.14 Bununla birlikte, referandum sürecinin kendisi ve mu-halefetin gelecek stratejisine ilişkin kendi içindeki bölünmeler, bu girişimleri sınırlayacaktır.Bu tür daha doğrudan seçeneklerin geçici olarak kapanmasıyla birlikte, Plan Kolombiya veparamiliterler aracılığıyla Kolombiya’yla olan sınırın istikrarsızlaştırılması ve militarizasyo-nu olasılığı uzak sayılamaz. 2004 eylülünde Venezüella’nın Apure bölgesinde petrol işçileri-nin ölümüyle sonuçlanan bazı çatışmalar, bu yılın başlarında Kolombiya’lı paramiliterlerinVenezüella’daki etkinliklerine ilişkin raporlar, Amerika’nın Venezüellalı uyuşturucu kaçakçısıkartellere ilişkin suçlamaları ve Amerikan donanmalarının 2005 yılında Karayip denizindetehditkâr bir biçimde dolaşmaları, bu yönde bir gidişatın göstergeleridir. Belirsizlik ve stra-tejik yıpratma, bu noktada muhalefet ve Amerikalılar için istikrarsızlığın güçlendirilmesikadar önemli hedeflerdir ve Chavez bu yeni tuzaklara karşı sürekli uyanık olmak zorundakalacaktır. Ekonomik ve politik yalıtılmışlık, bu nedenle, Venezüella’nın karşısındaki uluslararasıgüç dengeleri açısından can alıcı bir sorundur. OPEC’in güçlendirilmesi ve Çin’le yeni iliş-kiler kurma çabaları önemli uluslararası girişimlerdir. Bu diplomatik manevralar, bir yandanVenezüella’nın ekonomik kapasitesini ve diplomatik hareket alanını genişletirken, öte yandanABD’ye olan petrol ihracatı bağımlılığını azaltmayı hedeflemektedir. Ancak bu girişimler nekadar önemli olsa da, ABD’ninkine alternatif bir etki alanı yaratma ya da dünya pazarlarınakarşı koyabilen anti-neoliberal bir gündem oluşturma yolunda adımlar değildir. Bu anlamdakritik olan soru, Latin Amerika çapındaki gelişmelerin alacağı yönle ilgilidir. Şimdiye kadarKüba dışındaki Latin Amerika devletlerinin gösterdiği siyasal destek gelgitli olmuştur. Kübaise, Chavez rejiminin sağlık politikalarında (uygun fiyatlarla gönderilen petrol ile dolaylı ola-rak karşılığı ödenen binlerce doktor yoluyla) ve bir dereceye kadar sosyal politikasının diğeralanlarında gereksinim duyulan maddi ve idari kapasite açısından kritik öneme sahiptir. Ayrı-ca Küba diplomatik ve ekonomik konularda Venezüella’ya önemli tavsiyelerde bulunmuştur,ancak Küba’nın kendi ekonomik sıkıntıları ve Sovyetler Birliği sonrasına uygun bir kalkınmamodeli formüle etmekteki zorlukları düşünüldüğünde, ekonomik tavsiyelerinin Venezüella’nınplanlama kapasitesini derinleştirme açısından ne derece yardımcı olabildiği tartışmalıdır. Gerçekşudur ki merkez sol hükümetlerin iktidarda olduğu iki büyük ülke olan Brezilya ve Arjantin dedahil olmak üzere başka hiçbir Latin Amerika ülkesi henüz neoliberalizmden kopma yolundaadım atmayı denememiştir. Bu şu anlama gelmektedir; petrol sektörü dışında Venezüella içindışsal ekonomik koşullar hâlâ elverişsizdir. İhracat, kıta çapındaki mali kemer sıkma ve ucuz dövizpolitikaları ile; içe dönük kalkınma ve ekonomiyi çeşitlendirmeye yönelik bölgesel politikalar iseIMF koşullarının dayattığı neoliberal ihracat yönelimli politikalar ile engellenmektedir. Chavez’inBolivar’a dayanan politik olarak daha fazla bütünleşmiş bir Latin Amerika projesi, onu kıta çapın-daki politik insiyatiflere (şu anda bölgesel düzeyde neoliberal serbest ticaret anlaşmalarının pek14 Emperyalist yıldırma politikalarına ilişkin bir tartışma için bkz. Sharma et al (2004).
