Bu kitabı elime alıp arkasındaki tanıtımını okur okumaz, konunun bize hiç de yabancı
olmadığını anladım. Tüm eğitimciler, ...
Brezilya’da okuma yazma oranı çok düşük olduğu için bunu bir adaletsizlik olarak görmüş ,
sosyal sınıf farklarının farkına...
kişiler ortaya çıkarmaktır asıl amaç. Kendi düşüncesinin de olabileceği, özgün fikirlerini
tartışma ortamına sunabileceği ...
dönüştürür ve bilgi yaratırlar. Diyelim bir grup insan, bir bölgedeki okuma yazma
bilmeyenlerim çok olduğu bir bölgede yet...
hedeflerine uyumlu kılmaya çalışırlar. Diyalog karşıtı eylem kuramının son bir temel özelliği
kültürel istiladır. Bu da tı...
Merve Özdemir
26426568436
İngilizce Öğretmenliği
2. Sınıf

Eğitim Sosyolojisi
Ezilenlerin Pedagojisi:
Paulo Freire
Upcoming SlideShare
Loading in...5
×

Paula Freire / Ezilenlerin Pedagojisi

1,233

Published on

0 Comments
0 Likes
Statistics
Notes
  • Be the first to comment

  • Be the first to like this

No Downloads
Views
Total Views
1,233
On Slideshare
0
From Embeds
0
Number of Embeds
0
Actions
Shares
0
Downloads
38
Comments
0
Likes
0
Embeds 0
No embeds

No notes for slide

Transcript of "Paula Freire / Ezilenlerin Pedagojisi"

  1. 1. Bu kitabı elime alıp arkasındaki tanıtımını okur okumaz, konunun bize hiç de yabancı olmadığını anladım. Tüm eğitimciler, aileler, öğrenciler eğitimin nasıl olması gerektiği konuşunda yıllardır tartışıyor ve kuşkusuz şuan ülkemizde de uygulanmaya çalışılan sistem bazı temel yönleriyle Paulo Freire’in önerdiği problem tanımlayıcı eğitim modelini andırmaktadır. Yıllardır ülkemizde de öğretmen merkezli, ezbere dayanan, öğrencinin sadece öğretilen bilgiyi alan makineler gibi görülüp duygu ve düşünceleri bakımından değerlendirilmediği, tek taraflı dayatma ile iletişimin gerekmediği, değişmez, eleştirilmez, sabit ve otoriter sisteme karşı çıkılıyor. Bu ülkede eğitim gören herkes eğitim yaşamının tümünde ya da bir bölümünde bu tarz yanlış bir sisteme maruz kalmıştır. Etkili bir öğrenme süreci için öğrencilerin pasif kalmaması, eleştirip sorgulaması, özgürlüğe sahip, aktif ve nesne muamelesi görmeyen bireyler olması gerekir. Tabi ki ne kadar ilerledik, ne kadar başarılı olduk? Bunlar tartışılması gereken konular. Paulo Freire’in kitabı genel olarak ezberci, öğrencileri boş kaplar olarak görüp üzerlerine bilgi yatırımı yapılan, bireyleri özgürlükten korkan kaderci kişiliklere dönüştüren bir eğitim modeli olan ‘’bankacı eğitim modeli’’ ne yapılan eleştiriyi ve buna karşılık önerilen, dünyayı öğrenilecek bilgiler olarak değil, incelenip yorulması, tartışılması gereken bir sorunsal olarak sunulan, yaratıcı, konusal evreni dikkate alan, dünyayla ilişkilerinde problem tanıyan, sevmeyi becerebilen insanlar yetiştirmeye amaç edinen ‘’problem tanımlayıcı eğitim’’ modelini içerir. Tüm bu eğitim modelleri, yazarın yaşamıyla ilişkilendirilir, tarihsel süreç içersinde ayrıntılı olarak açıklanır, birbiriyle ilişkileri gösterilir, diyalogculuk ve özgürlük gibi çeşitli terimlerin bu modellerdeki tanımları açıklanır, yazarın bu amaç doğrultusunda yaptığı çalışmaları ve bu çalışmalar doğrultusunda yaşadıkları sebep-sonuç ilişkisi halinde belirtilir. Ayrıca kitabın sonunda Türkçe’de ilk defa kitabı yayımlanan yazarın düşünce sistematiği hakkında daha etraflı bilgi vermek için Donaldo Macedo’nun Paulo Freire ile yaptığı, başka bir kitaptan alıntı olan bir söyleşi yer alır ve bu sayede okuyucu yazarın düşüncelerini kafasında pekiştirerek kitapta anlatılmak isteneni pekiştirmiş olur. Genel olarak ülkemizde alıştığımız düşünce kalıpları ve uyguladığımız eğitim modellerinin zıddını savunan , aslında çoğu kişinin düşündüğü şeylerin toplamının bir sistem haline getirildiği bir kitap Ezilenlerin Pedagojisi. ‘Özgürlük için çaba harcanmaz, kendiliğinden gelecektir.’ , ‘Özgürleşme ezilenlere armağan edilecek bir şey değildir, nesnelerin özünde bulunan bir parça’ diyor Paulo Freire. Ezen ve ezilen konumlarını hiyerarşik bir yapının gelişim aşamaları olarak görmekten kurtulmadıkça ezilmeye devam edeceğimizi vurguluyor çoğu yerde. Eğitimin bir siyaset birimi olduğunu söyleyip, eğitimle siyasetin bir bütün olduğunu söylüyor. Bana göre her eğitimcinin bilmesi gereken düşünceleri ve eleştirileri var. Çoğu kişinin eğitim görüşünü temelden etkileyebilir ya da görüşlerine olumlu yönden katkıda bulunabilir diye düşünüyorum. Belki de çoğu düşünürün söylemek isteyip de cesaret edemediği ya da uygulayamadığı gerçekler var. İlk olarak yazarın hayatı ile düşüncelerini yorumlamak istiyorum çünkü kaçınılmaz ki bir insanın düşünceleri büyük bir bölümde yaşadıkları yoluyla, deneyimleri doğrultusunda ortaya çıkar. Paulo Freire 1921yılında Brezilya’da orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, 1929’da ABD’de baş gösteren ekonomik bunalımın Brezilya’yı etkilemesiyle ailesi yoksullaşmıştır. Bence dönemin siyasi koşulları Freire’nin düşüncelerini oldukça etkilemiştir,