  • 62 Gregory Albo az ötesine gitse de) duyarlı kılmıştır,15 ve Latin Amerika’da yoksullar ve sol arasında son dönemin liderler geçidindeki tek “savaşçı” ve “yurtsever” olarak kabul görmesini sağlamıştır. Ancak bu proje alternatif bir ekonomik modeli destekleyecek ve genelleştirecek somut önlemlerden henüz yok- sundur. Petrol ihracatında ABD pazarına bağımlılık, hala bütün ekonomik ve politik hesapların temel parametresi durumundadır. Uluslararası güç ilişkilerinin hâlâ oldukça kısıtlayıcı bir dizi baskı oluşturduğu bu koşul- larda, ulusal düzeyde dönüştürücü kapasitelerin oluşturulması, Bolivarcı sürecin ilerletilmesi açısından ister istemez temel öneme sahiptir. Ancak Venezüella’da Bolivarcı bir devletin eko- nomik planlama kapasitesi yok denecek kadar az gelişmiştir. Bu kısmen petrole dayalı “ranti- ye devleti”nin uzun vadedeki yapısal kalıntısıdır. Yolsuzluk ve eski rejimin ekonomik yöneli- mi, eski düzenden kurtulmak yerine onu savunmaya çalışan yoz ve aciz bir devlet bürokrasisi bırakmıştır. Bu bürokrasi, kurumsal normlarının, prosedürlerinin ve usüllerinin köklü bir biçimde yeniden yönlendirilmesi anlamında hiç “parçalanmamıştır”. 1980’lerde neolibera- lizme dönüş, bürokratik kültürel normlara neredeyse hiç dokunmazken, devletin merkezi eşgüdüm mekanizmalarını daha da etkisizleştirmiştir. Bununla birlikte, Merkez Bankası’nın bağımsız bir para disiplini uygulama kapasitesi ve ekonomiden sorumlu bakanlıkların borç yönetimine ilişkin yetkileri güçlendirilmiştir (ve bu bakanlıklar üzerinde denetim kurma mücadeleleri devam etmektedir). Chavez hükümetine doğrudan bir biçimde karşı çıkmasa- lar da, bunlar Venezüella devleti içinde yerleşmiş önemli kurumsal ve siyasal yönelimlerdir ve ciddi bir biçimde müdahale edilmeyi beklemektedir. Bu ekonomik aygıtların tek önemli işlevi, büyüyen petrol ihracatının sağladığı mali ka- pasite ve enflasyonist sarmal potansiyeli karşısında iç sermaye piyasalarının ve kambiyoların yönetiminde belirli bir iç istikrar sağlamaktır. Ekonomik artığın ekonomik çeşitlenme için kullanılması da bir başka önemli konudur. Petrol şirketi PDVSA yeni Chavista yönetimi altında işletme kapasitesini büyük ölçüde yeniden kurmuştur ve önemli sayıda proje ve iş takibine girişmiştir.16 Burada kritik olan sorun hâlâ yabancı sermayeden bağımsız bir biçim- de petrol gelirleri üzerinde kontrol kazanmak ve ulusal teknolojik kapasiteyi geliştirmektir. Bu da Dünya Ticaret Örgütü’nün ticaret rejimine göre işleyen dünya pazarının her yere yayı- lan doğrultusuna ters bir yönde, yabancı sermayeye ilişkin olarak varolan neoliberal mülkiyet hakları rejiminden (ve Küba dışındaki bütün bir yarımkürenin yöneliminden) uzaklaşmayı gerektirmektedir. Üretim araçlarının çok büyük sermaye gerektirdiği sektörlerde (ağır sana- yi, telekomünikasyon, elektrik, ulaşım, yiyecek dağıtımı), yukarıda gördüğümüz gibi, açık bir stratejik yönelim henüz yoktur, ve işletmelerin yönetsel yapıları ile yatırımları planlamaya yö- 15 Kasım 2004’de Rio de Janeiro’da bir Güney Amerika Milletler Birliği kurma amacıyla yapılan ve altı ay içinde ulusal meclislere bir anayasa taslağı sunulmasını öngören anlaşma, bu bütünleşme sürecinin bir adımıdır. Bu anlaşma, Ekim 2004’de Mercosur ile Andean Gümrük Birliği arasında imzalanan ticaret anlaşmasının ardından gelmiştir. Bir dizi ülkede merkez sol hükümetlerin iktidara gelişi de (en son Uruguay’da Tabare Vazquez olmak üzere) bu süreci hızlandırmıştır. Fakat bu birlik kırılgandır ve nerede neoliberalizme karşı çıktığı, nerede Latin Amerika devletlerinin ABD ve onun Ame- rika Serbest Ticaret Bölgesi (Free Trade Area of the Americas) projesiyle neoliberalizmin kuralları içinde yaptığı pazarlığı kolaylaştırdığı belli değildir. Bkz. “S. American Nations Agree to Regional Pact”, Financial Times, 5 November 2004. 