  2. 2. Brezilya’da okuma yazma oranı çok düşük olduğu için bunu bir adaletsizlik olarak görmüş , sosyal sınıf farklarının farkına varmış. Gençliğinde dilsel işaretler, anlam, birbiriyle konuşan özneler arasında gerçek bir iletişim gerçekleşmesi için dilsel işaretlerin kolay anlaşılır olmasıyla ilgilendiği için yaşadığı zor şartlar ve dönemin dramatik ve meydan okuyan gerçekleriyle yüzleşti ve pedagojiye yönelerek fikirler üretti. Disiplin, özgürlük ,az gelişmişlik gibi konuları yazıya dökmeden inceledi. Metodunun ilk uygulamasında üç yüz işçiye kırk beş günde okuma yazma öğretir. İki, kez tutuklanır, ülkesine terk edip yıllarca sürgünde yaşamak zorunda kalır ve hayatının büyük bölümüne üniversitelerde hoca olarak ve bazı kurumların eğitim bürolarında danışman olarak sürdürür. Kitapta çeşitli yerlerde de bahsedildiği gibi bu kitap sürgün döneminin incelemeler yapması, kültür karşılaştırmaları yapması ve düşüncelerini toparlaması açısından kendisine faydalı olmuştur. Bence erken yaşlarda bu tür çelişkileri incelemesi, Freire’nin sessizlik kültürünü keşfetmesini sağladı. Cehaletin, uyuşukluğun, kurbanı oldukları sosyal, siyasi egemenliğin oluşturduğu ortamın doğrudan ürünü olduğunu anladı. Eğitim sistemi sessizlik kültürünü sürdürmenin bir aracıydı aslında. Okuma-yazma öğretmeye çalıştığı insanları özgür özneler haline getirmeye çalışıp, toplumun dönüşümüne katılmalarını sağlamalarını, bulundukları duruma eleştirel bakmalarını, yeni bir bilince sahip umut dolu bireyler haline dönüştürmeyi istedi. Ve bu süreçte kişiler kendi yaratıcılıklarını ve özgüvenlerini keşfedip olumlu tepkiler gösterdiler, amaçlara büyük ölçüde ulaşılmıştı. Kitabın ilk bölümünde ezen ve ezilenler arasındaki ilişkilerden söz edilir. Ezilenlere verilen görev kendilerini ve aynı zamanda ezenleri özgürleştirmektir. İktidarı kullanarak ezen, sömüren gasp eden ezenler kendi özgürlüklerini kendileri yaratamazlar, ezilenlerin zayıflığından doğan kuvvetle beslenirler. Ezenler sözde bir ’yüce gönüllülüğe’ sahiptirler ve adaletsizliği süreklilik haline getirirler ve bu ezilenleri kendilerine muhtaç ederler. Ezilenler de birlikte dayanışma kurup yüce gönüllülüğü yeniden oluşturmaya çalışacaklardır. Çünkü özgürlüğü kazanmak şans eseri oluşmaz, bunun için mücadele etmek zorundadırlar. Başlangıçta ezenler haline gelmek için çabalarlar, buna koşullandırılmışlardır hayatları boyunca. Sahip oldukları gerçeklik özgürleşme korkusudur. Ezenlerin tek tutkusu daha fazlasını elde etmek ve hep kar etmektir, egemenlikleri sadistlik doludur, yaratıcılığı ve hayatı öldürür. Aslında özgürlük bir doğumdur ve yaşaması için ezen-ezilen durumunun ortadan kalması gerekir. Asıl amaç insanın bilgiyi kendisinin yarattığını görmektir, bilginin yaratıcısı öznedir. Bu şekilde özgürlük mücadeleleri sahte bir katılım değil sorumlulukları olacaktır. Eğitimdeki her şey öğrenciler ve öğretmenler arasında ortak olmalıdır. Özellikle anladığım şey, ezilenlerin robotlaşmış olduğudur, özgürlük mücadelesi fikri için bile ikna edilmeleri gerçekleri görmeleri gerekir. O kadar tekdüzelerdir ki ezen olmak ya da ezilen olmak haricinde bir dünya düşünemezler bile. Ezilme gerçeğini çıkışı olmayan bir yol olarak değil de değiştirilebilir bir düzen olduğunu anlamaları gerek. Ardından kendilerini özgür bıraktıkları zaman gerçekten mücadeleye girmiş olurlar. Baskı altında olmayı, sömürülmeyi ve özgürleşmenin gerekliliğini en iyi ezilenler bilir. Özgürlüğün ise kazanılması gereken bir durumdan karşılıklı bir süreç durumuna çevrilmesi gerekir. Çünkü olayların özündedir özgürlük. Eleştirel düşünmenin sağlanması, bireylerin kendi iç yaratıcılığını keşfetmesi, sürekli kendini küçük gören ve kendinden üst düzeyde olan öğretmene birebir bağlı olmayan
  3. 3. kişiler ortaya çıkarmaktır asıl amaç. Kendi düşüncesinin de olabileceği, özgün fikirlerini tartışma ortamına sunabileceği bir ortam gereklidir. Kitabın ikinci bölümünde bankacı eğitim modeli ile problem tanımlayıcı eğitim açıklanıp, eleştirilir, karşılıklı eğitim sürecinden ve yetkinleşmiş ve yetkinleşmemiş insan modelleri tanımlanır. Bankacı eğitim modelinde, her şeyi bildiği sanılan öğretmenler, dinleyenlere yani doldurulması beklenen boş kaplar gibi görülen öğrencilere bilgileri verirler. Bu bilgiler öyle bir verilir ki tamamen gerçek hayattan uzak, anlamı bütünleyecek öğelerden yoksun sadece içerik halindedir. En çok ‘’yatırımı’’ yapan en iyi öğretmendir. İletişim kurmak yerine ezberci zihniyetle öğrencileri gerçeklikle bütünlenmemiş bilgi koleksiyoncuları haline getirirler. Otoriter, yönetici, her şeyi bilen, programı ayarlayan öğretmen, nesne muamelesi gören sadece öğretmenin yaptırdıklarını yapan ezilenler bütünüdür. En önemli nokta ezenlerin çıkarının ezilenlerin ezildikleri durumu değil, bilinçlerini değiştirmektir. Çünkü kar etmelerini sağlayan şey budur. Fakat ezilenler bu evcilleştirme sürecinde, eğer araştırıcıysa ve ontolojik yönleriyle de düşünecekse er ya da geç bu model eğitimin kendilerinde sürdürmeye çalıştığı çelişkiyi görebilir ve kendi özgürleşme mücadelelerine girebilirler. Özgürleşmeye gerçekten bağlanan bireyler bu bilgi yatırımcılığına karşı çıkıp, bilincin özünü amaç edinen, dünyayla olan problemlere çözüm getiren bir sistemi, iletişimi pratiğine geçerler. Önemli olan bilgiyi almak değil, idrak etmektir, anlamlandırmak, buna eleştirisel bakabilir üzerinde yorum yapabilmektir. Diyaloglara bağlı bu sistemde otorite yoktur öğretmen-öğrenci arasındaki uzlaşma sistemiyle eğitim sağlanır. Böylece insanı hedefleri olan, geçmişle ve gelecekle bağlantı kurulup bir özne olarak yetkinleşmemişliğin bilincindeki bir varlık olarak eyleme geçiren hareket ile özdeşleştirir. İlk andan itibaren devrimci ve diyalogcu bir sistemden söz ediyorum. Bahsedilenler oldukça açık ve bize hiyerarşik öğretmen-öğrenci ilişkisi kaldırıldığında ve düşünmeye iletişime bağlı bir sistem kurulduğunda hayatı ve problemleri daha iyi anlamlandırabileceğimiz, kendi özgün kişiliğimizin farkına varıp fikrimizi söyleyebileceğimiz ezilmeden oluşturulan bir sistemden söz ediyoruz. Kitabın üçüncü bölümüne diyalogculuğun açıklaması ile başlanır. Söz, diyaloğun bir parçası olmaktan daha öte bir şeydir. Düşünme, eylem ve söz arasında büyük bir etkileşim vardır ve birinin yokluğu bile diğerlerini derinden etkiler. Gerçekliğe dönüştürülmeyen, eylemle harekete geçirilemeyen her bilgi düşünce yönünden zarar görür. İnsan hiçbir zaman suskunluk içinde ve tepkide bulunmadan kalamaz, insan diyaloğu dünyayı değiştirmek için kullanılan sözlerle beslenir. Varoluşsal bir gerçeklik olan diyalog doğanın bir gereği olup insanlar arasındaki yüzleşmedir. Basit diyaloglar olsun fikir alışverişi olsun dünyanın gereğidir, insanın temel ihtiyacıdır, yaratıcılıktır. Dünyanın egemenliği için bir özgürleşme yoludur. Ancak sevgiyle yoğrulmamış bir diyalog gerçek olamaz, İnsanları, dünyayı, hayatı sevmeyen, umudu olmayan insan hiçbir şekilde özgürleşemez. Ezilme durumunun ortaya kaldırılmasıyla ortaya çıkarılan sevgi her şeyin başlangıcıdır. Alçakgönüllü, sorumluluk sahibi bir özne yaratmaktır problem tanımlayıcı eğitimin amacı. Bu şekilde insanlar arasındaki dayanışma sağlanır ve dünyayı anlamlandırma çalışmaları bir sisteme oturur. Bugün, dün, ve yarın arasında ilişki kurar. İnsani eylemlerini, bilincini ve düşüncesini hep birlikte ele alan insanın bu özelliği onu hayvanlardan ayıran özelliğidir. İnsan tarihsel bir varlıktır ve kişilere, hayata karşı sorumlulukları, hedefleri, bilinçli eylemleri vardır. İnsanlar praksistirler yani, gerçekliği