16 Örneğin Orinoco petrol sahasında Texaco-Mobil ve Exxon’la 5 milyar Amerikan Doları tutarında sözleşmeler imzalan- mıştır. Kanadalı şirketlerle asfalt tozu üretimi konusunda anlaşmalar yapılması beklenmektedir. Bu sözleşmelerin ulusal kapasiteyi en üst düzeye çıkarması ve uzun süreli işletme kiralarına bağımlılığı sınırlandırması, içe dönük bir kalkınma umutları açısından temel öneme sahiptir.
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 63nelik merkezi eşgüdüm stratejileri oldukça belirsiz bırakılmıştır. (Bunların bir kısmının, çelikve otomobil montaj sektörlerinde olduğu gibi, diğer Latin Amerika ülkeleriyle ortak bölgeselstratejiler olarak tasarlanması gereklidir). “Popüler ekonomi”nin geliştirilmesi doğrultusundakooperatifler, mikro-kredi yasaları, üretici ve esnaf örgütlerinin desteklenmesine yönelik ça-balar, toprak reformu ve tarımda küçük çaplı üretim gibi insiyatifler yoluyla daha fazla yolkatedilmiştir. Ancak bunların ürün verebilmesi için gerekli kaynakları, altyapıyı, teknik desteğive uzun dönemli istikrarlı finansmanı sağlayabilecek merkezi idari kapasitenin geliştirilmesigereklidir. Ekonomik artığı alternatif bir ekonomik politika için kullanacak devlet ve yerel yö-netim kapasiteleri henüz oluşum aşamasındadır ve azgelişmiş durumdadır. Chavez hareketininmuhalefetin girişimlerine karşı sürdürmek zorunda kaldığı politik kampanya, zorunlu olarakmerkezi eşgüdüm kapasitesinin geliştirilmesine yönelik çabaların önüne geçmiştir. Ancak bukapasitenin geçiş sürecindeki oluşumları, politik tabanda ve kritik ekonomik sektörlerde alınanönlemleri güçlendirecek kadar hızlı bir biçimde geliştirildiğini söylemek zordur. Bu, şimdiyekadar yönetsel ve eşgüdümsel anlamda temel referans olarak alınan “Küba modelinin” (ve Ve-nezüella ordusu modelinin) ötesinde inisiyatifler, personel ve yönelimler gerektirecektir. Ekonomik politika kapasitesinin sınırları Venezüella devletinin en önemli özelliğinive aynı zamanda demokratikleşme sürecinin derinleşmesinin önündeki en büyük engelioluşturmaktadır. Varolan bürokrasi merkezi hükümetle pek az bütünleştiği ve genellikleChavista reformlarına karşı “pasif ” bir direniş gösterdiği için, devlet aygıtı sadece kısmenChavista’ların kontrolü altındadır.17 Chavez’in hareketi, seçimler ve politik olarak elverişliortam sayesinde devlet başkanlığı, Kongre, ordu ve devlete ait petrol şirketi üzerinde kontrolkurabilmiştir, ancak devlet aygıtının geri kalanı hala büyük ölçüde hesap verebilir durum-da olmadığı gibi, işleyişi de Bolivarcı projeyi destekler doğrultuda yeniden yapılandırıl-mamıştır. Bu durum kısmen, hükümetin diğer düzeylerinin muhalefetin kontrolü altındaolmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, örneğin Caracas’da, eğitim, sağlık ve kent hiz-metleri açısından değişik bölgeler arasında hâlâ çok büyük farklar vardır. Bu farklar kentselmekanın tümüne derin bir biçimde kazınmış olan “ekonomik apartheid”ı yeniden üretmek-tedir. Keza Kasım 2001’de yasalaşan ve bir dizi sektörde mülkiyet ve bölüşüm ilişkileriniderinden etkileyen temel ekonomik ve politik reformlar, özellikle petrol sektöründe yenibir devlet hissesi rejiminin kurulmasında ve kırsal alanda toprakların yeniden bölüşümündekarşılaşılan gecikme ve güçlükler nedeniyle oldukça eşitsiz ve dar bir biçimde uygulanmıştır.2005 yılının sonuna gelindiğinde bu alanlarda kayda değer bir ilerleme sağlanmışsa da, po-litik anlamda kapasite oluşturmaya yönelik açık ve net bir desteğin yokluğundan ötürü sözkonusu reformlar hâlâ sınırlı durumlarda ve bir defaya mahsus olmak üzere uygulanmak-tadır. Bu reformların daha kapsamlı olarak uygulanması, bürokrasinin özel sektör üzerindesözünün geçmesini sağlayacak bir siyasal seferberlikle mümkündür. Ayrıca, örneğin okuma-yazma oranının ve temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi yönündeki tüm başarılarına veyaratıcılıklarına karşın, eğitim ve sağlık sektörlerinde Bolivarcı grupların uygulamalarındaki17 Muhalefet yanlısı akademisyenlerin bürokratik çıkmaza ilişkin örtülü olarak yaptıkları yorumlar için bkz. Monaldi (2004).
  • 64 Gregory Albo “paralelizm”18*, –Yeni katılımcı özyönetim yapıları ile eski kamu bürokrasisinin birarada işleyişi kastediliyor (ç.n.)– gerçekleştirilmeyi bekleyen derin dönüşümlere işaret etmektedir. Hâlâ varlığını sürdüren egemen sınıfın muhalefetinin sözcülüğünü yapan ekonomik ve sos- yal elitler ile anahtar kurumlarda ve petrol sektörü üzerinde kontrolü elde eden hükümet arasındaki “ikili iktidar” durumu, Venezüella devletinin kendi içindeki bölünmelerde be- lirginleşmektedir. Hala bir burjuva devleti olma niteliğini sürdüren devletin “içinde ve ona karşı” mücadele devam etmektedir. Chavez yönetimindeki devlet sisteminin içindeki “paralelizm*, paradoksal bir biçimde, hem elde edilen kazanımları hem de bu kazanımların sınırlarını göstermektedir. Chavez’in MVR hareketinin ve bu hareketi destekleyen partilerin zayıflıkları nedeniyle Chavez doğru- dan “halka” hitap ederek, halk arasındaki popülerliğini politik gündemine destek kazanmak için kullanmak durumunda kalmıştır. Bu durum Chavez’ci hareketin barrio’lardaki politik tabanını güçlendirerek mahalle düzeyinde örgütlenmesini ve altyapısını inşa etmesini sağla- mıştır. Bunun iyi yanı, yerel kadroların siyasi partiler dahil olmak üzere merkezi denetime ve herşeyi tahakküm altına alabilecek yapılara karşı açık bir tavır sergilemiş olmalarıdır. Bu mahalle örgütleri ve kadroları, özellikle sağlık sektöründe büyük rol oynayan kadınlarla bir- likte, hangi rejim iktidarda olursa olsun Bolivarcı sürecin kazanımlarını koruyacaklardır. Bu- nunla birlikte parti yapılarının ve politik seferberliğin zayıflığı, kaynakların tabanda yeniden dağıtımını ve devlet aygıtının yeniden yapılanmasını merkezi düzeyde koordine edebilecek kadroların yokluğu anlamına gelmektedir. Yani devlet içinde üzerinde anlaşmaya varılmış bir politikayı uygulama doğrultusunda ekonomik ve politik bir strateji oluşturarak seferber- lik yaratmak, (ki bu demokratikleşme için olduğu kadar siyasi tabanın güçlendirilmesi için de temel önemdedir) daha geniş anlamda ise Chavista hareketine siyasal hesap verebilirliği sağlayarak ilgili politikaların