  4. 4. dönüştürür ve bilgi yaratırlar. Diyelim bir grup insan, bir bölgedeki okuma yazma bilmeyenlerim çok olduğu bir bölgede yetişkin eğitimi planı yapmak için hazılanıyorlar. Bu plan önce okuma yazma aşamasını ve sonraki bölümü kapsar. Burada üretken konuların araştırmasından söz edeceğim. İlk aşama bölgedeki insanları bir tanışma toplantısına davet edip planlarını, amaçlarını açıklamak için insanları ikna etmektir. Bu arada halkı her yönüyle her koşulda incelerler. Değerlendirme toplantılarında herkes bir durumu nasıl hissettiği konusunda yorumunu yapar. Kişileri eleştirel düşünceye hazırlaması için idrak edilebilir nesnelere kodlar yüklenir ve çeşitli aşamalarda bu kodlar çözümlenmeye çalışır. Bireyler tarafından çözülen kodlar değerlendirilir. Peki tüm bu aşamaların, kodların amacı nedir? Hedef, bu kodlamalar sayesinde bireylerin bazı konular üzerinde yorum yapabilmelerini, yaşadıkları hayat hakkında eleştirel bir tutumları olması sağlamayı sağlamaktır. Çözülmeyi bekleyen bilgiler onları bekler. Temel eğitimin ilk görevi genel programını sunmaktır. Öğrenciler kendilerini bu programda bulacaklardır. Okuma-yazma dönemi ya da sonraki dönem olsun, belirli konularla başlanır, insanın daha fazla bilme isteğinin başlangıç noktası bu kavramların tartışılmasıdır. Özgürleştirici bir eğitim çalışması açısından insanların birlikte dünya görüşlerini tartışarak düşünceleri hakkında egemenlik kurdukları düşüncesini geliştirmeleri önemlidir ve bu pedagojiye ezilenlerin katılması şarttır. Kitabın dördüncü bölümünde genellikle daha önce söylenenler önemli yerleri vurgulanarak tekrar değiniliyor ve diyalog karşıtı kuramın özellikleri, diyalog karşıtı, devrimci bir hükümet olup olamayacağı tartışılıyor. Devrim yapılacaksa lafla yürütülemez, düşünce ve eylemin olaya girmesi mecburdur. Halkla ilişkilerinde diyalogcu davranmayan devrimci önderler, kendi rollerini yanlış anlayan, kendi egemen karakterlerini benimseyen kişilerdir. Gerçek hümanist devrimci önderler bile sorunlar yaşıyorsa, diyalog karşıtı önderler çok daha fazlasıyla karşılaşacaktır. Halkla diyalog devrimin birinci derecede gerekliliğidir. Diyalog ne kadar erken başlarsa, devrimci hareket de o derece etkili olacaktır. Daha önce öğrenci ve öğretmenin birlikte yüklendikleri sorumluluklardan bahsetmiştim. İşte aynı o şekilde devrimci ve ezilenler için de geçerlidir ve iki tarafta sistemin dönüştürücüleri, özneleridir. Ayrıca devrim önderler ve halkın ortak çalışmasıdır, dayanışmaya ve birbirine güvene bağlıdır. Önderler halkı tanımak zorundadırlar, aksi takdirde doğru düşünme yeteneklerini sakatlamış olurlar. Ezme sürecinde biri birilerini ezerken, devrim sisteminde birbirlerini daha da özgürleştirmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Bu şekilde birbiriyle çelişen devrimci eylem kuramıyla ezen eylem kuralının özelliklerini rahatlıkla ayırabiliriz. Lenin’in de dediği gibi bir devrim ne kadar çok kuram gerektiriyorsa, önderleri de ezenlerin iktidarına karşı durabilmek için halkla iç içe olmak zorundadırlar. Buna göre diyalog karşıtı kuramın özelliklerini kısaca tanıtmak istiyorum. Bu eylemin baş özelliği boyun eğmedir. Boyun eğdiren boyun eğene hedeflerini dayatır ve onları kendi malı ilan eder. İktidar halkın edilgen kalmasını sağlamaya çalışır, asla iletişim kurmaz, özgürlük korkusunu içten içe dayatmaya çalışır. Diğer boyutu en az ezme kadar eski olan böl ve yönet kavramıdır. Yönetici iktidarda kalmak için çoğunluğu bölmek zorundadır, böylece azınlık gruplar büyük sorunlar oluşturmazlar. Birlik, örgütlenme, mücadele kavramları tehlike oluştururlar. İnsanlar baskı yoluyla kendi içlerinde bölünür ve birbirlerine yabancılaşırlarsa onları ezmek daha kolay hale gelir. Bir diğer madde ise manipülasyondur. Bu yolla egemen seçkinler, kitleleri kendi