gelişimini izlemek için gerekli olan idari mekanizmalar henüz gelişmemiştir. Kapitalistlerin ekonomik kaynakların dağıtımını belirlemedeki rolü azaldıkça, merkezi eşgüdüm ve yeniden dağıtım süreçleri ilerledikçe, siyasi partilerin arabuluculuk işle- vi ön plana çıkar. Bu işlevler demokratikleştirilmedikçe tabanda katılımcı demokrasi, liberal demokrasi kadar aldatıcı ve formel olabilir. Örneğin, Yerel Devlet Planlama Konseyleri kuran ulusal yasalar çıkarılmıştır, ama henüz etkin bir biçimde uygulanamamıştır (Gindin, 2004). Bolivarcı sürece ilişkin tartışma ve katılımı derinleştirebilecek formel örgüt ve mekanizmalar olmaksızın devlet üzerindeki kontrolün nasıl derinleştirilebileceğini, Chavez’e hâlâ sürekli bir muhalefet gösteren ve formel-enformel sektörlerde çalışan işçilerin önemli bir bölümünü de kapsayan yüzde 40’lık kesime nasıl nüfuz edilebileceğini, bağımsız bir sendikal hareketin nasıl oluşturulabileceğini kestirmek zordur. Bir başka deyişle, hâlâ oldukça canlı olan devlet iktidarını (ve dolayısıyla ekonomik iktidarı) fethetme sorunu, sadece Chavez’in kişisel rolü ya da yerel iktidar yapıları ile çözülemez. Neoliberalizmi Aşan Bir S ol? Devlet iktidarı üzerinden yaşanan toplumsal bölünme, eski yolların sürdürülemez hale gel- diği ve yeni yolların denendiği “politik kopuş” dönemlerinde çoğu zaman sınıf mücadelesinin
  • Beklenmedik Devrim: Venezüella Neoliberalizme Karşı Çıkıyor 65en kritik dönüm noktası olmuştur. Bu noktada toplumsal dönüşüm süreçleri ya eski yollarlapolitik olarak uzlaşmaya, ya da ne pahasına olursa olsun yeni rejimin devamını sağlamak içinsürekli bir savaşa yönelmiştir. Bazı durumlarda ise süreci daha da ileri götürecek adımlar zorlan-mıştır. Bu durumda, toplumsal geçiş sürecinin önündeki sorun sadece politik ve ideolojik alanıfethetmek değil, öncelikle “halk”ın demokratik ve örgütsel kapasitesini güçlendirerek devrimiderinleştirmek ve daha ileriye götürmektir. Che’nin Küba devriminden epey sonra bürokrasiüzerinde kontrolün varolmadığından yakınarak “temel sorunumuz örgütlenme gereksinimi-mizdir” derken kastettiği tam da budur (Deutschmann, 1997: 160). Ve burada dönüştürücürejimlerin bağımsız demokratik bir yol izlemeye yönelik deneysel çabalara girişme özgürlükleri,sürekli olarak emperyalist güçlerin düşmanca tavırları ve kapitalist dünya pazarlarının ekono-mik dayatmalarıyla karşı karşıya gelmiştir. Bu durum her zaman merkez kapitalist ülkelerdekisol ve uluslararası işçi hareketlerine, her türlü ilerici süreci yalıtarak bastıran hükümetlerininpolitik hesap verebilirliğini zorlama konusunda özel bir sorumluluk yüklemiştir. Emperyalistdevletler bu tür ambargoları her zaman kapitalist dünya pazarlarına karşı çıkışları cezalandır-mak için olduğu kadar, kendi ülkelerindeki sınıf savaşımları için de kullanmışlardır. İçinde bulunduğumuz kritik dönemde Chavez’in Bolivarcı devrimi, kendi özgünlüğüiçinde, Venezüella’da neoliberalizme karşı mücadele eden ve neoliberalizmi aşmaya çalışanbir devrimdir. Venezüella’da ya da başka herhangi bir yerde “halkın egemenliği”ne inanan de-mokratlara hâlâ umut ve esin veren 21. yüzyıl sosyalizmine ilişkin yeni bir model geliştirme-nin önünde zorlu engeller vardır. Chavez’in Venezüella dışındaki sol için önemi ise, Bolivarcıhareketin, neoliberalizm ve küreselleşme ile geçen son yılların bütün yıkımlarından sonra,sadece “ne olmak istemediğimiz” sorusunu sormakla kalmayıp, “ne olmak istediğimiz” soru-sunu yeniden sormasıdır. İşte bu nedenle 2004 Ağustosundaki Başkanlık ReferendumundaChavez’e verilen oylar, dünyanın her yerinde sola verilen oylardır. Ve sonra 2005’de DünyaSosyal Forumu’nda Bolivarcı Devrime sosyalist bir yön verileceğinin açıklanması, geçmişinmekanik devrimci formülasyonlarını bir kenara bırakarak bugün yaşayabilir bir solu yenideninşa etmeye çabalayan bütün sol kesimler adına yapılmış bir politik açıklamadır. Bu süreceverebileceğimiz en iyi destek ise kendi hareketlerimizi yeniden tasarımlamak olacaktır. ■
  • 66 Gregory Albo K ay n a kç a Albo, G. (2005) “The Call of Caracas”, Canadian Dimension, 39:2. Ali, T. (2004) “Why He Crushed the Oligarchs: The Importance of Hugo Chavez”, Counterpunch, 16 August 2004. Coronil, F.(1997) The Magical State: Nature, Money and Modernity in Venezuela, Chicago: University of Chica- go Press. Corrales, J. (2002) Presidents Without Parties: The Politics of Economic Reform in Argentina and Venezuela in the 1990s, University Park, PA: Pennsylvania State University Press. Deutschmann, D. (1997) Che Guevara Reader, New York: Ocean Press. Ellner, S. (2001) “The Radical Potential of Chavismo in Venezuela”, Latin American Perspectives, 28: 5. Ellner, S. ve D. Hellinger (2003) Venezuelan Politics in the Chavez Era, Boulder: Lynne Rienner. Ellner, S. (2004) “Leftist Goals and the Debate over Anti-Neoliberal Strategy in Latin America”, Science and Society, 68:1. Enright, M., A. Frances ve E. Saavedra (1996) Venezuela: The Challenge of Competitiveness, New York: St. Martin’s Press. Gindin, J. (2004) “Possible Faces of Venezuellan Democracy”, September 2004. Gonzalez, M. (2004) “Venezuella: Many Steps to Come,” International Socialism, No. 104 Gott, R. (2000) In the Shadow of the Liberator: Hugo Chavez and the Transformation of Venezuella,London: Verso. Harnecker, C. (2005) “The New Co-operative Movement in Venezuela’s Bolivarian Process”, MRZINE, 5 De- cember 2005, at www.mrzine.org. Harnecker, M. (2004) “After the Referendum: Venezuela Faces New Challenges”, Monthly Review, November 2004. Harnecker, M. (2005) “On Leftist Strategy”, Science and Society, Vol.69, No.2. Hillman, R. (1994) Democracy for the Privileged: Crisis and Transition in Venezuella, Boulder: Lynne Rienner. Karl, T.L. (1997) The Paradox of Plenty: Oil Booms and Petro States, Berkeley: University of California Press. McCaughan, M. (2004) The Battle of Venezuela, London: Latin America Bureau. Monaldi, F. et al. (2004) “Political Institutions, Policymaking Processes, and Policy Outcomes in Venezuella”, Inter-American Development Bank, Draft Research Papers at www.iadb.org/res/. Naim, M. (1993) Paper Tigers and Minotaurs: The Politics of Venezuela’s Economic Reforms (Washington: The Carnegie Endowment, 1993) Petras, J. (2004) “Myths and Realities: President Chavez and the Referendum,” Counterpunch, 2 September 2004. Sharma, S., S. Tracy ve S. Kim (2004) “Venezuela – Ripe for US Intervention?” Race and Class, 45: 4. Szekely M. ve M. Hilgert (1999) “The 1990s in Latin America: Another Decade of Persistent Inequality”, Inter- American Development Bank, Working Paper #410. Wilpert, G. (2003) “Collision in Venezuela”, New Left Review, No. 21.