  5. 5. hedeflerine uyumlu kılmaya çalışırlar. Diyalog karşıtı eylem kuramının son bir temel özelliği kültürel istiladır. Bu da tıpkı bölücü taktikler ve manipülasyon gibi boyun eğdirenlerin hedefine hizmet eder. İstilacılar başka bir grubun kültürüne ve potansiyellerine saygı göstermeden sızarlar, kendi bakış açılarını dayatıp diğerlerinin ifade özgürlüklerini hiçe sayarak bu düşünceleri onlara kabul ettirmeye çalışırlar. Genel anlamda Ezilenlerin Pedagojisi’ndeki genel düşünceyi ve kavramları açıkladım. Peki ne kadar geçerlidir bu düşünce, uygulanabilirliği var mıdır? Yazının başında da söylediğim gibi birçok yönüyle Freire’nin düşüncelerine katılıyorum. Çünkü ezen ezilen kavramı benim için soyut bir şey değil, ülkemde de buna benzeyen yönler olduğu için yaşadığım şeyler hakkında yorum yapabilmem daha kolay. Bu kitapta Marksist düşünce örnekleri gördüm. Genel olarak eğitimin siyasetin ta kendisi olduğundan söz edilmiş ve sınıf çalışmaları, hiyerarşiler bakımından ele alınmıştır. Bence eğitimin siyaset olduğu doğrudur, iktidarda kim varsa eğitimi ona göre yönlendirmekte kendi düşüncelerini ve uygulamalarını topluma bu şekilde yaptırım olarak getirmektedir. Amaç dünyaya eleştirel bakabilen bir kitle oluşturmaktır. Biliyoruz ki ne kadar eleştirel yaşarsak, eleştirel bir eğitim uygulamasını o kadar içselleştirir, öğretme ve öğrenmeyi birbirinden ayırmanın imkansızlığını fark ederiz. Bilgi bilinebilir bir özne, bir gerçek olmalıdır hayatımızda. Özgürlük eylemlerimizin özünde bulunmalıdır, çünkü biz zaten doğuştan özgürlükleriyle doğmuş varlıklarız. Kimsenin onu bize sonradan verip vermem gibi bir lüksü yoktur. Özgürlüğün olmadığı yerde nasıl etkili bir eğitimden söz edebiliriz ki? İnsan kendini ifade edemedikten, eleştiremedikten sonra başkalarının dayattığı ezberlerle nasıl bir öğrenmeden bahsedilebilir? Öğretmenin her şeyi doğru bildiğini kim iddia ediyor? Öğretmenin her şeyi bilip de öğrencinin bir şey bilmediği sıkıcı gelenekçiliği aşmamız şarttır. Tamam, bir fark vardır ve bu da kuşak farkı, deneyimlerin fazlalığıdır. Herkes birbirinden bir şeyler öğrenmelidir. Freire, sevgi ve güvenin gerekliliğinden söz ediyor. Çok haklı olduğunu düşünüyorum. İnsanın içindeki hayata karşı olumlu bakış açısı, yaptığı şeyleri sevmesi ve güven duyması her şeyin başlangıç noktası ve eğitimin temel ihtiyacıdır. Sisteme karşı olsan da bir ayağının mutlaka sistemin içinde olması gerektiğini söylüyor Freire. Bu konuda ona katılıp, sistemin zaten kendi kendini dönüştürdüğünü düşünüyorum. Kendi düşüncelerini uygulamaya çalışırken de bir yandan mevcut sistemin farkında olup eleştirebilmek gerekir. Ezilen konumundakilerin ezen konumuna geçtiklerinde yaşadıkları içsel çelişkiler olsun, bankacı eğitim modeli-problem tanımlayıcı eğtim arasındaki farklar, çatışmalar oldukça güzel yönde anlatılmıştır. Bazı insanların Freire’in düşüncelerini idealist bulabileceğini düşünüyorum. Belki de sevgiden, güvenden bahsetmesi boş laf olarak görülebilir. Ancak bahsettiği her şey gereklidir ve çoğu gelişmemiş ülkede daha da fazla olumsuz örnekler yaşanmaktadır. Bu düşünceler çağına göre oldukça sistematik ve cesaret isteyen olgulardır bana göre. Kaderciliğe karşı çıkıp, at gözlüklerini çıkarıp eleştirel gözle bakılmalıdır dünyaya. Özgün bir birey olduğumuzu fark edip, kendi özgürlüğümüz için ezenlere boyun eğmemeliyiz. Oldukça uygulanabilir olduğunu düşünüyorum Freire’in düşüncelerinin. Kısıtlayıcı ancak dönüştürülebilir bir sorun olarak görebilsek bazı şeyleri değiştirme konusunda büyük adımlar atabileceğimizi düşünüyorum. Bireysel olarak bana çok şey kattığını düşündüğüm bu kitabın özellikle eğitimciler tarafından daha sonra öğrenciler tarafından okunması gerektiğine inanıyorum. Aldığımız eğitime kıyaslamalar yapmak, eleştirel gözle bakabilmek, doğru bildiğimiz gerçeklerin yanlışlığını fark etmemizde bize büyük katkıları olacaktır.
  6. 6. Merve Özdemir 26426568436 İngilizce Öğretmenliği 2. Sınıf Eğitim Sosyolojisi Ezilenlerin Pedagojisi: Paulo Freire

×